
591
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Mülteci göçü sonrası oluşan kentsel tecrit alanlarında komşuluk ilişkilerinin incelenmesi; İzmir B++++asmane örneği
Göç konusu son yıllarda ülkemizde en çok tartışılan konuların başında gelmektedir. Suriye iç savaşı ile başlayan bu süreç günümüzde hala aktifliğini devam ettirmektedir. Göçün başladığı tarihten itibaren bugüne geçen on üç yıl içerisinde kentlerde Suriyeli mahalleleri oluşmuş, göçün en temel etkilerinden olan sosyal ve mekansal ayrışmalar daha görünür hale gelmiştir. Bu durum kentlerdeki yaşantıya ilişkin bazı değişiklikleri de beraberinde getirmektedir. Bu tez çalışmasında özellikle Suriyeli göçü sonrasında bir kentsel tecrit alanına dönüşen İzmir Basmane semtinde yaşayan mültecilerin komşuluk ilişkileri incelenmektedir. Bu doğrultuda Basmane semti içerisindeki altı mahalleden oluşan bir çalışma alanı belirlenmiş, Basmane'de hizmet vermekte olan yerel temsilciler, muhtarlar ve belirlenen altı mahallede yaşamakta olan mültecilerle görüşmeler gerçekleştirilmiş, gözlemler yapılmıştır. Çalışma alanı olarak belirlenen Basmane bölgesi 8000 yıllık tarihi ile İzmir'in en eski yerleşim alanlarından birisidir. Oldukça eski bir kentleşme dokusuna sahip olan Basmane İzmir'in fiziksel mekan kalitesi oldukça düşük olan yerleşimlerindendir. Bu haliyle Basmane'nin bir mekansal ayrışma bölgesi olduğu söylenebilir. Diğer bir yandan doksanlı yıllarda ülkenin doğu illerinden gelen Kürt göçmenler de bu bölgeye yerleşmiş, bölgenin etnisite açısından da farklı bir nitelik kazanmasına sebep olmuşlardır. Ülkenin doğusundan gelen göçmenler, aynı zamanda düşük gelir grubuna mensup bireylerden oluşmaktadır. Bu sebeple Basmane bir mekansal ayrışma bölgesi olmasının yanı sıra aynı zamanda bir sosyal ayrışma bölgesidir. Basmane bölgesi göçün etkilerinden sosyal ve mekansal ayrışmaların derinleşmesinin en yoğun biçimde deneyimlendiği alanlardandır. Halihazırda bir göçmen bölgesi olan Basmane, Suriyeli göçü ile birlikte toplumsal açıdan daha da karmaşık bir hal almıştır. Mültecilerin Basmane'yi tercih etmelerinin altında belli başlı sebepler yatsa da temelde bu tercih üstü kapalı bir zorunluluk halinde gerçekleşmektedir. Mülteciler yaşadıkları dışlanmaların etkisiyle Basmane içerisine kapanmakta ve kısıtlı bir hareketlilik içerisinde hayatlarını devam ettirmektedir. Hem yoksulluk hem ırksal farklılık beraberinde sosyal dışlanmayı getirmekte, bunun neticesi olarak mülteciler fiziksel mekan kalitesi oldukça düşük bir bölgede sıkışmış vaziyette yaşamlarına devam etmektedirler. Bu nitelikleri sebebiyle Basmane, özellikle Suriyeli mülteciler için tam bir kentsel tecrit alanı teşkil etmektedir. Suriyelilerin Basmane bölgesinde yoğunlaşmasında daha önce buraya göç etmiş olan bağlantılarının ciddi bir etkisi bulunmaktadır. Mülteciler göçün ilk aşamalarını bağlantıları aracılığıyla gerçekleştirmiş olsa da yerleştikten sonraki yaşantılarında bağlantılarının etkisi görece azalmaktadır. Mülteciler literatürde çokça yer alan şekliyle bir azınlık dayanışması topluluğu geliştirmemişlerdir. Mültecilerin komşuluk ilişkileri çoğunlukla Basmane'de halihazırda mevcut olan topluluk yapısına eklemlenme yoluyla gerçekleşmektedir.
İmar planlarının uygulama etkinliğinin değerlendirilmesinde doluluk-boşluk analizi'nin kullanımı: Kemeraltı tarihi kent merkezi (İzmir) örneği
Tarihi kent merkezleri (TKM), zengin bir kültürel ve mimari birikime ev sahipliği yapmış, geçmişin izlerini günümüze taşıyan önemli kentsel bölgelerdir. Bu alanlar, tarih boyunca kentlerin ilk yerleşim yerleri olarak gelişmiş, dar sokakları, meydanları ve karakteristik mimari yapılarıyla dikkat çekmiştir. Tarihi kent merkezleri, kentsel dönüşüm ve modernleşme süreçleriyle karşı karşıya kaldıkça, korunmaları ve sürdürülebilirliklerinin sağlanması gerekliliği de artmıştır. Kültürel mirası barındıran bu alanlar, genellikle müzeler, tarihi anıtlar ve sanat galerileri gibi kültürel mekânlarla donatılmıştır. Bu özellikleriyle, tarihi kent merkezleri, şehirlerin kimliklerinin korunmasında ve tarihî bilincin canlı tutulmasında önemli bir rol oynamaktadır. Ancak, hızlı kentleşme ve aşırı nüfus artışıyla birlikte, özellikle 1950'li yıllardan itibaren yapılan yeni imar planları tarihi kent merkezlerini olumsuz etkilemiştir. Bu süreçte, tarihi kent merkezleri diğer kentsel alanlara kıyasla daha hızlı bir değişim geçirmiş ve korunması gereken alanlar olarak öne çıkmıştır. Türkiye'deki birçok kent, tarihi kent merkezleriyle bölgesel ve kentsel planlamada belirleyici bir rol oynamaktadır. Ne var ki, bu alanlar korunamadığı takdirde mimari özgünlüklerini ve kültürel dokularını kaybetme riskiyle karşı karşıya kalmaktadır. İmar planları, bir kentin fiziksel ve sosyal gelişimini yönlendiren önemli araçlardır. Tarihi kent merkezlerinde, özellikle kültürel ve estetik değerleri koruma amacıyla imar planları yapılmaktadır. Ancak Türkiye'de tarihi kent merkezlerine yönelik imar planlarının uygulanabilirliği ve izlenmesi konusunda çeşitli sorunlar mevcuttur. Küreselleşme sürecinde tarihi kent merkezlerinin sürdürülebilirliği, bu planların etkin uygulanmasıyla doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, tarihi kent merkezlerinin korunması ve sürdürülebilirliği, imar planlarının uygulanabilirliği ve etkinliği üzerinden sorgulanmalıdır. Bu bağlamda; tez çalışmasında, kentleşmenin etkilerinin artmasına bağlı fiziki ve sosyal dokusunda bozulmalar görülen ve sürekli bir imar planı hazırlama ve onama süreci deneyimlenmesi nedeniyle, İzmir Tarihi Kent Merkezi Kemeraltı örneklem alanı olarak seçilmiştir. Kemeraltı Tarihi Kent Merkezi, kenti tarih içinde yönlendirici niteliğe sahip örneklerden biridir. Bu çalışmada, Kemeraltı TKM'nin doluluk-boşluk analizi yöntemiyle yapılaşma yoğunluğu ve boş alanların dağılımı incelenmiş, imar planlarının mekânsal kullanım etkinliği, planların gerçekleşme oranları üzerinden değerlendirilmiştir. Araştırmanın amacı, Kemeraltı'ndaki koruma amaçlı imar planlarının uygulanma düzeylerini belirlemek ve bu uygulamaların etkinliğini sorgulamaktır. Ayrıca, bu çalışma benzer niteliklere sahip farklı kent merkezleri için sürdürülebilir koruma ve planlama stratejileri geliştirme amacını da taşımaktadır. İzmir Kemeraltı örneği temelinde, tarihi kent merkezlerinin korunabilirlik düzeyinin belirlenmesi ve sürdürülebilirliğin sağlanması için gereken müdahale alanlarının tespit edilmesi hedeflenmiştir. İmar planlarının uygulanamama gerekçeleri, plan hazırlama süreçlerindeki sıklaşma ve yetki kullanımının farklılaşmasının nedenleri araştırılarak, kentin tarihi merkez bölgelerinin korunmasına ve kimlik değerlerinin sürdürülebilirliğine katkıda bulunulması amaçlanmaktadır. Bu tez çalışması, İzmir Kemeraltı Tarihi Kent Merkezi'ne yönelik 1984, 2005 ve 2023 yıllarına ait imar planlarının uygulanma düzeylerini karşılaştırmalı olarak analiz etmektedir. Ayrıca, bu analizler ışığında, tarihi kent merkezlerinin gelecekteki planlama ve koruma stratejilerine yönelik öneriler geliştirilmiştir. Bu çalışma, benzer tarihi kent merkezleri için sürdürülebilir koruma stratejileri geliştirilmesine katkı sağlayacak önemli bir kaynak olarak değerlendirilmektedir. Doluluk ve boşluk analizleri sonucunda; 1984 yılı tarihi kent merkezi Kemeraltı'nın dokusu oluşmuştur. 2005 yılında ve günümüzde fiziki dokusu değişim geçirse de genel olarak bozulmadan devam etmiştir. 2024 yılında gelindiğinde ise, Kemeraltı için koruma amaçlı imar planları yapılmaktadır. Ancak yapılan imar planları uygulama aşamasında etkin değildir.
Bölgesel ölçekte sürdürülebilir, akıllı ve afete dirençli çoklu kentsel hareketlilik planlaması: Antalya örneği
Bu tezde, bölgesel ve kentsel hareketlilik ağlarının afetlere karşı dirençli hale getirilmesine yönelik, özgün bir yöntem ve kapsamlı bir uygulama rehberi sunulmaktadır. Çalışmada, Türkiye kentleri için "Sürdürülebilir, Akıllı ve Afete Dirençli Çoklu Kentsel Hareketlilik Planlaması Metodolojisi ve Örnek Uygulaması" ilk kez geliştirilmektedir. Çalışmanın amacı, kentleri dirençli hale getirmek ana hedefiyle, sürdürülebilir, akıllı ve afete dirençli çoklu kentsel hareketlilik ağsal sisteminin elde edilmesidir. Yaşanan her afetle birlikte en çok tartışılan konu, kentsel hareketlilik ağsal sistemlerinin tıkanması ya da tamamen kapanmasıyla afet ve acil durum bölgelerine ya girilememesi ya da girmekte geç kalınmasıdır. Söz konusu durum, bölgesel ve kentsel ölçekte ağır maddi ve manevi kayıplarla karşılık bulmaktadır. Türkiye için genel bir değerlendirme yapıldığında, sürdürülebilirlik ve akıllılığa kapsamlı bir şekilde odaklanan, dirençli çoklu kentli hareketlilik ağı sağlanmadan, dirençli kentlerin ve bölgelerin tartışılamayacağı anlaşılmaktadır. Bu çalışma, bölgesel ve kentsel hareketlilik ağları aracılığıyla kentsel mekânların dirençliliğinin artırılmasına yönelik özgün bir bakış açısı sunmayı ve mekânsal planlama uygulayıcılarına hem yurt içinde hem de yurt dışında rehberlik etmeyi hedeflemektedir. Bu amaçla çalışmada, dirençlilik çözümlemelerini bir araya getiren, "Sürdürülebilir, Akıllı ve Afete Dirençli Çoklu Kentsel Hareketlilik Planlaması Örnek Uygulaması ve Politika Seti" geliştirilmiştir. Antalya için elde edilen örnek uygulama "Poly-2Ⓢ2RⓊⓂⓅ Örnek Uygulaması" olarak adlandırılmaktadır.
Mardin kentsel sit alanında sokak sağlıklaştırma projeleri üzerine bir değerlendirme: şeyh çabuk cami ve ulu cami aksı
Mardin kenti Anadolu'nun güneydoğusunda konumlanan gerek kültürel yapısı gerekse tarihi kent dokusu özellikleriyle dikkat çeken kadim kentlerden biridir. Tarihte gerek birçok medeniyetin doğuşuna sahne olan 'Bereketli Hilal' olarak bilinen Mezopotamya sınırları içerisinde bulunması gerekse Süryanilerin önemli ibadet merkezi olan 'Tur Abdin' bölgesi içerisinde yer alması onun hem tarihi hem de kültürel zenginliğini gözler önüne serer. Tarih Öncesi çağlardan günümüze farklı birçok kültürel ve etnik grubun bir arada yaşadığı kentte çok katmanlı ve çokkültürlü yapı oldukça dikkat çekicidir. Günümüzde başta Türkler olmak üzere, Kürt, Arap ve Süryanilerin yaşadığı tarihi kent merkezi; farklı dil, din ve mezheplerin yüzyıllar boyunca bir arada yaşadığı kozmopolit bir kent olma özelliği taşıdığını göstermektedir. Barındırdığı dil, din, inanç ve yaşayış çeşitliliğinin oluşturduğu çokkültürlü yapı kentin tarihi dokusunun şekillenmesinde önemli rol oynamıştır. Çokkültürlü yapısının yanı sıra çevrenin topografik özellikleri de tarihi kentin kimliğinin oluşmasında önemli etkiye sahiptir. Doğal bir dokuya sahip olan tarihi kent bir yamaç yerleşimidir ve bu özelliğinden dolayı uzun dönemler boyunca doğrusal bir gelişim göstermiştir. Topografyaya uyum sağlamış mimari yapıları ve sokak dokusu ile tarihi kent merkezinin kendine özgü bir görünüme sahip olduğu açıktır. Eğim ile birlikte şekillenmiş olan tarihi kent merkezi, merdiven gibi dizilmiş mimari yapıları takip eden dar sokaklar ve kentin tacını andıran kalesi ile bir açık hava müzesi niteliği taşımaktadır. Kent kimliğinin bir parçası olan tarihi dokular; camiler, kiliseler, medreseler, hamamlar, konaklar, evler, abbaralar ve bunları birbirine bağlayan sokaklar ile bir bütün içerisindedir. Kent, söz konusu tarihi ve kültürel dokusu özellikleri dolayısıyla UNESCO Dünya Kültür Mirası aday listesinde gösterilmektedir. Mardin tarihi kent merkezinin sokak dokusunu konu alan bu çalışmada, koruma çalışmalarından biri olan sokak sağlıklaştırma projeleri açısından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Mardin Kentsel Sit Alanı'da yapılan sokak çalışmalarının mekâna etkisini inceleyen yazın ve raporlar ele alınarak bir değerlendirme yapılmıştır. Projesinin öncesinde ve sonrasında kullanılan haritalar ve görseller ile karşılaştırma yapılarak sokak dokusunun estetik görünümdeki değişimler değerlendirilmiştir. Mardin Kentsel Sit Alanı'ndan sorumlu kurumlarda görev alan ve sokak sağlıklaştırma projesinde yer alan yürütücü uzmanlar ile görüşmeler yapılıp bazı sorular yönetilmiştir. Bu bağlamda, Mardin Kentsel Sit Alanı'nda sağlıklaştırma çalışmaları genel hatları ile incelenmiş olup, Şeyh Çabuk Cami - Ulu Cami Aksı üzerinden detaylı bir değerlendirme yapılmıştır. Söz konusu aks üzerinde gerçekleştirilmiş olan sağlıklaştırma projesi temel alınarak, projenin Kentsel Sit Alanına katkısı, olumlu/olumsuz etkileri değerlendirme, sonuç ve öneriler bölümünde irdelenmiştir. Şeyh Çabuk Cami - Ulu Cami Aksı sağlıklaştırma projesi sonucu sokağın estetik görünümünde olumlu değişimler gözlemlenirken aynı zamanda sokağın işlevselliğine ve canlılığına katkı sağlamıştır.
Akıllı ve sürdürülebilir şehir stratejisi ve eylem planı: Akıllı şehir dönüşümü
Akıllı şehirler, teknolojik yenilikler ve veri odaklı çözümlerle şehirlerin sürdürülebilirliğini artırmayı hedefleyen modern kentsel gelişim modelleridir. Bu şehirler, çevresel, sosyal ve ekonomik boyutları entegre ederek daha yaşanabilir ve sürdürülebilir kentsel alanlar yaratmayı amaçlar. Akıllı şehirlerin başarılı bir şekilde oluşturulabilmesi için, kamu kurumları ve politika yapıcılar, teknoloji sağlayıcılar ve vatandaşlar arasında iş birliği gereklidir. Bu kapsamlı yaklaşım, şehirlerin gelecekte daha yaşanabilir ve sürdürülebilir hale gelmesini sağlayacaktır. Ekonomik fırsatlar, işsizlik, savaş ve çatışmalar, doğal afetler, eğitim olanakları ve daha iyi yaşam koşulları gibi faktörler, yoğun göç hareketlerine neden olmaktadır. Bu göçler, şehirlerde plansız nüfus artışına yol açarak sosyal, ekonomik, çevresel ve ulaşım sorunlarını beraberinde getirmektedir. Şehirler de yaşanan bu sorunlar, artan tüketim ihtiyacını karşılamak, şehir sakinlerinin refahını ve yaşam kalitesini artırmak ve çevre ile uyumlu şehirler oluşturmak için yeni stratejilerin belirlenmesini ve eylem planlarının hazırlanmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda, şehirlerin akıllı ve sürdürülebilir şehirlere dönüştürülmesi zorunluluğu ortaya çıkmaktadır. Tez çalışması kapsamında, şehirlerin akıllı ve sürdürülebilir şehirlere dönüşüm süreci incelenirken elde edilen bulgular, bu süreçte karşılaşılan zorluklar, uygulanan stratejilerin etkinliği ve sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada kullanılan yöntemlerin başarısı değerlendirilmiştir. Ayrıca, bu bulgular, diğer şehirlerin akıllı şehir dönüşümlerine rehberlik edecek stratejik önerilerin geliştirilmesine katkı sağlayacaktır. Şehir içindeki kaynakların ve hizmetlerin daha verimli yönetilmesini sağlamak amaçlanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Akıllı şehirler, dijital dönüşüm, sürdürülebilir kentsel ulaşım planlaması, katılımcı şehircilik, kentsel politika ve strateji
Sürdürülebilir kentsel hareketlilik kapsamında düşük karbonlu toplu taşıma sistemine geçiş ve fayda-maliyet analizi: Antalya ili örneği
Bu çalışma, sürdürülebilir kentsel hareketlilik bağlamında düşük karbon salınımlı toplu taşıma sistemlerine geçiş sürecinin ekonomik, çevresel ve toplumsal etkilerini fayda-maliyet analizi yöntemi ile değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Günümüz kentlerinin karşı karşıya kaldığı çevresel krizler, artan enerji tüketimi ve fosil yakıt bağımlılığı, toplu taşıma sistemlerinde karbon emisyonlarını azaltmaya yönelik dönüşüm politikalarını zorunlu kılmaktadır. Bu bağlamda, araştırma Antalya ili örneğinde, mevcut dizel ve LPG yakıtlı otobüs filosunun elektrikli otobüslere dönüştürülmesinin uygulanabilirliğini, kısa ve uzun vadeli etkilerini çok boyutlu bir analiz çerçevesinde ele almıştır. Araştırmada öncelikle sürdürülebilir kentsel hareketlilik kuramsal olarak irdelenmiş; literatürdeki güncel uygulamalar ve uluslararası politikalar analiz edilerek düşük karbonlu toplu taşıma sistemlerinin başarı örnekleri incelenmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında ise Antalya ili toplu taşıma sistemi verileri kullanılarak elektrikli otobüslerin çevresel performansı ile ekonomik maliyet ve faydaları karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu doğrultuda, fayda-maliyet analizinde çevresel faydalar kapsamında karbon salınımındaki azalma, hava kalitesi iyileşmesi ve toplumsal sağlık kazanımları dikkate alınırken; maliyet unsurları içerisinde ise araç temini, altyapı yatırımı ve işletme giderleri analiz edilmiştir. Çalışma bulguları, elektrikli otobüslerin ilk yatırım maliyetlerinin fosil yakıtlı taşıtlara göre yüksek olmasına rağmen, uzun vadede düşük işletme giderleri ve çevresel faydaları sayesinde ekonomik sürdürülebilirlik açısından daha avantajlı olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca, karbon emisyonlarının önemli oranda azalacağı tespit edilmiş ve bu durumun kentsel hava kalitesi ile halk sağlığı üzerinde olumlu etkiler yaratacağı sonucuna ulaşılmıştır.
Planlama sürecinde mevcut dokunun plan kararlarına etkisi; Pınarlı-Cihadiye (Antalya) örneği
Bu araştırmada, Antalya'nın Aksu ilçesine bağlı Pınarlı ve Cihadiye mahallelerindeki mevcut yapı dokusunun planlama kararlarına etkisi incelenmiştir. Araştırmada, mevcut dokuyu farklı derecelerde dikkate alan üç alternatif plan ele alınmıştır. İlk alternatif, kısa vadeli çözümler sunarken, ikinci alternatif bölgenin fiziki şartlarını göz ardı ederek yüksek maliyetlere yol açabilecek planlamalar içermiştir. Üçüncü ve yürürlüğe giren alternatif ise, mevcut dokunun korunması ve ulaşım bağlantılarının entegrasyonuna odaklanarak, dengeli bir yaklaşım sergilemiştir. Yürürlüğe giren plan, bölgeye yeni okul, cami, park ve pazar yerleri gibi sosyal alanlar eklerken, yaşanabilir bir kentsel yaşam alanı oluşturma amacını gütmüştür. Ayrıca, yapılan tescil çalışmalarıyla hazine arazilerinin tahsisi ve imar uygulamalarının onayı sonrasında vatandaşlara tapu verilmesi ve böylece tarihi bir sorunun çözülmesi hedeflenmiştir. Son olarak ise mevcut yerleşim dokusunun, özellikle sosyal donatı alanlarının yer seçimi ve planlama kararları üzerindeki etkisi belirginleşmiştir. Bu bulgular, kentsel planlamada mevcut yapı dokusunun ve sosyal dinamiklerin öneminin altını çizmekte, bölgenin gelecekteki ihtiyaçlarını karşılayacak, sürdürülebilir ve fonksiyonel şehir planları oluşturmanın gerekliliğini vurgulamıştır. Anahtar Kelimeler: Şehir Planlama, Katılımcı Planlama, Doku
Kentsel ulaşım planlamasında arazi kullanımı ve ulaşım etkileşiminin incelenmesi: Isparta kenti örneği
Hızla gelişen kentsel yerleşim alanlarında ortaya çıkan ulaşım problemlerinin giderilmesinde; ulaşım planlamasını şekillendiren arazi kullanımının irdelenmesi, bununla birlikte arazi kullanım kararlarını oluşturan yer seçimleri, gelişim alanları gibi farklı ölçekteki kriterlerin tespit edilmesi gerekmektedir. Çalışmada Isparta kent merkezi örneği üzerinden, kentteki arazi kullanımı ve meydana getirdiği ulaşım ağı incelenerek mevcuttaki ulaşım problemlerine cevap aranmıştır. 4 bölümden oluşan çalışmanın giriş bölümünde konu seçim nedeni, çalışılma amacı ve kapsamı ele alınmıştır. İkinci bölümde arazi kullanım kararları ile ulaşım planlaması arasındaki ilişki incelenerek, çalışmanın kapsamını oluşturan temel başlıklar şekillendirilmiştir. Üçüncü bölümde örnek alınan Isparta kentindeki arazi kullanımı farklı başlıklar altında analiz edilerek, ulaşım ağını ne yönde şekillendirdikleri, buna bağlı erişilebilirlikleri yorumlanmıştır. Üçüncü bölümde; analiz edilen mevcut durumun meydana getirdiği ulaşım problemleri ortaya koyularak, sonuç ve öneriler bölümü olan dördüncü bölümde bu problemlerin giderilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
Mekânsal planlamada kurumsal plan onama ve yapma yetki problemi; Antalya ili örneği
Mekânsal planlama temelde sosyo-kültürel, ekonomik, demografik ve çevresel dinamikler dikkate alınarak mekânın düzenli ve dengeli biçimde fiziksel olarak büyüme ve gelişmesidir. Ülkemizde merkezi ve yerel yönetimlerde mekânsal planlamayla ilgili tür, ölçek, yetki ve sorumluluk dağılımı konusunda belirgin bir karmaşa ve karışıklık olduğu gözlemlenmektedir. Bu durum, planlama süreçlerinin etkin bir şekilde koordine edilememesinden kaynaklı olmakla birlikte, diğer bazı yasal ve yönetsel kısıtlar da bulunmaktadır. Planlama alanında net bir yol haritasının oluşturulması ve merkezle yerel yönetimler arasında iş birliğinin güçlendirilmesi, bu karmaşıklığın azaltılmasına yardımcı olabilmektedir. Ayrıca, planlama sürecine katılan tüm aktörlerin ve paydaşların görüşlerinin alınması ve karar alma süreçlerinde şeffaflık kazandırılması da önemlidir. Bu tezde, bu bağlamda sorunlar Antalya merkezde yer alan altı ilçe (Aksu, Döşemealtı, Kepez, Konyaaltı, Muratpaşa ve Serik) yasal ve yönetsel süreçleri açısından değerlendirilerek, mekânsal planlamada daha akılcı, kapsamlı, tutarlı, kentin ve toplumun ihtiyaçlarına daha uygun hale getirilebileceği amaçlanmaktadır. Böylece mekânsal planlama açısından planlama yapma ve onama yetkilerinin merkezi ya da yerel yönetimler tarafından kullanılması ile merkezi kurumların standart belirleme, izleme ve denetlemeden sorumlu olması yönünde bazı somut öneriler getirilmektedir. Ülkemizde mekânsal planlama tartışmalarında öncelikle hangi ölçekte, hangi planın, kimin tarafından yapılacağı da bir sorunsal olarak ön plana çıkmaktadır. Böylece çalışmada; üst ölçeklerde bölge planından alt ölçekte imar planı değişikliklerine kadar geniş bir alana yayılan mekânsal planlama alanında kurumlar arasında yaşanılan yetki ve görev dağılımındaki karmaşıklığın mekânsal planlama süreçleri üzerindeki etkileriyle bu karmaşıklığı giderecek çözüm önerileri sunulmaktadır.
Kültür rotalarının yerel kalkınmaya etkisi: Batı Antalya Bölgesi Likya Yolu örneği
Bir bölgede var olan kaynakları verimli bir şekilde yönetmek, ekonomik canlılığı artırmak ve hayat standartlarını yükseltmek için yerel yönetimler, toplumsal gruplar ve özel sektör gibi çeşitli aktörlerin birlikte hareket ettiği sürecin kendisi yerel kalkınma olarak tanımlanmaktadır. Turizm sektörü yerelde yeni iş fırsatları ortaya çıkarma anlamında etkili olmakta, geliştiği bölgelerde konaklama, ulaşım ve hizmet sektörlerinin de gelişmesine katkı sağlamaktadır. Bu bağlamda sürdürülebilir kalkınmanın sağlanması amacıyla dünya ve ülkeler çapında kalkınmayı birçok sektör üzerinden destekleyen kuruluşların var olduğu bilinmektedir. Kültürel turizmin geliştirilmesi, turizmi canlandırmak, ülkenin kültürel mirasını tanıtmak ve korumak açısından büyük avantajlar sağlamaktadır. Bir bölgede var olan kültürel değerlerin turizm kapsamında değerlendirilmesi ve kültürel mirasın korunması için pek çok araç bulunmaktadır. Bunlardan birisi de kültür rotalarıdır. Kültür rotalarının turizm sektörü bağlamında değerlendirilmesi, rota üzerinde ekonomik yatırımların artmasına sebep olmakta, yerel ve bölgesel kalkınmaya katkı sağlamaktadır. Bu kapsamda kültür rotalarının oluşturulması, tanıtılması ve ekonomik yatırımlar ile desteklenmesi amaçlarıyla kurulan kuruluşların var olduğu bilinmektedir. Söz konusu bu kuruluşların bölgedeki yerel paydaşları turizm sektörü kapsamında bir araya getiren ekonomik yatırım projeleri bulunmaktadır. Bu tez çalışması, kültür rotaları ile yerel kalkınma arasında var olan ilişkiyi anlatmayı amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında kalkınma ve turizm kavramları derlenmiş, kalkınmaya destek vermek amacıyla kurulmuş kuruluşlar incelenmiş, dünyada ve Türkiye'de var olan kültür rotalarının araştırması yapılmıştır. Avrupa'da kültür rotalarının oluşturulması ve tanıtılması ile Türkiye'de kültür rotalarının oluşturulup tanıtılması süreçleri birbiri ile karşılaştırılmıştır. Ulusal, bölgesel ve yerel çapta kültür rotalarına verilen destek mekanizmaları irdelenmiştir. Likya Yolu kültür rotası üzerinde gerçekleşen turizm aktiviteleri ve ekonomik yatırımlar araştırılmış, bulgular üzerinde rotanın bölgeye olan katkısı çalışma sonucu olarak verilmiştir.
Kentsel alanların yenilenmesi yeniden kente kazandırılması ve rehabilitasyonu Balbey Mahallesi (Antalya/Türkiye) örneği
Balbey Mahallesi gibi bir kentsel alanda yapılan yenileme, rehabilite etme ve kentle yeniden bütünleştirme çalışmalarını incelemek, bu çalışmaların neden yapıldığını, nasıl yapıldığını ve sonuçlarını analiz etmek ve bu süreçten elde edilen bilgileri diğer kentsel yenileme projelerine uygulanabilir bir şekilde aktarılması amaçlanmıştır. Balbey Mahallesi'nin tarihi, coğrafi, sosyal ve ekonomik yapısını araştırıp, mahalledeki kentsel dönüşümün nedenleri belirlenmiştir. Balbey Mahallesi'ndeki kentsel dönüşüm süreci detaylı bir şekilde incelenerek, bu sürecin nasıl planlandığını, uygulandığını, finanse edildiği, yönetildiğini ve izlendiği gözlemlenmiştir. Balbey Mahallesi'ndeki kentsel dönüşümün sonuçlarını analiz edilerek, bu sürecin mahalle sakinleri, çevre ve kent ekonomisi gibi farklı paydaşlar üzerindeki etkilerini değerlendirilmiştir. Balbey Mahallesi'ndeki kentsel dönüşüm sürecinin başarı faktörlerini belirlenerek ve bu faktörlerin diğer kentsel dönüşüm projelerine uygulanabilir bir şekilde aktarılması için metod oluşturulmuştur. Son olarak, Balbey Mahallesi'ndeki kentsel dönüşüm süreci hakkında elde edilen bulgular kullanılarak, kentsel dönüşüm projelerinin planlama, uygulama ve izleme süreçlerinde kullanılabilecek öneriler sunulmuştur. Bu nedenle de çıkardığımız teorik sonuca da uygun olarak kentsel yenileme ve rehabilitasyon süreçlerine dair genel değerlendirmeler yapılarak ve gelecekteki projeler için somut öneriler sunulmuştur. Bu önerilerin, kentsel dönüşümün daha etkili ve verimli bir şekilde gerçekleştirilmesi ve sürdürülebilirliğin sağlanması için önemli bulgular olduğu sonucu ortaya çıkarıldı.
Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik'in imar planları ile ilişkisinin irdelenmesi: Bucak (Burdur) örneği
Bu tez çalışmasında, 3194 sayılı İmar Kanunu ve Arazi ve Arsa Düzenlemeleri Hakkında Yönetmelik (AADY) kapsamında imar planları ile düzenleme uygulamaları arasındaki kuramsal ve pratik ilişki ele alınmıştır. Araştırmanın amacı, söz konusu yönetmeliğin planlama süreçlerindeki rolünü ve etkilerini analiz etmek, uygulama sırasında karşılaşılan teknik, hukuki ve yönetsel sorunlara yönelik çözüm önerileri geliştirmektir. Çalışmanın yöntemi, hem literatür taraması hem de uygulama incelemelerine dayanmaktadır. Literatür taramasında imar hukuku, arazi düzenlemeleri ve planlama kuramları üzerine yapılan ulusal ve uluslararası çalışmalar değerlendirilmiştir. Uygulama kısmında ise Burdur ili Bucak ilçesi örnek alan olarak seçilmiş; Bucak Belediyesi İmar ve Şehircilik Müdürlüğü arşivlerinden elde edilen 2016 yılı revizyon imar planları ve sonraki dönem mevzuat değişiklikleri incelenmiştir. Ayrıca uzman görüşleriyle desteklenen analizlerde, düzenleme ortaklık payı (DOP) oranlarının değişimi, mülkiyet sorunları ve plan değişikliklerinin uygulama üzerindeki yansımaları detaylı olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, AADY'nin imar planlaması sürecinde giderek daha belirleyici bir araç haline geldiğini ortaya koymaktadır. Ancak mevzuat ile planlama hedefleri arasındaki uyumsuzlukların, hem yerel yönetimler hem de mülk sahipleri açısından çeşitli sorunlar doğurduğu tespit edilmiştir. Özellikle DOP oranlarındaki değişimler ve eşdeğerlik ilkesinin uygulamada tam olarak sağlanamaması, adalet ve sürdürülebilirlik boyutunda önemli tartışmalara neden olmaktadır. Sonuç olarak, imar planları ile arazi ve arsa düzenlemelerinin bütüncül bir yaklaşımla ele alınması gerektiği ortaya konulmuştur. Mevzuatın planlama ilkeleriyle uyumlu hale getirilmesi durumunda, kentleşme sürecinde daha adil, uygulanabilir ve sürdürülebilir sonuçların elde edilebileceği önerilmektedir.
Genç dostu kent perspektifinden üniversite gençlerinin kente katılımı; Isparta örneği
Bu tez çalışması, gençlerin kentsel mekândaki temsiliyetlerini, kentle kurdukları ilişkileri ve kentsel karar alma süreçlerine ne düzeyde katılım sağladıklarını "Genç Dostu Kent" perspektifiyle ele almaktadır. Tezde, gençlerin kentsel mekânlardaki kullanım deneyimi, bu mekânlara erişimi, politika süreçlerine katılım düzeyi, gençlere özgü ihtiyaç ve sorunlar çok yönlü olarak incelenmiştir. Bu kapsamda Isparta kentinde saha gözlemleri ve 2024-2025 öğrenim yılındaki öğrenci sayıları dikkate alınarak 125 öğrenciyle toplamda 45 sorudan oluşan bir anket çalışması yapılmıştır. Anket çalışmasından elde edilen verilerin değerlendirmesi yapılmıştır. Yapılan anket çalışması sonucunda elde edilen veriler ve gençler yapılan saha gözlemleri ile öğrencilerin yoğunlaştığı alanlar, mekânsal gereksinimleri, sorunları ve talepleri saptanarak barınma, eğitim, ders çalışma, sosyalleşme-eğlence, alışveriş, dinlenme, ulaşım, yeme-içme, spor-sanat, sağlık mekânlarını gösteren kapsamlı analizler yapılmıştır. Gençlik dönemi bireyler açısından karmaşık bir dönem olmakla birlikte bu dönemde gelişen bağımsızlık ihtiyacı, kimlik arayışı, sosyal ilişkilerin önem kazanması gibi durumların ortaya çıktığı bilinmektedir. Gençlerin bu dönemde kentsel mekâna yönelik beklentileri sorgulandığında; erişilebilirlik, sosyalleşme imkanları, güvenlik ve aidiyet hissi gibi temel başlıklar ön plana çıkmaktadır. Ancak günümüz planlama süreçlerinde kullanıcı grubu olarak sağlıklı yetişkin erkek bireylere odaklı planlama yapılmaktadır. Gençlerin bu süreçler içerisinde ihtiyaçlarının görmezden gelindiği ve kentsel mekânlardan dışlandığı görülmektedir. Bu bağlamda "Genç Dostu Kent" anlayışı gençlerin ihtiyaç ve gereksinimlerine yönelik fiziksel mekân düzenlemelerinin yanında yönetişim süreçlerine katılım gösteren ve aktif yurttaş olmaları gerekliliğini savunan bir yaklaşımı ifade etmektedir. Tez çalışması kapsamında Isparta kenti üniversite gençleri özelinde yürütülen anket çalışmaları, saha gözlemleri gençlerin kentle ilişkilerinin yüzeysel bir düzeyde olduğunu ortaya koymuştur. Kentteki kamusal alanların gençlerin beklentilerine uygun bir biçimde tasarlanmamış olması, alternatif ulaşım türlerinin eksikliği, kentte güvenliğin yeterince sağlanmamış olması, sportif alanlarının sınırlılığı ve yönetişim süreçlerine katılım eksikliği gibi sebeplerin kentin genç dostu kent vizyonuna ulaşması yönünde engeller oluşturmaktadır. Diğer yandan Isparta'nın kompakt kent yapısı, doğal çevrenin nispeten korunup yeşil alanların çoğunlukta olması gençler açısından kentin olumlu yanlarındandır. Çalışmada hem Isparta kenti hem de Türkiye genelinde "genç dostu kentlerin" geliştirilmesine yönelik planlama perspektifinde çeşitli önerileri geliştirilmiştir. Isparta kentinin nasıl "genç dostu kent" olabileceğine yönelik geliştirilen önerilerde; kentsel mekân düzenlemelerinin gerçekleştirilmesi ve bu düzenlemeleri desteklemek için yönetişim, katılım, kentsel hizmetlerin yeniden yapılandırılması gibi konulara değinilmiştir. Genç dostu kentler için geliştirilen genel öneriler ise; gençlerin ihtiyaç duyduğu ve talep ettiği eşitlikçi, erişilebilir, aidiyet duygusunu güçlendiren, güvenli, sağlıklı gelişimlerine fırsat tanıyan, sürdürülebilir kentlerin planlaması ve tasarlaması aşamaları yönünde kent bütünü, semt-mahalle ve sokak ölçeklerinde sunulmuştur. Aynı zamanda "Genç Dostu Kent" Özelinde İmar Mevzuatına Yönelik de öneriler geliştirilerek kentsel ortamda gençlerin mekânsal haklarının korunması dolayısıyla daha adil ve kapsayıcı planlamanın benimsenmesi ve gençlere özgü ihtiyaçların kentsel mekânda karşılanması yönünde önerilerde bulunulmuştur. Sonuç olarak hazırlanan bu tez çalışması, gençlerin mekânsal beklentilerinin karşılanmasını ve toplumsal yaşama katılımının desteklenmesini esas alan "genç dostu kent" modelinin hem ilgili literatürde hem de uygulamada yaygınlaştırılması gerekliğini ortaya koymakta ve bu amaca katkı sağlayan özgün bir çerçeve sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Genç Dostu Kent, Üniversite Gençliği, Isparta Kenti, Katılım
Güneş ışınımının kentsel tasarım ve planlama sürecinin gelişimi ve yönelimi üzerindeki etkilerinin incelenmesi: Siirt örneği
İnsan topluluklarının yerleşik hayata geçmesi ile beraber ortaya çıkan planlama ve kentsel tasarım kavramları, genellikle içerisinde yer alınan doğal ortamların referansları ile birlikte biçimlenen olgulardır. Doğal ortamların en baskın referans kaynaklarından birisi de güneş ve güneşe bağlı etkilerdir. Beşeri topluluklar, en temel enerji kaynağı olan güneşin verimli kullanım olanakları doğrultusunda yerleşimlerine yön vermişler ve çeşitli kentsel planlama kriterleri ortaya koymuşlardır. Kentsel alanların tanımlanmasında ve planlanmasında önemli bir rol oynayan güneş ışınımı, doğru kullanıldığında enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik açısından hayati bir faktördür. Geçmişte olduğu gibi günümüzde de, güneş enerjisinin doğru kullanımı ve enerji verimliliği konuları, mimari ve kentsel tasarımın önemli gündem maddeleri olmaya devam etmektedirler. Türkiye, sahip olduğu coğrafi konumun getirisi olan avantajlar neticesinde, güneş ışınım değerleri ve potansiyel verimlik açısından küresel çapta pozitif değer aralıklarına sahiptir. Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu bölgesinin, sahip olduğu güneş ışınım potansiyelinin, diğer bölgelere kıyasla çok daha yüksek olduğu yapılan önceki çalışmalarda değerlendirilmiştir. Bu bölgede yer alan Siirt şehri, değişken topoğrafyası dolayısıyla güneş ışınım olgusunu aynı kent ölçeği içerisinde farklı değerlerde alan bir yerleşim alanı olarak dikkat çekmektedir. Bu duruma karşın, Siirt'in güneş ışınım potansiyeline ilişkin yapılan bilimsel çalışmalar henüz yeterli seviyede değildir. Yapılan çalışmada Siirt şehrinin yıllar içerisinde biçimlenen kentsel tasarım ve planlama yöneliminin, güneş enerjisi etkin kentsel yönelim ve büyümeye uygun ilerleyip ilerlemediği araştırılmıştır. Çalışma kapsam açısından, Siirt merkez ilçe sınırlarında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada yöntem olarak, CBS (Coğrafi Bilgi Sistemi) uygulamalarından ArcMap ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü kentsel güneş verileri kullanılmıştır. ArcMap uygulaması üzerinden oluşturulan topoğrafya haritası ve güneş radyasyon verileri bir araya getirilerek merkez ilçeye ait ortalama güneş radyasyon haritaları hazırlanmıştır. Bu adımların ardından merkez ilçe özelinde topoğrafya verileri ve güneş radyasyonu verileri analiz edilerek, merkez ilçenin kentsel tasarım ve planlama yöneliminin uygunluğu değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda, merkez ilçe ölçeğindeki kentsel yönelim ile ortalama güneş ve topoğrafya verilerinin, büyük oranda uyumlu olmadığı tespit edilmiştir. Merkez ilçe için uygun yönelim güzergahının, mevcut gelişimin ilerlediği kuzeydoğu yönünün aksine, güneş ışınım potansiyelinin de daha yüksek olduğu doğu ve kuzeydoğu yönleri olduğu belirlenmiştir.
Şanlıurfa kent merkezinin mekânsal okunabilirlik açısından analiz edilmesi
Gelişmekte ve büyümekte olan kentlerin bu sürecinde insanların yapmış olduğu çarpık yapılaşmaların sonucu olarak ulaşım, altyapı, çevre kirliliği ve kentin görselinden büyük sorunlar ortaya çıkmıştır. Bu sıkıntıların sonucunda insanlar daha sağlıklı ve huzurlu bir yaşam için arayışlara girmişlerdir. Bu noktada kentsel tasarım büyük bir önem kazanmıştır. Yaşanması mümkün bir çevre için her boyuttaki kentsel tasarım ve kentin planlama süreçleri önemlidir. Dengeli, sabit ve algılanabilir bir mekân organizasyonu ise kamusal mekânların ve yaya alanlarının başarıya ulaşmış bir şekilde uygulama planlama ve tasarım süreçleri ile alakalıdır. Kamusal bölgeler, kentte yaşayan bireylerin sosyalleşmesi ve topluma kazandırılması için etkileşim kurdukları bölgelerdir. Kentte yaşayan bireylerin sürekli kullandıkları bu bölgelere sosyal bir yaşama uygun olarak Ayrıca ekonomik, kendilerini güven içinde hissettikleri, ergonomik bir yaşam alanı olması sağlanmalıdır. Bu tezde Şanlıurfa tarihi kent merkezinde hali hazırda bulunan durumunun incelenmesi ve kentsel tasarım okunabilirlik bakımından durumu sorgulanmıştır. Bu hedefler doğrusundan çalışma alanı bölgelere ayrılmıştır. Kentsel tasarım ilkeleri ışığında tarihi kent merkezindeki mekânlar incelenmiştir. Bu incelemeler sonucundan Şanlıurfa tarihi kent merkezindeki mekânların okunabilirliği, özgünlüğü, ergonomik olması, yaya güvenliğe, kentsel kalite ve konforu açısından başarıya ulaşmaya yakın olduğu belirlenmiştir.
Kentsel tasarımın disiplinler arası ilişkileri
Gelişmekte olan dünyada kentsel tasarım disiplinine katkıda bulunan mimarlık, kentsel planlama, peyzaj mimarlığı, sosyoloji, çevre mühendisliği disiplinlerini ve bu disiplinlerin kentsel tasarım projesine sunacağı katkıları ele alan tez çalışması altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tezin problem alanı ve tez çalışmasının amacı ortaya konulmuştur. Konuya giriş yapılarak tezden ana hatları ile söz edilmiştir. İkinci bölümde kentsel tasarım hakkında bilgi verilmiş, kentsel tasarım süreçleri, materyalleri, yeni yaklaşımlar anlatılmış ve tanımlanmış kentsel tasarım projesi yapılırken dikkat edilmesi gereken alanlar yazılmıştır. Üçüncü bölümde disiplinler arası çalışmanın ne demek olduğu, kentsel tasarımda disiplinler arası çalışmanın neden gerekli olduğu, kentsel tasarımın hangi disiplinler ile nasıl çalışılacağı, kentsel tasarım aşamasında farklı disiplinler ile çalışılırken karşılaşılan sorunlara değinilmiş ve bu konular ile ilgili literatür araştırması yapılmıştır. Dördüncü bölümü kentsel materyal ve metot oluşturmuştur. Beşinci bölümde kale mahallesi örneği üzerinden bir bölgenin kentsel mekân tasarım ilkelerine göre disiplinler arası çalışma açısından incelenmiştir. Altıncı bölümü ise tez kapsamında yapılan tüm araştırmalar üzerinden elde edilen bulgular ve tartışma kısmı oluşturmuştur. Yedinci bölümde yapılan analizler ve tespitlerden çıkarılan sonuçlar yazılmış ve çıkarılan sonuçlara karşılık bazı öneriler sunulmuştur.
Kentsel tasarımda yer alan bina cephelerinde ses yalıtımı: Gaziantep Akkent Kongre Merkezi'nin cephe incelemesi
Mevcut binalara sonradan dâhil edilen yalıtım iyileştirmeleri hem maliyetli hem de konforu sağlamakta yetersiz kalabilmektedir. Bu açıdan, bina cephelerinde uygun malzeme seçimi, akustik performansın hem mevcut hem de gelecekteki koşulları temsil eden dış gürültü verileri dikkate alınarak belirlenmesi için önemlidir. Mimari projenin ilk aşamalarından itibaren disiplinler arası bir çalışma yürütülerek, akustik uzman kontrolünde yalıtımın tasarıma dahil edilmesi, bina cephelerinde ideal mimari konforun sağlanması açısından dikkate alınması gereken bir unsurdur. Bina cephelerindeki ses yalıtımını konu alan bu tez çalışmasında; öncelikle ulusal, uluslararası literatür taraması yapılmış ve gürültü, gürültü kontrolü, bina cephelerindeki ses yalıtımı, mimari akustik vb. kavramlar mimari açıdan irdelenmiştir. Araştırma devamında ülkemizdeki mevzuatlar incelenerek, işitsel konforun sağlanmasına yönelik Türkiye'de, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından 31 Mayıs 2017 tarihinde yayınlanan "Binaların Gürültüye Karşı Korunması Hakkındaki Yönetmelik" bazında bina cepheleri analiz edilmiştir. Edinilen bilgiler ışığında yöntem belirlenmiş ve kongre merkezlerinin kent bağlamında öneminden yola çıkılarak Gaziantep özelinde iki cephesi karayolu trafiğine maruz kalan Gaziantep Akkent Kongre Merkezi örneklem olarak seçilmiştir. Örneklem hakkında incelemeler sonucunda, yapı özelinde simülasyon programı (Insul) kullanılarak, cephe analizi yapılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Araştırma verileri doğrultusunda; kongre merkezi mevcut cephesinin mimari akustik performansı, yönetmelik kapsamında değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları raporlanarak, öneriler getirilmeye çalışılmıştır. Bu şekilde yürütülen projeler dijital çağın getirilerine daha kolay adapte olup, sürdürülebilir bir sistemin parçası olarak ekonomik, yenilikçi, kaliteli ve konforlu alanlar oluşturmaya katkı sağlanacağı öngörülmektedir.
Kentleşme döneminde planlaşma dışı nüfus hareketinin (göç) plansız olarak kentlerde yer alması ve bu durumunda kaçak yapılaşma (plan dışı gelişme alanlarının) kentsel dönüşüme etkisi, kentsel tasarım ilişkisi ve kente olumsuz etkisinin araştırılması; Diyarbakır ili Sur içi kentsel alanı
Kentsel dönüşüm kentlerin zamanla değişen ihtiyaçlar büyüme ve diğer değişkenler göz önünde bulundurularak kentte eskiyen ve işlevsel kullanışlılığını kaybeden ve yıpranan yapıların yerine işlevsel ve tasarımsal olarak kullanışlı yapıların inşa edilmesidir. Sur içi bölgesi Diyarbakır'ın ilk yerleşim yeri ve değerli olan bir yerleşim alanıdır. Uzun yıllar önemli ticaret ve ulaşım ekseninde medeniyetin beşiği olmuştur. Bir zamanlar ticari merkez olarak kullanılan bu yapılaşma kentsel gelişim için çok etkili bir durumdur. Suriçi kentsel yapılaşması Anadolu ve Mezopotamya bölgesinin kültürünü ve Diyarbakır'ın gelişimini etkilemiş olup bölgedeki konumu nedeniyle karma bir kentsel forma sahiptir. Kent kale duvarları ile kaplı olup yerleşim şeklini günümüze kadar koruyarak getirmiştir. Dünyada 2. Dünya Savaşı ve Sanayi devriminden sonra Türkiye de ise 1950'li yıllardan sonra hızlı kentleşme süreci başlamasına rağmen, Diyarbakır da 1980'li yıllardan sonra hızlı kentleşme süreci başlamıştır. Hızlı kentleşme sürecinde ekonomik nedenlerden dolayı kentin göç almasıyla birlikte kırsal kesimden gelip Sur içine yerleşen dar gelirli kesimin kentte yaptıkları gecekondu yapılar kentteki tarihi değerleri yüksek olan diğer yapılarla farkının ortadan kalktığı yapılar olmuş olup aynı işlev için aynı kesimin kullandığı yapılar haline gelmiştir. Aynı zamanda bu süreçte Suriçinde kısa sürede plansız ve düzensiz bir şekilde yapılaşma görülmüştür. Böylece Diyarbakır Suriçi doku kaybetme sürecine girmiştir. Bundan dolayı sur içinde bulunan tarihi değerleri yüksek yapılar için kentsel tasarım uygulamaları önerilerek aslına uygun şekilde onarılıp işlevine uygun kullanılmasını ya da kent açısından değerli olabilecek şekilde anıtsal bir boyut kazandırıp kente kazandırılması hedeflenmiştir. Son yıllarda kentte meydana gelen güvenlik olayları neticesinde Sur içi kentsel yerleşim alanında birçok yapı yıkılıp yerine tarihi dokuya uygun yapılar önerilmiş olup yeni bir yerleşim düzeni öngörülmüştür. Bu araştırma Diyarbakır tarihine dayanmaktadır. Bu çalışmada da Diyarbakır Sur İlçesi kentsel dönüşüm uygulamalarına bir yaklaşım sergilenmek istenmiş ve Sur ilçesi kentsel dönüşüm uygulamalarında gelinen son durum anlatılarak değerlendirilmiştir.
Kentleşme süreci içerisinde değer kaybetmiş alanlardaki sorunların araştırılması (Siirt Karakol mahallesi örneği )
Nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan kentlerde, sanayileşmenin etkisiyle yoğunlaşma ve hareketlilik meydana gelmiştir. Bu hareketliğin sebep olduğu kentleşme toplumsal ve mekânsal bozukluklara sebep olmuş ve dönüşüm ihtiyacını beraberinde getirmiştir. Bu ihtiyaç doğrultusunda kentsel dönüşüm projeleri meydana gelmiş, soylulaştırılma ile sonuçlanmıştır. Tez çalışmasında Siirt ilinin ilk yerleşim yerlerinden olan Karakol Mahallesinin eski ve yeni hali karşılaştırılarak incelenmiş olup mahallede anket çalışması yapılmıştır. Kentleşme süreciyle mahalledeki binaların kente ayak uyduramayarak gün geçtikçe değerini kaybetmeye başladığı gözlemlenmektedir.Bu doğrultuda, bu tezde kentleşme süreci içerisinde değer kaybetmiş alanlardaki sorunların araştırılması ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Siirt, Kentsel Dönüşüm, Kentleşme, Kent Kimliği, Kentsel Dönüşüm
Kentsel dönüşüm yöntemleri odağında kentsel tasarımın rolü: Akhisar örneği
Kentler zamanla, insan aşımıyla, doğal faktörlerle değişim ve dönüşüme muhtaçtır. Değişir ve dönüşürken hangi yöntemlerin kullanılacağı tespit edilmeli ve canlılık süreci boyunca doğru gelişim göstermesi amacıyla miadınca sürdürülebilir olmalıdır. Kentin dönüşeceği yerlerindeki eski dinamizmi korumak ve hatta daha ileriye taşımak önemli konulardandır. Bir başka önemli konu ise imar planıyla uyum sağlaması ve kentin ihtiyaçlarını karşılar nitelikte olmasıdır. Bunların hepsi tespit, plan, rapor kısmının vazgeçilmezleri olup işin ekonomi ve uygulama kısmına kontrollü geçişi sağlamaktadır. Kentsel dönüşümün yıkıp yeniden yapmak olarak görüldüğü günümüz Türkiye'sinde, aslında koruma, iyileştirme, yeniden dönüş, canlandırma, yenileme ve yeniden oluşum işlemlerini kapsamaktadır. İmar planı, gösterilen kentsel dönüşüm alan sınırlarıyla beraber tümden revize gerektirmektedir. Bazı toplanma, yaya yollarının aktif olduğu alanlarda ise kentsel tasarım projeleri yapılıp mikrodan makro plan ölçeğine mekânsal plan uyumu sağlanmalıdır. Çalışmanın amacı kentsel dönüşüm alanı olarak belirlenen yerlerde gerekli kısımlarda yeniden yapım, gerekli kısımlarda canlandırma, gerekse koruma çalışmaları yapımıyla rant sağlayan bir sistem olarak görülmemesini sağlamak, imar planıyla bütünlük sağlayan, ihtiyaçlara cevap veren, sosyal donatıları olup bir başka bölgeye bağımlı olmayan merkezlerin oluşumuna rehberlik eden bir yayım oluşturmaktır.
Ses yutucu gereçlerin bina ve kent tasarımında kullanılması
WHO'nun tanımına göre sağlıklı olmak sadece sakatlık geçirmemek veya herhangi bir hastalığa sahip olmamak değildir. Sağlıklı olmak insanın fiziksel, zihinsel ve sosyal yaşamı açısından kendini rahat hissetmesi anlamına gelmektedir. İnsan sağlığını olumsuz etkileyen etkenlerden bir tanesi ise gürültü kirliliğidir. Gürültü kirliliğinin olması insan ve çevre sağlığına zarar verdiğinden dolayı kontrol edilmesi gerekmektedir. Bu tez kapsamında gürültü kirliliğinin bina ve kent ölçeğinde önlenmesi ile ilgili çalışmalar incelenmiştir. Tez içeriğinde gürültünün önlenmesi için bina içerisinde yapı elemanları incelenerek ses yutuculuk özellikleri araştırılmıştır. Ayrıca gürültünün önlenmesi için bina ve kent tasarımında kullanılan ses yutucu gereçler anlatılmıştır. Tez kapsamında anlatılan ses yutucu gereçler olarak değerlendirilebileceği öngörülen bor ve bambu özel olarak araştırılmış, ses yalıtım özelliklerine yönelik olarak literatür araştırmasına öncelik verilmiştir. Ülkemizde en fazla çıkan minerallerden biri olan bor çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Bor mineralinin incelenen kaynaklarda ses yalıtım performansının olumlu olduğu değerlendirilmiştir. Bambunun da yapı elemanı ve ses yalıtım gereci olarak kullanılması ile ilgili bilgiler aktarılmıştır. Bu kapsamda; bor minerali ve bambunun ses yalıtım performanslarının standartlar ışığında laboratuvar ortamında analiz edilmesi ve inşaat sektörüne katkısının sağlanması öngörülmektedir.
Kentsel tasarım kapsamında gürültü kontrolünün Mardin örneğinde incelenmesi
Kentsel tasarımlar sadece binaları, konutları değil Kentin gürültüsünü kontrol altına almak ve bu bağlamdaki sokaklar, caddeler, meydanlar, mekanlar, ve ya parklar ile arasında ki ilişkiyi kurmaktadır. Özellikle gürültünün yoğun olduğu çevrelerde gürültü kontrolü, tasarım kararlarıyla desteklenmelidir. Tasarımcı, doğru tasarım stratejileri ile gürültü kontrolü anlamında etkin çözümler elde edebilir. Bu sebeple yapılacak olan çalışmada kent gürültüsünü azaltmak için araştırmalar yapılacak.
Kent içi ulaşım modlarından biri olan bisikletin Midyat kent ölçeğinde incelenmesi
Son yıllarda kentlerde yaşanan trafik sorunları ve ulaşımda çevreci yaklaşımlar ile sürdürülebilir ulaşım sistemlerinin gereksinimi ortaya çıkmaya başlamıştır. Günümüzdeki sorunların artarak devam etmesi gelecek kuşakların yaşam kalitesini düşüreceği ve ilerde yaşanacak problemlerin çok daha büyük soruların habercisi olduğu farkına varılmıştır. Bu nedenle daha çevreci ve sürdürülebilir bir ulaşım sistemi ihtiyacı ortaya çıkmıştır. Dünyada birçok kentte ulaşım sisteminin bir parçası haline gelen bisiklet ve bisiklet kullanımını arttırmaya yönelik ortaya konulan çalışmalar motorsuz bir ulaşım sistemini teşvik etmeye başlamıştır. Dünyada birçok hükümet, yerel yönetim ve sivil toplum kuruluşları bu yönde çalışmalar yapmaktadır. Ülkemizde de son yıllarda bisiklet kullanımı ve buna yönelik çalışmalar ortaya çıkmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı, sürdürülebilir ulaşımın bir parçası olan bisikletin ve bisiklet yollarının Midyat ilçe merkezinde değerlendirilmesidir. Kentte yaşayan bisiklet kullanıcılarının ihtiyaçları, kentin fiziksel özellikleri ve toplumun yapısı değerlendirilerek ele alınarak; mevcutta yapılmış olan bisiklet yolları ve sorunlarının çözülmesi, sürdürülebilirliğin sağlanması için tamamlayıcı nitelikte yeni güzergah tasarımları ve bisikletin kullanımını arttırmaya yönelik diğer bileşenlerin belirlenmesi ile bisiklet kullanımının kent içinde arttırılması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Bisiklet ulaşımı, Kent içi ulaşım, Midyat, Motorsuz ulaşım, Sürdürülebilir Ulaşım
Kent içi ulaşım problemlerinin Midyat kent ölçeğinde incelenmesi ve çözülmesi
Gelişmekte olan ülkelerde, gerek kırsaldan kente göç ile gerekse kentin kendi dinamikleriyle, kentsel nüfusu artmaktadır. Bu artış planlı olmaz ise, nüfusun artmasıyla birlikte, plansız gelişme, çarpık yapılaşma, yetersiz ulaşım sistemleri ciddi sorunlar oluşturmaktadır. Kalıcı olmayan ulaşım çözümleri, kentlerin büyümesiyle ciddi sorun haline gelmekte olup, bu sorunların çözülmesi büyük maliyetler gerektirmektedir. Planlamada en önemli sorun, kentin imar planı hazırlanırken yapılan analiz aşamasında kentin ilk gelişme alanını oluşturan merkez ve yakın çevresinde kentsel korunması gereken alanlar veya kentsel yenileme alanları kararı alınıp, ulaşım ve kentsel gelişme alanları olarak oluşturulmalıdır. Bu bağlamda ki karar doğrultusunda kentin ulaşım sisteminin analiz edilmesi önem kazanmaktadır. Yukarıdak ilkeye uygun yapılmayan planlamada, tespit ve sorunların çözümünde önemli olan araç ve nüfus sayısının artmasıyla mevcut ulaşım sistemleri yetersiz kalmaktadır. Ulaşım sistemlerinin sorun olmasının sebebi, ulaşım sisteminin başta değil, sorun olmaya başladıktan sonra çözümler üretilmeye çalışılması, kalıcı çözümler yerine geçici, günü kurtarmaya yönelik çözümlerin üretilmesidir. Oysa ki, ulaşım sistemleri için önceden, kent büyümeden önce önlem alınarak kalıcı çözümler üretilirse, ulaşım sorunu daha düşük maliyetle çözülür ve daha uzun ömürlü olur. Gelişen ve nüfusu artan kentlerde, özel araç kullanımı yerine toplu taşımanın özendirilmesi için çalışmaların yapılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Gelişmekte Olan Kentler, Kent İçi Ulaşım, Kent İçi Ulaşım Çözümleri, Kent İçi Ulaşım Sorunları, Midyat, Toplu Taşıma
Sürdürülebilir kentsel tasarım kriterleri kapsamında yaya bölgelerin incelenmesi; Siirt Güres caddesi örneği
Kentlerde nüfusun artması sonucunda taşıt kullanımı artmakta ve özellikle kent merkezlerinde trafik sorunlarına yol açmaktadır. Günümüzde hızlı kentleşme ve artan taşıt trafiği sonucu halkın özellikle kent merkezinde rahat dolaşımını kısıtlanmaktadır. Kentleşme hareketlerinin beraberinde getirdiği baskılar altındaki halka kentsel alanda güvenli ve konforlu alanlar yaratmak, taşıt trafiğinden kısmen veya tamamen arındırılmış yaya ölçeğinde açık mekânlar sunmak, toplanma mekânları oluşturmak, alışveriş alanları sağlamak, estetik ve ekonomik açısından önem taşımaktadır. Bu amaçla yaya bölgelerinin kentsel planlama ve kentsel tasarım sürecine halkın katılımının sağlanması, ihtiyaç ve önerilerinin belirlenmesi yönünden önemlidir. Bu çerçevede kent içinde yayalaştırmanın kent için gerekliliği ve önemi vurgulanarak; kentsel tasarımın genel ilkeleri belirlenmiş uygulama aşamasında karşılaşılabilen sorunlar ele alınmıştır. Bu bağlamda Siirt ilinde araç trafiğine kapalı ilk ve tek olan Güres Caddesi çalışma alanı olarak seçilmiştir. Güres Caddesi eski çarşıda başlayıp Hastane Caddesi'ne kadar trafiğe kapattırılarak yayalaştırılmıştır. Güres Caddesi'nin geri kalan kısmı ise halen trafiğe açık olarak devam etmektedir. Güres Caddesi, Siirt'in en işlek ve ticari potansiyeli en yüksek olan tek caddesidir. Bu yapıların alt katlarında; giyim ve ayakkabı mağazaları, kahvehaneler, kuruyemişçiler, pastaneler, lokantalar, banka ve eczaneler vb. yapılar bulunmaktadır. Bu yapıların bir ve ikinci katlarında ise; büro ve ofisler yer almaktadır. Güres caddesinde mevcut durum analizleri, gözlemler, fotoğraf çekimleri yapılmıştır. Güres Caddesinde yapılan gözlemler çerçevesinde anket çalışmaları hazırlanmıştır. Yapılan bu gözlemler ve anket çalışması sonucunda Güres Caddesinin olumlu ve olumsuz yanlarını, caddenin eksiklerini saptanarak kullanıcıların görüşleri ve istekleri belirlenmiş olup, mevcut durumun yaya bölgelerin tasarım kriterleri doğrultusunda çözüm önerileri geliştirilmiştir. Anahtar Kelimler: Güres Caddesi, Kentsel Tasarım İlkeler, Yaya Bölgesi, Yayalaştırma
Kentleşme sürecinde ulaşım sorunlarının kentsel tasarım yöntemi ile çözümlenmesine yönelik araştırma Siirt ili Güres caddesinin yaya yolu olarak kullanılmasındaki sorunlar ve çözüm önerileri
Kentleşme geçmişten günümüze hızla devam etmektedir. Kentlerdeki kent içi ulaşım sorunu halkın kentte yaya olarak rahat bir şekilde dolaşımını kısıtlamıştır. Kentteki insanların refahı birbiriyle ilişkili ulaşım sistemi ve bu ulaşım sisteminin ulaştırdığı mekanlardan oluşan karmaşık bir ağa dayanmaktadır. Son yıllarda yapılan planlarda taşıt ulaşımının ön planda olduğu ve yaya ulaşımının ise arka planda bırakıldığı tasarımlarla karşılaşmaktayız. Bu planlarla birlikte nüfusun fazla olduğu kentlerde yaya sirkülasyonun sağlanabilmesi ve kent içi taşıt ulaşımının yoğunluğunu azaltmak adına nüfus yoğunluğunun fazla olduğu alanlarda yayalaştırma projeleri yapılarak soruna yönelik çözüm sağlanması amaçlanmıştır. Kentleşme sürecinde olan Siirt, artan nüfusu ve büyüyüp gelişmesiyle mevcut olan ulaşım sistem ve altyapılarının bu gelişme, büyümeye karşılık yeterli değildir. Kentin merkezindeki yollar, ulaşım sistemi, otoparklar nüfusa yeterli gelememektedir. Siirt'in genel ulaşım planlamasına bakıldığında ulaşım aksında Güres Caddesi kentin ilk ve tek yaya yoludur. Güres Caddesi yaya yolu olarak kullanılmasıyla taşıt ulaşım akışını engelleyen bir yoldur. Kentin ulaşım planlamasında Güres Caddesi kuzey güney doğrultusunda bütün yollarla doğrudan veya dolaylı olarak bağlantılıdır. Geçmiş yıllarda taşıt yoğunluğu en fazla olan, ulaşımın bel kemiği diyebileceğimiz yol Güres Caddesiydi. Siirt ilinde yaya yolu olması gerekli bir planlama kararı iken, ulaşım mastır planı yapılmadan uygulama yapılması doğru bir karar değildir. Siirt ilinin mevcut ulaşım sistemine bakılarak gözlemler, yerinde fotoğraf çekimleri ve bunlara bağlı olarak anket çalışması yapılarak gözlemlenen hatalar, eksiklikler ve sorunlar doğrultusunda çözümler bulunup yeni planlama kararları alınmaya çalışılmıştır. Ulaşım sisteminden ilin tek yaya yolu olan Güres Caddesine inilerek caddenin mevcut durumunun analizi yapılmıştır. Yaşayan halkın yararı, talepleri için; belirli analiz ve tespitler doğrultusunda mevcutta yaya yolu olarak kullanılmasının doğruluğunun sorgulanıp, mevcut sorunlara çözüm önerileri, varılan sonuca göre yaya yolu yer seçimi ve plan kararları önerisi getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güres Caddesi, Kentleşme, Kentsel Tasarım, Kentsel Ulaşım Planlaması, Ulaşım, Yaya bölgeleri, Yayalaştırma
Tarihi kentsel yerleşim alanlarının taşınmasındaki sosyal, mekânsal ve yapısal sorunların araştırılması (Batman Hasankeyf örneği)
12 bin yıldır savaşlara ve doğal afetlere direnerek yakın tarihimize kadar varlığını sürdüren Hasankeyf, 1982'den beri gündeme getirilen Ilısu Barajının 2020 yılında tamamlanması neticesinde tamamen boşaltılarak sulara gömülmüştür. Mağara konutları ve kendine has dokusuyla birçok kültürel miras barındıran bu kentin yok olması engellenememiştir. Dünyada ve Türkiye'de kalkınma projeleri sebebiyle yerinden edilen nüfus her geçen gün artmaktadır. Türkiye'nin enerji politikalarında öncelik verdiği hidroelektrik santraller sebebiyle de birçok yerleşim alanı yok edilmektedir. Bu yerleşimlerdeki insanların mağdur edilmemesi için yeniden yerleşim uygulamaları yapılmaktadır. Ilısu Projesi'nin gerçekleşmesi kapsamında Hasankeyf'in yeniden yerleşim süreci başlamıştır. Bu tez çalışmasında Eski ve Yeni Hasankeyf kentleri karşılaştırmalı bir şekilde incelenmiştir. Bu kentlerin, zorunlu göçe tabi tutulan insanlar tarafından nasıl algılandığı, yapılan anket çalışmasıyla açıklanmıştır. Bu sonuçlara göre, Eski ve Yeni Hasankeyf birbirlerinden oldukça farklı kentlerdir. Kent ölçeği büyümüş, kent kimliği yok olmuştur. İnsanlar yeni kente alışmakta zorluk çekmektedir. Yöre halkının çoğu barajın yapımını ve yeni kente taşınılmasını Hasankeyf için kötü bir durum olarak değerlendirmiştir. Kentteki inşaat faaliyetleri tamamlanmadan taşınma gerçekleşmesi yeni kentten memnuniyet durumunu olumsuz etkilemiştir. Turizm ve buna bağlı sektörlerin geleceği belirsizdir. Yeniden yerleşim uygulamalarında kentsel tasarım ve şehir planlama disiplinlerinin başarısının, insanların bu uygulamalardan memnuniyet durumunu doğrudan etkilediği görülmüştür.
Kentsel dönüşüm mü? - kentsel yenileme mi? İstanbul-Gaziosmanpaşa örneği
İnsanlık tarihinin yerleşik hayata geçmesi beraberinde toplu yaşamı ve devamında kent olgusunu getirmiştir. Oluşmaya başlayan kentler nüfus artışına bağlı olarak kentleşmenin doğmasını sağlamıştır. Oluşan kentler zaman içerisinde değişen ve gelişen ihtiyaçlar doğrultusunda ve yaşanan doğal afet, savaş vb. durumların etkisi ile değişme, gelişme ve yenilenmeye ihtiyaç duymuştur. Kentler yaşanan yenileme hareketleri başlarda sadece yıpranan ve yaşamın devam etmesine izin vermeyen bölgelerde gerçekleştirilirken zamanla aktif yaşamın devam ettiği bölgelerde de görülmeye başlanmıştır. Tarihi literatürde ilk yenileme ve dönüşüm çalışmalarına 2. Dünya savaşı sonrası dönemde rastlanmaktadır. Dünya üzerinde yakın tarihe kadar yenileme olarak devam eden çalışmalar yakın tarihte ihtiyaçlar doğrultusunda rekreasyonel faaliyetleri desteklemek amacı ile eski yapılarda fonksiyonel değişiklikler yapılmış ve dönüşüm çalışmalarının ilk örnekleri görülmüştür. Zamanla asıl kavram olan yenileme dönüşümün bir alt başlığı haline gelmiş ve sanki dönüşüm faaliyetinin bir çeşidiymiş gibi isimlendirilmiştir. Türkiye özeline inildiği zaman ülkemizin kentsel dönüşüm kavramı ile tanışması 1999 Marmara depremi sonrasında olmuştur. Ancak asıl kentsel dönüşüm süreci 2011 yılında Van'da yaşanan deprem sonrasında yürürlüğe giren 6306 sayılı "Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun" ile başlamıştır. Yürürlüğe giren kanun sonrasında hayata geçirilen projeler incelendiği zaman büyük çoğunluğunun yenileme projesi olduğu gözlenebilmektedir. Bununla birlikte kanun incelendiği zaman aslında mekânsal dönüşüm değil mekânsal yenileme hakkında kararları barındırdığı görülmektedir. Gaziosmanpaşa ölçeğine inildiği zaman ilçe içerisinde kentsel dönüşüm süreci 6306 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden önce Belediye Meclisi kararı ile GÖB ilan edilen bölgelerde yapılan yenileme çalışmaları ile başlamıştır. 2011 yılı sonrasında 6306 Sayılı Kanun'a dayanarak Riskli alan ilanları yapılmıştır. GÖB süreci ve Riskli alan süreci içerisinde hayata geçirilen ve yapımı devam eden projeler gözlemlendiği zaman bütün projelerin yenileme projesi olduğu fakat dönüşüm adı altında tanıtıldığı görülmektedir. Gaziosmanpaşa ilçesinde devam eden süreç yaşanan olumsuzluklar sebebi ile oldukça uzun sürmüş ve ilçe içerisinde yaşayan vatandaşın güveni sarsılmıştır. Uzun yıllardır evlerinden tahliye olmuş ve kira yardımı alan hak sahiplerinin mağduriyetlerini gidermek amacı ile 2019 yılından bu yana farklı çözüm arayışları içerisine girilmiştir ancak süreç hakkında ve yapılan çalışma hakkında geçmişte verilen yanlış bilgiler dolayısıyla devam eden uzlaşma süreçlerinde de aksaklıklar yaşanmaktadır. Sonuç olarak mikro ya da makro ölçekte doğru ve hızlı sonuç alabilmek için literatürdeki kavram kargaşası giderilmeli ve süreç doğru bir şekilde lanse edilmelidir. Vaat edilen projenin can ve mal kaybını önlemeye yönelik olduğu önemle belirtilerek sonuca ilerlenmelidir
Niteliğini yitirmiş tarihi kentlerde kültür turizmiyle yeniden canlandırma: Siirt örneğinde planlama önerileri
Kent olgusu ilk insanın tarım devrimi sonrası yerleşik hayata geçerek, topluluklar halinde yaşamasıyla başlamış ve neredeyse medeniyet kavramıyla yaşıt kabul edilebilecek bir olgudur. Kentler; insanların birlikte yaşama kültürü geliştirdikleri, ürettikleri, üretileni tükettikleri hem bireysel ihtiyaçlarını giderdikleri hem de bir araya gelerek ya toplum oluşturdukları ya da bir toplumla birleşerek o topluma katıldıkları fiziksel sınır ve tanımların dışında algı ve anı ortamlarıdır. Toplumlar da bireyler gibi ya bilinçli veyahut ta bilinçsiz bir şekilde kabul ettikleri dayatmaların sonucunda, tarihleri bin yılları bulan, sokaklarında atalarından kendilerine uzanan bir birikimin izlerini taşıyan tarihi kent merkezlerinden vazgeçip, bu kadim mekânları her anlamda çürümeye ve yok olmaya terk etmişlerdir. Çalışma alanımız olan Siirt, yeryüzünün bilinen en eski yerleşim bölgesi olan Mezopotamya'nın, tıpkı kendisi gibi kadim bir kentidir. Tarihi bin yılları bulan Siirt, somut ve somut olmayan kültür miraslarıyla keşfedilmeyi bekleyen ve turizm anlamında çok yönlü alternatifler sunabilen ender şehirlerimizdendir. Doğal güzelliklerinin yanında, tarihi eserleri ve kültürel yönleriyle bir cazibe merkezi olmayı bekleyen Siirt, gün geçtikçe değerlerini yitirmekte ve kimliğini kaybetmektedir. Bu çalışmada Siirt tarihi kent merkezinin gerek yapısal gerek sosyo-kültürel anlamda yeniden ihyası, kentin somut ve somut olmayan değer ve imgelerinin yeniden açığa çıkarılarak, Siirt'e aidiyet hissinin pekiştirilmesi ve kimliğini yitirmeye başlamış olan kentin, turizm eliyle yeniden canlandırılmasına yönelik çözüm önerileri sunulmaktadır.
Kentsel dönüşüm alanlarında ki kentsel tasarım uygulamalarında mülkiyet ve uygulama alanı arasındaki sorunların araştırılması; örnek çalışma Nusaybin
Kentlerde, Sanayi Devrimi ile oluşan göç sonrası yaşam kalitesi oldukça düşük yerleşim alanları oluşturulmaya başlamış ve zamanla artmıştır. Sanayinin kentlere ekonomik güç sağlaması, artık yaşam şartlarını zorlaştıran yerleşim alanlarının yıkılıp yerine yaşanabilir daha rahat yerleşmeler inşa edilmesiyle kentsel dönüşüm kavramı çıkmıştır. II. Dünya Savaşından sonra oluşan yıkım ve tahribatın giderilmesi için gerçekleştirilen kentsel dönüşüm projeleri ile kentsel dönüşüm kavramı daha da önem kazanmıştır. Kentsel dönüşümün bir diğer gelişimi afet olaylarından sonra ortaya çıkan can ve mal kaybının bir daha yaşanmaması için afet riski altında olan ve dayanıksız yerleşmelerin dönüştürülmesidir. Yapılan plan ve projelerle kent mekanlarına fiziksel olarak yeterince değinilmediğinden ve bazı bilim insanları tarafından bunu sorun olarak kabul etmesi ile ortaya atılan kentsel tasarım kavramı zaman içerisinde kabul görmeye başlamıştır. Kentsel tasarım kavramı mimarlık ve şehircilik disiplinleri arasında köprü oluşturarak kentleri daha kaliteli bir şekilde projelendirebilmektedir. Eskimiş ve tahrip olmuş yerleşmeler kentsel dönüşüm projeleri ile yeniden ayağa kaldırılmakta ve yerleşmenin fiziki boyutunun nasıl olacağını belirleyen kentsel tasarım projeleri ile belirlenmektedir. Türkiye şehircilik anlayışında yeterince değinilmeyen ve planlar yapılırken dikkate alınmayan mülkiyet, planlar onaylandıktan ve özellikle uygulamaya geçildikten sonra otaya çıkan mülkiyet problemleri planlama süreci sekmeye uğratmakta ve çözümlenmesi zor olan mülkiyet problemleri genellikle uzun zamanlar almakta bazen de çözümsüz olarak bırakıldığı karşımıza çıkmakta ve çözümsüz kalmasından sonra da mahkeme süreci başlatılmaktadır. Kentsel tasarım projelerinin temelini oluşturan imar planları çizilirken kentsel tasarım projelerinden bağımsız olarak düşünülmemelidir. İmar planları mülkiyet üzerine çizilmekte ve imar planlarının belirlediği kararlara göre hareket edecek olanlarda mülkiyetlerin malikleridir. Nusaybin kentinde ortaya çıkan toplumsal olaylar sonrasında oluşan tahribatların giderilmesi için gerçekleştirilen kentsel dönüşüm çalışmaları başlatılmıştır. Belirlenen kentsel tasarım uygulama alanı belirlenirken ve çizilen imar planları ile mülkiyete yeterince değinilmemesi ve dikkate alınmamasında dolayı ortaya çıkan mülkiyet problemlerinin ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Tespit edilen mülkiyet problemlerin ne kadar ciddi sonuçlar doğurabileceği ortaya koymaya ve bu problem ve sorunların oluşmasının önüne geçilebilmek için çözümler önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kentsel Dönüşüm, Kentsel Tasarım, Mülkiyet, Mülkiyet Hakkı, Nusaybin
Cıttaslow kavramı üzerine değerlendirmeler ve Tillo ilçesinin cıttaslow olma potansiyelinin irdelenmesi
Küreselleşme kavramının sonuçları dünyanın her yerinde hissedilmekte, bu sürecin ilerleyiş hızına yetişebilmek ve onu tam anlamıyla kavrayabilmek ise her geçen gün daha da zorlaşmaktadır. İlk etapta ekonomi alanında kendi varlığını hissettiren küreselleşme yapısı zamanla kültürel, siyasi ve toplumsal alanlarda da etkilerini gösteren çok yanlı bir süreç haline gelmiştir. Çağımızda küreselleşme tüm yaşam alanlarını etkisi altına almaktadır. Dünyadaki bu köklü değişim beraberinde yeni düşünce ve hareketlerin, çeşitli tepkilerin ortaya konmasına neden olmuştur. Ortaya konan hareketlerden biri de 1989'da Slow Food'la başlamak üzere bundan 10 yıl sonra kurulan Cittaslow City yani Yavaş Şehir hareketidir. Cittaslow aslında her alanı etkileyebilen bir düşünme hareketidir. Kenti, orada yaşayan veya ziyarete gelen insanları önemsemek, çevreyi korumak, yerel ürünleri öne çıkarmak, tüm şehirlerin aynılaşmasına karşı çıkmak ve bir şehrin mimari, kültürel, siyasi veya günlük yaşam düzeni konularında sahip olduğu özgünlüğü korumak, sergilemek ve ön plana atmaktadır. Bu tez çalışması küreselleşme ve çevre sorunları karşısında kültürel ve sosyal değerlerin yok oluşunu önlemek, çevre ve yaşam kalitesini yükseltmek amacıyla başlatılan hareketin özünü, ortaya çıkış sebeplerini, gelişimini, öncülük ettiği diğer hareketleri incelerken mimari tasarım ve yaşam kalitesine etkilerini de araştırarak bilgi vermeyi amaçlayan bir çalışmadır. Son kısımda ele alınan Siirt ili Tillo ilçesi örneğinde ise; bu hareketin kriterlerine uygunluğu yönüyle; ele alınan ilçesinin, sahip olduğu özellikleri ile örtüşmesi incelenerek, Tillo'nun da Cittaslow olma potansiyelinin irdelenmesi ve bu potansiyelin kente katacağı değerlerin belirlenmesi üzerinde durulmuştur.
Kentsel tasarım kapsamında yer alan kamusal binaların (eğitim, sağlık tesisi vb.) işleyişinin mekansal alandaki sorunları ve proje maliyetine etkilerinin araştırılması Batman kenti kentsel tasarım alanında örneklenmesi
Son yıllarda dünya genelinde şehirleşmenin artmasıyla birlikte kentleşme olgusunda ciddi sorunlar ortaya çıkmış ve bu alandaki yetersizlikler nedeniyle, özellikle kentlerde yaşayan nüfus arasında kentsel yaşam kalitesine ilişkin önemli eleştiriler gündeme gelmiştir. O dönemde hâkim olan kapsamlı planlama anlayışına bir antitez olarak, hızla artan kentsel sorunlara çözüm üretmek amacıyla eylem odaklı planlama yaklaşımları geliştirilmiştir. Bu nedenle kentsel tasarım yaklaşımı hem geçmişte hem de günümüzde önem kazanmıştır. Bu yaklaşım çerçevesinde, kamu hizmet binalarının da değişen toplumsal ihtiyaçlara göre yeniden tasarlanması ve kent planlama süreçlerine entegre edilmesi gerekmektedir. Bununla birlikte, kentsel tasarım çalışmalarında yalnızca yasal düzenlemeler, yapılaşma koşulları, metrekare sınırları ve benzeri fiziksel kısıtlamalar dikkate alınmamalı; aynı zamanda ilgili tesislerin işlevselliği, verimliliği ve kullanıcı ihtiyaçları doğrultusunda tasarımsal ölçütler de belirlenmelidir. Bu sayede kamu hizmet binalarının hem mekânsal hem de işlevsel açıdan daha etkin ve sürdürülebilir bir yapıya kavuşması mümkün olacaktır.
Engelli bireyler için erişilebilir üniversite kampüs alanlarının tasarım stratejilerinin geliştirilmesi: İstanbul Teknik Üniversitesi kampüs örneği
Engelli bireylerin engellere takılmadan bağımsız gerçekleştirebildikleri kentsel hareketlilikler, bir toplumun tüm üyelerinin entegrasyonu için oldukça önemli olmaktadır. Yapılaşmış çevrede, engelli bireyin hareketliliklerini kısıtlayan pek çok engel bulunmaktadır. Bu nedenle engelli bireyler, kentsel alanlara kolay erişememektedir. Çözümlerin geliştirilmesi ve engellerin verimli biçimde ortadan kaldırılması için engelli bireylerin kentsel hareketlilikte karşılaştıkları tüm engellerin tanımlanması gereklidir. Tez kapsamında engelli bireylerin kent içindeki ve kampüs içindeki erişilebilirlikleri irdelenmiştir. Çalışmanın amacı, engelli üniversite öğrencilerinin kentsel yaşamda ve kampüs yaşamında karşılaştıkları fiziksel ve sosyal engellerin engelli öğrencilerin kendi tecrübelerine dayanarak analiz edilmesi, bunlara yönelik ilkeler ve stratejiler geliştirilmesi olmuştur. Çalışmada aynı zamanda, kentsel yaşamda ve kampüs yaşamında engelli öğrencilerin görünür olmalarının toplumsal farkındalık ve erişilebilir tasarımın bir araya gelmesi ile mümkün olacağı vurgulanarak bu alanda yapılacak çalışmalara katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Çalışmada, engelli üniversite öğrencilerinin kent içindeki, İstanbul Teknik Üniversitesi kampüsleri arasındaki ve İTÜ Ayazağa Kampüsü içindeki erişilebilirlik analizleri yapılmıştır. Bu analizler ile, engelli bireylerin kent içindeki ve üniversite kampüsü içindeki ihtiyaçları belirlenmiş, bu doğrultuda stratejiler geliştirilmiştir. Çalışmada, engelli bireylerin kent içi erişilebilirliklerini arttırmaları ve kentsel yaşama aktif biçimde katılmaları için gerekli olan sosyal ve fiziksel önlemler irdelenmiştir. Engelli birey ve yapılaşmış çevre ilişkisinin sosyolojik boyutunun tasarıma etkisinin irdelenmesi gerektiği yaklaşımıyla engelli bireylerin karşılaştıkları tüm fiziksel ve sosyal engeller bir arada belirlenmiştir. Bu yaklaşım, tez çalışmasının özgünlüğünü oluşturmaktadır. Tez çalışması, üç aşama üzerine kurgulanmıştır. Birinci aşamada, literatür taraması; ikinci aşamada, tümevarım yaklaşımıyla engelli bireylerin günlük kentsel yaşamdaki sorunlarını ortaya koyan anket ve derinlemesine mülakat çalışmaları; üçüncü aşamada, üç farklı düzeyde saha çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Üçüncü aşamanın birinci düzeyinde, kentin çeşitli noktalarından İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Ayazağa Kampüsü'ne toplu taşıma ve yaya erişilebilirlik analizleri; ikinci düzeyinde, İTÜ Kampüsleri arasındaki toplu taşıma ve yaya erişilebilirlik analizleri; üçüncü düzeyinde ise İTÜ Ayazağa Kampüsü içindeki yaya erişilebilirlik analizleri yapılmıştır. Bu analizler ile İTÜ Ayazağa Kampüsü'nün kent içindeki erişilebilirlik düzeyleri tespit edilmiştir. Birinci aşama olan literatür taraması, gözleme dayalı araştırmalar ile sistematik bir araştırma olarak yapılmıştır. Kritik engellilik teorisi, literatür çalışmasında ana çerçeveyi oluşturmuştur. Tümevarım yaklaşımıyla gerçeklikleri betimleme ve anlama çalışmasıyla engelli bireylerin günlük kentsel yaşamdaki sorunları ortaya konmuştur. İkinci aşamada, İstanbul'da yükseköğrenim öğrencisi olan 100 engelli birey ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, veri analizleri ve gözlemler ile yorumlama gerçekleştirilmiştir. Yapılmış olan anket çalışması; temel bilgiler, kentsel yaşam ve kampüs yaşamı olarak 3 bölümü kapsamaktadır. Bu anket çalışması sonucunda, engelli öğrencilerin kentsel ve kampüs yaşamındaki, sosyal ve fiziksel erişilebilirlik durumları tespit edilmiştir. Anketler doğrultusunda, doğuştan ve sonradan engelli olan bireylerin kentsel yaşama katılım sıklıkları ve biçimleri, kent içi ve kampüs içindeki ihtiyaçları ve beklentileri irdelenmiştir. İkinci aşamanın derinlemesine mülakat çalışması bölümünde; kent içindeki ve kampüs içindeki tüm fiziksel, sosyal engellerin ve ihtiyaçların belirlenmesi, çalışmanın üçüncü aşaması olan saha çalışmalarının altlıkları olan matrislerin oluşturulması ve tasarım stratejilerinin geliştirilmesi için İTÜ öğrencisi ve/veya çalışanı olan 10 engelli birey ile gerçekleştirilmiştir. Üçüncü aşamanın birinci düzey ve ikinci düzey erişilebilirlik analizlerinin çalışma altlığı olan matris, derinlemesine mülakat çalışmasına katılan engelli bireylerin belirlemiş oldukları erişilebilirlik kriterlerine ve literatürdeki erişilebilirlik kriterlerine dayanarak oluşturulmuştur. Üçüncü düzey erişilebilirlik analizinin çalışma altlığı olan matris ise, Londra Planlama Danışma Komitesi tarafından belirlenen 5C Yürünebilirlik Kriterleri'ne ve literatürdeki erişilebilirlik kriterlerine dayanarak oluşturulmuştur. Kent içi erişilebilirlikteki ilk engeli, kent içi ulaşımdaki sorunların oluşturduğu görülmüştür. Yaya yolları genişlikleri, kaldırım yükseklikleri, yaya yolu üzerinde hatalı konumlandırılan kentsel mobilyalar, araç park etme durumları ve bilgilendirme yetersizlikleri, engelli bireylerin yaya ulaşımlarında engel oluşturan unsurlar olmaktadır. Araca inme-binme esnasında araç ve platform arasındaki mesafe, araç biniş merdivenin rıht yüksekliklerinin fazla olması, araç içindeki yetersiz alanlar ve araç içi bilgilendirmenin yetersizliği, toplu taşıma aracı içerisinde engel oluşturan unsurlar olmaktadır. Kullanımda en çok zorluk yaşanan toplu taşıma aracı minibüs, en rahat kullanılan toplu taşıma aracı metro olarak tespit edilmiştir. Kampüsler arasındaki erişilebilirlik düzeylerinin belirlenmesi için yapılmış olan saha çalışmasında, İTÜ'nün kent içerisindeki kampüsleri arasında güçlü bir erişilebilirliğin olmadığı ortaya çıkmıştır. Bu durum, aynı üniversitenin farklı kampüslerinde eğitim gören öğrenciler arasında tam entegrasyonun sağlanmasını engellemektedir. İTÜ Ayazağa Kampüsü yaya erişilebilirlik düzeyinin belirlenmesi için yapılmış olan saha çalışmasında, kampüsün farklı fonksiyon alanları arasında, engelli bireyler için optimum düzeyde güçlü bir erişilebilirliğin olmadığı ortaya çıkmıştır. Kampüsün yoğun kullanılan ve birçok fonksiyonu barındıran bölümlerinde erişilebilirliği arttırmak ile ilgili uygulamaların olduğu görülmekte iken kampüsün çeperlerine gidildikçe, fonksiyonların ve birimlerin azaldığı, arazi eğiminin giderek artmasının da etkisiyle erişilebilirliğin sağlanmadığı görülmektedir. Kentsel tasarım ile tüm kent kullanıcıları için demokratik eşit yaşam alanları yaratılabilir. Herkes için tam erişilebilirliği sağlamak için, erişilebilirlik kriterleri ve evrensel tasarım ilkeleri ulaşıma ve tüm kentsel mekânlara adapte edilmelidir. Erişilebilir kent ve erişilebilir kampüs, herkese eşit olanaklar sağlayarak kullanıcı merkezli çevreler ve sosyal adalet yaratmaktadır. Engelli bireylerin kent ve kampüs içinde bağımsız hareketliliklerini sağlamak için tüm kentsel tasarım uygulamaları, engelli bireyler için erişilebilirlik kriterleri göz önünde bulundurularak gerçekleştirilmelidir. Çalışmanın bulguları, engellilik ve erişilebilirlikle ilgili çalışmalar yapan akademisyenlere, sivil toplum kuruluşlarına ve uygulamalarda önemli role sahip olan yerel yönetimlere rehber niteliğini taşımaktadır.
Are there local limits to gentrification?: The context of Tophane
From the beginning of the 1980s, urban space became an important node of economic growth and commodification as a result of the "wide ranging, transformative impacts" (Brenner & Theodore, 2002, p. 363) and, apart from being one of the biggest manifestation, gentrification also has a pivotal role on urban knowledge production for understanding this process. One of the consequences of this is the emergence of a sizable literature is pointing out the destructive gentrification processes and effects of them from different perspectives, which are ranging from very well-known demand or supply side conventional explanations to complementary ones and more critical up to date context based researches. Yet the current terrain of gentrification research is neither adequate for comprehensive understanding from a pluralistic perspective both geographically and theoretically, nor to mitigate the negative outcomes of the phenomenon. This necessitates reflecting upon the research framework of gentrification, which is deficient in terms of contextuality and alternative forms of the phenomenon, in a more critical and nuanced way. In this thesis, this gap will be addressed by converting our lens to limited gentrification process of Tophane case by focusing on context causalities of 'unsuccessful' but 'resistant' gentrification stories. Tophane, which is encircled by already gentrified and gentrifying zones including new large-scale redevelopment project sites at the south and the economic and cultural hub – Beyoğlu at the north, is the latest and "inevitable" hotspot both for indirect and state-led gentrification. The process that captured neighborhood's transformation through the blooming of galleries, design shops, hostels and local retail stores was seemed very predictable in the beginning of 2000s. Approaching to the 2010s, neoliberal restructuring together with gentrification politics of the state started to be challenged, interestingly and unexpectedly, by the neighborhood's local causalities including relative embeddedness of local Tophane community and presence of political activism, discretional urban policy and negative media image and branding. Today, Tophane is a battlefield of extreme tension and power struggle between closed and radically conservative local community networks and the increasingly visible and morally alien opportunist new comers; thus, it is a major playground to question the local limits to gentrification with a particular focus on local causalities. Within this scope, the thesis addresses this urban conflict and limited gentrification process by adopting critical realist methodology. It critically reviews the causalities of "resistance-based limited" gentrification; and examines the local particularities of Tophane through an intensive empirical research built on causality analyses and semi-structured interviews. Derived from the reality that the theory of gentrification is diverse and subject to change, the thesis contributes to the existing literature with a critical manifestation of Tophane's contextual causalities, which creates "successful" resistance to state-led gentrification, while putting its inevitableness under question
Anadolu'da insan topluluklarının hareketleri, kültürel etkileşimi ve mekansal etkileri: Tarihsel bir okuma
Bu tezin amacı Anadolu'da oluşan insan hareketlerinin, kültür oluşumları ve yerleşmeler üzerindeki etkilerini incelemek ve tarih içinde birbirleri ile etkileşimlerini ortaya koymaktır. Bu etkileşimleri ortaya koyarken de Anadolu'da doğan ve gelişen yerleşmelerin bu kültürlerden nasıl etkilendiğini, farklılaştığını ve evrimleştiğini incelemektir. Bu amaçla tarihsel kaynaklar, yerleşme tipolojileri, ticaret faaliyetleri ve yolları, göç hareketleri araştırılmış, Paleolitik dönemden Cumhuriyet dönemine kadar geçen sürede, insan topluluklarının Anadolu'da oluşturduğu kültür ve yerleşim izlerinin nasıl bir tarihsel etkileşim içinde olduğu incelenmiştir. Anadolu'da ilk kez ortaya çıkan insan topluluklarının hareketlerine bağlı olarak ortaya çıkan kültür ve kültür ürünlerinin daha iyi anlaşılabilmesini sağlayacak olan şey bu süreçte yaşanan kültürel evrimin, etkileşimin ve değişimin nasıl bir seyir izlediğini bilmekten geçmektedir. Mağaralardan ilk kalıcı barınaklara ve köylere geçişin; hayvan ve bitkilerin evcilleştirilmesinin, köy yerleşmelerinden ilk kentlere geçişin, ilk ticaretin temellerinin atılışının, ilk paranın icadının, ilk ticaret kolonilerinin kuruluşunun, ilk büyük kentlerin ve tapınakların ortaya çıkışının Anadolu coğrafyasında gerçekleşmiş olması; tüm bu insan topluluklarının hareketlerinin ve fiziki-coğrafi şartlar temelinde oluşturdukları kültürün kronolojik olarak incelenmesini zorunlu kılmaktadır. Bu kronolojik inceleme kültürel bir evrimin var olduğunu, bu kültürel evrimin içinde ise ana temelin basitten karmaşık olana doğru gelişim olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sebeple bilim ve bilim felsefesi içindeki "İnsan ve Kültür" ilişkisini anlamaya, tanımlamaya, temellendirmeye yönelik geliştirilen tüm kuramlar arasında kronolojik bir okuma yapabilmeye olanak sağlayan "Kültürel Evrim" kuramı çerçevesinde bilgilerin değerlendirilmesi bu çalışmanın ana fikrini oluşturmaktadır. Kültürel evrimin varlığı aynı zamanda Anadolu kültür birikimini, kültürel evrim süreci içerisinde "palimpsest" bir yapıya dönüştürmüştür. Bu sebeple Anadolu kültür birikiminin, kültürel evrim süreci içerisinde evrilerek dönüştüğü yapıyı izlemek için "Birikimli ve Mekansal Palimpsest" kavramsal çerçevesinden bir bakış açısı benimsenmiştir. Palimpsestler maddi dünyanın evrensel bir olgusudur ve üst üste çakışan bir dizi kategoriden oluşur. Gündelik kullanımda, birbirini izleyen faaliyetlerin üst üste çakıştırılması esnasında önceki maddi izlerin kısmen silinmesi olarak tanımlanır. Palimpsest kavramı, bir yönüyle en yeni dışındaki tüm bilgilerin silinebileceğini ve kaybolabileceğini ve tahrip olacağını ortaya koyarken diğer yandan da birbirini izleyen ve kısmen korunan faaliyetlerin birikimini ve dönüşümünü içermesi itibariyle iki yönlü bir kavramdır. Bu nedenle de sonuçta ortaya çıkan bütünlük kendisini oluşturan parçaların toplamından çok daha büyüktür. Anadolu coğrafyasında, insan hareketleri sonucu üretilmiş kültür ve kültür ürünlerinin ve insan yerleşmelerinin ortaya çıkışını birikimli ve mekansal palimpsest kavramsal çerçevesinden tarihsel süreçle değerlendiren çalışmada, "Kültür, Yerleşme, Ticaret ve Göç" olguları açıklanarak tüm bu olguların etkileşimlerinin hayat bulduğu Anadolu coğrafyasının maddi ve bugüne taşıdığı tarihsel-coğrafi mirasına açıklık getirilmeye çalışılmıştır. Kültür toplum bilim açısından sözlük anlamıyla; tarih döngüsü içinde insan tarafından yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü olarak tanımlanır. Kültür kavramının varlığının birincil ön şartı insan ve insan topluluklarının varlığıdır. Kültürü var eden şey insanın ve tarih içinde oluşturduğu insan topluluklarının kendisidir. Bu çalışma kapsamında kültür için yapılmış olan "kültür, bir toplumun hayat biçimidir" (Linton, 1965) ile "kültür, toplumdaki geçmiş davranışların biriktirilerek aktarılan sonucudur" (Carr, 1943) tanımları benimsenmiştir. Çünkü çalışma kapsamında insan-kültür ikilisinin oluşturduğu, birbirini doğuran, besleyen ve dönüştüren etkileşim kadar kültürün tarihsel olarak oluştuğu coğrafya ve süreç içinde aktarılabilir olması da büyük önem taşımaktadır. Bugün bir Anadolu Kültürü'nden ve izlerinden bahsetmek imkanı varsa bunu sağlayan temel unsur, insan topluluklarının ürettiği kültür birikimlerinin gerek somut gerek soyut olarak bir sonraki sürece aktarımı olmuştur. Kültür kavramının varlık sebebinin ön şartı, insanın varlığıdır. İnsan olmadan kültür kavramından bahsedebilmek imkansızdır. İnsan, dünyadaki tüm hayatı içerisinde kültür olgusunu var edebilme gücü ve imkanı kazanabilmiş tek canlıdır. Milyonlarca yıllık sürdüğü varsayılan biyolojik evrimin son 12 bin yılı; insanın sadece biyolojik sınırlarını zorlayıp keşfetmesinin dışında kültürel olarak muazzam bir sıçrama yaptığı değişimi de barındırmaktadır. Mağaradan kendi inşa ettiği barınaklara, barınaklardan şehirlere, şehirlerden başka gezegenlere yolculuk yapmaya, yapay zeka yapabilme eşiğine uzanan bu değişimin temeli; insanın yaşadığı biyolojik evrim kadar kültürel bir evrimin varlığını da kaçınılmaz olarak ortaya koymaktadır. İnsan ve kültür ilişkisi bir "DNA"nın iki sarmalı gibidir. Bu benzetme insan-yerleşme ilişkisi için kullanılmış olsa da yerleşmelerin insanın oluşturduğu kültürün bir ürünü olduğunu dikkate aldığımızda, aynı değerlendirmeyi insan ve kültür ilişkisi için yapabilmek de mümkün olacaktır. Bu doğrultuda, biyolojik olarak gelişmişe doğru evrilen insanın, kültürel olarak gelişmişe evrilmesi ve somut gerçeklerin soyutlamasına doğru sınırlı, kestirilemez bir kültürel evrim yaşaması kaçınılmazdır. Bu sebeplerle birlikte çalışmada "kültürel evrim" modeli esas alınmıştır. Kültürel evrim modelinin esas alınmasının yanı sıra çalışmanın dayandığı bir diğer esas da insan topluluklarının kültürel birikiminin aktarılması sırasında birikimli palimpsest kavramı ile de açıklanan "kültürel katmanlar" oluşturmasıdır. Kültürel katmanlaşmanın ana esası, egemen kültürün yayıldığı alan üzerinde, farklı kültür katmanlarının da egemenlik alanı oluşturmaya başlaması ile ortaya çıkan çatışma alanının kültür alanında izler bırakmasına dayanır. Anadolu tüm bu kavramsal çerçevede, tüm bu etkenlerin bir çatışma alanına dönüşmüştür. Bu çatışma alanında karşı karşıya gelen kültürel katmanlar bazen geride bırakılan izin ana karakterini oluşturmuş, bazen diğer egemen kültürlerin hakimiyet alanları içerisinde daha silik hale gelmesine sebep olmuştur. Anadolu Erken Neolitik Çağ'dan, modern devlet yapısının kurulduğu Cumhuriyet Dönemi'ne kadar bu tür kültürel katmanların izlerini taşımaktadır. Anadolu, bu kültür katmanlarının birbirlerinin üzerine yığıldıkları alanların mekansal palimpsestlerin izlerini taşıdığı gibi, bu izlerin bir parşömen üzerine yazılan yazının silinip yeniden yazılması gibi kültürel bellek alanları ile doludur. İnsan-kültür ilişkisinin ortaya çıkışı ile birlikte insan-yerleşmeler ilişkisi de insan hareketlerinin temelini oluşturmaktadır. Yerleşmeler insan topluluklarının ürettiği en güçlü kültür ürünüdür. Anadolu'daki insan topluluklarının oluşturduğu "insan yerleşimleri"nin evrimi de gerek insanın yaşadığı gerek ürettiği kültürün evrimi ile paralellik göstermiştir. Ağaçlardan mağaraya, mağaradan köylere ve kentlere uzanan bu gelişim sürecinde, insan topluluklarının ürettiği somut ve soyut tüm kültürel ürünlerin temeli, temeli olduğu kadar çatısı da "yerleşmeler" olmuştur. İnsanların barınma–korunma ihtiyacı ile ilk defa ortaya çıkan köyler, zaman içerisinde yeni işlevsel hücrelerin eklenmesi ile büyümeye başlamış, büyürken de yeni fonksiyonlar kazanmaya başlamıştır. Anadolu coğrafyası insanlığın ilk göründüğü zamanlardaki mağaralarında, ilk barınaklarında, ilk köylerin ve köyden kente geçen yerleşmelerin izlerini barındırdığı gibi, bu mirası sonraki dönemlere taşımayı bilmiş bir coğrafyadır. Tüm bu insan-kültür, insan-yerleşmeler etkileşiminin mümkün olmasını sağlayan şey ise insan hareketleri olarak tanımlayabileceğimiz göç olgusu olmuştur. Göç olgusu bu çalışma konusunun ana temelini oluşturmuştur. Öyle ki insan-kültür ilişkisi veya insan-yerleşmeler ilişkisinin öncesinde, kültürün de yerleşmelerin de ortaya çıkmasını sağlayan ortamın ilk şartı insanın varlığı ise ikinci şartı da hiç şüphesiz insanın bir yerden bir yere hareket etmesi anlamına gelen göçtür. Anadolu, tüm bu kavram ilişkileri içerisinde tarihsel olarak göç hareketleri, kültür, yerleşme izleri ve ticaret ilişkileri içerisinde üst üste yığılan katmanlardan oluşan bir potaya dönüşmüştür.
Kentsel dönüşüme konu olan kamu arazilerinin değerlendirilmesi: İstanbul örneği
Türkiye'de ilk kez 1950'li yıllarda hızlanan sanayileşme hareketleriyle birlikte artan kırdan kente göç, kentlerde pek çok sorunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. Özellikle İstanbul'da artan sanayiyle birlikte yoğun göç ve artan nüfusun yol açtığı yasadışı yapılaşma sonucu ortaya çıkmıştır. 1950'li yıllardan 1980'e kadar olan dönemde kentsel dönüşüme, sanayileşme, göç ve gecekondu olgusu yön vermiştir. 1980'li yıllardan itibaren ise izlenen politialar sonucu kentsel dönüşüm uygulamaları kamu-özel sektör işbirliklerine neden olmuştur. 1984 yılında 2981 sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanun ile birlikte bu dönemde özellikle ıslah imar planları gündeme gelmiş ve 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu ile birlikte de TOKİ eliyle kentsel dönüşüm uygulamalarının önü açılmıştır. 1999 yılında yaşanan Gölcük depremi sonrası kentsel dönüşüm kavramı yasa dışı yapılaşma ekseninden, afet odaklı olacak biçimde ele alınmaya başlanmıştır. Bu doğrultuda 2000'li yıllardan günümüze kadar kentlerde afet riskini azaltacak ve olası bir afet durumunda can ve mal kaybını minimuma indirecek uygulamalar için yasal düzenlemeler yapılmıştır. 2000'li yıllardan sonra kentsel dönüşüme yönelik hazırlanan yasal düzenlemelerin en kapsamlısı olan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüşütürülmesi Hakkında Kanun ile birlikte kentsel dönüşüm projeleri hız kazanmış, yetkilerin Çevre ve Şehircilik Bakanlığı'na devredilmesi ile birlikte de mülkiyeti kamuya ait alanlar ait olduğu bölgenin kimliği dikkate alınmadan dönüştürülmektedir. Türkiye'de 'Kentsel Dönüşüme ilişkin yasal tabanı oluşturan kanunlar; 2985 sayılı Toplu Konut Kanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5366 sayılı Yıpranan Kent Dokularının Yenilenerek Korunması ve Yaşatılarak Kullanılması Hakkında Kanun iken, kentsel dönüşümün düzenli ve planlı olarak kontrol altına alınabilmesi için yeni kanunlar ile uygulama yönetmelikleri tanımlanmış ve mevcut kanunlara yeni maddeler eklenmiştir. Türkiye'de bugüne kadar kentsel dönüşüm sürecine yönelik yapılan en kapsamlı yasal düzenleme olan 6306 sayılı Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Kanun 31.05.2012 tarihli Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kentte zaman içinde işlevini kaybetmiş olan yada kentin gelişmesiyle kentin merkezinde kalıp merkezden dışarı çıkarılması öngörülen kamu arazileri; kentsel dönüşüme doğrudan veya dolaylı olarak imkan sağlayan ilgili yasa ve yönetmelikler kullanılarak dönüşmekte ve yeni işlevler kazanmaktadır. Bu arazilerin kazanacağı yeni fonksiyonlar, ilgili kamu kurumlarının ekonomik veya sosyal öncelikleri doğrultusunda belirlenmektedir. Hazırlanan bu tez çalışması kapsamında, yukarıda bahsi geçen hususların incelenmesi için İstanbul'da mülkiyeti kamuya ait olan arazilerin dönüşüme konu edilerek geçirdiği değişim incelenmiş, bu dönüşüm sürecine etki eden yasal mevzuat ile aktörleri birlikte değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında, belirlenen hipotezler doğrultusunda, yapılan literatür araştırmasının yanı sıra, İstanbul'un farklı ilçelerinde kamuya ait araziler üzerinde yapılan kentsel dönüşüm projeleri uygulamalarında yerel ve merkezi yönetimin yaklaşımlarının değerlendirildiği bir inceleme yapılmıştır. Tez çalışması kapsamında ele alınan örnekler incelenirken, dönüşüme konu olan alanların öncelikli olarak dönüşüm öncesi sahip olduğu fonksiyonlar, mevcut fiziksel ve sosyal yapısı, dönüşüme altlık sağlayan plan değişiklikleri, dönüşüm modelleri ve aktörler irdelenmiş, her bir alan için geliştirilen projeler incelenmiştir. Bu bağlamda da, farklı alanlarda yer alan kamuya ait arazilerin hangi yöntemlerle dönüştürüldüğü analiz edilmiştir. Özetle, araştırmalar ve incelemeler sonunda kentsel dönüşümde kullanılan yasal araçların düzenlenme ve yürülüğe konma amacı, kamu yararı başlığı altında, toplu konut yapımını teşvik, arazi toplulaştırılması, gecekondulaşmanın önlenmesi, mevcut gecekondu alanlarının ıslahı, dönüşümü, afet riskine konu alanların tespiti ve dönüşümü, nitelikli konut üretimi ve donatı ihtiyaçlarının karşılanması iken, Bakanlık (Çevre ve Şehircilik Bakanlığı), İdare (Başbakanlık Toplu Konut İdaresi) ve Belediyelerin (Büyükşehir Belediyesi ve İlçe Belediyeleri) bu yasalardan gelen yetkilerini hasılat paylaşımı modeli ile rant üretmek için kullanmakta olduğu ortaya çıkmaktadır.
Imaginary cities of tomorrow: The way fiction predicts the future of our settlements
Imaginary cities or fictional settlements are imaginary artificial places free from time, space and species. Imaginary cities of tomorrow are fictional settlements that may help us to predict the future of urbanism. The purpose of this research is to reveal the relations between real cities and imaginary cities of tomorrow mentioned in mainstream literature and media and to exhibit the common perspectives and predictions of fiction about the future of our settlements, if there are any. The main claim, in other words hypothesis of the work is Imaginary cities of tomorrow in fiction are hypothetical laboratories which serve to foreseen the future of urban design and planning according to potential technological, philosophical advancements and changing natural, social and physical conditions. They are also affecting real life urban planning and design by simulating urban life with different political, economic, social, cultural, natural and physical conditions created by pure human mind. The methodology applied in order to test the hypothesis starts by making a comprehensive definition of imaginary settlements considering notable examples of every kind of them. After that, historical and modern fictional settlements are described by their genres with the contribution of notable examples like early mythological, religious and fictitious cities. Following this step, research continues with the main target of the study, modern fictional settlements section. The cities are classified by their cause of creation in three different reason: social, natural and physical changes of environment. Physical environments are also detailed by residential areas, recreational areas, working areas, service areas and road and access in order to see how human mind makes up these places. The workflow ends with a comprehensive discussion and conclusion. There are three types of settlements about the future prediction by reasons of creation of imaginary cities of tomorrow. First of all, post-apocalyptic world settlements are focused, for natural oriented changes. Secondly, for social oriented changes it has been chosen the dystopian cities. And finally for physical oriented changes, science fictional cities are perfect examples for their independency from time and space. All these three type of settlements differ by general characteristics but they have many common elements by their natural, social and physical structures. The creators of them predicts the future of our habitats will be absent of natural environment which will be heavily damaged or totally destroyed. They also predict we will have difficulties in justice system, but suffer less from discrimination. Communication and trade will be much more important for our cities in daily life. Humans inevitably will have a protective and isolated environment developed by technology and science but it is still unknown for us if it will be good or bad for our society. Imaginary cities of tomorrow are warning us by predicting the disasters of the future which can happen to our urban environments. They also help us to enhance and develop our existing settlements. It is proven by many early examples mentioned in previous fictional settlements which are already established and used in our cities and daily life. These are important facts about why we should keep observing, understanding and interpreting the imaginary cities of tomorrow.
Tarihi kentsel çevrelerde mekansal kalitenin algısal değerlendirilmesi: Zeyrek Camii ve çevresi dünya miras alanı örneği
Günümüzde teknolojik ve bilimsel gelişmeler ışığında yaşanan değişimler, dünya kentsel nüfusundaki hızlı artış ve küreselleşme, sosyal, kültürel ve ekonomik unsurlar başta olmak üzere şehirleri ve şehir yaşamını birçok boyutu ile etkilemektedir. Yaşanan gelişmelere bağlı olarak gerçekleşen nüfus hareketliliği, gerek yaşam biçiminde gerekse kentsel alan kullanımında meydana gelen değişiklikler, kentlere kimliğini veren en etkin unsurlardan biri olan tarihi kentsel çevrelerde çeşitli problemlerin oluşmasına yol açmaktadır. Kent kültürünü ve hafızasını oluşturan bu alanların ihmal edilmesi, giderek daha bakımsız bir görünüme bürünmeleri ile sonuçlanmaktadır. Yaşanan bu gelişmelere bağlı olarak son yıllarda, tarihi kentsel çevrelerde kentsel mekân kalitesine yönelik önemli araştırmalar yapılmaktadır. Ülkemizde 1996 yılında İstanbul'da gerçekleştirilen Habitat Zirvesi çerçevesinde, konut, çevre ve toplumsal ilişkilerin kalitesinin arttırılması ile beraber bu konulardaki duyarlılığın geliştirilerek belirli bir kalite düzeyinin sağlanması konuları ele alınmıştır. Esas problemin, ülkemizin kentlileşme süreçlerine uyum sağlayamaması ve bu durumdan en çok zarar gören bölgelerin zengin tarihi, kültürel ve mimari değerlere sahip eski kent dokuları olduğundan söz edilmiştir. Bu çalışmada, dünyada yaşanan gelişmelere paralel olarak mekânsal kalite bileşen ve ölçütlerinin belirlenmesine ve tarihi kentsel çevrede bu bileşen ve ölçütler vasıtasıyla mekânsal kalitenin algısal olarak değerlendirilmesine çalışılmıştır. Bu kapsamda güçlü bir tarihi niteliği, kendine özgü mekânsal karakteristik ve kimliği ile günümüzde halen mahalle kültürü ve yaşantısının devam ettiği ender kentsel alanlardan biri olan Zeyrek Camii ve Çevresi Dünya Miras Alanı çalışma alanı olarak seçilmiştir. 1950'li yıllar sonrası değişmeye başlayan kullanıcı yapısı, tescilli yapıların korunmasındaki başarısızlık, yeni imar ve iskân politikaları gibi nedenlerden dolayı bir ihmal ve yıkım süreci içerisine girmiş olsa da geleneksel dokusunu ve atmosferini koruyup muhafaza edebilmiş olan bölge, kentin son 100-150 yılını yansıtan önemli bir kaynak niteliği taşımaktadır. Planlama açısından kullanıcıların mekânsal kaliteyi ne şekilde algılayıp değerlendirdikleri önemli bir konudur. Mevcut durumun iyileştirilmesinde beklenti, ihtiyaç ve gereksinimlerin karşılanması esastır. Buna göre, yapılacak olan kalite değerlendirmesi kapsamında toplum içerisindeki farklı sosyal grupların tercih ve isteklerinin sorgulanması gerekmektedir. Göreceli bir kavram olması sebebiyle bir mekânı kaliteli yapan unsurlar sorusuna verilecek cevaplar birbirinden farklı olmaktadır. Mekânların kullanıcılar tarafından öznel bir biçimde ele alınarak yorumlanması ve kent içerisindeki mekânların etkin bir biçimde kullanımı, mekânsal kalitenin göstergeleri olarak değerlendirilmektedir. Kullanıcılara yaşadıkları mekân ile ilgili duygu ve düşüncelerin sorulması ile beraber mekânın fiziksel, çevresel, sosyal ve kültürel nitelikleri incelenerek o mekân ile ilgili kalite değerlendirmesi yapılabilmektedir. Mekânsal kalite açısından yapılacak değerlendirmelerde mekâna özgü özelliklerin mutlaka dikkate alınması gerektiği anlaşılmıştır. Literatür araştırmaları sonucu, "canlılık ve yaşanabilirlik", "kimlik ve okunabilirlik", "uyum ve bütünlük" ve "ulaşım ve erişilebilirlik" olmak üzere belirlenen dört temel başlık, mekânsal kalitenin değerlendirilmesi açısından temel bileşenler olarak kullanılmış olup her bileşeni ifade eden alt ölçütler oluşturulmuştur. Değerlendirme yapılan ölçütlerde bir takım şikâyetler olduğu görülmüş olmakla birlikte Zeyrek Camii ve Çevresi Dünya Miras Alanı'nda kullanıcıların kalite ölçütlerinin büyük bölümü açısından, sosyo-ekonomik ve kültürel yapıya bağlı olarak memnuniyet durumlarının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Bununla beraber çalışma alanının niteliğinin ve kullanımının arttırılması kapsamında birtakım anahtar ölçütler ortaya konulmuş olup kullanıcıların tercih, istek ve beklentilerine dayalı olarak iyileştirilmesi gereken mekânsal kalite ölçütlerine yönelik öneriler geliştirilmiştir. Anket uygulaması sonucu kullanıcılar, katılım konusunda istekli olduklarını buna rağmen fikirlerinin alınmadığını belirtmişlerdir. Mekânın bir bütün olarak değerlendirilmesi ve yapılacak olan çalışmalarda katılımcı süreçlerin kullanılması, üzerinde çalışılan projelerin devamlılığı konusundaki olumlu etkileri bakımından önemlidir. Mekânsal kalitenin kullanıcıların fiziksel ve sosyal beklentilerinin sağlanmasına bağlı olduğu ve kaliteli kentsel mekânların kullanıcı ihtiyaç ve gereksinimlerinin karşılanması ile elde edilebileceği tespit edilmiştir. Konu ile ilgili yapılacak olan çalışmalarda, süreçten etkilenenlerin doğrudan sürecin içerisinde yer almaları temel amaç olarak belirlenmelidir. Bu doğrultuda kentsel mekânlar, kullanıcı beklentilerini karşılayacak şekilde düzenlenmeli ve yapılacak olan kalite değerlendirmeleri, yalnızca uzman bakış açıları ile değil, kullanıcıların perspektifi üzerinden de ele alınmalıdır. Konu ile ilgili çalışma alanında en çok şikâyet edilen konunun emniyet ve güven olduğu, buna bağlı olarak ekonomik açıdan belirli bir düzeye erişen kullanıcıların bölgeyi terk etmeye başladığı anlaşılmıştır. Dolayısıyla emniyet ve güven ölçütü kapsamında yapılacak iyileştirmelerin mekânsal kalite açısından önemli ölçüde artış sağlayacağı öngörülmektedir. Kullanıcıların büyük oranda ilk ve ortaokul mezunu olduğu ve eğitim düzeyine bağlı olarak bu durumun bölgeye yeterince sahip çıkılamaması ile sonuçlandığı belirlenmiştir. Bu doğrultuda kullanıcıların özellikle koruma konusunda bilinç düzeylerinin arttırılması esastır. Tez çalışması sonucunda, bir mekânın kalitesinin yükselmesinin ancak kullanıcıları tarafından daha yüksek bir kalite düzeyinin talep edilmesi ile mümkün olabileceği sonucuna varılmıştır. Dolayısıyla bugün gelinen noktada, kullanıcıların yaşadıkları mekânlara karşı aidiyet ve sorumluluk hissetmelerine, kentli olma bilincine sahip olarak mekân ile sürekli iletişim halinde olmalarına ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışma alanında yapılan anket sonucunda da kullanıcıların aidiyet ve sorumluluk duygularının gelişmiş olduğu tespit edilmiş, buna bağlı olarak kullanıcı yapısının korunmasının, bölgenin geleneksel karakterinin sürdürülebilirliği açısından önemine vurgu yapılmıştır.
Jeotermal enerjinin konut alanında kullanımı: çevresel ve sosyo ekonomik açıdan bir değerlendirme
Tüfek Mikrop ve Çelik adlı bir milyondan fazla kopyası satılan kitabında Pulitzer ödüllü yazar Jared Diamond "Neden Amerikan kıtasının sakinleri Avrasya kıtasını istila etmemiştir de, Avrasya kıtası sakinleri Amerika kıtasını istila etmiştir?" Sorusunu sormuş ve kitabında buna cevap aramıştır. Bu sorunun cevapları arasına; istilayı gerçekleştiren tarafın (Avrasya kıtasında yaşayanlar) fosil enerji kullanımını keşfetmesi, sanayi devrimi ve birbirini takip eden endüstrileşme silsilesinin yarattığı ivmelenme eklenebilir. Bütün bu olayların yaşandığı tarih kronolojisinde günümüze yaklaştıkça pek çok teknolojik gelişim yaşanmış pek çok yenilikler gerçekleşmiştir. Ancak bizlerin endüstrileşme bağlamında ivme kazanmamızı sağlayan fosil yakıtların ne çıkarım teknikleri büyük ölçüde değişmiştir ne de fosil yakıtlar dışında alternatif kaynak arayışına girilmiştir. Bu durum yakın geçmişimizde bilim insanlarının bizlerin önüne koyduğu ve çoğunlukla fosil yakıtların tüketiminden kaynaklı "küresel ısınma" probleminin herkes tarafından ciddiye alınmaya başlanmasına kadar devam etmiştir. Bu noktadan itibaren çözümün istila edilen Amerika kıtasında "ilkel" diye tabir edilen insanların yaşadıkları dönemdeki teknolojinin el verdiği ölçüde kullandığı ve insanlık tarihinin başlarından beri var olan yenilenebilir enerji türlerinde olduğu görülmesi ilginç bir ironi olarak karşımıza çıkmaktadır. Artık pek çok ülke bu konuda araştırmalar yapmakta fosil yakıta olan bağımlılığını ülkesinde bulunan yenilenebilir enerji kaynakları ile azaltmaya çalışmaktadır. Bu çalışma yenilenebilir enerji kaynaklarının ekoloji/ekonomi ikileminde nasıl bir noktada durduğunu irdeleyerek farklı kullanım alanlarının değerlendirmesini yapmıştır. Bu değerlendirme yapılırken literatürde yer alan derin ekoloji ve kentsel sürdürülebilirlik kavramlarını incelemiştir. Buradan hareketle ülkemizde de potansiyel yenilenebilir enerji kaynağı olan jeotermal enerjinin yerleşim yerlerinde kullanım biçimlerini araştırarak, derin ekoloji, sosyo ekonomik ve çevresel yönlerden değerlendirmesini yapmıştır. • Yenilenebilir enerji diğer enerji türlerine göre çevresel ve ekonomik açıdan nasıl farklılaşmaktadır? • Jeotermal enerji konut alanlarının ısıtılmasında ne ölçüde bir enerji kaynağı olarak kullanılabilir ve hangi açılardan diğer yenilenebilir enerji türlerinden nasıl ayrılır? • Kentsel alanlarda konut ısıtmasında jeotermal enerjinin kullanımı hangi parametrelere bağlıdır? Soruları ile araştırmanın kavramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Yöntem olarak literatür ile desteklenen karşılaştırmalı ve karma araştırma yaklaşımı kullanılmıştır. Bu anlamda literatürden elde edilen üst ölçekli verilere dayalı değerlendirmelerden konut alanlarının ısıtılmasına yönelik parametreler belirlenmiştir. Sonuç bölümünde elde edilen sayısal veriler uzman değerlendirmeleri ile birlikte değerlendirilerek konut ısıtmasında kullanılan ve yenilenebilir enerji türlerinden biri olan jeotermal enerji hakkında çevresel ve ekonomik yönden çıkarımlar elde edilmiştir. Seçilen 9 yerleşim yerini mekânsal planlama bakımından değerlendirmek gerekirse; yüksek yüzde ile konut ısıtması sağlayan yerleşimlere (Simav, Sandıklı, Kozaklı) bakıldığında merkezde yoğunlaşan sık bir kentsel makro forma sahip olması ortak özellik olarak görülmektedir. Buna karşıt olarak oldukça düşük yüzdelerde konut ısıtması sağlayan yerleşimlere (Bergama, Sorgun, Diyadin) bakıldığında Bergama ve Sorgun özelinde çok geniş alana yayılmış buna rağmen sık yapılaşmaların olduğu bir kentsel makro forma sahip oldukları görülmektedir. Diyadin için ise geniş alanda dağınık bir kentsel makro forma sahip oluşu ve oldukça düşük sıcaklık ortalaması kaynağın ısıtma kapasitesinin belli bir seviyenin üzerinde olsa dahi az önce sayılan sebeplerden ötürü düşük yüzdede konut ısıtması sağladığı görülmektedir. Edremit ve Gönen özelinde planlama bakımından açıklama yapmak gerekirse kent morfolojisi olarak oldukça yoğun ve sık yapılaşmanın olduğu görülmektedir. Yüksek oranda bir nüfusa sahip olmaları jeotermal kaynağa yakın olma avantajlarını dezavantaja çevirmektedir. Kızılcahamam diğer iki yerleşim yerine göre daha dağınık bir kent morfolojisine sahiptir. Çevresinde bulunan diğer jeotermal kaynaklara doğru bir kentsel gelişme gösterir ise daha fazla hane jeotermal konut ısıtmasından faydalanabilir. Bu araştırma hali hazırda kurulu olan yenilenebilir enerji türlerinden konut ısıtması alanında ileri çıkan jeotermal sistemlerin çevresel ve ekonomik açıdan ne gibi faktörlerce etkilendiğini ortaya koymaya çalışmıştır. Mekânsal planlama ve alakalı diğer konular kapsamında yeni araştırmaların yapılması ülkemizde jeotermal enerjinin daha etkin verim ve doğru kullanım amacına hizmet eden şekilde kullanılmasına olanak sağlayacaktır.
Küreselleşmenin alt merkezlerdeki işlevlerin değişimine etkisi: ortabahçe-ıhlamurdere aksı örneği
Küreselleşme ile birlikte bilgi ve iletişim teknolojilerindeki hızlı değişimler, insanları, şehirleri ve ülkeleri tek bir düzlemde birbirine bağlamaktadır. Böylelikle aynı tip insan davranışları, aynı tip mekanlar ve aynı tip kentler oluşmaktadır. Küresel gücü ve dolayısıyla sermayeyi elinde barındıran kentlerde yeni gösterişli mekanlar, alışveriş merkezleri, kapalı konut alanları ve rezidanslar gibi tüketimi teşvik eden mekanların sayısı giderek artmaktadır. Dünya'daki kentlerin çoğunda yaşanmakta olan bu süreç kent merkezlerini de zaman içerisinde değişime uğratmaktadır. Kent merkezlerinde görülen bu değişimler bazen fiziki mekan dokusunu, bazen fonksiyonları ve bazen de oradaki yaşam ve kullanan çevrenin sosyal dokusunu etkilemektedir. Küreselleşme ile beraber oluşan yeni tüketim kültürü, kentlerde hem işlevsel hem de biçimsel olarak değişime neden olmaktadır. Tüketimin artması, ulaşım altyapısı, nüfus ve ekonomik aktivitelerin merkezden dışarı çıkma eğilimi, ticaret fonksiyonunu da etkilemektedir. Geleneksel kent merkezlerinin yeni iş hizmetleri için yeterli alanı sunmaması, gayrimenkul fiyatlarının bu alanlarda yüksek olması ve bu alanlarda trafik yoğunluğu, geleneksel kent merkezlerinin rekabet gücünü kaybederek, ekonomik rekabet ortamında yarışamamasına neden olmaktadır. Türkiye'de küreselleşmenin etkisi ile ortaya çıkan tüketime dayalı hizmet işlevine ayrılan alanların sayıları giderek artmakta ve var olan alanlar hızlıca hizmet sektörüne dönüşmektedir. Bu da ekonomik anlamda kent merkezlerinin değerini arttırmaktadır. Böylelikle merkezlerdeki küçük yerel işletmelerin farklı bir alana kayarak, yerine ekonomik gelişmeler ile rekabet edebilen yeni işlevlerin gelmesine neden olmaktadır. Tez çalışması boyunca yapılan literatür araştırması, mekansal analizler, anket çalışmaları ve gözlemler sonucunda tarihi dokusu ve kimliği göz ardı edilen merkezlerin küreselleşme ile birlikte değişime uğramasının kaçınılmaz olduğu görülmüştür. Ancak bu değişimleri gerçekleşirken bir yandan da aynı tip mekanların oluşmaması ve kimliğin yok olmaması için tarihi kent merkezlerinin işlevsel dönüşümünü etkileyen etmenlerin ele alınması gerekliliği ortaya konmuştur. Bu doğrultuda da ticari faaliyetlerin ve kullanımın yoğun olduğu Ortabah.e-Ihlamurdere aksı'nın güçlü bir ticari aks olarak varlığını sürdürürken, yeni ekonomik gelişmelerle rekabet edebilen, aynı zamanda tarihi kimliğini de yansıtan bir mekan haline getirebilmek için öneriler sunulmuştur.
Kentsel akarsu kıyılarının kamusal mekan yaratma potansiyelinin belirlenmesi: Kağıthane deresi ve kurbağalıdere örneği
Akarsu kıyıları yerleşmeler evrimi süresince insanlar için her zaman çok değerli doğal kaynak alanları olmuşlardır. Antik kentlerden günümüze kadar pek çok kentin ve metropolün kentsel omurgasını akarsular belirlemiştir. Akarsu kıyıları kentler kadar, kentlerde yaşayan bireyler için de son derece kritik bir konumda yer almaktadır. Tarihsel süreç içinde özellikle sanayi devrimi akarsular için kırılma noktası olmuştur. Sanayi devriminin sonucu olarak hızlı kentleşme ve şehir nüfusundaki artış; akarsuların eski önemlerinin yitirilmesine, kentler içinde kaybolmalarına, sadece ulaşım ve benzeri işlevsel katkılarına odaklanılmasına neden olmuş, bu silsile de akarsuların kirlenmeleri ve taşkınlar ile neticelenmiştir. 20. yüzyıldan itibaren kent içinden geçen akarsular tekrar önem kazanmaya başlamış, işlevsel değerin yanında estetik ve toplumsal değerlerinin yeniden farkına varılmış ve akarsuları kente kazandırma çalışmaları kentsel tasarım ve planlamanın temel konuları olmaya başlamıştır. Tez konusu kapsamında da akarsu kıyılarının kamusal mekan olarak tasarlanmaları gerekliliği görüşünden hareketle söz konusu alanların tasarım ve planlama prensipleri üzerinde çalışılmıştır. Buna göre kamusal mekanın ve kamusal mekan kavramı içinde akrsuların önemi üzerinde durulmuştur. Tarihsel süreç içinde oynadıkları kentsel rollerden bahsedilmiş; kent ve birey açısından ekonomik, sosyo-kültürel, psikolojik, fizyolojik ve ekolojik olarak sağladıkları yararlar ortaya konmuştur. Sonrasında kent içinden geçen bir akarsuyun kıyısında kamusal mekan yaratabilmek için düşünülmesi gereken planlama ve tasarım parametreleri 15 başlık altında özetlenmiştir. Belirlenen bu parametreler, çalışma alanlarında fotoğraflar ve alansal analizlerle değerlendirilerek sorunlar ve potansiyeller belirlenmiştir. Belirlenen parametrelere uygunlukları, karşılaştırmalı olarak yapılan analizlerle listelenmiş ve böylece kamusal mekan yaratma potansiyelleri ortaya konmuştur. Bu çalışmada araştırma alanı kapsamında İstanbul ili Avrupa Yakası'nda Kağıthane Deresi ve Anadolu Yakası'nda Kurbağalıdere seçilmiştir. Kağıthane Deresi ve Kurbağalıdere'nin her ikisinin de kıyı alanları tarihi süreçte mesire alanları olarak kamusal kullanım açısından halk için rekreasyon alanları olagelmiştir. Zaman içinde kentleşmenin ve sanayileşmenin baskısıyla oluşan yanlış arazi kullanımları ve atık suların bu derelere bağlanması zamanla bu derelerin kirlenmesine neden olmuştur. Günümüzde bu kirliliğin bertaraf edilmesi, taşkın riskinin ortadan kaldırılması ve kıyılarının düzenlenmesi adına ıslah çalışmaları devam etmektedir. Bu iki dere özelinde yapılan değerlendirmeler, çalışmaların kamusal mekan yaratımı adına ne kadar etkili olduğunu ortaya koymaktadır. Ülkemizde akarsu düzenleme çalışmaları öncelikle akarsuyu ıslah etmeği amaçlamaktadır ve bu sadece bir mühendislik müdahale olarak düşünülerek yapılmaktadır. Akarsular taşkın yapılarıyla kanal içine alınarak kent ile ilişkisi kesilmekte, kıyıları kamusal mekan yaratma potansiyeli düşünülmeden planlanmaktadır. Bu çalışma ile amaçlanan kent merkezlerindeki akarsu kıyılarında akarsuyun ekonomik, sosyal, kültürel, psikolojik ve ekolojik yaralarını ortaya çıkarmaya katkı sağlayacak mekanlar yaratılabilmesi için stratejiler elde edilmesi ile kamusal mekan tasarım ve planlama önerilerine girdi sağlayabilmektir. Kentleşmenin yarattığı olumsuz baskıyla kentin içinde kaybolan, kentle bütünleşme noktasında eksik kalan akarsu kıyılarının kentliye ve kente kazandırılması gerekliliğini detaylı olarak tartışmak, akarsu kıyılarının anlam ve önemini ortaya koymak ve bu alanlarda çok yönlü olarak oluşturulan parametreler doğrultusunda kamusal mekan tasarım ve planlamasına bir yol haritası oluşturmak hedeflenmektedir.
A framework for socially sustainable urban transformation: Sulukule case study
Since the large majority of the World's population has begun to live in urban areas, the role of cities in sustainable development has increased. And at the same time, the gradually growing population has brought along many problems in cities especially related with social life in addition to environment and economic issues. Urban transformation as a method tackling physical and social decline, sometimes also had negative consequences in some parts of the society, while contributing to the general health of cities and economic developments in Turkey. This conflict is the underline basis of this research and reveals its necessity. Social sustainability, which is the pillar that is unfortunately ignored or rarely considered to its full extent, promotes wellbeing and quality of life by understanding what people need and combines the physical realm with the social world. It is obvious that social sustainability improves the achievements of urban transformation by highlighting social and cultural values in decision making. In addition, social sustainability aware urban transformation ensures: inclusivity, democracy and participation in governance; equity and accessibility in providing basic services such as housing, infrastructure and amenities; and, diversity and cohesion in social, cultural & economic policies. In the light of these key areas and under the umbrella of urban transformation, some world-wide projects and urban transformation laws in Turkey have assessed. Turkey's most populous and invested city, Istanbul, receives a large number of urban transformation projects. After the Council of Ministers declared Sulukule as an urban transformation area based on the law No. 5366, the life of the local inhabitants dramatically changed and, social and cultural assets were ignored. This research identifies the deficiencies and outputs of the project through a socially sustainable urban transformation assessment framework and aims to provide social sustainability included planning scenarios for the future. The main aim of this research is to identify social sustainability within urban transformation context and develop a framework for Turkey. The urban transformation projects in the world have been examined and the methods of the implementation of social sustainability have been analysed. In this perspective, the legal instruments of urban transformation in Turkey have been examined within the scope of social sustainability. As a result, the Sulukule Urban Regeneration Project has been evaluated in terms of socially sustainable urban transformation framework criteria.
Antalya ili UNESCO dünya miras ve geçici miras listesi envanterinin tarihi kentsel peyzaj (HUL) yaklaşımı ile değerlendirilmesi
Bu çalışma miras alanlarının korunması konusunda oluşan problemlere değinerek çözüm metotları bulmaya odaklanmaktadır. Ana teması UNESCO miras alanlarının kentsel koruma bağlamında "nasıl korumalıyız?" sorusuna yanıt aramak için, kavramsal ve kuramsal çerçeve oluşturulmakta, Türkiye'de olan mevcut durum incelenmekte ve örneklem alanı olarak seçilen Antalya ili bu kapsamda detaylı olarak irdelenmektedir. Araştırmanın amacı koruma sorunlarından yola çıkarak UNESCO Dünya Miras Alanları'nın kentsel koruma bağlamında bütünleşik bir planlama yaklaşımı olan "Tarihi Kentsel Peyzaj (HUL)" kavramının bir planlama aracı olarak kentsel planlamaya dahil edilmesini değerlendirmektir. Araştırmanın hedefleri ise, Kentsel koruma kavramını irdeleyerek, UNESCO Dünya Miras Alanları'nı ve "Tarihi Kentsel Peyzaj (HUL)" kavramını tanımlayarak, çalışmanın kuramsal ve kavramsal altyapı oluşturmak; Türkiye'de koruma ve kentsel koruma konuları incelenerek Türkiye'nin UNESCO Dümya Miras Listesi'ndeki konumunu ortaya çıkarmak; Türkiye'de seçilen örneklem alanı özelinde oluşturulan kavramsal ve kuramsal çerçeve ışığında arazi kullanım verileri ve üst ölçek plan kararları üzerinden UNESCO Miras ve Geçici Miras Listesi Envanteri'ni değerlendirme yaparak "Tarihi Kentsel Peyzaj (HUL)" yaklaşımının uygulanabilirliğini değerlendirmek; Türkiye UNESCO Dünya Miras Alanlarının korunması konusunda "Tarihi Kentsel Peyzaj (HUL)" yaklaşımının uygulanabilirliğini örneklem alanı üzerinden deneysel kanıt sunarak değerlendirmektir. Tanımlanan amaç ve hedefler kapsamında "Türkiye'de UNESCO Miras ve Geçici Miras Listesi'nde yer alan alanların korunması konusunda "Tarihi Kentsel Peyzaj (HUL)" yaklaşımı uygulanabilir mi ve nasıl dahil edilebilir?" temel sorusuna yanıt aranmaktadır. Araştırmada kullanılan yöntem, tümdengelimci ve kavramsal bir yaklaşımla oluşturulan bir model sunmak ve hedefler doğrultusunda araştırma sorularını karma tekniklerle yanıtlamaya çalışmaktır. Karma teknikler olarak literatür çalışmaları, mekansal tespit, analiz ve uzaktan algılama programları ve görsel programlar olan ARCIS ve Photoshop kullanılmıştır. Sonuç olarak bilgi ve yöntem önerisi sunulmaktadır.
Evaluating urban diversity practices of local municipalities in istanbul: A case study of Besiktas, Beyoglu and Fatih municipalities
Cities are the most important places where urban diversity comes to the forefront as diverse groups are encountered mostly in urban areas. Socially, economically or demographically diverse groups come together in cities. Cities are becoming more diverse than ever. Istanbul has a diverse character dating back to the Ottoman Empire Period. In that period minorities located in the city had great tolerance. However, with the emergence of the nation state the city started to loose its diverse characteristics by decreases in the minority population. But, the city is becoming more diverse, as a result of increasing migration flows in recent decades. In this regard, the responsibilities of local municipalities increases in order to cope with the increased diversity. The main aim of the research is to understand the perceptions of the local municipalities towards diversity and to evaluate the success of local municipalities in addressing diversity in Istanbul. The best way to evaluate the practices of local municipalities is seen as using a qualitative case study method to gain in-depth knowledge by comparing different municipalities in Istanbul. Also Eurocities "Integrating Cities" frameworks (Inticities, Dive,Mixities,Implementoring, etc.) are taken as examples for choosing the case study method for this study as in these studies the case study method has also been used to evaluate successful diversity practices in European cities. In this study, the notion of diversity is identified first by looking at its various meanings and evaluating policies towards diversity. Then the importance of diversity in cities is identified by looking at the reasons for the rise of diversity in cities, planning implementations in diverse cities and economic and social benefits of diversity in the city. After examining the term diversity, progressions towards diversity in Europe are identified to understand the spatial reflections of diversity. The reason to choose Europe instead of other regions is because evolution of diversity in European cities resembles Turkey; both contexts influence each other as Turkey is part of Europe. After examining progressions in Europe by looking at the evolution of diversity policies and practices in Europe, progressions towards diversity in Turkey and Istanbul are identified to understand the case study municipalities better by looking at the national and local perspectives. As the study aims to evaluate and compare the perceptions and successes of local municipalities in terms of diversity, three district municipalities in Istanbul were chosen for the cases of the study as district municipalities are most significant elements of local administration. Diverse groups are encountered in cities and as a result of this, conflicts and the needs of these diverse groups are better understood at the local level. Also, people are represented directly and could participate to the decision making process at local level. Beşiktaş, Beyoğlu and Fatih Municipalities were chosen as the cases of the study. To evaluate the success of diversity practices the study first looked at strategic plans and the performance and activity reports of the municipalities. Then in-depth interviews were done with the employees in these municipalities. Then the results were evaluated according to the benchmarks created by Eurocities projects. Finally, findings were identified as the conclusion of the study. The changing perception of diversity in each municipality, their common approaches, the importance of national laws and regulations in implementing diversity practices and the importance of local practices developed in addition to legal directives and the impact of international networks in adopting diversity practices were identified as the main findings of this thesis.
İstanbul servis araçları atıl kapasite araştırması
İnsan yaşamının bir gereği ve sonucu olan ulaşım, büyüyen kentler ve nüfus artışı sonucu daha uzun mesafeli seyahat talebi ve yeni ulaşım türleri gerektirmiştir. Özellikle 18. yüzyıldan sonra yayılmaya ve sur dışındaki yerleşim yerleriyle daha güçlü bağlar kurmaya başlayan İstanbul'da kent içi ulaşım sistemine ihtiyaç duymuştur. 19. Yüzyıla gelindiğinde artan ticari aktiviteler ve yeni merkezlerin oluşması, kent içi ulaşımda karayolu yatırımlarını ve toplu taşımacılığı ortaya çıkarmıştır. Bu dönemden 20. Yüzyılın ortasına kadar kent içi ulaşımda tramvaylar ile ulaşım talebi karşılanmaya çalışılmıştır. 1950'lerde İstanbul ulaşımını etkileyecek radikal kararlar alınarak tramvaylar kaldırılmış, büyük bulvarlar açılarak daha ekonomik görünen troleybüsler ulaşım talebini karşılamaya çalışmıştır. Yapılan karayolları yatırımları sonucu otomobil kullanımı hızla artmıştır. Troleybüs deneyiminde başarısızlık, otobüs sisteminin yaygın kent içi ulaşım türü olarak ortaya çıkmasını sağlamıştır. 1970'lere gelindiğinde aldığı göçler nedeniyle ulaşım talebinin toplu taşıma araçları ile karşılanamaması ülkemize özgü taksi-dolmuş, dolmuş, minibüs ve servis aracı gibi alternatif toplu taşıma türlerini ortaya çıkarmıştır. Ulaşım talebinin karşılanması için yapılan karayolu yatırımları kapasiteyi arttırmış fakat aynı zamanda karayoluna olan talebi, çevresel, ekonomik ve sosyal sorunları arttırmıştır. Özellikle petrol krizi sonrası artan petrol fiyatları İstanbul'da raylı sistem ağlarının geliştirilmesi ve toplu taşıma odaklı bir ulaşım ağının oluşturulması niyetini ortaya çıkarmıştır. Fakat amaçlanan toplu taşıma odaklı ulaşım çalışmaları başarısız kalmış ve dolmuş, minibüs ve servis gibi alternatif ulaşım yöntemleri kendiliğinden gelişmiştir. Ulaşım Planlama Müdürlüğü'nden temin edilen ve kalibrasyonu yapılmış güncel yolculuk matrislerine göre İstanbul'daki tüm yolculukların %10'unun, motorlu araçlarla yapılan yolculukların %18'inin yapıldığı servis araçları, önemli bir alternatif olarak kent içi ulaşım talebinin karşılanmasını sağlamaktadır. Bu araştırma ampirik ve teorik bir çalışma olup, İstanbul'daki servis seferlerinde kapasite kullanım durumunu tespit etmeyi ve toplam atıl kapasitenin büyüklüğünü bulmayı hedeflemiştir. Öncelikle araştırmanın kuramsal altyapısı oluşturularak kent içi ulaşım, ulaşım talebi, ulaşım türleri (modlar), toplu taşıma ve ulaşım talebinin yönetilmesi kavramları araştırılmıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Planlama Müdürlüğü'nden temin edilen "İstanbul Ulaşım Ana Planı Hanehalkı Araştırması Analitik Etüt Çalışması" (2012) kapsamında yapılan hanehalkı anket sonuçları açıklanmış ve bu hanehalkı anketlerinden Ulaşım Planlama Müdürlüğü tarafından oluşturulan yolculuk matrisleri incelenmiştir. İlk etapta hanehalkı anketine katılanların yolcu profili, ulaşım tercihleri ve yolculuk özellikleri incelenirken, ikinci etabında matrisler amaçlarına ve ulaşım modlarına (türel dağılım) göre detaylı olarak incelenmiştir. Çalışmanın daha iyi yorumlanabilmesi için İstanbul'un geçirdiği tarihsel süreçler ve mekânsal yansımaları incelenmiş, bu değişikliklerin ortaya çıkardığı ulaşım talebi ve ulaştırma ihtiyaçları ele alınmış, kalkınma planları ve o dönem Türkiye'nin içinde bulunduğu ekonomik ve politik süreçler irdelenmiştir. 2012 yılında "İstanbul Ulaşım Ana Planı Hanehalkı Araştırması Analitik Etüt Çalışması" kapsamında anket yapılan 49.176 kişinin yolculukları incelenerek servis yolculuğu yaptığı tespit edilen ve iletişim bilgileri eksiksiz olan 3068 kişi Aralık 2016-Ekim 2017 tarihler arasında aranarak kapasite kullanım oranlarının tespitine yönelik telefon anket çalışması yapılmıştır. Yapılan telefon anket sonuçları, gidiş, dönüş ve tüm yolculuklar olarak başlangıç-varış noktalarına göre verilmiş ve yolcu profilleri ortaya konmuştur. "İstanbul Ulaşım Ana Planı Hanehalkı Araştırması Analitik Etüt Çalışması" sonucunda İstanbul Büyükşehir Belediyesi Ulaşım Planlama Müdürlüğü oluşturulan matrisler, telefon anket çalışmalarıyla birleştirilerek servis seferi ortalama araç kapasitesi ve ortalama yolcu sayısı verileriyle hesaplamalar yapılarak gereken ve mevcut servis seferi sayısı hesaplanmıştır. Bu hesaplarda, ilçeden ilçeye, ilçe üretim değerine, ilçe çekim değerine ve İstanbul geneline göre olmak üzere dört yaklaşımda ele alınmıştır. Her bir yaklaşım genel ortalama ve amaçlarına göre ortalamalarla iki farklı şekilde ele alınarak toplamda sekiz farklı değer bulunmuştur. Elde edilen değerler, anketler sonucu keşfedilen ilişkisellikler tezin sonuç kısmını oluşturmaktadır.
Antalya için iklim değişikliğine uyum stratejileri önerisi
İklim değişikliği etkisini azaltmak, sürdürülebilir bir planlama anlayışını ortaya koymak, yenilenebilir enerji kaynakları kullanımını yaygınlaştırmak, küresel ısınmaya sebep olan ve doğal dengeyi bozan sera gazı etkilerini azaltmak için bir takım projeler geliştirilmektedir. Küresel ölçekte iklimle mücadele konusu çok önemli bir hadise olarak yerini almaktadır. Bu sebeple kentlerin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığının artırılması için bir çok adım atılarak konferanslar, paneller ve sözleşmeler oluşturulmuştur. Avrupa Komisyonu'nun sera gazı azaltım hedefi gözeterek, iklim değişikliği etkilerini azaltmayı amaçlayan, bunun yanı sıra iklim değişikliğine karşı kentleri dirençli hale getirecek projeleri taahhüt etmesini sağlayan Başkanlar Sözleşmesi bunlardan biridir. Sözleşme kapsamında yerel yönetimlerce yapılan eylem planları, 2020 ve 2030 yılları taahhüdüyle iklim değişikliği azaltımını ve iklim değişikliğine adaptasyonu hedef göstermektedir. Antalya kenti 2013 yılında Başkanlar Sözleşme'sine taraf olarak, iklimle mücadelede uluslararası bir eylem çabası başlatmıştır. Antalya'nın nüfus yoğunluğu, kentsel yapısı ve kentleşme hızına baktığımızda iklim değişikliği etkilerinden etkilenebilirliğinin yüksek olduğu ihtimali karşımıza çıkmaktadır. 2013 yılında enerji envanterinin hesaplanması ve azaltım stratejilerinin ortaya konması, bir sonraki aşama olan 2030 hedefli iklim uyum planına altlık olarak değerlendirilebilir niteliktedir. Bu çalışma Antalya'nın mevcut durumu ve 2013 yılı Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı gözetilerek, kentin iklim değişikliğine dirençli hale gelebilmesi için, iklim değişikliğine uyum stratejilerini geliştirmeyi amaçlamaktadır. Antalya için iklim uyum stratejileri geliştirilirken Bursa Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı ve Başkanlar Sözlşemesi kapsamından çıkarım yapılarak beş tema başlığı ile çerçeve oluşturulmuştur: Kent içi sular ve dereler, kentsel ısı adası, halk sağlığı, yeşil alanlar ve biyoçeşitlilik, idari örgütlenme ve planlama yaklaşımı. Bu tema başlıklarına göre, kentin iklimle mücadelesindeki mevcut durumunu ortaya koymak için Mart 2018 tarihinde, Antalya kentinde 40 kişilik bir anket çalışması yapılmıştır. Antalya Büyükşehir Belediyesi'nin ilgili birimleriyle yapılan görüşme ve anket sonucu, oluşturulan stratejilerde karar verilmesini sağlamıştır. Bununla birlikte şehir planlamanın doğal çevre düşünülerek ele alındığı, daha yaşanabilir olan, çevreye duyarlı, bu konuda iyi uygulama örneklerine ve projelerine sahip olan ve Başkanlar Sözleşmesi'ne taraf olan üç Avrupa kentinin eylem planları örnek olarak incelenmiştir. Tez çalışmasında elde edilen anket sonucuna göre, belirlenen temalar kapsamındaki müdahale edilmesi gereken riskli durumlar tartışılarak, iklimle mücadele için Antalya'nın acil olarak ortaya koyması gereken eylemler belirlenmiştir. Çıkan neticeye göre beş temayla ilgili de Antalya'nın başlangıç evresinde kaldığı ve iklim değişikliği ile ilgili olarak risk altında olduğu ortaya çıkmıştır. Çalışmanın sonucunda, uluslararası ölçekte kabul görmüş, bilimsel ve doğal esaslı çözümler belirlenerek, kentin adaptasyon stratejileri geliştirilmiştir. Bunun yanı sıra iklimle mücadelede, yerel yönetimlerin üzerine düşen sorumluluk, kurumlar arasında sağlanacak organizasyon ve koordinasyon, kamu-özel ortaklığı ve katılımcı planlama anlayışının şüphesiz ki son derece önemli bir hale geldiği ortaya konmuştur. Farklı sektörlerdeki enerji kullanımı sonucu ortaya çıkan sera gazı salımlarının mekansal planlama pratikleriyle, enerji verimliliğinde kurumsal, bireysel ve toplumsal davranış değişiklikleriyle, teknolojik etmenlerle önemli ölçüde düşürülebildiği incelenen Avrupa kentleriyle ortaya konmuştur. Antalya Sürdürülebilir Enerji Eylem Planı birinci olarak enerji envanterini ve sera gazı salımı oranlarını belirlemiştir. Bunu takiben çalışma kapsamında üretken, yaşanabilir ve iklime dirençli bir kent yaratma hedefiyle Antalya'nın iklim değişikliğine uyum stratejileri geliştirilmiştir. Oluşturulan stratejiler kapsamında, mevcut tarihsel veriler ve iklim değişikliği senaryoları bağlamında bir etkilenebilirlik analizi değerlendirilmesi de oluşturulmuştur. Son olarak doğal yapı bileşenlerinin kent kimliğini belirleyen girdiler olarak tanımlanması ve korunmasının son derece önemli olduğu, bu durumun iklim değişikliğine adaptasyon için oluşturulacak kentsel stratejilerdeki merkezi yeri vurgulanmıştır.
An assesment of market issues and the role of social media on eco-farms
Along with neoliberal policies, there are changes in economic, social, and spatial dimensions. In particular, intensive industrialization and urbanization are affecting the rural areas. Alternative and sustainable development is needed to prevent gentrification, to protect environmental and cultural values, and to step up the socio-economic development of local people. Ecological farms to be covered within the scope of the study presents the integrated approaches of eco-tourism, voluntary tourism and experience tourism that are the type of alternative tourism. Approaches aimed in ecological farms; the creation of economic and social benefits, the creation of educational and learning activities, the provision of social and cultural sustainability, the development of environment friendly production and consumption models by reducing usage of resources. In this study, a questionnaire study was carried out with 28 ecological farm owners included in the Eco-Agro Tourism and Voluntary Knowledge and Skills Exchange on Organic Farms (TaTuTa) project which has been initiated by the Buğday Association. Value creation is emerging as a concept that is both economic and socially focused. 28 farms to be surveyed were selected in this direction. Encountered problems faced by the eco-farms that accept both voluntary and guest. farms, how they interact with volunteers and guests, how social media and online marketing systems affect economic and social value are discussed in this thesis. According to the findings, farm owners use online marketing methods substantially and benefit from social media to promote their farms, reach out to volunteers and guests, and sell farm products.
Afet lojistiği kapsamında Bayrampaşa ilçesi analizi
Afetler tarih boyunca, insanoğlu için fiziksel, ekonomik ve sosyal kayıplara sebep olarak ciddi hasarları beraberinde getirmiştir. 17 Ağustos 1999 Kocaeli Depremi ülkemiz için dönüm noktasıdır. 7.2 büyüklüğündeki deprem, ülke sanayisinin kümelendiği ve nüfus yoğunluğunun yüksek olduğu bir noktada gerçekleşerek, 15.000'den fazla insanımızın ölümüne, 77.000 den fazla binanın hasar almasına sebep olmuştur. Depremde zarar gören kamu binalarının depreme dayanıksız olması, çöken köprüler, kopan telefon hatları ve beraberinde getirdiği bilinmemezlik arama-kurtarma faaliyetlerinin etkisiz kalarak karmaşa ortamı oluşturmuştur. Depremin etkisinin büyük oranda atlatılmasına rağmen psikolojik sorunlar yaşayan insanlar prefabrik evleri tercih eğilimi göstererek psikolojik olarak depremin etkisinden uzun süre kurtulamamıştır. Prefabrik evleri tercih eden kişiler altyapı ve üstyapı (sağlık tesisi, okul) hizmetlerine erişmekte sorunlar yaşanmıştır. Aslında sebep yalnızca 7.2 büyüklüğündeki deprem değil, planlama anlayışımızdaki yanlışlar, standartlara uygun yapılmayan denetimsiz binalar, uygun olmayan zemine yapılaşma faktörlerinin bir araya gelmesidir. Benzer büyüklükteki deprem olayının nüfus yoğunluğu yüksek gelişmiş ülkelerde yaşanması durumunda, kayıplarının çok daha az olması, planlama anlayışımızın, afet bilincimizin ve farkındalığımızın gelişmesi gerektiğinin kanıtıdır. Afetler yaşanmadan önce; kanuni düzenlemeler, yönetimsel çalışmalar, hukuki, teknolojik, bilimsel önlemler alınarak afetlerin etkilerini azaltmak mümkündür. Hızla artan nüfus ve beraberinde getirdiği yapılaşma problemleri, afet durum hazırlıklarımızın artarak bir takım gerekli yasal düzenlemeler ve afet bilincimizin artması ile aşılabilecektir. Dünya çapında düzenlenen; "Uluslararası Afet Zararlarının Azaltılması On Yılı" (1990-1999), "Milenyum Deklerasyonu" (2000), "Birleşmiş Milletler Genel Kurulu" (2003), "Hyogo Çerçeve Eylem Planı, 2005-2015" uluslararası birleşik çalışmaları sayesinde afetlerde oluşacak kayıpların azaltılması yönünde uygulanan politikaların, dünya çapında afet bilincinin artmasına olumlu katkıları olduğu görülmektedir. Ülkemizde ise, İstanbul İli Sismik Mikro-Bölgeleme Dahil Afet Önleme/Azaltma Temel Planı Çalışması (JICA raporu), Marmara Depremi Acil Yeniden Yapılandırma (MEER Projesi) ve buna benzer önemli proje çalışmaları ortaya konmuştur. Bu çalışmalar sonucu elde edilen veriler ışığında, teorinin hayata geçirilmesi yapılan çalışmaların amacına ulaşmasını sağlayacaktır. Ne yazık ki Türkiye'mizin bulunduğu coğrafi şartlar sebebiyle afetlere sıkça maruz kalacağından, durumun bilincinde olarak bu yönde hamleler yapılmalıdır. Afetlerin yalnızca fiziksel olumsuz etkiler ile sınırlı kalmayıp, bunun ötesinde psikolojik, ekonomik ve siyasi olumsuz etkileri beraberinde getirmektedir. Bu sebeple yaşanan afetlerin kayıpsız veya en az kayıp ile atlatılabilmesi için; risk ve zarar azaltma- hazırlık-müdahale-iyileştirme döngüsünün kusursuz işlemesi insanlarımız için büyük önem arz etmektedir. İnsani yardım malzemelerinin ve teçhizatının en kısa zamanda ve en iyi koşullarda ihtiyaç duyulan noktaya ulaştırılması, etkili yardım operasyonlarının önemini arttırmaktadır. Dolayısı ile lojistik faaliyetler insani yardım operasyonlarında ve afet yönetiminde kritik bir yere sahiptir. Başta İstanbul olmak üzere, Tüm Marmara Bölgesini bekleyen büyük deprem sonucunda ortaya çıkacak olan insani yardım ihtiyacının karşılanması noktasında; Çalışma alanı olarak seçilen Bayrampaşa İlçesi; Büyük İstanbul Otogarı, önemli karayolu bağlantı noktaları, Avrupa Yakasının yaş sebze meyve ihtiyacının büyük bölümünü karşılayan Hal'in ilçede bulunmasından dolayı stratejik bir noktadadır. Çalışma kapsamında İlçe Kamu kuruluşları ile; haberleşme, taşımacılık, depolama, altyapı, enkaz kaldırma, geçici iskan, dış kuruluşlarla koordinasyon faaliyetlerini kapsayan anket çalışmaları yapılarak, yıllarca süregelen kontrolsüz ve sağlıksız yapılaşma sonucu muhtemel afet durumunda kritik önem arz eden hastane, depo vb. noktalara erişilebilirlikleri ve hizmet durumları analiz edilmiştir. Çalışmada afet lojistiği kapsamında ilçe içi yerleşimlerin maruz kalabileceği afetler karşısında afet lojistiğinin etkin bir şekilde işleyebilmesi için gerekli olan mekansal yapılanma parametrelerinin ve sürecin belirlenmesine yönelik çalışma yapılarak olası afet durumuna lojistik çözüm önerilerine yer verilmekte olup, başarılı dünya örnekleri incelenerek Bayrampaşa İlçesi afet yardımlarında lojistik operasyonların planlaması ve yürütülmesi anlayışının daha da gelişmesi amaçlanmaktadır.
Trafik tıkanıklığı ücretlendirmesinin İstanbul örneği: Tarihi yarımada ve Kadıköy
Teknolojik gelişmeler ve hızlı kentleşmenin etkisiyle kentsel ulaşım sorunları meydana gelmektedir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak kentsel ulaşım sorunlarından biri trafik tıkanıklığıdır. Kent hayatının en önemli problemlerinden biri olan trafik tıkanıklığı, nüfusun hızla artması, sosyo-ekonomik ve teknolojik gelişmelerin özel araç sahipliliğini cazip kılması, kent içinde ulaşım mesafeleri, hareketlilik oranı ve ulaşım talebinin artmasına rağmen; yol altyapısının ulaşım talebini karşılamaması ile kent içinde ulaşımı zorlaştıran faktörlerden biri olmuştur. Trafiğin olumsuz etkileri ve ulaşım talebinin karşılanamaz hale gelmesine yönelik yeni yolların yapılması ve yolağının genişletilmesi gibi çözümler önerilmiş; ancak özel araçların ulaşım sisteminde etkin rol alması, bu çözümlerin yetersiz kalmasına neden olmuştur. Trafik tıkanıklığını azaltmak üzere, arazi kullanım politikasının değişmesi ve halkın toplu ulaşım sistemine yöneltilmesi gibi arz ve talep yönlü trafik tıkanıklığı ile mücadele programları başlatılmıştır. Bu uygulamalardan biri trafik tıkanıklığı ücretlendirmesidir. Tıkanıklık ücretlendirmesi, özel araçları ile seyahat eden kişilerin belirli bir yolu kullanması karşılığında ücret ödemesi prensibine dayanmaktadır. Yol üzerindeki yoğun şeritten ilerlemek, belirli bir bölge içerisine girmek, bölge sınırları dışındaki kordon üzerinden geçmek veya kat edilen mesafeye bağlı olarak tıkanıklık ücreti alınmaktadır. Tıkanıklık ücretlendirmesinin temel amacı, bireylerin trafik tıkanıklığının yoğun olduğu alanlarda, yola yeni giren araçların diğer araçlar üzerinde yaratmış olduğu yakıt maliyeti, işletme maliyeti ve daha uzun seyahat süresi gibi ek maliyetlerin azaltılmasını sağlamaktır. Marjinal maliyet hesaplaması ile, tıkanıklık ücreti olarak belirlenen fiyatın ek maliyeti karşılaması sağlanmaktadır. Ancak, kentsel ulaşım sisteminde yolağını kullanan araçların önceden ücret ödemeden aldığı hizmete ödeme yapması gerektiği, başta toplum olmak üzere politikacılar, işletme sahipleri ve yetkili firmalar tarafından kabul edilmesi gereken bir durum yaratmakta; kent merkezlerinde uygulama zorluklarını meydana getirmektedir. Dünya üzerinde tıkanıklık ücretlendirmesi uygulaması 1975 yılında Singapur'da uygulanan yol ücretlendirmesi modeli ile başlamıştır. Singapur'da hem trafik tıkanıklığının azaltılması hem de yeni bir gelir kaynağı olarak görülen uygulama, 2003 yılında Londra'da alan ücretlendirme uygulamasının başlamasıyla tanınmıştır. Uygulama yöntemi, aşamaları, uygulamanın başarılı sonuçları ve etkinliği ile Londra diğer ülkeler tarafından örnek alınarak; ücretlendirme 2006 yılında Stockholm'de, 2008 yılında ise Milano'da uygulanmaya başlamıştır. Bu süreçten sonra dünya üzerindeki diğer ülkelerin de ücretlendirme uygulaması için çalışmalara başlaması, tıkanıklık ücretinin popüler bir talep yönetim stratejisi olmasını sağlamıştır. İstanbul için yapılan bu çalışmada, kuramsal arka plan tıkanıklık ücretlendirmesi politikası, uygulama yöntemleri, kent içindeki uygulama zorlukları ve önemli paydaşlar tespit edilerek, uygulamanın başarılı olarak devam ettiği kentlerdeki başarı kriterlerini ortaya konmaktadır. Çalışmanın uygulama kısmında ise, günün belirli zaman diliminde yoğun trafik tıkanıklığı sorunu yaşayan İstanbul'da tıkanıklık ücretlendirmesinin uygulanabilirliği araştırılmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından beş bölge için hazırlanan tıkanıklık ücretlendirmesi uygulama planları incelenmiş; uygulamanın gerçekleşme ihtimali yüksek olan bölgeler tez kapsamında Tarihi Yarımada ve Kadıköy olarak belirlenmiştir. Belirlenen iki bölgede uygulanacak olan tıkanıklık ücretlendirmesi, uygulama modeli ve uzun dönem etkileri değerlendirildiğinde, trafik tıkanıklığının ve hacminin azalması, araçların ortalama hızlarının artması, motorlu taşıtlardan salınan CO, CO2, NOx ve PM10 gibi insan sağlığına ve çevreye zararlı gazların azalması beklenmektedir. İstanbul'da uygulanması planlanan tıkanıklık ücretlendirmesi uygulamalarının dünya örnekleri ile kıyaslandığında planda belirtilmeyen konuların olduğu tespit edilmiştir. Uygulamanın hukuki boyutu ve uygulama yöntemine dair konuların değerlendirilmesi amacıyla belediye yetkililerinden bilgi alınmış, kentsel alanda ücretlendirme uygulamasının kabul edilebilirliği incelenmiştir. Alınan cevaplar ve plan incelemeleri sonucunda, uygulamanın matematiksel hesaplarının yapıldığı, sosyal açıdan değerlendirilmediği tespit edilmiştir. İstanbul'da uygulamanın sosyal açıdan kabul edilebilirliğini sağlama yollarına dair öneri uygulama planı, yasal süreç, organizasyon şeması, halk desteğini sağlama yolları ve Smeed Kriterleri'ni içeren ''Uygulama Planı Önerisi'' olarak sunulmuştur.
Uluslararası hızlı servis restoranlarının ticari alan analizine dayalı bir yer seçimi modeli önerisi
Toplumsal yaşam biçimi ve yeme içme alışkanlıkları ile kentsel mekânın değişimine bağlı olarak hem nicelik hem de nitelik bakımından küreselleşme ile birlikte hızlı bir gelişme gösteren uluslararası hızlı servis restoranlarının yer seçimi kararları büyük bir önem kazanmıştır. Günümüzde kentsel gelişmeler hem mekânsal etmenler hem de mekâna doğrudan etkileri olmayan sosyal, ekonomik ve kültürel etmenler çerçevesinde ele alınmaktadır. Bu araştırmada kente dair beklentilere ve hızlı yaşam biçimlerine cevap verebilme kapasitesine sahip olan uluslararası hızlı servis restoranlarının kentlerde önemli bir kullanım haline gelmesi sonucunda, yer seçiminde ticari alan analizinin bir araç olarak kullanılmasına ve bu kapsamda ticari alan özelliklerinin irdelenmesine odaklanılmaktadır. Uluslararası hızlı servis restoranlarının yer seçimi kararlarının alınmasında günümüze uygun yöntemler doğru tespit edilemediği için sorunlar yaşanmakta ayrıca ticari alanlar ile ekonomik ve mekânsal ilişkilerin kurulamaması yer seçiminde ticari alan özelliklerinin etkisinin bilinmemesine neden olmaktadır. Bu sorundan yola çıkılarak, tez çalışmasında "Uluslararası hızlı servis restoranlarının yer seçimi kapsamında ekonomik hacimleri ile ticari alan özellikleri arasında nasıl bir bağımlılık düzeyi bulunmaktadır?" temel sorusuna yanıt aranmaktadır. Bu bağlamda, araştırmanın amacı; uluslararası hızlı servis restoranlarının ekonomik hacmi ile ticari alanlarına ait kentsel, demografik ve sosyo-ekonomik verileri arasındaki bağımlılık düzeyini Türkiye ölçeğinde yer seçimi kapsamında analiz ederek bir yer seçimi modeli ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda belirlenen araştırma hedeflerinden ilki; literatürde yer alan ticari alan modelleri ve analiz yöntemleri ile ilgili bir değerlendirme yaparak bu değerlendirme sonucunda günümüz koşullarına uygun yer seçimi yöntemine karar vermektir. Türkiye'deki uluslararası hızlı servis restoran sektörünün yayılma stratejilerini iller ve ticari alanlar düzeyinde kavramak, gayrimenkul geliştirme kriterlerini anlamak, hızlı servis restoranlarının lokasyonları ile ticari alan özellikleri arasındaki ilişkiyi ortaya çıkarıp potansiyel pazarları belirlemek ise araştırma hedeflerinden ikincisidir. Bu kapsamda, uluslararası hızlı servis sektörü yer seçimi kararlarında ticari alan özelliklerinin etkisinin bilinmemesi problemi, oluşturulan metodolojik çerçevenin uygulaması ile sınanmakta ve Türkiye'de yer alan uluslararası hızlı servis restoranları için ticari alan analizine dayalı bir yer seçimi modeli önerisi geliştirilmektedir. Beş bölümden oluşan araştırmanın giriş bölümünde; geçmişten günümüze yer seçimi kavramı, uluslararası hızlı servis restoranlarının bu araştırma için özgünlüğü ve literatürde yer seçimi üzerine yapılan çalışmalar incelenmekte ve araştırma konusu kavramsal çerçeve belirlenerek açıklanmaktadır. Araştırma probleminin tanımlanması, araştırma sorularının belirlenmesi, araştırmanın amaç ve kapsamı açıklandıktan sonra araştırma yöntemi de birinci bölümde sunulmaktadır. Araştırmanın "Uluslararası Hızlı Servis Restoranları ile Ticari Alan Kavramlarının Tanımlanması ve İrdelenmesi" başlıklı ikinci bölümünde; araştırmanın temel konu alanını oluşturan uluslararası hızlı servis restoranlarına ve ticari alana ait bileşenlerin tanımlandığı kuramsal ve kavramsal altyapı sunulmaktadır. Literatür taraması sonucunda ev dışında yemek yeme olgusunun yeme içme endüstrisine olan etkileri irdelenmekte, yeme içme sektörü ve hızlı servis restoranlarına yönelik genel tanımlar ve temel bilgiler açıklanmakta ve hızlı servis restoranlarının dünyada ve Türkiye'deki gelişim süreci ve günümüzdeki durumu tartışılmaktadır. Uluslararası hızlı servis restoranlarına ilişkin temel bilgiler kavrandıktan sonra araştırmanın ikinci temel konusu olan ticari alan ve ticari alan analizi tanımı yapılmaktadır. Ticari alanlar üzerinden coğrafi verilere ulaşıldığı ve yer seçimi modelindeki mekânsal ilişki bu alanlar ile kurulduğu için ticari alan sınırlarını belirleyen yöntemler ve ticari alan tipleri değerlendirilmektedir. Ticari alan özelliklerinin irdelenmesi kapsamında demografik verilerden nüfusun, sosyo-ekonomik verilerden gelirin, kentsel verilerden ticari fonksiyonların ve ulaşımın perakende satış ile ilişkisi araştırılmaktadır. İkinci bölümde son olarak; hızlı servis restoranlarının ticari alan özellikleri ile yer seçiminde dikkate alınması gereken lokasyon kriterleri irdelenmektedir. Araştırmanın "Uluslararası Hızlı Servis Restoranlarının Yer Seçimi İçin Ticari Alan Modelleri ile Analiz Yöntemlerinin Değerlendirilmesi" başlıklı üçüncü bölümünde ticari alan modellerini kapsayan birinci araştırma sorusuna yönelik, geçmişten günümüze literatürde yer alan ticari alan modelleri ve analiz yöntemleri analitik olarak uluslararası hızlı servis restoranları açısından ele alınmakta ticari alanın pazar potansiyelinin günümüz dinamiklerine göre nasıl ölçülmesi gerektiği irdelenmektedir. Ticari alan modellerinden Yakın Alan Modeli, Reilly'nin Perakende Çekim Modeli, Merkezi Yer Teorisi, Huff Modeli, Analog Model ve Coğrafi Bağımlılık Modeli'nin uluslararası hızlı servis restoranları yer seçimi açısından günümüz koşullarına göre yetersizlikleri tespit edilmektedir. Böylece bu yetersizliklerin günümüz koşullarında uygulanabilir olan CBS ve Regresyon Analiz Yöntemleri'nin birlikte kullanıldığı bütünleşik bir yöntem önerisi ile aşılabileceği sonucuna varılmaktadır. Araştırmanın özgün kısmı; "Uluslararası Hızlı Servis Restoranlarının İller Düzeyinde Değerlendirilmesi ve Ticari Alan Analizine Dayalı Bir Yer Seçimi Modeli Önerisi" başlığını taşıyan dördüncü bölümünde sunulmaktadır. Öncelikle, tezin ikinci araştırma sorusuna yönelik uluslararası hızlı servis restoranları iller ölçeğinde değerlendirilmektedir. Türkiye'de yer alan uluslararası hızlı servis restoranlarının sayısının iller düzeyinde demografik ve sosyo-ekonomik değişkenlerle ilişkisinin Korelasyon Analizi ile değerlendirilmesi yapılırken, analizin doğru yorumlanabilmesi için 2016 yılına kadar olan 5 yıllık süreç irdelenmektedir. Uluslararası hızlı servis restoranlarının Türkiye'de yıllara göre sayılarının ağırlıklı olarak giderek arttığı ve illere göre konumlanmalarının küçük illerden büyük illere, doğudan batıya doğru olduğu görülmektedir. İllere yönelik genel değerlendirmenin ardından uluslararası hızlı servis restoranlarına ve illere ait veriler ve veri kaynakları sunulmakta, bu verilerin uluslararası hızlı servis restoranlarının sayıları ile ilişkisi Korelasyon Analizi ile açıklanmaktadır. Korelasyon Analizi sonucuna göre Türkiye'de bulunan uluslararası hızlı servis restoran sayısı ile; kullanılan verilerden il gelişmişlik endeksi, SES verisi, il nüfusu verisi arasında çok yüksek, pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu hane halkı geliri verisi ile restoran sayısının zayıf düzeyde ilişkili olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Buna göre, uluslararası hızlı servis restoranları için Türkiye illerine yönelik yapılacak olan bir yer seçimi kararında; il gelişmişlik endeksinin, SES verisinin ve il nüfusunun değerlendirilmesi önerilmektedir. Tezin üçüncü ve dördüncü araştırma sorusuna yönelik, uluslararası hızlı servis restoranlarının ticaret hacmi ile ticari alanının kentsel, demografik, sosyo-ekonomik verileriyle olan ilişkisinin ölçülerek modellenmesi yapılmaktadır. Bu doğrultuda öncelikle geliştirilen ticari alan analizine dayalı yer seçimi model önerisine yönelik metodolojik çerçeve sunulmaktadır. Daha sonra uluslararası hızlı servis restoranlarının ticari alan analizine dayalı yer seçimi model önerisinde kullanılan veriler ve veri kaynakları incelenmektedir. Türkiye'de yer alan restoranlar arasından seçilen 146 adet uluslararası hızlı servis restoranının Restoran İçi Satış ve Paket Servis Satışı toplamından oluşan Toplam Satış Verisi bağımlı değişken olarak; restoran verileri, demografik, sosyo-ekonomik veriler ile kentsel veriler olmak üzere üç ana başlık altında oluşturulan veri seti de bağımsız değişken olarak analizde kullanılmaktadır. Ticari alan analizine dayalı yer seçimi modeli, bu verilerin Çoklu Regresyon Analizi ile sınanmasıyla kurulmakta, ortaya konulan model sonucu model değerleri paylaşılmaktadır. Model bulguları doğrultusunda; Toplam Restoran Satış Verisi ile Paket Servis Satışı, Arazi Kullanım Tipi – Konut & Ticaret, Uluslararası Hızlı Servis Restoran Sayısı, 1. Derece Rakip Restoran Sayısı, Park Edebilme Kolaylığı, Yaya Yoğunluğu Endeksi, Okul Sayısı, Hanehalkı Geliri, SES ABC1C2 – Yaş Aralığı 19-34 verilerinin sırasıyla istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki içerisinde olduğu tespit edilmektedir. Buna göre; bağımlı değişken olan restoran satış verisinin modelde yer alan bağımsız değişkenler tarafından açıklanabildiği, elde edilen rakamlar bakımından bu ilişkilerin yüksek olduğu ve modelde kullanılan değişkenlerin hepsinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmektedir. Böylece tezin hipotezi olan "Uluslararası hızlı servis restoranlarının yer seçimi kapsamında ekonomik hacimleri ile ticari alanlarındaki kentsel, demografik ve sosyo-ekonomik veriler arasında güçlü bir ilişki vardır." ifadesi istatistiksel olarak doğrulanmaktadır. Bu araştırma ile; geliştirilen ticari alan analizine dayalı yer seçimi modeli kapsamında, ekonomik hacim üzerinde etkisi olan ticari alan verileriyle yer seçimi kararı verilebileceği ve bu modeldeki değişkenler ile değişken katsayılarının herhangi bir lokasyona uygulanması sonucu hesaplanan satış tahminine göre yer seçimi yapılabileceği önerilmektedir. Araştırmanın beşinci ve son bölümünde, elde edilen model bulguları araştırma kapsamı çerçevesinde tezin temel sorusu ve alt araştırma sorularını cevaplamaya yönelik değerlendirilmekte, araştırmanın literatüre katkısı ve geleceğe yönelik çıkarımlar sunulmaktadır. Sonuç olarak, bu araştırmada Türkiye'de bulunan uluslararası hızlı servis restoranları için il gelişmişlik endeksinin, SES'nin ve il nüfusunun yüksek olduğu illerin potansiyel pazar olduğu tespit edilmektedir. Ticari alan analizine yönelik yer seçimi kapsamında ise; ticari alandaki paket servis satışı miktarı, uluslararası hızlı servis restoran sayısı, okul sayısı, park edebilme kolaylığı, yaya trafiği, hanehalkı geliri, arazi kullanım türünün konut ve ticaret birlikteliği, sosyo-ekonomik seviyesi A,B,C1 ve C2 olan kişilerden yaş aralığı 19-34 arası olan kişilerin sayısı arttıkça ve birinci derece rakip restoran sayısı azaldıkça ticari alanın ekonomik hacminin arttığı görülmekte ve bu verilerle potansiyel ticari alanlar belirlenebileceği ortaya konulmaktadır. Araştırmada; dünya çapında rekabetin, sosyal, kültürel ve politik özelliklerin göz önüne alınmasıyla günümüze uygun bir yer seçimi yaklaşımında bulunulmakta ve geliştirilen ticari alan analizine dayalı yer seçimi model önerisi ile ekonomi ve coğrafyanın ilişkisi kurulmaktadır. Bu doğrultuda ülke ekonomisi için önem taşıyan bu araştırma; hem şehircilik ilkeleri doğrultusunda verilen yer seçimi kararları ile arazi kullanım planlamasına katkı sağlayacak hem de ekonomik faaliyetlerin mekânsal olarak doğru lokasyonda bulunması sonucunda planlı ve yaşanabilir kentlerin gelişmesinde faydalı olacaktır.