
455
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Diyarbakır ili üzüm çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, 2017 ve 2018 yıllarında Diyarbakır ili üzüm çeşitlerinin fenolojik özellikleri ile verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla ilçelerde (Çermik, Çüngüş, Ergani, Dicle, Eğil, Hani, Hazro, Lice, Kulp, Silvan) yetiştirilen üzüm çeşitlerin yerleri belirlenerek üretici bağlarında bulunan çeşitler üzerinde yürütülmüştür. Diyarbakır ili ve İlçelerinde yetiştirilen üzüm çeşitlerinde tomurcukların sürmesi, tam çiçeklenme, tane tutumu, ben düşme ve hasat tarihleri ile ilgili yapılan fenolojik gözlem¬ler kaydedilmiştir. Çalışma esnasında üzüm çeşitlerinin verim özelliklerinden Salkım ağırlığı (g), omca verimi (kg), dekara verim (kg), incelenmiş. Üzüm çeşitlerinin kalite özelliklerinden ise salkım boyu (cm), salkım eni (cm), tane ağırlığı (g), tane boyu (mm), tane eni (mm), kuru madde %, pH, tartarik asit (g/l) incelenmiştir. Çalışma sonucunda, verim değerleri açısından ön plana çıkan üzüm çeşitleri Şarabi (7.200 kg/omca, 740.20 kg/da), Şire (7.150 kg/omca, 737.80 kg/da), Zülfiye dayan (7.100 kg/omca, 734.50 kg/da), Tahannebi (7.010 kg/omca, 733.60 kğ/da), Karaşire (6.950 kg/omca, 731.80 kg/da) çeşitleri olmuştur. Kalite açısından öne çıkan üzüm çeşitleri ise Erkenisi (SÇKM % 18.35, pH 4.45, tartarik asit 4.70 g/lt, tane ağırlığı 3.30 g), Öküzgözü (SÇKM % 20.95, pH 3.19, tartarik asit 6.00 g/lt, tane ağırlığı 3.12 g), Şarabi (SÇKM % 18.00, pH 4.18, tartarik asit 5.02 g/l, tane ağırlığı 2.25 g), Karik (SÇKM % 19.15, pH 4.09, tartarik asit 4.70 g/l, tane ağırlığı 1.71 g) olmuştur. Anahtar Kelimeler: bağcılık, üzüm, verim, kalite
Siirt ve Batman illeri üzüm çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, 2016-2017 yıllarında Siirt iline bağlı Tillo, Pervari, Eruh, Baykan, Şirvan, Kurtalan, merkez ilçe ve köylerinde ve Batman iline bağlı Gercüş, Sason, Kozluk, Hasankeyf, Beşiri, merkez ilçe ve köylerinde yaygın olarak yetiştirilen 28 yerel üzüm çeşidinin verim ve kalite özellikleri incelenmiştir. Bu çalışmada denemeye alınan üzüm çeşitlerinin verim ve kaliteye ilişkin özellikleri incelenmiş ve fenolojik evreleri gözlenmiştir. Deneme materyalleri kuru şartlarda yetişen yöre bağlardaki sağlıklı omcalar üzerinde yetişen üzüm örnekleridir. Çalışma 3 tekerrürlü olacak şekilde planlanmış olup yerel üzüm çeşitlerinin verim ve kalite özelliklerini belirlemek amacıyla omca verimi (kg/omca), dekara verim (kg/da), salkım ağırlıkları (g), tane eni (mm), tane boyu (mm), tane ağırlığı (g), % (SÇKM) kuru madde, pH ve titre edilebilir asit miktarları (g/l) incelenmiştir. İncelenen üzüm çeşitlerinde en düşük salkım ağırlığına sahip çeşit Drejik (118.57 g), Guşto (121.02 g), en fazla ise Tayfi (475.51 g) ve Tılımitir (528.58 g) üzüm çeşidi olmuştur. En düşük verimli çeşit Guşto (1.70 kg/omca-250 kg/da) olurken verim değeri bakımından yüksek olan çeşitler ise Tayfi (7.00 kg/omca-840 kg/da) ve Mazrumi (6.40 kg/omca-750 kg/da) üzüm çeşidi olmuştur. Suda çözünebilir kuru madde miktarı bakımından çok düşük, düşük, orta ve yüksek çeşitler tespit edilmiştir. İncelenen çeşitlerin pH'ı 2.60-5.50 arasında tespit edilmiş olup en düşük pH değeri Karo (2.66), Veledezine (2.95) en yüksek pH değeri ise Drejik (5.03) ve Zerrık (4.72) üzüm çeşidi olmuştur.
Şırnak ilinde yetişen yerel ve standart nar çeşitleri ile önemli nar genotiplerin pomolojik ve bazı kimyasal özelliklerin karakterizasyonu
Bu çalışmada, Şırnak İlinde Yetişen Yerel ve Standart Nar Çeşitleri ile Önemli Nar Genotiplerin Pomolojik ve Bazı Kimyasal Özelliklerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, 1 standart nar çeşidi (Hicaz) ve 4 mahalli nar çeşidi (Ali Ağa, Mala Haci, Pahizi ve Radişu) üzerinde çalışılmıştır. Araştırmada meyve ağırlıklarının 205.44-525.87 g; meyve boylarının 59.34-87.46 mm; meyve enlerinin 70.81-79.26 mm; meyve hacimlerinin 167.67-505.00 ml; meyve suyu miktarlarının 26.20-155.67 ml; meyve yoğunluklarının 1.01-1.28 g/ml; 100 dane ağırlıklarının 36.98-61.81 g; kaliks boylarının 16.34-18.54 mm ve kaliks enlerinin 14.90-19.79 mm; şekil indeksleri 0.84-0.91 arasında değişmiştir. Ayrıca SÇKM miktarları % 15.90-18.20; titre edilebilir asitlik % 52.80-123.75; pH 3.57-3.96 arasında değişmiştir. Bunun yanında çeşitlerin kabuk alt zemin rengi, üst zemin rengi, çekirdek sertliği, meyve tadı, dane rengi, üst odacık sayısı, alt odacık sayısı, odacıkların görünümü, daneleme kolaylığı ve meyve posa ağırlıkları belirlenmiştir.
Filoksera zararlısı ile farklı azot dozlarının asmanın morfolojik ve fizyolojik özellikleri üzerine etkilerinin belirlenmesi
Günümüzde üzüm yetiştiriciliğini sınırlandıran en önemli iki faktör Filoksera zararlısı ve asmalarda görülen azot eksikliğidir. Dünya'da şu ana kadar filoksera zararlısı ile mücadelede etkin olarak kullanılabilecek bir ilaç henüz bulunamamıştır. Bu nedenle modern bağcılık bu zararlıya dayanıklı Amerikan asma anaçları üzerine aşılı asmalar ile gerçekleştirilebilmektedir. Bu bağlarda en çok verim ve kalite kaybına neden olan element azot eksikliğidir. Bu çalışmada Filoksera zararlısı (Daktulosphaira vitifoliae Fitch) ile azot eksikliğinin Riesling üzüm çeşidi ile Teleki 5C asma anacına ait asmaların morfolojik ve fizyolojik özellikleri üzerine etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla bitkiler tam otomasyonlu cam sera ortamında 3 litrelik saksılar içerisinde yetiştirilerek denemeye alınmıştır. Asmalara 1) Phy (+) filoksera zararlısı ile bulaşık 2) Phy (-) filoksera zararlısı ile bulaşık değil 3) N (+) yeterli azot ve 4) N (-) yetersiz azot olmak üzere 4 farklı uygulama gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda uygulamaların asmaların incelenen morfolojik ve fizyolojik özellikleri üzerine etkisi istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. Teleki 5C anacı ve Riesling üzüm çeşidinde N (-) azot eksikliğinde ve Phy (+) filoksera zararlısı ile bulaşık bitkilerde bitki boyu, yaprak sayısı, bitki taze ve kuru ağırlık, SPAD, Handy Pea Fotosentetik parametreleri ile yaprakların N, C, P, K, Fe, Zn, Cu ve Mn konsantrasyonlarında kontrol grubuna göre daha düşük değerler saptanmıştır.
Diyarbakır ilinde yetiştirilen bazı üzüm çeşitlerinde farklı kurutma yöntemlerinin kuru üzüm kalitesine etkilerinin belirlenmesi
Üzüm gerek yaş gerekse kuru üzüm, şarap, üzüm suyu gibi farklı işlenmiş ürünler olarak sahip olduğu yüksek miktardaki enerji, mineral madde, vitamin, fenolik bileşik ve antosiyaninlerden dolayı insan sağlığı açısından çok faydalıdır. Bu çalışma ile Diyarbakır ilinde yetiştiriciliği yapılan Öküzgözü, Boğazkere, Mevji ve Abderi (Vitis vinifera L.) üzüm çeşitlerinde farklı kurutma yöntemlerinin kuru üzüm kalitesine olan etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kapsamında 1) Güneşte kurutma, 2) Gölgede kurutma, 3) Etüv'de farklı sıcaklıklarda kurutma (70 °C, 80 °C ve 105 °C) ile 4) Kontrol (yaş üzüm olarak) uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Güneşte ve Gölgede uygulamaları sırasında üzümler kurutulurken teliz ve bez olmak üzere iki farklı materyal üzerine üzümler serilerek kurutma işlemleri gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda kurutma süresine bağlı olarak tane ağırlığında meydana gelen değişimler değerlendirildiğinde tüm uygulamalar sonucunda kuruma süresince uzaklaştırılan su oranının %75 oranında gerçekleştiği saptanmıştır. Araştırmada, kurutma malzemelerinden çok kurutma yöntemi önemli olmuştur. Gerek güneşte ve gerek gölgede yapılan kurutmalarda kullanılan malzeme çeşidinde farklılıklar oluşmamıştır. Ancak, tüm üzüm çeşitleri için güneşte kurutma süresi üzüm çeşidine bağlı olarak değişmekle birlikte ortalama kuruma süresi 40-50 saat arasında değişirken, gölgede kurutma süresi yaklaşık 110 saat ile iki kattan fazla olmuştur. Bu nedenle, kurutma yapılırken, kullanılan malzemeden çok güneş veya gölge faktörü dikkate alınarak kurutmanın yapılması daha sağlıklı olacaktır. Araştırma sonuçlarına göre yaş üzüm ile kuru üzümlerin kimyasal bileşimleri karşılaştırıldığın enerji, toplam protein ve karbonhidrat miktarlarının kuru üzümlerde yaş üzümlere göre daha yüksek oranda olduğu saptanmıştır. Ancak yağ miktarı üzüm kurutulduğunda azaldığı tespit edilmiştir.
Bazı üzüm çeşitlerinin in vitro rejenerasyonuna ışık yoğunluğu ve eksplant tipinin etkisi
Bu çalışma Öküzgözü, Boğazkere ve Şire üzüm çeşitlerinde yürütülecek doku kültürü çalışmalarında kullanılabilecek en uygun eksplant tipi ile ışık yoğunluğunun belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Öküzgözü, Boğazkere ve Şire üzüm çeşitlerine ait çelikler budama zamanı üç gözlü olarak alınarak perlit ortamında köklendirilmiştir. Köklü bitkilerin sürgün ucu ve boğumları alınarak iki farklı eksplant başlangıç materyali olarak kullanılmıştır. Eksplantlar Murashige ve Skoog (MS) besin ortamında denemeye alınmış olup besi ortamı 30 gl-1 sukroz, 6 gl-1 agar ve 1 mgl-1 BAP ile desteklenmiştir. Dikim sonrası bitkiler 1112 lüx, 2200 lüx ve 2800 lüx ışık yoğunluklarına sahip büyüme odalarında denemeye alınmıştır. Deneme başlangıcından itibaren yedi hafta boyunca gözlem ve incelemeler yapılmıştır. Bu kapsamda her hafta kloroz şiddeti (1-5 skalası), boğum sayısı (adet), yaprak sayısı(adet), sürgün sayısı (adet) değerleri belirlenmiştir. Araştırma sonucunda bitkilerde incelenen tüm özellikler bakımından sürgün ucu eksplantında daha yüksek değerler saptanmıştır. Işık yoğunluklarına göre yaprak sayısı, boğum sayısı ve sürgün sayısında haftalara göre önemli farklılıklar saptanmıştır. En yüksek yaprak, boğum ve sürgün sayısı 2200 lüx ışık yoğunluğunda belirlenirken en düşük sayılar 1112 lüx ışık yoğunluğunda tespit edilmiştir.
Diyarbakır ekolojik şartlarında yetiştirilen bazı nektarin çeşitlerinin fenolojik ve pomolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışma, 2018 yılında Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Araştırma ve Uygulama Bahçesinde yürütülmüştür. Araştırmada GF 677 üzerine aşılı Armking, Big Top, Caldesi 2000, Fantasia, Sweet Lady ve Venüs nektarin çeşitleri ile yabani şeftali üzerine aşılı Big Bang nektarin çeşidinin Diyarbakır ekolojik koşullarında fenolojik ve pomolojik özellikleri incelenmiştir. En erken tam çiçeklenme 11 Mart'ta Big Top, Fantasia ve Venüs çeşitlerinde, en geç tam çiçeklenme 17 Mart'ta Caldesi 2000 çeşidinde gözlenmiştir. Tam çiçeklenme ile hasat arasındaki en kısa sürenin 84 gün ile Big Bang çeşidinde, en uzun sürenin ise 148 gün ile Venüs çeşidinde olduğu görülmüştür. En iri meyveler (162.43 g) Caldesi 2000 çeşidinde, en küçük meyveler (78.60 g) Big Bang çeşidinde tespit edilmiştir. Suda çözünebilir kuru madde miktarı en düşük çeşit %5.0 ile Caldesi 2000, en yüksek çeşit %12.0 ile Big Top olmuştur. Titre edilebilir asit değeri en düşük olan çeşit Big Bang (%0.40) en yüksek olan çeşit Sweet Lady (%1.33) olarak belirlenmiştir.
Siirt ili yöresel üzüm çeşitlerinin moleküler testlerinde pcr öncesi bazı parametrelerin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Siirt İli ve ilçelerinde yetişmekte olan yöresel üzüm çeşitleri belirlenmiştir. Bu çeşitlerden yaprak örnekleri alınmıştır. Bu bağlamda, araştırmada yer alan 21 üzüm çeşitinden alınan yaprak örneklerinin DNA Konsantrasyonları ve saflık miktarları belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlar incelendiğinde, yöresel çeşitlerin DNA konsantrasyonu en küçük değerinin 121.5385 (ng/μl) ile Cevzen çeşidinde ve en yüksek değerin ise 1006.9231 (ng/μl) ile Emiri çeşidinde tespit edilmiştir. Bu çalışmada yer alan çeşitlere ait saflık değerleri ise en küçük 0.8759 (A260/A280) ile Emiri çeşidinde ve en yüksek değerin ise 1.1765 (A260/A280) ile Kışmir çeşidinde belirlenmiştir. Sonuç olarak, elde edilen genetik materyallere ait numuneler koruma altına alınmıştır. Bu örnekler, gelecekte yapılacak konu ile ilgili araştırmalara önemli bir kaynak oluşturacaktır. Ayrıca, bu çeşitlerin, moleküler düzeyde analizlerinin yapılması, genetik haritalanması, tanımlanması ve benzerlik ilişkilernin belirlenmesi üzerinde araştırmalar yapılması düşünülmektedir.
Yabani asma (V. vinifera Ssp. Silvestris) ve bazı amerikan asma anaçlarında tuz stresi toleransının değerlendirilmesi
Bu çalışma Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Araştırma ve Uygulama serasında materyal olarak 5 adet yabani asma (V. vinifera ssp.silvestris) anacı (E2, M4, L8, S2 ve C3) ve 2 adet Amerikan asma (41B ve 1616C) anacının 2 gözlü çelikleri üzerinde yürütülmüştür. Bu anaçların gözleri patlayıp 2-3 yapraklı olduğunda, farklı dozlarda (0, 50, 100, 150 ve 200 mM NaCl) 8 hafta boyunca tuz uygulanmıştır. Elde edilen sonuçların ortalama değerleri incelendiğinde, bitki canlılık oranı % 86.66 (L8)-% 100 (1616C, 41B ve C3), sürgün uzunluğu 16.43 cm (M4)-23.20 cm (L8), sürgün yaş ağırlığı 2.56 g (S2)-7.14 g (1616C), sürgün kuru ağırlığı 0.55 g (S2)-1.12 g (1616C), boğum sayısı 3.50 adet (41B)-6.63 adet (1616C), yaprak saysı 4.06 adet (41B)-7.06 adet (1616C), toplam klorofil miktarı 20.05 (L8)-29.36 (C3), köklenme oranı % 93.33 (L8)-% 100 (1616C, C3, E2, M4 ve S2), kök yaş ağırlığı 1.03 g (L8)-3.88 g (41B), kök kuru ağırlığı 0.16 g (L8)-0.37 g (41B), kök uzunluğu 12.03 cm (1616C)-18.03 cm (E2), kök sayısı 8.53 adet (C3)-26.86 adet (1616C), kök zararlanma derecesi 0.5 (1616C)-1.5 (L8), kök tolerans oranı 0.23 (E2)- 0.56 (1616C), sürgün tolerans oranı 0.23 (E2)- 0.58 (1616C), sürgün tolerans indeksi 80.23 (E2)- 149.72 (1616C) ve kök tolerans indeksi 150.53 (1616C)-160.48 (41B) arasında tespit edilmiştir. Sonuç olarak uygulanan tuz dozlarının artışına bağlı olarak tüm yabani asma ve Amerikan asma anaçlarının fiziksel özelliklerinde düşüşler olduğu saptanmıştır.
Cevizde sıcak kallus ve sıcak katlama yöntemleri ile çoğaltım çalışmaları
ÖZET CEVİZDE SICAK KALLUS VE SICAK KATLAMA YÖNTEMLERİYLE ÇOĞALTIM ÇALIŞMALARI YÜKSEK LİSANS TEZİ Bahar SÜRÜCÜ DİCLE ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BAHÇE BİTKİLERİ ANABİLİM DALI 2019 Bu araştırma, 2018 yılı Mart-Aralık ayları arasında, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü araştırma ve uygulama alanında yürütülmüştür. Çalışmada "Chandler" çeşidine ait aşı kalemleri ve iki yaşlı ceviz çöğürleri kullanılmıştır. Ceviz çoğaltımında farklı kaynaştırma ortamları ve kalem aşısı yöntemlerinin aşı başarısı ve sürgün gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir. Aşı kaynaştırması için "sıcak kallus", "sıcak katlama" ve "ısıtmasız sera" ortamları; aşılama tekniği yönünden "dilcikli" ve "eklemeli" aşı yöntemleri denenmiştir. Aşı kaynaştırma aşamasında en yüksek aşı başarısı %97.8 ile sıcak kallus ortamındaki dilcikli aşı ve %95.8 ile sıcak katlama ortamındaki eklemeli aşı uygulamalarından elde edilmiştir. En yüksek sürgün verme oranı %93.8 ile sıcak katlama ortamındaki eklemeli aşı yönteminde sağlanırken, en düşük sürgün verme oranı %82.2 ile yine sıcak katlama ortamındaki dilcikli aşı yönteminde tespit edilmiştir. Gelişen bitki oranı bakımından en iyi sonuç %74.4 ile sıcak kallus ortamındaki dilcikli aşılı bitkilerden elde edilmiştir. Araştırmada, hem sıcak kallus ve hem de sıcak katlama yönteminin ceviz fidanı üretiminde kullanımının yararlı olacağı sonucuna varılmıştır. Bu yöntemlerin en hassas kısmının, kaynaştırma ortamından dış şartlara alıştırma aşaması olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Ceviz, sıcak kallus, sıcak katlama, dilcikli aşı, eklemeli aşı.
Diyarbakır' da yetiştirilen bazı yerli soğan (Alliumcepal.) genotiplerinin morfolojik karakterizasyonu
Bu çalışmada; Diyarbakır'da yetiştirilen yerli soğan genotiplerinin morfolojik özelliklerinin belirlenerek verim ve kalite parametreleri yönünden ekonomik anlamda yetiştiriciliği yapılabilecek genotiplerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkilerine ait Uygulama ve Araştırma alanında 2010-2011 yılında yürütülmüştür. Çalışmada materyal olarak Diyarbakır'ın ilçelerinden toplanan 25 adet yerel soğan genotipi kullanmıştır. Araştırmada incelenen 25 adet materyalin özellikleri UPOV kriterlerine göre belirlenmiştir. Çalışmada, fidede, bitkide, meyvede ve tohumda gözlem ve ölçümler alınmıştır. Bunların dışında alınan farklı gözlem ve ölçümler UPOV kriterlerine uyarlanmıştır. Yapılan gözlem ve ölçümler sonucunda genotipler arasında çoğu özellikler bakımından çok önemli farklılıklar görülmüştür. Genotipler içinde ıslah çalışmaları için ümitvari tiplerin olabileceği görülmüştür. Bu tiplerin bölgeye uygun çeşit adayı olarak ıslah materyali niteliğinde olabileceği düşünülmektedir. Bu mateyallerin değerledirilerek çeşit adayı olarak ıslah proğramlarına alınması bölge çiftçisine kendi ekolojisinde ismine doğru soğan çeşidi olarak kullanabilecektir. Çalışma sonucunda G12, G13, G14 ve G15 genotipleri bölgeye uygun soğan çeşit adayı olarak değerlendirilecek niteliktedir.
Diyarbakır koşullarında sarımsak yetiştiriciliğinde farklı dikim tarihlerinin hasat, verim ve kalite üzerine etkisi
Bu araştırma, Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü'ne ait Uygulama ve Araştırma alanında 2017 yılı sonbahar ve 2018 yılı ilkbahar vejetasyon döneminde Diyarbakır koşullarında sarımsak yetiştiriciliğinde farklı dikim tarihlerinin hasat, verim ve kalite üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Araştırmada, Taşköprü, Tunceli sarımsak çeşitleri ile Diyarbakır yerel genotipi olan Çermik sarımsağı kullanılmıştır. Denemede sonbahar ve ilkbahar olmak üzere iki farklı dönemde dikim yapılmıştır. Sonbahar döneminde 10 Kasım, 19 Kasım, 2 Aralık ve 10 Aralık tarihlerinde dikim yapılmıştır. İlkbahar döneminde ise 21 Şubat, 3 Mart, 10 Mart, 21 Mart, 1 Nisan ve 15 Nisan tarihlerinde dikim yapılmıştır. Denemede; yaprak sayısı, bitki boyu, yaprak boyu, baş boyu, baştaki diş sayısı, diş eni, baş ağırlığı ve verim incelenmiştir. Sonbahar dikiminde Diyarbakır yerel genotipi olan Çermik sarımsağının daha erken çıkış yaptığı, ilkbahar dönemi dikimlerinde ise çıkış hızının yavaş olduğu belirlenmiştir. En yüksek verim; sonbahar döneminde yapılan dikimlerinden elde edilmiştir. Taşköprü sarımsağı 1.68 kg ortalama parsel verimi ile en verimli çeşit olmuştur. Çalışma sonucunda, Diyarbakır koşullarında sarımsak yetiştiriciliğinde sonbahar döneminde dikim yapılmasının uygun olacağı sonucuna varılmıştır. 10 Kasım tarihinde yapılan dikim 219 gün sonra, 19 Kasım' da dikim yapılan parseller 210 gün, 2 Aralıkta dikim yapılan parseller 198 gün ve 10 Aralık'ta dikimi yapılan parseller 190 gün sonra hasat edilmişlerdir. Sonbahar döneminde yapılacak sarımsak üreticiliğinde ekonomik verimin sağlanması için en uygun çeşidin ise Taşköprü sarımsağı olacağı belirlenmiştir. Böylece Diyarbakır koşullarında ekonomik anlamda sarımsak yetiştiriciliğinin ve üretimin yaygınlaştırılmasının mümkün olduğu belirlenmiştir.
Diyarbakır koşullarında yetiştirilen bazı kayısı çeşitlerinin fenolojik, morfolojik ve pomolojik özelliklerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Diyarbakır ili Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü Araştırma ve Uygulama Bahçesindeki yetiştiriciliği yapılan zerdali üzerine aşılı olan bazı önemli kayısı çeşitlerinin fenolojik, morfolojik ve pomolojik özeliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu bağlamda, 5 çeşit kayısı üzerinde (Şam, Karacabey, Tokaloğlu, Şekerpare ve Hasanbey) yürütülmüştür. Araştırmada, meyve enlerinin dar kısmının 35.88-45.64 mm; meyve enlerinin geniş kısmının 38.11-48.28 mm; meyve boylarının 38.69-49.92 mm; meyve ağırlıklarının 34.71-56.40 g; meyve eti ağırlıklarının 31.46-53.52 g; çekirdek ağırlığının 1.06-3.58 g; meyve eti sertliğinin 394-593 rd aralığında değiştiği gözlemlenmiştir Ağacın taç yüksekliğinin 330-562 cm; taç genişliğinin 430-686 cm; taç hacminin 15.97-69.24 m3; gövde uzunluğunun 60-100 cm; gövde çapının 114.60 -168.70 mm; gövde çevresinin 360-530 mm; gövde kesit alanının 788.24-16897.86 mm2; ağacın taç alanının ise 14.52-36.96 cm2 aralığında değiştiği belirlenmiştir. Ayrıca SÇKM 'nin % 13.10-20.20; titre edilebilir asitliğin(TEA) % 0.09-0.992; pH miktarının 3.67-5.15 arasında değiştiği gözlemlenmiştir. Bununla birlikte incelenen çeşitlere ait meyve kabuğu zemin rengi, meyve kabuğu üst rengi, meyve eti rengi, meyvede tüylülük, yaprak boyu, yaprak sap uzunluğu, yaprak şekli, yaprak alanı, çekirdeğin meyveye bağlanma durumu, çekirdek tadı ve meyve eti ağırlığı/ çekirdek ağırlığı oranı belirlenmiştir
Maxma-14 kiraz anacının farklı besi ortamları ve ışık şiddetlerinde mikroçoğaltımı
Bu çalışmada Prunus avium L. x Prunus mahaleb L. melezi olan Maxma klonlarından Maxma-14 kiraz anacının sürgün uçlarını kullanarak in vitro çoğaltma metotlarının araştırılması ve geliştirilmesi amaçlanmıştır. Mikroçoğaltım çalışmalarında BAP'ın farklı konsantrasyonlarının (0.5, 1.0, 2.0 ve 4.0 mgl-1), BAP+GA3'in değişik kombinasyonlarının, kültür sırasında 4500, 6000 ve 7500 lux yoğunluklardaki ışık şiddetinin ve WPM, MS, QL, NRM besi ortamlarının sürgün çoğaltımına etkileri incelenmiştir. Sürgün çoğaltımında en yüksek sürgün sayısı 1.0 mgl-1 BAP konsantrasyonunda görülmüş, BAP ve GA3 kombinasyonlarında üç uygulama öne çıkmıştır. Farklı yoğunluklardaki ışık şiddeti arasında en yüksek sürgün sayısı ve sürgün uzunluğu 6000 lux ile elde edilmiştir. Besi ortamları ile yürütülen çalışmada MS ve WPM ortamlarında gelişen sürgünlerin daha canlı olduğu ve daha iyi geliştiği tespit edilmiştir. Çalışmanın köklendirme aşamasında, MS ve WPM besi ortamlarına ilave edilen oksin tiplerinin (NAA, IBA) sürgün köklenmesi üzerine etkileri araştırılmıştır. En yüksek köklenme oranı %81 ± 10.1 ve kök sayısı 9.31 ± 1.44 adet olarak 1.0 mgl-1 NAA + WPM ortamında elde edilirken, MS besi ortamlarında gelişen köklerin daha uzun ve kalın olduğu gözlenmiştir.
Organik ve konvansiyonel tarım teknikleri ile yetiştirilen üzüm ve bu üzümlerin işenmesi ile elde üzüm ürünlerinin resveratrol ve mineral madde içeriklerinin belirlenmesi
Bu çalışma ile organik ve konvansiyonel tarım teknikleri kullanılarak yetiştirilen Öküzgözü, Boğazkere ve Şire üzüm çeşitlerine ait yaş üzüm ve bu üzümlerin işlenmesi ile elde edilen üzüm suyu, pekmez, pestil, üzüm sucuğu ürünlerinin resveratrol ve mineral madde içeriklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Yaş üzüm ve bu üzümlerin işlenmesi ile elde edilen örneklerin resveratrol miktarları karşılaştırıldığında organik olarak yetiştirilen üzümlerde resveratrol miktarının konvansiyonel tekniler ile yetiştirilenlere göre daha yüksek değerlere sahip olduğu saptanmıştır. Bu değerler Boğazkere çeşidinde diğer çeşitlere göre daha yüksek bulunmuştur. Boğazkere üzüm çeşidine ait organik yaş üzüm örneklerinde ortalama resveratrol miktarı 1,64 µg/g olurken konvansiyonel yaş üzümde 1,15 µg/g değerine düşmüştür. Üzüm suyu örneklerinde ortalama protein miktarı %0,41, karbonhidrat miktarı %18,4, azot miktarı %0,42 olarak belirlenmiştir. Pekmez örneklerinde resveratrol miktarı en yüksek organik olarak yetiştirilen Boğazkere çeşidinde 0,00528 µg/ml olarak tespit edilmiştir. Pekmezde örneklerinde ortalama Mg miktarı 486,1 mg/kg, P miktarı 245,9 mg/kg ve Ca miktarı 143 mg/kg ile karbonhidrat miktarı 64,98 mg/kg olarak belirlenmiştir.
Gemlik zeytin çeşidinde meyveye yatma üzerine farklı sıklıkta dikim, budama ve bazı içsel bitkisel hormonların değişiminin etkilerinin araştırılması
Bu çalışmada, ülkemiz koşullarında geniş yetiştiricilik alanına sahip Gemlik zeytin çeşidinin Antalya koşullarında farklı dikim sıklıkları ve budama uygulamalarının bazı içsel bitkisel hormonların değişimi ve meyveye yatma üzerine etkileri araştırılmıştır. Araştırma 2008-2010 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi, Ziraat Fakültesi Aksu Araştırma ve Uygulama Arazisinde bulunan bir yaşındaki Gemlik zeytin çeşidinde iki yıl süreyle yürütülmüştür. Gemlik zeytini fidanları 5x5m, 4x3 m ve 4x1.5m dikim sılığında dikilmiş ve bunlara kontrol, goble ve dikey eksenli budama uygulamaları yapılmıştır. Bitkilerde ağaç boyu, gövde çapı, somaklanma başlangıcı, çiçeklenme başlangıcı, tam çiçeklenme, çiçeklenme sonu, meyve tutum oranı, yeşil olum tarihi, pembe olum tarihi ve siyah olum tarihleri belirlenmiştir. Zeytin ağaçlarından her ay iki yıl süreyle toprak seviyesinden 80 cm yukarıdan ve ağacın 360o etrafını çevirecek şekilde yıllık sürgünler alınmıştır. Alınan sürgünlerde sürgün boyu, sürgün çapı, sürgünlerdeki boğum arası mesafe ve sürgünlerdeki yaprak sayısı belirlenmiştir. Ayrıca, yaprak, boğum ve sürgün ucu örneklerinde içsel indol asetik asit (IAA), gibberellik asit (GA3), absisisik asit (ABA) ve zeatin (Z) seviyeleri saptanmıştır. Denemenin birinci yılında 5x5 mdikim sıklığında dikilen ağaçlara yapılan budama uygulamaları sonucu meyve oluşmazken, 4x3 m ve 4x1.5 m dikim sıklıklarındaki ağaçlara yapılan uygulamlarda meyve oluşmuştur. Denemenin ikinci yılında ise tüm dikim sıklığı ve budama uygulamalarında meyve tutumu görülmüştür. Denemenin birinci yılında ortalama meyve tutum oranı % 0.88 iken, bu oran ikinci yılda ortalama % 4.85'e yükselmiştir. Yaprak ve boğum örneklerindeki IAA, GA3, ABA ve Z seviyeleri denemenin ikinci yılında birinci yılına göre daha yüksek saptanmıştır. Ancak sürgün ucu örneklerinde birinci yıldaki seviye daha yüksek bulunmuştur. Buradan yaprak ve boğum örneklerinde yüksek seviyelerde bulunan IAA, GA3, ABA ve Z seviyelerinin sürgünlerde sürgün boyu, sürgün çapı, boğum arası mesafe ve sürgünlerdeki yaprak sayısını arttırdığını söyleyebiliriz. Yaprak ve boğum örneklerinde en yüksek IAA, GA3, ABA ve Z seviyeleri 4x3 m dikilen bitkilerden elde edilmiş ve bunun sonucu olarak en yüksek ağaç boyu, gövde çapı ve sürgün gelişimi, sürgün çapı, sürgünlerdeki boğum arası mesafe ve sürgünlerdeki yaprak sayısı bu bitkilerde ölçülmüştür. Sürgün ucu örneklerinde ise en yüksek IAA, GA3, ABA ve Z seviyeleri 4x1.5 m dikim sıklığında tespit edilmiştir. En yüksek IAA seviyesi yaprak örneklerinde kontrol budaması uygulanmış ağaçlarda, boğum ve sürgün ucu örneklerinde ise dikey eksen uygulanmış ağaçlardan elde edilmiştir. Yaprak, boğum ve sürgün ucu örneklerindeki en yüksek GA3 ve Z seviyeleri kontrol bitkilerinde saptanırken, en yüksek ABA seviyesi dikey eksenli budanmış ağaçlarda saptanmıştır. Yaprak, boğum ve sürgün ucu örneklerinde aylara göre saptanan ABA, IAA GA3 ve Z miktarlarının değişimi benzer sonuçlar göstermiştir. Örneklerin alındığı tüm aylar içerisinde en yüksek içsel hormon seviyeleri Mart ayında alınan örneklerde belirlenmiştir. Ayrıca benzer şekilde Ağustos ve Eylül aylarında da içsel hormon seviyeleri üst seviyelere ulaşmıştır. Zeytinlerde çiçek tomurcuğu oluşumunun başladığı Haziran-Temmuz aylarında GA3/ABAoranı tüm uygulamalarda oldukça değişim göstermiş ve bu oran ilk yıl 2.00-61.00 arasında değişirken, ikinci yıl ise seviye düşerek 2.00-22.00 arasında değişmiştir. İkinci yıl her dikim mesafesinde ağaçlardan daha fazla meyve elde edilmesi çiçek tomurcuğu ayırım döneminde organlarda tespit edilen GA3 seviyesinin azalmasıyla izah edilebilir. Deneme sonucu, Gemlik zeytin çeşidinde en iyi gelişim ve meyve tutum performansının 4x3 m dikilen ve goble şeklinde budanan ağaçlardan elde edilmesi nedeniyle Antalya koşullarında Gemlik zeytin çeşidi için 4x3 m dikim sıklığı ve goble budama tavsiye edilmiştir.
Farklı besi ortamı kombinasyonlarının bazı hıyar (Cucumis sativus L.) genotiplerinde gynogenesis yolu ile embriyo ve haploid bitki oluşumu üzerine etkisi
Bu çalışmada farklı besi ortamı kombinasyonlarının bazı hıyar (Cucumis sativus L.) genotiplerinde gynogenesis (ovaryum kültürü) yolu ile embriyo ve haploid bitki oluşumu üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırma Kuzey Agripark Bitki, Araştırma ve Biyolojik Mücadele San. ve Tic. Ltd. Şti. istasyonunda, 2014-2015 yıllarında gerçekleşmiştir. Araştırmada üç farklı besi ortamı kombinasyonu, embriyo teşvik ve rejenerasyon aşamalarında sabit oranda bitki büyüme düzenleyicilerle modifiye edilmiştir. Besi ortamının, genotipin ve bitki yaşının etkisi haftalık olarak incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre besi ortamının önemi açıkça görülmüş, en etkili embriyo teşvik ortamının MS+ 1:10; 2,4-D:Kinetin (MSB) olduğu, en etkili rejenerasyon ortamının ise MS+ 1:4; NAA:BAP (MSR) olduğu sonucuna varılmıştır. Tüm genotipler, MSB ortamında embriyo oluşturmuş ve MSR ortamında bitki rejenerasyonu gerçekleştirmiştir. Toplamda 273 embriyo elde edilmiş olup, 137 adet de bitki rejenerasyonu gerçekleşmiştir. Toplam uygulanan ovaryum sayısına göre % 84,26 embriyo dönüşüm oranı ve % 42,28 bitki rejenerasyon oranı elde edilmiştir. Araştırmada genotip etkisi açık bir şekilde görülmüş olup, embriyo ve bitki eldesinde en başarılı genotip 583 nolu genotip olarak teşpit edilmiştir. 584 nolu genotip ikinci sırayı alırken, 550 nolu genotipte oldukça sınırlı sonuçlar ortaya çıkmıştır. Bitki yaşının giderek artmasına bağlı olarak elde edilen embriyo ve bitki oranlarında da ciddi düşüşler yaşanmıştır. Yaklaşık olarak 2 aylık olan yetiştirilme dönemi olan donör genotiplerde, başlangıçta % 213,58 olan embriyo oluşum oranı, son kurulan denemelerde % 19,75'lere düşmüştür. Bitki rejenerasyon oranı ise, % 132,10'dan % 4,94 seviyelerine düşerek, genotipin yaşının önemini net bir şekilde ortaya koymuştur. Çalışmada oluşan 137 bitkinin 114 tanesinde ploidy seviyesi belirlenmiş olup, bunların 87 tanesinin haploid, 9 tanesinin diploid ve 18 tanesinin miksoploid olduğu görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Cucumis sativus L., Gynogenesis, Hıyar, Haploid
Sert çekirdekli bazı meyve türlerinin erkencilik sağlamak amacıyla saksıda yetiştiriciliği
Bu çalışmada, sert çekirdekli bazı meyve türlerinden kayısı (Aurora, Ninfa, Roxana), şeftali (Early Maycrest, Francois, Maycrest), nektarin (Big Top, Caldesi 2000, Silver of Rome), erik (Black Beauty, Black Star, Papaz) ve kiraz (0900 Ziraat, Early Burlat, Regina) çeşitlerinde erkencilik sağlamak amacıyla örtüaltında saksı içinde yetiştiricilik amaçlanmıştır. Araştırma 2010-2013 yılları arasında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Arazisi ve Akdeniz Üniversitesi Tohumculuk Araştırma ve Geliştirme Merkezinde bulunan plastik serada yürütülmüştür. Sera içerisine ve dışarıya sıcaklık ve oransal nemi kaydeden mini meteoroloji istasyonu yerleştirilmiştir. Bitkiler içerisinde %60 torf:%40 çiftlik gübresi karışımı bulunan 30 litrelik saksılarda yetiştirilmiştir. Dikimin ikinci yılından itibaren soğuklama ihtiyacını karşılamak amacıyla bitkilere %2.5 Dormex, 200 ppm GA3 ve 5oC'de soğukta bekletme uygulamaları yapılmıştır. Bitkiler seraya alınmadan önce dış ortamda bekletilmiş, uygulamalar yapıldıktan 30 gün sonra plastik seralara taşınmışlar ve meyve hasatları yapılıncaya kadar plastik serada bekletilmişlerdir. Meyve hasadından sonra dış ortama tekrar taşınmışlardır. Deneme süresince bitkilerde bazı fenolojik (uyanma başlangıcı, çiçeklenme tarihleri, meyve tutumu, hasat ve yaprak döküm zamanları) ve pomolojik özellikler (meyve eni, meyve boyu, meyve ağırlığı, çekirdek ağırlığı, meyve kabuk rengi, meyve eti sertliği, suda çözünebilir kuru madde miktarı ve titre edilebilir asit miktarı) incelenmiştir. Kayısı çeşitleri içerisinde erken uyanma, ilk çiçeklenme ve ilk hasat %2.5'luk Dormex uygulaması yapılmış Ninfa çeşidinden elde edilmiştir. Meyve tutum oranı, bitki başına verim ve verim açısından ise en iyi sonuçlar 5ºC'de 30 gün bekletilen Ninfa çeşidinde olmuştur. En erken yaprak dökümü %2.5'luk Dormex uygulanan Roxana çeşidinde saptanmıştır. En fazla meyve ağırlığı, meyve eni, meyve boyu Roxana çeşidinde 5ºC'de 30 gün bekletme uygulamasında belirlenmiştir. Çekirdek ağırlığı Roxana çeşidinin kontrol uygulamasında daha yüksek tartılmıştır. En iyi meyve eti/çekirdek ağırlığı oranı ve suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM) Roxana çeşidinin 200 ppm GA3 uygulamasında; meyve kabuki rengi L, C ve H değerleri Ninfa çeşidinin 5ºC'de 30 gün bekletme uygulamasında; meyve eti sertliğinde Ninfa çeşidinin kontrol uygulamasında ve titre edilebilir asit miktarı (TEA) ise Aurora çeşidinin 5ºC'de 30 gün bekletme uygulamasından elde edilmiştir. Çeşitler içerisinde Ninfa'nın her yıl düzenli çiçek açıp meyve tutması bu çeşidin Antalya koşullarında soğuklama sorunu göstermeden yetiştirilebileceğini ortaya çıkarmıştır. Aurora ve Roxana çeşitlerinde çiçek açmasına rağmen meyve tutumunda sorunlar olması soğuklama veya döllenmeden kaynaklanan sorunlar olabileceğini göstermiştir. Şeftali çeşitleri içerisinde en erken uyanma ve ilk çiçeklenme %2.5'luk Dormex uygulanmış Francois çeşidinde kaydedilmiş, en iyi meyve tutumu %2.5'luk Dormex uygulanmış bitkilerde olmuş ve bitki başına en iyi verim 5ºC'de 30 gün bekletilen Francois çeşidinde saptanmıştır. En fazla meyve ağırlığı 5ºC'de 30 gün bekletilen Francois çeşidinde, meyve eni %2.5 Dormex uygulanmış Maycrest çeşidinde, meyve boyu ve meyve eti/çekirdek ağırlığı oranı %2.5 Dormex uygulanmış Francois çeşidinde bulunmuştur. Çekirdek ağırlığı, meyve eti sertliği ve TEA bakımından en yüksek sonuç Maycrest çeşidi 5ºC'de 30 gün bekletme uygulamasında, meyve kabuk rengi L ve H değerleri 200 ppm GA3 uygulanmış Early Maycrest çeşidi, meyve kabuk rengi C değeri Maycrest çeşidinde kontrol uygulamasında ve SÇKM ise %2.5 Dormex uygulanmış Early Maycrest çeşidinde saptanmıştır. Şeftali çeşitlerinin her yıl düzenli olarak meyve vermesi çeşitlerde soğuklama ihtiyacı bakımından sorun olmadığını göstermektedir. Nektarin çeşitleri içerisinde erken uyanma, ilk çiçeklenme ve erken hasat %2.5'luk Dormex uygulanmış Silver of Rome çeşidinde belirlenmiştir. Meyve tutum oranı, bitki başına verim bakımından ise %2.5'luk Dormex uygulaması yapılmış Caldesi 2000 çeşidinden elde edilmiştir. Nektarin çeşitlerinden %2.5'luk Dormex uygulanmış Silver of Rome çeşidi meyve ağırlığı, meyve eni, çekirdek ağırlığı, meyve kabuk rengi L değeri ve suda çözünebilir kuru madde miktarı bakımında en yüksek sonucu vermiştir. Meyve boyu bakımından en iyi sonuç Silver of Rome çeşidinde 5ºC'de 30 gün bekletme uygulamasında belirlenirken, meyve eti/çekirdek ağırlığı oranı %2.5'luk Dormex uygulanmış Caldesi 2000 çeşidi en iyi sonuç vermiştir. En fazla meyve kabuk rengi C ve H değerleri Big Top çeşidinde saptanmıştır. Meyve eti sertliği bakımından en iyi sonuç Big Top çeşidinin 200 ppm GA3 uygulamasında kaydedilirken, TEA bakımından Caldesi 2000 çeşidi %2.5'luk Dormex ve 5ºC'de 30 gün bekletme uygulaması en iyi sonucu vermiştir. Nektarin çeşitlerinde soğuklama ihtiyacını karşılama bakımından sorun görülmemiş ancak Silver of Rome çeşidinde GA3 uygulamasından düzenli meyve elde edilememesi bu çeşidin yetiştiriciliğini kısıtlayan bir faktör olabilir. Erik çeşitleri içerisinde en erken uyanma %2.5'luk Dormex uygulanmış Black Beauty ve Papaz çeşitlerinde gerçekleşmiştir. 200 ppm GA3 uygulanmış Black Beauty çeşidinde en fazla meyve tutumu, en yüksek bitki başına verim Black Star çeşidinde saptanmıştır. Erik çeşitleri içerisinde meyve ağırlığı, meyve eni, meyve boyu, meyve eti/çekirdek ağırlığı oranı ve TEA bakımından en iyi sonuç Black Star çeşidi kontrol uygulamasında belirlenirken, çekirdek ağırlığı bakımından ise Black Beauty çeşidinin kontrol uygulaması en yüksek sonucu vermiştir. En iyi meyve kabuk rengi L, C ve H değerleri ve en fazla meyve eti sertliği 5ºC'de 30 gün bekletilmiş Papaz çeşidinde saptanmıştır. En yüksek SÇKM Black Star çeşidinin %2.5'luk Dormex uygulamasında kaydedilmiştir. Papaz çeşidinde kontrol bitkilerinde çiçek açmasına rağmen meyve tutumunun olmaması, bu çeşidin soğuklama sorunu gösterebileceği fikrini ortaya çıkarmıştır. Black Beauty ve Black Star çeşitleri her yıl düzenli meyve vermişlerdir. Kiraz çeşitlerinden 5ºC'de 30 gün bekletilen Regina çeşidi meyve tutum oranı, bitki başına verim bakımından diğer çeşit ve uygulamalara göre daha iyi sonuçlar vermiştir. Meyve ağırlığında en iyi sonuç 0900 Ziraat çeşidinde %2.5'luk Dormex uygulamasında saptanmıştır. Meyve eni, meyve boyu, çekirdek ağırlığı, meyve eti/çekirdek ağırlığı oranı ve L değeri bakımından en iyi sonuç 0900 Ziraat çeşidinde ve %2.5'luk Dormex uygulamasında kaydedilmiştir. Sap uzunluğu, meyve eti sertliği ve SÇKM Regina çeşidinde daha yüksek belirlenmiştir. TEA bakımından en fazla 0900 Ziraat çeşidinde ve 5ºC'de 30 gün bekletme uygulamasında kaydedilmiştir. Araştırma sonuçları, kirazın Antalya koşullarında örtüaltında saksı içerisinde yetiştiriciliğinin uygun olmayacağını göstermiştir. Ayrıca, kayısılarda ve eriklerde çeşit seçiminin önemli olduğunu ortaya çıkarmıştır. Çünkü soğuklama ihtiyaçlarını tam karşılayamamaları nedeniyle kayısılarda Aurora ile Roxana ve eriklerde Papaz çeşidinin özellikle kontrol uygulamaları düzenli meyve vermemişlerdir. Erik, kayısı, nektarin ve şeftali'de dış ortama göre 7-10 gün erkencilik sağlanabilmektedir. Ancak Mut-Mersin yöresinde açıkta aynı ürünlerin daha erken hasat edilmesi Antalya koşullarında örtüaltında saksı içerisinde bazı sert çekirdekli meyve türlerinin yetiştiriciliğini kısıtlayan önemli sorun olarak ortaya çıkmaktadır.
UV-B ışın uygulamalarının brokkolinin bitki gelişimi, antioksidan bileşikler ve hasat sonrası kalitesi üzerine etkileri
Son yıllarda hava ve çevre kirliliğindeki artışlar ozon tabakasında incelmelere neden olmaktadır. Ozon tabakasındaki incelmeler nedeniyle, dünyamıza ulaşan değişik gazların ve zararlı ışınların miktarlarında önemli artışlar meydana gelebilmektedir. Bunun doğal sonucu olarak dünyamıza ulaşan zararlı ışınlar nedeniyle yeryüzünde yaşayan bitkiler dahil tüm canlılar direkt veya dolaylı olarak olumsuz şekilde etkilenmektedir. Bu ışınlar arasında yer alan UV-B ışınları, en basit tek hücreli bitkilerden, kültür bitkilerine ve insanlara kadar bütün canlılar üzerinde zararlı etkiler meydana getirebilmektedir. Diğer tüm canlılarda olduğu gibi bahçe bitkilerinin de tamamı yüksek dozlardaki UV-B ışınlarına karşı oldukça duyarlıdır. Yapılan çalışmalar, dünyadaki besin üretiminin, dünyaya ulaşan UV-B ışınlarındaki her %1′lik artışla birlikte %1 oranında azalabileceğini göstermektedir. Dünyada ve ülkemizde özellikle son yıllarda brokkoli sebzesine olan yoğun talep daha çok bu ürünün içermiş olduğu yüksek antioksidan özelliği sayesindedir. Bu nedenle, bu üründe yetiştiricilik ve hasat sonrası aşamalarda besin içeriği ve antioksidan aktivitesinin korunması son derece önemlidir. Yüksek glukosinolat, C vitamini, beta-karoten ve antioksidan aktivitesi sayesinde brokkoli talebinin hem ülkemizde hem de yurt dışında önümüzdeki yıllarda daha da fazla artması beklenmektedir. Bu durumda, üreticilerin pazara sundukları brokkolinin ürün kalitesi ve besin içeriği tüketim açısından daha fazla önem kazanacaktır. Bu çalışmada, yetiştiricilik sırasında üç farklı dozda UV-B ışın uygulamasının brokkoli bitkisinin bitki gelişimi, verim, besin içeriği, antioksidan aktivitesi ve hasat sonrası depolama kapasitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla, topraksız ortamda yetiştirilen brokkolilere 2.2, 8.8 ve 16.4 kJ/m2/gün olmak üzere üç farklı dozda UV-B ışın uygulanmıştır. Yetiştiricilik sırasında artan dozlarda UV-B ışın uygulamaları, brokkolilerde verim, bitki boyu, klorofil ve taç çapında azalmalara sebep olurken, gövde çapı ve yaprak kalınlığının artışına neden olmuştur. Diğer yandan, yetiştiricilik sırasında UV-B ışın uygulama dozu arttıkça brokkolilerin görünüş ve taç rengi doz artışından olumsuz şekilde etkilenmiştir. Ayrıca doz artışı, bitki besin elementlerinden kükürt ve sodyum miktarının artmasına, buna karşılık fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, mangan, demir, bakır ve çinko miktarlarının azalmasına yol açmıştır. Hasat sonrasında ise artan dozlarda UV-B ışın uygulamaları, brokkolilerde kontrole göre daha düşük ağırlık kaybı, titre dilebilir asit, h° değeri, SÇKM ve kuru madde miktarıyla sonuçlanmıştır. Benzer şekilde, yüksek dozlarda UV-B ışın uygulamaları, antioksidan aktivite, karotenoid, klorofil a ve b miktarlarını azaltmış, buna karşılık fenolik madde, L-askorbik asit, sinigrin ve glukotropaeolin miktarını ise artırmıştır.
Marullarda fide döneminde yapılan uv-b ışın uygulamalarının bitki gelişimi, ürün verimi ve kalitesi üzerine etkileri
Çalışmanın amacı, marullarda fide döneminde uygulanan UV-B ışınlarının hem fide hem de ürün döneminde bitki gelişimi, verimlilik ve kalite üzerine olan etkilerinin araştırılmasıdır. Kıvırcık marul (L sativa var.crispa cv. Caipira) ve Baş marul (L.sativa var.capitata cv. Fortunas) fideleri UV-B ışınlarının kontrol, 4.8 ve 9.6 kJ/m2/gün doz uygulamasına 12 gün süreyle tabi tutulmuştur. Fide gelişim dönemini tamamlayan bitkiler topraksız tarım ortamında torf + perlit karışımından oluşan katı ortam kültüründe yetiştirilmiştir. Fide ve ürün döneminde gelişmesini sürdüren bitkilerde; bitki boyu, yaprak sayısı, yaprak eni, kök boğazı çapı, kök uzunluğu, kuru madde miktarı, makro-mikro element tayini, yaprakta toplam klorofil miktarı ve renk değerlerine bakılmıştır. Ayrıca hasat edilen marullarda baş ağırlığı ve verim parametrelerine ilişkin ölçümler yapılmıştır. Fide döneminde yapılan farklı dozlardaki UV-B ışın uygulaması sonucu marul fidelerinde bitki boyu, kök uzunluğu ve klorofil miktarında azalmalar tespit edilmiştir. Ayrıca artan UV-B dozları Caipira çeşidinde bitki besin elementlerinden; Ca, K, Zn ve Fe içeriklerini arttırırken, Cu ve P içeriklerini azaltmış buna karşın Fortunas çeşidinde ise Fe, K, Ca içeriklerini azaltmıştır. Ürün döneminde yapılan ölçümlerde ise Fortunas çeşidinde klorofil miktarının, Caipira çeşidinde ise baş ağırlık değerinin azaldığı, her iki çeşitte ise verim ve pazarlanabilir verim değerinin kontrol grubuna göre azalmasına rağmen istatistiksel olarak önemli bulunmadığı tespit edilmiştir. Buna ek olarak Caipira çeşidinde mineral maddelerden Ca, K, Mg içerikleri artarken, Zn ve Cu içeriklerinin azaldığı, Fortunas çeşidinde ise Ca, K, Zn, Cu, Fe ve Mn içeriklerinin arttığı görülmüştür.
Effect of different nutrient media and irradiation doses on haploid embriyo and plant formation in Galia and Kırkağaç melon (Cucumis melo L.) genotypes
Use of haploid plants in shortening the breeding period and obtaining 100% homozygote plants in short time are important tools in plant breeding. In this research, the effects of combinations of three different media and three different pollen irradiation doses on embryo and haploid plant obtention in Galia and Kırkağaç melon types were investigated. In the study K-7, K-12 and K-13 genetypes from Galia type; K-17 genetype from Kırkagac type of Kuzey Agripark Company were used and this research was carried out Kuzey Agripark Company Greenhouses in 2015-2016 years. Comparasion of the melon types in terms of the average seed number, Galia types gave better results than the Kırkağaç type. Besides, 350 Gy pollen irradiation doses decreased the number of seeds obtained. The best irradiation dose was found as 300 Gy in terms of average seeds number for both melon types. Likewise 300 Gy dose gave better results on embryo and plant growing from embryo. According to the results, obtaining haploid embryo and conversion of embryo to plant depend on irradiation dose and medium. The highest percentage of embryos and plant were found in Galia type melon irradiated with 300 Gy. Therefore, the use of 300 Gy irradiation dose and MS nutrient media for obtaining haploid plant is recommended for further studies.
Net örtü sistemi altında muz yetiştirme olanakları
Muz, ülkemizde tropik meyveler içerisinde ticari anlamda yetiştiriciliği yapılan en önemli türlerin başında gelmektedir. Tropik koşullarda açıkta yetiştirilen muz, ülkemiz gibi subtropik koşullarda açık ve örtüaltında yetiştirilmektedir. Ülkemizde sadece Akdeniz bölgesinin bazı mikroklima özelliği gösteren yörelerinde yetiştirilme şansı olan muzda, yetiştiricilik alanları son sınırına erişmiş bulunmaktadır. Bu nedenle, muzda üretimimizin artması, ancak bilinçli yetiştiricilik ve örtüaltı yetiştiriciliğinin artması ile mümkün olabilir. Son yıllarda ülkemizde örtüaltı yetiştiricilik alanlarında önemli artışlar olmuş ve bu alanlar son sınıra yaklaşmış bulunmaktadır. Bu nedenle, engebeli arazilerde örtüaltına alternatif sistemlerin geliştirilmesi gerekmektedir. Muz yetiştiricliğinde, ülkemizde örtü sistemi olarak plastik kullanılmaktadır. Plastik kullanımı yağmur sularından yararlanma açısından bir dezavantaj oluşturmaktadır. Bu nedenlerle planlanan bu projede, arazi yapısından dolayı sera kurulumuna uygun olmayan engebeli arazilerde, yağmur sularından yararlanmaya olanak sağlayan net örtü sistemi altında muz yetiştirme olanaklarının açıkta yetiştiriclik ile kıyaslanması amaçlanmıştır. Araştırma, 2015-2016 yılları arasında Antalya'nın Gazipaşa ilçesinin Yakacık mevkiinde yürütülmüştür. Araştırmada materyal olarak Dwarf Cavendish çeşidi kullanılmıştır. Konstrüksiyonunda galvenizli demir ve örtü sistemi olarak ise monofilament beyaz dokuma tülü kullanılmıştır. Projede iklimsel ve bazı verim parametreleri yanında, bitkilerde morfolojik özellikler (gövde çevresi, gövde yüksekliği, yaprak sayısı, hevenk sapı çevresi), verim, derimden önce ve derimden sonra meyvelerde pomolojik özellikler açık ve net örtü sistemi göz önüne alınarak kıyaslanmıştır. Araştırma bulguları, net örtü sistemi altında tüm aylar göz önüne alındığında sıcaklık değerlerinin daha yüksek ve oransal nem değerlerinin ise daha düşük bir seyir izlediğini göstermiştir. Hava neminin aksine, vejetasyon periyodunun sonunda kaydedilen toprak nemi net altında daha yüksek belirlenmiştir. Yapraklarda saptanan klorofil içeriği net altında daha yüksek, buna karşın fotometrik, kuantum ve piyranometrik cinsinden ölçülen ışık değerleri ise net altında daha düşük saptanmıştır. Yapraklarda rüzgardan zararlanma, net altında minimum düzeyde gözlenmiştir. İncelenen morfolojik özelliklerin önemli bir kısmı net altında daha iyi sonuçlar vermiştir. Verimi doğrudan etkileyen tarak sayısı ve hevenk ağırlığı net altında açığa göre daha yüksek kaydedilmiştir. Meyve fiziksel özelliklerinden parmak ağırlığı, parmak çevresi ve parmak uzunluğu değerleri net altında daha yüksek belirlenmiştir. Araştırma sonucunda, açıkta yetiştiricilikte dekara verim 4.02 ton ve net altında ise 4.49 ton olarak kaydedilmiştir.
Durgun su kültüründe yetiştirilen marulda ozon uygulamasının solüsyonun besin kompozisyonu ile bitkinin verim ve kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışma durgun su kültüründe hava motoruyla veya ozon jeneratörüyle besin solüsyonuna oksijen kazandırmanın, besin solüsyonu bileşimine ve marulun verim ve kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bohemia marul çeşidi durgun su kültüründe, 200x50x20 cm ölçülerinde 12 adet plastik tankta yetiştirilmiştir. GN 202c model ozon jeneratörü ve hava motorunun (kontrol) kullanıldığı bu çalışma tesadüf blokları deneme deseninde 6 tekerrürlü ve her tekerrürde 36 bitki bulunacak şekilde düzenlenmiştir. Çalışmada ozon uygulamasının besin solüsyonun bileşimine etkisini belirlemek için, ozon jeneratörü ve hava motoru uygulamalarının her tekerrüründen ayrı ayrı alınan besin çözelti örnekleri analiz ettirilmiştir. Çalışmada ayrıca uygulamaların verim ve kalite üzerine etkileri ve yaprağın element içerikleri de belirlenmiştir. İstatistik analizler, SPSS paket programında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ozon jeneratörü ve hava motoru kullanmanın besin solüsyonun bileşiminde farklılıklar oluşturduğu saptanmıştır. K, P, Ca, Mg, Fe, Mn, Zn elementlerinin hava motoru uygulanan solüsyonda ozon jeneratörü kullanılan solüsyondakinden daha yüksek değerlere sahip olduğu saptanmıştır. B, S ve Mo ise ozon uygulanan solüsyonda hava motoru uygulanan solüsyondakinden daha yüksek bulunmuştur. Ancak bitkilerin yetiştirildiği besin solüsyonun element bileşiminde fark olmasına karşın, yaprak analizi sonuçlarında yaprağın besin elementi içeriği bakımından uygulamalar arasında istatistiki önemde bir fark bulunmamıştır. Yaprak analizi sonucunda yaprakta fosfor, mangan, çinko, demir elementlerinin yeterli seviyede olduğu ancak toplam azot, potasyum, kalsiyum, magnezyum, çinko, bakır ve bor elementlerinin az, nitrat azotunun ise fazla olduğu saptanmıştır. Uygulamaların bitki uzunluğu, gövde uzunluğu, bitki kök ağırlığı, gövde uzunluğu/ bitki boyu değeri, toplam yaprak sayısı, pazarlanabilir yaprak sayısı, yaprak alanı, parsele verim, klorofil miktarı, L, a, b ve hue değeri üzerine etkisi istatistiki önemde (α=0,05) bir farklılık yaratmadığı saptanmıştır. Ozon jeneratörü ve hava motoru uygulamalarının kök uzunluğu, gövde çapı, gövde ağırlığı, yaprak eni, yaprak boyu, yaprak ağırlığı, yaprak kuru ağırlığı ve kroma değeri üzerine etkisi ise istatistiki önemde (α=0,05) bulunmuştur.
Kırgızistan'ın Calal Abad Bölgesi Kara-Alma Ceviz Ormanında ümitvar ceviz tiplerin belirlenmesi
Bu çalışma, 2015–2016 yılları arasında Kırgızistan Calal Abad bölgesinde yer alan doğal ceviz ormanlarının Kara–Alma ormanlık alanında gerçekleştirilmiş olup tohumdan yetişen ceviz populasyonları içerisinden, üstün meyve özellikleri gösteren ümitvar tiplerin belirlenmesi amacı ile yürütülmüştür. Ilk seleksiyon aşamasında hastalıklardan ari ve normalden daha fazla meyvesi olduğu gözlemlenen 120 adet tipten 2015 yılında meyve örnekleri alınmıştır. 1600-1900 m rakımlar arasında yürütülen seleksiyon çalışmasında tartılı derecelendirme sonucu 70 ve üzeri puan alan 19 tip ümitvar olarak belirlenmiştir. Belirlenmiş olan tiplerde meyve ağırlıklarının 7.82-11.31 g, iç ağırlıklarının 3.83-5.40 g, iç oranlarının % 39.47-54.98, kabuk kalınlığının 1.08-1.85 mm, yan dallarda meyve tutma oranının % 0-60 olduğu belirlenmiştir. Selekte edilen tiplerin 9‟unun dikogami, 10'unun homogami karakterde çiçeklendiği; dikogami görülen tiplerin 6‟sı protogeny, 3‟ü protandry karakterde çiçeklenme göstermiştir.
Selekte edilmiş bazı fasulye (Phaseolus vulgaris L.) hat ve çeşitlerinin morfolojik ve moleküler karekterizasyonu
Bu çalışmada, Karadeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından Çarşamba ovasında bulunan Terme, Tekkeköy ve Çarşamba ilçeleri ile Ladik ilçesi ve Samsun merkezden toplanan toplam 36 adet bodur fasulye hattının morfolojik ve moleküler karakterizasyonu yapılmıştır. Fasulye hatları iki yıl Antalya koşullarında açık tarlada yetiştirilmiş ve morfolojik verileri Uluslararası Yeni Çeşitleri Koruma Birliği (UPOV) kriterlerine göre değerlendirilmiştir. Fasulye hatlarının moleküler karakterizasyonu için Karakterize Edilmiş Çoğaltılan Alanlar (SCAR) ve Basit Tekrarlı Sekanslar (SSR) DNA moleküler analiz teknikleri kullanılmıştır. Morfolojik gözlemler sonucu elde edilen verilerin Temel Bileşen Analizi yapılmıştır ve analiz sonucuna göre ilk üç bileşen toplam varyasyonun % 50'sini açıklamaktadır ki bu da hatlar arasındaki genetik çeşitliliğin yüksek olmadığını göstermektedir. Kullanılan SSR primer çiftlerinin yaklaşık % 27'si monomorfik iken % 73'ü polimorfik sonuçlar vermiştir. SSR primer çiftlerinin polimorfizm bilgi içeriği (PBİ) 0.047- 0.373 arasında değişim göstermiştir. SCAR primer çiflerinin tamamı araştırma yapılan bitkiler için polimorfik bulunmuştur. SCAR primer çiflerinin PBİ değerleri 0.071- 0.379 arasında değim göstermiştir. İstatistik analiz sonuçlarına göre fasulye hat ve çeşitleri arası genetik benzerlik indeksi 0.52–0.98 arasında değişim göstermiştir. Hat ve çeşitler, elde edilen dendogramda öncelikle 2 ana gruba ayrılmışlardır. İlk grupta antraknoza dayanıklılık ayrım setinin üyesi olan ve Orta Amerika gen havuzunda yer alan Cornell (36) ve Widusa (37) çeşitleri yer almaktadır. Bu iki çeşit diğer gruptan ayrılmıştır. Antraknoz ayrım setinin bir çeşidi olan ve And Dağları gen havuzunda yer alan Kaboon (38) çeşidi ile yine And Dağları gen havuzunda yer alan bir Amerikan çeşidi olan Redland Pioneer (39) çeşidi ise denemeye alınan tüm hat ve çeşitler ile birlikte aynı ana grup altında toplanmıştır. Bu durum, üzerinde çalışılan hatların And Dağları gen havuzu ile daha yakın bir genetik ilişkiye sahip olabileceğini göstermiştir. İkinci ana grup incelediğinde, bu grubun kendi arasındaki genetik benzerlik indeksinin 0.71–0.98 arasında değişim gösterdiği görülmektedir. Morfolojik ve moleküler verilere dayanarak oluşturulan dendogramlar kıyaslandığında moleküler verilerle elde edilen bilgilerin morfolojiklere göre daha gerçeğe yakın olduğu görülmüştür. ANAHTAR KELİMELER: Fasulye, morfolojik özellikler, moleküler işaretleyiciler, SSR, SCAR
Doku/organ spesifik mikrosatellit DNA gen içeriklerinin capsicum cdna kütüphanelerinde in silico ve in vitro yaklaşımlarla belirlenmesi
Yeni bazı muz çeşit ve klonlarında fenolojik ve pomolojik özellikler ile bitki besin maddeleri ve hormonların dönemsel değişimlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, ülkemizde yaygın olarak yetiştirilen Dwarf Cavendish muz çeşidi ile ülkemiz için yeni bazı muz çeşit (Williams) ve klonlarının (MA13, Jobo ve CV 902) Alanya koşullarında örtüaltında verim ve bazı kalite kriterleri ile yapraklardaki bitki besin maddeleri ve hormonların mevsimsel değişimleri ve ayrıca meyvelerde yeşil ve yeme olumu dönemlerinde bünyede bulunan içsel hormonların düzeyleri araştırılması amaçlanmıştır.Araştırma 2008-2009 yıları arasında Alanya'nın Kargıcak mevkiinde, yan yüksekliği 5.5 m ve çatı yüksekliği 7.5 m olan demir konstrüksiyonlu plastik serada yürütülmüştür. Meristem kültürü ile çoğaltılmış ve boyları yaklaşık 40 cm'ye ulaşmış bitkiler, 0,5 m yükseklik ve 1,5 m genişliğinde açılmış bitki yataklarına sıra arası 3 m ve sıra üzeri 1,8 m olacak şekilde dikilmiş ve sulama sistemi olarak damla sulama sistemi kullanılmıştır. Sera içerisine sıcaklık ve oransal nemi kaydeden mini meteoroloji istasyonu yerleştirilmiştir. Bitkilerde morfolojik özellik olarak gövde çevresi, gövde yüksekliği, bitki yüksekliği, toplam yaprak sayısı, aktif yaprak sayısı ve hevenk oluşumundan derime kadar geçen gün sayısı, verim özellikleri olarak tarak sayısı, parmak sayısı, hevenk ağırlığı, gövde kesit alanına düşen verim ile hektara verim ve pomolojik özellikler olarak ise parmak ağırlığı, parmak çevresi, meyve kabuk ağırlığı, meyve kabuk kalınlığı, meyve eti oranı ve suda çözünebilir kuru madde miktarı kriterleri ile meyve rengindeki değişimler çeşit ve klonlara göre belirlenmiştir. Ayrıca tüm morfolojik ve pomolojik özellikler ile verim bileşenleri arasında korelasyonlar belirlenmiştir. Bu özelliklere ilave olarak, yapraklarda bitki besin maddeleri ve hormon düzeylerinin belirlenmesinde her mevsimi temsilen aylar seçilmiş ve buna göre kış ayını temsilen şubat (vejetasyon başlangıç dönemi), ilkbaharı temsilen mayıs (bitki büyüme ve gelişme dönemi), yaz ayını temsilen ağustos (hevenk oluşum dönemi) ve sonbaharı temsilen ise kasım (derim dönemi) olmak üzere dört farklı dönem dikkate alınmıştır. Meyvelerdeki hormon düzeyleri ise yeşil ve yeme olumu dönemlerinde çeşit ve klonlar baz alınarak saptanmıştır.Araştırma sonucunda; incelenen morfolojik kriterler açısından gövde çevresi, gövde yüksekliği, toplam ve aktif yaprak sayısı ile hevenk sapı çevresi açısından en yüksek değerler Williams çeşidinde, bitki yüksekliği ve hevenk oluşumundan derime kadar geçen gün sayısı açısından ise en yüksek değerler MA 13 klonunda saptanmıştır. İncelenen tüm morfolojik kriterler açısından en düşük değerler ise Dwarf Cavendish çeşidinde kaydedilmiştir. Verim bileşenleri açısından çeşit ve klonlar değerlendirildiğinde, tarak sayısı bakımından Williams çeşidi, parmak sayısı açısından CV 902 klonu, hevenk ağırlığı, gövde kesit alanına düşen verim ve hektara verim açısından ise MA 13 klonu en yüksek değerlere sahip olmuştur. Pomolojik özellikler açısından incelendiğinde ise parmak ağırlığı, parmak uzunluğu, meyve kabuk ağırlığı, meyve kabuk kalınlığı, meyve eti oranı açısından MA 13 klonu verim bileşenlerinde olduğu gibi ön plana çıkmıştır. Meyve kabuk rengi L değeri, C değeri ve H değerleri açısından çeşit ve klonlar arasında farklılıklar saptanmamıştır.Muz çeşit ve klonlarında, yapraklarda saptanan makro ve mikro besin maddeleri çeşit-klona ve dönemlere bağlı olarak değişim göstermiştir. Araştırma bulguları sonucunda, yapraklarda makro besin maddelerinden azot en yüksek mayıs (bitki büyüme ve gelişme dönemi), en düşük kasım (derim dönemi) döneminde, fosfor en yüksek kasım, en düşük ağustos (hevenk oluşum dönemi) döneminde, potasyum ise en yüksek ağustos ve en düşük ise kasım döneminde saptanmıştır. Bir diğer makro besin maddesi olan kalsiyum ve magnezyum açısından en yüksek değerler ağustos döneminde ve sodyumda ise mayıs döneminde saptanmıştır. Bunun yanı sıra mikro elementlerde yine muz çeşit ve klonlarına bağlı olarak mevsimsel değişim göstermiştir. Örneğin incelenen mikro elementlerden, demir içeriği en düşük şubat ve en yüksek mayıs döneminde saptanırken, bakır içeriği ise demirin aksine en yüksek şubat ayında ve en düşük ise ağustos döneminde belirlenmiştir.Yapraklarda saptanan hormonlar, bitki besin maddelerinde olduğu gibi gerek çeşit-klon ve gerekse dönemlere göre farklılık göstermiştir. Tüm çeşit ve klonlarda, yapraklarda vejetasyon başlangıcı döneminde (şubat) minimum düzeyde bulunan içsel indol asetik asit (IAA) miktarı sürekli artış göstermiş ve hevenk oluşum döneminde (ağustos) en yüksek düzeye ulaşmıştır. İçsel gibberellik asit (GA3) miktarı da yine vejetasyon başlangıcında (şubat) minimum düzeyde saptanmış ve hevenk oluşumundan derime kadar sürekli artış göstermiştir. Diğer iki hormonun aksine, vejetasyon başlangıcında (şubat) daha yüksek saptanan içsel absisik asit (ABA) miktarı, hevenk oluşumu (ağustos) ve derim döneminde (kasım) ise tüm çeşit ve klonlarda eseri miktarda kaydedilmiştir. İncelenen diğer bir hormon olan zeatin (Z), IAA'de olduğu gibi vejetasyon başlangıç döneminde (şubat) en düşük ve hevenk oluşum döneminde (ağustos) en yüksek düzeyde saptanmıştır. Tüm çeşit ve klonlarda, meyvelerde yeşil ve yeme olumu dönemlerinde içsel hormon düzeyleri farklılık göstermiştir. IAA, GA3 ve Z yeşil dönemde yeme olumu döneminden daha yüksek saptanmıştır. Meyvelerde yapılan hormon analizlerinde her iki dönemde de içsel ABA saptanmamıştır.Denemede kullanılan çeşit ve klonlarda, incelenen verim ve kalite kriterleri açısından elde edilen bulgular, yeni çeşit ve klonların Dwarf Cavendish'den daha üstün olduğunu göstermiştir. Bulgularımız ışığında, özellikle verim bakımından örtüaltı yetiştiriciliği için sırasıyla MA 13 klonu, Williams çeşidi, CV 902 ve Jobo klonlarını tavsiye edebiliriz.
Üzümlerde çekirdeksizliğin erken seleksiyonu amacıyla DNA markörlerinin kullanımı
asma ıslah programlarında çekirdeksizliğin belirlenmesinde SCC8 ve SCF27 gibi DNA markörleri kullanılabilir. Fakat üzümlerde çekirdeksizliğin güvenilir olarak belirlenmesi için DNA markör sonuçlarının, fenotipik tanımlamalar ve duyusal analizler ile kombine edilmesi gerekir.
Biberde (Capsicum annuum L.) genotip, bitki yaşı ve mevsimin haploid bitki eldesine etkisinin araştırılması
Bu çalışmada 3 farklı (yağlık, dolmalık ve sivri) biber tipi kullanılarak haploid bitkieldesinde genotip ve bitki yaşının etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın bitki yetiştirmeaşaması Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Arazisinde, dokukültürü çalışmaları ise Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri BölümüDoku Kültürü Laboratuvarında 2007-2010 yılları arasında yürütülmüştür.Çalışmada mevsime uygun olarak (yazın 6, kışın 6) 3 tip ve 12 farklı biber çeşidikullanılmıştır. Uygun polen aşamasının belirlenmesi için tomurcuklar her mevsimdegruplandırılmışlar ve ethidium bromid ile boyanmışlardır. Bitki yaşının etkisi aylıkolarak incelenmiştir. Donör bitkiler yazın açıkta, kışın serada yetiştirilmiştir. Çalışma 2yıl tekrarlamalı olarak yapılmıştır.Kış mevsiminde %0,69'luk ve yaz mevsiminde %0,68'lik embriyo oluşum oranlarımevsimler arasında farklılık olmadığını göstermektedir. Mevsime uygun çeşitlerleçalışmanın olumlu etkisi görülmektedir. Tiplere göre değerlendirildiğinde mevsimselfarklılık saptanmıştır. Yaz döneminde tipler arasında %1,53 embriyo oluşum oranı iledolmalık tipler en iyi sonucu verirken, sivri tiplerde bu değerler %0,25 yağlık tiplerdeise %0,13 olmuştur. Kış döneminde tipler arasında %1,01 embriyo oluşum oranı ilesivri tip biberler en yüksek sonucu verirken, dolmalık tiplerde bu değerler %0,93, yağlıktiplerde ise %0,17 olmuştur.Çalışmanın genelinde mevsim ve kültüre alınan aya göre değişmekle beraber gençbitkilerin daha iyi sonuçlar verdiği söylenebilir. Kış mevsiminde aralık ayında kültürealınan dolmalık tip Balo çeşidinin 1 aylık bitkilerinden %6,67 oranında embriyooluşmuştur. Yaz mevsiminde ise mayıs ayında kültüre alınan dolmalık tip Ergenekonçeşidinin 1 aylık bitkilerinden %15,45 oranında embriyo oluşmuştur. Sonuçlar kültürealınma zamanına ve çeşide bakılmaksızın bitki yaşı arttıkça embriyo oluşum oranınınher iki mevsimde de azaldığını göstermektedir.Çalışmada genotipin etkisi oldukça açıktır. 12 farklı çeşit kullanılmış ve sonuçlar %0-%1,95 arasında değişmiştir. En yüksek embriyo oluşum oranı dolmalık tip Ergenekonçeşidinden elde edilirken, sivri tip biber olan Delta çeşidi embriyo oluşturmamıştır.
Salkım seyreltmesinin Shiraz üzüm çeşidinde verim ve kaliteye etkisi
Çalışmada Shiraz üzüm çeşidinde salkım seyreltmesinin, tanenin fiziksel ve kimyasal değişimi ile asma verimi üzerine etkisi incelenmiştir. Denizli'nin Güney ilçesinde yetiştirilen Shiraz asmalarına, tane tutumundan hemen sonra 4 farklı salkım seyreltmesi (8, 16, 24 ve 32 salkım/asma) uygulanmıştır. Asma başına 16 salkım uygulaması kontrol olarak kabul edilmiştir. Asma başına üzüm ve çubuk verimi ile tane ve salkım özellikleri incelenmiştir. Ayrıca tanenin biyokimyasal özelliği olarak, toplam fenolik (TP), toplam flavonoid (TF) ve toplam monomerik antosiyanin madde miktarları (TMA) saptanmıştır. Üzüm tanelerinin antioksidan aktivitesi DPPH, TEAC ve FRAP yöntemleri kullanılarak karşılaştırılmıştır. En yüksek üzüm verimi (5576.70 g/asma) 32 salkım bırakılan asmalardan elde edilmiştir. Salkım seyreltmesi sonucu salkım ağırlığı, salkım boyu ve salkım eni değerleri bakımından istatistiki açıdan önemli bir fark oluşmamıştır; ancak tane ağırlığı, tane eni ve tane boyu değerlerinde istatistiki açıdan fark görülmüştür. En yüksek tane ağırlığı kontrol asmalarda (1.62 g) kaydedilirken, en düşük tane ağırlığı ise (1.51 g) 32 salkım/asma uygulamasında kaydedilmiştir. En yüksek toplam fenol (285.20 mg GAE/100g) ve toplam flavonoid (100.68 mg CTE/100g) madde miktarları 8 salkım/asma uygulamasından elde edilmiştir. En yüksek toplam monomerik antosiyanin madde miktarı (3.29 mg/g) ise en az salkım yüklemesi yapılan asmalarda olmuştur (8 salkım/asma). Antioksidan aktivite değerleri DPPH yönteminde 0.94-1.14 mg/ml arasında, TEAC ve FRAP yöntemlerinde sırasıyla 10.02-14.85 ?M/g FW ve 1.14-1.29 ?M/100 g değerleri arasında olmuştur. En yüksek değerler 8 ve 16 salkım/asmada bulunurken, en düşük değerler ise 32 salkım/asmada bulunmuştur.
Durgun su kültüründe yetiştirilen marulda bitkinin verim ve kalitesi üzerine sudaki O2 miktarını arttırıcı uygulamaların etkileri
Bu çalışmada, durgun su kültüründe sudaki oksijen miktarını arttırıcı hava motoru, hava motoru + hava taşı, ozon jeneratörü olmak üzere 3 farklı uygulamanın Bohemia ve Delight marul çeşitlerinin verim ve kaliteleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Bitkiler Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Araştırma ve Uygulama Arazisinde yetiştirilmiştir.Araştırma bölünmüş parseller deneme desenine göre üç tekerrürlü olarak uygulanmıştır.Çalışmanın sonucunda; besin solüsyonuna hava motoru + hava taşı uygulaması ile O2 sağladığımızda; bu uygulama diğer uygulamalara göre bitki eni, bitki kök uzunluğu ve bitki ağırlığı kalite parametreleri ile ilgili olarak daha iyi sonuçlar göstermiştir. Çeşitler açısından ise; Bohemia çeşidi yaprak sayısı parametresi dışında bitki boyu (60.72 cm, hava motoru + hava taşı uygulamasıyla), bitki eni (33.72 cm, hava motoru + hava taşı uygulamasıyla), bitki yaş kök uzunluğu (33.36 cm, hava motoru + hava taşı uygulamasıyla), bitki yaş gövde ağırlığı (225,554 g, hava motoru + hava taşı uygulamasıyla) ve bitki yaş kök ağırlığı (63.41 g, ozon jeneratörü uygulamasıyla) parametrelerinde Delight çeşidinden daha yüksek değerlere sahip olmuştur. Yeşil renk değerini veren a renk parametresinde ve sarı renk değerini veren b renk parametresinde; en iyi değerler Bohemia çeşidinde sırasıyla: ozon jeneratörü, hava motoru ve hava motoru + hava taşı uygulamalarıyla ulaşılmışken; Delight çeşidinde bu sıralama; hava motoru, hava motoru + hava taşı, ozon jeneratörü şeklinde olmuştur. Parlaklığı veren L renk parametresinde Bohemia çeşidi en yüksek parlaklığa sırasıyla ozon jeneratörü, hava motoru ve hava motoru + hava taşı uygulamalarıyla ulaşmışken; Delight çeşidinde uygulamalar arasında önemli bir farklılık gözlenmemiştir.ANAHTAR KELİMELER: Marul, salata, hava motoru, hava motoru + hava taşı, ozon jeneratörü, durgun su kültürü
Farklı asitlik seviyelerindeki narlarda sıcak su ve modifiye atmosferde paketleme uygulamalarının antioksidan bileşikler ve muhafaza üzerine etkileri
Bu çalışmada, ülkemizde yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan Hicaznar çeşidi ile Antalya yöresinde yaygın olarak yetiştiriciliği yapılan Beynar çeşidinde sıcak su ve modifiye atmosferde paketleme uygulamalarının antioksidan bileşikler ve muhafaza üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla yürütülen çalışmalar 2007-2009 yılları arasında gerçekleştirilmiştir.Çalışmanın birinci kısmında, optimal derim zamanında derilen Hicaznar meyvelerine 45 ? C de 4 dk süreyle ve 55 ? C'de 2 dk süreyle sıcak su uygulamaları yapılmış ve meyveler daha sonra modifiye atmosferli torbalar içerisinde (Xtend) muhafazaya alınmışlardır. Ambalajlanan tüm meyveler 2 ve 6 ? C sıcaklık ve %90-92 oransal nem içeren soğuk hava depolarında 210 gün süreyle depolanmıştır.Çalışmanın ikinci kısmında ise Hicaznar ve Beynar meyvelerine modifiye atmosferde paketleme uygulamaları yapılmıştır. Bu amaçla, birinci grup meyveler Xtend marka modifiye atmosferli torbalar (MAP 1) içerisinde, ikinci grup meyveler ise Zoe Pac marka modifiye atmosferli torbalar (MAP 2) içerisinde, üçüncü grup meyveler ise kontrol grubu olarak muhafazaya alınmışlardır. Ambalajlanan meyveler 6 ? C sıcaklık ve %90-92 oransal nem içeren soğuk hava depolarında Hicaznar meyveleri 210 gün, Beynar meyveleri ise 140 gün süreyle depolanmıştır.Muhafaza ortamlarından Hicaznar çeşidinden 30 gün aralıklarla, Beynar çeşidinden ise 20 gün aralıklarla alınan meyve örneklerinde, depolama süresince çeşitli fiziksel ve kimyasal analizler yapılarak meyvelerin kalitelerinde ve raf ömürlerinde meydana gelen değişmeler incelenmiştir.Çalışmanın birinci kısmından edilen sonuçlara göre, her iki deneme yılında da muhafaza periyodu sonunda narların ağırlık kayıplarında artışlar belirlenmiştir. Her iki depo sıcaklığında da 45 ? C'de sıcak su uygulaması yapılan narlarda ağırlık kayıpları oldukça düşük düzeyde kalmıştır. Çalışmada, muhafaza periyodunun uzamasına paralel olarak tüm uygulamalarda narların titre edilebilir asit, suda çözünebilir kuru madde ve C vitamini miktarlarında azalmalar meydana gelmiştir. 45 ? C'de sıcak su uygulaması titre edilebilir asit ve suda çözünebilir kuru madde miktarlarındaki parçalanmaları azaltma bakımından oldukça etkili bulunmuştur. Narların muhafazası süresince toplam antosiyanin ve fenolik bileşiklerin miktarlarında artışlar saptanmıştır. Denemenin her iki yılında da kontrol meyvelerinde saptanan C vitamini, toplam antosiyanin ve fenolik bileşiklerin miktarları diğer uygulamalara göre daha yüksek bulunmuştur. Sıcak su uygulamaları yapılan narların C* ve h° açısı değerleri kontrol grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. 2 ? C'de depolanan narlarda muhafaza süresine bağlı olarak üşüme zararı ortaya çıkmıştır. Üşüme zararı belirtileri özellikle 20 ? C'de 3 gün bekletilen meyvelerde daha belirgin olmuştur ve bu belirtiler kabukta kahverengileşme, dane renginin solması ve daneleri çevreleyen beyaz kısımda kahverengileşme şeklinde meydana gelmiştir. Her iki deneme yılında da üşüme zararı kontrol grubu meyvelerinde daha yüksek olmuştur. 6 ? C sıcaklıkta depolanan narlarda ise üşüme zararı belirtileri yok denecek kadar azdır. 45 ? C'de 4 dk süreyle sıcak su uygulaması her iki depo sıcaklığında ve her iki deneme yılında da narların üşüme zararını belirgin bir şekilde azaltmıştır. Görsel kalite ve mantarsal nedenli çürümeler dikkate alındığında 45 ? C'de 4 dk süreyle sıcak su uygulaması yapılarak 6 ? C sıcaklıkta depolanan narların kalitelerinden fazla bir şey kaybetmeden 210 gün boyunca depolanabileceği saptanmıştır.Çalışmanın ikinci kısmından edilen sonuçlara göre, iki farklı modifiye atmosfer ortamında depolanan Hicaznar ve Beynar çeşitlerinde muhafaza süresince ağırlık kayıplarında artış, titre edilebilir asit, suda çözünebilir kuru madde ve C vitamini miktarlarında ise azalmalar saptanmıştır. MAP 1 ve MAP 2 ortamında depolanan meyvelerin, suda çözünebilir kuru madde miktarı, C vitamini, toplam antosiyanin ve fenolik bileşiklerin miktarları kontrol meyvelerinden daha düşük olmuştur. Her iki MAP ortamında depolama narların ağırlık kayıplarını ve çürük meyve miktarını azaltmada, titre edilebilir asit miktarının ve meyve kabuk renginin korunmasında oldukça etkili olmuştur. Hicaznar ve Beynar çeşitleri için en iyi uygulamanın 6 ? C sıcaklık, %90-92 oransal nem içeren MAP1 ve MAP 2 ortamında muhafaza etmek olduğu saptanmıştır. Bu koşullarda Hicaznar çeşidi 210 gün, Beynar çeşidi ise 140 gün süreyle depolanabilmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Nar, muhafaza, antioksidan bileşikler, modifiye atmosfer paket, sıcak su uygulaması
Akdeniz florasında bulunan tavşan kirazı (Ruscus aculeatus L.) türünün çoğaltılması ve kesme yeşillik olarak kullanılabilme özelliklerinin araştırılması
Bu çalışmada Akdeniz Florası'nda doğal olarak yetişen tavşan kirazı (R. aculeatus L.) bitkisinin çoğaltılması ve kesme yeşillik olarak kullanılabilme özellikleri araştırılmıştır. Deneme 4 aşamalı olarak düzenlenmiş ve yürütülmüştür. Birinci aşamada hazırlanan rizom parçalarının kök oluşturma özellikleri araştırılmıştır. Bu amaçla rizom parçalarına 50, 100 ve 250 ppm dozlarında IBA uygulanmış ve perlit+torf (1:1 hacimsel) içeren ortamlara dikilmişlerdir. En fazla kök ve sürgün sayısı konrol grubundan elde edilirken, en az kök ve sürgün sayısına ise 250 ppm IBA uygulamasından elde edilmiştir. Bir sonraki aşamada bitkinin rizomları kullanılarak doku kültürü çalışmaları yapılmıştır. Doku kültüründe ortam olarak MS ortamı esas alınmış ve bu ortama 0.5 ppm BA X 0.05 ppm IBA, 1.5 ppm BAX 0.15 ppm IBA ve 2.5 ppm BA X 0.15 ppm IBA ilave edilmiştir. Köklendirme ortamı olarak ise aynı MS ortamına 0.01 ppm BA X 1 ppm BA ve 0.01 ppm BA X 5 ppm IBA eklenmiştir. En fazla çoğalma 1.5 ppm BA X 0.15 ppm IBA kombinasyonundan elde edilmiştir. En iyi köklenme ise 0.01 ppm BA X 5 ppm IBA eklenmiş MS ortamında görülmüştür. Üçüncü olarak tohumların çimlenme özellikleri araştırılmıştır ve tohumlarda hiçbir şekilde çimlenme saptanamamıştır. Dördüncü aşamada ise bitkilerin hasat sonrası özelliklerine ilişkin denemeler yapılmıştır. Vazo ömrünün son gününde (24. gün) 4 mM ve 10 mM STS uygulanan bitkilerin neredeyse tamamı sararırken, kontrol grubu ve 2 mM STS uygulanan bitkilerden diğer gruplara göre daha iyi sonuçlar elde edilmiştir.ANAHTAR KELİMELER: IBA, köklenme, rizom, Ruscus aculeatus L., Tavşan kirazı, STS, vazo ömrü
Patlıcan (Solanum melongena L.)'da mikrospor kültüründe ovaryum ko-kültür yönteminin haploid embriyo oluşumunun uyartılması üzerine etkisi
Bu araştırma, ?Faselis F1?, ?Amadeo F1? ve ?Aydın Siyahı? olmak üzere üç farklı patlıcan çeşidi kullanılarak, mikrospor kültürü yoluyla haploid embriyo uyartımı elde etmede etkili bir protokol geliştirmek amacıyla yapılmıştır. Embriyo oluşumunun uyarılması için, ovaryum ko-kültür sisteminin patlıcanda mikrospor kültürü üzerine etkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Ayrıca mikrospor kültürü yoluyla haploid embriyo elde etmek için yapılan denemelerde, uygun tomurcuk gelişme devresi ve optimum mikrospor izolasyon yönteminin belirlenmesine çalışılmıştır.Bu amaçla, ilk olarak uygun mikrospor gelişme dönemi belirlenmiştir. Bu tomurcuklardan çıkarılan anterler 35oC'de 8 gün karanlık koşullarda 0.3 M mannitol solüsyonu içinde ön uygulamaya maruz bırakılmıştır. Ön uygulama işleminden sonra NLN ortamında izole edilip kültüre alınan mikrosporlara haploid embriyo oluşumunu uyartmak için ilk olarak 5 mg/l 2,4-D + 5 mg/l KIN ve 5 mg/l NAA+ 5 mg/l BAP hormon konsantrasyonlarını içeren kültür ortamlarının etkileri araştırılmıştır. Bu ortamlarda Aydın Siyahı çeşidinde herhangi bir gelişme gözlenmezken, Faselis ve Amadeo çeşitlerinde ise yalnızca simetrik çekirdek bölünmesi uyartılabilmiştir. Ovaryum ko-kültür denemeleri için, buğday ovaryumlarının bu kültür ortamlarına ilave edilmesiyle Faselis ve Amadeo çeşitlerinde simetrik bölünme yanında çok çekirdekli yapıların oluşumu, Aydın Siyahı'nda ise simetrik bölünme uyartılmıştır. Ancak hiçbir çeşitte, ortam ve koşulda mikrosporlardan embriyo oluşumu sağlanamamıştır.
Cucurbita cinsi içerisinde türler arası melez olanaklarının araştırılması
Bu çalışmada, Cucurbita cinsine ait, Cucurbita pepo, Cucurbita moschata ve Cucurbita maxima türlerinden farklı kabak türleri birbirleri ile melezlenmiş ve bu melezlerden hangilerinin çimlenme kabiliyetinde olan tohumlar oluşturabildiği hangilerinin oluşturamadığı incelenmiştir.Çalışmanın başında yapılan SEM incelemesinde çalışmada kullanılan türlere ait polenlerin büyüklük olarak az çok birbirlerinden farklılıklar göstermekle birlikte tip olarak benzer oldukları görülmüştür.Tozlamadan 25-45-60-90-120 dakika sonra pistiller bitkilerden alınarak FAA fiksatifine alınmışlar ve floresan mikroskop altında yapılan incelemede tozlamadan 90 dakika sonra polen tüplerinin stilden ovaryuma girdikleri tespit edilmiştir.C. maxima, C. moschata ve C. pepo türleri arasında yapılan melezleme çalışmalarında Cucurbita moschata türünün Cucurbita pepo ve Cucurbita maxima ile melezlemelerinden tohum elde edilebilirken, Cucurbita pepo türünün Cucurbita maxima ile yapılan her iki yöndeki melezlemelerinden de fertil tohum elde edilememiştir.Tohum elde edilemeyen melezlemeler stigmatik yüzeyden 2 mm ve 5 mm kesilerek tekrarlanmış, tozlamadan 4 saat sonra alınan pistiller FAA çözeltisine konulmuşlardır.Floresans mikroskobu altındaki incelemelerde tohum elde edilebilen ve edilemeyen kombinasyonların stigmaları kesilen ve kesilmeyen pistillerinde incelemelerde bulunulmuş, C. maxima ve C. pepo türleri arasındaki melezlemelerde tohum elde edilememesinin nedeninin stigmada ya da stil içerisinde polen tüpü gelişimi ile ilgili bir uyumsuzluktan kaynaklanmadığı tespit edilmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Kabakgiller, Türler Arası Melezleme, Köprü Melezleme, Formalin Asetik Asit Alkol, Anilin Mavisi
Farklı yetiştirme ortamları ve dezenfeksiyon uygulamalarının kayın mantarı (pleurotus ostreatus) üretiminde verimliliğe etkisi
Bu çalışmada, farklı yetiştirme ortamları ile birlikte farklı dezenfeksiyon uygulamalarının kayın mantarı (Pleurotus ostreatus) yetiştiriciliğinde verime ve kaliteye olan etkisi araştırılmıştır. Araştırma Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Arazisinde bulunan kültür mantarı yetiştiriciliği için uygun üretim odasında Ocak - Mayıs 2013 döneminde yürütülmüştür. Substrat olarak buğday sapı + kepek (2:1), buğday sapı + kepek + keçiboynuzu küspesi (2:1:0.5), buğday sapı + kepek + keçiboynuzu küspesi (2:1:1) kullanılmıştır. Bu ortamlar %1, %2 ve %3 oranında sodyum hipoklorit içeren suyla muamele edilmiş, kontrol uygulaması ise otoklav ile sterilize edilmiştir. Yapılan çalışmada, misel gelişim hızı, toplam verim, biyolojik etkinlik oranı ve diğer pomolojik özellikler incelenmiştir. En hızlı misel gelişimi (35 gün), en yüksek toplam verim (154.24 g/ kg torba) ve en iyi biyolojik verim (%69.70) otoklavlanmış buğday sapı: kepek (2:1) ortamından elde edilmiştir. Kayın mantarının pomolojik özellikleri arasında şapka çapı ve sap uzunluğu değerleri yine en iyi kontrol (7.42 cm ve 2.66 cm) ortamından elde edilirken ortama keçiboynuzu küspesinin ilave edilmesi şapka enini ve boyunu arttırmış, meyve sap kısmını kalınlaştırmıştır. Sodyum hipoklorit uygulanan ortamlarda yaklaşık %50 oranında misel gelişimi sağlanmış ancak %1 sodyum hipoklorit uygulaması dışında diğer konsantrasyonlardan ürün elde edilememiştir.
Kalıntısız ve geleneksel olarak serada yetiştirilen kapya tipi 'urartu' biber çeşidinin meyve kalitesi ve muhafazası bakımından karşılaştırılması
Bu çalışmada, örtüaltı biber üreticileri tarafından hastalık ve zararlı kontrolünde yaygın olarak kullanılan geleneksel (kimyasallara dayalı) mücadele programına alternatif olabilecek kalıntısız (mikrobiyal ve organik kaynaklı preparatlara dayalı) mücadele programı kullanılarak yetiştirilen kapya tipi 'Urartu' biber çeşidinin (Capsicum annuum L.) hasat sonrası dayanımı ve meyve kalitesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla yürütülen çalışmalar 2011-2013 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Farklı yetiştiricilik sistemleri kullanılarak üretilen biberler, optimal hasat zamanında derilerek 5 farklı gruba ayrılmıştır. Birinci grup meyveler, palistore ortamında %3 CO2 : %2 O2 konsantrasyonlarında muhafazaya alınmıştır. İkinci grup meyveler, özel bir firma tarafından üretilen ve gaz geçirgenlikleri belli olan 5'er kg'lık modifiye atmosfer torbaları (MAP) içerisinde (Xtend) depolanmışlardır. Üçüncü grup meyveler, 5 kg meyve alabilen adi torbalar içerisinde, dördüncü grup meyveler ise yaklaşık 1 kg biber alabilen strafor tabaklar içerisine yerleştirilmiş ve meyvelerin üzerleri streç film ile kaplanarak muhafazaya alınmışlardır. Son grup meyveler ise hiçbir paketleme ambalajı kullanılmadan kontrol grubu olarak plastik kasalar içerisinde muhafazaya alınmışlardır. Farklı şekillerde ambalajlanan tüm meyveler 8oC sıcaklık ve %90-95 oransal nemde 60 gün süreyle depolanmıştır. Değişik muhafaza ortamlarından 15'er gün aralıklarla alınan meyve örneklerinde ağırlık kaybı, suda çözünebilir kuru madde miktarı (SÇKM), titre edilebilir asit miktarı (TEA), meyve et renginin C* ve h° açı değerlerindeki değişimler, MAP ortamındaki CO2 ve O2 miktarları, C vitamini miktarı, toplam fenolik madde miktarı, β-karoten miktarı belirlenerek farklı üretim sistemlerinin meyve kalitesi ve muhafaza üzerine etkileri karşılaştırmalı olarak ortaya konulmuştur. Çalışmada ayrıca, biberlerin manav koşullarında dayanma sürelerinin belirlenmesi amacıyla değişik muhafaza süreleri sonunda depodan çıkarılan ürünler 2 gün süreyle 18-20 °C sıcaklıkta bekletilmişlerdir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, muhafaza periyodu süresince biberlerin ağırlık kayıplarında artışlar belirlenmiştir. Her iki yetiştiricilik sisteminde de palistore ortamında depolanan biberlerde ağırlık kayıpları oldukça düşük düzeylerde kalmıştır. Biberlerin muhafaza süresince TEA miktarları muhafazanın başlangıcında artış, daha sonraki dönemlerde ise azalış göstermiştir. Çalışmada, en yüksek TEA miktarı kontrol grubunda saptanmıştır. Bunu sırasıyla adi torba, streç film ve palistore uygulamaları takip etmiştir. En düşük TEA miktarı ise MAP uygulaması yapılan biberlerde meydana gelmiştir. Biberlerin muhafazası sırasında en yüksek SÇKM miktarı, kontrol grubunda saptanırken, en düşük SÇKM miktarı ise adi torba uygulamasında meydana gelmiştir. Çalışmada, muhafaza periyodunun uzamasına paralel olarak tüm uygulamalarda biberlerin C vitamini miktarlarında azalmalar meydana gelmiştir. Palistore ortamında depolama C vitamini kaybını azaltmada oldukça etkili bulunmuştur. Biberlerin muhafazası süresince toplam fenolik madde miktarları depolamanın ilk 15 gününde artış, muhafazanın geri kalan kısmında ise azalış göstermiştir. En yüksek toplam fenolik maddeye palistore uygulamasında ulaşılmıştır. Bunu kontrol ve adi torba uygulamaları takip etmiştir. Muhafaza süresince biberlerin β-karoten miktarları artmış ve kontrol grubu meyvelerinin β-karoten miktarları diğer uygulamalara oranla daha yüksek bulunmuştur. Farklı hasat sonrası uygulamaları yapılan biberlerin h° açısı ve C* değerleri azalış göstermiş ve biberlerin renk değerlerinde en az kayıp palistore grubunda meydana gelmiştir. Biberlerin pazarlanabilirlik durumları dikkate alındığında palistore ortamında depolanan biberlerin kalitelerinden fazla bir şey kaybetmeden 30 gün süreyle depolanabileceği saptanmıştır. Biberlerde meydana gelen kalite kayıpları özellikle 20 °C'de 2 gün bekletilen meyvelerde daha belirgin hale gelmiştir. Manav koşullarının 30 + 2, 45 + 2 ve 60 + 2 günlerinde adi torba uygulamaları çürümeler ve kalite kayıpları nedeniyle analiz yapılamayacak duruma gelmiştir. Farklı yetiştiricilik sistemlerinin biber muhafazası üzerine etkileri incelendiğinde ise, kalıntısız olarak yetiştirilen biberlerde muhafaza süresince saptanan ağırlık kaybı ve SÇKM değeri, geleneksel olarak yetiştirilen biberlere oranla daha düşük bulunmuştur. Çalışmada, kalıntısız olarak yetiştirilen biberlerin daha yüksek C vitamini, toplam fenolik madde, h° açısı ve C* değerlerine sahip olduğu belirlenmiştir. TEA, β -karoten ve pazarlanabilir meyve miktarı bakımından üretim sistemlerinin etkileri önemli (p ≥ 0.05) bulunmamıştır. Ayrıca yapılan kalıntı analizleri sonucunda kalıntısız olarak yetiştirilen kapya tipi biberlerde hiçbir kalıntıya rastlanmazken, geleneksel olarak yetiştirilen biberlerde iki etken madde tespit edilmiştir.
Farklı genetik ilerleme seviyesinde bitki kullanımının biber (capsicum annuum l.) anter ve mikrospor kültüründe haploid bitki eldesi üzerine etkileri
Bu çalışmada 4 farklı genetik ilerleme seviyesindeki biber genotipi kullanılarak, genetik ilerleme seviyelerinin birbirlerinden farklı olmasının anter ve mikrospor kültürlerinde haploid embriyo eldesi üzerine etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla çalışmada kullanılacak olan biber genotiplerine ait tomurcukların sınıflandırması yapılmıştır. Uygun mikrospor aşamasının belirlenmesi amacıyla gruplandırılan tomurcuklar ethidium bromid boyama tekniği kullanılarak boyanmıştır. Çalışmada anter kültürü için MS, mikrospor kültürü için ise B5 besi ortamları kullanılmış olup, bu temel besi ortamlarına anter kültürü için 4 mg/l NAA + 1 mg/l BA hormon kombinasyonu ilave edilirken, mikrospor kültürü için ise 0.1 mg/l 2,4-D + 0.2 mg/l kinetin hormon kombinasyonu eklenen besi ortamları kullanılmıştır. Çalışmanın anter kültürü kısmında anterlere 8 gün süreyle +35 °C sıcaklık ön uygulaması işlemi yapılmıştır. Mikrospor kültürü kısmında ise mikrosporlara haploid embriyo oluşumunu uyartmak amacıyla anterlerin kültüre alınmasından önce ilk 7 gün boyunca +32 °C sıcaklık ve 0.3 M mannitol içeren ortamda bekletilmesiyle ön uygulama işlemi yapılmıştır. Kültürü tamamlanan anter kültürüne ait petriler 25 °C, 16 saat aydınlık/8 saat karanlık fotoperiyot ve 3000 lüks aydınlatmaya sahip olan büyüme odasına alınırken, mikrospor kültürüne ait petrilerin ise 25 °C'de karanlık koşullarda kültürlerinin devamlılığı sağlanmıştır. Çalışmada sıcaklık ön uygulamalarının ve açlık ön uygulamasının herhangi bir etkisi gözlemlenmemiş olup, elde edilen sonuçlarda kallus, embriyo benzeri yapılar ve embriyoların oluştuğu saptanmıştır. Çalışılan genotipler arasında anter kültürüne gösterdikleri tepki bakımından F4 hattına ait anterlerin %15.07 oranında torpedo embriyo oluşturması dolayısıyla en başarılı genetik ilerleme seviyesinde olduğu saptanmıştır. Mikrospor kültüründe yapılan değerlendirmelere göre ise çalışılan genotipler bazında bakıldığında yine F4 hattının % 13.89 embriyo oluşum oranı ile mikrospor kültürüne en iyi tepkiyi veren genotip olduğu belirlenmiştir. Kullanılan diğer genotiplerde farklı oranlarda kallus oluşumu gözlemlenirken, embriyo oluşumu saptanmamıştır.
Bazı uçucu yağların domates bakteriyel kanser ve solgunluk (Clavibacter michiganensis subsp. Michiganensis) etmeninin kontrolündeki etkinliğinin belirlenmesi ve bu yağların film kaplamada kullanımı
Clavibacter michiganensis subsp. michiganensis (Cmm) tohumla taşınan gram pozitif bir fitobakteri olup, neden olduğu bakteriyel kanser ve solgunluk hastalığı domatesin (Solanum lycopersicum Mill.) fide, bitki ve pazarlanılabilir meyvesinde zarar oluşturmaktadır. Cmm karantinaya tabii bir patojendir ve tohum sağlık testlerinde sıfır bulaşıklık istenmektedir. Cmm'ye karşı tohuma uygulabilen ruhsatlı bir kimyasal bulunmamaktadır. Son yıllarda Cmm ve benzeri fitopatojenlere karşı organik tarım ve biyolojik mücadeleye yönelik çok fazla sayıda araştırma yapılmaktadır. Günümüzde bitkisel kökenli sabit ve uçucu yağlar gibi bazı doğal bileşiklerin kimyasal pestisitlere karşı iyi bir alternatif olacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada, domates tohumundaki Cmm mücadelesinde bazı ticari uçucu yağların (UY) etkinliğinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bu amaçla UY'nin Cmm'ye karşı antibakterisidal etkileri, uygun doz ve minimum inhibisyon konsantrasyonları (MIC), antibakterisidal etkili uçucu yağların domates tohum uygulamalarında ve film kaplamasında kullanabilirliği, UY tohum uygulamalarının ve film kaplamanın domatesin tohum ve fide kalite parametreleri, tohumdan Cmm eradikasyonu üzerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca bu uygulamaların hazır fide üretim koşullarında performansları, uçucu yağlar ile film kaplamanın kısa süreli depolama sonrası çıkış oranı, temiz tohum oranı ve tohumda bakteri yoğunluğuna etkisi belirlenmiştir. Tohum uygulaması ve film kaplama çalışmalarında Cmm'ye karşı en etkili uçucu yağın Origanum vulgare olduğu saptanmış ve bunu sırasıyla Origanum onites, Lavandula stoechas ve Rosmarinus officinalis izlemiştir. Çalışmada kullanılan uçucu yağların MIC değerleri 62.5-500 ppm arasında değişim göstermiştir. Uçucu yağlar fide parametreleri ve depolamayı etkilememiş, buna karşın uçucu yağ türleri ve dozlara bağlı olarak tohum çimlenme ve çıkış oranı olumsuz etkilenmiştir. Ayrıca uçucu yağların ortalama çimlenme ve çıkış zamanına etkisi ile depolamanın çıkış oranı, temiz tohum oranı ve tohumda bakteri yoğunluğu üzerine etkisi istatistiksel olarak önemsiz bulunmuştur. Uçucu yağ film kaplamanın hazır fide üretim serasında çıkış oranı ve fide gelişimine etkisi ümitvar bulunmuştur. Araştırma sonuçları, uçucu yağ film kaplamanın domates tohumundaki Cmm'ye karşı etkili olabileceğini ve bu konudaki çalışmalara devam edilmesi gerektiğini ortaya koymuştur.
Örtüaltında yetiştirilen 'SEL-42' ve 'TAINUNG' papaya çeşitlerinin morfolojik, pomolojik ve verim özellikleri ile derim sonrası bazı kalite özelliklerinin belirlenmesi
Değişik ısı perdelerinin örtü altında yetiştirilen bazı patlıcan çeşitlerinin verim ve kaliteleri üzerine etkileri
ÖZET Bu çalışmada, değişik ısı perdelerinin, polietilen serada yetiştirilen bazı patlıcan çeşitlerinin erkencilik, verim ve kaliteleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Deneme, Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama arazisinde yapılmıştır. Denemede dört farklı ısı perdesi kullanılmıştır. Bunlar sıra sıyla; LS10, LS11, LS16 ve şeffaf polietilen plastik (P.E.)'tir. Dene meye alınan patlıcan çeşitleri de; Mileda F1., Sicilia F1, ve Black Bell F1., çeşitleridir. Patlıcan yetiştirme periyodu boyunca sera içi sıcaklığına ilişkin ölçümlerde perdeler arasında farklılıklar bulunmuştur. Ortalama minimum sıcaklık açısından incelenecek olursa, dış ortama göre, LS10 3,5°C, LS11 4,5°C, LS16 4°C ve P.E. altında ise 2,5°C daha yüksek sıcaklık saptanmıştır. Denemede kullanılan ısı perdelerinin erkenciliğe etkileri bakımından, P.E. hariç aralarında belirgin bir fark bulunamamıştır. Ancak, LS10, LS11 ve LS16 ısı perdeleri P.E. 'e göre, yaklaşık 4 gün daha erkencilik sağlamıştır. Isı perdeleri arasında toplam verim yönünden en iyi sonuçları LS10 (8935 kg/da) ve P.E. (8603 kg/da) verirken, bunu LS16 (8465 kg/da) ve LS11 (7722 kg/da) ısı perdeleri izlemiştir. Ancak verimin aylara dağılımı incelenecek olursa, LS10, LS11 ve LS16 ısı perdelerinin Mart ayı verimlerinin ortalaması P.E.' e göre % 40, Nisan ayı için % 31 ve Mayıs ayı içinse % 16 daha fazla olduğu saptanmıştır.Kalite açısından incelenecek olursa, en kaliteli meyveler, LS10 ısı perdesinden alınmıştır. Diğer ısı perdeleri de; P.E., LS16 ve LS11 şeklinde sıralanmıştır. Patlıcan çeşitleri arasında hem kalite, hem de verim yönünden sonucu Mileda F1.. çeşidi vermiş F1, ve Black Bell F.. çeşitleri izlemiştir. en iyi sonucu Mileda F1.. çeşidi vermiştir. Bunu sırasıyla, Sicilia F1 ve Black Bell F1 çeşitleri izlemiştir. XI
Alçak tünel altında yetiştirilen bazı çilek çeşitlerinde değişik dikim zamanlarının erkencilik, verim ve kalite üzerine etkileri
Değişik domates çeşitlerinde kullanılan farklı hormonların verim, kalite ve erkencilik üzerine etkileri
Örtüaltında kavun yetiştiriciliğinde budamanın verim, kalite ve erkencilik üzerine etkileri
Cam serada yetiştirilen değişik patlıcan çeşitlerinde uygulanan farklı budamaların meyve verim ve kalitesine etkisi
ÖZET Bu çalışmanın amacı Akdeniz Bölgesinde örtüaltı patlıcan yetiştiriciliğinde uygulanacak en uygun budama şeklini belirlemektir. Denemede bitkisel materyal olarak Dusky Fi, Vittoria Fi, Valentina Fi, Indra Fi, Sicilla Fi, Palmira Fi ve Impe rial F;l patlıcan çeşitleri kullanılmıştır. Bu çeşitlerde uy gulanmış olan budama şekilleri: 1) Kontrol: Kontrol bitkileri herhangi bir budama uy gulanmadan büyümeye bırakılmışlardır. 2) İki dallı budama şekli: Ana gövde üzerinde yerden 30-35 cm yüksekliğe kadar oluşan sürgün ve yaprakların tama mı diplerinden kesilmek suretiyle budanmışlardır. Daha yüksekte ise, iki adet birincil sürgün büyümeye bırakılmıştır. Birincil sürgünler üzerinde oluşan yan sürgünler, bir meyveye üç yaprak düşecek şekilde, birinci meyve üzerinden budanmışlardır. 3) Üç dallı budama şekli: Ana gövde üzerinde yine 30- 35 cm yükseklikten itibaren üç adet bir ineli sürgün büyümeye bırakılmıştır. Diğer sürgünler iki dallı budama şekli uygu lamalarında olduğu gibi budanmışlardır. Yapılan budama uygulamaları aşağıdaki sonuçların elde edilmesini sağlamışlardır: -Denemede uygulanan budama şekillerinin çeşitlerin er kenciliği üzerine belirgin bir etkisi bulunamamıştır. -Her iki budama uygulaması ile bütün çeşitlerin bitki lerinin boyunda budama uygulanmamış bitkilere göre, önemli artışlar tespit edilmiştir. -İki dallı budama şekli uygulanmış bitkilerde bitki başına birinci sınıf meyve verimi, budama uygulanmamış bit kilerin birinci sınıf meyve verimlerinden daha yüksek, ikin ci sınıf ve ıskarta meyve verimleri ise daha düşük bulun muştur. -Üç dallı budama şekli uygulanmış bitkilerde bitki başına birinci sınıf meyve verimi, budama uygulanmamış bit kilere göre, daha yüksek bulunmuştur. İkinci sınıf ve VIIIıskarta meyve verimleri ise, iki dallı budama şekli uygula masında olduğu gibi, budama uygulanmamış bitkilere göre, daha düşük bulunmuştur. -Budama uygulamaları arasında birinci sınıf meyve verimleri yönünden herhangi bir fark bulunamamıştır. IX
Değişik ısı perdelerinin örtüaltında yetiştirilen bazı hıyar çeşitlerinin verim ve kaliteleri üzerine etkileri
DE?İŞİK ISI PERDELERİNİN ÖRTÜALTINDA YETİŞTİRİLEN BAZI HIYAR ÇEŞİTLERİNİN VERİM VE KALİTELERİ ÜZERİNE ETKİLERİ Gülsüm ÇALIKO?LU (GÜMÜŞ) (Yüksek Lisans Tezi) Bu çalışmada, farklı ısı perdelerinin polietilen serada sonbahar yetiştiriciliğinde, bazı önemli hıyar çeşitlerinin, verim ve kaliteleri üzerine etkileri araştırılmıştır. Deneme, Akdeniz üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Arazisi 'nde yapılmıştır. Denemede dört farklı ısı perdesi kullanılmıştır. Bunlar Hollanda Ludvig Svensson firması yapımı olan LS 10, LS 11, LS 16 ısı perdeleri ve saydam polietilendir. Denemede kullanılan hıyar çeşitleri ise; Passandra Fİ, Lutra Fİ ve Nile Fl'dir. Araştırma süresince sıcaklık ölçümleri yapılmış, ısı perdelerinin sera sıcaklığına etkilerinin farklı olduğu gözlen miştir. Ortalama minimum sıcaklığın dış ortama göre LS 10 'da 2 °C, LS 11 'de 3 °C, LS 16'da 2.5 °C ve PE.'de 2 °C daha yüksek bulunmuştur. Isı perdeleri arasında toplam verimde en iyi sonucu PE. (2662 g/bitki) ısı perdesi verirken bunu, LS 10 (2578 g/bitki), LS 16 (2338 g/bitki) ve LS 11 (2136 g/bitki) ısı perdeleri izlemiştir. Toplam verim yönünden çeşitler ise Nile Fİ, Passandra Fİ ve Lutra Fİ şeklinde sıralanmaktadır. Meyve kalitesi olarak incelediğimizde en kaliteli meyveler sırasıyla PE., LS 10, LS 16 ve LS 11 ısı perdelerinde kaydedilmiştir. ANABİLİM DALI : BAHÇE BİTKİLERİ JÜRİ : Yrd. Doç. Dr. Mustafa AKILLI (Danışman) Yıl : 1993 Prof. Dr. Mustafa PEKMEZCİ Yrd. Doç. Dr. Turgut YEŞİLO?LU Sayfa : 71
Tekirdağ şartlarında ıspanak yetiştiriciliğinde farklı ekim zamanı ve bitki sıklığının gelişme ve verim üzerine etkisi
rv ÖZET Bu araştırma 1994-1995 yıllarında Trakya Üniversitesi Tekirdağ Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü'nün uygulama ve araştırma alanında yürütülmüştür. Denemede Trakya' da sebze yetiştiricileri arasında son zamanlarda en çok tercih edilen Matador ve Spinoza ıspanak çeşitleri kullanılmıştır. Bu çeşitler sonbahar ve ilkbahar yetiştirme dönemlerinde toplam 4 farklı ekim periyodunda (ekim. kasım, şubat ve mart aylan başında ) denenmiş,ve her dönemde 3 farklı sıra arası mesafesi (20,30,40 cm.) uygulanmıştır. Deneme 2.5 m2* lik toplam 72 parselde tesadüf bloklarında faktöriyel deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Yetiştirme dönemi ve hasat sonrası çeşitlerde; çıkış zamanı, kök uzunluğu, kök ağırlığı, dış yaprak adedi, dış yaprak ağırlığı, pazarlanabilir bitki ağırlığı, yaprak sayısı, yaprak kalınlığı, sap kalınlığı, bitki başına yaprak ayası ağırlığı, bitki başına yaprak sapı ağırlığı, parsel basma verim, çiçeklerime durumu, hasada gün sayısı saptanmıştır. Ayrıca ele alman kriterler arasındaki ikili ilişkiler belirlenmiştir. Denemeye konu olan Matador ve Spinoza çeşitleri arasında mutlak değer olarak Matador çeşidi daha verimli bulunurken, Spinoza çeşidi ile istatistiki anlamda fark bulunamamıştır. En yüksek verim son ekim tarihi olan man ayı ekiminden alınırken en düşük verim ekim ayından alınmıştır. Verimin en yüksek olduğu sıra arası mesafesi 30 cm. olarak tespit edilmiştir. Erkencilik bakımından sonbahar dönemi yetiştiriciliğinde Matador çeşidi, ilkbahar dönemi yetiştiriciliğinde ise Spinoza çeşidi daha erken hasada gelmektedir.V Özetle; Tekirdağ şartlarında ıspanak yetiştiriciliğinde verim bakımından Matador çeşidinin mart ayı ekiminde 30 cm. sıra arası mesafesi tavsiye edilebilir. Anahtar kelimeler ; İspanak, çeşit, ekim zamanı, sıra arası, çıkış zamanı, kök uzunluğu, kök ağırlığı, dış yaprak adedi, dış yaprak ağırlığı, pazarl anabilir bitki ağırlığı, yaprak sayısı, yaprak kalınlığı, sap kalınlığı, bitki başına yaprak ayası ağırlığı, bitki başına yaprak sapı ağırlığı, parsel başına verim, çiçeklerime durumu, hasada gün sayısı, korelasyon.
Tescile esas sarılop incir klonlarının verim ve meyve kalitesi yönünden incelenmesi
Sarılop, Ege Bölgesi incir varlığının hemen hemen tamamını oluşturan üstün kurutmalık özelliklere sahip bir incir çeşididir. Sarılopun üstün kuru kalitesi yanında, çatlama ve güneş yanıklığına hassas, zararlı ve hastalık etmenlerinin girişine olanak tanıyan geniş ağız açıklığına sahip olması gibi olumsuz özellikleri bulunmaktadır. Sayılan olumsuzlukların giderilmesinde Sarılop incir çeşidi içindeki klonal varyasyondan yararlanmak amacıyla Ege Bölgesi Sarılop popülasyonu içinden seçilerek üstün nitelikli olan 25 klonu ile 1994 yılında İncir Araştırma Enstitüsü'nde (Aydın) bir parsel kurulmuştur. Çalışma bu parseldeki klonların tescile esas baz materyalin seçilmesi ve üretim amacıyla devamlılığının sağlanması amacıyla planlanmıştır. Bu amaçla 25 Sarılop klonunun morfolojik, fenolojik, pomolojik özellikleri ile verim özellikleri 2015 ve 2016 yılları itibariyle belirlenmiştir. Elde edilen veriler, varyans ve temel bileşenler analizi ile tartılı derecelendirme yöntemleri aracılığıyla değerlendirilmiştir. Temel bileşenler analizi sonucunda öne çıkan değişkenler, tartılı derecelendirme metodunda klonların sıralanmasında kriter olarak alınmıştır. Tartılı Derecelendirme sonucunda klonların yaş ve kuru meyve kaliteleri açısından farklılık göstermiş, sırasıyla en yüksek puan alan 82, 75, 83, 59, 63, 32, 66, 69, 37 ve 20 kod no'lu klonlar kuru meyve kalitesi yönünden; 34, 20, 50, 69, 32, 43, 58, 59, 74 ve 28nolu klonlar ise taze meyve kalitesi yönünden ilk on içerisinde yer almışlar ve ümitvar bulunmuşlardır. Anahtar Kelimeler: Klon seleksiyonu, Ficus carica L., kuru incir, temel bileşenler analizi, tartılı derecelendirme metodu
Hicaznar (Punica granatum cv. Hicaznar) çeşidinin döllenme meyve gelişimi ve olgunlaşması üzerine araştırmalar
Bu çalışmada, Antalya koşullarında yaygın olarak yetiştirilen önemli standart nar çeşitlerimizden Hicaznar" in biyolojik, morfolojik ve fizyolojik özellikleri araştırılmıştır. Bu amaçla 1994 ve 1995 Yıllarında yapılan çalışmalar Antalya Narenciye ve Seracılık Araştırma Enstitüsü, Serik-Kayaburnu işletmesindeki nar araştırma ve uygulama bahçesinde, laboratuvar çalışmaları ise Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi, Bahçe Bitkileri Bölümü Fizyoloji Laboratuvarı ile aynı Üniversitenin Tıp Fakültesi Histoloji ve Patoloji ana bilim dalları laboratuvar olanaklarından yararlanılarak yürütülmüştür. Çalışmalar sırasında denemeye alınan Hicaznar çeşidinin Antalya ekolojik koşullarında gösterdiği çiçeklenme, çiçeklerin tozlanma ve sonrası döllenme durumları, meyvelerde embriyo gelişimi ile meyve tutumu ve meyvelerin gelişme" durumları incelenmiştir. Ayrıca, meyvede büyüme ve gelişme periyodu süresince meydana gelen fiziksel ve kimyasal değişimler ile optimal derim zamanı arasındaki ilişkiler araştırılmıştır. Denemeler hem arazi hem de laboratuvar koşullarında yürütülmüştür. Arazi çalışmalarında meyve gelişimi ile embriyo gelişimini izlemek için çiçeklerde tozlama işlemleri yapılmıştır. Kastrasyon ve tozlama sonrası belirli aralıklarla alınan çiçek örnekleri arazide tesbit çözeltisinde fikse edilmiştir. Fikse edilen bu örneklerden hem ezme yöntemiyle hem de parafin yöntemiyle kesit alınarak preparatlar hazırlanmıştır. İncelenen preparatlarda, çim borularının tohum taslaklarına ulaşması için geçen süre 72 saat olarak bulunmuştur. Parafin kesit alınarak hazırlanan preparatlarda ise tozlamadan 3 gün sonra endospermin, embriyo kesesinde serbest çekirdekler halinde olduğu gözlenmiştir. 7. günde ise, embriyo gelişmesinin tamamlandığı belirlenmiştir. Çalışmalar, meyve büyüme ve gelişmesi sırasında meydana gelen bazı fiziksel ve kimyasal değişmeler ile optimal derim zamanı arasında belirgin bir ilişki olduğunu göstermiştir, özellikle, suda çözünen kuru madde ile titrasyon asitliği arasında saptanan belirgin ilişkinin narlarda optimal derim zamanının belirlenmesinde pratikte kullanılabileceği ortaya konmuştur. Ayrıca, kabuktaki kırmızı renk artışına paralel olarak dane renginin de koyulaştığı ve danelerin olgunlaştığı, suda çözünebilir toplam kuru madde miktarının arttığı ve titre edilebilirasitliğin azaldığı belirlenmiştir.Narın meyve büyümesi süresince tek sigmoid bir gelişme eğrisi elde edilmiştir. Hicaznar çeşidinde bir ağaçta açan toplam çiçeklerin %77.68-%86.42'si A tipi (verimsiz) çiçek, %13.80- 22.32'si ise B tipi (verimli) çiçektir. Bu toplam çiçeklerin meyve bağlama oranlan %7.59-% 16.07, verimli B tipi çiçeklerin meyve tutum oranı ise %44.0-71.99 olarak belirlenmiştir ANAHTAR KELİMELER: Nar (Punica granatum L), tozlanma, döllenme, polen çimlenmesi, polen tüpü gelişimi, embriyo gelişimi, meyve tutumu, meyve büyümesi ve gelişmesi.
Kardelen (Galnthus elwesii L.) tohumunun çimlenmesine ilişkin bazı fizyolojik sorunların saptanması
KARDELEN (Galanthus elwesii L.) TOHUMUNUN ÇİMLENMESİNE İLİŞKİN BAZI FİZYOLOJİK SORUNLARIN SAPTANMASI Özgül TEZCAN Yüksek Lisans Tezi, Bahçe Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. İbrahim BAKTIR Temmuz 1998, 57 Sayfa Bu çalışmada, Batı Toroslarda doğal olarak yetişen kardelen {Galanthus elwesiiy'm. çoğaltılması amacıyla tohumlarının doğal ortam, sera ve laboratuvar koşullarında çimlendirilmesi konuları ele alınmıştır. Çalışmada kardelenin tohum kabuğunun kimyasal yapısının yanısıra, afterripening, dormansi ve vernalizasyon gibi fizyolojik özelliklerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Araştırmanın arazi çalışmaları Alanya'nın Kayabaşı köyü ve Fakırcalı yaylası ile Gündoğmuş'un Kemalgazi yaylasındaki deneme alanlarında, sera çalışmaları Fiser A.Ş.'deki cam sera ve Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümüne ait uygulama arazisindeki plastik serada, laboratuvar çalışmaları yine aynı bölümün Fizyoloji laboratuvannda, tohumların kimyasal yapılarına ilişkin analizler Antalya îl Kontrol Laboratuvarı Müdürlüğünde ve Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Toprak Bölümü Laboratuvannda yapılmıştır. Araştırma sonucunda, kardelenin doğal yetişme alanlarında yapılan denemelerde ekolojik faktörlerin tohumun çimlenmesi ve gelişmesi üzerinde çok etkili olduğu saptanmıştır. Arazi çalışmalarında mümkün olduğunca doğal koşullara bağlı kalmaya çalışılmıştır. Sera koşullarında yapılan denemelerde çimlenme için gerekli koşulların bulunmaması nedeniyle çimlenmede istenilen basan elde edilememiştir. Laboratuvar denemelerinde ise skarifikasyon, hormon ve soğuklatma uygulamalarının tohumların çimlenmesi üzerinde fâzla bir etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir. Sadece GA3 uygulaması tohumların çimlenmesi üzerinde az da olsa etkili olmuştur. Bundan sonraki çalışmalarda bu uygulamaların yanısıra bitkinin genetik yapısının da belirlenerek fizyolojik sorunlara müdahele edilmesi gerekmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Kardelen, tohum, çimlenme, dormansi, afterripening vernalizasyon, skarifikasyon, GA3, BAP JÜRİ: Prof. Dr. îbrahim BAKTIR Prof. Dr. Lami KAYNAK Yrd. Doç. Dr. Mustafa AKILLI