
1,208
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Ekolojik tasarımda 'form akışı izler' metaforu üzerine bir araştırma
Bu tez çalışması 100 yıl arayla form üzerine söylenen iki metaforik yaklaşımın birbiriyle olan temel benzerliklerini ve ayrılıklarını incelemektedir. Biri 19.yy sonunda Louis H. Sullivan tarafından söylenen 'Form İşlevi İzler' metaforu, diğeri ise 20.yy sonunda Sim Van der Ryn tarafından ortaya koyulan 'Form Akışı İzler' metaforudur. Endüstri Toplumunun henüz netleşmemiş ihtiyaçlarına odaklanan 'Form İşlevi İzler' metaforunun ortaya çıkışı araştırılmıştır. Beraberinde 'Fonksiyonalizm' akımını getiren bu metaforun dönemine olan etkisi Bauhaus Ekolü kapsamında incelenmiştir. Çevresel sorunlardan yola çıkarak Ekolojik Tasarım çerçevesinde 'Form Akışı İzler' metaforunun ortaya çıkması araştırılmıştır. İnsanlığın geçirdiği bilinç çağlarından başlayıp, doğadan ilham alarak tasarım yapma anlayışı ile Ekolojik Tasarımın nasıl şekillendiği açıklanmıştır. 'Form Akışı İzler' metaforu mimaride 'Akışkanlık' kavramını öne çıkarmış, ekolojik hesaplamalarda kaynak akışı ve atıkların akış takibi üzerinden tasarım kriterlerinin önemi belirtilmiştir. Akışkanlık kavramının Ekolojik Tasarıma olan etkileri beş örnek proje üzerinden araştırılmıştır. Sonuç olarak tez içerisinde anlatılan iki metaforun ortaya çıkış noktaları, benzerlikleri, ayrılıkları irdelenerek açıklanmış, tasarıma olan etkileri örnekler üzerinden değerlendirilmiştir.
Sosyal konutlardaki esneklik kavramına güncel yaklaşımlar
Bu tez çalışmasında, özellikle endüstri devriminden sonra hızlı bir şekilde büyüme yaşayan sosyal konut sektöründe kullanıcılar tarafından yaşanan "esneklik" ve "esnek olabilme / kalabilme" problemleri incelenecek, ve son yüzyılda bu problem karşısında üretilmiş çözüm olabilecek stratejiler incelenerek, Birinci Dünya Savaşı'ndan sonra ki dönemden başlayarak sosyal konutlarda ki esneklik çözümleri dönemin başarılı mimarlarının tasarladığı projeler üzerinden aktarılıp, son olarak tezin konu başlığında "güncel" olarak tanımlanan zaman dilimi olan 1990 yılından günümüze kadar gelen süreçte uygulanmış ve ya tasarlanmış başarılı esnek sosyal konut projeleri ve metodolojileri incelenecektir. Birinci bölümde, sosyal konutlarda ki esneklik kavramına getirilen çözümleri yorumlayabilmek için konu hakkında ki problem belirlenmiş ve probleme sorular sorulmuştur. Çalışmanın amacı, kapsamı ve yapısı belirtilerek altyapısı netleştirilmiştir. İkinci bölümde, mimari tasarımda esneklik kavramı açıklanmaya çalışılmıştır. Esneklik kavramının tanımı ve esneklik kelimesi ile ilişkili kavramların açıklanması, mimaride esneklik ve bu esnekliği sağlayan aktörler olarak, konut, kullanıcı ve tasarımcının rollerinin ve birbirleri ile ilişkilerinin belirtilmesi, tasarımda esneklik kavramını etkileyen faktörlerin detaylandırılması ve esnek konut kavramının tanımının yapılması bu bölümde yer almıştır. Üçüncü bölümde, sosyal konutun tanımı içinde esneklik kavramının tarihsel anlamı ve sosyal konutların tanımındaki sorunsallar ve esneklik yaklaşımları ve esneklik kavramının sosyal konutlarda ki tarihsel gelişimini anlatabilmek için ise dört farklı döneme ayrılarak incelenmiştir. Dördüncü bölümde, 1990 yılından günümüze kadar olan süreçte ki başarılı projeler, Avrupa ülkeleri yoğunlukta olmak üzere, Dünya'nın diğer bölgelerinde ki başarılı projelere de yer verilerek esneklik kavramına yaklaşımları ve yansıtma şekilleri bakımından, çalışma içerisinde önceki bölümlerde yer verilmiş ve irdelenmiş esneklik stratejileri ve yöntemleri dikkate alınarak incelenmiştir. Beşinci bölümde, çalışma boyunca incelenen ve irdelenen esneklik kavramları ve esnek olduğu kabul edilen ve savunulan sosyal konut projeleri üzerinden, bu kavramın önemi, gerekliliği, artması ve geliştirilmesi hakkında değerlendirmeler ve sonuçlar yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal konut, esneklik, kullanıcı, uyumluluk, değişim, dönüşüm, mobilite, modüler, uyarlanabilirlik, çeşitlilik
Kentsel kimlik bağlamında Fikirtepe kentsel dönüşüm projesinin analizi
Bu çalışmada Fikirtepe'de yapılmasına başlanan kentsel dönüşüm projesinin detayları ve Fikirtepe halkının proje hakkındaki görüşlerine yer verilmiştir. Kentsel dönüşümün sosyal amacı, bireylerin yaşadıkları ortamı daha sağlıklı ve daha güvenli standartlara ulaştırmak, sosyal gerilemeyi engellemek ve mahalleler arası farklılıkları azaltmaktır. Fikirtepe'de yapılmasına başlanan kentsel dönüşüm projesi her yönüyle sürekli gündemde kalmakta ve tartışılmaktadır. Bu bağlamda, bu çalışmada Fikirtepe'lilerin projeye ilişkin görüşleri anket yapılarak ölçülmüştür. 17 sorudan oluşan anket 100 kişiye uygulanmış ve sonuçlar istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Sonuçlara göre, Fikirtepe'de mülk sahibi olan (% 51) halkın % 68'i kentsel dönüşüm projesi için inşaat firmalarıyla görüşmelere devam ettiğini beyan etmiştir. Bu kişiler arasında sözleşme imzalayanların sadece % 38'inin projelerine başlanmıştır. Mahalle sakinlerinin % 62'si kentsel dönüşüme olumlu bakmaktadır. Kişilerin % 88'i kentsel dönüşüm projesi kapsamında ortak yaşam alanı istediklerini beyan etmişlerdir. Ankete katılanların % 29'u kentsel dönüşümle ilgili yasal mevzuat konusunda bilgi sahibi iken, % 30'u bilgi sahibi değildir. Kişiler kentsel dönüşüm tamamlandığında % 52 oranında mahalle algısının yok olacağını düşündüklerini beyan etmişlerdir. Proje sonrası mahalle sakinlerinin % 39'u Fikirtepe'de yaşamak istemediklerini belirtmişlerdir. Ankete katılanların % 73'ü proje öncesi komşularıyla olan ilişkilerinin çok iyi olduğunu belirtmiş, proje sonrası ise bu ilişkilerin zedeleneceğini düşünenler ise % 77'lik bir dilimi oluşturmuştur. Fikirtepe kentsel dönüşümün gerekliliğine inanlar % 69, projenin gündeme gelmesinden bugüne kadarki sureci olumlu karşılayanlar ise % 54'lik bir pay almıştır. Anket sonuçlarına göre, halk genel olarak projeden memmun ve umutlu görünmektedir. Bunun yanı sıra, inşaatına başlanan proje sayısı beklenenden çok daha azdır.
İstanbul Ortaköy'de tarihi ahşap yapıların cephe analizi
Geçmiş dönemlerdeki kültürümüzün ürünü olan tarihi ahşap konutlar her geçen gün yanlış müdahaleler sonucunda özgünlüğünü kaybetmekte veya yok olmaktadır. Bu tür konutların korunma¬ları ve gelecek kuşaklara doğru bir şekilde aktarılmaları gerekmektedir. Bu da tarihi ahşap konutların doğru tespit ve farklı ölçeklerde detaylandırarak belgeleme çalışmalarının ya¬pılmasına bağlıdır. Bu tür çalışmalar yapıların korunmaları sırasında, uygulamaların doğru olabilmesi için belge niteliğin¬de olacaklardır. Tezin giriş bölümünde; çalışmanın amacı ve yöntemi ile ilgili izlenen metot açıklanmıştır. İkinci bölümünde; çalışma alanı olan Ortaköy ve yakın çevresinin tarihsel süreç içinde geçirdiği değişimler, anıtsal yapılar ve nitelikli yapılar ele alınmıştır. Üçüncü bölümünde; mimari doku genel özellikleri, Ortaköy'de belirlenen çalışma alanı içerisinde bulunan ahşap konutların kat adetleri, kullanım biçimleri, yapım sistemleri, özgünlük durumları ve konut tipleri incelenmiştir. Dördüncü bölümünde ise özgünlüğünü koruyan tarihi ahşap konutların envanter çalışmaları hazırlanmıştır. Konutların bütün cephe elemanları kendi içlerinde karakteristik özelliklerine göre tablolar halinde değerlendirilmiştir. Beşinci bölümde saptanmış olan tez sonuçları ele alınarak incelenmiştir.
Türkiye'de enerji etkin yapı üretimi için tasarım kriterleri
Kullanılan enerjinin çoğunun yenilenemeyen fosil kaynaklardan elde edildiği ve enerji ihtiyacının her yıl arttığı dünyada, bu ihtiyacı karşılayan fosil yakıt rezervi hızla azalmaktadır. Enerjinin yaklaşık yarısının yapılarda kullanılması ve karbon/petrol türevli enerji kaynaklarının çevresel zararları ve giderek tükenmesi göz önünde bulundurulduğunda, özellikle yapı sektöründe yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve mimarlıkta enerjinin etkin kullanımının önemi ortaya çıkmaktadır.Bu çalışmada, yapı sektörü bünyesinde enerji etkin yapı üretimi ile enerji kullanımının minimize edilmesini hedefleyen mimari tasarım ilkeleri belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma kapsamında Türkiye'deki iklimsel farklılıklar dört makro iklim bölgesi çerçevesinde değerlendirilmekte ve araştırma buna dayandırılmaktadır.Bu tez çalışması yukarıda açıklanan iklimsel bölgeler bağlamında, yapılarda enerji kullanımını minimize etmek için, makroklimatik ve mikroklimatik özellikler analizinin yapılması sonucunda, enerji etkin yapı tasarlamaya yönelik kriterlerin belirlenmesini amaçlamaktadır.Tez, dört ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, problemin tanımı, araştırmanın amacı, kapsam ve yöntemi irdelenmiştir. İkinci bölümde, enerji başlığı altında özellikle yenilenebilir enerji kaynaklarının önem ve gelişim sürecine değinilmiştir. Bu bağlamda enerji ile yapı sektörü ilişkilendirilmiştir. Mimarlıkta enerji kullanımının önemi ve sürdürülebilirlik kapsamında gerekliliği konusu tartışılmaktadır. Üçüncü bölümde enerji etkin yapı tasarımında makroklimatik ve mikroklimatik belirleyiciler saptanmıştır. Bu belirleyicilerin, bina tasarımına nasıl bir yön vermesi gerekliliği irdelenmiş; iklimsel verilerin optimizasyonuna yönelik ve enerji etkin yapı tasarım önerileri belirlenmiş, gerekli görülmesi durumunda enerji etkin sistem entegreleri önerilmiştir. Dördüncü bölümde, üçüncü bölümden elde edilen veriler ışığında mimar ve tasarımcıların sorumluluğunda kullanılıp, yapılara entegre edilebilecek işlevsel, enerji etkin bir yapı tasarım tablosu oluşturulmuştur. Enerjinin etkin kullanılmasına yönelik önerilerde bulunulmuştur.Çalışmanın yöntemi, enerji ve mimarlık ilişkisini kapsayan literatür araştırması ve analizi, bu bağlamda oluşturulan, morfolojik tablodur.Anahtar Kelimeler: Yenilenebilir enerji kaynakları, Sürdürülebilir mimarlık, Pasif sistem, Enerji etkin yapı tasarımı
Tarihsel süreçteki mimari katmanlaşmanın kent kimliği oluşumuna etkileri: Stratonikeia antik kenti – Eskihisar köyü
Herhangi bir nesnenin, olgunun veya oluşumun bir kimliği olduğu gibi her kentinde kendisine ait kimliği bulunmaktadır. Bu kimlik, onları diğerlerinden farklı kılarak, bütünün içerisinden sıyrılmalarını sağlamaktadır. Kentlere özgün nitelikler kazandıran, bu niteliklerin oluşumunu, gelişimini ve değişimini etkileyen faktörler de her kent için ayrışmaktadır. Bu tez çalışmasında; kentin kimliği ile ilişkili kavramlar, Stratonikeia Antik Kenti – Eskihisar Köyü örneğinde özelleştirilmiş, okuyucuya aktarımı ve anlaşılabilirliği sağlanmaya çalışılmıştır. Tarihi geçmişi olan her kent süreç içerisinde gelişir, değişir ve dönüşür. Tarihi kentler, zaman içerisinde geçirdikleri her evrimin izlerini bünyelerinde katmanlar halinde barındırmaktadırlar. Katmanlar; kimi zaman silinerek, yıkılarak, yok edilerek; kimi zaman ise eklenerek, taşınarak ve çoğaltılarak kent gelişiminin bir parçası olurlar. Oluşan her mimari katman ile kente ve döneme ait olan kimlik de nesilden nesille aktarılmakta veya yok olmaktadır. Böylelikle çalışma tarihi kent, katmanlaşma, kimlik kavramlarını ve bu kavramların birbirleriyle olan ilişkisini sınırlar dâhilinde irdelemiştir. Tez çalışması kapsamında; çağlar boyunca birçok uygarlığın izlerini bünyesinde hala yaşatmakta olan Stratonikeia Antik Kenti – Eskihisar Köyü'nün değişim, dönüşüm ve evrimleri incelenmektedir. Kentte; Hellenistik, Roma, Bizans, Beylikler, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi yapıları iç içe bir yerleşim sergilemektedir. Bu sayede derin bir mimari katmanlaşmayı da bünyesinde barındırmaktadır. Çalışmada, kente ait olan mimari katmanlaşmanın farklı dönemlerdeki kent kimliği oluşumlarına hangi ölçülerde etki ettiği araştırılmıştır. Sonuç olarak; uzun süreçte meydana gelen dönemsel çeşitlilikle beraber fiziksel, tarihsel ve toplumsal değişim de irdelenmiş, katmanlaşmış yapının kimliğe olan belirgin etkileri ortaya konmuştur. Tez çalışması; katmanlaşmanın, kentsel kimlik oluşumuna etkisinin kaçınılmaz olduğunu ve olumlu-olumsuz bir şekilde kentin sahip olabileceği veya sahip olduğu kent kimliğine etkisini ortaya koymaktadır.
Koruma ve restorasyon uygulamalarına "Verimlilik" bağlamında bir yaklaşım
Koruma olgusunun temel amacı; insanlığın ortak değeri olan kültür varlığının gelecek nesillere mümkün olduğunca özgün hali ile ulaştırılmasıdır. Bu hedefe ulaşmanın, her yapının korunma durumuna göre de değişebilecek, çeşitli metotları vardır. Restorasyon bu metotlardan sadece biridir ve kültür varlığına müdahalenin, bir operasyon gibi, en üst düzeyde olduğu durumdur. Her operasyon gibi riskler barındırır ve temkinli olunmalıdır. İşte bu risklerden korunmak amacıyla "verimlilik" kavramına başvurulmuştur. Verimlilik burada, operasyon risklerinin azaltılması adına, koruma ve restorasyon uygulamalarının olabildiğince az müdahale ile sonuçlandırılarak, kültür varlıklarının özgün değerlerinin korunmasını ifade etmektedir. Çalışmanın amacı, koruma gerektiren ve yok olma tehlikesiyle karşı karşıya olan yapıların restorasyonunda geleneksel yaklaşımlara alternatif veya destekleyici yenilikçi yöntemlerin kullanımının olumlu etkilerini araştırmaktır. Bu potansiyeli ortaya çıkarmak için, mimari restorasyon çalışmalarında disiplinler arası etkileşimden yararlanan bir yaklaşımın tercih edilmesiyle daha verimli sonuçlar elde edilebileceği hipotezinden hareket edilmektedir. Bu şekilde, koruma ve restorasyonda yenilikçi yaklaşımların kullanımının olumlu bir etkisi olabileceği üzerine bir öngörü bulunmaktadır. Çalışmada restorasyon kuramı ve verimlilik yaklaşımından yola çıkılarak geliştirilen değerlendirme metodu, yurt içinden ve yurt dışından seçilen beş örnek üzerinden analize tabi tutulmuştur. Vaka analizine örnek olarak seçilen bu eserler restorasyon öncesi korunma durumlarının harabe olması ile ortaklaşan Almanya'dan Reichstag Parlamento Binası, İtalya'dan Siponto Bazilikası, yine Almanya'dan Bad Hersfeld Manastırı, İstanbul'dan Esma Sultan Yalısı ve Antalya'dan Kesik Minare'dir. Çalışmada, benzer koruma ihtiyaçlarına sahip yapıların restorasyon süreçlerinde, düzenli ve şeffaf bir yönetimle geleneksel ve yenilikçi yaklaşımların birleştirilmesinin etkili sonuçlar doğurabileceği, aksi takdirde ise etkili sonuç elde etmenin mümkün olmayacağı sonucuna varılmıştır.
Çoklu kullanımın stadyum tasarımına etkileri
Çalışmada stadyumlarda çoklu kullanımın tasarıma etkileri ve kullanılabilirliği incelenmiştir. Stadyumların günümüzde tek amaçtan çok farklı etkinlikler için de kullanıldığı bir gerçektir. Durum böyle olunca ekonomik kaygılar tasarımı etkilemektedir. Çoklu tasarımda stadyumların kulüplere ekonomik olarak avantajları ve dezavantajları çalışmada incelenmiştir. Çalışmada sporun gelişimiyle ilgili Antik Yunan tarihinden başlanarak Eski Türk Devletlerinde, Osmanlı Devleti döneminde ve Rönesans Avrupası'ndaki beden eğitimi çalışmaları ayrıca incelenmiş olup olimpiyatlarda icra edilen sporlar ve bu sporlardan bazılarının kuralları ve uygulandığı mekân tipleri incelenmiştir. Stadyum tasarımında modernlik denildiğinde stadyumun seyirciye verdikleri konusunda yenilikler akla gelmektedir. Önceki yıllarda yapılan stadyumlarda çoklu kullanım olarak olimpiyatlarda da kullanılabilmesi için zemin ve tribünler değişmeden yalnızca koşu pistleri ve diğer yapılan eklemeler ve düzenlemeler göz önüne gelmektedir. Günümüzde stadyumların zemin değişimine uygun yapılıp farklı spor türlerine de hizmet vermesi gibi noktalar da amaçlanabilmektedir. Çalışmada çoklu kullanıma dair amaçlar, hangi kullanım çeşitlerine yönelik olabileceği ve günümüzde aktif olan stadyumlardan örneklerle bu konuda yapılanlar örnek olarak verilmiştir. Verilen örneklerde eski ve yeni tip stadyumlardan örnekler verilip her örnek belirli amaca yönelik olmaktadır.
Konut yapılarının biçimlenişinde biyofilik tasarım yaklaşımı: Sedat gürel evi üzerinden bir değerlendirme
Bu tez çalışmasında, insanların yaşamlarının büyük bir bölümünü geçirdikleri konutların biyofilik tasarım yaklaşımı ile tasarlanması gerektiği ve bu tasarım yaklaşımı ile tasarlanan konutlarda insanların psikolojik, sosyolojik ve biyolojik gereksinimlerinin pozitif yönde geliştiği varsayımı ele alınmaktadır. Biyofili terimi felsefe ve psikoloji alanlarından doğan bir kavramdır. Biyofili kavramı mimaride doğa ile yapılı çevrenin arasındaki ilişkiyi onarmak amacıyla çeşitli boyutlar ve yaklaşımlar ile karşımıza çıkmaktadır. Mimarlar için doğa her zaman ilham kaynağı olmuştur, tarih boyunca doğadan esinlenilen, doğadan izler barındıran çalışmalar yapılmıştır. Araştırma kapsamında günümüzde her geçen gün artan gelişmeler sonucunda doğaya saygılı yapı tasarımına verilen önemin artması gerektiğine değinilmektedir. Çalışmada, biyofili teriminin ortaya çıkışından başlayarak günümüz konut tasarımının biyofilik tasarım yaklaşımları ışığında tasarlanması gerekliliğinin üzerinde durulmakta, 1971 yılında inşa edilen Sedat Gürel Evinin bu tasarım yaklaşımlarını ne derece barındırdığının değerlendirilmesine yer verilmektedir.
Yeniden işlevlendirilen cezaevlerinin Alois Riegl'in değerler çerçevesinde analizi
Farklı modernite tartışmalarının gerçekleştiği yüzyıl dönümü Viyana'sında sanat tarihçisi olan Alois Riegl, 1903 tarihli "Modern Anıt Kültü" metni ile koruma çalışmalarına önemli bir katkıda bulunmuştur. Modernitenin Aydınlanma'nın getirmiş olduğu rasyonalite temelinde bir sistem oluşturma anlayışı ile modernleşme sürecini tüm karmaşıklığı ve çelişkileri ile kabul etme anlayışı arasında salınması durumu, Riegl'in koruma alanındaki yaklaşımını etkilemiş görünmektedir. Riegl modernitenin kendi doğasında bulunan bu ikili anlayışı uzlaştırma yoluna gitmiştir. Hiçbir tekil örneği dışarıda bırakmayan bir değerler sistemi kurmuştur. Riegl'in yaşadığı 19. yüzyılda oluşmaya başlayan koruma kuramında parça parça bulunan değer anlayışını teorik bir bütünlük içinde sunarak koruma çalışmalarına yeni bir kanal açmıştır. Özellikle 1970'lere kadar, bir araya gelemeyen ikilikler ve dönemleştirmeler üzerinden kurulan sanat tarihi anlayışını, çok erken bir dönemde aşmıştır. Eski/yeni; ileri/geri, modern/geleneksel, vb. dikotomileri sorgulayarak bu kavramların aralarında dolaşmıştır. Bu sebeple de Riegl'in oluşturduğu "değerler teorisi" koruma alanındaki çalışmalarda bugün de etkisini göstermektedir. Bu çalışmada Riegl'in değerler teorisi çerçevesinde Türkiye'de yeniden işlevlendirilen cezaevi yapıları analiz edilmiştir. Türkiye'de şu anda kullanılmayan 380 cezaevi yapısının atıl durumda bulunuyor olması ve bu yapıların ileride yeniden işlevlendirilerek bulundukları bölgeye katkıda bulunabilme potansiyelleri sebebi ile cezaevleri olay çalışma olarak seçilmiştir. Bu çalışmada Türkiye'den seçilen farklı ölçeklerdeki cezaevlerinde Riegl'in değerler teorisi çerçevesinde hangi değerlerin ön plana çıkarak yeniden işlevlendirme ve koruma süreçlerinin gerçekleştiğinin analizi yapılmıştır. İncelenen örneklerde Riegl'in değerlerinden anımsatma değerinin ön plana çıktığını fakat bir yapının koruma sürecinde diğer değerlerin de devreye sokulması gerekliliği sonucuna varılmıştır. Atıl durumda olan hapishane yapılarının ileride gerçekleştirilecek koruma süreçlerinde hem yapıların toplumsal bellekteki yeri hem de fiziksel yapılarının devamlılığı açısından önemli olacak değerler teorisinin göz önünde bulundurulması önerilmiştir.
Kamusal alanların mekansal kalitesinin artırılmasına yönelik bir model: İstanbul Sadabad ve Maçka Demokrasi Parkı
Kamusal alanlar; statü, dil, kültür fark etmeksizin her insanın yan yana gelip kolaylıkla yer değiştirdikleri, kentle ilgili söz söyleyebildikleri gündelik rutinlerini sağladıkları, sosyalleştikleri alanlardır. Kamusal alanlar, kent hakkında fiziksel bilgiler sundukları gibi toplumun sosyal yapısına yönelik de bilgi vermektedir. Kamusal alanlar günümüz metropollerinde tanımının aksine artık tüm farklılıklara kucak açma anlayışını yitirmiştir. Toplumsal ayrışmalar anlamında, sınırlar koyup farklılıkların dahil olma problemiyle karşı karşıyadır. Bunun sonucunda birlikte yaşayabilme zorunluluklarının getirdiği gerilim problemine çözüm bulmak bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu bağlamda, değişimin getirdiği çözüm ihtiyacıyla açık kamusal alan olan parkları tekrar analiz ederek anlam, işlev, biçim bağlamında derinlemesine irdelemek tezin genel amacını oluşturur. Çalışma, açık kamusal alan olan parkları demokratik alan çerçevesinde, kentin çoğulcu karakterine uygun iletişim ve sosyalleşmeyi imkanlı kılan potansiyelleri oluşturarak toplumsal yabancılaşma sorunlarına önerilerle ele alınmıştır. Çalışmada; inceleme alanı olan Sadabad Parkı ve Maçka Demokrasi Parkının, cazibe noktası olması, güvenirliliği, konforu, erişilebilirliği, ulaşılabilirliği, kamusal alanlarda gerçekleştirilen aktivitelerin sıklığı ve çeşitliliği, alanın aktivitelere uygunluğu, temizliği gibi çevresel özelliklerinin yanında, kullanıcılarının demografik yapısı ile parkta gerçekleştirdikleri aktiviteler arasındaki ilişkiler ele alınmıştır. Açık kamusal alan olan parkların, toplumu yapılandırmadaki rolü ve kentteki yeri önemlidir. Bu bağlamda, kamusal alanların toplumsal bilinci artırarak farklı aktivitelerle sosyal etkileşimlere imkan sağlama rolü de çalışmada kamusal alanlar bağlamında ele alınan ana konulardan birisidir. Bu bağlamda; seçilen açık kamusal alanların kullanıcılarının bu parklarda hangi rutinleri oldukları, hangi tip etkileşimlere girdikleri ve bu alanların bu etkileşime ne kadar olanak verdiği araştırılmıştır. Yine çalışmada, parklar sadece mekânsal yönleriyle değil, toplumsal özellikleri de ele alınarak, açık kamusal mekânların toplum ilişkilerindeki rollerine de saptamak hedeflenmiş ve sonuçlar ortaya konmuştur. Kamusal alanları kalite anlamında iyileştirme yaklaşımıyla stratejik bir yöntem olarak kentsel tasarım rehberi oluşturulmuştur. Bu yeniden üretilen kentsel tasarım rehberi ve genel tasarım ölçütleri, farklı amaç ve ölçeklerde düzenlenmesi gereken rehberler için de kaynak olarak kullanabilir. Sadabad ve Maçka Demokrasi Parkının tarihçeleri, konumu, fiziksel ve işlevsel özellikleri araştırılmış aynı zamanda parkları kullanan kullanıcıların demografi yapısı ile kamusal mekânda ortaya koydukları etkinlikler arasındaki ilgileri analiz edilerek mekânsal kaliteyle olan ilişkileri çözümlenmiştir. Bu bağlamda mikro müdahale kavramı irdelenerek, literatürde kamusal alanlarda yenilikçi mikro müdahale örnekleri araştırılmış olup bu araştırma ışığında çalışılan alanlara öneriler getirilmiştir.
Sosyal sürdürülebilirlik kavramının camiler üzerinden irdelenmesi
İslam dinin ibadet mekanı olan camiler, toplumun sosyal yapısını şekillendiren önemli unsurlardan biridir. Farklı disiplinlerde anlamsal, mekânsal, tarihsel ve sosyolojik bağlamda camiler üzerine birçok çalışma yapılmıştır ancak, günümüzde sürdürülebilir kalkınma perspektifinden bakıldığında, camilerin sosyal sürdürülebilirlik açısından oynadığı rol ve bu bağlamda nasıl değerlendirilebileceği yeterince ele alınmamıştır. Bu çalışma, sosyal sürdürülebilirliğin sağlanması ve ölçülmesine yönelik çalışmaları inceleyerek, toplumun ihtiyaçlarına uygunluk, kültürel mirasın korunması ve sosyal etkileşim gibi üç ana bileşeni içeren bir sosyal sürdürülebilirlik ölçüm çerçevesi oluşturmayı amaçlamaktadır. Ayrıca; bu çalışmanın bir parçası olarak, camilerin sosyal sürdürülebilirlik açısından nasıl değerlendirilebileceğini anlamak amacıyla bir anket çalışması gerçekleştirilmektedir. Bu anket, camilerin kullanıcıları ve gözlemcileri içeren geniş bir katılımcı kitlesine ulaşmayı hedeflemektedir. Elde edilen veriler, SPSS programı kullanılarak analiz edilmektedir. Bu verilerin sonuçları, camilerin sosyal sürdürülebilirlik açısından mevcut durumunu ve potansiyel iyileştirme alanlarını anlamak için önemli bir kaynak sağlayacaktır.
Kullanıcı katılımı çerçevesinde meydan kavramı: Taksim Meydanı'nın değerlendirilmesi
Kamusal alanlar, toplumdaki herkesin ortak kullanımına açık, erişilebilir, farklı görüşlerin bir araya geldiği ve paylaşıldığı alanlardır. Bir şehirdeki kamusal alanlarda yaşanan tüm etkileşimler ve toplumsal ilişkiler, kentsel kültürün oluşumunu şekillendirir. Kent yaşamında, insanlar arasında en çok tercih edilen kamusal alanlardan biri meydanlardır. Tarih boyunca, şehir ve ulusal politika açısından meydanlar büyük bir öneme sahip olmuştur. Bu alanlar, sadece kent sakinlerinin ortak kullanımı için değil, aynı zamanda sosyal, siyasal ve ekonomik işlevler için de merkezi bir rol oynamıştır. Meydanların toplum ile siyasi iktidar arasında iletişim amacıyla kullanılan politik bir yapısı da vardır. Bu mekanlar, toplumsal belleğin bir ürünü olmak ile beraber geçmişin canlandırılmasında da etkili oldukları için baskın otoritenin değişim isteğinin amacı haline gelmiştir. Türkiye'nin açısından bakıldığı zaman değişimin en çok dikkat çeken kamusal alanı Taksim Meydanı'dır. Taksim Meydanı gerek konumu ve işlevi gerekse tarihsel süreçte kent kullanıcıların sesi olması bakımından oldukça önemlidir. Günümüzde kamusal mekân niteliğinin dışarısına çıkarak pek çok sınırlandırmanın getirildiği meydanı tasarlarken kamusal alanın tanımını unutmamak gerekir. Bu doğrultuda Taksim Meydanı'nın yeniden tasarlanma süreci de bu farkındalık ile yapılmalıdır. Taksim Meydanı için karar verilirken, tek taraflı bir süreç yerine halkında katıldığı bir ortam tercih edilmiştir. Bu doğrultuda Taksim Meydanı yarışması açılmıştır. Bu çalışmada Taksim Meydanı tasarımında katılımcı sürecin uygulanabilirliğine dair literatüre dayanarak çıkarımlar yapılmıştır.
İnşaat proje yönetiminde değer mühendisliği bilinci: Bursa ili kentsel dönüşüm projeleri
Günümüzde kalite ve maliyet dengesinin önemi, rekabetin yoğunlaştığı global piyasalarda hayati bir rol oynamaktadır. Firmalar, yüksek kaliteli ürün ve hizmetler sunarken maliyetleri de etkin bir şekilde yönetmek zorundadır. Yenilikçi yaklaşımlar ve verimlilik artırıcı stratejiler, bu dengeyi kurmada kritik öneme sahiptir. Yüksek maliyetli üretim sektörlerinden birisi olan inşaat projelerinde de maliyetin önemi, projenin başarısının temel belirleyicilerinden biridir. Maliyet etkinliğini ve kaliteyi sağlamak için inşaat projelerinde son yıllarda faydalanılan değer mühendisliği bilinci büyük önem taşımaktadır. Bu bilinç, inşaat projelerinde kaynakların en verimli şekilde kullanılması ve maliyetlerin düşürülmesi için değer mühendisliği ilkelerinin sistematik bir şekilde uygulanmasını içerir. Bu çalışmada, günümüzde mimar ve mühendislerin değer mühendisliği bilinci, Bursa ili kentsel dönüşüm projeleri bağlamında anket yöntemi ile incelenmektedir. Örneklem grubu Bursa ilindeki kentsel dönüşüm projelerinde çalışmakta olan mimar, iç mimar, peyzaj mimarı, inşaat mühendisi, elektrik mühendisi ve makine mühendislerinden oluşmaktadır. Bu çalışma ile Değer Mühendisliğinin bilinirliği ve uygulanabilirliği sorgulanırken kentsel dönüşüm projelerinde maliyet ve kalite dengesi için öneminin ortaya çıkartılması amaçlanmaktadır.
Mimari tasarım sürecinde, eskizin önemini ve katkılarını yapay zekâ desteği üzerinden değerlendirmek
Bu çalışma, tasarım sürecinde eskiz kavramının tanımı, çeşitleri ve önemi üzerine odaklanmaktadır. Eskiz, tasarım sürecinde önemli bir araç olarak kabul edilmekte olup, tasarımcının düşüncelerini somutlaştırmasına, görselleştirmesine ve iletişimine yardımcı olmaktadır. Tasarımın her aşamasında kullanılan eskizler, yaratıcılığın görsel düşünme ve ifade edilme süreçlerinde önemli bir rol oynamaktadır. Ayrıca, geleneksel eskizlerin yanı sıra yapay zekâ destekli eskizlerin de tasarım sürecindeki rolünü incelemektedir. Geleneksel eskizlerin yerini alıp alamayacağı, tasarımın yaratıcılığına ve üretkenliğine katkı sağlayıp sağlamadığı, yapay zekâ ile üretilen eskizlerin tasarım sürecindeki rolü ve etkileri detaylı bir şekilde ele alınmaktadır. Bu bağlamda, yapay zekâ ile üretilen eskizlerin, tasarımcının yaratıcılığını ve üretkenliğini nasıl etkilediği, geleneksel eskizlerle karşılaştırıldığında avantajları ve dezavantajları neler olduğu incelenmektedir. Tasarım sürecinde yapay zekâ destekli eskizlerin kullanımının artmasıyla birlikte, tasarımın farklı aşamalarında nasıl bir rol oynadığı ve tasarımın yaratıcılığına nasıl katkı sağladığı da detaylı bir şekilde ele alınmaktadır.
Mimarlıkta değişim, süreklilik ve kimlik: Ankara, Atatürk Bulvarı örneği
Bu çalışma Ankara Atatürk Bulvarı'nı değişim, süreklilik ve kimlik kavramları üzerinden değerlendirmeyi ele almaktadır. Bu amaçla, söz konusu cadde üzerindeki binaların cepheleri incelenmiştir. Geçmişten günümüze mekânlar siyasi, toplumsal, kültürel değişimler sonucunda yeniden inşa edilmişlerdir. Mimari yapılar, kentin kimliği olmakta ve kentin birçok dinamiği, dönüşümü hakkında bilgi vermektedir. Cepheler, günümüzde değişimin bir anlamda yansımasıdır. Türkiye Cumhuriyet'inin kurulması ile birlikte ulus-devlet anlayışı devlet politikalarına hâkim olmuş ve kentler ulus-devlet politikaları bağlamında değişime uğramıştır. Ankara, başkent olması sebebiyle ulus-devlet politikalarının vücut bulduğu ve kentleşmenin öncüsü olmuştur. Atatürk Bulvarı, ulus-devlet anlayışı ile şekillenen ilk merkezlerden biri olup bulvardaki cepheler bu oluşan yeni kimlik hakkında bilgi vermektedir. Bu yüzden çalışmada Atatürk Bulvarı'nda inşa edilen yapıların cephe analizleri yapılmış, elde edilen veriler "değişim, süreklilik ve kimlik" kavramları üzerinden değerlendirilmiştir.
Mimari yapıların Mimarlık ve dil ilişkisi üzerinden okunması; Tarihi Yarımada Alay Köşkü Caddesi
Mimarlık yalnızca fiziksel mekânın biçimlenişinden değil aynı zamanda toplumsal değerlerin, ideolojilerin ve tarihsel sürekliliğini görünür kılındığı bir dilsel üretim alanıdır. Yapılar, tıpkı dilin sözcükleri gibi, cephe düzenleri ve bezemeleri aracılığıyla anlam taşıyan, mesaj üreten ve kentsel belleğe katkıda bulunan göstergeler bütünü olarak okunabilir. Bu çalışmada İstanbul Tarihi Yarımada'da yer alan Alay Köşkü Caddesi üzerindeki 22 adet yapı Günther Fischer'ın "Mimarlık ve Dil" adlı eserinde ortaya koyduğu sentaktik, semantik ve pragmatik çözümleme yaklaşımı çerçevesinde incelenmiştir. Çalışma da ilk olarak cadde metne dönüştürülmüş, sonrasında tarihi yapılar cepheleri, bezeme unsurları ve mimari detayları üzerinden ayrı ayrı, günümüz yapıları ise bütünsel bir okuma ile dizilimsel (sentaktik), anlamsal (semantik) ve yararsal (pragmatik) kriterler altında değerlendirilerek çizimler ve tablolar oluşturulmuştur. Elde edilen veriler ışığında göstergebilimsel okumaları yapılan tüm yapılar karşılaştırmalı bir tablo altında değerlendirilmiştir.
Deprem sonrası toplu konutların sosyal sürdürülebilirlik bağlamında değerlendirilmesi: Adıyaman İndere toplu konutları
Bu çalışma, 6 Şubat 2023 tarihinde meydana gelen Kahramanmaraş merkezli depremler sonrası Adıyaman İndere bölgesinde inşa edilen TOKİ toplu konutlarının sosyal sürdürülebilirlik bağlamında değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Afet sonrası üretilen konutların yalnızca fiziksel barınma ihtiyacını karşılaması yeterli görülmemekte; aynı zamanda sosyal bütünleşme, kültürel uyum, toplumsal etkileşim ve yaşam kalitesi gibi sürdürülebilirlik unsurlarını da kapsaması gerekmektedir. Araştırmada, sürdürülebilirlik kavramı çevresel, ekonomik, kültürel ve özellikle sosyal boyutlarıyla ele alınmıştır. Bu kapsamda nitel ve nicel veri toplama yöntemleri birlikte kullanılmış; saha araştırmaları kapsamında anket ve derinlemesine görüşmeler yoluyla kullanıcı memnuniyeti, aidiyet duygusu, güvenlik algısı ve sosyal etkileşim gibi değişkenler analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular, Adıyaman İndere TOKİ toplu konutlarının sosyal sürdürülebilirlik ilkelerini sınırlı ölçüde karşıladığını göstermektedir. Konutların mekânsal organizasyonu ve kullanıcı ihtiyaçlarıyla uyumu sosyal yaşamı doğrudan etkilemektedir. Bu bağlamda çalışma, afet sonrası konut üretiminde yalnızca yapısal güvenliğin değil, aynı zamanda uzun vadeli, yaşanabilir ve toplumsal iyileşmeyi destekleyen mekânların önemini vurgulamaktadır. Sonuç olarak, benzer projeler için sürdürülebilir mimari tasarım kriterlerine dayalı öneriler sunulmuştur.
Osmanlı dönemi vakıf eserlerinin onarım süreçlerinin irdelenmesi: İzmir-Kemeraltı camileri örneği
İslamiyet'in doğuşundan itibaren İslam toplumlarında etkin olan vakıf sistemi günümüze dek gelişerek devam etmiştir. Vakıf sistemiyle, karşılık beklemeden ve süre sınırı olmadan hayır yapılması amaçlanmıştır. Osmanlı Dönemi'nde de etkin olan bu sistem birçok kamusal yapının inşasına olanak tanımıştır. Osmanlı Dönemi'nde bireysel olarak inşa edilen vakıfların onarımları toplumun sorumluluğunda gerçekleştirilmiştir. Bu anlayışla inşa edilen ve onarılan camiler; Cumhuriyet Döneminde Vakıflar Genel Müdürlüğü'nün mülkiyetine bırakılmış; taşınmaz kültür varlığı olarak tescil edilmiş ve korunması amaçlanmıştır.Günümüzde Osmanlı Dönemi camilerinin korunmasına ilişkin çalışmalar Vakıflar Genel Müdürlüğü ve ilgili Vakıflar Bölge Müdürlüğü sorumluluğunda; Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulları kontrolünde (Koruma Uygulama ve Denetim Büroları haricinde); hizmet sektörü tarafından gerçekleştirilmektedir. Yasal düzenlemelerle belirlenen sınırlar içerisinde, üç farklı alandaki aktörlerin gerçekleştirdiği çalışmalar, onarım ve koruma sistemini oluşturmaktadır.Çalışma kapsamında onarım sistemi, uygulamaya dayalı olarak uygulamalar öncesi süreç, uygulamalar süreci, uygulama sonrası süreç olmak üzere üç başlıkta irdelenmiştir. Osmanlı Dönemi Kemeraltı camilerine ilişkin olarak 1965-2011 yılları arası koruma adına gerçekleştirilen işlemler incelenmiş, onarım sisteminin aksayan/işlemeyen yönlerine ilişkin çıkarımlarda bulunulmuştur. Sonuç olarak Kemeraltı camileri özelinde yapılan bu çalışmayla Osmanlı Dönemi vakıf eserlerinin korunması konusunda yapılacak çalışmalara, Kemeraltı camileri özelinde mevcut olmayan nitelikte bir kaynak oluşturulması hedeflenmiştir.
Muğla kent merkezi geleneksel dokusunun araştırılması: Muğla-merkez, Ula ve Yeşilyurt evlerinin karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Muğla, Türkiye'nin güneybatısında yer alan, Ege ve Akdeniz Bölgesi'nde toprakları olan bir ildir. Uzun kıyı şeridi olan Muğla'nın merkez ilçesinin denize kıyısı yoktur. Bu bakımdan kıyı ilçelerine göre, farklı fiziksel ve sosyo-ekonomik özellikler göstermektedir.Antik çağda Karia Bölgesi'nde yer alan Muğla, birçok uygarlığa ev sahipliği yapmıştır. Bu bakımdan tarihsel süreçte burada yaşayan toplulukların farklı tarihsel ve kültürel birikimini taşımaktadır.Muğla dağlık bir bölge olduğundan, eski çağlardan beri yerleşimin çevre ile bağlantısı kopuktur. Demiryolu ve deniz ticaretinde gelişim göstermezken, kervan yolları üzerinde olduğundan ticaret etkinliğini sürdürebilmiştir. Muğla, özellikle Osmanlı Dönemi'nde dışarıyla bağlantısını zayıflatarak kendi içine dönük bir yerleşim durumuna gelmiştir.Muğla İli, Merkez İlçesi, diğer ilçelerinin yanında tarihi kent dokusunun yoğunluğu ve günümüze kadar yaşatılan gelenekselliği ile öne çıkmaktadır. Geleneksel Muğla Evleri, konut dokusunun damarları gibi organik gelişen ve yüksek bahçe duvarları ile sınırlandırılan dar sokakları, dik yokuşları, çıkmaz sokakları ile harmanlanarak çarpıcı bir tarihsel perspektif oluşturmaktadır.19. yy Muğla geleneksel konutlarının oluşumunda, iklim, topografya, sosyo-ekonomik etkenler önemli rol oynamıştır. Muğla Evi kavramını oluşturan Müslüman-Türk Evleri, doku bütününde çoğunluğu oluşturmaktadır. 19. yy ortalarında ve sonlarında yörede etkin olan Rum halkın Batı etkisindeki konutları da, yapı geleneğinde önemli bir yer tutar ve yüzyılın sonlarına doğru Müslüman-Türk evleri üzerindeki etkileri gözlenir.Muğla geleneksel konutları yalnızca kent merkezinde değil, benzer merkeze yakın yerleşimlerde de varlığını sürdürmektedir. Odak alan olarak seçilen Ula ve Yeşilyurt'taki evler incelendiğinde, her yerleşimin birbirinden farklı niteliklerinin konutlar yanısıra, belirli tip konutların doku bütünündeki dağılımı ve yoğunluğunda değişmelere neden olduğu gözlenmiştir.Muğla ve yakın çevresindeki yerleşimlerde tarihi çevre koruma politikalarının geliştirilmesi için var olan dokuların niteliklerinin algılanması, gerekli uygulamaların saptanmasında önemli bir adımdır. Muğla geleneksel dokusunun sürdürülebilir politikalarının geliştirilerek, çevre yerleşimlerle birlikte bütüncül korunmasının sağlanması gerekmektedir.
Geleneksel rüzgar kulesi aracılığıyla havalandırılan bir sınıf mekanının termal konfor açısından simülasyon yöntemi ile araştırılması: Trabzon örneği
Yapıların çoğunda kullanıcıların termal konforu büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, bir sınıf mekanının havalandırılması amacıyla tasarlanan rüzgar kulesinin mekana termal etkisi araştırılmıştır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, çalışmanın amacı, kapsamı ve araştırma metodolojisi belirtilmiştir. Ayrıca konfor, enerji verimliliği, rüzgar kuleleri dahil pasif iklimlendirme ve hesaplamalı akışkanlar dinamiği ile ilgili genel bir bakış açısı sağlanmıştır. İkinci bölümde, çalışma kapsamında yer alan 11 adet rüzgar kulesi modeli tasarlanmış ve ANSYS programı ile simule edilmiştir. Üçüncü bölümde, elde edilen değerler rüzgar kulelerinin performanslarını ve oturma pozisyonunda kullanıcılar için termal konfor seviyesini tanımlamak için değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde, rüzgar kulesinin farklı fiziksel özelliklerinin hava akışı ve kullanıcıların termal konforu üzerindeki etkileri araştırılmıştır. En iyi sonuç, 0.5 m açıklığa sahip tek yönlü rüzgar kulesi modeli (MO0.5) ve zemin seviyesinde iç açıklığa sahip rüzgar kulesi (Konfigürasyon 1) ile elde edilmiştir. Sonuçlara göre, oturma pozisyondaki kullanıcıların baş ile göğüs seviyelerindeki ortalama hava hızı 1,17 m/s ve 1.75 m/s ile en düşük düzeylerde elde edilmiştir. Daha sonra optimize edilmiş model ile daha iyi termal konfor koşulu elde edilmiştir. Çalışma kapsamında Ağustos ayı iklimsel koşulları dikkate alınarak yapılan araştırmanın diğer yaz ayları koşullarında da yapılması ve elde edilecek sonuçlar neticesinde bu tekniğin modern sistemlerle bütünleştirilerek Trabzon'daki yapıların mimari tasarım süreçlerine dahil edilmesi önerilmektedir.
Doğu Karadeniz'de bir mimari temsiliyet okuması: Hazinedarzâdeler'in imar faaliyetleri
Osmanlı Devleti'nde XVI. yüzyıldan başlayarak, Anadolu'nun birçok şehrinde idari, askeri ve ekonomik yönden güçlerini arttıran ayan aileler birer hanedanlık halini almıştır. Ayan ailelerin hakimiyet kurduğu bölgelerden biri de Karadeniz olmuş, XVIII. yüzyılın sonlarından itibaren yarım asırlık bir süreçte Hazinedarzâde ailesinin egemenliği sürmüştür. Merkezi otoriteyle iyi ilişkiler kuran Hazinedarzâdeler, idari ve askeri başarılarının yanı sıra kurdukları vakıflar yoluyla, bölgenin ihtiyaçları ve halkın talepleri doğrultusunda birçok imar faaliyeti de gerçekleştirerek, bölgenin gelişiminde önemli rol oynamışlardır. Doğu Karadeniz bölgesindeki en büyük vakıflaşma hareketlerinden birini gerçekleştiren aile, çalışma kapsamında ele alınarak, inşa ettirdikleri büyük konaklar ve medrese, cami, mektep, çeşme gibi kamusal yapıların envanterinin çıkarılması ve ailenin inşa faaliyetlerinin konum, fiziksel yapı ve mimarileri üzerinden değerlendirilerek bir temsiliyet okuması yapılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda çalışma dört bölümden meydana gelmektedir. Birinci bölümde çalışma alanının incelendiği dönemde içinde bulunduğu sosyal, ekonomik, kültürel durum ve aileye ait genel bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölümde Hazinedarzâde ailesine mensup bireyler hakkında bilgi verilmiş ve ailenin gerçekleştirdikleri imar faaliyetleri analiz edilmiş, inşa edildikleri dönem, konum ve mimarileri hakkında ulaşılan veriler sunulmuştur. Üçüncü bölümde, Hazinedarzâde ailesinin imar faaliyetlerine dair değerlendirmeler farklı başlıklar altında ele alınarak tartışılmıştır. Dördüncü bölümde tüm incelemeler ve değerlendirmeler neticesinde çalışmanın sonuçları ortaya koyulmuştur.
Trabzon ili tarihi Hasan Paşa (Askeri) Hamamı restorasyon önerisi
Tarihi çevrenin korunması ve sürdürülmesi, kültürün sürekliliğini sağlamakla birlikte toplumun mimari, teknik ve estetik olgunluğunun da göstergesi olarak kabul edilmektedir. Tarihi çevre içerisinde yer alan hamam yapıları yıkanma kültürüne hizmet etmekte aynı zamanda özel şemaları ve yapım teknikleri sayesinde kültür varlığı olarak kabul görmektedir. Çağımızın değişen yaşam tarzı ve hızı, yıkanma kültürünü de etkilemekte ve değiştirmektedir. Bu kültüre hizmet eden hamam yapıları zamanla eski işlevini ve önemini kaybederek yıkılma tehlikesi ile karşı karşıya kalmaktadır. Terk edilen ya da uygun olmayan amaçlar doğrultusunda kullanılan hamam yapıları tarihi çevrenin niteliksizleşmesine neden olmaktadır. Yıkanma kültürünün geleceğe aktarılmasında önem teşkil eden hamam yapıları kültürel miras olarak tüm boyutlarıyla kavranmış ve benimsenmiş durumda değildir. Hamam yapılarının sahip olduğu nitelikleri öne çıkararak günümüz koşullarına adapte edilmesine ve yıkanma kültürünün gelecek nesillere aktarılmasına katkıda bulunma amacıyla ortaya konan bu çalışma, Trabzon İli, İnönü Mahallesinde yer alan Hasan Paşa (Askeri) Hamamı ile sınırlandırılmıştır. Çalışma; kavramların tespit edilmesi, belirlenen örnek üzerinden incelenmesi ve değerlendirme aşamalarından oluşmaktadır. Çalışma kapsamında birinci bölümde, çalışmanın amacı ve yöntemi, hamam yapılarının tanımı, tarihsel gelişimi ve mimari özellikleri kronolojik düzeyde ele alınarak incelenmiştir. Koruma sürecinden bahsedilerek, korumanın alt başlığı olarak değinilen yeniden kullanım hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, çalışma alanı olarak seçilen Hasan Paşa (Askeri) Hamamının analitik belgelemesi yapılarak, rölöve çalışması tamamlanmıştır. Yapıda görülen hasar türleri ve nedenleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde restitüsyon çalışmalarına altık oluşturması amacıyla tipolojik analojiye başvurulmuştur. Hamam hakkında yapılan literatür taraması ve tipolojik analojiden alınan veriler doğrultusunda dönemsel restitüsyon çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Hamam yapısının içinde bulunduğu durumun iyileştirilmesi ve çalışır hale getirilmesi için restorasyon kararları alınmıştır. Tüm bu çalışmalar değerlendirilerek sonuçlandırılmıştır. Çalışma hamam yapılarının değerinin anlaşılması ve yıkanma kültürünün gelecek nesillere aktarılmasında sürdürülebilirlik sağlaması açısında rol model teşkil etmeyi hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Hamam, Hasan Paşa (Askeri) Hamamı, Trabzon, Restorasyon
Binaların tasarım stratejilerinin simülasyon optimizasyonuna dayalı olarak değerlendirilmesi: çok katlı konut yapıları toki örneği
Tez çalışmasında Türkiye'de bulunan mevcut binalarda 2020 yılından 2080 yılına kadar gelecek yıllardaki iklim değişikliğinin etkileri dikkate alınarak enerji tüketimlerinin ve CO2 salınımlarının azaltılması konusunda çalışılmıştır. Çalışmada Türkiye'nin üye olduğu kurum ve kuruluşların hükümlerini yerine getirmek üzere imzaladığı sözleşmelerdeki hedeflere ulaşabilmesi için, mevcut ve yeni inşa edilecek binalarda birincil enerji tüketimi, CO2 salınımı ve global maliyet açısından optimum bina kabuğu, mekanik sistem ve bina formu grubu tasarım parametreleri önerilerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu öneriler mevcut binalara aşamalı olarak onar yıllık dönemlerde uygulanmış ve etkileri simülasyon tabanlı optimizasyon kullanılarak incelenmiştir. Tez çalışmasının sonunda farklı iklim özelliğine sahip illerde yer alan binalarda aşamalı öneriler ile binalarda birincil enerji tüketimi ve CO2 salınımı azalmıştır. Çalışma ile Türkiye'de kısa ve uzun dönemlerde iklim değişikliğinin etkileri göz önünde bulundurularak binaların enerji tüketimini azaltabileceğini ortaya koyarak literatüre katkı sağlayan referans bir kaynak oluşturmuştur.
Metinsel mekanın göstergebilim bağlamında incelenmesi: Kar romanı
Mimarlık, kendini hem kuram hem de uygulamada gösteren disiplinlerarası özelliğe sahip bir daldır. Sorunlara çözümler üretmek zorunda olan mimar işleve uygun tasarım yapabilmek için felsefe, psikoloji, estetik, resim, edebiyat gibi çeşitli bilim ve sanat dallarından yararlanmaktadır. Bu disiplinler mimarlığı doğrudan ve dolaylı olarak etkileyerek mimarlık olgusunun gelişmesine katkı sağlamaktadır. Mimarlığın disiplinlerarası özelliği vurgulanarak mimarlık ve edebiyat arasındaki ilişkiyi inceleyen bu çalışmada her iki disiplinin ortak noktası olan mekân kavramı, göstergebilim kuramı aracılığıyla Orhan Pamuk'un Kar romanında geçen mekânlar üzerinden ele alınmıştır. Tez çalışması öncelikle edebiyat ve mimarlık ilişkisine değinmiş, bu iki disiplinin ortak öğelerini irdelemiştir. Ardından göstergebilim kuramının tanımı, tarihçesi, ilkeleri, kuramcıları ve yaklaşımları ele alınarak tezin kavramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Daha sonra tez kapsamında örneklem olarak seçilen Türk ve dünya edebiyatının önemli yazarlarından Orhan Pamuk'un hayatı, edebi kişiliği, eserleri, romanlarında işlediği mekân kurgusu ve Kar romanının bir özetine yer verilmiştir. Orhan Pamuk'un Kar romanında betimlenmiş ve yazar tarafından ön plana çıkarılan mimari mekânların yazınsal göstergeler kullanılarak göstergebilimsel okunması yapılmıştır. Bu mekânsal göstergelerin anlamlandırılması Ronald Barthes'ın dört başlıkta sınıflandırdığı göstergebilim ilkelerinden faydalanarak oluşturulan tablolar üzerinden çözümlenmiştir. Çalışmanın temel amacı, yazarın iletmek istediği iletinin romandaki mimari göstergeler aracılığı ile anlamlandırılmasının yapılmasıdır. Çalışma kapsamında bu mimari göstergelerin ne oldukları, metinde nasıl yer aldıkları ve belirlediği anlamsal çeşitliliklerin neler olabileceği araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mimarlık, Edebiyat, Göstergebilim, Orhan Pamuk, Kar Romanı
Mimarlık-ideoloji ilişkisi ve dini yapılardaki form analizi
Günümüz yaşantısının gelişimi ve değişiminin oluşum kaynağı bireyin sahip olduğu düşünsel boyutlarının artması ve bu yönde fikir üretimi oluşturmasıyla sağlanmaktadır. Bireyin düşünsel boyutlarıyla meydana gelen ideoloji kavramı, günlük yaşantımızda her alanda kendini gösterebildiği gibi mimarlık alanında da görülmektedir. Bu çalışma kapsamında; mimarlık ve ideoloji olgularının birbiriyle etkileşimi dini yapılar üzerinden incelenmiştir. Bu yöndeki dini yapılar üzerinden çalışma tercihinin sebebi ideolojinin toplum için olmasından kaynaklı olarak, belirli bir düşünceyi yapıyla ifade etmekte olan dini yapıların da benzer amacı göstermesinden kaynaklanmaktadır. Tezdeki amaç ise, Mimarlık-İdeoloji ilişkisinin dini yapılar üzerinden gösterildiği bu tez çalışmasında bilgilendirme sağlamak amacıyla belirlenmiş olan Tutucu fikir, Düzeltimci, İhtilalci ve Karşıt genel ideolojileri bazında 8'er örnekle incelenerek toplamda 32 yapı örneğinin form analizi ve değerlendirmesi karşılaştırmalı olarak yapılmıştır. Çalışma beş bölümden oluşup Genel Bilgiler bölümünde Mimarlık ve İdeoloji kavramıyla ilişkili olarak bilgilendirme sağlanmıştır. Yapılan Çalışmalar bölümünde örneklem grubu belirlenip, bu yapıların analizinde kullanılacak kriterler hakkında bilgilendirme sağlanmış ve analiz tablosu oluşturulmuştur. Bulgular bölümünde dört genel ideoloji başlığında gruplandırılan örneklerin analizi yapılmıştır. İrdelemeler bölümünde analizler sonucu elde edilen veriler derlenerek, örneklem grupları karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Son olarak Sonuçlar ve Öneriler bölümünde analiz ve değerlendirmelere ait bilgi aktarımı vurgulanmış ve çalışmayla ilişki olarak öneriler aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mimarlık, İdeoloji, Dini Mimari, Tasarım, Form
Mimarlığın propaganda aracı olarak kullanımı: La Turquıe Kemalıste Dergisi örneği
Mimarlık pratiği, tarih boyunca iktidarların meşruiyetini sağlamada kullandığı bilgi alanlarının başında gelmektedir. İktidarlar tarafından sağlanan meşruiyetin propagandası yine mimarlık yoluyla yapılmıştır. Bu ilişki sayesinde modern dünyanın propaganda yöntemlerinden birine dönüşen ideolojik mimarlık, çalışmanın "Propaganda Kavramının Ortaya Çıkışı ve Tanımı" başlıklı bölümünde değinilen tanımlamalara göre şekillenmiştir. Mimarlık, batı dünyasında olduğu gibi Türkiye coğrafyasında da bir propaganda aracı olarak kullanılmıştır. Özellikle cumhuriyetin ilk yıllarında üretilen mimarlık, iktidarın ülkeye dair ideallerinin mekâna dönüşmüş hali niteliğindedir. Söz konusu dönemde ülkenin batıya modernleşme bağlamında tanıtımı için propaganda aracı olarak kullanılan araç La Turquie Kemaliste Dergisi'dir. Çalışmanın ana amacı ilgili derginin cumhuriyetin modern yüzünün tanıtımını yaparken mimarlığı propaganda aracı olarak nasıl kullandığını sorgulamaktır. Tarihteki örneklerden yola çıkarak mimarlığın propaganda bağlamında incelendiği çalışmada erken dönem Türkiye Cumhuriyeti iktidarının özellikle Ankara kenti üzerinden bir modernleşme propagandasını mimarlık aracılığıyla nasıl yaptığı araştırılmaktadır. Çalışmanın ilk bölümünde propaganda kavramının kuramsal alt yapısı ve kavramın sanat ve mimarlık gibi disiplinlerle ilişkisi tartışılmıştır. İkinci bölümde La Turquie Kemaliste Dergisi'nin tüm sayıları taranmış; propaganda ve mimarlık ilişkisi erken cumhuriyet Türkiye'si mimarlığı bağlamında incelenmiştir. Dönem iktidarının batıyı ikna ve kendini modernlik bağlamında kanıtlama kaygısı, La Turquie Kemaliste Dergisi özelinde kendine en kullanışlı propaganda aracı olarak mimarlığı seçmiştir.
Mekân-insan diyaloğunda tinsel arayüz
İnsan, fiziksel varlığının altında tinsel varlığına yuva olan bir canlıdır. Bedeniyle dış dünyada varlığını korurken tinselliğiyle algılarını, duygularını, düşüncelerini hatta tepkilerini var eder. Bu özel durum insanı biricik kılmakta ve hayatı anlamlandırmaya teşvik etmektedir. Hayatın anlamlandırılmasında insanın hayatla kurduğu bağ ve bu bağın gerçekleşmesindeki etkinliğiyle yaşam alanı önemli bir rol üstlenir. Bu çalışma kapsamında da insanın, insana özgü olan tinselliğin mekân ile ilişkisi incelenmiştir. Mekân-insan diyaloğundaki tinsel etki, görünenin altındaki derin anlam çeşitliliğini keşfe çağırmaktadır. Mekân ile insan ilişkisinin ''tin'' parantezinde incelendiği bu tezin amacı; yapı taşı mekân olan mimarlığın, insana dokunuşundaki tinsel etkinin araştırılması ve çözümlenmesidir. Bunun için tez kapsamında öncelikle tin ve tinsellik kavramları derinlemesine incelenmiş, mimarlıkla kurduğu ilişki ele alınmıştır. Daha sonra yapılan kapsamlı literatür araştırması ile mimarinin tinselliğinde etkin rol üstlendiği düşünülen ve öne çıkan birtakım faktörler, tezin ikinci bölümünde sınıflandırılarak açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise tez kapsamındaki soyut anlatımların somut örneklerle desteklenmesi amacıyla araştırılan birçok örnek arasından seçilen yapılarla bir örneklem grubu oluşturulmuştur. Bu örneklem grubunun insan üzerindeki etkisi, belirlenen faktörler üzerinden değerlendirilerek mimarının tasarım felsefesi ve ziyaretçi yorumlarının ışığı altında analiz edilmiştir. Daha sonra analiz ve değerlendirmelere ait bulgular irdelenmiş; çalışma süresince elde edilen bilgiler ve izlenimler sonuçlar bölümünde aktarılmıştır.
Mobil konutların incelenmesi ve Hıdırnebi yaylası mobil konut önerisi
Geçmişle karşılaştırıldığında günümüz toplumlarında daha yoğun olduğu gözlenen mobilite, günümüz yapılarında da daha fazla uygulanır olmuştur. Bu tez çalışması mobil yapıların bir türü olan mobil konutlar üzerinden ele alınmıştır. Mobil konutlar, günümüzde afet ya da savaş gibi durumlarda kullanılan mobil acil durum barınaklarından, özellikle bireysel tercihlerle bir yaşam stili olarak kullanılan mobil konutlara kadar değişiklik gösterir. Bu tez kapsamında, özellikle kırsal bölgelerdeki doğal turistik alanların mevcut konaklama ihtiyaçlarına bir çözüm olarak mobil konut (Tiny House) önerisi oluşturmak amaçlanmıştır. Tezin yapılan çalışmalar bölümünün birinci bölümünde mobil mimarlık ve mobil konut üzerine literatürel bilgiler verilmiştir. Yapılan çalışmaların ikinci bölümünde farklı firmalar tarafından üretilmiş 28 farklı mobil konut örneği, genel özellikler, yapısal özellikler, tesisat özellikleri başlıklarında analiz edilmiştir. Daha sonra Hıdırnebi Yaylasına ait özellikler iklim, topografya, ulaşım, geleneksel mimari doku, kullanıcı sayısı, mekan organizasyonu, malzeme ve tesisat başlıklarında incelenmiştir. Hıdırnebi yaylası çeşitli özellikleri ile analiz edilmiştr. Bulgular ve irdelemeler bölümünde, analizlerden elde edilen veriler değerlendirilerek Hıdırnebi yaylasının turizminde dört mevsim yerli ve yabancı turistler tarafından konaklama amacıyla kullanılabilecek, mobil konut geliştirilmiştir. Öneri mobil konut, 1/50 ölçek plan, kesit, görünüşleri ve 1/20 ölçek sistem detayını içerecek şekilde projelendirilmiştir. Çalışmada, mobil konutların yapım ve yerleşim özellikleriyle kırsal bölgelere estetik, ekonomik, ekolojik gibi birçok katkı sağlayacağı, kırsal bölgelerde mevcut yapı stoğundan farklı olarak doğaya neredeyse hiç zarar vermeyeceği, doğayla iç içe mütevazi bir yaşam sunacağı, özellikle yaylalarda uzun ya da kısa vadeli konaklamalar için uygun olabileceği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Yeşil bina değerlendirme sistemlerinde inşaat atıkları ve inşaat atık yönetimi etkisinin incelenmesi
Yeşil bina değerlendirme sistemlerinin (GBRS) inşaat atıkları ve inşaat atık yönetimi (CWM) üzerindeki etkilerini tespit etmeyi amaçlayan tez çalışmasında, küresel ölçekte kabul gören LEED (Enerji ve Çevre Tasarımında Liderlik) değerlendirme sistemine odaklanılarak; LEED değerlendirmesine göre ilk 10'da yer alan Türkiye ile Avrupa Birliği üye ülkelerinden Almanya ve İspanya karşılaştırmak için incelenmiştir. Bu bağlamda, LEED'in Yeni İnşaat (NC) sertifikalı proje tipi kapsamında, LEED 2009/v3 için Türkiye, Almanya ve İspanya'da toplamda 375 proje; LEED v4 için ise Türkiye, Almanya ve İspanya'da toplamda 51 proje incelenmiştir. Üç ülke kapsamında sertifika almış binalar üzerinde yapılan inceleme sonuçları, Python programı kullanılarak analiz edilmiş ve irdelenmiştir. LEED 2009/v3 sertifikalı projelerden inşaat atıkları ile ilgili kredilerden alınan puanlarla, inşaat atıklarının performansı araştırılmış ve karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırmada, incelenen projelerin inşaat atıkları ile ilgili kredilerinin farklı sertifika seviyelerindeki inşaat atık performansları ölçülmüş ve değerlendirilmiştir. Buna göre, platin seviyesindeki projelerin inşaat atıkları ile ilgili alınan puanlarda ülkeler düzeyinde önemli bir fark bulunamamıştır. Ancak, projeler daha düşük sertifika seviyesine sahip olduğunda ülkeler arasında oluşan bu farkın büyüklüğü artmaktadır. Bu durum, projelerin platin seviyesinde, inşaat atığı performanslarının dikkate alındığını göstermektedir. Bu istatistiksel analiz sonuçlarının arkasındaki olası nedenleri belirlemek için Türkiye'de, 25 yeşil bina danışmanıyla yarı yapılandırılmış görüşme tekniği ile anket çalışması yapılmıştır. Çalışmada, Türkiye'de yeşil bina değerlendirme sistemlerinin inşaat atıkları ile ilgili hedeflerine ulaşmak için uygun ve entegre bir ekonomik, yasal, teknik, politika, sosyal ve teknolojik bağlamına ihtiyaç olduğu sunucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yeşil bina değerlendirme sistemi; LEED, Malzeme ve kaynaklar; İnşaat ve yıkım atıkları, Python
Soyutlama ve özdeşleyim kuramı üzerinden bir mekan okuması: Sancaklar cami örneği
Bu çalışmanın amacı sanat tarihi üzerine önemli çıkarımlara ışık tutan Soyutlama ve Özdeşleyim teorisini mimarlık alanında incelemektir. Mimarlık ve psikoloji disiplinlerini ortak paydaya alan bu teori hem mimari okuma çalışmalarına hem de akademik çalışmalara farklı, özgün ve zengin bir yöntem sunmayı hedeflemektedir. Bu amacı gerçekleştirmek için Worringer'in 20. Yüzyılda yazmış olduğu Soyutlama ve Özdeşleyim isimli eserindeki mimarlık ve sanat yorumlarının incelenmesi, yeniden okunması ve kavramsal olarak analiz edilmesi planlanmıştır. Tezin asıl vurgu yapmak istediği nokta, geçmişte yol gösterici olan bu kavramların bugünün mimarisi üzerinden okunabileceğini ortaya koymaktır. Çalışmanın örneklem alanı olan İslam mimarisi, farklı bir boyutuyla ele alınarak teori üzerinden incelenmiş; 21. Yüzyıl camilerinden biri olan Sancaklar Cami'nin farklı üslubu tez kapsamında teoriye bağlı olarak irdelenmiştir. Yukarıda belirlenen amaçlar doğrultusunda çalışma: Genel Bilgiler, Yapılan Çalışmalar, Bulgular, Tartışma, Sonuçlar ve Öneriler olmak üzere beş başlıkta toplanmıştır. Genel bilgiler bölümünde, çalışmanın amacı, kapsamı, yöntemi, soyutlama ve özdeşleyim (einfühlung) kuramı hakkında genel bilgiler verilmiştir. Yapılan Çalışmalar bölümünde teorinin mimarlık disiplini bağlamında söylemleri irdelenip veri analizi yöntemi ve içerik okuması yöntemi ile elde edilen kavramlar belirlenmiştir. Elde edilen kavramlar örneklem alanı olan Sancaklar Cami örneği üzerinden irdelenmiştir. Bulgular bölümünde caminin analizi kavram başlıkları altında ulaşılan kısa sonuçları ile aktarılmıştır. Tartışma kısmında, elde edilen bulguların nasıl değerlendirildiği ve araştırma kapsamında ne denli şekillendiği konusu üzerinde durulmuştur. Sonuçlar bölümünde, yapılan analiz ve bulgulara ait özet bilgiler aktarılmış; Öneriler kısmında ise, ileride çalışmanın gelişip genişleyebileceği kapsam konusunda fikirler betimlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Soyutlama ve Özdeşleyim, Wilhelm Worringer, Sancaklar Cami, Mimarlık ve Psikoloji, Üslup Psikolojisi
Kompakt kent kavramının mahalle ölçeğinde incelenmesi: Trabzon kenti üzerinden bir model önerisi
Günümüzde kent planlama pratiğinde sürdürebilir kent modelleri daha fazla ön plana çıkmaktadır. Kentsel yayılım kentlere ekonomik, fiziksel ve sosyal olarak büyük dezavantajlar yüklediği için, yayılımın olumsuz etkilerini önlemek adına "kompakt kent" kavramı önemli bir sürdürebilir kent modeli olarak kent tartışmalarında yer almaktadır. Bu kent modelini uygun bir çerçeveye oturtabilmek adına uygulanabilir bir ölçüm yöntemi geliştirmek bu kent modelinin gelecekteki plan kararlarına yansımasında kritik öneme sahiptir. Bu doğrultuda, mevcut çalışma kenti oluşturan önemli birim olan mahalle ölçeğinde kentsel kompaktlığı ölçmek için yöntem geliştirmeyi hedeflemektedir. Bu anlamda, Trabzon Ortahisar'da 20 mahalle seçilerek kompakt kent kavramının temel göstergelerinden "yoğunluk" ve "merkeze olan mesafe" kriterlerine göre sınıflandırılmıştır. Mahalle için beş temel kentsel donatı ve bu donatılara önerilen yürüme erişim mesafe önerileri kaynaklara dayanarak belirlenmiştir. Daha sonra, seçilen 20 mahallede belirlenen beş tür donatıdan kaç adet bulunduğu tespit edilerek ArcGIS program yardımıyla donatıların yürüme mesafesinde hizmet alanları donatıyı çevreleyen yollara göre çizilmiştir. Mahalle düzeyinde uygun mesafelerde alternatif erişilebilecek kentsel donatı alanlarının sayısının fazlalığı ve donatıların hizmet ettiği alanların çakışmasındaki fazlalık yerleşmenin kompaktlığının bir göstergesi olduğu varsayılmıştır. Çalışmalar sonucunda Trabzon Ortahisar mahalleleri üzerinden kompaktlık eşikleri tespit edilmiştir. Ayrıca, "donatı hizmet alanlarının toplamının mahalle alanına oranından" elde edilen veriler ile "yoğunluk" faktörü arasındaki ilişki korelasyon analizi sonucunda ortaya çıkarılmıştır.
Emre Arolat'ın mimarlığı üzerine monografik bir inceleme
Çağdaş Türkiye mimarlığında bazı mimarlar tasarımları ile mimarlık tartışmalarındaki odak noktalarını oluşturmaktadır. Emre Arolat, tasarımları, binaları, tasarım söylemleri, yarışmalardaki başarıları ve meslek örgütlerindeki çalışmalarıyla son 20 yılın Türkiye ve Dünya Mimarlığının gündemini belirleyen mimarlardan birisi olmuştur. Bu tez kapsamında, Emre Arolat'ın yapılarının fiziksel ve tematik oluşumlarının incelenerek, detaylı analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Bu bağlamda çalışma Genel Bilgiler, Yapılan Çalışmalar, Bulgular, Sonuçlar ve Öneriler olmak üzere dört başlıkta toplanmıştır. Genel Bilgiler kısmında çalışmanın amacı, kapsamı, yöntemi ve konuya yaklaşım ortaya konmuştur. Ayrıca bu bölümde konu ile ilgili tanımlar, Emre Arolat'ın özgeçmişi ve tasarım felsefesi hakkında bilgi verilmektedir. Yapılan Çalışmalar kısmında araştırmanın detayları yer almaktadır. Çalışma kapsamında yapılan fiziksel ve tematik oluşumların bütün analizleri bu bölümde yer almaktadır. Bulgular ve İrdeleme kısmında incelenen yapıların fiziksel ve tematik oluşumlarının başlıkları altında değerlendirmesi ve yapıların birbiriyle karşılaştırması yapılmaktadır. Sonuç ve Öneriler kısmında ise, yapılan incelemelerden çıkarılan sonuçlara ve gelecekte yapılacak çalışmalar için önerilere yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler :Emre Arolat, Monografik yöntem, Mimari tasarım, Mimari uygulama
Ortahisar Pertevpaşa ve Şht. Refik Cesur Sokak üzerinde bulunan konut cephelerinde farklı dönem yapılarının biçimsel irdelenmesi
Bu çalışma kapsamında Trabzon ili Ortahisar mahallesinde bulunan Pertevpaşa ve Şht. Refik Cesur sokak üzerinde bulunan konut cephelerinde farklı dönem yapılarının biçimsel irdelenmesi hedeflenmiştir. Buradan hareketle çalışma alanı üzerinde bulunan yapılaşmanın Osmanlıdan Cumhuriyet dönemine olan süreçte biçimsel ve kültürel değişimi, ele alınan sokak siluyeti kapsamında seçilen yapıların cephe üzerinde biçimsel farklılıklarının ve sokak cephesinde bu yapılara ait cephe formunun bütünsellikte uyumu veya uyumsuzluğunun neler olduğu belirlenen kriterler ışığında değerlendirilmiştir. Alan bulguları analiz edildiğinde belirli bölümlerde değişimin net gözle görüldüğü diğer alanların ise değişimi kabullenemediği veya değişimdeki netliğin sağlanamamasından oluşan tarihsel süregelin değişimde kolaycı yaklaşım ile çevre üzerinde net bir alan dokusunu yapısal bloklar ile çökerttiği gözlemlenmiştir. Alanda her ne kadar yeni uygulamalarda dikkatli yenileme oluşturulmuşsa da eski denilebilecek geleneksel türde yapı bloğu bu yenilenme içinde görsel algıyı cezp edecek görsellik sunmaktadır. Sonuç olarak alanda monoton yapılaşmanın engellenmesi ve estetiğe verilen önemin arttırılabilmesi adına sokak siluetinin kültür ile etkileşimi göz önünde bulundurulmalı ve sürdürülebilirlik sağlanmalıdır.
Davranış performansı için kültürel değerlendirme: Koru Evleri örneği
İnsanın dâhil olduğu birbirinden farklı dönemler ve etkileşimleri içeren süreçler, birbiriyle ilişkili bilişsel yaklaşımlarla açıklanmaktadır. Bu yaklaşımlarla sunulan değerlendirmelerde görüyoruz ki, dönem dönem gerçekleştirilen eylemler ve onlara yüklenen anlamlar da toplumlara göre farklılaşmaktadır. Bununla birlikte, toplum olarak benimsenen kültürel değerleri çeşitli araçlarla sürekli kılma ve bu değerlerin insanlar için olumlu yanlarını besleme önem taşımaktadır. Bu araçlardan insan-çevre ilişkilerini düzenlemede etkin "tasarlama eylemi", uzun süreçleri kapsayan etkilenme alanı ve sonuçta elde edilen ürün ile yeni süreçleri etkileyecek bir konumdadır. Ürünü elde etme süreci de toplumsal ilişkilere bağlı olarak dönemin baskın olan eylemlerine paralel gelişmektedir. Önemli olgulardan ikisi, kültürlerarası iletişim imkânı ve buna bağlı olarak alt kültürlerin etkilenmesidir. Çalışmanın kuramsal çerçevesini, bu sosyal gelişme bağlamında konut tasarımı süreci oluşturmaktadır. Önerilen davranış modeli ve AGRAPH Bilgisayar Programı ile hesaplanan mekân sentaksı verileri üzerinden değerlendirme yapılmaktadır. Vaka çalışması, Osmanlı Türk Evi örneklemi ve onu referans alan MESA Koru Evleri örneğini kapsamaktadır.
Ankara'da 1970-2000 yılları arasında rock müzik icra mekânları
Ankara'da Cumhuriyet'in ilanı ile başlayan dönemde tasavvur edilen modern yaşam çeşitli etkinlikler ve bu etkinliklere karşılık gelen mekânlar ile desteklenmiştir. Kültürel olarak 'vitrin' olma özelliği taşıyan müzik, Batılılaşma politikasının bu süreçte yarattığı etkinin bir sonucu olarak dönemde farklı bir anlama sahiptir. 1923 yılından başlayarak 2000'li yıllara dek toplumsal yapıya bağlı olarak değişen müzik anlayışı ve bu değişime karşılık gelen müzik mekânları kentte yapılı çevreyi ve kentsel mekânı biçimlendiren bir etki yaratmıştır. Cumhuriyetin ilanı ile Batı kaynaklı müzik, benimsenen politikalar uyarınca toplumda yaygınlaştırılmaya çalışılmış, 1930'lu yıllarda müzik alanındaki kurumsallaşma ve yapılan yasal düzenlemeler ile Alafranga müziğin halk tarafından benimsenmesi hedeflenmiştir. 1930'lu yılların sonlarına dek Ankara'da gazinolarda Alaturka ve Alafranga müziğin bir arada icra edildiği, sonrasında ise Alafranga müziğin yaygınlaştığı görülmektedir. 1950 yılında iktidarın değişmesiyle birlikte izlenen yeni ekonomik politikalar, siyasi tercihler ve eğilimler Ankara'da gündelik yaşam etkinliklerini de değiştirmiş, dönemde ortaya çıkan Amerikanlaşma; müzik anlayışının da değişmesine yol açmıştır. Dönemde jazz müziğin Ankara'ya kültürel değişim programları, dernekler ve radyo programları vasıtasıyla taşındığı ve dönemin önemli mekanlarında icra edildiği görülmektedir. 1950'li yılların sonunda ortaya çıkan rock müzik, ilk olarak yurtdışından gelen grupların repertuarlarında yer alan şarkıların Türk sanatçılar tarafından yorumlanması ile tanınır olmuştur. Yerel sanatsal ögeler ile birleşerek Anadolu Rock adı altında yeni bir biçim alan rock müzik dönemsel olarak pavyonlarda icra edilmeye başlanmıştır. 1970'li yıllarda rock müziğin toplumsal olarak kabul gördüğü, kendi müzik kitlesini yarattığı ve özellikle sinemalarda icra edildiği görülmektedir. Sinemaların Kavaklıdere'de konumlanması sonraki dönemlerde ortaya çıkan mekânsal tanımlamalar için önemlidir. 1980'li yıllarda kendi kitlesini yaratan rock müzik bar mekânlarının ortaya çıkmasına yol açmış, Kavaklıdere bölgesinde açılan barlarda icra edilir olmuştur. 1990'lı yıllarda rock müziğin Kavaklıdere'de üst kesimden dinleyici kitlesine yönelik olarak Farabi Sokak'ta açılan barlarda, Kızılay bölgesinde ise özellikle gençlerden oluşan farklı bir kesime hitap ederek Sakarya Caddesi'nde ve SSK İşhanı'nda açılan barlarda icra edildiği görülmektedir. 2000'li yıllardan başlayarak rock müzik merkez dışında konumlanan alışveriş merkezlerinin açık alanlarında icra edilmeye başlamıştır. Bu çalışmada Cumhuriyetin ilanıyla birlikte Batılı müzik ve Batılı müzik icra mekanlarına dair genel bir araştırma yapılmış, 2000 yılı sonrası kapsam dışında bırakılarak, 1970-2000 yılları arasında rock müzik ve rock müzik icra mekanlarına odaklanılmıştır.
Yaklaşık sıfır enerjili binaların (nSEB) Türkiye'de uygulanabilirliği üzerine bir inceleme
Günümüzde teknolojik gelişmeler ve nüfus artışı ile birlikte enerjiye olan talep gittikçe artmaktadır. Fosil tabanlı enerji kaynaklarınıntükenmek üzere oluşu ve neden olduğu çevresel sorunlar özellikle bina sektöründe,bu enerji kaynaklarının kullanımının azaltılmasını zorunlu kılmıştır. Binalarda enerji tüketimlerinin azaltılmasına yönelik birçok yasal düzenleme mevcuttur. Bu düzenlemeler içerisinde yer alan nZEBs (Yaklaşık Sıfır Enerjili Binalar) konsepti,daha çok yeni binalara uygulanmaktadır. Ancak gelecek yıllardakibina stoğununun önemli bir bölümünü mevcut binaların oluşturacağı düşünüldüğünde bu binaların enerji tüketimlerinin azaltılmasıson derece önemlidir. Bu çalışma için Ankara'da konumlanan bir TOKİ konutu örnek bina olarak seçilmiştir. Seçilen binaya uygulanan nZEB tasarım stratejileri, dünyada nZEB olarak tanımlanmış örnek binaların analizi yapılarak belirlenmiştir. Tasarım stratejileri belirlendikten sonra seçilen referans bina modeli üzerinde, DesignBuilder enerji simülasyon programı kullanılarak gerekli kriterler hesaplanmıştır. Uygulama çalışmasında, seçilen TOKİ binasındaki bir daire ele alınmıştır. Daire içerisinde yıkmadan değiştirilebilecek tasarım stratejilerine odaklanılmış ve cam sistemleri, ısı yalıtım kalınlığı ve duvar yüzeylerine fotovoltaik panel uygulanmasıyla elde edilebilecek verim hesaplanmıştır. Toplam 108 senaryo simüle edilmiştir. Her bir senaryonun referans senaryoya oranla nZEB'e ne kadar yaklaşabildiği gözlenmiştir. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde referans senaryoya (referans bina) kıyasla toplam enerji tüketiminde yaklaşık 15-18 kWh/m2ile %3-%4 arasında bir azalma fark edilmiştir
Sürmene-Bayburt kervan yolu üzerinde yer alan han yapıları ve mimari özellikleri
İpek Yolu; doğu ile batı arasındaki ticari ilişkilerden dolayı oluşan ticaret yollarından biri olmasının yanı sıra yüzyıllar boyunca farklı milletler, diller, dinler ve kültürler arasında köprü görevi görmüştür. Anadolu'daki ticaret-kent-ulaşım kavramları bağlamında önemli bir yeri olan İpek Yolu üzerinde birçok çalışma yapıldığı görülmektedir. Fakat çalışmalar daha çok yol güzergâhları ve bu güzergâhlardaki ticari faaliyetleri konu edinmektedir. İlk çağlardan beri Doğu Karadeniz kıyılarında önemli bir limana sahip Trabzon kenti, doğudan ve güneyden gelen ticari yolların kesiştiği bir kavşak noktasıdır. Trabzon'dan geçen İpek Yolu'nun bir kolu olan Sürmene-Bayburt Kervan Yolu güzergâhı ve bu yol güzergâhın çevresinde oluşan mimari yapılanmanın önemli bir araştırma konusu olduğu düşünülmektedir. Çalışmanın amacı, Sürmene-Bayburt Kervan Yolu'nun bu bölgede konumlanmasının nedenlerinin irdelenmesi, bu yolun bölgeye kazanımlarının araştırılması, bölgedeki sosyal yapılanmanın incelenmesi ve mevcut tarihi yapıların kayıt altına alınması olarak sınıflandırılabilir. Belirlenen amaçlar doğrultusunda izlenecek yöntemler; yazılı ve sözlü literatür taraması, yol güzergahı ve bu güzergah ile bölgedeki tarihi yapıların ilişkisini anlatan haritaların hazırlanması, han bölgelerinde tespit edilen yapıların planlarının çıkarılması, fotoğraflanması ve koordinat noktalarının alınması olarak belirlenmiştir.
Jean baudrillard'da mekân gerçekliği
Fransız sosyolog ve filozof Jean Baudrillard, Simülasyon Kuramı ile tanınmakta; aykırı düşünceleri ile dikkatleri üzerine çekmiştir. Kuram ve kavramlarıyla yeni bakış açıları sağlarken temel olarak bilenen kavramlara da yeni bir soluk getirmiştir. Baudrillard, gerçek kavramının için zamanla değişime uğradığını söyler ve hipergerçek bir evrende yaşadığımızı belirtir. Gerçek algısının değiştiği hipergerçek bir evrende mekân kavramının da değişime uğradığı yadsınamaz bir gerçektir. Literatürde mimarlık alanının en küçük yapıtaşı olan mekânın gerçekliği üzerine odaklanan herhangi bir çalışmaya rastlanılmaması nedeniyle; mekân gerçekliğinin tanımlanması, tarihsel süreç içinde yaşadığı değişim ve dönüşümlerin ortaya konması mimarlık tartışmalarında önemli ve gerekli bir olguya işaret etmektedir. Araştırma amacı; Jean Baudrillard'ın basılı eserlerindeki mekân kavramı ve gerçek kavramına dair söylemleri üzerinden mekân gerçekliğini okumak, tanımlamak ve süreç içerindeki yaşadığı değişimi belirlemektir. Araştırma; nitel araştırma yöntemlerinden içerik analizi yöntemini kullanmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda, örneklemi belirlenmek üzere MAXQDA programı kullanılarak frekans analizleri yapılmıştır. Mekân ve gerçek kavramları için belirlenen toplamda dört eser üzerinden içerik analizi ile kavramlar tanımlanmıştır. Ayrıca mekân kavramına dair eserlerdeki binalar üzerinden Baudrillard'ın söylemleriyle mekân gerçekliği kavramının tanımı tartışılarak; gerçeğin değişimi üzerinden nesnel gerçek ve bütünsel gerçek adında bir ayrım yapılmıştır. Sonuç olarak mekân gerçekliği; tasarım kurgusu, tasarımın bir bütün olarak var oluşunun düşündürdükleri ve yapılış amacı üzerinden kendisini göstermektedir. Baudrillard'ın göre bir binanın mekân gerçekliği ele alındığında tasarımın bütününe bakılarak yorumda bulunmak gerekmektedir.
Tahran'da II. pehlevi döneminde modernleşme ve mimarlık ortamı: Toplu konut yapıları
Modernleşmenin İran'da etkisi, çok farklı alanlarda farklı şekillerde gerçekleşmiştir. Siyaset, ekonomi, din, kültür, sanat ve mimarlıkta kendine has özellikleriyle ortaya çıkan modernleşme İran'da Kaçar döneminden (1789-1925) başlatılmaktadır. Bu dönemde İran'ın Avrupa ile ilişkisi İranlıları Batı resim ve süslemelerine aşina hale getirmiştir. Kaçar döneminin ardından kurulan ulusal devlet I. Pehlevi dönemine (1925-1941) karşılık gelmektedir. I.Pehlevi, İran toplumunun farklı katmanlarında ve ülkenin çeşitli bölgelerinde modernleşmenin gelişmesinde önemli bir role sahiptir. I. Pehlevi döneminin ardından başlayan II. Pehlevi döneminde (1941-1979) İran toplumunda ortaya çıkan sosyal ve kültürel değişimin yanı sıra, gündelik hayatın belirleyici aktörlerinden olan mimarlık alanında da büyük değişimler yaşanmıştır. Dönemde Batılı mimarlar modern yapılar tasarlamak üzere İran'a davet edilmiş ve yeniden inşa planları büyük bir hızla hayata geçirilmiştir. Birçok şehrin geleneksel dokusu önemli ölçüde değişmiş, ve yeni yapı tipolojileri ortaya çıkmıştır. Bu dönemde çelik, çimento ve cam gibi yeni yapı malzemelerinin kullanıldığı görülmektedir. Başkent Tahran bu değişimden her anlamda yoğun biçimde etkilenen bir kenttir. Dönemde kentte modernleşmenin etkisi önce kamu yapılarda, ardından sivil mimarlık yapılarında ve dini yapılarda kendini göstermiştir. İnşa edilen bu yapıların yanı sıra dönemde ilk kez Tahran'da toplu konut projelerinin hayata geçirildiği görülmektedir. Toplu konut projeleri önce Tahran'ın kuzeyinde, ardından şehrin diğer bölgelerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada II. Pehlevi döneminde Tahran`da inşa edilen modern dönem kamu yapıları, sivil mimarlık yapıları (müstakil konutlar, çok katlı konutlar, toplu konut yapıları, kültür ve sanat yapıları, eğitim yapıları) ve dini yapılar incelenmiş, özellikle toplu konut yapıları üzerinde durularak üç toplu konut yerleşimine (ASP Kuleleri, Eskan Kuleleri, Ekbatan Kompleksi) odaklanılmıştır.
Endüstri mirasının korunmasındaki parametreler ve işlev değişikliğinin Türkiye'de koruma altına alınan fabrikalar üzerinden değerlendirilmesi
Endüstri Devrimi, insanların hayatlarında ve yaşadıkları çevrede köklü değişimlere yol açan bir dönüm noktasıdır. Devrimle birlikte hızlanan değişim, hayatın her alanını etkisi altına alırken, sanayileşme sürecinin öncü yapıları ve donanımları yeni teknolojiler karşısında verimliliklerini yitirmiş olup devre dışı kalmışlar, kaderlerine terk edilmişlerdir. Günümüzde endüstrileşme ve modern mimarlığın simgeleri haline gelmiş ancak zaman içinde işlevini yitirmiş, kentsel bellek ve kentsel kimlik açısından kültürel miras niteliği kazanmış endüstri yapılarının, geleceğe aktarılması ve bu yapıların korunarak çağdaş yaşama adapte edilme süreci gittikçe önem kazanmaktadır. Endüstri yapılarını uygun bir işlevle kent hayatına kazandırırken özgün kimliklerini de korumak önemlidir. Endüstri Mirası yapıları terk edilmenin yanısıra, ihmal, bilinçsiz onarım veya genel bir yöntem belirlemeden gelişigüzel kararlarla yapılan yeniden işlevlendirme çalışmaları ile her geçen gün daha fazla tahrip olmaktadır. Bu yapıların yeniden kullanımı sonucunda kazandırılmış olan yeni işlevlerin sürdürülebilir olması, kültürel mirasın korunması açısından önemlidir. Tez kapsamında Türkiye'nin endüstri mirası yapılarının korunması ve gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için uluslararası kabuller çerçevesinde parametreler belirlenmiş olup, Türkiye'nin kendine özgü koşulları ve koruma mevzuatı da dikkate alınarak koruma ilke ve yöntem önerileri geliştirilmiştir.
Ankara tren garı ve çevresinin yeniden işlevlendirme süreciüzerine bir değerlendirme
Modern mimarlık; temelleri endüstri devrimi ile atılmış ve 20. yüzyılın ortalarında yaygınlaşmış olan, çağın talepleri doğrultusunda mimariye teknolojinin adapte edildiği, yenilikçi ve özgün bir mimari akımdır. Bu sürecin tam olarak ne zaman başladığı söylenemese de 19. yüzyılın mühendislik yapıları ile başladığı kabul edilir. Bu yapılar, genellikle, tümüyle yeni tasarlanmış olmakla birlikte, eski işlevlere yeni mühendislik çözümleri sunan yapılar olarakta tasarlanabilirler. Tren garları hayatımıza endüstri devrimi ve buharlı lokomotifin icadıyla girmiş en önemli endüstri yapılarındandır. Toplumda büyük ekonomik önem taşıyan demiryolları, ayrıca siyasal ve kültürel konjonktürü belirlemiştir. Demiryollarının bir ulaşım aracı olarak hayatlarımıza dahil olması ve kullanımının yaygınlaşması ile tren hatlarında tarife uygulamasına geçilmiş ve demir yollarını bağlayıcı yapılara ihtiyaç duyulmuştur. Bu ihtiyaca karşılık olarak tren garları modern mimarlık yapıları arasında yerini almıştır. Tren garları, kent kimliğinde de rol oynayan önemli kamu yapılarıdır. Tren garları, teknik işlevi dahilinde konaklama, yük yükleme alanları, yük ve yolcu indirme alanları, bekleme alanları, dinlenme ve yeme-içme alanları sunan büyük ölçekli kamusal alanlar olmakla kalmamış, döneminin kültürel, mimari ve ticari özelliklerinin temsilcisi haline gelmiştir. Osmanlı döneminde demiryollarının topraklarımıza girmesiyle gar yapıları ülkemizde ilk örneklerini vermeye başlamıştır. Bu yapıların en önemlilerinden biri olan Ankara Tren Garı, Ankara'nın, Cumhuriyetin modern ve aydınlık Başkentine dönüşmesi sürecini yansıtarak kültürel mirasımızda büyük önem taşımaktadır. Anlara Gar Binası, şehirde oluşturduğu değişim ve gelişim ile özdeşleşmiş simgesel bir yapıdır ve şehirde kurulan kültür aksının en önemli dinamiğidir. Teknolojide yaşanan gelişmeler, yeni ve daha hızlı ulaşım imkanları ve farklı ulaşım alternatifleri ortaya koymuştur. Bu süreçte, çağın ihtiyaçlarına ve hızına yeterince cevap veremeyen demiryollarına rağbet azalmış bu durum ise mevcut garın işlevselliğini azaltmıştır. Hem modern mimarlık hem de Cumhuriyet Tarihi'nde önemli bir yeri olan Ankara Tren Garı'nın taşıdığı tarihi ve kültürel değeri koruyarak yeni inşa edilen hızlı tren garı etkisi ile sirkülasyon yoğunluğunu kaybetmeden varlığını sürdürebilmesi gerekmektedir. Ankara Garı'nın hak ettiği değeri görmesi için doğru bir bütüncül işlevlendirme önerisi hazırlanmalıdır. Bu noktada; yeniden işlevlendirilmiş gar binalarını dünya ve Türkiye örnekleri üzerinden inceleyerek Ankara Gar Yapısı için, kullanışlı, konumuna, taleplere ve simgesel kimliğine uygun, bütüncül bir işlevlendirme yaklaşımı sunmak, mevcut işlevlendirme sorununu değerlendirmek, gar yapısının Ankara için önemini belgelemek ve yapıya; konumuna, taleplere ve simgesel kimliğine uygun bütüncül bir işlevlendirme yaklaşımı sunmak hedeflenmiştir.
A sustainable building assessment model proposal for new residential buildings in Turkey
The building sector accounts for 40 percentage of the primary energy use and 36 percentage of the energy related carbon dioxide emissions in the industrialized countries In order to reduce the impact of the buildings, measurement of the current status is needed. Rating systems were created according to need for measurement of environmental performance. The main aim of this thesis is developing a building assessment model according to Turkish construction market needs. In order to develop an assessment model first well known systems such as LEED, BREEAM, SBtool, CASBEE, Open House, LenSe, SBAllience and CEN TC 350, ISO TC 59 SC 17 documents have been evaluated. According to review and evaluation of literature and existing systems the main framework of the model has been prepared; main issues and criterion which generates the framework of the model has been prepared in full, mid, core versions. A questionnaire is prepared with core version?s issues and criterion and 84 energy identity document experts from Ordu, Adana, Bursa and İzmir fulfilled these questionnaires. Building assessment systems? issues and criterion weightings are determined according to developer countries needs. This becomes a problem when using these systems in different regions. For that reason Turkey needs to develop an assessment system which is suitable for Turkish construction market needs. The importance of the issues and criterion to each other has been determined with the help questionnaires by using pair wise comparisons. By assessing the questionnaires with analytic hierarchy process the weightings of issues and criterion have been evaluated according to Turkish expert?s decisions. In order to adopt LCA to this model most common 241 different details have been prepared. And these 241 details evaluated by the help of SimaPro software. All these details got a point according to their environmental performance. In adition to these 241 details different window wood, aluminium, PVC window frames have also been evaluated by using SimaPro program?s database. Keywords: Sustainability, life cycle assessment, energy efficiency, energy identity document, green house gas emissions.
Kadın ve mimarlık: Türkiye'de kadın mimarların görünürlüğü üzerine bir değerlendirme
Mimarlık ortamında kadın mimarların, mesleki, akademik ve örgütlenme alanlarındaki öncülükleri, deneyimleri, başarıları ve katkıları bu tezin konusunu oluşturmaktadır. Tez kapsamında Dünyadaki ve Türkiye'deki kadın mimarların, kadın hareketlerinin yarattığı etkilerle birlikte, mimarlık ortamındaki konumları incelenmiştir. Tezin amacı, kadın mimarların tüm çabalarına rağmen ataerkil algılanan mimarlık mesleğinde, yeterli görünürlüğe neden ulaşamadıklarına ve meslekte ikincil kalma hallerine ilişkin bir tartışma açmak ve bu konuda bir farkındalık yaratmaya çalışmaktır. Çalışmada, kadın mimarların; mimari tasarım sürecindeki ve uygulamadaki rolleri, mimarlık eğitim sürecine ve mesleki örgütlenme alanına katılımları, mimarlık ortamında farklı şekillerde kendilerini var etme durumları üzerinden tarihsel bir okuma yapılacaktır. Tez kapsamında önce Dünyadaki ilk ve öncü kadın mimarların, sonrasında Cumhuriyet'in ilk ve öncü kadın mimarlarının üzerinde durulacak; kadınların zorlu mimarlık serüvenleri ortaya konulmaya çalışılacaktır. Türkiye'deki ve Dünyadaki kadın hareketleriyle, bu hareketlerin mimarlık ortamında kadın mimarların görünürlüğü üzerindeki yansımaları değerlendirilecektir. Öte yandan güncel duruma ilişkin bir değerlendirme yapılarak bu konuda yapılmış yayınlar, tezler, akademik çalışmalar, araştırmalar ve etkinlikler üzerinde durulacaktır. Tezde tüm bu alanlardaki çalışmalara bakılarak, kadın mimarların mimarlık ortamındaki görünürlükleri değerlendirilmiş, kronolojik dizinlerle tarihsel süreçte görünür olma halleri üzerinde durulmuştur. Tez çalışması ile mesleki, akademik ve örgütlenme alanlarındaki deneyimlerine, başarılarına ve katkılarına rağmen kadın mimarların mimarlık ortamında yeterince görünür olmadıkları, 2000'lerden başlayarak gündem olan çalışmalarla bu sorunun aşılmaya çalışıldığı ortaya konulmuştur.
Belediye hizmet binalarında fenomenal saydamlık kavramının kullanıcı algısındaki karşılığının irdelenmesi
Tarih öncesi zamanlardan beri içgüdüsel bir eğilimle insanoğlu tarafından yararlanılan saydamlık kavramı, yakın tarihte eleştirel metinlerde tartışılmaya başlanmasının ardından çeşitlendirilmiş, farklı sınıflar ve algılama düzeyleri üzerinden bambaşka anlamlara bürünmüştür. Günümüzde mimarlıkta saydamlık akla ilk gelen salt malzemeye içkin özelliğinin, ışığı geçirme ve arkasını gösterme becerisinin çok daha ötesinde, birçok yan anlam barındıran çok boyutlu bir kavram halini almıştır. Bu yeni ve genişlemiş hali ile saydamlık, fenomenal (olağanüstü) saydamlık olarak adlandırılmaktadır. Belediye hizmet binası tasarımlarında fenomenal saydamlık kavramının, mesaj vermek ve kullanıcının algısını yönlendirmek amacı ile başvurulan bir araç olduğu projelere ilişkin çıktılar ve sonuç ürünler üzerinden okunabilmektedir. Ancak yapı tipi, tüm kente hemen her konuda destek vermekle yükümlü olan belediye hizmet binaları olduğu zaman eğitim düzeyleri, sosyal statüleri, kişisel beğenileri, yaş aralıkları, mesleki yetkinlikleri ve benzeri birçok alanda birbirinden çok farklı bir kullanıcı kitlesi söz konusu olmaktadır. Yani kullanıcının, tasarımcının vermek istediği mesajı ne şekilde anladığı sorgulanmaya açık hale gelmektedir. Çalışmanın amacı, tasarımcıların belediye hizmet binalarını tasarlarken katılımcı demokrasiye, şeffaf yönetime referans vermek açısından aldığı fenomenal saydamlık kararlarının ve bunların iletmeye niyetlendiği mesajın kentli/ kullanıcı cephesinde nasıl algılandığının tespit edilmesidir. Bu amaçla seçilen projeler incelenerek saydamlık düşüncesinin tasarım kararlarında nasıl yer aldığı ve planlamada nasıl karşılık bulduğu araştırılmış, ardından Çukurova İlçe Belediyesi Hizmet Binası ve Kültür Merkezi örneği üzerinden yapılan anket çalışması ile kullanıcıların fenomenal saydamlık algısı ortaya konmuştur.
Ahşap modüler prefabrike sistemler ile geçici afet konutu tasarımı
Günümüzde teknolojinin ve toplumsal faktörlerin sebep olduğu pek çok olumsuz durum vardır. Doğal kaynakların yanlış kullanımından, bilinçsiz kentleşme ve yapılaşmadan en fazla etkilenenlerin başında doğal çevre gelmekte ve doğal çevrenin tahribatı sonucunda da doğal afetlerin yıkıcı etkileri her geçen gün artmaktadır. Ülkemizde doğal afetlerden sonra kullanılan geçici afet konutları konfor koşullarından uzak olmakla birlikte afetzedeler için pek çok olumsuz durumu da barındırmaktadır. Bu olumsuz durumların çözüme kavuşturulması için strüktür sistemi ve malzeme seçimlerinin yeniden düzenlendiği, kullanıcı özelliklerinin dikkate alındığı geçici afet konutu tasarımı yapılmalıdır. Çalışmada; geçici afet konutu ihtiyacına yönelik, geri dönüştürülebilir sistemlerin ve yenilenebilir malzemelerin kullanıldığı, kullanıcıların ve kullanılacakları bölgenin özelliklerinin yansıtıldığı prefabrike sistemler ile oluşturulmuş geçici afet konutu tasarlamak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, belirlenen başlıklar kapsamında literatür araştırmasına dayalı bir hazırlık aşaması geçirilmiş ve çok sayıda kriterin değerlendirilmesi sonucunda ahşap modüler prefabrike bir yapım sistemi ile geçici afet konutu tasarımı yapılmıştır. Yapılan bu çalışma ile birlikte belirlenen kapsam ve örneklem dâhilinde mevcut durumda kullanılan geçici barınma yapılarının eksik bölümleri tamamlanarak afetzedelerin ihtiyaçlarına cevap verebilen, konfor koşullarını sağlayan ve psikolojik olarak olumlu etki yaratan tasarımlar ortaya konulmuştur.
Bellek-mekân etkileşimi bağlamında Samsun Fuarı'nı anlamak
Samsun Fuarı, sahip olduğu mekânsal pratikler ile ticari yaşamın yanında sosyal, kültürel hayatın gelişmesinde rol almış ve kentli kolektif belleğinde önemli bir yer edinmiştir. Ancak süreç içerisinde yaşanan toplumsal gelişmeler, tüm dünya kentlerinde olduğu gibi Samsun kentinin de hem fiziksel hem de kamusal anlamda dönüşmesine neden olmuştur. Mekânın toplumsal ilişki ağları ile bağlantılı sosyal bir üretim nesnesi olduğu kabulü ise bizleri kentli belleğinin ürettiği değerleri ve deneyimleri sorgulamaya götürmektedir. Bu çalışma bulunduğu dönem için sadece Samsun'un değil Karadeniz Bölgesi'nin de en büyük kamusal mekânı olan Samsun Fuarı'nın yaşadığı dönüşümü, bu dönüşümde etkili olan değişkenleri mekân ve bellek arasındaki ilişki üzerinden anlamayı amaçlamaktadır. Bu amaçla tez çalışması, mekân ve bellek ilişkisi üzerine temellenen kavramsal irdeleme ve kentli deneyimi üzerinden elde edilen verilerle Samsun Fuarı'nı değerlendirmeye alan bir çalışmadır. Çalışmada kent ve kentli belleği değişkenlerinin, 'kent toplumbilimine dayalı okuma' ve 'görüşme tekniği' aracılığıyla ortaya çıkarılması hedeflenmiştir. Değişen ekonomik, politik ve sosyo-kültürel gelişmelerin, günlük yaşamı ve buna bağlı olarak mekân üretimi üzerindeki etkisi fuar üzerinden ortaya koyulmuştur. Çalışma sonucunda, toplumsal dinamiklerin kamusal kullanımı da değiştirdiği ve buna bağlı olarak kentli belleğini besleyen sosyal değerleri etkilediği açığa çıkmıştır. Bu mekânın kentten kopuşu nedeniyle kolektif bellekte yıkımın olduğu, sürekliliğinin kesintiye uğradığı görülmüş ve zaman içinde değişen mekânsal pratiklere bağlı olarak bu yer için yeni bir bellek katmanının inşa edilemediği ortaya çıkmıştır.
İklime duyarlı kentsel tasarım rehberi: Trabzon kenti örneği
Sürdürülebilir kentler üretebilmek, yapılı çevrelerin yere ve iklime duyarlı tasarım yaklaşımlarıyla kurgulanmasından geçmektedir. Bu bağlamda tez çalışması Trabzon kentinde, iklim duyarlı tasarım yöntemlerinin makrodan mikroya tüm ölçeklerde kent üretimi uygulama pratiğine dâhil edilmesini amaçlamaktadır. Bu tez kapsamında üretilen kentsel tasarım rehberi, yapı/yapılı çevre kurgusunun iklim duyarlı tasarım yöntemleriyle geliştiren ve uygulamaya dahil edilmesini sağlayan bir araç olarak ele alınmıştır. Çalışmanın Genel Bilgiler bölümünde tezin problemi, amacı, kapsamı ve yöntemi açıklandıktan sonra konuyla ilişkili kavram ve tanımlamalara yer verilmiştir. Yapılan Çalışmalar: I bölümünde; literatürde konuya ilişkin sürdürülebilir kentsel tasarım, eko-tasarım, enerji etkin tasarım, iklim duyarlı/biyoklimatik tasarım ve kentsel tasarım rehberleri gibi kavramları içeren ulusal ve uluslararası çalışmalar analiz edilerek iklim duyarlı kentsel tasarım rehberi strüktürü üretilmiştir. Yapılan Çalışmalar: II bölümünde; üretilen bu tasarım rehberi strüktürü, Trabzon kenti doğal verileriyle düzenlenerek yer ile ilişkisi kurulmuştur. Bu bağlamda Trabzon'a ait doğal verileri ile kentsel tasarım rehberi yönergeleri yazılarak Trabzon kenti için İklime Duyarlı Kentsel Tasarım Rehberi üretilmiştir. Bulgular ve İrdelemeler bölümünde; alan çalışması için seçilen 3 Nolu Erdoğdu Mahallesi rehber yönergeleri doğrultusunda düzenlenerek rehberin uygulaması gösterilmiştir. Ayrıca mevcut uygulama ve rehber kurgusu doğrultusunda önerilen uygulama karşılaştırmalı olarak irdelenmiştir. Son bölümde sonuç değerlendirmeleri yapılmıştır ve öneriler sunulmuştur.
Birinci beş yıllık sanayi planı kapsamında yapılan Sümerbank Fabrika yerleşkelerinin koruma bağlamında incelenmesi: Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası örneği
Yıllar boyunca faaliyetlerini devam ettiren endüstri yapıları, gelişen teknolojiyle verimliliğini yitirmiş ve işlevsiz kalmıştır. Endüstri yapılarının yok olmasını engellemek, atıl kalmasını önlemek, bu yapıları gelecek nesillere aktarmak için 20. yüzyılda endüstri mirası kavramı ortaya çıkmıştır. Günümüze ulaşabilen endüstri yapı ve alanları için koruma yöntemlerinin geliştirilmesi üzerine çalışmalar yapılmıştır. Günümüzde, endüstri yapı ve alanlarının korunmasında en sık kullanılan yöntemlerden biri yeniden işlevlendirmedir. Yeniden işlevlendirme, eski yapının atıl kalması önlemek ve sahip olduğu değerleri korunmak için bir araçtır. Yapının ve alanın sahip olduğu kültürel miras değerlerinin belirlenmesi doğrultusunda önerilecek yeni işlev, mirasın özgün niteliklerinin korunmasına, aynı zamanda yeni verilen işlev doğrultusunda sürdürülebilir şekilde kullanımının devam etmesine yardımcı olacaktır. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu günden bu yana kalkınmayı, yenilikçi olmayı benimsemiştir. Ekonomi politikalarında devletçilik ilkesini esas alarak sanayileşme sürecine yatırımlar yapmıştır. Bu doğrultuda, Türkiye'nin öncelikli ihtiyaçlarının yer aldığı BBYSP hazırlanmış ve devlet 1930'lu yıllarda yeni fabrikalar kurmaya başlamıştır. Bu süreçte 1933 yılında Sümerbank fabrikası kurulmuştur. Türkiye'nin öncelikli ihtiyaçlarının yer aldığı BBYSP hazırlanarak, oluşturulacak ihtiyaçlar, hayata geçirilecek yatırımlar Sümerbank'a verilmiştir. Sümerbank tarafından kurulan fabrikalar, Türkiye'nin sanayi ve ekonomi alanında ilerlemesine öncülük etmiştir. Köklü bir geçmişe sahip olan Kayseri Sümerbank Bez Fabrikası günümüze gelene kadar dönüşümler yaşamıştır. Eğitim yapısına dönüştürülen ve bu süreçte birçok çağdaş ek ile desteklenen yerleşke yeniden işlevlendirme çalışmaları ile özgün ve karakteristik özelliğini kaybetmeden günümüze gelmiştir. Bu tezde, yerleşke içinde yer alan yapıların tarih içinde yaşadığı dönüşüm incelenmiştir. Yerleşkenin sahip olduğu özgün ve güncel değerlerin analizi yapılmıştır. Yapılan analizlerle, uygulanan yeniden işlevlendirme projesinin yerleşkenin kültürel miras değerlerinin korunması bağlamındaki rolü tartışılmış ve değerlendirilmiştir.
Türkiye iklim bölgelerinde kullanıma uygun yeni nesil hafif bina kabuğu bileşeni önerisi: Faz değiştiren malzeme katkılı pomza blok
Binaların enerji tüketimini düşük maliyetler ve yüksek getiriler ile azaltma amacı ile alınan önlemlerden biri de hafif binalardır. Avrupa Birliği "Binalarda Enerji Performansı Direktifi" ile hafif binaları teşvik etmektedir. Fakat hafif binaların en büyük dezavantajı hafif bina kabuklarının düşük termal kütleleri nedeniyle büyük sıcaklık dalgalanmalarına meyilli olmalarıdır. Günümüzde güneş enerjisini bünyesinde termal enerji olarak depolayan faz değiştiren malzemeler, düşük ve sıfır enerjili hafif bina tasarımlarında oldukça güncel bir yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır. Tez çalışmasında, hafif bina kabuklarının düşük termal kütlelerinde, yeni nesil pasif yaklaşım olarak da kabul edilen faz değiştiren malzeme (FDM) kullanımı ile iyileşme sağlayacak bir yöntem geliştirilmesi amaçlanmıştır. Yapılan çalışma; hafif bina malzemesi pomza agregası ile %5, %10 ve %15 oranlarında FDM karışımından elde edilen FDM'li ve FDM'siz pomza blok örneklerinin üretilmesini, örneklerin termal testlerinin laboratuvar ortamında yapılarak ısıl iletkenliklerinin, özgül ısı kapasitelerinin ve gizli ısı değerlerinin belirlenmesini içermektedir. Deneysel uygulama çalışması ile de FDM'siz (referans) ve FDM'li pomza blok örnekleri ile oluşturulan hafif bina kabuğunun zaman geciktirmesi ve iç mekan sıcaklık dalgalanmalarına etkisinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Çalışmada; FDM kullanımı ile bina kabuğunun termal kütlesinin dolayısı ile de zaman geciktirmesinin arttırılabileceği, iç mekan sıcaklık dalgalanmalarında azalma elde edilebileceği ve bina enerji yüklerinde özellikle de soğutma yükünde iyileşme sağlanabileceği sonuçlarına ulaşılmıştır.