
1,049
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Marmara bölgesinde kiraz dal yanıklığı hastalık etmeninin tanısı, genotipik karakterizasyonu ve farklı preparatlara karşı duyarlılığının belirlenmesi
Pseudomonas syringae' nin neden olduğu kiraz bakteriyel dal yanıklığı hastalığı kiraz ağaçlarında ciddi ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu çalışmada 2016-2018 yılları arasında Marmara Bölgesi kiraz üretim alanlarından izole edilen 82 adet izolatın klasik, biyokimyasal, moleküler testlerle tanısı, ERIC-, REP-, BOX-PCR ile genetik karakterizasyonu ve Multi Lokus Sekans Analiz (MLSA) ile filogenetik akrabalığı belirlenmiştir. MLSA çalışmalarında 4 farklı housekeeping (gyrB, rpoDs, rpoDp ve gltA) genleri kullanılmıştır. Çalışma sonucunda hastalıklı bitkilerden izole edilen 63 adet izolat klasik, biyokimyasal ve moleküler testlere göre Pseudomonas syringae pv. syringae olarak tanılanmıştır. MLSA çalışmalarına göre elde edilen Pseudomonas syringae pv. syringae izolatları, Pseudomonas syringae pv. atrofaciens ve Pseudomonas avellane ile yakınlık göstermiştir. İzolatların DNA sekans bilgileri NCBI veri tabanına kaydedilmiştir. Çalışmada hastalık etmenine karşı bakır oksiklorür, bakır sülfat, bakır hidroksit, maneb, mancozeb ve bordo bulamacı (kalsiyum hidroksit+bakır sülfatın) in vitro antibakteriyel etkinlikleri belirlenmiştir. Kullanılan tüm preparatların in vitro bakteri popülasyonun gelişimin engellenmesi üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Arazi çalışmalarında hastalık gelişimin engellenmesi üzerine bakır hidroksit, bakır oksiklorür, bakır sülfat, fosetyl-al ve bakır tuzları + mancozeb etkinliği araştırılmıştır. Çalışma sonucunda bakır hidroksit kontrole göre hastalık şiddetini %85,72 oranında azaltmıştır. Anahtar kelimeler: Kiraz, bakır, MLSA, filogenetik
Tekirdağ ilinde üretimi yapılan sert çekirdekli meyve ağaçlarında Plum pox virus (PPV) ve Prunus necrotic ringspot virus (PNRSV)'lerinin saptanması üzerine araştırmalar
Tekirdağ ili ve ilçelerindeki sert çekirdekli meyve üretimini olumsuz yönde etkileyen Plum pox virus (PPV) ve Prunus necrotic ringspot virus (PNRSV) hastalıklarını saptamak amacıyla 2018 yılı Haziran ve Temmuz aylarında sürvey çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sürvey çalışmalarında Tekirdağ ili merkez Süleymanpaşa ilçesinden 71 adet yaprak örneği, Şarköy ilçesinden 30, Muratlı ilçesinden 25, Çorlu ilçesinden 19 ve Malkara ilçesinden 13 adet yaprak örneği olmak üzere toplam 158 adet yaprak örneği toplanmıştır. Böylece mozaik, nekrotik ve klorotik lekeler, damar bantlaşması ve şekil bozuklukları sergileyen 76 adet kiraz, 35 adet erik, 28 adet şeftali, 19 adet kayısı yaprak örneklerinde PPV ve PNRSV'nin varlığı Double Antibody Sandwich Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (DAS-ELISA) testi ile araştırılmıştır. Ayrıca halkalı leke ve damar bantlaşması simptomları sergileyen kiraz yaprak örneklerinde Plum pox virus (PPV), Reverse Transcriptase Polymerase Chain Reaction (RT-PCR) testi ile araştırılmıştır. DAS-ELISA testi sonuçlarına göre 16 adet örneğin PPV ile 4 adet örneğin ise PNRSV ile enfekteli olduğu tespit edilmiştir. RT-PCR test sonuçlarına göre kiraz yaprak örneklerinde PPV saptanmamıştır. Bu sonuçlar doğrultusunda %10.13 oranında PPV ile enfeksiyon oranı saptanırken, PNRSV ile enfeksiyon oranı %2.53 olarak tespit edilmiştir. Her iki virüsün neden olduğu ildeki toplam enfeksiyon oranı ise %12.66 olarak bulunmuştur.
Tekirdağ ilindeki bağ üretim alanlarında Grapevine fanleaf virus (GFLV) ve Grapevine leaf roll associated-viruses(GLRV3-6)'lerinin saptanması üzerine araştırmalar
Tekirdağ ilindeki bağ üretim alanlarında verim ve kaliteyi olumsuz yönde etkileyen Grapevine fanleaf virus (GFLV) ve Grapevine leaf roll associated-viruses (GLRV3-6)'lerin saptanması amacıyla 2018 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında sürvey çalışmaları gerçekleştirilmiştir. Sürvey çalışmalarında Tekirdağ ili merkez ilçe Süleymanpaşa'dan 105 yaprak örneği, Şarköy ilçesinden 146, Malkara ilçesinden ise 5 yaprak örneği olmak üzere toplam 256 adet simptom gösteren yaprak örnekleri toplanmıştır. Böylece Sürveyler esnasında yapraklarda kızarma, sarılık, mozaik, nekroz, yelpaze yaprak oluşumu, geriye doğru kıvrılma, şekil bozukluğu ve bodurluk simptomları gibi tipik virüs hastalıkları belirtileri gösteren yaprak örnekleri toplanmış ve bu örneklerde Grapevine fanleaf virus (GFLV), Grapevine leaf roll associated-virus 3 (GLRV-3) ve Grapevine leaf roll associated-virus 6 (GLRV-6) enfeksiyonları Double Antibody Sandwich Enzyme-Linked Immunosorbent Assay (DAS-ELISA) testi ile araştırılmıştır. Ayrıca GFLV'yi saptamak amacıyla Reverse Transcriptase Polymerase Chain Reaction (RT-PCR) testi uygulanmıştır. DAS-ELISA test sonuçlarına göre 256 adet simptom gösteren yaprak örneğinden 60 adedinde GLRaV-3 (% 23.44), 7 adet örnekte ise GFLV saptanmıştır. 1 örnekte ise GLRaV-3 ve GFLV'nin karışık enfesiyonları belirlenmiştir. RT-PCR test sonuçlarına göre 256 örnekten 11 adedinin GFLV (% 4.3) ile enfekteli olduğu tespit edilmiştir. Şarköy ilçesindeki enfeksiyon oranı % 33.56 iken Süleymanpaşa ilçesindeki enfeksiyon oranı % 2.95 olarak belirlenmiştir. Malkara ilçesinden alınan 5 adet yaprak örneğinde GFLV, GLRaV-3 ve GLRaV-6 virüsleri saptanmamıştır. Toplam il düzeyindeki enfeksiyon oranı % 27.73 olarak tespit edilmiştir. Ancak GLRaV-6 virüsü testlenen örneklerin hiçbirinde saptanmamıştır.
Tekirdağ ili tek yıllık ve otsu bitkilerde bulunan Aphidoidea (Hemiptera) türleri üzerinde araştırmalar
Bu araştırma 2018-2020 yılları arasında Türkiye'nin Tekirdağ ili ve ilçelerindeki tarım alanları, tarım dışı alanlar, kentsel bölgelerdeki park, bahçe ve kaldırım kenarlarındaki tek yıllık kültür bitkileri, yabancı ot, otsu bitkiler ve süs bitkileri üzerinde görülen Aphididae'ye ait yaprakbiti türlerinin tespit edilmesi amacıyla yürütülmüştür. Örneklemeler Mart ve Kasım ayları arasında gerçekleştirilmiştir. Yaprakbitlerinin morfolojik özelliklerine göre teşhisleri yapılmış ve yapılan teşhisler sonucunda Hemiptera takımı Aphididae familyasına bağlı Aphidinae, Eriosomatinae, Lachninae ve Chaitophorinae altfamilyaları tespit edilmiştir. Bu alt familyalara ait 39 cins içinde 3'ü alttür olmak üzere toplam 88 yaprakbiti türü tespit edilmiştir. Bu türlerin bağlı bulunduğu cinsler Acyrthosiphon, Ammiaphis, Anoecia, Anuraphis, Aphis, Aulacorthum, Brachycaudus, Brevicoryne, Capitophorus, Cavariella, Dysaphis, Eucarazzia, Forda, Hayhurstia, Hyadaphis, Hyalopterus, Hydaphias, Hyperomyzus, Lipaphis, Macrosiphoniella, Macrosiphum, Metopolophium, Microlophium, Myzus, Nasonovia, Neomyzus, Paczoskia, Pemphigus, Protaphis, Protrama, Rectinasus, Rhopalosiphoninus, Rhopalosiphum, Schizaphis, Sipha, Sitobion, Smynthurodes, Tetraneura ve Uroleucon olarak belirlenmiştir. Teşhisi yapılan türlerden Phalaris arundinaceae (Poaceae) bitkisi üzerinden toplanan Anoecia major (Börner, 1950) ülkemiz yaprakbiti faunası için yeni kayıt olarak belirlenmiştir. Bu kayıtla Türkiye yaprakbiti tür sayısı 572'ye ulaşmıştır. Trigonella sp. (Fabaceae) Aphis craccivora için, Malva neglecta (Malvaceae) Aphis nasturti için, Cichorium intybus (Asteraceae) Hyperomyzus lactucae için, Amaranthus retroflexus (Amaranthaceae) Macrosiphum (Macrosiphum) euphorbiae için ve Slybum marianum (Asteraceae) Uroleucon (Uromelan) aeneum için Türkiye'de yeni konukçu bitkiler olarak tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Yaprakbiti faunası, Anoecia major, Aphidoidea, Tekirdağ
Trakya bölgesi bağ alanlarında asma ur hastalık etmenleri Rhizobium vitis ve Rhizobium radiobacter'in yaygınlığı ve bazı asma çeşitlerinin etmenlere karşı duyarlılıklarının belirlenmesi
Tekirdağ, Edirne ve Kırklareli illeri bağ alanlarında asma uru hastalık etmenleri Rhizobium vitis ve Rhizobium radiobacter'i tespit etmek amacıyla 2016-2019 yılları Nisan-Mayıs ve Haziran-Temmuz dönemleri arasında survey gerçekleştirilmiştir. Urlu asma bitkilerinden, kök ve iletim dokularından yapılan izolasyonlar sonucu RS, King B ve PDA besi ortamlarında, koloni gelişimi R. vitis ve R. radiobacter ile benzerlik gösteren 171 izolat elde edilmiştir. İzolatların patojenisite testleri; havuç (Daucus corata) dilimleri, domates (Lycopersicon esculentum cv. Heinz 2274), aşkın gözyaşı (Kalonchoe daigramontiana), şeytan elması (Datura stromonium), Narince, Papazkarası ve Trakya İlkeren asma fidanlarında gerçekleştirilmiştir. Test sonucunda 171 izolat en az bir test bitkisinde ur oluşturmuştur. En kısa zamanda ve en şiddetli ur oluşumu, havuç dilimleri üzerinde yapılan testlerde elde edilmiştir. Biyokimyasal ve fizyolojik test sonuçlarına göre R. vitis ve R. radiobacter olarak tür ayrımı yapılmış ve 11 re-izolatın test sonuçlarından beklenen sonuçlar elde edilememiştir. Üç ili temsilen seçilen 28 adet Rhizobium vitis ve 20 adet R. radiobacter izolatlarının genomik DNA'larına PCR analizi uygulanarak R. vitis ve R. radiobacter'in tanısı yapılmıştır. VCF/VCR primer seti ile bir R. radiobacter re-izolatı bant oluşturmamıştır. Üç ilden seçilen tümörojenik R. vitis re-izolatları, virD2F/virD2R primer çifti ve prob kullanılarak real-time PCR analizi ile tanılanmıştır. Klasik tanı ve PCR analizleri sonucunda 160 izolatın, 111'i R. vitis olarak; 49'u ise R. radiobacter olarak tanılanmıştır. Ortalama R. vitis yaygınlık oranı Tekirdağ'da %65,91; Edirne'de %80,21; Kırklareli ilinde %88,86 olarak belirlenmiştir. Ortalama R. radiobacter yaygınlık oranının Tekirdağ'da %26; Edirne ilinde %15,97; Kırklareli'de %46,66 olduğu tespit edilmiştir. 5BB ve 8B anacına aşılı Narince, Trakya İlkeren ve Papazkarası asma çeşitlerinde oluşan ur çapı ve ur ağırlığı ortalamalarına göre R. vitis ve R. radiobacter etmenlerine karşı gösterdikleri duyarlılık dereceleri istatistiksel olarak belirlenmiş; ANOVA analizi sonucunda izolatlar ve asma çeşitleri etkili bulunmuştur. Duncan testi yapılarak harflendirme yapılmış, en hassas asma çeşidinin Narince, en dayanıklı çeşidin ise Trakya İlkeren olduğu belirlenmiştir.
Çerezlik kabakta tohum kökenli fungusların belirlenmesi üzerine çalışmalar
Bu çalışmada çerezlik kabak tohumlarının tohum kabuğu ve embriyo kısımlarında bulunan fungus türlerinin tanılanması ve patojenisitelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaç çerçevesinde 5 farklı yazlık kabak (Cucurbita pepo L.) çeşidinin (Çağlayan, Mert Bey, Sena Hanım, TG22 ve TG38) tohumları ve Türkiye'nin kışlık kabak (Cucurbita moschata Duch.) üretimi yapan 10 farklı iline ait meyvelerden alınan tohumlar kullanılmıştır. Tespit edilen türler arasında Allophoma labilis ve Didymella americana sırasıyla sadece Mert Bey ve Çağlayan çeşitlerinin tohumlarında (tohum kabuğu ve embriyo) tespit edilmişlerdir. Her ne kadar bulaşık tohum oranı çeşitlere, illere ve tohum kısımlarına göre farklılık gösterse de hem yazlık kabak çeşitlerinin hem de farklı illere ait kışlık kabakların tohumlarının Alternaria alternata, Fusarium equiseti ve Fusarium proliferatum ile bulaşık olduğu belirlenmiştir. Bunlardan A. alternata'nın tespit edildiği illerde ve çeşitlerde (TG22 hariç) bu tür ile bulaşık tohum kabuğu oranı, en yüksek Tekirdağ iline ait örneklerde (%19.23) olmak üzere, bulaşık embriyo oranına göre daha yüksek olmuştur. En yüksek oranda F. equiseti ile bulaşık tohum kabuğu (%78.85) ve embriyo (%63.46) oranları Afyonkarahisar iline ait örneklerde belirlenmiştir. F. proliferatum ile en yüksek bulaşma oranı (%13.46) ise TG38 çeşidinin embriyosunda tespit edilmiştir. Her türe ait farklı izolatların tohuma uygulanması şeklinde yürütülen patojenisite testleri sonucunda, A. labilis 37.14-49.64, A. alternata %31.78-42.50, D. americana %31.29, F. equiseti %14.17-50.00 ve F. proliferatum %25.00-51.07 arasında değişen oranlarda fidelerde hastalık şiddeti oluşturmuştur.
Tekirdağ ve Kırklareli illerinde ayçiçeği ekim alanlarındaki yabancı ot türlerinde görülen fungal etmenlerin belirlenmesi
Bu çalışmada Tekirdağ ve Kırklareli ayçiçeği ekim alanlarında bulunan yabancı otlar üzerindeki fungus türler ile türlerin yaygınlık ve bulunma oranları belirlenmiştir. Surveyler 2021 yılı Temmuz ve Ağustos aylarında Tekirdağ ve Kırklareli illerine bağlı ilçelerde olmak üzere toplam 50 tarlada yapılmıştır. Araştırma sonucunda, yabancı otlardan Amaranthus retroflexus, Chenopodium album, Lactuca serriola, Portulaca oleracea ve Sonchus sp.'nin yapraklarında sırasıyla Albugo amaranthi, Peronospora variabilis. Alternaria alternata, Dichotomophtora lutea ve Erysiphe sp. tespit edilmiştir. Tanılar türlerin kültürel, morfolojik özellikleri ve moleküler karakterizasyonları dikkate alınarak gerçekleştirilmiştir. Fungus türlerinin yaygınlık ve bulunma oranları illere ve ilçelere göre farklılık göstermiştir. Mildiyö hastalığı etmeni Peronospora variabilis her iki ilde de yaygınlık (Kırklareli ve Tekirdağ illerinde sırasıyla %33.33 ve %31.25) ve bulunma oranı (Kırklareli ve Tekirdağ illerinde sırasıyla %5.67 ve %4.37) en yüksek olan tür olmuş, bu türü beyaz pas etmeni A. amaranthi izlemiştir. A. retroflexus üzerinde A. amaranthi'inin varlığı ülkemiz için ilk kayıt, L. serriola ise ülkemizde varlığı bilinen A. alternata için yeni konukçu niteliğindedir.
Bazı domates yetiştirme alanlarında domates lekeli solgunluk virüsü (Tomato spotted wilt virus, TSWV)'nün belirlenmesi
Domates lekeli solgunluk virüsü (Tomato spotted wilt virus, TSWV) dünyada bazı farklı ürünlerin yetiştirildiği sebze alanlarında en önemli virüs hastalıklarından birisidir. Konukçu aralığı bitki virüsleri içerisinde en fazla olan virüstür. TSWV tarımsal bitkilerde ara sıra problem olan, bu hastalık etmeni domates üretiminine de zarar vermektedir. Bu çalışma 2021 yılında Batı Trakya bölgesi domates üretim alanlarında Domates lekeli solgunluk virüsü (Tomato spotted wilt virus, TSWV)'nün domateslerde infeksiyonlarının saptanması ve yaygınlık durumunun belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Bölgeden TSWV ile infekteli olduğu düşünülen 125 örnek toplanmıştır. Toplanan bu örnekler DAS-ELISA yöntemi ile test edilmiştir. Serolojik testin sonucunda 125 şüpheli bitkinin 47'sinde hastalık saptanmış ve toplanan örneklerde bulaşıklık oranı %37,6 olarak belirlenmiştir.
Düzce ili fındık (Corylus avellana L.) bahçelerinde görülen önemli yabancı ot türleri, yoğunlukları ve rastlanma sıklıklarının belirlenmesi
Fındık, Düzce ilinde bitkisel üretim bakımından önemli bir yerdedir. Fındık yetiştiriciliğinde bitki koruma problemlerinden biri de yabancı otlardır. Düzce ili fındık bahçelerindeki yabancı ot türlerini, yoğunluklarını ve rastlanma sıklıklarını belirlemek için yapılan bu çalışma, 2021 yılı Nisan-Temmuz ayları arasında yürütülmüştür. Bu amaçla Düzce iline bağlı 8 ilçede araştırma yürütülerek, toplam 50 bahçelik bir alanda sürvey yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda 31 familyaya ait 103 adet yabancı ot türü tespit edilmiştir. Bu yabancı otlardan Potentilla reptans (35,46 bitki/m²), Poa pratensis (12,15 bitki/m²), Bromus hordeaceus subsp. hordeaceus (11,97 bitki/m²), Cynosurus cristatus (10,52 bitki/m²), Bromus sterilis (8,97 bitki/m²), Hordeum bulbosum (8,43 bitki/m²), Trifolium pratense var. pratense (6,17 bitki/m²), Holcus lanatus (5,87 bitki/m²), Alopecurus myosuroides subsp. myosuroides (5,84 bitki/m²), Trifolium campestre (5,75 bitki/m²) türleri il çapında en yoğun 10 tür olarak belirlenmiştir. Rastlanma sıklıkları ile ilgili olarak yapılan araştırmada tespit edilen ilk 10 tür ise; Potentilla reptans (%81,80), Oenanthe silaifolia (%78,34), Lapsana communis (%60,72), Convolvulus arvensis (%51,37), Rubus tereticaulis (%43,87), Geranium pyrenaicum (%38,2), Trifolium campestre (%37,1), Trifolium pratense var. pratense (%32,13), Conyza canadensis (%31,81), Urtica dioica subsp. dioica (%31,72)'dır.
Tekirdağ Naip köyünde yetiştirilen sebzelerdeki bakteriyel hastalıkların belirlenmesi
Tekirdağ Naipköy'ünde sebze üretim alanlarında hasta bitkilerden izole edilen bakteri izolatları klasik yöntemlerle (morfolojik, sitolojik ve biyokimyasal testler) Xanthomonas axonopodis pv. vesicatoria ve Pseudomonas syringae pv. tomato hastalık etmenleri olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmada, hastalığa neden olan bakterilerin klasik yöntemler ile tanılanması için survey sonucunda toplanan örneklerden izolasyon sonucunda 62 izolat elde edilmiştir. Bu izolatlar tütünde aşırı duyarlılık testi sonucunda pozitif sonuç veren domates (17) ve biberde (10) hastalıklı bitki örneklerinden 35 izolat değerlendirmeye alınmıştır. Değerlendirmeye alınan 35 izolat morfolojik, Potasyun Hidroksit Testi, LOPAT, Nişasta Hidrolizasyonu Testi, Katalaz Reaksiyonu testi ve Oksidatif/Fermantasyonu Testi sonucunda; domates bitkisinde Pseudomonas syringae pv. tomato ve biber bitkisinde Xanthomonas axonopodis pv. vesicatoria etmenlerinin hastalığa neden olduğu saptanmıştır.
Aday antagonist bakteri izolatlarının Pseudomonas syringae Pv. Syringae'ye karşı etkisinin belirlenmesi
Pseudomonas syringae pv. syringae'nin sebep olduğu bakteriyel dal yanıklığı hastalığı kiraz ağaçlarında önemli ekonomik kayıplara neden olmaktadır. Bu çalışmada 2019*2020 yılları arasında Tekirdağ ili kiraz üretim alanlarından çiçek ve yapraklardan toplam 37 adet aday antagonist bakteri izolatının ve Prof. Dr. Mustafa MİRİK'in kültür koleksiyonunda bulunan 40 adet antagonist bakteri izolatının in vitro ve yarı in vivo koşullarda Pseudomonas syringae pv. syringae üzerine antibakteriyel etkisi araştırılmıştır. Yapılan denemeler sonucunda 5 adet antagonist bakteri izolatın %16.67-75 oranında patojeni baskıladığı belirlenmiştir. Etkili bulunan KA1, KA5, KA7, KA18 ve KA36 kodlu antagonist bakteri izolatları MALDI-TOF MS yöntemi ile Bacillus mycoides, Pseudomonas chlororapsis, B. simplex, B. cereus ve P. gessardii olarak tanılanmıştır. KA5 kodlu izolat hastalık gelişimini %75 oranında baskılayarak en yüksek antibakteriyel etkili izolat olarak belirlenmiştir.
Korunga yem bitkisinde tohum kökenli Alternaria alternata'nın uçucu yağlar ile mücadele olanaklarının araştırılması
Bu çalışmada, korunga yem bitkisinde tohum çürüklüğü hastalığına neden olan Alternaria alternata (Fr.) Keissl.'ya karşı, kekik (Thymus vulgaris), okaliptus ( Eucaliptus globulus), defne (Laurus nobilis), mersin (Myrtus communis) ve adaçayı (Salvia officinalis) uçucu yağlarının in vitro koşullarda antifungal aktiviteleri araştırılmıştır. Bu amaçla in vitro koşullarda 1 μl/petri, 10 μl/petri, 50 μl/petri dozları uygulamaya alınmıştır. Uçucu yağlar otomatik mikro pipetlerle steril kültür antibiyogram disk kâğıtlarına damlatılmıştır. Parafilm ile kapatılan petri kapları 22±2 °C' de 8 gün boyunca inkübe edilmiştir İnkübasyon süresi tamamlandıktan sonra ölçümler yapılmış ve misel gelişiminin engellenmesi yüzde olarak belirlenmiştir. Bu araştırma sonunda, uçucu yağlardan kekik, okaliptus, defne mersin ve adaçayı 50 μl/petri dozlarında A. alternata 'ya karşı sırasıyla %100, %94,21, %84,92 %80,64 ve %43,46 oranında antifungal etki göstermişlerdir. Denemeye alınan tüm uçucu yağlarda 1 μl/petri, 10 μl/petri dozları arasında fungal patojenin baskı altına alınması yönünden herhangi bir fark olmadığı gözlemlenmiştir. Uçucu yağlardan kekik, okaliptus, mersin, defne ve adaçayı 1 μl/petri, 10 μl/petri dozlarında A. alternata 'ya karşı sırasıyla %99.80, %63.57, %58.78, %56.78 ve %37.68 oranlarında antifungal etki göstermişlerdir. Bu araştırmada doğaya dost uçucu yağlar ile in vivo çalışmalara ışık tutabilecek veriler elde edilmiştir.
Tekirdağ ilinde tarım ve tarım dışı alanlarda coccınellıdae (coleoptera) faunası üzerine araştırmalar
Coccinellidae familyasında yer alan türlerin büyük çoğunluğu avcı türlerdir. Bu sebeple bitki koruma içerisinde, biyolojik mücadele ve/veya entegre mücadelede önem arz etmektedirler. Bu nedenle Tekirdağ ilinde bu familyanın durumunu belirlemek amacıyla, 2020-2021 yıllarında, Malkara, Saray, Süleymanpaşa ve Şarköy ilçelerinde sörvey çalışmaları yapılmıştır. Sörveyler sonucunda; Adalia bipunctata (Linnaeus), Adalia decempunctata (Linnaeus), Chilocorus bipustulatus (Linnaeus), Clitostethus arcuatus (Rossi), Coccinella septempunctata (Linnaeus), Coccinella undecimpunctata (Linnaeus), Coccinula quatuordecimpustulata (Linnaeus), Exochomus nigromaculatus (Goeze), Exochomus quadripustulatus (Linnaeus), Harmonia axyridis (Pallas), Harmonia quadripunctata (Pontoppidan), Henosepilachna argus (Geoffroy in Fourcroy), Henosepilachna elateri (Rossi), Hippodamia variegata (Goeze), Hyperaspis campestris (Herbst.), Hyperaspis quadrimaculata (Redtenbacher), Myrrha octodecimguttata (Linnaeus), Nephus horioni Fürsch, Nephus nigricans (Weise), Nephus quadrimaculatus quadrimaculatus (Herbst), Oenopia conglobata (Linnaeus), Pharoscymnus pharoides (Marseul), Platynaspis luteorubra (Goeze), Propylea quatuordecimpunctata (Linnaeus), Psyllobora vigintiduopunctata (Linnaeus), Scymnus apetzi (Mulsant), Scymnus (Pullus) flagellisiphonatus (Fürsch), Scymnus (Pullus) haemorrhoidalis Herbst, Scymnus interruptus (Goeze), Scymnus marginalis (Rossi), Scymnus pallipediformis (Günther), Scymnus rubromaculatus (Goeze), Scymnus (Pullus) subvillosus (Goeze), Scymnus (Pullus) suturalis Thunberg, Scymnus quadriguttatus Fürsch and Kreissl, Stethorus gilvifrons (Mulsant), Subcoccinella vigintiquatuorpunctata (Linnaeus), Tytthaspis sedecimpunctata (Linnaeus) ve Vibidia duodecimguttata (Poda) türleri tespit edilmiştir.
Laboratuvar koşullarında Stephanitis pyri (Fabricius) (Hemiptera: Tingidae) ve Orius laevigatus (fieber) (Hemiptera: Anthocoridae) arasındaki bazı biyolojik ilişkiler üzerine araştırmalar
Stephanitis pyri, Tingidae familyası içerisinde tarımsal açıdan ekonomik öneme sahip en önemli türlerden biridir. Bu zararlının literatürde birçok doğal düşmanı bildirilmiştir. Ancak bu doğal düşmanların etkinliği konusunda hemen hiç araştırma bulunmamaktadır. Bu çalışma ile S. pyri ile Orius laevigatus arasındaki bazı biyolojik ilişkiler araştırılmıştır. Çalışma 26±1 º C sıcaklık, % 60-70 orantılı nem ve 16:8 saatlik aydınlatma koşullarına sahip laboratuvar ve böcek yetiştirme odalarında gerçekleştirilmiştir. Denemeler tercihli ve tercihsiz olarak kurulmuştur. Çalışmada Armut kaplanı ile beslenen O. laevigatus'un ergin dişi ve erkek bireylerinin ömrü ile av tüketimleri belirlenmiştir. Tercihsiz denemelerde dişi O. laevigatus en uzun ortalama ömre 13,30±1,14 gün ile Armut kaplanının II.nimf dönemi ile beslenmesi sonucunda ulaşmıştır. Erkek bireyde en uzun ömür ortalama 12,40±1,58 gün ile III.nimf dönemi ile beslenmede saptanmıştır. Tercihli denemelerde ise ortalama ergin ömrü dişide 15,55±1,69 gün, erkekte 9,63±1,03 gün olarak belirlenmiştir. Tercihsiz denemelerde O. laevigatus'un ömrü boyunca av tüketimi açısından en fazla Armut kaplanının I.nimf döneminde (dişi:242, erkek:198,9 adet), en az ise ergin döneminde (dişi:5, erkek:2,3 adet) beslenme performansı gerçekleştirdiği tespit edilmiştir. Tercihli denemelerde ise avcı dişinin ömrü boyunca ortalama 307,7 adet, erkeğin ise 158,7 adet av tükettiği saptanmıştır. Çalışma sonucunda O. laevigatus'un ergin dönemlerinin Armut kaplanı üzerinde predatör olarak etkili olduğu ortaya çıkmıştır. Ayrıca Tingidae türlerinin predatörleri üzerine yapılan çalışmalara göre av tüketiminin daha iyi olduğu söylenebilir.
Bazı uçucu yağların küf akarı tyrophagus putrescentıae (Schrank) (Acarı: Acarıdae)'ye karşı akarisidal etkileri
Bu çalışmada; kişniş, lavanta, nane, sarımsak, soğan, tarçın, zencefil ve zerdeçal uçucu yağlarının Tyrophagus putrescentiae (Schrank) (Acari: Acaridae)'ye karşı fumigant ve kontakt etkileri araştırılmıştır. Uçucu yağların fumigant etkisini test etmek amacıyla akarların ergin dönemlerine ön denemeler kapsamında 10 μl/ konsantrasyon uygulanmıştır. Kontakt etki için ise, %1, %3, %5, %10 μl/l olmak üzere 4 farklı konsantrasyonu T. putrescentiae'nin ergin dönemlerine uygulanmıştır. Fumigant etki testlerinin sonucuna göre, test edilen uçucu yağlarının 10 μl/l'lik doz uygulamasının 24 saat sonunda, sarımsak, soğan ve tarçın uçucu yağlarının T. putrescentiae'nin fumigant etki oranlarının %100 olduğu tespit edilmiş, diğer uçucu yağların etkinliği ise yüksekten düşüğe doğru sırasıyla kişniş %92, nane %75, zerdeçal %73, lavanta %65, Zencefil %8' dir. Lethal konsantrasyon (LC) değerine göre soğan ve sarımsak en toksik uçucu yağlar olup, LC50 değerleri yüksek etkiden, düşüğe doğru zerdeçal, tarçın, nane, lavanta, kişniş ve zencefil olarak sıralanmıştır. Kontakt etki deneme sonuçlarına göre, Sarımsak uçucu yağı %10'luk konsantrasyonda uyuglamadan 1 saat sonra %100 ölüm oranı ile etki süresi en kısa uçucu yağ olmuştur. Bununla birlikte soğan ve tarçın uçucu yağlarının %10'luk konsantrasyonda, uygulamadan 3 saat sonra %100 ölüm belirlenmiştir. Lethal süre (LT) denemeleri sonucuna göre, en düşük konsantrasyondaki (%1) LT50 değerleri 4.7- 32.5 saat (düşük- yüksek) olarak belirlenmiş olup, etki süresine göre uçucu yağlar sarımsak, tarçın, soğan, zerdeçal, nane, kişniş, lavanta ve zencefil şeklinde sıralanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışmadaki uçucu yağların fumigant ve kontakt olarak uygulamasının küf akarı, Tyrophagus putrescentiae erginlerinin kontrolünde başarılı bir şekilde kullanılabilme potansiyeline sahip olabileceği sonucuna varılmıştır. Deneme sonuçlarına göre ele alınan uçucu yağların, T. putrescentiae erginleri üzerinde kontakt ve fumigant olarak farklı oranlarda etkinliğe sahip olduğu belirlenmiştir.
Ephestia kuehniella Zell. ,Cadra(Ephestia)cautella Walk. Ve Plodia interpunctella(Hübner) (Lepidoptera:Pyralidae)İle Yumurta Parazitoidi Trichogramma pintoi Voegele( Hymenoptera: Trichogrammatidae) arasındaki bazı biyolojik ilişkiler üzerine araştırma
Bu çalışma kapsamında yumurta parazitoiti Trichogramma pintoi Voegele ile konukçuları Ephestia kuehniella Zell., Cadra(Ephestia)cautella Walk.ve Plodia interpunctella (Hübner) arasındaki biyolojik ilişkiler kıyaslama yapılarak incelenmiştir. Denemeler laboratuarda 20 ± 1 °C, 25 ± 1 °C ve 30 ± 1 °C sıcaklıklarda, % 60 – 70 orantılı nemde 16 saat aydınlık 8 saat karanlık koşullarda gerçekleştirilmiştir. Yapılan araştırmanın sonucunda, dişi parazitoitlerin Un güvesi yumurtaları üzerinde daha uzun periyotlarda yaşadıkları, daha fazla oranda yumurta parazitledikleri ve parazitlenen yumurtaların açılma sayılarının daha fazla olduğu belirlenmiştir. Sıcaklık yükseldikçe Trichogramma pintoi' nin parazitlediği üç farklı konukçu yumurtasının kararma ve açılma sürelerinin azaldığı, ergin dişi yaşam sürelerinin kısaldığı saptanmıştır. Ayrıca dişi parazitoitlerin her üç konukçu üzerinde de 1 yaş grubu yumurtaları daha çok seçtiği ve 25 ± 1 °C sıcaklıkta Cadra(Ephestia)cautella Walk. ve Plodia interpunctella (Hübner)'dan kitle üretimi çalışmalarında alternatif bir konukçu olarak yararlanılabileceği belirlenmiştir.
Implementation of IPM strategies to control bacterial diseases of stone fruits and nuts caused by copper resistant/ tolerant pseudomonads and xanthomonads
Bacterial canker of stone fruits caused by Pseudomonas syringae pv. syringae and Pseudomonas syringae pv. morsprunorum, and bacterial blight of walnut caused by Xanthomonas arboricola pv. juglandis, have been studied for over a century and have resulted in significant advances in our understanding of the epidemiology of foliar bacterial diseases and epiphytic life cycle of these pathogens. Recent studies on the ecology, characterization, and identification of pathogens have been prompted by the economic importance of the diseases and the lack of effective control measures. A collection of 54 P. syringae spp. on apricot and 47 X. a.pv. juglandis strains on walnut were studied using repetitive polymerase chain reaction (PCR) genomic fingerprinting using ERIC, BOX, and REP primer sets, and Multi-Locus Sequence Analysis (MLSA). Copper tolerance of all strains were assessed by observing bacterial growth on copper sulphate-added media, and the results were compared to those of a five-year-old study in the same area. This thesis showed that the frequency of copper resistant bacteria increased after repeated treatments with copper-based compounds. These findings suggest that the selection of copper-resistant strains may be a major cause of control failures after copper bactericide treatment. Bacteriophages, as realistic and environmentally friendly microorganisms, could be a viable option for controlling these bacterial diseases. In this thesis, ten novel phages that lyse P. s. pv. syringae and ten novel phages that lyse X. a. pv. juglandis were isolated from apricot and walnut fruits, leaves, soil, and irrigation water in Northern Italy. The restriction endonuclease digestion of phages revealed that there are three distinct phage groups, designated as groups 1, 2, and 3. In laboratory tests, all phages had a promising lytic effect on P. s. pv. syringae and X. a. pv. juglandis. P. s. pv. syringae and X. a. pv. juglandis showed promising lytic effect in laboratory trials.
Determination of the effects of some rhizobium and bacillus species in controlling bean bacterial common blight (Xanthomonas axonopodis pv. phaseoli) disease
The common bean (Phaseolus vulgaris L.) is a key legume crop cultivated worldwide and plays a vital role in human nutrition, serving as a rich source of protein, carbohydrates, vitamins, and minerals. This crop is affected by common bacterial blight (CBB), caused by Xanthomonas axonopodis pv.phaseoli (Xap), which is one of the most destructive diseases, leads to significant economic and yield losses and poses a serious threat to food security in both developed and developing countries. Traditional disease control methods, which rely heavily on copper-based compounds and antibiotics, have shown limited effectiveness and raise concerns regarding environmental sustainability and public health. This study evaluated the biocontrol potential of selected strains of Rhizobium and Bacillus species against CBB in two bean varieties, PV12 × Alberto (dry bean) and Riberia (green bean), under both in vitro and in vivo conditions. In vitro treatments included Rhizobium gallicum (Rg), Rhizobium leguminosarum (Rl), their mixture (Rl + Rg), and Bacillus subtilis, compared with streptomycin and sterilized distilled water (SDW) as controls. Colony zone, inhibition diameter, and inhibition index parameters were used to assess efficacy. In vivo experiments involved the same bioagents compared to copper treatment and a pathogenonly control. Disease parameters, including disease incidence (DI), disease severity index (DSI), severity score (SC), and disease control (DC), were evaluated at 7, 14, and 21 days after inoculation (DAI), along with the area under the disease progress curve (AUDPC). Growth traits measured included plant height, number of leaves, and number of primary branches per plant, while root characteristics assessed at final sampling included root length, fresh root weight (FRW), dry root weight (DRW), and root water content. Data were analyzed using Origin Pro 2025 software, applying LSD, coefficient of variation (CV), and Tukey's test (p ≤ 0.01), alongside correlation analysis between disease and growth parameters. According to the in vitro results, Bacillus subtilis demonstrated the highest efficacy after streptomycin, with a 17.00 mm inhibition zone classified as very effective. This was followed by Rl (12.33 mm, moderately effective) and the Rhizobium mixture (10.66 mm). Under in vivo conditions, the mixed treatment (Rl + Rg) showed the highest disease control, with 68.49% in PV12×Alberto and 54.44% in Riberia, at 21 DAI. It also resulted in the lowest disease incidence, at 22.24% and 29.37%, respectively. This was followed by Rg in PV12×Alberto (dry bean), which controlled the disease by 59.12% with a reduction in incidence of 28.86%, and B. subtilis QST713 in Riberia, which controlled the disease by 53.18% and reduced incidence to 30.18%, both measured at 21 DAI. All treatments promoted growth traits and enhanced root development. Correlation analysis exhibited strong and significant positive relationships among disease parameters, while significant negative correlations were observed between disease parameters and growth traits. In conclusion, the use of Rhizobium and Bacillusspecies can effectively reduce and control the Xap pathogen, as they are eco-friendly bacteria that support long-term sustainability. To fully realize the potential of these bioagents, namely, eradicating plant pathogens, reducing reliance on chemical pesticides, and promoting environmentally friendly farming systems, future studies should focus on identifying the virulence mechanisms of the Xap pathogen and the regulatory pathways of host plant genes related to resistance. Such insights are expected to significantly improve the effectiveness of breeding programs and aid in the development of innovative strategies to combat this pathogen.
Beyşehir (Konya) ilçesi elma bahçelerinde elma içkurdu (cydia pomonella (L.) (lepidoptera: tortricidae)) mücadelesinde çiftleşmeyi engelleme tekniğinin etkinliğinin değerlendirilmesi
Elma içkurdu, Cydia pomonella (L.) (Lepidoptera: Tortricidae), Türkiye'deki elma bahçelerinde ekonomik açıdan önemli bir zararlıdır. Bu çalışma, 2023-2024 yıllarında Beyşehir ilçesi (Konya) ticari elma bahçelerinde C. pomonella'nın mücadelesinde çiftleşmeyi engelleme tekniğinin etkinliğini değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Denemeler altı ticari elma bahçesinde gerçekleştirilmiştir. Bu bahçelerden üçüne feromon uygulanmış, kalan üçü kontrol bahçeleri olarak kullanılmıştır. Çiftleşmeyi engellemenin etkinliği, feromon uygulanmış ve kontrol bahçelerindeki Delta tuzaklarında yakalanan C. pomonella erkeklerinin sayısı ve bu bahçelerdeki bulaşıklık oranları karşılaştırılarak değerlendirilmiştir. Elma içkurdu erginlerini izlemek için feromon uygulanmış ve kontrol bahçelerinin her birine sentetik eşey feromonu ile doyrulmuş Delta tuzakları asılmış ve erkek sayısı haftalık olarak kaydedilmiştir. Delta tuzaklarında ilk ergin yakalandıktan sonra, çiftleşmeyi engelleme tekniğinin uygulandığı elma bahçelerindeki ağaçların dört yönüne, toprak yüzeyinden 1.5-1.8 m yukarıya, 500 adet/ha dozunda ISOCOD-C (380 mg (E,E)-8,10-Dodecadienol, dodecanol, tetradecanol) feromon yayıcıları asılmıştır. Cydia pomonella'nın bulaşıklık oranını belirlemek için her bahçeden 10 ağaçtan 10 meyve (toplam 100 meyve) rastgele seçilmiş ve bulaşık meyveler haftalık olarak kaydedilmiştir. ISOCOD-C feromon yayıcıları, uygulama yapılan bahçelerde her iki yılda da Delta tuzaklarında erkek güvelerin yakalanmasını ve meyvelerdeki bulaşıklık oranını baskılamış ve kontrol ile karşılaştırıldığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Feromon uygulanan bahçelerde ortalama erkek sayısı (tuzak/hafta) 2023 ve 2024 yıllarında sırasıyla 0.91±0.18 ve 0.81±0.19 iken, kontrol bahçelerinde bu sayı yıl sırasıyla 11.38±1.64, 19.60±2.65 olarak bulunmuştur. Feromon uygulanan bahçelerde ortalama bulaşıklık oranı 2023 ve 2024 yıllarında sırasıyla %1.18±0.21 ve %2.50±0.43 olarak bulunmuştur. Buna karşılık, bu oran kontrol bahçelerinde %13.26±1.08 ve %15.33±1.02 olarak bulunmuştur. Ayrıca, çiftleşmeyi engelleme tekniğinin kullanıldığı bahçelerde elma içkurdu için yapılan toplam ilaçlama sayısının 2023 ve 2024 yıllarında kontrol bahçelerine göre sırasıyla %44.4 ve %45.4 oranında azaldığı belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, ISOCOD-C feromon yayıcısının elma bahçelerinde C. pomonella'ya karşı başarıyla kullanılabileceğini ortaya koymuştur.
Ilgın ve Akşehir ilçeleri şeker pancarı ekim alanlarında fungal ve fizyolojik hastalıkların tespiti ve tanılanması
Bu çalışma, Konya ili Ilgın ve Akşehir ilçelerinde 2025 üretim sezonu boyunca şeker pancarında görülen fungal ve fizyolojik sorunların dağılımını ve dönemsel değişimini belirlemek amacıyla üç farklı vejetasyon döneminde yürütülmüştür. Arazi sürveyleri sırasında toplam 472 hastalıklı bitki incelenmiş, bunların 369'unda fungal kaynaklı enfeksiyonlar tespit edilmiştir. Fungal organizmaların tanılanmasına yönelik olarak 105 bitkiden izolasyon yapılmış ve laboratuvarda makroskobik, mikroskobik ve kültürel özellikler kullanılarak fungus türleri belirlenmiştir. Çalışmada Fusarium spp., Pythium sp., Macrophomina phaseolina, Rhizoctonia solani., Alternaria sp. , Chaetomium sp. ve Bipolaris sorokiniana gibi kök ve gövde fungusları ile Cercospora beticola, Erysiphe betae ve Ramularia beticola'nın yaygın yaprak fungusları olduğu ortaya konmuştur. Özellikle üçüncü sürvey döneminde yaprak funguslarının baskın hâle geldiği saptanmıştır. Fungal organizmaların yanı sıra toplam 103 bitkide fizyolojik bozukluklar kaydedilmiş olup mangan, bor, fosfor ve demir eksikliklerine bağlı kloroz, nekroz ve deformasyon gibi beslenme kaynaklı sorunların yanı sıra don zararı, güneş yanıklığı, su stresi ve kök çatallaşması gibi abiyotik stres belirtileri gözlenmiştir. Bu bozuklukların özellikle sulama düzensizliği, toprak heterojenliği ve iklimsel dalgalanmalarla ilişkili olduğu değerlendirilmiştir. İlçeler arasında hem fungal hem de fizyolojik problemlerin yayılımında belirgin farklılıklar bulunmuş olup bu durum çevresel koşullar, toprak yapısı ve tarımsal yönetim uygulamaları ile ilişkilendirilmiştir. Elde edilen bulgular, düzenli sürvey çalışmalarının, erken tanının ve uygun hastalık yönetimi stratejilerinin sezon boyunca geçirdiği değişkenlik nedeniyle kritik önem taşıdığını göstermektedir.
Yağ gülü koşnili rhodococcus perornatus cockerell & parrott (hemiptera: coccidae)'un popülasyon değişiminin ve bazı bitki koruma ürünlerinin etkinliğinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, Isparta ili yağ gülü üretim alanlarında ekonomik açıdan zarara neden olan Rhodococcus perornatus Cockerell & Parrott'un popülasyon değişiminin belirlenmesine yönelik çalışmalar 2016-2017 yıllarında Isparta Merkez Yakaören'de yer alan iki farklı yağ gülü bahçesinde Mart-Ekim ayları arasında haftalık olarak tesadüfi olarak seçilen 40 adet 10 cm uzunluğundaki 2 yıllık dallar toplanarak gerçekleştirilmiştir. Alınan dal örneklerinde zararlının I. ve II. dönem nimfleri, ergin erkek bireyleri, dişilerin yumurta oluşturma öncesi (pre-ovipozisyon) ve yumurtalı bireyleri sayılmış, ayrıca sayımlar sırasında ölü ve canlı bireyleri kaydedimiştir. Ayrıca, yumurtalı dişilerden seçilen 10 adet bireye ait yumurta sayımı yapılmıştır. Popülasyon grafikleri incelendiğinde II. dönem nimflere ait popülasyonun Mart ayının son günlerinde aktif olmaya başladıkları gözlenmiş ve Nisan ayında gelişimini hızlandırdığı saptanmıştır. Çalışmada ayrıca bazı bitki koruma ürünlerinin etkinliğinin belirlenmesi amacıyla laboratuvar ortamında zararlının I. ve II. dönem niftlerine karşı Azadirachtin (Nimbecidine), Lecanicillium lecanii (Nibortem), Beauveria bassiana (Nostalgist) ve Mineral yağın etkinliği belirlenmiştir. Nibortem, Nimbecidine, Nostalgist, yağ ve yağ+azadirachtin ilaçlarının sayım zamanları (1. 3. 5. 7. gün) uygulama sonuçları arasında önemli bulunmuştur. Kontrol uygulamasında sayım zamanlarında 1. günde en düşük ortalama görülürken 3. 5. 7. sayım günleri arasında ortalamalar arasında bir fark bulunmamıştır. I. ve II. nimf döneminde sayım günleri arasında istatistiki anlamda birbirlerinden farklı oldukları belirlenmiş olup en yüksek ölüm ortalamaları 7. günde elde edilmiştir.
Bazı bitki ekstraktlarının tetranychus urticae koch (acari: tetranychidae) ile predatörü neoseiulus californicus (mcgregor) (acari: phytoseiidae)'a karşı toksik etkileri
Son yıllarda birçok bitkide zarar meydana getiren fitofag akarların kontrolünde alternatif mücadele yöntemleri arasında bitki ekstraktlarının kullanımı önem kazanmıştır. Özellikle örtüaltı üretimde bitki ekstraktları ve predatör akarların kombine şekilde kullanılmasının akar mücadelesinde başarıyı arttıracağı düşünülmektedir. Bu çalışmada lavanta (Lavandula intermedia Emeric ex Loisel.), çördük otu (Hyssopus officinalis L.), fesleğen (Ocimum basilicum L.), kekik (Thymus vulgaris) ve nane (Mentha spicata) bitki ekstraktlarının Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetranychidae) ve önemli predatör akar Neoseiulus californicus (McGregor) (Acari: Phytoseiidae)'a karşıtoksik ve repellent etkileri araştırılmıştır. Toksik etki çalışmalarında yaprak disk- spray tower yöntemi kullanılmıştır. Denemelerde bitki ekstraktlarının %1, 3, 6, 12 konsatrasyonları predatör akarın yumurta, nimf ve ergin dönemlerine ayrı ayrı uygulanarak toksik etkileri belirlenmiştir. Toksik etki çalışmalarında, ölü canlı sayımları 24, 48 ve 72. saatlerde yapılmıştır. Repellent etki çalışmalarında ise, bitki ekstraktlarının 0.1, 1, 5 ve 10 ml/l konsantrasyonları kullanılmıştır. Repellent etki çalışmalarında, 24 ve 48 ve 72. saatlerde yaprak disklerinin kontrol ve bitki ekstraktı uygulanmış kısımlarındaki bireyler sayılarak bitki ekstraktlarının repellent etkileri belirlenmiştir. T. urticae'nin nimf /ergin dönemlerinde en yüksek ölüm oranı kekik ekstratlarının % 12'lik konsantrasyonlarında belirlenmiştir. Bu konsantrasyonda kekik ekstraktı için nimf ve erginlerde % 85 ve % 89 ölüm oranı belirlenmiştir. Aynı şekilde kekik ekstraktının zararlı üzerinde ovisidal etkisinin de bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, Tetranychus urticae ile mücadelede kekik ekstraktlarının da pestisitlere alternatif bir teknik olarak kullanılabileceği düşünülmektedir. Repellent etki denemelerinde 72. Saat sonunda bitki ekstraktlarının T. urticae erginleri üzerindeki en yüksek etki 10ml/l konsantrasyonda %83 çördük otu ekstraktı belirlenirken en düşük etki lavanta olduğu belirlenmiştir. Bitki ekstraktlarının T. urticae nimfleri üzerindeki en yüksek etki 10ml/l konsantrasyonda %73.36 kekik ekstraktı belirlenirken en düşük etki %62.56 lavanta olduğu belirlenmiştir. Bitki ekstraktların Neoceilus californicus ergin ve nimfler üzerindeki en yüksek toksik etki kekik ve nanede belirlenmiş, fakat bu etkiler de çok yüksek bulunmamıştır. Çalışmada kullanılan beş bitki ekstraktının en yüksek konsantrasyonlarında predatör akar yumurtalarının yarısına yakın kısmının açılmadığı gözlemlenmiştir. Bitki ekstraktlarının yumurta açılımı üzerindeki en yüksek etkisi %59.58 ile nane ekstraktında belirlenirken en düşük etki %51.56 ile fesleğen olduğu belirlenmiştir.
Isparta ili yağlık güllerden toplanan tetranychus urticae (Koch) (Acarı: Tetranychidae) popülasyonlarında spirodiclofene karşı direnç, sinerjist ve detoksifikasyon enzimlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada Isparta ili ve ilçelerinden 2018 yılındaki yağ gülü üretim sezonunda toplanan Tetranychus urticae (Koch) (Acari:Tetranychidae) popülasyonlarında, spirodiclofen direnç gelişimi biyoassay ve biyokimyasal yöntemlerle araştırılmıştır. Isparta ilinde yoğun olarak gül üretimi yapılan Deregümü ilçesinden 3, Ardıçlı ilçesinden 3, Atabey ilçesinden 2, Gönen ilçesinden 2 olmak üzere 10 adet T. urticae popülasyonu toplanmıştır. Popülasyonların direnç düzeylerinin belirlenmesi için yaprak disk-ilaçlama kulesi yöntemi kullanılmıştır. Denemelerde 7 insektisit dozu+1 kontrol grubu kullanılmıştır, her grup 3 tekerrürden oluşmuştur. Her tekerrürde 25 adet ergin kırmızıörümcek bireyi bulunmaktadır. Spirodiclofen uygulaması ilaçlama kulesi kullanılarak 1 bar basınçta yaprak yüzeyine 2 mL uygulanmıştır. Çalışma sonucunda Deregümü-1, Deregümü-2, Deregümü-3, Atabey-1, Atabey-2, Ardıçlı-1, Ardıçlı-2, Ardıçlı-3, Gönen-1, Gönen-2 popülasyonları için spirodiclofen direnç oranları sırasıyla 1.91, 1.17, 1.17, 1.37, 1.71, 1.61, 2.02, 1.97, 1.91, 1.91 kat olarak belirlenmiştir. Aynı popülasyonlar için esteraz enzim ektiviteleri sırasıyla; 10.98, 11.00, 10.89, 11.15, 11.80, 11.46, 11.40, 10.25, 11.71, 10.98 mOD min-1mg-1; GST enzim aktiviteleri ise 2.08, 2.05, 2.00, 2.15, 2.09, 2.18, 2.26, 2.12, 2.05, 2.01 mOD min-1mg-1 olarak belirlenmiştir. Hassas popülasyonda esteraz ve Glutathione-S-Transferase (GST) enzim aktiviteleri sırasıyla 11.20 ve 2.30 mOD min-1mg-1 olarak bulunmuştur. Yağlık güllerden toplanan T. urticae popülasyonlarında belirlenen esteraz ve GST enzim seviyeleri ile hassas popülasyonda belirlenen esteraz ve GST enzim seviyeleri arasında istatistiki olarak fark belirlenmemiştir. Esteraz inhibitörü S-Benzyl-O,O-diisopropyl phoshorothiate (IBP) ve GST inhibitörü diethylmaleate (DEM) sinerjistleri ile yapılan çalışmalarda sinerjistik etkilerin çok yüksek olmadığı bulunmuştur. Sonuçlar birlikte değerlendirildiğinde yağlık gül alanlarından toplanan T. urticae'nin tarla popülasyonlarında düşük oranda spirodiclofen gelişimi buna bağlı olarak detoksifikasyon enzimlerinde artış olmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Tetranychus urticae, direnç, spirodiclofen, sinerjist, detoksifikasyon enzimleri, yağ gülü 2019, 33 sayfa
Kekik suyunun topraktaki pythium yoğunluğu ve çökerten hastalığına etkileri
Pythium cinsi; birçok bitkide kök çürüklüğü ve çökerten hastalıklarıyla kayıplara neden olan önemli toprak kökenli bitki patojenlerini içermektedir. Pythium türlerinin mücadelesinde çoğunlukla fungisitler kullanılmaktadır, ancak çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinden dolayı alternatif yöntem ve kimyasallar üzerindeki araştırmalar önem kazanmıştır. Bitkisel ekstrakt veya uçucu yağlar daha güvenli kimyasallar arasındadır. Kekik bitkisi hastalık etmenlerine karşı etkinliği yüksek bileşenler içermektedir. Bu çalışmada, kekik suyunun ülkemizde en virülent türlerden biri olan P. deliense'ye karşı kullanılabilirliği incelenmiştir. Araştırmada, Origanum onites türüne ait kekik suyu; %100, 80, 60, 40, 20, 10 ve 5 oranlarında saf su ile seyreltilerek toprağa uygulanmış, P. deliense'nin topraktaki yoğunluğu ve buna bağlı olarak fasulye bitkilerinde çökerten hastalığı şiddeti üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Uygulamalardan sonra üç günde bir alınan toprak örneklerinde %10'un üzerinde kekik suyu içeren tüm uygulamalar patojen yoğunluğunu önemli seviyede azaltmış, en düşük inokulum yoğunluğu ise daima seyreltilmeden uygulanan kekik suyu ile elde edilmiştir. Uygulamalardan 24 gün sonra kontrol uygulamasında bir gram topraktaki ortalama inokulum yoğunluğu 808.67 iken %100 kekik suyu uygulamasında 367 olarak bulunmuştur. Aynı şekilde, patojen uygulamasında fide çıkış oranı %20 iken, kekik suyunun artan dozlarına bağlı olarak çıkış oranları da artmış ve seyreltilmemiş kekik suyu uygulamasında bu oran %76.67 olarak belirlenmiştir. Hastalık şiddeti değerlendirmelerinde de, sadece patojen inokulasyonu yapılan uygulamada kök ve hipokotil çürüklüğü şiddeti sırasıyla %98 ve %99.33 iken, seyreltilmeden uygulanan kekik suyu çözeltisinde bu oranlar %52.67 ve 46.67 olarak saptanmıştır. Ayrıca kekik suyu uygulaması patojenin bitki gelişimi üzerindeki olumsuz etkilerini de azaltarak sürgün ve kök gelişimini desteklemiştir.
Farklı sıcaklıkların Leptinotarsa decemlineata (Say.) (Coleoptera: Chrysomelidae)'nın beslenme miktarı üzerine etkisi
Bu çalışmada Leptinotarsa decemlineata (Say.) (Coleoptera: Chrysomelidae)'nın beslenme miktarına sıcaklığın etkisi araştırılmıştır. Böceğin hangi sıcaklıklarda ve hangi biyolojik döneminde daha fazla miktarda beslendiği incelenmiştir. Ayrıca sıcaklığın zararlının beslenme miktarı üzerine etkisi, Logan-10 modeli kullanılarak açıklanmıştır. Bu amaçla, patates bitkisinden alınan yapraklı dal parçası, zararlının 24 saatlik beslenmesinden önce ve sonra tartılarak eksilen ağırlık miktarı belirlenmiştir. Aynı koşullarda yapraklı dal parçasının 24 saat içerisindeki su kaybı miktarı da belirlenmiş ve zararlının net tüketim miktarı hesaplanmıştır. Denemeler 2°C'lik artışlarla 17°C ile 35°C arasında olacak şekilde 10 farklı sıcaklıkta gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre zararlının en yüksek tüketim miktarı 1,507.10 mg olarak 29°C'de II. dönem larvalarda ve en düşük tüketim miktarı 199.80 mg olarak 17°C'de IV. dönem larvalarda görülmüştür. Ayrıca zararlının tüketim miktarları üzerine uygulanan Logan-10 modeli eğrisine ve parametrelerine göre, zararlının tükettiği patates bitkisinin yapraklı dal parçası miktarı, belli bir sıcaklığa kadar artış göstermiş ve optimum sıcaklığa (27.99-28.81°C) ulaştıktan sonra tüketim miktarının azalarak sıfıra kadar (37.18-37.87°C) düştüğü belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda, zararlının beslenme miktarı üzerine hem biyolojik dönemin hem de sıcaklığın doğrusal olmayan bir etkiye sahip olduğunu söylemek mümkündür. Ayrıca zararlının popülasyonundaki ve zarar miktarındaki mevsimsel değişimler ve dolayısıyla bu zararlıya karşı uygulanacak mücadele yöntemleri üzerine yapılacak ileriki çalışmalar için önemli veriler elde edildiği düşünülmektedir.
Predatör akar Neoseiulus californicus McGregor (Acari: Phytoseiidae) popülasyonlarında pirimicarb direnci ve asetilkolinesteraz mutasyon ilişkisi
Predatör akar Neoseiulus californicus McGregor (Acari: Phytoseiidae) üretim alanları içerisinde fitofag akarların kontrolünde kullanılan önemli bir doğal düşmandır. Ancak bitkisel üretimde aşırı insektisit uygulamaları biyolojik mücadelede başarı şansınız azaltmaktadır. Bununla birlikte bazen av ve avcı aynı mekanizma ile insektisitlere karşı direnç geliştirebilmektedir. Bu tez çalışmasında predatör akar N. californicus'da pirimicarb etken maddeli insektisite karşı direnç gelişimi, asetilkolinesteraz (AChE) enzim aktivitesi ve hedef bölgedeki mutasyon ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla N. californicus' un seleksiyon ve arazi popülasyonlarında pirimicarb direnç düzeyleri yaprak disk-ilaçlama kulesi yöntemi ile belirlenmiştir. Bioassay denemeler 7 doz +1 kontrol olacak şekilde ve 3 tekerrürlü olarak kurulmuş ve bu işlem için N. californicus' un en hassas dönemi olan larva dönemi kullanılmıştır. Ölü-canlı sayımları 7. günün sonunda yapılmış ve direnç oranları belirlenmiştir. N. californicus'un seleksiyon popülasyonında 68.8 kat, arazi popülasyonlarında ise 2.4 ile 27 kat arasında pirimicarb direnci belirlenmiştir. Tezde tüm N. californicus popülasyonlarında AChE enzim aktiviteleri hassas popülasyona göre yüksek bulunmuştur. Seleksiyonu gerçekleştirilen ve araziden toplanan tüm popülasyonlarda pirimicarb direnci ile bağlantılı olabileceği düşünülen F331W mutasyonu ilk defa N. californicus predatör akarında tespit edilmiştir.
Spiromesifen+abamectin ile selekte edilen Tetranychus urticae koch popülasyonunda direnç gelişimi, biyokimyasal direnç mekanizması ve çapraz direnç
Bu çalışmada spiromesifen+abamectin karışım formülasyonu ile selekte edilen Tetranychus urticae popülasyonunda spiromesifen+abamectin karışım formülasyonuna direnç gelişimi, spiromesifen, spirodiclofen, abamectin, milbemectin ve spirodiclofen+abamectin'e çapraz direnç oranları belirlenmiştir. Buna ilaveten spiromesifen+abamectin direnç mekanizmaları biyokimyasal yöntemlerle ortaya konmuştur. Çalışma üç farklı aşamada gerçekleştirilmiştir. Birince aşamada T. urticae'nin hassas (GSS) popülasyonunda spiromesifen+abamectin karışımının LC50 ve 90 değeri belirlenmiştir. Hassas popülasyonun LC90 değeri ayırıcı doz olarak kabul edilmiştir ve bu dozla seleksiyon çalışmasına başlanmıştır. İkinci aşamada spiromesifen+abamectin ile selekte edilen popülasyonda spiromesifen, spirodiclofen, abamectin, milbemectin ve spirodiclofen+abamectin'e çapraz direnç gelişip gelişmediği belirlenmiştir. Üçüncü aşamada ise spiromesifen+abamectin ile selekte edilmiş popülasyonda bazı detoksifikasyon enzim (esteraz, glutation-S-transferaz (GST) ve sitokrom P450 (P450)) aktiviteleri incelenmiştir. T. urticae hassas (GSS) popülasyonunda spiromesifen+abamectin LC50 ve LC90 değeri sırasıyla 0.222 μL/100 mL ve 1.107 μL/ 100mL su olarak bulunmuştur. Selekte edilen ve IR olarak isimlendirilen popülasyonda LC50 değeri 266.874 μl/100 mL suya yükselmiş ve direnç oranı 1199 kat olmuştur. Çapraz direnç çalışmalarında, LC50 direnç oranları spiromesifen, spirodiclofen, abamectin, milbemectin ve spirodiclofen+abamectin için sırasıyla 226609, 224, 1759, 40, 1069 kat olarak bulunmuştur. Biyokimyasal çalışmalarda ise hassas popülasyona oranla seleksiyon popülasyonunda (IR) esteraz, GST ve P450 enzimleri sırasıyla 1.71, 2.57 ve 2.58 kat artmıştır.
Isparta ili elma bahçelerinde zararlı Tetranychus urticae koch (Acarina: Tetranychidae) populasyonlarının spiromesifen+abamectin, spirodiclofen, milbemectin direnç düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışmada, Isparta ili ve ilçelerinden yoğun elma üretimi yapılan alanlardan toplanan 10 farklı Tetranychus urticae Koch (Acarina: Tetranychidae) populasyonun spiromesifen+abamectin, spirodiclofen ve milbemectin'e karşı direnç oranları belirlenmiştir. Bu populasyonların spiromesifen+abamectin, spirodiclofen ve milbemectin'e karşı direnç olup olmadığını belirlemek için öncelikle T. urticae 'nin hassas (GSS) populasyonun LC50 ve LC90 değerleri ilaçlama kulesi- yaprak disk yöntemi ile belirlenmiştir. Hassas populasyon belirlenen LC90 değeri ayırıcı doz olarak kabul edilmiş ve toplanan T. urticae populasyonlarına uygulanarak direnç olup olmadığını belirlenmiştir. Ayrıcı dozda %80'den daha az ölüm olan populasyonlar dirençli kabul edilmiş ve LC50 değerleri belirlenmiştir. Bu bahçe populasyonlarının LC50 değerleri hassas populasyonun LC50 değerine oranlanarak direnç oranları bulunmuştur. Bu bahçe populasyonlarının spiromesifen+abamectin'e karşı göstermiş oldukları direnç oranları 1.888-315.308 kat; spirodiclofen'e 6.485-13.001 kat; mibemectin'e 2.976-5.891 kat arasında değişmiştir.
Neoseiulus californicus McGregor (Acarı: Phytoseiidae)'da pyridaben direnci, kalıtımı ve hedef bölge mutasyonlarının belirlenmesi
Predatör akar Neoseiulus californicus McGregor (Acari: Phytoseiidae) tarımsal üretim alanları içerisinde fitofag akar kontrolünde kullanılan önemli bir doğal düşmandır. Bu çalışmada, Neoseiulus californicus'da laboratuar koşullarında seleksiyon baskısı sonucunda pyridaben direnç gelişimi, predatör akarda pyridaben direnç kalıtımı ve direncin hedef bölge mutasyonlarıyla olan ilişkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla N. californicus' da pyridaben direnç düzeyleri yaprak disk-ilaçlama kulesi yöntemi ile belirlenmiştir. Bioassay denemeler 7 doz+1 kontrol olacak şekilde ve 3 tekerrürlü olarak kurulmuş ve bu işlem için N.californicus' un ergin dönemi kullanılmıştır. Ölü-canlı sayımları 24 saat sonunda yapılarak LC değerleri ve direnç oranları belirlenmiştir. N. californicus'da yedi kez seleksiyon sonucunda 270 kat pyridaben direnci belirlenmiştir. Direnç kalıtım çalışmaları sonucunda; F1 dişilerinde pyridaben direncinin eksik baskın ve eşeye bağlı olduğu bulunmuştur. N.californicus'un pyridaben dirençli ve başlangıç popülasyonda monoksigenaz enzim seviyelerinde önemli bir farklılık olmadığı ve istatistik olarak aynı grup içerisinde yer aldıkları belirlenmiştir. N.californicus' un pyridaben dirençli ve başlangıç popülasyonunda hedef yeri mutasyonların PCR ile belirlenmesi sonucunda herhangi bir aminoasit değişikliği belirlenmemiştir. Bu nedenle seleksiyon popülasyonunda artan pyridaben direncinin hedef yeri mutasyonları dışındaki mekanizmalardan kaynaklandığı düşünülmektedir. Ayrıca bu çalışma N. californicus'ta pyridaben direnç kalıtım ve hedef bölge mutasyonlarının pyridaben direnci ile olan ilişkilerinin belirlenmesi adına yapılan ilk çalışma özelliği taşımaktadır.
Isparta Eğirdir bölgesi elma bahçelerinde Akdeniz meyvesineği Ceratitis capitata (Wiedemann) (Diptera: Tephritidae)'ne karşı bazı entomopatojen fungusların laboratuvar ve arazi koşullarında uygulanarak etkinliklerinin belirlenmesi
Akdeniz meyve sineği (AMS), Ceratitis capitata (Wiedemann) (Diptera; Tephritidae çok sayıda önemli ticari meyve türlerinde zarar yapan ve ihracatta tolerans gösterilmeyen bir zararlı türüdür. Kimyasal mücadelenin olumsuzluklarının sık konuşulduğu bu dönemde biyolojik mücadele araştırmaları hız kazanmıştır. Böceklere bulaşarak popülasyonlarını baskı altında tutan entomopatojen funguslar üzerinde araştırmalar her geçen gün artmaktadır. Bu araştırma; Akdeniz meyve sineğinin son larva döneminin toprakta pupa olma özelliğinden faydalanarak, topraktan izole edilmiş yerel entomopatojen fungusların son dönem larvalar üzerindeki ölüm oranlarının saptanması amacıyla yapılmıştır. Denemede yerel olarak izole edilen 2 adet Beauveria bassiana izolatı ve 1 adet Isaria fumosorasea izolatı ve bunların 5 farklı dozu kullanılmıştır. 3. dönem Akdeniz meyve sineği larvalarına laboratuvar ortamında petri kaplarında ve steril toprak ortamında 5 farklı doz uygulanmıştır. Deneme verileri değerlendirildiğinde IFR isimli Isaria fumosorasea izolatı ile LD.2016 isimli Beauveria bassiana izolatının M6-4 izolatına oranla daha etkili olduğu tespit edilmiştir. Bazı dozların döl verimini etkilediği görülmüştür. Yarı doğal arazi çalışmaları IFR ve LD.2016'nın en yüksek 3 dozu ile çalışılmıştır. Isparta ili Eğirdir ilçesinde zararlının biyolojisi takip edilemediği için sadece Antalya ilindeki 2020 ve 2021 yıllarında kurulan deneme alanından alınan veriler değerlendirilmiştir. 2020 yılında, IFR ve LD.2016 izolatlarının 108 konidi/mL konsantrasyonundaki ölüm oranları sırasıyla %65 ve %62, 107 konidi/mL ise , %60, %55 ve 106 konidi/mL ise %42 ve %35 olmuştur. 2021 yılı IFR ve LD.2016 izolatlarının 108 konidi/mL ölüm oranları sırasıyla, %60 ve %60 olurken, 107 konidi/mL ,%56 ve %55 ve 106 konidi/mL ise %40 ve %34 olmuştur. Yerel izolatların Akdeniz meyve sineği mücadelesinde kullanılabilme yeteneğinin olduğu düşünülmektedir.
Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetranychidae)'de spirodiclofen direnci ve endosimbiyont Wolbachia arasındaki ilişki
İki noktalı kırmızıörümcek, Tetranychus urticae Koch (Acari:Tetranychidae) dünyada birçok kültür bitkisi çeşidinde ekonomik kayıplara neden olan önemli bir zararlıdır. T. urticae'nin mücadelesinde, uygulamasının kolay olması ve kısa sürede etki göstermesi nedeniyle kimyasal mücadele ilk sırada tercih edilmektedir. Ancak T. urticae'nin fitofag yapısı, üreme potansiyelinin yüksek ve yaşam döngüsünün kısa olması gibi faktörler birkaç uygulamadan sonra akarisitlere direnç geliştirmesini kolaylaştırmaktadır. Endosimbiyont Wolbachia akarlarında içinde bulunduğu birçok zararlıda bulunmaktadır. Zararlıda insektisit direnci ile endosimbiyont arasındaki etkileşimlerin altında yatan mekanizma, hala net olarak anlaşılamamıştır. Bu çalışmada T. urticae'de gelişen spirodiclofen direnci ile Wolbachia varlığı arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu nedenle T. urticae'nin Wolbachia enfekteli ve enfektesiz iki popülasyonunda eş zamanlı olarak spirodiclofen seleksiyonu yapılmıştır. T. urticae'de LC değerlerinin belirlenmesi amacıyla kuru rezidü yöntemi kullanılmıştır. Bioassay denemeler 7 doz +1 kontrol olacak şekilde ve 3 tekerrürlü olarak kurulmuş ve bu işlem için akarınen hassas dönemi olan larva dönemi kullanılmıştır. Ölü-canlı sayımları 7. günün sonunda yapılmış ve direnç oranları belirlenmiştir. T. urticae'nin Wolbachia enfekteli en son seleksiyonunda 23 kat, Wolbachia enfektesiz son seleksiyonunda ise 103 kat spirodiclofen direnci belirlenmiştir. Her iki seleksiyon popülasyonunda Wolbachia varlığı ve frekans yoğunluğu kontrol edilmiştir. Ayrıca akarda spirodiclofen direncinin detoksifikasyon enzimleri ile olan ilişkisi de incelenmiştir. Sonuç olarak, Tetranychus urticae'de spirodiclofen direnci ve endosimbiyont Wolbachia arasında negatif bir ilişki oolabileceği, bu ilişki kapsamında direnç gelişimi üzerinde de esteraz enziminin etkisinin bulunabileceği düşünülmektedir.
Phalaenopsis orkide üretiminde sorun olan fungal hastalıkların belirlenmesi ve biyolojik mücadele olanaklarının araştırılması
Bu çalışmada Türkiye'de süs bitkisi alanında saksı ve kesme çiçek olarak örtüaltı yetiştiriciliği yapılan Phalaenopsis orkidede sorun oluşturan fungal hastalıkların belirlenmesi ve bu etmenlerin biyolojik mücadele yöntemleri kullanılarak etkinliğinin azaltılması amaçlanmıştır. Çalışmada Mersin, İstanbul, Yalova ve Antalya illerindeki seralardan hastalık belirtisi gösteren bitkilerden izolasyon yapılmıştır. İzolasyonlar sonucunda 5 cinse ait 11 fungus türü teşhis edilmiştir. En fazla yaygınlık oranına sahip cins, %14 – 64.4 ile Fusarium olurken tür bazında bütün bölgelerden izole edilen en sık rastlan tür %6.5-16.3 yaygınlık oranı ile F. oxysporum (F.o)' dur. İzolasyon sonuçlarına göre diğer tespit edilen cins ve türler, Pythium sp., Sclerotinia sclerotiorum, Macrophomina phaseolina, Rhizoctonia solani, F. acutatum, F. chlamydoporum, F. poae, F. proliferatum, F. solani, F. redolens ve F. verticilloides' dir. Çalışmada biyolojik mücadele olanaklarının değerlendirilmesi amacıyla bitki örneklerinin izolasyonu ile elde edilen Trichoderma spp. ele alınmıştır. Tür bazında T. harzianum, T. virens, T. koningii ve T. atroviride olduğu tespit edilmiştir. %68.1 yaygınlık oranı ile tüm bölgelerde en sık rastlanan tür T. harzianum olurken en az rastlanan tür %2.2 yaygınlık oranı ile T. atroviride'dir. Saksı denemelerinde T. harzianum'un orkide izolatı ve ticari preparatı F.oxysporum'un hastalık şiddetini sırasıyla %77.3 ve % 81.8 oranında azaltmıştır. Her iki uygulama orkide bitkilerinde kök uzunluğu, kök ve sürgün yaş ağırlığını kontrol ve sadece patojen uygulamalarına kıyasla arttırmıştır.
Effect of different spores and metabolites of Beauveria bassiana on larvae of Tuta absoluta (Meyrick) (Lepidoptera: Gelechiidae)
Tomato leaf miner, Tuta absoluta Meyrick (Lepidoptera: Gelechiidae) is so challenging in tomato farming. Its control depends on use of synthetic pesticides rather than biological control methods. Currently, entomopathogenic organisms are main focus in controlling crucial agricultural pests. B. bassiana is an essential candidate in T. absoluta control. However, its spores are limited in terms of viability and lifespan. The current work expanded B. bassiana activity spectrum by testing conidia, blastospores, extracellular enzymes and secondary metabolites against T. absoluta. Mass rearing of T. absoluta was achieved by growing tomato plants and feeding them inside of climatic chambers. Culturing of B. bassiana was conducted on the PDA medium. Blastospores, extracellular enzymes and secondary metabolites were obtained by submerged culture methods. Conidiospores and blastospores were counted with Thoma hemocytometer and light microscope. Metabolites were obtained by ultrafiltration and centrifugations. Their supernatants were split into separate dilutes and mix formulations. All biopesticide formulations were applied by spraying on each of 4 larval stages of T. absoluta under CRBD type. Data pertaining to larval mortality were collected, evaluated with Abbott formula and Microsoft and analyzed with SPSS ver.22. Larval mean mortalities were separated with Tukey's HSD test (P≤0.05). Control sprays consisted of water and Tween-80 and caused almost zero mortality. Generally, all formulations were significantly effective against T. absoluta larvae. Blastospores showed high effectivity to older larval stages. The mixed formulations of extracellular enzymes are more toxic to T. absoluta larvae than separate formulations. B. bassiana M6-4 isolate is a potential candidate for sustainable control of T. absoluta.
Antalya ili meyve bahçelerinde Drosophila Suzukii (Matsumura, 1931) (Diptera: Drosophilidae)'nin yayılışı, kiraz bahçelerindeki popülasyon değişimi, zarar oranı ve tuzaklara yönelimleri ile ilgili araştırmalar
Drosophila suzukii Matsumura (Diptera: Drosophilidae), dünyada hızlı bir yayılış göstererek önemli ekonomik zararlara neden olan istilacı bir türdür. Geniş konukçu aralığına sahip olan zararlı, olgunlaşmakta olan meyvelerde zarar yaparak ürünlerin pazar değerinde kayıplara neden olur. Zararlı ülkemize 2014 yılında giriş yapmış günümüze kadar birçok ilde ve üründe kaydedilmiştir. Zararlının ülkemizde ve Antalya'da yeni olması, çiftçilerin zararlıyı tanımaması nedeniyle mücadelesi hakkında sınırlı bilgi vardır. Bu tez çalışması 2020-2022 yılları arasında 3 yıl süreyle yürütülmüştür. Antalya ilinde zararlının yayılışını belirlemek için 18 ilçede toplam 68 bahçede sörveyler yapılmış, 17 ilçede 37 bahçe zararlı ile bulaşık kabul edilmiştir. Konukçuları belirlemek üzere meyve bahçelerinden bulaşık meyveler incelenmiştir. Kiraz, vişne, kayısı ve şeftali örneklerinde D. suzukii türüne ait farklı biyolojik dönemler tespit edilmiş ve konukçu olarak değerlendirilmiştir. Korkuteli ve Konyaaltı'ndaki birer kiraz bahçesinde iki yıl süreyle tuzaklar ile 2-3 günde bir kontroller yapılmıştır. Konyaaltı ilçesinde ilk ergin çıkış zamanı 2021 yılında 27 Mayıs 2022 yılında 26 Mayıs, Korkuteli ilçesinde sırasıyla 27 Mayıs ve 9 Haziran olarak tespit edilmiştir. Aynı bahçelerde haftalık sayımlar değerlendirilmiş olup en yüksek popülasyona Konyaaltı'nda 2021 yılında 2 Temmuz'da, 2022 yılında 24 Haziran'da, Korkuteli'nde ise sırasıyla 18 Haziran'da ve 24 Haziran'da ulaşılmıştır. Tuzaklarda son görülme tarihleri ise Konyaaltı'nda 2021 yılında 13 Ağustos, 2022 yılında 1 Ağustos iken Korkuteli'nde sırasıyla 25 Haziran, 1 Temmuz olarak tespit edilmiştir. Zarar oranı çalışmaları ile Antalya ili ilçelerindeki kiraz bahçelerinde belirlenen zarar ortalama %16.6 olarak belirlenmiştir. Cezbedici sirkelerin laboratuvar ve arazi koşullarında denemeye alınması sonucu en etkili sirke kiraz sirkesi olarak tespit edilmiştir.
Antalya susam alanlarında susam güvesi Antigastra catalaunalis Dup. (Lepidoptera: Pyralidae) ve tütün beyaz sinek Bemisia tabaci (Hemiptera: Aleyrodidae) üzerinde biyolojik mücadele olanakları
Susam güvesi ve Beyaz sinek susam bitkisinde çok önemli zarara sebep olmaktadır. Özellikle ikinci dönem susam ekim alanlarında erken müdahale yapılmazsa önemli ölçüde zarara sebep olmaktadırlar. Bu durum verimi çok düşürmektedir. Ülkemizde bu zararlılar için genel olarak kimyasal mücadele tercih edilmektedir. Günümüzde kimyasal mücadelenin kullanımı birçok zararlı sonuçlar meydana getirmektedir. Bundan dolayı, çalışmamızda kimyasal mücadeleye alternatif olması için biyolojik mücadele etmenleri ve preparatlarının kullanımı amaçlanmıştır. Bu çalışmada %1.5 Beauveria bassiana strain Bb-1 1x108 kob/mil min sporları içeren Nostalgist Bl biyolojik insektisidi, 0.3 g/L Azadirachtin etken maddesi içeren Nimbecidine biyolojik insektisiti ve yumurta parazitoiti olan Trichogramma evanescens Westwood (Hymenoptera: Trichogrammatidae) uygulamaları yapılmış ve etkinlikleri belirlenmiştir. Uygulama alanı (2000 m2) 3 bloğa ayrılmış, her blok A, B ve C harfleri ile isimlendirilmiştir. Her blok 4 parsele ayrılmıştır. Her blokta kontrol parselleri olmak üzere her parselde ayrı ayrı yukarıdaki etmenlerin ve biyolojik insektisitlerin uygulaması yapılmıştır. Yapılan çalışmada A3, B3, C3 parsellerine toplam 20 000 adet T. evanescens ergini Susam güvesi yumurtası için salınmıştır. A1 Nimbecidine, A2 Nostalgist, B1 Nostalgist, B2 Nimbecidine, C1 Nimbecidine, C2 Nostalgist şeklinde uygulamalar yapılmıştır. A4, B4, C4 parselleri kontrol parselleri yapılmıştır. Uygulama sonuçlarına göre yapılan sayımlarda yaprak yüzeyinde beyaz sinek yumurtası ve nimfinde önemli ölçüde azalma olmuştur. Susam güvesi larva sayımlarında bitki başına düşen populasyonlarda çok önemli düşüş gözlenmiştir. En fazla verim Nimbecidine ve Nostaljist uygulamalarında elde edilmiştir. Parazitoid uygulaması yapılan parsellerde verim orta düzeyde olmuştur.
Isparta ili elma bahçelerinden toplanan Panonychus ulmi (Koch) (Acari: Tetranychidae) popülasyonlarının acequınocyl ve bifenazate direnç oranlarının belirlenmesi
Isparta Türkiye'nin önemli elma üretim merkezlerinden birisidir. Ispartada üretim gerçekleştirilen elma bahçelerinde anahtar zararlılardan birisi de Avrupa kırmızı örümceği, Panonychus ulmi (Koch) (Acari: Tetranychidae)'dir. Çiftçiler elma bahçelerinde kırmızı örümcek mücadelesinde genellikle kimyasal savaşımı tercih etmektedirler. Akarisitlerin yoğun kullanımı kırmızı örümceklerde direnç gelişimine neden olurken faydalı türlerede olumsuz etkisi olmaktadır. Bu çalışmada Isparta ili elma bahçelerinde zararlı olan Avrupa kırmız örümceğinin bifenazate ve acequinocyl'e duyarlılık düzeyleri belirlenmiştir. Akarsitlerin kırmızı örümceklere uygulanmasında ilaçlama kulesi yaprak disk töntemi kullanılmıştır. Isparta ilinde bulunan elma bahçlerinden toplanan Yalvaç, Gelendost 1, Gelendost 2, Gelendost 3, Marem, Tepeli, Balkırı ve Çünür popülasyonlarının hassas popülasyona göre bifenazate karşı direnç oranları sırasıyla; 0.45, 1.34, 1.67, 2.24, 1.30, 1.46, 0.97, 0.84 olarak belirlenmiştir. Bifenazate'e karşı en düşük direnç oranı Yalvaç, en yüksek ise Gelendost 3 popülasyonunda belirlenmiştir. Hassas popülasyona göre acequinocyl direnç oranları sırasıyla; 1.72, 0.47, 1.44, 0.87, 1.14, 1.18, 1.03, 0.80 olarak belirlenmiş olup en düşük direnç oranı Gelendost 1, en yüksek direnç oranı ise Yalvaç popülasyonunda belirlenmiştir. Bütün popülasyonlar her iki ilaca da ya hassas popülasyonla aynı derecede ya da düşük oranda direnç göstermiştir.
Burdur ili bağ alanlarındaki böcek faunasının saptanması
Tarım ürünlerinin üretimi sırasında ekonomik kayıp oluşturan zararlı türlerle etkili bir mücadele yapmak için zararlı faunasının bilinmesi önemlidir. Bu çalışma kapsamında 2021-2022 yılları arasında, Burdur ilinde bağcılığın yaygın olarak yapıldığı Kuruçay, Akyaka, Yassıgüme, Hacılar, Yazıköy ve Düğer köylerindeki bağ alanlarındaki zararlı olan türler belirlenmiştir. Çalışmada böcekleri yakalamada gözle kontrol yöntemi, elle toplama yöntemi ve feromon tuzağı kullanılmıştır. Belirtilen bölgede Insecta sınıfına ait 32 tür ve 11 avcı tür olmak üzere toplam 43 tür saptanmıştır. Bunlardan bağlarda ekonomik düzeyde zararlı olan türler; Tortricidae familyasından Lobesia botrana, Chrysomelidae familyasımdan Empoasca decipiens, Coccidae familyasından Parthenoleconium corni, Cydnidae familyasından Trigomaster bicolor, Scarabaeidae familyasından Tropinota hirta, Melolanthidae familyasından Polyphylo fulla, Curculionidae familyasından Otiorrhynchus sp., Cerambycidae familyasından Chlorophorus varius, Tenebrionidae familyasından Opatrum sabulasum, Zophosis punctata ve Pimelia verrucifera' dır. Lobesia botrana Burdur ilinde tuzakların asıldığı Kuruçay, Yassıgüme, Hacılar ve Yazıköy olmak üzere 4 köyde de saptanmıştır. Çalışmada, Burdur' da bağcılığın yoğun yapıldığı alanlardaki böcekler saptanarak ortaya konulmuştur. Burdur ili bağ alanlarında zararlı türler ile doğru bir mücadele stratejisi oluşturmak için temel veriler elde edilmiştir.
Antalya ili domates üretim alanlarında kök ve kök boğazı çürüklüğüne neden olan Phytophthora türlerinin ve bazı domates genotiplerinin önemli türlere karşı reaksiyonlarının belirlenmesi
Bu çalışmada, ülkemiz domates üretiminin yarıdan fazlasının yapıldığı Antalya ilinde, Phytophthora türlerinin neden olduğu kök ve kök boğazı çürüklüğünün yaygınlık ve oranı ile hastalığa neden olan türlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla yürütülen sürveylerde 170 adet domates serasında inceleme yapılmış, kök ve kök boğazında çürüme, gövdede yanıklık ve kuruma gibi belirtiler gözlenen alanlardan bitki ve toprak örnekleri alınmıştır. Araştırmada hastalığın Antalya ilindeki ortalama yaygınlığı %25.88, hastalık oranı ise %4.87 olarak belirlenmiştir. Demre ve Kepez ilçelerinde incelenen seralarda Phytophthora belirtisi gösteren bitkiye rastlanmazken, Elmalı ilçesi %75 yaygınlık oranı ile hastalığın en yaygın olduğu ilçe olarak belirlenmiştir. Hastalık belirtisi gösteren bitkilerden ve topraktan seçici ortam kullanılarak yapılan izolasyonlarda 84 Phytophthora izolatı elde edilmiştir. Morfolojik özelliklerine ve ITS bölgelerinin baz dizilerine dayanılarak yapılan teşhislerde, 80 izolat P. nicotianae, geriye kalan 4 izolat ise P. capsici olarak belirlenmiştir. Kesilmiş gövde ucu inokulasyonu yöntemi ile yapılan patojenisite testinde, tüm izolatlar domates bitkisinde patojen olarak belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca bazı domates genotiplerinin, en yaygın tür olarak belirlenen P. nicotianae'ya karşı duyarlılıkları incelenmiştir. Çeşit reaksiyon denemesinde, BATEM domates ıslah çalışmalarında kullanılan gen havuzundaki 22 adet domates genotipi (DT-7, DT-9, DT-15, DT-31, DT-50, DT-62, DT-90, DT-233, DT-253, DT-257, DT-284, DT-289, DT-296, DT-630, BH-4, TY-83, TY-84, YS-580, YS-583, FHG-470, A-286, Batem Özçelik) kullanılmıştır. Denemede elde edilen verilerle yapılan istatistiki değerlendirme sonucunda, domates genotiplerinin patojene karşı duyarlılıkları arasında önemli farklılıklar bulunmuştur. DT-9 ve DT-15 genotipleri en duyarlı, A-286 genotipi ise en dayanıklı genotipler olarak belirlenmiştir. Bu çalışmanın ıslah çalışmalarına temel oluşturarak entegre mücadeleye katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Burdur ili farklı anason (Pimpinella anisum L.) ve rezene (Foeniculum vulgare mill.) agro-ekosistemlerinde epigean hexapoda türlerinin biyolojik çeşitlilik parametrelerinin hesaplanması
Bu çalışma farklı coğrafik koşullara sahip üç farklı bölgede epigean böcek türlerinin biyolojik çeşitlilik parametrelerinin hesaplanması amacıyla 2022 yılında yapılmıştır. Çalışma alanı olarak 3 farklı rakıma sahip bölge seçilmiştir. Bu bölgelerdeki anason ve rezene agro-ekosistemlerine çukur tuzaklar yerleştirilmiştir. Tuzaklar haftalık olarak kontrol edilmiş ve içerisine düşen türler toplanmıştır. Çalışma boyunca Carabidae (Coleoptera) familyası ağırlıklı olmak üzere 117 epigean böcek türene ait toplam 2086 birey saptanmıştır. Shannon-Wiener çeşitliliğinin sonuçları en yüksek 2.7893 ile Ta'da, en düşük 2.1775 ile Çaylı Dağ Köyü'nde anason ekili tarla (Ca)'da belirlenmiştir. Simpson çeşitlilik sonuçları da Shannon-Wiener çeşitlilik indeks sonuçlarına paralel olarak 0.9196 ile en yüksek Ta'da ve 0.7813 ile en düşük Ca'da hesaplanmıştır. Simpson dominantlık hesaplamasına göre Ca 0.2187 ile en yüksek dominantlığa sahip agro-ekosistem olarak bulunmuştur. Hem Shannon hem de Simpson popülasyon yoğunluk ilişkisi hesaplamaları Beyköy Ovası'nda rezene (Br) ve anason (Ba) ekili tarlalarda örneklenen epigean hexapod türlerinin popülasyon yoğunluklarının diğer tarımsal ekosistemlere göre daha dengeli olduğunu göstermiştir. Beklenenin aksine yüzde benzerlik analizi bitki deseni ayırt etmeksizin farklı coğrafi bölgelerde seçilen agro-ekosistemlerin birbirlerine benzer olduklarını göstermiştir. Epigean hexapod türlerinin bitki desenine göre dağılım göstermedikleri ve bitkilerle doğrudan ilişkili olmadıkları görülmüştür. Örneklenen epigean hexapod türlerinin rakım farkından etkilendikleri görülmüştür.
Tomato brown rugose fruit virus kılıf protein geninin Agrobacterıum aracılığıyla domatese aktarılması
Domates kahverengi buruşukluk meyve virüsü (ToBRFV) son yıllarda dünyada ve Türkiye'de domates üretim alanlarında yaygınlaşmıştır. ToBRFV mekanik olarak kolayca bulaşmaktadır ve diğer Tobamovirüslere karşı direnç sağlayan Tm22 dayanıklılığını kırabilmektedir. Ticari çeşitlerde geleneksel ıslah yöntemleri ile ToBRFV'ye karşı bir direnç henüz geliştirilmediği için alternatif direnç yöntemlerinin geliştirilmek araştırılmalıdır. Bu çalışmada, ToBRFV'ye karşı alternatif bir direnç olarak patojen kaynaklı kılıf proteinine dayalı direnç geliştirmek için araştırmalar yapılmıştır. Bu amaçla, ToBRFV-CP geni ilk olarak RT-PCR ile çoğaltılmıştır ve gen kasetini oluşturmak için CaMV 35S promotörü ve terminatör arasında klonlanmıştır. Daha sonra, gen kaseti pCAMBIA0380 ikili vektörünün T-DNA bölgesine klonlanlanarak ve Agrobacterium tumefaciens'e aktarılmıştır. In vitro koşullarda çimlenmiş domates tohumlarından elde edilen yaklaşık 1970 hipokotil ve 1300 kotiledon parçasına Agrobacterium aracılığıyla transformasyon yapılmıştır. BAP ile desteklenmiş besi yerinde transformasyon yapılan eksplantlerden yaklaşık olarak 350 sürgün elde edilmiştir ve hayatta kalan 140 sürgün köklenme ortamına aktarılmıştır. Köklenen sürgünlerin 41 tanesinden elde edilen 22 adet bitki, toprağa adaptasyonu için sıvı MS besi yeri ile desteklenmiş steril toprak içeren cam kavanozlara aktarılmıştır. Toprağa adapte olmuş 9 bitkiden genomik DNA izole edilerek ve ToBRFV-CP genine ve gen kasetine özgü primerler kullanılarak PCR yöntemi ile test edilmiştir. PCR analizi sonucunda her iki primer ile pozitif sonuç veren dört bitkinin genomlarında ToBRFV-CP geni içerdiğini göstermiştir. Daha sonra potansiyel transgenik bitkilerden RNA izolasyonu yapılarak RT-qPCR yöntemleri ToBRFV-CP geninin transgenik bitkilerde ekspresyon analizleri yapılmıştır. Yapılan ekspresyon analizleri sonucunda test edilen dört transgenik ToBRFV-CP geninin ifade edildiği ve iki transgenik bitkide yüksek düzeyde ekspresyon gösterdiği belirlenmiştir.
İç Batı Anadolu bölgesinde örtü altı alanlarda yetiştirilen domateslerde görülen virüslerin tespiti ve moleküler karakterizasyonu
Ülkemiz ekonomisinde çok önemli bir yeri olan domates, çiftçilerin önemli gelir kaynaklarındandır. Örtü altı domates yetiştiriciliği faaliyetlerinin yoğun olarak yapıldığı kıyı bölgelerde aşırı sıcaklar nedeniyle üretimin bittiği yaz döneminde bir boşluk oluşmaktadır. Bu dönemde ekonomik açıdan üretimin devamlılığını sağlamak için son yıllarda yayla koşullarında seralarda domates yetiştiriciliği yaygın olarak yapılmaya başlanmıştır. Bu çalışmada yayla seracılığı yapılan Afyonkarahisar, Burdur, Denizli, Isparta, Kütahya, Uşak illerinde domates seralarından arazi çalışması yapılmış, virüs belirtileri gösteren 282 örnek toplanmıştır. Örnekler SYBR Green bazlı iki aşamalı RT-qPCR yöntemi ile 18 farklı virüs için ayrı ayrı test edilerek domates virüslerinin tanılaması yapılmıştır. Test edilen örneklerden 224'ünün virüsle bulaşık olduğu ve örneklerden 98 tanesinin birden fazla virüs ile karışık enfeksiyon içerdiği tespit edilmiştir. Çalışma alanları içerisinde en çok virüs bulunan bölge Burdur olurken en çok bulunan virüsler ise TSWV, ToBRFV, ToMV, TMV, PVY ve PepMV olarak belirlenmiştir. Daha sonra RT-qPCR sonucunda pozitif olduğu tespit edilen virüsleri ve farklı örnekleme alanlarını temsil eden 4 izolat seçilmiştir. Seçilen TSWV ve ToBRFV virüslerinin kılıf protein (CP) genlerinin tamamı iki aşamalı RT-PCR yöntemi ile çoğaltılmış, saflaştırılmış, klonlanarak CP gen dizilimleri belirlenip moleküler karakterizasyonları yapılmıştır. Bu diziler analiz edilerek farklı bölgelerden elde edilen virüs izolatlarının CP gen dizilimleri genbankası veri tabanından alınan, dünyanın farklı üretim bölgelerinden elde edilen virüs izolatlarının CP genleriyle karşılaştırılarak benzerlik oranları ve filogenetik ilişkileri ortaya konmuştur. Ayrıca 4 virüsün tanılanmasına yönelik TSWV, ToMV, ToBRFV ve PVY virüslerinin hassas, güvenilir ve hızlı bir şekilde eş zamanlı olarak aynı reaksiyon içerisinde tespit edilmesine olanak sağlayan TaqMan probe bazlı multipleks one-step RT-qPCR yöntemi geliştirilmiştir.
Tomato brown rugose fruit virus (ToBRFV) İzolatlarının Moleküler Karakterizasyonu ve Bazı Domates Savunma Genlerinin Virüs Enfeksiyonuna Karşı Tepkilerinin Belirlenmesi
Tomato brown rugose fruit virus (ToBRFV) 2019 yılından bu yana ülkemizde bulunan ve önemli ekonomik kayıplara neden olan bir virüstür. Tezin ilk aşamasında ülkemizin en önemli domates üretim bölgesi Antalya'da ToBRFV'nin tespiti yapılarak elde edilen izolatların moleküler karakterizasyonları yapılmıştır. Bu amaçla Antalya ilinde önemli domates üretim bölgelerinden 172 örnek toplanmış ve real-time RT-PCR yöntemleriyle virüsün varlığı ve yaygınlığı tespit edilmiştir. İzolatlardan 10 tanesi seçilerek kılıf protein (CP) geni RT-PCR ile çoğaltılarak klonlanmıştır. Klonlanan CP genlerinin dizilimi belirlenerek nükleotid ve amino asit dizileri birbirleriyle ve uluslararası izolatlarla karşılaştırılıp ToBRFV izolatları arasındaki genetik çeşitlilik ve filogenetik ilişkiler belirlenmiştir. Bu izolatlardan biri seçilerek tüm genomu 6 parça şeklinde çoğaltılıp klonlandıktan sonra tüm genomu dizilenerek analiz edilmiştir. Tezin ikinci aşamasında ToBRFV enfeksiyonu sırasında domates savunma genlerinin ekspresyon analizleri yapılarak ToBRFV-domates etkileşimleri moleküler düzeyde araştırılmıştır. Öncelikle beş tane Tm-2² geni içeren Torry ve içermeyen Ofri domates çeşidinin fidelerine ToBRFV enfekte edilmiş ve beş tanesi ise virüs içermeyen yalancı inokülasyon yapılarak kontrol olarak kullanılmıştır. Bu bitkilerden enfeksiyondan 1, 7, 14 ve 21 gün sonra yaprak örnekleri alınmıştır. Seçilen 12 domates savunma geninin ekspresyonu enfekteli ve kontrol bitkilerinde analiz edilerek ToBRFV enfeksiyonu sırasında uyarılan ve/veya baskılanan savunma genleri belirlenmiştir. Analizler sonucunda ROS eliminasyonunda görev alan CAT ve POX genleri, patogenezle ilgili PR5 ve PR6 genleri ile salisilik asitle uyarılan NPR1 geni ve jasmonik asit ile uyarılan JAZ geninin ve ARF8 ve SCL genlerinin ekspresyonlarının uyarıldığı belirlenmiştir. ToBRFV enfeksiyonu sırasında savunma genlerinin ekspresyonunu düzenleyen transkripsiyon faktörlerini kodlayan ve gen susturmada görev alan AGO1 geninin ekspresyonu önemli ölçüde artmıştır.
Karaman'da elma depolarında görülen önemli fungal hastalıklar ve biyolojik mücadelesi
Karaman ili ülkemizde elma üretiminin yanı sıra depolanması açısından da önemli bir yere sahiptir. Elma depolama sürecinde karşılaşılan fungal hastalıklara yönelik kimyasal uygulamalara alternatif mücadele arayışları giderek hız kazanmaktadır. Bu çalışmada, Karaman ili soğuk hava depolarındaki elmalarda görülen fungal hastalıkların tespiti yapılarak, en sık rastlanılan patojene karşı yine elmadan izole edilen epifitik antagonist etmenlerle biyolojik mücadelesi araştırılmıştır. Bu amaçla 2018-2019'da soğuk hava depolarına surveyler gerçekleştirilmiştir. Depolardan alınan çürümüş meyvelerden izole edilen etmenler arasında en sık karşılaşılan Penicillium spp. olmuş, bunu Botrytis cinerea ve Alternaria alternata takip etmiştir. Penicillium türlerinin morfolojik olarak tanılamaları yapılarak, P. digitatum, P. expansum ve P. italicum türleri olduğu saptanmıştır. Moleküler tanılama ile ITS ve β-tubulin genomik bölgelerine göre dizi analizleri gerçekleştirilerek türler doğrulanmıştır. Çalışmada kullanılan epifitik antagonistler soğuk hava depolarından alınan elmalardan izole edilmiş ve bu üç hastalık etmenine karşı in vitro etkinlikleri belirlenmiştir. Üç patojene de etkili bulunan iki epifitik antagonist seçilmiş, Aureobasidium pullulans ve Pantoea agglomerans olarak belirlenmiş ve antagonistlerin in vivo çalışmalarla etkinlikleri değerlendirilmiştir. A. pullulans üç Penicillium türüne karşı etkili olmakla birlikte lezyon gelişimini engellemede istatistiksel olarak fark görülmemiştir. P. agglomerans, P. italicum'un lezyon çapını azaltmada daha başarılı olmuştur. Sonuç olarak, in vivo denemeler sonucunda A. pullulans'ın Penicillium türlerinin meyvede meydana getirmiş olduğu lezyon çapını azatmada daha başarılı olduğu sonucuna varılmıştır.
Isparta ili elma bahçelerinde zararlı olan Cydia pomonella (L.) (Lepidoptera: Tortricidae) populasyonlarının bazı insektisitlere karşı duyarlılık düzeylerinin ve biyokimyasal mekanizmalarının belirlenmesi
Bu çalışma ile ülkemizde Cydia pomonella'nın indoxacarb, deltamethrin ve emamectin benzoate karşı direnç durumu ve direnç mekanizmaları ilk kez araştırılmıştır. Isparta iline ait Tepeli (Eğirdir), MAREM (Eğirdir), Yalvaç, Gelendost, Aksu, Gönen ve Gölcük lokasyonlarından toplanan son dönem larvalara topikal aplikasyon bioassay metotu ile söz konusu insektisitlerin direnç oranları belirlenmiştir. Çalışmada kullanılan insektisitlere direnç oranı 10 katı geçen MAREM ve Tepeli popülasyonlarında PBO, TPP ve DEM sinerjistleri uygulanmıştır. Esteraz, Glutatyon S Transferaz ve Sitokrom P-450 monooksigenaz enzim seviyeleri biyokimyasal çalışmalar ile belirlenmiştir. Tepeli, MAREM, Yalvaç, Gelendost, Aksu ve Gönen popülasyonları deltamethrine'e sırasıyla 22.37, 21.9, 8.54, 4.46, 3.38 ve 6.68 kat; indoxacarb'a sırasıyla 29.87, 23.1, 4.9, 8.7, 5.67 ve 7.35 kat; emamectin benzoate ise sırasıyla 1.46, 2.03, 3.05, 2.12, 2.61 ve 3.85 kat direnç geliştirdiği belirlenmiştir. Biyokimyasal analizler sonucu Tepeli, MAREM, Yalvaç, Gelendost, Aksu ve Gönen popülasyonlarının esteraz enzim değeri sırasıyla 0.53, 0.61, 0.94, 0.8, 0.78 ve 0.51 mOD/min/mg protein; P-450 enzim değeri sırasıyla 0.7, 0.78, 0.53, 0.63, 0.58 ve 0.59 RFU/30 min/mg protein ve GST enzim değeri sırasıyla 0.77, 0.79, 1.03, 0.9, 0.88 ve 1.29 mOD/min/mg protein belirlenmiştir. MAREM ve Tepeli popülasyonlarının deltamethrin ile indoxacarb'a orta düzeyde direnç geliştirdiği Gelondost, Gönen, Aksu ve Yalvaç popülasyonlarının ise düşük seviyede direnç geliştirdiği belirlenmiştir. Tüm popülasyonların emamectin benzoate'e düşük seviyede direnç geliştirdiği belirlenmiştir. Tepeli ve MAREM popülasyonlarının deltamethrin ve indoxacarb'a direnç geliştirmesinde P-450 ve esteraz enzimlerinin aktiviteleri rol oynayabileceği ve ayrıca MAREM popülasyonunda yapılan moleküler çalışma sonuçlarına göre sodyum kanallarında deltamethrin direnci ile ilişkili olan kdr nokta mutasyonu belirlenmiştir.
Isparta ili geleneksel soğuk hava depolarında oda atmosferindeki fungal etmenlerin ve elma meyve bulaşıklığı ile ilişkilerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, Isparta iline bağlı Eğirdir, Gelendost ve Senirkent ilçelerindeki iki farklı soğuk hava deposunun iki farklı oda atmosferindeki fungal mikrofloranın ve elma çürüklük oranlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada, depo oda atmosferindeki funguslar tuzak besiyeri yöntemiyle yakalanmış ve cins düzeyinde koloni sayıları belirlenmiştir. Her ilçedeki depo odalarında, kasalara konan Golden Delicious çeşidi meyvelerindeki çürüklük sayıları ve çürüklük oranları (%) belirlenmiştir. Sayımı yapılan fungus cinsleri sırasıyla Penicillium spp., Botrytis spp., Alternaria spp., Aspergillus spp., Geotrichum sp. ve bazı maya türleri olmuştur. Elma depo atmosferindeki fungus cinslerinin oranları ilçeler ve depolar arasında değişmiştir. Depo odalarında en yaygın izole edilen fungus Penicillium spp olmuştur. Buna bağlı olarak depoya konan elma meyvelerindeki çürüklük oranları da değişkenlik göstermiştir. Çalışma sonucunda bu değişimin sebeplerinin depoya konan elma çeşidi ve depolarda sezon başı ve sonunda yapılan hijyen ve sanitasyon önlemlerine bağlı olduğu sonucuna varılmıştır.
Isparta ili elma bahçelerinden toplanan Panonychus ulmi Koch (Acari: Tetranychidae) populasyonlarının abamectin+spiromesifen karışımına direnç düzeyleri, çapraz direnç ve direnç mekanizmalarının belirlenmesi
Isparta ili elma bahçelerinden toplanan ve S+A karışımı ile selekte edilen Panonychus ulmi popülasyonlarında S+A karışım formülasyonunda direnç olup olmadığı, dirençli popülasyonlarda spiromesifen, spirodiclofen, abamectin, milbemectin ve spirodiclofen+abamectin için çapraz direncin varlığı ve S+A direnç mekanizmaları biyokimyasal ve moleküler yöntemlerle belirlenmiştir. Bahçe popülasyonlarının S+A için direnç oranları 3.12, 4.44 ve 7.66 kat olmuştur. IR popülasyonunun LC50 değeri HS popülasyona göre 23.24 kat olmuştur. G-2, M-1 ve T-2'de spiromesifen ve spirodiclofene sırasıyla 3.92 ve 2.82; 1.03 ve 2.90; 1.40 ve 3.20 kat bulunmuştur. IR popülasyonunun spiromesifen, spirodiclofen, spirodiclofen+abamectin, abamectin ve milbemectin çapraz direnç oranları sırasıyla 19.16, 13.84, 10.58, 32.21 ve 61.06 kat kaydedilmiştir. M-1, IR ve HS'da LC10 değeri DEM+S+A, TPP+S+A ve PBO+S+A sinerjistlerinde % etki sırasıyla 96.93, 94.15 ve 92.40; 69.76, 76.74 ve 83.72; 37.93, 42.19 ve 53.45 olarak belirlenmiştir. Esteraz en yüksek G-2 popülasyonunda, GST IR popülasyonunda ve P450 enzimi M-1 popülasyonunda bulunmuştur. GIuCI 1'de G314D mutasyonu ve GluCl 3'de I321T ve G326E nokta mutasyonları HS ve bütün dirençli popülasyonlarda taranmıştır. GIuCI 1'de G314D nokta mutasyonu IR ve M-1; GIuCI 3'de I321T nokta mutasyonu tüm bahçe ve IR popülasyonunda belirlenmiştir. G326E mutasyonu klasik PCR ile yapılmış ve Genius programı ile analiz edilmiş ancak hiçbir popülasyonda belirlenememiştir. BC bölgesinde HS popülasyona göre IR'da N41Y ve R87M, T-2'de Y29D, R87M, A174S, M-1'de Y29D ve R87M, G-2'de R87M mutasyonları bulunmuştur. CT bölgesinde HS popülasyona göre G-2'de P1877S, T-2'de I1862M, E1864V, S1865P, S1889N ve T2030K, M-1'de T2030K mutasyonları belirlenmiştir. CT bölgesinde IR popülasyonunda hiçbir mutasyona rastlanmamıştır.
Domateste Phenacoccus solenopsis (Hemiptera: Pseudococcidae)'e karşı farklı refakatçi bitkilerin etkisi
Bu tez çalışması domates üretim sisteminin sürdürülebilirliğini sağlamak için bitki koruma ve besleme uygulamalarını fonksiyonel biyoçeşitliliği geliştirmek ve bitki savunmasını teşvik etmek için refakatçi bitkilerin kullanılabilirliğini ortaya koymak amacıyla yürütülmüştür. Refakatçi bitkiler, zararlı böceklerin konukçu bitki seçimini ve popülasyon dinamiklerini etkileyerek, doğal düşmanların barınması ve beslenmesi için uygun ortam sağlayarak mücadelede rol oynamaktadır.Çalışmada tagetes, susam, semizotu, bakla, lavanta ve dereotu olmak üzere 6 refakatçi bitki kullanılmıştır. Bu bitkilerin domates bitkisinin gelişmesi ve pamuk unlubitine karşı etkisi incelenmiştir. Çalışmada laboratuvar çalışmaları, arazi çalışmaları ve olfaktometre denemeleri yapılmıştır. Tez çalışmaları sonucunda susam bitkisi zararlıya karşı cezbedici etkisi olduğu, lavanta ve dereotu bitkilerinin diğer bitkilere göre hem bitki gelişimine olumlu etkisi, hem de zararlıya karşı engelleyici etkisi gözlenmiştir. Sonuç olarak susam bitkisi tuzak bitki, dereotu ve lavanta bitkileri refakatçi bitki olarak kullanılabileceği kanaaitine varılmıştır.
Akdeniz meyve sineği, Ceratitis capitata (Wiedemann) (Diptera: Tephritidae)'nin Antalya ili nar ve turunçgil bahçelerinde popülasyon gelişimi
Akdeniz meyve sineği, Ceratitis capitata (Wiedemann) (Diptera: Tephritidae), ülkemizde nar ve turunçgillerin önemli bir zararlısıdır. Bu çalışma Antalya ili Kepez ilçesi nar ve turunçgil bahçelerinde popülasyon gelişimlerini belirlemek amacıyla 2018-2023 yılları arasında yürütülmüştür. Zararlının popülasyonu Kepez ilçesinde bulunan Başköy, Duraliler, Odabaşı ve Kızıllı mahallelerinde bulunan bahçelerde delta tipi tuzak kullanılarak takip edilmiştir. Söz konusu tuzaklar turunçgil asıldığı tarihten itibaren haftada bir kontrol edilerek yakalanan Akdeniz meyve sineği erginleri kaydedilmiştir. Feromonlar 8 haftada bir yenilenmiştir. Haftalık kontroller çalışmaların yürütüldüğü bahçelerin hasat dönemi sonuna kadar sürdürülmüş olup popülasyon takibi yıl boyu devam etmiştir. Sıcaklık değerleri her 6 yılda da temmuz ve ağustos aylarında en yüksek olarak kaydedilmiştir. Sıcaklık değeri en düşük 2022 yılının Ağustos ayında (29.83°C), en yüksek olarak da 2023 yılının Temmuz ayında (32.72°C) ölçülmüştür. Bu çerçevede tüm yıllarda portakal bahçelerinde Akdeniz meyve sineği nar bahçelerinden daha önce ortaya çıkmış olup daha önce önlem alınması gerekmektedir. Tüm yıllarda yapılan sayım sonuçlarına göre portakal ve nar bahçelerinde haftalık ortalama ve yıllık toplam Akdeniz meyve sineği sayıları incelendiğinde ilk dört yılda narda sayılar daha fazla bulunurken, son iki yılda tam tersi bir durum ortaya çıkmıştır. Portakal bahçelerinde ise tam tersi durum ortaya çıkmış ve son iki yılda Akdeniz meyve sineği sayılarında artış olmuştur.
Doğu Antalya'da avokado üretim alanlarında görülen fungal hastalıkların belirlenmesi
Bu çalışmada, avokado yetiştiriciliğinin hızla arttığı Doğu Antalya'da (Alanya, Gazipaşa, Manavgat) fungal hastalıkların belirlenmesi amaçlanmıştır. Avokado (Persea americana), anavatanı Orta Meksika olan Lauraceae (Defnegiller) familyasına ait subtropik bir meyvedir. Tropik iklime sahip bölgeler yanında Akdeniz iklimine sahip çeşitli bölgelerde de yetiştirilmektedir. Dünyada en fazla avokado üretimi yapılan ülkeler sırasıyla Meksika, Kolombiya, Peru, Dominik Cumhuriyeti ve Endonezya'dır. Türkiye'de ilk avokado üretimi denemeleri 1970 yılında California'dan ülkemize getirilen 4 önemli kültür çeşidinin (Hass, Fuerte, Bacon, Zutano) Antalya, Mersin, Muğla, Hatay ve Adana'ya adaptasyon çalışmaları ile başlamıştır. Türkiye avokado yetiştiriciliğinde ilk sırada gelen Antalya ilinde üretimi yapılan çeşitler Fuerte ve Hass'dır. 2023 yılı itibariyle Türkiye'de 47.205 da alanda 38.462 ton avokado üretimi gerçekleştirilmiştir. Tüm dünyada avokadoda üretimini sınırlayan önemli fungal hastalıklar ve abiyotik faktörler nedeniyle ekonomik kayıplar dikkat çekmektedir. Çalışmada Doğu Antalya'daki survey yapılan alanlardan hasta bitki örnekleri toplanmış; meyve, yaprak, sürgün ve kök bölgelerinden rutin mikolojik izolasyonlar yapılarak klasik tanı yöntemleri ile cins veya tür düzeyinde fungal hastalıklar belirlenmiştir. Çalışma sonucunda en yaygın izole edilen fungal hastalık etmeni Fusarium spp. (F. oxysporum, Fusarium verticilloides, Fusarium poae) olarak belirlenmiştir. İzole edilen diğer fungus ve fungus benzeri cins veya türler Rhizoctonia solani, Alternaria sp.,Pestalotiopsis sp.,Verticillium sp., Phytophthora sp., Pythium hordeum, Cylindrocarpon sp., Aspergillus spp., olarak kaydedilmiştir. Ülkemizin elverişli iklimi ve özellikle Akdeniz kıyılarında yetiştiriciliğin artacağı göz önünde bulundurulduğunda yüksek verimli avokado üretimi için fungal hastalıkların belirlenmesi ve hastalıkların yayılmasına engel olacak önlemler alınması önemli olacaktır.
Isparta ili elma bahçelerinde Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetranychidae) popülasyonlarında pyridaben direncinin biyokimyasal ve moleküler mekanizması ile Wolbachia endosimbiyontu arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Polifag bir tür olan Tetranychus urticae Koch (Acari: Tetranychidae) elma ağaçlarında önemli zararlılar arasındadır. Uygulamasının kolay olması ve kısa sürede etki göstermesi sebebiyle zararlının mücadelesinde ilk olarak kimyasal mücadele tercih edilmektedir. T. urticae bazı genetik ve biyolojik özellikleri sebebiyle birçok akarisite direnç geliştirmiş durumdadır. Bu çalışmada, Türkiye'de elma yetiştiriciliğinde en önemli bölgelerden biri olan Isparta ili elma bahçelerinden toplanan T. urticae popülasyonlarında pyridaben LC değerleri, direnç oranları, detoksifikasyon enzim aktiviteleri, sinerjizm testleri, hedef bölgede H92R mutasyonu ve Wolbachia endosimbiyont varlığı araştırılmıştır. GSS ve bahçe popülasyonlarının LC değerleri ilaçlama kulesi-yaprak disk yöntemi ile belirlenmiştir. 2023 yaz sezonunda toplanan T. urticae popülasyonlarının pyridaben direnç oranları hassas popülasyonunun LC50 değerlerine göre 1.5 ile 14.8 kat arasında değişen oranlarda belirlenmiştir. Yapılan sinejizm testleri, P450 sinerjisti olan PBO'nun pyridaben toksisitesini arttırdığını göstermektedir. Mikro plaka okuyucusu kullanılarak ölçülen sitokrom P450 monooksijenaz enzim aktiviteleri 0.0037 ile 0.0072 mOD/min/mg protein arasında değişiklik göstermiştir. Toplanan popülasyonlar arasında sadece GO popülasyonunda H92R mutasyonu belirlenmiştir. Pestisit metabolizmasında rol oynayabileceği düşünülen Wolbachia tüm popülasyonlarda tespit edilmiş ve bireylerin yaklaşık %63'ü pozitif bulunmuştur; ayrıca, T. urticae popülasyonlarında pyridaben direnci ile Wolbachia varlığı arasındaki olası ilişki incelenmiştir. T. urticae'nin 2024 yaz sezonu toplanan popülasyonlarının birleştirilmesiyle oluşturan hibrit popülasyon üzerine 13 kez yapılan seleksiyon sonucu 46.01 kat pyridaben direnci belirlenmiş ve H92R mutasyonu başlangıç popülasyonun frekans oranı yaklaşık %27 iken Sel-13 popülasyonunda bu mutasyon oranı %100 olarak belirlenmiştir. Bu çalışma, Isparta elma üretim alanlarındaki T. urticae popülasyonlarında pyridaben direnci, genetik özellikleri ve Wolbachia ilişkisi üzerine önemli veriler sunarak, sürdürülebilir tarım uygulamalarının geliştirilmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.