Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Karakaş
35 theses · Çukurova University, Afyon Kocatepe University
Diyabetes mellituslu hastalarda onikomikoz ve tinea pedis sıklığı ve etkenleri
Amaç: Çalışmamızda kontrol grubuyla karşılaştırmalı olarak diyabetli hastalarda onikomikoz ve tinea pedis prevalansı ve etkenlerinin belirlenmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı polikliniğine başvuran ve/veya servisinde yatan, yaş ortalaması 52+14 olan 167 diyabetli hasta (77 erkek, 90 kadın) ve yaş ortalaması 49,8+14,3 olan 150 nondiyabetik hasta (75 erkek, 75 kadın) alındı. Her iki grup klinik ve mikolojik muayene yapılarak değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizlerinin yapılması için Pearson ki-kare ve student t testi kullanıldı.Bulgular: Diyabet ve kontrol grubunda sırasıyla onikomikoz oranları %38,4 ve %24,0 olarak bulundu, tinea pedis için ise bu oranlar DM'li grupta %36,6 ve kontrol grubunda (%26,0) idi. Her iki grup arasında tinea pedis ve onikomikoz açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu(P<0,05). Diyabetiklerde, dermatofitler (%70,0) en sık onikomikoz etkeni olarak saptanırken bunu sırasıyla mayalar (%22,5) ve nondermatofitler (%7,5) izliyordu. Tinea pediste de onikomikoza benzer olarak sırasıyla dermatofitler (%63,7), mayalar (%24,2) ve nondermatofitler (%12,1) izole edildi. Tinea pedis ve onikomikoz sıklığı, her iki grupta da erkek cinsiyet ve diyabet süresinin uzun olması ve diyabetik ayak ülseri, periferal vasküler hastalık, periferal nöropati varlığı ile artış göstermekteydi (P<0,05). Buna karşılık diyabet tipi, HbA1c ve artan yaş ile anlamlı bir ilişki saptanmadı (P>0,05).Sonuç: Onikomikoz ve tinea pedis kontrol grubuna göre diyabetlilerde 1,5 kat daha fazla bulundu. Kolaylaştırıcı faktörler erkek cinsiyet, diyabet süresinin uzun olması, diyabetik ayak ülserasyonu, periferik vasküler hastalıklar, periferik nöropati olarak belirlendi. Bu çalışma, tinea pedis ve onikomikozisin, diyabetik hastalarda kontrol grubuna göre prevalansının artmış olduğunu göstermektedir. Bu nedenle diyabetli hastalarda, olası tinea pedis ve onikomikoz enfeksiyonu açısından tanısal, terapötik ve koruyucu yaklaşımlar gerekmektedir.Anahtar sözcükler: Tinea pedis, onikomikoz, diyabetes mellitus, etkenler, komplikasyonlar
Liken planuslu hastalarda Diabetes mellitus, Hepatit B, Hepatit C sıklığının retrospektif olarak araştırılması
Amaç: Liken planus, deri ve deri eklerini etkileyebilen inflamatuar bir dermatozdur. Liken planus tanısıyla takip edilen hastalarda diabetes mellitus, hepatit C, hepatit Bgibi hastalıkların rutin olarak araştırılmasının gerekli olup olmadığı ile ilgili yorum yapılması amaçlandı. Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dermatoloji Anabilim Dalı Kliniği'nde 2008-2013 yılları arasında histopatolojik ve klinik olarak LP tanısı konulan ve bu tanı ile izlenen hastalara ait bilgisayar kayıtları retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Hastaların 86'si (%64) kadın, 48'i (%36) erkek idi; kadın erkek oranı yaklaşık 1.8 olarak bulundu.Çalışmamızdaki LP' li hastaların anti-HCV pozitiflik oranı %1.5; HbsAg pozitiflik oranı %4.5; DM oranı %17.9 olarak bulundu. Sonuç: Çalışmamızda liken planus ile diabetes mellitus, hepatit B ve hepatit C arasında anlamlı ilişki bulunamadı. Çalışma sonuçlarındaki farklılıklar nedeniyle ülkemizde ve dünyada benzer çalışmalara ihtiyaç vardır.
Androgenetik alopesilerde trikoskopik bulguların şiddet ile ilişkisi
Amaç: Androgenetik alopesi, en sık görülen, genetik yatkınlıkla ortaya çıkan ve etkilenen bireylerde hayat kalitesini düşüren alopesi tipidir. Trikoskopik bulguların hastalığın kliniğindeki yerinin saptanması önemlidir. Androgenetik alopeside trikoskopik bulguların hastalık şiddeti ile ilişkisini inceleyen çalışmalar mevcuttur ancak bulguların saptandığı bölgelerin şiddet ile ilişkisi ve hastalığın ilerleyişini tahmin edebilirliği daha önce araştırılmamıştır. Gereç ve yöntem: 97 erkek androgenetik alopesi hastasının yaşları, hastalık süresi, Fitzpatrick deri tipi, Hamilton–Norwood evresi kaydedildi. Androgenetik alopeside sık görülen trikoskopik bulgular her hastada saçlı deride saptandığı bölgelere göre kaydedildi. Bulguların hastalığın şiddeti ile ilişkisi saptandıkları bölgelere göre ve bölgelerden bağımsız olarak iki ayrı şekilde incelendi. Bulgular: Çalışmamızda ana bulgular şu şekildedir: (1) Androgenetik alopeside saçlı deride herhangi bir bölgede saptanan bal peteği pigmentasyonu ve fokal atrişi şiddetli hastalık ile ilişkilidir. (2) Vertekste saptanan şaft kalınlık farkı, kahverengi peripiler bulgu ve bal peteği pigmentasyonu şiddetli hastalık ile ilişkilidir. (3) Herhangi bir bölgede saptanan fokal atrişi ve vertekste saptanan şaft kalınlık farkı hastalığın ilerleyişini erken evrelerde tahmin edebilir. Sonuç: Trikoskopi androgenetik alopesi tanısına ve şiddetine dair bilgi verir. Verteksin trikoskopik incelemesi diğer bölgelere kıyasla hastalığın şiddeti ve ilerleyişi ile ilgili sağladığı bilgi açısından daha önemli olabilir. Bulgularımızın desteklenmesi için androgenetik alopeside trikoskopik bulguların hastalık ilerleyişi ile ilişkisini incelemek üzere yapılacak boylamsal araştırmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Androgenetik, alopesi, trikoskopi, şiddet
İnsan immün yetmezlik virüsü ile enfekte bireylerde mukokutanöz hastalıkların sıklığı ve niteliği
ÖZET İnsan İmmün Yetmezlik Virüsü ile Enfekte Bireylerde Mukokutanöz Hastalıkların Sıklığı ve Niteliği Amaç: İnsan immün yetmezlik virüsü ile enfekte bireylerde mukokutanöz hastalıklar birçok çalışmada ele alınmış olmasına rağmen, bu hastalıkların sayısına etki eden risk faktörleri, immün belirteçler dışında yeterince incelenmemiştir. Bu çalışmada, insan immün yetmezlik virüsü ile enfekte bireylerde dermatolojik hastalık sayısına etki eden risk faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Polikliniği'ne ardışık olarak başvuran 417 insan immün yetmezlik virüsü ile enfekte hastanın (368 erkek, 49 kadın) deri muayenesi yapıldı. Dermatoz sayısı gruplarının (yok, düşük, yüksek) bağımlı değişken; yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, meslek, komorbidite, sigara, alkol, tahmini bulaş yolu, tedavi durumu, takip süresi, CD4 grupları, CD8 sayısı ve viral yükün ise bağımsız değişken olarak kullanıldığı çok değişkenli ordinal lojistik analizleri yapıldı. Bulgular: Mukokutanöz hastalık sıklığı % 82 idi. Hastalarımızda en sık saptanan üç dermatoz; kandidiyaz (% 45,6), seboreik dermatit (% 20,6) ve dermatofitoz (% 20,4) idi. Kandidiyaz, seboreik dermatit ve dermatofitoz, hem CD4 düşüklüğü hem de viral yükün tespiti ile kseroz (% 15,8) yalnızca CD4 düşüklüğüyle anlamlı ilişki gösterdi. İnsan immün yetmezlik virüsü ile enfekte bireylerde mukokutanöz hastalık sayısına etki eden risk faktörleri: bekar olmak, CD4 düşüklüğü ve kanda viral yükün tespiti olarak belirlendi. Tanı anındaki CD4 sayısı/yüzdesini ve AIDS tanımlayıcı hastalık varlığını temel alan evreleme ile dermatoz sayısı arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Sonuç: İnsan immün yetmezlik virüsü ile enfekte bireylerde bekar olmak, CD4 düşüklüğü ve saptanabilir viral yük dermatolojik hastalık gelişimi için risk faktörüdür. Hastaların takibi sırasında gelişen kandidiyaz, seboreik dermatit, dermatofitoz ve kserozun zayıf immünitenin bir işareti olabileceği bulunmuştur. İnsan immün yetmezlik virüsü tanısı konulan hastaların, hastalığın ileri evrede tespit edilmesi durumunda dermatolojik muayene için dermatoloğa yönlendirilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: CD4, dermatoloji, HIV, mukokutanöz, viral yük
Uluslararası ve geçici koruma altındaki yabancıların uyum stratejilerine ilişkin nitel bir araştırma: Afyonkarahisar ili örneği
Türkiye'ye yönelen kitlesel ve bireysel göç hareketleri göçmenin ev sahibi toplumla bütünleşme sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Bu bütünleşme sürecini uyum olarak tanımlayan Türkiye, bu kavram ile göçmenin hayatını idame ettirecek yapısal sorunlara çözümler getirmekte iken göçmenin sosyo-kültürel entegrasyonunu kendi yeteneklerine bırakmaktadır. Belirli bir entegrasyon süreci takip etmeyen göçmen için yerli halkla ilişkilerinde gözetilmesi gereken ilk ilke kendi faydasıdır. Bu nedenle göçmenin ev sahibi toplumla bütünleşmesi gündelik yaşamın karmaşası ve belirsizliğinde egemen toplumsal yapının değerlerini ve yöntemlerini kullanarak geliştirdiği davranışlarla gerçekleşir. Michel de Certeau buna taktik adını vermektedir. Egemen toplumsal yapı içerisinde öteki ve yabancı olarak görülen göçmenin geçici ve değişken taktikler kullanarak ilişkilerini sürdürmesi egemen toplumsal yapıya karşı bir direniş olarak da okunabilir. Bu araştırmanın amacı göçmenin ev sahibi toplumla gündelik ilişkilerinde kendi tecrübelerinden hareketle geliştirdiği entegrasyon taktiklerini ve bu taktiklere göçmenin ait olduğu statünün etkisini keşfetmektir. Nitel araştırma yöntemi ile yürütülen bu çalışmada fenomenoloji deseni kullanılmış ve 9'u geçici koruma, 9'u uluslararası koruma statüsünden olmak üzere 18 kişi ile derinlemesine yüz yüze görüşme ve gözlem teknikleri kullanılmıştır. Elde edilen veriler Maxqda Nitel veri analiz programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analiz sonucunda göçmenin taktiklerini etkileyen unsurlar belirlenmiş ve uluslararası koruma statüsündeki göçmenin taktiklere daha çok başvurduğu görülmüştür. Araştırmadan elde edilen verilerden hareketle göçmenin taktiksel ve tepkisel bu entegrasyon deneyimi reaksiyonel entegrasyon olarak tanımlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Göç, Entegrasyon, Bütünleşme, Taktik, Direniş
Lisans öğrencilerinin uzaktan eğitim deneyimlerinin sosyal değişmeye etkileri: Afyon Kocatepe Üniversitesi örneği
2019- 2020 eğitim ve öğretim yılında ortaya çıkan COVID-19 ile birlikte insanlar; "Evde kal" çağrılarına uymuş sosyal hayattan izole olmuş, hayatın akışı değişmiş ve internet yaşamın merkezine geçmiş, yüz yüze eğitimden çevrim içi eğitime geçilmiş ve çok sayıda insan hayatını kaybetmiştir. Bu nedenle COVID-19, sosyolojik açıdan önemli bir kırılmanın yaşandığı süreç olarak değerlendirilmektedir. Bu araştırmanın amacı, COVID-19 sürecinde eğitim gören öğrencilerin uzaktan eğitim algıları ve yaşadığı sosyal değişmeleri ortaya koymaktır. Araştırmaya 2020-2021 eğitim öğretim yılında Afyon Kocatepe Üniversitesi'nde uzaktan eğitim görmüş toplam 110 lisans öğrencisi katılmıştır. Çalışma, nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin birlikte kullanıldığı karma araştırma modeli olarak belirlenmiştir. Karma desenle yapılan çalışmanın nitel kısmında görüşme, nicel kısmında ise anket uygulanmıştır. Anket formunda, öğrencilerin COVID-19 sürecinde aldıkları uzaktan eğitim algılarını ölçmek için sorular sorulmuştur. Veri analizinde yüzde ve frekans dağılımı kullanılmıştır. Lisans öğrencileri uzaktan eğitim ile ilgili daha çok eleştirel fikir belirtmişlerdir. Öğrencilerin görüşleri cinsiyetlerine ve fakültelerine göre farklılık göstermektedir. Görüşmeye katılan öğrenciler salgın sürecinde vakitlerini evde geçirmiş ve bu zorlu süreçten etkilenmiştir. Günlük rutinleri değişmiş ve alışkın olduğu normallerin yerini yeni normaller almaya başlamıştır. Elde edilen görüşme verilerine göre; öğrencilerin arkadaşlık ilişkileri etkilenmemiş, hobileri değişmiş, yeni alışkanlıklar edinmemiş, tüketim davranışları değişmiş, teknoloji aletlerinin kullanımı artmış, uzaktan eğitim ile kendilerine zaman ayırma fırsatları olmuş, ancak verim alınamamış, aileleri ile olan ilişkileri açısından da hem bağlarının kuvvetlendiğini hem de çatışma içinde olduklarını ifade etmişlerdir.
İmam-hatiplilik kimliği ve değerleri: Eskişehir örneği
Bu çalışmada Türkiye'de en önemli eğitim kurumlarından biri olan imam-hatip liselerinde eğitim gören öğrencilerin, imam-hatip kimliği ve değerlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada daha detaylı veriler elde etmek için, nitel araştırma deseni ve olgu bilim yöntemi kullanılmıştır. Araştırma, 2022-2023 eğitim öğretim yılında Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı Eskişehir il merkezinde bulunan 2 Anadolu imam-hatip lisesinde 9., 10., 11. ve 12. sınıf seviyelerinde öğrenim gören, 10 kız ve 10 erkek toplamda 20 öğrenci ile yapılmıştır. Araştırmada yarı yapılandırılmış yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak, 20 öğrenciye toplamda 16 açık uçlu soru yöneltilmiştir. Öğrencilerin görüşleri doğrultusunda elde edilen veriler betimsel ve içerik analizine tabi tutulmuştur. Bulgularda katılımcıların konu üzerine ilişkin ifadelerine doğrudan alıntı yapılarak yer verilmiştir. Araştırma sonucunda katılımcıların imam-hatip kimliğini benimsediği ve kabul ettiği, bu kimliğin, dini dersler, okul ortamı, çevresel faktörler tarafından oluştuğu, imam-hatipte kazanılan dini, ahlaki/sosyal değerler olduğu, imam-hatip kimliğinin bu değerlere bakışı etkilediği tespit edilmiştir.
Yeni bir toplumsal hareket olarak hayvan hakları
Günümüzde bir kısım kuramcı ve aktivist binlerce yıllık tarihin insan merkezci (antroposantrik), ataerkil (patriarkal) ve türcü (speciesist) bir kurgu üzerine inşa edildiğini iddia etmektedir. Bu kuramcı ve aktivistlere göre mevcut teoloji, tarih, felsefe, hukuk, edebiyat, sosyoloji vb. pek çok alan, insanı önceleyen anlatılarıyla hayvanları ötekileştirmiş hatta nesneleştirmiştir. Bu ötekileştirme ve nesneleştirme sadece düşünsel ve kuramsal düzeyde kalmayıp, hayvanların her anlamda sömürüldükleri bir tarihsel pratiği de içerisinde barındırmaktadır. Bunlara göre yeni bir tarihsel okuma hem mümkün hem de zorunludur. Hayvan hakları kuramcıları gerek yazdıkları metinlerle gerekse yaptıkları eylemlerle geçmişin devamını sağlayan uygulama ve anlatıların değişmesi gerektiğini dünyaya duyurmaktadır. Bu kuramlar; felsefi bir zeminde güçlü argümanlarıyla gıda piyasasından, yeme-içme alışkanlıklarına, giyim-kuşamdan moda ve tasarıma, edebiyattan sanata, dinden siyasete tüm yaşam alanlarını etkileyen söylem ve eylemler ortaya koymaktadır. Bu çalışmanın amacı yeni toplumsal hareketler bağlamında hayvan hakları ve hayvan kuramının değişen toplumsal dinamikler içerisindeki yerini anlama ve tartışma çabasıdır. Hayvan meselesi; Batı dünyasında çok yönlü tartışılmaya başlanmasına karşılık, Türkiye'de konunun gündeme gelişi oldukça yenidir. Akademide ise henüz gereken ilgiyi bulamamıştır. Bu bağlamda çalışma, akademik camiada hem toplumsal değişim, toplumsal hareket çalışmalarına hem de münhasır bir başlık olarak sosyoloji içinde hayvan meselesinin tartışılmasına kapı aralayarak katkı sunmayı amaçlamaktadır. Bununla birlikte modern sosyolojinin geleneksel insan-toplum anlayışından farklı olarak hayvan kuramının etkisiyle oluşan söylem çerçevesinde sosyolojinin yeni varlık alanlarını ve sınırlarını ontolojik ve epistemolojik açıdan tartışmayı hedeflemektedir. Çalışma; yeni toplumsal hareketler bağlamında hayvan hakları meselesini, anlamacıyorumlayıcı yöntem ve betimsel analiz tekniği kullanarak anlamayı hedefler. Bu amaçla çalışmada, günümüze kadar konuyla ilgili ortaya konulan birincil kaynaklar, makaleler, sosyal medya ağlarında yapılan tartışma ve paylaşımlar incelenmiştir.
Türkiye'de ve Bosna Hersek'te yaşayan Boşnak halkının kültürel kimliklerinin karşılaştırılması
Bu tez, Boşnakların kültürel ve etnik kimliklerinin, Bosna-Hersek ve Türkiye'deki tarihsel süreçler ve göç dinamikleri çerçevesinde nasıl şekillendiğini ve korunduğunu ele alır. Araştırma, Boşnak topluluklarının kültürel kimliklerinin gelişimi ve diğer milletlerle etkileşimleri üzerine odaklanmakta olup, Bosna-Hersek'teki ve Türkiye'deki Boşnakların karşılaştığı zorlukları ve kimlik koruma stratejilerini derinlemesine incelemektedir. Tezin ana amacı, Boşnakların kültürel kimliklerinin korunması ve gelişiminde etkili olan faktörleri belirlemek ve bu faktörlerin sosyo-kültürel bağlamdaki etkilerini analiz etmektir. Tezde "Kimlik, Kültür ve Göç" konuları ele alınarak, kimlik kavramının çeşitli boyutları ve bu boyutların sosyo-kültürel çerçevedeki önemleri irdelenmiştir. Ayrıca, kültürel süreçler, entegrasyon, asimilasyon ve kültürlenme gibi konular detaylı bir şekilde tartışılmıştır. Boşnakların tarihsel arka planı, Boşnak kültürü ve kültürlerinin sürdürülebilirliği konuları üzerinde durulmuştur. Boşnakların diğer kültürlerle olan etkileşimleri, zaman ve mekan algısı çerçevesinde analiz edilmiş ve bu süreçlerin kültürel kimlikler üzerindeki etkileri incelenmiştir. Saha çalışması kapsamında her iki coğrafyada Boşnaklarla kültürel çalışmalar yürütülmüş ve karma yöntem aracılığıyla bulgular analiz edilmiştir. Bu tez çalışması, Boşnakların farklı coğrafyalarda yaşama süreçlerinin kültürel kimlikleri üzerindeki etkilerine dair önemli bilgiler ve öneriler sunarak akademik literatüre katkıda bulunmayı hedeflemektedir.
Kentsel saçaklanmanın kırsalın dönüşümündeki rolü: Afyonkarahisar ili Erenler mahallesi örneği
Bu çalışmada, kentsel saçaklanma etkisinde gerçekleşen kırsal dönüşüm süreci ele alınmıştır. Kentsel saçaklanma nüfus artışı, göç, teknolojik ve ulaşım imkânlarındaki gelişmeler, ekonomik ve politik etmenlere bağlı olarak kentlerin yayılması ya da sıçramasıyla kentin dışında kalan ve kırsal karaktere sahip olan kent çeperlerinin süreç içerisinde kırsal alan özelliklerini yitirmesini ve kentleşmesini ifade etmektedir. Genellikle metropoliten kentlerde meydana gelen ve literatürde de bu eksende çalışılan kentsel saçaklanma, günümüzde orta ve küçük kentlerde de görülmeye başlanmıştır. Araştırmanın amacı doğrultusunda, Afyonkarahisar Merkez ilçeye bağlı Erenler Mahallesinin mekânsal, ekonomik, sosyokültürel ve yönetsel yapısında yaşanan değişim süreci ve kentsel saçaklanmanın kırsal alanı dönüştürmedeki rolü değerlendirilmiştir.
Turizmin bölge halkının sosyolojik yapısı üzerindeki etkileri: Ayazini Köyü (Afyonkarahisar) örneği
Bu çalışma, Ayazini Köyü örneğinde turizmin yerel halkın sosyolojik yapısı üzerindeki etkilerini incelemektedir. Turizmin sadece ekonomik değil; kültürel, toplumsal ve mekânsal dönüşümleri de beraberinde getirdiği hipotezinden hareketle, köyde yaşanan değişim süreci analiz edilmiştir. Çalışmada 100 katılımcıya uygulanan anket ve 10 katılımcıyla yapılan yarı yapılandırılmış görüşmelerden elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Kadın rolleri, aile yapısı, göç, sınıf farklılaşması ve kültürel değerlerdeki değişim gibi konular, klasik ve çağdaş sosyolojik kuramlar ışığında ele alınmıştır. Özellikle Durkheim, Marx, Weber ve Tönnies gibi kuramcıların kavramları, verilerin kavramsal çözümlemesinde açıklayıcı bir çerçeve sunmuştur. Turizmin yol açtığı sosyal dönüşüm hem toplumsal bütünleşme hem de gerilim alanları yaratmış; bu durum, kırsal yapıların karmaşıklaşan yeni dinamiklerini görünür kılmıştır. Tez, kırsal topluluklardaki sosyal değişimi anlamaya ve ilgili politikalara katkı sunmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Ayazini Köyü, turizm sosyolojisi, sosyal değişme, kırsal dönüşüm, kültürel etkileşim.
Byung-Chul Han'ın performans öznesinden sosyal intihar olgusuna dair fenomenolojik bir araştırma
Özne tartışmaları sosyoloji tarihinde uzun ve önemli bir yere sahiptir. Descartes ile başlayan ve son dönemlerde ise Byung-Chul Han ile devam eden modern özne tartışmaları farklı kavramsal biçimlerle tanımlanmıştır. Han'ın tanımladığı performans kavramsallaştırması da bunlardan biridir. Han'ın, performans kavramsallaştırması birçok farklı toplum tipolojiyi de ortaya çıkarmıştır. Han'ın eserlerinde yaptığı kavramsallaştırmaların tamamı birbirini destekleyen ve birbiri ile çelişmeyen kavramlardır. Özellikle şeffaflık, yorgunluk ve palyatif olarak tanımladığı toplumsal tipolojilerin her biri birbirini doğuran ve destekleyen kavramlardır. Fakat Han'ın tanımladığı özne ve toplumsal yapının dışında kalan özne ve gruplarda bulunmaktadır. Çalışmada bu bireyler, sosyal intihar kavramsallaştırması ile tanımlanmıştır. Kavram, her ne kadar sosyal izolasyon, sosyal yalnızlık ve hikikomori gibi kavramsallaştırmalarla benzerlik taşıyormuş gibi görünse de kavramdaki belirgin farklar ve özellikler benzerliği ortadan kaldırmaktadır. Amaçlı örneklem kapsamında nitel araştırmanın bir sonucu olarak ortaya çıkan bu tez çalışması toplamda on kişi ile görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler nitel araştırmanın analiz yöntemlerinden biri olan Maxqda ile analiz edilmiştir.
Modern dönemde yeni kamusal alan arayışları
Modernlik, pek çok alanda olduğu gibi (düşüncede, ekonomide, toplum yapısında, siyasi örgütlenmelerde vs.) kamusal alanda da değişim ve dönüşüme neden olmuştur. Kamusal alanın söz konusu değişimi tarihsel olarak incelendiğinde, modern dönemde kamusal alan/özel alan ayrımının belirsizleştiği, kamusal insanın özel alana hapsolduğu görülür. Çok bilindik ifadeyle bu dönem kamusal insanın çöküşünü işaret eder. Günümüz dünyası ise alternatif kamusallıkların arayışıdır. Kamusal alanın tekrar nasıl aktif hale getirilebileceği, J. Habermas, R. Sennett ve H. Arendt'in görüşleri çerçevesinde analiz edilmiştir. Gelişen teknolojinin medya ve iletişim dünyasında sunduğu olanaklar, sanal kamusallığın olabilirliğini de tartışılabilir hale getirmiştir.
Suriyeli sığınmacıların Türkiye'deki uyum süreçleri: Afyonkarahisar örneği
Ortadoğu halklarının özgürlük ve demokrasi talepleri ile birlikte ortaya çıkan Arap Baharı süreci, pek çok ülkeyi etkisi altına almıştır. Otoriter rejimlerin bir kısmı devrilmiş bir kısmı da eskisinden daha farklı bir görünümde yeniden ortaya çıkmıştır. Arap Baharının Suriye'deki tezahürü ise en kötü etkileri meydana getirmiştir ve ülke iç savaşa sürüklenmiştir. Suriye halkı yaşadıkları iç savaştan kaçarak farklı ülkelere göçler gerçekleştirmiştir. Türkiye bu kapsamda Suriye'den en fazla göç alan ülke olmuştur. Suriyeli göçmenlere açık kapı politikası uygulanmış ve bu süreçten sonra iki toplumun birlikte yaşama aşamasına geçilmiştir. Bu çalışma, Suriye iç savaşından kaçarak Türkiye'ye sığınan, Suriyeli göçmenlerin Afyonkarahisar'a geldikleri ilk günden bu yana yaşadıkları tüm sosyal süreçleri ele almaktadır. Göçmenlerin, Afyonkarahisar kentine uyum sağlamaları ve halkın onları kabul ediş süreci sırasında yaşadıkları problemleri, sosyal değişimleri ve olumlu gelişmeleri üzerinde durulmuştur. Çalışmada uygulama ve teorik olarak iki kısım mevcuttur. Kavramsal arka plan oluşturulduktan sonra saha çalışması gerçekleştirilmiştir. İlk kısımda göç kavramı, göçün nedenleri, göç ile ilişkili kavramlar, ardından Arap Baharının ortaya çıkışı ile birlikte yaşanan değişimler ve son olarak Suriye'de yaşanan iç savaşın etkileriyle birlikte Suriyeli göçmenlerin Türkiye serüveni anlatılmıştır. İkinci kısımda Suriyeli göçmenler ve yerel halk ile gerçekleştirilen mülakatlardan elde edilen bulguların analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın uygulama kısmında, uyum sürecinin tek taraflı olarak gerçekleşmemesi ve iki toplumun da bu süreç içerisinde yer alması bakımından görüşmeler çift taraflı olarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda elde edilmiş olan bulgular sosyal bir gerçeklikle birlikte değerlendirilmeye çalışılmıştır.
Din ve ideoloji bağlamında Nurettin Topçu ile Roger Garaudy'nin sosyalizm ve İslam algısı
İdeoloji kavramı ortaya çıktığı 19. yüzyıldan itibaren farklı Sosyal Bilim disiplininin araştırma konusu olmuştur. İdeolojiler insana ve topluma hazır yaşam biçimi ve düşünce kalıpları sağlama iddiasındadırlar. Bu kalıplar üzerinden bireyi ikna etme kaygısı taşırlar. Semavi bir içeriğe sahip olsun ya da olmasın dinler de tıpkı ideolojiler gibi yaşama biçimi ve düşünce kalıpları sunarlar. Bu nedenle din ve ideolojiler benzer nitelik taşırlar ancak bu benzerlik ilişkisi din ve ideoloji arasında bir aynilik olduğu sonucu doğurmaz. Bu çalışmada din ve ideoloji arasındaki bu ilişki İslam ve sosyalizm kavramları üzerinden ele alınarak Nurettin Topçu ve Roger Garaudy'nin İslam ve sosyalizm görüşleri incelenmiş ve karşılaştırılmıştır.
Otoriteryanizm bağlamında tek parti (1930-1945) ve AK Parti (2002-2017) dönemleri karşılaştırması
Cumhuriyet Halk Partisi'nin iktidarda olduğu ve "Tek Parti" dönemi olarak ifade edilen 1930-1945 yılları arasındaki siyasal ve sosyal alanlarda gerçekleştirilen uygulamalar, başta sosyal bilimler olmak üzere birçok disiplindeki araştırmaya konu olmuştur. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin 2002-2017 yılları arasında gerçekleştirmiş olduğu uygulamalar da siyasal, sosyal ve ekonomi alanlarda birçok disiplin alanında ele alınıp, incelenmiştir. Bu çalışmada, farklı bağlamlarda, Tek Parti dönemi ve AK Parti dönemlerinde uygulandığı iddia edilen "otoriter" politik uygulamaların olup olmadığı, kendi politik iklimlerinde değerlendirilerek, bu iki dönemin karşılaştırmalı analizi yapılacaktır.
Bir muhalefet aracı olarak sosyal medya
Sosyal medya son yirmi yılda hayatımıza girerek önemli değişim ve dönüşümleri başlatan bir olgu olmuştur. Bu çalışma sosyal medyayı, sosyolojinin temel tartışmaları çevresinde ve argümanları bağlamında bir muhalefet aracı olduğu düşüncesiyle araştırılmıştır. Günlük yaşamımızda kullandığımız muhalefet araçlarının yanına eklenen bu araç yarattığı etkiyle daha uzun yıllar tartışılacağa benziyor. Sosyal medyanın bir muhalefet aracı olarak kullanılması ve zamanla insanı kendine yabancılaştırıcı etkisiyle bir muhalefet aracına dönüşmesi bu çalışmanın temel argümanlarını oluşturmaktadır. Birinci bölümde medya ve sosyal medyanın gelişim aşamaları incelenmiştir. İkinci bölümde ise sosyal medyanın bir muhalefet aracına dönüşmesi anlatılmıştır.
Küreselleşme sürecinde değişen din algısı üzerine bir inceleme: İstanbul Nişantaşı ve Sultanbeyli örnekleri
Küreselleşme, ekonomik, siyasi, kültürel, coğrafi ve teknolojik faktörlerin birbirleriyle etkileşimleri sonucu ortaya çıkmıştır. Her ne kadar kavram, 1990'lı yıllarda sosyal bilimlerin gündemine girmiş olsa da, küreselleşmenin ne olduğu ve ortaya çıktığı süreçlerin neler olduğuna dair tartışmaları ise devam etmektedir. Küreselleşme din ilişkisini ise, dinlerin sahip olduğu evrensel ilkeler çerçevesinde değerlendirmek mümkündür. Dinlerin evrensel mesajları içinde barındırması ve bu mesajları tüm dünya iletme gayesi taşıması, dinleri küreselleşme ile karşılıklı etkileşime girmeye mecbur bırakmıştır. Bu karşılıklı etkileşim, toplumlardaki din ve dindarlık algıları üzerinde değişimlere sebep olmuştur. Türkiye'de küreselleşmeden nasibini almış ve etkileri toplumsal düzeyde hissedilmiştir. Bu değişim daha ziyade kendini geleneksel inanış ve yaşayış anlayışındaki farklılıklar ile hissettirmiştir. Bu araştırmada, Nişantaşı ve Sultanbeyli üzerinden, küresel süreçte Türkiye'de değişen din ve bazı bölümlerde dindarlık algıları ölçülmeye çalışılmıştır.
Kırsalda yaşayan dul yaşlı kadınların sosyal durumları ve destek ağları üzerine bir inceleme
Bu çalıĢmanın amacı, yaĢlı ve dul kadınların sahip oldukları sosyal iliĢkileri, bu iliĢkilere olan bakıĢ açılarını, bu iliĢkilerin hayatlarına ve beklentilerine olan etkisini ve destek ağlarını analiz ederek incelemektir. Bu nitel çalıĢma Isparta'da bulunan Çandır ve Sarımehmetler köylerinde gerçekleĢtirilmiĢtir. ÇalıĢma grubu söz konusu köylerde yaĢayan 59 ile 90 yaĢ aralığındaki 30 kadın dul bireyden oluĢmaktadır. Katılımcılara amaca yönelik örneklem tekniği ile ulaĢılmıĢtır. AraĢtırmada yarı yapılandırılmıĢ mülakat formu kullanılmıĢtır. ÇalıĢmanın çıktıları betimsel analizle değerlendirilmiĢtir. Bulgular ilgili literatür ıĢığında tartıĢılmıĢtır. ÇalıĢma bulgularına göre yaĢlılık katılımcılar için bir kayıplar dönemi anlamına gelmektedir. Dulluk bazı kadınlar için önemli bir dönüm noktasıdır. Genel anlamda dul bireyler yeniden evlenmeyi istememektedir. Ayrıca dul kadınlar evde bakılmayı istediklerini söylemiĢlerdir. Katılımcılar en büyük desteği çocuklardan almaktadır. Nitekim bireyler en çok çocukları ile iletiĢimlerine değer vermekte ve en çok onlara güvenmektedir. Anahtar Kelimeler: YaĢlanma, yaĢlılık, dulluk, kırsalda yaĢlanma, sosyal destek
Dini pratiklerin yeniden üretimi: Mali ibadetler örneği
Bu çalışmada, toplumun temel kurumlarından olan dinin, modern dünyada, sekülerleşme olgusuna karşın kendini modern çağın beraberinde getirdiği araçlarla yeniden nasıl var ettiği anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu çalışmanın ana temasını, yaşadığımız çağda sekülerleşme süreciyle beraber dinin gündelik hayattan çekileceği iddialarına rağmen, kendini yeniden üretebildiği düşüncesi oluşturmaktadır. İslam dini, içinde barındırdığı evrensellik iddiası ve kolaylaştırma ilkesiyle beraber değişimlere adapte olabilmektedir. Bu özelliğinden dolayı, düşünümsel bir modernlik karşısında düşünümsel ve kendini yeniden üretebilen bir din görmekteyiz. Bununla birlikte, küreselleşme, kentleşme, sekülerleşme süreçleriyle ve teknolojik gelişmelerle birlikte internet kullanımının yaygınlaşması ibadetlerde birtakım değişimler meydana getirmiştir. Dinsel bireyciliğin yaygınlaşması, dinin büyü bozumuna uğraması, ibadetlerin toplumsal işlevlerinde değişme veya zayıflamanın görülmesi ve dinin araçsallaşması görülen değişimlerden bazılarıdır. Bu çalışmada, dini pratiklerden olan kurban, zekât, fitre ve bağış gibi mali ibadetler ele alınmıştır. Bu ibadetlerin, çeşitli kurumlar veya online ödeme yöntemleriyle gerçekleştirilmesi, dini pratiklerin yeniden üretimi bağlamında anlaşılmaya çalışılmıştır. Çalışmanın alan araştırması kısmında ise kır-kent ve cinsiyet farkı gözetilmek kaydıyla 20 kişiyle nitel araştırma yöntemlerinden olan derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda elde edilen veriler, mali ibadetlerdeki değişimler ve mali ibadetlerin yeniden üretimi açısından çalışmada öne sürülen teorik bilgiler ışığında analiz edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dini Pratikler, Düşünümsellik, Modernleşme, Sekülerleşme, STK.
1980-2000 arası Türkiye'de sosyolojinin gündemleri ve oluşum dinamikleri
Türkiye'de sosyolojinin bir asırdan fazla geçmişi bulunmaktadır. Bu süreç içinde Türkiye'de sosyoloji, siyasetle iç içe bir durum sergilemiştir. Bu durum sebebiyle Türkiye'de sosyolojinin, siyasi süreçlere bağlı olarak kaderini tayin eden belli başlı dönemler bulunmaktadır. Bu dönemlerden birisi de 1980 sonrası dönemdir. Bu çalışmada, 1980 – 2000 yılları arası siyasi, toplumsal ve ekonomik alanda yaşanan değişim ve sosyal bilimlerde yaşanan dönüşüm bağlamında, Türkiye'de sosyoloji çalışmalarının değişen temaları ele alınmaktadır. 1980 sonrası Türkiye'de sosyolojinin gündemini oluşturan temaların, Türkiye ve dünya ekseninde ortaya çıkan değişim dinamikleri çerçevesinde ele alınması amaçlamaktadır. Çalışmada 1980 – 2000 yılları arasında, Türkiye'de sosyoloji alanında verilen eserler ve bu eserlerin hangi konular üzerinde yoğunlaştığı incelenmektedir. 1980 – 2000 arası dönem 12 Eylül askeri darbesi, Türkiye'de yaşanan liberal dönüşüm, dünya ile entegrasyon çabaları ve dönüşüm söylemleri, 1990'ların siyasi istikrarsızlığı ve 28 Şubat postmodern darbesi gibi önemli olay ve süreçleri kapsamaktadır. Aynı zamanda küreselleşme, postmodernizm, ulus devletlerin çözülmesi, Sovyet bloğunun yıkılması gibi etkenlerle birlikte Avrupa ve Amerika'da,sosyal bilimlerde yaşanan gelişmeler de bu dönemde etkisini gösteren diğer dinamiklerdir. Bu değişim dinamikleri içinde 1980 – 2000 yılları arasında kent, gecekondu, kadın çalışmaları, aile, din, siyaset, sivil toplum, milliyetçilik, etnisite ve kimlik temalarının yoğun bir şekilde çalışıldığı görülmektedir. Böylece dünya tarihinin yeni bir binyıla (2000'li yıllar) dönüşüm arifesinde Türkiye'de sosyolojinin gündemleri, konuları ve tartışma alanları kristalize edilerek ortaya konulmuş olacaktır. Anahtar Kelimeler: Türk sosyolojisi, kent, gecekondu, din, siyaset, sivil toplum.
Türkiye'de muhafazakar kimliğin inşası
Muhafazakarlık, siyasi düşünce tarihinde Fransız Devrimi sonrasında yer almıştır. Aydınlanma rasyonalizmine, Fransız Devrimi'nin siyaset pratiğine ve sanayi toplumunun olumsuzluklarına karşıt bir tutum olarak gelişmiştir. Muhafazakarlık, temelde Kıta Avrupası muhafazakarlığı ve Anglo-Amerikan muhafazakarlığı olarak ikiye ayrılmaktadır. Muhafazakarlığın omurgası, gelenek, aile, otorite, din, düzen, tarih, kendiliğindenlik gibi kavramlar çerçevesinde oluşmuştur.Türkiye'de muhafazakarlık, Cumhuriyet dönemi ile birlikte belirginleşmiş ve yaşanan köklü değişimlerin aşırılığına karşıt bir tutum belirlemiştir. Bunu yaparken yeni rejimle hiçbir zaman öz itibariyle bir problemi olmamıştır. Türk muhafazakarlığı, kültürel bir muhafazakarlık olarak kendine yaşam alanı bulabilmiştir. 1950'lerle birlikte siyasal alanda kendine alan yaratabilen muhafazakarlığın en belirgin özelliği, merkez-çevre ilişkisinde merkeze karşı çevrenin temsilini üstlenmiş olmasıdır.Bu çalışmanın amacı muhafazakarlığın Türkiye'de gelişimini ve bu çerçevede oluşturulmaya çalışılan muhafazakar kimliğin ana bileşenlerini ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda Türkiye'de muhafazakar kimliğin sosyo-politik imkanının olup olmadığı tartışılmıştır.
Modern demokrasilerde terörle mücadele ve otoriter yansımaları
Terörizm, toplum üzerinde korku, sindirme ve baskı yaratarak siyasal düzende belli amaçlara ulaşmak için kullanılan siyasi bir şiddet dilidir. Toplumların siyasi tarihlerinde terörizmin izlerine rastlanılsa bile esasında kendisi modern dönemin bir ürünüdür. Terörizm kavramını, tekniklerini ve politikalarını icat eden Batı dünyası, terörizm tarafından tehdit edilmektedir. Buna karşılık modern demokratik devletler, terörizmle mücadele yöntemlerini sistemli, planlı, örgütlü ve uzun erimli bir yönetim tarzı olarak belirlemişlerdir.Modern demokratik devletlerin geliştirdikleri terörizmle mücadele yöntemlerinin, toplumsal yaşamda otoriter yansımalara; siyasal ve hukuksal düzende ise istisnai bir yönetim tarzına neden olduğu hususu araştırmamızın temel konusunu oluşturmaktadır. Bu çerçevede belirlenen bazı modern demokratik devletlerin terörle mücadele süreçleri analiz edilmektedir. Bu bağlamda elde edilen bulgular, farklı kuramsal yaklaşımlar göz önünde bulundurularak değerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler: Terörizm, terörizmle mücadele rejimleri, terörizm istisnası, hukuk devleti, otoriterlik.
Türk eğitim sisteminin yapısal özellikleri bağlamında 1980 sonrası Türkiye'de eğitim-iktidar ilişkileri
Bilgi, düşünsel düzeyde girdi ve çıktı olma özelliğine sahip olan anlamlı bir birikim olarak tanımlanabilir. Bilgi ile doğrudan bağlantılı bir süreç olarak gerçekleştirilen eğitim ise, sistemli veya sistemsiz olarak muhataplarında gözlenebilir düşünce ve eylem farklılıklarının temelini oluşturan ve altyapılarını kuran bilgi hareketliliğidir. Bilginin, bizatihi sahip olduğu ve bilgi sahiplerinin doğrudan elde ettiği iktidar olgusu ise, en genel anlamda fiziksel veya psikolojik bir etki olarak izah edilebilir. Eğitimin bir bilgi hareketliliği olması ve bilginin de iktidarla ontolojik bir birlikteliğinin bulunması, eğitim ile iktidar arasındaki ilişkiyi önemli hale getirmektedir. Bu bağlamda Türk eğitim sisteminin iktidarla, devlet iktidarı ile ilişkisinin niteliği Türkiye'de nüfusun neredeyse tamamının eğitimle bağının olması bakımından önemli hale gelmektedir.Türk Eğitim Sisteminin Yapısal Özellikleri Bağlamında 1980 Sonrası Türkiye'de Eğitim-İktidar İlişkileri bu araştırmanın temel konusunu oluşturmaktadır. İşlenen konular ise bilgi-iktidar ilişkileri, bilgi ile eğitim arasındaki bağ, yakın Türk eğitim tarihini de kapsayan 1980 sonrası Türkiye'de eğitim ile iktidar arasındaki ilişkidir.Anahtar Kelimeler: Bilgi, eğitim, iktidar.