Düzce University
Discipline

Health Management

Düzce University

514

Archived Theses

15

DOIs Assigned

3%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde gereksiz laboratuvar test istemlerinin incelenmesi

Dünyadaki tüm sağlık bütçeleri, bir yandan kalite ve hasta güvenliğini sağlamak zorundayken diğer yandan sistemdeki verimsizlikleri gidermek ve maliyetleri düşürmek zorunda kalmaktadır. Yapılan araştırmalar, gereksiz laboratuvar testlerinin, gereksiz sağlık harcamaları üzerinde göz ardı edilemeyecek etkilerinin olduğunu göstermiştir. Gereksiz laboratuvar testi kullanımı, hekimlerin bilinçli veya bilinçsiz, çeşitli faktörlerden etkilenerek, hastalığın seyrinde etkisi olmayan testler istemesi durumudur. Araştırmanın amacı, sık istenen 15 biyokimya testinin kullanım düzeylerini tespit ederek, hekimlerin gereksiz test istemlerinin gerisinde yatan nedenleri ortaya koymaktır. Araştırmada, gereksiz test istem düzeylerini tespit edebilmek amacıyla, laboratuvar kullanım verilerinin retrospektif incelemesi iki test arası minimum zaman kriterine göre yapılmış; hekimleri gereksiz kullanıma yönlendiren olası faktörleri tespit edilebilmek amacıyla ise, veri toplama aracı olarak geliştirilen anketin geçerlik ve güvenilirlik çalışmaları yapılarak, 179 hekimle görüşülmüştür. Analizler sonucunda, 15 biyokimya testinin 01.01.2018-31.06.2019 tarihleri arasında gereksiz kullanım oranı %9,1 olarak bulunurken, gereksiz laboratuvar testi kullanımının maliyeti 584.186,3 TL olarak gerçekleşmiştir. En fazla gereksiz test isteminin dahili branşlar tarafından ve en fazla İç Hastalıkları bölümünden yapıldığı; gereksiz test isteme olasılığı en fazla olan hekimlerin, unvanına göre uzman ve cinsiyetlerine göre kadın hekimlerden oluştuğu görülmüştür. Erkek hastalar için istenen testlerin gereksiz olma olasılıklarının daha fazla olduğu, hastaların yaşları arttıkça istenen testlerin gereksiz olma olasılıklarının arttığı görülmüştür. Hekimlerin gereksiz laboratuvar test kullanım davranışlarını etkileyen nedenler araştırıldığında ise; hekimlerin geçmiş kötü tecrübelerinin, rutin test istemlerinin, hastaya daha önce uygulanmış testlere ulaşmadaki zorlukların ve hastanın sosyal güvencesinin hekim ve hastaya sağladığı konfor alanının, üzerinde en fazla görüş bildirilen gereksiz kullanım nedenleri olduğu görülürken; hekimlerin cinsiyet, unvan, branş, kurum ve mesleki tecrübe süreleri ile malpraktisle karşılaşma durumlarının gereksiz test isteme ile ilgili olası nedenlere katılım düzeylerini etkilediği görülmüştür. Gereksiz test kullanımının belirleyicileri ile gereksiz test kullanımının olası nedenlerine ilişkin hekimlerin görüşlerini inceleyen bu çalışma sonuçlarının, gereksiz testlerin önlenmesi için öncelikli olarak atılacak adımlar ve yapılacak iyileştirmelerin belirlenmesinde karar vericilere önemli bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.

Hastane yönetimiHastanelerLaboratuvarlar+3
Adil Aydoğdu
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de kadının statüsü ile ana çocuk sağlığı hizmetleri kullanımı üzerine kadınların görüşlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada kadının statüsünün ana çocuk sağlığı hizmetleri kullanımı ve çocuk sağlığı üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlamıştır. Araştırmada, 2013 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması veri setinden son beş yıl içinde doğum yapmış 1349 kadın ve bebeklerine ait veriler kullanılmıştır Araştırma kapsamındaki katılımcıların toplumsal cinsiyete yönelik görüşleri kadın statüsünü değerlendirmede birinci boyut, kadını kontrol etmeye yönelik davranışlara ilişkin görüşler kadın statüsünü değerlendirmede ikinci boyut, kadına yönelik fiziksel şiddete dair görüşler ise kadın statüsünü değerlendirmede üçüncü boyut olarak kullanılmıştır. Ayrıca bu üç boyutun ortalamasının toplamı ise genel kadın statüsünü değerlendirmek amacıyla hesaplanmıştır. Kadının statüsü ile ana çocuk sağlığı hizmetleri kullanımı, çocuk sağlığı göstergeleri ile kadının içinde yaşadığı sosyo demografik özellikler arasındaki ilişki araştırma kapsamında incelenmiştir. Çocukların yaşayıp yaşamadıkları ve ilk doğduklarında ölçülen doğum ağırlıkları çocuk sağlığı göstergeleri olarak ölçülmüştür. Ana çocuk sağlığı hizmetleri kullanımını ölçmek için ise doğum öncesi bakım hizmetleri ve doğum sırasında sağlık personellerinden yardım alma ve modern aile planlaması yöntemlerini kullanma göstergeleri seçilmiştir. Yapılan analizlerde bağımsız gruplar arasındaki farkın önem testi (t-testi) ve varyans analizi (F testi) kullanılmıştır. İki ortalama arasındaki farkın önemlilik testinde uygun t değerini belirlemek için Levene's varyansların homojenlik testi kullanılmış ve varyansların homojen olmadığı durumlarda kullanılması gereken t ve p değerleri dikkate alınmıştır. Karşılaştırılan grupların ikiden fazla olduğu durumlarda varyansların homojenlik testi yine Levene's testi kullanılarak yapılmış ve varyansların homojen olmadığı durumlarda Kruskal Wallis Testi sonuçlarına göre gruplar arasındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığı tartışılmıştır. Toplumsal cinsiyete, kadını kontrol etmeye, fiziksel şiddete yönelik kadınların görüşlerinin ve genel kadın statüsünün; sosyo demografik özelliklere göre farklılık gösterdiği sonucu bulunmuştur. Hanehalkı refahının, kadının ve kocasının eğitim düzeylerinin yüksek olduğu hanelerde, kentlerde ve batı bölgelerinde kadının statüsünün yüksek olduğu görülmüştür. Toplumsal cinsiyete dair kadınların görüşlerinin yüksek olduğu, fiziksel şiddete maruz kalma oranlarının az olduğu ve genel kadın statüsünün yüksek olduğu kadınlar arasında aile planlama yöntemlerini kullanma oranları yüksek bulunmuştur. Kadının statüsünü değerlendirmede kullanılan boyutlar ile ana çocuk sağlığı hizmetleri kullanımı arasında bir ilişkinin olduğu, kadının statüsünün yüksek olmasına bağlı olarak daha fazla kullanıldığı fakat çocuk sağlığı göstergeleri ile arasında bir ilişkinin olmadığı görülmüştür. Çalışmada, kadının statüsü ile ana çocuk sağlığı hizmetleri kullanımı ve çocuk sağlığı göstergeleri arasındaki ilişki ortaya konularak bu konuda çeşitli öneriler sunulmaktadır. Yapılacak politikalar ve sağlık politikaları için faydalı olacağı düşünülmektedir.

Ana-çocuk sağlığıKadın statüsüKadınlar+3
Yunus Başboğa
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık hizmeti kullanıcılarının katılım payı hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Ankara Çankaya ilçesi sınırları içerinde yer alan Hacettepe Üniversitesi Beytepe hastanesine sağlık hizmeti almak amacı ile başvuran vatandaşların katılım payları ve katılım paylarının sağlık hizmeti kullanımı üzerine olan etkilerinin ne olduğu konusundaki görüşlerinin toplanması ve bu görüşlerinin katılımcıların sağlık hizmeti kullanım davranışları ve sosyo-demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışma örneklemini, veri toplama aracı olarak kullanılan anketi yanıtlamayı gönüllü olarak kabul eden 400 kişi oluşturmuştur. Katılımcıların %55,6'sı katılım payını bilirken, %44,4'ü katılım payının ne demek olduğunu bilmemektedir. Alınan hizmet karşılığı ödenen muayene katılım payının ne kadar olduğunu katılımcıların %34,3'ü bilirken, %65,8'i bilmediğini belirtmişlerdir. 'Hangi durumlarda katılım payı ücretinin alındığını biliyor musunuz?' Sorusuna katılımcıların %26,1'i 'evet' derken, %73,6'sı 'hayır' şeklinde cevaplamışlardır. Alınan ilaçlar için katılım payının alındığını katılımcıların %20,9'u bilirken, %79,1'i bilmediğini ifade etmiştir. Katılımcıların %9,6'sı hangi tıbbi malzemelerde katılım payının alındığını konusunda bilgi sahibiyken, %90,4'ü bu konuda bilgi sahibi olmadığını; katılım payı ücretlerinin nereye ödendiğini katılımcıların %29,9'u biliyorken, %70,1'i katılım payı ücretinin nereye ödendiğini bilmedikleri bu çalışmanın önemli bulguları arasındadır. Bu bulgulara bakılarak Sosyal Güvenlik Kurumunun vatandaşların katılım payı ile ilgili bilgi seviyesini artırması gerektiği söylenebilir. Sağlık hizmeti kullanımı veya ilaç alım noktalarında, sağlık hizmeti sunucuları veya eczacılar halka katılım payı ile ilgili gerekli bilgileri vermeleri için sorumlu tutulabilirler ya da hastane hizmetlerinde yararlanma kılavuzu şeklinde bir broşür hazırlayarak sağlık hizmeti kullanım noktalarında vatandaşlara dağıtarak vatandaşlar arasında katılım payı konusundaki bilinç düzeyi artırılmalıdır.

HastalarHastanelerKatılım payı+2
Mahmut Sarı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Ankara'da bir aile sağlığı merkezinde obezite vergisine yönelik görüşlerin değerlendirilmesi

Günümüzde hızla yayılan ve zamanla daha ciddi bir sorun haline gelen obezite için çözüm yolları aranmaktadır. Bireysel çözüm arayışlarının yanında devlet müdahaleleri de obezite oranlarını düşürme yönündedir. Obezite vergisi, başvurulan bu çözüm yollarından biridir ve kalorisi yüksek ancak besleyici değeri düşük gıdaların fiyatını yükselterek tüketiminin azalmasını sağlamak ana amaçtır. Obezite vergisi birçok ülkede farklı şekillerde kullanılmaktadır ve Türkiye'de uygulanması, son dönemlerde tartışılan bir konudur. Bu tez çalışmasında öncelikle obezitenin tanımına, nedenlerine ve prevalansına yer verilmiş ardından sağlıksız gıdaları vergilendiren ülkelerin verilerine ve politikalarına yer verilmiş ve daha önce yapılmış araştırmalarla obezite vergisi değerlendirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, obezite vergisinin Türkiye'de uygulanmasına yönelik görüşleri değerlendirmektir. Araştırma Ankara'da seçilen bir aile sağlığı merkezine başvuran 18 yaş ve üzeri hastaları kapsamaktadır. Ölçüm aracı olarak Ayyıldız ve Demirli(2015) tarafından hazırlanan anket kullanılmıştır ve elde edilen veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan ölçüm aracının yapı geçerliliği, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile değerlendirilmiştir. Hipotezleri değerlendirmek için T- testi ve ANOVA testinin yanı sıra lojistik regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda katılımcıların obeziteye ve obezite vergisine yönelik görüşleri değerlendirilmiştir. Katılımcıların obezite vergisini desteklemeleri üzerinde cinsiyetin etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır ve obezite vergisini destekleme durumunun kadınlarda daha yüksek olduğu görülmüştür. Katılımcıların büyük çoğunluğu obezite vergisini desteklememektedir ancak vergi dışında araçlar ve politikalarla obezite ile mücadeleyi gerekli gördükleri ve destekledikleri görülmüştür. Anahtar kelimeler: Obezite, Obezite vergisi, Obezite ile mücadele politikaları

Aile sağlığı merkeziObeziteSağlık yönetimi+1
Zeliha Asilkan
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık kurumlarında hizmet hatası telafi stratejilerinin müşteri memnuniyeti ve yeniden satın alma niyeti üzerine etkisi

Sağlık hizmetlerinin kendine has özelliklerinden dolayı hizmet sunum sürecinde hizmet hatalarının oluşması kaçınılmaz olmaktadır. Hizmet hataları, sağlık kurumlarından hizmet alan müşterilerin memnuniyetsizliğine ve şikâyette bulunmalarına yol açmakta, sonrasında da kurumdan tekrar hizmet alma konusundaki davranışsal niyetlerini etkilemektedir. Bu noktada hizmet telafisi, karşılaşılan hizmet hatalarının yarattığı memnuniyetsizliği gidermede ve yeniden hizmet almanın devamlılığı için önemli bir stratejik yöntem olarak ortaya çıkmaktadır. Müşteri memnuniyeti sağlamak için şikâyetlere yönelik kurumsal bir cevap olarak hizmet telafi stratejileri uygulanmaktadır. Bu stratejiler; Davidow (2000) tarafından dakiklik, kolaylaştırma, nezaket, özür, düzeltme, güvenilirlik olarak altı boyutta değerlendirilmektedir. Buradan hareketle, altı boyuttan oluşan hizmet telafi stratejilerinin uygulanmasının sağlık kurumlarında şikâyette bulunan müşterilerin memnuniyeti ve telafi sonrası davranışları üzerindeki etkisini belirlemek bu çalışmanın temel amacı olmaktadır. Bu amaç doğrultusunda araştırma, İzmir ili sınırları içerisinde özel bir sağlık kuruluşundaki 244 şikâyetçi katılımcıya, Davidow (2000) tarafından geliştirilen altı hizmet telafi boyutuna yönelik on sekiz madde, memnuniyet ve yeniden satın alma niyetine yönelik altı madde içeren anket yüz yüze uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Uygulama sonunda elde edilen veriler yapısal eşitlik modeli ile analiz edilerek araştırma hipotezleri test edilmiştir. Yapılan analiz sonuçları ile hizmet telafi stratejilerinden güvenilirlik, nezaket ve düzeltme/onarım boyutlarının, hizmet telafisi sonrası memnuniyet ve yeniden satın alma niyeti üzerinde anlamlı bir etkiye sahip olduğu ortaya koyulmuştur. Özür boyutunun da telafi sonrası memnuniyete etkisinin anlamlı olduğu, yeniden satın alma niyeti ile anlamlı bir ilişkinin bulunmadığı ispatlanmıştır. Dakiklik ve kolaylaştırma boyutlarının ise hem telafi sonrası memnuniyeti hem de yeniden satın alma niyetini etkilemediği görülmüştür. Ayrıca telafi stratejileriyle sağlanan memnuniyetin, yeniden satın alma niyeti üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. Araştırma bulgularına dayalı olarak sağlık kurumlarının farklı kombinasyonlarla hizmet telafilerini bir arada sunmasının, müşteri memnuniyetini ve yeniden satın alma niyetini olumlu etkilemede daha etkili olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Kurumları, Hizmet Hatası, Telafi Stratejileri, Memnuniyet, Yeniden Satın Alma

Hasta memnuniyetiHizmet hatasıHizmet telafisi+7
Buse Mete
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Bakımın sürekliliğinin tedavi sonuçları ve hastalık maliyeti üzerindeki etkisinde tedaviye uyum ve hastalık şiddetinin aracı rolünün değerlendirilmesi: Romatoid artrit hastaları üzerine bir çalışma

Bu araştırmada romatoid artrit hastalarında bakımın sürekliliğinin tedavi sonuçları [sağlık sonuçları (yaşam kalitesi, fonksiyonellik düzeyi ve iş göremezlik) ve tedavi etkililiği] ve hastalık maliyeti (Sosyal Güvenlik Kurumu- SGK ve hasta perspektifine göre) üzerindeki etkisini değerlendirmek ve bu ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin seri çoklu aracılık rolünün olup olmadığını ortaya koymak amaçlanmıştır. Araştırma, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Romatoloji Polikliniğine başvuru yapan 440 romatoid artrit hastası üzerinde kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma verileri hem birincil veri kaynağı olan anket yönteminden hem de ikincil veri kaynağı olan hasta dosyaları ve faturalarından elde edilmiştir. Verilerin analizinde geçerlilik (doğrulayıcı faktör analizi) ve güvenirlik (test-tekrar test ve Cronbach's Alpha) analizleri yanında çoklu doğrusal regresyon analizinden ve süreç analizinden faydalanılmıştır. Yapılan analizlere göre; ölçeklerin geçerli ve güvenilir olduğu ve bakımın sürekliliğinin tüm tedavi sonuçları ve hastalık maliyeti üzerinde doğrudan etkisinin olduğu bulunmuştur. Ayrıca, bakımın sürekliliği ile yaşam kalitesi, hastalığa bağlı kaybedilen çalışma süresi ve tedavi etkililiği arasındaki ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin tekli kısmi aracılık rolünün olduğu görülürken, bakımın sürekliliği ile fonksiyonellik, hastalığa bağlı azalan iş verimliliği ve hastalık maliyeti arasındaki ilişki üzerinde tedaviye uyumun ve hastalık şiddetinin hem kısmi tekli aracılık hem de seri çoklu aracılık rollerinin olduğu tespit edilmiştir. Bu bulguların romatoid artrit hastalığının yönetilmesinde klinisyenlere önemli veri ve bilgi sağlayacağı düşünülmektedir.

Artrit-romatoidHastalıkHastalık şiddeti+4
Gülnur İlgün
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Uygun olmayan cerrahi antibiyotik profilaksi kullanımını ve maliyetini etkileyen faktörler

Bu çalışma, rehberi olan ve olmayan iki kamu hastanesinde kullanılan cerrahi antibiyotik profilaksisinin (CAP) hastane CAP rehberlerine göre uygun ve uygun olmayan CAP kullanım miktarı, nedenleri ve maliyetini belirlemek ve bu kullanımlarda etkili olan faktörleri araştırmak amacıyla yapılmıştır. Retrospektif, kesitsel bir araştırma tasarımının kullanıldığı çalışmanın evrenini, 1 Ocak 2017 – 31 Aralık 2018 tarihleri arasında Yozgat Şehir Hastanesi (YŞH) ve Gazi Mustafa Kemal Devlet Hastanesi'nde (GMKDH) sürveyansı yapılan 5023 cerrahi işleme ilişkin veriler ve bu hastanelerde görev yapan 61 cerrah oluşturmaktadır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, hipotez testleri, lojistik ve çoklu doğrusal regresyon analizlerinden faydalanılmıştır. İki hastanede rehbere göre profilaktik amaçlı cerrahi öncesi antibiyotik kullanımında genel uygunluk oranı %67,1 olarak bulunmuştur. CAP uygulama süresinin fazla olması ve antibiyotik seçiminin hatalı olması en sık karşılan uygunsuzluk nedenleridir. İki hastanedeki toplam CAP tüketim miktarı tanımlanmış günlük doz (TGD) olarak 60,3 TGD/100 hasta günü iken bunun 17,7 TGD/100 hasta günü kadarı uygun olmayan kullanımlardan kaynaklanmaktadır. Toplam CAP maliyetinin %34,1'i uygun olmayan kullanımlardan oluşmaktadır. CAP rehberine sahip olan GMKDH'de uygun olmayan CAP kullanım oranı %19,5 iken YŞH'nin CAP rehberine sahip olmadığı dönemde bu oran %64,3 olarak bulunmuştur. YŞH'de bir önceki yıla göre uygun CAP kullanım oranının %35,7'den %45,2'ye artmış olması rehberin olumlu etkisinin olduğunu göstermektedir. Cerrahi teknik kullanılmaması, genel cerrahi tarafından yapılan bir işlem ve A3 ve B grubu bir işlem olması genel CAP uygunsuzluğunu ve CAP seçimi ve süresinin uygunsuzluğunu etkileyen ve hastanın yaşı ise anlamlı bulunmayan ortak faktörler olarak bulunmuştur (p<0,05). Operasyon süresi, cerrahi teknik kullanılmaması, antibiyotik türü, servis türü, A3 ve B grubu bir işlem olması, acil bir işlem olması, cerrahın cinsiyeti ve 10 yıldan uzun süre deneyime sahip olması ve uygun olmayan CAP süresi de toplam CAP maliyetini ve postoperatif yatış süresini etkileyen anlamlı ortak yordayıcılardır (p<0,05).

Akılcı ilaç kullanımıAntibiyotiklerCerrahi+7
Aysun Kandemir Türe
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Değer bazlı ödeme yönteminin Türkiye sağlık sisteminde uygulanabilirliği üzerine nitel bir araştırma

Sağlık sistemlerinde, uygun şekilde tasarlanmış olan ödeme yöntemleri, hastaların sağlık durumunu ve genel olarak sağlık hizmetlerini iyileştirme potansiyeline sahiptir. Bu sebeple dünya çapında hâlâ doğru ödeme mekanizmasının belirlenmesi tartışılmaktadır. Üretkenliği, ekonomik verimliliği ve bakım kalitesini iyileştirmeyi hedefleyen, hasta merkezli olan geri ödeme mekanizmalarının geliştirilmesi gerekmektedir. Değer bazlı ödeme reformları sağlık hizmeti harcamalarını azaltmak, yüksek kaliteli bakımı teşvik etmek ve sağlık hizmetlerinin niceliğinden ziyade kalitesine göre ödeme yapılmasını sağlamak üzere tasarlanmıştır. Çalışmanın amacı, bu yöntem hakkında katılımcıların görüşleri alınarak; değerin ne ifade ettiğini, hangi parametrelerle ölçülebileceğini, geri ödemede kullanılırken artılarının ve eksilerinin neler olabileceğini ve Türkiye sağlık sisteminin bu geri ödeme yöntemine uygun olup olmadığını belirlemektir. Çalışmada nitel çalışma yöntemlerinden gömülü teori yaklaşımı ve delphi tekniği kullanılmıştır. Tezin amacı doğrultusunda sağlık sistemi paydaşları arasında yer alan 28 katılımcı amaçlı örneklem yoluyla belirlenmiştir. Delphi çalışmasında ise konuyla ilgili olan 10 katılımcı seçilmiştir. Verilerin analizi Maxquda 2020 programı aracılığı ile yapılmıştır. Çalışmada önerilen değer bazlı ödeme yöntemini kimlerin destekleyip kimlerin karşı çıkacağı, ne gibi faydalar getireceği, nasıl uygulanabileceği ve modelde hangi parametrelerin olması gerektiği belirlenmiştir. Nitel analiz sonucu elde edilen değer parametreleri delphi çalışması ile katılımcılar tarafından önem derecelerine göre puanlandırılmıştır. Çalışma 2. turda fikir birliği sağlanarak tamamlanmıştır. Çalışmanın sonucunda, değerin sağlıkta karşılığı "kaliteli bir hizmet" olarak tanımlanmıştır. Katılımcılar birtakım yetersizlikler olsa da değer bazlı geri ödeme yöntemine geçilmesi gerektiğini düşünmektedir. Türkiye sağlık sistemi bu değişime en fazla bilgi sistemi ve altyapı olarak hazır bulunmuştur. Çalışmada değerin hesaplanmasında kullanılabilecek 15 parametre belirlenmiştir. Geçişe direnç göstereceklere ve karşı çıkacağı düşünülen yenilik istemeyen gruplara karşı önlemler alınması önerilmektedir. Sağlık verilerinde şeffaflık ön planda olmalı ve toplumun sağlık okuryazarlığına katkıda bulunacak adımlar atılmalıdır. Sonuç olarak, Türkiye'nin değer bazlı ödeme yönteminde gerekli revizyonların yapılmasıyla başarılı olabileceği düşünülmektedir.

Değer bazlı geri ödemeDeğer bazlı ödemeGeri ödeme+5
Merve Karaer
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Türk sağlık sisteminde bir kamu özel işbirliği uygulaması olan şehir hastanelerine yönelik sağlık personelinin görüş ve önerilerinin değerlendirilmesi

Türkiye'de ve dünyada son yıllarda yaşanan gelişmeler ve reform süreçleri, sağlık sistemlerini etkilemektedir. Türkiye'de Kamu Özel İşbirlikleri ile hayata geçirilmiş olan şehir hastaneleri, bu kapsamda gündeme gelmiş olan güncel bir modeldir. Bu çalışmada, şehir hastanelerinin, sağlık personelinin görüşlerine dayalı olarak değerlendirilmesi, objektif veri ve bilgi sunulması amaçlanmıştır. Çalışmada kalitatif ve kantitatif araştırma yaklaşımları kullanılmış olup ilk aşamada 40 katılımcı ile kalitatif görüşmeler yapılarak, geçmiş dönem ile kıyasladığında şehir hastanelerini nasıl değerlendirdikleri, güçlü ve zayıf yönleri, sorunlar ve çözüm önerilerine dair görüşleri alınmıştır. Bu görüşlerden ve literatürden yararlanılarak hazırlanan anket Adana, Isparta ve Yozgat şehir hastanelerinde 557 sağlık personeline uygulanmıştır. Anketin yapı geçerliliği açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile değerlendirilerek şehir hastaneleri uygulamasının çeşitli konulara ilişkin etkilerini sorgulayan 58 maddenin kalite ve verimlilik, sağlık hizmetlerine erişim, fırsatlar, riskler, çalışanlar, şeffaflık ve yönetim süreçleri olmak üzere 7; şehir hastaneleri uygulamasına bağlı olarak ortaya çıkan sorunların giderilmesine yönelik 13 önerinin ise denetim ve işbirliği ile çalışanlar olmak üzere 2 boyutta toplandığı görülmüştür. Anketin güvenirliği ise Cronbach alfa katsayısı ile değerlendirilmiş ve kabul edilebilir değerler içinde yer aldığı bulunmuştur. Araştırma verilerinin analizinde, tanımlayıcı istatistikler ve hipotezleri test etmek için çok değişkenli regresyon analizleri kullanılmıştır. Kalite ve verimlilik, sağlık hizmetlerine erişim ve fırsatlar boyutları katılımcıların genel olarak olumlu yönde; riskler, çalışanlar, şeffaflık ve yönetim süreçleri üzerindeki etkileri ile ilgili boyutlar ise olumsuz yönde görüş bildirdikleri boyutlardır. Denetim ve işbirliği ile çalışanlar boyutları hakkında ise katılımcılar, yaşanan sorunların giderilmesine yönelik önerilere ortalamanın üzerinde katılım göstererek, bu alanlarda şehir hastaneleri uygulamasının geliştirilmesi gerektiğini ortaya koymuşlardır. Katılımcıların şehir hastanelerinin kalite ve verimliliği ile ilgili görüşlerinin daha önce çalışılan kurumun mülkiyetine, yönetsel pozisyonda olmalarına, toplam hizmet sürelerine ve KÖİ ile ilgili bilgi düzeylerine; çalışanlar üzerindeki etkiler ile ilgili görüşlerinin halen çalışılan kurum, meslek ve KÖİ ile ilgili bilgi düzeylerine; çalışanlar boyutunda yaşanan sorunların giderilmesine yönelik öneriler ile ilgili görüşlerinin öğrenim durumu ve mesleklerine; şeffaflık boyutuna ilişkin görüşlerinin ise yönetsel pozisyonda olmalarına ve KÖİ ile ilgili bilgi düzeylerine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılıklar gösterdiği bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçların, şehir hastaneleri uygulaması nedeniyle ortaya çıkan sorunların giderilmesinde ve uygulamanın geliştirilmesinde şehir hastanelerinin yöneticilerine ve politika yapıcılara önemli ipuçları sağlayacağı düşünülmektedir.

HastanelerKamu-özel iş birliğiSağlık hizmetleri+5
Hakan Oğuz Arı
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık kuruluşları ve hastaneler tarafından verilen evde sağlık hizmetlerinin değerlendirilmesi: Ankara ve Eskişehir illeri örneği

Türkiye'de evde sağlık hizmetlerinin sunum ve koordinasyonu 2017 yılında birinci basamak sağlık kuruluşlarından (Toplum Sağlığı Merkezleri, TSM) hastanelere devredilmiştir. Bu çalışmada yapılan bu organizasyonel değişikliğin hizmet kullanım sıklığına ve maliyetlerine etkisini değerlendirmek ve aynı zamanda Eskişehir ve Ankara illerinde evde sağlık hizmetleri uygulamasında yer alan personel ile hasta/ hasta yakınlarının hizmet sunumu ile ilgili bu değişiklik hakkında görüşlerini tespit etmek amaçlanmıştır. Çalışmada birincil ve ikincil veri kaynaklarından yararlanılmıştır. İkincil veri kaynağı olarak 304 hastanın devir öncesi ve sonrası hizmet kullanımları ve maliyetleri karşılaştırılmış ve kamu hastanelerinde sunulan evde sağlık hizmetlerinin birinci basamak sağlık kuruluşlarında sunulan evde sağlık hizmetlerine göre; bir hastaya yapılan ortalama ziyaret sayısının (3,64'e karşı 2,98), ortalama işlem sayısının (4,74'e karşı 3,80) ve ortalama ziyaret başı giderinin (13,71 TL'ye karşı 10,14 TL) daha fazla olduğu ve bu farklılığın istatistiksel olarak anlamlı (p<0.05) olduğu görülmüştür. Çalışmada birinci veri kaynağı olarak ise evde sağlık hizmetlerindeki sağlık personeli ile hasta ve hasta yakınlarının hizmet sunumundaki değişiklikle ilgili görüşlerini belirlemek için 74 sağlık çalışanı ile 322 hasta ve yakınına yüz-yüze görüşme tekniğine dayalı anket uygulanmıştır. Anketin geçerliliği açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri ile güvenirliği ise Cronbach alfa katsayısı ile incelenmiş ve anketin yapısal olarak geçerli ve sorulara verilen yanıtların kabul edilebilir güvenirlik düzeyinde (0,766) olduğu görülmüştür. Çalışmada hipotezleri test etmek için ise çok değişkenli regresyon analizi ve bağımlı gruplarda t testi kullanılmıştır. Ankete cevap veren katılımcılar evde sağlık hizmetlerinin TSM'lerden, kamu hastanelerine devredilmesiyle ziyaret sıklığı ve memnuniyet, izleme değerlendirme, teşhise erişim, sosyo-ekonomik destek ile personel ve mali destek boyutlarında olumlu gelişmeler yaşandığını belirtirken, kurumsal destek boyutu ile özel sektör ve güvenlik desteği ile hakkaniyet boyutuna ilişkin olumsuz gelişmeler yaşandığını ifade etmişlerdir. Evde sağlık hizmetlerinin birinci basamak sağlık kuruluşları ve hastaneler tarafından sunulmasının sağladığı avantaj ve dezavantajı değerlendiren bu çalışmanın evde sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi yönünde geliştirilecek politikalara önemli veri ve bilgi sağlayacağı düşünülmektedir.

Evde sağlık hizmetleriHasta yakınlarıHastalar+5
Yavuz Selim Küçük
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Hekim ve hemşirelerin çalışma koşulları ile ilgili tercihlerinin kesikli seçim yöntemi ile incelenmesi

Sağlık hizmetlerinin etkin sunulabilmesi ve sağlık sistemlerinin amacına ulaşabilmesi için sağlık insan gücü kritik bir öneme sahiptir. Buna karşın sağlık insan gücünün adaletli bir şekilde dağılımı gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun tüm ülkelerin ortak sorunudur. Bu nedenle politika yapıcılar sağlık insan gücünün kırsal ve kentsel bölgelerde adaletli dağıtımı için çeşitli yasal düzenlemeler, uygulamalar ve teşvik paketleri geliştirirler. Çalışmada hekim ve hemşirelerin çalışma koşullarına (bölge, ücret, kreş, lojman, kariyer fırsatı, altyapı, eğitim fırsatı ve iş yükü gibi) ilişkin tercihlerini belirlemek, bazı koşullara sahip olmak için maaşlarından ne kadar fedakârlık yapmaya istekli olduklarını ortaya koymak ve katılımcıların özelliklerine göre belirlenen teşvik paketlerini kabul etme olasılıklarını tahmin etmek amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında gelişmişlik düzeyi açısından 1. bölgede yer alan bir il (Ankara) ile 6. bölgede yer alan bir ilde (Ağrı) benzer özelliklere sahip birer devlet hastanesi seçilmiş ve 126 hekim ve 218 hemşire ile görüşülmüştür. Katılımcıların tercihleri üzerinde çalışma koşullarının göreceli etkisini belirlemek için katılımcılara 1. bölge ve 6. bölge için 18 farklı çalışma koşulu senaryosu sunulmuş ve birini tercih etmeleri istenmiştir. Verilerin analizinde mixlogit yöntemi kullanılmış ve çalışma koşullarına yönelik tercihleri etkileyen en önemli özellikler sırasıyla hekimlerde bölge, ücret, eğitim fırsatı, altyapı, kreş, kariyer ve iş yükü iken hemşirelerde ücret, bölge, altyapı, iş yükü, eğitim fırsatı, lojman, kariyer fırsatı ve kreş olarak bulunmuştur. Özelliklerin katsayıları kullanılarak ödeme istekliliği ve belirli özelliklere sahip bir işi kabul etme olasılıkları hesaplanmıştır. Sonuç olarak hekim ve hemşirelerin belirli bir bölgedeki işi kabul etmelerinde farklı çalışma koşullarının farklı düzeylerde etkisinin olduğunu kesikli seçim yöntemine dayalı olarak ortaya koyan bu çalışmanın politika yapıcılar için kanıta dayalı bilgiler sunduğu düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler; Sağlık İnsan gücü, Kesikli Seçim Yöntemi, Hekim ve Hemşire, Çalışma Koşulları, Bireysel Tercih, Sağlık Politikası, Ödeme İstekliliği

DoktorlarHemşirelerKesikli seçim modelleri+6
Elif İşlek
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel ve tamamlayıcı tıbba yönelik görüşlerin değerlendirilmesi: Aile sağlığı merkezi örneği

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) geçmişten günümüze kullanılmakta olup, son yıllarda tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de sağlık sisteminde önemli bir konu haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, bireylerin GETAT'a yönelik görüşlerinin, GETAT yönetmeliğinde geçen fitoterapi, kupa uygulaması, sülük uygulaması, akupunktur ve ozon uygulamasına yönelik kullanım durumları ve faydalı bulma durumlarının saptanması ve değerlendirilmesidir. Çalışmaya, Kırklareli'de bir Aile Sağlığı Merkezi'ne başvuran 400 erişkin dahil edilmiştir. Araştırmada kullanılan ankette, sosyodemografik bilgileri içeren soruların yanı sıra GETAT kullanımına ve GETAT'a yönelik görüşlerin değerlendirmesine ilişkin sorular yer almaktadır. Ayrıca Araz ve Harlak (2006) tarafından geliştirilen Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıbba Yönelik Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Toplam puanın 8-40 arasında değiştiği ölçekte toplam puanın artış göstermesi GETAT'a yönelik olumlu tutumda artış olduğu anlamına gelmektedir. Çalışmada GETAT'a yönelik tutumun ve seçilen tedavi yöntemlerine yönelik kullanım ve faydalı bulma durumunun sosyodemografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediği incelenmiştir. Çalışma sonucunda bireylerin GETAT'a yönelik ortalamanın üzerinde olumlu tutum sergiledikleri, GETAT yöntemlerinden herhangi birini kullanma oranlarının ve seçilen tedavi yöntemlerine yönelik faydalı bulma düzeylerinin yüksek, fakat bilgi düzeylerinin düşük olduğu saptanmıştır. GETAT kullanım oranının yüksek fakat GETAT yöntemlerine yönelik bilgi düzeyinin düşük olduğu göz önünde bulundurulduğunda; GETAT alanından eğitim almış sağlık çalışanları tarafından GETAT yöntemleri hakkında toplum bilgilendirilmesi ve özellikle bilinçsiz kullanımın önüne geçmek için önlemler alınması önerilebilir

Aile sağlığı merkeziTamamlayıcı bakımTamamlayıcı tedaviler+4
Fatma Yükselir Alasırt
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson hastalarının yaşam kalitesinin ve ilaç inançlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Parkinson hastalarının yaşam kalitesinin ve ilaç inançlarının belirlenmesi, yaşam kalitesi ve ilaç inançları üzerinde fark oluşturan bireysel özelliklerin tespit edilmesi ve ilaç inancı ile yaşam kalitesi arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmaktadır. Araştırmaya, Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesinde Parkinson hastalığı tanısı konmuş ve tedavi alan 160 hasta dâhil edilmiştir. Veriler, Modifiye Hoehn Yahr Skorlaması ölçeği ve sosyodemografik özellikleri içeren sorular, Parkinson hastalığı yaşam kalitesi ölçeği olan PDQ-39 ile ilaçlara yönelik inançları ölçmek için kullanılan Parkinson hastalığı ilaç inançları ölçeği (PD-Rx) kullanılarak oluşturulan anket formunun katılımcılara uygulanması ile toplanmıştır. Çalışmada Parkinson hastalığı yaşam kalitesi ve ilaç inançlarının bireysel özelliklere göre fark gösterip göstermediği ve ilaç inançları ile yaşam kalitesi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde Mann Whitney U ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemek için Spearman korelasyon analizi, ilaç inançlarının yaşam kalitesi üzerindeki etkisini belirlemek için ise doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Araştırma sonucunda yaşam kalitesinin yaşa, eğitime, medeni duruma, hastalık evresi ve yaşama ortamına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği, cinsiyete göre sadece emosyonel durum alt boyutunun; sigara kullanımına göre ise sosyal destek ve bedensel rahatsızlık alt boyutlarının farklılık gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca, ilaç inancının sadece hastalık evresine göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. İlaç inançları ile yaşam kalitesi arasında ilişki incelendiğinde ise anlamlı bir ilişkinin olmadığı tespit edilmiştir.

Parkinson hastalığıYaşam kalitesiÖlçekler+4
Vildan Özbayrak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de koruyucu sağlık hizmetleri kullanımını etkileyen faktörler

Dünyada önde gelen ölüm nedenlerinden olan ve insan sağlığını olumsuz yönde etkileyen hastalıklar incelendiğinde, kalp ve akciğer hastalıkları, kanser türleri, diyabet, felç gibi hastalıkların aslında koruyucu sağlık hizmetleri kullanımı yoluyla önlenebilir hastalıklar olduğu görülmektedir. Koruyucu sağlık hizmetleri, mevcut sağlığı korumaya, daha sağlıklı bir toplum oluşturmaya ve ortaya çıkabilecek risklerin erken teşhis ve tedavi edilmesine olanak sağlayan hizmetlerdir. Bu bağlamda hem toplum sağlığının korunması ve geliştirilmesi hem de sağlık hizmetleri maliyetlerinin azaltılması noktasında önem arz eden koruyucu sağlık hizmetlerinin mevcut durumda kullanım düzeyinin belirlenmesi ve kullanımında etkili olan faktörlerin tespit edilmesi önem arz etmektedir. Bu doğrultuda bu araştırmanın amacı, Türkiye'de koruyucu sağlık hizmetlerinin (grip aşısı, tansiyon ölçtürme, kolesterol ölçtürme, kan şekeri ölçtürme, gaita ile gizli kan testi, kolonoskopi yaptırma, kendi kendine meme muayenesi, mamografi, pap smear testi) kullanım düzeyini ortaya koymak ve bireylerin bu hizmetleri kullanma kararında etkili olan faktörleri tespit etmektir. Bu doğrultuda Türkiye İstatistik Kurumu tarafından yapılan Türkiye Sağlık Araştırması 2019 yılı verilerinden yararlanarak ve Wilber tarafından geliştirilen Bütünleyici Model kullanılarak çalışmanın modeli oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda, içsel bireysel faktörler (cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum), dışsal bireysel faktörler (sağlık statüsü, fiziksel aktivite), içsel toplumsal faktörler (sosyal destek) ve dışsal toplumsal faktörlerin (sosyal güvence) katılımcıların koruyucu sağlık hizmetleri kullanma davranışlarını etkilediği belirlenmiştir. Elde edilen sonuçların bu hizmetlere yönelik yapılacak politikalarda ve bireylerde farkındalığın artırılması noktasında faydalı olacağı düşünülmektedir. Anahtar Sözcükler: Koruyucu Sağlık Hizmetleri, Sağlık Hizmetleri Kullanımı, Bütünleyici Model, Türkiye

Bütünleşme modeliKoruyucu sağlık hizmetleriSağlık hizmetleri
Leyla Demir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

OECD ülkelerinin ulusal sağlık sistemlerinin zamana dayalı performansının değerlendirilmesi

Bu çalışmada, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (Organisation for Economic Co-operation and Development [OECD]) üyesi ülkelerin ulusal sağlık sistemlerinin 2000-2016 dönemine ilişkin teknik etkinliği ve bunu etkileyen faktörler, Veri Zarflama Analizi (VZA) ve panel Tobit regresyon ile ölçülmüştür. VZA'da dört farklı model kurulmuştur. Birinci modelde sadece sağlık sistemlerine ilişkin değişkenler kullanılmıştır. Daha sonra birinci modelin girdi değişkenleri arasına, öncelikle ekonomik göstergelere ve sonrasında davranışsal risk faktörlerine ilişkin değişkenler ayrı ayrı eklenerek sırayla ikinci ve üçüncü modeller kurulmuştur. Son olarak, birinci modelin girdi değişkenleri arasına ekonomik göstergelere ve davranışsal risk faktörlerine ilişkin değişkenler aynı anda eklenerek dördüncü model kurulmuştur. Panel Tobit regresyon analizinde; ekonomik, sosyodemografik, davranışsal, fiziki çevreye ilişkin, sosyal güvenliğe ilişkin ve sağlık hizmetleri kullanımına ilişkin göstergelerin VZA skorlarına etkisi incelenmiştir. İkinci aşama analizler, 2000-2005, 2006-2011 ve 2012-2016 dönemlerine ait panel veriler ile gerçekleştirilmiştir, böylelikle bağımsız değişkenlerin VZA skorlarına olan etkisinde görülen değişimler dönemler bazında incelenebilmiştir. İkinci aşama analizlere sadece birinci model dahil edilmiştir çünkü VZA sonrası yapılan korelasyon analizinde VZA modelleri arasında yüksek düzeyli korelasyon olduğu görülmüştür. Elde edilen bulgulara göre, satın alma gücü paritesine göre kişi başına düşen gelir ($ olarak), işsizlik oranı, üniversite mezunu nüfus oranı, düzenli ve güvenli şekilde yönetilen sanitasyon hizmetlerinden faydalanan nüfus oranı ve kızamık aşılama oranı sağlık sistemlerinin teknik etkinliğine istatistiksel olarak anlamlı şekilde olumlu etki etmiştir (p<0,05). Buna karşın, Gini Katsayısı, 2008 küresel ekonomik krizi, bağımlı nüfus oranı, kişi başına düşen belediye atık miktarı (kg olarak), alkol tüketimi, sigara kullanımı, obezite oranı, cepten yapılan sağlık harcamalarının toplam sağlık harcamaları içerisindeki oranı ve gelirin yüzdesi olarak sosyal güvenlik katkı payı sağlık sistemlerinin teknik etkinliğine istatistiksel olarak anlamlı şekilde olumsuz etki etmiştir (p<0,05). Hükümetler, gelirin azaldığı ekonomik kriz dönemlerinde sağlık hizmetlerinin kullanımı önündeki engelleri kaldıracak adımlar atmalıdır. Bağımlı nüfus oranının yüksek olduğu toplumlarda sağlık hizmetleri talebi daha yüksek olduğundan, bu bireylerin hizmet talebi önündeki engeller kaldırılmalıdır. Hükümetler, bireylerin daha az cepten sağlık harcaması yapmalarını sağlayacak önlemler almalıdır. Aşırı alkol tüketimi, sigara kullanımı ve obezite birçok ülkenin temel sorunları arasındadır. Hükümetler, toplum tabanlı eğitim faaliyetleri vasıtasıyla bu sorunun üstesinden gelmenin yollarını aramalıdır. Belediyeler atıklarını çevreye ve insanların sağlığına zarar vermeyecek şekilde yok etmelidir ve sanitasyon hizmetlerini tüm topluma eşit bir şekilde sunmalıdır. Aşılama, toplumların sağlık statüsünü etkileyen önemli faktörler arasındadır. Hükümetler, aşılama konusuna özen göstermeli ve aşı karşıtı grupları ikna edici adımlar atmalıdır.

OECD ülkeleriPanel tobit modellerPerformans+4
Murat Konca
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mersin ilinde serbest eczacıların finansal okuryazarlık ile finansal yönetim davranışı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı Mersin il merkezinde serbest eczacıların finansal okuryazarlık ile finansal yönetim davranışı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın evreni Mersin il merkezinde faal olarak çalışmakta olan 334 sayıda serbest eczacıdan oluşmaktadır. Araştırmaya 179 serbest eczacı katılmıştır. Çalışmada serbest eczacıların finansal okuryazarlık tutum ve davranışını değerlendirmek amacıyla Sarıgül (2015) tarafından hazırlanan Finansal Okuryazarlık Tutum ve Davranış Ölçeği anketi kullanılmıştır. Finansal yönetim davranışını değerlendirmek amacıyla Dew ve Xiao (2011) tarafından geliştirilmiş, Türkçe güvenilirlik ve geçerlilik çalışması Erişen ve Yılmaz (2021) tarafından yapılan finansal yönetim davranışı ölçeği anketinden yararlanılmıştır. Bununla birlikte kişisel bilgilerin sorgulandığı anket formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde istatistiksel olarak bağımsız örneklem sayısı iki değişkenli grup analizleri için Student T testi kullanılmıştır. Değişken sayısı 2'den fazla gruplarda anlamlı farklılığın belirlenmesi için Tek Yönlü ANOVA testi ve hangi grupların birbirinden farklı olduğuna bakmak için ise Post-Hoc testlerini kullanılmıştır. Finansal okuryazarlık ile finansal yönetim davranışı ve alt boyutları arasındaki ilişkileri test etmek için ise Pearson Korelasyon analizi yapılmıştır. Serbest eczacıların finansal yönetim davranışı ölçeği toplam puanı ile eğitim alma talebi, aylık ortalama gelir düzeyi ve yatırım yapma durumu değişkenleri arasında finansal yönetim davranışı ölçeğinin alt boyutlarından kredi yönetimi ile medeni durum ve çalışma bölgesi değişkenleri arasında, tasarruf-yatırım yönetimi ile çalışma bölgesi, gelir düzeyi ve yatırım yapma değişkenleri arasında sigorta yönetimi ile eğitim alma talebi, gelir düzeyi ve yatırım yapma değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Katılımcıların finansal okuryazarlık tutum ve davranış ölçeği ortalama puanı ile finans alanında eğitim alma talebi ve yatırım yapma değişkenleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmaktadır. Yapılan analize göre finansal okuryazarlık ile finansal yönetim arasında orta düzeyde negatif anlamlı ilişki bulunmuştur. Finansal okuryazarlık ile kredi yönetimi ve tasarruf-yatırım yönetimi arasında orta düzeyde negatif anlamlı ilişki bulunmuştur. Finansal okuryazarlık ile nakit yönetimi ve sigorta yönetimi arasında düşük düzeyde negatif anlamlı ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal Okuryazarlık, Finansal Yönetim, Serbest Eczacılar, Mersin İl Merkezi

EczacılarEczacılıkFinansal davranış+4
Tuba Şakar
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve motivasyonları ile finansal durumları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Mersin Üniversitesi Hastanesi örneği

Sağlık hizmet sunumunun temel bileşeni olan sağlık çalışanları, insan sağlığının korunmasında ve vatandaşların refahının artmasında önemli rol oynamaktadır. Sağlık sistemlerinin etkin bir şekilde işlemesi sağlık çalışanlarının uygun çalışma koşullarında yüksek motivasyonla çalışmasına bağlıdır. Bireylerin davranışları üzerinde etkisi olan çalışma unsurlarının tamamını ifade eden çalışma ortamlarında yüksek motivasyon ve verimliliğin sağlanması için uygun koşulların oluşturulması gerekmektedir. Çünkü sağlık sisteminin bel kemiğini oluşturan sağlık çalışanlarının motivasyonları ve davranışları sağlık sisteminin performansını etkileyebilmektedir. Bu çalışmanın amacı sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ve motivasyonları arasındaki ilişkinin incelenmesinde finansal durumlarının etkisinin irdelenmesidir. Araştırmanın evrenini Mersin Üniversite Hastanesinde görev yapan sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Araştırma 313 sağlık çalışanından elde edilen verilerle değerlendirilmiştir. Veriler 20 Aralık 2022 – 28 Şubat 2023 tarihleri arasında toplanmıştır. Araştırmanın verileri "Kişisel Bilgi Formu", "Çalışma Koşulları Ölçeği", "Motivasyon Ölçeği" ve "Finansal İyilik Hali Ölçeği" olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Araştırmada istatistiki olarak; Student t testi, Korelasyon analizi ve Anova analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda; sağlık çalışanlarının çalışma koşulları ölçeği ve finansal iyilik hali arasında negatif yönlü zayıf anlamlı bir ilişki olduğu, motivasyon ölçeği ve finansal iyilik hali arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonuçlarına ulaşılmaktadır.

Finansal durumFinansal iyi oluşMotivasyon+4
Ayşe Koramşa
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kurumsal güven ve sadakat arasındaki ilişkide davranışsal niyet ve sosyal medya kullanımının aracı rolü

Günümüzde gelişen bilgi teknolojileri ve sosyal ağlar etkisi ile sosyal medya hem bireyler hem de kurumlar için önemli bir iletişim aracı haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı; kurumsal güven, davranışsal niyet ve sadakat arasındaki ilişkilerin incelenmesinde sosyal medya kullanımının aracı rolünü incelemektir. Çalışmada ilk olarak hastane kavramı, özellikleri ile ilgili genel bilgiler daha sonra sırasıyla sadakat, kurumsal güven, sosyal medya ve davranışsal niyet kavramları ele alınmıştır. Bu kapsamda sağlık işletmelerinin oluşturdukları sosyal ağlar üzerinden; sağlık hizmeti arayış düzeyi, hastanelerin sosyal medya hesaplarına erişim, güvenirlilik ve kullanıcıların tekrar satın alma niyetinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmanın amacına uygun olarak geliştirilen yapısal modelin test edilmesi için öncelikli olarak ölçüm modeli değerlendirilirken Cronbach Alpha (CA) ve Bileşik güvenilirlik (CR) değerlerine bakılmıştır. Araştırmanın minimum örneklem büyüklüğü; Open Epi Version 3.01 programı ile %50 sıklık, %95 güven aralığı ve ± 5 hata payı ile 385 kişi olarak hesaplanmıştır. Araştırmanın hedef kitlesi olan sosyal medya kullanıcılarına ulaşmak üzere Google Documents ortamında hazırlanan anket formunun bağlantısı WhatsApp, Facebook, Twitter gibi sosyal medya platformlarından paylaşılmıştır. Araştırma anketinin kapsamında olan sosyal medya kullanıcılarına direkt olarak ulaşım sağlanmıştır. Çalışma katılmayı kabul eden sosyal medya kullanıcıları ile web2 ortamında toplanmıştır. Araştırma verileri Ağustos-Eylül 2023'te toplanmıştır. Toplam 404 anket doldurulmuştur. Ancak eksik ve hatalı anketler çıkarıldıktan sonra eksiksiz ve doğru doldurulan 387 anket çalışma kapsamında değerlendirilmiştir. Çalışma katılmayı kabul eden sosyal medya kullanıcıları ile web2 ortamında toplanmıştır. Veri toplama formunun ilk bölümünde katılımcıların iş ve kişisel özelliklerini belirmeye yönelik sorular yer almıştır. İkinci bölümde kuruma güven ölçeği; sosyal medya kullanımına yönelik hasta memnuniyet ölçeği, hastane-hasta ilişkileri ölçeği ve hastanenin algılanan imajı ölçeği bunun yanında, davranışsal niyet ölçeği ve sadakat ölçeği kullanılmıştır. Yapılan bu çalışmada kamu hastanesinden hizmet alanların kuruma güvenlerinin, sadakat üzerine etkisi özel hastaneden hizmet alanlardan daha güçlü çıkmıştır. Kuruma güven, davranışsal niyet, sosyal medya boyutlarından hastanenin algılanan imajı hasta sadakatini artırmaktadır.

Davranışsal niyetFacebookGüvenmek+7
Melis Gün
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 sürecinde yönetici iletişiminin hemşirelerin iş tatmini üzerindeki etkisi: Hastanelerde kritik bakım birimleri örneği

Kesitsel tipte tasarlanan bu araştırmanın amacı: COVID-19 sürecinde hastanelerde kritik bakım birimlerinde yönetici iletişiminin iş tatmini üzerindeki etkisinin incelenmesidir. Araştırmanın evrenini, bir ilin il merkezinde faaliyet gösteren bir üniversitesi hastanesi, İl Sağlık Müdürlüğüne bağlı 2 kamu hastanesi ve 3 tane özel hastanenin kritik bakım birimlerinde 01.01.2022-01.04.2022 tarihleri arasında görev yapan 1.312 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmaya gönüllülük esasına dayalı olarak hastanelerin kritik bakım birimlerinde görev yapan 359 hemşire katılım sağlamıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak kritik bakım birimi hemşirelerinden kişisel verilerini ve iş özelliklerini öğrenmek amacıyla; "Kişisel Bilgi Formu", "Yönetici İletişim Ölçeği" ve "Minnesota İş Tatmini Ölçeğinin" yer aldığı anket formu kullanılmıştır. Araştırmada istatistik analiz olarak Mann-Whitney U testi, Student-t testi, Varyans Analizi, Korelasyon ve Çok Değişkenli Regresyon analizleri kullanılmıştır. Yapılan korelasyon analizine göre kritik bakım birimlerinde görev yapan hemşirelerde yönetici iletişimi ile iş tatmini arasında pozitif anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Regresyon analizine göre de yönetici iletişiminin iş tatminini güçlü bir biçimde etkilediği saptanmıştır. Kritik bakım birimi hemşirelerinin yönetici ile kurdukları iletişim düzeyi arttıkça iş tatmin düzeyleri de artmaktadır. COVID-19 sürecinde hastalarla aynı ortamda 24 saat aynı havayı soluyan, sürekli temas halinde olan ve yaşamsal bulgularını ve genel durumunu takip eden, bakım veren kritik bakım birimi hemşireleri bu süreçte çok önemli bir rol üstlenmiştir. Böylesi olağanüstü durumlarda kritik birimlerde görev yapan hemşirelerin verimli ve etkili hizmet sunmaları, onların iş tatmini için oldukça önemlidir. Yöneticiler ve yöneticilerin iletişim kurma becerileri de iş tatmin düzeyini arttırarak daha güvenli sağlık hizmet ortamlarının yaratılmasına katkı sağlayacağı ileri sürülebilir.

COVID 19HastanelerHemşireler+6
Esra Yavuz
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi döneminde iş performansı ile ilişkili faktörler: Mersin İl Sağlık Müdürlüğü örneği

Çin'in Wuhan kentinde 2019 yılının aralık ayında başlayan ve tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19 bulaşıcılığı yüksek olan bir solunum yolu rahatsızlığıdır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020'de COVID-19 pandemi olarak ilan edilmiştir. Pandeminin artış göstermesiyle birlikte sağlık personeline duyulan ihtiyaç artmıştır. Çalışmamızın amacı COVID-19 pandemisinde iş performansı ile ilişkili olan iş yükü iş-aile yaşam çatışması faktörlerinin araştırılmasıdır. Araştırma evrenini Mersin İl Sağlık Müdürlüğünde görev yapan sağlık çalışanları oluşmaktadır. Araştırmaya 375 sağlık personeli katılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak "İş Performansı Ölçeği", "İş-Aile Yaşam Çatışması Ölçeği", "İş Yükü Ölçeği" ve kişisel ve iş özelliklerini öğrenmek amacıyla "Kişisel ve İş Bilgi Formu" kullanılmıştır. İstatistiksel olarak, Mann Whitney U Testi, Kruskall Wallis H Testi, korelasyon analizi yapılmıştır. Korelasyon analizine göre; aile-iş çatışması ile iş-aile yaşam çatışması ölçeği arasındaki ilişki anlamlı, aile çatışması ile iş yükü ölçeği arasındaki ilişki anlamlı, iş-aile çatışması ile iş performansı ölçeği arasındaki anlamsız, aile-iş çatışması ile iş-aile yaşam çatışması ölçeği arasındaki ilişki anlamlı, aile-iş çatışması ile iş yükü ölçeği arasındaki ilişki anlamlı, iş çatışması ile iş performansı ölçeği arasındaki ilişki anlamlı, iş-aile yaşam çatışması ölçeği ile iş yükü ölçeği arasındaki anlamlı, iş-aile yaşam çatışması ölçeği ile iş performansı ölçeği arasındaki ilişki anlamlı, iş yükü ölçeği ile iş performansı ölçeği arasındaki ilişki anlamsız elde edilmiştir. Diğer bir korelasyon analize göre ise; yaş ile iş-aile çatışması arasındaki ilişki anlamsız, yaş ile aile-iş çatışması arasındaki ilişki anlamsız yaş ile iş-aile yaşam çatışması ölçeği arasındaki ilişki anlamsız, yaş ile iş yükü ölçeği arasındaki ilişki anlamsız, yaş ile iş performansı ölçeği arasındaki ilişki anlamsız elde edilmiştir. COVID-19 pandemisiyle iş performansını etkileyen iş yükünde oluşan artış aynı zamanda iş-aile yaşam dengesini etkilemiştir. Sağlık personelin iş yükünün azaltılması iş performansında artışa aynı zamanda iş-aile yaşam dengesinin de düzelmesine katkı sağlayacağı öngörülmektedir.

Elif Tiryaki
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Salgın hastalıklar bağlamında küresel kamusal mal olarak sağlık hizmetleri

Bu tez, salgın hastalıkların küresel düzeyde etkisini ve sağlık hizmetlerinin küresel kamusal mal olarak değerlendirilmesinin önemini incelemektedir. Salgın hastalıklar, hızlı bir şekilde yayılabilen ve toplumları tehdit eden bulaşıcı hastalıklardır. Son yaşanan COVİD-19 salgını, salgın hastalıkların küresel kamu sağlığına olan etkisini bir kez daha ortaya koymuştur. Sağlık hizmetleri, salgın hastalıkların önlenmesi, kontrolü ve tedavisi için temel bir bileşendir. Sağlık hizmetlerinin küresel kamusal mal niteliğine sahip olması ile uluslararası iş birliğinin ve politika geliştirmenin önemi ortaya çıkmaktadır. Uluslararası bilgi paylaşımı, kaynakların adil dağılımı, sağlık alt yapısının güçlendirilmesi, araştırma ve geliştirme çalışmalarına yapılan destekler, küresel sağlık hizmetlerinin etkinliği ve sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu tez, salgın hastalıkların küresel kamu sağlığına olan etkisini ve sağlık hizmetlerinin küresel kamusal mal olarak değerlendirilmesinin önemi konusunda bilinci arttırmayı amaçlamaktadır.

Hatice Koçhan Kula
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yatağa bağımlı hastaların bakım vericilerinin yaşadığı deneyimler doğrultusunda sağlık hizmetlerinin yönetimi

Araştırmada, yatağa bağımlı hastalara bakım veren kişilerin (bakım vericilerin) yaşadığı deneyimler ve bu deneyimlerin sağlık hizmetleri yönetim süreçleri ile ilişkisinin incelemesi amaçlanmaktadır. Araştırmada, yakınsayan paralel karma desen kullanılmıştır. Karma yöntem sayesinde bakım vericilerinin yaşadığı zorluklar onların bakış açısıyla ele alıp sağlık yönetimi alanında daha etkili kararlar almasına yardımcı olacaktır. Nicel araştırma tasarımında 1980 yılında Zarit ve arkadaşları tarafından geliştirilmiş olan bakım yükü ölçeği kullanılmıştır. Demografik ve sağlık durumu ile ilgili değişkenlerle bakım yükü arasındaki farklılıklar incelenmiştir. Nitel araştırma tasarımında da literatürden yola çıkılarak hazırlanan yarı yapılandırılmış soru formu ile araştırma gerçekleştirilmiştir. Nicel araştırmaya Mersin Şehir Hastanesi Palyatif Servisi'nde yatan hastaların birincil bakım vericileri olan 126 kişiye, nitel araştırmaya da aynı serviste bulunan ancak nicel araştırmaya dahil edilmeyen 20 birincil bakım verici araştırmaya katılmıştır. Araştırmada, ilkokul mezunlarının bakım iş yükünün okuryazar olmayanlara göre daha yüksek çıktığı, gelir düzeyi düşük olan bireylerin bakım iş yükünün gelir düzeyi yüksek olan bireylere göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Fiziksel, ruhsal, sosyal sorun yaşayanların ve kronik rahatsızlığı olan bireylerin bakım iş yükü daha yüksek bulunmuştur. Bunun yanında ekonomik sıkıntı yaşayanlar ve bakım sürecinde güçlük çekenlerin bakım yükünün daha fazla olduğu belirlenmiştir. Araştırmanın nitel kısmında 20 bakım vericiyle yapılan derinlemesine görüşmeler sonucunda bakım vericilerin bakım verme yüküne ilişkin düşünceleri, bakım vermenin anlamı, hissettirdikleri ve nasıl ifade ettikleri anlaşılmıştır. Bu görüşmeler sonucunda bakım vericilerin yaşamlarının değiştiği, psikososyal ihtiyaçlarının arttığı, ev dışına çok çıkamadıkları, fiziksel, sosyal, psikolojik ve ekonomik olarak olumsuz etkilendikleri, aile ilişkilerinin değiştiği ve aile üyelerine ilişkin sorumluluklarını ihmal ettikleri görülmüştür. Ayrıca katılımcılar evde sağlık ve bakım sisteminin dönüşmesi gerektiği, kendilerinin farklı bir statüde ele alınması gerektiği ve resmi işlemlerde ayrıcalık tanınması gerektiğini ifade etmişlerdir. Sonuç olarak, bu araştırma yatağa bağımlı hastaların bakım vericilerinin deneyimlerini ve sağlık hizmetleri yönetim süreçlerinin bu deneyimlere olan etkisini anlamaya yönelik önemli bir katkı sunacaktır.

Hazer Yetgin
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üretkenlik karşıtı iş davranışları ile hasta güvenliği kültür algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi: Mersin ili örneği

Bu çalışmada hemşirelerin üretkenlik karşıtı iş davranışları ile hasta güvenliği kültür algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evreni Mersin ilindeki üç özel hastane ve bir üniversite hastanesinde fiili olarak çalışan 898 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmaya 380 hemşire katılmıştır. Çalışmada hemşirelerin, hasta güvenliği kültür algısını değerlendirmek amacıyla Agency for Healthcare Research and Quality tarafından 2004 yılında geliştirilen Hospital Survey on Patient Safety Culture hasta güvenliği kültürü hastane anketi ve Bennett ve Robinson'ın (2000) "çalışanların kasıtlı bir şekilde önemli örgüt kurallarını ihlal ederek örgüte ve örgütün üyelerine zarar veren davranışlar" olarak tanımladığı sapkın işyeri davranışlarını ölçümleme amacıyla "Kişilerarası ve Örgütsel Sapkınlık Ölçeği" kullanılmıştır. Ayrıca hemşirelerin iş ve kişisel özelliklerini belirlemek için de sorular yer almaktadır. İstatistiksel olarak t testi, tek yönlü varyans analizi, korelasyon analizleri yapılmıştır. Korelasyon analizlerine göre üretkenlik karşıtı iş davranışları ile hasta güvenliği kültür algısı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Aynı zamanda hasta güvenliği kültür algısı ile üretkenlik karşıtı iş davranışlarının alt boyutları olan bireye zarar veren davranışlar ve örgüte zarar veren davranışlar arasında da anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Üretkenlik karşıtı iş davranışları birçok farklı boyuttan oluşmaktadır. Üretkenlik karşıtı iş davranışlarının çok boyutlu olması, belirleyicilerinin de çeşitlenmesine neden olmaktadır. Bu noktada, davranışların sadece kişisel özelliklerden kaynaklanmadığı durumsal belirleyicilerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Öznesi insan olan sağlık hizmetlerinde üretkenlik karşıtı davranışların hasta, çalışan ve kuruma ciddi sonuçları olması nedeniyle çalışanların bu tür davranışlardan kaçındığı ileri sürülebilir.

Songül İnan
Mersin University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mantar Yönetimi Yaklaşımının Sağlık Çalışanlarının Örgütsel Sinizm Düzeyine Etkisi

Bu çalışmanın temel amacı sağlık çalışanlarının mantar yönetim algılarını ve örgütsel sinizm düzeylerini belirleyip, çalışanların mantar yönetim algılarının örgütsel sinizm düzeylerini etkileyip etkilemediğini tespit etmektir. Araştırmanın örneklemini Kayseri Şehir Hastanesinde görev yapan kamu sağlık çalışanları oluşturmaktadır. (n=360) Çalışmada anket tekniği kullanılmış olup çalışanlara, Tekin ve Birincioğlu (2018) tarafından geliştirilen "Mantar Yönetim Ölçeği" ve Brandes, Dharwadkar ve Dean (1999) tarafından geliştirilen, "Örgütsel Sinizm Ölçeği" uygulanmıştır. Analizlerde, regresyon, korelasyon, bağımsız örneklem t-testi ve Anova kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda çalışanların örgütsel sinizm düzeylerinin cinsiyet, mesleki tecrübe ve kurumda çalışma süresi değişkenlerine göre farklılık gösterdiği, mantar yönetim algılarının ise yaş, mesleki tecrübe ve kurumda çalışma süresi değişkenlerine göre farklılaştığı tespit edilmiştir. Mantar yönetim ile örgütsel sinizm arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu ve çalışanların mantar yönetim algısının örgütsel sinizm düzeyini pozitif yönde etkilediği saptanmıştır.

Mantar yönetimSağlık personeliSinizm+2
Hava Aydın
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hekim ve hemşirelerin klinik liderlik algılarının değerlendirilmesi: Adana ili örneği

Araştırma hekim ve hemşirelerin klinik liderlik algılarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Adana Şehir Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan 28 hekim ve 253 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada veriler anket formu ve Klinik Liderlik Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırma verileri, iç güvenirlik katsayısı Croncbach's Alpha analizi, tanımlayıcı istatistikler, Bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi ve Lineer Regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırmada, anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Araştırmada katılımcıların %75,54'ünün kadın, %56,5'inin evli, %81,4'nün lisans mezunu, %53'nün 26-35 yaş arasında, %98,6'sının hemşire olduğu ve %11,6'sının klinik liderlik üzerine eğitim aldığı belirlenmiştir. Katılımcıların Klinik Liderlik Ölçeği toplam puanı 2,60±0,30 olarak belirlenmiştir. Yaş, medeni durum, kurumda çalışma süresi, meslekte çalışma süresi ile klinik liderlik algıları arasında anlamlı bir farklılık olduğu (p<0,05) belirlenmiştir. Sonuç olarak, hekim ve hemşirelerin kendilerini klinik lider olarak algıladıkları, yaş, kurumda çalışma süresi, meslekte çalışma süresi, klinik liderlik üzerine eğitim almanın klinik liderlik algısını etkilediği belirlenmiştir.

Nimet Kaya Can
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Mülteci kadınların üreme sağlığı hizmetlerini kullanımının değerlendirilmesi

Çalışma mülteci kadınların üreme sağlığı hizmetlerini kullanımının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Retrospektif tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çalışma Sivas ili Numune Hastanesi, Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerinde Ocak 2020 ile Temmuz 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırma Evrenini Sivas ili Numune Hastanesinin Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine Ocak 2020 - Temmuz 2021 tarihleri arasında başvurmuş mülteci kadınların kayıtları oluşturmaktadır. Başvuran mülteci kadınların tamamı örnekleme alınmıştır. Örneklem sayısı 1331 kayıtlı kadın dosyasıdır. Araştırmanın verileri Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran mülteci kadınlar için tutulan elektronik hastane kayıtlarından elde edilmiştir. Verilerin analizinde sayı, yüzde kullanılmıştır. Çalışma da etik kurul ve kurum izni alınmıştır. Çalışmada 2020 yılında Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniğine başvuran mülteci kadınların %9.8'sinin 19 yaş ve altında olduğu, %60.1'inin Geçici Korunma Kanunu kapsamında, %34'ünün Vatansız ve 2021 yılı ilk 6 aylık dönemde mülteci kadınların %55.4'inin Geçici Korunma Kanunu kapsamında, %37.9'u Vatansız olduğu, 2020 yılında başvuran mülteci kadınların uyruklarının %66.6 Suriye, %29.5'inin Afganistan ve 2021 yılı ilk 6 aylık dönemde mülteci kadınların %61'0'nin Suriye, %33.3'ü Afganistan, uyruklu oluğu, 2020 Yılında başvuran mülteci kadınların % 66.7'sinde gebelik ve gebelikle ilgili durumlar ve 2021 ilk 6 Aylık dönemde mülteci kadınların % 60.4'ünün gebelik ve gebelikle ilgili durumlarla ilgili tanı aldığı ve başvuran 1331 mülteci kadından sadece 17 kadının etkili bir aile planlaması yöntemi olan RİA'dan faydalandığı tespit edilmiştir. Çalışmada mülteci kadınların üreme sağlığı hizmetlerinden daha çok doğurganlık üzerine hizmet alması ve etkili aile planlaması yönünden hizmet alımının kısıtlı olması sağlık profesyonellerinin mülteci kadınlara aile planlaması hizmetlerinin kullanılmasına ve kabul edilmesine yönelik etkili eğitim ve danışmanlık yapmaları önerilir.

GöçlerKadın sağlığıKadınlar+6
Arif Ulusoy
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında öz bakım gücü ile bakım veren bireylerin bakım yükünün belirlenmesi

Araştırma hemodiyaliz hastalarının öz bakım gücü ve onlara bakım veren bireylerin bakım yükünü belirlemek için yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini; araştırmanın yapıldığı tarihlerde diyaliz tedavisi alan hastalar arasından araştırmaya katılmayı kabul eden ve araştırma kriterlerine uyan 160 birey oluşturmaktadır. Araştırmada kullanılan veriler, diyaliz hastaları ve bu hastalara bakım verenler için geliştirilmiş olan Hasta Tanıtım Formu, diyaliz hastaları için Öz Bakım Gücü Ölçeği, bakım verene ait Tanıtıcı Bilgi Formu ve bakım verenlere yönelik Bakım Verme Yükü Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler IBM SPSS Statistics 26 paket programı üstünden analiz gerçekleştirilmiştir. Araştırmada verilerinin analizleri Pearson Korelasyon Katsayısıyla, Bağımsız Örneklem T Testi, ve Tek Yönlü Varyans Analiziyle (ANOVA) yapılmıştır. Araştırmada evli, köyde yaşayan, başka kronik hastalığı olmayan, diyaliz süresi 6-11 ay olan ve diyaliz seansı haftada 2 gün olan diyaliz hastalarının özbakım gücü algısı anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur. Bakım verenlerin ise ilerleyen yaş, kronik hastalıklarının olması, bakım verdiği hasta ile aynı evde kalması ve 5 yıldan uzun süredir bakım veriyor olması ile bakım verme yükü üzerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Elde edilen veriler ışığında hemodiyaliz hemşirelerine hastaların öz-bakım gücü üzerinde etkili olan faktörlerle bakım verenlerin bakım yüklerine yönelik hizmet içi eğitimler verilmesi ve hemşirelik bakım hizmetlerinin hastane yönetimlerinin bakım politakalarına dönüştürlmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, Öz Bakım, Bakım Yükü

HemodiyalizHemodiyaliz üniteleri-hastaneHemşireler+2
Elif Güçlü
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Etik liderlik ile bilgi paylaşımı arasındaki ilişki

Bu çalışmanın temel amacı etik liderliğin, bilgi paylaşımındaki davranışları etkileyip etkilemediğini tespit etmektir. Araştırmanın örneklemini Nevşehir ilindeki Nevşehir Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde çalışan 160 katılımcı oluşturmaktadır. Bu çalışmada kullanılan veriler anket tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesi normallik, korelasyon ve regresyon analiz yöntemleri kullanılarak yapılmıştır. Etik liderin; eşitlik, dürüstlük, adalet, tarafsızlık, şeffaflık gibi davranışları çalışma ortamında sergilemesi çalışanlara rol model olur. Liderin sahip olduğu karakter etik liderliğin temel belirleyicisidir. Etik liderin çalışanlara rol model olabilmesi için sosyal sorumluluk anlayışı, ahlaki yasal davranış anlayışı, vicdan, dürüstlük, çalışanlarla iletişim gibi özelliklere sahip olması gereklidir. Liderde var olan bu özellikler çalışanların dikkatini çeker. Çalışanlar böyle bir ortamda çalıştığı için liderlerini rol model alarak çalışma arkadaşlarına da bu şekilde davranırlar. Liderin etik değerleri gözetmesi çalışanların etik değerleri öğrenme becerisini geliştirir. Etik liderlik sadece iş ortamında uygulanacak bir liderlik çeşidi değildir. Etik davranış sergileyen bir lider olmak zordur. Üst yönetimin baskısı, çalışanların tutum ve davranışları, çalışma ortamının ihtiyaçları etik kararlar almayı zorlaştıran durumlardır. Bu nedenle etik lider olmak etik ve ahlaki değerlere sahip olmakla birlikte yöneticinin cesaretiyle de ilişkilidir. Üretim, yönetim, pazarlama ve liderlik görüşleri her geçen gün güncellenen bilgilerle devamlı olarak yenilenmektedir. Kurumların yenilenen dünyada devamlılığını sürdürebilmesi, rekabet ortamında fırsatları değerlendirebilmesi, yeniliklere ayak uydurabilmesi ancak bilgiyi yerinde kullanarak güncel kalmalarına bağlıdır. Bilgiyi yerinde kullanma başarısı, katılımcıların bilgi paylaşımına katılmasına bağlıdır. İşletmelerde bilgi paylaşımının genel başarıyı olumlu etkilediği bilinmesine rağmen çalışanlar bilgiyi saklamaya eğilimlidir. Bireyler rekabet, çıkarların tehdit altına girmesi ve benzeri durumlardan dolayı bilgi paylaşımına karşı mesafeli davranmaktadır. Bilgi paylaşımının olmaması veya yetersiz kalması, çalışanlar arasında güven ortamı olmaması, yaratıcılığın gerçekleşmemesi, öğrenme çabasının negatif yönde ilerlemesine, ilişki dengelerinin bozulması gibi durumlara neden olmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı etik liderlik davranışının çalışanlar üzerinde bilgi paylaşımına hangi yönde etki ettiğini belirlemektir. Çalışmanın katılımcılarını Nevşehir Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi çalışanları oluşturmaktadır. Yapılan araştırma sonucunda etik liderlik ve bilgi paylaşımı değişkenleri arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Araştırmanın neticesinde etik liderlik yaklaşımının bireyler için doğru olanı göstermek ve doğruyu yapmaya teşvik etmek amaçlı olduğu gözlenmiştir. Bireylerin etik liderlik ölçeğinde liderlerini, bilgi paylaşımı ölçeğinde çalışma arkadaşlarını değerlendirmeleri istenmiştir. Araştırmanın anket çalışmaları kısmında yaşanan birtakım sıkıntılar nedeniyle Nevşehir Ağız ve Diş Sağlığı Merkezi çalışanlarının ölçeklerde yer alan ifadelere, verilerin araştırmacılar dışındaki bireylerle paylaşılacağı düşüncesiyle objektif cevap vermediği düşünülmektedir. Ayrıca kurum yönetiminden çekinen bazı katılımcılar ankete katılmak istemediklerini, işlerini kaybedeceklerini ya da bir disiplin soruşturması ile karşı karşıya kalma ihtimallerinin olduğunu düşündüklerini beyan etmişlerdir. Bu nedenle bazı birimlerdeki katılımcıların işten uzaklaştırılacaklarını düşünmeleri nedeniyle bütün ifadelere olumlu yanıt verdikleri, olumsuz yanıt vermekten kaçındıkları öngörülmüştür. Bu nedenle katılımcıların objektifliklerini koruyamaması nedeniyle olumlu yanıtlar vermesinden dolayı sonuçların etkilendiği de düşünülmektedir. Anahtar kelimeler; etik, liderlik, etik liderlik, bilgi paylaşımı

Ağız ve Diş Sağlığı MerkezleriBilgi paylaşımıEtik liderlik+3
Ayşe Budak
Nevşehir Hacı Bektaş Veli University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinin etik duyarlılık düzeylerinin incelenmesi

Tıp fakülteleri, öğrencilere hekimlik mesleğinin değerlerini, bilgilerini ve becerilerini öğretip aktaran eğitim kurumlarıdır. Gerek teorik dersler gerekse hekimlik mesleğinin uygulanması için gösterilen pratik dersler, tıp öğrencisinin ileride kendisine başvuran hastaları, meslek arkadaşları ve faaliyette olduğu kültürle ilişkilerindeki etik davranışının anlam kazandığı tıp etiği eğitiminin bir parçasıdır. İntörn öğrenciler; tıbbi gizlilik, aydınlatılmış onam, hastalara tanının söylenmesi, ölmekte olan hastanın bakımı gibi birçok konuda tek hekim tek hasta bakış açısı ile karşılaşmış olup hastaya nasıl davranılması gerektiğini uygulamada görmüşlerdir. Tıp eğitimi, toplum için yararlı olan bilgiyi sunmayı amaçlar. Fakat günümüzde hastanın esenliğini sağlamayı hedeflemeyen konularla yüzleşmek zorunda kalacaklardır. Bu aşamalarda etik ilkelere ihtiyaç duyacak ve öğrencilerin ders döneminde aldıkları eğitiminin aksine uygulamada gördükleri farklılıklar nedeniyle etik ikilem ve değer çatışması yaşayacaklardır. Bu nedenle, öğrencilerin eğitim yıllarında etik duyarlılık düzeylerinin belirlenmesi, anlam kazandırılması ve geliştirilmesi, meslek yaşamları boyunca etik ikilemler ve etik problemler ile karşılaştıkları zaman doğru kararlar verebilmeleri açısından önem taşımaktadır. Tıp fakültesi öğrencilerinin mezun olana kadar kendi değer sistemlerini tanıyarak olumlu kişisel, mesleki ve sosyal değerlerin benimsenmesinde etik ile ilgili dersler almalarının ve hastayla temas kurmalarının etik duyarlılıklarında yaptığı etkinin belirlenmesi önemlidir. NEÜ Tıp Fakültesi öğrencilerine uygulanan çalışmada, sağlık hizmetlerinin yürütülmesi sırasında yaşanan etik sorunlara öğrencilerin duyarlılıklarının belirlenmesi sağlandı. Çalışmada, tüm sınıflara anket ve ölçek uygulanmış olup toplam 402 öğrenci ile görüşme sağlanmıştır. Öğrencilerin etik duyarlılık düzeyini ölçmek için Ahlaki Duyarlılık (ADA) kullanılmıştır. Öğrencilerin ADA ölçeği toplam puan ortalaması 103,56±26,68 olarak saptanmıştır. ADA toplam puanı ile sınıf arasında pozitif düzeyde ve anlamlı (0,00) ilişki elde edilmiştir (p<0.05).

EtikEtik duyarlılıkTıp etiği+3
Emel Tekiş
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Psikolojik sağlamlığın saldırganlık üzerindeki etkileri: Hemşireler üzerinde bir araştırma

Psikolojik sağlamlık, bir kişinin hayatta karşılaştığı zorluklarla başa çıkabilme becerisini içeren bir süreçtir. Hemşireler, sağlık sektöründe önemli bir role sahip olup stresli ve talepkar bir çalışma ortamında hizmet vermektedirler. Bu çalışmanın amacı, hemşirelerin psikolojik sağlamlık düzeyleri ile saldırganlık arasındaki ilişkiyi anlamaktır. Hemşirelerin psikolojik sağlamlık düzeyleri ve saldırganlık düzeyleri, mesleki performansları, motivasyonları, iş tatminleri ve psikolojik refahları üzerinde önemli etkilere sahip olduğu ifade edilebilir. Bununla birlikte, literatürde bu konuya yönelik sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Saldırganlık, fiziksel, sözlü veya psikolojik olarak hemşirelere yönelik agresif davranışları içerebilir ve hemşirelerin güvenliklerini ve psikolojik refahlarını olumsuz etkileyebilir. Araştırma hemşirelerin psikolojik sağlamlık ve saldırganlık düzeyleri arasındaki ilişkiyi daha iyi anlamamıza ve mesleki destek programları ve müdahalelerin geliştirilmesinde temel bir rol oynamamıza yardımcı olmayı amaçlamaktadır. Elde edilen sonuçlar, hemşirelerin psikolojik sağlamlık düzeylerini artırmak ve saldırganlık düzeylerini azaltmak için atılabilecek adımların belirlenmesine katkı sağlamaktadır. Araştırmanın evrenini Meram Tıp Fakültesi Hastanesi'nde görev yapan 970 hemşire oluşturmaktadır. Araştırmaya 276 hemşire katılmıştır. Katılımcıların %77,1'i kadınlardan ve % 61,9' u evlilerden oluşmaktadır. Katılımcıların %76,3'ü lisans ve lisansüstü mezunu ve %23,7'si lise ve önlisans mezunlarından oluşmaktadır. Katılımcıların %44,6'sı 18-28 yaş aralığında ve %16,2' si 39 yaş üzerinde katılımcılardan oluşmaktadır. Çalışma yıllarına baktığımızda katılımcıların %62,9'u 1-10 yıllar arasında ve %37,1'i ise 11 yıl ve üzerinde çalışmıştır. Katılımcıların görev yerine bakıldığında %68,3'ü Temel Tıp ve Klinik tıp alanında, % 31,7'si Cerrahi tıp alanında görev yapmaktadır. Elde edilen verilerin bazı değişkenlere göre analizi yapılmadan önce araştırmada kullanılan ölçeklerin ortalama ve standart sapma değerleri alınmıştır. Analiz sonuçlarına göre; Psikolojik Sağlamlık Ölçeğinin ortalama puanı 3,16 olarak bulunmuştur. Saldırganlık Ölçeği için ortalama puan; 2,45, Fiziksel Saldırganlık alt boyutu için 2,04, Öfke alt boyutu için 2,50, Düşmanlık alt boyutu için 2,59 ve Sözel Saldırganlık alt boyutu için 2,71 olarak bulunmuştur. Araştırma sonuçlarına göre; hemşirelerin mesleki deneyimlerinin ve cinsiyetin psikolojik sağlamlık düzeylerini etkilediği görülmektedir. Hemşirelerin mesleki yıl ve tecrübeleri arttıkça, psikolojik sağlamlık düzeylerinin de arttığı saptanmıştır. Bu, mesleki deneyimin psikolojik sağlamlık üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir.

HemşirelerHemşirelikPsikolojik sağlamlık+2
Kubilay Yılmaz
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

ISO/IEC 27001 kapsamında bilgi güvenliği yönetim farkındalığının değerlendirilmesi: Ankara ili sağlık kurumları bilgi işlem birimi çalışanları örneği

Sağlık kurumları hastaların kişisel bilgilerinin yanı sıra tıbbi ve idari verilerin yoğun bir şekilde kullanıldığı ve bu bilgilerin tanımlaması, değerlendirilmesi, uygulanması, saklanması ve veri paylaşılmasına olanak sağlayan bilgi ve iletişim teknolojilerin yoğun ve etkin kullanıldığı bir sektör olarak yer almaktadır. Sağlık sektörü diğer sektörlere göre elde edilen verilerin önemi gereği daha büyük siber risklerle karşı karşıya kalmakta, karşılaşılabilecek veri ihlallerin kontrolü için de bilgi güvenliği politikalarının uygulanlması zorunlu bir süreç haline gelmektedir. Bilgi güvenliği yalnızca sağlık tesislerinin bilgi sistemlerinin güvenliğini ile ilgili olmadığı, bilgi güvenliği sürecinde insan faktörü, cihazların durumu, personel çeşitliliği, erişim yetkisi, mahremiyet, maliyet, etik, eğitim ve görev düzeyi ile ilgili birçok faktörün etki ettiği karmaşık bir süreç olarak karşımıza çıkmaktadır.Bu araştırmanın amacı, sağlık tesislerin bilgi işlem altyapısı anlamında her türlü operasyonel faaliyetlerin süreçlerinden sorumlu bilgi işlem personelinin Sağlık Bakanlığı Bilgi Güvenliği Politikaları Yönergesi kapsamındaki uygulamaların; ISO/IEC 27001 Bilgi Teknolojisi - Güvenlik Teknikleri - Bilgi Güvenliği Yönetim Sistemleri - Gereksinimler dokümanı EK-A' da yer alan Referans Kontrol Amaçları ve Kontroller paralelinde (Kılıç 2019) tarafından hazırlanan ankete göre kavramsal farkındalık düzeyleri ile cinsiyete, deneyime, eğitim düzeyine, unvana, çalıştığı birime, çalıştığı kurumun türüne ve çalıştığı kurumun kapasitesine göre bilgi güvenliği yönetim farkındalığı arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır. Ankara İl Sağlık Müdürlüğü ve bağlı tüm sağlık tesislerinde (Merkez Müdürlük, Hastaneler, İlçe Hastaneleri, İlçe Sağlık Müdürlükleri, Entegre Hastaneler) bilgi işlem biriminde çalışan yönetici, mühendis, tekniker ve diğer kamu personeli çalışanlar ile hizmet alım yöntemi ile sağlık tesislerinde istihdam edilen bilgi işlem personelinden gönüllü olarak katılan 268 sağlık çalışanın veri toplama aracına verdiği cevaplar üzerinden çalışmanın amacına yönelik veriler elde edilmiş olup kayıp ve uç değerlere ilişkin ön analizi sonucunda 260 çalışana ait anket verileri SPSS 21 istatistik programı ile incelenmiştir. Çalışmada tanımlayıcı istatistikler ile birlikte bölüm puanları normal dağılmadığı için Mann_Whitney U testi ve grup ortalamalarının karşılaştırılmasında parametrik olmayan yöntemlerden Kruskall-Wallis H testi kullanılmıştır. Her bir araştırma problemi için alt amaç soru gruplarına ait Cronbach Alfa değerleri incelendiğinde sonuçların 0,88 ile 0,98 arasında olduğu görülmüş ve analizlerde kullanılan ölçeklerin güvenilir oldukları gözlenmiştir. Ankete katılan 260 sağlık çalışanın %66,2'si 2.ve 3.basamak sağlık tesisinde çalışmaktadır. Katılımcıların %35'i lisans eğitime sahip olup, %37,7'si 34-41 yaş grubunda olup %72,7'si erkek, ve %80,00'i evlidir. Katılımcıların %25'i 6-10 yıl hizmet süresine sahiptir. Katılımcılardan 163 kişi %62,7'si kamu alımları ile yerleşen tekniker, teknisyen veya hizmet alım yöntemi ile çalışan bilgi işlem/HBYS personelini ve personelin %66,2'sı bilgi işlem biriminde doğrudan çalışırken, %17,3'ü sağlık tesislerinde yönetici unvanında çalışmaktadır. Sağlık çalışanlarının bilgi güvenliği yönetim farkındalığını değerlendirme formunda yer alan her soruya verdikleri evet, kısmen ve hayır cevaplarına karşılık olarak bölümlere verdikleri cevapların en az %95,77'si evet yanıtı verdiği, çalışanların; eğitim durumu, unvan, çalıştığı kurum türü, çalıştığı kurum kapasitesi ile bilgi güvenliği yönetimi politikaları kavramsal farkındalık düzeyi arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.

Bilgi güvenliğiHastanelerISO 27001+4
Hadis Soysal
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın yaşam evrelerinin tıbbileştirilmesi: Nitel bir çalışma

Geçmişte bir hastalık olarak görülmeyen durumların şimdi artık bir endişe, sorun ya da bozukluk olarak görmek veya tedavi etmeye çalışmak tıbbileştirme olarak adlandırılmaktadır. Bu çalışmada; uzman hekim (Kadın Hastalıkları ve Doğum, Estetik ve Plastik Rekonstrüktif Cerrahi, Dermatoloji) ve kadın bakış açısı ile tıbbileştirmenin kadının yaşam evrelerine (menstrüasyon, gebelik, doğum, yardımcı üreme teknikleri, kürtaj, menopoz, estetik ve yaşlanma gibi olguların) göre değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ise kadınların yaşadığı deneyimler ve daha sonra bu deneyimlerin özünü tanımlayan bütüncül bir betimleme ortaya konulmuştur. Yine çalışmaya katılan hekimlerin kendi uzmanlık alanları ve tıbbileştirme süreciyle ilgili görüşlerine yer verilmiştir. Çalışma nitel araştırma şeklinde olup fenomenoloji desenindedir. Türkiye'de kadın yaşam evrelerine müdahil olan 15 uzman hekim (Kadın Hastalıkları ve Doğum uzman hekimi, Plastik Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi uzman hekimi, Dermatoloji uzman hekimi) ve 18 yaş üzeri 15 kadın katılımcı (kadın yaşam evrelerinden herhangi bir deneyime sahip) araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Verilerin analizinde içerik analizi yöntemi kullanılmıştır. Toplanan verilerin içerik analizi sonucunda; katılımcıların tıbbileştirme hakkında görüşleri, ''Tıbbileştirmenin Nedenleri Teması'' şeklinde ele alınmış olup bu temaya ait iki alt tema belirlenmiştir. Bunlar; ''Tıbbileştirmenin İçsel Nedenleri'' ve ''Tıbbileştirmenin Dışsal Nedenleri'' şeklindedir. Kadın yaşamının tıbbileştirilmesine yol açan kadına yönelik etmenler değerlendirilerek, tıbbileştirmenin içsel nedenleri alt teması oluşturulmuştur. Kadın yaşamının tıbbileştirilmesine yol açan etmenler arasında kadınların kendisine bağlı olmayan etmenler değerlendirilerek, tıbbileştirmenin dışsal nedenleri alt teması oluşturulmuştur. Bu çalışmanın sonucunda; hekimler, kadın yaşamının tıbbileştirilmesinin hayati bir gereklilik olduğunu, eğitim, sosyo-kültürel yapı, çevre etkisi, toplumsal güzellik algısı ve sosyal medyanın kadın davranışlarını etkileyen en önemli unsurlar olduğunu ve çoğu kez tıbbileştirmenin asıl nedeninin hekim değil hasta tercihi olduğunu düşünmektedirler. Kadın katılımcılar ise; tıbbileştirmenin en önemli nedenlerinden biri olarak sosyal medyayı işaret etmektedir. Tıbbi endikasyon, toplumsal güzellik algısı, sağlık endişesi, estetik kaygı, hekimlerin gereksiz tetkik tedavi istemi, hekim yönlendirmesi gibi faktörleri tıbbileştirmeye sebep olarak göstermektedirler. Anahtar Kelimeler: Hekim, Kadın, Kadın Yaşam Evreleri, Tıbbileştirme.

DoktorlarKadınlarTıbbileştirme
Gamze Kırlı
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye ve Hindistan'ın sağlık turizmi faaliyetlerinin karşılaştırılması

Geleneksel turizmin akabinde çağımızda hızla gelişen sektörlerden biri haline gelen sağlık turizmi dünyada iletişim ve ulaşımın gelişmesi, bireylerin zamanlarını verimli geçirme arzusunun artması ve hem tatil hem de tedavi olma isteği sonucunda ortaya çıkmıştır. Sağlık turizmi sağlığın korunması ve iyileştirilmesi amacıyla belirli bir süreliğine bireylerin bulundukları yeri değiştirerek farklı sağlık hizmetleri alma olayı şeklinde ifade edilmektedir. Sağlık turizmindeki yarışa gelişmekte olan ülkelerinde dahil olması sonucu rekabet artmış̧, sağlık turisti çekme yarışı da hızlanmıştır. Artan turist sayısı ülkelerde yeni ekonomik kazanımlar sağlamaktadır. Bu tez çalışmasının temel amacı Türkiye ve Hindistan ülkelerini sağlık turizmi özelinde karşılaştırmalı olarak incelemektir. Bu amaç doğrultusunda SWOT analizi yöntemi tercih edilmiştir. Çalışma sonucunda, sağlık turizmi kavramı ile medikal turizm olarak ifade edilen tabirin Türkiye ve Hindistan sağlık turizminde farklı anlamları olduğu anlaşılmaktadır. Medikal turizm denildiğinde daha geniş bir perspektif akla gelmektedir. Uluslararası literatürde sağlık turizmi alanlarında daha fazla ilmi bilgiye yer verilmiştir. Türkiye ve Hindistan'ın sağlık sektöründe ve turizminde farklı kriterlerde başarıları, güçlü ve zayıf yönleri analiz edilerek ülkeler arasındaki farklara değinilmiş ve analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre Türkiye sağlık turizmi yönünden pek çok avantaja sahip olmanın yanında henüz bu alanda istenilen konuma ulaşamamıştır. Anahtar Kelimeler: Medikal turizm, Sağlık turizmi, Türkiye ve Hindistan' da sağlık turizmi

HindistanKarşılaştırmalı analizMedikal turizm+3
Mehmet Berat Büyüksırıt
Necmettin Erbakan University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin bakım kalite algısı ile etik duyarlılıkları arasındaki ilişki: Dahili ve cerrahi bölümler arasında karşılaştırma

Bu çalışma, dahili ve cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin bakım kalitesi algıları ile etik duyarlılıkları arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişkisel tarama modeli kullanılarak yürütülmüştür. Çalışmanın evrenini, Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Devlet Hastanesi'nde görev yapan 850 hemşire oluşturmuştur. Çalışmada tüm evrene ulaşılmaya çalışılmış olup örneklem seçim yöntemine gidilmemiştir. Çalışmaya gönüllü olarak 203'ü dahili birimlerde, 202'si cerrahi birimlerde görev yapan toplam 405 hemşire katılmıştır. Veri toplama aracı olarak Wu ve arkadaşları (2006) tarafından geliştirilen ve Kurşun ve Kanan (2010) tarafından Türkçe 'ye uyarlanan Bakım Davranışları Ölçeği- 24 ile Lützén ve ark. (1995) tarafından geliştirilen ve Tosun (2005) tarafından Türkçe 'ye uyarlanan Ahlaki Duyarlılık Anketi kullanılmıştır. Veriler, Mart-Mayıs 2025 tarihleri arasında araştırmacı tarafından anketlerin katılımcılara dağıtılıp yine araştırmacı tarafından toplanmasıyla elde edilmiştir. Çalışma sonucunda, dahili ve cerrahi bölümlerde çalışan hemşirelerin bakım kalitesi algıları ile etik duyarlılıkları arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Hemşirelerin bakım davranışları alt boyutlarında en yüksek puan bilgi-beceri ve güvence boyutlarında elde edilirken etik duyarlılık alt boyutlarında ise bütüncül yaklaşım boyutunda elde edilmiştir. Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin bakım kalitesi algısı, özellikle bilgi-beceri ve saygılı olma boyutlarında, dahili birimlerde çalışanlardan anlamlı şekilde daha yüksek bulunmuştur. Etik duyarlılıkta ise, dahiliye birimi hemşirelerinin bütüncül yaklaşım puanları cerrahi birimdekilere göre daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca çalışmada evli, kadın, yaşı ve mesleki deneyimi yüksek olan, lisansüstü eğitim alan, cerrahi birimde görev yapan, gündüz vardiyasında çalışan, bakım kalitesine ilişkin bilgi düzeyini yüksek değerlendiren, kurum dışı kurslardan eğitim alan, etik kurallar ve standartlar konusunda bilgi sahibi olan ve etik karar verme sürecinde kendini rahat hisseden hemşirelerin hem bakım kalitesi algılarının hem de etik duyarlılık düzeylerinin anlamlı biçimde daha yüksek olduğu saptanmıştır. Medeni durum ile etik duyarlılık arasında ise istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. Çalışmada elde edilen bulgular doğrultusunda hemşirelerin bakım kalitesi ve etik farkındalıklarının artırılması için çalışılan birim bazlı eğitimlerin verilmesinin önemli olacağı düşünülmektedir.

Büşra Aslan Turap
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların meme kanseri bilgi ve farkındalık düzeylerinin sağlığın sosyal belirleyicileri açısından incelenmesi: Çayyolu ve Mamak KETEM örneği

Bu çalışmada, kadınların meme kanseri bilgi ve farkındalık düzeylerinin sağlığın sosyal belirleyicileri açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma, Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Halk Sağlığı Hizmetleri Başkanlığı'na bağlı Mamak ve Çayyolu KETEM'den Kasım 2024 - Şubat 2025 tarihleri arasında hizmet alan ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 368 kadın katılımcı üzerinde yürütülmüştür. Veriler yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin analizinde IBM SPSS Statistics programı kullanılmıştır. Meme kanseri farkındalık ölçeği alt boyutlarının puanları KETEM'lere göre karşılaştırıldığında; meme kanseri risk faktörleri hakkında bilgi, meme kanseri belirti ve bulguları, meme kanserinden korunmaya yönelik tutum ve meme kanseri farkındalığı ile ilgili sağlık davranışı alt boyutlarında Çayyolu KETEM katılımcılarının puanları, Mamak KETEM katılımcılarından istatistiki açıdan anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Ancak meme taraması engelleri alt boyutunda iki grup arasında anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuç olarak, meme kanseri farkındalık ölçeğinin alt boyutlarında eğitim durumu, medeni durum, çocuk sayısı, gelir düzeyi, düzenli gelir durumu, çalışma durumu, esas geliri kazanan kişi, sağlık güvencesi, karşılanamayan sağlık ihtiyacı, hanedeki kişi sayısı, evin mülkiyeti, beslenme durumu, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı, ailede sağlık çalışanı bulunması, meme ultrasonu çektirme durumu ve sıklığı ile tarama hakkında bilgilendirme/eğitim alma değişkenlerinde anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Sağlık profesyonellerinin kadınlara meme kanseri ve taramaları hakkında eğitim ve bilgilendirme yapması önemlidir. Ayrıca bu konuda geliştirilecek strateji ve politikalar, kadınların farkındalık ve bilgi düzeylerini artırmaya katkı sağlayabilir.

Özlem Durmuş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık okuryazarlığı ile hasta hakları bilgi düzeyi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi: Ankara ili örneği

Bu araştırmanın amacı, bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri ile hasta haklarına ilişkin bilgi düzeyleri arasındaki ilişkiyi belirlemek, bu ilişkinin demografik değişkenlere göre farklılık gösterip göstermediğini incelemek ve sağlık okuryazarlığı düzeyinin hasta hakları bilgi düzeyi üzerindeki etkisini incelemektir. Araştırma, tanımlayıcı ve ilişkisel tarama modeli kapsamında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Ankara ilinde yaşayan 20 yaş ve üzeri bireyler oluşturmaktadır. Örneklem seçiminde basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılmış ve toplam 250 katılımcıya ulaşılmıştır. Veriler, Kaya (2018) tarafından geliştirilen "Hasta Hakları Bilgi Düzeyi Anketi" ile Avrupa Sağlık Okuryazarlığı Anketi (HLS-EU-Q) aracılığıyla toplanmıştır. Anketler çevrim içi ortamda Google Forms üzerinden uygulanmış, ardından uygun bulunan veriler IBM SPSS 26 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler, tanımlayıcı istatistikler, korelasyon ve regresyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda, katılımcıların %51,2'sinin sağlık okuryazarlığı düzeyinin "yeterli", %22,4'ünün ise "mükemmel" düzeyde olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların sağlık hizmetine erişim, bilgi alma ve mahremiyet gibi temel hasta hakları konusunda yüksek düzeyde farkındalığa sahip oldukları görülmüştür. Ancak etik açıdan daha karmaşık veya daha az bilinen haklar konusunda bilgi düzeylerinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların büyük çoğunluğu, sağlık kuruluşunu seçme ve değiştirme hakkı gibi konularda %80'in üzerinde olumlu görüş bildirmiştir. Araştırma bulgularına göre, bireylerin sağlık okuryazarlığı düzeyleri ile hasta hakları konusundaki bilgi düzeyleri arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmaktadır (p<0,01). Ayrıca sağlık okuryazarlığının, hasta hakları bilgi düzeyi üzerinde güçlü ve pozitif bir etkisi olduğu belirlenmiştir (β = 0.56, p < 0.001). Bireylerin yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, mesleği, sosyal güvence durumu, düzenli ilaç kullanma alışkanlığı, hastaneye aylık başvuru sıklığı ve ilk başvurulan sağlık kuruluşu değişkenlerinin hem sağlık okuryazarlığı hem de hasta hakları bilgi düzeyi üzerinde anlamlı farklılıklar yarattığı saptanmıştır.

Aslıhan Ercivan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Health Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık kurumlarında insan kaynakları uygulamaları üzerine bir araştırma: Gaziantep ili örneği

Bu inceleme de insan kaynakları uygulamalarının , sağlık kurumdaki etkisinin olup olmadığı araştırılmıştır. 1055 sağlık personeline uygulanan anket sonucuna göre analizler yapılmış olup literatür araştırması ile birleştirilip yorumlanmıştır. İnsan kaynaklarında ki uygulamalarının sağlık seköründeki örnekleri ve önemi konu alınmıştır. Bu yüksek lisans tezinin birinci ve ikinci bölümlerinde literatür çalışması yapılmıştır. Birinci bölümde sağlık ile ilgili kavramlar açıklanmıştır. Bu kavramlar sağlık,sağlık kurumu, sağlık hizmeti, sağlık hizmetinin özellikleri genel bir anlatımla açıklanmıştır. İkinci bölümde personel kavramı, personel yönetimi, personel yönetimiin tarihçesi detaylı bir şekilde incelenmiş ve açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise insan kaynakları, insan kaynakları yönetimi kavramlarının ve uygulamalarının sağlık sektöründenki önemi, amacı vs arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu bölüm de araştırmanın amacı, yöntemi, kısıtları, araştırma modeli ve hipotezlerine yer verilmiştir. Son olarak da araştırmanın sonuç ve önerilerine yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: İnsan Kaynakları, İnsan Kaynakları Yönetimi, Sağlık Hizmetleri, Sağlık Çalışanları

Sağlık hizmetleriSağlık kuruluşlarıSağlık personeli+3
Hülya Hançerkıran
Toros University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 sürecinde sağlık personelinin teletıp uygulamaları konusunda farkındalık düzeyi

Bu tez, Covid-19 pandemi sürecinde sağlık personelinin teletıp hakkındaki farkındalık düzeyini incelemiştir. Çalışmada 414 sağlık personeli katılımcısı sağlanmıştır. Sağlık personeli olmayan katılımcılar anket dışı bırakılıp değerlendirilmemiştir. Anket çalışması sonucuna göre çalışmanın analizleri yapılıp mevcut literatür incelenip, araştırması tamamlanarak yorumlanmıştır. Çalışmanın birinci, ikinci ve üçüncü bölümlerinde literatür çalışmalarına yer verilmiştir. Birinci bölümde; sağlık kurumlarında dijital e-sağlık kavramları ve teletıp ile olan ilişkisi açıklanmıştır. İkinci ve üçüncü bölümde ise; teletıp uygulamalarının kapsamı ve Covid-19 pandemisinin tele tıbba etkisi araştırılıp detaylı şekilde araştırılıp literatür incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise amaç, yöntem, sınırlılıkları, araştırma yöntemi, veri toplama aracı, örnekleminden ve hipotezlerden bahsedilmiştir. Son olarak ise, araştırmanın sonuçları ve önerilerine yer verilerek gerekli açıklamalar yapılıp araştırma tamamlanmıştır.

COVID 19Elektronik sağlıkFarkındalık+3
Aygül Kolcuoğlu
Toros University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Personel güçlendirme uygulamalarının sağlık kurumu çalışanlarının bağlılığına etkisi, yenilik ikliminin aracılık rolü

Teknoloji ile beraber hızla değişen dünyada hizmet alıcıların beklentileri de değişmektedir. İşletmelerin rakiplerinden geri kalmamak, işletmelerini büyütmek için hizmet alıcılardan gelen beklentileri karşılamak zorundadır, bu beklentiyi karşılamak isteyen işletmeler nitelikli çalışan yetiştirerek, çalışanlara yetki, sorumluluk ve özerklik vermelidir. İşletme içerisinde sorumluluk alan çalışanlar, işletmenin amaç ve hedeflerini benimser, işletmeye ve yaptığı işe bağlılığı gelişir. Son zamanlarda ülkemizde ve dünyada baş gösteren salgın hastalıklar, doğal afetler sağlık sektörünün önemini bir kez daha gözler önüne sermiştir. Hizmet sektörünün en önemlisi olan sağlık sektöründe, nitelikli, yaptığı işe ve işletmeye bağlı çalışan hayati derece de önem arz etmektedir. Bu sebepten işletmeler örgüte karşı duygusal bağlılığı gelişmiş çalışanları arzulamaktadır. Küresel değişime ayak uydurabilmek için önemli bir diğer nokta ise yeniliği takip eden, yeniliğe öncülük eden personelin varlığıdır. Yenilikçi personellerin oluşması için işletmede yenilik ikliminin varlığı son derece önemlidir. Bu çalışmanın amacı personel güçlendirme uygulamalarının sağlık kurumu çalışanlarının bağlılığına etkisi, yenilik ikliminin aracılık rolünü tespit etmektir. Çalışma Mersin ilinde kamu ve özel sağlık kurumlarında görev yapan 396 sağlık çalışanı ile yapılmıştır. Sonuç olarak, personel güçlendirme uygulamaları ile sağlık kurumu çalışanlarının bağlılığının arasındaki ilişkinin pozitif yönlü ve anlamlı olduğu, yenilik ikliminin kısmı aracılık rolü olduğu tespit edilmiştir.

Yusuf Yeşil
Toros University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Kriz yönetimi uygulamalarının sağlık kurumlarında çalışan personelin iş performansına etkisi örgütsel desteğin aracılık rolü: Mersin ili örneği

Dünya genelinde sağlık kuruluşlarında artmaya başlayan kriz olayları gerek hastalar gerekse sağlık personelleri açısından iş performansını etkilemeye başlamış ve bu konu hakkında yapılan çalışmalarda artışlar gözlemlenmiştir. Kriz yönetiminin sağlanarak iş performansının değerlendirilmesi ve arttırılması gereklilik arz etmektedir. Bu çalışmada kriz ve kriz yönetimi kavram tanımları üzerinde durulmuş, iş performansını etkileyen etmenler ile sağlık kurumlarında gerçekleşen kriz olaylarının sağlık çalışanlarının iş performansı üzerindeki etkisi ve örgütsel desteğin aracılık rolü üzerinde araştırma çalışmaları yapılmıştır. Yapılan bu çalışmada amaç, sağlık kurumlarında kriz yönetiminin iş performansına etkisini ortaya koymak ve örgütsel desteğin aracılık rolünün kriz desteği uygulamalarındaki yeri ve önemi hakkında bilgilendirme yapmaktır. Bu bağlamda mevcut literatürün sistematik olarak incelenmesi ile araştırma gerçekleştirilmiştir. İlgili literatür, veri tabanlarından anahtar kelimeleri kullanarak taranmış ve elde edilen metodolojik yaklaşımlar, makaleler, bulgular ve teorik katkılar açısından incelenmiştir. Araştırma kısmında Mersin ilinde kamu veya özel sağlık kurumlarında (hastaneler, 112 ASHİ'ler ve ASM'ler) çalışan 411 katılımcının doldurduğu anket analizlere dâhil edilerek elde edilen veriler SPSS ve AMOS paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak; bu çalışma iş performansı, kriz yönetimi ve örgütsel desteğe ilişkin mevcut bilgi birikimini sistematik bir şekilde sunmaktadır. Yapılan araştırma ile sağlık kurumlarında kriz yönetimi ve iş performansı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu ve örgütsel desteğin bu süreçteki aracılık rolü olduğu saptanmıştır. Bu çalışma ileride yapılabilecek araştırmalar için temel oluşturmakta, aynı zamanda alandaki boşlukları belirlemekte ve gelecekteki çalışma için öneriler sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sağlık Kurumları, Kriz, Kriz Yönetimi, İş Performansı, Örgütsel Destek

Algılanan örgütsel destekKriz yönetimiSağlık yönetimi+1
Büşra Başaran
Toros University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık kurumlarında bilgi güvenliği kültürünün örgütsel performansa etkisi: Lider desteğinin aracılık rolü

Organizasyonlarda başarının yakalanabilmesinde çalışanların göstereceği örgütsel performans, liderlerin göstereceği lider desteği ve çalışanlar ile liderlerin oluşturacağı bilgi güvenliği, kritik bir öneme sahiptir. Bilgi güvenliğinin sağlanması ilgili organizasyonun görevi olduğu gibi hukuki olarak da sorumluluğudur. Bu konu ile ilgili liderlere de önemli ölçüde görevler düşmektedir. Örgütsel performansın artması için çalışanlarına her açıdan lider desteği sağlamalı, diğer yandan da tedbirler ve güvenlik önlemlerinin alınması için planlamar ve programlar yapmalıdır. Bu çalışmada bilgi güvenliği kültürü detaylıca açıklanmaya çalışılmıştır ve bilgi güvenliğinin sağlanabilmesi için yapılması gerekenler ele alınmıştır, sonrasında örgütsel performans konusu geniş bir perspektifle incelenerek, boyutlarıyla açıklanmak istenmiştir. Devamında ki lider desteği konusu geniş kavram ağı içerisinde; anlamlı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Tüm konular yerli ve yabancı kaynakların barındığı literatür taramasıyla yapılarak, açıklanmak istenmiştir. Bu bağlamda mevcut literatürün sistematik bir incelemesi ve araştırma gerçekleştirilmiştir. İlgili literatür, veri tabanlarından anahtar kelimeleri kullanarak taranmış ve elde edilen makaleler, metodolojik yaklaşımlar, bulgular ve teorik katkılar açısından incelenmiştir. Araştırma kısmında Mersin ilinde kamu veya özel sağlık kurumlarında çalışan 434 katılımcının doldurduğu anket analizlere dâhil edilerek elde edilen veriler SPSS ve AMOS paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak; bu çalışma bilgi güvenliği kültürü, örgütsel performans ve lider desteğine ilişkin mevcut bilgi birikimini sistematik bir şekilde sunmaktadır. Yapılan araştırma ile sağlık kurumlarında bilgi güvenliği kültürü ile örgütsel performans arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu ve lider desteğinin de bu süreçteki aracılık rolü olduğu saptanmıştır. Bu çalışma ileri araştırmalar için temel oluşturmakta, aynı zamanda alandaki boşlukları belirlemekte ve gelecekteki çalışma için öneriler sunmaktadır.

Mustafa Kalkan
Toros University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık kurumlarında örgütsel etik iklimin iş tatmini üzerine etkisi örgütsel desteğin aracılık rolü

Bütün kuruluşların etkinliği ve verimliliği arttırarak oluşan rekabet ortamında hayatta kalması, insan kaynaklarının güçlendirilmesinin yanı sıra insan kaynaklarını oluşturan personelin iş tatmin düzeylerini arttırmaya, örgütsel desteğin ve örgütsel etik iklimin varlığına da bağlıdır. Bu çalışmanın amacı sağlık kurumlarında örgütsel etik iklimin iş tatmini üzerine etkisini ve bu süreçte örgütsel desteğin aracılık rolünü ortaya koymaktır. Bu bağlamda mevcut literatürün sistematik bir incelemesi ve araştırma gerçekleştirilmiştir. İlgili literatür, veri tabanlarından anahtar kelimeleri kullanarak taranmış ve elde edilen makaleler, metodolojik yaklaşımlar, bulgular ve teorik katkılar açısından incelenmiştir. Araştırma kısmında Adana ilinde kamu veya özel sağlık kurumlarında çalışan 426 katılımcının doldurduğu anket analizlere dâhil edilerek elde edilen veriler SPSS ve AMOS paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuç olarak; bu çalışma örgütsel etik iklim, iş tatmini ve örgütsel desteğe ilişkin mevcut bilgi birikimini sistematik bir şekilde sunmaktadır. Yapılan araştırma ile sağlık kurumlarında örgütsel etik iklim ile personelin iş tatminini arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu ve örgütsel desteğin bu süreçteki aracılık rolü olduğu saptanmıştır. Bu çalışma ileri araştırmalar için temel oluşturmakta, aynı zamanda alandaki boşlukları belirlemekte ve gelecekteki çalışma için öneriler sunmaktadır.

Reyhan Akan
Toros University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Radyasyon onkoloji ünitesinde tedavi gören meme kanseri hastalarının tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullanım durumları ve tutumları

Kadınlarda sıkça karşılaşılan kanser türlerinden biri meme kanseridir. Kadınlarda akciğer kanserinden sonra en yaygın ölüm sebebi, meme kanseriyle ilişkilidir ve bu durum ikinci sırada yer alır. Meme kanserinin yaygınlığı, düşük sağ kalım oranları, tıbbi tedavilerin getirdiği yan etkiler ve kadınların sağlıkla ilgili araştırmalarına olan yoğun ilgi, tamamlayıcı ve alternatif tedavilere olan ilgiyi artırmıştır. Meme kanseri tedavisi gören hastaların tamamlayıcı ve alternatif tedavi kullanım sıklığını belirlemek ve TAT ile ilgili uygulamaları incelemek amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Tanımlayıcı tipte yapılan bu araştırmanın evrenini Mersin Üniversitesi Onkoloji Hastanesi Radyasyon Onkoloji Bölümü'ne Mart 2023 ile Mart 2024 tarihi arasında başvuran meme kanseri tanılı 113 hasta oluşturmuştur. Gönüllü olur formunu doldurmayı kabul eden 70 hasta araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen 3 bölüm ve 25 adet sorudan oluşan kişisel bilgi formu aracılığı ve 11 sorudan oluşan Bütüncül Tamamlayıcı ve Alternatif Tedaviye Karşı Tutum Ölçeği (BTATÖ) kullanılarak veriler yüz yüze toplanmıştır. Veri analizinde ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerleri, frekans ve yüzde, Student's test istatistiği, One Way ANOVA test istatistiği, Pearson Korelasyon istatistiği, Ki-kare testi kullanılmıştır. Sonuç olarak hastaların büyük bir çoğunluğunun TAT yöntemi kullanmadığı, yaklaşık olarak yarısının TAT yöntemini sağlık personelinden danışmanlık isteme durumu saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının, hastaların TAT yöntemi kullanımlarını sorgulamaları, yeterli düzeyde danışmanlık sunmaları ve hastaları yönlendirebilmeleri için gerekli bilgi birikimine sahip olmaları gerekmektedir.

Nazlı Yıkar
Toros University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Cost analysis of dialysis treatment methods

Kidney failure is the last stage of chronic kidney disease. After this stage, it is unlikely for the patient to survive without dialysis or kidney transplantation. For this reason, the need for renal replacement therapy methods is increasing day by day for patients with chronic renal failure, and these treatment methods have an important place in the patient's life. This study was carried out to analyze the cost of hospital hemodialysis, home hemodialysis and peritoneal dialysis, which are among the renal replacement therapy methods, and to determine the least costly method with the cost data obtained. In the study, a detailed cost analysis was carried out by examining all cost items of the existing hospital for cost analysis and using the actual-full-order cost method, one of the cost distribution methods. Distribution tables were created with the distributions, which were defined as the first, second and third distribution, and which were realized in three separate stages. Expense distribution tables are arranged in the "expense types - expense locations" systematic of the Uniform Accounting System (TDMS). With the second distribution, the unit and the total costs of the units were determined and compared with the revenues; With the third distribution, the unit session costs were calculated and compared with the SGK repayment amounts. Since the basis for distributions is to determine the cost of service production, the expenses accumulated in the period expense centers are not distributed. The total amount of the Dialysis Unit from the work done is 3.012.465,99 TL. Of this system, 2.689.037,68 TL is hospital hemodialysis, 227.749,67 TL is home hemodialysis and 95.678,64 TL is peritoneal dialysis. First class first class sophomore justice 94% of the total budget. The total income of the dialysis unit in the six-month period is 1,877,454.00 TL. Of the total income, 1.662.440.00 TL is hospital hemodialysis, 186.530.00 TL is home hemodialysis and 7.784.00 TL is peritoneal dialysis. In this study carried out in Muğla Training and Research Hospital Dialysis Unit, it was calculated that hospital hemodialysis was 1,026,597.68 TL in total, 142,03 TL per session, and home hemodialysis was 20,519,67 TL in total. However, home hemodialysis patients consist of education and control patients. Training patients perform their education only once and in a very short time (at least three months) during their years of dialysis. After this training process, patients perform their own treatment at home. If the expenses of home hemodialysis patients during the education process are subtracted because they receive dialysis without any cost to the hospital, and the process that they come to the hospital for control, it can be said that the hospital earns 32.68 TL per session. It was calculated that the total income of the hospital, peritoneal dialysis training and control patients was below 82,557.86 TL. If we look at the cost per session of peritoneal dialysis training and control patients together, it was found to be 593.94 TL. Peritoneal dialysis training patient cost was 5004.98 TL per session, and control patient cost was 560.43 TL per session. Peritoneal dialysis SSI reimbursement education patients are billed per service and SGK repayments are made on the basis of the patient's invoice. For peritoneal dialysis control patients, SGK is 56 TL per case and SGK reimburses this amount. In this case, peritoneal dialysis training patients are 555.80 TL per patient; income covers expenses; Peritoneal dialysis control patients are 504.43 TL per patient, and considering that a patient receives dialysis four times a day on average, it is calculated that the income is below 126.11 TL per session. As a result, the price per case of SSI should be increased for hospital hemodialysis, one of the dialysis treatment methods. The cost of home hemodialysis is less costly for health institutions compared to other treatment methods. For this reason, patients who need to start dialysis or receive dialysis treatment should be referred to home hemodialysis if deemed appropriate, and home hemodialysis incentives should be started in general.

Saniye Kırem
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıkta dijitalleşme sürecinde sağlık personelinin sağlık teknolojilerine ilişkin tutumlarının demografik değişkenler açısından incelenmesi: Diyarbakır ili örneği

Bu çalışma, sağlık personelinin sağlık teknolojilerini değerlendirme tutumlarının çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Hayatın her alanında çok önemli yer tutan teknoloji, sağlık sektöründe de oldukça önemli bir yer tutmaktadır. Sağlık sektörünün sürdürülebilir olması ve etkili olması açısından teknoloji vazgeçilmez bir unsurdur. Bu çalışmada da sağlık sektörünün içerisinde yer alan sağlık personelinin bu teknolojiye ilişkin tutum düzeylerini belirlenmesi üzerinde durulmuştur. Araştırmada genel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırma grubunu, gönüllü olarak katılan 215 kadın, 185 erkek olmak üzere 400 sağlık personeli oluşturmaktadır. Grup oluşumu, seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden rastgele örnekleme yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama formu olarak bireylerin demografik özellikleri elde etmek amacıyla kişisel bilgi formunun (cinsiyet, yaş, eğitim durumu, medeni durum, meslek statüsü, bulunulan kurumda çalışma yılı ve toplam mesleki yıl) yanı sıra Kuşcu, Yılmaz ve Kuşcu Karatepe (2022) tarafından geliştirilen 3 boyutlu Sağlık Personeli Sağlık Teknolojileri Değerlendirme Tutum Ölçeği (SPSTDTÖ) kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan anket formları çevrim içi olarak sağlık personellerine uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS.22 paket programı aracılığıyla bilgisayar ortamında analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular değerlendirildiğinde eğitim durumu değişkeni ile ölçeğin bütünü arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p0,05). Ancak bazı değişkenler ile ölçeğin alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar tespit edilmiştir (p<0,05). Çalışmaya katılan sağlık personelinin, sağlık teknolojilerine ilişkin tutum düzeyleri ölçeğe verilen cevapların ortalamaları doğrultusunda yüksek çıktığı tespit edilmiştir.

E-sağlıkSağlık teknolojisi değerlendirme
Yaprak Başçeken
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2024
00
Master'sCrossrefindexedOpen AccessTR

Türkiye’de 40 yaş üzeri bireylerde finansal sömürü düzeyinin incelenmesi

Yaşlı nüfusun artması ve finansal işlemlerin giderek dijitalleşmesi, yetişkinlerin ekonomik güvenliğini tehdit eden finansal sömürünün belirlenmesini ve önlenmesini önemli hâle getirmektedir. Bu araştırmanın amacı, Türkiye’de yaşayan 40 yaş ve üzeri yetişkinlerin finansal sömürü düzeylerini belirlemek ve finansal sömürü ile finansal bilgi, finansal tutum ve finansal davranış arasındaki ilişkileri incelemektir. Nicel, kesitsel ve ilişkisel desende yürütülen araştırmanın örneklemini kolayda örnekleme yöntemiyle ulaşılan 409 katılımcı oluşturmuştur. Veriler anket yoluyla toplanmış; betimsel istatistikler, korelasyon ve çoklu doğrusal regresyon analizleri kullanılarak değerlendirilmiştir. Katılımcıların finansal sömürü puan ortalamasının ölçek orta noktasına yakın olduğu belirlenmiştir. Finansal sömürü ile finansal davranış arasında pozitif ve orta düzeyde (r=0,410), finansal bilgi arasında ise pozitif ve düşük düzeyde (r=0,213) anlamlı ilişki bulunurken, finansal tutumla anlamlı bir ikili ilişki saptanmamıştır. Regresyon modeli finansal sömürüdeki değişimin %18,8’ini açıklamış; finansal davranış en güçlü pozitif yordayıcı (β=0,400), finansal tutum negatif yordayıcı (β=-0,104) olmuş, finansal bilginin bağımsız katkısı anlamlı bulunmamıştır. Sonuç olarak, finansal sömürünün önlenmesinde yalnızca bilgi aktarımına değil, güvenli finansal davranışları ve koruyucu tutumları geliştiren uygulamalı eğitimlere, yaş dostu bankacılık önlemlerine ve kurumsal destek mekanizmalarına öncelik verilmesi önerilmektedir.

Finansal bilgiFinansal davranışFinansal sömürü+2
Samed Tonyalı
Gümüşhane University · Institute of Graduate Studies
2026
30
doi.org/10.71008/gumushane.thesis.2026.253
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerde psikolojik sermayenin örgütsel özdeşleşmeye etkisi

Psikolojik sermaye, bireyin "kim olduğu" ve "kim olabileceği" ile ilgilenen, günümüz örgüt ihtiyaçları doğrultusunda gelişmiş çalışanların yeteneklerinin, psikolojik kapasitelerinin, güçlü yönlerinin örgüt için değerli, üretken ve sürdürülebilir sonuçlar elde etmede önemli rol oynayan ve bu sayede sürdürülebilir örgütsel başarı ve rekabet üstünlüğü elde etmeyi amaçlayan eşsiz bir kaynak olarak ifade edilir. Örgütsel özdeşleşme, birlik veya topluluğa ait olmayı örgüt üyesi tarafından örgütün amaçları, inançları, değerleri, davranışları, bilgi ve becerilerinin kendi amaçları, inançları, değerleri, davranışları, bilgi ve becerileri olarak görülmesi, örgütsel kararlara katılmaya, örgütsel fonksiyonlara uygun davranmaya ve örgütsel davranış biçimlerini benimsemeye yönlendiren bir kavram olarak tarif edilmektedir. Sağlık hizmetlerinin önemli bir parçası olan hemşirelerde psikolojik sermaye ve örgütsel özdeşleşme düzeylerinin belirlenmesi ve hemşirelerde psikolojik sermayenin örgütsel özdeşleşmeye etkisini ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışma; Ankara'da bir özel üniversite hastanesinde çalışan 275 hemşireden elde edilen veri doğrultusunda gerçekleştirilmiştir. Çalışma verisi; "Psikolojik Sermaye Ölçeği" ve "Örgütsel Özdeşleşme Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Psikolojik Sermaye ölçeğinin güvenirliği Cronbach's Alpha=0,925, Örgütsel Özdeşleşme ölçeğinin güvenirliği Cronbach's Alpha=0,910 olarak yüksek bulunmuştur. Psikolojik sermaye ile örgütsel özdeşleşme arasında r=0.521 pozitif orta (p=0,000<0.05) düzeyde korelasyon bulunmuştur. Örgütsel özdeşleşme düzeyindeki toplam değişim %28,5 oranında iyimserlik, psikolojik dayanıklılık, umut, öz yeterlilik tarafından açıklanmaktadır (R2=0,285). Psikolojik sermaye ile örgütsel özdeşleşme arasındaki neden sonuç ilişkisini anlamlı bulunmuştur (F=101,856; p=0,000<0.05). Örgütsel Özdeşleşme düzeyindeki toplam değişim %26,9 oranında psikolojik sermaye tarafından açıklanmaktadır (R2=0,269). Psikolojik Sermaye örgütsel özdeşleşme düzeyini arttırmaktadır (ß=0,521).

HemşirelerPsikolojik sermayeÖlçekler+1
Sevim Güneş
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelerin kan bağışı ve özgecilik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Bir eğitim ve araştırma hastanesi örneği

Kan bağışı, gönüllü bireylerin kana ihtiyacı olan insanlara hiçbir zorlama olmadan kan bağışlamasıdır. Kan bağışı özgecilik kavramı ile yakından ilişki halindedir. Özgecilik kavramı yardımseverlik, karşılık beklemeden yapılan iyilik anlamına gelmektedir. Literatüre bakıldığında özgecilik kavramı ile ilgili birçok çalışma bulunmaktadır. Özellikle yardımlaşmayı temel alan meslek gruplarında sürekli araştırmalar yapılmıştır. Özgecilik ölçeğinin kullanıldığı araştırmalarda puanlar genelde yüksek çıkmıştır. Kan bağışı ile ilgili çalışmalarda ise araştırma yapılan grupların genelde kan bağışı konusunda bilgileri yüksek ancak bağışlama oranları yeteri kadar olmadığı görülmüştür. Kan bağışlamama konusunda önemli bir nokta da kan bağışı ile ilgili ön yargılardır. Bu ön yargıların akademik çalışmalar sayesinde bakanlıkların ve sivil toplum örgütlerinin yapacak oldukları bilgilendirmeler, faaliyetler kan bağışlama düzeyini artıracaktır. Toplumda sağlık çalışanları mesleki özelliklerinden dolayı hem yardımseverlik özellikleri hem de kan bağışlama oranları yüksek olduğu düşünülmektedir. Ancak bu alanda yapılmış araştırmaların sayısı çok az olduğundan dolayı net olarak bilinememektedir. Bu tezin amacı bir eğitim ve araştırma hastanesinde çalışan hemşirelerin kan bağışı tutumları ile özgecilik tutumlarının incelenmesidir. Bu amaçla Rushton ve arkadaşları tarafından geliştirilen Tekeş ve Hasta tarafından Türkçe'ye uyarlanan Özgecilik Ölçeği ve Çelik ve Güven tarafından geliştirilen Kan Bağışı Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde gerçekleştirilmiş ve 238 hemşire katılmıştır. Çalışmanın analizinde tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Elde edilen analizlerin sonucuna göre özgecilik tutumu ile toplumsal ve sosyal sorumluluk arasında anlamlı bir ilişki olduğu ve kan bağışı ile toplumsal görüş ve anlayış arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kan bağışı tutumu ile özgecilik tutumu arasında pozitif yönde olumlu bir ilişki olduğu görülmüştür.

HemşirelerKan bağışıSağlık personeli+2
Abdulkadir Koca
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çankırı ilinde aile sağlığı merkezine başvuran 18 yaş ve üzeri bireylerde COVID-19 aşı okuryazarlığının değerlendirmesi

Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020 tarihinde Çin'in Wuhan kentinden tüm dünyaya yayılan yeni bir çeşit Koronavirüs (Covid-19) salgını pandemi olarak ilan edilmiştir. Salgınla mücadelede en önemli koruyucu faktörlerin başında Covid-19 aşıları gelmekte, ancak aşıya karşı farklı tutumlarda görülmektedir. Aşı okuryazarlığı, kişilerin aşılar hakkındaki doğru kararları vermek için temel sağlık bilgileri ve hizmetlerini elde etme, işleme ve anlama kapasitesini göstermektedir. Bu araştırma, Çankırı ilinde yaşayanların Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyinin değerlendirilmesi ve aşı okuryazarlığına etki eden faktörlerin belirlenmesini amaçlamıştır. Araştırmanın evreni Çankırı ili ve tüm ilçelerde yer alan Aile Sağlığı Merkezlerine (ASM) kayıtlı 18 yaş ve üzeri bireylerden oluşmaktadır. Verilerin değerlendirilmesinde, tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerde sayı, yüzdelik dilim, aritmetik ortalama, standart sapma değerleri kullanılmıştır. Çalışmada Çankırı ili Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyi 2,80±0,53 ile orta düzeyde olduğu görülmüştür. En yüksek Covid-19 aşı okuryazarlık Çankırı Merkez ilçede görülmüştür. 60 yaş ve üstü bireylerde Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyi anlamlı olarak diğer gruplara göre daha düşük bulunmuştur. Yaşlı nüfusun fazla bulunduğu ilçelerde Covid-19 aşı okuryazarlık düzeyleri daha düşük olmakla birlikte istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görünmemiştir ve literatür ile uyumlu olarak ileri yaş grubunda, diğer gruplara göre daha düşük saptanmıştır. Çalışmada, Covid-19 aşısı olma durumu ile Covid-19 aşı okuryazarlığı düzeyleri incelendiğinde aşı olan bireylerde okuryazarlık düzeyi daha yüksek olarak saptanmıştır ve diğer çalışmalar ile benzer sonuçlar göstermektedir. Sonuç olarak ülkemizi ve tüm dünyayı ciddi şekilde etkileyen Koronavirüs hastalığı ile mücadele kapsamında özellikle 65 yaş ve üzeri yaşlı bireylerde aşı okuryazarlık düzeyi artırılmalı ve aşılama oranlarını yükseltilerek ölümleri daha azaltılacağı değerlendirilmektedir.

Aile sağlığı merkeziAşı okuryazarlığıAşılar+4
Ayşe Aykurt
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Liderlik özellikleri ile kullanılan güç kaynakları arasındaki ilişkinin incelenmesi: Bir sağlık kurumu örneği

Güç önemli bir liderlik vasfı olarak kabul edilmektedir. Liderlik ise kısa bir tanımla; kişinin, başkalarını etkisi altına alıp kendi istediği davranışa yönlendirme sürecidir. Yönlendirmenin gerçekleştirilmesi esnasında lider bazı güç kaynaklarından faydalanmaktadır. Liderlik tarzları ve liderin kullanmış olduğu güç kaynakları her lidere göre değişiklik arz etmektedir. Bu çalışmanın amacı; bir sağlık kurumunda çalışan klinik yönetici hemşirelerin sergilemiş oldukları liderlik özellikleri ve güç kaynakları arasındaki ilişkiyi, kurumdaki diğer sağlık çalışanları tarafından değerlendirilmesi ile ölçmektir. Bu amaçla Çok Yönlü Liderlik Yönelimleri Ölçeği (ÇYLYÖ) ve Yönetici Hemşirelerde Algılanan Güç Ölçeği (YHAGÖ) kullanılarak oluşturulan veri toplama formları vasıtasıyla 250 çalışandan veri toplanmıştır. Toplanan verinin değerlendirilmesinde SPSS (ver:23.0) programı kullanılarak ANOVA varyans analizi ve lineer korelasyon analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre; yönetici hemşirelerin güç kaynakları ile liderlik yönelimleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir.

GüçGüç kaynaklarıHemşireler+4
Ramazan Açıkgöz
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00