Nutrition surveys

317 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Kemoterapi alan hastalarda tat alma değişikliği ve malnütrisyon riski

Bu çalışmayla; kemoterapi alan hastalarda tat alma değişikliği ve malnütrisyon riskinin incelenmesi amaçlandı. Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi İç Hastalıkları Kliniği ve Günübirlik Kemoterapi Ünitesi'ne Aralık 2016-Temmuz 2017 tarihleri arasında başvuran ve kemoterapi alan hastalar arasından, çalışmaya katılmaya gönüllü olanlar çalışmanın örneklemini (n=200) oluşturdu. Verilerin toplanmasında "Kemoterapi Alan Hasta Tanıtımı Formu", "Kemoterapiye Bağlı Tat Alma Değişikliği Ölçeği (K-TADÖ)" ve "Malnütrisyon Evrensel Tarama Aracı (MUST)" kullanıldı. Formlar yüz yüze görüşme tekniği ile araştırmacı tarafından dolduruldu. Verilerin değerlendirilmesinde KolmogorovSmirnov dağılım testi, Pearson Ki-Kare testi, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis testi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Çalışmaya katılan hastaların %59'unun erkek, yaş ortalamasının 58,22±12,63 olduğu saptandı. En sık karşılaşılan kanserler arasında ilk sırada akciğer (%23) kanserinin olduğu bulundu. Çalışmaya katılan hastalarda kullanılan kemoterapi protokollerinin %17'sinin sisplatin/karboplatin, %15'inin eloxatin, 5 Fu, folinik asid ve %12'sinin paklitaksel/doxetakselden oluştuğu saptandı. Hastaların K-TADÖ alt boyutlarına göre karşılaştırıldığında; yaş, cinsiyet, tanı grupları, kemoterapi protokolleri, kilo kaybı ve ağız kuruluğunda anlamlı fark bulundu (p<0,05). K-TADÖ alt boyutlarından "Fantoguzi ve paraguzi" ve "Genal tat alma değişiklikleri" alt boyutları ile MUST arasında anlamlı fark olduğu görüldü. Tat alma değişikliği yaşayan hastaların malnütrisyon riskinin yüksek olduğu sonucuna varıldı. Araştırma sonuçları doğrultusunda, tat alma değişikliği ve malnütrisyon riskinin yönetiminde; tat değişikliğine gerekli önemin verilmesi, bu konu üzerine daha geniş çalışmaların yapılması ve diyet danışmanlığı planlanması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Kanser, kemoterapi, malnütrisyon, tat alma değişikliği

Beslenme incelemeleriKanser hastalarıMalnütrisyon+5
Didem Çetin
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında gastrointestinal semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametreler ile ilişkisi

Bu çalışmada, hemodiyaliz (HD) tedavisi alan hastalarda görülen gastrointestinal (Gİ) semptomların beslenme durumu ve biyokimyasal parametrelerle olan ilişkisi incelendi. Çalışma örneklemini Bandırma Devlet Hastanesi Diyaliz Ünitesinde tedavi görmekte olan 88 HD hastası oluşturdu. Çalışma kapsamındaki hastaların beslenme durumlarının değerlendirilmesinde antropometrik ölçümlerden boy uzunluğu, kuru vücut ağırlığı, bel çevresi, üst-orta kol çevresi (ÜOKÇ), triceps deri kıvrım kalınlığı (TDKK) ölçüldü. Ayrıca 3 günlük besin tüketim kayıtları, Subjektif Global Değerlendirme - Diyaliz Malnütrisyon Skoru (SGD - DMS), Malnütrisyon İnflamasyon Skoru (MİS) kullanıldı. Biyokimyasal parametreler için hasta dosyalarına kayıt edilen kan analiz sonuçlarından yararlanıldı. Gİ semptomları ise Gastrointestinal Semptom Derecelendirme Ölçeği (GSDÖ) kullanılarak belirlendi. Hastaların SGD - DMS'ye göre beslenme durumları incelendiğinde 34 (%38,6)'nün hafif / orta malnütrisyonlu; MİS'e göre ise 46 (%52,3)'sının hafif / orta malnütrisyonlu olduğu tespit edildi. Hastaların antropometrik ölçümleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak p<0,05 düzeyinde önem bulundu. Özellikle ÜOKÇ değerleri ile MİS puanı arasında çok yüksek düzeyde önemli korelasyonun varlığı belirlendi (p<0,001). Hastaların biyokimyasal parametrelerinden olan kreatinin, albümin ve ürik asit değerleri ile hem SGD - DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel olarak önemli düzeyde ilişki bulundu (P<0,05). Total protein değerleri ise sadece MİS puanı ile önemli ilişkiye sahip olduğu belirlendi (p<0,05). Ayrıca kreatinin ve albümin değerleri ile MİS puanı arasında istatistiksel olarak önemli bir ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,001). GSDÖ'ye göre, çalışmaya katılan HD hastalarında görülen Gİ semptomlarının başında hazımsızlık gelirken, ikinci sırada konstipasyon yer aldı. HD hastalarının karın ağrısı semptomları ile hem SGD – DMS ve hem de MİS puanları arasında istatistiksel önem bulunduğu belirlendi (p<0,001). Ayrıca toplam GSDÖ puanı ile SGD - DMS arasında p<0,05 düzeyinde istatistiksel öneme rastlanıldı. Bazı biyokimyasal parametreler (serum albümin, sodyum ve kalsiyum) ile Gİ semptomları arasında da önemli ilişki bulunduğu tespit edildi (p<0,05). Hastaların diyetle aldıkları E vitamininin ortalamaları ile karın ağrısı semptomu arasında istatistiksel olarak öneme rastlanıldı (p=0,009). Yapılan tez çalışmasının sonucunda HD hastalarında yetersiz beslenme oranının son derece yüksek olduğu ve bunun da Gİ semptomları ile ilişkili olduğu belirlendi. Hastaların Gİ semptom şiddetlerinin artmasıyla birlikte yetersiz beslenme skorlarının da arttığı görüldü. Ayrıca diyetle alınan E vitamini düzeyinin azalmasının karın ağrısı semptomlarının şiddetinin artmasıyla ilişkili olabileceği düşünüldü. HD hastalarının genel sağlık durumlarının iyileştirilmesi için beslenme durumlarının sıkı bir şekilde takip edilmesi gerektiği kanısına varıldı. Bu bakımdan hastaların antropometrik ölçümleri, biyokimyasal parametreleri, beslenme durumlarını yansıtan skorlama yöntemleri ve hastaların Gİ semptomları gibi farklı belirteçlerin değerlendirilmesi HD hastalarına uygulanan tedaviye katkı sağlayacaktır.

Belirti ve semptomlarBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+6
Ramazan Mert Atan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümü öğrencilerinin antropometrik ölçümleri ile akdeniz diyeti ve beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma Ocak 2020- Mayıs 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik bölümünde öğrenim gören çalışmaya katılım kriterlerini karşılayan gönüllü 174 öğrenci üzerinde yapılmıştır. 18-24 yaş arasında olan dördüncü sınıflarda öğrenim gören 54, üçüncü sınıflarda öğrenim gören 65 ve ikinci sınıflarda öğrenim gören 59 öğrenci ile yapılan çalışmada öğrencilerin Akdeniz Diyet Kalite İndeksi ve sağlıklı yaşam biçimleriyle ilgili akademik bilgilerini kendi yaşamlarına uygulayabilme yetenekleri ve sağlıklı beslenme takıntısının saptanarak Akdeniz Diyet Kalite İndeksi ile antropometrik ölçümler arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilere yüz yüze görüşme yöntemiyle anket formu uygulanmıştır. Ayrıca anket formu uygulanan öğrencilerin antropometrik ölçümleri ve vücut kompozisyonu saptanmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda öğrencilerin Akdeniz diyet kalite indeksi ortalamasının; 5,3±2,95; ORTO-11 ölçeği puan ortalamalarının ise 24,75±6,48 olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin ortalama vücut ağırlığı 59,7±11,1 kg ve beden kitle indeksi (BKİ) ortalamaları ise 21,72±3,1 olarak saptanmıştır. Bu araştırmada öğrenim görülen sınıf düzeyi arttıkça Akdeniz diyetine uyumun arttığı aynı zamanda öğrencilerin Akdeniz diyet kalite indeksi puanları arttıkça beden kitle indeksi (BKİ) değerlerinin ve ORTO-11 ölçeği puanlarının istatistiksel olarak anlamlı şekilde azaldığı tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak Akdeniz diyetine uyumun bireylerin vücut ağırlığı, beden kütle indeksi ile vücut bileşimini olumlu olarak etkilediği ve Akdeniz diyetine uyumun artması ile ortorektik davranışların arttığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sağlıklı beslenme, Akdeniz diyeti, BKİ, Vücut kompozisyonu, Ortoreksiya Nervoza

Akdeniz diyetiAntropometriBeslenme+7
Hilal Torpil
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeme reddi olan okul öncesi dönem çocuklarda anne kişilik özellikleri ve bağlanma stillerinin incelenmesi

Yeme reddi bebek ve küçük çocuklarda oldukça sık görülmekte olup fiziksel ve zihinsel gelişme geriliği, çeşitli davranış sorunları ve ebeveyn çocuk ilişkisinde oluşturduğu problemler açısından önem taşımaktadır. Yeme reddi etiyolojisinde biyolojik ve psikososyal fakörlerin birbirleriyle etkileşiminin sorumlu olduğu düşünülmektedir. Çalışmamızda, yeme reddi olan okul öncesi dönem çocuklarda anne kişilik özellikleri ve bağlanma stillerinin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması ve elde ettiğimiz sonuçların ileride tedavi planlamasına yol gösterebilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamız hasta grubunda yeme reddi şikayeti ile Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları ya da Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi polikliniğine başvuran, 2-6 yaş arası 60 hasta ve annesi, kontrol grubunda ise yeme reddi şikayeti olmayan, sağlıklı 34 gönüllü katılımcı ve annesi olmak üzere iki grup şeklinde dizayn edilmiştir. Kullanılan ölçüm araçları; Mizaç Karakter Envanteri, Erişkin Bağlanma Ölçeği, Bilgilendirilmiş Gönüllü Olur Formu ve Sosyodemografik Veri Formu'ndan oluşmaktadır. Grupların mizaç ve karakter özellikleri karşılaştırıldığında yeme reddi olan çocukların annelerinde zarardan kaçınma mizaç boyutunun çabuk yorulma alt ölçek puanı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde düşük, yeme reddi olan çocukların annelerinde kendini yönetme karakter boyutunun sorumluluk alma alt ölçek puanı kontrol grubuna göre anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Hasta grubunun alt grupları kendi içerisinde karşılaştırıldığında seçici yeme grubundaki çocukların annelerinin işbirliği yapma karakter boyutunun yardımseverlik alt ölçek puanları diğer hasta alt gruplarındaki annelere göre anlamlı şekilde yüksek saptanmıştır. Grupların anne bağlanma stilleri açısından benzer olduğu görülmüştür. Hasta grubunda Kaçıngan / Kısıtlı Yiyecek Alımı Bozukluğu görünümleri dağılımı; seçici yeme, iştahsızlık, yemekten korkma-kaçınma şeklinde sıralanmıştır.

BağlanmaBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+5
Tuğçe Yıldız
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Oyun temelli beslenme eğitiminin ilkokul çocuklarının beslenme tutum ve davranışları üzerine etkisi

Sağlıklı toplumların oluşturulabilmesi için beslenme eğitimleri aracılığıyla çocukluk döneminden başlayarak sağlıklı beslenme davranışlarının geliştirilmesi ve farkındalığın kazandırılması önemlidir. Oyun temelli eğitim yaklaşımları ise geleneksel eğitim metotlarının dışına çıkılarak oyunun bir parçası haline getirilen bilgilerin öğrenilmesi için motivasyon sağlamaktadır. Çalışmamızda, ilkokul çağındaki çocukların besinleri tanımalarını sağlayacak bir kutu oyunu tasarımı gerçekleştirilmiş ve bu oyun temelli beslenme eğitimi müdahalesinin çocukların beslenme özellikleri, tutumu, öz-yeterliği ve davranışları üzerine olan etkisi randomize kontrollü olarak değerlendirilmiştir. Geliştirilen Besin Avı oyunu Mart-Mayıs aylarında 3 özel okulda eğitimine devam eden 24'ü müdahale 26'sı kontrol grubunda yer alan toplam 50 4. sınıf öğrencisi üzerinde 4 hafta/haftada 1 gün/40 dakika olarak uygulanmıştır. Katılımcıların beslenme alışkanlıkları "Besin Tüketim Sıklığı Formu", beslenme tutumu "Beslenme Tutum Alt Ölçeği (BTÖ)", beslenme öz-yeterliği "Çocuk Beslenme Öz-yeterlik Ölçeği (ÇBÖÖ)" ve beslenme davranışları "Beslenme Davranış Ölçeği (BDÖ)" kullanılarak kutu oyunu müdahalesinden önce ve sonra değerlendirilmiştir. Kutu oyunu müdahalesi sonucunda, müdahale grubunda kontrol grubuna kıyasla tüm ana ve ara öğün tüketim sıklıklarının istatiksel olarak anlamlı şekilde artırdığı bulunmuştur (p<0,05). Grupların müdahale sonrası BTÖ, ÇBÖÖ ve BDÖ puanlarının karşılaştırılmasında ise müdahale grubu lehine istatiksel olarak anlamlı bir şekilde artığı bulunmuştur (p<0,05). Besin Avı Oyun Değerlendirme (BAOD) puanı ve BTÖ puanı arasında (r=0,419, p<0,05), BAOD puanı ve BDÖ puanı arasında (r=0,474, p<0,05), BTÖ puanı ve BDÖ puanı arasında (r=0,448, p<0,05), ÇBÖÖ puanı ve BDÖ puanı arasında (r=0,574, p<0,05) orta düzeyde pozitif ve istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç olarak, kutu oyunu temelli beslenme eğitimi müdahalesi, ilkokul çağındaki çocukların beslenme özelliklerinin, tutumunun, öz-yeterliğinin ve davranışlarının iyileştirilmesinde etkili olmuştur.

Beslenme davranışıBeslenme eğitimiBeslenme incelemeleri+7
Beyzanur Çamlıbel
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Enneagram kişilik tiplerinin besin seçimi ile ilişkisinin araştırılması

Bu araştırma; bireylerin besin seçimleri üzerinde Enneagram kişilik tiplerinin etkisinin incelenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kesitsel tipte planlanan çalışmanın örnekleminde 18 yaş üstü bireyler seçilmiş ve 848'si kadın, 139'u erkek olmak üzere 987 kişi ile çalışma tamamlanmıştır. Çalışmaya dahil olan 987 katılımcının Enneagram kişilik tipleri dağılımı incelendiğinde oranı en yüksek olan iki mizacın sırasıyla TİP 4 (%23,2; n=229) ve TİP 2 (%18,5; n=185) olduğu belirlenmiştir. Enneagram kişilik tipleri ile bireylerin besin seçimleri arasında güçlü ve anlamlı ilişkiler elde edilmiştir. Duygu-durum (r=0,305; p<0,01), uygunluk (r=0,208; p<0,01), duyusal görünüm (r=0,259; p<0,01) ve fiyat (r=0,165; p<0,01) alt boyutlarıyla en yüksek ilişki düzeyinin TİP 2 kişilik olduğu bulunmuştur. Sağlık (r=0,239; p<0,01), ağırlık kontrolü (r=0,218; p<0,01) ve etik kaygılar (r=0,225; p<0,01) alt boyutlarıyla en yüksek ilişki düzeyinin TİP 3 kişilik olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda literatüre uyumlu olarak, tip 2 ve tip 9 kişiliklerin besin seçimlerinin duygusal yeme ile ilişkili olduğu gösterilmiştir. Hafif şişman (%20.0) ve şişman (%22.2) BKİ düzeylerinin ise en yüksek oranda TİP 2 kişilik tipindeki kadınlarda olduğu belirlenmiştir. Araştırmada; besin seçimlerinin Enneagram kişilik özelliklerinden etkilendiğine dair bulgular elde edilmiştir. TİP 2 kişiliklerin duygu-durum ve duyusal görünüme önem vererek besin seçimi yaptıkları; TİP 6'larınise aşina oldukları besinleri seçme eğilimde oldukları görülmektedir. Besin seçimlerinin yaş aralığı, gelir düzeyi, medeni durum gibi demografik verilerden anlamlı şekilde etkilendiği görülmektedir. Enneagram kişilik özellikleri ile bireylerin besin seçimlerini etkileyen faktörler arasındaki ilişkinin tam olarak anlaşılabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Enneagram, Besin Seçimi, Kişilik Tipleri, Yeme Davranışı

Besin tercihleriBeslenmeBeslenme davranışı+4
Hilal Eravcı
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Küçük hücreli akciğer kanserinde sistemik immun-inflamatuar indeks (Sİİ), prognostik nutrisyonel indeks (PNİ) ve Hemoglobin/RDW oranının prognoz ile ilişkisi

Amaç: Küçük hücreli akciğer kanserinde sistemik immun-inflamatuar indeks (Sİİ), prognostik nutrisyonel indeks (PNİ), nötrofil/lenfosit oranı (NLO) ve Hemoglobin/kırmızıkan hücresi dağılım genişliği oranının (Hgb/RDW ) prognoz ile ilişkisini araştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Samsun Eğitim ve Araştırma Hastanesi Tıbbi Onkoloji Kliniğinde Ocak 2014–Mart 2021 tarihleri arasında takip edilmiş ve tanısı kliniğimizce konulup cisplatin + etoposid tedavisi başlanmış olan, 18 yaş üzeri küçük hücreli akciğer kanseri tanılı 132 hasta retrospektif olarak taranmıştır. Dahil edilme kriterlerine uyan 105 hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalara ait yaş, cinsiyet, yaşam sürelerine ek olarak kemoterapi öncesi ilk değerlendirmede elde edilmiş olan tam kan sayımı, glukoz, aspartat aminotransferaz (AST), alanin aminotransferaz (ALT), üre, kreatinin, laktik dehidrojenaz, albümin değerleri, boy, vücut ağırlığı hasta dosyalarından elde edilerek kayıt altına alındı. İlk değerlendirme esnasında elde edilen bu veriler kullanılarak Sİİ, PNİ ve Hgb/RDW oranı hesaplandı. Çalışmada kullanılan prognostik indekslerin hesaplanması; Sİİ [(trombosit×nötrofiller)/lenfosit], PNİ [10 x serum albümini (g/dl) + 0,005 x toplam lenfosit sayısı (mm3 başına)], Hgb / RDW 'dur. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 105 hastaya ait ortanca genel sağkalım süresi 10,93 (0,4–41,10) ay olarak saptandı. Elde edilen bu ortanca genel sağkalım süresine göre hastalar yüksek genel sağkalım (>10,93 ay) ve düşük düşük genel sağkalım (≤10,3 ay) olacak şekilde 2 gruba ayrıldı. İki grup arasında çalışma ana parametrelerin karşılaştırmasında ise NLO ve Hgb/RDW oranının her ikisinin de yüksek genel sağkalım grubunda istatistiksel açıdan anlamlı düzeyde daha düşük olduğu gözlendi. PNİ ve Sİİ değerlerinin ise her iki grup arasında istatistiksel açıdan benzer oldukları saptandı. ROC eğri analizi sonucu elde edilen kesme değerlerinde hiçbir parametrenin sağkalım üzerine istatistiksel açıdan anlamlı bir etkisinin olmadığı saptanmıştır. Sonuçlar: PNİ, Hgb/RDW , NLO ve Sİİ değerlerinin ROC analizi ile eşik değerleri hesaplandığında yüksek ve düşük değerler olarak gruplara ayrıldığında sağkalım sonuçlarına anlamlı etkisinin olmadığı saptanmıştır. Analiz ettiğimiz faktörlerin anlamlı prognostik etkisinin olmadığı sonucuna varıldı.

Akciğer hastalıklarıAkciğer neoplazmlarıBeslenme+7
Selçuk Karakoyun
Samsun Üniversity
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Erişkin bireylerin ABO kan grubu diyeti ile ilgili görüş, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Beslenme ve diyet kavramları çoğunlukla kilo problemleri için bireylerin gündemine girmekte olsa da sağlık problemleri için de bazı diyet uygulamalarına yönelimler artmaktadır. Farklı diyet tipleri dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok tartışılmakta, farklı görüşler dile getirilmektedir. ABO kan grubu diyeti, kişilerin kan gruplarına göre besinlerin etkisinin farklılıklar gösterdiği ve her kan grubunun kendisine göre faydalı kategorisindeki besinleri daha sıklıkla tercih etmesini, kan grubuna göre önerilmeyen yiyeceklerin ise daha az sıklıkla tüketilmesini öneren diyet tipidir. ABO kan grubu diyeti de toplum tarafından uygulanan, fakat literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyet tiplerindendir. Bu çalışmayla ABO kan grubu diyeti hakkında fikir sahibi olan erişkin bireylerin bu diyete dair düşünce, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amaçlanmıştır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı'nda 1 Ağustos 2022 – 7 Ocak 2023 tarihleri arasında sosyal medya platformlarında e-anket kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini sosyal medya platformlarında iletilen ankete katılmayı kabul eden, 18 yaş üstü ve ABO kan grubu diyetini duymuş kişiler oluşturmaktadır. Çalışmaya 1155 erişkin birey katıldı. Çalışmaya katılan bireylerin %43,5'i (n=502) ABO kan grubu diyetini uygulamıştır. ABO kan grubu diyetini uygulayan katılımcıların %90,6'sı diyetten memnun olduğunu belirtmiş olup, %94,8'i de bu diyeti yakın çevresine önermekteydi. Diyeti uygulayanların %89,4'ü eskiye göre daha dinç ve sağlıklı hissetmekte olduğunu bildirdi. Diyeti uygulamayan katılımcıların çoğu diyet hakkında yeterli bilgi sahibi olmadığı için diyeti uygulamamış olduğunu, %73,4'ü ise bu diyeti uygulamayı düşündüğünü bildirdi. Literatürde hakkında yeterli çalışma olmayan popüler diyetler çalışmamız örnekleminde de olduğu gibi her geçen gün toplum tarafından kabul görmekte ve uygulanma sıklığı artmaktadır. Bu diyetler hakkında daha fazla çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Hem ABO kan grubu diyeti, hem de toplumun ilgi gösterdiği diğer popüler diyetler konusunda hekimlerin ve diyetisyenlerin bilgi sahibi olması, toplumun doğru yönlendirilmesi için büyük önem taşımaktadır. Özellikle hastalarının sağlığına bütüncül olarak yaklaşan aile hekimlerinin eğitim planlamalarında beslenme konularına önem verilmeli ve popüler diyetler de göz önüne alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: ABO kan grubu sistemi, diyet, besin ve beslenme, davranış, tutum

ABO kan grup sistemiBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+7
Eribenur Ötegen
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde sürdürülebilir besin seçimi ve Akdeniz diyetine uyumun değerlendirilmesi

Bu çalışma sürdürülebilir besin seçimleri ile Akdeniz diyeti uyumu arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmada kullanılan Sürdürülebilir Besin Seçimi Anketi (Sustainable Food Choice Questionnaire, SUSFCQ)'nin Türkçe geçerlilik ve güvenilirliği yapılmıştır. Bunun yanında bireylerin besin seçimlerine etki eden faktörler de incelenmiştir. Araştırma Türkiye'de yaşayan, yaş ortalaması 32,16±8,99 yıl olan, okur-yazar bireyler arasında çevrimiçi olarak yürütülmüştür. SUS-FCQ'nun geçerlilik ve güvenilirlik analizlerine bakıldığında 0,961 Cronbach alfa güvenilirlik katsayısı ile çok yüksek düzeyde güvenilir olduğu tespit edilmiş ve yapı geçerliliği sağlanmıştır (RMSEA=0,080; GFI=0,904; AGFI=0,852; CFI=0,972; χ2=285,174). Tüm bu sonuçlara bağlı olarak SUS-FCQ, Türkçe'ye geçerlilik ve güvenirliliği kabul edilebilir ve uygulanabilirdir. Çalışmaya dahil edilen bireylerin besin seçimlerini sırasıyla duyusal çekicilik, doğal içerik ve uygunluk en fazla etkilediği; etik kaygının ise en az etkilediği belirlenmiştir (p<0,05). Bireylerin TFEQ sonuçları incelendiğinde bilinçli kısıtlama alt boyutu en yüksek, duygusal yeme ise en düşük skora sahiptir (p<0,05). Bireylerin SUS-FCQ skoru 89,35±21,8, genel sürdürülebilirlik alt boyutu skoru 74,03±18,82, yerellik ve mevsimsellik alt boyut skoru ise 15,33±4,9 olarak bulunmuştur. BKİ sınıflaması ve cinsiyete göre SUS-FCQ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark elde edilmiştir (p<0,05). BKİ değerlerinin artmasıyla birlikte SUS-FCQ skorları da artmıştır (p<0,05). Kadınların SUS-FCQ skorları erkeklerin skorlarından yüksek bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin SUS-FCQ ve genel sürdürülebilir alt boyutu skorları ile FCQ sağlık, doğal içerik ve etik kaygı alt boyut skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ilişkiler belirlenmiştir (p<0,05). SUS-FCQ ile MEDAS skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca SUS-FCQ alt boyutlarından genel sürdürülebilirlik ile yerel ve mevsimsellikle MEDAS arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü bulunmuştur (p<0,05). Bireylerin MEDAS skorları ile süt ve süt ürünleri, meyve, sebze tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı, pozitif yönlü ilişkiler belirlenirken, yağlı/tatlı yiyecekleri tüketimi arasında istatistiksel olarak anlamlı, negatif yönlü ilişkiler belirlenmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçlarına göre SUS-FCQ, sürdürülebilir besin seçimlerinin altında yatan faktörlerin daha detaylı araştırılmasında kullanılabilecek bir ankettir. Sürdürülebilir besin seçimlerini bireylerin cinsiyet, BKİ, Akdeniz diyetine uyum, besinlerini seçerken sağlık, etik ve doğal içeriğe önem vermesi gibi faktörler etkiler. Bunun yanında bireylerin beslenme alışkanlıkları sürdürülebilir besin seçimlerinde farklılıklara neden olmaktadır. Sürdürülebilir besin seçimlerine teşvik etmek için Akdeniz diyetinin benimsenmesi yönünde bilimsel çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilirlik, besin seçimi, sürdürülebilir besin seçimi, Akdeniz diyeti

Akdeniz diyetiBesin tercihleriBeslenme+3
Buse Nur Özkaya
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin kadınlarda diyet asit yükü ve bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durum düzeyi arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışmada bitki bazlı diyet indeksi ve diyet asit yükünün depresyon, anksiyete ve stres ile arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 19-39 yaş arası 231 sağlıklı kadın dahil edilmiş olup veriler online ve telefonla görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Bireylerin duygu durumu DASS-21 ölçeği (Depresyon-Anksiyete-Stres Ölçeği) kullanılarak ölçülmüş olup 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı ile beslenme durumları, miktarlı besin tüketim sıklığı anketi ile Bitki Bazlı Diyet İndeksi puanları, diyetin potansiyel renal asid yükü (PRAL) ve net endojen asit üretimi (NEAP) hesaplanmıştır. Bireylerin patates cipsi, doğal-hazır meyve suları ve şekerli içecekler tüketiminin DASS-21 toplam puanları ile pozitif, yumurta ve zeytinyağı tüketiminin isenegatif ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin diyetle karbonhidrat alımı (g) DASS-21 toplam puanı ile pozitif ilişkili (r=0,13 p=0,04) bulunmuştur. Bireylerin diyetle günlük C vitamini, toplam folik asit, demir alımı DASS-21 toplam puanı ile negatif ilişkili bulunmuştur (sırasıyla; r=-0,18 p=0,04, r=-0,13 p=0,04, r=-0,13 p=0,03). Genel bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin anksiyete puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Ayrıca genel bitki bazlı diyet indeksi ile DASS-21 toplam puanı ve anksiyete puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir (p<0,01). Sağlıklı bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek bireylerde, DASS-21 ölçeğini oluşturan alt grupların tümünde daha düşük puan ortalaması belirlenmiştir (p>0,05). Sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanı yüksek olan bireylerin, DASS-21 ölçeğinin toplam (p<0,01), depresyon (p<0,01), anksiyete (p<0,05) ve stres (p<0,05) puanları ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca sağlıksız bitki bazlı diyet indeks puanları ile DASS-21 toplam (r=0,19 p=0,003), depresyon (r=0,19 p=0,003), anksiyete (r=0,17 p=0,003) ve stres (r=0,15 p=0,01) puanları arasında pozitif korelasyon belirlenmiştir. Diyet asit yükünün duygu durum ile ilişkili olabileceği düşünülmektedir. Potansiyel renal asit yükü (PRAL) ve NEAP değerleri yüksek bireylerin DASS-21 ölçek puanları daha yüksek bulunmuş ancak bu farklılık istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). PRAL değerleri ve stres puanları arasında pozitif korelasyon saptanmış olup (p<0,05) diğer DASS-21 ölçek puanları ile diyet asit yükü değerleri arasında korelasyon saptanmamıştır. Sonuç olarak bitki bazlı diyet indeksi ile duygu durumu arasında potansiyel bir ilişki bulunurken diyet asit yükü ile duygu durumu arasında güçlü bir ilişki bulunamamıştır. Bu konuda daha geniş örneklem büyüklüklerinde klinik ve gözlemsel çalışmalara ihtiyaç vardır.

AnksiyeteBeslenmeBeslenme incelemeleri+7
Kevser Başoğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Zaman-sınırlı beslenme programının rekreaktif aktif erkeklerde vücut kompozisyonu, insülin duyarlılığı ve yağ oksidasyonu üzerine etkisi

Zaman-sınırlı beslenme (ZSB), bireylerin beslenme penceresinin günün belirli saatleriyle sınırlandırıldığı ve açlık penceresinin en az 12 saat olduğu en sık tercih edilen aralıklı açlık modelidir. Bu araştırmanın amacı; 6 haftalık ZSB programının aktif erkeklerde vücut kompozisyonu, insülin duyarlılığı, dinlenim durumunda ve egzersiz sırasında yağ oksidasyonu üzerine etkisini belirlemektir. Çalışmaya 18-39 yaş aralığında, sağlıklı, en az 1 yıldır haftada en az 3 gün egzersiz yapan 31 rekreasyonel olarak aktif erkek gönüllü katılmıştır. Katılımcılar rastgele yöntemle ZSB (n=14) veya kontrol (n=17) grubuna dâhil edilmişlerdir. ZSB grubu, 6 hafta boyunca 16:8 programını uygulamış, kontrol grubundan ise mevcut beslenme alışkanlıklarını değiştirmemeleri istenmiştir. Tüm katılımcıların vücut kompozisyonu, dinlenik metabolik hız ve submaksimal egzersiz sırasındaki yağ oksidasyonu 6 haftalık program öncesi ve sonrası ölçülmüştür. Ayrıca katılımcılardan çalışma başında ve sonunda 12 saatlik açlık sonrası kan örnekleri alınmıştır. Verinin normal dağılım gösterdiği belirlendikten sonra, ZSB uygulaması öncesinde ve sonrasında gruplar arasındaki ve grup içi farkları incelemek için iki yönlü tekrarlı ölçümlerde (grup×zaman) varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Vücut ağırlığı (p=0,002; kısmi eta kare (p2) = 0,280), kas kütlesi (p=0,015; p2=0,20), yağsız vücut kütlesi (p=0,015; p2=0,19) ve yağ kütlesi (p=0,017; p2=0,18) 6 haftalık ZSB programı sonrası anlamlı düzeyde azalmıştır. Tüm bu değişkenlerin grup×zaman etkileşimleri de istatistiksel olarak anlam bulunmuştur (p<0,05). Bu bulgular, bu değişkenlerde 6 hafta içerisindeki gruplardaki değişimin istatistiksel olarak farklı olduğunu göstermektedir. Tekrarlı ölçümlerde ANOVA sonuçları gruplar arasında ve zaman içerisinde dinlenik metabolik hız ve karbonhidrat oksidasyonunda anlamlı bir değişiklik olmadığını göstermiştir (p>0,05). Dinlenik solunum değişim oranında (RER) (p=0,014; p2=0,19) azalma ve dinlenik yağ oksidasyonunda (p=0,006; p2=0,23) artış, grup×zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Uygulanan 6 haftalık ZSB programı, egzersiz sırasındaki yağ ve karbonhidrat oksidasyonunu, egzersiz sırasındaki RER'i ve metabolizmayla ilişki kan parametrelerini ise istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değiştirmemiştir (p>0,05). Sonuç olarak, 6 haftalık ZSB programı, genç sağlıklı erkeklerde yağ kütlesini ve vücut ağırlığını azaltarak vücut kompozisyonunu iyileştirirken, dinlenme halindeki substrat oksidasyonunu geliştirmektedir. Egzersiz sırasındaki substrat oksidasyonu üzerinde etkisi ise sınırlıdır.

Aralıklı açlıkAçlıkBeslenme incelemeleri+6
Hale Engin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fenilketonürili çocuklarda besin neofobisi, bozulmuş yeme davranışı ve beslenme durumunun değerlendirilmesi

Bu çalışma, düşük fenilalaninli diyet uygulayan 6 – 18 yaş arasındaki 111 gönüllü fenilketonürili (PKU) çocukta Besin Neofobisi Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirliğinin yapılması ve besin neofobisi düzeylerinin, bozulmuş yeme davranışı ve beslenme durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Çeviri aşamaları ve pilot uygulamadan sonra elde edilen 9 maddelik nihai ölçeğin Cronbach alfa kat sayısı 0,657 bulunmuş olup ölçek güvenirliğini düşüren iki maddenin ölçekten çıkarılmasına karar verilmiştir. Yeni oluşan 7 maddelik ölçeğin Cronbach alfa katsayısı 0,714 ve sınıf içi korelasyon katsayısı 0,857 bulunmuştur. Ölçeğin Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) değeri 0,701'dir ve örneklem büyüklüğü açıklayıcı faktör analizi için yeterlidir. Besin Neofobisi Ölçeği'nde yer alan maddeler "yeni besinlere güvenme" ve "yeni besinleri deneme" olarak 2 faktör altında toplandığı görülmüştür. Doğrulayıcı faktör analizi uyum indeksleri değerleri iyi uyum göstermiştir. Besin Neofobisi Ölçeği, PKU'lu çocuklarda kullanılabilir geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Ölçekten elde edilen yüksek puanlar daha düşük bir besin neofobisini gösterir. Çocukların demografik özellikleri, erken bebeklik döneminde anne sütü alma durumu ve süresi, tamamlayıcı beslenmeye geçiş yaşı, antropometrik ölçümleri, besin tüketim durumları ile tüketilen besini sevip sevmedikleri, Besin Neofobisi Ölçeği, 6 – 9 yaş grubu için Çocuklarda Yeme Davranış Anketi ve 10 – 18 yaş grubu için Yeme Alışkanlıkları Anketi verileri yüz yüze sorgulanarak elde edilmiştir. Çocukların ölçülen son kan fenilalanin düzeyleri rutin takip dosyasından kayıt edilmiştir. Çocukların besin neofobisi skorları ortalaması 24,31±10,43 bulunmuş olup, cinsiyetler arası anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0,05). Altı ay ve üzeri anne sütü alan PKU'lu çocukların Besin Neofobisi Ölçeği skorları, 6 aydan daha az anne sütü alan PKU'lu çocuklara göre daha düşüktür (p<0,05). Altı – 9 yaş grubu için Besin Neofobisi Ölçeği skoru azaldıkça, Gıda Heveslisi ve Gıdadan Keyif Alma skorları azalmış (p<0,05) ve Yemek Seçiciliği skoru artmıştır (p<0,01). On – 18 yaş grubu için Besin Neofobisi Ölçeği skoru azaldıkça Duygusal Yeme ve Dışsal Yeme skorları azalmıştır (p<0,01). Sorgulanan besinler arasında ayran, yumurta, kırmızı et, balık, nohut, ay çekirdeği, kuru kayısı, kuru erik ve içecek çikolata için, o besini daha önce tüketmiş ve tadını sevmiş olan PKU'lu çocukların Besin Neofobisi Ölçeği skorları, o besini daha önce hiç tüketmemiş veya tüketmiş ve tadını sevmemiş olan PKU'lu çocuklara göre daha yüksektir (p<0,05). PKU'lu çocuklarda besin neofobisi, karşılaşılan bir sorun olup yeme davranışlarını ve besin tercihlerini olumsuz etkilemektedir.

BesinlerBeslenmeBeslenme bozuklukları+6
Sakine Asya Evci
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi polikliniklerine demir eksikliği anemisi tanısı alarak başvuran çocuklara ve ailelerine yönelik beslenme eğitiminin etkisinin araştırılması

Demir eksikliği anemisi uygun müdahaleler ile önlenebilir bir halk sağlığı sorunudur. Bu araştırmada, Haziran 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında Hacettepe Üniversitesi İhsan Doğramacı Çocuk Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bilim Dalı polikliniklerine başvuran demir eksikliği anemisi tanılı çocuklar ve ailelerine yönelik beslenme eğitimi müdahalesinin hastaların beslenme durumlarına etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Kliniğe başvuran 102 hasta (58 erkek; 44 kız) sıra numarasına göre iki gruba ayrılmış ve bir gruba rutin beslenme eğitimi, diğer gruba demir eksikliği anemisi ile ilgili özel beslenme eğitimi verilmiştir. Tanıda, birinci ayda ve üçüncü ayda alınan besin tüketim kayıtlarından elde edilen besin ögesi analizleri hem grup içi değişim bakımından hem de gruplar arası değişim bakımından karşılaştırılmıştır. Besin tüketim kayıtları özel hesaplama programı ile, istatistiksel analiz SPSS 22.0 paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Normal dağılım gösteren veriler parametrik, normal dağılım göstermeyen veriler parametrik olmayan testlerle karşılaştırılmış; %95 güven aralığında p değeri <0,05 olan değerler istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Birinci ay kontrole 78 hasta (39 rutin eğitim ve 39 özel eğitim) dahil edilmiştir. Tüm çocukların birinci ay sonunda enerji, protein, demir, B12 ve çinko alım miktarları başlangıca göre artmıştır (p<0,05). Başlangıçta demir ihtiyacının karşılanma yüzdesi ortalama %68,08 iken birinci ay sonu kontrolde rutin eğitim alan grubun demir ihtiyacının ortalama %88,33'ünü; özel eğitim alan grubun %83,71'ini karşıladığı görülmüştür. Gruplar arası karşılaştırmada; tüketilen demir miktarı rutin eğitim grupta ortalama %28,83 artış gösterirken, özel eğitim alan grupta ortalama %54,06 olacak şekilde daha fazla artış göstermiştir (p=0,026). Protein alımları rutin eğitim grubunda %28,87 artarken özel eğitim grubunda %68,25 artmıştır ve protein alımlarındaki artış arasında anlamlı bir farklılık vardır (p=0,011). B12 vitamini alımlarındaki artış da özel eğitim alan grupta daha yüksektir (p=0,003). Üçüncü ay sonu kontrole 46 hasta (23 rutin eğitim ve 23 özel eğitim) dahil edilmiş olup sonuçlar 1. ay sonu kontrolü ile benzerdir. Bu sonuçlar beslenme eğitiminin demir eksikliği anemisi olan çocuklarda özellikle demir olmak üzere bazı makro ve mikro besin ögesi alımlarının artırılmasına katkıda bulunabileceğini göstermektedir. Çocuklar ve aileleri için uygulanacak beslenme eğitimi öncelikle demir eksikliği anemisinin gelişimini engellemeye yönelik olmalı; yenidoğandan adolesan döneme kadar bir bütün olarak ele alınmalıdır. Bireysel müdahalelere ek eğitimin yaygınlaştırılması, sürdürülmesi ve uygulanmasına yönelik kapsamlı devlet politikalarına ihtiyaç vardır.

AileAnemiAnemi-demir eksikliği+6
Tuğba Uludağ
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Adölesanlarda yeme bozukluğu sıklığının saptanması ve beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Adölesan yaş grubunda çocuk ve adölesanlar için Akdeniz Diyet Kalitesi İndeksi (KIDMED) ile Akdeniz Tipi Diyete (AD) uyum ve Yeme Tutum Testi 40 (YTT-40) ile yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığının saptanması amaçlanmıştır. Antakya bölgesindeki 46 lisede 27.000 öğrenci eğitim görmektedir. Evren büyüklüğü bilinen formüle göre p :0,50 seçilerek örneklem hesaplanmıştır. Basit rastgele örnekleme yöntemi ile çalışma yapılacak liseler ve sınıflar seçilmiştir. Kesitsel tipte epidemiyolojik bir çalışma yapılmıştır. Veriler çalışmanın amacına uygun yapılandırılmış anket formu ile gözlem altında Mart-Nisan 2022'de toplanmıştır. Veri formu; KIDMED ve YTT-40 ile toplanmıştır. Veri formunda kişilerin beden algısı sorgulanmış ve boy uzunluğu/vücut ağırlığı değerleri beyana dayalı toplanmıştır. KIDMED ölçeğinin değerlendirmesi ; ≥8 puan optimal AD, 4-7 puan AD uygunluğunun geliştirilmesi gerektiği , ≤3 puan ise çok düşük beslenme kalitesi ,YTT-40'soru formundan "≥30" puan alan kişiler "yeme davranışı bozukluğuna yatkın" olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen verilerin analizi IBM SPSS 20® ile çalışmanın kesim noktası p:0,50 olarak alınarak yapılmıştır. Öğrencilerin belirttiği boy uzunluğu ve vücut ağırlığına göre beden kütle indeksi Z skorları (BAZ) hesaplanmış olup ; kiloluluk ve şişmanlık sıklığı erkeklerde %25,3, kadınlarda %12,9'dur. Öğrencilerin AD uyum sıklığı %53,7 orta düzeyde ve %9,5 optimal düzeydedir. Öğrencilerin yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığı %13,7'dir. Erkek öğrencilerin AD uyumunun optimal olma sıklığı kadınlara göre anlamlı olarak daha yüksek iken (sırasıyla %13,5,%7,3) (p<0,05), kadın öğrencilerin yeme bozukluğuna yatkınlıklarının erkek öğrencilere göre daha yüksektir (sırasıyla %16,2, %9,5) (p<0,05). AD uyum düzeyi ve yeme bozukluğuna yatkınlık arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Öğrencilerin BAZ 'a göre AD uyum ve yeme bozukluğuna yatkınlık arasında istatistiksel olarak fark saptanmamıştır (p>0,05). Diyet yapan öğrencilerin diyet yapmayanlara göre daha yüksek YTT-40 puanı aldığı bulunmuştur (p<0,05). Öğrencilerin beden algısı ve yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05).Bedeninin kilolu ve şişman olarak tanımlayan öğrencilerin yeme bozukluğuna yatkınlık sıklığı zayıf ve normal olanlarak tanımlayanlara göre daha yüksektir (p<0,05). Adölesan yaş grubundaki öğrencilere; sağlıklı beslenme, Akdeniz tipi beslenme, beslenmeye bağlı kronik hastalıklar, yeme bozuklukları konularında muldisipliner yaklaşımlı eğitimler verilerek sağlıklı beslenme, sağlıklı yaşam davranışları geliştirmeleri farkındalığı arttırılmaldır. Öğrencilerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu, yeme bozukluğu ve şişmanlık konularında izlem çalışmalarının sürekliliği sağlanması son derece önemlidir. Anahtar Kelimeler : Adölesan, Akdeniz Tipi Diyet, Şişmanlık, KIDMED, YTT-40

Akdeniz diyetiBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+4
Simay Mirioğlu
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Diyetisyen ve diyetisyen adaylarının sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Bugün ve gelecek kuşaklar için besin ve beslenme güvenliğine, sağlıklı yaşama katkıda bulunan çevresel etkileri düşük diyetler olarak tanımlanan sürdürülebilir diyetler ile ilgili özellikle sağlık profesyonellerinin farkındalığının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Ankara'da bulunan üniversitelerin Beslenme ve Diyetetik Bölümlerinde eğitim alan öğrenciler ile Türkiye Diyetisyenler Derneği'ne üye olan diyetisyenlerin sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi, tutum ve yaklaşımlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma 876 Beslenme ve Diyetetik Bölüm öğrencisi ile kontrol grubu olarak alınan 230 diğer bölüm öğrencileri ve 201 diyetisyen olmak üzere toplamda 1307 birey ile gerçekleştirilmiştir. Sürdürülebilir beslenme konusunda bilgi ve tutumu değerlendiren, dört bölümden oluşan bir anket geliştirilmiştir. Anketin birinci bölümünde katılımcıların genel özellikleri, ikinci bölümünde katılımcıların çevre ve çevre sorunlarına ilişkin görüşleri, üçüncü bölümünde sürdürülebilir beslenme konusuna ilişkin bilgileri ve yaklaşımları, dördüncü bölümünde ise besin tüketim alışkanlıkları yer almaktadır. Ankette sürdürülebilir beslenme başlığı altında, sürdürülebilir beslenme konusunda bilgi düzeyi, besin alışverişi yaklaşımları ve besin kayıp ve atıklarını azaltma stratejilerine yaklaşımlarına yönelik 5-li Likert tipinde hazırlanan sorular yer almış ve bu sorulardan elde edilen cevaplar kullanılarak toplam puanlar hesaplanmıştır. Öğrenci örnekleminde veri toplama sürecinde, ilgili Bölüm Başkanlığı'nın uygun gördüğü zamanda üniversiteler ziyaret edilmiş, çalışma anlatılıp, gönüllü öğrencilerin geliştirilen anketi doldurmaları sağlanarak veriler toplanmıştır. Diyetisyenlerden veri toplama süreci ise, Türkiye Diyetisyenler Derneği üye e-posta grubuna anketin gönderilmesi ve gelen cevapların değerlendirilmesi şeklinde gerçekleşmiştir. Diyetisyenlerin %84,6'sı, beslenme ve diyetetik öğrencilerinin %58,6'sı diğer bölüm öğrencilerinin ise %15,2'si sürdürülebilir beslenme tanımını daha önce duyduklarını beyan etmişlerdir (p<0,001). Sürdürülebilir beslenme toplam bilgi puanları diyetisyenlerde 41,896,58, beslenme ve diyetetik öğrencilerinde 34,444,95 ve diğer bölüm öğrencilerinde 32,306,08 olarak kaydedilmiştir (p<0,001). Öğrenci örnekleminde sürdürülebilir beslenme toplam bilgi puanının öğrencilerin eğitime devam ettikleri üniversiteler, lisans eğitim düzeyi ve yaşadıkları yerlere göre farklılık gösterdiği saptanmıştır (p<0,001). Besin kayıp ve atıklarını azaltma strateji puanları diyetisyenlerde 31,154,51, beslenme ve diyetetik öğrencilerinde 29,634,60 ve diğer bölüm öğrencilerinde 28,155,63 olarak bulunmuştur (p<0,001). Sürdürülebilir beslenme düzeyi yeterli olan grupta besin alışveriş puanın da yeterli olduğu saptanmıştır (p<0,001). Benzer şekilde, sürdürülebilir beslenme düzeyi yeterli ve yetersiz olan grupların besin kayıp ve atık farkındalık düzeylerinin istatistiksel olarak anlamlı fark gösterdiği saptanmıştır (p<0,001). Katılımcıların sürdürülebilir beslenme bilgi düzeylerine göre enerji ve besin ögesi alımları ile besin tüketim durumları değerlendirildiğinde, karbonhidrat, lif, elzem olmayan aminoasit ve demir alımları ile meyve grubu tüketimlerinin istatistiksel olarak önemli fark gösterdiği saptanmıştır (p<0,05). Sağlık profesyonelleri arasında, diyetisyenlerin sürdürülebilir beslenme konusunda bilgi, tutum ve yaklaşımlarının daha da geliştirilmesi, beslenme ve diyetetik eğitimi müfredatında sürdürülebilir beslenme ve bileşenlerinin daha fazla yer alması, bu konuda geliştirilecek stratejiler için önem taşımaktadır. Çünkü beslenme ve diyetetik profesyonelleri sürdürülebilir beslenme konusunda hem bireysel ve toplumsal bazda uygulamaların yaygınlaştırılmasında hem de politikaların geliştirilmesinde önemli rol oynayabilecek potansiyele sahiptiler.

BeslenmeBeslenme eğitimiBeslenme hizmetleri+7
Gurbet Ünal Özen
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Spor bilimleri fakültesi öğrencilerinde sürdürülebilir beslenme ile yeme farkındalığı ve beden kütle indeksi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Spor bilimi eğitimi alan sağlık profesyonellerinin günümüz ve gelecek nesiller için besin ve beslenme güvenliğine ve sağlıklı yaşama katkıda bulunan çevresel etkileri düşük diyetler olarak tanımlanan sürdürülebilir diyetler ile ilgili farkındalığının geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada, Denizli'de bulunan Pamukkale Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesinde eğitim alan öğrencilerin sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi ve yaklaşımları ile yeme farkındalığı ve beden kütle indeksleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma 213 lisans öğrencisi ile gerçekleştirilmiştir. Yeme Farkındalığı Ölçeği (YFÖ) ile Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışı Ölçeği (SSBD) ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların boy ve kilo bilgileri alınarak beden kütle indeksleri hesaplanmıştır (BKI=19,8 kg/m²). Veri toplama sürecinde, ilgili Bölüm Başkanlığı'nın izni dahilinde gönüllülük esası ile anketler tamamlanmıştır. Derslerin online yapıldığı dönemde Google Forms ile veriler toplanmıştır. Sürdürülebilir beslenme kavramını öğrencilerin %26,8'inin duyduğu, %73,2'sinin ise duymadığı saptanmıştır. Cinsiyet yönünden bakıldığında YFÖ alt gruplarından Düşünmeden Yeme, kadınların ortalama puanı ile erkeklerin ortalama puanı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı saptanmıştır. (p=0,008) Beslenmeye ayrılan aylık bütçe ile SSBD alt boyutlarından Hayvan Sağlığı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,042). Katılımcıların yaşadıkları yere göre SSBD ölçeği Yerel Gıda alt boyutu istatistiksel olarak anlamlıdır (p=0,037). SSBD toplam skor ile YFÖ farkındalık alt grubu arasında pozitif yönde korelasyon tespit edilmiştir (r=0,104). Spor uzmanlarının gelecek için, sürdürülebilir beslenme konusunda bilgi ve farkındalıklarını daha da geliştirmesi, lisans eğitimi müfredatında sürdürülebilir beslenme bileşenlerinin daha fazla yer alması, bu konuda geliştirilecek stratejiler için önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Beden Kütle İndeksi, Sağlıklı Beslenme, Sürdürülebilir Beslenme, Spor Bilimleri Öğrencileri, Yeme Farkındalığı

BeslenmeBeslenme incelemeleriSpor+5
Elif Şeyma Başak
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir kamu üniversitesi hastanesinde tip 2 diyabetli/obez hastalarda yeme örüntüsü ve ruhsal travma öykülerinin kontrol grubuyla karşılaştırılması

Amaç: Bu çalışmanın amacı, tip 2 diyabetli/obez bireylerde yeme örüntüleri ile ruhsal travma öykülerinin kontrol grubu ile karşılaştırılması yapılarak, tip 2 diyabetli/obez bireylerde bu hastalıkların meydana gelmesinde yaşanan ruhsal travmanın ve yeme örüntüsünün etkisini değerlendirmektir. Metot: Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi, İç Hastalıkları Anabilim Dalı Obezite Polikliniği'ne başvuran tip 2 diyabetli/obez olan, 18 yaş ve üstü 74 kişiye ve tip 2 diyabetli/obez olmayan, 18 yaş üstü 55 kişiye Ağustos-Eylül 2018 tarihinde anket uygulanmıştır. Veriler 19 soruluk Genel Bilgiler, Fiziksel Aktivite, Travma ve Ruhsal Geçmiş Öyküsü, Beslenme Alışkanlıkları anket formu ve 28 soruluk Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği'nin yüz yüze uygulanması ile elde edilmiştir. Bulgular: Erkek katılımcıların B.K.İ değeri ile cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı, duygusal istismar, fiziksel ihmal arasında ve fiziksel ihmal ile bel çevresi değeri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın katılımcıların B.K.İ değeri ile travma sayısı, cinsel istismar arasında ve bel çevresi ile travma sayısı, cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın ve erkeklerin birlikte değerlendirilmesi sonucu B.K.İ değeri ile travma sayısı, cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı arasında ve bel çevresi ile travma sayısı, toplam çocukluk çağı travma puanı, cinsel istismar, fiziksel ihmal arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadın ve erkekler birlikte değerlendirildiğinde bel çevresi değerleri ile travma sayısı, cinsel istismar, toplam çocukluk çağı travma puanı ve HbA1c arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Ayrıca, vaka ve kontrol grubundaki bireylerin ortalama fiziksel aktivite süreleri haftalık önerilerin üzerinde görünmektedir. Sonuç: Ruhsal travma ile diyabet/obezite arasında bir ilişkinin var olması ile tip 2 diyabetli/obez bireylerde kan şekeri, total kolesterol, HDL-C ve trigliserit düzeylerinin normal aralık içinde kalmasını sağlamak önemlidir. Bu nedenle, beslenme konusunda desteğin yanında psikolojik olarak da destek sağlanması gerektiği söylenebilir. Anahtar Kelimeler: Obezite, tip 2 diyabet, travma, ihmal, istismar

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+7
İrem Dürçek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Depresyon tanısı almış olan bireylerle sağlıklı bireylerin gıda tüketiminin karşılaştırılması

DEPRESYON TANISI ALMIŞ OLAN BİREYLERLE SAĞLIKLI BİREYLERİN GIDA TÜKETİMİNİN KARŞILAŞTIRILMASI Depresyonla gıda tüketimi arasındaki ilişki birçok bilimsel çalışmanın konusu olmuştur. Bu çalışmada geniş literatür kaynakları taranarak depresyonun tanımı, çeşitleri ve tedavi şekilleri incelenmiş, depresyonla beyin, ince bağırsak ve beslenme arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Ayrıca depresyonla ilişkili olduğu bilimsel çalışmalardan belirlenen A vitamini, B grubu vitaminleri, D vitamini, Omega 3 ve Çinko gibi besin öğeleri bu kapsamda incelenmiş ve kanıta dayalı bilgi sunulmuştur. Bu çalışma, Eylül 2017 – Ocak 2019 tarihleri arasında İstanbul'da özel bir danışmanlık merkezine gelen 18-64 yaş aralığındaki işitme ve anlama problemi olmayan çalışmaya katılmak için gönüllü olan 100 bireyle yapılmıştır. Çalışmanın örneklemi 100 bireyden ( psikiyatrist tarafından depresyon tanısı konulmuş 50 birey ile herhangi bir sağlık sorunu olmayan 50 birey ) oluşmuştur. Araştırmaya katılan bireylerin genel bilgileri, sağlık durumları, antropometrik ölçümleri, besin tüketim sıklığı ve besin tüketim kayıtlarını incelemek için yüz yüze soruşturma yöntemi kullanılarak anket (EK 2) uygulanmıştır. Bu çalışma depresyon görülen grup ve görülmeyen grup arasındaki gıda tüketiminin karşılaştırılması yoluyla depresyon görülmesi üzerine besin tüketiminin etkisinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür Literatürdeki çalışmalara bakıldığında B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 gibi bazı mikrobesin öğelerinin yetersiz alınmasının depresyon üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu gözlenmektedir. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan A vitamini, B12 vitamini, Folik asit, D vitamini, Omega 3 yağ asitleri bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmamıştır ( p > 0.05). Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grubun ikisininde de günlük alınan çinko ve bakır miktarları günlük önerilen DRI değerlerinin altındadır. Depresyon gözlenen grup ve depresyon gözlenmeyen grup arasında günlük alınan çinko ve bakır miktarları bakımından istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur ( p < 0.05). Depresyon gözlenmeyen grubun günlük aldığı çinko ve bakır miktarlarının depresyon görülen grubundan fazla olduğu gözlenmiştir. Bu çalışmada her ne kadar depresyonla B12 vitamini, Folik asit ( B9 vitamini ), D vitamini, Omega 3 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamasıyla birlikte yaptığımız geniş literatür araştırmasında bu mikrobesinler ve depresyon arasında ilişki bulan birçok bilimsel çalışma vardır. Bu çalışmada mikrobesinlerle depresyon arasında geniş kapsamlı istatistiksel ilişki kurulamamasında örneklem sayısının az olması veya katılımcıların anketteki günlük besin tüketim verilerinin de etkili olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, beslenme, gıda

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+3
Ahmet Sulukaya
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alma düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi

Çalışma, iki-altı yaş grubu çocukların anne sütü alım düzeylerine göre enfeksiyon hastalıkları görülme sıklığının ve besin tüketim düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Kasım 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında, İstanbul'un Şişli ilçesinde iki anaokulunda bulunan, iki-altı yaş grubu 131 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın verileri, altı bölümden oluşan anket formundan elde edilmiştir. Anketin birinci bölümünde çocuğa ait, ikinci bölümünde ise aileye ait genel bilgiler bulunmaktadır. Üçüncü bölümde çocuğun sağlık durumu ve kullandığı ilaçlar sorgulanmış, dördüncü bölümde beslenme alışkanlıkları incelenmiştir. Anketin beşinci bölümü çocuğun besin tüketim sıklığını belirlemeye yöneliktir. Anketin altıncı bölümünde ise, annelerin enfeksiyon hastalıkları ve hijyen konusundaki davranışlarını saptamaya yönelik ölçek kullanılmıştır. Ayrıca çalışmada, bir gün hafta içi, bir gün hafta sonu olmak üzere birbirini takip eden iki günlük besin tüketim kaydı da bulunmaktadır. Besin tüketimlerinin analizi için Beslenme Bilgi Sistemleri Paket Programı (BEBİS), elde edilen verilerin istatistiksel analizi için ise SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. Analiz sonucunda, çocukların %46,6'sının erkek, %53,4'ünün kız olduğu görülmüş olup, antropometrik ölçüm değerlerinden beden kütle indeksinin, en yüksek %22,1 oranı ile 50-75. persentil arasında olduğu belirlenmiştir. Çocukların %11,5'i altı ay, %47,3'ü ise 7-24 ay anne sütü almıştır. Solunum yolu enfeksiyonları çocukların %79,4'ünde, kulak burun boğaz enfeksiyonları %81,7'sinde, üriner sistem enfeksiyonları %15,3'ünde, mide-bağırsak enfeksiyonları %29,8'inde görülmüştür. Günlük ortalama enerji ve besin öğesi tüketimlerinin çocukların yaşı, cinsiyeti ve geçirilen enfeksiyon sıklığı ile ilişkili olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Çocuklarda görülen enfeksiyon hastalıkları sıklığı ile anne sütü alım düzeyi arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, sadece üriner sistem enfeksiyonları sıklığı ile anne sütü tüketimi arasında anlamlı ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,05).

Anne sütüBeslenmeBeslenme durumu+7
Gökçen Özüpek
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Obez ve obez olmayan bireylerin probiyotik besin tüketim sıklıklarının karşılaştırılması

Obezite, enerji alımı ve harcanması arasındaki dengesizlikten dolayı vücutta aşırı yağ birikmesidir. Genetik ve çevresel faktörler yaşam tarzını etkilemektedir. Son yıllarda bağırsak mikrobiyotasının obezitede çok önemli rol oynadığı görülmektedir. Bu araştırma; Akdeniz bölgesinde bulunan Antalya ilindeki Özel Aspendos Anadolu Hastanesi diyet polikliniğine Haziran – Eylül 2018 tarihinde başvuran yaş ortalamaları 29,6±10,5 yıl olan 80 obez, 85 obez olmayan bireyin probiyotik besin tüketim sıklıklarını karşılaştırmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Bireylerin demografik durumları, antropometrik ölçümleri ve probiyotik besin tüketimleri olmak üzere 3 ayrı bölümden oluşan, araştırmacı tarafından ilgili literatür doğrultusunda hazırlanmış olan anket formu veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulguların istatistiksel analizlerleri SPSS Statistics 23 programı ile yapılmıştır. Probiyotik besin tüketen bireylerin %48,7'sinin obez, %51,3'ünün normal ağırlıkta olduğu bulunmuştur. Probiyotik besin tüketen bireylerin en fazla (n=100) tavsiye edilmesi nedeniyle probiyotik besin tükettiği saptanmıştır. Probiyotik besinlerin sağlığa olumlu etkisi olduğunu düşünen bireylerin %51,6'sı obez, %48,4'ü normal ağırlıktadır (p=0,332). Araştırmaya katılan bireylerin probiyotik (fermente) besinleri tüketim sıklıkları incelendiğinde, obez bireylerin %41,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %52,9'unun günde 1 kez yoğurt tükettiği, obez bireylerin %62,5'inin, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %61,2'sinin hiç kefir tüketmediği, obez bireylerin %71,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %67,1'inin günde 1 kez peynir tükettiği bulunmuştur. Obez bireylerin %86,3'ünün, normal ağırlıkta olan bireylerin ise %82,4'ünün hiç boza tüketmediği saptanmıştır. Gruplar arasında probiyotik (fermente) besinleri tüketim sıklıkları bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Bu araştırmanın sonucunda obez ve obez olmayan bireylerin probiyotik besinleri tüketim sıklıklarında farklılık bulunmamıştır. Günümüzde sağlık açısından önemi giderek artan probiyotik besinlerin tüketimi ile obezite arasındaki ilişkinin ortaya konabilmesi için geniş kapsamlı araştırmaların planlanıp yürütülmesi büyük önem taşımaktadır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+3
Hatice Nur Yardım
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aralıklı oruç uygulayan sağlıklı bireylerin vücut parametrelerinde görülen değişiklikler

Beslenme, sağlıklı bir hayatın temelini oluşturan en önemli ihtiyaçtır. Beslenme dengesizliği sonucu oluşan ve giderek artmakta olan aşırı kilo, bireylerin yaşam kalitelerini düşürmekte ve ilerleyen zamanlarda daha ciddi sağlık problemlerine yol açmaktadır. Günümüzde değişen beden algısıyla birlikte, daha az çabayla hızlı sonuç alma beklentisi bireyleri farklı beslenme arayışlarına yöneltmektedir. Bireyleri alışılmışın aksine besin seçimi konusunda sınırlamaktan çok, zaman kısıtlaması yaratarak uygulanan ve sağlığın iyileştirilmesi üzerine etkileri olduğu düşünülen aralıklı açlık bireylere yeni bir beslenme anlayışı oluşturmaktadır. Bu araştırma, aralıklı oruç uygulayan sağlıklı bireylerin vücut parametrelerinde görülen değişikleri saptamak amacıyla yapılmıştır. İstanbul'da bulunan özel bir diyetisyen kliniğine 2020 yılının şubat ve nisan ayları arasında, kilo kaybı sağlamak amacıyla gelen, 40'ı kadın, 12'si erkek, 52 birey araştırmaya katılmıştır. 4 hafta uygulanan ve her bireyin gereksinimine göre hazırlanan aralıklı açlık sonrası vücut parametrelerinde görülen değişiklikleri saptamak amacıyla ölçüm sonuçları alınmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri IBM SPSS 22 programı ile değerlendirilmiştir. Kadın ve erkek bireyler ayrı ayrı incelendiği zaman her iki cinsiyette de aralık açlık sonrası vücut ağırlığında, vücut yağ kütlesinde, vücut yağ yüzdesinde azalmalar meydana gelmiştir. Kadın bireylerin vücut ağırlığı ortalama 5.58 kg, vücut yağ kütleleri 4.71 kg ve vücut yağ oranları %3.57 azalmıştır(p<0,05). Erkek bireylerin vücut ağırlığı ortalama 5.66 kg, vücut yağ kütleleri 3.76 kg azalmıştır(p<0,05). Vücut yağ oranlarında %2.30 azalma görülürken bu fark anlamlı bulunmamıştır (p>0,05). Kadın bireylerin iç yağlanmasında azalma görülürken erkek bireylerin iç yağlanması değişmemiştir (p<0,05). Bireyler için farklı bir diyet yaklaşımı yaratan aralıklı açlık, olumlu sonuçlar elde edilmesini sağladığı halde, üzerinde daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulan bir beslenme biçimidir. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Sağlıklı Beslenme, Aralıklı Oruç, Aralıklı Açlık

AçlıkBeslenmeBeslenme durumu+3
Derin Kurşun
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Vardiyalı ve vardiyasız çalışan bireylerde yeme bağımlılığı ile uyku kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bireylerin çalışma sistemine bağlı olarak uyku kalitesinde olan değişimler, beslenme durumunu etkileyerek yeme bağımlılığını tetikleyebilmektedir. Bu çalışma ile vardiyalı ve vardiyasız çalışan bireylerde uyku kalitesi ve yeme bağımlılığı ilişkisininin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Araştırma 25.05.2022 ile 25.10..2022 tarihleri arasında Türkiye genelinde 18-64 arasındaki yaş grubunda 60 vardiyalı ve 60 vardiyasız çalışan olmak üzere toplam 120 gönüllü birey ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri; Google Anket web sitesi üzerinden toplanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken Sosyal Bilimler İçin Veri Analizi Paket Programı (SPSS) 26.0 yazılımı kullanılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre dağılımı frekans analiziyle belirlenmiştir. Ölçeklerden alınan puanlar için tanımlayıcı istatistikler verilmiş ve verilerin uygun dağılımı için Kolmogorov- Smirnov testi, çarpıklık-basıklık sonuçları ve QQ grafiği incelenmiştir. Araştırmanın hipotezlerinin test edilmesinde, verilerin normal dağılıma uyması halinde parametrik testler (student t testi, ANOVA, Pearson testi), verilerin normal dağılıma uymaması durumunda ise nonparametrik testler (Mann-Whitney U testi, Kruskal-Wallis H testi, Spearman testi) kullanılmıştır. Vardiyalı ve vardiyasız çalışanların Pittsburg uyku kalite indeksi sınıflamaları arasındaki ilişkinin istatistiksel olarak önemli düzeyde olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Vardiyalı ve vardiyasız çalışan katılımcıların Yale yeme bağımlılığı testine göre yeme bağımlılığı gösterme durumları arasında istatistiksel olarak bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Sonuç olarak yeme bağımlılığı ve uyku kalitesi arasındaki ilişkiyi belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu kanaatine varılmıştır.

BağımlılıkBeslenmeBeslenme davranışı+4
Sude Karakurt
Haliç University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kardiyovasküler hastalığı olan 40-70 yaş aralığındaki bireylerin beslenme alışkanlıklarının incelenmesi

Tüm dünyada ölüm nedenlerinin başında kardiyovasküler hastalıklar gelmektedir.Bu nedenle kardiyovasküler hastalıklardan korunma ve tedavi sürecinin iyileştirilmesi en sık yapılan araştırma konularındandır. Bu çalışmada, kardiyovasküler hastalığı olan 40-70 yaş aralığındaki bireylerin beslenme alışkanlıklarının incelenmesi amaçlanmıştır. İstanbul'da faaliyet gösteren bir devlet hastanesinin Kalp-Damar Cerrahisi Polikliniğine başvuran yaşları 40-70 aralığındaki 96 erkek-73 kadından oluşan 169 bireyle 11 şubat - 11 mart 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan bireylere antropometrik ölçümleri, kullandığı ilaçlar, genetik yatkınlığa bakılmak üzere birinci derece akrabalarında var olan hastalıklar, fiziksel aktivite durumları, alkol ve tütün kullanımı gibi kardiyovasküler hastalıkların oluşumunda önemli olabilecek risk faktörleri sorulmuş, beslenme alışkanlıkları ve besin tüketim sıklığını içeren 3 bölümden oluşan anket formu uygulanmıştır. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için IBM SPSS Statistics 22 (IBM SPSS, Türkiye) programı kullanılmıştır. Parametrelerin normal dağılıma uygunluğu Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro Wilks testleri ile değerlendirilmiş ve parametrelerin normal dağılıma uygun olduğu saptanmıştır. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Ki-kare testi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Besin Tüketim Kaydı ile elde edilen günlük ortalama değerler, BEBİS ( Beslenme Bilgi Sistemi ) yazılımına girilerek saptanmış, kadın ve erkek bireylerin gereksinimleriyle karşılaştırılmıştır. Bireylerin BKI düzeyleri ile hastalık arasındaki ilişkisi değerlendirildiğinde kilolu bireylerde kardiyovasküler hastalıkların daha sık görüldüğü belirlenmiştir. Katılımcıların BKI ortalaması erkek bireylerde 30,4 kg/m², kadın bireylerde %29,3 kg/m² bulunmuştur. Beden Kitle İndeksine göre yapılan obezite sınıflandırmasında erkek bireylerin %56,3'nün, kadın bireylerin ise %50,7'sinin obez sınıfında olduğu belirlenmiştir. Erkek bireylerin günlük alınması gereken enerji miktarını, orta aktiviteli referans değere göre %73,7, kadın bireylerin ise %86,6 oranında karşıladığı saptanmıştır. Erkek bireylerin günlük alınması gereken yağ miktarını %128, kadın bireylerin ise %129, Çoklu Doymamış Yağ alınımında ise erkek bireylerin tüketiminin %150, kadın bireylerin ise %139 oranında karşıladığı belirlenmiştir. Günlük alınması gereken protein miktarını erkek bireylerin %82, kadın bireylerin ise %81 oranında, vücutta üretilen ve diyetle alımı miktarına dikkat edilmesi gereken kolesterolü ise erkek bireylerin %58,9, kadın bireylerin ise %55,8 oranlarında karşıladığı belirlenmiştir. Çalışmadan ortaya çıkan sonuç ve derlenen araştırmalar kardiyovasküler hastalıklar için bireyin denetimi altında olan risk faktörlerinden beslenmede yapılacak olan yaşam tarzı değişiklikleri ile hastalığın oluşma riski azaltılabilecek, tedavi süreci olumlu etkilenebilecektir. Anahtar Kelimeler: Kalp-Damar, kardiyovasküler hastalıklar, beslenme alışkanlıkları

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+4
Sena Cevahir
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bir konserve gıda üretimi yapan fabrikada vardiya usulü çalışan işçilerin beslenme alışkanlıklarının uyku kalitesi ile ilişkisi

Gelişmekte olan teknolojiyle birlikte üretimdeki sürekliliğin sağlanabilmesi için vardiyalı çalışma sistemine ihtiyaç duyulmuştur. Vardiyalı sistem üretimdeki sürekliliği sağlaması bir avantaj iken çalışan bireylerin günlük rutinlerinin tersine yaşamaları sağlık açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir. Bu araştırma vardiyalı sistemde çalışmanın çalışanların uyku kaliteleri ve beslenme alışkanlıkları üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma İstanbul-Büyükçekmece'de bulunan bir konserve gıda fabrikasında vardiyalı olarak çalışan 159 (120 kadın, 39 erkek) birey ile yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylere uygulanan yüz yüze anket formundan ve Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) ölçeğinden edilen veriler "SPSS 22.0" paket programı kullanılarak istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. PUKİ puan ortalaması 4.81±2,75 olarak elde edilmiştir. Katılımcıların yeterli ve dengeli beslenme durumlarının (p=0,025), ara öğünlerden en az birini atlama durumlarının (p=0,018) ve gece vardiyasında kafein tüketimlerinin (p=0,006) uyku kaliteleri ile ilişkisi incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Yeterli ve dengeli beslendiğini söyleyen katılımcıların uyku kalitelerinin yeterli ve dengeli beslenmediğini söyleyenlerden daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Ana öğünlerden en az birini atlayanların atlamayanlara göre daha kötü uyku kalitesine sahip olduğu gözlenmiştir. Gece vardiyasında kafein tüketenler tüketmeyenlere göre daha kötü uyku kalitesine sahiptir. Vardiyalı çalışmanın çalışanların beslenmeleri ve ağırlık kazanımları üzerine etkisi ile uyku kalitelerinin ilişkisi incelendiğinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak çalışmamızda uyku kalitesinin beslenme alışkanlıklarını etkilediği ile ilgili bilgiler edinilmiş, uyku kalitesi ve beslenme alışkanlıklarının ilişkisinin incelendiği daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulduğu tespit edilmiştir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+6
Buse Esma Akduman
Haliç University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00

Related subjects