Discipline

Physiology

Fırat University

363

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Farklı yoğunluktaki sabit yük egzersiz testlerinin vücut metabolizması ve substrat kullanımları üzerine etkilerinin belirlenmesi

Vücut substrat kullanımında uygun yağ yakım bölgesini belirlemek için 5 farklı sabit yük egzersiz testi karşılaştırılmalı olarak incelendi. Yedi sedanter erkek denek lokal etik komite iznini okuyup imzaladıktan sonra çalışmaya katıldılar. Başlangıçta denekler anaerobik eşik (AE), solunum kompanzasyon noktası (SKN) ve maksimal egzesiz kapasitesinin (Wmax) belirlenmesi için bisiklet ergometre ile artan yüke karşı yapılan egzersiz testine (15 W/dk) katıldılar. Sonra her denek 5 farklı sabit yük egzersiz tesine katıldılar (30 dk): AE'nin %25 altı, AE' de, SKN' de, AE'nin %25 üstünde ve AE'nin %100 üstünde. Solunum ve pulmoner gaz değişim parametreleri nefesten-nefese değerlendirildi. Metabolik değişim solunum katsayısı (RQ) ile belirlendi. AE ve SKN V-Slope ve diğer konvensiyonel metotlar ile belirlendi. Verilerin analizinde Paired Resti kullanılmıştır. Yağ oksidasyon oranı SKN de (0.917±0.04), AE'nin %25 altı (0.952±0.01) ve AE'ye (0.950±0.02) göre daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). RQ, AE'nin %25 üstü (1.046±0.03) ve AE'nin %100 üstü (1.530±0.09) iş güçlerinde düzenli olarak arttı.Egzersiz yoğunluğu arttıkça (AE'nin % 25 altından AE'ye ve SKN'ye) yağ oksidasyonunun artmasına neden olmaktır. Ama SKN'nin üstündeki iş gücü artışı anaerobik glikoliz sayesinde karbonhidrat oksidasyonunun artışıyla sonuçlanmaktadır. SKN'de yapılan iş gücüdeki yağ oksidasyonunun artışı, klinik bilimleri için önemli bir egzersiz protokolüdür.Anahtar Kelimeler: Egzersiz Testi, Metabolizma, Anaerobik Eşik, Solunum Katsayısı.

Anaerobik eşikEgzersizEgzersiz testi+3
Seda Uğraş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Ratlarda benzo(A)pirenin homosistein seviyesi ile lipit parametreleri üzerindeki etkisi

Bu çalışmada, ratlara benzo(a)piren (BaP) uygulamasının plazma homosistein seviyesi, lipit parametreleri ve koroner damarlar üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla, yaklaşık 200-250 gr. ağırlığında 8-10 haftalık 17 adet Wistar albino dişi rat iki gruba ayrıldı. Bu gruplar; 1.Grup (Kontrol Grubu, plasebo olarak tricapyrilin), 2. Grup (BaP Grubu: tricapyrilin içinde çözdürülen 3,4 benzo(a)pyren ) deri altı yolla 10 mg tek doz BaP uygulandı. Uygulamadan 10 hafta sonra 12 saatlik açlık periyodundan sonra kan örnekleri eter anestezisi altında kalpten punksiyonla alındı. Alınan kan örneklerinden, Plazmadan homosistein düzeyi, total kolesterol, trigliserit, LDL, VLDL ve HDL düzeyleri ile koroner damarlardaki patolojik değişimler incelendi. Elde edilen sonuçlara göre; gruplar arasında BaP verilen grupta total kolesterol, trigliserit, LDL, VLDL ve HDL düzeylerinde istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmasına rağmen (p<0.05), homosistein seviyesinde anlamlı bir fark bulunmadı (p>0.05). Gruplara ait ortalama damar çapları ve damar duvarı kalınlık değerleri arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmedi (P>0.05). Deneme grubunda ise epikardiyal koroner arterlerin musküler katmanındaki kas hücrelerinde vakuoler dejenerasyon ve belirgin olarak peri-arteriyoler bağ doku artışı belirlendi. Sonuç olarak, BaP?ın lipit paremetreleri ile homosistein seviyesi üzerindeki belirlenen etkileri, kalp damar hastalıklarının etiyolojisine önemli katkılar yapacağı kanısındayız. Anahtar Kelimeler: Homosistein, Benzo(a)piren, BaP, Aterosklerozis, Lipit parametreleri.

AterosklerozBenzo(a)pirenBenzopiranlar+2
Naciye Sert Özen
Fırat University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Poliklorlu bifeniller ve pestisitlerin insan lenfosit kültüründe immünofenotip ve Th1/Th2 polarizasyonuna etkileri

Pestisitler tarımda zararlılarla savaşmak, poliklorlu bifeniller (PCB' ler) ise endüstriyel kullanım amacıyla üretilmişlerdir. PCB ve pestisitlerin biyoakümülatif özellikte oldukları bilinmektedir. Bu bileşenlerin nörotoksik, kanserojenik, immün sistem baskılayıcı ve endokrin bozucu etkileri olduğu farklı çalışmalarda gösterilmiştir. Bu tez çalışmasının amacı, PCB 52, PCB 77, endosulfan ve kloropirifosun insan lenfosit hücre kültüründe; Th1/Th2 polarizasyonuna ve immüno fenotip üzerine olan etkilerini incelemekti. Bu çalışmada, izole edilen insan lenfositleri 8 gönüllünün venöz kan örneklerinden hazırlandı. Kan örnekleri alınarak lenfosit izolasyonu gerçekleştirildi ve hücre kültür plaklarına aynı yoğunlukta ekim yapıldı. Hazırlanan dört ayrı lenfosit hücre kültürüne sırasıyla PCB 52 (0.1l), PCB 77 (1l), endosulfan (1l) ve kloropirifos (10l) uygulandı. Bu deneyler konkanavalinA (KonA) içeren ve içermeyen medyumda ayrı ayrı tekrar edildi. PCB ve pestisit uygulamasından sonra 24 ve 48 saatin sonunda 0.3 mL supernatant alınd. ELISA yöntemiyle IL-13, IFN-γ ve TGF-β seviyelerindeki değişiklikler tespit edildi. Deneylerin sonunda tüm kuyucuklardaki lenfositler tekrar besi ile muamele edildi ve yüzey immünofenotip yüzey belirteçleri flow sitometri ile belirlendi. PCB' ler Th1 ve B hücrelerinde CD23, CD4+25 ve TGF-β ekspresyonu seviyelerinde anlamlı bir artışa sebep oldu. Pestistlerin özellikle de kloropirifosun lenfosit hücre kültüründe CD4+CD30 seviyesinde artışa sebep oldu. Th2 polarizasyonunu baskılayıcı etkisi gözlendi. Sonuçlarımız, PCB' lerin immün cevabı Th1 yönünde, pestisitlerin ise Th2 yönünde değiştirebileceğini göstermektedir.

LenfositlerLökosit kültür testi-mikstPestisitler+3
Gökçen Özdemir
Fırat University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

İmmortalize rHypoE-7 hücrelerinde RFRP-3 salgılanmasının leptin tarafından kontrolü üzerine in vitro çalışmalar

Hipotalamik RFamid peptidler, gonadotropin-inhibe edici hormon (GnIH) ve ortolog peptitler, ilk olarak memelilerde keşfedilmiş olup RFamide peptit süperailesine (RFRP-3) aittir ve bu peptitler, hipotalamus-hipofiz-gonadal (HHG) üreme aksının önemli düzenleyicileri arasında gösterilmektedir. GnIH sadece üreme fonksiyonlarıyla ilişkili olmayıp aynı zamanda gıda alımının düzenlenmesinde de rol oynadığından yağ hücrelerinde üretilen leptinin RFRP-3 nöronları üzerinde bir etkiye sahip olduğu ileri sürülmüştür. Sıçan rHypoE-7 hücre hattı, nöroendokrin faktörlerin RFRP-3 nöronları üzerindeki etkisini ortaya çıkarmak için geliştirilmiş bir modeldir. Leptinin besin alımı ve üreme üzerindeki etkisini RFRP-3 aracılığıyla gösterip göstermediğini belirlemek için leptin ile muamele görmüş rHypoE-7 hücrelerinde hücre içi serbest kalsiyum ([Ca+2]i) değişiklikleri incelenmiştir. Bu çalışmanın amacı, leptinin immortalize rHypoE-7 hücrelerindeki RFRP-3 üzerine etkisini in vitro olarak incelemektir. Çalışmada RFRP-3 salgılayan rHypoE-7 hücreleri kullanıldı. Leptinin rHypoE-7 hücrelerinde RFRP-3 salgılanması ve [Ca+2]i sinyalleşmesi üzerindeki etkileri incelendi. rHypoE-7 hücreleri Ca+2 duyarlı floresan boya ile yüklendi ve [Ca+2]i cevapları floresan görüntüleme sistemi kulanılarak 340/380 nm oranındaki değişikliklerle belirlendi. Medyumdaki GnIH konsantrasyonunu belirlemek için ELISA yöntemi kullanıldı. Bu çalışma sonunda leptinin, immortalize RFRP-3 nöronlarında [Ca+2]i değiştirdiği gösterilmiştir. Bu da leptinin, gonadotropin serbestleştirici hormon (GnRH) aktivitesini RFRP-3 nöronları aracılı düzenleyebileceğini açıkça göstermektedir.

Gonadotropinler-hipofizerHipotalamo hipofizeal sistemKalsiyum+3
Tuğrul Saatçı
Fırat University · Institute of Health Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Antrene ve sedanter genç erkeklerde submaksimal bir egzersizin plazma sitokin, oksidan ve antioksidan düzeylerine etkisi

Son yıllarda egzersizde, iskelet kasının interlökin-6 (IL-6) ve interlökin-10 (I L-10) gibi, myokin adı da verilen bazı sitokinleri ürettiği saptanmıştır. IL-6, egzersize immünolojik ve metabolik yanıtları modüle eder; IL-10 ise anti-inflamatuvar bir sitokindir. Egzersiz aynı zamanda, hücre hasarında rol oynayan reaktif oksijen türlerinin (ROS) ve onlara karşı savunmayı sağlayan antioksidanların üretimini de etkiler.Bu çalışmada profesyonel bir futbol takımından seçilen genç sporcular ile aynı yaşta erkek öğrencilerden seçilen sedanterlerde anaerobik eşiğe kadar yapılan bir egzersiz testinin plazma sitokin, oksidan ve antioksidan düzeylerine etkisi saptanmaya çalışıldı. Araştırma için Hacettepe Üniversitesi Etik Kurulu'ndan izin alındı. Tüm katılımcılardan anaerobik eşiğe ulaşana kadar yapılan `Çok Aşamalı Mekik Koşu Testi'nin öncesinde, sonrasında ve 24 saat sonrasında hepsi sabah erken saatlerde olmak üzere kan örnekleri alındı. Plazma IL-6 ve IL-10 tayini ELISA yöntemi ile; oksidan, antioksidan ve NO tayini ise spektrofotometrik yöntemle Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi laboratuvarlarında yapıldı.Anaerobik eşik şiddetine kadar koşu her iki gurupta da sistemik bir sitokin yanıtı oluşturmadı (p>0.05). Oksidanlar egzersizden sonra sedanter gurupta daha çok olmak üzere her iki gurupta da arttı (p<0.05). Antioksidanların düzeyi egzersiz sonrası her iki gurupta da anlamlı derecede azalırken (p<0.05), sporcularda 24 saat sonra bazal seviyeye geri döndüğü, sedanterlerde geri dönüş olmadığı görüldü. NO düzeylerine bakıldığında ise sporcuların 24 saat sonrası değerleri daha yüksek bulunmasına rağmen fark anlamlı değildi. (p>0.05).Sonuç olarak, submaksimal bir egzersiz plazma oksidan ve antioksidan düzeylerini etkilerken, sitokinleri etkilememiştir. Antrene gurupta egzersizden 24 saat sonra oksidan ve anti oksidan düzeyleri bazal seviyeye dönerken sedanter gurupta böyle bir toparlanma görülmemiştir.

AerobikAnaerobik eşikAntioksidanlar+3
Zeynep Tuna
Gazi University · Institute of Health Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Ghrelin, leptin ve melatonin hormonlarının erkek sıçanlarda hipokampustaki katekolaminerjik nörotransmiter düzeylerine etkilerinin araştırılması

Hipokampus, belleğin konsolidasyonunda rol oynayan limbik sistemin önemli bir bölgesidir. Noradrenalin (NA) ve dopamin (DA)'in hipokampustaki nöronal aktivitede önemli rolleri olduğu bilinmektedir. Ghrelin, leptin ve melatonin ve hormonları ise hipokampal hafızada düzenleyici etkilere sahiptirler. Bu çalışma yetişkin erkek sıçanlarda santral yolla uygulanan bu hormonların, sağ ve sol hipokampus bölgelerinde katekolamin seviyeleri üzerindeki olası etkilerini belirlemek için gerçekleştirilmiştir.Kloral hidratla anestezi uygulanan yetişkin erkek sıçanlara intraserebroventriküler yolla ghrelin, leptin ve melatonin hormonları uygulanmıştır. Uygulamalardan 20 dk sonra hayvanlar dekapite edilerek beyin dokularından sağ ve sol hipokampus bölgeleri insizyonla çıkarılmıştır. Homojenizasyondan sonra süpernatantlara Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografisi ve Elektrokimyasal Dedektör kullanılarak NA ve metaboliti dihidroksifenilglikol ile DA ve metaboliti dihidroksifenilasetik asit düzeyleri analiz edilmiştir. Bulgular Mann Whitney-U Testi kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir.Leptin uygulaması hipopkampusta katekolamin düzeylerinde anlamlı bir değişikliğe neden olmamıştır. İntrerserebroventriküler yolla uygulanan ghrelin kontrol gurubuyla karşılaştırıldığında, sağ hipokampusta DA düzeyini azaltmış (P<0.05) sol hipokampusta ise NA seviyesini arttırmıştır (P<0.05). Melatonin kendi çözücü gurubuyla karşılaştırıldığında sağ hipokampusta NA ve metaboliti dihidroksifenilglikol konsantrasyonlarını istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde düşürmüştür (p<0.05). Yine melatonin, sol hipokampusta NA (p<0.01) ve sol hipokampusta dihidroksifenilasetik asit (p<0.05) düzeylerini azaltmıştır.Sonuç olarak, çalışmanın bulguları ghrelin ve melatonin hormonlarının hipokampusta katekolaminerjik nörotransmitter salıverilmesi üzerinde modülatör rol oynayabileceğini göstermektedir. Bu durum, hipokampal nöronal aktivite üzerindeki ghrelin ve melatonin hormonlarının bilinen etkilerinde katekolaminerjik modülasyonun da etkili olabileceğini ortaya koymaktadır.

Selvin Balki
Fırat University · Institute of Health Sciences
2008
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sıçanlarda prenatal dönemde oluşturulan hiperhomosisteineminin nöral plastisite ve bilişsel fonksiyonlara etkisi

Homosistein (Hcy) metiyonin metabolizması sırasında ortaya çıkan, sülfür içeren bir amino asittir. Hayvan çalışmalarında hiperhomosisteineminin oksidatif stres, apoptozis, nöroplastisite ve nöral gelişim bozukluğunda rolü olduğu ve bilişsel disfonksiyona yol açtığı bildirilmiştir. Hiperhomosisteineminin gebe sıçan yavrularının beyinlerindeki etkilerini değerlendirmek amacıyla çalışma gerçekleştirildi.Çalışmada gebe Wistar albino sıçanlar Hcy ve kontrol grubu olarak ikiye ayrıldı. Gebelerden elde edilen yavruların yarısı doğumdan sonra (postnatal 1.gün; PNG-1) sakrifiye edilerek beyin dokularında lipit peroksidasyon ürünleri (LPO; Malondialdehit+4-hidroksi alkenal olarak), glutatyon (GSH), DNA fragmentasyonu, p53 mRNA ekspresyon düzeyi, Bcl-2 protein düzeyi, glial fibriler asidik protein (GFAP), S100B proteini, nöral hücre adezyon molekülleri (NCAM) ve polisialize NCAM (PSA-NCAM) ekspresyon düzeyleri tayin edildi. Geri kalan yavrular postnatal 82. güne (PNG-82) kadar normal beslenmeyle büyütüldü; bu erişkin yavrulara öğrenme testlerinden Morris water maze (MWM) testi uygulandıktan sonra sakrifiye edilerek hipokampusta NCAM, PSA-NCAM, GFAP, S100B düzeyleri tayin edildi.Gebe sıçanların günlük içme sularına metiyonin konulması gebeliğin sonunda ölçülen plazma hcy seviyesini kontrole göre anlamlı olarak arttırdı (Kontrol: 6 µM/L ve Hcy grup: 26 µM/L; P<0.001).Hiperhomosisteinemik gebe sıçanların bir günlük yavrularının beyin homojenatlarında kontrole göre LPO ürünleri özellikle mitokondride daha belirgin olmak üzere artmıştı (mitokondrial fraksiyon için p<0.001, nükleer fraksiyon için p<0.001, sitozolik fraksiyon için p<0.01). Homosistein grubunda DNA fragmentasyonu tespit edildi. Homosistein grubunda kontrole göre Bcl-2 protein düzeyinde azalma (mitokondrial fraksiyon için p<0.001, nükleer fraksiyon için p<0.05), ve p53 mRNA ekspresyonunda artış (p<0.001), GFAP protein ekspresyonunda azalma (p<0.01) ve S100B protein ekspresyonunda azalma (p<0.001), NCAM ve PSA-NCAM ekspresyon paterninde farklılık gözlendi. Hcy grubunda NCAM 140 ve PSA-NCAM ekspresyonu kontrole göre anlamlı olarak düşüktü (Her ikisi için p<0.001). Homosistein grubu genç erişkin yavrularında NCAM 180 ekspresyonu kontrole göre anlamlı olarak düşüktü (p<0.001), GFAP ve S100B düzeyleri farklı değildi. Erişkin yavrulara uygulanan MWM testinde ise Hcy grubunda kontrole göre uzaysal öğrenme ve hafıza konsolidasyonunda bozulma tespit edildi.Sonuç olarak, bulgular, yüksek homosistein düzeyine maruz kalan gebe sıçan yavrularının beyinlerinde oksidatif stres, apoptozis ve nöroplastisitede bozukluklar oluştuğunu ve genç erişkin yavrularda gecikmiş beyin maturasyonuna bağlı bazı bilişsel bozukluklara yol açtığını göstermektedir.

Sema Tulay Köz
Fırat University
2008
10
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nosisepsiyonda pürinerjik P2Y12 reseptörlerinin rolü üzerine deneysel çalışmalar

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2002 yılında yaklaşık 177 milyon olan ve 2025 yılı itibari ile dünyada yaklaşık 300 milyon insanı etkilemesi beklenen diyabet hastalarının yaklaşık yarısında, uzun sürede (kan şekerinin düzenlenme düzeyine de bağlı olarak) nöropati gelişmektedir. Ağrılı diyabetik nöropati gelişmiş ülkelerdeki en sık nöropati nedenidir.Diyabetik nöropatinin sebepleri tam olarak anlaşılmış değildir ve etkin ideal bir tedavisi halen yoktur. Bu tez çalışmasında nöropatik ağrı patofizyolojisinde P2Y12 reseptör alt tipinin olası rolü ile bu reseptörün selektif antagonisti olan klopidogrel ve MRS 2395'in ağrılı diyabetik nöropatide olası tedavi edici rolleri incelendi.Dorsal kök gangliyonları (DKG) 1-2 günlük yeni doğan sıçanların dekapitasyonundan sonra enzimatik ve mekanik işlemlerle tek hücrelere ayrıştırıldı. Flüoresan kalsiyum görüntüleme çalışmaları yapılarak klopidogrel ve MRS 2395'in hücre içi serbest kalsiyum seviyelerine etkisi incelendi. Her iki ajan da doz bağımlı olarak hücre içi serbest kalsiyum miktarında belirgin artış meydana getirdi.İn vivo deneylerde hot plate analjezimetre kullanılarak nosiseptif davranış latansından ağrı eşiği belirlendi. Klopidogrel ve MRS 2395 (1, 10 ve 30 mg/kg) diyabetik nöropati oluşturulan farelerde doz bağımlı olarak ağrı eşiğini önemli ölçüde artırdı.Sonuç olarak; antitrombotik ilaç olarak yaygın kullanıma sahip klopidogrel ile yeni keşfedilen MRS 2395'in in vitro deneylerde hücre içi kalsiyum oranlarında artış oluşturduğu ve in vivo deneylerde de ağrı eşiğini yükselttiği görülmektedir. Bu bulgular klopidogrel ve MRS 2395'in nöropatik ağrı tedavisinde terapötik potansiyele sahip olabileceğini göstermektedir.

AğrıKalsiyum
Ergül Alçin
Fırat University
2009
10
Master'sOpen AccessTR

Apelinin sıçanlarda in vitro uterus kasılmaları üzerindeki etkisinin araştırılması

Yeni bir hormon olan apelin mide, yağ dokusu, kalp gibi birçok organın yanısıra özellikle beyinde hipotalamustan sekrete edilmektedir. Endokrin sistem, kardiyovasküler sistem ve metabolik işlevler gibi birçok vücut fonksiyonunda olası etkileri henüz araştırılma aşamasında olan apelin için, üreme sistemi de önemli bir hedef bölgedir. Bu çalışmada apelinin uterus kontraksiyonları üzerindeki olası etkileri araştırılmıştır.Çalışmada diöstrus dönemindeki dişi yetişkin Wistar türü (n=12) sıçanlardan elde edilen miyometriyum şeritleri, içinde Krebs çözeltisi bulunan izole organ banyosuna yerleştirildi. 1 gr gerim altında spontan kasılmalar gözlendi. İzometrik miyometriyum kasılmaları üzerinde 0.01 ?M, 0.1 ?M, 1 ?M ve 10 ?M konsantrasyonlardaki apelinin etkisi araştırıldı. 1 ?M ve 10 ?M konsantrasyonlarda uygulanan apelinin kontraksiyonların frekansını anlamlı düzeyde artırdığı görüldü (p<0.05 ve p<0.001). Sadece 10 ?M konsantrasyondaki apelin uygulamasından sonra kontraksiyonların genliği anlamlı düzeyde arttı (p<0.01). Benzer deney protokolü Ca+2 bulunmayan Krebs çözeltisi kullanılarak tekrarlandı. Bu grupta da 10 ?M apelinin uterus kasılmalarını indüklediği gözlendi.Bu araştırmanın sonuçları apelinin sıçan uterusunda kontraksiyonları belirgin olarak indüklediğini göstermektedir. Kalsiyumsuz ortamda da aynı etkinin görülmesi, apelinin hücre içi depolardan Ca+2 salıverilmesini indükleyerek kontraksiyonları stimüle ettiğini düşündürmektedir.

ApelinMiyometriumSıçanlar+2
Zübeyde Ercan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2011
10
DoctorateOpen AccessTR

Tavşanın ağız mukoza kesi yara iyileşmesinde antioksidan mekanizma ve nitrat düzeyleri

Yara iyileşmesi epitelyal, endotelyal, inflamatuvar hücrelerin, trombositlerin ve fibroblastların bir araya gelerek belli bir sıra ve düzen içerisinde fonksiyonlarını yapmalarıyla gerçekleşir. Reaktif oksijen ürünleri (ROS) olarak adlandırılan, organizmada sürekli olarak fizyolojik ve patolojik süreçte rol alan bu ürünler özellikle antioksidanlarla dengelenmediği bazı durumlarda organizma için zararlı olabilmektedir. ROS yara iyileşme sürecinin tüm basamakları ile ilgilidir. Aminoguanidine (AMG), selektif olarak iNOS aktivitesini inhibe eden antioksidan özellikte, lokal ve sistemik inflamasyonların azaltılmasında kullanılabilen bir maddedir. Bu çalışmada tavşan ağız kesi yarasının iyileşme sürecinde AMG uygulamasının (100 mg/kg/3gün) yumuşak dokuda ve plazma da malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH), nitrik oksit (NO) üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmıştır.AMG lokal formülasyon ve subkütan (sc) uygulama olarak 2 farklı yoldan verilmiştir. Çalışmada üç grup bulunmaktadır. Grup I ( n=6 ) sağda kesi yarası, Grup II (n=6 )sağda kesi yarası. Lokal AMG (12.7 mg içeren PEG'li boncuklar) Grup III 8n=6) sc AMG 100 mg/kg/ 3 gün. Lokal uygulanan polietilen glikol (PEG)'li boncukların kullanılmasında ki amaç kontrollü salımı sağlamaktır.Tavşanlarda aynı çenenin sol tarafına hiçbir cerrahi işlem yapılmamış ancak kesi yarasının kontrolü olarak doku numuneleri alınmıştır.Grup I yara doku MDA düzeyleri, yara yapılmamış sağlam (I-sağlam) doku ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak artmış bulundu (7.50±3.37 nmol/gr doku, 2.90±0.25 nmol/gr doku, p<0.05). Çalışmamızda grup II ve III yara doku MDA düzeyleri grup I yara ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak azaldı (2.13±0.21 nmol/gr doku 2.20±0.56 nmol/gr doku, 7.50±3.37 nmol/gr doku, p<0.05).Grup II ve III plazma MDA düzeyi grup I ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak azalmış bulundu (0.31±0.12 nmol/ml, 0.36±0.15 nmol/ml, 0.98±0.18 nmol/ml p<0.05).Grup I yara doku GSH düzeyleri yara yapılmamış sağlam (I-sağlam) doku ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak artmış bulundu (0.76±0.01 ?mol/gr doku, 0.57±0.05 ?mol/gr doku, p<0.05). Grup II ve III yara doku GSH düzeyleri grup I ile karşılaştırıldığında GSH düzeyi artmış olmakla beraber bu artış anlamlı bulunmadı (p>0.05). Ancak grup III plazma sülfidril bileşikleri (RSH) grup I ve II ile karşılaştırıldığında anlamlı olarak artmış bulundu (476.4±67.2 nmol/ml, 278.1±117.8, nmol/ml, 359.3± 51.1 nmol/ml, p<0.05).Çalışmamızda yara NOx düzeyi gruplar arasında farklılık göstermedi. Ancak grupların sağlam taraflarında grup III gerek grup I gerekse grup II ile karşılaştırıldığında doku anlamlı olarak azalmış bulundu (39.24±12.0 µmol/gr doku, 181.96±83 µmol/gr doku, 107.49±46 µmol/gr doku p<0.05).Grup II ve III Plazma NOx düzeyi grup I ile karşılaştırıldığın da anlamlı olarak azalmış bulundu (29.02±8.15 µM, 24±11.35 µM, 50.62± 14.78, µM p<0.05).Histolojik incelemelerde grup II yara dokusunda minimal düzeyde reepitalizasyon söz konusu iken, grup III yarada fibroblast aktivasyonun da ve kollajen lif yapımında belirgin artış dikkati çekti.Sonuç olarak; bu çalışmadan elde edilen bulgularla sc AMG uygulamasının kesi yarasında lokal AMG uygulamasına göre yara iyileşmesinde daha etkili olduğunu saptadık. Tüm veriler göz önüne alınarak; kesi yarasında sc ve lokal AMG uygulamasının yara iyileşmesinde lipit peroksidasyonu azaltarak yararlı olabileceğini söylemek olasıdır. AMG ile oral mukoza, kemik ve dental implantlar da bu konuda daha ileri çalışmaların yapılmasına ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler: Tavşan, kesi yarası, yara iyileşmesi, nitrik oksit, aminoguanidin, oksidatif stres, antioksidan savunma

AntioksidanlarAğızNitrik oksit+2
Fehmi Karataş
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
10
Master'sOpen AccessTR

Ehrlich asit tümörü implante edilen deneklerde oksidan stresin incelenmesi

Bu çalışmada Ehrlich Asit Tümörü (EAT) oluşturulmuş farelerin karaciğer dokularında vitamin C ve E' nin, koruma ve/veya tedavi amaçlı etkileri araştırıldı. Değişikliklerin saptanması için karaciğer dokusundaki malondialdehit (MDA), glutatyon (GSH) ve süperoksit dismutaz (SOD) düzeyleri incelendi.Çalışma da 36 adet 2,5-3 aylık Swiss Albino erkek fareler kullanıldı. Denekler 4 gruba ayrıldı ve gruplara aşağıdaki uygulamalar 10 gün süre ile İP olarak yapıldı: 1. grup; tümörlü kontrol (SF), 2. grup; tümörlü vitamin C (200 mg/kg/gün), 3. grup; tümörlü vitamin E (40mg/kg/gün), 4. grup; tümörlü vitamin C ve E (200 mg/kg/gün C vitamini ve 40mg/kg/gün E vitamini) grubu.Deneklerin ortalama % vücut ağırlığı değişiklikleri hesaplandı ve istatistiksel olarak karşılaştırıldı, fark anlamsız bulundu (P>0.05). Deneklerin ortalama tümör dokusu ağırlığı ve karaciğer ağırlıkları yapılan gruplar arası karşılaştırmalarda önemsiz bulundu (P>0.05).Üç farklı tedavi grubunun karaciğer MDA düzeylerinin kontrollerle kıyasla düşük olduğu görüldü (p<0.05). Vitamin tedavisinin EAT' li farelerin karaciğerinde GSH düzeylerini anlamlı şekilde arttırdığı saptandı (p<0.05). Deneklerin karaciğer dokularında ölçülen SOD değişiklikleri istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı (p>0.05).Sonuç olarak çalışmamızda ?-tokoferol ve AA tedavisi uygulanan EAT' li deneklerin karaciğerlerinde ROS ürünü MDA' nın azaldığı, GSH düzeylerinin arttığı, SOD düzeylerinin ise değişmediği görülmüştür. Bu vitaminlerin uygulanmasının tümör gelişiminde ROS artışına bağlı olarak hayati organlarda görülen etkilerin yanı sıra tümör hücrelerinin adesive ve invaziv davranışlarının da etkilenebileceğini düşündürmektedir.Anahtar kelimeler: Vitamin C, vitamin E, serbest radikaller, antioksidanlar, oksidatif stres.

AntioksidanlarAskorbik asitOksidatif stres+2
İlknur Karayel
Gazi University · Institute of Health Sciences
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Poli klorlu bifenillerin dişi sıçanlarda kemik dokusu, paratiroid hormonu, kalsitonin ve kemik dönüşüm parametreleri üzerine etkileri

1. ÖZET Poli klorlu bifeniller (PCB) endüstriyel amaçla üretilmiş ve doğada kalıcı oldukları belirlendikten sonra dünyanın birçok ülkesinde üretimleri yasaklanmıştır. Ancak, PCB içeren birçok ürün bugün hala kullanımda olduğu için çevre ve insan sağlığını tehdit etmektedir. Kimyasal kararlılıkları ve lipofilik özellikleri nedeniyle doğada ve canlı organizmada birikme eğilimi gösterirler. Bugüne kadar PCBlerin toksik, kanserojenik, imrnun baskılayıcı ve endokrin bozucu dahil birçok etkileri araştırılmıştır. Ancak, kemik dokusu üzerine etkilerini inceleyen araştırma sayısı yok denecek kadar azdır. Bu çalışmanın amacı, ticari PCB karışımları olan Aroclor 1221 (A1221) ve 1254 (A1254) ile östradiolün kemik dönüşüm belirteçleri olan deoksipiridinolin (DPD), osteokalsin, alkalen fosfataz (ALP), kalsitonin, paratiroid hormon (PTH) ve kalsiyum (Ca) ile inorganik fosfat seviyeleri üzerine etkileri; ayrıca kemik mineral yoğunluğuna (KMY) ve kemiğin histolojik yapısı üzerine etkilerini intak ve ovariektomize (OVX) sıçan modellerinde araştırmaktı. Deneylerde 200-220g ağırlığında dişi Wistar sıçanlar kullanıldı. Birinci deney düzeninde toplam 33 intak sıçan, dört gruba ayrıldı. Bunlara gün aşın olarak ve 46 gün süreyle subkutan yolla sırasıyla %4'lük DMSO, A1221 (10mg/kg), A1254 (10mg/kg) ve östradiol (30ug/kg) uygulandı, ikinci modelde kullanılan toplam 33 sıçan bilateral olarak OVX edildi ve dört ayrı gruba ayrıldı. Birinci gruptaki sham OVX sıçanlara taşıt solüsyonu, diğer gruplara ise sırasıyla A 1221, Al 254 ve östradiol gün aşın olarak 34 gün süreyle uygulandı. İdrar DPD seviyeleri ELISA yöntemiyle; serum osteokalsin, kalsitonin ve PTH seviyeleri immunoradiometrik metotla; ALP, Ca ve inorganik fosfat düzeyleri Olympusmarka kitler kullanılarak otoanalizörde ölçüldü. Diseksiyonla çıkartılan L2 vertebralann histolojik yapısı ışık mikroskobuyla incelendi. Femur ve tibia KMY değerleri kemik dansitometrisi ile belirlendi. İntak modelde Al 221 veya Al 254 uygulaması DPD, osteokalsin, kalsitonin, PTH, inorganik fosfat seviyeleri ile femur ve tibia KMY' de anlamlı değişiklikler oluşturmadı, fakat Ca ve ALP düzeylerinde artışlar gözlendi. Östradiol DPD, osteokalsin, ALP düzeylerinde azalmaya neden olurken, kalsitonin, PTH, Ca seviyelerinde ve tibia KMY'da anlamlı artışlara neden oldu. İntak kontrol değerlerine göre, sham OVX grubu DPD, osteokalsin ve kalsitonin düzeylerinde artış, Ca seviyesinde ise anlamlı azalma belirlendi. OVX sıçanlara Al 221 uygulaması idrar DPD seviyesinde azalmaya, inorganik fosfat ve femur KMY'da artışa neden oldu, osteokalsin, kalsitonin, PTH, Ca, ALP düzeylerinde ve tibia KMY'da anlamlı bir değişiklik oluşturmadı. A1254 ise DPD ve PTH düzeylerini anlamlı şekilde yükseltirken, L2 vertebra dokusunu da önemli oranda etkiledi. Östradiol uygulaması DPD, osteokalsin, kalsitonin seviyelerinde azalmaya, Ca, inorganik fosfat femur ile femur ve tibia KMY değerlerinde anlamlı artışa neden oldu. Sonuç olarak, A1221 ve A1254 kemik formasyon ve rezorbsiyonu üzerine etkilerinin olduğu, A1254'ün özellikle östrojen yokluğunda kemik organik matriks kaybım artırdığı kanısına varıldı. Anahtar Kelimeler: PCB, DPD, osteokalsin, PTH, kalsitonin, östradiol

Ayşe Seyran
Fırat University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

İzole sıçan miyometriyumunda metabolik inhibisyon ve kasılabilme: Hücre içi kalsiyum homeostazisinin rolü

Bu çalışmada, izole sıçan miyometriyumunda metabolikinhibisyona bağlı gelişen kontraktilite değişikliklerinde hücre içi kalsiyumhomeostazisinin rolünün incelenmesi amaçlanmıştır.Servikal dislokasyondan sonra, virjin sprague dawley cinsi dişisıçanlardan miyometriyum kesitleri alınarak içerisinde 37ºC'de (pH 7.4)krebs solüsyonu bulunan ve % 95 O2 - % 5 CO2 ile sürekli gazlandırılanizole organ banyosuna asıldı. Kaslar 20 mM KCl ile standardize edildi.Farklı gruplar halinde potasyum siyanür (KCN), dinitrofenol (DNF),dantrolen sodyum (Dantrolen-Na) ve etilen glikol tetra asetik asit (EGTA)organ banyosuna uygulanarak izometrik kontraksiyonların frekans veamplitütlerine olan etkileri 10 dakikalık periyotlar halinde değerlendirildi.Sonuçların istatistiksel değerlendirilmesinde sırasıyla ikilikarşılaştırmalarda student-t testi, üçlü karşılaştırmalarda ise Kruskall-Wallis varyans analiz testi kullanıldı.KCN (0.3 mM) ile DNF (0.8 mM)'nin kontrol kaydının ardındanortama ilave edilmesi ile kontraksiyonlarda hemen başlayan belirgin birinhibisyon meydana geldi (n=8). 10 µM dantrolen-Na hem KCN (0.3 mM,n=8) hem de DNF (0.8 mM, n=6)' nin inhibitör etkisini zayıflattı. EGTA'nın1 mM'lık konsantrasyonu ise hem KCN (0.3 mM, n=7) hem de DNF (0.8mM, n=6) inhibitör etkisini düşük düzeyde azalttı. Dantrolen-Na ileEGTA'nın etkileri istatistiksel olarak karşılaştırıldığında dantrolen-Na'nınoluşan inhibitör etkiyi EGTA'ya göre çok daha belirgin bir şekildezayıflattığı görüldü.Bu çalışmanın bulgularında, metabolik inhibisyona bağlı gelişenkontraktil inhibisyonda, hücre içi Ca++ salınımındaki değişiklerin rolüolduğu ve hücre içi depolardan Ca++ salınımının engellenmesi ile hücre içiserbest Ca++'nın bağlanması gibi uygulamaların Ca++ homeostazisinideğiştirerek kasılmalardaki inhibitör etkinin, kısmen de olsa geridöndürülebildiği gösterilmiştir.Anahtar kelimeler: Miyometriyum, metabolik stres, KCN, DNF,dantrolen-Na, EGTA.

Sinan Saral
Fırat University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Sıçanlarda oluşturulan hiperhomosisteineminin farklı beyin bölgelerindeki nöronal ve glial markırlara etkisi

T.CFIRAT ÜNIVERSITESISAĞLIK BILIMLERI ENSTITÜSÜTIP FAKÜLTESI FİZYOLOJİ ANABILIMDALISIÇANLARDA OLUŞTURULAR HİPERHOMOSİSTEİNEMİNİN FARKLI BEYİNBÖLGELERİNDEKİ NÖRONAL VE GLİAL MARKIRLARA ETKESİMehmet ÖZERDanışmanProf. Dr. Gıyassettin BAYDAŞÖZETHomosistein; esansiyel amino asit olan methioninin metabolizması esnasında oluşansülfür içeren bir amino asittir. Homosisteinin en önemli etkilerinden birinin oksidan stresiprovake ederek hatta antioksidan savunmayı azaltarak gerçekleştirdiği savunulmaktadır.Homosisteinin uygulanması beyin dokusunda serbest radikal oluşumunu hızlandırarak lipidperoksidasyonuna neden olduğu saptanmıştır. Beyin disfonksiyonu ve hiperhomosisteinemiarasındaki nedensel bağlantı konusunda bilgiler azdır. Total plazma homosistein seviyesininmetabolizmadaki kofaktörlerin doku seviyesinde eksiklikleri yansıtmada hem de yaşlılardakibilişsel performansı değerlendirmede tutarlı bir gösterge olduğu yapılan çalışmalardagösterilmiştir. Hiperhomosisteinemi eksikliği durumunda nöral kök hücre proliferasyonundabozulma, sitozolik kalsiyum artışı, DNA sentezinde bozulma yoluyla apoptozisi indükleme,glutamat reseptörlerinin aşırı stimulasyonu yoluyla nörotoksisite, sinaptik disfonksiyon,nöronal enerji metabolizmasında bozulmaya neden olduğunu gösteren bazı çalışmalar vardır.Bu çalışma; sıçanlarda hiperhomosisteinemi oluşturarak hipokampus ve kortekste nöronalmarker olan nöron spesifik enolaz (NSE), glial markerlar olan glial fibriler asedik protein(GFAP) ve S100B'nin western blot yöntemi kullanılarak homosisteinin yüksekkonsantrasyonlarda nöronal toksisiteyi nasıl etkilediği gösterilmiştir. Nöral plastisite vebilişsel fonksiyonlara etkisini, ayrıca kardiyovasküler hastalıklar için risk faktörü olanhomosisteinin lipid peroksidasyonu (LPO) ve glutatyon (GSH) düzeylerinde meydana gelendeğişiklikleri ve bu değişiklikleri önlemede melatoninin etkinliği araştırılmıştır. Bu amaçlakontrol, homosistein, melatonin uygulanmış homosistein grubu ratların hipokampus vekorteksinde S100B, GFAP ve NSE miktarları ölçülmüştür. Gruplar arasındaki farklılıklar çiftyönlü varyans analizi kullanılarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar homosistein grubununhipokampus ve korteksinde kontrole göre GFAP yüksek bulunmuştur (P<0.001). Melatoninuygulaması GFAP seviyesinin yükselmesini engellemiştir (P<0.05). Homosistein uygulamasıile kortekste S100B protein seviyesinde kontrol grubuna göre belirgin yüksek olduğugözlenmiştir (P<0.01). Buna karşılık hipokampusta S100B protein seviyesinde belirgin birartış gözlenmemiştir (P>0.05). Melatonin uygulaması belirgin olarak hiperhomosisteinemisonucu uyarılan S100B artışını engellemiştir (P<0.01).Kontrol, homosistein ve homosistein+melatonin grublarındaki NSE miktarlarındaönemli bir değişiklik görülmemiştir.Sonuç olarak bu çalışmamızda artan glial markırların LPO miktarı ile orantılı olduğu,glial reaktivitenin homosistein uygulanmasıyla meydana gelen oksidan stres ile ilişkiliolabileceği tesbit edilmiştir. Homosisteinin LPO'yu artırdığı plazma ve dokulardaki antioksidan enzim düzeylerini azaltıcı yönde bir etki gösterdiği sonucuna varılmıştır.Anahtar kelimeler: Homosistein, hipokampus, korteks, S100B, GFAP, NSE, melatonin

Mehmet Özer
Fırat University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Yaşlanma sürecinde pankreas dokusunda NOx, MDA, GSH düzeyleri ve melatoninin etkisi

Bu deneysel çalışmada melatoninin (10mg/kg sc 7 gün) genç (4 aylık n=16) ve orta yaşlı (14 aylık n=20) sıçanlarda pankreas dokusunda MDA, NOx ve GSH düzeyleri üzerindeki etkisini araştırmayı amaçladık. Genç (n=8) ve orta yaşlı (n=10) sıçanların kontrol grupları karşılaştırıldığında, pankreas MDA düzeyleri arasında yaşlanma ile anlamlı artış bulundu (sırasıyla; 2.64±0.2 nmol/g, 5.47±0.9 nmol/g; p= 0.03). Pankreas NOx ve GSH düzeyleri, hem genç ve hem de orta yaşlı sıçanların kontrol grubunda birbirinden farksızdı. Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında, genç (n=8) sıçanların deney grubunda pankreas GSH düzeyi anlamlı olarak artmıştır (sırasıyla; 1.08±0.07 mikromol/g, 1.33±0.08 mikromol/g; p= 0.04). Genç sıçanların kontrol grubu ile deney grubu arasında NOx ve MDA düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Orta yaşlı sıçanlar da ise, kontrol ve melatonin (n=10) grubu karşılaştırıldığında; pankreas NOx (sırasıyla; 51.4±6.3 mikromol/g, 31.4±4.0 mikromol/g; p= 0.02) düzeyinde anlamlı azalma, pankreas GSH düzeyinde (sırasıyla; 1.03±0.07 mikromol/g 1.99 ± 0.07 mikromol/g; p= 0.0001) anlamlı artma bulunur iken; pankreas MDA düzeyindeki azalma anlamlı bulunmamıştır.Sonuç olarak yaşlanma ile pankreas dokusunda serbest radikaller artarken; antioksidan savunma kapasitesinin azaldığı belirlenmiştir. Melatoninin ekzojen olarak verilmesinin; pankreas dokusunda serbest radikal düzeyini azalttığı ve antioksidan savunma sistemini güçlendirdiği söylenebilir.

Hakan Yüzüak
Gazi University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Melatoninin sıçan timus hücre kültürlerinde Th1/Th2 dengesi üzerine etkileri

MELATONİNİN SIÇAN TİMUS HÜCRE KÜLTÜRLERİNDE Th1/Th2 DENGESİ ÜZERİNEETKİLERİZafer ŞAHİNÖZETİmmün sistem ve melatoninin (MT) ana kaynağı olan pineal bez arasında karşılıklı bir ilişki olduğu ileri sürülmektedir. Farklıhayvan türlerinde MT'nin immünomodülatör etkiye sahip olduğu rapor edilmiştir. Ancak MT'nin ve aynı zamanda onun temelkaynağı olan pineal bezin timositlere ve sitokin sekresyonu profiline etkisi iyi anlaşılamamıştır. Bu nedenle, çalışmamızda intak vesham-pinealektomi'den (Pnx) ibaret olan Pnx yapılmamış grup ve Pnx yapılmış sıçanların timus hücre kültürlerinde T helper 1/Thelper 2 (Th1/Th2) lenfosit dengesine MT'nin etkisini araştırmayı amaçladık.Sitokin üretim profilini belirlemek için deneyler, 10 µg/ml concanavalin A (Con A) ile uyarılmış ve uyarılmamış timositlerdegerçekleştirildi. İnterferon-gamma (IFN-γ) (Th1 hücreleri tarafından üretilir), interlökin (IL)-4 ve IL-10 (Th2 hücreleri tarafındanüretilir) seviyeleri, süpernatantlar MT'nin iki farklı konsantrasyonlarıyla (10 ve 100 µM) muamele edildikten, 0 ve 24 saat sonraölçüldü. IFN-γ seviyesi, Pnx yapılmış sıçanlarda, hem Con A ile uyarılmış hem de uyarılmamış 24 saat medyumlarında anlamlışekilde arttı. Buna karşın, IL-10 seviyesi ise Pnx'li sıçanların Con A'lı ve Con A'sız gruplarında anlamlı şekilde azaldı. MT'nin100 µM konsantrasyonu, Pnx'in IFN-γ ve IL-10 seviyelerine olan etkilerini düzeltti ancak, MT'nin 10 µM'lık dozu etkisizdi;kontrol ve MT uygulanmış gruplar arasında IFN-γ ve IL-10 seviyelerinde anlamlı farklılık yoktu.Sonuçlarımız, Pnx yapılmasıyla sitokin üretim profilinin anlamlı bir şekilde Th1 yönüne doğru kaydığını, MT'nin 100 µMdozunun uygulanmasıyla IFN-γ seviyesinin azalması ve IL-10 seviyesinin artmasının, Th2 baskınlığının bir işareti olarak kabuledilebileceğini ve bu etkinin doz bağımlı bir şekilde MT ile ilişkili olabileceğini göstermektedir.

Zafer Şahin
Fırat University · Institute of Health Sciences
2006
00
DoctorateOpen AccessTR

Ovariektomize ve diabetik ratlarda E vitamini ve 17-&#946; estradiolün lipit peroksidasyon seviyesi ile hematolojik ve plazma lipit değerleri üzerine etkileri

Bu çalışmada, ovariektomili ve diabetli ratlarda östrojen ve E vitamininplazma glikoz, lipit profili, lipit peroksidasyonu ve bazı hematolojikparametreler üzerindeki etkileri araştırıldı. Bu amaçla, 70 Wistar Albino türüdişi ratlardan 7 grup oluşturuldu. Bu gruplar; 1. kontrol, 2. ovariektomi +diabet, 3. ovariektomi + diabet + östrojen, 4. ovariektomi + diabet + östrojen +E vitamini, 5. ovariektomi, 6. ovariektomi + östrojen ve 7. ovariektomi +östrojen + E vitamini olarak ayrıldı.3. ve 6. gruplara 40mg/kg/gün 17-β Estradiol, 4. ve 7. gruplara40mg/kg/gün 17-β Estradiol ile beraber 100mg/kg/gün E vitamini 28 günboyunca uygulandı.Elde edilen sonuçlara göre, kan glikoz seviyesi 2. grupta artmış(p<0.05), 3. ve 4. gruplarda östrojen ve E vitaminin etkisiyle azalmıştır(p<0.05).Total kolesterol, LDL, VLDL, trigliserit seviyeleri 2. grupta diabetinetkisiyle artmasına rağmen (p<0.05), HDL seviyesi azalmıştır (p<0.05). 3 ve 4.gruplarda östrojen ve E vitaminin etkisiyle HDL seviyesi artmış (p<0.05), totalkolesterol, LDL, VLDL, trigliserit seviyeleri ise azalmıştır (p<0.05). 5. gruptaHDL seviyesi azalmış (p<0.05), diğer lipit değerleri ise artmıştır (p<0.05). 6ve 7. gruplarda östrojen ve E vitaminin etkisiyle HDL seviyesi artmış (p<0.05),diğer lipit paremetreleri ise azalmıştır (p<0.05).Plazma ve eritrosit MDA seviyeleri, 2. grupta diabetin etkisiyle artmış(p<0.05), 4. grupta ise, östrojen ve E vitaminin etkisiyle azalmıştır (p<0.05).Ayrıca 5. grupta MDA seviyelerinde artış olmasına rağmen, östrojen ve Evitamini uygulanan 7. grupta bir azalma olmuştur (p<0.05). Östrojen uygulanan3. ve 6. gruplarda plazma ve eritrosit MDA seviyelerinde, istatistiksel olarakanlamlı bir fark bulunmamıştır.HbA1c miktarı 2. grupta diabetin etkisiyle artmış olduğu (p<0.05), 3 ve4. gruplarda ise östrojen ve E vitaminin etkisiyle azaldığı (p<0.05) tespitedilmiştir.Eritrosit sayısı ve hemoglobin miktarında, istatistiksel olarak anlamlı birfarklılık gözlenmemişir.Hematokrit değer, 2 ve 5. gruplarda artarken, 3, 4, 6 ve 7. gruplarda iseazalmıştır (p<0.05).Lökosit sayısı, ovariektomili 5, 6 ve 7. gruplara kıyasla, ovariektomi vediabetli 2, 3 ve 4. gruplarda artmıştır (p<0.05).Sonuç olarak, veriler değerlendirildiğinde; ovariektomize veovariektomize + diabetik ratlarda, bozulan lipit ve karbonhidrat tablosuna bağlıgelişen ateroskleroz riski, östrojen ve östrojen + E vitamini uygulanması ileazalabileceği ifade edilebilir.Anahtar Kelimeler: Diabet, Ovarektomi, lipit profili, HbA1c, östrojen, Evitamini ve Lipit Peroksidasyon.

Mustafa Tamser
Fırat University · Institute of Health Sciences
2006
00
Master'sOpen AccessTR

Puberte dönemine kadar 4-CPA (4-klorofenoksi asetik asit)'ya maruz kalan sıçanların karaciğer dokusundaki oksidan olayların incelenmesi.

Bitki Büyümesi Düzenleyici Hormonlar (BBDH) bitkinin büyüme, gelişme ve diğer fizyolojik olaylarını olumlu ya da olumsuz etkileyebilen maddelerdir. Bu hormonlar günümüz koşullarında verimi, dayanıklılığı arttırmak ve ürün kalitesini yükseltmek amacıyla sıklıkla kullanılmaktadır4-Klorofenoksi asetik asit (4-CPA) seralarda özellikle domates üretiminde en fazla kullanılan BBDH' lardan biridir. BBDH' larının dozu ve uygulama zamanı verim açısından önemlidir. Aşırı doz ve uygun olmayan zamanda kullanım bitki büyümesini olumsuz etkilemektedir. Ayrıca bitkilerde bıraktıkları kalıntılar nedeniyle insan sağlığı üzerinde de istenmeyen etkilere neden olabilmektedir. Bu etkilenmede cinsiyet ve yaş faktörünün de önemli olduğu bilinmektedirLiteratürde 4-CPA ile ilgili çeşitli toksisite çalışmaları bulunmaktadır. Bu çalışmalar özellikle üreme sistemi ve endokrin sistem üzerine yoğunlaşmıştır. Nitekim puberte dönemine kadar 4-CPA' ya maruz kalan dişi ve erkek sıçanlarda, üreme organlarının gelişimini olumsuz yönde etkilediği, doz bağımlı üreme organlarına apoptozise neden olduğu literatürde gösterilmiştirKaraciğer, metabolik aktivitenin en fazla olduğu dokudur ve yüksek doz 4-CPA maruziyetinin hepatosellüler nekroza neden olduğu ifade edilmektedir. . Ancak 4-CPA ile oksidan olaylar arasındaki ilişkiyi gösteren bir çalışmaya literatürde rastlanmadıBu bilgiler ışığında, çalışmamızda puberte dönemine kadar değişik dozlarda 4- CPA' ya maruz kalan dişi ve erkek sıçanların karaciğer dokusunda oksidan ve antioksidan olayları incelemeyi amaçladıkÇalışmada 20 günlük 40 erkek, 40 dişi sıçan kullanıldı. Sıçanlarda kendi içlerinde 5 gruba ayrıldı.Grup 1. Kontrol (n=8) : Herhangi bir uygulama yapılmadıGrup 2. SF kontrol (n=8) : Serum fizyolojik verildi (0.5 ml/gün)Grup 3. (n=8) : 0.5 ml SF içinde çözünmüş 25 mg/kg/gün 4-CPAGrup 4. (n=8) : 0.5 ml SF içinde çözünmüş 50 mg/kg/gün 4-CPAGrup 5. (n=8) : 0.5 ml SF içinde çözünmüş 100 mg/kg/gün4-CPAUygulamalar oral yoldan, 30 gün süre ile yapıldı. 30. uygulamadan 1 gün sonra hayvanlar Rompun+Ketamin (50+60-100mg/kg) anestezisi altında feda edildi. Karaciğer dokusunda oksidan stresin göstergesi malondialdehit (MDA) ve doğal antioksidan glutatyon (GSH) düzeyleri spektrofotometrik yöntemle, NOx düzeyi (nitrat+nitrit) ise Griess yöntemi ile çalışıldı. Sonuçlar, Anova ve Mann-Whitney U testleri ile değerlendirildi. P ? 0.05 değerleri anlamlı kabul edildiHer iki cinste de kontrol ve SF grupları arasında MDA, GSH ve NOx düzeyleri açısından bir fark tespit edilmedi. 4-CPA uygulaması doz bağımlı olarak MDA ve Nox düzeylerinde artışa, GSH düzeylerinde ise azalmaya neden olduBulgularımız doğrultusunda puberte öncesi dönemde uygulanan 4- CPA' nın karaciğer dokusunda cinsiyete bağlı olmaksızın lipid peroksidasyonunu ve muhtemelen inflamatuar reaksiyonları arttırdığı söylenebilir.

4-klorofenoksiasetik asit
Duygu Tozcu
Gazi University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Endosulfan, cypermethrin, 2,4-D ve trifluralin’in androjenik ve anti-androjenik etkilerinin ratlarda hershberger metoduyla araştırılması

Endokrin bozucuların (EDC) insan saglıgı, hayvanlar ve çevre üzerindeki potansiyel zararlı etkileri, önemli bir halk saglıgı problemi olarak üzerinde durulan bir konu haline gelmistir. Bu çalısma; Türkiye'de yaygın olarak kullanılan ve dogada uzun süre kalma potansiyeline sahip organoklorlu (Endosulfan) ve pyrethroid (Cypermethrin) pestisitler ile herbisitlerin (2,4-D ve Trifluralin) Hershberger metodu ile peri-pubertal erkek rat modelinde serum LH ve FSH düzeyleri ile androjen duyarlı dokular (prostat, bulbouretral bezler, seminal veziküller, m. Levator ani) üzerine androjenik ve anti-androjenik etkilerini arastırmak amacıyla planlandı. Çalısmada toplam 56 adet peri-pubertal 42 günlük erkek Sprague Dawley rat kullanıldı. lk grup sham kastrasyon olarak ayrıldı. Geriye kalan toplam 49 adet rat xylazin+ketamin anestezisi altında total olarak (testisler + epididimis) kastre edildi. On günlük iyilesme süresinin sonunda ratların vücut agırlıkları belirlendi ve yedi gruba daha ayrıldı: Kastrasyon grubu; Testosteron propiyonat (TP) grubu (0.5 mg/kg/gün s.c. TP); TP+Flutamide grubu (25 mg/kg/gün, oral gavaj); TP+Endosulfan grubu (10 mg/kg/gün, oral gavaj); TP+2,4-D grubu (10 mg/kg/gün, oral gavaj); TP+Cypermethrin grubu (20 mg/kg/gün, oral gavaj); TP+Trifluralin grubu (15 mg/kg/gün, oral gavaj). On günlük uygulamaların sonunda tüm hayvanların vücut agırlıkları tekrar belirlendi. Son uygulamadan 24 saat sonra ratlar dekapite edildi ve kan örnekleri toplandı. Tüm hayvanların prostat bezi, bulbouretral (cowper) bezleri, seminal veziküller ve musculus levator ani (mLA) ile karaciger ve böbrekleri hemen diseksiyon ile çıkartıldı ve tartıldı. Serum testosteron, LH ve FSH düzeyleri ELISA yöntemi ile belirlendi. Kastrasyon, tüm androjen-duyarlı doku agırlıklarında azalmaya neden olurken (p<0.001); kastre edilen hayvanlara TP uygulanması bu dokuların agırlıklarının sham grubu degerlerine dönmesini sagladı (p<0.001). Endosulfan, Cypermethrin ve Trifluralin androjen-duyarlı dokulardan bulbouretral bez agırlıklarında TP grubuna göre anlamlı azalmaya yol açarken (p<0.01); 2,4-D ise seminal vezikül agırlıklarında TP grubuna göre anlamlı artıs olusturdu (p<0.01). Uygulanan test bilesiklerinden hiçbiri prostat ve m. Levator ani agırlıklarında TP grubuna göre anlamlı bir fark olusturmadı (p>0.05). 2,4-D, Cypermethrin ve Trifluralin serum FSH düzeylerinde anlamlı artısa yol açarken; serum LH düzeylerindeki artıs sadece Trifluralin grubunda istatistiksel olarak anlamlı idi. Sonuç olarak; bu çalısmadan elde edilen bulgular, Hershberger metodunda Endosulfan, Cypermethrin ve Trifluralin'in bulbouretral bez üzerinde antiandrojenik; 2,4-D'nin ise seminal vezikül üzerinde androjenik etkilere sahip olabilecegini göstermistir. Bu çevresel kirleticilerin erkek üreme fonksiyonlarını olumsuz yönde etkileyebilecegi öngörülebilir. Anahtar Kelimeler: Endokrin bozucular (EDC), Endosulfan, Cypermethrin, 2,4-D, Trifluralin, Hershberger assay.

Trifluralin
Özgür Bulmuş
Fırat University · Institute of Health Sciences
2007
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dişi sıçanlarda aromataz inhibitörü letrazol’ün monoaminerjik nörotransmitterler, ncam düzeyleri ve kognitif fonksiyonlar üzerine etkileri

Östrojenin özellikle uzaysal hafıza basta olmak üzere ögrenme ve hafızayı etkilemektedir. Östrojen sentezleyen aromataz enzimi nöronlarda ve astrositlerde bulunmaktadır. Letrazol bu enzimi geri dönüsümlü ve güçlü bir sekilde inhibe etmektedir. Bu çalısma, letrazolün uzaysal ögrenme ve hafıza performansları, çesitli beyin bölgelerinde nöral hücre adezyon molekülleri (NCAM) ve katekolaminerjik nörotransmitter düzeyleri üzerine etkilerinin ve bunların birbirleriyle iliskilerinin arastırılması amacıyla yapıldı. İntakt modelde, düzenli siklus gösteren toplam 32 adet yetiskin Sprague-Dawley sıçan dört gruba ayrıldı (n=8). Kontrol grubuna sadece serum fizyolojik verildi. İkinci ve üçüncü gruplara günlük oral gavaj ile sırasıyla 0.2 ve 1 mg/kg dozlarında letrazol altı hafta uygulandı. Letrazol (1mg/kg) uygulanan diger bir grup uygulamadan sonra iki hafta iyilesmeye bırakıldı (iyilesme grubu). Ovarektomize (Ovx) modelde ise, 32 adet sıçan iki taraflı ovarektomize edildikten sonra dört gruba ayrıldı. Birinci gruba sadece serum fizyolojik verildi. İkinci gruba letrazol (1mg/kg) altı hafta uygulandı. Ovx sıçanların üçüncü grubuna letrazol (1mg/kg) ile günlük östradiol (E2, 10?g/sıçan) ve son gruba ise 1mg/kg letrazol ile birlikte 10?g/sıçan dozunda E2 gün asırı uygulandı. Uygulamalar sonunda tüm hayvanlar Morris su tankı uzaysal ögrenme testlerine tabi tutuldular. Sonra hayvanlar dekapite edildiler ve hızla beyinleri çıkarılıp bölgelere ayrıldı. Katekolaminlerin konsantrasyonu HPLC-ECD ile belirlendi. NCAM 120, 140 ve 180 izoformları Western blot ile ve serum E2 seviyeleri ise ELIZA yöntemi ile ölçüldü. Uterus agırlıkları letrazol tarafından doz bagımlı olarak azaldıgı (p<0.01); iyilesme grubunda ise bu parametrelerin kontrol degerlerine bir miktar yaklastıgı gözlendi (p<0.05). Serum E2 seviyeleri de benzer seyir gösterdi (p<0.01). Letrazol uygulanan sıçanların uzaysal ögrenme performansında istatiksel fark bulunamadı. Buna ragmen prob testinde yüksek doz letrazol uygulanan intakt sıçanlar hedef kadranda kontrole göre daha fazla zaman geçirdiler (p<0.05). Ovx hayvanlardan letrazol uygulananların kaçınma süreleri Ovx kontrol gruba göre anlamlı olarak azdı (p<0.001); fakat prob testi performansları daha yüksekti (p<0.05). Günlük E2 uygulanan hayvanların ögrenme performansları diger tüm gruplar ile karsılstırıldıgında oldukça yetersizdi; ancak gün asırı E2 tedavisinde ise ögrenme performansları günlük E2 uygulanan hayvanlardan daha iyiydi (p<0.05). Letrazol intakt sıçanlarda hem hipokampusta hem de kortekste NCAM 180 ve 140 ekspresyonunu arttırdı (sırasıyla; p<0.01 ve p<0.001). Ovx hayvanların hepsinde korteks NCAM 180 intakt kontrolden daha düsük bulundu (p<0.05). Katekolaminerjik nörotransmitterlerin konsantrasyonları beyin bölgesine ve katekolaminin türüne göre degisiklik gösterdi. Sonuç olarak; bu bulgular beyinde östrojen sentezinin inhibisyonunun uzaysal ögrenmeye faydalı olabilecegini göstermektedir. Katekolaminerjik nörotransmitterler ve NCAM ekspresyononu gibi yapısal degisiklikler östrojen bagımlı kognitif fonksiyonlardaki degisikliklerin temelini olusturuyor olabilir. Aynı zamanda bu çalısma Ovx hayvanlara östrojen uygulama yöntemi ögrenme performansını ve katekolamin seviyelerini etkileyebileçegini göstermektedir.

Mehmet Aydın
Fırat University
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Elazığ ve yöresindeki çocuk ve gençlerde demir eksikliği anemisi üzerine arştırmalar

Gıyasettin Baydaş
Fırat University · Institute of Health Sciences
1988
00
DoctorateOpen AccessTR

Hiperamonyemi oluşturulan sıçanlarda beyin dokusundaki gamma aminobutirik asit (GABA) miktarı

32 6- ÖZET Amonyak konsantrasyonunun aşın artmasında beyin GABA metabolizmasının nasıl etkilendiğini araştırmak için, sıçanlarda deneysel olarak hiperamonyemi oluşturularak beyin dokusundaki GABA miktarları ölçüldü. Üreaz injeksiyonuyla hiperamonyemi oluşturulan sıçanlarda, beyin GABA mi tan kontrol grubuna göre önemli oranda artmıştı (P < 0.05). Aynı şekilde kan amonyak konsantrasyonu da kontrollerle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak yüksekti (p < 0.001). Kan amonyak konsantrasyonu ile beyin GABA miktarları arasında, kontrol grubunda herhangi bir ilişki bulunamaması ha karşın (r = 0.192) deney grubunda istatistiksel anlamda olmamakla beraber zayıf bir ilişki mevcuttu (r =0.455). Sonuç olarak aşın amonyak konsantrasyonunun beyin GABA miktarını arttırarak nöroinhlbitör potansiyeli yükselttiği kanısına varılmıştır.

BeyinGABAHiperamonemi+1
Gıyasettin Baydaş
Fırat University · Institute of Health Sciences
1991
00
DoctorateOpen AccessTR

Karaciğer yetmezliği oluşturulan sıçanlarda tiroid hormonlarının değişen değişen periferik metobolizmalarına glukagonun etkisinin araştırılması

Burhanettin Baydaş
Fırat University · Institute of Health Sciences
1995
00
DoctorateOpen AccessTR

Sıçanlarda gebeliğin son döneminde ve doğumda oksitosin salgılamasının mü ve kappa opioid reseptörleri tarafından düzenlenmesi

1. ÖZET Opioidlerin, hipotalamustaki oksitosin hücrelerinin nörosekretuvar fonksiyonları üzerinde baskılayıcı etkilerinin olduğu bilinmektedir. Bu etkinin mekanizması hakkında değişik fikirler ileri sürülmüştür. Bu çalışma, gebeliğin son döneminde ve doğum sırasındaki sıçanlarda, oksitosin, östrojen, progesteron ve P endorfın seviyelerindeki farklılıklarla birlikte, u, ve k oipioid reseptörlerin oksitosin salgılanması ve hipotalamustaki noradrenerjik nörotransmisyon üzerindeki etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gebeliğin 20 ve 21. günüyle doğum sırasındaki 3 gurup sıçan dekapite edilerek serum oksilosiıı ve plazma \) endoılln seviyeleri radyoimmünoassay, serum östrojen ve progesteron düzeyleri de enzim immunoassay ile tayin edildi. Yine gebeliğin 20. günündeki diğer hayvanlar 5 guruba ayrıldı. Anestezi altında intraserebroventriküler yolla, kontrol gurubuna serum fizyolojik, diğer guruplara da u. agonist, u. antagonist, k agonist ve k antagonist opiyatlar 50 u.g/kg/10 u.1 dozunda 2 dakikalık infüzyonla uygulandı. 20 dakika sonra bütün hayvanlar dekapite edilerek kan örnekleri oksitosin tayini için alındı. Beyin dokuları mikrotomda dilimlenerek hipotalamustan supraoptik ve paraventriküler nükleuslar micro-pımc yöntemiyle, nörohipofızler de diseksiyonla çıkarıldı. Her iki nükleusta ve nörohipofizde noradrenalin ve dihidroksifenil glikol konsantrasyonları HPLC'de tayin edildi. Oksitosin ve östrojen düzeyleri gebeliğin son döneminde ve doğum gurubunda birbirine yakın değerlerdeyken, progesteron ve P endorfın seviyelerinin belirgin şekilde azaldığı görüldü, jll antagonist gurubunda oksitosin düzeyinde anlamlı bir artma ve k agonist gurubunda düşme gözlendi. Diğer guruplarda oksitosin düzeyi değişmedi. Hipotalamustaki noradrenalin konsantrasyonu sadece \x antagonist gurubunda artma gösterdi. Diğer guruplardaki noradrenalin düzeyi ise birbirine yakın değerlerdeydi. Dihidroksifenilglikol konsantrasyonlarında hiçbir gurupla farklılık ortaya çıkmadı. Sonuç olarak, gebeliğin son döneminde oksitosin nöronları üzerinde, noradrenerjik nörotransmisyon aracılı önemli bir \.ı opioid baskılamanın olduğu ileri sürülebilir. \.ı reseptörlere etkili opioid olan P endorfın seviyesinin doğuma doğru azalması bu kanıyı güçlendirmektedir. Progesterondaki düşme, P endorfın seviyesindeki azalmayı indükleyebilir. Anahtar kelimeler: Oksitosin, opioid, gebelik, sıçan.

Selim Kutlu
Fırat University · Institute of Health Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Artan yüke karşı yapılan egzersiz sırasında vücut metabolizmasındaki değişimin kalp hızı-iş gücü arası ilişki ile tespitinin etkinliği

1. ÖZET Bu çalışmanın amacı egzersiz sırasında kalp atım hızı ve iş gücü arasındaki ilişkinin insanlarda önemli bir sağlık göstergesi olarak kullanılan anaerobik eşiğin non invazif olarak tespit edilmesindeki etkinliğini araştırmaktır. Toplam 70 (35 erkek 35 bayan) denek çalışmaya katıldı. Her denek bisiklet ergometre ile şiddeti düzenli olarak artan yüke karşı (15 Watts/dk) yapılan egzersiz testine tabi tutuldu. Egzersiz sırasında, deneklerin kalp hızları polar kalp hızı ölçüm saati ile, solunum parametreleri spirometri ile tespit edildi. Anaerobik eşik non invazif olarak dakika solunum-iş gücü arasındaki ilişki ile hesaplanarak kalp hızı iş gücü ilişkisiyle karşılaştırıldı. Kalp hızı ile iş gücü arasında lineer ilişki 13 erkek ve 22 bayanda bulundu. Kalp hızı ve iş gücü arasında kırılma ise sol tarafa erkeklerde 9 bayanlarda 5, sağ tarafa kırılma ise erklerde 13 bayanlarda 8 denekte bulundu. Yapılan çalışmada anaerobik eşik ile kalp hızı kırılma noktası arasında yalnızca 3 erkek denekte ilişki bulundu. Sonuç olarak bu çalışma kalp atım hızı ile iş gücü arasındaki ilişkinin aerobik den anaerobik bölgeye geçişi gösteren anaerobik eşiğin tespitinde pek geçerli bir yöntem olmayacağı sonucunu göstermektedir. Bu nedenle özellikle hastalara veya sporculara kalp hızına göre antreman yada egzersiz protokolü hazırlanırken dikkat edilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Egzersiz testi, anaerobik eşik, kalp hızı

Muammer Aslan
Fırat University · Institute of Health Sciences
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Testosteron ve A vitamininin tavşanlarda bazı pıhtılaşma faktörleri, lipit peroksidasyonu ve lipit profili üzerine etkileri

1. ÖZET Bu çalışmada, kastre, normal ve Have testosteron ile bunlara ek olarak E vitamini verilmesinin koagulasyon parametreleri, lipit peroksidasyonu ve lipit profili üzerindeki etkileri araştırıldı. Bu amaçla 46 erkek Yeni Zellenda tavşanı; 1. Kontrol (n=8), 2. Testostron (n=8), 3. Testosteron-E vitamini (n=8), 4. E vitamini (n=8), 5. Kastrasyon-E vitamini (n=7) ve 6. Kastrasyon grubuna (n=7) ayrılarak l0mg testosteron propionat ve 100 mg/kg dl-a tokoferil asetat 40 gün, günaşırı uygulanmıştır. Trombosit sayısı, kontrole göre 2. grupta artarken 6. grupta azalmıştır (p<0.05). E vitaminini trombosit sayısnı etkilememiştir. Kanama zamanı gruplarda farklılık göstermemiştir. Pıhtılaşma zamanı istatistiksel olmasa da 2. grupta kısalmıştır (p=0.068). 6. grupta 2. gruba kıyasla kanama ve protrombin zamanları uzamıştır (p<0.05). Kontrol grubuna kıyasla 2. grupta plazma MDA seviyesi artmış, 4. grupta ise MDA ve fîbrinojen konsantrasyonu azalmıştır (p<0.05). Kontrol ve 2. gruba kıyasla kastrasyon grubunda, total kolesterol seviyesi artmıştır (p<0.05). E vitamini lipit profilini etkilememiştir. HDL kolesterol seviyesi, 2. grupta düşerken 6. grupta yükselmiştir (p<0.05). LDL ve VLDL kolesterol seviyeleri değişmemiştir. HDL/LDL kolesterol oranı, kontrole kıyasla 2. grupta düşmüştür (p<0.05). Total kolesterol/HDL kolesterol oranı, kontrol ve kastrasyon grubuna göre 2. grupta artmıştır (p<0.05). Sonuç olarak testosteron, trombosit sayısı, plazma MDA seviyesi ve total kolesterol/HDL kolesterol oranını artırmış, HDL kolesterol ve HDL/LDL oranım ise azaltmıştır. Testosteron, koagulasyon ve protrombin zamanında istatistiksel olmasa da kısalmaya neden olmuştur. Testosteronun, MDA, fîbrinojen ve lipit profilindeki olumsuz etkileri sonucu hiperkoagulasyona neden olabileceği düşünülmektedir. E vitamini, plazma MDA ve fîbrinojen seviyesini azaltırken, lipit profili ve trombosit sayısını etkilememiştir. E vitamini, pıhtılaşma ve protrombin zamanlarını uzatma eğiliminde olduğundan yüksek dozlarında hipokoagulatif etki gösterebileceği tahmin edilmektedir.Testosteronun koagulasyon ve lipit profili üzerindeki olumsuz etkileri, E vitamini ilavesiyle anlamlı bir iyileşme ile sonuçlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: E vitamini, testosteron, pıhtılaşma, lipit profili, lipit peroksidasyon

Nurettin Aydilek
Fırat University · Institute of Health Sciences
2002
00
DoctorateOpen AccessTR

Subklinik mastitisli ineklerde kan ve sütte lipit peroksidasyon ve bazı antioksidanlar üzerine E vitamininin etkisi

Bu araştırmada, subklinik mastitisli ineklerde E vitamininin lipit peroksidasyon ve bazı antioksidan düzeylerine etkisi araştırıldı. Araştırmada, 40 adet inek kullanıldı. Kontrol ve uygulama grupları, Kaliforniya Mastitis Testi (CMT) ve somatik hücre sayısı (SHS)'na göre belirlendi. Uygulama grubundaki ineklere 20 gün boyunca gün aşın 2.000 IU E vitamini kas içi uygulandı. Kontrol, uygulama öncesi ve sonrası gruplarında sırası ile sütte; SHS 169.60, 1.054.40, 700.80 (ml/süt), E vitamini 2.34, 2.04, 2.15 (mmol/L), Se 0.051, 0.045, 0.048 (ug/ml) ve MDA 0.50, 0.66, 0.58 (nmol/ml) olarak saptandı. Plazmada ise, E vitamini 5.79, 4.09, 5.11 (mmol/L), Se 0.099, 0.077, 0.081 (ug/ml) ve MDA 0.61, 0.75, 0.68 (nmol/ml) olarak bulundu. Aynı gruplarda sırası ile lökositte, GSH-Px 34.55, 22.02, 26.40 (IU/gr protein) ve MDA 111.67, 115.82, 113.47 (nmol/mg protein) olarak ölçüldü. Eritrositte ise, GSH 1.59, 1.35, 1.42 (umol/ml), GSH-Px 71.30, 54.90, 59.12 (IU/gr protein) ve Katalaz 52.19, 48.06, 50.32 (kU/gr protein) olarak saptandı. Kontrol grubu ile uygulama öncesi grup süt SHS, E vitamini ve MDA, plazma E vitamini, Se ve MDA, lökosit GSH-Px, eritrosit GSH, GSH-Px ve katalaz düzeyleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulundu. Süt Se ve lökosit MDA ortalamaları ise önemsiz bulundu. Uygulama öncesi ve sonrası gruplar arasında süt SHS ve MDA, plazma E vitamini ve MDA, lökosit GSH-Px, eritrosit GSH ve GSH- Px düzeyleri arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulundu. Süt E vitamini ve Se, plazma Se, lökosit MDA ve eritrosit katalaz ortalamaları farkının ise istatistiksel yönden önemsiz olduğu saptandı. Bu sonuçlara göre, subklinik mastitisli ineklerde E vitamini uygulamasının lipit peroksidasyonun önlenmesinde ve bazı antioksidanların aktivitelerinde olumlu bir etkiye sahip olduğu görüldü.

Halil Şimşek
Fırat University · Institute of Health Sciences
2002
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İlaca dirençli fokal epilepsi hastalarında katodal transkraniyal doğru akım uyarımının EEG'deki diken dalga aktivitesine etkisi

Giriş: Epilepsi dünya genelinde 70 milyondan fazla insanı etkileyen kronik nörolojik bir hastalıktır. İlaca dirençli epilepsi ise, antiepileptik ilaçlara rağmen nöbetlerin devam ettiği, tedavisi güç bir klinik tablodur. Bu çalışmada katodal transkraniyal doğru akım uyarımının (tDAU), ilaca dirençli fokal epilepsi hastalarında EEG'deki diken dalga aktivitelerini azaltma üzerine etkileri araştırılmıştır. Yöntem: Çalışmamızda 15 hastaya, 5 gün boyunca ardışık olarak günde 30 dakika süresince 2 mA şiddetinde tDAU uygulanmıştır. Katot elektrot epileptik odak noktası üzerine, anot elektrot kontralateral deltoid kası üzerine konulmuştur. Her hastanın tDAU öncesi bazal dönemleri, son tDAU uygulamasından bir hafta sonrası ve üç ay sonrası olmak üzere üç EEG kaydı alınarak diken dalga oranlarındaki değişimler analiz edilmiştir. Bulgular: Analizler grup düzeyinde anlamlı bir diken dalga değişimi olmadığını göstermiştir. Ancak bireysel düzeyde yapılan analizlerde, bazı hastalarda belirgin diken dalga azalmaları görülürken, bazı hastalarda değişim saptanmadığı görülmüştür. Tedavi sonucu diken dalga değişimlerinin oldukça heterojen dağıldığı ve hastadan hastaya değiştiği analiz edilmiştir. Çalışma ayrıca tDAU'nun iyi tolere edildiğini ve herhangi bir ciddi yan etki gözlenmediğini ortaya koymuştur. Sonuç: Katodal tDAU'nun ilaca dirençli fokal epilepsi hastalarında EEG'deki diken dalga aktivitesi üzerine etkisi kişiden kişiye değişmekte birlikte, bazı hastalarda umut verici sonuçlar doğurabileceği gözlemlenmiştir. Daha geniş örneklemlerle yapılacak ileri çalışmalar, bu yöntemin etkinliğini ve hangi hasta gruplarında daha faydalı olabileceğini belirlemeye katkı sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: transkraniyal doğru akım uyarımı, nöromodülasyon, ilaca dirençli fokal epilepsi

Murat Aydemir
Koç University
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Nörolojik tanısı olan hastalarda disfajinin (Yutma güçlüğü) Türkçe eat-10 anketi ile değerlendirilmesi

Amaç: Disfaji özellikle nörovasküler, nörodejeneratif ve nöromuskuler hastalıklarda sık görülmektedir. Disfaji videofloroskopi veya fiber optik endoskopik değerlendirme gibi enstrümental yöntemler ile değerlendirilebileceği gibi, EAT-10 yutma tarama testi ile de değerlendirilebilir. Çalışmamızda nörolojik hastalarda disfajinin prevelansının bulunması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Nöroloji poliklinikleri, servis ve nöroloji yoğun bakımlarında anamnez, klinik muayene ve laboratuvar bulguları (MR, BBT, EEG, EMG) sonucunda stroke, multiple sklerozis, demans, myastenia gravis, guillain barre, serebral palsi ve myastenia gravis tanısı konulmuş olan hastalara demografik özellikler, Türkçe EAT-10 anketi uygulandı. Çalışma tasarımı kesitsel prevelans çalışmasıdır. Gönüllülerin araştırmaya dâhil edilme Kriterleri; 18 yaş ve üzerinde olunması, oral yolla beslenilmesi. Dışlama kriterleri; NG tüp, PEG veya PEJ ile beslenilmesi olarak belirlendi. Bulgular: Çalışmaya 300 hasta dâhil edilmiştir. Bu hastaların %52,0'i erkek, %48,0'i kadındır.40 Puan üzerinden değerlendirilen EAT-10 testine verilen cevapların ise ortalama 6,22 puan olduğu saptanmıştır. Ankette en çok puan alan maddenin ''Katı besinleri yutarken zorlanıyorum'' olduğu en düşük puan alan maddenin ise ''Yutarken ağrı hissediyorum'' maddesi olmuştur. EAT-10 Testinden 3 puan ve üzeri anormal kabul edildiğinden hastaların %69'u anormal sınırlar içinde puanlama yapmıştır. Çalışmaya dâhil edilen Stroke hastalarının % 69,67'si; Parkinson hastalarının %80'i; MS hastalarının %60,8'i; Demans hastalarının %83,32'ü; Serebral Palsi hastalarının %60'ı; GBS hastalarının %44,4'ü; MG hastalarının ise %100'ü değerlendirmeye göre disfajik grupta yer aldı. Sonuç: Nörolojik hastalıklarda disfajinin çok sık görülmesi nedeni ile enstrümental testler ile değerlendirilemeyen hastalarda disfajinin EAT-10 tarama testi ile değerlendilmesini öneriyoruz.

AnketlerEndoskopiNörolojik hastalıklar+2
Şeyma Sözgün
Dicle University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Deneysel diyabetik ratlarda antidiyabetik liraglutid ve empagliflozinin oksidatif stres, inflamatuar yanıt ve kardiyoprotektif etkilerinin araştırılması

Amaç: Antidiyabetik liraglutid ve empagliflozinin diyabetes mellitus'lu (DM) ratlarda oksidatif stres ve inflamasyonun bazı belirteçleri ile kardiyovasküler komplikasyonlar üzerine etkilerini araştırmayı ve bu etkiler bakımından iki ilacı karşılaştırmayı amaçladık. Gereç ve yöntem: 37 adet erkek Wistar albino sıçan 4 gruba ayrıldı. 1) Sağlıklı kontrol (n=7), 2) DM kontrol (n=10), 3) DM + Liraglutid (n=10) bu gruptaki sıçanlara 0.6 mg/kg liraglutid subkutan olarak uygulandı, 4) DM+ Emapagliflozin(n=10) grubu, bu gruptaki ratlara 30 mg/kg dozunda empagliflozin oral gavaj yoluyla verildi. DM gruplarına, 110 mg/kg dozunda intraperitoneal (ip) nikotinamid (NA) enjekte edildi, 15 dk sonra 60 mg/kg dozunda i.p STZ enjeksiyonu yapılarak diyabet oluşturuldu. 8 hafta boyunca liraglutide ve empagliflozin tedavileri uygulandı ve deney sonunda son ağırlıkları ve açlık kan şekerleri ölçüldükten sonra ketamin ve ksilazin anestezisi altında vena caudalisten kan alınarak eksanguinasyon yoluyla sıçanlar feda edildi. Alınan kan örneklerinden TNF-α, IL-1, MDA, SOD, AGE, insülin seviyelerine bakıldı. Doku olarak ise kalp ve koroner arterler alındı ve histopatolojik olarak incelendi. Bulgular: DM kontrol grubu sağlıklı kontrollerle karşılaştırıldığında kanda diyabete bağlı beklenen değişikliklerin oluştuğu, AKŞ, AGE, IL-1, TNF-α ve MDA seviyelerinin anlamlı olarak arttığı, insülin ve SOD düzeylerinin ise azaldığı saptandı. Liraglutid ve empagliflozin tedavisinin kan glukoz seviyelerini sağlıklı kontrol ile yakın seviyelere düşürdüğü gözlemlendi. Her iki ilacın da TNF-α, IL-1, AGE, MDA seviyelerini önemli ölçüde düşürürken SOD ve insülin seviyelerini yükselttiği gözlemlendi. Histopatolojik olarak yapılan incelemede her iki ilacın da miyokard ve koroner arter dokusunda DM'nin meydana getirdiği yapısal değişiklikleri, fibrozisi, inflamasyonu önemli ölçüde iyileştirdiği, empagliflozinin miyokard üzerindeki iyileştirici etkisinin liraglutide göre daha fazla oldığu gözlemlendi. Sonuç: Liraglutid ve empagliflozin DM'nin neden olduğu ölümlerin başlıca sebebi olan kardiyovasküler komplikasyonlar üzerinde olumlu etki göstermiştir. Bu komplikasyonların patogenezinde önemli rol oynayan oksidatif stres ve inflamasyonu hafiflettiği, kardiyak ve koroner arter yapısını koruduğu gözlemlenmiştir. Sonuç olarak her iki ilacın da DM hastalarında kardiyovasküler komplikasyon gelişmesini önleyebileceğini söyleyebiliriz.

AntikonvülsanlarBiyobelirteçler-farmakolojikDiabetes mellitus+7
Cemre Uçar Ekin
Dicle University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesan idiopatik skolyozlu bireylerde farklı egzersiz yöntemlerinin akciğerlerin spirometrik parametrelerine etkisinin araştırılması

Amaç: Bu çalışma adölesan idiopatik skolyoz (AİS) tanısı almış bireylerde farklı egzersiz yöntemleri olan Schroth Egzersizleri ve Solunum Egzersizlerinin akciğerlerdeki spirometrik parametreler üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Fizyolif Fizyoterapi Danışmanlık Merkezi'nde takipli AİS tanısı almış, 10-17 yaş grubundaki toplam 48 hastaya Schroth ve Solunum Egzersizleri uygulanmıştır. Örneklem, Schroth Egzersizleri grubu ve Solunum Egzersizleri grubu olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Solunum parametrelerine ilişkin veriler, literatürde tanımlanan protokoller dikkate alınarak tedavi öncesi ve egzersiz tedavisinin 3.haftasının sonunda olmak üzere iki aşamada FirstMed SP-10 spirometre ile kaydedilmiştir. Verilerin analizinde Statistical Package for Social Science (SPSS) Windows Version 22.0 kullanılmıştır. Bulgular: Her iki gruptaki tüm olgularda FVC (%), FEV1(%), FEV1/FVC (%), FEF25-75(L) ve PEFR (%) parametrelerinde anlamlı bir artış saptandı (p<0,05). Her iki egzersiz grubunun FEV1(%), FEF25-75(L) ve PEFR (%) egzersiz sonrası değerleri arasında anlamlı bir fark tespit edilmedi (p>0,05). Ancak, FVC (%) son ölçüm değerleri Schroth Egzersizi uygulanan grupta daha yüksek bulundu. Buna karşılık, FEV1/FVC (%) son ölçüm değerleri Solunum Egzersizi uygulanan grupta daha yüksekti (p<0,05). Sonuç: Bu çalışma kısa dönemde Schroth ve Solunum Egzersizlerinin akciğerdeki spirometrik parametreler üzerinde olumlu etkiye sahip olduğunu göstermektedir. FVC son ölçüm değerleri, Schroth Egzersizi uygulanan grupta Solunum Egzersizi grubuna göre daha yüksek bulunmuştur. Ancak, Schroth ve Solunum egzersiz grubu arasında FEV1, FEF25-75 ve PEFR son ölçüm değerleri açısından anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Egzersizler spirometrik parametreleri ve solunum fonksiyonlarını olumlu etkilemiştir. FVC parametresindeki artış, Schroth Egzersizlerinin akciğer fonksiyonlarının iyileştirilmesinde etkili olabileceğini göstermektedir. Anahtar Sözcükler: Adölesan idiopatik skolyoz, schroth egzersizleri, solunum egzersizleri, spirometre

Serhat Çakmak
Dicle University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlıklı ve diyabetik gastroparetik bireylerde gastrik miyoelektrik aktivite ölçümleri ile mide boşalma hızı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Sağlıklı ve diyabetik gastroparezi (D-GP) tanısı alan hastalarda mide miyoelektirik aktivitesinin mide boşalma hızı ile ilişkisini araştırmak ve elektrogastrografi (EGG)'nin klinik kullanımını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, 20'si sağlıklı ve 20'si semptomatik D-GP tanısı alan toplam 40 erkek birey üzerinde gerçekleştirildi. Gastrik miyoelektrik aktivite kutanöz EGG ile kaydedildi. Her katılımcıdan 10 ml açlık venöz kanı alındıktan sonra 30 dak. preprandiyal ve ardından standart test yemeğini (450 kcal) yedikten sonra 60 dak. postprandiyal EGG kayıtları alındı. Ertesi gün yine gece yarısı açlıkla gelen her bireye aynı test yemeği verildi ve ultrasonografi yöntemiyle 15. ve 90. dakikalarda antral alan ölçümüne dayalı mide boşalma hızı (GER) testi yapıldı. Bulgular: D-GP'li bireylerin AKŞ ve HbA1c değerleri kontrol grubundan istatistiksel anlamlı olarak yüksekti (sırasıyla p<0.001, p<0.001). Pre ve postprandiyal dönemde D-GP tanılı hastalarda kontrol grubuna göre DF ve normogastri yüzdesi düşük (preprandiyal sırasıyla p<0.001, p=0.006; postprandiyal sırasıyla p= 0.034, p<0.001), bradigastri yüzdesi daha yüksek saptandı (p<0.001). PPC değeri, kontrollere göre diyabetiklerde anlamlı bulunmayan düşüş gösterdi (p>0.05). Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, gastroparetik bireylerde postprandiyal 90. dakikada belirgin antral dilatasyon ve mide boşalma hızında anlamlı düşüş gözlendi (P<0.001). Diyabetiklerde ölçülen Ghrelin, motilin, GIP ve GLP-1 düzeyleri kontrol grubundan düşüktü. Her iki grupta mide boşalma hızı ile AKŞ, HbA1c, çoğu EGG parametreleri ve hormon düzeyleri arasında korelasyon saptanmadı. Ancak D-GP grupta GER ile PPC arasında pozitif korelasyon bulundu. Sonuç: EGG kayıtlarına göre hem ritmisite hem de postprandiyal dominant güç değişiminde azalma gösteren diyabetik gastroparetik grupta gastrik boşalma gecikmiştir. Gastrik miyoelektrik aktivitedeki anormallikler ve antral dilatasyon midenin gecikmiş boşalmasına yol açabilir. Antral alan ölçüm destekli EGG kaydı, diyabetik gastroparezi hastalarının ayırtedilmesinde yarar sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Diyabetik gastroparezi, EGG, gastrik boşalma hızı, motilin, Ghrelin, GLP-1, GIP.

Hamza Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Spinal kord iskemi reperfüzyon hasarı üzerine melatoninin etkileri

SP NAL KORD SKEM REPERFÜZYON HASARI ÜZER NE MELATON N NETK LERAYHAN KORKMAZÖZETskemi, kan akımının, hücresel fonksiyonları karşılamak için gerekli olandüzeyin altında olması durumudur. skemik dokunun reperfüzyonu ise, bir yandaniskemi sırasında kaybolan bazı fonksiyonların geri gelmesini sağlarken diğer yandan,özellikle serbest oksijen radikallerinin oluşması yolu ile ileri hasara yol açmaktadır.Melatonin enzimatik antioksidanları aktive eder ve serbest radikallerisüpürmek için vitamin E, C, glutatyon gibi bilinen antioksidanlar ile sinerjik etkigösterir. Bu bilgilere dayanılarak çalışmamızda melatoninin, spinal kord iskemi-reperfüzyon hasarı üzerine etkisi araştırılmıştır.Çalışmada toplam 30 adet ortalama ağırlığı 2,0 ile 2,5 kg olan erkeksağlıklı Yeni Zellanda türü beyaz tavşan kullanıldı. Denekler n=10 olacak şekilde, 3grup halinde çalışıldı. Gruplar: 1-Kontrol, 2- skemi-Reperfüzyon, 3-Tedavi grubuolarak ayrıldı. Kontrol grubu deneklere normal cerrahi prosedür uygulanırken klipajuygulanmadı, skemi reperfüzyon ve tedavi gruplarına cerrahi prosedür ve sol renalarter çıkışı altından abdominal aortaya klipaj uygulandı.Tedavi grubuna iskemidenönce 10mg/kg tek doz intra venöz melatonin uygulandı.Deneklerin kan ve dokuörnekleri cerrahi prosedürü izleyen 48 saatlik takip sonrasında alındı. Malondialdehit,redükte glutatyon ve nitrik oksit düzeyleri biyokimyasal olarak ölçüldü. Ayrıcahistolojik inceleme ve nörolojik muayenelerle de sonuçlar korele edilmeyeçalışıldı.Farkları belirlemede Mann Whitney U testi kullanıldı. Melatonin uygulaması ,iskemi-reperfüzyon grubunda artmış olan malondialdehit ve nitrik oksit düzeyinianlamlı olarak düşürmüştür ( p<0.05). skemi-reperfüzyon grubunda azalmış glutatyondüzeyi ise melatonin uygulaması sonucu anlamlı olarak artmıştır( p<0.05). Yapılanhistolojik ve nörolojik muayenelerde elde edilen bulgular da melatonin koruyucuetkisini desteklemiştir.Sonuç olarak melatoninin iskemi-reperfüzyon hasarı üzerinde koruyucubir etkiye sahip olduğu ve oksidatif stresten koruduğu bulunmuştur.

Ayhan Korkmaz
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
Master'sOpen AccessTR

Empagliflozin tedavisinin tip 2 diyabetli hastalarda kardiyak fonksiyon ve fizyolojik parametrelere etkisiempagliflozin tedavisinin tip 2 diyabetli hastalarda kardiyak fonksiyon ve fizyolojik parametrelere etkisiempagliflozin tedavisinin tip 2 diyabetli hastalarda kardiyak fonksiyon ve fizyolojik parametrelere etkisiempagliflozin tedavisinin tip 2 diyabetli hastalarda kardiyak fonksiyon ve fizyolojik parametrelere etkisi

Bu çalışmada, diyabetus mellitus hastalarında sodyum glukoz ko-transporter-2 inhibitörü empagliflozinin hemogram, biyokimyasal parametreler ve kardiyak fonksiyonlar üzerindeki etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır

Selen Filiz Aslan
Dicle University · Institute of Health Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Pulslu manyetik alan uygulamasının sıçanlarda glikoz metabolizması üzerine etkilerinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, pulslu manyetik alan uygulanan sıçanların glukoz metabolizması üzerine etkileri incelendi. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 23 adet Wistar Albino sıçan kullanıldı. Sıçanlar kontrol grubu (n=7), PEMA grubu (n=8) ve PEMA+Cvit. grubu (n=8) olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Deneye başlamadan önce sıçanların ağırlık ölçümleri yapıldı. PEMA ve PEMA+Cvit. grupları 4 hafta boyunca 08.00 ile 12.00 saatleri arasında oluşturulan pulslu manyetik alana maruz bırakıldı. Kontrol grubu da manyetik alan oluşturulmadan aynı çevre şartlarına maruz bırakıldı. Manyetik alan uygulanmadan önce kontrol ve PEMA gruplarına gavaj yolu ile çeşme suyu verildi. PEMA+Cvit. grubuna da gavaj yolu ile C vitamini verildi. Dört haftalık deney periyodunun sonunda vücut ağırlıkları, serum, mide dokusu, karaciğer dokusu ve böbrek dokusu insülin, glukagon, GLP-1, SIRT1, TAS ve TOS düzeyleri belirlendi. Patolojik inceleme için beyin, pankreas ve karaciğer dokuları incelendi. Bulgular: Pulslu manyetik alan uygulamasının glukoz metabolizmasının düzenlenmesinde etki eden hormonları sentezleyen ve koordine eden beyin, pankreas ve karaciğer dokuları üzerinde patolojik bir hasar oluşturmadığı görüldü. Ayrıca mide dokusunda insülin, GLP-1, SIRT1 ve TAS değerlerinde artışın olduğu ve bu durumunda beslenme sonrası kan glukoz düzeyini etkileyen mide motilitesi üzerine olumlu etkilerinin olduğu belirlendi. Aynı zamanda böbrek dokusu insülin değerinde de artışa yol açtığı, bu artışlarında istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü. Serum ve karaciğer dokularında bakılan değerlerde ise istatistiksel olarak anlamlı bir farkın olmadığı tespit edildi. Sonuç: Pulslu manyetik alan uygulaması glukoz metabolizması üzerine olumlu yönden etkilemiştir. Anahtar sözcükler: Pulslu manyetik alan (PEMA), Glukoz metabolizması, Vitamin C, TAS, TOS, Glukagon like peptide-1 (GLP-1), SIRT1

Elektromanyetik alanlar
Harun Gencer
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Reserpinle depresyon oluşturulan sıçanlarda resveratrol ve silimarinin öğrenme, bellek ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkileri

Reserpinle Depresyon Oluşturulan Sıçanlarda Resveratrol ve Silimarinin Öğrenme, Bellek Ve Bazı Biyokimyasal Parametreler Üzerine Etkileri Öğrencinin Adı ve Soyadı: Erhan DİNCER Danışmanı: Prof. Dr. Basra DENİZ OBAY Anabilim Dalı: Fizyoloji Anabilim Dalı Özet Amaç: Depresyonun fizyopatolojik mekanizmalarının tam olarak aydınlatılamamış olması ve mevcut tedavilere verilen yanıtlardaki yetersizlik, yeni tedavi arayışlarını gündeme getirmiştir. Bu çalışmada, antioksidan ve nöroprotektif özelliklere sahip olan resveratrol ve silimarinin, reserpinle oluşturulmuş depresyon modelinde öğrenme, bellek ile serum serotonin, dopamin, total antioksidan seviyesi (TAS) ve total oksidan seviyesi (TOS) düzeyleri üzerindeki etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç Yöntem: Çalışmada 50 erkek Wistar Albino cinsi sıçanlar (n=10) rastgele olarak beş gruba ayrılmıştır. Gruplar; Kontrol, Reserpin, Reserpin+Resveratrol, Reserpin+Silimarin ve Reserpin+Resveratrol+Silimarin olarak ayrılmıştır. Depresyon modeli, 14 gün süreyle 0.1 mg/kg/gün dozunda intraperitoneal (İP) reserpin uygulanarak oluşturulmuştur. Tedavi gruplarına 14 gün boyunca sırasıyla; resveratrol (30 mg/kg/gün, İP), silimarin (100 mg/kg/gün, İP) ve kombinasyon grubuna her iki tedavi ajanı aynı dozda birlikte uygulanmıştır. Davranışsal değerlendirmeler Zorlu Yüzme Testi (ZYT), Pasif Sakınma Testi (PAT), Açık Alan Testi (AAT) ve Yükseltilmiş Artı Labirent (YAL) testleri ile yapılmıştır. Testlerden sonra hayvanlardan alınan kan örneklerinde serum serotonin, dopamin, TAS ve TOS düzeyleri analiz edilmiştir. Bulgular: Reserpin uygulamasıyla oluşturulan depresyon modeli, Kontrol grubuna göre davranışsal ve biyokimyasal parametrelerde anlamlı değişikliklere yol açmıştır. Tüm tedavi gruplarında, Reserpin grubuna göre anlamlı düzeyde olumlu farklılıklar saptanmıştır (p<0,05). Resveratrol grubunda serotonin, dopamin, TAS ve TOS düzeylerinde Silimarin grubuna kıyasla iyileşmeye yönelik daha olumlu değişiklikler elde edilmiştir. Resveratrol+Silimarin grubunda ise Reserpin grubuna göre ZYT, PAT, AAT ve YAL testlerinde anlamlı değişimler elde edilmiştir (p<0,01). Ayrıca bu grupta serum serotonin, dopamin, TAS düzeyleri diğer gruplara göre anlamlı olarak artarken serum TOS düzeyi ise anlamlı olarak azalmıştır (p<0,01). Sonuç: Elde edilen veriler, resveratrol ve silimarinin reserpinle oluşturulmuş depresyon modelinde nörokimyasal ve davranışsal düzeyde terapötik etki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle Resveratrol+Silimarin tedavisinin sinerjik etkiler oluşturabileceği ve tamamlayıcı bir tedavi yaklaşımı olarak değerlendirilebileceği düşünülmektedir. Bu bulgular, doğal bileşiklerin depresyon tedavisinde potansiyel alternatif ajanlar olabileceğini desteklemektedir. Anahtar Sözcükler: Depresyon, reserpin, resveratrol, silimarin, öğrenme, bellek

Erhan Dincer
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Pentilentetrazol ile epilepsi oluşturulan sıçanlarda resveratrol ve silimarinin öğrenme, bellek ve bazı biyokimyasal parametrelerle ilişkisinin araştırılması

Amaç: Epilepsi hastalığında öğrenme ve bellek gerilemektedir. Çalışmamızda epileptik sıçanlarda resveratrol ve silimarin maddesinin öğrenme ve bellek mekanizmasına etkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmada toplam 5 grup, (Kontrol grubu, Epilepsi grubu, Resveratrol grubu, Silimarin grubu, Resveratrol +Silimarin grubu) 50 adet erkek Wistar Albino sıçan kullanıldı. Kontrol grubuna 28 gün izotonik çözelti verilirken diğer gruplara ilk 14 gün, gün aşırı pentilentetrazol (PTZ) intraperitoneal (i.p.) uygulandı. Tedavi gruplarına PTZ sonrası 14 gün boyunca tedavi maddeleri intravenöz (i.v.) verildi. 28 gün sonunda sıçanlara yükseltilmiş artı labirent, pasif sakınma ve açık alan testleri uygulandı. Testler sonrasında sakrifiye edilen hayvanlardan alınan kan örneklerinde serum GABA, glutamat, Total antioksaditf stres (TAS), Total oksidatif stres (TOS) düzeyleri analiz edildi. Bulgular: Kontrol grubunda ağırlık olarak haftalar arasında anlamlı bir değer gözlenmemiştir (p>0,05). Epilepsi grubu, epilepsi +resveratrol, Epilepsi +silimarin, resveratrol+silimarin grubunda haftalar arasında kısmen anlamlı bir azalış gözlenmektedir (p<0,05). GABA düzeyi epilepsi grubunda kontrol grubuna göre anlamlı bir düzeyde azalmıştır (p<0,05). Glutamat düzeyi epileptik grupta kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde artış gözlenmiştir (p<0,05). TAS düzeyi epilesi grubunda azalırken TOS düzeyi artmıştır. Öğrenme ve bellek testlerine bakıldığında epileptik grupda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde değişiklik saptanmıştır (p<0,05). Tedavi gruplarında ise epileptik gruba göre anlamlı düzeyde değişikliklik gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda resveratrol ve silimarinin tedavi edici etkilerinin dışında öğrenme ve bellek mekanizmalarına da katkısı gözlenmektedir. Özellikle resveratrol ve silimarinin birlikte uygulandığında oluşturdukları sinerjik etki öğrenme ve bellek mekanizmasına daha fazla katkıda bulunmaktadır.

İhsan Karabulut
Dicle University · Institute of Health Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Endotelin-1 ve nitrik oksit inhibisyonunun kalp iskemi reperfüzyonuna etkileri

Nitrik Oksit'in (NO) miyokard iskemisi gibi patolojik durumlardaki rolü tam olarak açık olmayıp, degisik kosullarda hem pozitif hem de negatif etkileri belirtilmistir. Çalısmamızda vazokonstriktörler Endotelin-I (ET-1) ve Urotensin-II (U-II), NO donörü Molsidomin, nitrik oksit sentaz enzimi (NOS) inhibitörü nitro-L-argininmetilester (L-NAME), iNOS inhibitörü LCanavanin ve Anti-Endotelin Reseptör-A Antikoru'nun (ET-1 Res.Bl.) kalp iskemi-reperfüzyon (/R) hasarına olan etkilerini arastırmayı amaçladık. Langendorf perfüze sıçan kalpleri 30'ar dk. stabilizasyon, global iskemi ve takiben reperfüzyona tabii tutuldu. Gruplara iskemi baslangıcında, L-NAME , ET-1, U-II, L-Canavanin, Molsidomin ve ET-1 Res.Bl. verildi. Gruplar kontrol grubu (/R-K) ile aralıksız perfüzyon uygulanan grupla (P-K) karsılastırıldı. Reperfüzyonun 1, 5, 10, 20, 30. dk.'larında toplanan perfüzatlarda malondialdehit (MDA), total nitrik oksit (NOx), sülfidril grupları (RSH), kalp dokusunda da MDA, protein karbonil grupları, redükte glutatyon (GSH) ve NOx düzeyleri ölçüldü. Kalp fonksiyonları için belirleyici olan sol ventrikül sistol-diyastol farkı basıncı (LVDP), dp/dt maksimum (dp/dtmak), dp/dt minimum (dp/dtmin) ve kalp atım hızı Biopac Data Acquisition & Analysis System ile kaydedildi. Tüm gruplarda LVDP seviyeleri P-K grubuna göre azaldı. Kalpte ET-1 ve Molsidomin dp/dtmak üzerine daha olumlu etki gösterirken NOS inhibisyonu olumsuz etki gösterdi. En fazla ET-1 Res.Bl. ve Molsidomin en az NOS inhibitörleri olmak üzere tüm gruplarda dp/dtmin anlamlı olarak yükseldi. ET-1, Molsidomin ve U-II gruplarında doku protein karbonil, perfüzat ve doku MDA ile NOx'da belirgin artıs oldu. Tersine RSH ve GSH seviyelerinde en fazla düsme yine bu gruplarda oldu. Sonuç olarak çalısmamızda elde edilen bulgulardan kalp /R'nunda ET-1, U-II ve dısarıdan verilen NO oksidan hasarı arttırıcı, antioksidan mekanizmaları azaltıcı yönde etkide bulunmustur.

EndotelinlerMiyokardNitrik oksit+2
Mehmet Ünal
Gazi University · Institute of Health Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabet modelinde antilipidemik rosuvastatin ve pravastatin'in etkileri

Amaç: Bu çalışmada, deneysel diyabet modelinde antilipidemik rosuvastatin ve pravastatinin etkilerinin incelenmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 42 adet erişkin dişi Wistar albino rat kullanıldı. Ratlar 6 eşit gruba ayrıldı. 1) Sağlıklı kontrol grubu, 2) Diyabetik kontrol grubu, 3) PRV10 grubu, bu gruptaki ratlara 10 mg/kg/gün pravastatin uygulandı. 4) PRV20 grubu, bu gruptaki ratlara 20 mg/kg/gün pravastatin uygulandı. 5) RSV10 grubu, bu gruptaki ratlara 10 mg/kg/gün rosuvastatin uygulandı. 6) RSV20 grubu, bu gruptaki ratlara 20 mg/kg/gün rosuvastatin uygulandı. Sağlıklı kontrol grubu hariç diğer ratlara 40 mg/kg tek doz intraperitoneal streptozotosin enjeksiyonu yapıldı. Sekiz haftalık deney periyodunun sonunda, vücut ağırlıkları, açlık kan glukoz düzeyleri, açlık kan insülin düzeyleri, kan lipid parametreleri ve karaciğer glukoz metabolizmasıyla ilgili enzim düzeyleri belirlendi. Bulgular: Pravastatin açlık kan glukozunda azalmaya neden olurken, rosuvastatinin açlık kan glukozunda artışa neden olduğu görüldü. Her iki statin, özellikle TC ve LDL-K olmak üzere yüksek kan lipid seviyelerini başarılı bir şekilde düşürdü ve kullanılan statinlerin 10 mg'lık dozları ile 20 mg'lık dozları arasında önemli farklılık belirlenmedi. Pravastatin karaciğer glikojen, glikojen sentaz (GS), piruvat kinaz (PK), hekzokinaz (HK) ve glukoz-6-fosfat dehidrogenaz (G6PD) düzeylerinde artışa, laktat dehidrogenaz (LDH), glukoz-6-fosfataz (G6Paz), fruktoz-1,6-bisfosfataz (FBP1) ve glikojen fosforilaz (GP) düzeylerinde ise azalmaya neden olurken, rosuvastatin bunun tersi etki göstermiştir. Sonuç: Pravastatin diyabet ile ilgili parametreleri olumlu etkilerken, rosuvastatin olumsuz etkilemiştir.

Antikolesteremik ajanlarAntilipemik ajanlarDiabetes mellitus+3
Hacer Kayhan Kaya
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Nonunion tibia kırıklarında kelepçe metodu ile düşük yoğunluklu yüksek frekanslı (DYYF) titreşim uygulamasının iyileşmeye etkisinin araştırılması

Amaç: Nonunion tibia kırıklarında Düşük Yoğunluklu Yüksek Frekanslı Titreşim'in (DYYFT) klinik etkisini araştırmak ve elde edilen sonuçların daha ileri çalışmalar için kullanılmasına olanak sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya Nonunion Tibia Skorlama Sistemi (NUSS) (p>0,05) ve yaş ortalamaları (p>0,05) açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmayan 5'i kontrol ve 5'i deney iki farklı gruptan toplam 10 gönüllü alınmıştır. Deney grubuna ürettiğimiz cihazla ve "kelepçe metodu" yöntemiyle 3 ay boyunca günde 4 kez 20'şer dakika (0,35 g ve 50 Hz) DYYFT uygulanmıştır. Kontrol grubuna ise herhangi bir uygulama yapılmayıp sadece 3 ay takibe alınmıştır. Deney sonunda her iki grup da AOFAS ağrı, AOFAS fonksiyon ve total AOFAS olmak üzere AOFAS Arka ayak/ayak bileği skalası ile Tibia Kırıklarında Radyografik Kaynanama Skoru (RUST) ile değerlendirilmiştir. Bulgular: RUST ve AOFAS değerleri açısından kontrol ve deney gruplarının her ikisinde de öncesi ve sonrası skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0.05). AOFAS skorunun bir parçası olan ağrı ve fonksiyon skorları ayrı olarak değerlendirildiğinde kontrol grubunda öncesi ve sonrası verileri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmazken (p>0.05) deney grubunda ağrı (p<0.034) ve fonksiyon (p<0.043) skorlarının sonraki ölçümlerinin öncesindeki ölçümlere göre anlamlı olarak yükseldiği gözlenmiştir. Sonuçlar: Bu sonuçlara göre cihazı kullananlarda ağrı ve fonksiyon parametrelerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu ortaya çıkmış ancak bu durum RUST ve AOFAS toplam skorlarına yansımamıştır.

Kırık iyileşmesiKırıklar-kemikMekanik titreşim+4
Ferhat Çelik
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabetik nefropati modelinde ghrelinin rolü

Amaç: Bu tezdeki amaç; ghrelinin diyabetik nefropatinin (DNp) oluşumundaki rolünü araştırmaktır. Ayrıca çalışmada diyabetik rat modelinde DNp oluşumunun önlenebilmesi ve hastalığın tedavisinde ghrelinin muhtemel etkilerini araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Deneyde 8-10 haftalık 63 erkek Wistar Albino sıçanlar rastgele 9 gruba ayrıldı. Diyabetik gruplar: DD-1=1.Diyabetik Deney Grubu(n=7) [1 haftalık diyabet], DD-2: 2.Diyabetik Deney Grubu(n=7) [3 haftalık diyabet], DD-3=3.Diyabetik Deney Grubu(n=7) [6 haftalık diyabet], DD-4=4.Diyabetik Deney Grubu(n=7) [8 haftalık diyabet] ve MT: Metformin Tedavi Grubu(n=7) [8 haftalık diyabet] olarak isimlendirildi. Kontrol grupları: NDK-1=1.Non-Diyabetik Kontrol Grubu (n=7), NDK-2=2.Non-Diyabetik Kontrol Grubu(n=7), NDK-3=3.Non-Diyabetik Kontrol Grubu(n=7) ve NDK-4=4.Non-Diyabetik Kontrol Grubu(n=7) olarak isimlendirildi. Diyabet oluşturmak için sıçanlara sitrat tamponunda hazırlanmış olan streptozotosin (STZ) çözeltisinden 35 mg/kg tek doz intraperitoneal olarak uygulandı. MT grubuna diyabet oluşturulduktan sonra oral metformin 100 mg/kg/gün antidiyabetik olarak verilmiştir. Bulgular: DD-4 ve NDK-4 grupları arasında plazma ghrelin, plazma anjiyotensin II idrar kreatinin, serum kreatinin, son ağırlık, ilk ve son AKŞ'ler arasında anlamlı fark bulunmuştur(P<0.01). Tüm sıçanların toplam plazma ghrelin seviyeleri ile idrar kreatinin ve son ağırlıkları arasında istatistiksel olarak pozitif yönde anlamlı fark bulunmuştur(P<0.01). Tüm sıçanların toplam plazma ghrelin seviyeleri ile plazma anjiyotensin II, ilk ve son açlık kan şekerleri (AKŞ) arasında istatistiksel olarak negatif yönde anlamlı fark bulunmuştur(P<0.01). Sonuç: Sonuç olarak çalışmamızda sıçanlarda STZ ile oluşturulmuş diyabet sonrası sıçanlarda plazma ghrelin seviyesi diyabet ilerledikçe azalmasına karşılık plazma anjiyotensin II ve serum kreatinin seviyesinin ise arttığı görülmüştür. Bu durum DNp'nin gelişmesinde plazma ghrelin seviyesininde etkisi olduğunu göstermektedir. Ghrelinin diyabetik hastaların tedavisine eklenmesi DNp'nin gelişmesini önleyebileceği ya da oluşmasını geciktirebileceğini göstermektedir.

Anjiyotensin IIBöbrekDiabetes mellitus+4
Cihan Gül
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Hipertansiyon patofizyolojisinde bazı adipokinlerin rolü

Amaç: Adipokinler pek çok aracı mediyatörlerle vücutta pek çok fonksiyonda düzenleyici rol oynamaktadır. Adipokinlere ilgi son yıllarda giderek artmaktadır. Günümüzde adipokinler birçok sistemik hastalıkta geleceğin potansiyel ilaç hedefleri olarak araştırılmaktadır. Bu tez çalışması ile amacımız metabolik yollarda önemli düzenleyici roller üstlenen adipokinlerin hipertansiyon patofizyolojisinde etkilerinin ortaya konması , hasta ve kontrol kan numunelerindeki çeşitli biyolojik parametreler ile ilişkilerinin araştırılmasıdır. Materyal-Metot Tez çalışmamız Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde yapılmıştır. Vaka kontrol tipteki bu çalışmamızın evrenini 01.03.2019-01.09.2019 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği ve Kardiyoloji polikliniklerine başvuran 18 yaş üstü hastalar oluşturmuştur. Bulgular Çalışmamıza 96 sı hasta 84 ü kontrol grubundan olmak üzere toplam 180 kişi katıldı. Bunların 105 i kadın, 75 i erkek di. Hasta ve kontrol grubunda sistolik, diastolik tansiyon değerleri sırasıyla; 149,07± 15,689, 112,53 ± 10,064. Adipokinlerden hasta ve kontrol grupları için medyan ( min-max) sırayla leptin 7,84(1,13-980,88), 2,40(1,15- 46,92) (P< 0,001), visceral 1,01( 0,23-5,14), 0,79(0,1-2,65) (P=0,41), intellectin 74,18(10,3-1438,78), 37,53(10,1-131,54) (P< 0,001),chemerin 198,57(91,72-1380,13), 177,57(131,46-852,25) (P=0,347), Retinol binding protein 109,64(44,97-5314,66), 48,53(12,56-377,05) (P< 0,001) , adiponektin 5,21(1,08-23,90), 4,07(1,01-10,19) (P=0,016) , rezistin 529,32(119,97-3071,44), 276,18(109,24-1078,04) (P<0,001), visfatin 10,6134(1,25-93,92), 5,77(1,77-27,04) (P< 0,001) , Crp 2,19(,04-6,56), 2,19(,72-5,22) (P=0,113) ,Vücut kitle indeksi; 28,72(18,43- 41,62), 25,13(16,22-47,38) (P< 0,001). Sonuç Sistolik ve diyastolik kan basıncıyla korelasyon gösteren adipokinler leptin, intellectin (omentin), rbp1, rezistin ve visfatindir. Leptin vücut kitle indeksi(VKİ) ile korele bulunmuştur. Chemerin düzeylerinde kan basıncı ile hafif bir negatif korelasyon görülmüştür. Yaş ile korelasyon gösteren adiponektinler leptin, intellectin, rbp1, rezistin ve visfatindir. Bununla birlikte, adipokinlerin kardiyovasküler sistemdeki rolleri hala açıklığa kavuşturulması gerekmektedir, çalışmamız da hem in vivo hem de invitro çalışmaların yaygınlıkla yapılmaları gerektiğini ortaya koymaktadır.

AdipokinlerFizyolojiHipertansiyon+1
Ahmet Yılmaz
Dicle University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

C vitamini uygulanan diyabetik sıçanlarda soleus kasında glikojen ve antioksidan kapasitenin araştırılması

Artmış veya kontrolsüz oksidatif aktivite kronik diyabetik durumla ilgili komplikasyonların patogenezinde önemli rol oynamaktadır. Hiperglisemi, prooksidan/oksidan dengesini bozarak serbest radikal oluşumunda artışa ve antioksidan miktannda azalmaya yol açmaktadır Streptozotosin (STZ) deneysel diyabet oluşturmada kullanılan bir ajandır. Diyabette çizgili kas glikojen düzeylerine ait farklı bulgular yayınlanmıştır. Bu çalışmada STZ diyabetik deneklere, diyabetiklerde eksikliği gösterilmiş olan antioksidan etkili C vitamini (AA) uygulamasının, soleus kası glikojen düzeyleri ve oksidatif olaylarla etkileşiminin gözlenmesi planlandı. Araştırmada 38 adet, 200±20 gr.hk yetişkin erkek Wistar Albino sıçan 4 gruba ayrılarak kullanıldı: 1. Kontrol (n=9), 2. Vitamin C (n=9, 21 gün i.g., 20 mg/kg), 3. Diyabet (n=10, STZ 45 mg/kg ip deney başlangıcında tek doz), 4. Diyabet + Vitamin C ( n=10, 2 ve 3.gruptaki uygulamalar birlikte yapıldı). Deney başında ve sonunda beden ağırlıkları, açlık kan şekerleri ölçüldü. Deney bitiminde soleus kasları çıkarılarak tartıldı, AA, Tiyobarbitürik asit reaktivitesi (TBARS), Glutatyon (GSH), Nitrit + nitrat (NOx) ve glikojen düzeyleri ve kan AA düzeyleri ölçüldü. Anova varyans ve Mann- Whitney U testleri ile karşılaştırıldı. PO.05 değerleri anlamlı kabul edildi. Diyabet gruplarında beden ve kas ağırlığında belirgin düşmeler görüldü. Diyabetiklerde kasta AA, GSH ve NOx düzeylerinin düşük, Malondialdehit (MDA) ve glikojen düzeylerinin yüksek olduğu tespit edildi. Vitamin C uygulamasıyla kasta ve kanda AA düzeyinin kısmen arttığı görüldü. Yine diyabet grubuna C vitamini uygulaması ile kasta GSH, NOx ve glikojen düzeyinde bir artış buna karşılık MDA düzeyinde bir azalma tespit edildi. Sonuç olarak, diyabetiklerde C vitamini kullanımının metabolik ve oksidan olaylara etkili olabilmesi için büyük doza gereksinim vardır.

Emre Özgür Bulduk
Gazi University · Institute of Health Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Pentilentetrazol ile oluşturulan deneysel epilepsi modelinde Bellis perennis L. bitkisinin antikonvülsan etkilerinin araştırılması

Epilepsi, nöronların aşırı deşarjı sonucu oluşan ve nöbetlerle karakterize bir merkezi sinir sistemi bozukluğudur. Dünya üzerinde yaygın olarak görülen epilepsi, bireylerin yaşamlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Dolayısıyla epileptogenez ve epilepsi tedavisine yönelik araştırmalar oldukça büyük önem arz etmektedir. Bitkiler, antiepileptik tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesi noktasında büyük bir potansiyele sahiptirler. Bellis perennis L., bitkisi halk arasında çeşitli etkileri ve özellikleri nedeniyle sıklıkla kullanılmaktadır. Ayrıca, bitkinin çeşitli etkileri bilimsel çalışmalarla ortaya konmuştur. Bu çalışmada Bellis perennis L.,'nin pentilentetrazol (PTZ), epilepsi modelindeki olası antikonvülzif etkileri araştırılmıştır. Bu amaçla Bellis perennis L., bitkisi nisan ayında toplanmış ve sulu ekstresi elde edilmiştir. 35 wistar-albino erkek rat randomize 5 gruba ayrılmıştır (kontrol, diazepam, Bellis perennis L. ekstresi 50, 100 ve 200 mg/kg). 14 gün süresince bitki ekstresi deney gruplarına 50, 100 ve 200 mg/kg dozlarında gavaj yoluyla uygulanmıştır. Aynı süre boyunca kontrol grubu ratlara oral yolla hacmen eşit serum fizyolojik verilmiştir. Diazepam grubu ratlara ise PTZ uygulamasından 30 dk. önce 5 mg/kg diazepam uygulanmıştır. Epileptik nöbetler oluşturmak için tüm deney gruplarına deneyin son günü PTZ 60 mg/kg (i.p.) dozunda uygulanmıştır. Tüm deney grupları nöbet aktivitesine ilişkin çeşitli parametreler bakımından gözlemlenmiştir. 100 ve 200 mg/kg bitki ekstresi gruplarında kontrol grubuna göre jeneralize tonik-klonik nöbetler bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir etki olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Racine skalası skor ortalamaları bakımından bitki ekstresi gruplarında kontrol grubuna kıyasla anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). 100 mg/kg bitki ekstresi grubunda nöbete bağlı ilk 30 dakikada meydana gelen ölüm oranında bir azalma olduğu görülmüştür. Myoklonik jerk oluşma zamanına bakımından gruplar arası herhangi bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Bitki esktresinin 50 mg/kg dozunda herhangi bir antikonvülzif etkiye rastlanmamıştır. Bellis perennis L.'nin antikonvülsan etkilerinin aydınlatılması için farklı epilepsi modellerinde ve daha geniş doz ve deney grubunda çalışmaların yapılmasının faydalı olacağı düşünülmektedir.

Epilepsi
Ahmet Turan Yavuz
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Karvakrolün in vitro ve in vivo deneysel modellerde alzheimer hastalığı üzerine olası koruyucu etkilerinin araştırılması

Alzheimer hastalığı (AH), kortikal ve hipokampal nöron ve sinaps kayıplarıyla ortaya çıkan bilişsel fonksiyonlarda bozulma ile karakterize nörodejeneratif bir hastalıktır. Hastalığın patogenezinden çoğunlukla nöronal ekstrasellüler alanda amiloid beta peptidi birikiminin yol açtığı oksidatif stres ve hipokampal kolinerjik kayıp sorumlu tutulmaktadır. Sunulan tez çalışmasında antioksidan ve asetilkolin esteraz inhibitör etkisi bilinen karvakrolün, in vitro nöron ve in vivo sıçan AH modellerinde hücre, doku ve sistemik düzeyde etkileri araştırılmıştır. Deneysel Alzheimer modelleri amiloid beta'nın in vitro gruplarda nöron besiyerine eklenmesi, in vivo gruplarda ise bilateral intrahipokampal enjeksiyonu ile oluşturuldu. Deneylerde hücre canlılığı, oksidan (malondialdehid ve hidrojen peroksit) ve antioksidan (süperoksit dismutaz ve katalaz) parametreler, Aβ1-40, Aβ1-42 ve Tau peptid düzeyleri ELISA yöntemi ile ölçüldü. Ayrıca in vivo gruba pasif sakınma testi uygulandı ve hipokampüs histopatolojik olarak değerlendirildi. Veriler tek yönlü varyans analizi ile karşılaştırıldı. Karvakrol in vitro deneylerde amiloid beta ile indüklenen oksidatif stres parametrelerini azaltırken antioksidan parametreleri ve nöronal sağ kalımı artırdı. İn vivo deneylerde karvakrol, oksidatif stres parametrelerini ve hipokampal nöronal hasarı azalttı ve pasif sakınma testinde karanlık bölmeye geçme süresini kısalttı ancak ne amiloid beta uygulaması ne de karvakrol plazma Aβ1-40, Aβ1-42 ve Tau peptidleri ile hipokampal Tau peptid düzeylerini değiştirmedi. Bulgularımız karvakrolün in vitro ve in vivo AH modellerinde Aβ ile indüklenen oksidatif hasar, hipokampal nöronal dejenerasyon ve bunlara bağlı öğrenmedeki bozulma üzerine iyileştirici etkileri olduğunu göstermiştir. Böylece karvakrol AH tedavisinde bir seçenek olmaya aday olabilir.

Alzheimer hastalığıAlzheimer hastalığıAmiloid beta protein+6
Kübra Çelik Topkara
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of antiepileptic activity of Allium schoenoprasum L. extract in different models of experimental epilepsy

Epilepsy is a chronic clinical disorder that affects approximately 1% of the world population. Treatment is aimed to prevent seizure activity. Therefore, it is suggested that developing new treatment strategies that can intervene in epileptogenesis will make important contributions to epilepsy treatment. This thesis aimed to reveal the potential anti-epileptic effects of A. schoenoprasum l, known as chives, which is one of the recommendations of the famous medical doctor Avicenna to find new compounds and develop new treatment strategies accordingly. Two different epilepsy models were used to study the potential antiepileptic effects of A. schoenoprasum l. The first epilepsy model was induced by intracortical injection of 500 IU penicillin. The second epilepsy model was induced injecting pentylenetetrazol (PTZ) at the dose of 60 mg intraperitoneally (i.p.). In the penicillin model the animals were given Allium schoenoprasum l. extract (200 or 400 mg/kg i.p.) after penicillin was applied and electrocortical activity was recorded for 120 min. In the PTZ model the animals were given Allium schoenoprasum l. extract at doses of 200 or 400 mg/kg orally for 7 days, after which the PTZ was applied, and tonic-clonic seizures were video recorded. A. schoenoprasum l. did not significantly change either the spike frequency or amplitude in the penicillin epilepsy model. Although it did not change the seizure score in the PTZ epilepsy model it reduced the death rate and significantly decreased the tonic-clonic seizure duration. The result suggests that A. schoenoprasum l. may have antiepeileptic effects when applied chronically.

Allium schoenoprasumAnticonvulsantsEpilepsy+3
Dana Zaqzouq
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Ratlarda pentilentetrazol ile oluşturulan deneysel epilepsi modelinde cloxyquinin antiepileptik etkilerinin araştırılması

Sunulan çalışmada iki porlu potasyum kanal ailesinin bir üyesi olan TRESK (TWIK bağlantılı spinal olarak eksprese edilen potasyum kanalları)'in spesifik aktivatörü olan cloxyquin ile aktive edilmesinin nöronal membran potansiyelinde stabilizasyon sağlayıp uyarılmayı zorlaştırarak antiepileptik etki gösterebileceği düşünülmüş ve pentilentetrazol ile oluşturulan akut deneysel epilepsi modeli kullanılarak cloxyquinin muhtemel antiepileptik etkileri araştırılmıştır. Araştırmada yetmiş iki adet erkek Wistar sıçan kullanılmıştır ve sıçanlar rastgele dokuz gruba ayrılmıştır. Gruplara serum fizyolojik, dimetil sülfoksit, valproik asit, pentilentetrazol ve cloxyquinin beş farklı dozu uygulanmştır. Akut şekilde epilepsi oluşturulup video kayıtları alındıktan sonra hayvanların ilk myoklonik jerke girme, latans ve nöbette kalma süreleri ile geçirdikleri nöbet sayıları, davranışsal skorları ve sağkalım oranları incelenmiştir. İstatistiksel analiz yapılırken Ki-kare, Shapiro-Wilk, Kruskal Wallis, Mann Whitney U testleri, ROC, basit doğrusal regresyon ve Spearman sıra korelasyon analizleri kullanılmıştır. Çalışmada nöbet evreleri, ilk myoklonik jerke girme ve latans süreleri açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır. Nöbet evrelerinin daha iyi olması, nöbet sayılarının azlığı ve hiç ölüm vakasının olmaması açısından en anlamlı sonuçlar valproik asit (100 mg/kg) ve cloxyquinin 10 mg/kg'lık dozunun uygulandığı gruplarda görülmüştür. Nöbet süresine göre sağkalım oranları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur ( 2=26.074; p<0.001) ve otuz dört saniyenin altında nöbette kalan hiçbir hayvan ölmemiştir. Sonuç olarak cloxyquinin 10 mg/kg'lık dozunun epilepsi üzerinde etkinliğe başladığı ve ayrıca nöbette geçirilen sürenin azaltılmasının da ölümleri azaltacağı düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Epilepsi, Pentilentetrazol, Cloxyquin, Valproik asit, TRESK

AntikonvülsanlarCloxyquinEpilepsi+4
Didem Ayhan
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabetik sıçanlarda plazma ghrelin seviyeleri ile kas atrofisi arasındaki ilişkinin araştırılması

Amaç: Bu çalışmada, deneysel diyabet oluşturulmuş sıçan modelinde plazma ghrelin seviyeleri ve kas atrofisi arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmada 8-10 haftalık 56 adet Wistar albino türü erkek sıçan kullanıldı. Sıçanlar dört diyabetik dört kontrol olmak üzere 8 gruba ayrıldı. Deney grupları, DD-1: bir haftalık diyabet (n=7), NDK-1: bir haftalık kontrol (n=7), DD-2: üç haftalık diyabet (n=7), NDK-2: üç haftalık kontrol (n=7), DD-3: altı haftalık diyabet (n=7), NDK-3: altı haftalık kontrol (n=7), DD-4: sekiz haftalık diyabet (n=7), NDK-4: sekiz haftalık kontrol (n=7) olacak şekildedir. Diyabet oluşturmak için sıçanlara 45mg/kg tek doz intraperitoneal olarak streptozotosin enjeksiyonu yapıldı. Belirlenen haftaların sonunda, vücut ağırlıkları ve açlık kan şekeri düzeyleri ölçüldü. Plazma ghrelin, kas mTOR, miyostatin değerleri elisa yöntemi ile ölçüldü. Sağ gastrocnemius kası çıkarılıp tartıldı ve kas histopatolojik görüntüleri incelendi. Bulgular: DD-2, DD-3, DD-4 grupların kendi kontrollerine kıyasla gastrocnemius ağırlıkları anlamlı oranda azaldığı belirlendi (p<0,01). Kas kesitsel alanı DD-3 ve DD-4 gruplarında kontrollerine göre anlamlı şekilde azaldı (p<0,01). Kas mTOR düzeyleri bütün diyabetli gruplarda kontrollerine göre anlamlı derecede düşük bulundu (p<0,01). Kas miyostatin düzeyleri diyabetli gruplarda daha yüksek olmasına rağmen bu artış sadece DD-4 grubunda anlamlı bulundu. Plazma ghrelin düzeyleri diyabetli grupların tümünde kontrollerine göre anlamlı derecede düşüktü (p<0,01). Plazma ghrelin düzeyleri ile sıçanların son ağırlıkları, kas kesitsel alanı, gastrocnemius ağırlıkları ve mTOR düzeyleri arasında pozitif korelasyon belirlendi. Sonuç: Diyabetik sıçanlarda zamana bağlı olarak kas atrofisi geliştiği görüldü. Plazma ghrelin düzeyleri ile vücut ağırlığı, kas ağırlığı, kas lifinin kesitsel boyutu ve kas mTOR düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulundu. Sonuçlarımız diyabette görülen kas atrofisi ile plazma ghrelin düzeyi arasında ilişki olduğunu göstermiştir. Anahtar sözcükler: Diyabet, mTOR, kas, atrofi, ghrelin

Dilek Aygün Keşim
Dicle University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Cloxyquinin sıçanlarda in-vivo ve ex-vivo deneysel modellerde migrendeki ağrı ve nörojenik enflamasyon üzerine etkileri

Sunulan çalışmada, TRESK kanalları aktivasyonunun in-vivo ve ex-vivo modeller kullanılarak ağrı davranışı ve migren ağrısından sorumlu mekanizmalar üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. İn-vivo migren modeli nitrogliserinin (NTG) intraperitoneal enjeksiyonu ile oluşturuldu. NTG enjeksiyonundan 75 dakika sonra gruplara NTG ve diğer ilaçların çözücüsü, TRESK aktivatörü cloxyquinin üç farklı dozu (1, 10 ve 50 mg/kg), TRESK inhibitörü A2764 (10 mg/kg), sumatriptan (1 mg/kg) ayrı ve/veya birlikte uygulandı. Ex-vivo hemiskull, trigeminal gangliyon ve beyin sapı preparatlarında CGRP salımı kapsaisin ile indüklendi ve in-vivo grupta test edilen ilaçların CGRP salımı üzerine direk etkisi araştırıldı. Mekanik hiperaljezi von-Frey testi ile serum, trigeminal gangliyon, ex-vivo CGRP ve beyin sapı CGRP ve c-Fos konsantrasyonları ELISA ile meningeal mast hücrelerinin degranülasyonu ve sayısı toluidine-blue boyaması ile belirlendi. İn-vivo veriler one-way ANOVA ile ex-vivo veriler ise tekrarlı ölçümler ANOVA ile analiz edildi. İn-vivo modelde, cloxyquin doza bağlı olarak NTG ile indüklenen mekanik hiperaljeziyi, c-fos ekpresyonunu, CGRP salımını, meningeal mast hücre aktivasyonunu ve sayısını azalttı (p<0,05). TRESK inhibitörü A2764 cloxyquinin etkilerini tersine çevirerek bu etkilere TRESK kanal aktivasyonunun aracılık ettiğini doğruladı (p<0,05). Ex-vivo preparatlarda cloxyquin kapsaisin ile uyarılmış CGRP salımını azaltırken (p<0,05), bazal CGRP salımı üzerine bir etkisi olmadı. A2764 cloxyquinin etkilerini tersine çevirdi (p<0,01) ve CGRP salımını kolaylaştırdı. Sumatriptan, NTG ve kapsaisin kaynaklı etkileri iyileştirirken (p<0,05) cloxyquin sumatriptanın etkisini güçlendirdi (p<0,05). Cloxyquin doza bağlı olarak migren modelinde ağrı davranışını ve nörojenik enflamasyonun bileşenleri olan artmış CGRP ve c-Fos düzeylerini ve mast hücre sayı ve aktivasyonunu azaltmaktadır. Bu sonuçlar TRESK kanallarının migren tedavisinde umut vadeden yeni bir hedef olabileceğini önermektedir.

AğrıCloxyquinDura mater+6
İbrahim Ethem Torun
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

PTZ ile deneysel olarak oluşturulmuş epilepsi modelinde yüksek proteinli ketojenik diyet ve egzersizin etkileri

Çalışmamızda sıçanlarda PTZ kullanılarak oluşturulan epilepsi üzerine ketojenik diyet ve egzersiz birlikte uygulamasının epilepsi nöbet davranışları, iyonlar, oksidatif stres parametreleri üzerine etkilerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışmamızda Grup ES (epilepsi+standart yem), Grup EK (epilepsi+ketojenik yem), Grup EES (epilepsi+egzersiz+standart yem), Grup EEK (epilepsi+egzersiz+ketojenik yem), Grup EDS (epilepsi+diazem+standart yem), Grup EDK (epilepsi+diazem+ketojenik yem) şeklinde 6 grup oluşturulmuştur. Her grupta 7 adet olmak üzere toplam 42 sıçan kullanıldı. Ketojenik diyet gruplarındaki 21 sıçan 6 hafta boyunca ketojenik yemle beslendi. Egzersiz gruplarındaki 14 sıçan 6 hafta boyunca kısa süreli koşu bandı egzersizi yaptırıldı. 6 haftanın sonunda hayvanlara 50 mg/kg PTZ ip verilerek davranış skorlaması yapıldı. Hayvanlardan kan örnekleri alınarak oksidatif stres parametreleri ve serum iyon değişiklikleri analiz edildi. Bulgular PTZ ile oluşturulan epileptiform aktivite üzerine ketojenik diyet ve egzersiz uygulamasının nöbet davranışları, TAS, TOS, OSI, K+ iyonu üzerine anlamlı farklılıklar tespit edildi. Ancak TTL, NTL, Disülfit, Mg+2, Ca+2, Na+, Cl- serum iyon değerleri üzerine gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark yoktu (p>0,05). Sonuç olarak epilepsi üzerine ketojenik diyet ve egzersiz birlikte uygulamasını araştıran bu çalışma epilepsi hastalarının nöbet eşikleri üzerine olumlu katkılar sağlayabilme niteliğine sahiptir.

DiyetEgzersizEpilepsi+3
Esra Erdoğan Yılmaz
Bolu Abant Izzet Baysal University · Institute of Graduate Studies
2022
00