Meaning
189 theses under this subject heading
Atasözlerindeki sıfatların yapı ve anlam incelemesi
"Atasözlerindeki Sıfatların Yapı ve Anlam İncelemesi" adlı bu çalışmada, Türkiye Türkçesi sahasına ait atasözlerindeki dil malzemesinden hareketle, bir gramer konusu olarak, sıfatların gramatikal ve anlamsal boyutu incelenmiştir. Çalışma: 1. Kökenlerine göre Sıfatlar, 2. Yapılarına göre Sıfatlar, 3. İşlevlerine göre Sıfatlar olmak üzere üç bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümündeki, "Sıfatlar Hakkında Genel Bir Değerlendirme" başlığı altındaki bölümde sıfat teriminin tanımı üzerine yapılan değerlendirmelere yer verilmiş ve sıfatlarla ilgili bir karşılaştırma yapılmıştır. "Atasözleri Hakkında Genel Bir Değerlendirme" adlı bölümde ise atasözlerinin tanımı ve atasözleri üzerine bir değerlendirme yapılmıştır. Yapılan incelemede Zeynep Korkmaz'ın "Türkiye Türkçesi Grameri (Şekil Bilgisi)" eseri esas alınsa da gerekli yerlerde bazı eklemeler ve çıkartmalar yapılmıştır. Birinci bölümde Türkiye Türkçesi atasözlerinden tespit edilen sıfatların kökenlerine göre tasnifi yapılmış ve bu bölümde yer alan sıfatlar ve eklerin bağlı oldukları diller ayrıntılı bir şekilde gösterilmiştir. İkinci bölümde Türkiye Türkçesi atasözlerinden tespit edilen sıfat görevli sözcüklerin yapılarına göre tasnifi yapılmış ve türetme şekilleri ayrıntılandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise sıfatların işlevlerine göre tasnifi yapılmış ve anlamsal boyutu değerlendirilmiştir. Son olarak ele alınan malzeme köken, yapı ve işlev bakımından değerlendirilmiştir. Böylece atasözlerindeki sıfat kullanımları tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atasözleri, Sıfat, Dil Bilgisi
Posthümanist öznellik anlayışının dil ve anlam meselesindeki yankısı
Rosi Braidotti, hümanizm geleneğinin merkezindeki otonom akıl varlığı olarak insan kavrayışının, günümüz insanını tanımlamak için kullanılamayacağını iddia eder. İnsan sonrası tutum, etkin özne ile edilgen nesne arasındaki düalist ontolojik ayrımın ve öznenin diğerlerine olan hiyerarşik üstünlüğünün yerine; yaşayan, kendi kendini düzenleyen canlı bir madde ve kendi öznelliğini diğerleri ile kurduğu ilişkilerin dolanıklığında bulan bir özne anlayışı koymayı hedeflemektedir. Bu tutum, Spinozacı monist bir ontolojik anlayışla, insan ve insan olmayan-ötekileri dikey değil yatay bir ontolojik düzlemde ele almakla mümkün olur. Ben-olmayan-ötekine duyulan nefretin ve uygulanan şiddetin dünyayı politik, jeolojik, ekolojik olarak sürüklediği problemlerin kritiğini yapan posthümanizm, bizlere "fark"ın olumlandığı yeni bir bakış açısı sunmaktadır. Eleştirel posthümanizmin karşısında durduğu düalist ontolojinin ikili doğası, dil felsefesinde de anlamın sabit özü ve onun kullanımdaki fenomenal farklılıkları meselesinde kendini göstermektedir. Anlamın sabit doğasını reddederek onun kullanımda ortaya çıkışını, "dil oyunu"nun kurallarına bağlılığını, bir anlamda "göçebeliğini" ve "ilişkiselliğini" vurgulayan Wittgenstein'ın ikinci dönem felsefesi ile insan sonrası çoğulcu özne anlayışı arasında paralellikler olduğu görülebilir. Bu çalışmada, posthümanizmin alternatif ontolojisi ve öznellik temsili irdelenmiş; bu temsilin "anlam" meselesiyle ilgisi gösterilerek, çok katmanlı insan sonrası özne anlayışına dil felsefesi perspektifinden teorik bir katkı sunmak amaçlanmıştır. Anahtar sözcükler: İnsan Sonrası, İnsan Sonrası Öznellik, İlişkisellik, Felsefi Soruşturmalar, Dil Oyunları
Türkçe sözlük'te anlam iyileşmesi ve anlam kötüleşmesi
Sözlük, bir dilin başlangıçtan günümüze kadar sahip olduğu birikimin görülebileceği bir kaynaktır. Söz dizimi bir dilin bugününü, sözlük ise geçmişten günümüze kadar olan kısmını oluşturur. Sözlük birimleri bir dilin asıl birimleridir. Asıl birimler, saymaca veya nedensiz göstergelerdendir. Yani çift katmanlı, iki eklemlidir. Anlam, bilgilerin zihinde yorumlanmasıdır. Bu sebeple anlam, herkes için aynı şeyi ifade eden bir kavram değil, bireyselliği öne çıkaran bir kavramdır. Hayatında hiç deniz görmemiş bir insanla, deniz kenarında büyümüş bir insanın "deniz" algısı farklıdır. Çünkü kelimeler ancak kişilerin zihinlerinde anlamlandırılır. Bununla birlikte kelimelerin anlamları durağan değildir. Zaman içerisinde çeşitli toplumsal, ekonomik, siyasal vb. gelişme ve değişmeler sebebiyle kelimeler biçim ve anlam olarak değişikliklere uğrayabilir. Çift katmanlı olan birimler üç katmanlı hâle gelebilir. Bu olaya anlam değişmesi denir. Anlam değişmesinin sık görüldüğü olaylardan ikisi ise anlam iyileşmesi ve anlam kötüleşmesidir. Bir kelimenin zamanla iyi anlam kazanması iyileşme, kötü anlam kazanması da kötüleşme olarak bilinmektedir. Türkiye Türkçesinde de kelimeler iyileşme ve kötüleşme yönünde değişikliklere çokça uğramaktadır. Çalışmamızda bu anlam değişiklikleri detaylı şekilde incelenmiştir. Çalışma, Türk Dil Kurumu Yayınları Türkçe Sözlük'ün 2011 baskısındaki 77.005 madde başı kelime taranarak oluşturulmuştur. Çalışmada kelimelerin bütün anlamlarına yer verilmeyip sadece iyileşme ve kötüleşme görülen anlamlarına yer verilmiştir. Tespit edilen 1141 kelimeden seçilen 28 örnek, iyileşme ve kötüleşme yönünde gösterdiği anlam değişimi bakımından yorumlanmıştır. Kelimelerdeki anlam değişmelerinin daha iyi anlaşılabilmesi için değişik kaynaklardan çeşitli cümle örnekleri kullanılmıştır. Sözlük taramasının sonucu olarak Türkçe Sözlük'teki sözcüklerin genelinde iyileşme veya kötüleşmenin hiç görülmediği, bazı kelimelerde sadece iyileşme ya da kötüleşme yaşandığı, az sayıda kelimede ise bu iki değişimin birlikte yaşandığı tespit edilmiştir. Ayrıca Türkiye Türkçesinde anlam kötüleşmesinin, anlam iyileşmesinden daha yaygın olarak görüldüğü saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sözlük, Anlam, Anlamlandırma, Anlam Değişmesi, Anlam İyileşmesi, Anlam Kötüleşmesi.
Türkçe Sözlük 'te anlam genişlemesi ve anlam daralması
Tezimizin konusu Türkçe Sözlük'teki madde başı ve madde içi olmak üzere 92.292 sözcüğün taranıp içlerinde anlam daralması ve genişlemesi olan sözcüklerin derlenmesidir. Bu kelimeler toparlandıktan sonra kelimenin cümle içinde kullanılmasıyla anlamın daha iyi anlaşılmasını sağlayacak örnek cümleleri olmayan kelimelere örnek cümle eklenmiştir. Dili bir ağaç olarak farz edersek kelimeler bir çam ağacının iğneli yapraklarıdır. Kimisi zamanla düşer kimisi kendini yeniler, her daim de yeni iğneli yapraklar yukarı doğru fışkırırlar. Bizim çalışmamız bu kendini yenileyen yapraklar üzerinedir. Kendini yenilemeden kastımız çeşitli sebeplerle coğrafi, kültürel, kurgusal ilişki, zaman, akıl ve maksat vb etkilerle kelimelerin zamana, insana, mekana ayak uydurması, insan tarafından ayak uydurulmasıdır. Bu ayak uydurma sırasında bir gösterge olan kelimelerin anlamları, kullanım alanları, yaygınlığı vb. değişir. Önceden gösterdiği şeyden başka bir şeyi, önceden gösterdiği şeyin bir kısmını veya önceden gösterdiği şeyden daha büyük bir şeyi göstermeye başlar. Tezimizde anlam alanı olarak önceden gösterdiği şeyin bir kısmını veya daha büyük bir kısmını gösteren kelimeleri ele aldık. 92.292 sözlük birimi içerisinden basit ve türemiş kelimeler seçilerek içlerinden anlam genişlemesi ve daralmasına uğrayan kelimeler tespit edildi. Taradığımız bu kelimelerin bazılarında sadece anlam genişlemesi, bazılarında sadece anlam daralması, bazılarında ise hem anlam genişlemesi hem daralması tespit edilmiştir. Toplam 1310 kelimenin değişime uğradığı tespit edilmiştir. Tespit edilen kelimelerin genelinde anlam genişlemesi gerçekleşmişken az bir kısmında anlam daralması çok daha azında ise hem anlam daralması hem de genişlemesi gerçekleşmiştir. Anlam daralması ve genişlemesine uğrayan kelimeler sözlük sıralamasında önce gelen anlamdan hareketle seçilmiştir. Sıralamada sonra gelen kelimeler ilk kelimeyle mukayese edilerek anlam alanlarının, kullanım alanlarının daralması veya genişlemesine göre anlam genişlemesi veya daralması grubuna dahil edilmişlerdir. Anahtar Kelimeler: Türkçe Sözlük, Anlam Değişmesi, Gösterge, Anlam Genişlemesi, Anlam Daralması.
Kripke semantiğinin Kantçı metafizik bakımından sonuçları
Felsefe'nin en temel özelliklerinden birisi düşünme üzerine katlanmaktır. Bu sayede düşünen varlık olarak insan hem kendisini hem de kendisi dışındaki şeyleri düşünme-nin nesnesi kılabilmektedir. Felsefe'nin yetkin bir biçimde gerçekleşmesi için düşünme faaliyetindeki bu söz konusu katlanmanın bahsettiğimiz her iki yönde de gerçekleşmesi gerekir. Bu sayede bir şeyin varlığı söz konusu olduğunda varlık felsefesi (İng. Ontology), bilgisi söz konusu olduğunda da bilgi felsefesi (İng. Epistemology) alanları ortaya çıkmaktadır. Biz de tezin konusunu seçerken felsefenin en önemli bu iki alanını içerecek bir konu seçmeyi tercih ettik. Bütün bir tezde işlenen problem genel olarak dil (algı) ve gerçeklik arasındaki ilişki üzerinden ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bir varlık felsefe-si sorunu olarak varlığın zorunlu ilkelerini ele alması bakımından Kantçı metafizik ile klasik metafizik mukayeseli olarak ele alınmaya çalışılmıştır. Kant'ın bilmenin sınırlarını nasıl çizdiği ve neyin bilinebilir olduğu yönündeki görüşleri de tezde ifade edil-miştir. Aynı zamanda klasik metafiziğin nesne anlayışını büyük oranda yıkıma uğratan Kantçı metafizik ile dil felsefesinin önemli filozofları olan Frege, Russell ve Kripke'nin nesne anlayışları mukayese edilmiştir. Bu doğrultuda analitik felsefenin, özellikle de Frege ve Russell'ın nesne anlayışlarının Kantçı metafizik çizgiyi nasıl devam ettirdikleri ortaya konmaya çalışılmıştır. Kantçı metafiziğin felsefe tarihinde ne kadar etkili olduğu ve günümüze kadar da etkisini sürdürdüğü dile getirilmiştir. Günümüzün yaşayan filozoflarından birisi olan Saul A. Kripke mümkün dünyalar semantiği fikri üzerinden modal mantığın tamlığı gibi önemli bir çalışmayı felsefi düşünmeye dahil etmiştir. Bu doğrultuda Kripke hem Kantçı metafiziği hem de Frege ve Russell'ın devam ettirdikleri nesnenin mekanının yargı olması görüşünü karşı olgusal önermeler üzerinden çürütmüştür. Böylece Kripke yargı üzerinden gönderimde bulunan dolaylı gönderim kuramı yerine doğrudan gönderimi mümkün kılan nedensel gönderim kuramını geliştirmiştir. Bu semantik kuram, Kantçı metafiziğin dolaylı gön-derim fikrine karşı doğrudan gönderimi savunduğu gibi bir çeşit özcülüğün de felsefi anlamda savunulabilir olduğunu göstermiştir. Tezin nihayetinde ise Kripke'nin seman-tik görüşlerinin Kantçı metafiziğin altını oyacak büyük bir potansiyele sahip olduğu tespit edilmiştir. Fakat aynı zamanda da Kripke semantiğinin mümkün kıldığı özcülük biçiminin Kantçı metafizikten ne anlamda esintiler taşıdığına da dikkat çekilmiştir.
Chomsky'nin evrensel gramer teorisinin Kant ve Frege bağlamında değerlendirmesi
Chomsky, evrensel gramer teorisinde dilin insana içkin olarak var olup evrimsel olarak aktarılan bir yeti olduğunu, bu yetinin sunmuş olduğu sistemde sentaksın semantiğe önceliği olduğunu ve bir bakıma semantiğin sentakstan türetildiğini öne sürmüştür. Chomsky, dildeki terimlerin zihinsel veya fiziksel nesneler ile nasıl ilişkilendiği konusuna dair bir açıklama sunmamıştır. Çünkü o, terimlerin nesnelere gönderimi problemini bilimdışı olması sebebiyle konu dışı bırakmış ve bir semantik kuram öne sürmemiştir. Ancak dilin yapısına dair felsefi bir bakış açısından gönderim probleminin aydınlatılması gerekmektedir. Bu sebeple tezimizde Kant ve Frege'nin kavramların nesnelerle bağına odaklanan teorileriyle Chomsky'nin teorisini bir arada düşünebilme imkânını araştırdık.
Canlıların mereolojisi üzerine dilbilim merkezli bir inceleme
Bu tez semantiğin sentaksa öncelikli kılındığı bir çerçeveden yola çıkarak canlı organizma ve bağlı bulunduğu fiziksel unsurları arasındaki ilişkinin incelenmesini amaçlamaktadır. Bunu yaparken iki büyük geleneğiyle birlikte çağdaş dilbilimin dil incelemeleri bakımından günümüzde ulaştığı noktayı referans kabul etmektedir. Tezimiz anlam verme faaliyetinin katmanlarının ayırt edilerek ve anlamı taşıyan çok çeşitli bütünlerin nasıl oluşturulabildiği sorusundan hareket ederek; teorik düzeyde canlının sentaktik yapısı ve mereolojisiyle olan ilişkilerine bakılabileceği iddiasını taşımaktadır. Canlı organizmanın doğası, fiziksel yapıtaşlarıyla ve evrenin geri kalanı ile ilişkisinin ne olduğu bugün önemi katlanarak devam eden konulardır. Organizmanın muazzam karmaşıklığı ve cansız sistemlerin sahip olmadığı çok çeşitli özellikleri haiz olması onu bu denli önemli kılan temel faktörler arasındadır. Doğal diller hem farklı düzeylerden oluşmaları dolayısıyla bir karmaşıklık sergilemekte hem de açık-uçlu olmaları bakımından sınırlı bir malzeme ve kural stoğuna sahip olmalarına rağmen sınırsız cümle üretimine olanak tanımaktadırlar. Dilbilimin çeşitli alt disiplinleri dillerin fonoloji, morfoloji, sentaks ve semantik olmak üzere çeşitli düzeylerinin her birini hem bağımsız inceleme konusu yapmakta hem de birbirleriyle ilişkilerini incelemekte ve böylece dilin katmanlı yapısını açığa çıkarmaktadır. Bütün bunlar dilin nihaî karmaşıklık çerçevesini genişletmektedir. Çalışmamız, canlının kuruluşunda da bir karmaşıklaşma ve katmanlaşma olduğu ve bunların dilde karşılaştığımıza benzer biçimde anlaşılabileceği iddiasını taşımaktadır. Bu itibarla dildeki karmaşıklığın detaylandırılmasına yönelik gerekçemiz, dilin karmaşıklığı ve bütün-parça ilişkilerinin canlının karmaşıklığı ve bütün-parça ilişkilerini anlamada sunacağı olanaklardan istifade etmektir. Tezimiz nihayetinde canlının ve dilin sahip olduğu iki tür karmaşıklaşmanın analojinin ötesinde ilişkili olduğu sonucuna ulaşmaktadır. Ne var ki gerek anlam ve gerek "can"ın, ortaya çıkmaları her ne kadar fiziksel unsurlar olarak sesleri ya da atomlar, moleküller olarak fiziksel-kimyasal bileşenleri gerektirseler de söz konusu yapılara aşkın olduklarını düşünüyoruz. Noam Chomsky'nin sentaksı öne çıkaran Üretici Dilbilgisi anlayışının eleştirisi sonucunda geliştirilen Üretici Semantik, Bilişsel Dilbilim ve dilbilgisine bilişsel yaklaşımlarda dilbilim tartışmaları semantiğin ve böylece anlamın görece öne çıkarıldığı bir istikamet kazanmıştır. Nitekim anlamla ilgili süregiden bu tartışmalarda ne yazık ki bir derinlik bulunmamaktadır. Dilde anlamın varlığı onu, temel birimleri olarak seslerinin mekanik etkileşiminin önüne ve ötesine taşımaktadır. Dilin her bir katmanında kendisiyle iş görülen unsurları ve kuralları farklılaşmaktadır. Ses temel malzeme olarak varlığını sürdürse de her bir bileşende dahil olan farklı özellikler bulunmaktadır. Bunun nedenini dil konuşan canlının onları farklı bütünlerin parçası kılmasına, birbirleriyle ilişkilendirmesine ve karmaşıklaştırmasına bağlıyoruz. Buna göre kanaatimizce bir anlamı unsurlara hamlederek karşı tarafa aktaran özneden bağımsız olarak dil olgusu gereğince anlaşılamaz.
Sûfîlerde hayatın anlamı: Sûfî olmayanlarla karşılaştırmalı bir araştırma
Bu araştırmanın genel amacı, sûfilerde hayatın anlam-amaç düzeyini ölçmek ve sûfî olmayanlarla karşılaştırma yapmaktır. Bu bağlamda literatüre katkı sunmak ve alandaki boşluğu doldurmak hedeflenmektedir. 264 kişi ile yapılan bu korelasyonel desenli araştırmanın çalışma grubu, 18-65 yaş aralığındaki sûfî ve sûfî olmayan bireylerdir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ve İzmir merkez olmak üzere Türkiye'nin her yerinden katılımcıyı içermektedir. Katılımcıların 131'ini sûfîler, 133'ünü ise sûfî olmayanlar oluşturmaktadır. Anket tekniği kullanılan araştırmada katılımcıların dini tutum ve çelişkilerini ölçmek için "Ok-Dini Tutum Ölçeği ve İnançta Gerilim Ölçeği", anlam-amaç düzeylerini ölçmek için "Anlam-Amaç Kısa Formu ve Hayatın Amacı Ölçeği", pozitif psikoloji kavramlarından mutluluk ve iyimserliği ölçmek için "Mutluluk Ölçeği ve Karamsarlık Ölçeği" ve mistik deneyim düzeyini ölçmek için "Francis-Louden Mistik Yönelim Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma verileri incelendiğinde, sûfî ve sûfî olmayanların anlam-amaç, dindarlık, ruh sağlığı (mutluluk ve iyimserlik) ve mistik deneyim düzeylerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu görülmektedir. Buna göre sûfîlerin, sûfî olmayanlara göre anlam-amaç, dindarlık, mutluluk, iyimserlik ve mistik deneyim yaşama düzeyinin anlamlı bir şekilde yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Anlam-amaç, hayatın anlamı, mistik deneyim, sûfî, tasavvuf, tasavvufî deneyim
Râgıb el-İsfahânî'de lafız-mana ilişkisi bağlamında te'vil sorunsalı: Mukaddimetü't-Tefsir özelinde
Daha çok el-Müfredat adlı eseriyle tanınan Râgıb, genelde dil alanında, özelde ise lafızlar konusunda özgünlüğünü ispatlamış bir isimdir. Müfredat'a ek olarak, daha çok tefsirle ilgilenen araştırmacıların bildiği Mukaddimetü't-Tefsir adlı bir tefsir eseri de bulunmaktadır. Bu çalışmada, söz konusu ikinci eserde geçen lafz-ı müşterek, umum-husus, hakîkât-mecâz, tefsir-te'vil ve haber-inşâ gibi konulara dair bilgiler, mantık, belagat, usul-ı fıkıh ve tefsir gibi ilgili alanların birikimi muvacehesinde irdelenerek tahlil edilmiştir. Buna göre, çalışmamızda Mukaddime'deki malumat, İslami ilimler tarihindeki karşılıkları ve söz konusu eserde müellifin ilgili konulardaki duruşunu ve diğer müelliflerden nasıl farklılaştığı ve farklılaşmasının beraberinde getirdiği neticeler ve (varsa) diğer meseleler analitik bir gözle incelenmiştir. Konunun daha iyi anlaşılması ve müellifin görüşlerinin daha sağlıklı değerlendirilmesi için çalışmamız üç bölüm ve sonuç kısmından oluşacak şekilde ele alınmıştır.
Anselm Kiefer; sanatının anlam ve biçimlendirme kaynakları
Bu tezin temel amacı, günümüz sanatının önemli isimlerden biri olan Anselm Kiefer'in sanatının çözümlenmesi, kullandığı özel tema ve materyallerinin anlamlarının ortaya koyulmasıdır. Yapıtlarda rastlanan temaların, sanatçının kimliği ve özel yaşamı ile ilgisi, kullandığı çok çeşitli materyallerin uygulanma biçimleri ve yapıtların resimsel çözümlemeleri de bu anlamda araştırmaya dahil edilmiştir. Bu anlamda sanatçının yaşamının ilk yıllarından itibaren kendisini etkileyerek sanatını şekillendiren kavramlar, anılar ve imgeler, yapıtların görselleri ve çözümlemeleri ile beraber ilk bölümde ele alınmış, ikinci bölümde sanatçının olgunluk dönemine kadar sanatının gelişim süreci ve kendisini etkileyen temalar üzerinde durulmuş ve araştırma sanatçının olgunluk dönemiyle beraber, günümüzde ilgilendiği temalar, gerçekleştirdiği çalışmalar ve çalışma alanları incelenerek sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kuzey Mitleri, Kabala, Simya, Kurşun, Çağdaş Sanat.
Sanat yapıtının farklı mekanlarda anlam problematiği
Tarih boyunca, sanat ve mekan arasındaki ilişki sürekli değişim gösterir. Nadire kabineleri, değerli nesnelerin biriktirilip gösterildiği mekansal düzenlemelerin ilk örnekleridir. Tarihsel aşamalar boyunca gelişen ve büyüyen kabineler, müzelere dönüşmeye başlar. Kabinelerdeki akıldışı ve hayal gücüyle oluşturulan düzen, müzelerde yerini akılcı, bilimsel ve tarihsel disiplinlere bırakır.Nesnelerin teşhir edildikleri mekanlarla olan bağları, tarihsel süreci kapsayan gelişmelere paralel olarak,değişim göstermiştir. Sosyo-ekonomik ve kültürel politikaların kuşattığı sistemin etkisi sonucu dönüşen sanat,daima özgürlük arayışı içinde olmuştur. Sanatçıysa, yeni anlatım biçimleri ve deneyimlerle, sistemin yönlendiriciliği ve tahakkümleri karşısında yer almaktadır.
Eğitim yöneticilerinin anlamlı liderlik davranışları hakkında öğretmen görüşleri
Bu çalışmanın amacı öğretmen görüşlerine göre okullarda gözlenen anlamlı liderlik davranışlarını belirlemek ve bu davranışları anlamlı liderlik bağlamında açıklamaktır. Çalışmada nitel araştırma desenlerinden olgubilim deseni kullanılmıştır. Araştırmanın verileri 2021-2022 eğitim öğretim yılı güz döneminde resmi eğitim kurumlarında görev yapan 30 öğretmenden toplanmıştır. Katılımcılara yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla sorular yöneltilmiştir. Bu şekilde okul müdürlerinin anlamlı liderlik davranışlarını ortaya koyan öğretmen görüşleri incelenmiştir. Yüz yüze görüşmeler sonucunda toplanan görüşme kayıtları betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışmada öğretmen görüşlerine göre okul yöneticilerinin anlamlı liderliğin alt boyutları olan "üstün hayat amacı, anlamı paylaşma, anlayış, geçmişi bugünü ve geleceği birleştirme, bilgelik, barışık olma, etiklik, diğerlerine hizmet, içsel motivasyon, aidiyet sağlama" olmak üzere 10 farklı boyutta davranış gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Çalışmada okul yöneticilerinin 10 boyuttaki anlamlı liderlik davranışlarının en çok üstün hayat amacı boyutunda çeşitlendiği görülmektedir. Üstün hayat amacı boyutunda en sık gözlenen davranış "eğitime adanmışlık" olarak sınıflandırılmaktadır. Bu boyutta en az gözlemlenen davranış ise "sosyalleşme" olarak görünüyor. Anlamı paylaşma boyutunda ise en çok "toplantı" davranışı öne çıkarken en az "sloganlaştırma" davranışı görülmektedir. Anlayış boyutunda öne çıkan davranış "empati" olurken geçmişi, bugünü ve geleceği birleştirebilme boyutunda öne çıkan davranış "geçmişten ders alma" en az görülen davranış ise "deneyim aktarımı" olarak görülmektedir. Bilgelik boyutunda en çok öne çıkan davranış "paylaşım" olurken en az görülen davranış ise "yol göstericilik" olarak görülmektedir. Barışık olma boyutunda en çok gözlenen davranış "hoşgörü" olurken en az görülen davranış ise "pozitiflik" olarak değerlendirilmektedir. Etiklik boyutunda en çok öne çıkan davranış "adillik" olurken en az görülen davranış "pozitif ayrımcılık" olarak değerlendirilmektedir. Diğerlerine hizmet boyutunda en çok gözlenen davranış "ihtiyaçlara hassasiyet" olurken en az görülen davranış ise "okul hassasiyeti olarak görülmektedir. İçsel motivasyon boyutunda en çok gözlenen davranış "iş heyecanı" olurken en seyrek görülen davranış ise "motive edicilik" olarak değerlendirilmektedir. Aidiyet sağlama boyutunda en çok gözlenen davranış "organizatörlük" olurken en az görülen davranış ise "kurumsal aidiyet" olarak görülmektedir. Bulgular, müdürlerin genellikle motive edici ve işte anlam bulmaya yardımcı davranışlar sergilediğini gösterse de birkaç tür olumsuz etkisi olan davranışın da müdürlerce uygulandığı fark edilmiştir. Söz konusu olumsuz davranışlar "rutinci olma" ve "klasik yöneticilik" başlıklarında toplanmaktadır. Son olarak okullarda gözlemlenen anlamlı liderlik davranışlarının belli boyutlarda toplandığı görülmekte ve okul müdürlerine söz konusu olumlu anlamlı liderlik davranışlarını güçlendiren ve bu davranışları geliştirmeye yardımcı bir eylem planı oluşturması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Anlamlı Liderlik, Anlamlılık, Okulda Anlam, Anlamlı İş, Liderlik.
Sheikh Abdullah Al-Bitushi and his book "Sufficiency of Meanings in the Letters of Meanings"
This research is about Sheikh Abdullah Al-Bitushi and his book "Kephayatu'l-Moany fi Horofi'l-Maany"s meanings - a grammatical study. This research includes an introduction, introduction, chapters, two chapters, and a conclusion. In the preface, we talked about the life and genesis of Sheikh Al-Betushi, his scientific, cultural and literary status, poetry, elders and disciples, writings, and scientific activities. In the first chapter, we talked about the letters of meanings in the Arabic language, its definition, and the difference between letters of meanings and letters of buildings, then we mentioned some basic sources and references about letters of meanings, and scientific studies on them such as letters, research and theses. The second chapter, whose title is: The letters of meanings in the book (the sufficiency of meanings in the letters of meanings), in the description of the book, scientific studies about it, the method of interpreting letters of meanings, and the number of letters interpreted by the author, then we talked about the structures of characters, and the triple consists of (33) letters, and the quadrilateral letters consist of (20) letters, and the five characters consist of two letters, and all the letters that we mentioned consist of one hundred characters, and each letter has several meanings, And its meanings are reinforced by examples and evidence, and then we followed that with a conclusion, which we get rid is highlighted the findings of the research, then we have made a list of sources and references in the approved research. Introductory words: Arabic Science - Hayat Abdullah Al-Bitsushi - Writing letters of meanings
Mutluluk iktisadının haz, anlam ve maneviyat boyutlu değerlendirilmesi: Van ili örneği
İktisat genel bir ifade ile bireylerin refahının nasıl artırılacağı sorunsalı üzerinde durmaktadır. Bu ise Neo-klasik iktisat düşüncesi açısından, tüketicilerin fayda maksimizasyonu, üreticilerin ise kâr maksimizasyonu amacıyla hareket etmeleriyle sağlanmaktadır. Üreticiler ile tüketicilerin bunu sağlamaya çalışırken rasyonel davrandıkları kabul edilmektedir. Bu açıdan kısaca serbest piyasa sistemin hazları maksimum kılmakla, insanı mutlu kılabileceği varsayımı üzerinde durduğu ifade edilebilir. Ancak mutluluğun tek kaynağının bu haz duygusuna bağlı olmadığı, bunun yanında hayata ilişkin anlam ve mana boyutlarının da mutluluğu artırıcı etkileri olduğu düşünülmektedir. Easterlin Paradoksu ve Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinin üst katmanları buna ilişkin bir takım önemli ipuçları sağlamaktadır. Bu açıdan bu çalışma, mutluluğun ekonomik unsurlarıyla birlikte, mana ve anlam boyutlarının da etkisini belirlemek üzere bir alan çalışması sunmaktadır. Van ilinde 18 yaş üstü toplam 420 kişi ile yapılan anket çalışmasında Mutluluk, haz, anlam ve maneviyat boyutlarını ölçmek üzere sınıflandırılmış sorular ile birlikte demografik değişkenlere ilişkin sorular yer almıştır.
Kelimelerin anlam yakınlığı derecelerine göre Nâbî Divânı'nda yakın anlamlılık
Anlambilimin tartışmalı konularından biri "anlam aynılığı" konusudur. Anlamın aynılığı konusu anlambilimde "eş anlamlılık/eşanlamlılık" adı ile ele alınmaktadır. Konu genel anlamda sözcük eş anlamlılığı ile sınırlandırılmıştır. Anlambilim çevresinde konu ile ilgili pek çok tartışma bulunmaktadır. Tartışmaların iki tarafı bulunmaktadır: Bir dilde "eş anlamlılık" durumunun varlığını kabul edenler ve etmeyenler. Bir dilde aralarında hiçbir fark olmaksızın iki sözcüğün aynı anlamı ifade etmesi mümkün değildir. İki veya daha fazla dilsel formun aynı anlama gelemeyeceği görüşü ile bu çalışmada "yakın anlamlılık" terimi tercih edilmiştir. Ayrıca, anlam yakınlığı sadece sözcüklerle sınırlı değildir. Dilde anlamlı her birim arasında anlam yakınlığı görülebilir. Bu çalışmada, konu üzerindeki tartışmalar irdelenerek "yakın anlamlılık" konusu detaylı bir şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Anlam yakınlığının bağlam içinde incelenmesi gerekliliği ile örnek metin üzerinden yakın anlamlılık değerlendirilmiştir. Anlam yakınlığı göz önünde bulundurularak, Nâbî Divân'ından seçilen beyitlerde sözcük, sözcük üstü ve sözcük altı düzeyinde yakın anlamlılık örnekleri incelenmiştir. İncelemelerde sözcüklerin neden "eş" anlamlı olamayacağıaçıklanmaya çalışılmıştır. Bu örnekler arasında sözcük düzeyinde olanlardan bazıları seçilmiştir. Bu sözcüklerin (sözlük anlamları göz önünde bulundurularak) birbirlerine yakınlık oranları tespit edilerek listelenmiştir. Bu oranlar, sözcüklerin sözlük anlamları bakımından birbirlerine ne kadar yakın ve ne kadar uzak olduklarını göstermektedir. Burada, dilde anlamlı birimler arasında eşsüremli bir aynılığın olmadığı örnekler üzerinden açıklanmaya çalışılmıştır. Diğer yandan, anlam üzerinde yapılacak çalışmalarda matematiksel verilerin bir kıstas olamayacağı gerçeği ile anlambilimin problemlerinden biri olan "eş anlamlılık" tartışmalarına "anlam" düzeyinde dâhil olmaya çalışmak amaçlanmıştır.
Nefi'nin Türkçe divanı üzerinde eleştirel metaforlar bakımından bir inceleme
Dilde önemli bir yeri olan ''metafor'' günümüzde sıkça karşımıza çıkan kavramlardan biridir. Bir dilin temeli, içinde barındırdığı kelimelerin anlam zenginliği bakımından başka kelimeleri de içine alarak yepyeni, bambaşka sözcükler türetmesiyle atılabilir. Bu temeli atarken elbette gerçeküstü bir kavram olan metafordan yararlanılabilir. Çünkü metafor bize kelimelerin basit düzeyden yola çıkarak benzetme, istiare gibi yollarla nasıl zenginleşebileceğini gösterir. İçinde yaşadığımız dünyayı daha iyi anlayabilmek, yaşamın bize sunduğu gerçekliği ortaya çıkarabilmek için birtakım sistematik yapılara ihtiyaç duyulur Bu yapılardan biri de metaforlardır. Elbette bizim ihtiyacımız olan öncelikle metaforun ne şekilde ve ne ölçüde ortaya çıkacağı konusudur. Yaptığımız bu çalışmada metafor terimini genel olarak değerlendirerek metaforun oluşum sürecinden, dil üzerindeki mucizelerinden ve yaşama bakışımızı nasıl değiştirdiğinden bahsedildi. Ayrıca bu kavramdan yola çıkarak Nef'î Divanı'ndan seçtiğimiz örneklerle metaforu eleştiri bağlamında incelenip Nef'î'nin hiciv üslubunu ortaya çıkarmada metaforun önemine de değinilmeye çalışıldı. Anahtar Sözcükler: Metafor, Anlam, Nef'i, İsti'are, Hiciv.
Talat Koçyiğit'in hayatı, Kur'ân-ı Kerîm meali ve tefsiri isimli eserinde ahkâm ayetlerinden zina ayetlerine yaklaşımı
Yüce Allah insanı yaratıp onu imtihana tabi tutmak için dünyaya göndermiş; insana sorumluluğunu öğretmek için kutsal kitaplar ve kitaplardaki hayat modelini uygulamalı olarak göstermek için de peygamberler göndermiştir. Peygamberler ise hem Allah'ın mesajlarını insanlara duyurarak tebliğ etmişler, hem bu mesajları insanlara açıklayarak tebyin görevini yerine getirmişler, hem de ilahi mesajların uygulamasını göstererek temsil görevini yerine getirmişlerdir. Peygamberimiz de aynı şekilde hayatı boyunca Allah'ın (c.c) emir ve yasaklarını insanlara tebliğ ve tebyin etmiş ve insanlığa rol model olmaya çalışmıştır. Peygamber efendimiz hayatta iken ashaptan gelen sorulara cevap verip gerekli açıklamaları yapıyordu; vefatından sonra gelen sorulara ise sahabe ve tabiinden o konuda yetkin olanlar cevap verip açıklamaya çalıştılar. Tabiun döneminde tefsirle ilgili rivayetler, hadisler tedvin edilirken onların içinde ayrı bir bölümde yer alıyordu. Tabiinden sonra tefsirle ilgili rivayetler müstakil eserlerde yer almaya başladı ve gelişerek devam etti. Bu çalışmamızda tefsir ekolleri, Ahkâm ayetleri ve Ahkâm tefsirleri, Ankara Üniversitesi Hadis Anabilim Dalında görev yapan Prof. Dr. Talat Koçyiğit'in: Hayatı, tahsili, hocaları, çalıştığı yerler, eserleri ile eserlerindeki zina ilgili kavramlar ve tefsirindeki ahkâm ayetlerinden: zina, zina iftirası (Kazf) ve lanetleşme (lian) ile ilgili ayetlere yaklaşımı değerlendirilecektir.
Talat Koçyiğit'in Kur'an-ı Kerim Meal ve Tefsiri adlı eserinde sebeb-i nüzullere yaklaşımı
"Talat Koçyiğit'in Kur'an-ı Kerim Meal ve Tefsiri Adlı Eserinde Sebeb-i Nüzullere Yaklaşımı" adlı bu çalışmada Talat Koçyiğit'in sebeb-i nüzûl rivayetlerine yaklaşımı ele alındı. Bu araştırma sürecinde Kur'an-ı Kerim'den, sebeb-i nüzûle dair yazılan ana kaynaklardan, çeşitli tefsirlerden ve bu alanda yazılmış kitaplardan, yapılmış araştırmalardan, makalelerden istifade edildi. Bu tez; giriş kısmı, üç bölüm, değerlendirme ve sonuç kısmından meydana gelmektedir. Giriş kısmında; araştırmamızın amacı, konusu, araştırmamızın önemi ve araştırmayı yaparken takip edeceğimiz yöntemi belirteceğiz. Birinci bölümde; Talat Koçyiğit'in hayatı, ilmi şahsiyeti, eserlerini tanıtacağız. İkinci bölümde; "Sebeb-i Nüzul Kavramı ve İşlevi" başlığı altında tanımı, doğuşu, önemi ve kaynaklarını tanıtacağız. Üçüncü bölümde; "Talat Koçyiğit'in Sebeb-i Nüzullere Yaklaşımı" başlığı altında rivayetleri sunma keyfiyetini, sunarken nasıl bir üslup kullandığını, belirteceğiz. Sonuç bölümünde; araştırmalar ve elde edilen bulgular sonucunda genel bir değerlendirme yapacağız. Anahtar kelimeler: Kur'an, Tefsir, Meal, Sebeb-i Nüzûl, Talat Koçyiğit,
Çağatay Türkçesi ve Özbek Türkçesindeki fiil varlığı üzerine bir inceleme
Çağatay dönemi, zaman olarak 15. yüzyılın başlarından başlayıp 20. yüzyılın başlarına kadar devam eden coğrafi sınırları Karadeniz, Kafkas dağları, Hazar Denizi ile İran'ın kuzey ve doğusuna kadar uzanan bu geniş saha doğu Türklüğünün sınırlarını çizmektedir. Çağatay Türkçesi ve onun devamı niteliğinde olan Özbek Türkçesi ile ilgili fiil varlığı üzerine bugüne kadar yüksek lisans ve doktora tezlerinde karşılaştırılmalı bir çalışma yapılamamıştır. Yayımlanan makalelere bakıldığında, 10 makalenin her biri sadece bir yapım ekini konu almıştır. Yapılan tezlere bakıldığında ise yapım ekleri konusu 7 tezde görülmektedir. Bu 7 tezden 3 tanesinde Türkiye Türkçesinin yapım ekleri, sırasıyla Macarca, Arnavutça ve Azerbaycan Türkçesi ile karşılaştırılmıştır. Geriye kalan 4 tezde ise "Anadolu Ağızlarındaki Yapım Ekleri", "Kuzey Grubu Türk Şivelerinin Yapım Ekleri", "Çağdaş Türkiye Türkçesinin Yapım Ekleri" ve "Sekkaki Divanındaki Yapım Ekleri" konu edilmiştir. Sonuç olarak Çağatay Türkçesi ve Özbek Türkçesi lehçelerinin fiil varlığının karşılaştırıldığı bir çalışma yapılamamıştır. Bu çalışmanın hareket noktası da bu eksikliğin giderilmesidir. Bu sebeple bu çalışmada Çağatay Türkçesi ve Özbek Türkçesindeki fiil varlığı karşılaştırılmıştır. Fiil varlığının tespit edilebilmesi için, Çağatay Türkçesi için Suat Ünlü tarafından 2013 yılında yayınlanan "Çağatay Türkçesi Sözlüğü" ile Özbek Türkçesi için Emek Üşenmez, Saidbek Boltabayev ve Gülşah Tuğlacı'nın 2016 yılında yayınlamış oldukları "Özbekçe-Türkçe Sözlük" kullanılmıştır. Sözlüklerdeki fiil varlıkları tespit edilerek ses bilgisi, şekil bilgisi ve anlam bilgisi başlıkları altında incelenmiştir. Ayrıca dilin canlılığı ve zaman içerisindeki Türkçenin gelişimi de göz önünde bulundurulduğunda Çağatay Türkçesinden Özbek Türkçesine evrilen süreçte fiil varlığında yaşanan değişimlerde kronolojik bağlamda tespit edilmeye çalışılmıştır.
Aşere tarikine göre Ahzab Sûresindeki kıraat farklılıkları ve manaya etkisi
"Aşere Tarikine Göre Ahzab Sûresi'nin Kıraat Farklılıkları Ve Manaya Etkisi" adlı çalışmamız giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızda konunun anlaşılmasına temel olması için ilk olarak Kur'ân-ı Kerîm'in tanımı, nüzulü, kıraat ve kıraatle ilgili kavramlar verilmiştir. Birinci bölümde kıraat ilminin doğuşu ve gelişimi, konusu, gayesi, sıhhati bakımından kıraatler, yedi harf meselesi, yedi harfle ilgili rivayetler ve değerlendirilmesi, kıraat ilmindeki tarikler ve usuller verilmiştir. İkinci bölümde kıraat imamları ve ravilerinden, imamların bazı kıraat özelliklerinden bahsedilmiştir. Kur'ân'ın anlaşılmasında kıraat farklılıklarının manaya etkisinin bilinmesi büyük bir öneme sahiptir. Çünkü bu farklılıklar ile kelimede yapılan değişiklikler; bu değişikliklerin Kur'ân'ın yorumunda ve fıkhi hükümlerin ortaya konulmasındaki etkisini anlıyoruz. Üçüncü bölümde ise önce, Ahzab Sûresi'nin genel yapısına dair bilgi vermeyi uygun gördük. Daha sonra kıraat ilminin tefsire etkisi ve kıraat farklılıkların manaya etkisi ile ferşu'l huruf hakkında bilgi verdik. Çalışmamızda yer verdiğimiz diğer bir konu ise Ahzab Sûresi'ndeki kıraat farklılıkları ve bu farklılıkların manaya etkisidir. Anahtar Kelimeler: Ahzab Sûresi, Kıraat İlmi, Kıraat Farklılıkları, İnfirad, İndirac, Yedi Harf
Viktor Frankl'ın eserlerinde dini inancın anlam arayışındaki rolü
Dini inançlar, insanın hayatını anlamlandırma sürecinde bir çeşit yol haritası olarak işlev görebilir. Bu yol haritası insanların sınırları ve zayıflıklarıyla nasıl başa çıkacağını belirleyen öğretileri içerir. Anlam arayışı da insanın varoluşunun en temel özelliklerinden biridir. Bu arayışta dini inanç, insanların varoluşsal sorularına cevap ve anlamlar sunması nedeniyle önemli olmuştur. Dini inancın anlam arayışında oynadığı rol, büyük ölçüde insanın inanç biçimine bağlıdır. Bu inanç biçimleri yaşamın anlamı, varoluşun amacı, ölüm ve ölümden sonraki hayat gibi konularda farklı cevaplar sunmaktadır. İnsan doğasındaki anlam arayışı ile dinlerin anlam kaynağı fonksiyonu arasındaki söz konusu ilişkiden hareketle çalışmamız Frankl'a göre insanın anlam arayışında dinî inancın rolünü konu edinmektedir. Frankl'ın anlam arayışında inanca dair fikirleri, birçok terapi yöntemlerine ilham kaynağı olmuştur. Bu fikirlerden hareketle Frankl, insanların kendi hayatlarını anlamlandırabilmek için inançlarını kullanmalarını önerir. Bu inançlar bireylerin isteklerini ve hedeflerini belirleyebilmektedir. Bu çalışmada Viktor Frankl'ın eserlerinden ve konu hakkında yapılan birçok çalışmadan da yararlanarak insanın anlam arayışında dini inancın rolü incelenmektedir. Frankl'ın geliştirdiği Logoterapi ekolü ile anlamsal varoluşun amacı konusuna değinilmiştir. Buna göre insanın anlam bulması, onun hayatta kalmasını sağlayan faktörlerden biri olduğu düşüncesi de çalışmanın konuları arasında gösterilerek incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anlam, anlam arayışı, nihai anlam, din, inanç, amaç.
Türk dilinde güzel: Kavramsal bir inceleme
Türk dilinde ''güzel'' anlamında kullanılan ve günümüze ulaşan pek çok sözcük bulunmaktadır. Güzel sözcüğü kısaca ''göze ve kulağa hoş gelen, hayranlık uyandıran, çirkin karşıtı, iyi, hoş, tatlı'' gibi anlamlara gelmektedir. Türk dilinin dönemlerine bakıldığında ''güzel'' anlamına gelen yabancı sözcüklerin de dilimize girdiği görülmüştür. Zamanla ''güzel'' anlamını yitiren sözcüklere de rastlanmıştır. Kavram ise bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut biçimidir. Bu çalışmada Türk dilinin dönemlerine ve eserlerine bakılarak öncelikle ''güzel'' anlamına gelen sözcüklerin neler olduğu tespit edilmiştir. Giriş Bölümünde, ''güzel'' kavramı ile ilgili kaynaklara ve çalışmada kullanılan yönteme ilişkin bir değerlendirme yer almaktadır. Birinci Bölümde, incelenen eserlerden hareketle sözcüklerin kökenlerine bakılarak Türkçe, Arapça ve Farsça sözcükler tespit edilmiştir. İkinci Bölümde, bu sözcüklerin hangi ekler ile birlikte kullanılmış olduğu örneklerle gösterilmiştir. Üçüncü ve son bölümde sözcükler, güzel sözcüğünün geldiği anlamlara göre sınıflandırılmış ve örnekler verilmiştir. Sonuç Bölümünde ise tezin genelinde elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin bağımlılık yapıcı maddeleri kullanım riskleri, hayatın anlam ve amacıyla ve çocukluk çağı örseleme yaşantılarıyla ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı üniversite öğrencilerinin bağımlılık yapıcı maddeleri kullanım riskleri, hayatın anlam ve amacı ve çocukluk çağı örseleme yaşantılarıyla ilişkisinin incelenmesidir. Araştırma üniversite öğrencilerini kapsamaktadır. Veriler çevrimiçi olarak toplanmıştır ve online anket uygulaması Google Formlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında 385 kişiye ulaşılmıştır. Anket formu Sosyo-Demografik özelliklere yönelik soru formundan, BAPİRT Tarama Ölçeği, Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları Ölçeği (ÇÖYÖ) ve Hayatın Anlam ve Amacı Ölçeği'nden oluşmaktadır. Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın veri analizi SPSS 21 paket programında yapılmıştır. Araştırmada Bağımlılık Yapıcı Maddeleri Kullanım Riski, Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları ile Hayatın Anlam ve Amacı değişkenleri arasındaki ilişki tespit edilmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda Bağımlılık Yapıcı Maddeleri Kullanım Riski (BAPİRT) algısı ile Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları (ÇÖYÖ) arasında pozitif yönlü ilişki tespit edilmiş ve Hayatın Anlam ve Amacı ile negatif yönlü ilişki tespit edilmiştir. Test sonuçlarına göre Çocukluk Çağı Örselenme Yaşantıları algısı ile Hayatın Anlam ve Amacı arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmemiştir.
Türkçede "ne… ne(de)…" bağlacının gelişimi
Bağlaçlar kelime, kelime grubu ve cümleleri bağlayan sözcük türleridir. Bağladıkları ögeleri yapı, şekil ve anlam yönünden tamamlar ve kullanıldıkları cümleye sebep, sonuç, şart, olumsuzluk gibi anlamlar katarlar. Bu bağlaçlardan kullanıldığı cümleye olumsuzluk anlamı yükleyen, sözcük, sözcük grubu ve tümceleri bağlamakta kullanılan, genellikle olumlu yüklemle kullanılan ve Türkiye Türkçesine kadar işlekliğini koruyan ne… ne (de)… bağlacı bu tez çalışmasının asıl konusudur. Bu tez çalışması üç ana bölümden oluşmaktadır. "Birinci Bölüm"de bağlaçlar hakkında yapılan tartışmalar, dil bilimcilerin daha önceki çalışmalarından hareketle kronolojik olarak verilmiş ve bağlaçlar için geniş bir tasnif denemesi yapılmıştır. "İkinci Bölüm"de ne… ne (de)… bağlacı üzerinde yapılan çalışmalar, bağlaç üzerindeki tartışmalı konular ve bağlaçların görevleri açıklanmıştır. "Üçüncü Bölüm"de Türkçenin ilk yazılı metinlerinden itibaren incelenen eserlerden hareketle ne… ne (de)… bağlacının tarihî süreç içindeki durumu incelenmiş ve yine bu metinlerden alınan örneklerle ne… ne (de)… bağlacının yapı ve görev bakımından geniş bir tasnifi verilmiştir. "Sonuç" kısmında ise ulaşılan veriler tablolar hâlinde sunulmuştur. Anahtar Sözcükler Bağlaçlar, ne… ne (de)… bağlacı, Anlam, Yapı