Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Necmettin Aksoy

13 theses · İstanbul Gelişim University

Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde büyüme korkusunun depresyon, kaygı, stres ve stresle başa çıkma stratejileri ile ilişkisi

Araştırma genç yetişkinlerde büyüme korkusunun, depresyon, kaygı, stres ve stresle başa çıkma stratejilerinin birbirleri ile ilişkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini 409 genç yetişkin oluşturmaktadır. Katılımcılara söz konusu araştırma ile ilgili veri toplamak amacıyla Büyüme Korkusu Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Ölçeği, Depresyon Kaygı Stres Ölçeği ve Sosyo Demografik Bilgi Formu verilmiştir. Verilerin analiz ederken; betimsel istatistik ve pearson korelasyon analizleri, regresyon, t-testi ve ANOVA analizleri Jamovi (v.2.5.3) programı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçeklere ait Cronbach's alfa güvenirlik katsayıları ise IBM SPSS Statistics (v.30.0.0.0) yazılımı aracılığıyla hesaplanmıştır. Yapılan analizlerin sonucunda büyüme korkusu ile depresyon, kaygı ve stres arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Büyüme korkusunun stres ile başa çıkmayla ilgili alt boyutlarından kaçınma ile pozitif ve anlamlı, sosyal destek arama ile negatif ve anlamlı, problem odaklı başa çıkma alt düzeyi ile anlamlı bir ilişki kurulamadığı bulunmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen bulgularla ilgili alanyazın tartışılarak gelecek çalışmalara fikir verecek önerilerde bulunulmuştur.

Seray Sevük
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin benlik saygısı ve stresle başa çıkma tarzları ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin benlik saygısı ve stresle başa çıkma tarzları ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yükseköğrenime devam eden 400 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında %71,0'i kadın, %29.0'ı erkek olmak üzere 400 katılımcı yer almaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Beck Depresyon Envanteri, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların depresyon puanları ile benlik saygısı puanları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Depresyon ve stresle başa çıkma boyutları arasındaki ilişkiye yönelik bulgular incelendiğinde, olumlu başa çıkma boyutlarının (kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama) depresyon ile negatif yönlü ve anlamlı ilişkilidir. Öte yandan, olumsuz başa çıkma boyutlarının (çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım) depresyon ile pozitif yönlü ve anlamlı ilişkisi olduğu saptanmıştır. Benlik saygısı ve stresle başa çıkma boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde ise, düşük benlik saygısı ile olumsuz stresle başa çıkma (çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım) arasında anlamlı bir ilişki olduğu; yüksek benlik saygısı ile olumlu başa çıkma (kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama) arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır.

Beste Duman
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin benlik saygısı ve stresle başa çıkma tarzları ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin benlik saygısı ve stresle başa çıkma tarzları ile depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yükseköğrenime devam eden 400 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında %71,0'i kadın, %29.0'ı erkek olmak üzere 400 katılımcı yer almaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak Beck Depresyon Envanteri, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların depresyon puanları ile benlik saygısı puanları arasında pozitif yönlü ve anlamlı ilişki saptanmıştır. Depresyon ve stresle başa çıkma boyutları arasındaki ilişkiye yönelik bulgular incelendiğinde, olumlu başa çıkma boyutlarının (kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama) depresyon ile negatif yönlü ve anlamlı ilişkilidir. Öte yandan, olumsuz başa çıkma boyutlarının (çaresiz yaklaşım, boyun eğici yaklaşım) depresyon ile pozitif yönlü ve anlamlı ilişkisi olduğu saptanmıştır. Benlik saygısı ve stresle başa çıkma boyutları arasındaki ilişki incelendiğinde ise, düşük benlik saygısı ile olumsuz stresle başa çıkma (çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım) arasında anlamlı bir ilişki olduğu; yüksek benlik saygısı ile olumlu başa çıkma (kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve sosyal destek arama) arasında anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır.

Beste Duman
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Genç erişkinlerde problemli sosyal medya kullanımının narsisistik kişilik özellikleri ve psikolojik belirtilerle ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı genç erişkinlerde problemli sosyal medya kullanımı, narsisistik kişilik özellikleri ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırmanın veri toplama tekniği çevrimiçi anketler yoluyla yapılmıştır. Araştırmaya 387 kişi katılmıştır. Araştırmada kullanılan anketler, katılımcılara sosyal medya uygulamaları ve e-posta yoluyla iletilmiştir. Katılımcılardan alınan veriler, SPSS 25.0 paket yazılımına girilmiş olup, araştırmacı tarafından karşılaştırmalı ve ilişkisel analiz yöntemleri uygulanmıştır. Araştırmada katılımcılara Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği, Narsisistik Kişilik Envanteri ve Kısa Semptom Envanteri uygulanmıştır. Kullanılması ölçeklerin ve örneklemin sağladığı veriler normal dağılım gösterdiği için Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyonu ve Doğrusal Regresyon Analizi uygulanmıştır. İlişki saptanan değişkenlerle Çoklu Regresyon Analizi yapılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre, kadın ve erkeklerin narsisistik kişilik özellikleri bakımından anlamlı düzeyde farklı olmadığı sonucu elde edilmiştir. Ayrıca, Kadın ve erkeklerin narsisistik kişilik özellikleri toplam puanlarında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Kadınların SMBÖ meşguliyet, duygu durum, tekrarlama ve çatışma alt boyut puanları erkek katılımcılara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Kadınların Kısa Semptom Envanteri (KSE) anksiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostilite alt boyut puanları erkeklere kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Diğer sosyodemografik değişkenler arasındaki aile ile ilişkiler değişkenine göre, ailesiyle ilişkisinin kötü olduğunu belirten katılımcıların KSE alt boyutlarında anlamlı düzeyde daha yüksek puan aldıkları görülmüştür. Yalnızca somatizasyon alt boyutunun ailesiyle ilişkilerinin iyi olduğunu belirten katılımcılarda daha yüksek olduğu saptanmıştır. Sosyal medya uygulamalarından Instagram'ı kullandığını belirten katılımcıların Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (SMBÖ) alt boyutlarından anlamlı düzeyde daha yüksek puanlar aldığı bulunmuştur. Katılımcılar arasında sosyal medyada video paylaşmayı tercih edenlerin NKE toplam puanının fotoğraf, ileti ve diğer türde paylaşım yapanlara kıyasla anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca, internet kullanım amacı fotoğraflara bakmak ve internet günlüğü olan katılımcıların SMBÖ alt boyutlarından anlamlı düzeyde daha yüksek puan aldıkları görülmüştür. Sosyal medya bağımlılığı, narsisistik kişilik özellikleri ve psikolojik belirtiler arasındaki ilişkiye yönelik bulgular incelendiğinde, sosyal medya bağımlılığının narsisistik kişilik özellikleri ve psikolojik belirtiler ile pozitif yönlü ve anlamlı ilişkisi olduğu saptanmıştır. Sosyal medya bağımlılığını yordayan değişkenlere yönelik bulgulara göre, anksiyete, depresyon, somatizasyon ve olumsuz benlik alt boyutlarının sosyal medya bağımlılığını anlamlı düzeyde yordadığı sonucu elde edilmiştir. Araştırmada elde edilen sonuçların problemli sosyal medya kullanımı ile ilişkili olan psikolojik faktörler ve risk faktörü olabilecek durumların değerlendirilmesi bakımından önemli olduğıu ve literatüre katkı sağlayabileceği düşünülmektedir. Gelecekte yapılacak araştırmalarla bulguların desteklenebileceği ve literatüre katkı sunulabileceği düşünülmektedir.

Genç yetişkinlerGençlerNarsisizm+4
Veysel Gökhan Karaca
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarında travma sonrası stres bozukluğu gelişimi ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmanın amacı sağlık çalışanlarının, travma sonrası stres bozukluğu gelişimi ile bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin anlamlılığının incelenmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırmaya Edirne, İstanbul ve Kırklareli illerinde yaşamakta olan iki yüz üçü kadın kırk altısı erkek olmak üzere 249 sağlık çalışanı katılmıştır. Verilerin toplanmasında, DSM-5 için Yaşam Olayları Kontrol Listesi (LEC-5), İlişki Ölçekleri Anketi (RSQ) ve DSM-5 için Travma Sonrası Stres Bozukluğu Kontrol Listesi (PLC-5) ölçekleri kullanılmıştır. Verilerin puanlanmasında frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, alt değer, üst değer ve açılık değerleri gibi tanımlayıcı istatistik değerlinden faydalanılmıştır. Verilerin analizler sonucunda normal dağılımdan manidar düzeyde farklılaşmadığı görülmüştür. Bu sebeple veriler parametrik testler ile analiz edilmiştir. RSQ ve PLC-5 arasındaki ilişkinin incelenmesinde Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Bağımsız iki grup arasında puan ortalamalarının karşılaştırılması için Bağımsız İki Örnek T-Testi uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Pandemi sürecinde çalışan ve süregiden travmatik stres ile karşı karşıya olan sağlık çalışanlarında TSSB semptomlarının görüldüğü analiz edilmiştir. Covid-19 salgını sürecinde görev yapan sağlık çalışanlarında TSSB gelişimi ile güvenli bağlanma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı görülmüştür. TSSB gelişimi ile güvensiz bağlanma, korkulu bağlanma ve kayıtsız bağlanma arasında pozitif yönde düşük düzeyde istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. TSSB gelişimi ile saplantılı bağlanma arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olmadığı belirlenmiştir. Analizler sonucunda TSSB riski altında olma durumunun cinsiyete göre istatistiksel olarak anlamlı biçimde farklılaştığı analiz edilmiştir. Kadın sağlık çalışanlarının erkek sağlık çalışanlara göre daha fazla TSSB riski altında olduğu görülmüştür.

BağlanmaPsikolojiTravma
Zümrüt Yaren Sert
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde bilinçli farkındalık becerilerinin otomatik düşünceler ve depresyon ile olan ilişkisinin incelenmesi

Bilinçli farkındalıkla beraber olmanın temel hattında deneyimin iyi veya kötü olduğuna bakılmaksızın koşulsuz kabul, nazik bir tavır ve merak ile anı gözlemenin var olduğu söylenir .Bilinçli farkındalık kavramında önemli bazı birbirinden değişik özellikler görülmektedir. Bu kavram bağlamında örneğin; bireylerin düşünceleri, duyguları, yaptıkları davranışlar, bulundukları çevre gibi iç ve dış dünyaları hakkında net bir farkındalığın altı çizilmektedir (Brown ve ark. 2007b). Depresyon oldukça sık görülen psikiyatrik bozukluklar olarak gösterilmektedir. Tedavi edilmediğinde intihar , sağlıkta elverişsizlik gibi negatif sonuçlar yaratırken, tanısı konulup uygun tedavi şekilleri hastaya uygulanıldığı zaman yaşam kalitesi fark edilir düzeyde artmaktadır . Araştırmanın evrenini genç yetişkin bireyler oluşturmaktadır ,veriler online anket ile internet sosyal platformlarda dağıtılarak toplanmıştır . Genç yetişkinlerin kişisel nitelikleri bağlamında dağılımları ele alındığında; araştırma grubunun 194 ünü kadın, 38 ini erkek oluşturmaktadır. Genç yetişkinlerin bilinçli farkındalık becerilerinin depresyon ve otomatik düşünceler ile olan ilişkisinin incelenmesinde tarama modellerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Regresyon analizi varsayımları incelendiğinde araştırma bulguları otomatik düşünceler ve bilinçli farkındalık arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görülmüştür. Bilinçli farkındalık ve beck depresyon analizi varsayımları incelendiğinde yordayıcı değişken arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu belirlenmiştir .

Büşra Atak
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Öğretmenlerde bilişsel çarpıtmalar ve tükenmişlik düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Tükenmişlik bireylerin çalışma ortamlarında karşılaştıkları stres kaynaklarına tepki olarak ortaya çıkan psikolojik bir sendromdur. Hizmet sektöründe çalışan pek çok birey gibi öğretmenler de zaman zaman tükenmişlikle karşı karşıya kalmaktadırlar. Bu araştırmanın amacı öğretmenlerde tükenmişlik düzeyi ile bilişsel çarpıtmalar arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmada aynı zamanda öğretmenlerin tükenmişlikleri ile yaş, cinsiyet, çalıştığı kurum, medeni durum, görev yaptığı kademe, mesleki kıdem, çocuk sahibi olup olmama, branş ve öğrenim durumu değişkenleri ile ilişkisi de incelenmiştir. Bu amaçla 178'i kadın (%84.76), 32'si erkek (15.24) olmak üzere toplam 210 öğretmene ulaşılmış ve katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Maslach Tükenmişlik Envanteri-Eğitimci Formu (MTE-EF) ve Bilişsel Çarpıtma Ölçeği (BÇÖ) uygulanmıştır. Bağımsız örneklem t-testi ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) sonuçlarına göre öğretmenlerin tükenmişlikleri cinsiyet, medeni durum, yaş, branş, çalışılan kurum ve mesleki kıdem açısından anlamlı farklılık gösterirken, öğrenim durumu ve çalışılan kademe değişkenleri açısından anlamlı farklılık göstermemektedir. Pearson Korelasyon analizi sonuçlarına göre Maslach Tükenmişlik Envanteri-Eğitimci Formu (MTE-EF) alt boyutları olan duygusal tükenme ve duyarsızlaşma ile Bilişsel Çarpıtma Ölçeği (BÇÖ) benliğin değerlendirilmesi, kendini suçlama, çaresizlik, umutsuzluk ve geleceği tehlikeli görme alt boyutları arasında pozitif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanırken, kişisel başarı alt boyutu ile Bilişsel Çarpıtma Ölçeği (BÇÖ)'nin bütün alt boyutları arasında negatif yönlü ve istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi sonuçlarına göre bilişsel çarpıtmaların %21 oranında duygusal tükenmeyi, %6 oranında duyarsızlaşmayı ve %15 oranında kişisel başarıyı yordadığı bulunmuştur. Buna ek olarak BÇÖ'nün alt boyutu olan umutsuzluğun kendi başına duygusal tükenmenin bir yordayıcısı olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Bilişsel çarpıtmaTükenmişlik düzeyiÖğretmenler
Tuğba Gencal
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bireylerin strese karşı dayanıklılığı ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma, bireylerin strese karşı dayanıklılık düzeyleri ile öfke ifade tarzları arasındaki ilişkinin değerlendirilebilmesi hedefiyle yapılmış bir çalışmadır. Araştırma konusu göz önüne alındığında, araştırmanın tarama modelinde planlamasına karar verilmiştir. Araştırma sürecinde 18-65 yaş aralığındaki 500 bireyin strese karşı dayanıklılık düzeyleri ile öfke ifade tarzlarına ilişkin veri toplanmıştır. Elde edilen veriler, SPSS-22 istatistik programında parametrik analiz yöntemlerinin kullanılmasıyla analiz edilmiştir. Araştırma sonunda, bireylerin strese karşı dayanıklılık düzeylerinin cinsiyet, medeni durum, yaş, öğrenim durumu ve gelir düzeyine bağlı olarak anlamlı fark gösterdiği saptanmıştır. Öfke ifade tarzlarında ise cinsiyet, medeni durum ve gelir düzeyine göre anlamlı fark bulunamazken yaş ve öğrenim durumuna göre anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Ayrıca, bireylerin strese karşı dayanıklılıkları ile sürekli öfke, öfke içe vurumu ve öfke dışa vurumu arasında negatif yönlü; öfke kontrol ile pozitif yönlü ilişki olduğu sonucu elde edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Strese karşı dayanıklılık, öfke ifade tarzları, yetişkin bireyler.

Genç yetişkinlerStresStresle başetme+3
Seda Sunguroğlu
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal anksiyete düzeyinin benlik saygısına etkisinin incelenmesi

Sosyal anksiyete, kişinin küçük duruma düşeceği veya utanç duyabileceği bir şekilde davranacağı gerekçesiyle, diğer insanların dikkatli bakışlarıyla karşılaşacağı, sosyal veya belli bir eylem gerçekleştirmesi gerektiği durumlarda yoğun ve sürekli korku duymasıdır. Başkalarının yanında yeme, içme, konuşma, yazma ya da kusma korkusu olarak da tanımlanan sosyal anksiyetenin temel özelliği başkalarının gözünde küçük duruma düşme korkusudur. Sosyal anksiyetenin varlığı kişinin benlik saygısını da etkileyebilmektedir. Bu kapsamda araştırmada üniversite öğrencilerinde sosyal fobi düzeyinin benlik saygısına etkisinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Araştırmanın örneklemini 18-30 yaş arasındaki(129 kadın,70 erkek) 199 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. İlişkinin belirlenmesi amacıyla genel tarama modellerinden ilişkisel tarama modeline göre yapılacaktır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre sosyal anksiyete düzeyinin cinsiyet yönünde erkek katılımcıların kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu, kaçınma düzeylerinde anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür. Yaş, medeni durum, kardeş sayısı, gelir düzeyi ve anne baba eğitim durumunun sosyal anksiyete alt boyutlarında, kaygı ve kaçınma puanlarıyla pozitif yönde bir ilişki saptanamamıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre benlik saygısı düzeylerinin yaş, medeni durum, cinsiyet, kardeş sayısı ve anne baba eğitim durumu arasında anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Katılımcıların gelir düzeyi ve benlik saygısı düzeyi arasında ise anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Gelir düzeyi düşük olan katılımcıların benlik saygısı düzeyi, gelir düzeyi orta, iyi ve çok iyi olan katılımcıların benlik saygısı düzeylerinden daha fazladır. Katılımcıların benlik saygısı düzeyleri ile sosyal anksiyete kaygı düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Benlik saygısı düzeyi arttıkça kaygı düzeyleri de artmaktadır. Katılımcıların benlik saygısı ve katılımcıların kaçınma düzeyleri arasında da anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Katılımcıların benlik saygısı düzeyi arttıkça kaçınma düzeyleri de artmaktadır.

Benlik saygısıKaygıKaygı düzeyi+2
İlkay Kahyaoğlu
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımı ile beden algısı ve yeme tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, yetişkinlik dönemini kapsayan 18-30 yaş arası üniversite öğrencilerinin sosyal medya kullanımı ile beden algısı ve yeme tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Araştırma anket yöntemiyle internet ortamında gerçekleşmiştir. Verilerin toplanmasında Şahin ve Yağcı (2017) tarafından geliştirilen 'Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği' ile Türkiye'de geçerlik ve güvenirlik çalışması Hovardaoğlu (1993) tarafından yapılan 'Vücut Algısı Ölçeği' ile Savaşır ve Erol (1989) tarafından geçerlik ve güvenirliği yapılan 'Yeme Tutum Testi' kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 165'i kadın, 85'i erkek olmak üzere 250 gönüllü üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. İnternet ortamında elde edilen verilen toplandıktan sonra bilgisayar veri tabanlı analiz programı ile (SPSS-22) çözümlenmiştir. Araştırma kapsamında kullanılan ölçeklerin güvenilir olup olmadığını belirlemek için iç tutarlılık katsayısına (Cronbach's Alpha) bakılmıştır. Aynı zamanda kullanılan envanterlerin normal dağılım eğrisine sahip olup olmadığını belirlemek içinde çarpıklık ve basıklık değerleri ortaya konulmuştur. Araştırmanın bulgularına göre; sosyal medya kullanımı ile yeme tutumları arasında orta düzeyde olumlu ilişki bulunmuştur. Aynı zamanda beden algısı ile yeme tutumu arasında da olumsuz düşük düzeyli anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuca göre üniversite öğrencilerinde sosyal medya kullanımı arttıkça yeme tutumları ölçeğinden alınan puanlar artmaktadır. Bu durum sosyal medya kullanımı daha fazla olan katılımcıların daha olumsuz yeme tutumlarına sahip olduklarını göstermektedir. Aynı zamanda üniversite öğrencilerinde beden algısı arttıkça olumsuz yeme tutumları azalmaktadır. Bu bulgu ise beden algısına yönelik pozitif tutum arttıkça yeme tutumlarının daha sağlıklı hale geldiğini ifade etmektedir. Fakat sosyal medya kullanımı ile beden algısı arasında anlamlı ilişki bulunmamıştır.

Beden imajıSosyal medyaYeme tutumu+2
Suemir Terzi
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Mental retardasyon tanısı almış çocukların annelerinde depresyon ve kaygının incelenmesi

Mental retardasyonu olan bir çocuğun ebeveyni olmak psikolojik, sosyal, ekonomik ve ailevi sorunları da beraberinde getirebilmektedir. Dünyaya gelen çocuğun öncül bakım verme sorumluluğunu çoğunlukla anneler üstlenmektedir. Bu durum annelerin psikolojik etkilenmelerine neden olmaktadır. Bu kapsamda araştırmada, mental retardasyonu olan çocukların annelerinde sosyodemografik özellikler ile depresyon ve kaygı düzeyinin incelenmesi ve karşılaştırılması amaçlanmaktadır. "Nedensel karşılaştırma araştırma yöntemi"ne uygun olarak hazırlanan araştırmanın evrenini, İstanbul ilinde mental retardasyon tanısı alan çocukkların anneleri oluşturmaktadır. Örneklemini ise, İstanbul ilinde faaliyet göstermekte olan Boğaziçi Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde mental retardasyon tanısı ile eğitim alan 4- 18 yaş arası çocukların anneleri oluşturmaktadır. Araştırmaya mental retardasyonu olan 4- 18 yaş arası 227 çocuğun annesi katılım sağlamaktadır. Araştırma bulgularına göre, annelerin yaş, kendine vakit ayırma, çocuk sayısı, aylık gelir düzeyi ve engel durumu değişkenlerine göre depresyon ve kaygı düzeylerinde farklılıkların görüldüğü saptanmıştır. Çocuğun özel eğitim alma süresi, yaşı, cinsiyeti, annenin medeni durumu, eğitim düzeyi ve bakım desteğinin varlığı değişkenlerine göre ise depresyon ve kaygı düzeylerini yordamadıkları görülmüştür.

Ana-çocuk etkileşimiAna-çocuk ilişkisiAnneler+3
Gözde Andıç
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Psikologların iş doyumları ve tükenmişlikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Giriş: İş doyumu ve tükenmişlik ülkemizde artan çalışma zorlukları ve zorlaşan çalışma koşulları ile birlikte bu son süreçte oldukça gündeme gelmiş ve aynı zamanda psikoloji araştırmalarında da oldukça göz önüne çıkmaya başlayan iki kavramdır. İş doyumu, organizasyonda bulunan kişinin bu organizasyondan kazandığı, aynı zamanda gerçekleştirdiği iş karşısında beklentileri uyuştuğu zaman gerçekleşmektedir. Aynı zamanda bu kişinin ortaya koyduğu işe yönelik gösterdiği tutumlar olarak gösterilebilir. Gösterilen bu tutumlar bireyden bireye farklılık gösterirken olumlu veya olumsuz şeklinde de önümüze çıkabilir. Tükenmişliği ele aldığımızda ise bireyin organizasyonda gösterdiği performansta, yani işinden bıkkınlık duyma ve o işe yönelik kendi içerisinde büyüttüğü duyarsızlaşma olarak ele alınabilir. Başka bir deyişle iş yerinde karşı karşıya kalınan tüm negatif deneyimlerin sonucu oluşan bir durum olarak ele alınmaktadır. Amaç: Yaptığımız bu çalışmamızın birinci amacı sahada çalışan psikologların iş doyumu ve aynı zamanda tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin detaylı şekilde incelenmesidir. İş doyumu ve tükenmişliği incelediğimiz bu çalışmada, kadın ve erkek olarak iki farklı cinsiyetin incelenmesindeki sebep: toplumda kadın ve erkeğe yüklenen bazı stereo tiplerdir. Yaş gruplarına göre incelenmesindeki sebep ise; her yaş aralığının getirdiği, fizyolojik ve aynı zamanda psikolojik olgunluktur. Öğrenim durumu değişkenine göre sınıflanmasındaki sebep: bireyin öğrenim durumu arttıkça, yaptığı işten beklentilerinin artacağına yönelik olan varsayımlardır. Medeni durum değişkeni ele alındığında ise evli bireylerin sahip olduğu sorumluluğun, bekâr bireylere oranla daha fazla olmasıdır. Sigara kullanımı değişkenine bakıldığında ise kullanan bireylerin, kullanmayanlara göre daha fazla üstesinden gelme becerisine 'sigara sayesinde' sahip oldukları düşüncesinden yola çıkılarak oluşturulmuştur. Çalışılan kurum değişkeni; bağlamdaki farklılıkların iş doyumu ve tükenmişliği etkilediğine olan inançtan dolayı sosyo-demografik bilgi formuna eklenmiştir. İş yerinde geçen süre ve mesleki deneyim arttıkça iş doyumu ve tükenmişliğin etkileneceği varsayımından yola çıkılarak çalışma şekli ve mesleki deneyim soruları eklenmiştir. Bireyin aylık kazancının da iş doyumu ve tükenmişlik düzeyini etkilediği düşüncesiyle aylık kazanç sorusu sosyo-demografik bilgi formuna eklenmiştir. Toplanan sosyo-demografik verilerle birlikte, araştırmamıza katılım gösteren psikologların iş doyumu ve tükenmişlik verilenin belirlediğimizin sosyo-demografik değişkenlerden hangileri ile anlamlı farklılıklar gösterdiğinin ortaya çıkarılmasıdır. Yöntem: Yaptığımız çalışmanın evreni Türkiye'de aktif çalışan psikologlardır. Bu evrenden seçtiğimiz örneklemiz ise araştırmaya katılmayı kabul eden 25-45 yaşları arasında bulunan 251 psikologdan oluşmaktadır. Yaptığımız araştırmada kullanılan veriyi toplama araçları Maslach Tükenmişlik Envanteri, Minnesota İş Doyumu Ölçeği ve Sosyo-demografik soru formlarıdır. Pandemi dolayısı ile uzaktan araştırmaya katılım gösterecekleri için buna imkân sağlayan çevrimiçi anket formları kullanılmıştır. Toplanan bu verilerimiz SPSS adlı analiz programı ile değerlendirilecek, değişkenlerin içerisinde de bulunan alanları karşılaştırılması için 'ki kare', iki veya daha fazla grup ortalamasını karşılaştırmak için 'Tek Yönlü ANOVA' ve aynı zamanda birbirleri arasında ilişki olmayan ortalamaları araştırmak için ise 'Student T testi' ile analizi sağlanacaktır. Bulgular: Psikologların iş doyumları ile tükenmişlikleri genel toplamda negatif yönde ve orta düzeyde, duygusal alt boyutunda pozitif yönde ve düşük düzeyde, duyarsızlaşma alt boyutunda yön olarak bakıldığında eksi ve ortalama seviyede, başarı alt boyutunda negatif yönde ve orta düzeyde seviyede bir bağ görülmektedir. Sonuç: Yaptığımız araştırmanın sonucunda; Minnesota İş Doyumu Ölçeği verilerine baktığımızda yaş, öğrenim durumu, medeni durum, çalışma şekli, iş deneyimi, aylık kazanç değişkenleri karşılaştırıldığında aralarında anlamlı bir farklılık olduğu, cinsiyet, sigara kullanımı, çalışan kurum değişkenleri incelendiğinde ise istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemektedir. Maslach Tükenmişlik Ölçeğini incelediğimizde ise medeni durum, çalışma şekli, iş deneyimi, aylık kazanç değişkenleri arasında istatiksel anlamda anlamlı bir farklılık bulunurken, cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, sigara kullanımı ve çalışılan kurum değişkenleri arasındaki ilişki incelendiğinde ise istatiksel anlamda anlamlı bir farklılık olduğu görülmektedir. Yani sonuç olarak psikologların iş doyumları arttığında tükenmişlikleri azalmaktadır.

PsikologlarTükenmişlikÖlçekler+1
Çağatay Ersan
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Annelerin bağlanma stilleri ile çocuk yetiştirme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Araştırmanın amacı annelerin çocuk yetiştirirken sergiledikleri tutumlar ile yakın ilişkilerde gösterdikleri bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin anlamlılığının incelenmesidir. Bu amaçla araştırmaya İstanbul ve Yalova ilinde yaşamakta olan 2-6 yaş arası çocuk sahibi 156 anne katılmıştır. Verilerin toplanmasında SosyoDemografik Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği ve İlişki Ölçekleri kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde frekans, yüzde, aritmetik ortalama, standart sapma, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı istatistiklerden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde normallik dağılım testlerinden Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmış olup analiz sonucunda normallik varsayımları sağlandığından parametrik testlerden faydalanılmıştır. Araştırma sonucunda, annelerin çocuklarını yetiştirirken sergiledikleri koruyucu tutum ile korkulu bağlanma ve saplantılı bağlanma arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Otoriter ebeveyn tutumu ile saplantılı bağlanma arasında pozitif anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırma sonucunda, annelerin çocuklarını yetiştirirken sergiledikleri aşırı koruyucu ebeveyn tutumu ile güvenli bağlanma arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Çocuk Yetiştirme Tutumu, Bağlanma Stili, Anne Çocuk İlişkisi

Ana-baba tutumuAna-çocuk ilişkisiAnneler+5
Feyza Pehlivan
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2021
00

Other supervisors