Theses supervised by Prof. Dr. Mustafa Yıldız
17 theses · Afyon Kocatepe University, Akdeniz University, İstanbul University, Konya Technical University
Türkiye endemiği Thermopsis turcica'da farklı gelişim evrelerindeki çiçeklerin karşılaştırmalı proteomik analizleri
Çiçek gelişimi birçok çevresel uyarıcı ve içsel sinyal tarafından kontrol edilen karmaşık bir fizyolojik olaydır. Şimdiye kadar birkaç moleküler çalışma çiçek gelişimi ile ilgili fizyolojik süreçler hakkında önemli bilgiler sağlamış olmasına karşın çiçek gelişimi sırasında meydana gelen proteom değişimleri hakkında çok az bilgi bulunmaktadır. Bu nedenle, bu çalışmada tek bir çiçekte 3-4 serbest karpele sahip sıra dışı legüm türü ve Türkiye endemiği Thermopsis turcica Kit Tan, Vural & Küçüködük bitkilerinde çiçek gelişimi sırasında gerçekleşen proteom değişimleri araştırılmıştır. Çiçek tomurcukları ve tamamen açmış çiçeklerinden protein ekstraksiyonu yapılmış ve iki-yönlü jel elektroforezi (2-DE) ile bu proteinler ayrıştırılmıştır. Görüntü analizleri çiçek gelişimi sırasında 66 protein beneğinin farklı şekilde ifade olduğunu ortaya çıkarmıştır. Bu proteinlerden 32'si MALDI-TOF/TOF (matrix-assisted laser-desorption ionization-time of flight/time of flight) kütle spektrometrisi (MS) ve veri tabanı taraması ile başarılı bir şekilde tanımlanmıştır. Çiçek gelişimi sırasında farklı şekilde ifade olan bu proteinlerin transkripsiyon ve protein metabolizması, enerji ve karbonhidrat metabolizması, bitki savunma sistemi, fotosentez, hücre çeperi, sekonder metabolizma ve amino asit metabolizmasında fonksiyon gördüğü belirlenmiştir. Bununla birlikte, tanımlanan birçok proteinin ifade seviyesinin tamamen açmış çiçeklerde azalan yönde düzenlendiği bulunmuştur. Protein metabolizması, şeker metabolizması ve stres savunması ile ilişkili birçok proteinin çiçek gelişimi sırasında düzenlenmesi bu proteinlerin gelişimsel regülasyondaki muhtemel rollerini göstermektedir. Bu sonuçlar, çiçek gelişimi sırasında meydana gelen proteom değişimleri hakkında yeni bilgiler sağlamıştır.
Ekstrem Halofit Salsola crassa'nın Tohum Çimlenmesi ve Erken Fide Evresinde Tuz Toleransı Üzerine Bazı Çevresel Faktörlerin Etkilerinin Araştırılması
Halofit bitki türlerinde tohum çimlenmesi özellikle ışık, sıcaklık ve tuzluluk gibi çevresel faktörler tarafından kontrol edilmektedir. Salsola crassa oldukça tuzlu topraklara adapte olmuş tek yıllık halofitik bir türdür. Bu türün tuz stresine karşı tolerans seviyesi fide evresinde değerlendirilmiş olmasına karşın çimlenme evresindeki tuz toleransı hakkında herhangi bir literatür bulunmamaktadır. Bu nedenle, bu araştırmada S. crassa'nın tohum çimlenmesi üzerine 9 tuz konsantrasyonu (0, 100, 200, 300, 400, 500, 600, 700 ve 800 mM NaCl), 6 sıcaklık uygulaması (10, 15, 20, 25, 30 ve 35C) ve fotoperiyodun (12 saat fotoperiyot ve tamamen karanlık) etkileri araştırılmıştır. En yüksek çimlenme yüzdeleri (%98-99) distile suda, 20 ve 25C sıcaklık uygulamalarında ve 12 saatlik fotoperiyotta elde edilmiştir. Tuz konsantrasyonundaki artış özellikle düşük ve yüksek sıcaklık uygulamalarında tohum çimlenmesinde belirgin bir azalışa neden olmuştur. Düşük (10 ve 15C) ve yüksek (35C) sıcaklık uygulamaları hem kontrol hem de tuz uygulamalarında tohum çimlenmesinde belirgin bir şekilde inhibisyona neden olmuştur. Tüm sıcaklık uygulamalarında ve özellikle tuz uygulamalarında ışık ve karanlık uygulamaları arasında önemli farklılıklar bulunmuştur (P < 0.05). Bu sonuçlar, S. crassa'da çimlenme evresi stres toleransının ışık, sıcaklık ve tuzluluk etkileşimleri tarafından etkilendiğini göstermektedir. Bu çalışmanın ikinci aşamasında, hidroponik olarak büyütülen S. crassa fidelerinde bazı büyüme parametreleri (taze ve kuru ağırlık), Na+-K+ içerikleri ve süperoksit dismutaz (SOD), peroksidaz (POD) ve katalaz (CAT) aktivitesi üzerine farklı NaCl konsantrasyonlarının (0, 100 ve 300 mM) etkisi araştırılmıştır. Kontrole göre 100 ve 300 mM NaCl konsantrasyonu gövde dokusunun büyüme parametrlerini arttırırken, kök dokusunda sadece 100 mM NaCl uygulaması artışa neden olmuştur. Tuz konsantrasyonundaki artışla Na+ içeriği artarken, K+ içeriği azalmıştır. Ayrıca toprak üstü dokularda daha fazla Na+ birikimi belirlenmiştir. Tuz stresi sadece kök dokusunun POD ve CAT aktivitesinde artışa neden olurken, yaprak dokusunda inhibisyona neden olmuştur. Bu sonuçlar, S. crassa'nın tuz stresine oldukça toleranslı olduğunu ileri sürebilir.
Kuraklık stresi altındaki Cleome spinosa (C3) ve Cleome gynandra (C4) bitkilerinin karşılaştırmalı proteomik analizleri
Toprak ve atmosferik su eksikliğinden kaynaklanan kuraklık stresi dünyadaki bitki büyümesini ve verimliliğini etkileyen en önemli çevresel faktörlerden biridir. Karboksilasyon yoluna bağlı olarak bitkilerin kuraklık stresine toleranslarında önemli farklılıklar vardır. C4 bitkilerinin, C3 bitkilerinin aksine, su stresine daha iyi adapte olduğu bildirilmektedir. Bitkilerin kuraklık stresine adaptasyon mekanizmaları proteom düzeyinde yoğun bir şekilde çalışılmış olmasına rağmen, kuraklık stresi altında büyüyen C3 ve C4 bitkilerinin adaptasyon stratejileri tanımlanmamıştır. Kuraklık stresinin proteom değişiklikleri üzerindeki etkilerini belirlemek için iki boyutlu poliakrilamid jel elektroforezi (2-DE) ve MALDI-TOF/TOF (matrix-assisted laser desorption ionization time-of-flight/time-of-flight) kütle spektrometresi Cleome spinosa (C3) ve C. gynandra (C4) bitkilerinin yapraklarında kullanılmıştır. 2-DE jellerinde toplam 96 farklı şekilde ifade olan protein beneği tespit edilmiş ve bunlardan 65'i MALDI-TOF/TOF kütle spektrometrisi ile tanımlanmıştır. Her iki türde de fotosentez ve enerji metabolizması ile ilgili proteinler, kuraklık stresi altında büyük ölçüde etkilenmiştir. RuBisCO küçük alt birimlerinin bolluğu C. spinosa'da artmış olmasına rağmen, RuBisCO aktivaz proteinlerinin bolluğu azalmıştır. Ayrıca, OEE ve FNR proteinleri gibi fotosentezin ışık reaksiyonları ile ilgili proteinlerin bolluğu C. spinosa'da azalmıştır. Kuraklık stresi altında, triosfosfat izomeraz ve fruktoz-bifosfat aldolaz gibi glikoliz ile ilişkili proteinlerin bolluğu C. spinosa'da azalmıştır; ancak, enolaz proteini C. gynandra'da artmıştır. Kuraklık stresi altında kloroplastik ATP sentaz enziminin ifade seviyesi her iki türde de azalan yönde düzenlenirken, mitokondriyal ATP sentaz artan yönde düzenlenmiştir. Annexin ve 14-3-3 proteinleri gibi sinyal iletimi ile ilgili proteinlerin bolluğu C. spinosa'da artmıştır. Reaktif oksijen türlerinin detoksifikasyonu ile ilişkili proteinlerin bolluğu genellikle her iki türde artmıştır. Bu bulgular, karboksilasyon yolunda farklılık gösteren türlerin kuraklık stresi altındaki proteomik cevaplarının daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
Arpa fidelerinde sodyum nitroprussid teşvikli NaCl toleransı üzerine proteomik analizler
Tarım topraklarının tuza maruz kalması dünya çapında ciddi bir sorun teşkil etmektedir. Bitkilerde tuz toleransını artırmak için farklı stratejiler geliştirilmiştir. Dışsal sodyum nitroprussid (SNP) uygulamasının tuzluluğun zararlı etkilerini hafifletebileceği ve bitkilerin tuz toleransını teşvik edebileceği gösterilmiş olmasına karşın, SNP'nin proteomik değişikliklerin düzenlenmesindeki rolleri tam olarak anlaşılamamıştır. Bu amaçla, arpa (Horedum vulgare L.) fidelerinin tuz stresine verdiği tepkileri daha iyi anlamak ve tuz kaynaklı hasarı hafifletmede dışsal SNP'nin koruyucu rollerini anlamak için NaCl ve/veya SNP uygulamalarına maruz bırakılan arpa fidelerinin yaprak dokularında karşılaştırmalı proteomik analizler yapılmıştır. Dışsal SNP uygulamasının NaCl stresi tarafından inhibe edilen fide büyümesini iyileştirdiği belirlenmiştir. Proteomik analizler, 24 proteinin SNP ve/veya NaCl stresi uygulamalarında farklı şekilde ifade olduğunu göstermiştir. Bu proteinlerden 15'i MALDI-TOF/TOF kütle spektrometrisi ile başarıyla tanımlanmıştır. Gen ontolojisi analizi; fotosentez, protein metabolizması, stres savunma ve enerji metabolizması gibi yolakların SNP ve/veya NaCl uygulamaları ile düzenlendiğini ortaya koymuştur. Dışsal SNP uygulaması, tuz stres altındaki arpa fidelerinin yapraklarında 20 kDa şaperonin, proteazom altbirim beta tip-2, 2-Cys peroksiredoksin BAS1, tiyazol biyosentetik enzim 1-1, ferredoksin-NADP redüktaz, S-adenozilmetiyonin sentetaz 3 ve uzama faktörü Tu proteinlerinin ekspresyon seviyelerini arttırmıştır. Mevcut sonuçlar, SNP'nin fotosentezin düzenlenmesi, yanlış katlanmış veya hasarlı proteinlerin parçalanması, stres savunmasının aktivasyonu ve poliaminler, prolin ve GABA sentezinin teşvik edilmesi yoluyla NaCl'nin neden olduğu büyüme inhibisyonunu hafifletebileceğini ileri sürmektedir. Bu çalışma, arpa fidelerinde tuz stresine yanıt olarak SNP'nin moleküler mekanizmasına proteomik düzeyde bilgi sağlayan ilk çalışmadır.
Rekreatif amaçlı fitness merkezlerinde egzersiz yapan bireylerin besinsel ergojenik destekler hakkındaki bilgi düzeylerinin ve kullanım sıklığının belirlenmesi. Antalya ili örneği
Araştırmanın amacı, fitness merkezlerinde rekreatif amaçlı egzersiz yapan bireylerin besinsel ergojenik destekler hakkındaki bilgi düzeylerinin ve kullanım sıklığının belirlenmesidir. Bu amaç doğrultusunda konu ile ilgili literatür taranmış ve uzman görüşleri alınarak veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Anket, egzersiz yapan bireylerin besinsel ergojenik destek ürünleri hakkında bilgi düzeylerini ve kullanım durumlarını sorgulamaktadır. Ankette egzersiz yapan bireylerin bu ürünler hakkında yeterli bilgi düzeyine sahip olup olmadıkları, bu ürünleri kimlerin tavsiyesi ile kullandıkları, ne amaçla kullandıkları, gerekli sağlık kontrollerinden geçip geçmediklerini belirlemeye yönelik sorular sorulmuştur. Araştırmamıza gönüllülük esasına dayılı olarak Antalya ilinde fitness merkezlerinde egzersiz yapan 110'u kadın, 292'si erkek olmak üzere toplamda 402 kişi katılmıştır. Bu tez çalışmasında SPSS 25.0 istatistik programı kullanılarak veriler analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarında elde edilen verilerin tanımlayıcı istatistik verilerinden frekans ve yüzde dağılımları hesaplanmış, farklılıkları test etmek için ki-kare tekniği kullanılmıştır. Çalışmamızdan elde edilen bulgulara dayanarak, araştırmaya katılanların (n=292) %72,6'sının erkek, (n=110) %27,4'ünün kadın olduğu; erkek bireylerin yaş ortalamasının 26,84, kadın bireylerin yaş ortalamasının 24,80 olduğu görülmüştür. Ayrıca eğitim durumlarına bakıldığında (n=299) %74,4'ünün üniversite eğitimi aldığı, mesleklerine bakıldığında(n=151) %37,6 oranla en çok özel sektör çalışanı olduğu görülmüştür. Egzersiz yapma süresi en yüksek olanların (n=152) %37,8'inin 2-4 yıl arası egzersiz yaptıkları belirlenmiştir. Araştırmamızda n=306 kişinin sağlık için spor yaptığı belirlenmiştir. Yine araştırmamıza katılanların %55'inin besinsel ergojenik destek ürünleri hakkında yeterli bilgiye sahip olmadıkları belirlenmiştir. Araştırmamıza katılanların %60,2'sinin ise besinsel ergojenik destek ürünleri kullandıkları, bu ürünlerle ilgili bilgiyi %47 oranıyla internetten edindikleri görülmüştür. Kullanıcıların %40,1'i bu ürünleri performansı arttırmak, %27,7'si de kas kütlesini arttırmak için kullandıklarını belirtmişlerdir. Araştırmamızda ergojenik destek ürünleri kullananların %33,1'inin antrenör tavsiyesi ile bu ürünlere başladığı görülmüştür. Bu ürünleri kullananların %63,2'sinin ise bu ürünleri internet üzerinden temin ettikleri anlaşılmıştır. Çalışmamızdaki ergojenik destek ürün kullananların %53,3'ü doktor kontrolünden geçmediklerini belirtmişlerdir. Herhangi bir besinsel ergojenik destek maddesi kullanıyor musunuz, sorusu ile egzersiz süresi, egzersiz çeşidi ve ergojenik bilgi durumu soruları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuştur (P<0,000).
Golfün dijital dönüşümü: Sanal ve geleneksel golfün katılım kısıtları açısından karşılaştırılması
Bu çalışma, sanal golf uygulamalarının boş zaman kısıtlamaları bağlamında geleneksel golfle karşılaştırmalı olarak incelenmesini amaçlamaktadır. Dijital teknolojilerin spor alanına entegrasyonu ile gelişen sanal golf, geleneksel açık hava golfünün zaman, maliyet ve çevresel kısıtlarını azaltma potansiyeli sunmaktadır. Bu doğrultuda, Türkiye'de golf sporu ile ilgilenen bireylerden elde edilen veriler aracılığıyla, sanal ve geleneksel golf katılımı arasındaki boş zaman kısıtlamaları algıları karşılaştırılmıştır. Araştırma kapsamında nicel yöntem benimsenmiş, kolayda örnekleme tekniği ile veri toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımlı örneklem Wilcoxon ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Bulgular, sanal golfün özellikle zaman, maliyet ve hava koşullarına ilişkin kısıtlamaları azaltmada geleneksel golf sporuna göre daha avantajlı olduğunu ortaya koymuştur. Yapılan Wilcoxon işaretli sıralar testi sonucunda, katılımcıların sanal ve açık hava golfüne yönelik boş zaman kısıtlamaları algıları karşılaştırılmıştır. Wilcoxon işaretli sıralar testi sonuçlarına göre zaman (Z = -4.137, p < .001), beceri (Z = -3.885, p < .001), güven (Z = -2.561, p = .010), maliyet (Z = -4.041, p < .001) ve hava koşulları (Z = -5.535, p < .001) alt boyutlarında anlamlı fark bulunmuştur. Bu bulgular, sanal golfün açık hava golfüne kıyasla bazı kısıtlamaları daha az hissettirdiğini göstermektedir. Elde edilen sonuçlar, sanal golfün dijital sporlar ve rekreasyonel faaliyetler kapsamında daha geniş kitlelere ulaşabilecek bir potansiyele sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Sanal golf, geleneksel golf, boş zaman kısıtlamaları, erişilebilirlik, dijital sporlar.
Investigation of amino acid metabolism of juvenile gilthead sea bream (Sparus aurata) fed with alternative proteins
This study evaluated the effects of partially replacing (55%, 65%, 75%) fishmeal (FM) with poultry by-product meal (55PBM, 65PBM, 75PBM) or hydrolyzed feather meal (55HFM, 65HFM, 75HFM) on growth performance and amino acid metabolism of juvenile gilthead sea bream (Sparus aurata, 35.01 ± 0.11 g). Seven experimental iso-nitrogen (49% crude protein) and iso-lipid (19% crude lipid) experimental diets were prepared based on the three meals (FM, PBM, and HFM) and fed to juvenile sea bream for 120 days. Proximate diet and whole-body analyzes were performed to determine the effects of animal protein (PBM and HFM) on the growth performance, quality of diet and feed intake of gilthead sea bream. The protein efficiency ratio (PER) and amino acid profile of the dietary treatments as well as the whole body amino acid profile of the fish at the start and end of the experiment were assessed to determine the effectiveness and quality of proteins and whether there are deficiencies in essential amino acids (EAAs), which may limit the growth and normal development of gilthead seabream. The digestibility of proteins and amino acids was studied to determine whether the proteins affects seabream's protein metabolism. The amino acid profile of fish feces was assessed to determine the levels of amino acids eliminated in indigestible form. Histological examination of the liver and digestive system was performed to assess the effects of dietary treatments on the welfare of gilthead sea bream. The results of this thesis show that growth performance, feed intake, and digestibility were negatively affected when juvenile sea bream were fed with HFM-based diets (55HFM, 65HFM, 75HFM) (P<0.05). The partial substitution of fish meal (FM) with poultry by-product meal (PBM) in the diet of juvenile gilthead seabream, is feasible without compromising their growth performance. Similarly, condition factor, hepatosomatic index (HSI) and viscerosomatic index (VSI) did not differ between the experimental groups fed PBM (55PBM, 65PBM, and 75PBM) and the group fed with fishmeal (FM) (P > 0.05). In addition, these groups of fish had similar feed consumption and feed conversion rates to the control group (P > 0.05). There was no significant difference between the whole-body protein content in the fish-fed PBM diets and the control group (P > 0.05). Protein Efficiency Ratio (PER) values showed that PBM contains good quality and efficient protein. This result was confirmed by the digestibility coefficients which were similar to the control group and showed no significant difference with the control group (P>0.05). At the end of the experiment, the amino acid profile of whole-body of juvenile seabream fed with PBM-based diets was not found to be deficient in EAAs. Similarly, dietary PBM content did not negatively affect protein and amino acid digestibility in juvenile seabream. In addition, the level of EAA and non-essential amino acids (NEAAs) eliminated in indigestible form is similar to the control group. Except for a slight accumulation of a few lipid droplets in the liver of the group fed with PBM-based diets, histological examination revealed no sign of pathology of the liver or digestive tract among these dietary treatments (55PBM, 65PBM, and 75PBM). Histology of the hindgut revealed no lipid deposit accumulation in fish fed PBM-based diets.
Farklı performans artırıcıları ile beslenen juvenil gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss) büyüme ve et kalitesinin incelenmesi
Bu araştırmada, yemlere ilave edilen Monokalsiyum Fosfat (MCP) ve fitaz enzimi olarak OPTIPHOS'un gökkuşağı alabalığının (Oncorhynchus mykiss) büyüme performansına ve et kalitesine etkisi araştırılmıştır. Ayrıca, belirtilen yemlerin balıkların bağırsak histolojisi üzerindeki etkisi de incelenmiştir. Yemleme deneyi, 02 Temmuz-28 Eylül 2019 tarihleri arasında 90 gün süresince 750 jüvenil gökkuşağı alabalığı (Oncorhynchus mykiss, 32,57 ± 0,36 g ve 13,67 ± 0,66 cm) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Beş izo-nitrojenik (yaklaşık %48 ham protein) ve izo-lipidik (yaklaşık %16 lipit) yem hazırlandı. Pozitif Kontrol (PC) yeminde 21g/kg yem oranında MCP kullanılmış, ancak enzim kullanılmamıştır. Negatif Kontrol (NC) yeminde ise hem MCP hem de enzim kullanılmamıştır. Diğer deney yemlerinde ise sırasıyla 0,15g/kg yem (NC750 OPTI), 0,30g/kg yem (NC1500 OPTI) ve 0,60g/kg yem (NC3000 OPTI) oranlarında fitaz enzimi olarak OPTIPHOS® kullanılmıştır. Farklı düzeylerde MCP ve OPTIPHOS içeren yemlerle beslenen balıkların yem tüketiminde ve büyüme performasında önemli gelişmeler kaydedilmiştir (P<0,05). Ayrıca bu yemlerle beslenen balıklarda yem dönüşüm oranında, visero-somatik indeks (VSİ) ve hepato-somatik indeks (HSİ) değerlerinde anlamlı olarak düşüş olmuştur (P<0,05). Ekonomik olarak, yapılan hesaplamalarında formüle edilen yemlerin kg fiyatı 7.168-7.242 TL değerleri arasında değişmiştir, Bu nedenle ekonomik dönüşüm oranı (EDO) MCP ve OPTIPHOS ilaveli yemlerde önemli ölçüde azalmıştır (P<0,05). MCP ve OPTIPHOS ilaveli grupların ekonomik kâr indeksi (EKİ) de önemli ölçüde iyileşmiştir (P<0,05). OPTIPHOS ilave edilen yemlerle beslenen balıkların tüm vücut kuru madde oranı önemli düzeyde artmıştır. MCP ve OPTIPHOS ile beslenen balıklarda tüm vücut ham protein, lipit, ham kül, karaciğer yağı, kemik külü ve kemik fosforu oranları önemli düzeyde iyileşme göstermiştir (P<0,05). MCP ve OPTIPHOS ilave edilen yemlerle beslenen balıkların bağırsak mukozasının genel morfolojisinde herhangi bir histopatolojik değişim görülmemiştir. Bununla birlikte morfometrik özelliklerde önemli düzeyde gelişmeler kaydedildi (P<0,05). Yemlerdeki MCP ve OPTIPHOS düzeyleri vilüs uzunluğunu önemli ölçüde iyileştirmiş, kript derinliğini azaltmış, vilüs uzunluğunun kripte oranını iyileştirmiş ve vilüs yüzey alanını arttırmıştır (P<0,05). Sonuç olarak, yemlerin fosfor içeriğini iyileştirmek için MCP ilaveleri ve fitat ve fitik asidin parçalanması yoluyla fosfor içeriğini iyileştirmek için OPTIPHOS'un kullanımının gökkuşağı alabalığı yetiştiriciliğinde karlılığı pozitif yönde etkileyen bir potansiyele sahip olduğu görülmüştür. Deney yemlerinin balıklar üzerindeki etkilerinin tamamı bir arada değerlendirildiğinde NC750 OPTI diyetinin juvenil gökkuşağı alabalıkları için en iyi etkiye sahip olduğunu ifade etmek mümkündür.
Türkiye ve Avrupa Birliği balıkçılık sektörünün karşılaştırması
Bu çalışmanın amacı; Avrupa Birliği (AB) aday ülkesi konumundaki Türkiye ve AB'deki mevcut durumu ele alarak bir karşılaştırma yapmak ve ileride atılması gereken adımlara yönelik çıkarımlarda bulunmaktır. Temel olarak TÜİK, EUROSTAT, FAO ve OECD verilerinin kullanıldığı derleme niteliğindeki çalışmada, su ürünleriyle ilgili mevcut küresel duruma ilişkin bilgi verilmesini takiben AB'de ve Türkiye'de su ürünleri üretimi, tüketimi, istihdam, yetiştiricilik, dış ticaret, destekleme ve güncel balıkçılık yönetimi politikaları ele alınmıştır. Çalışma neticesinde edinilen genel kanı; gerek küresel gerekse bölgesel anlamda balık stokları üzerinde yoğun bir baskı olduğu ve mevcut politikaların sürmesi halinde avcılık üretiminin düşme eğiliminde olacağı şeklindedir. Çalışma kapsamında, Türkiye ve AB'nin bu çalışma için referans alınan yıllardaki üretim verileri kullanılarak 2030 yılına yönelik bir tahmin yapıldığında avcılıktan elde edilen üretimin giderek azalacağı ve yetiştiriciliğin toplam üretime olan katkısının giderek artacağı öngörülmüştür. Türkiye, balık stokları üzerindeki av baskısının azaltılması ve üretimin farklı şekillerde sürdürülmesi amacıyla uzun yıllar boyunca desteklemeler yaparak gıda arzı, ihracat ve istihdama katkılar sunan su ürünleri yetiştiriciliğinin hızlı bir biçimde büyümesini sağlamıştır. AB'de ise tüketici talebinin karşılanması amacıyla bölgesel balıkçılık yönetimi organizasyonlarında etkin şekilde temsil ve ikili balıkçılık anlaşmalarıyla yeni av sahalarına erişim kazanılması gibi aktif uluslararası girişimlerin önem arz ettiği görülmektedir. Ancak, bu durum da talebi karşılama konusunda yetersiz kaldığı için AB, dünyanın en büyük su ürünleri ithalatçısı konumundadır. Türkiye'nin uluslararası su ürünleri ticaretindeki en önemli dış paydaşı (ihracatının %60'tan fazlasını gerçekleştirdiği) AB'dir. Su ürünleri yetiştiriciliğine yapılacak yatırımlarda AB tüketim alışkanlıkları dikkate alınarak yeni türlerin yetiştiriciliğine öncelik verilmesi ve ihracat yapacak işletmelerin AB standartlarına uygun altyapıya kavuşmalarının sağlanması Türkiye'nin hem üretim hem de ihracatı olumlu yönde etkileyecektir. Filo kapasitesindeki düşüşe paralel olarak gerek AB gerekse Türkiye'nin avcılık üretiminde düşüş olması ve tekne başına düşen üretim ortalamasının değişmeyen seviyelerde kalması olumlu bir bakış açısıyla balık stokları üzerindeki baskının azaldığına işaret edebilir. Ancak, aşırı avcılığın sürmesine bağlı bir azalış olması halinde böyle bir yaklaşım stokların durumunu geri dönüşü olmayan bir hale getirebileceği için stokların mevcut durumlarını süreklilik arz edecek bilimsel analizlerle tespit etmek ve yorumlamak şarttır. Hedef ülkeler özelinde bakıldığında bilimsel verinin bulunmayışı/yetersizliği, olduğu durumlarda ise politika belirleyiciler tarafından yeterince dikkate alınmayışı kaynaklar üzerindeki baskının sürmesine sebep olabilmektedir. AB için balıkçılık; denizcilik, enerji, ulaşım ve turizm gibi konuları da ilgilendiren stratejik bir alandır. Türkiye, gerek AB ile ilişkilerinde gerekse AB'nin paydaşı olduğu uluslararası platformlarda politik arka plan ve alt metinleri dikkatle ele almalıdır.
Karaman – Ulukışla hızlı tren hattı güzergâhı ve sanat yapılarında karşılaşılan geoteknik problemler ve çözümleri
Bu çalışmada, Karaman – Ulukışla Hızlı Tren demiryolu güzergâhında ve sanat yapılarında karşılaşılan problemler ve çözüm yollarına yönelik uygulamalar yer almıştır. Çalışma kapsamında demiryolu hattının KM: 139+100 – 139+750 ve KM: 160+450 – 160+850 arası geoteknik açıdan incelenmiş, zemin birimlerinin taşıma gücü, elastik oturma, konsolidasyon oturması, sıvılaşma analizleri yapılmıştır. Güzergâhta tespit edilen geoteknik problemlerin çözümüne yönelik olarak derin karıştırma kolonu, jet grout, taş kolon, kaya dolgu alternatifleri incelenmiş, uygulanması mümkün ve ekonomik olarak uygun olabilecek yöntemle iyileştirilmiş zeminlerin mühendislik hesapları analitik ve nümerik olarak yapılmıştır. KM: 201+934'te Demiryolu – karayolu kesişimlerinde hemzemin durumunu ortadan kaldırmak için yapılması planlanan karayolu alt geçitinde top-down sistemi uygulamasına yer verilmiş, PLAXIS 2D bilgisayar programıyla inşaat kademeleri analiz edilmiştir. Analizler sonucunda; oluşması beklenen deformasyonlar belirlenmiş, çözüm önerilerinde bulunulmuştur.
Sülfatlı su içerikli kum zeminlerde portland kompoze (Traslı) çimento ve portland uçucu kül çimento kullanılarak oluşturulan jet-grout kolonlarının taşıma gücüne sülfatın etkisi
Mühendislik özellikleri geoteknik açıdan elverişsiz olan zeminlerin, gerekli özelliklerini artırmak için zemin iyileştirme yöntemlerine başvurulmaktadır. Jet-grout yöntemi son yıllarda etkin olarak kullanılan zemin iyileştirme yöntemlerinden biridir. Jet-grout yöntemi ile yüksek basınçlı çimento enjeksiyonu mevcut zemini parçalar ve zemin daneleri ile enjeksiyon malzemesi karışımından oluşan zemin içerikli beton kolonlar oluşturulur. Jet-grout kolonları sülfat içerikli zeminlerde veya sülfat içeren yeraltı suyunun bulunduğu ortamda oluşturulduğunda, sülfat bu kolonlara nüfuz eder ve kolonlar servis ömürleri boyunca sülfata maruz kalır. Sülfat etkisine bağlı olarak kolonlarda bozulmalar ve dayanım kayıpları meydana gelir. Jet-grout kolonlarda meydana gelebilecek hasarların arazi koşullarında belirlenmesi oldukça zor ve maliyetlidir. Bu çalışmada, laboratuvarda belirli sıkılıkta hazırlanan kum zemin ortamında, Uçucu Küllü Çimento (UKÇ) ve Kompoze Çimento (KÇ) kullanılarak, küçük ölçekli jet-grout kolonları oluşturulmuştur. Karışım suyu ve kür suyu olarak normal musluk suyu (NMS) ve Konya II. Organize Sanayi Bölgesinde açılan kuyulardan çekilen sülfatlı yeraltı suyu (SYS) kullanılmıştır. 1 ay, 3 ay ve 6 ay kür süreleri sonunda jet-grout kolonlardan karot numuneler alınmıştır. Karot numuneler üzerinde serbest basınç mukavemeti testi yapılmıştır. Aynı zamanda kolonların içyapısında dış sülfat etkisine bağlı olarak meydana gelen değişimleri belirlemek için morfolojik yapı analizleri (SEM-EDS ve XRD) yapılmıştır. Serbest basınç dayanımı deney sonuçlarından, sülfatlı ortamda KÇ kolonlarının dayanımının UKÇ kolonlarının dayanımından yüksek olduğu belirlenmiştir. 6 ay sonunda ise NMS ve SYS kür ortamlarındaki kolon dayanımları karşılaştırıldığında KÇ kolonlarındaki dayanım kayıplarının yaklaşık olarak %30, UKÇ kolonlarında ise %60 civarında olduğu belirlenmiştir. SEM analizinde elde edilen görüntüler, EDS analizinden elde edilen S/Ca ve Al/Ca oranları ve XRD analizinde elde edilen pik değerleri değerlendirildiğinde tüm kolonlarda, sülfat etkisine bağlı olarak etrenjit oluşumuna rastlanılmıştır. Tüm deney sonuçları toplu olarak değerlendirildiğinde dış sülfat etkisine bağlı olarak kolon dayanımlarında zamana bağlı azalma meydana geldiği belirlenmiştir. Sülfat etkisine karşı katkılı çimento kullanımında ortamdaki sülfat katyon tipinin ve konsantrasyonun iyi değerlendirilip, katkı tipinin ve kullanılacak dozajının doğru seçilmesi gerekmektedir.
Yüksek plastisiteli kil zeminlerde cam lifi katkısının zeminin mukavemet, permeabilite ve konsolidasyon özelliklerine etkisi
Yüksek plastisiteli kil zeminler su ile temas ettiğinde belirgin bir şekilde şişer ve kuruduğunda büzülür. Zeminin bu şişme ve büzülme davranışından dolayı, üzerinde kurulu farklı inşaat mühendisliği yapılarında hasarlar meydana gelir. Dolayısıyla, bu tip zeminler için stabilizasyon çok önemlidir. Yüksek plastisiteli killer geçirimsizliğin sağlanması amacıyla genellikle maden üretim ve atık sahalarında, katı atık depolarında, su tutma yapılarında sıklıkla kullanılmaktadır. Yüksek plastisiteli killerin su muhtevası arttığı zaman taşıma gücü azalmakta ve oturma potansiyeli artmaktadır. Killi zeminlerin kimyasal stabilizasyonunda kullanılan başlıca katkı maddeleri kireç, çimento ve uçucu küldür. Fakat bu uygulamalar genellikle yüksek plastisiteli kilin taşıma gücünü artırıp oturma potonsiyelini azaltırken, geçirimliliğini artırmaktadır. Geçirimsizliğin önemli olduğu durumlarda, esas görevi olan fonksiyonlarını yerine getirememektedir. Yüksek plastisiteli kil zeminin cam lifi kullanılarak taşıma gücünün artırılması günümüzde yeni kullanılan bir yöntemdir. Çalışmada, yüksek plastisiteli kil zeminlerde cam lifi katkısının zeminin mukavemet, permeabilite ve konsolidasyon özelliklerine etkisi araştırılmıştır. Kil zeminin geoteknik özellikleri belirlenmiş, cam lifinin fiziksel özellikleri tanımlanmıştır. Çalışmada uzunluğu 12 mm olan cam lifi kullanılmıştır. Numunelerdeki cam lifi oranı kil zeminin belli bir yüzdesi şeklinde (0.25, 0.50, 0.75, 1.0, 1.25 ve 1.50 oranlarında) seçilmiş, kil zemin ile birlikte rasgele karıştırılarak ve karışım örnekleri optimum su içeriği kullanılarak hazırlanmıştır. Suya doygun hale getirilen katkılı ve katkısız kil numuneler üzerinde taşıma gücü, konsolidasyon ve geçirgenlik deneyleri yapılmış, belirli orandaki cam lifi katkısının kil zeminin taşıma gücü, oturma ve permeabilitesine etkisi araştırılmıştır. Ayrıca yüksek plastisiteli kil zeminlerde cam lifi katkısının zeminin mukavemet, permeabilite ve konsolidasyon özelliklerini optimum şekilde sağlayan katkı oranını belirlenmiştir.
Konya şeker fabrikası atık kireç çamuru (PKF)'nin geoteknik mühendisliğinde kullanımının araştırılması
Son yıllarda sanayileşmiş ve gelişmekte olan birçok ülkede endüstriyel atıkların zemin iyileştirilmesinde kullanımları büyük önem kazanmaktadır. Bu malzemelerin geleneksel zemin iyileştirme katkılarının yerine geçebilme durumları araştırılmaktadır. Bu amaçla endüstriyel atıkların değerlendirilmesi, atıkların neden olduğu çevre kirliliğinin önlenmesinin yanı sıra endüstriyel atıkların zemin iyileştirilmesinde kullanılması ile ülke ekonomisine katkı sağlanmaktadır. Katkı malzemesi ile zeminin basınç mukavemeti ve dayanıklılığı artmakta, şişme potansiyeli azalmakta ve donma-çözülme döngüsünde zemin stabilitesini korumaktadır. Şeker pancarından şeker üretimi sonucu büyük miktarda pres filtre atık kireç çamuru (PKF) açığa çıkmakta, çevre için ciddi sorun oluşturmaktadır. Tehlikesiz bir atık olduğu için geri dönüşüm ve taşıma konusunda doğaya kimyasal bir zararı olmayan bu atığın zemin iyileştirme çalışmalarında ve yol alt yapılarının stabilizasyonunda kullanımı ile depolama için büyük ölçekte alana ihtiyaç kalmayacaktır. Bu çalışmada, Konya II. Organize Sanayi Bölgesindeki düşük ve yüksek plastisiteli iki tür kil zeminin PKF ile stabilizasyonu araştırılmıştır. Yüksek ve düşük plastisiteli killerin iyileştirilmesi amacıyla numunelere farklı oranlarda katkı maddeleri; PKF (%5, %10, %15, %20), karşılaştırma yapmak amacıyla çimento (%5, %10) ve kireç (%5, %10) eklenmiştir. Tüm karışımlara; 0, 7, 15 ve 28 günlük kür süreleri uygulanmıştır. Optimum su içeriğinde hazırlanan numunelerin sırasıyla, kayma mukavemeti, oturma ve permeabilite değerleri araştırılmıştır. Killi zeminlerdeki PKF katkısının etkileri analiz edilmiş ve PKF atığının optimum katkı oranları belirlenmiştir. Yapılan çalışmada, yüksek ve düşük plasitisiteli kil zeminlere belirli oranlarda ilave edilen PKF'nin zeminlerin basınç ve kayma mukavemetini artırıp oturma miktarını azalttığı tespit edilmiştir. PKF, başta killi zeminler olmak üzere çeşitli zeminlerde stabilizasyon (iyileştirme) maddesi olarak kullanılabilir.
Kil zeminlerde ön konsolidasyon basıncının zeminin kayma mukavemeti parametrelerine etkisi
Yumuşak kil zeminler, düşük kayma mukavemeti ve oturma problemleriyle sıklıkla karşılaşılan problemli zeminlerdir. Düşey eksenel basınca maruz kaldıklarında büyük deformasyonlar gösterebilirler. Dolayısıyla zeminlerin kayma direnci parametrelerinin, konsolidasyon oturmasının doğru belirlenmesi oldukça önemlidir. Konsolidasyon, zemin tabakasına düşey eksenel basınç uygulanması sonucunda efektif düşey gerilme artışıyla artan boşluk suyu basıncının sönümlenmesi, zemin danelerinin yer değiştirmesi ile oluşan oturmalardır. Oturmalar uzun sürede gerçekleşir. Bu nedenlerden dolayı zaman kazanmak ve doğru bir şekilde oturmanın tahmin edilebilmesi için bilim insanları istatistiksel olarak anlamlı denklemler elde etmek üzerine çalışmışlardır. Bu çalışmada, farklı konsolidasyon basınçlarında, düşük ve yüksek plastisiteli kil zeminlerin kayma mukavemeti parametreleri ile ön konsolidasyon basınçları arasındaki ilişki araştırılmıştır. Likit kıvamda hazırlanan düşük ve yüksek plastisiteli kil zeminler 25 kPa, 50 kPa, 100 kPa, 200 kPa ve 400 kPa basınçlarında ön konsolidasyona tabi tutulmuştur. Konsolide edilmiş numunelerin serbest basınç, kesme kutusu ve veyn deneyleri ile kayma mukavemeti parametreleri kohezyon (c) ve içsel sürtünme açıları (ϕ) bulunmuştur. Kohezyon ve içsel sürtünme açılarıyla ön konsolidasyon basıncı arasında anlamlı bağıntılar oluşturulamamıştır. Sonuçta, düşük plastisiteli ve yüksek plastisiteli kil zeminler için yapılan serbest basınç, kesme kutusu ve Veyn deneylerinden elde edilen verilerle kayma mukavemeti parametrelerini ön konsolidasyon basıncına bağlı olarak tahmin edebilen ve pratik amaçlar doğrultusunda kullanılabilecek hata miktarı en düşük, korelasyon katsayısı en yüksek denklemler oluşturulmuştur
Kil zeminler üzerine oturan makine temellerinin zeminin dinamik davranışı üzerindeki etkisi
Deprem etkisi dışındaki dinamik yüklerin en fazla etkili olduğu yapılar sanayi yapılarıdır. Makinelerin ürettiği dinamik yükler, makinenin ve oturduğu temelin statik yükleri ile temel zeminine iletilmekte olup, mevcut yapıyı ve çevre zemini ile üzerindeki yapıları etkilemektedir. Bu nedenle makine-temel-zemin sisteminin davranışı analiz edilirken, temel zemini ve çevre zeminin dinamik özelliklerinin iyi araştırılması gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, farklı sertlikte kil zeminler üzerine oturan harmonik yük üreten ve darbe etkili makine temellerinin, dinamik zemin parametrelerine bağlı olarak temel altında ve çevre zeminde oluşturduğu etkiler araştırılmıştır. Bu amaçla, zemin profili farklı sertlikte kil zemin tabakalarından oluşan üç sahada arazi ve laboratuvar deneyleri yapılmıştır. Konya 2. Organize Sanayi Bölgesi'nde iki saha (KOSB) ve Selçuk Üniversitesi Kan Merkezi bina sahası çalışma alanları olarak belirlenmiştir. Zemin tabakalarının dinamik zemin parametreleri yapılan rezonant kolon deneyleri ve arazi deney sonuçları kullanılarak korelasyonlarla elde edilmiş ve karşılaştırılmıştır. Ayrıca rezonant kolon deneyinden elde edilen normalize kayma modülü ve sönüm oranı eğrileri literatür eğrileri ile karşılaştırılmış ve bölge zeminini temsil eden eğriler belirlenmiştir. Arazi deneylerinin değerlendirilmesi ile bölge zeminlerinin yerel zemin sınıfları, zemin hâkim periyotları ve büyütme faktörleri belirlenmiştir.
Bilgisayar destekli ve doğrudan strateji öğretimimin okuduğunu anlamaya etkisi
Bu araştırmada, bilgisayar destekli ve doğrudan strateji öğretiminin okuduğunu anlamaya, okuduğunu anlama özyeterliği ve okuduğunu anlama üstbilişsel farkındalığına etkisi incelenmştir. Araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı açıklayıcı-sıralı karma yöntem kullanılmıştır. Araştırma, 2015–2016 eğitim-öğretim yılı bahar yarıyılında Kastamonu ili merkez ilçesindeki orta sosyo-ekonomik düzeydeki devlet okulunun üç dersliğinde öğrenim gören 61 dördüncü sınıf öğrencisi üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmada iki deney ve bir kontrol grubu oluşturulmuştur. Bilgisayar destekli strateji öğretimi için oluşturulan deney grubunda 20 öğrenci, doğrudan strateji öğretimi için oluşturulan deney grubunda 20 öğrenci ve normal MEB müfredatına göre öğrenime devam etmekte olan kontrol grubunda 21 öğrenci yer almıştır. Araştırmada, açıklayıcı sıralı karma modelin nicel boyutunda veri toplama aracı olarak, Okuduğunu Anlama Testi, Üstbilişsel Okuduğunu Anlama Farkındalık Ölçeği ve Okuduğunu Anlama Özyeterlik Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Nitel boyutunda ise veri toplama aracı olarak yarı yapılandırılmış görüşme ve gözlem formları kullanılmıştır. Ayrıca, bizzat araştırmacı tarafından uygulama öncesi ve sırasında tutulan "araştırmacı günlükleri" kullanılmıştır. Araştırmada nicel verilerin analizinde, aritmetik ortalama, frekans, yüzde, standart sapma, ANOVA ve ANCOVA kullanılmıştır. Araştırmanın nitel verilerinin incelenmesinde ise betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, SPSS 21.0 istatistiksel paket programından yararlanılarak analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda bilgisayar destekli ve doğrudan strateji öğretiminin okuduğu anlamaya pozitif yönde katkı sağladığı; okuduğunu anlama öz yeterliğine ilişkin anlamlı bir farklılaşma oluşturmadığı ve okuduğunu anlamada üstbilişsel farkındalığa ilişkin olarak pozitif yönde anlamlı bir farklılaşma oluşturduğu belirlenmiştir. Ayrıca, nitel incelemeler sonucunda bilgisayar destekli ve doğrudan strateji öğretimin öğrencilerin derse karşı ilgi, tutum ve davranışlarına ilişkin olumlu yönde katkılar sağladığı ortaya konmuştur.
Kur'an-ı Kerim ekseninde kinâye sanatı
İnsanların kendini ve taleplerini muhataba muktezay-ı hale uygun bir şekilde kolay ve anlaşılır yollarla izah etmesiyle birlikte karşısındaki kişi üzerinde tesir bırakması olan belağat ilminin önemli kısmını edebi sanatlar oluşturmaktadır. Bilhassa Arap edebiyatında ehemmiyetli yer işgal eden edebi sanatlarla alakalı ve bunlar içerisinde kinaye sanatları hakkında bilgi vererek kutsal kitabımız olan Kur'an-ı Kerim'in daha iyi fehmedilmesini sağlamak bu çalışmamızın amacıdır. Bunun için tarafımızca şu katkılar sağlanmıştır. Öncelikle Kur'ân-ı Kerim'deki ekser kinayeli anlatımlar ele alınmış ve bununla birlikte bahsi geçen edebi sanata bütün olarak bakma imkanı sunmuştur. Ayrıca bu tezimizde bahsi geçen edebi sanatın daha iyi fehmedilebilmesi açısından bölümlere ayrılmış, kinaye ve mevzuları ile ilgili misaller verilerek muhtevası zengilleştirilmiştir. Arap dili ve edebiyatının birinci kaynağı olan Kutsal Kitabımızın birçok ayetinde kesretle kullanılmış olmasından da kaynaklı ve yüce kitabımızın mecmuu ile alakalı daha geniş bir perspektif ile bakabilmek ve anlayabilmek için elbette söz konusu edebi sanatların kullanıldıkları yerlere mahsus hangi edebi sanatların kullanıldığını bilmek önemlidir. Hem bu ilimle alakadar olanlar hemde Kur'ân okuyanlar açısından hangi ayette ne şekilde kinayenin kullanıldığı ve hangi maksatlarla kendine yer bulduğu sorularının cevabı açısından da bu çalışmamız önem taşımaktadır. Kinaye sanatları ile ilgili Kur'ân-ı Kerim'den verdiğimiz misaller hem bu sanatların anlaşılmasını kolaylaştıracak, hemde okuyucularına bütün Kur'an'da kıyaslama imkanı verecektir. Netice olarak bu çalışma bütünde tezahür eden bu edebi sanatların güzelliğini daha şaşalı bir surette okuyucularına sunmayı hedeflemektedir.