Prof. Dr. Halil Tunalı danışmanlığındaki tezler
15 tez · İstanbul University
Yeni dünya düzeninde kar amacı gütmeyen sektörün ekonomik büyümeye etkisi: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine dinamik panel veri analizi
20. yüzyılın son çeyreğine damgasını vuran sınırlı devlet anlayışı, hem yerelde hem de küreselde kar amacı gütmeyen sektörün büyük bir gelişim göstermesine sebep olmuştur. Bu gelişme, günümüzde içinde bulunduğumuz yeni çağın getirdiği birtakım yeniliklerle birlikte yalnızca sosyal ve politik alanda değil, sektör kuruluşlarının sayıları, gelirleri, harcamaları, çalışanları da olmak üzere tüm finansman yapısında hızlı bir değişim yaratmıştır. Nitekim son 20 yıldır sektörle ilgili yapılan ampirik araştırmalar, kuramsal çalışmalar ve birçok teknik rapor iktisadi literatürde ve profesyonel alanda sektörün ne kadar önemli bir noktaya geldiğini gözler önüne sermektedir. Öte yandan, bu araştırmalar sektörün ekonomik değeri konusunda güçlü iddialar içerse de çoğu zaman ekonometrik açıdan test edilmemişlerdir. Bu boşluğu doldurabilmek için bu çalışmayla sektör ile ekonomik büyüme arasında nicel, ölçülebilir ve özgün bir model ortaya çıkartmak hedeflenmiştir. Sektörün ülke ekonomilerini gerçekte ne kadar etkilediğini bu çalışmayla gündeme getirmek sektör kuruluşlarının ulusal ekonomilerdeki değerinin doğru anlaşılmasında önemli rol oynayacaktır. Buradan hareketle, bu çalışmanın konusu seçilmiş 18 OECD ülkesinin 2008-2018 dönemine ait veri setiyle birlikte dinamik panel veri analiz tekniklerinden sistem GMM yaklaşımı kullanılarak araştırılması amaçlanmıştır. Elde edilen ampirik sonuçlara göre, kar amacı gütmeyen sektörün ekonomik büyümenin anlamlı göstergelerinden biri olan kişi başına düşen GSYİH'ya pozitif etkisi açıkça görülmektedir. Ayrıca analiz kapsamında kamu sosyal harcamaları OECD ortalamasının altında olan ülkelerde sektörün kişi başına düşen GSYİH üzerindeki pozitif etkisi, kamu sosyal harcamaları OECD ortalamasının üstünde olan ülkelere göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sınırlı kaynaklarla ortaya konan bu çalışma, sektörün ülke ekonomilerine sağladığı makroekonomik katkılar açısından hem politika uygulacılar için aydınlatıcı hem de yeni çalışmaların başlangıç noktası olacaktır.
Ekonomi diplomasisinin ihracat üzerine etkisinin analizi
Diplomasi ile ekonomi arasındaki ilişki eski medeniyetlere uzanmaktadır. Medeniyetler arasında imzalanan ilk yazılı anlaşmalar iktisadi imtiyazlar ve ticaret üzerine yapılmıştır. Modern devlet sisteminin oluşturulmasıyla diplomatik ilişkiler resmiyet kazanarak uluslararası ortamda hükümet politikalarını temsil edip, ulusal çıkarlar doğrultusunda hareket etmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrası yeni uluslararası ortamda ortaya çıkan uluslararası (ekonomik) kurumlar küreselleşme, özerkleştirme ve serbesleştirme politikaları aracılığıyla diplomatik ilişkilerini yumuşak ve akıllı güç teknikleri kullanarak sürdürmüştür. Ekonomi yumuşak/akıllı gücün başlıca unsurlarından biridir ve böylelikle diplomasinin siyasi olmayan diğer boyutları olarak ekonomi diplomasisi önem kazanmıştır. Çalışmanın konusu olan ekonomi diplomasisi, ekonomi politikalarını ve araçlarını kullanarak siyasi hedefleri gerçekleştirmeye odaklanan faaliyetler bütünlüğünü ifade etmektedir. Artık günümüzde dış temsilciliklerde, ekonomik konularla ilgilenecek özel diplomatlar görevlendirilmektedir. Ekonomi diplomasisi iki kanaldan gerçekleşmektedir: yatırım ve ticaret. Bu çalışma, ekonomi diplomasisinin ihracat üzerindeki etkilerini analiz etmeyi hedeflemektedir. Araştırmalara göre, bir ülkenin diğer ülkede açtığı dış temsilcilikler iki ülke arasındaki ticaret hacmini önemli ölçüde etkilemektedir. Etkilerinin büyüklüğü ise iki ülkenin gelir seviyesine ve ticari malların farklılaştırma seviyesine bağlıdır. Çalışmada, seçilmiş ülkeler üzerine ekonomi diplomasisinin ihracat üzerine etkisini ölçerken çekim modeli kullanılmıştır. Çekim modelinin tahmininde OLS, Sabit Etkiler Modeli ve Pseudo-Poisson Maximum Likelihood Modeli (PPML) yöntemleri uygulanmıştır. Analiz, 35 ihracatçı ve 59 ithalatçı ülkenin karşılıklı ilişkilerini yansıtan değişkenlerin 2018 yılına ait yatay kesit verilerini kapsamaktadır. Ampirik sonuçlar, dış temsilcilik katsayısının, kullanılan tahmin yöntemine bağlı olarak, %1.5 - %3.3. (OLS ve sabit etkiler) ve %1.2 - %2.1 (PPML ve sabit etkiler) arasında değiştiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, ülkelerin kişi başına gelir düzeyi dikkate alındığında, dış temsilcilik değişkeninin katsayısı farklılık göstermektedir ve ihracat üzerindeki ortalama etkisi %20'dir. Benzer şekilde, ülkeler gelir gruplarına göre sınıflandırıldığında, en yüksek etki orta/orta düşük gelir seviyesi ülkeler arasında kaydedilirken (0.715), en düşük etki yüksek/orta yüksek gelir seviyesi ülkeler arasındadır (0.026).
2008 krizi etkisinde kapitalizmin kurumsal ve yapısal değişimi: Müdahale sınırları genişletilmiş iktisat politikaları ve para yaratma dinamiği
1929 krizi gibi 2008 finansal krizi ile de benzer bir iktisadi kırılmanın para politikası ve merkez bankacılığı üzerinde köklü bir değişimi tetikleyip tetiklemediği krizin ilk belirtilerinin gözlenmesinden bu yana süre gelen tartışmalar arasında yer almaktadır. İlgili değişim konusu artan devlet müdahaleleri ve sermaye-kriz etkileşiminde kapitalizmin kurumsal unsurları ile doğrudan ilişkilendirilebilmektedir. Bu bağlamda tezde tümevarımcı, nitel gözlem yöntemiyle kavramlar arası bağlantılar 2008 öncesi merkez bankacılığı temelinde Thomas Kuhn'un paradigma değişimi yaklaşımı dikkate alınarak açıklanmaktadır. Tezde aranan paradigma değişiminin somutlaştırıldığı alan olan merkez bankalarının para yaratma fonksiyonu temelinde, 2008 krizinde hükümetlerin genişleyen müdahaleleri merkez bankalarının âdemi merkeziyetçi yönetişim tercihleriyle ilişkilendirilmektedir. Böylelikle merkez bankalarının ilgili alanlardaki politika yapıcılığı fonksiyonunda kriz öncesine göre belirgin bir kurumsal kırılmanın varlığı ve bu kırılmanın da paradigmadaki değişimin karşılığı olma durumu incelenmiştir. İlgili müdahaleler kriz dönemlerinde merkez bankalarının âdemi merkeziyetçi yönetim unsurlarını gevşetmelerine sebep olsa da kısa zamanda bankalar eski çalışma prensiplerine dönmektedirler. Krizlerin bankalar üzerinde bıraktığı asıl kalıcı etki ise ulusal düzeydeki âdemi merkeziyetçilikleri ile ilgili değildir. Ekonomi güvenliği ve küresel finansal güvenlik ağları konularının artan öneminden dolayı krizlerin de etkisi ile merkez bankaları uluslararası merkezileşme eğilimlerini artırmaktadırlar. Paradigma değişiminin, tezdeki sınırlar dâhilinde, aranan koşullarının karşılanamıyor olduğu tespit edilerek, merkez bankacılığının müdahale sınırları genişletilmiş para yaratma fonksiyonundaki politika yaratma becerisinde paradigmal bir değişim sürecine maruz kalmadığı görülmüştür. Tezde merkez bankacılığının hâkim paradigmaları ekseninde, 2008 sonrasında gelişmiş köklü bir değişimin varlığına dair henüz somut bir saptama yapılabilecek argümanların mevcut olmadığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Paradigma değişimi, 2008 krizi, âdemi merkeziyetçi yönetişim, merkez bankacılığında paradigma değişimi
Ülke riski derecelendirme yaklaşımlarının sonuçlarına ilişkin alternatif bir model denemesi
Küresel finans piyasalarının dünya ekonomisindeki önemi her geçen gün artmaktadır. Piyasa katılımcıları ise yatırım kararları verirken kolay anlaşılabilir ve kapsayıcı bilgilere ihtiyaç duymaktadır. Ülke kredi derecelendirme notları, piyasa katılımcıları arasında anlaşılabilir ve standardize edilmiş bir semboller bütünüyle bilgi aktarımı sağlamaktadır. Ülke kredi derecelendirme notları, bir ülkeye yapılacak finansal yatırım kararları için de belirleyici özelliğe sahiptir. Bu çalışmada ülke kredi derecelendirme yöntemleri incelenmiş ve buna ilave olarak yeni bir model önerisi yapılmıştır. Çalışma kapsamında, ülke kredibilitesine etki edebilecek, ödemeler dengesi, yerel ekonomi, dış ekonomi, finansal sektör, gelir ve nüfus, kamu maliyesine ilişkin veriler incelenmiş ve analize dahil edilmiştir. Çalışma sonucunda, ülkelerin temerrüt etme olasılığını ölçen ve bunu 21 adet harfsel sembolizmle ifade eden bir model geliştirilmiştir. Çalışmada lojistik regresyon yöntemi kullanılmış ve 2008-2017 yılları arasında 115 ülke için analiz yapılmıştır. Geliştirilen modelde, kamu maliyesi ve ödemeler dengesi modüllerinin her birinin model ağırlığı %25'tir. Finansal sektör modülü için %20, gelir ve nüfus modülü için %17, dış ekonomi modülü içinde %16 model ağırlığı hesaplanmıştır. Çalışmada sonucunda üretilen model çıktısı ve hakim bir kredi derecelendirme kuruluşu notlarının ülkeler bazında karşılaştırması yapılarak, modeller arası temel metodoloji yaklaşımları gösterilmektedir.
Para polı̇tı̇kası ve eşı̇tsı̇zlı̇k: Türkı̇ye ı̇çı̇n ı̇lı̇şkı̇lerı̇n araştırılması
Bu tez, gelir eşitsizliği göstergelerini kullanarak para politikası şoklarının gelir eşitsizliği üzerindeki etkisini Türkiye için incelemektedir.Çalışmanın ana amacı Türkiye'de para politikası şoklarının gelir eşitsizliği üzerinde etkili olup olmadığını araştırmak ve etkiliyse bu etkinin finansal kanallar vasıtasıyla mı reel kanallar vasıtasıyla mı gerçekleştiğini yakalamaktır. Para politikasıyla gelir eşitsizliği arasındaki ilişkinin ampirik olarak test edilmesi için Uhlig(2005) takip edilerek işaret kısıtlamalı yapısal vektör otoregresyon(SVAR) modeli ve vektör otoregresyon(VAR) modelleri kullanılmıştır. Şokların gelir eşitsizliği üzerindeki etkisini incelemek için IRF'lerden faydalanılmıştır. Gelir eşitsizliği değişkeni olarak gini katsayısı ve 90/10 oranları alternatifli olarak kullanılmıştır. Bulgularımıza göre, daraltıcı para politikası şokları kısa dönemde gelir eşitsizliğini artırmaktadır ancak gelir eşitsizliği orta dönemde döngüsel bir tepki vermektedir. Daraltıcı bir şokun ardından gelir eşitsizliği kısa dönemde artmakta orta dönemde bir miktar azalmaktadır.İkinci olarak para politikasının gelir eşitsizliğini etkilemesinde reel kanallar finansal kanallardan daha baskın çalışmaktadır. Üçüncü olarak, para politikası eylemlerinden orta gelirli sınıf, yüksek gelirli sınıfa göre daha çok etkilenmektedir.
Portföy yönetiminde aktif-pasif yatırım stratejileri karşılaştırması: Borsa İstanbul örneği
Sermaye piyasalarında yatırım yapılabilir varlık türü ve sayısındaki artışla birlikte yatırımcıların getiri beklentilerinde yaşanan değişim, yatırımcıları piyasa ortalamasının üzerinde getiri sağlayacak yeni yatırım stratejileri araştırmaya yöneltmiştir. Zamanla, pasif yatırım stratejilerine alternatif olarak piyasa ortalamasının üzerinde getiri sunan birçok aktif portföy yönetim stratejisi geliştirilmiş ve portföy yönetiminde pasif yaklaşımla beraber aktif stratejiler de sıklıkla kullanılmaya başlanmıştır. Pasif stratejilerden aktif stratejilere doğru yaşanan bu geçişte finansal okuryazarlık düzeyindeki artış ve değişen yatırımcı beklentileri kadar kantitatif yöntemlerin yatırım sürecine dahil edilmesinin de büyük bir etkisi olmuştur. Bu çalışmada, ilk olarak piyasa profesyonellerinin son yıllarda üzerinde en çok tartıştığı konulardan biri haline gelen aktif ve pasif yatırım stratejileri karşılaştırması, bu iki yaklaşımın teorik dayanaklarını teşkil eden geleneksel ve davranışsal finans teorileri temelinde ele alınmıştır. Daha sonra aktif yatırım stratejilerinde sıklıkla kullanılan teknik analiz yöntem ve araçları açıklanmıştır. Son olarak bir aktif yatırım stratejisi olan momentum yatırım stratejisinin etkinliği BIST100 endeksinde işlem gören hisse senetleri üzerinde test edilmiştir. Bulgular, işlem yapılan piyasa dinamikleri dikkate alınarak gözlem ve elde tutma süreleri doğru belirlenmiş bir momentum stratejisi ile piyasa ortalamasının üzerinde getiri elde etmenin mümkün olduğunu doğrular niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Portföy Yönetimi, Momentum Yatırım Stratejileri, Davranışsal Finans, Teknik Analiz, Sharpe Ölçütü
Enerji tüketimi ve karbon salınımın büyüme üzerindeki etkisi: Türkiye örneği
Ekonomik büyüme geçmişten günümüze kadar incelenen, üzerine teoriler üretilen bir konu olmuştur. Bu durumda da ekonomik büyümeyi etkileyen unsurlar devreye girerek bu hususlar üzerinde birçok incelemeler yapılmıştır. Enerji kaynakları da geçmişten bugüne kadar ekonomik büyüme ve kalkınmada önemli rol sahibi olmuştur. Küreselleşme ve toplumların gelişmesiyle enerjiye olan taleple birlikte enerji tüketimi de artmıştır. İnsanoğlunun enerji ihtiyaçları için yaktıkları fosil yakıtlar nedeniyle de çoğunlukla karbondioksit konsantrasyonları artmaktadır. Bunun sonucunda da küresel ısınma meydana gelmektedir. Küresel ısınmanın artması ile uluslararası düzeyde önlem ve yaptırımlar uygulanmaya başlamıştır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de enerji tüketimi ve karbon salınımının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Bu amaç için enerji tüketimi ve karbon salınımının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri uygulamalı ve teorik olarak ele alınmıştır. Tez dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde enerji kavramı ve enerji kaynakları ele alınmıştır. İkinci bölümde karbon salınımı ve iklim değişikliği ile mücadelede uluslararası alanda atılan adımlar ve bu adımlar sonucunda karbonun fiyatlandırılması ile ilgili konular ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ekonomik büyüme kaynakları ve ekonomik büyüme modellerine yer verilmiştir. Dördüncü bölümde ise söz konusu değişkenlerin birbiri arasındaki ilişki ele alınmıştır. Bu çalışmada söz konusu değişkenler arasındaki ilişkiyi incelemek üzere Türkiye'nin 1980-2019 yıllık verileri kullanılmıştır. ADF ve PP Birim kök testi ile durağanlıkları test edilen değişkenlerin hepsinin birinci derecede durağan olduğu tespit edilmiştir. Johansen Eşbütünleşme Testi ile eşbütünleşme olduğu ve seriler arasında uzun dönem ilişkisinin olduğu bulunmuştur. Son olarak değişkenler arasındaki nedenselliğin yönünün tespiti için Granger Nedensellik Testi uygulanmış ve şu sonuçlara varılmıştır; enerji tüketiminin büyüme üzerinde %10 istatistiksel anlamlılık düzeyinde, karbon salınımının da ekonomik büyüme üzerinde %1 istatistiksel anlamlılık düzeyinde tek yönlü nedenselliği vardır. Anahtar Kelimeler: Enerji Tüketimi, Karbon Salınımı, Ekonomik Büyüme, Türkiye
Gelişmekte olan ülkelerin kalkınma modellerinin yeniden dizayn edilmesinde bir alternatif olarak Çin modelinin uygulanabilirliği
2007'de başlayan ve izleyen 2 yıl boyunca derinleşip global hale gelen Küresel Finansal Kriz, hemen her ülkeyi farklı oranlarda etkilemiştir. Dünya toplam dış ticaretinde daralmalara yol açmış, ülkelerin milli gelirinde ve büyüme oranında azalmalara ve buna paralel olarak işsizlik oranında artışlara neden olmuştur. Bu süreç boyunca neoliberal iktisatın yeterliliği ve başarısı tartışılır hale gelmiş hem akademide hem pratikte doğal olarak yeni arayışlar başlamıştır. Denetimi elden bırakmadan, ülkenin ekonomik sistemini, küresel ve kapitalist dünyaya entegre ederek yoluna devam eden Çin'in bu alternatif arayışında bir kalkınma modeli olup olamayacağı hem akademik hem de siyasi çevrelerde tartışılır hale gelmiştir. Alternatiflerin varlığının neoklasik dünyada unutulmaya yüz tuttuğu dönem Çin Halk Cumhuriyeti'nin yükselişe geçtiği dönemle kesişmiştir. Bu tezde, kalkınmaya yeni bir perspektiften bakmanın gereğini vurgulanmakta ve başka alternatiflerin varlığını göstermek amacıyla Çin Kalkınma Modeli üzerine bir inceleme yapılmaktadır. Kalkınmanın öncelenmesinin gerekliliği ve bu bağlamda Çin modelinin gelişmekte olan ülkeler için bir kalkınma modeli teşkil edip edemeyeceği bu doktora tezinin temel konusudur. Tezin temel hipotezi ise, Çin'in gelişmekte olan ülkeler için bir mutlak bir model oluşturamayacağı yönündedir. Kalkınma iktisadının ortodoks yaklaşımının eleştirildiği, literatürdeki kalkınma yaklaşım ve teorilerinin bu bağlamda tartışıldığı ilk bölümden sonra ikinci bölümde Çin Kalkınma Modeli detaylarıyla irdelenmiş, modeli diğer modellerden ayıran yönleri ortaya konulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise önce nedensellik testi, sonrasında ise dinamik panel analizi ile Çin'in de içinde olduğu 92 ülkenin büyüme modeli bileşenlerinin analizi yardımıyla kalkınmadan büyümeye giden yolun varlığı ispat edilmiş ve gelişmekte olan ülkeler için Çin'in kalkınma modelinin alternatif bir model olarak uygulanıp uygulanamayacağı tartışılmıştır. İlk iki bölümdeki teorik tartışmaların ardından yapılan testlerin sonuçlarının kalkınmanın öncelenmesi gerektiği hipotezini desteklemesi gelişme yolunun kalkınmadan büyümeye gittiğine dair güçlü bir kanıttır. Çin Modelinin örnek teşkil edip edemeyeceği sorusunun cevabı ise Çin'in kendine özgü özelliklerinden kaynaklı olarak birebir örnek alınamayacağı yani mutlak bir örnek olamayacağı yönündedir. Yine de başka alternatiflerin varlığını göstermesi noktasında Çin'in gelişmekte olan ülkeler için model olduğu gerçeği göz ardı edilmemelidir.
Sanayi sektörünün finansal gelişme üzerindeki etkisinin panel veri analizi ile incelenmesi
Finansal gelişme kavramı, iktisadi büyüme ile ilişkisi bakımından birçok teorik ve ampirik araştırmaya konu olmuştur. Daha önce yapılan çalışmaların büyük bir bölümünde, elde edilen sonuçlar açısından, arz öncüllü, yani; finansal gelişmenin büyüme ve reel sektör üzerinde önemli katkıları olduğu hipotezi doğrulanmıştır. Bir takım analizlerde de, iktisadi büyümenin finansal gelişmeye kaynaklık ettiği, talep takipli hipoteze uygun bulgulara ulaşılmıştır. Bu çalışmanın amacı, finansal gelişme - iktisadi büyüme ilişkisini, büyümenin önemli unsurlarından biri olan sanayi sektörü özeline indirgeyerek irdelemek ve finansal gelişmenin sanayi sektörü faaliyetlerinden nasıl etkilendiğini açığa çıkarmaktır. OECD üyesi 24 ülkeye ait 1995 - 2012 arası yıllık veriler kullanılarak gerçekleştirilen panel regresyon analizinde, finansal gelişme göstergesi olarak seçilen özel sektöre verilen yurtiçi kredilerin GSYİH' ya oranı bağımlı değişken olarak belirlenmiştir. Bağımsız değişkenler ise; sanayi sektörü göstergesi olarak seçilen sanayi üretim endeksi (2015 baz yıl), 1997 Doğu Asya Finansal krizini temsilen oluşturulan kriz1 ve 2008 küresel krizini temsilen tanımlanan kriz2 kukla değişkenleri şeklindedir. Sadece birim etkinin olduğu tek yönlü tesadüfi etkiler modeli, temel varsayım testlerinden sonra dirençli standart hatalar üreten Driscoll - Kraay Tahmincisi ile tahmin edilmiştir. Tam logaritmik formdaki nihai panel regresyon modeli sonuçlarına göre; sanayi üretim endeksindeki artış, özel sektöre verilen yurtiçi kredilerin GSYİH içerisindeki payını da artırmaktadır. Ayrıca bağımlı değişken üzerinde; kriz1'in negatif, kriz2'nin ise pozitif etkisi olduğu saptanmıştır. Elde edilen bulgulara göre; sanayi sektöründeki faaliyet artışı, finansal gelişmeye zemin hazırlamaktadır ve bu sonuç talep takipli hipotez ile uyumludur. 2008 küresel krizinin pozitif yönlü etkisi ise, niceliksel genişleme stratejisi ile dünya piyasalarına sağlanan likidite bolluğu çerçevesinde değerlendirilmiştir.
Döviz kuru politikalarının üretime etkisi: Türkiye örneği
Döviz kurunun ulusal üretim üzerindeki etkisi, mevcut ekonomik duruma bağlı olarak unsurları sürekli değişen karmaşık bir mekanizmadır. Bu tür etkiyi belirleyen faktörleri inceleyerek, doğrudan ve dolaylı etkilerin yoğunluğundaki değişimleri dikkate almak gerekmektedir. Bu çalışmada reel döviz kurlarındaki gelişmelerin üretim üzerinde yarattığı etkiler Türkiye örneğinde analiz edilmeye çalışılmıştır. Türkiye'de farklı amaçlarla ulusal paranın yabancı paralar karşısında aşırı değerli tutulması ekonomide önemli etkilere yol açmıştır. 2001 yılında esnek kur sistemine geçilmesiyle reel döviz kurlarının yükselmesi daha belirgin bir hale gelmiş ve bu durum üretim ve dış ticaret sektöründe yapısal dönüşümlere yol açmıştır. Üretimin ve ihracatın ithalata bağımlılık oranları artarken, üretim artışlarının görece teknoloji yoğun ve ithalata bağımlılık oranlarının yüksek olduğu sektörlerde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Tezimizde Türkiye 'nin dış ticaret dinamikleri incelenerek reel döviz kuru değişmesinin üretime etkisi araştırılmaktadır. Bu amaçla, ihracat, ithalat ve üretimin belirleyicilerinin teknoloji yoğunluğu, ürün yetkinliği, ithalat bağımlılığı, ihracat yönelimi, küresel değer zincirlere eklemlenme derecesi, borç dolarizasyonu gibi sektöre özgün değişkenlere de bağlı olup olmadığı ampirik olarak incelenmektedir.
Ekonomi yönetiminin karar alma ve uygulama süreçlerinin optimizasyonu: Etkinlik, verimlilik ve alternatif maliyetlerin ekonomi politiğinde paradigma değişimi
Günümüzde küreselleşmenin ve entegrasyonun artması sonucunda hem ülke içindeki hem de ülkenin dışındaki gelişmeleri izleyen, değerlendiren ve bu gelişmelere göre önlemler alarak politika oluşturan, kurumlar ve politikalar arası koordinasyona dayalı bir ekonomi yönetimi anlayışı gelişmiştir. Bu tezin amacı; Türkiye'nin ekonomi yönetimi konsepti oluşturma ihtiyacını ve çabasını ortaya koymak ve bu çabaya yönelik bir model önerisi sunmaktır. Bu doğrultuda tezin kapsamında Türkiye'nin, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler ile temel makroekonomik veriler ve kurumsal altyapı itibariyle karşılaştırılması yapılmıştır. Ülkede, ekonomi yönetiminde koordinasyona ilişkin 1980'li yıllardan itibaren çeşitli düzenlemeler yapılarak kurumlar oluşturulmaya çalışılmış ve bu girişimler 2000'li yıllarda da sürdürülmüştür. 1980'li yıllarda; Ekonomik, Sosyal ve Kültürel İşler Başkanlığı ile Para-Kredi ve Koordinasyon Kurulu oluşturulurken; 2000'li yıllarda ise bu amaca yönelik olarak Ekonomik ve Sosyal Konsey, Ekonomi Koordinasyon Kurulu, Finansal İstikrar Komitesi kurulmuştur. Bununla birlikte 2007 yılından itibaren 2016 yılına kadar Başbakan yardımcılarına, 2016 yılından itibaren ise Başbakan'a "ekonomik konularda genel koordinasyon" görevi verilmiştir. Tezde, Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'ndeki yeni yapılanmada, bu anlayışın sürdürülmesi ve geliştirilmesi gerektiği ekonometrik analiz ile ortaya konulmuştur.
Finansal krizler için erken uyarı sistemi modellemesi: Dinamik probit model yaklaşımı
Geçmiş yıllarda erken uyarı sistemleri (Ews) ile ilgili literatürde dikkat çeken ilerlemeye rağmen, son finansal kriz araştırmacılar ve politikacılar arasında Ews literatürüne olan ilgiyi yeniden canlandırmıştır. Ews, krizin kantitatif tanımından, krizlerin öngörülmesinde yardımcı olabilecek bir dizi açıklayıcı değişkenden ve bu değişkenlerden erken uyarı sinyali sağlayan ekonometrik bir yöntemden oluşmaktadır. Çalışma kapsamında finansal krizler, döviz piyasası baskı endeksi (EMPI) ile tanımlamış ve gelecekte bir krizin ortaya çıkma olasılığı, ikili tercih bağımlı değişkeninin gecikmeli değerlerinin ve makroekonomik göstergelerin analiziyle tahmin edilmeye çalışılmıştır. Bu çerçevede 17 gelişmekte olan ülkenin finansal krizlerinin öncü göstergelerini belirlemek için yeni nesil bir Ews modeli geliştirilmiş ve krizlerin dinamik yapısı rassal etkili dinamik panel probit modeliyle ele alınmıştır. Bu yaklaşım, krizlerin dönemler arası bağlantılarının varlığını diğer bir ifadeyle krizlerin içsel sürekliliğinin kaynağını dikkate alınmasını sağlamaktadır. Krizlerin içsel sürekliliğinin kaynağı, bağımlı değişkeninin gecikmeli değerini içermektedir. Bağımlı değişkeninin gecikmeli değerinin modele dahil edilmesi durum bağımlılığının analiz edilmesini sağlamaktadır. Model sonuçları, gerçek durum bağımlılığının kısa dönemde para krizleri olasılığını açıklamada anlamlı bir etkiye sahip olduğunu göstermektedir. Çalışmanın diğer bir katkısı ise farklı göstergelerin kriz uyarı sinyali sağladığı tahmin ufkunun araştırılmasıdır. M1 para arzı büyümesi, uluslararası rezervler ve M2/uluslararası rezerv oranı (%) gibi değişkenler kısa dönemde uyarı sinyali sağlarken; M2/uluslararası rezerv oranı, reel efektif kurdaki aşırı değerlenme, yurtiçi kredi büyümesi, cari denge ve dış faiz oranı gibi değişkenlerin uzun dönemde ('erken uyarı' döneminde) uyarı sinyali sağladığı görülmektedir. Ews modelleri, finansal krizlerin temelinde yatan ortak makro ekonomik sorunları belirlemek için faydalı olabilmekte ve bu modeller krizleri açıklamak için de kullanılabilmektedir. Bununla birlikte, finansal ve ekonomik yapıların küresel ekonomi içinde sürekli gelişim göstermesi ve para krizlerinin içselliği gibi faktörler, krizlerin öngörülmesinde kalıcı bir Ews modeli geliştirmenin zorlu bir görev olduğu görüşünü kuvvetlendirmektedir.
Bilgi ve iletişim teknolojileri gelişim endeksi ve ekonomik büyüme ilişkisinin panel veri modelleri ile karşılaştırmalı analizi
Bilgi, ekonomik büyüme ve sürdürülebilir rekabette stratejik bir güç haline gelmiş ve ekonomik, sosyal, politik alanlar olmak üzere tüm alanlarda değer yaratan bir unsur olarak ele alınmaya başlamıştır. Bilgi ile birlikte teknolojide meydana gelen gelişmeler küreselleşmeye yeni bir boyut kazandırarak bu alanlarda yeniden yapılanmayı gerektiren bir süreci ortaya çıkarmıştır. Dünya üzerindeki dönüşümün temel belirleyicileri haline gelen bu gelişmeler rekabetin de boyutunu değiştirmekte ve ekonomide paradigma değişikliğine yol açmaktadır. Yeni paradigmada bilgi üretimi, teknoloji, yenilik, inovasyon, Bilgi ve İletişim Teknolojileri (BİT), beşeri sermaye, bilgi toplulukları gibi kavramlar ekonomik ilerlemenin, büyüme faaliyetlerinin ve sürdürülebilir rekabetin temel yapı taşları olarak kabul edilmektedir. Bu doğrultuda, bilgi üreterek, ürettikleri bilgiyi teknolojiye dönüştürebilen, BİT temelinde beşeri sermayeye yatırım yapan ülkeler sürdürülebilir rekabet avantajının yanı sıra küresel alanda da lider olma avantajına sahip olabilmektedir. Bilginin üretilmesi, işlenmesi, paylaşılması ve kullanılması sürecinde oldukça önemli bir rol oynayan BİT'nin güçlü etkisinden ise ancak bu teknolojilerin hızına adapte olabilen, bu teknolojileri kullanmak için gerekli becerilere, altyapıya ve erişilebilirliğe sahip olan ülkeler faydalanabilmektedir. Bu teknolojilerin ekonominin tümünde ve toplumun her kesiminde yaygın olarak verimli ve etkin bir şekilde kullanılması fiziki ve beşeri sermaye birikimini artırmakta ve verimlilik artışları ile beraber maliyetlerde düşüşlere yol açmaktadır. Pozitif dışsallıklar yaratması ve yüksek işgücü verimliliği sağlaması ile de ekonomik büyümeyi hızlandırmaktadır. Bilgi ve İletişim Teknolojileri Gelişim Endeksi (BİTGE) ve ekonomik büyüme ilişkisinin ele alındığı bu çalışmada söz konusu ilişki panel veri modelleri ile karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Bu kapsamda öncelikle verilerine ulaşılan 80 ülkenin BİT gelişim düzeylerinin belirlenmesi, ülkeler arasındaki dijital farklılıkların ortaya konulması ve gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin BİT gelişim düzeyindeki ilerlemelerinin küresel ve bölgesel boyutta değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, 80 ülkenin BİTGE'i hesaplanmış ve ülkelerin bu teknolojilerde zaman içinde göstermiş oldukları performansları değerlendirilerek, BİTGE ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki panel veri modelleri ile karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Türkiye özelinde ise Türkiye'nin BİT gelişimi ve dinamikleri göz önüne alındığında, endekste kullanılacak göstergelerden hangilerine ağırlık vermesi gerektiği ve diğer ülkelere göre hangi aşamada olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, Türkiye'nin ekonomik, sosyal ve politik alt yapısına uygun bir büyüme modelinin oluşturulmasına ve buna ilişkin politikaların belirlenmesine dair önerilerde bulunulmuştur.
2008 küresel finans krizinin TCMB'nin para politikalarına etkisi
Dünya ekonomisinin son 20-25 yılında ciddi bir finansallaşmanın gerçekleştiği ve bu hızlı finansallaşmanın etkisiyle sıklıkla finansal krizlerin yaşandığı görülmektedir. Bu krizlere ise para politikaları aracılığıyla tepki gösterilmeye çalışılmaktadır. Bu çalışmada 2008 küresel finans krizinin para politikaları açısından bir değerlendirmesi yapılmıştır. Bu değerlendirme yapılırken öncelikle kriz ve finansal kriz kavramları üzerinde durulmuş; kriz kavramının tarihsel süreci, finansal krizle ilgili yaklaşımlar, finansal krizin çeşitleri ve modelleri gibi konular ele alınmıştır. Devamında para politikaları konusu üzerinde durulmuş ve para politikasının ne demek olduğu, para politikasının amaçları ve araçlarının neler olduğu, para politikasıyla ilgili stratejiler ve kuramsal tartışmaların neler olduğu konuları detaylıca ele alınmıştır. Sonrasında ise 2008 küresel finansal krizi ayrıntılı biçimde ele alınmış; krizin nasıl başladığı, kronolojisi, sebepleri, ülkelere yayılışı, kriz döneminde alınan tedbirler ve krizin dünya ekonomisine etkileri gibi konular üzerinde durulmuştur. Çalışmanın son bölümünde ise para politikaları açısından 2008 krizinin değerlendirmesi yapılarak çalışma noktalanmıştır.
Döviz kuru değişimlerinin makro ekonomik değişkenlere etkisi: Gelişmekte olan ülkeler örneği
Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan döviz kuru değişimlerinin makroekonomik değişkenlere etkisini araştırmaktır. Panel veri analizi içerisinde yer alan genelleştirilmiş momentler yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Reel efektif döviz kuru endeksinin; tüketici fiyatları endesine etkisi, ihracatın ithalatı karşılama oranına etkisi, işsizlik oranına etkisi, ekonomik büyüme oranına etkisi, cari açığın gayri safi yurt içi hasılaya etkisi Arjantin, Brezilya, Endonezya, Meksika, Rusya ve Türkiye için analiz edilmiştir. Sonuç olarak; bu ülkeler için reel efektif döviz kuru endeksindeki değişim bir dönem sonra enflasyon oranı, ekonomik büyüme oranı ve cari açığın gayri safi yurt içi hasılaya oranını pozitif olarak etkilemektedir. Ancak reel efektif döviz kuru endeksinin; ihracatın ithalatı karşılama oranı ve işsizlik oranı üzerine istatistiki olarak herhangi bir etki yapmadığı görülmektedir.