Theses supervised by Prof. Dr. Turan Akbaş
33 theses · Çukurova University
Olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik ölçeği geliştirme çalışması
Bu çalışmanın amacı ilköğretim okulu ikinci kademede öğrenim gören önergenlerin olumlu ve olumsuz mükemmeliyetçilik özelliklerini ölçmeye yönelik bir ölçme aracı geliştirmektedir. Ölçeğin geliştirilme aşamaları içinde kapsam geçerliği, yapı geçerliği ve ölçüt bağlantılı geçerlik türleri ile iç tutarlık ve test-tekrar test güvenirliği çalışmaları yapılmıştır. Madde havuzunun oluşturulmasında kuramsal temel ve ilgili araştırmalarla birlikte 80 öğrenciye yazdırılan kompozisyon ve 10 öğretmenle yapılan görüşme sonucunda elde edilen verilerden de yararlanılmıştır. Birinci yapı geçerliliği çalışması 382, ikinci yapı geçerliği çalışması ise 648 öğrenciden oluşan bir örneklemde gerçekleştirilmiştir. Ölçüt bağıntılı geçerlik çalışmasında toplam 242 öğrenciden Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Coopersmith Benlik Saygısı Ölçeği (CBSÖ- Kısa Form) ve Sürekli Kaygı Ölçeği (SKÖ) yardımıyla veriler toplanmıştır. Test- tekrar test güvenirliği çalışma verileri 82 öğrenciden oluşan bir örneklem üzerinden dört haftalık bir arayla elde edilmiştir. Yapı geçerliliği için gerçekleştirilen açıklayıcı faktör analizleri sonucunda 17 madde kalmış ve iki faktörlü bir yapı ortaya çıkmıştır. Bu iki faktörlü yapı doğrulayıcı faktör analizi sonucunda desteklenmiştir. Her iki faktörde altölçek olarak kabul edilmiş, içerikleri incelenerek olumlu mükemmeliyetçilik ve olumsuz mükemmeliyetçilik olarak adlandırılması uygun görülmüştür.11 Altölçeklerin iç tutarlık Cronbach alfa değerleri, madde toplam puan korelasyonları ve test tekrar test güvenirlik katsayılarının yüksek olduğu görülmüştür. Ölçüt bağıntılı geçerlik çalışmaları sonucunda elde edilen ilişki değerleri ölçeğin geçerliliğini destekler niteliktedir. Anahtar Kelimeler: Mükemmeliyetçilik, Olumlu Mükemmeliyetçilik, Olumsuz Mükemmeliyetçinle
Karşı cinsle ilişkide sosyal yetkinlik beklentisi ölçeği
Bu araştırma, Türkiye'deki lise öğrencilerinin karşı cinsle yaşadıkları çıkma ilişkilerini, ilişkiyi başlatabilme, sürdürebilme ve sonlandırabilme boyutlarında sosyal yetkinlik beklentilerini ölçebilmek amacıyla yapılmıştır. Ölçeğin geliştirilmesi esnasında; kapsam geçerliği, yapı geçerliği, ölçüt bağıntılı geçerliği ile test-tekrar test güvenirliği sınanmışlar. 91 maddeden oluşan madde havuzunun kapsam ve yapı geçerliliğinin denendiği ilk çalışma 3 farklı okuldan 379 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Bu ön çalışma sonrasında yapı geçerliliğini belirlemek için de 4 farklı okuldan 433 öğrenciye ulaşılmıştır. Ölçüt-bağıntılı geçerlik için 65 öğrenciden, test-tekrar test güvenirliğini denemek için de geliştirilen Karşı Cinsle İlişkide Başlatabilme, Sürdürebilme ve Sonlandırabilme Boyutlarında Sosyal Yetkinlik Beklentisi Ölçeği'nin üç hafta arayla iki kez uygulandığı 83 öğrenciden toplanan veriler kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, geliştirilen ölçeğin Başlatabilme, Sürdürebilme ve Sonlandırabilme boyutlarında sosyal yetkinlik beklentisini geçerli ve güvenilir olarak ölçtüğünü ortaya koymuştur. Geliştirilen ölçek toplam puan olarak değerlendirilmeyecek, yukarıda sözü edilen boyutlarda birer alt ölçek olarak kullanılacaktır. Anahtar Kelimeler: Çıkma-Flört, Sosyal Yetkinlik Beklentisi, Yetkinlik Beklentisi, Karşı Cins, Sosyal Yetkinlik Beklentisi Ölçeği
Üniversite öğrencilerinde öznel ve psikolojik iyi olmanın yordayıcılarının incelenmesi
ÖZET ÜNİVERSİTE ÖĞRENCİLERİNDE ÖZNEL VE PSİKOLOJİK IYI OLMANIN YORDAYICILARININ İNCELENMESİ Fulya CENKSEVEN Doktora Tezi, Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Danışman : Prof. Dr. Turan AKBAŞ Kasım, 2004, 210 sayfa Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin öznel ve psikolojik iyi olmalarının dışadönüklük, nevrotizm, kontrol odağı, öğrenilmiş güçlülük, sosyal ilişkilerine, boş zaman etkinliklerine ve akademik durumlarına ilişkin hoşnutluk düzeyleri, cinsiyet, sosyo-ekonomik statü ve algılanan sağlık durumu tarafından ne oranda yordandığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini 2002-2003 Öğretim Yılı'nda Çukurova Üniversitesi' nde okuyan lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise, Çukurova Üniversitesi' nin tüm fakültelerinden oranlı küme örnekleme yöntemi ile seçilen öğrencilerden oluşturmuştur. Uygulama 17-28 yaşları arasında yer alan (X= 21.76) 205 kız, 295 erkek olmak üzere toplam 500 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Araştırmada üniversite öğrencilerinin psikolojik iyi olma düzeylerini belirlemek amacıyla "Psikolojik İyi Olma Ölçekleri", öznel iyi olma düzeylerini belirlemek için "Olumlu-Olumsuz Duygu Ölçeği" ve "Yaşam Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. "Psikolojik İyi Olma Ölçekleri"nin araştırmacı tarafından Türkçe'ye uyarlaması yapılmıştır. Ayrıca dışadönüklük ve nevrotizmi belirlemek amacıyla "Eysenck Kişilik Envanteri", kontrol odağı inançlarını belirlemek için "Rotter İç-Dış Kontrol Odağı Ölçeği" ve öğrenilmiş güçlülük düzeylerini belirlemek için ise "Rosenbaum Öğrenilmiş Güçlülük Envanteri" kullanılmıştır. Demografik değişkenleri belirlemek amacıyla "Kişisel Bilgi Formu" hazırlanmıştır. Araştırma sonucunda üniversite öğrencilerinin sosyo-ekonomik düzeylerine göre "yaşam doyumu" ve "öznel iyi olma", "diğerleriyle olumlu ilişkiler", "özerklik", "çevresel hakimiyet" "kendini kabul" ve "psikolojik iyi olma" puanlarının yükseksosyo-ekonomik düzey lehinde farklılaştığı belirlenmiştir. Cinsiyete göre de öznel ve psikolojik iyi olmanın bazı boyutlarında anlamlı farklılıklar elde edilmiştir. Üniversite öğrencilerinin dış kontrol odağı ve öğrenilmiş güçlülük düzeylerine göre hem "öznel iyi olma" ve bileşenleri, hem de "psikolojik iyi olma" ve boyutlarının anlamlı biçimde farklılaştıkları belirlenmiştir. Sonuçlar yüksek öğrenilmiş güçlülük ve iç kontrol odağı düzeyine sahip kişilerin daha fazla öznel ve psikolojik iyi olma ifade ettiklerini göstermektedir. Ayrıca, cinsiyet ve öğrenilmiş güçlülük etkileşiminin öznel ve psikolojik iyi olmanın bazı boyutları üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Üniversite öğrencilerinde öznel iyi olmayı yordayan değişkenleri saptamak amacıyla yapılan aşamalı regresyon analizi sonucunda açıklanan toplam varyansa katkılarına göre ilk olarak nevrotizm, sonra dışadönüklük, akademik başarıdan algılanan hoşnutluk, öğrenilmiş güçlülük, ebeveyni ve flörtü ile ilişkisinden algılanan hoşnutluk, sosyo-ekonomik statü, cinsiyet, algılanan sağlık durumu, dış kontrol odağı inancı, boş zaman etkinliklerinden algılanan hoşnutluk değişkenleri öznel iyi olmanın anlamlı yordayıcılarıdır. Bu değişkenlerin tamamı toplam varyansın % 63.9'unu açıkladığı belirlenmiştir. Ancak analiz sonucunda arkadaşlarla ilişkilerden algılanan hoşnutluğun öznel iyi olmanın anlamlı yordayıcısı olmadığı görülmüştür. Aşamalı regresyon analizi sonucunda açıklanan toplam varyansa katkılarına göre sırasıyla öğrenilmiş güçlülük, dışadönüklük, nevrotizm, flört ve arkadaşlarla ilişkiden algılanan hoşnutluk, dış kontrol odağı inancı, cinsiyet, ebeveynle ilişkilerinden ve boş zaman etkinliklerinden algılanan hoşnutluk değişkenleri psikolojik iyi olmanın anlamlı yordayıcılarıdır. Bu değişkenlerin tamamı toplam varyansın % 59'unu açıkladığı belirlenmiştir. Ancak analiz sonucunda algılanan sağlık durumu, sosyo-ekonomik statü ve akademik başarıdan algılanan hoşnutluğun psikolojik iyi olmanın anlamlı yordayıcıları olmadığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Öznel İyi Olma, Psikolojik İyi Olma, Yaşam Doyumu, Olumlu Duygu, Olumsuz Duygu, Diğerleriyle Olumlu İlişkiler, Özerklik, Çevresel Hakimiyet, Bireysel Gelişim, Yaşam Amacı, Kendini Kabul, Dışadönüklük, Nevrotizm, Kontrol Odağı, Öğrenilmiş Güçlülük.
11 - 13 yaş grubu bireylerde temel cimnastik hareketlerinin sosyal yetkinlik beklentisi üzerine etkisi
ÖZET 11-13 Yaş grubu Bireylerde Temel Cimnastik Hareketlerinin Sosyal Yetkinlik Beklentisi Üzerine Etkisi Bu çalışma, 11-13 yaş grubu bireylerde temel cimnastik hareketlerinin » sosyal yetkinlik beklentileri üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmaya, Meryem Abdurrahim Gizer ilköğretim Okulundan, beden eğitimi dersleri dışında, herhangi bir spor branşıyla düzenli olarak uğraşmayan 20 öğrenci kontrol, temel cimnastik çalışmasına katılan deney grubunu oluşturan 20 öğrenci olmak üzere toplam 40 öğrenci dahil edilmiştir. 10 kız, 10 erkekten oluşturulan deney grubuna, üç ay süresince haftada iki gün 90'ar dakikalık temel cimnastik çalışması yaptırılmıştır. Kontrol grubundaki 10 kız 10 erkek öğrenci çalışmaya alınmamıştır. Öğrencilere, çalışma başlangıcından önce ve sonra 27 sorudan oluşan Sosyal Yetkinlik Beklentisi Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca, sosyo ekonomik ve kişisel bilgi formu verilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler (SPSS 10.0 paket programında); parametrik ve non-parametrik testler kullanılarak analiz edilmiştir. İlişkisiz iki gruptan elde edilen verilerin analizinde t-testi ve Mann-Whitney U testi, ilişkisiz üç ve daha fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskall Wallis testi, ilişkili ölçümlerin analizinde ise Wilcoxon işaretli sıralar testi kullanılmıştır. Bütün testlerde anlamlılık düzeyi p<0.05, güvenirlik aralığı %95 olarak kabul edilmiştir. Deney grubunun yaş 1235±5.049 yıl, boy uzunluğu 1.47±5.12cm., vücut ağırlığı ortalaması 35.95±3.05 kg. olarak, kontrol grubunun yaş 12.45±0.51 yıl, boy uzunluğu, 1.48±6.92 cm., vücut ağırlığı ortalaması, 37 35±3.19 kg olarak tespit edilmiştir. Deney grubunun son-test SYBÖ puanlan aritmetik ortalamaları, ön-test puanlarından yüksek çıkarak, deney grubu lehine anlamlı iken (P=0.01), kontrol grubunda ön-test SYBÖ puanları aritmetik ortalamaları ile son-test SYBÖ puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı farklılığa rastlanmamıştır(P>0.05). Deney grubunun ön-test, son-test SYBÖ puanları aritmetik ortalamaları farkı ile kontrol grubunun ön-test, son-test SYBÖ puanları aritmetik ortalamaları arasında deney grubu lehine anlamlı farklılık bulunmuştur (F=0.03). Deney ve kontrol grubunun ön-test ve son-test SYBÖ puanlan aritmetik ortalamalarının cinsiyetlere, yaş ortalamalarına, sosyo-ekonomik düzeylerine göre karşılaştırılması yapıldığında, istatistiksel açıdan anlamlı farklılığa rastlanmamıştır (P>0.05). Sonuç olarak, üç ay süresince deney grubuna uygulanan temel cimnastik çalışmalarının, 11-13 yaş grubu bireylerin, sosyal yetkinlik beklentilerini arttırmada etken bir faktör olduğu söylenebilir. Anahtar Sözcükler: Sosyal Yetkinlik Beklentisi ölçeği, Temel Cimnastik Çalışması. VHl
Adet görme durumuna ve adetle ilgili bilgi düzeyine göre ergenlerin ruhsal sorunlarının incelenmesi
Bu çalışmada 11-15 yaşları arasında olan menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre genç kızların depresyon, durumluk-sürekli kaygı, fiziksel görünüm düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini Adana ilinde yaşayan ilköğretim okullarının 5,6,7 ve 8.sınıflarına devam eden kız öğrenciler oluşturmuştur. Örneklem grubunu, İl Milli Eğitim Müdürlüğü'nün alt, orta ve üst sosyoekonomik düzeyi yansıtacak şekilde verdiği okullar arasından altı okul seçilerek, bu okulların 5,6,7 ve 8. sınıflarına devam eden ve rastlantısal olarak seçilen kız öğrenciler oluşturmuştur. Araştırmaya toplam 644 kız öğrenci katılmıştır. Çalışmada gençkızların depresyon düzeylerini belirlemek için "Çocuklar için Depresyon Ölçeği", kaygı düzeylerini belirlemek için "Spielberger Çocuklar İçin Durumluk- Sürekli Kaygı Envanteri", beden algılarını saptamak için ise "Piers-Harris Çocuklar İçin Özkavramı Ölçeği, Fiziksel Görünüm Alt Ölçeği" kullanılmıştır. Çocuklar için Depresyon Ölçeği, Spielberger Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri'nin araştırma kapsamında güvenirlik ve geçerlik çalışmaları yapılmıştır. Araştırma sonucunda, adet görme durumuna ve bilgi düzeyine göre, gençkızlar ın depresyon puanlan açısından anlamlı farklılıklar elde edilmiş VIancak adet görme durumu ve bilgi düzeyi ortak etkisi anlamlı bulunmamıştır. Yapılan 3x3'lük varyans analizi sonuçlarına göre menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha yüksek depresyon düzeyine sahip olduğu belirlenmiştir. Gençkızların sürekli kaygı puanları açısından menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğunu, ancak menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin sürekli kaygı üzerinde etkili olmadığını göstermiştir. Scheffe-F testi ile farkın kaynağı incelendiğinde menarş ve öncesi gruplarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha yüksek düzeyde sürekli kaygı yaşadıkları bulunmuştur. Buna göre menarş ve öncesi gruplarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha kaygıya eğilimli olduğu söylenebilir. Gençkızların durumluk kaygı puanları arasında menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğunu, ayrıca menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin durumluk kaygı üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Farkın kaynağına bakıldığında, menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların daha yüksek düzeyde durumluk kaygı yaşadıkları bulunmuştur. Sceffe-F testi sonuçlarına göre menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların durumluk kaygılarının daha yüksek olduğu söylenebilir. Varyans analizi bulguları gençkızların fiziksel görünüm puanları arasında menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmalarına ve adetle ilgili bilgi düzeylerine göre anlamlı farklılık olduğunu, ayrıca menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin fiziksel görünüm üzerinde etkili olduğunu göstermiştir. Araştırma sonuçlarına bakıldığında menarş öncesi, menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla yüksek, orta ve düşük düzeyde bilgi sahibi olan kızların Fiziksel Görünüm Alt Ölçeği'nden aldıkları puanlar arasında anlamlı farklılık vardır, farkın menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların arasında olduğu bulunmuştur. Yapılan Scheffe-F testi sonuçlarına göre menarş ve menarş sonrası durumunda olanlarla, bilgi düzeyi düşük olanların fiziksel görünümlerinden hoşnut olmadıkları söylenebilir. Ayrıca menarş öncesi, vıımenarş ve menarş sonrası durumunda olmaları ile bilgi düzeyleri etkileşiminin fiziksel görünüm üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler : Menarş, Menarş ve Bilgi Düzeyi, Adet Görme Durumu, Depresyon, Kaygı, Fiziksel Görünüm
Suda boğulma vakalarının demografik özelliklerinin incelenmesi
Suda boğulma suya battıktan sonra nefessiz kalma sonucu gelişen ölüm olarak tanımlanmaktadır. Kesin sayı bilinmemekle beraber her yıl ülkemizde özellikle yaz aylarında çok sayıda suda boğulma olgusu görülmektedir. Bu kazalar denizlerde, göl ve nehir sularında, baraj göllerinde, banyo küveti ya da havuzlarda olmaktadır. Bu çalışmanın amacı Türkiye'deki suda boğulma nedeni ile meydana gelen ölüm olgularının incelenmesidir. Bu çalışmada, Türkiye genelinde 15 bölgede meydana gelen suda boğulma vakalarının aylara, yıllara, cinsiyete, boğulma yerine, boğulma nedenine, olayın meydana geldiği bölgeye göre dağılımları retrospektif (geriye dönük) yöntem ile incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini 1999-2009 yılları arasında Adana, Ankara, Antalya, Elazığ, İstanbul, İzmir, Mersin, Muğla, Ordu, Rize, Samsun, Şanlıurfa, Van, Yalova ve Zonguldak bölgelerinde meydana gelen suda boğulma vakalarında yaşamlarını kaybeden bireyler oluşturmuştur (kadın %9.9, erkek %79.6). Çalışmada elde edilen veriler suda boğulma vakalarının büyük bir yüzdesinin (%79.6) erkek bireyler olduğunu, yaş grubuna göre incelendiğinde ise 21-30 yaş aralığının en fazla boğulmanın gerçekleştiği yaş aralığı olduğunu, boğulmanın en fazla görüldüğü ayların ise sırasıyla Temmuz, Ağustos, Haziran ve Mayıs ayları olduğunu, ve boğulma vakalarının en çok görüldüğü su kaynaklarının nehirler ve denizler olduğunu ortaya koymuştur.Anahtar Kelimeler: Suda boğulma, Su araçları kazaları.
İlköğretime devam eden öğrencilerin anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeyinin annenin evlilik doyumu ve evlilik uyumu düzeyiyle ilişkisi
Bu araştırmada ilköğretime devam eden 4., 5. ve 6. sınıf öğrencilerinin anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeylerinin annelerinin evlilik uyum ve doyum düzeyiyle bir ilişkisi olup olmadığını belirlemek amaçlanmıştır. Ayrıca, öğrencilerinin anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeyleri ile annenin evlilik doyum ve uyum düzeylerinin bazı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir.Araştırmanın evrenini, Adana ili merkezinde ilköğretim okullarına devam eden 4., 5., 6. sınıf öğrencileri ve anneleri oluşturmuştur. Adana Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı Seyhan ve Yüreğir ilçesinde bulunan beş ilköğretim okulu araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırma örneklemi 220'si kız, 193'ü erkek çocuk ve annelerini kapsamaktadır.Çalışmada, öğrencilerin anne çocuk ilişkisini algılama düzeylerini belirlemek amacıyla Aile Kabul ve Reddetme Ölçeği, annelerin evlilik doyum düzeylerini belirlemek için Evlilik Doyum Ölçeği ve evlilik uyumunu belirlemek amacıyla da Evlilikte Uyum Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca annelerin yaşı, çocuk sayısı, evlenme biçimi ile ilgili soruların ve sosyo-ekonomik düzeylerini belirlemek amacıyla Sosyo-Ekonomik Düzey Ölçeği'nin bulunduğu kişisel bilgi formu kullanılmıştır.Araştırma sonuçları annelerin evlilik uyum ve doyum düzeylerine göre çocukların anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeylerinin anlamlı olarak farklılaştığını göstermiştir. Annelerin evlilik uyumu ve evlilik doyumu düzeylerine göre Aile Kabul ve Reddetme Ölçeği'nin alt ölçekleri arasında anlamlı farklılık bulunmuş; anne-çocuk ilişkisini kabul ve reddedici algılama düzeylerinin bazı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığına bakıldığında, çocukların anne-çocuk ilişkisini reddedici algılamalarında sınıf düzeyine ve ailedeki çocuk sayısına göre anlamlı bir farklılık olduğu; ancak cinsiyetin, sosyo-ekonomik düzeyin ve annenin evlenme biçiminin çocukların anne-çocuk ilişkisinde reddedici algılama düzeylerinde anlamlı farklılık oluşturmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Annelerin evlilik doyumu, evlilik uyumu, annelerin kabul, reddedici algılanması ve Aile Kabul ve Reddetme Ölçeği'nin alt ölçekleri arasındaki korelasyona bakıldığında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Annelerin evlilik doyum ve uyum düzeylerinin bazı değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığına bakıldığında ise, anlamlı olarak farklılaştıkları bulunmuştur. Yukarıda özetlenen bulgular literatürdeki araştırma bulguları ışığında tartışılmıştır.Anahtar Kelimeler : Anne-Çocuk İlişkisi, Algılanan Kabul ve Reddetme, Evlilik Doyumu, Evlilik Uyumu
Parçalanmış ve tam aileye sahip ergenlerin atılganlık ve sosyal yetkinlik beklenti düzeylerinin bazı demografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu çalışman amacı parçalanmış ve tam aileye sahip ergenlerin atılganlık ve sosyal yetkinlik beklenti düzeylerini bazı değişkenlere göre incelemektir.Araştırmanın evrenini, Adana ili merkezindeki liselere devam eden 9., 10., 11. sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Adana Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Seyhan ve Yüreğir ilçesinde bulunan beş lise araştırma kapsamına alınmıştır. Araştırma örneklemi 160 parçalanmış aileye sahip ve 190 tam aileye sahip toplam 350 lise öğrencisini kapsamaktadır.Araştırmada veri toplama aracı olarak Rathus Atılganlık Envanteri (Rathus,1977), Sosyal Yetkinlik Beklentisi Ölçeği-Ergen Formu (Bilgin, 1999), Sosyo-Ekonomik Düzey Ölçeği (Bacanlı, 1990) ve araştırmanın bağımsız değişkenleri ile ilgili bilgi toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler çok yönlü varyans analizi (MANOVA) ve Pearson Moment Korelasyon Analizi ile değerlendirilmiş ve anlamlılık derecesi P< .05 olarak kabul edilmiştir.Bu çalışmada ergenlerin atılganlık ve sosyal yetkinlik beklenti puanları arasında pozitif korelasyon olduğu bulunmuştur. Çok yönlü varyans analizi sonuçlarına göre tam aileye sahip 11 sınıfa devam eden ergenlerin atılganlık ve sosyal yetkinlik beklenti puanları parçalanmış aileye sahip 11. Sınıftaki ergenlerden anlamlı düzeyde yüksek çıkmıştır. Ayrıca aile yapısı ile baba eğitim düzeyinin atılganlık ve sosyal yetkinlik beklentisi puanlarına ortak etkilerinin anlamlı düzeyde olduğu görülmüştür.
Emniyet teşkilatına bağlı okullardan mezun olup çevik kuvvet şube müdürlüğünde görev yapan polislerin psikolojik hizmet algıları, iş doyumu ve tükenmişlik düzeyinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, Emniyet Teşkilatına bağlı okullardan mezun olup Adana ilinde Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde görev yapan polislerin psikolojik hizmet algıları, iş doyumu ve tükenmişlik düzeylerini incelemektir.Çalışmaya, Adana ilinde 2007 yılında Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü'nde görev yapan, kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemiyle seçilmiş 270 erkek polis memuru katılmıştır. Veriler, Rehberlik ve Psikolojik Danışma Hizmetlerini Değerlendirme Anketi, Maslach Tükenmişlik Envanteri ve Minnesota İş Doyum Ölçeği uygulanarak toplanmıştır. Verilerin analizi için frekans dağılımı ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır.Yapılan analizler sonucunda, örnekleme giren polislerin %82.6'sının rehberlik ve psikolojik danışma hizmetlerinin yaygınlaştırılması gerektiğini, %77'sinin bu hizmetlere çok ihtiyaç duyulduğunu, %40.7'sinin hizmetlerin yeterli olmadığını, %38.2'sinin psikolojik hizmetlerin iş yaşamına olumlu katkısı olduğunu düşündükleri saptanmıştır. Meslekte hizmet sürelerine göre iş doyumlarının farklılık gösterdiği; meslekte hizmet süresine göre duygusal tükenmişlik, duyarsızlaşma ve kişisel başarı duygusunda azalma düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır.
Ergenlerde görülen kural dışı davranışların aile işlevelliği, aile risk faktörleri ve yaşam kalitesi açısından incelenmesi
Bu araştırmada 14-18 yaş aralığında bulunan ergenlerde görülen kuraldışı davranışların aile işlevselliği, aile risk faktörleri (anne-babanın alkol kullanma durumu, ev içi şiddet, ebeveyn çatışması,?) ve yaşam kalitesi (yüksek-düşük) açısından incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma 9, 10, 11 ve 12. sınıfa devam eden 695 lise öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin kuraldışı davranış düzeylerine ilişkin veriler ?Kuraldışı Davranış Ölçeği? (Kaner, 2001), aile işlevselliğine ilişkin veriler ?Aile Değerlendirme Ölçeği? (Bulut, 1990), aile risk faktörlerine ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan ?Aile Risk Faktörleri Anketi?, kişisel ve ailesel özelliklere ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan ?Kişisel Bilgi Formu?, yaşam kalitesi düzeylerine ilişkin veriler ise ?Kindl Yaşam Kalitesi Ölçeği? ( Ravens-Sieberer ve Bullinger, 1998) kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde parametrik olmayan testlerden Mann Whitney U Testi ve Kruskal Wallis' ten yararlanılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; problem çözme, iletişim, roller, duygusal tepki verebilme, gereken ilgiyi gösterme, davranış kontrolü ve genel işlevler açısından sağlıksız işlev gösteren aileye sahip ergenler, sağlıklı işlev gösteren aileye sahip ergenlere kıyasla kuraldışı davranışları daha yüksek oranda göstermektedir.Bunun yanında geniş aileye sahip olan, anne-baba eğitim düzeyi yüksek olan, gelir düzeyi yüksek olan, anne-babası alkol kullanan, anne-babası sık sık kavga eden, aile içi şiddet gören, anne-babasından ilgi, sevgi görmeyen, ebeveyni otoriter tutuma sahip, ailesinde ruhsal hastalığa sahip kişi ya da kişiler olan, ailesinde herhangi bir suçtan ceza almış kişi ya da kişiler olan ve yaşam kalitesi düşük olan ergenler arasında kuraldışı davranışların görülme sıklığı daha fazla bulunmuştur. Buna karşın, anne babaların birliktelik durumuna göre ve ailenin göç etme durumuna göre ergenlerin kural dışı puanları arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır.Anahtar Sözcükler: Ergenlik, kural dışı davranış, aile işlevleri, risk faktörü, yaşam kalitesi
Evli bireylerin sosyotropik-otonomik kişilik özellikleriyle evliliklerinde çatışma yaşama durumları arasındaki ilişki
Araştırmanın genel amacı, evli bireylerin, sosyotropik ve otonomik kişilik özellikleriyle evliliklerinde çatışma yaşama durumları arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Bu temel amaç doğrultusunda evli bireylerin, onaylanma kaygısına, ayrılık kaygısına, başkalarını memnun etmeleri, kişisel başarı, özgürlük ve yalnızlıktan hoşlanma durumları ile evliliklerinde çatışma yaşama durumları arasındaki ilişkiye bakılmıştır.Araştırma betimsel tarama modelinde bir çalışma olup, 2009 yılında Adana ili merkez ilçelerinde (Seyhan, Yüeriğir, Çukurova, Sarıçam )yaşayan 327 evli bireyle geçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ile Sosyotropi-otonomi Ölçeği ve Evlilik Çatışma Ölçeği kullanılmıştır.Araştırma sonucunda evli bireylerin sosyotropik-otonomik kişilik özellikleri ile evliliklerinde çatışma yaşama durumları arasında düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Sosyotropi alt ölçeğinde yer alan onaylanma kaygısı, ayrılık kaygısı, başkalarını memnun etme; otonomi alt ölçeğinde bulunan, kişisel başarı, özgürlük, yalnızlıktan hoşlanma faktörleri ile evlilikte çatışma yaşama sıklığı arasında düşük düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır.
Psikolojik danışman-danışan ilişkisinin çözümlenmesi ve bazı süreç, sonuç değişkenleri açısından incelenmesi
Bu araştırmanın genel amacı, psikolojik danışma sürecindeki danışman ve danışan etkileşimini, sözel davranış düzeyinde karşılıklı bağımlılık açısından incelemektir. Bununla birlikte danışman ile danışanın, oturumlara ve birbirlerine ilişkin değerlendirmelerinin; ayrıca psikolojik danışma sonrasında yaşantı ve davranışlardaki değişimin, süreçte gözlenen davranışlarla ilişkisini analiz etmek bu araştırmanın genel amacını oluşturmuştur.Psikolojik danışman ve danışanların birbirlerine ve psikolojik danışma oturumlarına ilişkin memnun olma düzeylerini belirlemek amacıyla Schindler, Revenstorf, Hahlweg ve Brengelmann'ın (1983) ?Psikolojik Danışman (Terapist) ve Danışanın Karşılıklı Algılamaları Ölçeği? ve Schindler, Hohenberger-Sieber ve Hahlweg'in (1989) ?Oturum Değerlendirme Ölçekleri? kullanılmıştır. Psikolojik danışma süreci sonunda danışanların yaşantı ve davranışlarında bir değişikliğin olup olmadığını belirleyebilmek amacıyla Zielke ve Kopf-Mehnert'in (2001) ?Yaşantı ve Davranışlarda Değişim Ölçeği? kullanılmıştır. Her üç ölçeğin Türkçe'ye uyarlaması bu araştırma kapsamında yapılmıştır.Bu araştırma ile öncelikle 69 psikolojik danışman adayının Bireysel Psikolojik Danışma Dersi kapsamında yaptıkları psikolojik danışmalar yaşantı ve davranışlarda değişim ölçütü açısından değerlendirilmiştir. Psikolojik danışman adaylarının büyük bir yüzdesi değişimi % 0.1 düzeyinde gerçekleştirmişlerdir. Psikolojik danışma sürecindeki danışan ile danışman arasındaki etkileşim, sözel davranış düzeyinde Schindler'in (1991) geliştirdiği ?Psikolojik Danışma veya Psikoterapideki Etkileşimi Kodlama Sistemi? aracılığıyla kodlanmıştır. Sözel etkileşimle ilgili elde edilen verilerin 1. düzen geçiş olasılıkları hesaplanmış ve davranışların bağımlılık gösterip göstermediği markov zinciri analizi ile sınanmıştır.Analiz sonuçlarına göre psikolojik danışma sürecinde danışan ile danışmanın bazı davranışları karşılıklı bağımlılık göstermektedir. Yaşantı ve davranışlarda değişim ölçütü açısından başarılı ve daha az başarılı olan gruplar kıyaslandığında başarılı grupta yer alan danışmalarda oturumların hem danışan hem de danışman bakış açısından daha olumlu değerlendirildiği sonucuna ulaşılmıştır. Yine aynı şekilde başarılı grupta yer alan danışanların psikolojik danışmana yönelik değerlendirmeleri de başarısız grupta yer alan danışanlara göre anlamlı düzeyde farklılaşma gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır.Yaşantı ve davranışlarda değişim ölçütü açısından bakıldığında başarılı ve daha az başarılı grubun süreçteki davranışları psikolojik danışman boyutunda empati ve destek davranışları açısından başarılı grup lehine anlamlı düzeyde farklılaşmaktadır. Sonuçlar, başarılı bir psikolojik danışmada danışmanların daha çok empati ve/veya destek davranışları gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Danışan boyutundan bakıldığında ise başarılı grupta yer alan danışanların daha fazla işbirliği / katılım gösterdiklerini, değişim ile ilgili bildirimlerde bulunduklarını ve duygusal açıklık gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Buna karşın daha az başarılı grup anlamlı düzeyde daha fazla engelleyici davranış (ret, isyan, teslimiyet) ortaya koyduğunu göstermektedir. Yanı sıra 1. düzen geçiş olasılıkları incelendiğinde başarılı grupta empati / destek davranış kategorisi ile danışanların sorumluluk üstlenmeleri ve/veya işbirliği göstermeleri koşullu (bağımlı) olasılığı, yaşantı ve davranışlarda daha az değişim gerçekleştirmiş gruba göre anlamlı düzeyde farklılaştığı sonucuna ulaşılmıştır. Yine aynı şekilde sorumluluk ve işbirliği ile empati /destek koşullu olasılığının başarılı grup lehine olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşın daha az başarılı grupta keşfetme/araştırma ile engelleyici davranış başarısız grup lehine anlamlı düzeyde farklılaşmıştır.
Bilişsel bilgiyi işleme yaklaşımına göre geliştirilen mesleki karar verme programının sınanması
Bu araştırmanın amacı, geliştirilen bilgiyi işleme kuramı temelli mesleki grup rehberliği programının mesleki karar verme sürecinde olan lise dokuzuncu sınıf öğrencilerinin mesleki olgunluk, mesleki kararsızlık ve meslek seçimine ilişkin akılcı olmayan inançlarına etkisinin sınanmasıdır.Araştırmada 2x2 faktörlü ve tekrar ölçümlü (iki grup ve iki ölçüm) desen kullanılmıştır. Araştırma ?öntest-sontest? deney ve kontrol gruplu bir uygulamadır. Çalışma grubunu Adana Merkez İlçesi Seyhan Şehit Temel Cingöz Lisesi dokuzuncu sınıf öğrencileri oluşturmuştur. Çalışmanın deney ve kontrol grubunu oluşturmak için iki dokuzuncu sınıf tesadüfî olarak belirlenmiş ve yine tesadüfî olarak biri kontrol diğeri ise deney grubu olarak atanmıştır. Deney grubunu oluşturan sınıf 29 (15 kız 14 erkek), kontrol grubunu oluşturan öğrencilerin sınıf ise 30 (17 kız, 13 erkek) öğrenciden oluşmaktadır. Her iki sınıftaki öğrencilerin yaş aralığı 14-17'dir.Araştırmada öğrencilerin mesleki seçimine ilişkin akılcı olmayan inançlarını ölçmek amacıyla Mesleki Seçimine İlişkin Akılcı Olmayan İnançlar Ölçeği (Erdem, 2006), mesleki karar düzeylerini ölçmek amacıyla Mesleki Karar Envanteri (Çakır, 2003), ve mesleki olgunluk düzeylerini ölçmek amacıyla da Mesleki Olgunluk Envanteri (Kuzgun ve Bacanlı 1992) kullanılmıştır.Araştırmada deney grubu ile kontrol grubunun mesleki olgunluk, mesleki karar ve meslek seçimine ilişkin akılcı olmayan inançlar ile altölçeklerinin öntest-sontest puan ortalamalarının arasındaki farkın anlamlığını incelemek amacıyla ilişkisiz gruplar için t testi yapılmıştır. Kalıcılığı test etmek amacıyla ise deney grubuna uygulanan mesleki karar ve meslek seçimine ilişkin akılcı olmayan inançlar ölçekleri ile her iki ölçeğin alt ölçeklerinin sontest- izleme testi puan ortalamalarının farkının anlamlılığı, ilişkili gruplar için t testi ile incelenmiştir.Araştırma sonucunda, araştırmada sınanan bilişsel bilgiyi işleme dayalı mesleki karar verme programının genel akademik lise dokuzuncu sınıf öğrencilerinin mesleki olgunluk düzeylerini yükseltmede, mesleki kararsızlık ve akılcı olmayan düşünceleri azaltmada etkili olduğu ortaya konulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin cinsiyete göre psikolojik doğum sırası ile karşı cinsle ilişkide sosyal yetkinlik beklentisi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin cinsiyete göre psikolojik doğum sırası ile karşı cinsle ilişkide sosyal yetkinlik beklentisi düzeyleri arasındaki ilişkinin incelemesi amaçlanmıştır.Araştırma, 2008?2009 eğitim-öğretim yılında Çukurova Üniversitesi'nde çeşitli fakülte ve yüksekokullarında öğrenim gören 421 üniversite öğrencisiyle gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin psikolojik doğum sıralarını belirlemek amacıyla uyarlaması Kalkan (2005) tarafından yapılan ?White-Campbell Psikolojik Doğum Sırası Envanteri?, karşı cinsle ilişkide sosyal yetkinlik beklentisini belirmek amacıyla ?Karşı Cinsle İlişkide Sosyal Yetkinlik Beklentisi Ölçeği (Ünlü, 2004)? ve kişisel ve ailesel özelliklere ilişkin bilgi edinmek amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan ?Kişisel Bilgi Formu? kullanılmıştır. Verilerin analizinde ?Tek Yönlü Varyans Analizi, Bağımsız Gruplar T-testi ve Ki Kare?den yararlanılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, erkeklerin, kızlara oranla aile içinde kendilerini, daha fazla memnun edici/düzenleyici (büyük çocuk) ve sevimli/ikna edici (küçük çocuk) çocuk olarak algıladıkları ortaya çıkmıştır. Ayrıca karşı cinsle ilişkide, ilişkiyi başlatabilme konusunda erkeklerin, kızlardan daha yüksek puan aldıkları görülmektedir.Bunun yanı sıra, memnun edici/düzenleyici (büyük çocuk) çocukların, karşı cinsle ilişkiyi sürdürebilme, dışlanmış/ihmal edilmiş (ortanca çocuk) çocukların ise ilişkiyi sonlandırabilme konusunda daha yetkin olduğu ortaya çıkmıştır.Anahtar Kelimeler: Psikolojik Doğum Sırası, Çıkma-Flört, Sosyal Yetkinlik Beklentisi, Yetkinlik Beklentisi, Karşı Cins
Akran eğitimi ile desteklenen öfke kontrolü eğitiminin lise öğrencilerinin öfke kontrol becerilerine etkisi
Bu araştırmanın amacı; akran eğitimi ile desteklenen öfke kontrol beceri eğitim programının lise öğrencilerinin öfke kontrol becerilerine etkisini incelemektir. Bu amaçla Adana, Kozan, Kozan Lisesi'nde öğrenim gören öğrencilerden, 10'ncu sınıfa devam eden 346 öğrenciye Sürekli Öfke Öfke İfade Tarzı Ölçeği uygulanmış, ölçeğe iki ve daha fazla maddeye yanıt vermeyenler elenerek uygulama yapılan öğrenci sayısı 311 düşürülmüştür. Ölçek uygulaması sonucunda Sürekli öfke düzeyi yüksek olduğu tespit edilen öğrenciler belirlenmiştir. Okul içinde programı tanıtıcı sınıf içi tanıtım faaliyetleri ve okulun değişik yerlerine afişler asılmıştır. Gönüllü olan öğrencelerle ön görüşme yapılmış, yapılan görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan kişisel bilgi formu uygulanarak, öğrenciler cinsiyet, sosyo ekonomik düzey ve aile durumları dikkate alınarak gruplara yerleştirilmiştir. Araştırmaya; deney 1 grubu için 13, deney 2 grubu için 13, kontrol grubu için 13 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmaya katılan deney 2 grubundaki öğrencilerin en yakın iki arkadaşı sosyometri yoluyla belirlenerek sınıf rehberliği çalışmasına dahil edilmiştir.Deney gruplarına her biri 90' ar dakika olmak özere 10 oturumluk psiko-eğitimsel içerikli Bilişsel Davranışçı Terapi Temelli öfke kontrol beceri eğitim programı uygulanırken, deney 2 grubundaki öğrencilerin en yakın arkadaşlarına öfke kontrolüne yönelik sınıf rehberliği çalışması yapılmıştır. Araştırmada kontrol grubuna herhangi bir uygulama yapılmamıştır. Deney gruplarına uygulanan öfke kontrolü eğitimi, becerigeliştirme amaçlı, ağırlıklı olarak eğitimsel içeriğe sahip, egzersizlerin yer aldığı, Bilişsel Davranışcı Terapi yöntemlerinin kullanıldığı aynı zamanda etkileşimsel süreci içeren ve yapılandırılmış oturumlardan oluşan psiko-eğitimsel grup müdahalesidir.Deney gruplarının ve kontrol grubunun ön test ve son test karşılaştırılmaları için Türkçe uyarlaması Özer (1994) tarafından yapılan Sürekli Öfke Öfke İfade Tarzı Ölçeği kullanılmıştır. Söz konusu ölçek deney grupları ve kontrol gruplarına ön test ve son test ölçümleri olarak uygulanırken, kontrol grubundaki öğrencilere ulaşılamadığından izleme ölçümleri sadece deney grubundaki öğrencilerden elde edilmiştir. Araştırmada yarı deneysel model kullanılmış, araştırma verilerinin analizinde Tek Yönlü Varyans Analizi, deney grupları ve kontrol grubunun ön test ve son test karşılaştırmalarında Kovaryans Analizi ve izleme ölçümlerine yönelik ilişkili Örneklemler için t Testi analizlerinden yararlanılmıştır.Araştırmadan elde edilen bulgular incelendiğinde uygulanan öfke denetimi beceri eğitim programının deney 1 ve deney 2 grubunun sürekli öfkelerinin azaltılmasında ve öfke kontrolü sağlamalarında etkili olduğu, akran eğitimi ile desteklenen deney 2 grubunda, deney 1 grubuna göre sonuçların daha anlamlı çıktığı görülmüştür. Araştırmada öfke içe ve öfke dışa alt testlerinde deney ve kontrol grupları arasında anlamlı bir farklılık bulunmazken alt ölçeklerin puan ortalamalarında farklılıklar olduğu gözlemlenmiştir. Uygulanan programın öğrencilerin sürekli öfkelerinin azaltılmasında ve öfke kontrolü sağlamalarında etkili olduğu, özellikle akran eğitimi ile desteklenen deney grubunda sonuçların sürekli öfkenin azaltılması ve öfke kontrolü sağlanmasında etkili olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca araştırmadan 2.5 ay sonra yapılan izleme testinde de etkinin deney grubundaki öğrencilerde devam ettiğini göstermiştir.Elde edilen bulgular ışığında araştırmadan elde edilen sonuçlar tartışılmış ve alanda çalışanlara ve gelecekteki araştırmalara yön verebilecek önerilerde bulunulmuştur.ANAHTAR KELİMELER: Öfke denetimi beceri eğitim programı, öfke kontrolü, ergen, akran eğitimi
Evli ve çalışan yetişkinlikerin toplumsal cinsiyet rolleri ile evlilik doyumu ve iş doyumu ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, evli ve çalışan yetişkinlerin toplumsal cinsiyet rolleri ile, evlilik doyumu ve iş doyumu ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır.Araştırma, hem evli olan hem de çalışan 180 yetişkin birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin veriler, ?Bem Cinsiyet Rolü Envanteri? (Bem, 1974) ile, evlilik doyumlarına ilişkin veriler ?Evlilik Yaşam Ölçeği? (Tezer, 1986) ile iş doyumları da ?Minnesota İş Doyum Ölçeği? (Weiss, Davis, England ve Lofquist, 1967) ile ve kişisel bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan ?Kişisel Bilgi Formu? ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, t-testi, Mann-Whitney U testi, tek yönlü varyans analizi ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır.Araştırma bulgularına göre, evli ve çalışan yetişkinlerin cinsiyetlerine, yaşlarına ve ailelerinin aylık ortalama gelirlerine göre evlilik doyumları arasında anlamlı bir fark bulunmazken, bireylerin eğitim düzeylerine ve eşlerinin eğitim düzeylerine göre evlilik doyumları arasında anlamlı bir fark olduğu bulunmuştur. Ayrıca, evli ve çalışan yetişkinlerin cinsiyetlerine, yaşlarına, mesleklerine ve ailelerinin aylık ortalama gelirlerine göre iş doyumları arasında anlamlı bir fark bulunmazken, bireylerin eğitim düzeylerine göre iş doyumları arasında anlamlı bir fark olduğu görülmüştür. Bununla birlikte adrojen cinsiyet rolüne sahip bireylerin evlilik doyumları, belirsiz cinsiyet rollerine sahip bireylerin evlilik doyumlarından anlamlı bir şekilde yüksekken, erkeksi cinsiyet rolüne sahip bireylerin iş doyumları belirsiz cinsiyet rolüne sahip bireylerin iş doyumlarından anlamlı bir şekilde yüksektir.Ayrıca, yapılan çoklu regresyon analizi sonuçlarına göre, bireylerin kadınsılık ve erkeksilik puanlarından erkeksilik puanlarının, evlilik doyumunun ve iş doyumunun anlamlı bir yordayıcısı olduğu bulunmuştur.Son olarak ise, araştırmaya katılan evli ve çalışan yetişkinlerin evlilik doyumları ve iş doyumları arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Sözcükler: Toplumsal cinsiyet rolleri, evlilik doyumu, iş doyumu.
İlköğretim 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin karar vermede özsaygı ve karar verme stilleri ile algılanan ana baba tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, ilköğretim 7. ve 8. öğrencilerinin karar vermede özsaygı ve karar verme stilleri ile algıladıkları ana-baba tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bunun yanı sıra araştırmada ilköğretim 7. ve 8. sınıf öğrencilerinin ana-baba tutumlarının sosyo-ekonomik düzeye, ana-baba eğitim düzeyine göre ve karar verme stillerinin ana-baba eğitim düzeyine ve cinsiyete göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesi amaçlanmıştır.Bu çalışma, 2009?2010 eğitim-öğretim yılında Gaziantep İlinde bulunan beş devlet okulu, bir özel okul olmak üzere altı ilköğretim okulunda toplam 562 öğrenci üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan öğrencilerin yaşları 13?15 arasındadır. Öğrencilerin karar verme stillerine ilişkin veriler ?Ergenlerde Karar Verme Ölçeği? (EKÖ) (Çolakkadıoğlu, 2007), anne-baba tutumlarına ilişkin veriler ?Anababalık Stilleri Ölçeği? (ÇYTÖ) (Sümer ve Güngör, 1999) ve kişisel bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan ?Kişisel Bilgi Formu? ile toplanmıştır. Verilerin analizinde t- testi, varyans analizi, korelasyon teknikleri kullanılmıştır.Araştırmanın sonucuna göre, ana-baba tutumları ile eğitim ve sosyo ekonomik düzey arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur.Araştırmada ilköğretim 7. ve 8. sınıf öğrencilerin annelerinin eğitim düzeylerine göre karar vermede öz saygı ve karar verme stilleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu bulunmuştur. Annesi hiçbir okul mezunu olmayan öğrencilerin özsaygılarının, annesi ortaokul ve lise mezunu ile yüksek okul mezunu olanlardan düşük olduğu bulunmuştur. Annesi ilkokul mezunu olan öğrencilerin özsaygılarının, annesi ortaokul ve lise ile yüksek okul mezunu olanlardan düşük olduğu bulunmuştur. Bunun yanında ilköğretim 7. ve 8. sınıf öğrencilerinde babalarının eğitim düzeylerine göre karar vermede öz saygı ve karar verme stilleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür.Araştırmada, ilköğretim 7. ve 8. sınıf öğrencilerinde cinsiyete göre karar vermede stillerinde anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, anne-baba kabul ile karar vermede özsaygı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Algılanan anne-baba kabulü ihtiyatlı seçicilik arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken, panik, sorumluluktan kaçma ve umursamazlık arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Algılanan anne-baba denetim ile karar vermede özsaygı arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Algılanan anne-baba denetim ile ihtiyatlı seçicilik arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Ancak anne-baba denetim ile panik, sorumluktan kaçma ve umursamazlık arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Ergenlerde karar verme, Karar verme stilleri, ana baba tutumları
Ergenlerin baglanma stilleri ve kimlik statüleri arasındaki ilişkinin ıncelenmesi
ÖZET ERGENLERİN BAĞLANMA STİLLERİ VE KİMLİK STATÜLERİ ARASINDAKİ İLİŞKİNİN İNCELENMESİ Nurhan BAŞ Yüksek Lisans Tezi, Eğitim Bilimleri Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. Turan AKBAŞ Temmuz 2013, 116 sayfa Bu araştırmada, ergenlerin bağlanma stilleri ve kimlik statüleri arasındaki ilişkiyi ve bu iki değişkenin yaş, cinsiyet, annenin eğitim düzeyi, annenin çalışma durumu, annenin doğum yaptığı yaş ve ergenin kardeş sırasına göre değişip değişmediğini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma, Diyarbakır, Adana, Mersin ve Ankara illerinde yaşayan ve çeşitli liselere devam eden 398 ergen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkenlerinden bağlanma stillerini ölçmek amacıyla Sümer ve Güngör (1999) tarafından Türkçeye çevrilen "İlişki Ölçekleri Anketi " (Grifin ve Bartholomew, 1994) kullanılmıştır. Araştırmanın diğer bağımlı değişkeni olan kimlik statülerini ölçmek amacıyla ise Eryüksel ve Varan (1999) tarafından Türkçeye uyarlanan ?Benlik Kimliği Statüleri Ölçeği? (Bennion ve Adams, 1986) kullanılmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkenleri ile ilgili bilgi toplamak amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde, Bağımsız Gruplar t Testi, Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyon Katsayısı, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Mann-Whitney U ve Kruskall Wallis Testi kullanılmıştır. Bulgular, askıya alınmış kimlik statüsü ile kayıtsız bağlanma stilleri arasında düşük düzeyde, pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğunu, aynı zamanda dağınık kimlik statüsü ile saplantılı bağlanma statüsü arasında ise düşük düzeyde, pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bağımsız değişkenler açısından, cinsiyete göre korkulu bağlanma stili puanları farklılaşmış ve kızların daha yüksek bir puan aldığı görülmüştür. Askıya alınmış kimlik, dağınık kimlik ve ipotekli kimlik statülerinden ise erkeklerin kızlara oranla daha yüksek puanlar aldıkları görülmüştür. Yaş ile bağlanma stilleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı bulunmuştur. Başarılı kimlik statüsü ve askıya alınmış kimlik statüsü puanları arasında ise düşük düzeyde ve negatif yönde anlamlı ilişki olduğu bulunmuştur. Annenin eğitim durumu değişkenine bakıldığında, anneleri üniversite ve üzeri eğitime sahip ergenlerin güvenli bağlanma stili puanlarının, anneleri okur-yazar olmayan ergenlerin güvenli bağlanma stili puanlarından anlamlı bir şekilde yüksek olduğu görülmüştür. Aynı zamanda annesi üniversite ve üzeri kurumlardan mezun olan ergenlerin saplantılı bağlanma stili puanlarının ise; annesi okur-yazar olmayan, ilköğretim ve ortaöğretim mezunu olan ergenlerden anlamlı bir şekilde daha düşük olduğu görülmüştür. Annesi ilköğretimden mezun olan ergenlerin askıya alınmış kimlik ortalamalarının, anneleri üniversite ve üzeri eğitime sahip ergenlerin askıya alınmış kimlik ortalamalarından anlamlı bir şekilde yüksek olduğu belirlenmiştir. Annenin çalışma durumu değişkenine bakıldığında, annesi ev hanımı olan ergenlerin saplantılı bağlanma düzeylerinin, annesi çalışan ergenlerin saplantılı bağlanma düzeylerinden anlamlı bir şekilde yüksek olduğu bulunmuştur. Annesi çalışan ergenlerin askıya alınmış kimlik statüsü ve dağınık kimlik statüsü puanlarının da, annesi ev hanımı olan ergenlerin askıya alınmış kimlik statüsü ve dağınık kimlik statüsü puanlarından anlamlı bir şekilde yüksek olduğu görülmüştür. Ergenlerin kardeş sırası incelendiğinde ise bağlanma stilleri ve kimlik statüleri arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Anahtar Sözcükler: Bağlanma Stilleri, Kimlik Statüler.
Lise öğrencilerinin bağlanma stilleri ve flört davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi (Mardin örneği)
Bu araştırmada, Mardin'de eğitimine devam etmekte olan lise öğrencilerinin bağlanma stilleri ile flört davranışları arasındaki ilişkiyi ve bu iki değişkenin, öğrencilerin cinsiyetlerine göre değişip değişmediğini incelemek amaçlanmıştır. Araştırma Mardin'de 2010-2011 eğitim öğretim yılının 2. döneminde 5 farklı okula devam eden 552 öğrenci ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın bağımlı değişkenlerinden bağlanma stillerini ölçmek amacıyla İlişki Ölçekleri Anketi (Bartholomew & Horowitz, 1991) kullanılmıştır. Araştırmanın diğer bağımlı değişkeni olan flört davranışlarına ilişkin veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan anket ile toplanmıştır. Söz konusu ankette bulunan sorular daha net bir değerlendirmeyi sağlamak amacıyla okul içerisindeki davranışlar, iletişime geçebilmek için bulunulan davranışlar, okul dışındaki davranışlar olmak üzere 3 kategoriye ayrılmıştır. Verilerin analizinde yüzde, frekans, aritmetik ortalama, standart sapma ve kay kare testleri kullanılmıştır. Bulgular, öğrencilerin bağlanma stilleri ile cinsiyetleri arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya çıkarmıştır. Kız öğrenciler daha çok korkulu bağlanma stiline sahipken, erkek öğrencilerin daha çok güvenli bağlanma stiline sahip oldukları bulunmuştur. Flört davranışlarına ilişkin sorulan sorularda daha çok cesaret ve aktiflik içeren davranışlara erkek öğrencilerin yüzde oranları, pasiflik ve karşı cinsten ilk adımı beklemeyi gerektiren davranışlarda ise kız öğrencilerin yüzde oranları daha yüksek çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Flört Davranışları, Ergenler
Lise öğrencilerinin çatışma çözme yaklaşımlarının bağlanma stilleri ve bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada, ergenlerin çatışma çözme yaklaşımlarının bağlanma stilleri ve bazı sosyo-demografik değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın problemleri sunulurken öncelikle bağlanma stillerinin çatışma çözme yaklaşımları üzerindeki rolü ele alınmıştır. Ayrıca demografik özelliklerin, bireysel ve aileye ilişkin özelliklerin çatışma çözme yaklaşımlarını ne ölçüde yordadığı da araştırılmıştır. Araştırma; nedensel karşılaştırma ve ilişkisel yönteme dayanmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise 2013-2014 eğitim öğretim yılında Hatay ili Antakya Büyük Şehir Belediyesi sınırları içerisinden seçilen Anadolu liselerinden random küme örnekleme yoluyla seçilmiş 9, 10, 11 ve 12. Sınıfa devam eden 617 kız ve erkek öğrenci oluşturmuştur. Araştırma kapsamında; araştırmacı tarafından oluşturulan, sosyo-demografik bilgilerin yer aldığı "Kişisel Bilgi Formu", "İlişki Ölçekleri Anketi" ve "Çatışma İletişim Tarzı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmanın istatistiksel analizinde, ergenlerin çatışma çözme yaklaşımları ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi için Spearman Sıra Sayıları korelasyonu kullanılmıştır. Gruplararası farlılıkların olup olmadığını incelemek için ikili gruplarda Mann-Whitney U; üç ve daha fazla gruplarda ise Kruskal Wallis tekniği kullanılmıştır. Analizlerde parametrik olmayan istatistiklerin kullanılmasının nedeni; örneklemede yer alan ergenlerin çatışma iletişim tarzları ölçeği ve ilişki ölçekleri anketinden aldıkları puanların normal dağlımı yansıtmaması sonucunda parametrik analizler için gerekli olan "normallik" varsayımının karşılanmamış olmasıdır. Elde edilen veriler üzerinde yapılan analiz sonuçlarında; güvenli bağlanma stiline sahip ergenlerin çatışmalarda daha fazla kendini anlatma, kendini açma eğiliminde olduğu, çatışmalardan daha az kaçındıkları ve çatışma yaşadığı yere göre çatışma davranışları arasında fark olmadığı bir başka deyişle genel davranış sergiledikleri sonucu elde edilmiştir. Kayıtsız bağlanma stili ile kendini açma ve duygularını ifade etme arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur. Korkulu bağlanma stili ile kendini açma, genel özel davranış sergileme ve duygularını ifade etme yaklaşımları arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur. Son olarak saplantılı bağlanma ile kendini açma ve duygularını ifade etme arasında pozitif yönde ilişki bulunmuştur. Bazı sosyo-demografik özelliklerle bağlanma stilleri ve çatışma çözme yaklaşımları ilişkili bulunmuştur. Elde edilen bulgular literatür ışığında tartışılmış, araştırmanın sınırlılıkları ve gelecekte yapılacak araştırmalar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar kelimeler: Bağlanma stilleri, çatışma çözme yaklaşımları ve ergenlik dönemi.
Ön ergenlerin internet bağımlılığının yalnızlık, sosyal beceriler ve bazı sosyo demografik değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada ön ergenlerin internet bağımlılığının yalnızlık, sosyal beceriler (olumlu sosyal davranışlar, olumsuz sosyal davranışlar) ve bazı sosyo-demografik değişkenler (cinsiyet, akademik başarı, sosyo-ekonomik düzey, öğrencinin sınıf düzeyi) açısından nasıl bir ilişki gösterdiğini incelemek amaçlanmıştır. Bu araştırma ilişkisel tarama modelli betimsel bir çalışma niteliğindedir. Araştırma 6., 7. ve 8. sınıfa devam eden 1063 ortaokul öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Öğrencilerin internet bağımlılığına ilişkin veriler Young (1996) tarafından geliştirilen Bayraktar (2001) tarafından Türkçeye uyarlama çalışması yapılan "İnternet Bağımlılık Ölçeği"; sosyal becerilerine ilişkin veriler (olumlu sosyal davranışlar, olumsuz sosyal davranışlar) Rotatory ve Hessel (1983) tarafından geliştirilen Bacanlı ve Erdoğan (2003) tarafından Türkçeye uyarlanan "Matson Çocuklarda Sosyal Becerileri Değerlendirme Ölçeği", yalnızlık düzeylerine ilişkin veriler Russel, Peplau ve Cutrona (1980) tarafından geliştirilen Demir (1989) tarafından Türkçeye uyarlanan "UCLA Yalnızlık Ölçeği" ve son olarak bazı sosyo-demografik değişkenler ve öğrencilerin internet kullanımına ilişkin veriler araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde SPSS 20.0 paket programından yararlanılarak frekans ve yüzde hesapları, parametrik olmayan testlerden Spearman Brown Sıra Farkları Korelasyon Katsayısı, Mann-Whitney U Testi ve Kruskal Wallis H Testi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; Örneklemin %93'ü semptom göstermeyenler, %6'sı sınırlı semptom gösterenler (olası bağımlı veya risk altında olanlar) ve %1'i internet bağımlısı olarak tespit edilmiştir. İnternet kullanım amaçlarına bakıldığında öğrencilerin %78'i okulla ilgili araştırmalar yapmak, %65'i oyun oynamak, %53'ü film izlemek, %50'si sosyal paylaşım sitelerini kullanmak, %44.1'i boş zamanlarımı değerlendirmek ve %17.6'sı internet sayfaları arasında sörf yapmak amacıyla internet kullanmaktadır. Öğrenciler çoğunlukla interneti birden fazla amaç için kullanmaktadır. Ön ergenlerin internet bağımlığının, yalnızlık düzeyleriyle anlamlı bir ilişki göstermediği ancak sosyal beceri değerlendirme alt ölçekleriyle (olumlu sosyal davranışlar, olumsuz sosyal davranışlar) anlamlı bir ilişki gösterdiği bulunmuştur. Öğrencilerin internet bağımlılık puanlarıyla olumlu sosyal davranışları arasında negatif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki; olumsuz sosyal davranışları arasında ise pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ön ergenlerin internet bağımlılık puanları; cinsiyetlerine, algılanan akademik başarı düzeylerine, ailenin gelir düzeyine, sınıf düzeylerine, günlük internet kullanım süresine ve sosyal paylaşım sitelerinden herhangi birine üye olup olmama durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı olarak farklılaşmakta iken, ailesinin internet kullanımına bir sınırlama koyup koymamasına göre herhangi bir farklılaşma tespit edilmemiştir. Anahtar Kelimeler: Ön Ergenler, İnternet Bağımlılığı, Yalnızlık, Sosyal Beceriler, Olumlu ve Olumsuz Sosyal Davranışlar
Öğretmenlerin evlilik uyumlarının, iş ve yaşam doyumları ve bazı değişkenler açısından incelenmesi
Bu araştırmada, öğretmenlerin, evlilik uyumlarının iş ve yaşam doyumları ve bazı değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Adana ilinde ilkokul, ortaokul ve lisede görev yapan 250 evli öğretmenle gerçekleştirilmiştir. Öğretmenlerin evlilik uyumlarına ilişkin veriler "Evlilik Uyum Ölçeği" (Locke ve Wallace, 1959) ile iş doyumuna ilişkin veriler "Minnesota İş Doyumu Ölçeği" ile, yaşam doyumuna ilişkin veriler "Yaşam Doyumu Ölçeği ile, kişisel bilgileri ise araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde Mann-Whitney U tesi, Kruskal Wallis ve Spearman Sıra Katsayıları korelasyonu kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğretmenlerin yaşlarına, kıdemlerine ve evlilik süresine göre evlilik uyumlarında anlamlı düzeyde farklılaştığı bulunurken, bireylerin cinsiyetlerine, çalışma süresine, ek iş yapma durumuna, ek iş yapma süresine, gelirine, eş gelirine, aylık ortalama gelirine, eş mesleğine, eş eğitim düzeyine, çocuk sayısına, köken aile ile aynı kentte yaşama durumuna göre evlilik uyumlarında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur. Son olarak ise, araştırmaya katılan öğretmenlerin evlilik uyumu ile yaşam doyumu ve yaşam doyumu ile iş doyumu arasında anlamlı bir ilişki bulunurken, evlilik uyumu ve iş doyumu arasında anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Evlilik uyumu, iş doyumu, yaşam doyumu
Çocuk-ebeveyn ilişki terapisi eğitiminin boşanmış annelerin empati, kabul ve stres düzeylerine etkisi
Bu araştırmanın amacı, çocuk-ebeveyn ilişki terapisi eğitiminin boşanmış annelerin ebeveyn stresi, kabulü ve empati düzeyleri üzerinde etkisi olup olmadığını incemektir. Araştırmaya katılan annelerin stres düzeylerini belirlemek amacıyla, Anne-Baba Stres Ölçeği (ABSÖ) kullanılmıştır. Annelerin kabul düzeyini belirlemek için Porter Ebeveyn Kabul Ölçeği (PEKÖ) kullanılmıştır. Annelerin empati düzeylerini ölçmek amacıyla da Ebeveyn-Çocuk Etkileşiminde Empati Değerlendirme Formu (EÇEEDF) kullanılmıştır. Ayrıca katılımcı annelerin eğitim programına ilişkin görüşlerini öğrenmek için yarı yapılandırılmış görüşme formundan yararlanılmıştır. Bu araştırmanın modeli öntest-sontest kontrol gruplu yarı deneysel desen türündedir. Araştırmanın bağımsız değişkeni uygulanan müdahale yöntemi; bağımlı değişkenleri ise ebeveyn stresi, ebeveyn kabulü ve ebeveyn empati düzeyleridir. Araştırmanın deney ve kontrol gruplarına toplam 19 boşanmış anne atanmıştır. Annelere okul öncesi eğitim kurumları aracılığıyla ulaşılmıştır. Deney grubunda yer alan 9 anne ile 10 haftalık çocuk ebeveyn ilişki terapisi oturumları Çukurova Üniversitesi psikolojik danışma biriminde yürütülmüştür. Araştırmanın nicel değişkenlerinin analizinde parametrik olmayan testlerden yararlanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise içerik analizi kullanılmıştır. Sonuçlar incelendiğinde; çocuk ebeveyn ilişki terapisi eğitiminin boşanmış annelerin ebeveyn stres düzeylerinin azalmasında, kabul ve empati düzeylerinin ise artmasında etkili olduğu ve bu etkinin uzun sürede kalıcı olduğu görülmektedir. Buna ek olarak çocuk ebeveyn ilişki terapisinin annelerin kendileri (annelik rolüne ilişkin kazanım, oyunda değişim ve bireysel kazanım), çocukları (davranışsal kazanım, oyunda değişim) ve anne-çocuk ilişkisi açısından (yakınlık ve disiplin) kazanımlar elde etmesine yardımcı olduğu görülmektedir. Anahtar kelimeler: Oyun terapisi, filial terapi, stres, kabul, empati, boşanma.
5- 6 yaş çocukların bağlanma durumları ile okul uyum düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada, anasınıfına devam eden 5- 6 yaşındaki öğrencilerin bağlanma durumları ile okul uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, İstanbul ili, Başakşehir ilçesinde 3 okula bağlı anasınıfı ve 1 bağımsız anaokuluna devam eden 100 anasınıfı öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada öğrencilerin bağlanma durumlarına ilişkin veriler 'Tamamlanmamış Oyuncak Bebek Ailesi Hikâyeleri' (Seven, 2006) , okul uyum düzeylerine ilişkin veriler 'Okul Uyumu Öğretmen Değerlendirme Formu'(Gülay, 2010) ve kişisel ve ailesel özelliklere ilişkin veriler "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde Pearson korelasyon analizi, parametrik testlerden t- testi, parametrik olmayan testlerden Kruskal Wallis, Mann Whitney U' dan yararlanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; araştırmaya katılan anasınıfı öğrencilerinin TOBAH Bağlanma ölçeğine göre kaçınma bağlanması gözlenen çocukların %70 ile en büyük grup olduğu görülmüştür. Bunun yanında güvenli bağlananlar % 21 ve negatif bağlananlar % 9 olarak gözlemlenmiştir. Güvenli, kaçınma ve negatif bağlanma oranlarına bakıldığında çocukların % 79'unun güvensiz, % 21' inin ise güvenli olduğu belirlenmiştir. TOBAH Bağlanma Ölçeği puanları, anasınıfı öğrencilerin cinsiyetlerine, annelerin çalışma durumuna, 0-1 yaş arası bakımını üstlenen kişi açısından, doğum sırası ve kardeş sayısı değişkenine, annelerin eğitim düzeylerine, son zamanlarda bakımını üstlenen kişilere göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Okul Uyum Öğretmen Değerlendirme Ölçeği puanları anasınıfı öğrencilerinin cinsiyetlerine göre anlamlı farklılık göstermektedir. Buna göre kızların okul uyum puanları daha yüksektir. Okul Uyum Öğretmen Değerlendirme Ölçeği puanları, anasınıfı öğrencilerinin annelerin çalışma durumuna, 0-1 yaş arası bakımını üstlenen kişi açısından, doğum sırası ve kardeş sayısı değişkenine, annelerin eğitim düzeylerine, son zamanlarda bakımını üstlenen kişilere göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Araştırmanın sonucunda anasınıfına devam eden öğrencilerin bağlanma durumları ile okul uyum düzeyleri ve alt ölçekleri arasında bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Okul uyum, bağlanma durumları, 5-6 yaş çocuklar.