Republic history

238 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Tek parti hükümetlerinin Güneydoğu Anadolu politikaları (1930-1945)

Cumhuriyetin ilanından sonra özellikle yeni rejimin, inkılapları tam olarak anlatamamasından ve bölgede aşiret ve şeyhlik düzeninin direncinden kaynaklanan nedenlerle önemli bir güvenlik sorunu ortaya çıkarmışsa da alınan sert önlemlerle bu sorunlar giderilmeye çalışılmıştır. Ancak ortaya çıkan bu güvenlik sorununun arkasında sosyal ve iktisadi sebepler de görülmüştür. II. Dünya Savaşı dönemi Türk hükümetlerinin bölgeye yönelik politikaları savaş tehdidi çerçevesinde şekillenmiştir. Bununla birlikte bölgenin temel sorunu olan güvenlik sorununu etkileyen sosyal ve iktisadi sebeplerin de ortadan kaldırılmasına yönelik politikalar üretilmiştir. Çünkü savaş döneminin bütün imkânsızlıklarına rağmen bölgeye yönelik başlatılan yatırımların devam ettirilmesinde, devlet mekanizmasının bölge vatandaşlarının temel ihtiyaçlarını karşılama görevini ciddiyetle yerine getirme gayretinde bu anlayış ön plana çıkmaktadır. Genel anlamda değerlendirecek olursak 1930-1945 yılları arasından tek parti hükümetlerinin Güneydoğu Anadolu bölgesine yönelik politik yaklaşımları bölgenin ülke ile bütünleşmesine yönelik olmuştur

Cumhuriyet tarihiGüneydoğu Anadolu bölgesiHükümet politikaları+5
Sezer Arıkan
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Yassıada Mahkemesi: Anayasa ihlal davasında yargılanan dört kişi

Türkiye, 1950 yılında 27 yıl aradan sonra farklı bir parti tarafından yönetilmeye başlandı. Artık Demokrat Parti 27 Mayıs 1960 yılına kadar ülkenin idaresinde yegâne güçtü. İktidarın el değiştirmesiyle ülkenin üzerindeki tek parti havası giderilmeye çalışıldı. Muhalefet, iktidarı kaybetmenin etkisindeyken iktidar daha da güçlenmenin peşindeydi. Demokrat Parti iktidarının her çeşit siyasi tasarrufları muhalefet tarafından şiddetle eleştirildi. Menderes'in kabul ettiği bazı kanunlar Anayasaya aykırı kabul edildi. Hem muhalefet hem basın DP hükümetini şiddetle eleştirdiler. DP tarafından çıkarılan kanunlar ve Menderes'in tutumu orduyu da rahatsız etmişti. Böylece askeri bir cunta iktidarı düşürmek ve ülkeye demokrasi getirmek amacıyla harekete geçtiler. Menderes bir darbe ile yerinden indirildi. Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes'le birlikte DP'li bütün arkadaşları tutuklanarak Yassıada Mahkemelerinde yargılandılar. Yaklaşık bir yıl süren mahkemelerde koca bir devrin muhasebesi yapıldı. En ince ayrıntısına kadar hazırlanan iddianamelerle, çok sayıda şahidin dinlenerek sanıkların çapraz sorgulamasıyla gergin geçen duruşmalar neticesinde Mahkeme 15 kişiye idam cezası verdi. Fakat neticede 3 kişinin cezası MBK tarafından kesinleştirilerek infazı gerçekleştirildi.

AnayasaAnayasa yargısıAskeri müdahale+6
Tuba Nur Yıldız
Siirt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Adalet Partisi- CHP ilişkileri (1961-1962)

Cumhuriyet'in ilanıyla Türkiye, demokrasi açısından yeni bir döneme girmiştir. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra değişen koşullar ile beraber çok partili hayata geçilmiş ve 1950 yılından itibaren 10 yıllık Demokrat Parti iktidarı başlamıştır. Ancak 27 Mayıs 1960 darbesi ile DP'nin iktidarı sona ermiştir. 7 Temmuz 1960'da durdurulmuş olan siyasi faaliyetler, 6 Ocak 1961'de Kurucu Meclisin açılmasıyla 13 Ocak 1961 tarihinde yeniden başlamıştır. 11 Şubat 1961'de Adalet Partisi başta olmak üzere birçok yeni siyasi parti kurulmuştur. Adalet Partisi, ilk teşkilatını 27 Şubat 1961'de İzmir'de kurmuş ve parti ülke çapında teşkilatlanmak üzere yurt gezileri düzenlemiştir. Bu dönemde CHP de aynı şekilde yurt içi gezileri düzenlemiş ve 24 Ağustos'ta CHP 15'inci kurultayını yapmıştır. Nitekim 15 Ekim'de genel seçimler yapılmış ve bu seçimlerden sonra yeni bir düzene geçilmiştir. Siyasi partiler arasındaki görüşmelerden sonra CHP-AP arasında Cumhuriyet tarihinin ilk koalisyon hükümeti kurulmuştur. Bu dönemde DP'li milletvekillerinin af meselesi, AP'nin en önemli gündemi olmuştur. Nitekim af meselesi, mecliste huzursuzluklara yol açmış ve koalisyon yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya kalmıştır. Ortaklar arasında ilk görüş ayrılığı memur ve mebus maaşları konusu olmuştur. Tedbirler Kanunu ve 147 öğretim üyesinin üniversitelere dönmeleri koalisyon hükümetinin en önemli kazanımları olarak görülürken, 22 Şubat darbe girişimini yapanların affedilmesi koalisyonun sonunu getirmiş böylece AP-CHP iş birliği 1 Haziran 1962 itibariyle sona ermiştir. Anahtar Kelimeler: 27 Mayıs Darbe Girişimi, Adalet Partisi, CHP, Seçimler, Koalisyon

Adalet PartisiCumhuriyet DönemiCumhuriyet Halk Partisi+5
Adem Oliger
Siirt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Siirt'te basın ve yayın kültürü (1937-2000)

Bu tez çalışması, Siirt'in 1937-2000 yılları arasındaki basın serüvenini hem yazılı hem de sözlü kaynaklar aracılığıyla ortaya koymak amacıyla hazırlanmıştır. Tezde yalnızca belgelerle yetinilmeyip; dönemin tanıkları olan gazeteciler ve matbaacılarla yapılan sözlü tarih görüşmeleri de birincil kaynak olarak kullanılmıştır. Bu yönüyle tez, yerel tarih yazımı ve basın tarihi açısından özgün bir katkı sunmayı hedeflemektedir. Araştırma kapsamında, Cumhuriyet sonrası Türkiye'de hızla gelişen basın faaliyetlerinin, Siirt özelinde neden nispeten geç ortaya çıktığı ve bu sürecin nasıl bir evrim geçirdiği incelenmiştir. Şehirde yerel basının serüveni, 1937 yılında Mehmet Emin Kılıççıoğlu ve Zeki Şalış'ın öncülüğünde yayımlanan Siirt Gazetesi ile başlamıştır. Bu tez, söz konusu tarihten itibaren Siirt'in merkez ve ilçelerinde yayımlanan tüm gazeteleri ve dergileri teknik altyapısı, içerik çeşitliliği ve toplumsal yansımaları bakımından analiz etmektedir. Tezin birinci bölümü, yapılan sözlü tarih görüşmeleri doğrultusunda şehirdeki matbaacılığın teknik gelişimi, baskı makinelerinin dönüşümü, dizgi süreçleri ve dağıtım yöntemlerine odaklanmaktadır. İkinci, üçüncü ve dördüncü bölümlerde ise, Siirt ilinin merkez ve ilçelerinde yayımlanan gazeteler ve dergiler, yayına başladıkları yıllar, içerik özellikleri, yazar kadroları, yayın süreleri ve kapanış nedenleri ele alınmıştır. Bu bölümlerde kullanılan veriler; Ankara Milli Kütüphane, İstanbul Beyazıt Devlet Kütüphanesi, bazı gazetecilerin şahsi koleksiyonları ve araştırmacının oluşturduğu özel gazete arşivinden temin edilmiştir. Ayrıca Cumhuriyet Arşivi'nden elde edilen resmî belgeler ile döneme ait akademik yayınlar bir araya getirilerek hem yerel hem de ulusal ölçekte bağlam kurulmuştur. İkinci bölümde, 1937-1960 yılları arasında yayımlanan Siirt Gazetesi başta olmak üzere, erken dönem yerel yayınlar tanıtılmış; bu yayınların çıkış nedenleri, teknik imkânları ve içerik politikaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde, 1960-1980 yılları arasında artan basın çeşitliliği ve profesyonelleşme eğilimleri bağlamında Mücadele, Siirt'te Son Söz, Adalet ve Batman Sesi gibi gazeteler analiz edilmiştir. Bu dönemdeki haber alma yöntemleri, resmî kurumlarla ilişkiler ve sansür uygulamaları da değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde ise, 1980 sonrası dönemde yaşanan teknik dönüşümler, dijitalleşme süreci ve muhabirlik sistemine geçiş gibi gelişmeler ele alınmıştır. Bu yönüyle elinizdeki tez, Siirt'teki gazete ve matbaa faaliyetlerini tarihsel bağlamda ortaya koymakla birlikte; yerel basının kültürel kimliğin korunmasındaki rolünü, toplumsal hafızanın inşasına katkısını ve iletişim yapılarındaki dönüşüm üzerindeki etkisini de kapsamlı biçimde değerlendirmiştir.

Basın tarihiCumhuriyet tarihiSözlü tarih
Yakup İskender Çeçen
Siirt University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci Dünya Harbi Filistin Cephesi'nde ve İstiklal Harbi Batı Cephesi'nde hava fotoğrafçılığı ve keşfinin etkinliği

Disiplinler arası çalışmayı içeren bu tezin amacı, Türk askeri havacılığının gelişimi, hava fotoğrafçılığı ve hava keşfinin etkinliği ile ilgili genel bilgiler vererek bilim ve teknolojinin harp tarihi üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Ayrıca hava fotoğrafçılığıyla ilgili literatürdeki boşluğun kapatılması temel amaçlardan birisidir. Ancak çalışmanın en önemli yönü, 20'nci yüzyıl savaşlarında hava fotoğrafçılığı teknolojisinin harplerin seyri üzerindeki etkisi ve sonucu nasıl etkilediğidir. Bu çalışma BDH Filistin Cephesi ve İSH Batı Cephesi ile sınırlandırılmıştır. Birinci Dünya Harbi'nde Filistin Cephesi'nde hem şiddetli muharebeler yaşanmış, hem de toprak değişimi ve hava faaliyeti yoğun olarak gerçekleşmiştir. İstiklal Harbi'nde tayyare keşif faaliyeti de ağırlıklı olarak Batı Cephesi'nde gerçekleştirilmiştir. Bu anlamda çalışmada bu iki cephe üzerinden konunun sınırlandırılmasıyla anafikir anlatılmaya çalışılmıştır. Sonuç olarak, Türk askerî havacılığı ve onun ülkemizdeki gelişimi sırasında askeri keşifte olmazsa olmaz bir teknoloji haline gelen hava fotoğrafçılığının özellikle iki cephede harplerin seyrine nasıl etki ettiği, daha önce az bilinen Osmanlıca kitap ve belgeler ile İngilizce kaynaklardan yararlanılarak ortaya çıkarılmıştır. Böylece Birinci Dünya Harbi Filistin Cephesi'nde ve İstiklal Harbi Batı Cephesi'nde hava fotoğrafçılığı ve keşfinin etkinliği karşılaştırılmaya çalışılmıştır.

Askeri havacılıkBatı CephesiCumhuriyet tarihi+7
Sehernaz Güvenbaş
Hacettepe University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Yakın dönem siyasi tarihinin karikatür üzerinden analizi: Karagöz 1922-1939

Basın ve iktidar (egemen güç) arasındaki ilişki karşılıklı bir ilişkidir ve birbirini besleyen bir niteliğe sahiptir. İktidar kendi hegemonik gücünü basın yoluyla pekiştirirken basın da varlığını muhafaza etmek için iktidarın gücünden beslenmektedir. Başka bir ifadeyle basın iktidarın söylemini dile getiren ve yeniden inşa eden bir işleve sahiptir. Bir basın aracı olan gazeteler ve gazetelerdeki karikatürler de bu amaca hizmet etmektedir. Muhalif basının varlığı söz konusu olsa da bu durum, genel itibarıyla kaçınılmazdır. II. Meşrutiyet'in ilanının akabinde yayın hayatına başlayan uzun soluklu siyasi, mizahi bir halk gazetesi olan Karagöz, bir basın aracı olarak bünyesinde barındırdığı ve arşivlerde tamamıyla muhafaza edilmiş tüm yazılı ve görsel verisiyle yakın dönem Türkiye siyasi tarihi için kayda değer bir tanıklığa sahiptir. Bu çalışma, Türkiye Cumhuriyeti'nin 1922-1939 yılları arasında yaşamış olduğu siyasi gelişmeleri, değişim ve dönüşümü Karagöz gazetesi karikatürleri, karikatürlerin söylemi üzerinden konjonktürel olarak güç/iktidar ilişkisi çerçevesinde (egemen ya da muhalif) çarpıcı örneklerle sunmayı ve o dönemin panoramasını bugünün okuyucusunun gözleri önüne sermeyi amaçlamaktadır. Karagöz'ün gelişim serüvenini anlayabilmek adına mizahın ve karikatürün kuramsal çerçevesi ve tarihsel gelişiminin serüveni anlatılmakta, akabinde gazetenin Türk mizah ve karikatürü içindeki yeri değerlendirilmektedir. Süreli yayınlar ve yayınlandıkları dönemle ilişkisini değerlendirmek ve ilgili literatüre katkı sağlamak üzere gazetenin teknik özellikleri, baskı sayısı, okuyucu profili, ebatları, neşredildiği günler, abonelik şartları, yazarçizer kadrosu, karikatürlerde işlenen konu başlıkları gibi teknik detaylara değinilmektedir. Sonuç olarak Türkiye siyasi tarihinin 1922-1939 yıllarının iç ve dış meselelerine ait konular ve o konular üzerine yaşanan tartışmalar genel hatlarıyla okuyucuya sunulmaktadır. Bu bilgiler ışığında Karagöz karikatürleri ve alt yazıları, söylem ve göstergebilimsel yöntemle analiz edilmektedir.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiKaragöz gazetesi+7
Ayşe Bedir
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Lozan görüşmeleri sırasında yapılan askeri hazırlıklar

Bu tez, Lozan Görüşmeleri devam ederken görüşmelerin kesintiye uğraması halinde işgal altında bulunan İstanbul, Boğazlar (Çanakkale, İstanbul) ve Musul'un askeri harekâtla alınması amacıyla yapılan askeri hazırlıkları konu almaktadır. Bu kapsamda, birincil arşiv kaynakları ve konu üzerinde yapılmış çalışmalar birlikte ele alınarak çalışma yürütülmüştür. Bu çalışma ile Lozan Görüşmeleri devam ederken sürecin orduya yansıması ve yeni bir savaş ihtimali karşısında Türkiye'nin tutumunun araştırılması amaçlanmıştır. Türkiye'nin Lozan Görüşmeleri esnasında görüşmelerin kesintiye uğraması ihtimaline karşılık askeri hazırlık yaparak teslimiyetçi bir tavır takınmadığı ortaya çıkmaktadır. Yürütülen askeri faaliyetlerin İtilaf Devletleri üzerinde propaganda etkisi yaparak İtilaf Devletleri'nin konferanstaki tutumuna etki etmesi amaçlandı. Aynı zamanda Meclis'te ve ordu içerisinde yer alan savaş taraftarı kesimin, askeri hazırlıklar yapılarak muhalefeti önlenmiş oldu. Görüşmelerin kesintiye uğramasıyla doğrudan bir savaşa başlanılmayıp mevcut durumun korunduğu ve sürecin diplomasi yoluyla yürütülmeye çalışıldığı görülmektedir.

Askeri hazırlıklarCumhuriyet tarihiHarbiye Nezareti+5
Ahmet Bostancı
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Demokrat Parti Dönemi'nde İstanbul'da sosyo-kültürel değişim

Türkiye'de 1950 seçimleri sonrası Demokrat Parti'nin iktidarda olduğu yeni bir dönem yaşanmıştır. 1950-1960 yılları arasında Demokrat Parti yönetiminde İstanbul, sosyo-kültürel açıdan önemli değişimlere uğramıştır. Siyasi açıdan Amerika ve Batılı ülkelerle yakınlaşma politikasının yaşanması sosyal ve kültürel yönden gelişmelerin ortaya çıkmasında etkili olmuştur. Özellikle İstanbul'da bu değişimin oldukça belirgin bir şekilde hayata geçirildiğini görüyoruz. 6-7 Eylül 1955 olayları sonrasında İstanbul sosyo-kültürel anlamda büyük değişimlere uğradı. Gayrimüslim vatandaşlarımızın başka ülkelere gitmesi neticesinde belirgin bir boşluk oluştu. Hükümet, konu ile ilgili önlemler almaya çalışarak, zararların karşılanması için çalışmalar başlattı. Yine de bu vatandaşlarımız özellikle de Rumların bir bölümü olaylardan önemli ölçüde etkilendi. Ellili yıllarda İstanbul moda, sanat ve alışveriş merkezi olarak ön planda yer almaya devam etmiştir. Dünya modasının yakından takip edildiği bu dönemde kadın dergileri belirleyici rol oynadı. Bu dönemde yeme içme kültüründe de bazı değişimler görüldü. Müzik, sinema ve tiyatro gibi alanlarda da İstanbul ellili yıllarda değişimin rahatlıkla gözlenebildiği bir şehir olarak karşımıza çıkmaktadır. Ellili yıllarda sanat dâhil pek çok alanda Batı'nın sanat anlayışından etkilenmiş olmakla birlikte geleneksel değerlerinde muhafaza edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Ellili yıllarda İstanbul'un nüfusunun artması birçok sorunu da beraberinde getirdi. Aynı zamanda şehrin modernleşmesi ve dikkat çekici tarihi eserlerin ön plana çıkarılması için imar faaliyetlerinde bulunuldu Bu dönemde sosyal ve kültürel açıdan Amerika'nın ve Batı kültürünün etkisi değişimde belirleyici rol oynamış olsa da Türk kültürüne ait değerlerin de muhafaza edilmeye çalışıldığı anlaşılmaktadır. Adnan Menderes ve Demokrat Parti iktidarı bazı eksiklikler yaşanmış olsa da modernleşmeyi ve gelişimi büyük ölçüde desteklemiştir. Bu çalışma Demokrat Parti döneminde İstanbul'da sosyo-kültürel açıdan yaşanan değişimleri etkileyen faktörleri, gelişmeleri ve sonuçlarını incelemek üzere hazırlanmıştır. Anahtar Kelimeler :Adnan Menderes, İstanbul, Demokrat Parti Dönemi, 1950-1960.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiDemokrat Parti+6
Özlem Doğancık
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Kıbrıs Barış Harekâtı ve Erzincanlı Kıbrıs gazileri

Konumu itibariyle tarih boyunca çeşitli devletlerin hâkim olmaya çalıştığı bir ada olan Kıbrıs, 1571 yılında Osmanlı egemenliğine geçmiş ve 308 yıl gibi uzun bir süre Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. Kıbrıs'ın idaresi, Rus tehlikesi nedeniyle geçici olarak 1878 tarihinde İngiltere'ye bırakılmıştır. İngiltere, 1960 yılına kadar Kıbrıs'a hâkim olmuştur. Adanın İngiltere'ye devri Rumları harekete geçirmiş, Rumlar Enosis'i gerçekleştirmek için çeşitli faaliyetlerde bulunmuşlardır. Türklere karşı 1955'te EOKA terör örgütünü kurmuşlardır. Kendilerini korumak amacıyla Kıbrıslı Türkler de Rum saldırılarına karşı 1958'de Türk Mukavemet Teşkilatı'nı kurmuşlardır. 1960'da Türkiye, İngiltere ve Yunanistan'ın güvencesi altında Kıbrıs'ta cumhuriyet ilan edilmiştir. Fakat yeni kurulan bu cumhuriyet uzun süreli olmamıştır. Çünkü Rumların Türklere karşı sistemli saldırıları sonucu Kıbrıs Cumhuriyeti yıkılmıştır. Türklere karşı saldırıların yoğunlaştığı 1963, 1964 ve 1967 yıllarında Türkiye, bu saldırıları önlemek amacıyla girişimlerde bulunmuş ve bu girişimler sonucu Rumlar tarafından yapılan planlı katliamların önüne geçilmiştir. Rum Milli Muhafızları, Enosis'i gerçekleştirmek amacıyla 15 Temmuz 1974 yılında Kıbrıs'ta bir hükümet darbesi gerçekleştirmiş, Türkiye de garantörlük hakkını kullanarak Ada'da anayasal düzeni korumak için Kıbrıs'a müdahalede bulunma kararı almıştır. 20 Temmuz 1974'te başlayan Birinci Kıbrıs Barış Harekâtı üç gün sürmüş, ardından yapılan Cenevre Görüşmeleri'nden bir sonuç çıkmayınca Türkiye 14 Ağustos 1974'te İkinci Kıbrıs Barış Harekâtı'na başlamıştır. İkinci Harekâtta Türk Silahlı Kuvvetleri, Lefke-Lefkoşa-Magosa hattına kadar ilerlemiştir. Kıbrıs'a yapılan harekâta gönderilen askeri birlikler arasında Türkiye'nin her ilinden askerler yer aldığı gibi Erzincan ilinden giden askerlerimizde olmuştur. Harekâta katılan askerlerimiz bugün "Muharip Gazi" unvanlarını taşımaktadırlar. Erzincanlı gazilerle yapılan görüşmelerde gaziler harekât sürecini ve bu süreçte yaşadıklarını dile getirmiş ve tanık oldukları olaylar hakkında bilgiler vermişlerdir. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, TMT, EOKA, Enosis, Garantörlük Anlaşması, Barış Harekâtı, Cenevre Görüşmeleri, Kıbrıs Gazileri. Sayfa Sayısı: 125 Tez Danışmanı: Doç. Dr. Abdulaziz KARDAŞ

Cumhuriyet tarihiErzincanGaziler+2
Emine Kılıç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi Devlet Üretme Çiftlikleri ve faaliyetleri (1950-1985)

Tarihin başlangıcından beri birçok medeniyet ve imparatorluğa ev sahipliği yapan Anadolu topraklarında tarım her gelen medeniyet ve her kurulan imparatorluk için vaz geçilmez bir unsur olmuştur. Bu topraklarda kurulan her devlet kendi dönemlerine uygun tarımsal politikalar gütmüş ve toprak mülkiyetini kendine göre şekillendirmiştir. Selçuklulardan devir aldığı Anadolu topraklarını kendi sistematiğinde yoğuran Osmanlı Devleti tarımsal alanı ordu ihtiyaçlarına göre şekillendirerek Tımar sistemi denilen ve özünde hem toprak vergisini toplamak hem de ordu ihtiyacı olan askeri kuvvetin karşılanması amaçlanmıştır. Tımar sistemi üretici kesimde sermaye birikimini engellediği gibi pazar oluşumunu ortadan kaldırmış ve zamanla yerini iltizam usulüne bırakmıştır. Toprak gelirini satın alan mültezimler kendilerine çalışan şahıslar vasıtasıyla tamamıyla bir rant oluşumuna dönüşmüş ve üretici konumundaki çiftçi daha çok ezilmiştir. 1858 Arazi Kanunnamesiyle özel mülkiyet fikri ortaya çıkmış ise arkasından Birinci Dünya Savaşı ve hemen onun arkasından gelen 1929 Dünya Ekonomik Buhranı zaten mevcut sistemden kaynaklı olarak kötü durumda olan ziraat kesimini daha da kötü senaryolara sevk etmiştir. Yeni kurulan Türkiye Cumhuriyeti Devleti yetkilileri ilk iş olarak devlet gelirlerinin %25'ine yakın bölümünü oluşturan Aşar vergisini kaldırması ziraat kesimini bir nebze rahatlatmıştır. Yetkililer özellikle devlet ekonomisinin ana lokomotifinin tarım olduğunu ve bu alana yapılacak doğru yatırımlar ile ülkenin ihya olacağını fark etmiş ve 12.02.1937 tarih ve 3130 sayılı kanunla ziraat aletleri ziraat makineleri ve vasıtaları ile zirai ilaç satın alınarak önderlik yapmak, çiftçinin zirai faaliyetlerine yardım yapmakla görev ifasına başlayan ve 1940 yılında boş hazine arazisi üzerine devlet çiftlikleri meydana getirerek zirai üretimi arttırmak ve memleketin ürün ihtiyacını karşılamak amacıyla kurulan Zirai Kombinalar İdaresi'ni kurmuşlardır. Zirai Kombinalar 1930-1940 yılına kadarki devrede tamamen çiftçilerin hizmetine yönelmiş ve dış ülkelerden getirilen çok sayıda ve modern makinalarla hububat üretiminin, tarımsal mekanizasyon ve teknik tarım metotlarının memleket geneline yayılmasına gayret etmiştir. 2. Dünya Savaşı nedeniyle ülkemizde yiyecek maddeleri temininde hissedilir derecede zorluklarla karşılanması sonucunda Zirai Kombinalar ikinci dönemine 1940 yılında başlamış ve hazineye ait işlenmemiş boş araziler üzerinde devlet çiftlikleri kurarak ülkenin yiyecek ihtiyacını karşılamak vazifesini üzerine almıştır. Kısa bir süre içerisinde kurulan bu çiftlikler asırlardan beri işlenmemiş ve boş kalmış çorak step manzaralı ve çöl karakterli verimsiz toprakları işleyerek verimli durma sokmuştur. Atatürk'ün çiftliklerini hazineye bağışlanmasından sonra bu yerlerin diğer çiftliklerle birlikte kuruluşuna uygun bir şekilde yönetilmesi ve sürekli bir gelişme yolunda örnek işletmeler halinde ilerlemelerinin sağlanması amacıyla tarımsal bir devlet teşekkülünün kurulması gerekli ve yararlı görülmüş 13.01.1938 tarihinde yürürlüğe giren 3308 sayılı Kanunla 'Devlet Ziraat İşletmeleri' faaliyete geçirilmiştir. Devlet Ziraat İşletmeleri ve Zirai Kombinalar aslında benzer amaçlar uğruna kurulmuş ve faaliyetlerini 1950' ye kadar yürütmüş iki kurumdur. Zirai kalkınma yolunda daha geniş ve çeşitli hamlelere girişmek için aynı gaye ve konularda çalışan bu iki kuruluşun bütün varlıklarını bir araya toplayıp daha güçlü ve daha dinamik bir kuruluşun oluşturulup çiftçilerin yanında yer almak, devlet çalışmalarını tek elde toplamak maksadıyla yukarıda adı geçen Zirai Kombinalar İdaresi ve başlangıcı Atatürk'ten gelen Devlet Ziraat İşletmeleri Kurumunun 01.03. 1950 tarihinde yürürlüğe giren 5433 sayılı kanun ile birleştirilmesiyle Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü meydana getirilmiştir. Genel Müdürlük kısa sürede biri Merkez Atölyesi olmak üzere ülke genelinde 21 adet çiftlik meydana getirmiştir. Kurulan Devlet Üretme Çiftlikleri yurt çiftçisinin ihtiyacı olan tohumluk, damızlık hayvan, fidan, fide gibi ihtiyaçlarını karşılamak, çevre köylerde bulunan çiftçileri eğiticilik ve öğreticilik yapmak amacıyla faaliyetlerini 1983'lere kadar başarılı bir şekilde devam ettirmiştir. 1950 yılında kurulan Devlet Üretme Çiftlikleri Genel Müdürlüğü ile Cumhuriyet döneminden önce 1300'lü yıllarda Osmanlı Sarayı'nın binek at, et, süt, yapağı ve benzeri ihtiyaçlarını karşılamak üzere kurulmuş olan Hara ve İnekhanelerin benzer hizmetleri görmelerinden dolayı ve ülkemiz tarımını bir çatı altında daha güçlü ve etkili hizmet vermeleri düşünülerek 20 Mayıs 1983 günü 60 sayılı kanun hükmünde kararname ile birleştirilmesi suretiyle Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Daha sonra 233 sayılı kanun hükmünde kararname ile yeniden düzenlenen Genel Müdürlük, tarım ve tarıma dayalı sanayinin ihtiyacı olan temel mal ve hizmetleri üretmek ile görevlendirilmiştir. Bu çalışma Devlet Üretme Çiftlikleri'nin kurulmasına zemin hazırlayan tarihi süreci ve çiftliklerin kurulması ve 1985 yıllına kadar olan faaliyetleri ile siyasi yansımalarını incelemek üzere hazırlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Tımar, Ziraat, Zirai Kombinalar, Devlet Ziraat İşletmeleri, Üretme, Devlet Üretme Çiftlikleri, Tarım İşletmeleri, 1950-1985 Sayfa Sayısı : 189 Tez Danışmanı : Doç. Dr. Abdulaziz KARDAŞ Abdulaziz KARDAŞ Abdulaziz KARDAŞ

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiDevlet Üretme Çiftlikleri+7
İlhan Karahan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Dönemi sağlık politikaları ve frengi ile mücadele (1923-1950)

İnsanlık tarihini derinden etkileyen önemli toplumsal olayların başında savaşlar, bulaşıcı ve salgın hastalıklar gelmektedir. Anadolu toprakları konumu itibariyle üç kıtayı birbirine bağlamasından dolayı tarihsel süreç içerisinde birçok savaşa ev sahipliği yaptığı gibi aynı zamanda bulaşıcı ve salgın hastalıkların saldırısına da maruz kalmıştır. Veba, kolera, tifüs, çiçek, trahom, verem, sıtma, frengi gibi bulaşıcı ve salgın hastalıklar Anadolu halkını derinden etkileyen, ciddi sağlık sorunlarının yaşanmasına neden olan bulaşıcı hastalıklar olarak ön plana çıkmıştır. Üzerinde yaşadığımız topraklarda kurulan üç büyük Türk devleti halkın sağlık sorunlarına karşı kendilerine özgü çözüm yöntemleri ortaya koyarak sağlık sorunlarının giderilmesine çalışmışlardır. Tezimizin ana konusunu frengi hastalığı oluşturduğu için bu hastalığa ayrıca detaylı olarak değinilmiştir. Amerika kıtasının 1492 yılında keşfinden sonra Avrupa'ya yayılan frengi hastalığı bu tarihlerde Avrupa'yla olan ilişkilerin azlığı nedeniyle ülkemizi etkilememiş ancak daha sonraları bu hastalık Osmanlı topraklarında salgın haline gelerek yayılmaya başlamıştır. Frengi hastalığını ilk olarak ülkemize İspanyadan kovulan Yahudilerin getirdikleri düşünülmektedir. Osmanlı topraklarında ilk ciddi frengi salgınları XIX yüzyılda yaşanan Osmanlı-Rus savaşlarından sonra görülmeye başlanmış devlet salgınlara karşı tedbir almaya çalışarak sağlık komisyonları kurmuştur. Dispanserler ve hastaneler açılarak hastalığa yakalananlar tedavi edilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet öncesinde devam eden salgınlara karşı tedbirler alınmaya çalışılmış, bu amaçla 2 Mayıs 1920'de Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı kurulmuştur. Cumhuriyetin ilanıyla birlikte, sağlık meselesi milli bir dava olarak ele alınmış sağlık sorunlarının çözülmesi Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığının ana gündem maddesini oluşturmuştur. Bu dönemde hükümetin sağlık politikası; milli bir sağlık örgütü kurmak, doktor ve sağlık personeli açığını kapatmak, salgın hastalıklara karşı mücadele etmek şeklindedir. Sağlık alanındaki çalışmaların hız kazanmasında Gazi Mustafa Kemal'in önderliğinin büyük etkisi olmuştur. Gazi, TBMM açılış konuşmalarında sağlık konularına değinerek sağlıklı bir nesil yaratmanın sağlık sorunlarının halledilmesine dayandığını dile getirmiştir. Dr. Refik Saydam'ı Sağlık Bakanlığı görevine atayan Gazi, sağlık politikalarında belirleyici olmuştur.

Bulaşıcı hastalıklarCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+2
Kürşad Karatorğut
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

1946-1960 yılları arasında Van Gölü Havzası'nda kamu yatırımları ve harcamaları

Kamu yatırım ve harcamaları doğrudan devlet eliyle verimli ekonomik faaliyetlerin gerçekleşmesini desteklemek amacıyla yapılan yollar, köprüler ve barajlar gibi yoğun sermaye gereksinimi duyulan fiziki altyapı yatırımlarıdır. Bu yatırımların temel amacı ülkedeki ekonomik büyümeyi arttırmak ve ülke genelindeki kaynak dağılımını yaygınlaştırmaktır. Bu sebeple Cumhuriyetin ilanıyla beraber kurulan hükümetler ülkeyi her alanda muasır medeniyetler seviyesine getirebilmek için gayret göstermiş ve bu bağlamda da kamusal yatırımlara önem vermişlerdir. Ancak ülkenin içinde bulunduğu iktisadi koşullar göz önüne alındığında bu yatırımların topyekûn yapılması mümkün olmamıştır. Bu nedenle eldeki imkânlar doğrultusunda ve önem sırasına göre peyderpey yapılmaya azami gayret gösterilmiştir. Özellikle 1939-1945 yılları arasında meydana gelen II. Dünya Savaşı'nda yatırımlar durma noktasına gelse de savaş sonrası yeniden hızlanmıştır. Demokrat Parti'nin iktidara gelişiyle beraber ülke genelindeki ekonomi önemli bir ivme kazanmış, bu durum da kamusal yatırımların daha da artmasında etkili olmuştur. Ülkedeki kaynak dağılımının yaygınlaştırılması bağlamında havza genelinde güvenlik, bayındırlık, eğitim, sağlık, tarım, hayvancılık, maden ve enerji alanlarında yatırımlar gerçekleştirilmiştir. Bu alanlar içerisinde güvenlik, karayolu, hava meydanı, sağlık, tarım, hayvancılık, madencilik ve enerji alanlarında belli oranda başarı elde edilmişse de özellikle demiryolu, Van Gölü İşletmesi ve eğitim (ilköğretim hariç) alanlarında başarı elde edilememiştir. Bu çalışmanın temel amacı Van Gölü Havzası'nda 1946-1960 yılları arasındaki çok partili dönemde yapılan kamusal harcamaların havza genelindeki yansımalarını ortaya çıkarmaktır. Bu minvalde bayındırlık, güvenlik, eğitim, sağlık, tarım, hayvancılık, madencilik ve enerji alanlarında çok partili dönemde gerçekleştirilen kamu yatırımları tespit edilmeye çalışılmıştır. Literatür çalışması sonrasında tespit edilen yazılı ve dijital kaynaklar incelenerek konu başlıklarına göre tasnif edilmiş ve elde edilen bulgular tarih sıralamasına uygun bir şekilde kaleme alınmıştır.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiKamu harcamaları+6
Volkan Tunç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Diplomasi tarihi ışığında ilk Türk kadın diplomat: Adile Ayda

Türkiye Cumhuriyeti'nin modernleşme serüvenine şer'i hukukun toplumsal yaşam kuralları üzerindeki etkisinin azaltılmaya çalışılması temel olmuştur. Şer'i hukuk kadını ev içine hapseden, örtünmeyi emreden, kadının asli görevinin ev içi alan olduğunu tebliğ eden kuralları içerir. Dolayısıyla, modernleşme dinin toplumsal yaşam kurallarından uzaklaştırılması olarak tanımlandığından, bu süreçte kadınların toplumsal yaşamında çarpıcı değişikliklerin olması kaçınılmazdı. Cumhuriyet ile birlikte kadınların sosyal alanlarda görünürlülüğü, iş yaşamına katılım oranı artmıştı. Kadınların çoğu meslek alanına ilk adımları Cumhuriyet döneminde atılmıştı. Adile Ayda, 1932 yılında ilk Türk kadın diplomat olarak Hariciye teşkilatına girmişti. Fakat kadın olmasından kaynaklı sebeplerden ötürü Hariciye'den istifa etti ve öğretmenlik mesleğine başladı. 1957 yılında ise yeniden Hariciye teşkilatında döndü. Bu çalışma ilk olarak Adile Ayda biyografisi sunmayı amaçlamaktadır. Adile Ayda'nın biyografisinden yola çıkarak, Türk modernleşmesinin oluşturmaya çalıştığı kadın kimliği ile Adile Ayda'nın kimliğini karşılaştırmayı hedeflemektedir. Ayda'nın biyografisi oluştururken, Hisar, Çınaraltı, Belleten dergilerindeki ve Cumhuriyet gazetesindeki yazılarından, TBMM arşivinden, Ankara Üniversitesi Dil-Tarih Coğrafya Fakültesinde bulunan personel özlük dosyasından, kaleme almış olduğu kitaplarından ve kızları Gülnur Üçok ile Gönül Pultar'dan yararlanılmıştır. Adile Ayda'nın söylemleri, yazıları sonucunda ortaya çıkan kişilik yapısı aslında, Türk modernleşmesinin oluşturmaya çalıştığı kadın imgesinin Adile Ayda ile vücut bulmuş olduğu kanıtlanmıştır.

Ayda, AdileCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+5
Pelin Yoğun
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Muhafazakâr basında batılılaşma (1945-1960)

Bu çalışmada, 1945-1960 yılları arasında yayınlanan muhafazakâr mecmuaların "modernleşme" ve "Batılılaşma" ile ilgili görüş ve düşünceleri ele alınmıştır. Muhafazakâr yayınlar, Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanı ile hız kazanan modernleşme ve Batılılaşma eğilimlerine şüpheyle yaklaşmıştır. Türk kültürüne ve İslami değerlere olan gözle görülür hassasiyetle bu yayınlar, aşırı Batılılaşmaya eleştirel yaklaşarak buna karşı fikri bir mücadele yürütmüştür. Nitekim bu yayınlarda, Batılılaşma kapsamındaki hareketlere ve Batı'dan gelen değerlere karşı Türk ve İslam gelenekleri ön plana alınarak karşılık verilmiştir. Muhafazakâr yayınlarca kaleme alınan görüşler, tarihsel bütünlüğü dikkate alınarak aktarılmıştır. Demokrat Parti (DP)'nin iktidara gelişinin ardından Türk matbuat hayatında beliren hürriyet ortamı ile muhafazakâr yayınlar, bilhassa Batılılaşmaya olan eleştiriyi en üst seviyeye çıkarmıştır. Batılılaşmaya olan ilginin ahlaki ve dini değerlere zarar verdiği düşüncesi, muhafazakâr basının bu kavramlara olan bakışını belirleyen en önemli faktör olmuştur

BasınBasın sektörüBatılılaşma+3
Abidin Yakan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Cumhuriyet Döneminde Tatvan (1950-1970)

Köklü bir tarihe ve kültürel bir zenginliğe sahip Van Gölü Havzası coğrafyası, 20. yüzyıl başlarında isyanların, savaşların ve göçlerin yaşandığı hareketli bir döneme sahne olmuştur. Özellikle Ermenilerin başlatmış olduğu isyanlar ve Rusların birçok ili işgal etmesi bunun kanıtıdır. Bölgede baş gösteren isyanlar ve yaşanan savaşlar ise, asayişsizliğe neden olmuştur. Akabinde bu sorunlar, yerel halkın başka yerlere göç etmesini de zorunlu hale getirmiştir. Yaşanan tüm bu olumsuz havaya rağmen Osmanlı Hükümeti'nin buraya atadığı Mustafa Kemal Paşa ve yerel halkın çalışmaları ile bölge düşman işgalinden kurtulmuştur. Nitekim Cumhuriyet'in ilan edilmesi ile birlikte yeni bir süreç başlamıştır. Bu yıllarda, savaşların yarattığı izler silinmeye çalışılmış ve tüm yurtta çeşitli yatırım planları hazırlanmıştır. Van Gölü Havzası da bu planlar kapsamına dahil edilmiştir. Bu bölgeden verimli bir biçimde faydalanmak için çeşitli tetkikler yapılmıştır. Bölgeye gönderilen heyetin yaptığı incelemeler sonucunda Van Gölü üzerinde ulaşımın daha modern ve hızlı bir şekilde sağlanabilmesi için Bitlis'in en büyük ilçesi olan Tatvan uygun görülmüştür. Buradan hareketle 1934 yılında Van Gölü İşletme İdare Merkezi, Van Gölü'ne yakın Muradiye İlçesi'ne bağlı Ernis Köyü'nden (bugün Ünseli Köyü), Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer alan Bitlis'e bağlı Tatvan'a alınmıştır. İlçede gerçekleşen diğer atılımlar, 1945 yılında da devam etmiş; tersane, liman ve iskelelerin yapımına başlanmıştır. Bunların yanı sıra uluslararası bir proje olan, Muş-Tatvan-Van-Kotur Demiryolu hattının önemli bir durağı olarak Tatvan bölgesi seçilmiştir. 1957 yılında yapımına başlanan Muş-Tatvan-Van-Kotur Demiryolu projesi, CENTO (Merkezi Antlaşma Teşkilatı-Central Treaty Organization) programı kapsamında gerçekleşmiştir. Tatvan limanına ulaşan vagonlar, feribotlar vasıtasıyla Van'a ulaştırılmış; böylelikle ülkemizin en doğusu ile demiryolu ağı kurulmuştur. Karayolu, denizyolu ve demiryolu ulaşımı yönüyle Tatvan, 1960'ın başlarından itibaren hızlı bir gelişme dönemine girmiştir. İran'a uzanacak demiryolu hattının 1964 yılında Tatvan'a varması ile ilçenin ekonomik ve sosyal faaliyetleri de artış göstermiştir. Okul bahçesinde başlayan ve Doğu Anadolu'nun en önemli fuarlarından biri haline gelen Tatvan Doğu Anadolu Fuarı, on binlerce ziyaretçiyi ağırlamıştır. Çevre il ve ilçelerden gelen binlerce insanın ziyaret ettiği bu fuar, Tatvan'ın ekonomik ve sosyal hayatını canlandırmıştır. Geçmişten günümüze tarih sahnesinde önemli bir bölge olan Tatvan ilçesi, 1930'lu yıllarda küçük bir kasaba iken; kısa süre içerisinde gelişerek askeri, idari ve ulaşım merkezi durumuna gelmiştir. İlçe, 1970'li yıllara gelindiğinde çeşitli atılımlarla daha da ivme kazanmıştır. Bu çalışmada konumu itibariyle Bitlis'in ilçesi Tatvan'ın, 1950 yılından başlayarak 1970 yılına kadar gerçekleşen tarihi seyri detaylı bir şekilde ele alınarak incelenmiştir.

Bitlis-TatvanCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+3
Emre Tekin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

CHP parti müfettişlik raporlarına göre İzmir (1935-1950)

9 Eylül 1923 tarihinde kurulan Cumhuriyet Halk Partisi 1923 yılından 1946 yılına kadar Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin siyasi hayatında tek başına söz sahibi olarak yönetimi üstlenmiştir. Tek başına iktidarda olmanın doğuracağı parti içi ve parti dışı muhalefet sıkıntılarının olumsuz sonuçlarını engellemek, parti teşkilatı ve çalışmaları üzerinde denetim ve kontrol sağlamak, partinin merkezi otoritesini sağlamlaştırmak amacıyla 1923 yılında Parti Müfettişliği adıyla bir teftiş mekanizması kurulmuştur. Ülke birden fazla ilden oluşan mıntıka bölgelerine ayrılarak çeşitli alanlarda müfettişler ve milletvekilleri tarafından teftişlerinin yapılması sağlanmıştır. Her parti müfettişi bölgesini iki kez teftiş etmekle görevlendirilmiştir. Parti Müfettişliği kurumunun önemi kısa sürede artmış ve ülke içerisinde hem denetimin merkezi hem de halkın isteklerinin ve şikayetlerinin sesi olmuştur. 1932 yılında kurulan Halkevlerinin de denetimini sağlayan bölge müfettişlikleri ülkede her alanda yaşanan sorun ve sıkıntıları denetleyebilme gücüne sahip olmuşlardır. 1935 yılında yapılan düzenleme ile bu kurum daha etkin hale getirilmiştir. Bu çalışma, 1935-1950 yılları arasında parti müfettişleri ve İzmir milletvekilleri tarafından yapılan teftişler sonucunda oluşturulan raporlar ışığında İzmir ilinin parti örgütlenmesi, Halkevi çalışmaları, sosyal, kültürel, ekonomik, eğitim, spor ve sağlık gibi alanlardaki çalışmaları hakkında bilgi vermektedir.

Cumhuriyet Halk PartisiCumhuriyet tarihiDenetçiler+6
Zeynep Yılmaz
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kütahya'da Cumhuriyet dönemi siyasi, iktisadi ve sosyo-kültürel hayat (1923-1950)

Kuruluş ve kurtuluşun merkezi Kütahya, geçmişten günümüze Anadolu coğrafyasının önemli bir yerleşim birimi olmuştur. Sahip olduğu mümtaz coğrafi özellikleri yanı sıra, engin tarihi geçmişi, Türk hakimiyeti öncesi ve sonrasında özellikle idari merkez konumunda olması, bu kadim şehri her daim değerli kılan unsurlar olmuşlardır. Şehrin sahip olduğu bu zenginlikleri, gerek iktisadi gerekse sosyo-kültürel yönlerden ele alan pek çok araştırma yapılmış, genel ve spesifik çalışmalar ortaya konmuştur. Yine de, Kütahya'nın Cumhuriyet Dönemi tarihçesine ilişkin yazılmış eserlerin kısıtlı bir vaziyette olduğu görülmüştür. Zaruri bir ihtiyaç halini aldığı düşünülen bu konu, alandaki boşluğu doldurması temel hedefiyle seçilmiştir. Çalışma, bu amaca hizmet etmesi açısından değerlidir. Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçişle birlikte, şehirde mülki idari alanda bir geçiş süreci yaşanmış ve şehrin mülki taksimatı konusunda bazı köyler için Cumhuriyet'in ilk yıllarında, nakil kararları alınmıştır. Tek Parti Dönemi, Kütahya'da görev yapmış valiler ile belediye başkanları ayrı ayrı ele alınarak faaliyetleri işlenmiştir. İçişleri Bakanlığı Arşivinden elde edilen bilgi ve belgeler, şehrin idari yapısının yeniden yazılabilmesine katkı sağlamıştır. Kütahya'da, bu dönemdeki siyasi partilerden olan Cumhuriyet Halk Partisi (CHP)'nin Kütahya il teşkilatı, ağırlıklı olarak Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri Başkanlığı Arşivi (BCA) belgelerine dayanılarak ele alınmış; bu partinin şehirdeki teşkilat yapısı, teftiş raporlarından da yola çıkılarak bir değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Kütahya'nın iktisadi yapısı, Osmanlı'dan süregeldiği üzere, ziraat üzerine kurulmuştur. Tarım alanında tahıl üretimi önemli yer tutarken; hayvancılık konusunda küçükbaş ve büyükbaş hayvancılık ön plana çıkmıştır. Şehirde, ziraatla bağlantılı olarak, sanayi kolları gelişim göstermiş; toprak sanayi ve unsurları, şehrin en önemli sanayi kollarını oluşturmuştur. Bu sanayi kollarını orman ve maden sanayi takip etmiştir. Ziraat ve sanayinin olmazsa olmazı olan ticari kurumlardan Kütahya Ticaret ve Sanayi Odası(KUTSO)nın önemi bu vesile ile ortaya çıkmıştır. Odanın sahip olduğu çok değerli arşivi bu çalışma ile tanıtılma fırsatı bulurken, şehrin iktisadi kronolojisinin oluşturulmasındaki yadsınamaz önemi de belirginleşmiştir. Ticaret unsurları olan limitet ve anonim şirketler ile bankalar, çalışmada ele alınan diğer iktisadi konular olmuşlardır. Şehirde, eğitim-öğretim konusunda ilkokul ve ortaokulların yanı sıra, Türkiye'nin sayılı liselerinden biri bu dönemde açılmıştır. Örgün eğitim-öğretim, Tek Parti Dönemi'nin sonlarına doğru, Kız Meslek Enstitüsü ve Erkek Sanat Okulu gibi eğitim kurumlarıyla zenginleşmiştir. Yaygın eğitim-öğretim alanında, Halk Dershaneleri; Millet Mektepleri; Ulus Okulları ve Halk Okuma Odaları şeklinde bir devinim söz konusu olmuştur. Şehrin kültürel hayatı ele alınırken, matbaa, gazete ve dergiler ile kütüphane ve müzeler üzerinde durulmuş; Kütahya Halkevi konusu, yerel basından elde edilen verilerle derinlemesine incelenebilmiştir. Sonuç olarak; Kurtuluş Savaşı'nın kazanıldığı topraklarda, Cumhuriyet'e geçişle birlikte yaşanan siyasi ve ekonomik gelişmeler, aktif sosyal yaşam, bu eser ile akademik düzeyde derinlemesine araştırılmıştır. Çalışmada ağırlıklı olarak birinci el belgeler kullanılmıştır. Günümüzde, şehir ile ilgili problemlerin çözüme kavuşturulmasında, bu çalışmanın katkı sunacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Kütahya, Tek Parti Dönemi, CHP Kütahya İl Teşkilatı, Kütahya Halkevi, KUTSO.

CumhuriyetCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+5
Ali Gökdül
Uşak University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Berlin Büyükelçisi Kemalettin Sami Paşa'nın raporlarından Weimar Cumhuriyeti'ne Bakmak (1925-1933)

Türkiye Cumhuriyeti, 1918'de Birinci Dünya Savaşı'nın bitmesiyle Osmanlı İmparatorluğu'nun Anadolu topraklarında savaşın galip devletlerine karşı verilen yaklaşık dört yıllık bir bağımsızlık mücadelesinin sonucudur. Türkiye 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Barış Antlaşması'yla kendisini dünyaya tam bağımsız bir devlet olarak tanıtmıştır. Cumhuriyet pek çok iç ve dış soruna rağmen ortaya çıkmıştı. Sancılı bir doğum süreci geçiriyordu. İçeride ve dışarıda Osmanlı İmparatorluğu'ndan kalma düzeltilmesi gereken bir imajın yanı sıra isyanlar ve ekonomik sıkıntılarla baş edilmesi gerekiyordu. Türkiye Cumhuriyeti'nin tarihi bir misyonu vardı: Anadolu topraklarından tam bağımsız Batı'ya entegre olmuş bir demokrasi toplumu yaratmak. Hiç kuşkusuz Cumhuriyet, Mustafa Kemal ve arkadaşları için Batılı değerleri temsil ediyordu; her ne kadar bağımsızlık mücadelesi Batı'ya karşı verilse de Mustafa Kemal Avrupa modeline uygun tam bağımsız bir ulus devlet için çalışmıştı. Bu sebeplerden dolayı Batı dünyasıyla diplomatik temaslar hayati önem arz ediyordu. 1914'ten 1918 yılına geçen sürede Osmanlı İmparatorluğu'nun ilişkileri İtilaf devletleriyle askıya alınmıştı. Savaşın kaybedilmesiyle müttefikleriyle olan ilişkileri de kesintiye uğramıştı. 1924 yılından itibaren Türkiye Cumhuriyeti Avrupa'nın Londra, Paris, Berlin, Viyana ve Roma gibi kritik başkentlerine büyükelçiler atamaya başlamıştı. Bu doğrultuda Berlin'e Sinop Milletvekili ve Emekli Orgeneral Kemalettin Sami Paşa atanmıştı. Alman İmparatorluğu'nun Birinci Dünya Savaşından sonra dağılmasına müteakiben ilan edilen Weimar Cumhuriyeti de kuşkusuz Türkiye'nin büyük önem verdiği devletler arasındaydı. Berlin'e elçi olarak görevlendirilen Kemalettin Sami Paşa'nın görevi yeni cumhuriyeti takip etmek ve hakkında raporlar hazırlamaktı. Weimar Cumhuriyeti ileride Avrupa'nın kaderini belirleyecek seçimlere ev sahipliği yapan Almanya için yeni bir demokrasi deneyiydi. Bu sebeplerden ötürü Kemalettin Sami Paşa'nın Berlin Büyükelçiliği görevi oldukça kritikti. Kemalettin Sami Paşa görev yıllarında Avrupa'nın kaderini çizen pek çok siyasetçiyle görüşmüş ve görüşlerini Türk Dışişleri Bakanlığı'na raporlamıştı. Berlin Büyükelçisi sayesinde Türkiye Cumhuriyeti, Almanya'da kurulan istikrarsız yönetimleri, ekonomik krizleri ve yaklaşan Nazi tehlikesini birinci ağızdan öğrenmiştir. Anahtar Kelimeler: Weimar Cumhuriyeti, Kemalettin Sami Paşa, Diplomatik Rapor.

Almanya-BerlinCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+6
Yunus Koçak
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İngiliz kamuoyunda Demokrat Parti ve 27 Mayıs 1960 Askerî Darbesi

Bu çalışmada esas olarak Demokrat Parti'nin iktidar serüveninin İngiliz kamuoyunun gözünde nasıl değerlendirildiği ele alınmıştır. Demokrat Parti'nin iktidar sathı boyunca iç ve dış politikadaki meseleleri büyük bir yekûn tutmaktadır. Bu bağlamda söz konusu meseleler, tarihsel bağlam içerisinde kronolojik olarak ele alınmıştır. Ayrıca söz konusu meseleler tematik olarak değerlendirilmiştir. Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, bu iktidar sürecinde yaşadığı sorunlar, seçim zaferleri, yaşadığı siyasi krizler gibi olgular ve son kertede 1960 Askerî Darbesinin İngiliz Kamuoyunda nasıl alımlandığı tematik olarak işlenmeye çalışılmıştır. Büyükelçilik belgeleri ve gazete haberlerinden yararlanılan bu çalışmada ayrıca Türkiye'nin değişen dış politika paradigmasının İngiliz kamuoyundaki yansımalarına da değerlendirilmiştir. İlk bölümde çalışmaya bir giriş havası oluşturmak amacıyla Türkiye'yi çok partili demokrasiye götüren süreç, aynı zamanda söz konusu sürecin iç ve dış politikadaki sebepleri üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde, Demokrat Parti'nin iktidara gelişi, ilk beş yılı sırasında uyguladığı iç ve dış politikalar önce Türkçe kaynaklardan daha sonra bunlara müzahir İngiliz belgeleri ve gazeteleri üzerinden değerlendirilmiştir. Son bölümde ise Demokrat Parti'nin 1955-1960 yılları arasındaki iç ve dış politikadaki meseleleri, daha önceki bölümlerde olduğu gibi hem Türk hem İngiliz kamuoyu gözünden ele alınmıştır. Son kertede ise 1960 Askerî Darbesi İngiliz Kamuoyu gözünde nasıl değerlendirildiği ve darbeye giden sürecin serencamı üzerinde durulmuştur. Varılan sonuç; İngiltere'nin Türkiye'deki meselelere genelde Ortadoğu'da çıkarları doğrultusunda yaklaştığı, demokratik krizleri – 1960 Askerî Darbesi gibi- ilkesel bir mesele olarak ele almak yerine, yukarıda da belirtildiği üzere öz çıkarları bağlamında değerlendirdiği görülmektedir.

Askeri müdahaleCumhuriyet Halk PartisiCumhuriyet tarihi+5
Tolga Akyıl
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tek partiden çok partili hayata geçiş sürecinde CHP ve Halkevlerinin gayrimenkulleri (1925-1953)

Bu çalışmada esas olarak 1925-1953 yılları arasında Cumhuriyet Halk Partisi'nin kullandığı gayrimenkuller ele alınmıştır. Bu gayrimenkullerin illerdeki sayıları, türleri, nasıl kullanıldıkları, nasıl edinildikleri ve nasıl yitirildikleri incelenmiştir. Bu şekilde CHP'nin elindeki gayrimenkulleri nasıl değerlendirdiği ve elindeki bu serveti nasıl yönettiği tespit edilmeye çalışılmıştır. Cumhuriyet Halk Partisi'nin gayrimenkullerinin önemli bir kısmını emval-i metruke oluşturmaktadır. Emval-i metrukenin CHP'ye nasıl transfer olduğu ve bu emval-i metrukenin nasıl kullanıldığı incelenecektir. 1950 sonrası Demokrat Parti iktidarında başlayan 1951 ve 1953 yıllarındaki aşama aşama gerçekleşen CHP'nin mülksüzleşme süreci TBMM görüşmelerinden ve ulusal basından hareketle anlatılmıştır.

Cumhuriyet Halk PartisiCumhuriyet tarihiEmval-i metruke+5
Etem Yunus Akbayır
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1927-1950 yılları arasında Türkiye/de radyo yayıncılığı

Üç bölümden ibaret bu çalışma, tek parti dönemini kapsaması dolayısıyla 1927-1950 yılları arası ile sınırlandırılmıştır. Birinci bölümde iletişim, kitle iletişim, propaganda, radyonun tarihçesi, dünyada radyo yayınları, radyo yönetim biçimleri, uluslararası radyo örgütleri ve kamu hizmeti yayıncılığı kavramı üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde Türkiye'de radyo yayıncılığının ilk yıllarını ifade eden "şirket dönemi" yayıncılık faaliyeti ele alınmıştır. Bu dönemde, Türk Telsiz Telefon Anonim Şirketi TTTAŞ'ın kuruluşu, ilk radyo yayınları, özel günlerde ve milli bayramlarda radyo yayıncılığı ile radyoda Türk Müziği yasağı örneklerle, tanıkların hatıralarıyla ve tarihsel verilerle işlenmiştir. Üçüncü bölümde devlet dönemi radyo yayıncılığı konu edilmiştir. Bu bölümde Ankara Radyoevi'nin açılışı, radyoda söz, müzik, haber ve eğlence yayınları, Atatürk'ün hastalığında ve ölümünde radyo yayıncılığı, savaş dönemi ve çok partili hayata geçişte radyo yayıncılığı, İstanbul Radyosu'nun yeniden yayına başlaması, kısa dalga yayıncılık ve eğitim radyoları, Türkiye'de alıcı sayıları ve nüfusa oranı ile verici güçleri ele alınmıştır. Çalışma sonuç bölümü ve metin içindeki konulara ilişkin eklerle sonuçlandırılmıştır. Bu çalışmada benzer çalışmalardan ayrı olarak 'radyo' gerçeği, bir "özne" olarak ele alınmış, herhangi bir olgu, olay ya da durum ile ilintilendirilmemiştir. Dolayısıyla radyo, kendi gelişim çizgisi içinde irdelenmiş, bu yapılırken içinde yaşadığı toplum ve koşullardan arındırılmamıştır. Bu araştırmanın amacı, 1927-1950 yılları arasındaki dönemin koşullarının radyo yayınları üzerinden yansımalarını tespit etmek, Türkiye'de radyo yayıncılığının geçirdiği evreleri, yerine getirdiği görevleri, işlevleri, üzerindeki tartışmaları ve Türkiye'nin gelişimindeki yerini ortaya koymaktır. Türkiye'de radyonun tarihi, Türk Milletinin modernleşme tarihinin bir özetidir fikri, bu çalışmanın ön kabullerinden biridir.

Cumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihiModernleşme+4
Ali Okur
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

The New York Times gazetesi'nde Türk kadını (1923-1938)

The New York Times Gazetesi'nde Türk Kadını (1923- 1938) isimli tezde; bahsi geçen yıllar arasında Türk kadınının geçirdiği değişimler ve bunun Amerikan basınında ki yankıları incelenmiştir. Tezin ilk bölümünde Osmanlı dönemindeki kadının durumu incelenmiştir. İkinci bölümde Erken Cumhuriyet Döneminde kadınların eğitimi, sosyal hayatı, çalışma hayatı ve giyim kuşamları ile birlikte yaptıkları aktiviteler incelenmiştir. Bu bağlamda The New York Times Gazetesi'nin bu olayları nasıl ele aldığı tartışılmıştır. Üçüncü bölümde ise Erken Cumhuriyet Döneminde Kadın Aktivitelerinden Sonuç bölümünde ise yukarıda bahsedilen haberler genel olarak değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler Atatürk, Basın, Amerika, Kadın, Türk, Cumhuriyet, Eğitim, Sosyal, Osmanlı

BasınCumhuriyet DönemiCumhuriyet tarihi+5
Nur Ceran
Hacettepe University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de anayasa hazırlama süreçleri (1923-1982)

Türk anayasa tarihinin yaklaşık iki asırlık bir geçmişi vardır. Bu sürecin ilk asrını Osmanlı dönemi anayasal gelişmeleri, ikinci asrını ise Cumhuriyet dönemi anayasal gelişmeleri oluşturmaktadır. Sened-i İttifak, Tanzimat ve Islahat Fermanları ve Kanun-ı Esasi ile özetlenebilecek Osmanlı dönemi anayasal metinlerinin hazırlık süreçleri, anayasal düşüncenin temelini oluşturan devlet iktidarını sınırlama gayesinden daha ziyade devletin çöküşüne engel olma güdüsü ve ferman ya da misak şeklinde hazırlanma yöntemleriyle öne çıkmaktadır. Cumhuriyet dönemi anayasaları ise Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş rejimini sağlayan 1921 Anayasası bir köprü sayılarak temelde 1924, 1961 ve 1982 Anayasalarından oluşmaktadır. Bizim çalışmamızın asıl konusunu da bu son üç Anayasa oluşturmaktadır. 1921 Anayasası olağanüstü koşulların yaşandığı bir savaş ortamında, asgari gereklilikler üzerinde mutabakat sağlanmak üzere TBMM Genel Kurulu'nun hararetli tartışmaları sonucunda hazırlanmıştır. 1924 Anayasası kamuoyunun dikkate değer bir katılımı olmaksızın asli kurucu iktidar sıfatını daimi olarak bünyesinde barındırdığına inanılan TBMM'nin Genel Kurul tartışmaları odağında bir hazırlık süreci geçirmiştir. 1961 Anayasası hem hazırlık süreci hem de esasları bakımından Türk anayasa tarihinin en demokratik anayasası niteliğini taşımaktadır. Zira toplumsal canlılık ve dinamizm eşliğinde, kamuoyunun yoğun siyasal katılımı sonucu hazırlanmıştır. Bu durumun başlıca nedeni, asli kurucu iktidarın anayasa yapımını bilimsel bir eylem olarak kabul edip bunun gereklerine göre hareket etme ilkesini benimsemesidir. 1982 Anayasası ise toplumu dışlayan, dinamizmden uzak, otoriter eğilimlerin baş gösterdiği bir süreç sonucunda hazırlanmıştır. Bu durum Anayasanın esaslarına da yansımış; 1961 Anayasasının getirdiği çoğulcu demokratik felsefe büyük ölçüde kısıtlanmıştır. Bu bağlamda Türkiye'de anayasa hazırlama süreçlerinin tarihsel bir birikiminin bulunduğu ve sürece eklenen her yeni gelişmenin de bu miras üzerinde inşa olunduğu söylenebilir. Buna rağmen hazırlık süreçlerindeki derin farklılıklar ise sürecin öznesi konumundaki asli kurucu iktidarların irade ve yöntemleri sonucu oluşmuştur.

AnayasaAnayasa değişiklikleriCumhuriyet Dönemi+4
Emre Gezer
Ege University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osman Kibar ve belediye başkanlığı dönemi

Osman Kibar, 25 Aralık 1909 tarihinde, günümüzde Yunanistan sınırları içinde olan Selanik şehrinde dünyaya gözlerini açtı. Ticaretle meşgul olan babasının adı Muhsin, annesinin adı Nebile idi. Kardeşlerinin adları ise, Nevin, Berin, Ali, Abdurrahim ve Kaya idi. Tüccar bir babanın oğlu olan Kibar ilk olarak İstanbul Fevziye Mektebini bitirdi, ardından Robert Kolej'de iktisat eğitimine başladı. Ancak babasının işlerinin kötü gitmesi üzerine okulu bırakarak İzmir'de ticaret hayatına atıldı. Zeytinyağı, sabun ve gliserin ticaret yapan Kibar, 1933 yılında Ulya Koyuncu ile hayatını birleştirdi. Bu evlilikten Seli ve Bige isminde iki evladı oldu. İzmir Ticaret Odası içindeki sanayicilerin müstakil bir oda kurma gayretlerinde hep ön planda bulundu. 1927 yılında kurulan gayri resmi şekilde kurulan "İzmir Sanayi Birliği", 1945 yılında resmi olarak "İzmir Sanayi Odası"na dönüştüğünde Kibar, odanın idare heyetinde görev aldı. 1 Aralık 1951 tarihinde kurulan Ege Bölgesi Sanayi Odası'nın başkanlık koltuğuna oturan Kibar, 27 Mayıs 1960 darbesine kadar yaklaşık on yıllık bir süre boyunca bu görevini devam ettirdi. Aynı zamanda Kibar, Türk demokrasi tarihinde de adından söz ettirmeyi başardı. Çok partili hayata geçişin belki de en önemli ve kilit kenti olan İzmir'de DP teşkilatının kuruluşunda ve parti faaliyetlerinde görev alan Kibar, 1960 darbesinin ardından siyasi kariyerine Adalet Partisi'nde devam etti. 1963 ile 1973 yılları arasında İzmir Belediye Başkanlığı görevini yürüten Kibar, İzmir sokaklarını karış karış asfaltlaması neticesinde kendisine verilen "Asfalt Osman" lakabını da gururla üzerinde taşıdı. Halkla olan samimi ilişkisi, gazetelere kendine bolca yer bulması ve Ankara'yla olan yakın münasebeti sayesinde adını bolca duyuran Kibar, İzmir'in uluslararası arenada itibarının artması adına, İzmir Fuar'ına özel ihtimam göstermiş, Akdeniz Oyunları'nın İzmir'de yapılması için çabalamış ve İzmir'de bir Akdeniz Festivali düzenlenmesine ön ayak olmuştu. Siyasi yaşamı boyunca sıkı bir hizipçi olarak bilindi. Hizip olmadan politika olmaz sözü dilinden düşmezdi. Belediye başkanlığı görevinin ardından kendini ben artık "Oduncu Osman" oldum diyerek nitelendiren Kibar, bir daha aktif siyasete dönmedi. Ömrünün son yıllarında Tercüman gazetesindeki "Kibarca" isimli köşesinde siyasi yazılar kaleme aldı. Kibar Fransızca, İngilizce ve Rumca biliyordu. Başkanlık döneminde gırtlak kanseriyle giriştiği mücadeleyi kazanan Kibar, 3 Mart 1986 yılında 77 yaşında İzmir'de vefat etti.

Belediye başkanlarıBelediye başkanlığıBelediyeler+4
Cantürk Genç
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Related subjects