Beslenme incelemeleri

241 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Yaşlı bireylerin beslenme durumları ve yeme farkındalıklarının saptanması; Muğla örneği

YAŞLI BİREYLERİN BESLENME DURUMLARI VE YEME FARKINDALIKLARININ SAPTANMASI; MUĞLA ÖRNEĞİ Bu araştırma yaşlı bireylerde beslenme durumu ve yeme farkındalığı düzeylerini tanımlamak ve aralarındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı araştırma olarak planlanıp yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini Muğla il merkezi ve ilçelerinde Tazelenme Üniversitesine kayıtlı 60 yaş ve üstü bireyler oluşturmuştur. Bu çalışma toplam 234 (80'i erkek, 154'si kadın) birey üzerinde yürütülmüştür. Çalışma verileri bireylerin sosyo-demografik bilgilerine yönelik sorular ile Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu ve Yeme Farkındalığı Ölçeğinin yer aldığı bir form aracılığıyla online olarak elde edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen veriler Windows ortamında Statistical Package for the Social Sciences 22.0 paket programı ile değerlendirilmiş ve tüm hesaplamalarda p<0.05 anlamlı kabul edilmiştir. Çalışma sonucunda erkeklerin %41.3'ü, kadınların %41.6'sı beden kütle indeksi sınıflamasına göre normal aralıkta bulunmuştur. Beden kütle indeksi sınıflamasına göre zayıf bireylerin hepsinin malnütrisyonlu olduğu, normal bireylerin %9.3'ünde ve II. derece obez olanların %27.3'ünde malnütrisyon riski olduğu bulunmuştur. Bireylerin (%97.9) yeme farkındalığının yüksek olduğu saptanmıştır. Yeme farkındalığı ile yaş arasında bir ilişki yokken, yaş ile Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu toplam puanı arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. Beden kütle indeksi ile Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki varken, beden kütle indeksi ile yeme farkındalığı asında negattif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin Mini Nütrisyonel Değerlendirme Testi-Kısa Formu puanı ile Yeme Farkındalığı Ölçeği puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (r=-0.12; p=0.07). Toplumda yaşayan yaşlı bireylerde malnütrisyon ve malnütrisyon riskini önlemek amacıyla belirli aralıklarla beslenme taraması yapılması ve yaşlı bireylerde pek çok faktörden etkilenen beslenme durumuna etki eden faktörü her yönüyle incelenmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Ayrıca yaşlı bireylerde obezite tedavilerine alternatif olabilecek, yeme farkındalığı eğitimlerinin dâhil edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı, Beslenme durumu, Yeme farkındalığı

BeslenmeBeslenme davranışıBeslenme durumu+6
Dilek Sivri
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının klinik bulgular ile ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmaya 01.11.2021-01.11.2022 tarihleri arasında 18-65 yaş arası, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş, psoriasis tanısı alan 250 hasta ve 145 sağlıklı gönüllü dahil edildi. Bir sosyodemografik veri formu hazırlanarak katılımcıların yaşı, cinsiyeti, boyu, vücut ağırlığı, medeni hali gibi veriler kaydedildi. Psoriasisin klinik alt tipi, başlangıç yaşı, hastalığın süresi, aile öyküsü, kullanılan tedavi, kronik hastalık öyküsü gibi bilgiler kaydedildi. Egzersiz alışkanlıkları Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi soruları (IPAQ) ile değerlendirildi. Beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesinde DSÖ'nün beslenme kılavuzundaki tanımlamalar esas alınarak, hastaların yağ, sebze-meyve, kırmızı et ile tuz tüketimi sorgulandı. Diyet özellikleri, glisemik indekse göre sınıflandırılmış yiyeceklerin alımı hakkındaki bilgiler sorgulanarak kaydedildi. Uyku kalitesi Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PSQI) ile yaşam kalitesi Dermatoloji Yaşam Kalite İndeksi (DYKİ) ile değerlendirildi. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre azalmış fiziksel aktivite saptandı. Psoriasis hastalarında kontrol grubuna göre düşük sebze meyve tüketimi ve yüksek tuz tüketimi alışkanlığı izlendi. Yüksek et tüketimi ve düşük sebze meyve tüketimi olan hastalarda psoriasisin erken yaşlarda başladığı izlendi. Psoriasis şiddeti ile beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker, çekirdek tüketimi arasında pozitif yönde korelasyon saptandı. Psoriasis hastalarında PSQI skoru kontrol grubuna göre yüksek saptandı. Psoriasis süresi ve psoriasis başlangıç yaşı ile PSQI arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Psoriasis hastalarında azalmış fiziksel aktivite ve buna bağlı obezitede artış, kötü beslenme alışkanlıkları ve uyku bozuklukları sık izlenmektedir. Psoriasis hastalarında yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarının düzenlenmesi, hastalığın kontrol altına alınması ve hastalık şiddetinin gerilemesinde etkili olabileceği görülmüştür. Fiziksel aktivite, beslenme alışkanlıkları ve uyku bozukluklarının psoriasis hastalarına etkilerini belirlemek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+5
Esra Kaymaz
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Migren hastalarında kronobiyolojiye göre fiziksel aktivite, uyku, kafein kullanımı ve beslenme durumunun incelenmesi

Migren, bireylerin yaşam kalitesini olumsuz etkileyen kronik bir hastalıktır. Bu araştırmada, migren hastalarında kronobiyolojiye göre fiziksel aktivite, uyku, kafein kullanımı ve beslenme durumunun incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya nöroloji polikliniğine başvuran ve migren tanısı alan gönüllü 80 kadın (yaş ort: 37,04±9,0) hasta katılmıştır. Bu bireyler için kişisel bilgi formu hazırlanmış ve vücut kompozisyon ölçüleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu, bel ve kalça çevresi) alınmıştır. Katılımcılara, Küresel Fiziksel Aktivite Anketi, Kafein Tüketim Bozukluğu, Hedonistik Yeme, Sabahçıl-Akşamcıl Anketi ve Epworth Uykululuk Skalası, Baş Ağrısı Etki Ölçeği (HIT-6) Migren Özür Değerlendirme Skalası (MIDAS), Vizuel Ağrı Skalası (VAS) uygulanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler ile birlikte, bağımsız örneklem T testi ve Mann-Whitney U testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve Kruskal Wallis testi kullanılmıştır ve anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Bireylerin kronotiplere göre fiziksel aktivite düzeyleri, uyku, kafein kullanımı ve yeme tutumu arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). MIDAS, HIT-6 ve VAS ağrı değerleri ile karşılaştırıldığında ise yalnızca MIDAS puan kategorisine göre anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Migren yaşı ile kronotip puanları ve kronotip kategorileri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, kronotipe göre akşamcıl olan birey sayısının daha fazla olduğu, migren yaşı fazla olan bireylerin ise kafein kullanımlarının, yeme tutumlarının daha düşük düzeyde olduğu ve uykululuk düzeyleri normal olan birey sayısının daha fazla olduğu görülmektedir.

AğrıBaş ağrısıBaş ağrısı bozuklukları+7
Eda Alparslan Kaya
Hitit University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of nutritional parameters in hemodialysis patients and determining the status of malnutrition

This study was carried out in the Tunceli State Hospital, to assess the nutritional status of hemodialysis patients by using Nutritional Risk Screening 2002 (NRS-2002) form and assess probable association between biochemical parameters and malnutrition in this population. In our study, 50 hemodialysis patient were assessed using demographic, medical history, anthropometric indices including dry weight, height, body mass index (BMI), biochemical measurement including hemoglobin (Hb) (g/dl), total protein (g/dl), albumin (g/dl), total cholesterol (mg/dl), triglycerides (mg/dl), etc. Statistical analyses were performed using SPSS version 16.0 statistical software package. In our study, according to NRS-2002 form among 50 patients, 46% suffered from malnutrition. Our findings indicated a significant difference between patients' gender and the malnutrition (p=0,042). We did not find any significant difference between mean age and malnutrition. Mean age of malnourished hemodialysis (HD) patients was higher than well nourished patiens. We found significant difference between mean BMI and malnutrition (p<0,001). Mean BMI of malnourished HD patients was lower than well nourished patiens. In our study, there were statistically significant difference between BMI groups in malnourished patients (p=0,001). 34,8% of malnourished patients were below 18.5. 56,5% of malnourished patients were normal range of BMI. We found no significant difference between mean duration of hemodialysis and malnutrition. In our study, there was no statistically significant difference between mean of evaluated biochemical parameters levels and NRS-2002 form. There were statistically significant differences in mean t. protein, albumin, ferritin, ALP and UIBC levels in evaluated biochemical parameters of the study groups who follow the CKD diet and who do not. Therefore, in our study, we could not find adequate relationship between biochemical parameters (such as albumin, hemoglobin, cholesterol, and creatinine) and malnutrition revealed that these parameters could not provide accurate information about nutritional status of these patients. Furthermore, NRS-2002 can still be the best tool assessing the nutritional status of hemodialysis patients, because it can recognize various degrees of malnutrition that may remain undetected by a single laboratory assessment.

NutritionNutrition disordersNutritional status+4
Diğdem Doğan
Yeditepe University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Rekreasyonel amaçlı fitness yapan bireylerin egzersiz motivasyon, beslenme değişim ve fiziksel aktivite düzeylerinin araştırılması

Bu araştırma rekreasyonel amaçlı fitness branşı ile ilgilenen bireyleri egzersize motive eden faktörler ile bu bireylerin beslenme değişim süreçleri ve fiziksel aktivite düzeylerinin farklı değişkenler açısından incelenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırma Grubunu 2016-2017 yılları arasında Pamukkale Üniversitesi Ömer Halis demir araştırma ve uygulama merkezinde 17 yaş ve üzeri farlı meslek grubundan 561 (%53,5) Erkek, 489 (%46,5) Kadın olmak üzere 1050 rekreasyon amaçlı fitness branşıyla ilgilenen katılımcılar oluşturmaktadır. Araştırmanın amacına ulaşmak için ''Rekreasyonel Egzersiz Motivasyon Ölçeği'' , ''Beslenme Değişim Süreçleri Ölçeği'' , ''Uluslar Arası Fiziksel Aktivite Ölçeği (Kısa Formu)'' ve araştırmacı tarafından oluşturulan ''Kişisel Bilgi Formu'' kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesi aşamasında veriler Microsoft Excel 2007 programında düzenlenmiş, SPSS 21 for Windows paket program kullanılarak çözümlenmiştir. Elde Edilen verilerin dağılımlarının nasıl olduğuna ilişkin fikir edinmek amacıyla kolmogorovsmirnov testi sonuçları incelenmiş olup verilerin normal dağılım göstermediği belirlenmiştir. Katılımcıların Fiziksel Aktivite düzeyi, Beslenme değişim süreçleri ve rekreasyonel egzersiz motivasyon düzeyleri cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu ve meslek durumu değişkenlerine göre anlamlı olarak farklılaşıp farklılaşmadığının belirlenmesi için mannwhitney u testi ve kruskalwallis testleri uygulanmıştır. Elde edilen analiz sonuçları p<0,05 anlamlılık düzeyinde yorumlanmıştır. Araştırma bulgularına göre cinsiyet değişkeni açısından katılımcıların fiziksel aktivite düzeyine ilişkin metabolik eş değer, rekreasyonel egzersiz motivasyonu alt boyutlarından Rekabet, Vücut ve Dış Görünüm, sosyal ve eğlence ile beceri gelişimi alt boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar gözlemlenmiştir. Beslenme değişim süreçlerine ilişkin olarak ise bilinç düzeyinde artış, Dramatik Yardım/Duygusal Canlandırma, Çevreyi yeniden değerlendirme, kendi kendine değerlendirme, Sosyal Serbestlik/Özgürlük, Karşıt/Zıt Durum, Yardım Edici İlişkiler, Güçlendirme Yönetimi, Kendi Kendini Özgürleştirme, Uyaran Kontrolü, Kişiler Arası Sistem Kontrolü alt boyutlarında istatistiksel anlamda anlamlı farklılaşma olduğu gözlemlenmiştir. Araştırma sonucunda cinsiyet değişkeninin hem fiziksel aktivite düzeyine ilişkin metabolik eşdeğerlik düzeylerinin yanı sıra rekreasyonel egzersiz motivasyonlarında bazı alt boyutlarda farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Ayrıca beslenme değişim süreçlerine ilişkin olarak cinsiyet farklılıklarının ilaç kullanımı dışında tamamen farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Motivasyon, Beslenme Değişim Süreçleri, Fiziksel Ak

BeslenmeBeslenme değerlendirmesiBeslenme incelemeleri+4
Ömer Özer
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Spor merkezine kayıtlı bayanların sağlıklı beslenme ve genetiği değiştirilmiş organizmalar/gıdalar hakkında bilgi düzeylerinin saptanması

Sağlıklı beslenme vücudun temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek, büyüme, gelişme ve yaşam mücadelesini devam ettirme amaçlı doğal bir gereksinimdir. Spor ise sağlığın korunup devam ettirilmesinde yaşam boyunca organizmaya refakat eden kemik yapısına uygun hareketlerin yapılmasıdır. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar (GDO) ise bir canlının mevcut gen dizilimi ile oynanması ya da mevcut gen diziliminde olmayan farklı özellikte yeni bir gen eklemesi ile meydana gelmektedir. Genetiği Değiştirilmiş Organizmalardan elde edilen gıdalarda Genetiği Değiştirilmiş Gıda (GDG) olarak nitelendirilmektedir. Gelişmiş toplumlarda bile insanların GDO/GDG hakkındaki bilgileri sadece yüzeysel olarak, basında dönemsel olarak çıkan bilgilerden ibarettir. Bu çalışmada Bursa Yıldırım ilçesine bağlı Spor Merkezine devam eden 110 bayana anket uygulaması yapılmıştır. Bayanlara uygulanan anket ile sağlıklı beslenmeleri, ne oranda spor yaptıkları ve eğitim seviyelerine göre GDO hakkında bilgi seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Genel olarak değerlendirildiğinde, sağlıklı beslenme ve spor hususunda bayanların yetersiz oldukları, özellikle ev hanımı olan bayanların bu durumdan daha fazla etkilendikleri görülmektedir. GD gıdalar hakkında ise, bilgi seviyesinin oldukça düşük olduğu, eğitim seviyesinin GD gıdalara olan bilinç düzeyi hususunda belirleyici olmadığını göstermiştir.

BeslenmeBeslenme incelemeleriBilgi düzeyi+6
Ayla Koparal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

SARS-Cov-2 tanısı ile yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda modifiye NUTRIC skorun prognoza etkisi

COVID-19 büyük oranda solunum yollarına saldıran bir viral enfeksiyondur. COVID-19 nedeniyle yoğun bakımda takip edilen hastalar, daha yüksek beslenme yetersizliği riski taşırlar ve beslenme durumu, COVID-19 hastaları için hastalık seyrinde önemli bir faktördür. Kritik COVID-19 hastalarının tedavisi uzun bir süreçtir ve beslenme desteği tedavinin önemli bir parçasıdır. Epidemiyolojik verilere göre malnutrisyon, enfeksiyon riski ve şiddetini büyük oranda yükselterek mortalite ve morbiditeye sebep olmaktadır. Kritik Hastada Beslenme Riski (NUTRIC) skoru, Kanadalı araştırmacılar tarafından yoğun bakım hastaları için geliştirilmiştir. Amerikan parenteral ve enteral beslenme topluluğu (ASPEN), NUTRIC skorun yoğun bakım takibindeki hastalarda kullanımını önermiştir. Bu skorlama sistemi yaş, Acute Physiology, Age, and Chronic Health Evaluation skoru (APACHE II skoru), The Sequential Organ Failure Assessment skoru (SOFA skoru), ek hastalık sayısı, yoğun bakım öncesi hastanede yatış süresi ve serum interlökin-6 (IL-6) seviyelerinden oluşur. NUTRIC skorun başka bir versiyonunda serum IL-6 seviyesi bizim gibi birçok merkezde ölçülmediği için skorlamadan çıkarılmış, modifiye NUTRIC (mNUTRIC) skor olarak adlandırılmıştır. Çalışmamız, SARS-CoV-2 tanılı hastalarda, modifiye NUTRIC skorun prognoza etkisini araştırmak amacıyla, retrospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, 69 erkek ve 44 kadın olmak üzere 113 hasta dahil edilmiştir. Modifiye NUTRIC skor açısından değerlendirdiğimiz 113 hastanın istatistiki verilerine göre; cinsiyet, diyabet varlığı, hipertansiyon varlığı, öksürük semptomu varlığı, antihipertansif ilaç kullanımı, exitus olma, yaş, kan kreatinin düzeyi, diyaliz ihtiyacı, vazopressör ihtiyacı, Glaskow koma skalası skoru verileri APACHE II skor, SOFA skor, DIC skor, diyastolik kan basıncı, kan şekeri düzeyi, BUN düzeyi, üre düzeyi, kan pH seviyesi, kan nötrofil sayısı, kan monosit sayısı, kan bazofil sayısı parametrelerine göre modifiye NUTRIC skor 5 üstü ve altı olan hastalar arasında istatistiki olarak anlamlı fark gözlemlenmiştir ve bu durum immünite ve beslenme ilişkisini desteklemektedir. Özellikle viral hastalıklar açısından yüksek riskli olan immün süpresif bireylerde, primer koruma olarak beslenme önerilerinde bulunmak ve beslenme yetersizliğin tanımak, sağlık harcamalarını ve popülasyon bazında mortalite ve morbiditeyi düşüreceğinden klinik pratiğimize entegre edilmelidir.

BeslenmeBeslenme incelemeleriCOVID 19+6
Ayşenur Sevinç
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde yeme tutumu ile depresyon ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Amaç: Bu araştırmada tıp fakültesi öğrencilerinin yeme tutumu düzeylerinin ve yeme tutumu bozukluklarına eşlik eden sosyodemografik veriler ile depresyon ve yaşam doyumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve yöntem: Kesitsel tipte yapılan bu araştırmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinden 339 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, Yeme Tutumu Testi (YTT-40), Beck Depresyon Envanteri (BDE) ve Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi SPSS 22.0 programı aracılığıyla değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, ki-kare analizi, Shaphiro Wilk, Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis ve Dunn, Spearman korelasyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin 198'i (%58,4) kadın, 141'i (%41,6) erkektir. YTT-40 puan ortalaması 17,21 ± 9,82, BDE puan ortalaması 16,24 ± 11,1, YDÖ puan ortalaması 14 ± 4,32 olarak belirlenmiştir. Cinsiyet, yaş, BKİ, akademik başarı düzeyi, aile gelir durumu, kalınan yer, kronik hastalık, sigara, alkol kullanımı, egzersiz yapma durumu, uykuya dalma güçlüğüne göre YTT-40, BDE ve YDÖ puanlarının karşılaştırılması incelenmiş, BKİ, depresyon düzeyi, uykuya dalma durumuna göre YTT-40 puanları arasında, akademik başarı düzeyi, sigara kullanımı, uykuya dalma durumuna göre BDE puanları arasında, aile gelir durumu, akademik başarı düzeyi, sigara kullanımı, uykuya dalma durumuna göre YDÖ puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Ölçekler arasındaki ilişki değerlendirildiğinde, YTT-40 ile BDE puanları arasında pozitif korelasyon, YTT-40 ile YDÖ ve BDE ile YDÖ arasında negatif korelasyon olduğu saptanmıştır. Sonuç: Yeme tutumu sorunlarının sadece fiziksel sağlıkla ilişkili olmadığını, aynı zamanda psikoloji ve yaşam kalitesi açısından da önemli sonuçlar doğurabileceğini göstermektedir. Yeme tutumu bozukluğu ile ilgili eğitim ve koruyucu tedbirlerin alınması, hastalık oluşmuşsa tedavinin sağlanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Beck Depresyon Envanteri, Depresyon, Tıp Öğrencileri, Yeme Tutumu, Yaşam Doyumu

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+6
Keziban Çayır
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı yeme bozukluğu tanısı ile takip edilen hastaların klinik ve demografik özelliklerinin değerlendirilmesi

Amaç: Yeme sorunları ve iştahsızlık çocukluk çağında sık görülen durumlardır. Ancak çocukların az bir kısmında yeme bozukluğu saptanır. Yeme bozukluğu saptanan çocukların erken tanınması ve tedavilerinin düzenlenmesi önemlidir. Bu çalışmada çocukluk çağı yeme bozukluğu tanısı ile takip edilen hastaların klinik ve demografik özelliklerinin değerlendirilmesini amaçlanmıştır. Metod: Bezmialem Vakıf Üniversitesi, Çocuk Gastroenteroloji Polikliniğine Ocak 2013 ve Aralık 2014 tarihleri arasında başvuran, çocukluk çağı yeme bozukluğu tanısı almış 18 yaş altı yüz çocuğun demografik özellikleri, klinik özellikleri, tanıları dosya taraması yöntemi ile önceden hazırlanmış araştırma formuna işlendi. Çocukluk çağı yeme bozuklukları uygun kriterler ışığında sınıflandırıldı. Yeme bozukluklarının yukarda tanımlanan özelliklerinin hem grupların kendi içinde hem de gruplar arasında tanımlayıcı istatistikleri yapıldı. Bulgular: Olgular, 64 (%64) duyusal besin reddi, 4 (%4) infantile anoreksi, 4 (%4) posttravmatik yeme bozukluğu, 17 (%17) komorbid durum ve 11 (%11) kompleks yeme bozukluğu şeklindeydi. Olguların boy z skorları -0,81±1,75 ve kilo z skorları ise -0,92±1,55 şeklinde ve yaş ortalaması 36,57±32,21 ay (Min:3 maks:184 median:27) olarak bulundu. Sonuç: Elde edilen veriler ışığında yeme bozukluklarının genel özellikleri tartışıldı. Bu çalışma yeme bozuklukları klinisyen, diyetisyen, psikolog/psikiyatrist, fizyoterapist ve/veya konuşma terapistinin de içinde bulunduğu bir ekip tarafından değerlendirilmesi ve yönetilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar Kelimeler: duyusal besin reddi, infantil anoreksi, oral motor disfonksyon, posttravmatik yeme bozukluğu, yeme bozukluğu,

AnoreksiBeslenme bozukluklarıBeslenme incelemeleri+2
Elvıs Kraja
Bezmialem Vakıf University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlıklı beslenmede kullanılan bazı tohumların sabit yağlarının mukayeseli fitokimyasal analizi

Sağlığımızın korunmasında, doğal besin desteklerinin önemi son yıllarda bazı besinlerin doğal yollardan hastalıkların önlenmesi ve tedavisindeki etkinliğinin bilimsel olarak kanıtlanmasıyla birlikte artmıştır. Bu durum da doğal sağlık ürünlerine olan talebi arttırmıştır. Bu çalışma; son yıllarda özellikle zayıflama, gluten hassasiyeti veya medyada çok populer olmaları gibi çeşitli sebeplerden dolayı yoğun olarak kullandığı belirlenen Chia tohumu (Salvia hispanica L.), Kinoa (Chenopodium quinoa Willd.), Karabuğday (Fagopyrum esculentum Moench) ve Amarant (Amaranthus hybridus L.) tohumlarının sabit yağlarının fitokimyasal analizlerinin incelenmesidir. Yağların genel sağlık ve özellikle de kalp ve beyin sağlığı üzerine olan etkilerini dikkate alarak yapılan bu çalışmamız ile sağlıklı beslenmeye önemli bir katkı sağlanması hedeflenmiştir. Ayrıca son yıllarda devlet tarafından desteklenen ve özellikle yağ bitkisi olarak yetiştiriciliğiyle ilgili teşviklerin olduğu belirlenen Aspir (Carthamus tinctorius L.) ve ülkemizde tohum ıslahı çalışmaları ilgili kurumlar tarafından yürütülen Ketencik (Camelina sativa (L.) Crantz) yeni seçenekler yaratabilme potansiyeline sahip olmasından dolayı çalışmamıza dahil edilmiştir. Elde edilen verilerin son yıllarda popüler olan tohumların, yağ içeriklerini detaylı olarak belirleyip sağlık profesyonelleri tarafından doğru şekilde kullanılabilmesi için yol gösterici olması hedeflenirken yeni çalışmalar için teşvik edici olacağı düşünülmektedir. Çalışmada kullanılan tohumlar herkesin kolayca ulaşabildiği ve aldığı zincir marketten temin edilen karabuğday (Rusya), kinoa (Kolombia), chia (Arjantin) ve amarant (Hindistan) bitkilerinin tohumlarıdır. Fakat aspir yağı satışı olmasına rağmen aspir tohumunun (Alfa Tohum/Remzibey aspir) markette henüz satışı olmaması sebebiyle çok tercih edilen bir aktardan alınmıştır. Ketencik ise yüksek erusik asit içeriği sebebiyle tüketim için uygun olmadığından satışı söz konusu değildir. Bu sebeple Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı Tarla Bitkileri Merkez Araştırma Enstütüsü Islah ve Genetik Bölümünde halen ıslah çalışmalarının yürütüldüğü tohumlar tercih edilmiştir. Yağ çıkartma işlemi n-hekzan kullanılarak Sokslet ile yapılmıştır. Ayrıca bazı tohumlar için soğuk pres yağ makinası da kullanılmıştır. Elde edilen yağlar behere alınıp ağzı parafilm ile kapatılarak ve sonrasında alüminyum folyo ile sarılarak 4-5 ℃ sıcaklıkta analiz yapılıncaya kadar buzdolabında muhafaza edilmiştir. Elde edilen yağlar metil esterlerine dönüştürülerek GC-MS (Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi) ile analiz edilmiştir. Bunun yanında gıda olarak tüketilen yağlarda önemli kabul edilen asitlik indisi ve peroksit sayısına da bakılmıştır. Ayrıca ağır metal açısında değerlendirilmesi için Cd (kadmiyum) ve Pb (kurşun) miktarları ICP-OES (İndüktif Eşleşmiş Plazma Optik Emisyon Spektroskopisi) ile analiz edilmiştir. Çalışılan 6 tohum örneği aynı miktarda (100g) kullanılarak Sokslet ekstraksiyonu gerçekleştirilmiştir. Tohumların yağ içeriklerinin farklılığı elde edilen yağ miktarını da farklılaştırmıştır: Amarant; 3,8005g, Ketencik; 21,3364g, Aspir; 27,7628g, Kinoa; 2,9155g, Karabuğday; 1,9180g ve Chia; 13,757g şeklinde elde edilmiştir. Çalışmamızdaki türlerin Sokslet yöntemi ile elde edilen yağ asit kompozisyonu karşılaştırmasında tohumların hepsinin linoleik asit içerdiği görülmektedir ve aspir %55,598 oranla en yüksek miktarda linoleik aside sahip olandır. Linoleik asit kinoa, amarant ve karabuğdayda sırasıyla; %37,729, %37,623 ve %35,598 şeklindedir. Chia ve ketencikde %18,206 ve %16,706 şeklinde bulunmuştur. Alfa-linolenik asit ise amarant ve aspir hariç hepsinde bulunur. En yüksek %48,223 ile chiada bulunurken daha sonra %28,811 ile ketencikte bulunur. Çoklu doymamış yağ asitleri değerlendirmesine göre bu yağ asitlerinden en zengin olan %66,427 ile chia yağı, müteakiben %55,598 ile aspir yağı, %45,516 ile ketencik yağı, sonra %41,191 ile kinoa yağı ve %38,521 ile karabuğday yağıdır. Sadece amarant ve kinoada hidrokarbon yapısına sahip olan triterpen skualen tespit edilmiştir. Skualen amarantın yaklaşık %60'ını oluştururken kinoada yaklaşık %18 bulunmuştur. En yüksek oranda tespit edilemeyen yağ oranı en ise Sokslet yöntemi ile elde edilmiş chia tohumu yağıdır ve %13,680'dir. Soğuk sıkma yöntemi ile elde edilen yağ kompozisyonuna göre yüksek çıkan bu değerin sebebinin linoleik asitin ısı ile bozulmasından dolayı arttığı düşünülmektedir. Çünkü linoleik asit miktarı da azalmıştır. Analiz edilen bütün yağ asitleri oleik asit içerir. En yüksek oranda içeren %30,167 ile karabuğday iken en az oranda içeren ise %5,696 ile chia tohumudur. Palmitik asit en fazla karabuğdayda %15,872 oranında tespit edilmiştir ve kinoada da %12,725 oranında tespit edilmiştir. Yağların içinde olması istenmeyen erusik asit sadece ketencikte %3,066 ve kinoada %1,683 oranında bulunmuştur. Çalışmada ketencik ve chia tohumlarının -3'ten zengin olmaları sebebiyle kalp sağlığının korunmasında ve depresyondan korunmada faydalı olabileceği söylenebilir. Karabuğday ve kinoa da yine -6:-3 oranının iyi olmasından dolayı benzer şekilde kalp sağlığı ve depresyodan korunmada faydalıdır denebilir. Çalışılan yağların asitlik ve peroksit sayıları Türk Gıda Kodeksi Bitki Adı ile Anılan Yemeklik Yağlar Tebliği'ndeki referans aralığına bir kısmı uygunluk göstermiştir. Referans değere uygunluk götermeyen yağlar rafine edilmeden kullanılmamalıdır. Peroksit sayıları hepsi için standartlara uygun bulunmuştur. Yağ elde etme yöntemlerinde sıcaklığa bağlı bozulmalar devre dışı bırakıldığında tohumun menşei, ekim ve hasat zamanı, kültür olup olmaması, saklama koşulları gibi sebepler yağ asit içerikleri, asitlik ve peroksit değerleri arasındaki farklılıkları açıklamada daha büyük önem kazanmaktadır. Ağır metal açısından değerlendirme için ICP-OES ile yapılan analizler sonucunda 6 tohum örneğinin de Cd içermediği belirlenmiştir. Pb değerleri; kinoa (0,356 mg/kg), amarant (0,731 mg/kg), ketencik (0,410 mg/kg), karabuğday (0,284 mg/kg), aspir (0,450 mg/kg), ve chia (0,361mg/kg) olarak tespit edilmiştir. Bu değerlerin WHO'nun standarlarına göre yenilebilen bitkiler için verilen değerin altında olduğu görülmektedir. Amarant bitkisinin tohumunda yüksek oranda skualen bulunması özellikle LDL kolesterolü düşürebilme etkisinden dolayı bitkisel kaynak olarak öncelikli tercih edilebilecek bir tür olduğunu çalışmamızdaki veriler de desteklemektedir. Ayrıca skualenin kozmetik sektöründe de son dönemde popularitesi artmıştır. Avrupa'da ketencik tohumunun gıda olarak kullanılan diğer yağlardaki yağ asitlerine kıyasla yüksek oranda çoklu doymamış yağ asidi içermesi sebebiyle kolesterol ve LDL kolesterol düzeylerinde daha fazla bir düşüşe sebep olduğu bilinmektedir. Bu durum ketenciği ıslah çalışmalarının sonuçlanmasından sonra önemli bir noktaya taşıyabilir. İncelenen 6 türün tohumları arasında aspir %55,598 linoleik asit ile çoklu doymamış yağ asitleri bakımından en zengin tür olarak görülmektedir. Bu durum aspiri kalp sağlığının korunmasında diğer türlere göre üstün hale getirmiştir. Kinoa tohumları beslenmede protein kaynağı olarak tercih edilen bir bitkidir. Çalışmamız sonucunda elde edilen verilere göre % 46,352 linoleik asit içeriği ile yağ asitleri bakımından da önemli bir destek sağlayabilecek kaynak olduğu görülmektedir. Bu değerler bize kinoanın da aspirsde olduğu gibi kalp sağlığının korunmasında etkili olduğunu göstermektedir. Karabuğday tohumu yağ bitkisi olarak öncelikli olmamakla birlikte diğer içerikleri açısından tercih edilecek bir tür olduğu düşünülmektedir. Özellikle yüksek lif ve düşük kalori açısından diyette tercih edilebilir. Chia tohumunun omega-3 yağ ve omega-6 yağ asitlerince oldukça zengin olduğu görülmektedir. Özellikle chianın -3 yağ asitleri, çalışmamızdaki diğer türlere göre ön plana çıkmaktadır. Bu da onu hipertansiyona karşı koruyucu etkisi ile dikkat çeken bir tür haline getirir. Sonuç olarak; bu çalışmada kinoa, chia, amarant, karabuğday, aspir ve ketencik bitkilerinin sabit yağlarının içeriği analiz edilmiş, bu 6 bitkiden karabuğday hariç diğerlerinin, özellikle de ilk üçünün sabit yağlarının omega-3 ve omega-6 yağ asitlerince zengin olduğu, buna karşın karabuğday tohumunun ise yüksek lif ve düşük kalori açısından diyette tercih edilebileceği belirlenmiştir. Araştırılan altı tohumun farklı üstün ve zayıf yönleri vardır. Dolayısıyla her bir tohum kendi içinde değerlendirilerek her insanın kendi durumuna göre tüm parametreler göz önüne alınarak öneriler yapılmalıdır.

AspirBeslenme incelemeleriBitki özütü+7
Zuhal Güler Çelik
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aralıklı açlık diyetinin erişkin bireylerde vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisi: Prospektif gözlemsel bir çalışma

Amaç: Obezite ve obezite ilişkili hastalıkların prevalansı tüm dünyada artmaktadır. Obez ve fazla kilolu hastaların kilo verme hedefli beslenme şekli değişikliğinin sağlık sunucuları tarafından önerilmesi ve takiplerinin yapılması gerekmektedir. Güncel kılavuzlar obezitenin beslenme tedavisinde, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğün rejimini önermektedir. Ancak, kalori kısıtlı üç ana üç ara öğünlü beslenmede diyet uyumu ve uzun süreli kiloyu korumada çeşitli sorunlar olduğu için alternatif yaklaşımlara ihtiyaç duyulmaktadır. Zaman kısıtlı beslenme şeklinde, aralıklı açlık uygulaması obezitenin beslenme yoluyla tedavisi için bir seçenek olabilir. Zaman kısıtlı beslenmenin rutin önerilmesinden önce, bilimsel çalışmalarla kanıt düzeyinin arttırılması gerekmektedir. Birinci basamak hekimleri olarak kişilerin sağlık sistemiyle ilk temas noktası olan aile hekimleri; kişiye özel, kapsamlı, bütüncül bir bakım sağlayarak obezite ile olan mücadelede etkin bir konumda ve ön safta yer almaktadır. Bu çalışma, aile hekimliği polikliniği şartları altında obezite ve obezite ilişkili hastalıklar ile mücadelede, uygun hastalarda kolay anlatılabilir ve uygulanabilir olan zaman kısıtlı beslenme şeklini, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline bir seçenek olarak sunmak amacıyla planlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız İstanbul'da bulunan bir aile sağlığı merkezine 01.11.2021-01.07.2022 tarihleri arasında başvuran, 18-65 yaş arasındaki, BKİ>25 kg/m2 olan, çalışmanın dahil olma kriterlerini karşılayan ve çalışma şartlarını kabul edip gönüllü olur formunu imzalayan katılımcılar ile tamamlanmıştır. Örneklem analizinde, 63 hasta üç ana üç ara öğünlü grupta, 63 hasta ise zaman kısıtlı beslenme grubunda olmak üzere, toplamda 126 katılımcıyla çalışılması gerektiği belirlenmiştir. 174 hasta süreçte çalışmaya dahil edilmiş, ancak çeşitli nedenlerle 37 hasta çalışmayı tamamlayamamıştır. Bu doğrultuda, çalışma 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. Katılımcıların diyet listeleri, hesaplanan günlük toplam gereken enerji miktarından 400-500 kcal eksik olacak ve benzer besin içeriğine sahip olacak şekilde hazırlanmıştır. 88 kişi 16:8 zaman kısıtlı beslenme grubuna, 86 kişiyse üç ana üç ara öğün beslenme grubuna alınmıştır. Katılımcıların yaş, cinsiyet, sigara veya alkol kullanımı, eğitim durumu ve haftalık spor süreleri sorgulanmış; antropometrik ölçümleri (kilo, boy, bel çevresi, bel/boy oranı, kalça çevresi), vücut kompozisyonu, kan basıncı ölçümleri çalışmanın öncesinde ve 8 haftalık süreç sonunda alınmıştır. Yine, çalışma öncesi ve 8 haftalık süreç sonrasında, 8 saat açlık sonrasında sabah alınan kan numunelerinde tam kan sayımı, açlık kan şekeri, ALT, AST, total kolesterol, HDL, LDL, trigliserit, HbA1c, kreatinin, TSH, ferritin ve CRP değerleri incelenmiş; katılımcıların yeme tutum test puanları ve kardiyovasküler risk skorları hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda, kişilerin aynı diyete devam etme istekleri ve diyete uymadıkları gün sayıları sorgulanmıştır. Grupların kendi içinde öncesi sonrası ve gruplar arasında karşılaştırma yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken Kolmogrov Smirnov testi, Pearson Ki-kare testi, Mann Whitney U testi, Spearman Korelasyon testi ve Wilcoxon testinden faydalanılmış, P-değerinin 0,05'in altında olduğu durumlar istatistiksel anlamlı olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmamız 21 erkek 116 kadın olmak üzere ve 69'u zaman kısıtlı beslenme grubunda, 68'i üç ana üç ara öğün grubunda olmak üzere 137 katılımcı ile sonuçlandırılmıştır. İki gruptaki dağılıma bakıldığında cinsiyet, yaş, boy, sigara kullanımı, alkol kullanımı ve diyete uyulmayan gün sayısı bakımından istatistiksel fark bulunmamaktaydı (p>0,05). Eğitim durumu açısından ise, lisans ve lisans üstü katılımcıların oranı, aralıklı açlık grubunda istatistiksel olarak anlamlı derecede fazlaydı (p=0,012). Zaman kısıtlı beslenme grubunun iki aylık diyet öncesindeki değerleri, sonrasındaki değerlerle karşılaştırıldığında kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel* çevresi, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, ALT, AST, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın istatistiksel anlamlı olarak düştüğü; CRP, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının istatistiksel olarak anlamlı olarak arttığı gözlenmiştir (p<0,05). Üç ana üç ara öğünlü beslenen grupta ise kilo, BKİ, bel çevresi, kalça çevresi, bel/boy oranı (WHtR), bel çevresi*, bel/boy oranı (WHtR)*, sistolik tansiyon değerleri, diyastolik tansiyon değerleri, HbA1c, HDL, LDL, total kolesterol, CRP, ALT, kardiyovasküler risk skoru, vücut yağ oranı, obezite derecesi ve metabolik yaşın azaldığı; ferritin, vücut kas oranı ve vücut sıvı oranının arttığı saptanmıştır (p<0,05). Gruplar arasında elde edilen parametreler karşılaştırıldığında, zaman kısıtlı beslenen grupta üç ana üç ara öğün beslenen gruba göre kilo kaybının, BKİ'nde düşmenin, bel/boy oranındaki (WHtR)* azalmanın, obezite derecesinde azalmanın istatistiksel daha fazla olduğu bulunmuştur (p<0,05). Üç ana üç ara öğün grubunda ise, zaman kısıtlı beslenme grubuna göre LDL değerindeki azalmanın fazlalığı istatistiksel anlam kazanmıştır (p<0,05). Aynı diyet şekline devam etmek isteyen katılımcı sayısı da zaman kısıtlı beslenen grupta istatistiksel anlamlı olarak fazladır (p<0,001). Sonuç: Çalışmamızın sonuçları önceki literatür bilgilerini destekler nitelikte olup zaman kısıtlı beslenmenin kilo kaybı, yağ oranında azalma, sistolik tansiyonda düşme sağladığı ve metabolik parametreler bakımından olumlu etkilerinin olduğu saptanmıştır. Kilo kaybı bakımından üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline göre daha avantajlı olduğunun ortaya konulması önemlidir. HDL, LDL, total kolesterol ve trigliserit değerlerine etkileri bakımından literatürde rastlanan çalışmalardan farklı olarak HDL değerini iki grupta düşürmüştür, ancak iki grup arasında bu düşüş bakımından istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmemiştir. LDL değerini düşürme açısından ise, üç ana üç ara öğünlü beslenme grubu istatistiksel anlamlı olarak daha başarılı bulunmuştur. Sonuç olarak, her iki diyet yaklaşımının da olumlu sonuçlar sağladığı saptanmış; zaman kısıtlı beslenme şeklinin, üç ana üç ara öğünlü beslenme şekline, kilo verme tedavisinde iyi bir alternatif olduğu gözlenmiştir. Obezitenin beslenmeyle tedavisinde zaman kısıtlı beslenme yöntemi, yapılacak olan daha uzun süreli ve randomize kontrollü çalışmalarla desteklenerek rutin önerilebilir hale gelebilir.

Aralıklı açlıkBeslenmeBeslenme incelemeleri+7
Merve Yüzbaşıoğlu
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Altmış yaş üstü hastalarda kronik hastalıkların malnutrisyona etkisi

Amaç: Kronik hastalığı olan 60 yaş üstü olguların beslenme durumunu değerlendirmeyi, bu olgulardaki malnutrisyon eğilimini saptamayı ve nutrisyonel durumun kronik hastalıklarla olan ilişkisini tespit etmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Nisan 2011-Eylül 2011 tarihleri arasında yatırılarak tedavi edilen 60 yaş üstü 125'i erkek, 187 `si kadın olmak üzere 312 hasta çalışmaya alınarak kesitsel bir çalışma yapıldı. Hastalara MNA-SF testi uygulandı. Albumin, glukoz, total kolesterol, kan üre azotu, kreatinin, TSH, serbest T3, serbest T4, vitamin B12, folat, sodyum, potasyum, kalsiyum, trigliserid tetkikleri değerlendirildi. Hastaların bel çevreleri, kalça çevreleri ölçüldü ve bel çevresinin kalça çevresine oranı değerlendirildi. Boy ve kiloları ölçüldü ve VKİ hesaplandı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, medeni hali, yaşam ortamları (aile ile veya yalnız yaşayıp yaşamadıkları) sorgulandı ve kayıt edildi.Bulgular: MNA?10 olan hastaların daha yaşlı olduğu(p<0.001), BÇ/KÇ oranının daha düşük olduğu (p<0.001), BÇ'nin daha düşük olduğu (p<0.001), VKİ'nin daha düşük olduğu (p<0.001),albumin değerlerinin daha düşük olduğu(p<0.001), vitamin B12 değerlerinin daha yüksek olduğu (p<0.001), Na değerlerinin daha düşük olduğu, K değerlerinin daha düşük olduğu, Ca değerlerinin daha düşük olduğu, BUN değerlerinin daha yüksek olduğu (p<0.001), serbest T3 değerlerinin daha düşük olduğu (p<0.001), trigliserid değerlerinin daha düşük olduğu (p=0,032), total kolesterol değerlerinin daha düşük olduğu (p=0.029) tespit edildi.Kronik hastalıklar değerlendirildiğinde ise KBY ve KY hastalarında MNA skorunun daha düşük olduğu tespit edildi. 24 bağımsız değişkenle yapılan logistik regresyon analizi sonucu MNA skoru ile anlamlı ilişkisi olan değişkenler KY, demans,vitamin B12,albumin ve yaş olarak tespit edildi.Sonuç: Çalışmamızda kullandığımız Mini nütrisyonel değerlendirme formunun kısa şekli (MNA-SF) oldukça güvenilir, ucuz ve pratik değerlendirme şeklidir. Özellikle demanslı ve KKY li geriatrik olguların değerlendirilmesinde beslenme ve enerji dengesinin daha sıkı bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+4
Aycan Uğur
Bezmialem Vakıf University
2011
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of nutritional status among the elderly people attending primary health care centers in Al-Diwaniyah city

Malnutrition greatly affects the elderly due to various reasons such as physiological and functional changes that occur with age, lack of financial assistance and inadequate access to food. The aim of this study was to evaluate the nutritional status of elderly people attending primary health care centers in Al-Diwaniyah city, Iraq, in addition to medical problems such as infectious and non-communicable diseases, malnutrition increases the health problems of the elderly. The Study Design is a cross-sectional study. This study, which was conducted at primary health care centers in Al-Diwaniyah city, Iraq, from (25/3/2022) to (20/ 8/2022). The Study Sample the study consisted of elderly people aged 50-85 years who went to primary health care centers in the city of Al-Diwaniyah. Sample size calculator by used G* power program and the sample size consisted of 157 elderly people. The questionnaire used in this study is Mini Nutritional Assessment scale (MNA). Data analysis by used IBM SPSS 26 package program was used to analyze the data collected in the study, Frequency analysis , T-Test and ANOVA analysis , While creating the research report, 95% confidence interval (p<.05) was used for the significance level. The result of this study show that During the course of the present study data analysis and logical discussion and interpretation of result the study concludes that Most of the respondents are from the age group (60-69) and most of them are married, as well as the work status was not working, Family Monthly Income was Income equals expenses, and more than half of the sample get a Presence of Health Insurance. There is a significant statistical relationship between age, marital status, marriage age, education level, family monthly income, presence of children, Long Lived Place and Mini Nutritional Assessment Scale (MNA). Recommendation of this study is Increase the health awareness of the elders about consuming healthy food through application of educational activity such as meetings in primary health care, seminars, distribution of folders and leaflets in cooperation with primary health care providers. Establishing local NGO for care and support of older adults in the province involving members from health care providers, civil activist's volunteers, academics, social workers and lawyers to advocate and to protect them.

NutritionNutrition surveysPrimary health care+4
Qasım Abdulameer Habeeb Alkarakool
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Nurses' knowledge toward nutritional management for patients with chronic renal failure in Al- Samawah city, Iraq

Aim: Objectives of the study were to assess nurses' knowledge towards nutritional management of chronic renal failure patients and to find the relationship between nurses' knowledge and sociodemographic status. Methodology: In this research, a descriptive design was used. In the study, 200 nurses working in dialysis units and dialysis services at Al-Hussein Teaching Hospital in AL Samawah City, Iraq were included in the sample. In the study, data were collected between April and July 2022. The questionnaire used in the study consists of two parts: the first part includes sociodemographic information, and the second part includes questions to determine the nutritional knowledge of nurses in patients with chronic renal failure. Frequency distribution tables were created and evaluated for each question of the scale. Data were analyzed using SPSS version 25. Independent Sample t-Test, number, percentage, mean, median, standard deviation and one-way ANOVA were used in the evaluation of the data. Face-to-face interviews were conducted to compile the data. Results: In the study, 54.5% of the nurse were between the ages of 20 – 24; female 66.5 % ; unmarried nurse 54% ; education level high school nursing 46.5%; working experience of 3-5 year 51.5%; number of courses 1-2‎ ‎ times 81.4%; time of courses‎ 1 week was found to be 76.7%. It was determined that most of the nurses (60.5%) had good knowledge. There was a statistically significant correlation between the nurses' knowledge and their degree of nursing education (p<0.01). Nurses with bachelor's degrees were more knowledgeable than their other colleagues. Result: It is recommended to carry out a training program for all nurses working with patients with chronic renal failure, to continue researches on the evaluation of the knowledge of nurses working in dialysis units, and to improve their knowledge by ensuring that nurses complete their undergraduate and graduate education.

NutritionNutrition surveysKnowledge+5
Alı Kareem Neamah Neamah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Gestasyonel diyabeti olan kadınların beslenme düzeninin değerlendirilmesi

Bu araştırma, gestasyonel diyabeti olan kadınların beslenme düzeninin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı‎ olarak yapılmıştır. Araştırma Bağdat Valiliği'ne bağlı Bağdat Eğitim Hastanesi ve özel bir kliniğe 30 Aralık 2022 - 28 Mart 2023 tarihleri arasında başvuran 235 diyabetik gebe ile yürütülmüştür. Verilerin toplanmasında yapılandırılmış kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde dağılımları kullanılmıştır. Araştırmaya katılan gebelerin %32,3'ünün 28-32 yaş grubunda olduğu, %54,5'inin eğitim düzeyinin lisans ve lisansüstü olduğu, %55,3'ünün beslenme önerisi aldığı, %29,8'inin beslenme önerilerini doktordan aldığı, %43,4'ünün dört kez/öğün yemek yediği, %49,8'inin öğün atlamadığı, öğün atlayanlarında %51,9'unun zayıf kalmak için öğün atladığı, %37,9'unun üzüntülü/yorgun olduğunda her zamankinden az yediği, %54,5'inin sevinçli/heyecanlı olduğunda beslenmesinde bir değişiklik olmadığı, % 21,7'sinin öğün aralarında meyve yediği tespit edilmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda özellikle birinci basamaklarda çalışan sağlık profesyonellerinin, gebelere hem anne hem de bebek sağlığı açısından obezitenin zararları ve dengeli beslenmenin faydaları konusunda bilgilerini artırmaya yönelik eğitim programları/kursları düzenlemeleri önerilmektedir.

BeslenmeBeslenme incelemeleriDiabet-gebelik sırasında+3
Mays Ibrahım Mahmood
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Birinci basamak sağlık merkezlerinde çalışan hemşirelerin gebelikte yetersiz beslenmeye ilişkin bilgilerinin değerlendirilmesi

Gebelik döneminde yeterli düzeyde beslenme hem kadın hem de fetüs için önemlidir. Araştırma; birinci basamak sağlık merkezlerinde çalışan hemşirelerin, gebelik dönemindeki kadınların beslenme durumlarına ilişkin bilgilerini tespit etmeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde sosyodemogrofik veriler, ikinci bölümünde MNA-SF ölçeği ve üçüncü bölümde de Kendi Kendine Beslenme Değerlendirme Skoru (SANS) soruları bulunmaktadır. MNA-SF ölçeği tarama ve değerlendirme olarak 2 bölümdür. Tarama puanı ortalaması 11,32±2,04 ve toplam değerlendirme puanı 17,28±4,87'dir. Toplam değerlendirme puanı ortalaması (SANS) 3,70±7,70'dir. Gelir memnuniyetine göre tarama puanı ve toplam değerlendirme puanı farklılık göstermektedir. Ayrıca tarama puanı ve toplam değerleme puanının beslenme durumu öz değerlendirme sonucuna göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Sonuç olarak hemşirelerin gebelerde yetersiz beslenme durumuna ilişkin bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu ve bilgilerinin birçok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterdiği saptanmıştır.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme incelemeleri+6
Faten Abdullah Ahmed Ahmed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversitede öğrenim gören öğrencilerin yeme tutumları ile benlik saygısı arasındaki ilişki

AMAÇ: Bu araştırma üniversite öğrencilerinin yeme tutumları ile benlik saygısı arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapıldı. GEREÇ-YÖNTEM: Tanımlayıcı tipte yapılan araştırmanın çalışma evrenini bir üniversite merkez kampüslerinde okuyan 9103 lisans ve ön lisans öğrencileri oluşturdu. Araştırmanın örneklemi 500 öğrenciden oluştu. Örnekleme seçilecek öğrencileri belirlemek için fakülte ve yüksekokul bölümlerinde okuyan öğrencilerin sayıları listelenerek tabaka ağırlığı ve okullardan örnekleme alınacak öğrenci sayısı belirlendi. Veri toplama aracı olarak Anket Formu, Yeme Tutum Testi ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği kullanıldı. Araştırmanın uygulanabilmesi için gerekli izinler alındı. Verilerin analizinde sayı-yüzde, X2 (ki-kare) ve Spearman Korelasyon Testi kullanıldı. BULGULAR: Öğrencilerin %52.4'ü erkek öğrencidir ve %70.6'sı normal kiloludur. Yeme Tutum Testinden öğrencilerin %32.2'si 30 puan ve üzerinde aldı. Öğrencilerin sınıf seviyelerinin, anne eğitim düzeylerinin artmasının ve ailesinde şişman birinin olmasının yeme davranışlarını olumlu yönde etkilediği belirlendi. Araştırma kapsamına alınan öğrencilerin %61.6'sı orta düzeyde benlik saygısına sahip olduğu bulundu. Öğrencilerin sınıf seviyesi arttıkça benlik saygılarının arttığı ayrıca ailesinde şişman birisinin olmasının benlik saygısını olumlu etkilediği görüldü (p<0.05). Öğrencilerin cinsiyetleri, baba eğitim durumu ve algıladıkları aylık gelir düzeyi ile benlik saygısı arasında bir ilişki olmadığı saptandı (p>0.05). Vücut kitle indeksi ile yeme tutum testi arasında negatif yönde çok zayıf bir ilişki, vücut kitle indeksi ile benlik saygısı arasında pozitif yönde çok zayıf bir ilişki bulundu. Yeme tutum testi puanı ile benlik saygısı puanı arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki bulundu. SONUÇ: Bu araştırmada vücut kitle indeksinin yeme tutumu ve benlik saygısını etkilemediği ancak yeme tutumu ile benlik saygısı arasında ilişki olduğu sonucuna ulaşıldı. Okul hemşirelerinin üniversite öğrencilerine yönelik yapılacak olan yeme tutumu ve benlik saygısı ile ilgili çalışmalarda rol alması önerilir. Anahtar kelimeler: beslenme, obezite, okul sağlığı, yeme tutumu, benlik saygısı, okul hemşireliği

BenlikBenlik saygısıBeslenme+7
Öznur Kurucu
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nevşehir ili Özkonak kasabasında bulunan Cumhuriyet İlköğretim Okulu öğrencilerine verilen beslenme eğitiminin etkinliğinin incelenmesi

Araştırma 02.03.2011-10.06.2011 tarihlerinde, Nevşehir Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Avanos ilçesindeki Cumhuriyet İlköğretim Okulunda 3-7. sınıflarda okuyan 77 öğrenciye verilen beslenme eğitiminin etkisini incelemek amacıyla yarı deneysel olarak yapıldı.Veriler, gözetim altında anket formu kullanılarak toplandı, öğrencilerin boy ve kiloları ölçülerek BKI hesaplandı. Eğitimde; sınıf içi konu anlatımları ve literatürden yararlanarak geliştirilen beslenme broşürü kullanıldı. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzdelik, ortalama ve ki-kare önemlilik testleri kullanıldı.Öğrencilerin %44.2'si erkek, %55.8'i kız öğrenci idi. Eğitim öncesi bilgi puanının 11.5, eğitim sonrası 13.3 olduğu ve bilgi puanları ile eğitimin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0.05). Eğitim öncesi öğrencilerin yaklaşık yarısının öğün atladığı (%46.8) ve atlanan öğünün daha sık olarak (%29.9) kahvaltı öğünü olduğu, televizyon izlerken şekerleme, çikolata, gofret, cips, bisküvi ve asitli içecekleri tükettiği tespit edildi. Eğitim sonrası öğrencilerin ana öğünleri düzenli almaya başladığı (%85.7), daha düzenli kahvaltı yaptıkları, beslenme alışkanlıklarının olumlu yönde değiştiği, bilgi puanlarının artış gösterdiği ve bilgi puanlarındaki artışın cinsiyetle ilişkisinin olmadığı saptandı (p>0.05).Sonuç olarak çalışmada verilen beslenme eğitiminin etkin olduğu söylenilebilir. Okul sağlığı çalışmaları kapsamında okullarda öğrenci, öğretmen, idareci ve ailelere yönelik beslenme eğitimine önem verilmesi vurgulandı.

BeslenmeBeslenme incelemeleriNevşehir+1
Bahriye Kaplan
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2011
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Beslenme intoleransı olan prematüre bebeklerde domperidon ve eritromisinin etkinliğin değerlendirilmesi

Beslenme İntoleransı Olan Prematüre Bebeklerde Domperidon ve Eritromisinin Etkinliğin Değerlendirilmesi Amaç: Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan, beslenme intoleransı olan prematüre bebeklerde eritromisin ve domperidon?nun tam enteral beslenmeye geçiş hızına etkisini değerlendirmek. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Ocak 2011 - Mart-2013 tarihleri arasında yenidoğan yoğun bakımda yatarak tedavi gören ?34 gestasyonel hafta 6 gün ve ?1999 gram altındaki beslenme intoleransı olan preterm bebekleri kapsamaktadır. Hastalar retrospektif olarak üç ayrı gruba ayrılmıştır; 1.grup eritromisin, 2. grup domperidon, 3.grup prokinetik ajan kullanılmayan ve beslenme intoleransına yönelik herhangi bir başka tedavi yönteminin uygulanmadığı hastalardan oluşmaktadır. Tüm gruplar ayrıca kendi içinde üç alt grupa (?999 gram altı ve ?1000 gram üzeri, ?1499 gram altı ve ?1500 gram üzeri, ?31 gestasyonel hafta 6 gün altı ve ?32 gestasyonel hafta üzeri ) ayrılmıştır. Tüm hastalar ilk 5 gün içinde beslenemeyen ve gastrik rezidünün yanı sıra; abdominal distansiyon, kusma, apne, bradikari ve saturasyon düşüklüğü bulgularından en az birinin eşlik ettiği vakalardan oluşmaktadır. 1.grup eritromisin 4 x10 mg/kg 2 gün ve 4 x 4 mg/kg 5 gün (max. 7 gün), 2. grup domperidon 3 x 0.3 mg/kg (max. 7gün) almıştı. Bulgular: Bu çalışmada retrospektif olarak beslenme intoleransı olan 73 preterm yenidoğan değerlendirilmiştir. Eritromisin grubu 30, domperidon grubu 21 ve kontrol grubu 22 hastadan oluşmaktadır. Tam beslenmeye geçiş başarısı ve zamanı için üç grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (P>0,05). Her grupta subgruplar tam enteral beslenmeye geçiş başarısı için karşılatırıldığında, üç grup için de istatistiksel anlamlı fark bulunmadı (P>0,05). Üç grubun tüm subgruplarının tam beslenmeye geçiş başarısı için karşılaştırılmasında, hiçbir subgrupta gruplar arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (P>0,05). Umbilikal arter kateterinin kalma süresi için tam beslenmeye geçen ve geçemeyen vakalar karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (P>0,05). Umbilikal ven kateterinin kalma süresi için tam beslenmeye geçen ve geçemeyen vakalar karşılaştırıldığında iki grup arasında istatistiksel anlamlı fark yoktu (P>0,05). Toplam 38 vakada beslenmeyi takip eden 1. ve 2. saatin sonunda mide içerik hacimleri ölçülerek mide boşalma hızları değerlendirilmiştir. Üç grup arasında istatistiksel anlamlı fark gösterilememiştir (P>0,05). Sonuç: Prematüre bebeklerde beslenme intoleransı tedavisinde, eritromisin ve domperidon prokinetik etkinlikleri nedeniyle araştırılmaktadır. Bizim çalışmamızda, her iki ilaç kontrol grubu ve birbiriyle karşılaştırılmıştır. Üç grup arasında tam enteral beslenmeye geçiş hızı ve başarısı için yapılan karşılaştırmada istatistiksel anlamlı farklılık saptanmamıştır. Her iki ilaca ait yan etki izlenmemiştir. Bu sonuçlar ışığında eritromisin ve domperidonun prematüre bebeklerde kullanılmasının güvenli olduğu ancak çok düşük doğum ağırlıklı prematür bebeklerde beslenme intoleransı tedavisinde rutin kullanımına yönelik öneri yapılabilmesi için daha fazla randomize kontrollü çalışma yapılmasının gerekli olduğu kanaatine vardık. Ultrason ile mide içerik hacimleri ölçülen hastalarda beslenme sonrası 1. ve 2. saatte ölçülen mide içeriği hacimlerini benzerdi. Mide boşalma hızının değerlendirilmesinde bu metodun rutin kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi için daha fazla randomize kontrollü çalışma yapılmasının gerekli olduğunu düşündük. Anahtar Kelimeler: Beslenme intoleransı, Enteral beslenme, Gastrointestinal motilite Prematüre, Prokinetik ilaçlar

Bebek-prematürBeslenmeBeslenme incelemeleri+5
Hüseyin Selim Asker
Çukurova University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi'nin sağlıkla ilgili fakültelerindeki ilk ve son sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları ve obezite sıklığı

Tanımlayıcı-kesitsel tipteki bu çalışma, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi ve Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan ilk ve son sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını ve obezite sıklıklarını saptamak ve bu durumu etkileyebilecek faktörleri ortaya koymak amacıyla yapılmıştır (n=1068). Evrene ulaşım oranı %88,0 olarak gerçekleşti. Araştırmada veri toplama aracı olarak soru kâğıdı kullanılmıştır. Toplanan veriler tanımlayıcı istatistikler, Kruskal Wallis, Mann-Whitney U ve ki-kare testleri kullanılarak analiz edildi. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmada yer alan öğrencilerin %61,5'i kadın, %38,5'i erkek ve BKİ ortalamaları 21,93 ± 3,16 kg/m² olarak bulundu. Araştırmaya katılan üniversite öğrencilerinin %12,2'sinin zayıf, %72,4'ünün normal kilolu ve %15,4'ünün fazla kilolu veya obez olduğu tespit edildi. Erkek cinsiyette olan ve tıp fakültesinde eğitim görmekte olan öğrencilerin beden kitle indeksine göre kilolu veya obez olma durumu anlamlı düzeyde yüksek olarak saptandı. Öğrencilerin yaklaşık yarısının günde 2 öğün ve daha az yemek yediği, en çok atlanan öğünün ise kahvaltı olduğu tespit edildi. 1. sınıfta eğitim gören öğrencilerde her gün süt ve süt ürünleri, meyve ve sebze tüketimi anlamlı düzeyde yüksek bulunurken (Sırasıyla p=0,024 ve p=0,007), son sınıfta eğitim gören öğrencilerde sigara ve alkol kullanma durumu anlamlı düzeyde yüksek bulundu (Sırasıyla p=0,040 ve p=0,026). Aile veya akraba ile birlikte kalmanın tüketilen besinler üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptandı. Öğrencilerin %31,6'sının en az 1 kez diyet yaptığı, %33,9'nun düzenli egzersiz yaptığı görüldü. Sonuç olarak üniversite öğrencilerinde obez veya kilolu olma durumunun yaygın olduğu belirlendi. Elde edilen sonuçlar öğrencilerde obezitenin önlenmesi için yeterli ve dengeli beslenme alışkanlıklarının kazandırılmasının, düzenli ve yeterli fiziksel aktivite yapmayı günlük yaşamlarının bir parçası haline getirmelerinin sağlanmasının önemli olduğu; sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının geliştirilmesi amacıyla eğitimin ilk aşamalarından itibaren öğrencilerin bilinçlendirilmelerinin gerekliliğini göstermektedir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme bozuklukları+4
Ferit Yetkinşekerci
Gaziantep University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sepsis hastalarında total parenteral nutrisyonda lipid seçiminin proinflamatuar sitokinler üzerine etkisi

Amaç: Bu çalışmada, Yoğun Bakımda sepsis tanısı olan hastalarda MCT/LCT, LCT/ω-9 ve MCT/LCT, ω-3, ω-9 lipid içeren parenteral nutrisyon ile beslenen hastalardaki inflamatuar sitokin düzeylerinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya; 18 yaş üzeri, sepsis tanısı almış, total parenteral nutrisyon desteği alan toplam 30 hasta dahil edildi. Sepsis tanısı; ispatlanmış bir enfeksiyon kaynağı ile SIRS (taşikardi, takipne, ateş, lökositoz) kriterlerinin birleşimi olarak kabul edildi. Hastalar parenteral nutrisyon içeriği olarak randomizasyon ile 3 gruba ayrıldı: GRUP A: (n:10), 1g/kg MCT/LCT içeren TPN; GRUP B: (n:10), 1 g/kg LCT ve ω-9 içeren TPN; GRUP C: (n:10), 1g/kg MCT/LCT, ω-9 , ω-3 içeren TPN. Çalışmaya dahil edilen hastaların beslenmeye ilk başladıkları gün 0. gün olarak alındı. 0,3 ve 5. günlerde kan örnekleri toplanarak; TNF-α, IL-1, IL-6, ve IL-8 değerlerine bakıldı. Hastalarda gelişen yan etkiler kaydedildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 30 hastanın ortanca yaşı 52 (19-81); cinsiyet dağılımı incelendiğinde hastaların % 80‟i (24 kişi) erkektir. Hastaların ortalama vücut kitle indeksleri 25.1±3.3 kg/cm2 dir. Hastaların SOFA skor dağılımı incelendiğinde ortanca 5 (4-9) olduğu saptanmıştır. Hastaların başlangıç, üçüncü ve beşinci günlerde ölçülen IL-1, IL-6, IL-8 ve TNF-α dağılımlarının gruplara göre zamana bağlı değişimi incelenmiştir. Ancak istatistik olarak anlamlı fark elde edilememiştir (p > 0.05). Sonuç: Çalışmamızın sonucunda, total parenteral nütrisyonun bir komponenti olarak uygulanan hem MCT/LCT, hem LCT/ω9 hem de MCT/LCT- ω 9- ω 3 karşılaştırıldığında sepsiste proinflamatuar sitokin düzeyi açısından birbirlerine üstün olmadıkları, ayrıca proinflamatuar sitokinlerin artışına da yol açmadıkları gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Sepsis, lipid, total parenteral nutrisyon.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme incelemeleri+5
Çağatay Küçükbingöz
Çukurova University
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Ergen sporcularda kişilik özellikleri ile yeme bozuklukları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, ergen sporcularda yeme bozuklukları ile kişilik özellikleri arasında ilişki olup olmadığını tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya 17-19 yaş aralığında yer alan; 112 kadın, 177 erkek olmak üzere 289 sporcu katılmıştır. Araştırmada veriler, gönüllü katılım formu, demografik bilgi formu, YTT-26 ve SCL 90 R üzerinden toplanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS paket programı kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Çalışmanın ana hipotezini test etmek etmek amacıyla YTT-26 ile SCL 90 R toplam puanı ve tüm alt testleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla korelasyon analizi yapılmıştır. Yapılan korelasyon analizi sonucuna göre, YTT-26 toplam puanları ile SCL 90 R toplam puanları ve tüm alt testleri arasında anlamlı, pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Çalışmanın alt hipotezini test etmek amacıyla ise YTT-26'nın cinsiyete göre değerlendirilmesi için bağımsız gruplar t-testi yapılmıştır. Bağımsız örneklem t-testi sonucuna göre; kadınların (Ort.=12,17, SS=12.003) yeme tutum testi puanlarının, erkeklere (Ort.=8,34, SS=7,19) göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur, t(161,871)=3,049, p<.01. Sonuçlar: Araştırma sonucu yeme bozuklukları değerlendirilirken kişilik özelliklerinin ve belli demografik özelliklerin göz önüne alınması gerektiğini göstermiştir.

Beslenme bozukluklarıBeslenme incelemeleriBeslenme ve yeme bozuklukları+6
Nagehan Özkayalar Ortaç
Manisa Celal Bayar University · Institute of Health Sciences
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi idari çalışanlarında beden kompozisyonu, beden algısı, yeme ve tartılma alışkanlıkları

Amaç: Obezite prevalansında dünya genelinde olduğu gibi ülkemizde de hızlı artış vardır. Obezitenin davranışsal paradigmalarıyla ilgilenen çalışma sayısı ise yeterli değildir. Bu çalışmada Üniversitemizdeki idari çalışanlarda beden algısı, yeme-tartılma alışkanlıklarıyla beden kütle indeksi arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Veriler, sosyodemografik bilgi formu, Stunkard Beden Algısı Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi ve araştırmacılar tarafından literatür incelenerek oluşturulan, obeziteyle ilişkili davranışları değerlendirme formu kullanılarak toplanmıştır. Boy, beden ağırlığı, bel ve kalça çevresi ölçümleri yapılmıştır. Bulgular: Araştırmaya 513 kadın ve 335 (%39,5) erkek alındı. Obezite prevalansı kadınlarda %15,8, erkeklerde %19,7'ydi. Beden algısından memnuniyet oranı erkeklerde daha yüksekti (p=0,000). Kadınların %78,0'ı kilosundan memnun olmayıp kilo vermek istemekteydi. Beden memnuniyeti olanların oranı BKİ arttıkça düşme eğilimindeydi (p=0,000). Toplam 490'ının (%57,8) kilo verme girişiminde bulunduğu belirlendi. Erkeklerde hızlı yediğini bildirenlerin oranı (%43,9) kadınlardan (%31,0) yüksekti (p=0,001). Zayıftan obez gruba doğru hızlı yiyenlerin oranlarında artış olduğu saptandı (p=0,000). Katılımcıların üzüntü-stres durumunda %45,2'sinin iştahlarının kapandığı ve üzüntü-stres durumunda yemenin, obez grupta daha yüksek olduğu görüldü (p=0,0001). Toplamda % 65,7'nin düzenli tartılma alışkanlığı yoktu; düzenli ve düzensiz tartılanlar arasında normal ve kilolu oranları benzerken, zayıf ve obez grupta düzensiz tartılma daha yüksekti (p=0,041). Ölçülen ve ifade edilen BKİ değerleri benzer olup aralarında anlamlı fark bulunmadı (p=0,614). BKİ grupları arasında kahvaltı atlama, akşam atıştırmaları, öğünleri yeme yeri, kimlerle yediği, mutfak-oturma alanın birlikteliği ve fiziksel aktivite açısından bir fark belirlenmedi. Sonuç: Üniversitemiz idari çalışanlarında obezite prevalansı toplumdan daha düşüktür. Çalışmamızın sonucunda obezitede beslenme ve tartılmaya yönelik bir takım davranışsal faktörlerin etkisi olabileceği, bu nedenle korunmada ve yönetilmesinde bu etkenlerin yol gösterici olabileceği düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: Obezite, idari çalışan, beden algısı, yeme ve tartılma alışkanlıkları

Beden imajıBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+7
Nimet Gök
Çukurova University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniverstesi Tıp Fakültesi 1. sınıf ve 6. sınıf öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Yeterli ve dengeli bir beslenme ile sağlığın korunması, geliştirilmesi mümkündür. Ülkemizde yetersiz ve dengesiz beslenme büyük bir toplumsal sorundur. Özellikle gençlerin beslenme alışkanlıkları ile ilgili araştırmalarda, çok ciddi sorunların yaşandığı bilinmektedir. Bu çalışmada, tıp fakültesi öğrencilerinin beslenme bilgilerini, beslenme alışkanlıklarını ve beslenme konusundaki problemlerini ortaya koymak ve tıp fakültesi eğitiminin beslenme bilgi düzeyine etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Tanımlayıcı tipteki araştırmamız Ağustos 2019 ile Aralık 2019 tarihleri arasında Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde öğrenci 1.sınıf ve 6.sınıf toplam 280 katılımcı ile yüz yüze anket yöntemiyle uygulanarak yürütülmüştür. Anketimiz sosyodemografik bilgileri sorgulayan 15 soru ve beslenme alışkanlıklarını sorgulayan 29 sorudan oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılanların %51,60'ı (n=145) erkek, %67,62'si (n=190) 1.sınıf öğrencisiydi. Öğrencilerin yaş ortalaması 20,44±2,60 yıldır. 6.sınıfların VKİ ortalaması (22,75±3,37) 1.sınıflara göre (21,79±3,25) daha yüksekti (p:0,014). Düzenli kahvaltı alışkanlığı olanların oranı 1.sınıflarda (%61,05), 6.sınıflara göre (%42,86) daha yüksekti (p:0,012). Kahvaltıda peynir, zeytin, yumurta vb. besin tüketenlerin oranı, 1.sınıflarda (%73,51) 6.sınıflara göre (%36,47) daha yüksektir (p<0,001). Spor veya egzersiz yapma oranı, 1.sınıflarda (%45,56) 6.sınıflara göre (%32,97) daha fazlaydı (p:0,031). 1.sınıflarda spor yapılan gün sayısı (3,14±1,56) 6.sınıflara göre (2,36±1,50) daha fazlaydı (p:0,010). Sonuç: Bu sonuçlar değerlendirildiğinde; tıp fakültesi öğrencilerinde eğitim seviyesi ile yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıkları doğrudan bir ilişki olduğu tespit edilemedi (?). Eğitim seviyesi artmasına rağmen 6. sınıf öğrencilerinde sağlıksız beslenme alışkanlıklarının ve sedanter yaşam tarzının daha ön planda olduğu görülmektedir. Bunun nedeninin ise, tıp fakültesinin yorucu ve stresli ortamı ve öğrencilerde bilgi eksikliğinden kaynaklanabileceği düşünülmekte ve bu konuda çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. 6.sınıflarda günlük içilen çay miktarı (3,54±2,86) 1.sınıflara göre (2,34±1,71) daha fazlaydı (p<0,001). 6.sınıflarda günlük içilen kahve miktarı (2,42±1,58) 1.sınıflara göre (1,71±,95) daha fazlaydı (p:0,001). Anahtar Kelimeler: beslenme, egzersiz, öğrenci, sedanter, tıp

AydınBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+6
İbrahim Halil Çetin
Aydın Adnan Menderes University
2020
00

Related subjects