
375
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Örtüaltı biber yetiştiriciliğinde batı çiçek tripsi, Frankliniella occidentalis (Pergande) (Thysanoptera: Thripidae)'e karşı predatör akar, Amblyseius swirskii (Athias-henriot) (Acari: Phytoseiidae) ve predatör böcek, Orius laevigatus (Fieber) (Hemiptera: Anthocoridae)'un etkinliklerinin ayrı ayrı ve birlikte değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Antalya ilinde hem örtüaltında hem de açıkta yapılan biber yetiştiriciliğinde önemli zararlara yol açan batı çiçek tripsi [Frankliniella occidentalis (Pergande) (Thysoneptera: Thripidae)]'ne karşı, iki önemli biyolojik etmen Amblyseius swirskii (Athias-Henriot) (Acari: Phytoseiidae) ve Orius laevigatus (Fieber) (Hemiptera: Anthocoridae)'un ayrı ayrı ve birlikte etkileri değerlendirilmiştir. Çalışma, Antalya-Konyaaltı'nda (Karatepe köyü, 36° 52' 55" kuzey 30° 33' 12" batı, rakım 46 m) bir cam seranın yaklaşık 100 m2'lik bir bölümünde ard arda iki üretim döneminde (Bahar 2013 ve Güz 2014) yürütülmüştür. Çalışma alanındaki biber bitkileri muameleler için sıralar halinde gruplanmış ve muameleler 3 tekerrürlü olarak tesadüf blokları deneme desenine göre uygulanmış, her tekerrürde muamelesiz kontrol parseli içerilmiş olup her parsel 16 bitkiden oluşmuştur. Muameleler 'O. laevigatus', 'A. swirskii', 'O. laevigatus + A. swirskii', ve 'Muamelesiz kontrol' olarak isimlendirilmiştir. Dikimden 1 gün sonra her parsele 50 adet F. occidentalis ergini salınmış, 7-10 gün sonra da her biri kendi parseline olmak üzere biyolojik etmenler salınmıştır. Muamele etkinlikleri, 15 haftalık periyotta haftalık olarak yapılan sayımlarda zararlının (tripsin) larva, nimf ve erginlerini sayarak değerlendirilmiştir. 'O. laevigatus', 'A. swirskii', 'O. laevigatus + A. swirskii' uygulamaları istatistiki olarak trips populasyonları bakımından birbirlerinden farklı bulunmamışlar, ancak 'Muamelesiz kontrol' parselindeki trips populasyonları ile karşılaştırıldıklarında her iki üretim döneminde de istatistiki olarak (p<0,05) daha düşük trips populasyonlarına sahip olmuşlardır. Bu sonuçlara göre, çalışmada F. occidentalis'e karşı etkinlikleri denenen iki biyolojik mücadele etmeni olan O. laevigatus ve A. swirskii'nin uygulamada farklı sonuçlar göstermediği ve ayrı ayrı uygulandıklarında trips popülasyonları üzerinde sağladıkları kontrolün birbirinden istatistiki olarak farklı olmadığı sonucuna varılmıştır. Bu iki biyolojik mücadele etmeninin birlikte kullanımında ise herhangi bir antagonistik ya da sinerjistik etki oluşturmadığı da ulaşılan diğer bir sonuçtur.
Pamuk beyazsineği Bemisia tabaci (Genn.) (Hemiptera: Aleyrodidae)'nin B ve Q biyotiplerinin farklı insektisitlere direnç geliştirme potansiyelleri ve enzim aktivitelerinin belirlenmesi
Çalışmada tropik ve subtropik bölgelerde geniş yayılım gösteren, birçok sebze ve süs bitkileri üzerinde önemli zarara neden olan, polifag zararlı pamuk beyazsineği Bemisia tabaci (Genn.)'nin B ve Q biyotiplerinin insektisitlere direnç geliştirme potansiyelleri ve enzim aktiviteleri belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan beyazsinek popülasyonlarının biyotipleri mitokondriyal sitokrom oksidaz I gen (mtCOI) bölgesinin sekansına göre belirlenmiştir. B ve Q biyotiplerinin lethal konsantrasyon (LC50) değerlerinin belirlenmesi için cypermethrin ergin dönemine, spiromesifen 1.nimf dönemine, imidacloprid ergin dönemine ve pyriproxyfen beyazsinek yumurtalarına yaprak daldırma metoduyla farklı dozlarda, uygulanarak belirlenmiştir. Biyotipler; aynı metodla herbir insektisit ile ayrı ayrı seleksiyona da tabi tutulmuştur. Cypermethrin ile beş seleksiyon sonunda Q biyotipi 213 kat, B biyotipi 1.35 kat direnç geliştirmiştir. Spiromesifen ile sekiz seleksiyon sonunda Q biyotipi 2 kat, B biyotipi 3. 5 kat direnç geliştirmiştir. Pyriproxyfen ile yedi seleksiyon sonunda Q biyotipi 15.3 kat, B biyotipi 4 kat direnç geliştirmiştir. Imidacloprid ile seleksiyon sonunda B ve Q biyotiplerinde direnç gelişimi gözlemlenmemiştir. Seleksiyon biyoassaylari sonunda biyotiplerin esteraz (EST) aktivitesi, glutathion S-Transferaz (GST), sitokrom P450 Monooksigenaz (P450) ve asetilkolinesteraz (AChE) aktivitelerindeki değişimler de belirlenmiştir. EST aktivitesi cypermethrin seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 128 kat, B biyotipinde 1.35 kat; spiromesifen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 21.5 kat, B biyotipinde 1.61 kat; pyriproxyfen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 22 kat, B biyotipinde 1.60 katlık artış gözlemlenmiştir. EST aktivitelerindeki artışlar Q biyotipinde istatiskiki olarak önemli olurken B biyotipinde istatistiki olarak önemsiz bulunmuştur. Imidacloprid seleksiyonu sonunda B ve Q biyotiplerinin EST aktivitelerinde değişim olmamıştır. AChE aktivitesi cypermethrin seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.69 kat, B biyotipinde 1.71 kat; spiromesifen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 2.26 kat, B biyotipinde 2.50 kat; pyriproxyfen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.92 kat, B biyotipinde 1.83 katlık artış gözlemlenmiştir. AChE aktivitelerindeki artışlar Q ve B biyotiplerinde istatistiki olarak önemli bulunmuştur. Imidacloprid seleksiyonu sonunda B ve Q biyotiplerinin AChE aktivitelerinde değişim olmamıştır. P450 aktivitesi cypermethrin seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.91 kat, B biyotipinde 1.28 kat; spiromesifen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.77 kat, B biyotipinde 1.08 kat; pyriproxyfen seleksiyonu sonunda Q biyotipinde 1.72 kat, B biyotipinde 1.33 katlık artış gözlemlenmiştir. P450 aktivitelerindeki artışlar Q biyotipinde istatistiki olarak önemli olurken B biyotipinde pyriproxyfen hariç istatistiki olarak önemsiz olmuştur. Imidacloprid seleksiyonu sonunda B ve Q biyotiplerinin P450 aktivitelerinde değişim olmamıştır. GST aktivitesinde ise tüm seleksiyonlarda negatif yönde değişim tespit edilmiştir. Sonuç olarak B biyotipinin direnç geliştirme kabiliyetinin kısıtlı olduğu, Q biyotipinin özellikle cypermethrin ve pyriproxyfen'e B biyotipine göre kısa sürede daha fazla direnç geliştirebilme kabiliyetinde olduğu görülmüştür. Cypermethrin, pyriproxyfen ve spiromesifen ile seleksiyonlar sonunda Q biyotipindeki en fazla artış EST aktivitesinde görülürken, B biyotipindeki EST aktivite değerleri yüksek olarak gözlemlenmiştir ancak aktivitedeki artış sahip olduğu direnç yüzünden kısıtlı kalmıştır. Cypermethrin, pyriproxyfen ve spiromesifen direncinde EST aktivitesinin ana direnç mekanizması olduğunu, AChE ve P450 aktivitelerininde verilere göre düşük oranda direnç mekanizmasında etkili olduğu, Q biyotipindeki direnç kabiliyetinin sahip olduğu yüksek EST aktivitesinden kaynaklandığı düşünülmektedir.
Tarihi yapıları tahrip eden bitkilerle mücadele olanaklarının araştırılması
Bu tez çalışması tarihi yapıları tahrip eden bitkilerin mücadele olanaklarının belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla Antalya ili sınırları içerisinde yer alan coğrafik özellikleri birbirinden farklı Termessos ve Perge antik kentlerinde eş zamanlı denemeler kurulmuştur. Bunun için yapılan survey çalışmaları sonucunda yapı duvarları üzerinde yaygın ve yoğun bulunan 19 farklı bitki türünün kontrolünde fiziksel, kimyasal ve mekanik mücadele yöntemlerinin etkinliği araştırılmıştır. Fiziksel mücadele için alevleme, kimyasal mücadele için glyphosate etken maddeli herbisit uygulanmış, mekanik mücadele için ise kesme ya da sökme işlemleri yapılmıştır. Denemeye alınan her tür için uygulamaların etkinliği ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Deneme öncesi yapılan survey çalışmaları neticesinde yapı duvarları üzerinde Termessos antik kentinde 31 familyaya ait 74, Perge antik kentinde 38 familyaya ait 82 bitki türü tespit edilmiştir. Termessos'ta %100 rastlama sıklığı ve %9,5'lik genel kaplama alanı ile en çok rastlanan ve yapıların üzerini örten tür Hedera helix L. (Duvar sarmaşığı) olmuştur. Perge antik kentinde ise %100 rastlama sıklığı ve %2,6'lık genel kaplama alanı ile en çok rastlanan ve yapıları örten türün Parietaria judaica L. (Duvar fesleğeni) olduğu belirlenmiştir. Tarihi yapılara zarar veren 19 yabancı ot türünün kontrolü amacıyla yürütülen çalışmalar neticesinde, herbisit uygulamasının tavsiye dozunda Carduus pycnocephalus L., Picnomon acarna (L.) Cass, Geranium purpureum Vill, Alcea pallida Waldst & Kit, Knautia integrifolia (L.) Bert., Capparis spinosa L., Parieteria judaica L., Heliotropium europeum L., Euphorbia nutans Lag, Ficus carica L., Phagnalon greacum Boiss, Verbena officinalis L., Seteria virdis (L.) P. Beauv ve Amaranthus albus L. türlerini %100 oranında kontrol altına aldığı, fakat Ruscus aculeatus L., Hedera helix L., Ephedra campolylopoda C.A. Meyer, Inula viscosa (L.) Aiton ve Cynodon dactylon (L.) Pers. türlerinde ise yeterince etkili olamadığı belirlenmiştir. Alev uygulaması da benzer şekilde denemeye alınan türlerin büyük bir bölümünü kontrol altına almış, daha da önemlisi kimyasal mücadelenin yetersiz kaldığı H. helix ve R. aculeatus türlerini herbisite kıyasla daha başarılı şekilde kontrol etmiştir. Bununla birlikte alev uygulamasının F. carica, V. officinalis, S viridis ve C. dactylon türlerinde yeterince etkili olamadığı görülmüştür. Mekanik mücadele H. helix, C. spinosa, F. carica, I. viscosa ve C. dactylon hariç diğer türleri tamamı ile kontrol altına almıştır. Özellikle C. spinosa mekanik mücadeleye karşı büyük direnç göstermiş ve çok hızlı rejenere olarak kontrol da ki bitkilerden bile daha fazla kaplama alanı oluşturmuştur. Elde edilen sonuçlar tek bir mücadele yöntemiyle sorun olan bütün yabancı otları kontrol etme ihtimalinin bulunmadığını ortaya koymaktadır. Yabancı ot türlerinin uygulanan yöntemlere vermiş olduğu reaksiyonlar farklı olmuştur. Bu çalışma ile hangi yabancı ot türünün hangi yöntemle daha başarılı bir şekilde kontrol altına alınacağı belirlenmiş ve ilk kez alevleme yönteminin tarihi alanlarda uygulanabilirliği ve etkinliği test edilmiştir.
Domates bakteriyel kanser etmeni Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis ve domates bakteriyel yaprak lekesi etmeni Xanthomonas axonopodis pv. vesicatoria' nın LNA probe'a dayalı real time PCR ile tanısı ve saptanması
Bu çalışmada, Domates Bakteriyel Solgunluk ve Kanser hastalık etmeni Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis (Cmm) ve Domates ve Biber Bakteriyel Yaprak Lekesi hastalık etmeni Xanthomonas axonopodis pv. vesicatoria (Xav)' nin Real-Time PCR ile tanısı ve Real-Time Bio-PCR ile tohumdan ve hastalıklı bitki dokulardan tespitini gerçekleştirmek için hassas ve seçici bir Real-Time PCR yöntemi geliştirilmiştir.Geliştirilen Real-Time PCR yöntemine uygun yeni primer ve probe setinin hassasiyeti farklı Cmm ve Xav strainlerine, farklı cins ve türe ait bitki patojeni bakterilere ve domates ve biber genomik DNA' sına karşı test edilmiştir. 73 bp' lik PCR ürünü tüm Cmm strainlerinden, 69 bp'lik PCR ürünü ise tüm Xav strainlerinden çoğaltılabilirken, Cmm ve Xav olmayan diğer bakteri strainlerinden ve domates ile biber genomik DNA' sından çoğaltılamamıştır. Geliştirilen TaqMan Real-Time PCR yönteminin Cmm ve Xav için direkt bakteriyel süspansiyondan tespitindeki hassasiyet limitleri sırası ile 1 cfu/ml ve 2 cfu/ml , saf genomik DNA' dan ise her iki patojen için 10 pg olarak bulunmuştur. Real-Time PCR yönteminin Cmm ve Xav' nin tohumdan tespitindeki hassasiyet limitleri ise sırası ile 1 cfu/ml ve 2 cfu/ml olarak bulunmuştur. Cmm ve Xav' nin içsel dizi kontrolünün sağlanması için LNA probu kullanılarak geliştirilen bu Real-Time PCR yöntemi seçici hassas ve tekrarlanabilir bir yöntemdir. Bu yöntem Cmm ve Xav' nin hastalıklı bitki dokularından ve tohumlardan hızlı ve hassas bir şekilde tanısında ve tespitinde yaygın olarak kullanılabilecektir.ANAHTAR KELİMELER: Domates, Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis (Cmm), Xanthomonas axonopodis pv. vesicatoria (Xav), RealTime PCR (RT-PCR), Real-Time Bio-PCR, Tespit, Tanı
Börülce tohum böceğinin, Callosobruchus maculatus (F.), (Coleoptera:Bruchidae) farklı populasyonlarında biyolojik parametrelerin incelenmesi ve populasyonlar arasındaki DNA polimorfizminin AFLP tekniği ile taranması
Bu çalışmada Aydın, Antalya ve Isparta'dan toplanan börülce tohum böceğinin (BTB), Callosobruchus maculatus (F.), 7 çeşit/tür nohut, 1 çeşit fasulye ve 1 çeşit börülce olmak üzere 9 tohum genotipinde tercihli ve zorunlu testleme yöntemi ile biyolojik parametreleri gözlemlenilmiştir. Çalışmada populasyonlar arasındaki polimorfizmi belirlemek amacıyla AFLP yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonuçları, Antalya populasyonun diğer iki populasyona göre daha fazla yumurta bıraktığını göstermiştir. Populasyonların en çok yumurta bıraktığı tohum materyalleri börülce, fasulye ve CA2969 nohut çeşidi olmuştur. Bu tohumlardan börülce üzerinde ergin çıkış oranı Aydın, Isparta ve Antalya populasyonlarında sırası ile %84, 80 ve 73 olarak gerçekleşmiştir. Fasulye tohumları üzerinde ergin çıkışı yok denecek kadar az bulunurken, CA2969 nohut çeşidinde oran %45-63 arasında değişmiştir. Tercihli testleme yönteminde en çok yumurta bırakılan genotipler börülce ve fasulye tohumlarıdır. Börülce üzerinden toplanan Aydın ve Isparta populasyonları, börülce ve fasulye tohumlarını eşit oranlarda (%40-45) tercih ederken, Antalya populasyonunda börülce tohumları fasulyeye göre daha fazla (%54 ve 27) tercih edilmiştir. Antalya populasyonu nohut üzerinde yetiştiriliyor olmasına rağmen (36 generasyon), nohut genotiplerini tercihi %13 seviyelerini geçememiştir. Aydın ve Isparta populasyonlarında nohut genotiplerini tercih oranları %10-16 düzeylerinde kalmıştır. Her üç populasyon içinde Yar nohut çeşidinde %80-90 arasında ergin çıkışı görülürken, populasyonların bu genotipi tercih oranları %1-2 düzeyinde kalmıştır. Populasyonların tohumlarda meydana getirdikleri yüzde-kayıp oranlarının her üç populasyon için de börülce tohumlarında birinci sırada olduğu gözlenmiştir.Moleküler çalışmaların sonucunda, Isparta populasyonunda % 83.6, Aydın populasyonunda %72.5 ve Antalya populasyonunda %56,5 oranında polimorfizm seviyesi belirlenmiştir. Populasyonlar arası farklılaşmayı gösteren Gst değerinin çalışma sonucunda 0,50 düzeyinde bulunması, populasyonların farklılaştığını göstermektedir. Populasyonlar arası genetik uzaklıklar ve oluşturulan dendogram incelendiğinde, börülce üzerinden toplanan populasyonların (Aydın Isparta) nohut üzerinden toplanan Antalya populasyonundan genetik olarak daha uzak bulunduğu ve farklı yerde gruplaştığı belirlemiştir.
Akdeniz bölgesi' nde örtüaltı domates üretiminde kullanılan yaygın domates çeşitlerinin domates bakteriyel solgunluk ve kanser hastalık etmeni Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis' e karşı dayanıklılık reaksiyonlarının belirlenmesi
Bu çalışmada, Akdeniz Bölgesi' nde örtü altında yaygın olarak yetiştirilen bazı domates çeşitlerinin bakteriyel Solgunluk ve Kanser hastalık etmeni Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis' e karşı dayanıklılık reaksiyonları belirlenmiştir. Araştırmada bitki materyali olarak Antalya İlindeki ticari domates fidesi üreten firmalardan temin edilen 93 farklı yerli domates çeşidine ait fideler kullanılmıştır. Fideler geliştirme odasında 18 saat ışıklanma süresi ile 8 hafta süresince gündüz sıcaklığı 25 0C, gece sıcaklığı ise 18 0C sıcaklıkta geliştirilmiştir. İnokulasyona hazır hale gelen bitkilere, Antalya' nın Aksu ilçesinden izole edilen Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis 10 straini (1x108 cfu/ml) petiol kesilerek insulin iğnesi ile inokule edilmiştir. Bitkiler, hastalığın düzgün seyri için geliştirme odalarına (Bitki Koruma Bölümü Kontrollü İklim Odaları) aktarılarak gündüz-gece sıcaklığı 26/18 0C' de gelişmeye bırakılmıştır. Hastalık şiddetinin belirlenmesinde Bakteriyel Solgunluk ve Kanser Hastalık etmeninin tipik simptomu olan solgunluk ölçüt alınmıştır. Hastalığa ait simptomlar 17. günden itibaren gözlenmeye başlanmıştır. Yapılan çalışmada hastalığın bitki çeşitlerindeki seyri inokulasyon sonrası 28' inci günde yapılan kontrolle 1-5 skalasına göre analizi yapılmıştır. Elde edilen veriler 1-5 skalasına göre değerlendirilmiştir. Çeşitlerin tamamında büyüme ucu öldüğü için değerlendirme skalasında 1. skala değerinde yer almıştır. Araştırma sonucuna göre test edilen 93 farklı domates çeşidinin tamamının Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis' e karşı dayanıksız olduğu tespit edilmiştir.
Bazı bitki uçucu yağları ve ana bileşenlerinin mantar cecid sinekleri (Diptera: Cecidomyiidae) üzerine fümigant etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, ülkemiz kültür mantarı üretiminde önemli bir yere sahip olan Antalya ili Korkuteli ilçesinde mantar yetiştiriciliği yapılan alanlarda ciddi verim kayıplarına neden olan mantar cecid sinekleri (Diptera: Cecidomyiidae)'ne karşı alternatif mücadele olanakları araştırılmıştır. Bu amaçla anason (Pimpinella anisum L.), okaliptus (Eucalyptus camaldulensis Dehn.), nane (Mentha piperita L.) ve kekikler (Origanum minutiflorum O. Schwarz & P.H. Davis ve Origanum onites L.)'den elde edilen uçucu yağların ve ana bileşenlerinin (sırasıyla; trans-anethole, eucalyptol, menthol, carvacrol ve thymol) mantar cecid sineklerinin erginlerine karşı fümigant etkileri test edilmiştir.Bu çalışmada, kullanılan uçucu yağlar ve ana bileşenlerinin mantar cecid sineklerinin erginleri üzerindeki fümigant etkilerini belirlemek amacıyla farklı doz (1, 5, 10, 20 ve 40 µl/lt hava) ve süreler (1, 4 ve 8 saat) kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, test edilen uçucu yağların mantar cecid sineklerinin erginleri üzerindeki etkinliği sırasıyla nane > okaliptus > kekikler > anason şeklinde olmuştur. Test edilen ana bileşenlerin etkinlik sırası ise; carvacrol > trans-anethole > thymol > eucalyptol > menthol olarak belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan 10 µl/lt hava'lık uygulama dozunun ve 4 saatlik maruz bırakma süresinin test edilen mantar cecid sineklerinin erginleri ile mücadelede en uygulanabilir ve pratik parametreler olduğu sonucuna varılmıştır.Sonuç olarak, bu çalışma ile kültür mantarında önemli kalite ve verim kayıplarına neden olan mantar cecid sineklerine karşı alternatif bir mücadele yöntemi ortaya konmuştur. Yöntemin daha ekonomik ve çevreye çok daha az olumsuz etkisinin olmasından dolayı, yaygınlaştırılması ile mantar cecid sineklerine karşı mücadelede başarı oranı arttırılabilecektir.
Bazı insektisidlerin Frankliniella occidentalis (Pergande) (Thysanoptera: Thripidae) üzerinde sublethal etkileri
Bu çalışmada, Antalya seralarında Kaliforniya çiçek thripsi Frankliniella occidentalis (Pergande)'e ve diğer zararlılara karşı kullanılmakta olan imidacloprid ve spinosad'ın F. occidentalis'de dişi başına larva sayısı, gelişme süresi, ömür ve cinsel oranı üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Her bir test ilacının önceden belirlenen LC30 dozuna daldırılan fasulye yaprak diskleri üzerinde F. occidentalis'in larvaları 24 saat bekletildikten sonra larvalar alınıp temiz disklere aktarılarak canlı kalanların ergin olmaları beklenmiştir. Erginlerin fasulye meyve parçalarına bıraktığı yumurtalardan çıkan larvalar üzerinden ebeveyn dişi başına toplam birinci dönem larva sayıları belirlenmiştir. Her bir test ilacı için elde edilen larvalar üzerinden yumurta açılım süresi, larvadan ergin oluncaya kadar geçen süre ve toplam gelişme süresi ve meydana gelen dişi ve erkek erginlerin cinsiyet oranı belirlenmiştir. Elde edilen verilere göre hem imidacloprid, hem spinosad F. occidentalis'in dişi başına larva sayısını azaltmış, bunun yanı sıra yumurta, larva ve pseudopupa gelişme sürelerini ve toplam gelişme süresini uzatmıştır. Ömrü ise kısaltmıştır. Cinsel oran üzerindeki etkileri ise önemsizdir.
Ateş yanıklığı hastalık etmeni Erwinia amylovora' nın LNA probe kullanılarak kantitatif real-time PCR ile tanısı ve tespiti
Yumuşak çekirdekli meyve ağaçlarında önemli kayıplara neden olan Ateş Yanıklığı Hastalık etmeni Erwinia amylovora' nın LNA prob kullanılarak Kantitatif Real-Time PCR ile hassas ve kısa sürede tanısı ve tespiti yapılmıştır. Bakteriyel patojen, Erwinia amylovora' nın Real-Time PCR yöntemiyle tanısı için, patojenik bakterinin polisakkarit üretiminden sorumlu ve kromozomal ams gen' inin 1,6 kb' lik internal diziliminden prob ve primerler dizayn edilmiştir. Geliştirilen prob ve primerler ile Erwinia amylovora genomundan, planlandığı gibi 63 bp' lik PCR ürünü çoğaltılmıştır. Prob ve primerlerin spesifikliğinin belirlenmesi amacıyla farklı Erwinia amylovora strainleri ve farklı türlere ait bakteriyel izolatlar kullanılmıştır. Farklı bitki patojeni bakterilerin genomlarından hiçbir amplifikasyon tespit edilememesine rağmen, test edilen tüm yerli ve yabancı farklı Erwinia amylovora strainlerinden 63 bp' lik amplifikasyon elde edilmiştir. Geliştirilen primer ve probun hassasiyet limiti direkt bakteriyel süspansiyondan 6 cfu/2 ? , genomik DNA' dan 10 pg olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada geliştirilen prob ve primer kullanılarak gerçekleştirilen Kantitatif Real-Time PCR metoduyla, hastalıklı ve sağlıklı yaprak, sürgün ve çiçeği içeren bitki materyallerinden E. amylovora' nın tespiti yapılarak, hastalık etmeninin çiçeklenme döneminden üretim sezonunun sonuna kadar epifitik populasyonlarının değişimlerinin tespit edilmesine olanak sağlanmıştır.
Domates güvesi Tuta absoluta (Meyrick) (Lepidoptera: Gelechiidae)`nın Batı Akdeniz bölgesi domates üretim alanlarında yayılışının ve populasyon dalgalanmasının saptanması
Tuta absoluta (Meyrick) kökeni Güney Amerika olup, önemli bir domates zararlısıdır. T. absoluta'nın Batı Akdeniz bölgesinde bulaşma alanlarını ve populasyon dalgalanmasını tespit etmek amacıyla yapılan bu çalışma, Gazipaşa, Alanya, Manavgat, Serik, Antalya-Merkez, Kumluca, Demre ve Kaş ilçelerinde yapılmıştır. Bu amaçla 2010 yılı Mart ayından itibaren örtü altı ve açık alanlardaki domates üretim alanlarında delta tipi feromon tuzaklarla ergin populasyonu izlenmiştir. Tuzaklarda 2 haftalık aralıklarla sayımlar yapılmış ve feromon kapsüller 4 haftada bir yenilenmiştir. Örneklemelerin başladığı 2010 yılı Mart ayından itibaren hemen hemen tüm tuzaklarda erginlere rastlanmıştır. Tuzak başına en fazla 327 ergin (20.04.2011 Alanya) yakalanırken, 26.01.2011 tarihinde ise Kumluca'da hiç ergin bireye rastlanmamıştır. Örneklemeler sonucu T. absoluta'nın tüm Batı Akdeniz bölgesinde yaygın olduğu, ergin populasyonun genel olarak ilkbahar ve sonbahar aylarında yükseldiği, yaz ve kış aylarında ise düştüğü saptanmıştır.
Antalya ili Orius (Hemiptera: Anthocoridae) türleri ve Orius majusculus (Reuter)'un biyolojisi ve diyapozu
Bu çalışmada sera sebzelerinde ve süs bitkilerinde polifag bir zararlı olan Kaliforniya çiçek thripsi Frankliniella occidentalis (Pergande) (Thysanoptera: Thripidae)'in predatörü Orius majusculus Reuter (Hemiptera: Anthocoridae)'un biyolojisi ve diyapozu araştırılmış ve Antalya ilinde Orius türleri araştırılmıştır yapılmıştır.Orius majusculus'un gelişmesi, çoğalması ve diyapozu üzerine gün uzunluğunun etkisi 11.5, 12, 12.5, 13.5, 14.5 ve 16 s gün uzunluklarında ve 2400 lüks ışık yoğunluğu, %60±10 oransal nem ve 26±1 0C sıcaklıkta belirlenmiştir. Deneme sonucunda kritik gün uzunluğunun 11.5 ile 12 s arasında olduğu, 11.5 s gün uzunluğunda bütün bireylerin diyapoza girdiği, gelişme sürelerinin 11.5 s gün uzunluğunda daha uzun olduğu belirlenmiştir.Orius majusculus'un gelişmesi, çoğalması ve diyapozu üzerine ışık yoğunluğunun etkisi 10, 25, 50, 100, 200 ve 2400 lüks ışık yoğunluğu, 12.5 s gün uzunluğu, %60±10 oransal nem ve 26±1 0C sıcaklıkta belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda nimf gelişme süreleri 200 lüks ışık yoğunluğunda diğerlerine nazaran daha uzun bulunmuş, yumurta verimleri ve diyapoz oranlarının ışık yoğunluklarından etkilenmediği bulunmuştur.Yüksek sıcaklığın kısa gün uzunluğunda diyapoza etkisini belirlemek amacıyla O. majusculus yumurtadan itibaren 30±1 0C sıcaklık, 11.5 s gün uzunluğu ve 2400 lüks ışık yoğunluğu koşullarına maruz bırakılmıştır. Bu koşullarda hiçbir ergin dişinin diyapozunun sona ermediği gözlenmiştir.Orius majusculus'un 11.5 s gün uzunluğuna duyarlı olduğu biyolojik evreyi ve bu evreye sıcaklığın etkisini belirlemek amacıyla böceklerin farklı evreleri 18 ve 26±10C sabit ve 12 s 10±0C/12 s 26± 0C değişken sıcaklık, 2400 lüks ışık yoğunluğu koşullarında kısa güne maruz bırakılmıştır. Bu çalışmada kısa gün olarak 11.5 s gün uzunluğu, uzun gün olarak da 12.5 s gün uzunluğu kullanılmıştır. Bu deneme sonucunda 18 ve 26 0C sabit sıcaklıklarda% 100 diyapoz görülebilmesi için nimf+ergin evre ve dönemlerinin kısa güne maruz bırakılması gerektiği sonucuna varılmıştır.Orius majusculus'un diyapoz halinde saklanma süresini belirlemek amacıyla böcekler yumurtadan itibaren 11.5 s gün uzunluğu ve 18 0C sıcaklığa maruz bırakılmıştır. Ergin döneme ulaştıktan sonra 1., 2. ve 3. aylarda canlı ve ölü bireyler sayılmıştır. Deneme sonucunda 1., 2. ve 3. aylar sonunda erginlerde ölüm oranları sırasıyla % 17, 45 ve 90 bulunmuştur. Bu denemede diyapozda bekleme süresinin O. majusculus'un çoğalma performansına etkisini belirlemek amacıyla 1. ve 2. aylar sonunda erginlerden 25'er adet dişi alınmıştır ve bunlar 12.5 s gün uzunluğu, 26 0C sıcaklığa maruz bırakılmıştır. Bu çalışma sonunda diyapozda 1 ay bekleyenlerin % 7'si, 2 ay bekleyenlerin % 18'i diyapozu sürdürmüştür. Bu iki denemede yumurta verimleri arasında önemli bir farklılık bulunamamıştır.Antalya ilindeki Orius türlerini ve bunların hangi bitkiler üzerinde ve hangi thrips türleriyle birlikte bulunduklarını belirlemek amacıyla 2009'un Şubat ayından 2010'un Nisan ayına kadar geçen sürede örneklemeler yapılmıştır. Çalışma sonucunla en yaygın tür % 66.2 oranla Orius laevigatus (Fieber), ikinci yaygın tür ise %33.3 oranla Orius niger (Wolff) bulunmuştur. Bu türlere daha çok Vicia faba bitkisi üzerinde rastlanmış ve bunlarla birlikte en fazla bulunan thrips türlerinin Thrips major Uzel ve Frankliniella occidentalis (Pergande) olduğu belirlenmiştir.
Antalya bölgesinden toplanan beyazsinek, Bemisia tabaci (Genn.), (Hemiptera: Aleyrodidae) populasyonlarında para-tip sodyum kanal ve asetilkolinesteraz gen bölgelerindeki mutasyonların saptanması
Pamuk beyazsineği, Bemisia tabaci (Gennadius) (Hemiptera: Aleyrodidae), tüm dünyada birçok kültür bitkisinde görülen çok önemli zararlılardan biridir. Ayrıca, zararlı birçok gruptan insektisite karşı hızla direnç geliştirme kabiliyetine sahip olması nedeniyle kontrolü problemlidir. Bu çalışmanın amacı beyazsineğin Antalya Bölgesi populasyonlarında 4 farklı insektisite karşı direnç durumunu araştırmak ve piretroit ve organik-fosfat grubu insektisitlerle ilişkili kdr ve ace lokuslarındaki mutasyonları ortaya koymaktır.Antalya'nın 6 farklı ilçesinden (7 farklı lokasyondan) toplanan beyazsinek populasyonları üzerinde çalışılmış ve duyarlı populasyon olarak 11.08.2009 tarihinden itibaren Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bitki Koruma Bölümü iklim odalarında patlıcan bitkisi üzerinde yetiştirilen Koçarlı populasyonu kullanılmıştır. Populasyonların direnç düzeyleri daldırma biyoesseyi yöntemi ile ace ve para-tip sodyum kanalı gen bölgelerindeki farklılıklar ise DNA izolasyonu, agaroz jel elektroforezi, Sanger dizi analizi yöntemi ve kapiller elektroforezi kullanılarak tespit edilmiştir.Yapılan biyoessey çalışması sonucunda tüm populasyon direnç düzeylerinin, cypermethrin için 2.2-164.5 arasında, deltamethrin için 0.3-2.9 arasında, chlorpyrifos-ethyl için 0.2-2.9 arasında ve thiamethoxam için 0.3-48.6 kat arasında değiştiği bulunmuştur. ace ve kdr lokusları bakımından hassas popülasyonda dahil olmak üzere tüm popülasyon bireylerinde yapılan DNA dizileme analizi sonucunda literatürde organofosfat direnci ile ilişkilendirilen F331W, piretroit direnci ile ilişkilendirilen L925I mutasyonları saptanmıştır. Piretroit direnç lokusunda bulunan ikinci mutasyon bölgesi T929V açısından ise bütün bireyler hassas alleli taşıdıkları belirlenmiştir. Bu lokusta her iki dayanıklılık allelini taşıyan bireye rastlanmamıştır. Ayrıca dizileme işlemine tabi tutulan bireyin hangi biyotipe ait olduğunu belirlemede mtCOI gen bölgesi taranmış ve referans B. tabaci biyotip bilgileri ile karşılaştırılmış ve tüm populasyonların B biyotipine ait oldukları tespit edilmiştir.Genel olarak sonuçlar, Antalya bölgesi tarla ve örtüaltı alanlarda B. tabaci mücadelesinde organofosforlu ve piretroit grubu insektisitlerin kullanılmasının zararlı üzerinde tam etkili olmayabileceğine, zararlının son yıllarda thiamethoxam'a daha fazla maruz kaldığına ve son 3 yıl içerisinde direnç düzeyinin kontrol sağlanamayacak düzeye ulaştığına işaret etmektedir. Uygulama alanlarında dirençle ilişkilendirilen mutasyonların sabitlenmiş olması, mücadelede seçilecek insektisitlerin asetilkolinesteraz veya sodyum kanal etki mekanizmalı olmaması gerektiğini göstermektedir.
Bazı insektisitlerin domates güvesi, tuta absoluta (meyrick) (lepidoptera: gelechiidae) üzerinde sublethal etkilerinin belirlenmesi
Bu çalışma, ülkemizde domates üretiminde önemli bir yere sahip olan Antalya ilinde domates yetiştiriciliği yapılan alanlarda son zamanlarda önemli bir zararlı olan domates güvesi, Tuta absoluta (Meyrick) (Lepidoptera: Gelechiidae)'ya karşı kullanılan insektisitlerin daha etkin ve bilinçli kullanılması için veri toplamak amacıyla ele alınmıştır. Bu amaçla T. absoluta larvaları, mücadelesinde kullanılmak üzere ruhsat alan dört insektisitin, chlorantraniliprole+abamectin, indoxacarb, azadirachtin ve spinosadın, sublethal dozuna (LC30) maruz bırakılarak gelişme, beslenme ve çoğalması üzerine etkileri araştırılmıştır. İncelenen gelişme, canlılık, çoğalma ve beslenme parametreleri, yumurta, larva, pupa ve toplam gelişme süreleri ve canlılık oranları, dişi başına düşen yumurta sayısı, preovipozisyon, ovipozisyon ve postovipozisyon süreleri, ömür ve generasyon süresi, cinsel oran ve pupa ağırlıklarıdır. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, spinosada maruz bırakılan bireylerin larva ve pupa gelişme süresi önemli derecede kısalırken, yumurta açılım süresi etkilenmemiş, indoxacarb, azadirachtin ve chlorantraniliprole+abamectine maruz bırakılan bireylerin yumurta, larva ve pupa gelişme süresi önemli derecede artmıştır. Spinosad, indoxacarb, azadirachtin ve chlorantraniliprole+abamectin ile muamele edilen bireylerin yumurta, larva, pupa ve genel canlılık oranlarında azalma bulunmuştur. Spinosad, indoxacarb, azadirachtin ve chlorantraniliprole+abamectin ile muamele gören bireylerin dişi başına düşen yumurta sayısında azalış görülmüştür. Spinosad preovipozisyon süresinin kontrole göre artmasına, ovipozisyon ve postoviposizyon sürelerinin kontrole göre azalmasına neden olmuştur. Azadirachtin, preovipozisyon, ovipozisyon ve postovipozisyon sürelerinin kontrole göre önemli derecede azalmasına neden olurken, indoxacarb ve chlorantraniliprole+abamectin preovipozisyon ve postovipozisyon sürelerinin artmasına neden olmuştur. Azadirachtin ile muamele edilenlerin dişi ve erkek ömrü azalmıştır. Chlorantraniliprole+abamectin ile muamele edilenlerin dişi ve erkek ömrü kontrole göre artmıştır. Spinosad, indoxacarb, azadirachtin ve chlorantraniliprole+abamectin T. absoluta 'nın generasyon süresini arttırmıştır. Spinosad, indoxacarb, azadirachtin ve chlorantraniliprole+abamectinin sublethal dozuna maruz kalanların dişi oranı kontrole göre değişmemiştir. Spinosad, indoxacarb, azadirachtin ve chlorantraniliprole+abamectin T. absoluta'nın dişi pupa ağırlıklarını etkilemiş fakat erkek bireylerin pupa ağırlıklarını etkilememiştir. Buna göre adı geçen ilaçlar T. absoluta'nın beslenmesini engellemektedir. Çalışma sonucu, T. absoluta'ya karşı ruhsat almış ya da geçiçi ruhsat almış insektisitlerin yani spinosad, indoxacarb, azadirachtin ve chlorantraniliprole+abamectinin sublethal dozlarının zararlının gelişme, çoğalma ve beslenmesini engellediği, canlılık oranını azalttığı belirlenmiştir. Böylece ilaçların etkisinin ilaçlamalardan sonra canlı kalan bireyler üzerinde sürdüğü kanıtlanmıştır. Dışarıdan bulaşma olmadığı takdirde bu ilaçların kullanıldığı seralarda ilaçlamalardan sonra canlı kalan bireylerde ve bunlardan meydana gelen bireylerde gelişme ve çoğalma bakımından önemli bir gerileme beklenmelidir. Bu etkiden yararlanmak için daha sonra yapılacak ilaçlamalar için acele edilmemelidir. Bu zararlılarla mücadele masraflarının azaltılması, ilaçlara direncin geciktirilmesi, sağlık ve çevresel kaygılarının azaltılması bakımlarından önemlidir.
Bitkisel ve mikrobiyal kökenli preparatların kültür mantarı [Agaricus bisporus (Lange) Imbach]'nda yaş kabarcık (Mycogone perniciosa) ve kuru kabarcık (Verticillium fungicola) hastalık etmenlerine etkilerinin ın vıvo ve ın vıtro koşullarında değerlendirilmesi
Bu çalışmada, ülkemiz kültür mantarı üretiminde önemli bir yere sahip olan Antalya ili Korkuteli ilçesinde mantar yetiştiriciliği yapılan alanlarda son zamanlarda önemli kayıplara yol açan yaş kabarcık (Mycogone perniciosa) ve kuru kabarcık (Verticillium fungicola) hastalıklarına karşı fungisitlere alternatif mücadele materyalleri kullanılması olanakları araştırılmıştır. Bu amaçla, mikrobiyal kaynaklı preparatlardan; Bacillius subtilis, Trichoderma harzianum ve bitkisel kaynaklı preparatlardan; Neemazal ve kekik yağının söz konusu hastalıklara karşı etkinlikleri test edilmiştir. Bu çalışmada, kullanılan mikrobiyal ve bitkisel kaynaklı preparatların kültür mantarlarında görülen bu iki önemli hastalık üzerine etkilerini belirlemek amacıyla in vivo ve in vitro koşullarında farklı dozları (1.00, 1.50 ve 2.00 ml/L) kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre; Mevcut tüm uygulama ve dozları dikkate alındığında, kültür mantarı yaş kabarcık hastalık etmeni M. perniciosa'ya karşı in vivo koşullarıda uygulanan bitkisel kaynaklı preparatlardan Neemazal ve kekik yağı arasında, Neemazal'ın kullanılabilir en etkili preparatve en uygun dozunun ise 1.50 ml/L oldugu belirlenmiştir. Yaş kabarcık hastalığına karşı uygulanan mikrobiyal kaynaklı preparatlardan Bacillius subtilis ve Trichoderma harzianum arasında en etkili preparatın Bacillius subtilis olduğu belirlenmiştir. Bu preparatın en etkili dozunun da 1.50 ml/L olduğu tespit edilmiştir. Kuru kabarcık hastalık etmeni V. fungicola'ya karşı uygulanan bitkisel preparatlardan en etkili olarak Neemazal mikrobiyal kaynaklı preparatlardan ise T. harzianum olduğu saptanmıştır. Trichoderma harzianum'un 1.50 ml/L dozun en etkili doz olduğu belirlenmiştir. Neemazal preparatının 2.00 ml/L lik dozunun da hastalığın kontrolünü aynı derecede sağladığı tespit edilmiştir. Çalışmada kullanılan bitkisel ve mikrobiyal kaynaklı preparatların laboratuvar koşullarında da denemesi yapılmıştır. Yapılan denemelerde, bitkisel kaynaklı preparatlardan etkili maddeleri sırasıyla Azadrichta indica ve Origanum spp.'olan Neemazal ve kekik yağının in vitro koşullarında 1.00, 1.50 ve 2.00ml/L dozlarında söz konusu hastalık etmenlerine karşı etkili olduğu görülmüştür. Mikrobiyal kökenli B. subtilis ve T. harzianum preparatlarının 1.00, 1.50 ve 2.00 ml/L uygulama dozlarında in vitro koşullarında etkili olduğu saptanmıştır. Bu çalışmanın sonuçları bitki ve mikrobiyal kökenli materyallerin kültür mantarlarında önemli kayıplara yol açan kuru kabarcık ve yaş kabarcık hastalıklarını önlemede hâlihazırda yaygın olarak kullanılan fungisit Prokloraz Manganez kadar etkili olduğunu göstermiştir. Bu çalışma çevre ve insan sağlığı bakımından daha güvenli olan bu materyallerin mantardaki bu hastalıkların kontrolünde etkili bir şekilde kullanılabileceği ve fungisitlerin yerini alabilme potansiyeline sahip olduğunu göstermiştir.
Antalya ili, örtü altı domates yetiştiriciliğinde kullanılan bazı pestisitlerin domates güvesi, Tuta absoluta (Meyrick) yumurtaları üzerindeki toksik (Ovisidal) ve sublethal etkilerinin araştırılması
Bu çalışma, ülkemizde domates üretiminde önemli bir yere sahip olan Antalya ilinde domates yetiştiriciliği yapılan alanlarda son zamanlarda önemli bir zararlı olan domates güvesi, Tuta absoluta (Meyrick) (Lepidoptera: Gelechiidae) ve diğer önemli sera zararlılarıyla mücadelede kullanılan pestisitlerin daha etkin ve bilinçli bir şekilde uygulanması için veri toplamak amacıyla ele alınmıştır. Bu amaçla T. absoluta'ya karşı kullanılmak üzere ruhsat alan spinosad, metaflumizone, indoxacarb, azadirachtin ve chlorantraniliprole+abamectin'in yanısıra diğer önemli sera zararlılarına karşı kullanılmak üzere geçici ruhsat alan insektisit ve akarisitlerin, acetamiprid, imidacloprid, pyriproxyfen, pyridaben, malathion, abamectin, emamectin benzoate ve etoxazole'ün T. absoluta yumurtaları üzerindeki ovisidal ve sublethal etkileri araştırılmıştır. İncelenen pestisitlerden spinosad, indoxacarb, azadirachtin, chlorantraniliprole+abamectin, abamectin ve emamectin benzoate ve metaflumizone'un tavsiye dozunda T. absoluta yumurtaları üzerinde %40 ve üzerinde ovisidal etki gösterdiği bulunmuştur. Bunlardan 5'inin yani spinosad, indoxacarb, chlorantraniliprole+abamectin, abamectin ve emamectin benzoate'ın etkisi %100'dür. Ovisidal etkisi olduğu belirlenen yukarıdaki 7 pestisit ve büyüme düzenleyici pyriproxyfen'in sublethal etkilerini belirlemek için bunların sublethal dozları T. absoluta yumurtalarına uygulanarak canlı kalan yumurtalarda ve bunlardan meydana gelen larva, pupa ve erginlerdeki biyolojik etkileri tespit edilmiştir. İncelenen gelişme, canlılık ve çoğalma parametreleri, yumurta, larva, pupa ve toplam gelişme süreleri ve canlılık oranları, dişi başına düşen yumurta sayısı, preovipozisyon, ovipozisyon ve postovipozisyon süreleri, ömür ve cinsel oran ve F1 yumurtalarının canlılık oranıdır. Pestisitlerin sublethal dozlarının uygulamadan sonra canlı kalan bireylerde larva, pupa ve toplam gelişim süresini etkilediği yani kısalttığı, canlılık oranlarında (yumurta, larva ve genel) azalmaya yol açtığı; fekunditeyi ve F1 yumurtalarının canlılık oranlarını azalttığı, ovipozisyon süresi ve dişi ve erkek ömrünü kısalttığı tespit edilmiştir. Burada elde edilen laboratuar bulgularının doğrulanması ve uygulamada yararlanılabilmesi için etkin pestisitlerin sera şartlarındaki etkilerinin araştırılması gerekir. Eğer sera şartlarında ovisidal etki anlamında olumlu sonuçlar alınırsa T. absoluta'ya karşı izlenen kimyasal mücadelenin stratejisi değiştirilerek larva yerine yumurta evresi hedef alınabilir. Sözü edilen pestisitlerin tavsiye dozundan çok daha düşük dozları bile ovisidal etki göstermiştir. Böyle bir strateji değişikliği pestisit uygulamalarının sayısı ve miktarında dikkate değer azalmalar sağlayabilir. Etkin pestisitlerin uygulamadan sonra canlı kalan bireylerde canlılık oranını ve çoğalmayı azaltıcı etkilerinin de olduğunun belirlenmesi T. absoluta mücadelesi için ek bir katkı sağlanabileceğine işaret etmektedir. Sublethal etkilerin doza bağlı olduğunun belirlenmesi halinde yumurta evresinde kullanılacak pestisitlerin dozlarında yapılacak değişikliklerle pestisitlerin etkinliğini arttırmak ve yukarıda olduğu gibi yine pestisit uygulama sıklığını ve kullanılan pestisit miktarını azaltmak mümkün olabilir.
Börülce tohum böceğinin, Callosobruchus maculatus(F), börülce ve nohuttaki konukçu adaptasyonları ve DNA polimorfizminin AFLP tekniği ile belirlenmesi
Bu çalışmada, börülce tohum böceğinin (BTB), Callosobruchus maculatus (F.), nohut ve börülce tohumlarına adaptasyonu araştırılmıştır. Adaptasyonun moleküler aşaması AFLP yöntemi ile biyolojik aşaması ise farklı baklagiller üzerinde BTB populasyonlarının yumurta sayıları ile belirlenmiştir. Adaptasyon çalışmaları sonucunda, BTB başta nohut üzerindeki yumurtlama tercihleri % 4,98 iken 8 generasyon sonunda bu oran % 23,09 olmuştur. Börülcede ise en başta yumurtlama tercihleri % 48,32 iken 8 generasyon sonunda bu oran çok değişmemekle birlikte % 47,72 olduğu saptanmıştır. Bu adaptasyon çalışmaları sonucunda ana populasyon ile birlikte nohut ve börülce populasyonları olmak üzere üç ayrı populasyon oluşturulmuş ve farklı baklagillerde performansları gözlemlenmiştir. Her üç populasyon için farklı baklagil tohumlarında yumurtlama tercihlerine bakılmıştır ve sonuçta her üç populasyon arasında çok fazla fark olmadığı, tercihlerinin birbirlerine yakın olduğu saptanmıştır. Genetik farlılıklar DNA polimorfizminin AFLP tekniği ile ortaya konulmuştur. Populasyonlar arası farklılaşmayı gösteren Gst değeri (0.046) sonucunda populasyonlar arasında genetik bir farklılık olmadığı bulunmuştur. Genetik uzaklık-benzerlik matriksi değerlerine göre hem populasyonlar arasında hem de populasyonların generasyonları arasında genetik olarak herhangi bir fark bulunmamıştır.
Domates (Solanum lycopersicum L.) bakteriyel öz nekrozu hastalık etmenleri Dickeya chrysanthemi, Pectobacterium carotovorum subsp. carotovorum, Pseudomonas cichorii, Pseudomonas corrugata, Pseudomonas fluorescens, Pseudomonas mediterranea ve Pseudomonas viridiflava'nın lna probe kullanılarak real-tıme pcr ile tanısı ve hastalıklı bitki dokularından tespiti
Bu çalışmada domates yetiştiriciliğinde önemli kalite ve ekonomik ürün kayıplarına sebep olan domates öz nekrozu hastalık etmenleri Dickeya chrysanthemi, Pectobacterium carotovorum subsp. carotovorum, Pseudomonas cichorii, Pseudomonas corrugata, Pseudomonas fluorescens, Pseudomonas mediterranea ve Pseudomonas viridiflava'nın LNA (Locked Nucleic Acid) probu kullanılarak Real-Time PCR yöntemi ile hassas ve seçici olarak tanıları ve tespitleri yapılmıştır. Dickeya chrysanthemi, Pectobacterium carotovorum subsp. carotovorum, Pseudomonas cichorii, Pseudomonas corrugata, Pseudomonas fluorescens, Pseudomonas mediterranea ve Pseudomonas viridiflava etmenlerin her birine özel hassas primer ve prob setleri geliştirilmiştir. Geliştirilen primer ve prob setlerinin spesifikliğinin belirlenmesi amacıyla farklı Dickeya chrysanthemi, Pectobacterium carotovorum subsp. carotovorum, Pseudomonas cichorii, Pseudomonas corrugata, Pseudomonas fluorescens, Pseudomonas mediterranea, Pseudomonas viridiflava strainleri ve farklı bitki patojeni bakteriyel izolatlar kullanılmıştır. Farklı bitki patojeni bakterilerin genomlarından hiçbir amplifikasyon tespit edilmemesine rağmen, test edilen tüm yerli ve yabancı Dickeya chrysanthemi strainlerinden 65 bp, Pectobacterium carotovorum subsp. carotovorum strainlerinden 63 bp, Pseudomonas cichorii strainlerinden 73 bp, Pseudomonas corrugata strainlerinden 70 bp, Pseudomonas fluorescens strainlerinden 70 bp, Pseudomonas mediterranea strainlerinden 73 bp ve Pseudomonas viridiflava strainlerinden 77 bp'lik amplifikasyonlar elde edilmiştir. Bu çalışmada geliştirilen yöntemin bakteriyel hücre hassasiyet sınırı Dickeya chrysanthemi için 2 hücre, Pectobacterium carotovorum subsp. carotovorum için 4 hücre, Pseudomonas cichorii için 4 hücre, Pseudomonas corrugata için 4 hücre, Pseudomonas fluorescens için 5 hücre, Pseudomonas mediterranea için 5 hücre, Pseudomonas viridiflava için 2 hücre olarak tespit edilmiştir. Geliştirilen yöntemin DNA düzeyindeki hasasiyet sınırı ise Dickeya chrysanthemi için 12 pg, Pectobacterium carotovorum subsp. carotovorum için 11 pg, Pseudomonas cichorii için 14 pg, Pseudomonas corrugata için 14 pg, Pseudomonas fluorescens için 14 pg, Pseudomonas mediterranea için 13 pg, Pseudomonas viridiflava için 12 pg olarak tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Real-Time PCR yöntemini kullanarak her birine özel primer ve prob setleri geliştirilen domates bakteriyel öz nekrozu hastalığına sebep olan 7 farklı bakteriyel patojen; Dickeya chrysanthemi, Pectobacterium carotovorum subsp. carotovorum, Pseudomonas cichorii, Pseudomonas corrugata, Pseudomonas fluorescens, Pseudomonas mediterranea ve Pseudomonas viridiflava'nın hem bakteriyel hücreden hem de hastalıklı bitki dokularından hızlı (17-27 dk) ve hassas bir düzeyde tanı ve tespitlerinin yapılabileceği ortaya çıkarılmıştır.
Asmada (Vitis vinifera) taç gali hastalık etmeni Rhizobium vitis'in LNA probe kullanılarak real-tıme PCR ile tanısı ve tespiti
Bu çalışmada, asmada (Vitis vinifera) önemli kayıplara neden olan Taç Gali hastalık etmeni Rhizobium vitis'in LNA (Locked Nucleic Acid) prob kullanılarak hem direkt bakteri hücresinden hem de hastalıklı bitki dokularından Real-Time PCR yöntemi ile hassas ve seçici olarak tanısı ve tespiti gerçekleştirilebilmiştir. Oktopin katabolize eden ve Rhizobium vitis strainlerine ait ocs (oktopin sentaz) geninin 475 bç'lik kısmı, nopalin katabolize eden nos (nopalin sentaz) geninin 394 bç'lik kısmı klasik PCR ile çoğaltılmış, PCR ürünlerinin dizi analizi gerçekleştirilerek Real-Time PCR için primer ve prob setleri geliştirilmiştir. Vitopin katabolize eden Rhizobium vitis strainlerine spesifik primer ve prob setleri ise, vis (vitopin sentaz), vitopin iaaM (indol asetik sentaz) ve vitopin virD2 genlerine ait gen bankasındaki diziler kullanılarak geliştirilmiştir. Geliştirilen primer setleri ve probların spesifikliği, farklı Rhizobium vitis strainleri, farklı bitki patojeni bakteriler, asma genomik DNA'sı, baz materyal ve tümör dokularından hazırlanan süspansiyonlar kullanılarak test edilmiştir. Oktopin ve nopalin katabolize eden Rhizobium vitis strainlerinde sırasıyla, 62 ve 78 baz çifti uzunluğunda DNA fragmentleri çoğaltılabilmesine rağmen, farklı bitki patojeni bakterilerde ve asma genomik DNA'sında hiçbir amplifikasyon meydana gelmemiştir. Oktopin ve nopalin katabolize eden Rhizobium vitis strainlerinin tanıları ve tespitleri, bu çalışmada geliştirilen primer ve prob setleri kullanılarak Real-Time PCR yöntemi ile 20-25 dakikada gerçekleştirilebilmiştir. Oktopin ve nopalin straini için geliştirilen Real-Time PCR yönteminin bakteriyel hücre hassasiyet sınırı 1 bakteri hücresi olarak belirlenmiştir. Oktopin ve nopalin strainleri için DNA düzeyindeki hassasiyet sınırı ise 10 pg olarak tespit edilmiştir. Rhizobium vitis'in enfekteli asma baz materyalinden elde edilen bitki özsuyundan ve tümör dokularından hazırlanan süspansiyonlardan tanı ve tespiti gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, Taç Gali hastalık etmeni, Rhizobium vitis'in oktopin, nopalin ve vitopin katabolize eden strainlerinin her birine özel geliştirilen primer ve prob setleri ve Real-Time PCR yöntemi kullanılarak hem direkt bakteriyel hücreden, hem asma bitki özsuyundan, hem de asma ve domates tümör dokularından hızlı ve hassas bir düzeyde tanı ve tespitlerinin yapılabileceği ortaya çıkarılmıştır.
Antalya ili örtüaltı alanlarında aşılı fidelerden yetiştirilen patlıcanlarda görülen vertıcıllıum dahlıae kleb. izolatlarının moleküler yöntemler kullanarak tespit ve tanımlanması
Verticillium dahliae kleb. fungusunun sebep olduğu Verticillium solgunluğu patlıcanların en ciddi ve ekonomik yönden önemli hastalıklarından biridir. Hastalığı önlemenin en etkin yolu dayanıklı anaçlar üzerine aşılanmış patlıcan çeşitleri kullanmaktır. Bununla birlikte son yıllarda Antalya bölgesinde aşılı patlıcanlarda hastalığın yoğun olarak görüldüğü ve ciddi kayıplara sebep olduğu gözlemlenmiştir. Bu çalışmada Antalya ilinde yetiştirilen aşılı patlıcanlardan elde edilen V. dahliae izolatlarının populasyon ve bölgedeki yaygın veya muhtemel yeni ırk yapılarının moleküler yöntemler kullanılarak tespit ve tanımlanmasına çalışılmıştır. Bu amaçla Antalya, Alanya, Aksu, Finike, Gazipaşa, Konyaaltı, Kumluca ve Manavgat ilçelerinde 20 farklı yerde 54 seradan hastalıklı bitkilerden örnekler alınmış ve V.dahliae izolasyonları yapılmıştır. Elde edilen izolatların türe has (species-specific) markör genomik (SSMG) ve ribozomal DNA İntergenik Spacer (IGS) bölgeleri Polymeraze Zincir Reaksiyonu (PCR) ile çoğaltılarak DNA dizilimleri belirlenmiştir. Aşılı patlıcan izolatları DNA dizilim ve filogenetik analizleri kullanılarak kendi aralarında ve dünyanın diğer bölgelerinden farklı bitkilerden izole edilen ve gen bankasındaki dizilimleri bulunan V. dahliae izolatları ile karşılaştırılmış ve patojenin Antalya bölgesinde yaygın olan populasyon ve ırkları tespit edilmiştir. İzolasyon çalışmalarında hastalık örneklerinin toplandığı Manavgat ilçesi dışındaki ilçelerde bulunan 11 yerde toplam 30 serada V. dahliae tespit edilmiştir. Bu izolatlar 9 farklı anaç ve kalem kombinasyonlarından elde edilmiştir. V.dahliae'nin tespit edildiği 30 seranın her birinden alınan tek bir izolat PCR çoğaltmaları ve DNA dizilimlerini elde etmede kullanılmıştır. Japonyadan getirilen ve domateste ırk1 ve ırk2'yi temsil eden 4 izolatda PCR çoğaltmalarına dahil edilmiştir. Otuz aşılı patlıcan ve 4 domates V.dahliae izolatının bu türe has markör genomik bölgesi DB19/DB22 primer çifti kullanılarak yapılan PCR çogaltmaları beklenen520 ila 550 baz arasında bir PCR ürünü vermişlerdir. IGS bölgesi primer çifti VdIGSFI/VdIGSF2 ile çoğaltılan 10 patlıcan ve 3 domates izolatının PCR çoğaltmalarından ise 1800 ila 2000 baz arasında ürünler elde edilmiştir. V. dahliae'ye has markör gen bölgesi DNA dizilim analizleri 24 patlıcan izolatının 526 ve 6 izolatın ise 542 bazlık farklı bir bir dizilime sahip olarak iki farklı izolat grubunu temsil ettiğini göstermiştir. Grup 1 ve 2 olarak adlandırılan bu izolatlar % 100'lük bir benzerlikle V. dahliae'nin Dünyada bu zamana kadar belirlenen 7 seq grublarından seq2 ve seq4 içinde yer almıştır. Grup 1 izolatları, 2 domates ırk2 ve bir ırk1 ii izolatına %100 benzerken grup 2 izolatları % 98'den az benzemişlerdir. IGS DNA dizilimleride patlıcan izolatlarını A ve B grubu olarak ikiye ayırmıştır. Bu iki grup arasındaki benzerlik % 87 civarında bulunmuştur. A grubundaki izolatlar B grubundakilere kıyasla domates ırk2 izolatlarına daha fazla benzerlik göstermişlerdir (sırasıyla % 95 ve % 79). 30 patlıcan, 4 domates ve gen bankasından 46 farklı bitkiden alınan V. dahliae'ye has genomik markör bölgesinin DNA dizilimleri kullanılarak yapılan analizler patlıcan izolatları içinde birbirinden tamamen farklı iki filogenetik grup bulunduğunu göstermektedir. Özellikle birinci grup içindeki izolatlar domates ırk2 izolatlarına daha yakın grup içine girerken ikinci gruptakiler domates izolatlarından ayrı bir grup içinde yer almışlardır. Dünyanın değişik bölgelerinde değişik bitkilerden alınan 42 genbankası DNA diziliminin dâhil edildiği IGS bölgesi analizleride patlıcan izolatlarının 2 farklı fiogenetik grup içinde yer aldığını göstermiştir. Birinci grupta yer alan izolatlar diğer sebze ve domates ırk2 izolatı ile beraber ikinci grupta yer alanlar ise domates ırk1 ve ırk2 ile tamamen ayrı bir grubun içinde yer almışlardır. V. dahliae domates ırk1'e has primer çifti ile yapılan PCR analizleri 30 patlıcan izolatınında ırk1 olmadığını göstermiştir. Bu tez çalışmanın sonuçları V. dahliae'nin Antalya bölgesinde aşılı patlıcanlarda genetik olarak 2 farklı izolat grubu veya populasyonunun olduğunu ortaya çıkarmıştır. Moleküler analizler her iki grup içindeki izolatlarında ırk1 olmadığını teyit etmiştir. Analizler yine birinci gruptaki izolatların ırk2 olabileceğini 2. gruptakilerin ise yeni farklı bir grubu temsil edebileceğini göstermiştir.
Avcı böcek Chrysoperla carnea (Stephens) (Neuroptera: chrysopidae) ile pamuk yaprak biti Aphis gossypii glov. (Homoptera: aphididae) arasındaki ilişkiler üzerinde araştırmalar
ÖZET Bu çalışmada avcı böcek Chrysoperla carnea (Stephens) (Neuroptera : chrysopidae) ile pamuk yaprak biti Aphis gossypii Glov. (Homoptera:Aphididae) arasındaki ilişkiler araştırı lmıştır. Larvaların işlevsel tepkisi 5 tekerrürlü olarak 25±l°C sıcaklık ve 5, 10, 20, 30, 40, 50 ve 60 adet pamuk yaprak biti yoğunluğunda sıcaklığı ve aydınlatma süresi ayarlanabilen ortamda yapılmıştır. Yapılan çalışma sonunda C. carnea' nm 1. dönem larvalarının tükettikleri av miktarı av yoğunluğu 40 oluncaya kadar artmış ve daha sonra ise tükettikleri av miktarında bir azalma olmuştur. 2. ve 3. larva dönemlerinin av tüketimi ise av yoğunluklarına bağlı olarak artmıştır. Tüketim gücü çalışmaları 25±l°C ve 30±1°C sıcaklıklarda 10 tekerrürlü olarak yapılmıştır. Yapılan çalışma sonunda C. carnea larvalarının pamuk yaprak bitini tüketim güçleri de larva dönemleri ilerledikçe artmaktadır. En fazla pamuk yaprak biti tüketimi 3. larva döneminde olmaktadır. 25±1°C ve 30±1 C sıcaklıklarda sırasıyla 1. larva döneminde 53.6, 60.3; 2. larva döneminde 174.4, 88.6; 3. larva döneminde 724.4, 506.7 ve tüm larva gelişimi boyunca 952.4, 655.6 adet pamuk yaprak biti tüketmişlerdir. C. carnea larvalarının gelişme süreleri 25±l°C va 30±i c sıcaklıklarda sırasıyla 1. larva dönemi 3.07, 3.0; 2. larva dönemi 3.07, 2.0; 3. larva döneli 4.21, 3.0 9 ve toplam larva gelişme süresi 10.35, 8.09 gün bulunmuştur. Larvaların gelişme eşiği 7.1°C ve thermalconstantı ise 185.3 günderece olarak tesbit edilmiştir C. carnea larvalarının av":r;a da.yar.ma süresi 25±i°C va VII30±1°C sıcaklıklarda, sırasıyla 1. larva dönemi 3.6, 1.7; 2. larva dönemi 3.7, 2.5; 3. larva dönemi 6.2, 4.4 ve ergin ise 3.7, 2.6 gün açlığa dayanabi lmiştir. C. carnea' nın cinsiyet oranı hem 25°C hem de 30°C sıcaklıkta yaklaşık 1:1 olarak bulunmuştur. VIII
Bazı pamuk zararlılarının pamuk çeşidi ve ilaçlama sayısına bağlı olarak populasyon gelişmesinin araştırılması
BAZI PAMUK ZARARLILARININ PAMUK ÇEŞİDİ ve İLAÇLAMA SAYISINA BAĞLI OLARAK POPULASYON GELİŞMESİNİN ARAŞTIRILMASI Kadri ye ÜLGEN (Yüksek Lisans Tezi) ÖZET Bu çalışmada değişik karekterlere sahip Çukurova 1518, Stonville 453, Çun 82 ve Deltapine 20 çeşitlerinin Antalya ilinde pamuk Üzerinde bulunan önemli zararlılara karşı gösterdikleri dayanıklılık, önemli zararlıların bu çeşitlerdeki populasyon gelişmeleri ile ilaçlama sayısının zararlı populasyonları ve verim üzerine etkileri incelenmiştir. Deneme esnasında önemli zararlılar olarak pamuk beyazsineği (Bemisia tabaci Genn.), yaprak piresi ( Asymmetrasca decedens Paoli), ve pamuk yaprakbiti (Aphis gossypi Glov.) saptanmıştır. Bu zararlılardan özellikle af i t ve pamuk beyazsineğinin populasyonu mevsim başında önemsiz düzeyde kalırken A. decedens ise en önemli zararlı durumunda olmuştur. Pamuk beyazsineği ve afitte populasyon Temmuz sonu Ağustos başında oluşmaya başlamış ve 2. sulama ile birlikte hızla yükselmiştir. Differ zararlıların populasyon düzeyleri ise çok düşük düzeyde seyretmiştir. Denenen çeşitlerden Çukurova 1518 ve Çun 82 çeşitleri önemli zararlılardan biri olan pamuk beyazsineğine karşı daha fazla dayanıklılık göstermiştir. Pamuk beyazsineğine duyarlı olarak Stonville 453 ve Deltapine 20 çeşitleri tesbit edilmiştir. Çukurova 1518 ve Çun 82 çeşitleri, pamuk beyazsineğine karşı dayanıklılık gösterirken, cicadellidlere karşı ise duyarlı olmuştur. Kontrol ile farklı ilaçlama sayıları arasında zararlı gelişmesi bakımından önemli bir fark görülmemiştir. ilaçlama yapılan parsellerde zararlı populasyonu üzerinde ilaçlamanın önemli bir etkisi olmamış, 2 ve 3 ilaçlama yapılan parsellerde sırasıyla pamuk beyazsineği ve afit populasyonları hızla düşmüştür. Verim açısından çeşit ve ilaçlamalar değerlendirildiği zaman önemli farklılıklar görülmüştür. Stonville 453 ve Deltapine 20 çeşitlerinden daha fazla ürün alınmıştır. Çukurova 1518 ve Çun 82 çeşitleri beyazsineğe karşı dayanıklı olmalarına rağmen verimleri düşük olmuştur, ilaçlama açısından verim değerlendirildiği zaman. 3 ilaçlı parsellerden kontrol parsellerine göre daha fazla ürün al ınmışt ir. Pamuk üzerinde çeşitli zararlılara bağlı olarak çok sayıda yararlı böcek türüne de rastlanmıştır. Yararlı böceklerden özellikle coccinellidler ve hemipterler yoğun olarak bulunmuştur. Coccinellid predatörleri içinde özellikle Scymnus türleri yoğun olarak bulunmuştur. Predator hemîpter lerin populasyonu pamuk yaprakbiti, Tnrips tabaci Lind. ve yaprak pirelerinin populasyonlarının yoğun olduğu dönemde artmış, bunların populasyonlarının düştüğü dönemde azalmıştır. Fakat ilaçlama sayısı ve çeşitlerin predator yoğunluğu üzerinde dikkati çeken bir etkisi görülmemiştir. ANA BÎLIM DALI: BITKI KORUMA Yıl: 1994 Sayfa: Jüri: Yrd. Doç. Dr. Hüseyin GÖÇMEN (Danışman) Prof. Dr. irfan TUNÇ Prof. Dr. Oktay YEĞEN
Antalya ilinde bulunan kabuklubit (homoptera:diaspididae) türleri, konukçuları, yayılışları ve doğal düşmanları üzerinde araştırmalar
ANTALYA İLİNDE BULUNAN KABUKLUBÎT (HOMOPTERA: DIASPIDIDAE) TÜRLERİ, KONUKÇULARI, YAYILIŞLARI VE DOĞAL DÜŞMANLARI ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR Fedai ERLER (Yüksek Lisans Tezi) Antalya ilinde bulunan kabuklubit türleri, konukçuları, yayılışları ve bunların doğal düşmanlarının belirlenmesini amaçlayan bu çalışma 1992-1994 yılları arasında yapılmıştır. Çalışmalar sırasında, 17 cinse bağlı 20 kabuklubit türü saptanmıştır. Bulunan türler şunlardır: Aonidiella citrina (Coquillet), Melanaspis inopinata (Leonardi), Targionia- vitis (Signoret), Quadraspidiotus perniciosus (Comstock), Q. marani Zahradnik, Aspidiotus nerii Bouche, Dynaspidiotus britannicus (Newstead), Aonidia lauri (Bouche), Parlatoria oleae (Colvee), Parlatoreopsis longispina Lindinger, Lepidosaphes ulmi (Linnaeus), L. flava Kirkaldy, Salicicola kermanensis (Lindinger), S. pistaciae Balachowsky, Suturaspis archangelşkyae (Lindinger), Pseudaulacaspis pentagona (Targioni-Tozzetti ), Nilotaspis halli (Green), Epidiaspis leperii (Signoret), Unaspis euonymi (Comstock) ve Lineaspis striata (Newstead) ' dır. Bu türlerden L. flava Türkiye faunası için yeni bir tür olabilir. Bunların altfamilya, tribus, cins ve tür tanı anahtarları; sinonimleri, konukçuları, dünya ve Türkiye'deki yayılışları çeşitli literatürden yararlanılarak sunulmuştur. Ayrıca türlerin Antalya'daki durumuna ilişkin faunistik bilgiler ve ergin dişi, pygidium, dişi ve erkek kabuk çizimleri verilmiştir. Kabuklubitlerin predatörleri arasında Goccinell idae familyasından 5, Thysanoptera takımından 1, Acarina takımından 3 tür tespit edilmiştir. ANA BİLÎM DALI: BİTKİ KORUMA Yıl :1994 Jüri : Prof. Dr. İrfan TUNÇ (Danışman) Sayfa: 100 Prof. Dr. Oktay YEĞEN Yrd. Doç. Dr. Hüseyin GÖÇMEN VIII
Scolothrips Longicornis Priesner (Physanoptera: Thrpidae)` nın biyolojisi ve etkinliği üzerinde araştırmalar
SCOLOTHRIPS LONGICORNIS PRÎESNER (THYSA1TOPTERA:THRIPIDAE) » IN BİYOLOJİSİ VE ETKİNLİĞİ ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR Kazan DOĞAN (Yüksek Lisans Tezi) ÖZET Bu çalışmada, Scolothrips long i corn i s', in biyolojisi ve etkinliği araştırılmıştır. Şt longicornis'in, 15+1 °C, 25±1 °C ve 30+1 °C sıcaklıklarda ve 15 saat gün uzunluğunda yumurta açılma süresi, sırasıyla 15, 6 ve 5 gün, dişi ve erkek larva ve pupalarının toplam gelişme süreleri, sırasıyla 20, 16; 8, 7 ve 5, 5 gün olarak bulunmuştur. Ş. longicornis'in, 15+1 °C, 25+1 °C ve 30+1 °C sıcaklıklarda ve 15 saat gün uzunluğunda, dişi ve erkeklerin ömrü sırasıyla, 62, 53; 41, 33 ve 17, 14 gün ve ömrü boyunca bıraktığı yumurta miktarı ise 25+1 °C ve 30+1 °C sıcaklıklarda ve 15 saat gün uzunluğunda, sırasıyla 33 ve 17 adet olarak saptanmıştır. Sj. longicornis, 15±1 "C, 25±1 °C ve 30±1 °C sıcaklıklarda ve 15 saat gün uzunluğunda, larva ve erginlerinin açlığa dayanma süresi sırasıyla, 1. larva döneminde 2, 2 ve 1; 2. larva döneminde 2, 3 ve 1 ve dişi-erkek erginlerde ise 2, 2; 3, 2 ve 1, 1 gün olarak bulunmuştur. S. longicornis, 15±1 °C ve 30+1 °C sıcaklıklarda ve 15 saat gün uzunluğunda, larvalarının gelişmesi için gerekli minimum Tetranychus cinnabar inus Boisd. yumurta miktarının ise sırasıyla 1. dönem larva için 8 ve 8 yumurta; 2. dönem larva için 15 ve 15 yumurta yoğunluğu olarak saptanmıştır. S. long i corn i s larva erginlerinin işlevsel tepkisi 15+1 "C, 25+1 'C ve 30±1 °C sıcaklıkta ve 5, 10, 15, 20, 30 ve 40 adet T cinnabar inus yumurta yoğunluğunda araştırılmış ve Holling tipi işlevsel tepki gösterdikleri bulunmuştur. S. long i corn i s' in 25+1 °C sıcaklıkta ve 15, 13, 11 ve 9 saat gün uzunluğunda yumurta açılma süresi sırasıyla, 5, 6, 8 ve 9 gün, larva ve pupalarının toplam gelişme süreleri, sırasıyla 7, 8, 8 ve gün olarak saptanmıştır. Ş_;_ longicornis'in 25+1 °C sıcaklıkta ve 15, 13, 11 ve 9 saat gün uzunluğunda erginlerin ömrü, sırasıyla 43, 40. 22 ve 21 gün ve ömrü boyunca bıraktığı yumurta miktarı ise sırasıyla 36, 29, 24 ve 16 adet olarak bulunmuştur.
Liriomyza trifolii (burgess) (diptera; agromyzidae)'nin biyolojisi ve doğal düşmanları üzerinde araştırmalar
ÖZ Liriomyza trifolii (BURGESS) (DIPTERA; AGROMYZÎDAE) 'NIN BİYOLOJİSİ VE DOÖAL DÜŞMANLARI ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR Mehmet KEÇECİ Yüksek Lisans Tezi, Bitki Koruma Anabi 1 im Dalı Haziran, 1995, 37 sayfa Bu çalışmada Liriomyza trifolii'nin üç farklı sıcaklıkta (19±1°C, 26±1°C ve 32±1°C) gelişme süresi, ömür uzunluğu, yumurtlama gücü ve aynı sıcaklıklarda üç farklı orantılı nemde (% 40+5, 6215, 85±5) pupa açılma oranları, yumurtlama ve beslenme için konukçu tercihi ve farklı konukçularda gelişme süreleri incelenmiştir. Ayrıca seralarda parazitoid survey yapılmıştır. Bu çalışmalar sonucu, 19, 26 ve 32°C sıcaklıklarda toplam gelişme süresi 26.1, 15.2 ve 11.6 gün; ömür uzunluğu 19, 14 ve 7 gün; yumurtlama gücü 8 2.9, 134.1 ve 42.1 adet yumurta ve aynı sıcaklıklarda pupaların açılma oranları %40 oransal nemde %33.5, %4 1. 0 ve %27.8; %6 2 oransal nemde %66.7, %72.3, %50.0 ve %80 oransal nemde 82.0, 82.3, 74.0, farklı konukçular içerisinde gelişme süreleri 26°C'de börülcede 15.2, patlıcanda 14.7 ve biberde 14.6 gün olarak bulunmuştur. Yumurtlama ve beslenme için ise en fazla börülceyi tercih etmişti r. Parasitoid olarak Hemiptarsenus varicornis (Girault) ve Chrysonotomy i a (Neochrysocharis) fornıasa (Westwood) (Eulophi dae :Hymenop tera) isimli iki tür bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Liriomyza trifolii, biyoloji, Hemiptarsenus varicornis, Chrysonotomy i a f ormasa JÜRİ : Yrd. Doç. Dr. Hüseyin GÖÇMEN : Prof. Dr. irfan TUNÇ : Yrd. Doç. Dr. Mahmut TöR
Kırmızı örümcek, tetranycus cinnabarinus (BOİSD) ( acarı: tetranychidae) populasyonlarının akarisidlere direnci üzerinde araştırmalar
7. SUMMARY Fatih DA?LI (M.S. Thesis) t Resistan.ce levels, potential and stability to dicofol and tedion vere investigated in populations of T. cinn&b&rinus j collected f rom greenhouses in Antalya, Kumluca, Demre, Serik, Manavgat, Aksu, Gazipaşa, Alanya and from cotton in Serik and Manavgat. Responses of T. cinn&b&rinus populations to dicofol and tedion vere measured vi th leaf residue and direct exposure assays (using a Potter Spray-Tover), and then LC50 and LC95 vere calculated. Resistance levels vere determined by dividing the LC50 and LC95 value of each population to LC50 and LC95 value of susceptible populations treated vi th the same doses in laboratory. According to leaf residue assay vith dicofol in females obtained from greenhouses in indicated localities resistance detected, as folds of the susceptibles at LC50 and LC95, respectively, vas 58.2-58.9 in Topçular,18.6-15.4 in Kumlucal, 18.1-7.2 in Kumluca2, 7.4-10.2 in Demrel, 9.3-5.0 in Demre2,43.2-24.8 in Serik,2.6-9.l in Manavgat, 2.2-8.4 in Aksu,13.2-6.2 in Gazipaşa and 57.9-41.7 in Alanya. These values vere 4.0-6.4 and 1.3-1.5 folds in females from cotton grovn in Serik and Manavgat, respectively.In direct exposure assays with dicofol in females from greenhouses in indicated localities resistance levels, as fold of the susceptibles at LC50 and LC95, respectively, were 11.4-17.5 in Topçular, 3.5-2.6 in Kum 1 uca 1, 10.6-5.0 in Kumluca2, 3.3-3.9 in Demrel, 5.5-7.2 Demre2, 10.6-15.8 in Serik, 2.5-8.0 in Manavgat, 4.5-15.8 in Aksu, 25.9-23.9 in Alanya and 7.0-4.3 in Gazipaşa. These values were 2.9-3.3, 1.3-1.2 folds in Serik and Manavgat, respectively. According- to direct exposure assays with tedion in eggs of populations from greenhouses in indicated localities: resistance, as folds of the susceptibles at LG50 and LC95, respectively, ' 2.0-1.6 in Topçular, 4.3-4.9 in Kumlucal, 1.7- 2.3 in Kumluca2, 1.2-4.7 in Demrel, 2.0-20.0 inDemre2, 8.9- 75.9 in Serik, 2.1-1.7 in Manavgat, 10.4-1.4 in Aksu, 7.0- 49.0 in Alanya 6.6-27.5 in Gazipaşa. These values were 3.0- 1.9, 3.7-12.0 folds in Serik and Manavgat, respectively. T, cinnabarinus has a potential to develop resistance to both dicofol and tedion. The resistance level increased to 100 folds (LC50) in T. cinnabar inus populations which were treated with dicofol 16 times in nearly 7 months' period. Resistance to tedion was 50 folds (LC95) in another T. cinnabarinus population which was treated alternatively with dicofol and tedion (each applied 6 and 8 times, respectively). Five months after the selection ceased, resistance level decreased from 100 only to 99 folds (LC50) in populations selected using only dicofol. In another selected population using tedion and dicofol, resistance to tedion decreased from 50 to 2 fold (LC95). These results suggest that the resistance to dicofol was relatively stable for the period tested. The resistance to tedion was, however, shown to decrease significantly in 5 months. Because of instability of tedion resistance, tedion can be used after some time in areas where resistance to tedion already exists. 57
Polyphagotarsonemus latus (banks) (acarı:tarsonemidae)'un biyolojisi üzerine araştırmalar
6. ÖZET Bu çalışmada polifag bir zararlı olan Polyphagotarsonemus lotus (Banks)' un bazı morfolojik özellikleri incelenmiş ve ayrıca biyolojisi farklı sıcaklıklar (18 °C, 26 °C ve 32 °C), farklı oransal nem değerleri (%52, %72 ve %92 oransal nem), farklı ışık yoğunlukları (360,1350 ve2400 Lüx), farklı gün uzunluklarında (16, 12 ve 9 saat aydınlık ) incelenmiş, bazı bitkilerde meydana getirdiği zarar belirtileri de 26 °C sıcaklık 1200 Lüx ışık yoğunluğu, 8 saat gün uzunluğu ve %70 oransal nem değerlerine sahip iklim odalarında belirlenmiştir. P. lotus' un yumurta, nimf, kuyesens ve ergin olarak dört farklı biyolojik dönemi ayırt edilmiştir. Yumurtanın 0.08 eninde ve 0. 12 mm boyunda ve üzerinde beyaz renkli küçük kabarcıklar bulunan bir yapıda olduğu belirlenmiştir. Nimflerin yumurtadan çıktıktan sonra fazla aktif olmadıkları ve şekil olarak ergine benzedikleri tesbit edilmiştir. Nimf döneminin sonlarına doğru bireylerin hareketlerinin yavaşladığı ve bir müddet sonra ince bir kılıf içinde durgun döneme (kuyesens ) girdikleri gözlenmiştir. Kuyesens döneme giren erkek ve dişi bireylerin daha önceden ergin olan erkekler tarafından taşındığı belirlenmiştir. Ergin bireylerin büyüklüğü beslendikleri bitkiye ve ergin yaşma bağlı olmakla birlikte dişinin 0.09 mm eninde ve 0.18 mm boyunda ve erkeğin 0.06 mm eninde ve 0.14 mm boyunda olduğu belirlenmiştir. Ergin dişinin rengi başta kirli san daha sonra ise kehribar renginde olmuştur. Bu çalışmalar sonucunda,yukanda belirtilen sıcaklıklarda toplam gelişme süreleri, sırasıyla 175.20, 92.66 ve 113.70 saat; ömür uzunlukları sırasıyla 218.64, 180.00 ve 208.80 saat ve yumurtlama güçleri sırasıyla 27.41, 27.64 ve 29.54 adet yumurta arasında; belirtilen oransal nemlerde toplam gelişme süreleri sırasıyla 96.03, 92.79 ve 71.28 saat; ömür uzunlukları sırasıyla 296.40, 219.12 ve 176.64 saat ve yumurtlama gücü sırasıyla 23.50, 27.64 ve 29.00 adet yumurta arasında, belirtilen ışık yoğunluklarmda toplam gelişme süreleri sırasıyla 106.70, 101.40 ve 95.41 saat; ömür uzunlukları sırasıyla 315.60, 295.20 ve 296.64 saat ve yumurtlama gücü sırasıyla 29.59, 32.18 ve 27.94 adet yumurta arasında; belirtilen gün uzunluklarında toplam gelişme süreleri sırasıyla, 73.32, 87.15 ve 92.66 saat; ömür uzunlukları sırasıyla 241.68, 271.68 ve 296.88 saat ve yumurtlama güçleri sırasıyla 32.98, 28.35 ve 27.64 adet yumurta olarak bulunmuştur. Bu veriler ışığında, P. lotus' un toplam gelişme süresi ve ömür uzunluğu için denenen farklı sıcaklıklar içinde 26 °C sıcaklık, farklı oransal nemler içinde %92 oransal nem, farklı gün uzunlukları içinde 9 saat gün uzunluğu optimum olmuş ve denenen farklı ışık yoğunluklannımn toplam gelişme süresi ve ömür uzunluğu üzerinde önemli 51derecede farklı etkileri gözlenmemesine rağmen düşük ışık yoğunluklarının populasyon artışını diğerlerine göre biraz daha hızlandırdığı belirlenmiştir. P.kaus' la bulaşık olan farklı bitkilerde ki zarar belirtileri bitki türlerine göre farklılık göstermesine rağmen genel olarak çiçek dökülmeleri, yaprak ve sürgünlerde deformasyon ve renk değişikliği şeklinde ortaya çıkmıştır. 52
Antalya ve çevresinde yetiştirilen sivri biber çeşitlerinin farklı Phytophthora capsici L. izolatlarına gösterdikleri reaksiyonlar
Antalya ve çevresinde sebze seralarında bulunan zararlılar ve doğal düşmanlarının saptanması
oz ANTALYA VE ÇEVRESİNDE SEBZE SERALARINDA BULUNAN ZARARLILAR VE DOĞAL DÜŞMANLARININ SAPTANMASI Emine BULUT Yüksek Lisans Tezi, Bitki Koruma Anabilim Dalı Haziran 1999, 58 Sayfa Bu çalışmada, Antalya ve çevresinde (Uncalı, Topçular, Alanya, Kumluca) domates, biber ve patlıcan seralarında görülen zararlılar, bu zararlıların populasyon gelişmesi ve doğal düşmanları araştırılmıştır. Çalışma sonucunda zararlı olarak Bemisia tabaci Genn., Trialeurodes vaporariorum West. (Horn., Aleyrodidae), Liriomyza huidobrensis (Blanchard), Liriomyza trifolii (Burgess) (Dip., Agromyzidae), Tetranychus sp. (Acari, Tetranychidae), Polyphagotarsonemus lotus (Banks) (Acari, Tarsonemidae), Aphis gosypii Glov., Myzus persicae Sulzer (Hom., Aphididae), Frankliniella occidentalis (Pergande) ve Thrips tabaci Lindeman (Thy., Thripidae) saptanmıştır. Zararlıların doğal düşmanları olarak Neochrysocharis formosa (Westwood), Digfyphus isaea (Walker), Hemiptarsemıs varicornis (Girault), Diglyphus crassinervis (Erdos), Chrysocharis gemma Walker (Hym., Eulophidae), Encarsia sp., Eretmocerus sp. (Hym., Aphelinidae), Asaphes vulgaris (Walker) (Hym., Pteromalidae), Sryphophagus aphidivorus (Mayr) (Hym., Encyrtidae), Chrysoperla cornea Stephens (Neu., Chrysopidae), Orius minitus (L.), Orius niger (W.) (Het: Anthocoridae), Macrolophus caliginosus Wagner (Het., Miridae) ile Braconidae (Hym.), Syrphidae (Dip.) ve Cecidomyiidae (Dip.) familyalarına ait doğal düşmanlar bulunmuştur. Bölgesel olarak en yüksek zararlı ve yararlı populasyonu Uncalı'da ortaya çıkmıştır. Bitkiler arasında en fazla zararlı türü ve yoğunluğu patlıcanda, en az zararlı tür ise biberde görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Sera zararlıları ve doğal düşmanları, Antalya JÜRİ: Doç. Dr. Hüseyin GÖÇMEN Prof. Dr. İrfan TUNÇ Doç. Dr. Osman KARAGÜZEL
Bitki kökenli bileşiklerin böcek ve akarlarla mücadelede kullanılma potansiyeli üzerinde araştırmalar
ÖZET BİTKİ KÖKENLİ BİLEŞİKLERİN BÖCEK VE AKARLARLA MÜCADELEDE KULLANILMA POTANSİYELİ ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR Fedai ERLER Doktora Tezi, Bitki Koruma Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. İrfan TUNÇ Haziran 2000, 120 Sayfa Bu çalışmada, 8 uçucu yağ bileşeninin üç ambar zararlısı böcek (Tribolium confusum du Val., Ephestia kuehniella Zeller ve Sitophilus oryzae L.)' in değişik gelişme dönemlerine (yumurta, larva ve ergin) karşı fumigant toksisitesi test edilmiştir. Test edilen bu 8 bileşenden 4' ü ambar zararlılarına karşı yüksek aktivite göstermiştir. Bunlar; anethole, carvacrol, thymol ve y-terpinene' dir. Menthol ve 1,8-cineole ise test edilen tüm dönemlere karşı düşük aktivite göstermiştir. Genelde S. oryzae erginleri ve E. kuehniella yumurtaları diğer dönemlerden daha hassas bulunurken E. kuehniella larvaları test edilen tüm bileşenlere en az duyarlı dönem olmuştur. LT50 değerleri dikkate alındığında uçucu yağ bileşenleri ambar zararlılarına fumigant etki bakımından aşağıdaki gibi sıralanmıştır: anethole> carvacrol> thymol> y-terpinene> /M;ymene> terpinen~4-ol> l,8-cineole> menthol. Yapılan diğer bir çalışmayla, Y-tüp olfaktometre kullanılarak uçucu yağ bileşenlerinin repellentlik özellikleri T. confusum' un ergin dişilerine karşı değerlendirilmiştir. Y-tüp olfaktometre testlerinde anethole test edilen tüm dozlarda diğer bileşenlere göre T. confusum' a karşı daha yüksek bir repellentlik göstermiştir. 1,8-cineole ve carvacrol anethole' den sonra en yüksek repellent etkiye sahip iki bileşen olmuştur. Yüksek repellentlik özelliği gösteren diğer iki bileşen de sırasıyla thymol ve terpinen-4-ol olmuştur. P-cymene, menthol ve y-terpinene ise orta düzeyde kalan repellentlikler sergilemiştir. Repellentlik artan konsantrasyonla birlikte artarken, uygulama süresinin uzunluğuyla önemli ölçüde azalmıştır. Yapılan paralel bir çalışmayla uçucu yağ bileşenlerinin sera zararlıları (Aphis gossypii Glov., Frankliniella occidentalis Pergande ve Tetranychus cinnabarimıs Boisd.)' nın değişik gelişme dönemlerine olan fumigant aktiviteleri değerlendirilmiştir. Sera zararlılarına karşı yapılan fumigant etki testlerinden elde edilen sonuçlara göre, anethole, carvacrol ve thymol F. occidentalis larvaları dışında sera zararlılarının tüm dönemlerine karşı çok toksik bulunmuşlardır. Menthol ise test edilen tüm dönemlere karşı en az fumigant özellik göstermiştir. Mamafih bileşenlerden hiçbiri F. occidentalis larvalarına karşı önemli bir fumigant etki gösterememiştir. Hem ambar hem de sera zararlılarına karşı yapılan fumigant etki testlerinde uçucu yağ bileşenlerinin etkinliği uygulama süresinin uzunluğuyla önemli ölçüde artmıştır. Keza doz artışıyla da toksisitede önemli bir artış olmuştur.Uçucu yağ bileşenlerinin ovipozisyon engelleme etkileri T. cirmabarinus' a karşı test edilmiştir. Aynı zamanda bırakılan yumurtaların açılabilirliği de hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar T. cirmabarimts erginlerinin fekunditesinin az çok bileşenler tarafından etkilendiğini açıkça göstermiştir. En güçlü ovipozisyon engelleme anethole tarafından meydana getirilmiştir. Anethole' deki O.E.İ. (ovipozisyon engelleme indeksi) diğer bileşenlerden daha yüksek olmuştur. Anethole, ovipozisyon dönemi süresince her dişi tarafından bırakılan toplam yumurta sayısındaki azalma yüzdesi olarak da (%90.4) diğer bileşenlerden daha etkili olduğunu kanıtlamıştır. Keza bırakılan yumurtaların açılabilirliği de büyük ölçüde azalmıştır (%26.7). Anethole' den sonra %68.7 ve %66.8' lik O.E.İ. değerleriyle etkili diğer iki bileşen sırasıyla thymol ve carvacrol olmuştur. Fümigant etki testlerinde orta düzeyde etkili bileşenlerden biri olan terpinen-4-ol yumurta verimine etki bakımından dördüncü sırayı almıştır (O.E.İ. %55.4). y-terpinene ve p-cymene sırasıyla %49.5 ve %44.7' lik O.E.İ. değerleriyle orta düzeyde etkili iki bileşen olmuştur. Menthol ve 1,8-cineole fümigant etki testlerinde olduğu gibi sırasıyla sağladıkları %43.7 ve %42.0' lik O.E.İ. değerleriyle en düşük etkiye sahip iki bileşen olmuştur. Uçucu yağ bileşenlerinin gelişme dönemlerinin süresi üzerine olan etkilerini belirlemek için yapılan testlerde yeni çıkmış T cirmabarinus larvaları kullanılmıştır. Sonuç olarak olgunlaşmamış dönemlerin ve ergin süresinin çok az ya da biç etkilenmediği görülmüştür. Fitotoksisite bakımından menthol, terpinen-4-ol ve thymol test edilen en toksik bileşenler olurken, 1,8-cineole, carvacrol ve y-terpinene bunları izlemiştir. Sanki don vuruğu benzeri pörsüme, renksizleşme ve nihayet tüm bitkilerin kuruması gibi bazı fitotoksisite simptomlan gözlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Uçucu yağ bileşenleri, fümigant, repellent, geciktirici, toksisite, ambar zararlıları, Tribolium confusum, Sitophüus oryzae, Ephestia kuehniella, sera zararlıları, Aphis gossypii, Frankliniella occidentatis, Tetranychus cirmabarinus. JÜRİ: Prof. Dr. İrfan TUNÇ Doç. Dr. Hüseyin GÖÇMEN Prof. Dr. Özdemir ALAOĞLU u
Azadirachtin'in bazı sebze zararlılarına karşı etkinliği üzerine araştırmalar
ÖZET AZADİRACHTİN'İN BAZI SEBZE ZARARLILARINA KARŞI ETKİNLİĞİ ÜZERİNE ARAŞTIRMALAR NURDAN ÇERİBAŞI Yüksek Lisans Tezi, Bitki Koruma Anabilim Dalı Mayıs, 2001, 66 sayfa Yapılan çalışmada azadirachtin'in önemli zararlılardan olan Bemisia tabaci (Genn), Tetranychus cinnabarimıs Boisd ve Frankliniella occidentalis (Pergande) üzerine etkinliği araştırılmıştır. Azadirachtin'in 10, 20, 40 ve 60 ppm'lik dozları bu zararlıların ergin öncesi dönemleri ve ergin dönemi üzerine denenmiştir. Alınan sonuçlarda azadirachtin'in B. tabaci ve F. occidentalis' 'in larva ve T. cinnabar inus' un larva ve nimf dönemi üzerine etkili olduğu, larva ve nimf süresini uzattığı, ergin çıkışlarını engellediği ve B. tabaci yumurtaları haricinde diğer türlerin yumurtalarının açılışını azalttığı saptanmıştır. Ayrıca ergin öncesi dönemler içerisinde genç dönemlerin yaşlı dönemlere göre azadirachtin'e daha hassas olduğu saptanmıştır. Her üç türde de ergin bireyler üzerine azadirachtin'in uzaklaştırıcı ve ovipozisyonu engelleyici etkisi olduğu belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Azadirachtin, Tetranychus cinnabarinus, Bemisia tabaci, Frankliniella occidentalis, neem, Azadirachta indica. JÜRİ: Doç. Dr. Hüseyin Göçmen (Danışman) Prof. Dr. İrfan Tunç Prof. Dr. Muharrem Certel
Bazı uçucu yağlar ile bileşenlerinin Frankliniella occidentalis (Pergande) (Thysanoptera: Thripidae)'e kontakt toksisitesi uzaklaştırıcı ve çoğalmayı önleyici etkileri
Bu çalışmada anason (Pimpinella anisum L.), kimyon (Cuminum cyminum L.), kekik (Oryganum syriacum var bevanii Holmess), adaçayı (Salvia officinalis L.) ve defne (Laurus nobilis L.) den ekstrakte edilen bitkisel uçucu yağlar ile anethole, thymol, carvacrol, eucalyptol (1,8 cineole) ve p-cymene uçucu yağ birleşenlerinin seralarda önemli bir zararlı olan Frankliniella occidentalis (Pergande) üzerine olan kontakt toksisitesi ile repellent (uzaklaştırıcı) ve gelişmeyi-çoğalmayı engelleyici etkileri araştırılmıştır. Repellent haricindeki diğer testlerde F.occidentalis' in 2. dönem dişi larvaları kullanılmıştır. Kontakt toksisite denemelerinde uçucu yağlar ile birleşenlerinin 25, 50, 100 ve 200 ppm' lik dozları, repellent denemelerde 2, 4 ve 8 ul/1 ile ovipozisyon denemelerinde 1.9, 3.8 ve 7.6 mg/1 dozları uygulanmıştır. Alınan sonuçlarda tüm uçucu yağların F. occidentalis' in fekunditesini ve yumurta açılışını azalttığı saptanmıştır. Buna karşılık yumurta açılma süresine, larva-pupa ve ovipozisyon süresi ile ömür üzerine etkili olmadığı tespit edilmiştir. Uçucu yağlar ve bileşenlerinin F. occidentalis" e karşı kontakt ve repellent etkisi önemli bulunmamakla birlikte, bileşenlerin repellent ve kontakt etki olarak uçucu yağlardan daha yüksek biyolojik aktiviteye sahip oldukları görülmüştür.ANAHTAR KELİMELER: Sera zararlıları, Frankliniella occidentalis, Uçucu yağlar, Uçucu yağ bileşenleri, Repellent, Kontakt toksisite, Gelişme ve çoğalmayı engelleme
Batı Akdeniz bölgesindeki Rosaceae familyası bitkilerinde görülen Erwinia amylovora (Burr.) Winslow et.al. izolatlarının patolojik, biyokimyasal ve PCR ile tanılarının yapılması
Çiçek thripsi, Frankliniella occidentalis (Pergande) (Thysanoptera: Thripidae)'in 5 insektisid: Abamectin, cypermethrin, endosulfan, malothion ve methomyl'e olan duyarlılığı üzerinde araştırmalar
Bu çalışmada Antalya ve ilçelerinde 7 farklı Frankliniella occidentalis (Pergande) populasyonumm 5 farklı gruptan insektiside; abamectin, cypermethrin, endosulfan, malathion ve methomyl'e olan duyarlılık düzeyleri değerlendirilmiştir. Bundan başka direnç potansiyeli, çoklu (multipl) direnç spektrumlan, serada larvalara etkinlikleri ve direnç düzeylerinin mücadelede başarıya etkisi araştırılmıştır. Laboratuvar biyoesseylerinde yaprak kalıntı yöntemi kullanılmıştır. 4-6 seri ilaç konsantrasyonu potter spray tower yardımıyla fasulye yapraklarından alman disklere püskürtülmüştür. 1 gün sonra bu diskler test hücrelerine yerleştirilerek üzerine F. occidentalis ergin dişileri bırakılmıştır. Thripsler 2 gün süreyle ilaç kalıntılarına maruz bırakılmıştır. Elde edilen canlı-ölü thrips sayılarından probit analiz programıyla lethal konsantrasyon değerleri (LC50 ve LC90) ve direnç düzeyleri belirlenmiştir. Laboratuvarda düzenlenen seleksiyon çalışmasında duyarlı F. occidentalis ırkından elde edilen 5 ayrı koloni söz konusu ilaçlarla seleksiyona tabi tutulmuştur. Laboratuvar çalışmalarında kullanılan tüm F. occidentalis populasyonlan pleksiglas kafesler içine yerleştirilen fasulye bitkileri üzerinde, 26+1 °C sıcaklıkta ve 16:8 h (aydınlıkkaranlık) gün uzunluğunda iklim odalarında muhafaza edilmiştir. İlaçların arazide thrips larvalarına etkinliklerini belirlemek için patlıcan yetiştirilen bir serada deneme yapılmıştır. Değerlendirmelerde uygulamadan 1 gün önce ve 1,3,7 gün sonra örnek alınan patlıcan yapraklarında canlı-ölü larva sayıları kaydedilmiştir. Antalya ve ilçelerinden alınan 7 farklı F. occidentalis populasyonunda cypermethrin dışında kalan söz konusu diğer ilaçlara direnç oldukça düşük düzeylerde tespit edilmiştir. Yaprak kalıntı denemeleriyle populasyonlarda elde edilen direnç düzeyleri; abamectin' e LCso'ye göre 0.8-1.8 kat, LCgo'a göre 1.3-2.4 kat, cypermethrin'e LCso'ye göre 16-1 2.2 kat, LC9o'a göre 2.9-9.6 kat, endosulfan'a LCso'ye göre 0.9-2. 1 kat, LCgo'a göre 0.9-2.4 kat, malathion'a LCso'ye göre 1.0-2.5 kat, LCgo'a göre 1.0-2.7 kat ve methomyl'e LCso'ye göre 0.8-1.9 kat, LCgo'a göre 1.4-3.1 kat arasındadır. Cypermethrin'e 1.6-12.2 kat arasında ortaya çıkan direnç düzeyleri Antalya ve ilçelerinde F. occidentalis populasyonlarında bu ilaca orta düzeylere ulaşan bir direncinvarlığını göstermiştir. Örnek alman tüm populasyonlarda abamectin, endosulfen, malathion ve methomyl'e en yüksek direnç düzeyi 3. 1 kat olarak bulunmuştur. Yaklaşık 6 aylık sürede 27 defa cypermethrin uygulaması yapılan duyarlı F. occidentalis ırkında cypermethrine direnç LCso'ye göre 28.0 kat, LCs>o'a göre 39.9 kat artmıştır. Bu ırkın seleksiyonda kullanılmayan diğer 4 ilaç; abamectin, endosulfan, malathion ve methomyl'e sırasıyla (LCso'ye göre) 0.8 kat, (LCso'y0 göre) 2.0 kat, (LCso'ye göre) 3.2 kat ve (LCgo'a göre) 2.6 kat çoklu direnç gösterdiği tespit edilmiştir. 27 defe cypermethrin uygulanan F. occidentalis ırkına daha sonra 17 defalık cypermethrin seleksiyonu gerçekleştirildiğinde cypermethrin'e direnç, LCso'ye göre 139 kata, LCgo'a göre 110 kata kadar çıkmıştır. Bu sonuçlar F. occidentalis' de cypermethrine karşı önemli ölçüde direnç kazanma potansiyeli olduğunu göstermiştir. Diğer seleksiyon çalışmalarında abamectin, endosulfan, malathion ve methomyl'le sırasıyla 6, 7, 12 ve 9 defa uygulama yapılmıştır. Ancak bu seleksiyon çalışmalarının hiçbirinde biyoesseyler için yeterli sayıda thrips çoğaltılamamıştır. Sera denemelerinde methomyl, endosulfan ve malathion'un thrips larvalarına karşı en yüksek etki düzeyleri sırasıyla %99, %87 ve %86'dır. Abamectin etkisini tedricen artırarak 7. günde %72'ye kadar çıkarmıştır. Cypermethrin %52'lik etki düzeyiyle en düşük etkiyi gösteren ilaç olmuştur. Bu seradan alınan F. occidentalis populasyonunda abamectin, cypermethrin, endosulfen, malathion ve methomyle direnç düzeyleri 0.9-4.8 kat arasında değişmektedir. Bu sonuçlar bu düzeylerdeki direncin arazide elde edilen başarıya önemli bir etkide bulunmadığını göstermektedir. Çalışmada ortaya çıkan sonuçlar, F. occidentalis'le kimyasal mücadelelerde cypermethrin'den sakınılması gerektiğini ve farklı sınıflarda yer alan söz konusu diğer 4 ilaç; abamectin, endosulfen, malathion ve methomyl'in direnç yönetim taktikleriyle birlikte integre mücadele programlarında başarılı bir şekilde kullanılabileceğini göstermektedir. ANAHTAR KELİMELER: Franklinietta occidentalis, insektisid direnci, direnç potansiyeli abamectin, cypermethrin, endosulfan, malathion, methomyl, serada etkinlikleri
Organik domates yetiştiriciliğinde Alternaria alternata (Fr.) Keissler ile mücadele olanakları
Bu çalışma, organik tarla domatesi yeti?tiriciliğinde sorun olan Alternaria alternata (Fr.) Keissler'a kar?ı klasik mücadele ve tahmin-uyarı yönteminden yararlanarak biyolojik ve kimyasal bazı preparatların etkinliklerini saptamak amacıyla ele alınmı?tır. Çalı?ma Manisa ilinde, 2009 ve 2010 üretim sezonunda Rapunzel firması ile sözle?meli organik domates yeti?tiriciliği yapan dört üretici tarlasında yürütülmü?tür. Denemelerde bakır hidroksit (Champion WP), Bacillus subtilis (Serenade SC), potasyum bikarbonat (Armicarb) ve Reynoutria sachalinensis ekstraktı (Regalia) kullanılmı?tır. Denemeler doğal enfeksiyon ko?ullarında, tesadüf blokları deneme desenine göre tahmin- uyarı ve klasik olmak üzere iki faktörlü, be? karakterli (4 uygulama+kontrol) ve dört tekerrürlü olarak yürütülmü?tür. Tahmin-uyarı yönteminde Tom-Cast modeli kullanılmı?tır. Klasik ilaçlama programına göre deneme tarlalarında toplam 6 veya 7 ilaçlama yapılırken, Tom-Cast tahmin ve uyarı sistemine göre toplam 2 veya 3 ilaçlama yapılmı?tır. 2009 ve 2010 yıllarına ait hastalık ?iddeti indeksi değerlendirildiğinde, 2009 yılında her iki üreticide, 2010 yılında da ikinci üreticide klasik ile Tom-Cast ilaçlama programları arasında istatistiki bir fark olmadığı görülmü?tür. Hastalık ?iddeti indeksi açısından değerlendirildiğinde, her iki yılda da üretici tarlalarında fungisit uygulamaları hiç uygulama yapılmayan kontrola göre istatistiki olarak farklı bulunmu?tur. En yüksek etki 2009 yılında bakır hidroksit uygulamalarından (% 27.5 ve %39.4) elde edilmi?tir. 2010 yılında en yüksek etki bir üreticide Reynoutria sachalinensis (% 45.91) uygulamasından alınmı?, bunu % 43.54 ile bakır hidroksit, %42.95 ile Bacillus subtilis, % 40.87 ile potasyum bikarbonat uygulamaları izlemi?tir. Buna kar?ın ikinci üreticide 2010 yılında fungisit uygulamaları Bacillus subtilis, Reynoutria sachalinensis , bakır hidroksit ve potasyum bikarbonat için sırasıyla % 50.99, %50.59, % 47.02 ve %44.38 bulunmu?tur. Verim değerleri açısından ise bir üretici hariç klasik ile Tom-Cast ilaçlama programları arasında istatistiki bir fark olmadığı görülmü?tür. Her iki yılda da ikinci üreticilerde uygulamalara ait verim değerleri kontrolden farklı bulunmu?tur.Anahtar Sözcükler: organik domates, bakır hidroksit, Bacillus subtilis, potasyum bikarbonat, Reynoutria sachalinensis, Tom- Cast
Bitki aktivatörü olarak geliştirilmiş "AkseBio" preparatının toprak kökenli bazı fungal birki patojenlerine etki mekanizmasının araştırılması
Gül-ekin yaprak bitine [Metopolophium dirhodum (Walker), Hem.:Aphididae] karşı bazı doğal insektisitlerin etkileri
Çalışma 2010-2011 yıllarında gülde (Rosa hybrida L. cv. `First Red') zararlı yaprakbiti türlerinden Metopolophium dirhodum'a (Walker) (Hem., Aphididae) bazı doğal maddelerin (kaolin, insektisidal sabun, neem yağı sabunu, spinosad) etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu maddelerin M. dirhodum'a doğrudan etkileri, kalıntı etkileri ve uzaklaştırıcı etkileri sera ve laboratuvar koşullarında belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, insektisidal sabun deneme sonrası iki beşinci güne kadar %50.45'in üzerinde etki göstermiştir. Neem yağı sabunu bir denemede düşük etkili (%15.09-%19.71) bulunmuş, ikinci denemede ise %36.96-%72.27 arasında etki göstermiştir. Kaolin uygulamasının iki kez tekrarlanması olumlu sonuç vermiş ve etki %66.87'e ulaşmıştır. Laboratuvar koşullarında doğal maddelerin kalıntı etkileri araştırılmış ve bu maddelerin kalıntılarının M. dirhodum'a etkisiz bulunmuştur. Tercih denemelerinde kaolin, neem yağı sabunu ve insektisidal sabunun M. dirhodum erginlerini uzaklaştırdığı, bireylerin kontrol bölgesini tercih ettikleri görülmüştür. Neem yağı sabunu, M. dirhodum'un nimf sayısı, ömür ve nimf dönemlerinin sürelerini etkilememiştir. Kaolinin bitki yüzeyinde oluşturduğu beyaz tabaka dezavantaj olmakla birlikte kaolinin on gün, insektisidal sabun ve neem yağı sabununun beş veya yedi gün aralıklarla uygulanmasıyla M. dirhodum'un baskı altına alınabileceği, bu maddelerin sentetik kimyasallara alternatif olabileceği görülmüştür.
Aydın ili I. ve II. ürün mısır üretim alanlarında feromon tuzağı kullanılarak Sesamia nonagrioides Lef., (Lep.:Noctuidae) ve Ostrinia nubilalis Hbn., (Lep.:Crambidae)'nin populasyon değişimlerinin ve zararlarının saptanması
Çalışma, 2010 yılında Çine, Germencik, Koçarlı, ve Nazilli'de I. v II. ürün mısır ekim alanlarında feromon tuzakları kullanılarak Sesamia nonagrioides ve Ostrinia nubilalis'in populasyon değişimleri ve zarar durumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma sonunda, zararlının sezon boyunca yılda 2-3 döl verdikleri, her iki zararlının I. üründe görülmemesine karşılık, II. üründe daha yoğun görüldüğü saptanmıştır. Sesamia nonagrioides'in sapta bulaşma oranları, larva miktarları, galeri sayısı ve galeri uzunluğununhasat sonuna doğru arttığı gözlenmiştir. Sesamia nonagrioides larvaları bitkinin daha çok sap kısmında görülmüştür. Sapta bulaşmanın yanı sıra her iki türe çok az miktarda da olsa koçanlarda rastlanmış olup, ekonomik açıdan önemli bulunmamıştır. Sesamia nonagrioides ve Ostrinia nubilalis'in larva miktarları ile bitki boyu, koçan yüksekliği, koçan ağırlığı, koçan çapı, koçan dane sayısı,yaş ve kuru dane verimi arasında negatif bir korelasyon; sap çapı ve koçan uzunluğu arasında pozitif bir korelasyon saptanmış ancak, önemsiz bulunmuştur. Ostrinia nubilalis'in galeri sayısı ve toplam galeri uzunluğu ile agronomik değerler arasında negatif bir korelasyon saptanmış ancak, önemsiz bulunmuştur. Sesamia nonagrioides'in galeri sayısı ve toplam galeri uzunluğu ile agronomik değerler arasında negatif bir korelasyon saptanmış ve önemli bulunmuştur. Sonuç olarak, Sesamia nonagrioides'in II. üründe potansiyel bir zararlı olduğu ve larva miktarından çok galeri uzunluklarının verim değerleri üzerinde etkili olduğu görülmüştür. Bu nedenle zararlı ile mücadelede II. üründe toleranslı mısır çeşitleri ile ilgili çalışmalara ağırlık verilmesi önerilmektedir.
Entomopatojen nematod (Steinernematidae ve Heterorhabtidae) tür kombinasyonlarının curculio elephas (Col: Curculionidae) ve polyphylla fullo (Col: Scarabaeidae) larvalarına etkisi
Bu tez çalışması kapsamında daha önce nematod enfeksiyonuna direnç gösterdikleri bilinen Kestane meyve kurdu Curculio elephas (Coleoptera: Curculionidae) ile çilek, asma ve çeşitli meyve ağaçlarının köklerinde zarar yapan haziran böceği Polyphylla fullo (Coleoptera:Scarabaeidae) larvalarına karşı farklı entomopatojen nematod türleri farklı konsantrasyonlarda 50 ve 100 IJ etkinlik denemeleri yapılmıştır. C. elephas larvaları ile yapılan denemelerde en düşük mortaliteyi Steinernema glaseri türü (%21) en yüksek mortaliteyi Heterorhabditis bacteriophora (%56) tür göstermiştir. Farklı nematod türleri ikili ve üçlü kombinasyonlar halinde kullanıldığında genel olarak sinerjitik bir etki meydana gelmiştir. Her ne kadar nematod kombinasyonları daha fazla ölüm oranı meydana getirmiş olsa da yapılan istatistiksel analizler aradaki farkın önemli olmadığını göstermiştir. Ayrıca kullanılan iki farklı nematod konsantrasyonundan elde edilen veriler arasında da istatistiksel bir farkın olmadığı belirlenmiştir. P.fullo larvalarına karşı denemelerde entomopatojen nematodların etkinliklerinin çok düşük olduğu anlaşılmıştır. Bunların içerisinde 50 IJ için en düşük infektiviteyi S.glaseri (%2,9), en yüksek infektiviteyi ise S. glaseri + H. bacteriophora (%6,3) kombinasyonu göstermiştir. Yapılan saksı denemelerinde S. glaseri `ın plastik kap denemelerinde olduğu gibi P.fullo larvalarına karşı en etkisiz tür olduğu ( %4,7), S.glaseri + H. bacteriophora kombinasyonunun ise %19 ile en etkili uygulama olduğu belirlenmiştir.
Salkım güvesi [Lobesia botrana Denis & Schiffmüller (Lep.: Tortricidae)]'nin bazı insektisitlere karşı direnç durumu
Salkım güvesi (Lobesia botrana Lepidoptera: Tortricidae) en önemli bağ zararlılarından biridir. Türkiye üzüm üretiminin % 35'inin gerçekleştiği Manisa ilinde önemli zararlara sebep olmakta ve mücadelesi için kimyasal mücadele uygulanmaktadır. Yoğun kimyasal kullanımın getirdiği önemli sorunlardan birisi direnç oluşumudur. Manisa ilinde salkım güvesinin insektisitlere karşı direnç durumunun araştırılması ve hangi enzimlerin bundan sorumlu olduğunun belirlenmesi, elde edilen sonuçlara göre ilaçlama programlarının hazırlanması bu çalışmada amaçlanmıştır. Bölgede en yaygın kullanılan insektisitlerden Emamectin benzoate, Spinosad, Lambda-cyhalothrin, Indoxacarb, Chlorpyrifos-ethyl etkili maddeleri larvalara uygulanarak bioassay ve biyokimyasal analizleri yapılarak LD50 değerleri belirlenmiştir. Toksikolojik testler sonucunda Alaşehir popülasyonda Lambda-cyhalothrin ve Indoxacarb LD50 ve LD90 değerleri Sarıgöl popülasyonuna göre yüksek bulunmuştur. Sarıgöl popülasyonunda ise Chlorpyriofs-ethyl, Emamectin benzoate ve Spinosad LD50 değerleri diğer popülasyona göre daha yüksek değerde saptanmıştır. Yapılan enzim analizi sonucunda ise EST enzimi Alaşehir popülasyonu için 9.48 nmol ? -naphtol mg protein-1 dakika-1 değeri ile Sarıgöl popülasyonuna göre daha yüksek bulunmuştur. GST enzimi ise SP'de 0.041 mM glutathione konjugat mg protein-1 dakika-1 olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak salkım güvesinin direnç miktarını belirlemede ileri çalışmaların yapılması gerektiği düşünülmektedir.
Aydın ilinde sera domateslerinde toprak kaynaklı bakteriyel hastalıkların saptanması
Bu çalışma, Aralık 1999-Şubat 2000 tarihleri arasında Aydın İli ve ilçelerinde örtü altı domates alanlarında Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis, Pseudomonas corrugata ve yumuşak çürüklük grubu Erwinia sp. varlığını saptamak amacıyla yapılmıştır. 2000 yaz dönemi (Şubat?Temmuz)'nde Aydın İlinde incelenen toplam 89 domates serasından toplanan örnekler değerlendirildiğinde herhangi bir bakteriyel patojene rastlanmamıştır. Bu vejetasyonu takip eden güz dönemi (Kasım?Aralık)'nde incelenen toplam 91 domates serasından 8'inde bakteriyel hastalık belirtilerine rastlanmıştır. Bunlardan alınan örneklerden yapılan izolasyon çalışmalarında, Çine ilçesinde 2, İncirliova ilçesinde 1 olmak üzere 3 seradan Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis (Cmm) izole edilmiştir. İzole edilen bakteriler bilinen Cmm kültürü ile karşılaştırıldığında aynı biyokimyasal karakterde olduğu ve domates bitkilerinde (H2274 çeşidi) patojen olduğu saptanmıştır. Domates seralarında yapılan survey çalışmalarımız sonucunda Pseudomonas corrugata ve diğer gövde yumuşak çürüklük grubu bakteriyel hastalıklarına Aydın İli'nde rastlanmamıştır. Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis (Cmm)'nin bilinen 4 yarı seçici besiyerinde (D2an, SCM, mSCM ve KBT) gelişme durumu ve Cmm' in gözle görülebilir koloni oluşturma süreleri ile bu besiyerlerinin domates tohumları ve bitkilerinden izole edilen tanılanmamış diğer bakterilere karşı seçiciliği değerlendirilmiştir. D2an, SCM, mSCM ve KBT besi yerlerinde Cmm'in gelişme oranı nutrient dextrose agar (NDA) kaşılaştırma ortamı dikkate alınarak hesaplandığında sırasıyla %97.3, %20.0, %107.0 ve %64.0 olarak bulunmuştur. Tanılanmamış diğer 22 bakteri izolatının gelişimlerinin engellenmesi D2an'de %36.4, SCM'de %27.3, mSCM'de %63.6 ve KBT'de %9.1 olarak saptanmıştır. Cmm'in görünebilir kolonileri KBT ve NDA'da 3 günde, D2an'de 4 günde, mSCM'de 6 günde ve SCM'de 9 günde meydana gelmiştir. Ayrıca bazı boyaların (orange g, alizarin red, berberin sulfate, nile blue, eosine g, thionin, methyle orange, kresol rot ve crystal violet) Cmm'in ve tanılanmamış bakteri izolatlarının gelişimini engellemesi ve kolonilerin farklılaşması yönünden etkisi incelenmiştir. Nile blue ve crystal violet, Cmm'i 100 µg/ml konsantrasyonda gelişimini engellemiş ancak boyalardan hiç biri Cmm kolonilerini boyamamıştır
Aydın kestane üretim alanlarından elde edilen cryphonectria parasitica(Murrill)barr izolatlarının virülensliklerinin ve bu yörede yaygın olarak üretilen kestane çeşitleri ile konukçusu olan bazı orman ağaçlarının bu etmene karşı reaksiyonlarının be
Aydın kestane üretim alanlarından elde edilen Cryphonectria parasitica(Murrill) Barr izolatlarından virülenslik testleri sonucu seçilen en yüksek ve en düşükvirülensliğe sahip iki izolat bu alanlarda yaygın olarak yetiştirilen kestane tiplerininduyarlılıklarının belirlenmesinde kullanılmıştır. ki farklı test sonuçlarına göreN-7-3 (Sarı Salman) en çok duyarlı, N-20-2 ve N-3-4 ( Işıklar) ise en az duyarlıkestane tipleri olarak bulunmuştur. Ayrıca Aydın Yöresinde bulunan üç meşe türü(Quercus cerris, Quercus coccifera, Quercus ilex) üzerinde doğal ortamda kestanekanseri belirtileri gözlenmemiş ancak C. parasitica'nın bu türler üzerindeenfeksiyona neden olabileceği in vitro koşullarda belirlenmiştir. Vejetatif uyumgrupları da belirlenen C. parasitica izolatlarının Avrupa v-c gruplarından EU 1 veEU 12 ile uyumlu olduğu bulunmuştur.
Bazı sanayi domates çeşitlerinin kök-ur nematodları (meloidogyne spp.)'na dayanıklılıklarının araştırılması
Bu çalışma, 2004-2005 yıllarında ADÜ Ziraat Fakültesi Araştırma veUygulama Çiftliği arazisinde tarla çalışması olarak ve Bitki Koruma Bölümü iklimodalarında saksı çalışması olarak yürütülmüştür. Denemenin ana materyalini Kök-urnematodlarına karşı dayanıklı oldukları belirtilen 9 ve duyarlı olduğu bilinen 1,toplam 10 sanayi domates çeşidi ile Meloidogyne incognita (Kafoid & White, 1919)Chitwood,1949 ile bulaşık topraklar oluşturmuştur. Bitkilerin köklerinde oluşan urlarZeck (1971) 0-10 skala değerlerine göre incelendiğinde; 2004 yılı tarla denemesindeen yüksek ur skala değeri NDM-447 (9.50) çeşidinde saptanmıştır. Buna karşılık,NDM-978, NDM-344, CXD-222 ve CXD-179 çeşitlerinin köklerinde urlararastlanılmamıştır. 2005 yılı tarla denemesinde ise en yüksek ur skala değeriNDM-447 (8.10) çeşidinde saptanmıştır. Buna karşılık, NDN-447 NBT, NDM-978,CXD-222, NUN-6109 ve CXD-179 çeşitlerinin köklerinde urlara rastlanılmamıştır.İklim odasında saksılarda yürütülen çalışmada, en yüksek urlanma duyarlı domatesçeşidi olan Rio Grande (7.80)'de saptamıştır. Buna karşılık, NDM-978, NDM-344,CXD-222 ve CXD-179 çeşitlerinin köklerinde urlara rastlanılmamıştır. Yapılan 3deneme birlikte değerlendirildiğinde NDM-978, CXD-222 ve CXD-179 çeşitlerininköklerinde urlar oluşmamış olup, bu çeşitlerin Meloidogyne incognita'nın Aydınpopulasyonuna karşı dayanıklı olduğu saptanmıştır.
Fluoresan pseudomonasların pamukta Verticillium solgunluğu (Verticillium dahliae Kleb.)'na ve bitki gelişimine etkileri
Bu çalışma, 2004-2006 yılları arasında Aydın ili ve ilçelerinde pamuk yetiştirilenalanlarda yabancı ot ve pamuk bitkilerinden izole edilen Fluoresan Pseudomonasbakterilerinin 2 farklı pamuk çeşitinde (Sayar 314 ve Acala Maxa) VerticilliumSolgunluğu'na ve bitki gelişimine olan etkilerini saptamak amacıyla ele alınmıştır.Yapılan survey çalışmaları sonucunda yabancı otların rizosferinden 41 adet, pamukbitkilerinin rizosferinden 18 adet olmak üzere toplam 59 adet antagonist bakteri vehastalıklı pamuk bitkilerinden 32 adet Verticillium spp. izolatı elde edilmiştir.Toplam 59 Fluoresan Pseudomonas izolatından 30 tanesi in vitro testlerdeVerticillium dahliae'yı engellemiştir. Seçilen 15 Fluoresan Pseudomonas izolatınınsaksı koşullarında pamuk bitki gelişimi ve Verticillium solgunluğuna etkileriincelenmiştir. 2005 ve 2006 yıllarında dört Fluoresan Pseudomonas (FP 22, FP 23,FP 30 ve FP 35) ve Serratia plymuthica (ırk HRO-C48) izolatları ile tohumlarabakteri uygulanarak tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü tarladenemeleri yürütülmüştür. Her iki yılda % 5-10, 50-60, % 75 koza açım dönemindeve hasat sonrasında gövde kesitleri incelenerek sayımlar yapılmış ve yapraklardahastalık şiddeti ile deneme parsellerinde hastalığa yakalanma oranları saptanmıştır.Tohumlara bakteri uygulanarak yürütülen tarla denemelerinde Verticilliumsolgunluğu, hastalık şiddeti ve bulunma oranı uygulama yapılmamış kontrole görefarklılık göstermiştir. Yaprak belirtileri dikkate alınarak yapılan sayımlardatohumlara antagonist bakteri uygulamalarının hastalığa karşı yüzde etkisi 2005yılında % 33-45, 2006 yılında % 22-25 arasında bulunmuştur. Kütlü pamuk verimiaçısından 2005 yılında yürütülen denemelerde bakteri uygulamaları % 12-17arasında değişen oranlarda verim artışına neden olmuş, ancak 2006 yılında kontrolegöre bir farklılık saptanmamıştır. Hastalık ile NAWF, kütlü pamuk verimi, 100tohum ağırlığı, lif mukavemeti ve iplik olma indeksi arasında negatif yönde önemlikorelasyonlar saptanmıştır.Anahtar Sözcükler Pseudomonas, biyolojik mücadele, kütlü pamuk verimi, Aydın
Aydın ilinde çilek kök hastalıklarına karşı antagonist bakterilerle biyolojik savaş
Bu çalışma; Aydın ili Sultanhisar ilçesinde çilek yetiştiriciliğinde sorun olan önemli toprak kaynaklı fungal hastalıklar Rhizoctonia solani ve Phytophthora cactorum'a karşı antagonist bakterileri kullanarak biyolojik savaşımı hedeflemiştir. Bu amaçla yörede yetiştirilen sağlıklı çilek bitkileri, karnabahar, kırmızı lahana, brokoli, lahana, turp, bakla ile yabancı otlardan yabani turp, darıcan ve çoban çantası bitkilerinin köklerinden 362 adet bakteri izolatı elde edilmiştir. İkili kültür testlerinde bir ya da her iki fungal patojene karşı engelleme zonu oluşturan 101 antagonist bakteri içinden bazı ön testler yapılarak 24 tanesi seçilmiş ve bu izolatlar yağ asiti metil ester analizi (FAME) ile tanılanmıştır. Seçilen 24 antagonist bakteri izolatının her iki fungal patojene karşı in-vivo etkinlikleri, enzim aktiviteleri, sekonder metabolit oluşturma yetenekleri ve çilek bitkisinin gelişimine olan etkileri ayrıca belirlenmiştir. Testlenen izolatlardan hiç biri kitinaz, selülaz ve pektinaz enzim aktivitesi göstermemiş buna karşın 13 izolat proteaz, 3 izolat fosfataz enzimi üretmiş, 20 izolat da inorganik fosfatı çözebilme yeteneğinde olduğu görülmüştür. İkincil metabolit oluşturma yeteneklerine bakıldığında ise 19 izolatın HCN, 18 izolatın siderofor, 11 izolatın yüzey aktif madde ve 16 izolatın da 2-4, DAPG ürettiği, iki izolatın da 62.4 ve 1.9 µg/ml oranında IAA oluşturduğu saptanmıştır. Camarosa çeşidi çilek fideleri ile saksı koşullarında yürütülen denemelerde; 3ss9, 6l10, 7ec11, mbe izolatları R. solani'ye karşı %57; 3ss9 ve 6l10 izolatları P. cactorum'a karşı %50 oranında etkili bulunmuştur. Her iki patojene de etkili bulunan 3ss9 ve 6l10 antagonist bakterilerinin inorganik fosfatı çözebilme, proteaz, HCN, yüzey aktif madde, 2-4,DAPG ve siderofor üretebilme karakterinde olduğu belirlenmiştir. Üç yıl boyunca ticari çilek (Camarosa çeşidi) yetiştirilen bir tarlada yürütülen denemelerde sadece 2006-2007 çilek üretim sezonunda 3ss9, 6l10, ka ve HRO-C48 izolatlarının fide dikimi ile beraber ve dikimden yaklaşık 7 ay sonra toprağa içirme şeklinde yapılan uygulamalardan olumlu sonuçlar alınmıştır. Bu denemede 3ss9 ve ka Pseudomonas fluorescens biyotip F bakteriyel antagonislerinin uygulandığı parsellerde hasat sonunda yapılan sayımlarda kontrole göre istatistiki açıdan daha az bitkinin öldüğü saptanmıştır. Ayrıca tüm bakteri uygulamaları (ka 4282 kg/da, 3ss9 4170 kg/da, HRO-C48 4103 kg/da, 6l10 4029 kg/da)'nın istatistiki olarak önemli olmamakla birlikte kontrol (3928 kg/da)'e göre verimi arttırdığı görülmüştür.
Pamuklarda Verticillum solgunluğu (Verticillium dahliae kleb.)'na karşı endofitik bakterilerle biyolojik mücadele olanakları
Bu çalışma, 2004 (Temmuz ? Kasım) ve 2005 (Eylül) yılları arasında Aydın İli ve ilçelerinde pamuk yetiştirilen alanlardaki yabancı ot ve pamuk bitkilerinden endofitik bakteri izole etmek ve izole edilen bu bakterilerin Verticillium Solgunluğu hastalığına karşı in-vivo ve in-vitro etkinliklerini ve ayrıca bitki gelişimine olan etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Yapılan izolasyon çalışmaları sonucunda yabancı ot ve pamuk bitkilerinden toplam 280 adet bakteri izolatı elde edilmiştir. Yürütülen in?vitro testlerde pamuk bitkilerinden toplam 12 adet antagonist bakteri izolatı elde edilirken yabancı otlardan endofitik bakteri izole edilememiştir. Ayrıca hastalık belirtilerinin görüldüğü yabancı ot ve pamuk bitkilerinden yapılan izolasyon çalışmaları sonucunda 1 adet yabancı ot ve 7 adet pamuk bitkisinden olmak üzere toplam 8 adet Verticillium spp. izolatı elde edilmiş ve pamık bitkisinde yapılan patojenisite çalışmaları sonucunda bu izolatların Verticillium dahliae olduğu belirlenmiştir. Pamuk bitkisinden izole edilen in vitro'da ön eleme testinde etkili bulunan ve bitki patojeni olmadığı tütün testi ile tespit edilen 12 adet endofitik bakteri izolatından in- vitro'da Verticillium dahliae' nın gelişimine karşı en yüksek etki F2 (% 66,8), F5 (% 61,8) ve B8 (% 48,7) izolatlarında saptanmıştır. In-vivo koşullarda ise antagonist bakterilerin V. dahliae'a karşı hastalık şiddeti değerlendirmelerinde E21, C5 ve F5 izolatları etkili bulunmuştur. In-vivo testlerde etkili bulunan antagonist bakterilerden E21 ve F5 izolatlarından rifampicine dayanıklı mutant ırk elde edilebilmiş ve pamuk fidelerindeki dağılımı incelendiğinde bu ırkların köklerde içsel olarak kolonize olabildiği belirlenmiştir. Mutant antagonist bakteri izolatlarının V. dahliae'a karşı etkinliklerinde normal izolatlarla kıyaslandığında yüzde hastalık şiddetleri açısından istatistiki olarak fark olmadığı ve hastalığı kontrol altına alabildiği görülmüştür. Ayrıca izole edilen endofitik bakterilerin doğrudan fungus gelişimine etkilerini incelemek amacıyla bölmesiz petride en yüksek engelleme F5 (%31,43), F2 (% 31,43) ve C5 (% 11,43) izolatlarında kaydedilirken bölmeli petride uçucu bileşiklerin gelişmeyi teşvik etkilerine yönelik en yüksek etki ise E22 (% 20,75), I3 (% 11,32) ve E21 (% 9,43) izolatlarında bulunmuştur. 12 adet Antagonist bakteriden E22, E21, B5, F8, I3 ve H9 izolatlarının fosfat çözebilme yeteneğine sahip olduğu belirlenmiştir. Yapılan gram boyama ve biyokimyasal testler sonucunda 2 endofitik bakterinin gram pozitif ve Bacillus cinsine ait olduğu 8 adedinin ise fluoresan Pseudomonas cinsine ait olduğu saptanmıştır.
Mikorizal fungusların çilek ve biber bitkilerinin gelişimine ve sorun olan bazı patojenlerin gelişimine etkisinin saptanması
Çilekten izole edilen Fusarium spp. ve Colletotrichum spp. ile biberden izole edilen Fusarium spp. ve V. dahliae izolatlarının patojenisite çalısmaları yapılmıs ancak hiçbir etmen patojen olarak saptanmamıstır. Bu nedenle çalısmada sadece çilekte mikoriza patojen iliskisi, biberde ise bitki gelisimine etkileri degerlendirilmistir. Çalısmada ayrıca mikorizal fungusların çilek bitkisinin gelisimine olan etkileri de degerlendirilmistir. Bu amaçla çilekte patojen oldukları bilinen biri çilekten (Rsç), digeri domuz pıtragından (Xanthium strumarium) (Rsx) izole edilmis 2 R. solani izolatı kullanılmıstır. Rsç ile inokule edilen bitkilerin köklerinde hastalık siddeti %67 iken patojenle birlikte mikoriza uygulanan bitkilerde %35.2, yapraklarda ise sırasıyla %45 ve %15 olarak belirlenmistir. Rsx ile inokule edilen bitkilerin köklerinde ise hastalık siddeti %76.6 iken patojenle birlikte mikoriza uygulanan bitkilerde %36.7, yapraklarda ise sırasıyla %40 ve %10 olarak saptanmıstır. Mikoriza ile inokule edilen bitkiler ile kontrol bitkileri ve R. solani ile inokule edilen bitkilerin morfolojik ve pomolojik gelisim kriterleri arasında istatistiksel açıdan önemli farklılıklar belirlenmistir. Mikorizalı bitkilerin, R. solani (Rsç) ile inokule edilen bitkilere ve kontrol bitkilerine göre en yüksek yaprak ve kardes bitki sayısına sahip oldugu saptanmıstır. Yesil aksam yas ve kuru agırlıgı bakımından mikorizalı bitkiler ile kontrol bitkileri arasında istatistiksel farklılık olmamasına karsın Rsç ile inokule edilen bitkilerde bu farklılık önemli bulunmustur. Kök gelisimi açısından mikorizalı bitkilerin diger uygulamalardaki bitkilere göre daha üstün oldukları belirlenmistir. En fazla kök gelisiminin görüldügü mikorizalı bitkilerin kök yas ve kuru agırlıgı bakımından kontrol bitkileri ile arasındaki fark önemli bulunmazken Rsç ile inokule edilen bitkiler ile arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmustur.
Aydın ili fidanlıklarında sorun olan yabancı otların saptanması ve bazı uygulamaların incir fidanlığındaki yabancı otlara etkinliğinin belirlenmesi
Aydın li fidanlıklarında sorun olan yabancı otların saptanması ve bu yabancı otların mücadelesinde bazı kimyasal ve kimyasal olmayan uygulamaların etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüstür. Denemede zeytin karasuyu, örtü bitkisi, metam sodium ve dazomet incir çeliklerinin dikiminden önce uygulanmıstır. Çeliklerin dikiminden sonra malç olarak talas ve siyah naylon toprak yüzeyini örtecek sekilde uygulanmıstır. Trifluralin ve fluazifop-p-butyl kombinasyonu kullanılan parsellerde ise çelik dikiminden önce topraga trifluralin uygulanmıstır. Yapılan ilk yabancı ot sayımından sonra fluazifop-p-butyl kullanılmıstır. Glyphosate ise yapılan ilk sayım sonrası uygulanmıstır. Adnan Menderes Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, Arastırma ve Uygulama Çiftligi'nde 2005-2006 yıllarında tesadüf blokları deneme desenine göre yürütülmüstür. Yazlık survey sonucunda 20 yabancı ot türüne rastlanırken, kıslık surveyde toplam 47 yabancı ot türü belirlenmistir. Uygulamaların yabancı otlara olan etkileri degerlendirildiginde; siyah polietilen örtü kullanılmasının hem tek yıllık hem de çok yıllık yabancı otlarların mücadelesinde uzun dönem etkili sonuçlar verdigi, zeytin karasuyunun yalnızca tek yıllık yabancı otlarda etkili oldugu ve etkinliginin topraga karıstırıldıktan sonra ilk üç ay boyunca devam ettigi belirlenmistir. Örtücü bitki topraga karıstırılmadan önce çok yıllık yabancı otları özelliklede Cyperus rotundus'un yogunlugunu önemli ölçüde azaltmıstır. Talas ve metam sodium uygulamasıyla tek yıllık yabancı otların ve bu yabancı otlar içerisinde en yüksek paya sahip olan Portulaca oleracea'nın yogunlugunu belirgin sekilde azaltmıstır. Dazomet uygulamasıyla tek yıllık yabancı otlarla etkisinin baslangıçtan ilk üç aylık döneme kadar, çok yıllık yabancı otlar üzerine etkisinin ise yalnızca ilk bir aylık dönemde oldugu belirlenmistir. Glyphosate uygulamasıyla, çok yıllık yabancı otlara ve özellikle Cyperus rotundus'a karsı ümitvar bir etkinin oldugu belirlenmistir. Trifluralin+fluazifop-p-butyl uygulaması ile mücadelede istenilen düzeyde basarılı olunamamıstır.
Manisa ilinde çekirdeksiz üzüm bağlarında bulunan Thysanoptera türlerinin yayılışı, popülasyon değişimi ve önemli zararlı türün biyolojisi üzerinde araştırmalar
Aydın ilinde pamuk alanlarından elde edilen Verticillium dahliae kleb. izolatlarının vejetatif uyum gruplarının (VCGs) saptanması
Bu çalışma, 2004-2005 yıllarında Aydın İli'ne bağlı pamuk ekim alanı açısından önemli olan 12 ilçeden (Merkez, Yenipazar, Koçarlı, Germencik, Söke, Nazilli, Kuyucak, Buharkent, İncirliova, Çine, Köşk, Karpuzlu) elde edilen V. dahliae izolatlarının Vegetatif Uyum Gruplarını (VCG) saptamak amacıyla yapılmıştır. Verticillium solgunluğu belirtisi gösteren pamuk tarlalarındaki bitkilerden toplam 47 Verticillium spp. izolatı elde edilmiş ve tanılama çalışmalarında tüm izolatların Verticillium dahliae olduğu belirlenmiştir. Ayrıca bu izolatların tek spor çalışmaları yapılmış ve 47 V.dahliae tek spor izolatı elde edilmiştir. V.dahliae izolatlarının patojenisite çalışmaları pamuk bitkilerinde (cv.Acala SJ 2) yapılmış ve 2004 yılı izolatlarının virulensi %3.83-93.37, yaprak döküm oranları % 0.0-86.66, 2005 yılı izolatlarının virulensi %29.5-100 arasında bulunurken yaprak döküm oranlarının %0.0-100 arasında değiştiği saptanmıştır. Bununla beraber, virulensleri yüksek olan V. dahliae izolatlarının pamuk bitkilerinde neden olduğu yaprak döküm oranlarının da yüksek olduğu görülmüştür. 2004 yılında pamuktan alınan, 23 V. dahliae tekspor izolatının 12'sinden 33 nit mutant elde edilmiş ve bu mutantların % 96.96'sı nit1 iken, % 3.03'ü Nit M olarak belirlenmiştir. Ancak 6 V. dahliae tekspor izolatından nit mutant elde edilememiştir. 2005 yılında pamuktan elde edilen 24 V.dahliae tek spor izolatının 8'inden klorate'a dayanıklı koloni elde edilememiştir. Geri kalan 16 V.dahliae tek spor izolatının 12'sinden 31 nit mutant elde edilirken bunlardan 4'ünden mutant elde edilememiştir. Nit mutantların fenotipik ayrımı yapılmış ve tamamının nit1 grubunda yer aldığı görülmüştür. 2004 ve 2005 yıllarında pamuktan elde edilen V.dahliae mutantları arasında nit 3 fenotipine rastlanmamıştır. 24 V.dahliae tek spor izolatından elde edilen 64 mutant tester izolatların nit1 ve Nit M'leri (VCG1, VCG2A, VCG2B ve VCG4B) ile heterokaryosis testlerine alınmıştır. Ancak bunlardan 10'u daha sonra prototrophic gelişme göstererek mutant özelliğini yitirmiştir. Pamuk alanlarından elde edilen 54 mutantın 38 (%70.4)' i VCG2B iken, 6 (%11.1)'sı VCG2B ile kuvvetli ve VCG1 ile zayıf, 5 (%9.3)' i VCG 2B ve VCG1 ile kuvvetli, 2 (%3.7)'si VCG2A ile kuvvetli, 1 (%1.8) VCG1 ile kuvvetli ve VCG2B ile zayıf, 1 (%1.8)'i VCG2B ve VCG4B ile zayıf , 1 (%1.8)'i ise VCG2B ile zayıf heterokaryosis oluşturmuştur.
Ödemiş bölgesinde üretimi yapılan patates yumrularında PVY,PVX,PVS ve PLRV'lerinin RT-PCR yöntemiyle saptanması
Patates yetiştiriciliğinde virüsten temiz tohumluk elde etmek için virüsleri tanılayabileceğimiz hızlı ve hassas testlerin kullanılması önemlidir. Patates yumrularındaki viral etmenleri tanılamakta RT-PCR yöntemi kullanılmaktadır. Ancak patates yumruları birden fazla virüsle bulaşık olduğunda tek seferde hızlı bir şekilde bu karışım virüsleri (Patates Y Virüsü = PVY, Patates X Virüsü = PVX, Patates S Virüsü = PVS, Patates Yaprak Kıvrılma Virüsü = PLRV) tanılamak için multiplex RT-PCR yönteminin kullanılabilirliğinin belirlenmesi bu çalışmanın amacını oluşturmuştur. Bu amaçla, İzmir ? Ödemiş bölgesinde en fazla tohumluk üretimi yapılan Agata, Konsul, Granola, Marabel ve Marfona çeşitlerine ait 25'er yumrudan total RNA'lar elde edilmiştir. Total RNA'lardaki PVY, PVX, PVS, PLRV'leri, bu virüslere spesifik primerler kullanılarak RT-PCR ve multiplex RT-PCR yöntemleri ile belirlenmiştir. RT- PCR yöntemi uygulanarak beş patates çeşidinde dört viral etmenin (PVY, PVX, PVS ve PLRV) varlığı bulunmuştur. Ancak hiçbir yumruda dört viral etmen bir arada bulunmamıştır. Bu nedenle iki (PVX+PVS, PVX+PLRV, PVX+PVY, PVS+PLRV, PVS+PVY, PLRV+PVY) ve üç viral etmenin (PVX+PVS+PLRV, PVS+PVS+PVY, PVS+PLRV+PVY ve PVX+PLRV+PVY) bir arada bulunduğu örnekler için multiplex RT-PCR yöntemi uygulanmış ve örneklerde PVY hariç yöntemin kullanılabilir olduğu belirlenmiştir. 2 Bir yumruda üç viral etmenin multiplex RT-PCR ile belirlenmesinde PVY' ne ait herhangi bir sonuç alınamamış olsa da PVY' ne ait primer çiftleri ilk kez bu çalışmada denenmiştir. RT-PCR ve multiplex RT-PCR sonuçları değerlendirildiğinde ise 125 adet yumrudan 75 adedinin dört viral etmenden en az biriyle enfekteli olduğu, buna karşın sadece 50 adet yumrunun sağlıklı olduğu belirlenmiştir. 2007, 43 sayfa Anahtar sözcükler Patates sertifikasyon, PLRV, PVY, PVX, PVS, RT-PCR