Çocuk ihmali
Bu konu başlığı altında 60 tez
Cinsel istismar mağduru çocuk olgularda kriter bazlı ifade analizi'ne medikolegal yaklaşım
Çocuğun cinsel istismarı olgularında, çoğunda cinsel istismarı gösterir fiziksel bulgu saptanamadığı durumlarda elimizdeki tek kanıt çocuğun ifadesidir. Çocuğun ifadesinin güvenilirliğini göstermeyi amaçlayan yöntemlerden biri de İfade Geçerlilik Analizidir. Çalışmamızda; cinsel istismara uğradığı iddiası edilen çocukların alınan öykülerine, İfade Geçerlilik Analizinin ana taşı olan Kriter Bazlı İfade Analizinin uygulanabilir olup olmadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızda örneklememizi; cinsel istismara uğradığı iddiası ile adli makamlar tarafından Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Adli Tıp Anabilim Dalı polikliniğine 15.01.2022-30.10.2022 tarihleri arasında gönderilen 111 çocuk oluşturmaktadır. Prospektif ve kesitsel olan çalışmamızda, çocukların alınan öyküleri Kriter Bazlı İfade Analizi ile değerlendirme sonuçları, çocukların adli tıbbi ve adli psikiyatrik muayene bulguları ile karşılaştırıldı. Çalışmamızda; fizik muayene, anogenital muayene, laboratuvar tetkiklerinde bulgu olmaksızın Kriter Bazlı İfade Analizinin adli psikiyatrik muayene bulguları ile istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkisi olduğu, her iki cinsiyette, 7 yaş ve üzeri tüm çocuklarda yüksek doğruluk ve özgüllükle kullanılabilir olduğu sonucuna varıldı.
Sağlık çalışanlarına çocuk istismarı ve ihmali konusunda yapılan eğitimin bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisi
İstismar ve ihmal çocukların fiziksel, duygusal ve psikolojik gelişimini olumsuz etkileyen ve davranış bozukluğuna yol açan olaylar arasında yer almaktadır. İstismar ve ihmalin yeterince bildirilmemesi, tanı konulmasındaki güçlükler, inkâr edilmesi ve gizli kalması sorunun önemini daha da artırmaktadır. Araştırma, sağlık çalışanlarına çocuk istismarı ve ihmali konusunda yapılan eğitimin bilgi ve farkındalık düzeylerine etkisini belirlemek amacıyla, ön test-son test kontrol gruplu deneysel çalışma olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini bir şehir ve bir üniversite hastanesinde görev yapan sağlık çalışanları oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemini ise 95 sağlık çalışanı (deney grubu=48, kontrol grubu= 47 sağlık çalışanı) oluşturmuştur. Veriler, 'Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerini Tanılama Ölçeği ile toplanmıştır. Etik kurul onamı alınmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde yüzde dağılımı, ortalama ve standart sapma, bağımlı ve bağımsız gruplarda t-testi ve ki-kare analizi kullanılmıştır. Eğitim ortalama 30 dk haftada bir kez toplam 3 oturum olarak uygulanmıştır. Deney ve kontrol grubunun eğitim öncesinde ölçek puan ortalamaları değerlendirildiğinde, ortalamanın üzerinde bilgi puanına sahip olmakla birlikte istendik düzeyde yüksek olmadığı belirlenmiştir. Gruplar arası karşılaştırmalarda deney grubunun kontrol grubuna göre ön-test ölçek puan ortalaması arasında anlamlı bir farklılık yoktur (p>0.05), son testte ise deney grubunun ölçek puan ortalaması daha yüksek olup bu farklılık ileri düzeyde anlamlıdır (p<0.001). Grup içi karşılaştırmalarda deney grubunun son-test ölçek puan ortalamasının ön-teste göre ileri düzeyde anlamlı yükselme gösterdiği (p<0.001), kontrol grubunda ise son-test puan ortalamasının ön-teste göre anlamlı bir değişiklik göstermediği (p>0.05) saptanmıştır. Sonuç olarak, uygulanan eğitimin sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarı hakkında bilgi ve farkındalık düzeylerini artırmada etkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Çocuk ihmali, Çocuk İstismarı, Sağlık Çalışanları, Psikiyatri hemşireliği, Eğitim
Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi'ne başvuran çocuk istismarı ve ihmali olgularının değerlendirilmesi
Amaç: Çocuk istismarı ve ihmali karmaşık nedenleri ve oldukça trajik sonuçları olan, tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psikososyal kapsamlı ciddi bir sorundur. Bu çalışmanın amacı Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi (Ç.Ü.T.F.) Adli Olguları Değerlendirme Heyetine çeşitli yollardan başvuran istismara uğramış olgular ile ailelerinin ayrıntılı demografik özelliklerini ve istismarın sonuçlarını toplumsal, sosyokültürel açıdan değerlendirmektir.Gereç ve Yöntem: 2006-2009 yılları arasında Ç.Ü.T.F. Adli Olguları Değerlendirme Heyetine başvuran cinsel istismara uğramış 3-18 yaş aralığındaki 484 olgunun dosyaları retrospektif olarak incelendi. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 17.0 paket programı kullanıldı.Bulgular: Çalışmamızdaki 484 olgunun 143'ü (% 29,5) erkek, 341'i (% 70,5) kız idi. Cinsel istismara uğrayan çocukların yaş ortalaması 12,09±3,82 olup kızlar için 13,04±3,52, erkekler için 9,85±3,58 yıl idi. İstismara uğrayan çocukların ortalama eğitim süresi 4,91±3,32, kızlar için 5,50±3,3, erkekler için ise 3,50±2,9 yıl idi. Cinsel istismar şekli olguların % 11,6'sında sürtünme, % 24,8'inde genital penetrasyon, % 19,0'unda anal penetrasyon, % 1,7'sinde oral penetrasyon, % 0,8'sinde sözlü istismar, % 2,3'ünde öpme, % 11,4'ünde dokunma şeklinde olup % 28,4'ünde ise bu istismar şekilleri birliktelik göstermekte idi. Olguların % 54,4'ü tanıdık, % 20,3'ü yabancı kimse, % 11'i akraba-üvey baba, % 8,5'u 1.derece akraba, % 5,8'i nikahsız eş tarafından istismar edilmiş idi. % 46,4'ünde cinsel istismarın tekrarlaması, % 29,5 genital muayene bulgusu, % 5,6'sında ise gebelik var idi. Mağdurun istismara yaklaşımı % 23,8'inde gizleme, % 72,7'sinde ise yardım arama şeklinde idi. Ailenin istismara yaklaşımı % 11,0'inde gizleme, % 88,4'ünde yardım arama şeklinde iken çocuğa yaklaşımı % 21,5'unda suçlayıcı-baskılayıcı, % 78,3'ünde ise destekleyici-koruyucu idi. Olguların % 20,2'sine ASB, % 28,9'una ise PTSB tanısı koyulmuş olup % 5,2'sinde DEHA, % 11,6'sında zeka geriliği var idi.Sonuç: Ülkemizde çocuk istismarı ve ihmali ile ilgili güvenilir, yeterli ve istatistiksel veriler bulunmamaktadır. Bu nedenle öncelikle ülkemizde çocuk istismarı ve ihmalinin şu andaki durumunun tespit edilmesine ve bu konuda geniş kapsamlı bilimsel çalışmaların yapılmasına gereksinim vardır. İstismar ve ihmalin tanı ve tedavisinde multidisipliner yaklaşım esas olup istismarı önleme, tedavi etmekten daha kolay ve başarılıdır. Bunun için toplumun, çocukların, öğretmenlerin, sağlık personellerinin bilinç seviyesinin ve duyarlılığının arttırılmasına yönelik eğitim programlarının planlanması ve uygulanması gereklidir. İstismarın bildirimi ve yasal düzenlemeler ile sosyal destek programlarının yapılandırılması bu süreçte önemli ve zorunludur.
Adana il merkezi aile hekimliği birimlerinde görev yapan doktorların çocuk istismarı ve ihmali hakkında bilgi, farkındalık ve tutumlarının belirlenmesi
Giriş ve Amaç: Çocuk istismarı ve ihmali (ÇİVEİ) nedenleri ve sonuçları açısından tıbbi, hukuki, gelişimsel ve psikososyal temeller kapsamında incelenen, çocuğu yalnız içinde bulunduğu dönemde değil gelecek yaşamında da olumsuz etkileyen, tanı konmadığı ve önlem alınmadığı taktirde tekrar ve hatta ölüm riski olan bir halk sağlığı sorundur. Bu çalışma Adana İl Merkezi Aile Hekimliği Birimlerinde 1. basamak sağlık hizmeti sunucusu olarak görev yapan doktorların, çocuk istismarı ve ihmalinin belirtileri ve riskleri konusundaki bilgi düzeylerini saptamak, bu konudaki farkındalıklarını ve tutumlarını ortaya koymak, istismar konusunda aldıkları eğitim ve mesleki deneyimlerinin bu bilgi düzeylerine etkisini ve etkileyen diğer faktörleri ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Gereç Yöntem: Bu çalışma Adana İli 4 merkez ilçe sınırları içerisinde birinci basamak sağlık hizmeti sunan 113 aile sağlığı merkezinde çalışan 485 aile hekimine yapılan tanımlayıcı bir çalışmadır. Adana merkez ilçelerinde 113 aile sağlığı merkezi (ASM), 485 aile hekimi bulunmaktadır. Bunların ilçelere göre dağılımı, Seyhan; 53 ASM 233 aile hekimi, Çukurova 20 ASM 97 aile hekimi, Yüreğir 25 ASM 116 aile hekimi, Sarıçam 15 ASM 39 aile hekimi şeklindedir. Çalışmada ASM'lerde çalışan hekimler için örneklem seçilmeyip tüm evrene (ön anket çalışması uygulanan 10 hekim araştırmaya dahil edilmemiş olup araştırma evrenini 475 aile hekimi oluşturmuştur) ulaşılması hedeflenmiştir. ASM'ler çoğu zaman birden fazla kez ziyaret edilerek 439 (% 92,4) hekime ulaşılmış ve 375 (ulaşılan aile hekimlerinin % 85,4'ü) hekime araştırmacı tarafından yüz yüze görüşerek anket uygulanmıştır. Ulaşılan hekimlerin 64'ü (% 14,6) çalışmaya katılmak istemediği için 375 hekimle çalışma tamamlanmıştır. Aile hekimlerinden yazılı aydınlatılmış onam formu alınmıştır. Çalışma kapsamında hekimlerin sosyodemografik özellikleri, eğitim durumları, çalışma süreleri, olguyla karşılaşma durumları, olguya müdahale özelliklerini içeren 17 soruluk kişisel bilgi formu ve hekimlerin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi düzeylerini belirlemek amacıyla Aynur Uysal tarafından geliştirilen ''Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu'' kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 19 for Windows paket programı yardımıyla, istatistiksel analiz olarak ki-kare testi, t testi, ANOVA testi, korelasyon testi kullanılmış ve p<0,05 olması anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan aile hekimlerinin yaşları 24 ile 68 arasında değişmekte olup yaş ortalamaları 47,46'dır. Aile hekimlerinin % 66,7'sini erkek, % 33,3'ünü kadın hekimler oluşturmaktadır. Hekimlerin % 91,5'i pratisyen hekim, %2,7'si aile hekimliği asistanı, % 5,9'u aile hekimi uzmanıdır. Hekimlerin % 39,7'si çocuk istismarı ve ihmaline yönelik eğitim almamıştır. Hekimlerin % 39,2'si çocuk istismarı ve ihmali vakası ile karşılaşmıştır. İstismara yönelik eğitim alanların istismar yakalama oranı daha yüksektir. ÇİVEİ vakası ile karşılaşan hekimlerin % 44,2'si adli vaka olarak bildirimde bulunduğunu bildirmiştir. Karşılaşılan olguyu doğrudan veya dolaylı yoldan adli mercilere bildirmeyen hekimlerin % 27'si bildirim konusunda bilgisinin yetersiz olduğunu, bu yüzden bildirim yapmadığını belirtirken, % 21,6'sı bildirimden sonra çocuğun hayatının olumsuz etkileneceğini düşündüğü için bildirim yapmadığını, % 21,6'sı ÇİVEİ'den yeterince şüphelenmediği için bildirmediğini belirtmiştir. Hekimlerin % 23,5'i çalıştıkları kurumda ÇİVEİ'ye yönelik talimat ve prosedürün vardır, % 76,5 oranında hekim ise konuya yönelik kurumda talimat ve prosedür yoktur demiştir. Hekimler çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerinin tanılanmasına yönelik ölçek puan ortalaması 3,90'dır. Aile hekimlerinin ÇİİBRTYÖ genel ölçek ve alt ölçeklerden aldıkları puanlar medeni durum, ÇİVEİ eğitimi alma durumları, çalıştıkları ilçeler ve uzmanlık durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermemektedir. Meslek yaşamları boyunca çocuk istismarı ve ihmali vakası ile karşılaşan hekimlerin puan ortalaması olgu ile karşılaşmayanların puan ortalamalarına göre istatistiksel olarak anlamlı olacak şekilde daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Sonuç: Uyguladığımız ölçek sayesinde aile hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali bilgi ve farkındalık düzeyleri incelenmiş, elde ettiğimiz bulgular ışığında aile hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bilgi ve farkındalık eksikliklerinin olduğu, eğitim faaliyetlerinin yetersiz olduğu ve yapılandırılarak arttırılması gerektiği belirlenmiştir.
Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmali ile ilgili algıları
Bu araştırma okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmalini nasıl algıladıklarını belirlemek amacıyla yapılmış nitel bir çalışmadır. Araştırma Gaziantep ili merkezindeki Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında görev yapan 36 okul öncesi öğretmeninden oluşan çalışma grubuyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmada derinlemesine ve ayrıntılı bir anlayışa sahip olmak amacıyla olgu bilim (phenomelogy) deseni tercih edilmiştir. Farklı görüşlere ulaşmak amacıyla çeşitli sosyo-ekonomik düzeyde bulunan okul öncesi eğitim kurumlarında çalışan ve farklı kıdem yıllarına sahip okul öncesi öğretmenlerine ulaşılmıştır. Araştırma sürecinde araştırmacı, öğretmenlerin görüşlerini derinlemesine ortaya çıkarmak amacıyla nitel veri toplama araçlarından yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanmıştır. Görüşme formunda okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmalini nasıl algıladıkları hakkında düşüncelerini belirlemek amaçlı sorular yer almıştır. Bu soruların hazırlanma aşamasında öğretmenlerle pilot uygulama yapılarak görüşmeler yapılmış ve iki okul öncesi eğitim uzmanının görüşünden faydalanılmıştır. Elde edilen nitel verilerin analizinde içerik ve betimsel analiz kullanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmaline yönelik algıları alan yazında istismar ve ihmal türleri olarak yer alan altı kategori altında incelenmiştir. Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmali konusunda bir takım bilgilerinin ve duyarlılıklarının olduğu fakat bilgilerinin yetersiz olduğu görülmüştür. Ayrıca, öğretmenlerin istismar ve ihmale ilişkin kavramları, istismar davranışının yanı sıra, bu davranışın çocuk üzerindeki belirtilerine göre algıladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenler çocukların daha çok ev ortamında, bakımından sorumlu ve yakınındaki kişiler tarafından istismar ve ihmale uğradıklarını düşünmektedirler. Ayrıca katılımcıların istismarı ihmalden daha iyi tanımladıkları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Okul öncesi öğretmeni, çocuk, istismar, ihmal
Eskişehir il merkezinde bir grup okul öncesi öğretmen ile bir grup sağlık çalışanının çocuk istismarı ve ihmaline yönelik farkındalık düzeylerinin incelenmesi
Amaç: Çocuk istismarı ve ihmalinin belirtilerini ve risklerini tanılamada pediatri biriminde çalışan hemşire, hekim ve okul öncesi öğretmenlerinin bilgi ve farkındalık düzeylerini incelemek amacıyla yapılmıştır. Gereç ve Yöntem: Ekim 2017- Mart 2018 tarihleri arasında, Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Pediatri Birimleri ve Eskişehir İli Odunpazarı İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı okul öncesi eğitim kurumlarında yürütülmüştür. Araştırmaya 71 hemşire, 32 hekim ve 204 öğretmen katılmıştır. Veriler 'Sosyo-demografik Veri Formu' ve 'Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerini Tanılama Ölçeği' kullanılarak elde edilmiştir. SPSS for Windows 22.0 programı kullanılmıştır. Bulgular: Hemşirelerin %49,3'ü, hekimlerin %68,8'i, öğretmenlerin %67,2'si konu ile ilgili eğitim almışlardır fakat vakayla karşılaştıklarında hemşirelerin %54,9'u, hekimlerin %28,1'i, öğretmenlerin %44,1'i karar vermede kendilerini yeterli görmemektedir. Hemşireler (x=3,55±0,31) ve öğretmenler (x=3,59±0,33) en yüksek puanı 'İstismar ve ihmalin çocuktaki fiziksel belirtileri' maddesinden, hekimler ise 'İhmalin çocuk üzerindeki belirtileri' maddesinden (x=3,62±0,34) almışlardır. Çalışanlar 'İstismar ve ihmale yatkın çocukların özellikleri' maddesinden ise en düşük puanı almışlardır. Sonuçlar: Hemşire, hekim ve okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılamada bilgi gereksinimlerinin olduğu görülmüştür.
Hemşirelerin çocuk istismarı ve ihmalini raporlama öz-yeterlilik ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Araştırma, Hemşirelerin Çocuk İstismarı ve İhmalini Raporlama Öz-Yeterlilik Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliğini test etmek amacıyla metadolojik olarak planlandı. Metodolojik türde yürütülen bu çalışma, 01 Şubat-01 Nisan 2019 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri'nde çalışan hemşireler üzerinde yapıldı. Evreni, hastanede çalışmakta olan hemşireler oluşturmuş; örneklem grubu seçimine gidilmeden evrenin tamamı ile çalışılmıştır (N=308). Lee-Pei,Yu ve ark. tarafından 2008 yılında geliştirilen ölçek, 44 tutum sorusundan oluşmaktadır. Geçerlilik ve güvenirlik analizinde; dil, kapsam, yapı geçerliliği, güvenilirlik analizlerinde ise; iç tutarlılık katsayısı ve testin iki yarıya bölünmesi yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 11.5 Windows sürümü ve SPSS AMOS 24 sürümünde yapılmıştır. Hemşirelerin Çocuk İstismarı ve İhmalini Raporlama Öz-Yeterlilik Ölçeği'nin çeviri geri çeviri yöntemi ile dil geçerliliği analiz edilmiş ve uzman görüşleri ile kapsam geçerliliği yapılmıştır. Kapsam geçerliliğinde Davis yöntemi kullanılarak KGO hesaplandı. Yapı geçerliliğinde AFA ile DFA yapıldı. Ölçeğin DFA sonucunda tek faktörlü bir yapıda ve faktör yüklerinin uygun aralıkta olduğu belirlenmiştir. Uyum değerlendirme ölçütlerinden RMSEA 0.074, CFI 0.908, NFI 0.927, GFI 0.906, AGFI 0.889, X2 3864.26 ve X2/SD 4.771 olarak saptanmıştır ve modelin uyumuna karar verildi Ölçeğin iç tutarlılık analizleri sonucunda madde toplam puan korelasyonlarının yeterli ve Cronbach α katsayısı her üç ölçek için sırasıyla 0.98, 0.98 ve 0.94 olduğu bulunmuştur. Testin iki yarıya bölünmesi yönteminde ölçeklerin 9 alt boyutuna ait Spearman-Brown kat sayısı 0.881 ile 0.992 arasında bulundu. Guttman Split-Half değerinin ise 0.723-0.980 arasında olduğu gözlendi. Sonuç olarak, Hemşirelerin Çocuk İstismarı ve İhmalini Raporlama Öz-Yeterlilik Ölçeği'nin orijinal ölçekle benzer bir yapıda, geçerlik ve güvenirliğinin yüksek olduğu ve hemşirelerin Çİİ'yi raporlamada yeterli bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir.
Madde bağımlılığı ile çocukluk çağı travmatik yaşantılar arasındaki ilişkinin incelenmesi
Çocuk istismarı ve ihmali çocuğun gelecek yaşamını olumsuz yönde etkilemekte ve toplumdan soyutlamaktadır. Çocukluk çağında yaşanan travmaların ilişkili olduğu düşünülen en önemli sorunlardan biri de madde bağımlılığıdır. Bu araştırmanın amacı, çocukluk çağında yaşanan travmatik yaşantıların madde bağımlılığıyla olan ilişkisinin belirlenmesidir. Araştırmanın tipi betimsel tarama modelidir. İl Sağlık Müdürlüğünde kaydı bulunan 100 madde bağımlısı kişi ve 101 madde bağımlısı olmayan kişi araştırmanın evrenini oluşturmaktadır.. Araştırmada kullanılan anket formu kişisel bilgilerden ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği'nin Türkçesi-2.0'den oluşmaktadır. Veri analizi SPSS 16 paket programında yapılmıştır. Araştırma sonucunda kadın katılımcıların cinsel istismar algıları erkek katılımcılara göre daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca araştırmada 36 yaş üzerindeki bireylerin fiziksel ihmal algıları diğerlerine göre daha yüksek bulunmuştur. Bununla beraber medeni duruma, eğitim durumuna ve ekonomik duruma bağlı olarak çocukluk çağı travmaları algısının istatistiksel olarak farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Çocukluk çağı ruhsal travma ölçeğinin alt boyutlarından olan duygusal istismar düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=5.57, p<.001). Fiziksel istismar düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=5.41, p<.001). Fiziksel ihmal düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=3.51, p<.05). Duygusal ihmal düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=5.20, p<.001). Cinsel istismar düzeyine ilişkin alınan puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmamıştır (t=1.37, p>.05). Çocukluk çağı ruhsal travma ölçeğinden alınan toplam puanlar açısından bağımlılık durumuna göre anlamlı fark bulunmuştur (t=6.34, p<.001). Anahtar Kelimeler: Çocukluk Çağı Travmaları, İstismar, İhmal, Madde Bağımlılığı.
Antrenörlerin sporda çocuk koruma uygulamalarının değerlendirilmesi
Bu çalışma; antrenörlerin çocuk koruma programları ile ilgili bilgi seviyelerini farklı değişkenler açısından incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma tarama modeli ile yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu; Düzce ilinde bulunan Düzce Belediyesi Gençlik ve Spor Hizmetleri Müdürlüğü Antrenörleri, TÜFAD Antrenörleri ve Düzce Genlik ve Spor Bakanlığında da görev yapan Antrenörlük Belgesine sahip tescil edilmiş gönüllük esasıyla belirlenmiş 41 kadın ve 31 erkek olmak üzere toplam 72 antrenörlerden oluşmaktadır. Bayansalduz, Kepoğlu ve Metin (2021) tarafından antrenörlerin çocuk sporcuları korumalarına ilişkin bilgi seviyelerini ölçmek amacıyla ''Sporda Çocuk Koruma Ölçeği (SÇKÖ)" kullanılmıştır. Verilerin toplama aşaması tamamlandıktan sonra elde verileri SPSS programıyla çalışılıp elde edilen sonuçlar analiz edilmiştir. Elde edilen verilere Test of Homogeneity of Variances testi uygulanmıştır ve veriler normal dağılım göstermediği ve non-paramatric testlerden yararlanılmıştır. İkili gruplarda Mann Whitney U, üç ve üzeri gruplarda ise Kruskal Wallis testleri uygulanmıştır. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Sonuç olarak; yaş, branş, antrenörlük süresi, aylık gelir ve Spor bilimleri mezunu değişkenlerinde istatiksel olarak anlamlı fark görülmezken, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu ve büyüdüğü yer değişkenine göre ölçek alt boyutlarında istatiksel olarak farklar görülmüştür.
TNSA 2018 verilerine göre Türkiye'de yaşayan suriyeli göçmen ve Türk çocuklarda ihmal ile ilişkili durumların değerlendirilmesi
Amaç: Çok sayıda ülke tarafından kullanılan standart yöntem ile elde edilmiş veriler üzerinden Türkiye'de yaşayan Suriyeli göçmen ve Türk çocuklarda, çocuğa kötü muamele çeşidi olan ihmal maruziyetini ve maruz kaldıkları ihmal türlerini ve ilişkili faktörleri değerlendirmektir. Böylece çocuk ihmalinin ülkemizdeki durumu hakkında bir tablo çizmek, diğer ülkelerle kıyaslanabilecek nitelikte tespitler yaparak ihmal konusunda yapılabilecek çalışmalara katkıda bulunmak, ülkemizde çocuk ihmaliyle ilişkili olan durumların belirlenmesine dolayısıyla alınacak önlemlere ışık tutmak, çocuk ihmalinin önlenmesi açısından multidisipliner yaklaşımın gerekliliğini vurgulamak amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü (HÜNEE)'nin onayı alınarak, 2018 Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması kapsamında Ekim 2018 - Şubat 2019 tarihleri arasında yapılan araştırmaya dahil edilmiş 15-49 yaş arasındaki kadınlardan, 0-5 yaş arası çocuğu bulunan 2032 Türk ve 1191 Suriyeli göçmen çocuk hakkındaki veri kullanılmıştır. Bağımsız ve bağımlı değişkenler üzerinden tanımlayıcı ve ileri istatistiksel analiz yapılmış olup kategorik değişkenlerin karşılaştırılması amacıyla Pearson ki-kare ve Fisher Kesinlik Testi uygulanmıştır. Ayrıca, çocuk ihmali ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişki incelenmek üzere, farklı özellikleri dikkate alan 3 model ile lojistik regresyon analizi yapılmıştır. Bulgular: Türkiye'de yaşayan çocuklarda, türünden bağımsız olarak, Suriyeli göçmen çocukların Türk çocuklara göre daha yüksek oranda ihmale maruz kaldığı tespit edilmiştir. İhmal maruziyet sıklıkları Türk çocuklarda %29,7 ve Suriyeli göçmen çocuklarda %66,1 olarak tespit edilmiştir. Her iki grupta da en yüksek oranda maruz kalınan ihmal türünün eğitim ihmali olduğu, en düşük oranda maruz kalınan ihmal türünün ise sosyal destek ihmali olduğu saptanmıştır. Çocukların ihmal maruziyetlerini etkileyen sosyodemografik özelliklerin her iki grupta farklılık gösterdiği tespit edilmiştir. Türk çocuklarda hanehalkı özelliklerinin tüm değişkenleri ile ihmal maruziyetinde etken olduğu, Suriyeli göçmen çocuklarda ise yalnızca kardeş sayısının etkisi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ebeveyn özellikleri açısından hem anne yaşının 19-35 arasında olması ve anne-baba eğitim düzeylerinin düşük olması her iki grupta da anlamlı etken olduğu görülmüştür. Baba yaşının genç olması Suriyeli göçmen çocuklar için, annenin çalışmaması ise Türk çocuklar için anlamlı bir etken faktör olarak saptanmıştır. Her iki grupta da daha küçük yaşlardaki çocukların ihmal maruziyetlerinin daha yüksek oranda olduğu, çocuğun cinsiyetinin ise ihmal maruziyetinde anlamlı bir etkiye sahip olmadığı saptanmıştır. Bulgularımıza göre ihmal maruziyetini en çok artıran değişkenlerin Türk çocuklarda refah seviyesi (8 kat) iken Suriyeli göçmen çocuklarda anne eğitim düzeyi (3 kat) olduğu tespit edilmiştir. Kalabalık evde veya kırsal alanda yaşamak, planlanmamış gebelik gibi değişkenlerin etkileri gruplar arası farklılık göstermiştir. Çalışmamızda, iii literatürle uyumlu olarak, ihmal maruziyeti saptanan çocuklarda erken çocukluk gelişiminin de daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Tartışma ve Sonuç: Çocuk ihmali, çocuğa kötü muamelenin tüm dünyada en yaygın görülen ve hem bireyi hem toplumları tehdit eden bir problemdir. Çocukluk dönemi maruz kalınan ihmal çocukta bedensel, ruhsal, davranışsal pek çok kalıcı hasara neden olmakta en ağır form olarak ölümle sonuçlanabilmektedir. Çocukluğunda ihmale maruz kalmış bireylerde şiddete yatkınlık, yasadışı madde kullanımı vb. adli boyutu olan sonuçlara neden olmaktadır. Literatürle uyumlu şekilde, çalışmamızda da; düşük refah düzeyi, ebeveynlerin düşük eğitim düzeyi, kalabalık ve standart dışı yaşam koşulları gibi durumların çocuk ihmalini artıran risk faktörleri olduğu tespit edilmiştir Erken dönemde tespiti ile sonuçları önlenebilen bir durum olduğu bildirilen çocuk ihmali, sosyal yönü yanısıra multidisipliner yaklaşımla ele alınması gereken çok boyutlu bir sağlık problemidir. Çocuk ihmalinin bireysel ve toplumsal sonuçları ile ülkemizdeki göçmen nüfus yoğunluğu ve göçmen nüfusta çocuk ihmalinin yaygınlığı bir arada düşünüldüğünde problemin ciddiyetle ele alınması gerektiği anlaşılmaktadır. Bununla birlikte bu alana yakın zamana kadar gereken ilgi gösterilmemiş, çocuk ihmali "ihmal edilen bir alan" olarak kalmıştır. Günümüzde çocuk ihmali uluslararası kuruluşlar ve hükümetler tarafından da dikkat çekilen bir konu olmakla birlikte tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de bu alanda bilimsel açıdan da kapatılması gereken büyük bir boşluk bulunmaktadır. Çalışmamız, ülke geneli temsil gücü bulunan hem Türk hem de Suriyeli göçmen örneklemlerden elde edilen veriler kullanılarak yapılmış olması ve kullanılan verilerin 100'e yakın ülkede kullanılan standart yöntemlerle elde edilmiş olmasıyla diğer ülkelerle kıyaslanabilirliği açısından önem arz etmektedir.
Okul öncesi öğretmen adaylarının ve okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarına yönelik farkındalıklarının belirlenmesi
Dünya'da çıkan savaş ve çatışmalardan en çok etkilenenlerin başında çocuklar gelmektedir. Çocuk hakları kavramı I. Dünya Savaşı'ndan sonra savaş mağdurları çocukların haklarını korumaya yönelik olarak Cenevre Çocuk Hakları Bildirgesi ile dünya ve eş zamanlı olarak ülkemizde de gündeme gelmiştir. II. Dünya Savaşı sonrası ise çocuk haklarını koruma amaçlı olarak Çocuk Hakları Bildirgesi kabul edilmiştir. Hızla gelişen dünyada sosyal kalkınma anlayışına paralel olarak çocuk haklarının önemi ve çocuk ihmal ve istismarına duyulan ilgi artmaktadır. Sürekli evrimleşen sosyo kültürel yapının içerisinde teknolojik gelişmelere ve annelerin çalışma hayatına girmesine bağlı olarak çocuk ihmal ve istismarı sürekli artış göstermektedir. Sürekli olarak artış gösteren ihmal ve istismar konularında, okul öncesi eğitime ve okul öncesi öğretmenlerine toplumsal bilincin oluşması, istismar ve ihmalin engellenmeleri konularında önemli sorumluluklar düşmektedir. Okul öncesi öğretmenlerinin ihmal ve istismar durumlarını tespit edebilmeleri ve hangi mercilere bildirimde bulunmaları konularında bilgi sahibi olması bir gerekliliktir. Nitekim okul öncesi eğitimin zorunlu eğitim dâhilinde olması bu gerekliliği destekler niteliktedir. Bu araştırma: okul öncesi öğretmen adaylarının ve okul öncesi öğretmenlerinin çocuk ihmal ve istismarı konularında farkındalık düzeylerinin belirlenmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, 500 okul öncesi öğretmen adayı ile fiziksel, duygusal ve cinsel istismar alt boyutlarına yönelik anket formu, 50 okul öncesi öğretmeni ile görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre okul öncesi öğretmen adaylarının çocuk istismar ve ihmalini saptayabilme düzeylerinin yeterli düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Okul öncesi öğretmen adayları ve öğretmenleri, ahlaki ve kanuni anlamda çocuk ihmal ve istismarı ile karşılaştıklarında bu konuyu yetkili mercilere bildirmekten kendilerini sorumlu hissettiklerini belirtmişlerdir.. Çalışma sonucunda okul öncesi öğretmen adaylarının ve öğretmenlerinin çocuk ihmal ve istismarı konularında gerekli bilince sahip oldukları fakat daha fazla eğitime ihtiyaç duydukları sonucuna ulaşılmıştır.
Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismar ve ihmaline yönelik farkındalıklarının incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmali durumuyla karşı karşıya kaldıklarında verdikleri tepkileri, çocuk istismarı ve ihmalini tanılamadaki bilgi düzeylerini ve bu yönde harekete geçme davranışlarını incelemektir. Araştırmanın modeli nitel yöntem olarak belirlenmiştir. Bu kapsamda ölçüt ve ulaşılabilir örneklem yöntemleri kullanılarak 15 okul öncesi öğretmeni ile görüşme yapılmıştır. Araştırmada nitel veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen "Çocuklara Yönelik İstismar ve İhmale İlgili Görüşme Formu" yarı yapılandırılmış görüşme formu ve demografik bilgi formu kullanılmıştır. Nitel veriler araştırmacı tarafından içerik analizine tabi tutularak tema ve kodlar oluşturulmuştur. Analizlerin sonucunda okul öncesi öğretmenlerinin çocuk istismarı ve ihmali durumları karşısında verdikleri tepkiler, belirtileri tespit etme, istismar ve ihmal türlerini tanımlama, durumu bildirme ve yükümlülükleri açısından değerlendirildiğinde yetersiz oldukları ortaya çıkmıştır.
Çocuk ihmalinin belirlenmesi ve tedaviye katkısında görsel sanatlar eğitiminin rolü
?Çocuk İhmalinin Belirlenmesi ve Tedaviye Katkısında Görsel Sanatlar Eğitiminin Rolü? konulu bu araştırmanın amacı, çocuk yuvalarına ihmal sonucu bırakılmış travmatize olmuş çocukların, sanat eğitimi yoluyla tanı, teşhis ve tedavi süreçlerine, katkıda bulunulmak ve bireylerin duygularının yorumlanmasında resimden yararlanılmasındaki faydaları göz önüne koymaktır.Çalışmalara başlamadan önce, çocukların sürece istekli ve aktif olarak katılımları sağlamak için karşılıklı güven ilişkisi içerisine girilerek, bu süreçte çocuklar gözlemlenmiştir. Gözlem sonuçlarına göre amaçlar, ders akışı ve içerik belirlenmiştir. Tüm süreç boyunca çalışmalar çocukların hassasiyeti gözetilerek, gelişim dönemleri ve içinde bulundukları ortam göz önünde bulundurularak hareket edilmiştir.Çalışma tarama modeli ve deneysel yöntem olmak üzere iki aşama da yürütülmüştür. İlk aşamada literatür taraması yapılmış ve yararlanılan tüm kaynaklar metin halinde sunulmuştur. İkinci aşamada ise çocuklara 4 hafta ve haftada iki saatlik uygulama çalışmaları yaptırılmış sonuçlar uzmanlarla birlikte değerlendirilmiştir. Ayrıca ilk hafta ve son hafta çocuklara gözlem formu uygulanmıştır. Araştırma verilerinin çözümlenmesinde ise SPSS bilgisayar programından yararlanılmıştır. Elde edilen veriler tablolar halinde sunulmuştur.Araştırma bulgularından elde edilen sonuç ihmalin belirlenmesi ve tedavisinde resmin rolünün olduğu yönündedir. Çocuğun resimle anlatımlarının gelişimine katkıda bulunacağı yaşantısındaki olumsuz deneyimleri aza indireceği öngörülmektedir.Anahtar kelimeler: Çocuk, Gelişim, Resim, İhmal, İstismar
Okul öncesi öğretmenlerinin çocuk ihmal ve istismarı hakkında görüş ve farkındalık düzeylerinin araştırılması (Adana il örneği)
Bu araştırmada Adana ilindeki resmî anaokullarında görev yapan okul öncesi öğretmenlerinin çocuk ihmal ve istismarı hakkındaki görüş ve farkındalık düzeylerini ölçmek amaçlanmıştır. Bunun için sosyo demografik özellikler hariç 5'li likert tipi 24 soru içeren "Öğretmenlerin Çocuk İhmal ve İstismarına Yönelik Farkındalık Düzeylerini Değerlendirme Anketi" kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Adana ili genelinde 74 anaokulunda toplam 713 okul öncesi öğretmeninden araştırmayı kabul eden, 63 anaokulunda çalışan 548 öğretmen oluşturmuştur. Dağıtılan anketler toplandıktan sonra anket Spss (Statistical Package for Social Sciences) 20.0 paket bilgisayar programına girilmiş ve aynı programla t testi, tek yönlü varyans analizi, Pearson korelasyon testleri; Mann Whitney U, Keuskall Wallis testi, Spearman korelasyon testleri ve ki-kare testi analizleri yapılmıştır. Analiz sonucunda ortaya çıkan bulgularda öğretmenlerin % 58'i ihmal ve istismar konusunda eğitim almadıklarını % 42'si eğitim aldıklarını bildirmiş, eğitim alanların eğitim almayanlara göre ortalamaları yüksek bulunmuştur. Ayrıca öğretmenlerin % 79,9'u eğitime olan gereksinimini bildirirken % 59,9'u ÇKK hakkında bilgi aldıklarını bildirmiştir. Öğretmenlerin ihmal ve istismarı tanımlamada hazırlıklı oldukları fakat kendilerini yeterli görmede eksik kaldıkları anlaşılmıştır. Okullarda bu konuyla ilgili % 78,1 oranında tartışma yapıldığı bu tartışmaların farkındalık düzeyini olumlu yönde etkilediği bulgularda yer almaktadır. Öğretmenlerin istismar çeşitlerini tanımlama ve bunlara müdahale etme oranlarında ilk sırayı "cinsel istismar" alırken ihmal çeşitlerinde ise tanımlamada "duygusal ihmal", bunlara müdahale etmede de "eğitimsel ihmal" ilk sırayı almıştır. Öğretmenlerin % 92,5'i ihmal ve istismar vakalarını bildirmede kanunen zorunlu olduklarını belirtirken vicdani anlamda ise % 99,3 ile bildirmek zorunda olduklarını belirtmişlerdir. Öğretmenlerin bildirim yapacakları yerlerin sıralamasında bilgi eksikliği yaşadıkları anlaşılmıştır. Öğretmenlerin % 89,4'ü yöneticilerinin bildirim konusunda kendilerini destekleyeceklerini belirtmişlerdir. Tüm bu bulgular, evren ve örneklem sınırlılığı içinde öğretmenlerin çocuk ihmal ve istismar konusunda yeterince eğitim almadıklarını, eğitime olan gereksinimlerinin oldukça yüksek olduğunu ve bu konuda kendilerini yeterli görmediklerini göstermiştir.
Gebelere yönelik çocuk ihmal ve istismarı önleme programının farkındalık düzeylerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Sosyal Bilişsel Teori'ye temellendirilmiş çocuk ihmal ve istismarı önleme programının gebelerin farkındalık düzeylerine etkisini belirlemektir. Ön test-son test kontrol gruplu randomize kontrollü çalışma, Temmuz-Aralık 2022 tarihleri arasında bir aile sağlığı merkezinde 15 deney ve 15 kontrol grubu olmak üzere toplam 30 gebe ile yürütülmüştür. Deney grubundaki katılımcılara 'Sosyal Bilişsel Teori temelendirilmiş Çocuk İhmal ve İstismarı Önleme Programı' uygulanmıştır. Araştırmanın verileri Gebe Bilgi Formu, Yenidoğan Bilgi Formu, Ebeveynlerin Çocuk İhmali ve İstismarı Farkındalık Ölçeği ve Çocuk İstismarı Potansiyeli Envanteri kullanılarak üç aşamada toplanmıştır. Her iki gruba da girişimden hemen önce ön test, girişimden bir ay sonra son test ve girişimden üç ay sonra tekrar test uygulanmıştır. Gruplar, gebelerin bireysel özellikleri yönünden homojen dağılım göstermiştir. Araştırmada deney grubunun Ebeveynlerin Çocuk İhmali ve İstismarı Farkındalık Ölçeği toplam puanları ön teste göre, son test ve tekrar test puanları anlamlı oranda yükselirken (p<0.05), kontrol grubunun farklılık göstermemiştir (p>0.05). Girişimden sonra deney grubunun Ebeveynlerin Çocuk İhmali ve İstismarı Farkındalık Ölçeği toplam puanları, kontrol grubuna göre anlamlı oranda yüksek bulunmuştur (p<0.05). Ayrıca, deney grubunun Çocuk İstismarı Potansiyeli Envanteri ön test puanlarına göre, son test ve tekrar test puanları anlamlı oranda azalmıştır (p<0.05). Sonuç olarak, önleme programına katılan gebelerin çocuk ihmal ve istismarı farkındalıklarının arttığı ve çocuk istismarı potansiyellerinin anlamlı oranda düştüğü bulunmuştur. Girişimden üç ay sonra uygulanan tekrar teste göre eğitimin gebelerin artan çocuk ihmal ve istismarı farkındalıkları ve azalan çocuk istismar potansiyelleri üzerindeki etkisinin devam ettiği söylenebilir. Araştırmada etkililiği gösterilen Sosyal Bilişsel Teori'ye dayalı bu eğitim programının gebelik takip programına dahil edilerek uygulanması önerilir.
Diş hekimlerinin çocuk istismarı ve ihmali konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi ve farkındalık yaratılması
Amaç: Bu çalışma, Türkiye'de bulunan diş hekimlerinin çocuk istismar ve ihmali (Çİİ) konusundaki bilgi düzeyleri ve tutumlarının değerlendirilmesi ve değerlendirme sonunda verilen bilgilendirme broşürü ile diş hekimlerinin farkındalığının arttırılmasını amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu tanımlayıcı tipteki çalışma 2020 yılında Türkiye'de yapılmış ve bu çalışmaya toplam 1000 diş hekimi katılım sağlamıştır. Diş hekimlerine üç bölümden ve toplam 45 sorudan oluşan elektronik anket formu uygulanmıştır. Birinci bölümde diş hekimlerinin kişisel bilgileri, ikinci bölümde Çİİ konusundaki bilgi düzeyleri, üçüncü bölümde ise Çİİ konusuna olan tutum ve davranışlarını ölçen sorular yer almaktadır. Diş hekimlerinin Çİİ konusundaki farkındalıklarını arttırmak amacıyla anketin sonuna eğitici broşür linki eklenmiştir. Değişkenlerin normal dağılımdan gelme durumları araştırılırken birim sayıları nedeniyle Shapiro Wilk's ve/veya Kolmogorov Smirnov Testlerinden yararlanılmıştır. Gruplar arası farklılıklar incelenirken değişkenlerin normal dağılımdan gelmesi nedeniyle grup sayılarına göre Independent T Testi ve One-Way ANOVA'dan yararlanılmıştır. One-Way ANOVA'da anlamlı farklılıklar görülmesi durumunda grupların varyanslarının homojen olduğu durumlarda Tukey HSD ve varyansların homojen olmadığı durumlarda ise Tamhane's analizlerinden yararlanılmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan diş hekimlerine, Çİİ konusundaki bilgi düzeylerini ölçmek amacıyla 27 soru sorulmuştur ve bu 27 soruda katılımcıların alabilecekleri maksimum puan 32 iken, çalışmamızdaki ortalama puan 20,51 (%64) olarak belirlenmiştir. Çİİ konusundaki bilgi düzey ortalamaları kadınlarda erkeklere, üniversite hastanesinde çalışanlarda özel muayenehanede çalışanlara, uzmanlık alanı olanlarda olmayanlara, uzmanlık alanı çocuk diş hekimliği olanlarda uzmanlık alanı oral diagnoz ve radyoloji, periodontoloji, protetik diş tedavisi, ortodonti ve endodonti olanlara, lisans eğitiminde ve mezuniyet sonrasında eğitim alanlarda almayanlara ve mezuniyet sonrası eğitimi mesleki sürekli eğitimlerde alanlarda doktora/uzmanlık eğitiminde alanlara göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Diş hekimlerinin tutumları değerlendirildiğinde, %19,4'ü meslek hayatları boyunca Çİİ vakasından şüphelendiğini belirtmiş; şüphelenen diş hekimlerinin %45,36'sı fiziksel istismardan şüphelenmiş, %54,63'ü şüphelendikleri Çİİ vakası için bildirimde bulunmuş; bildirimde bulunan diş hekimlerinin %44,34'ü çalıştığı kurumda kendisinden daha yetkili bir kişiye bildirimde bulunduğunu belirtmiştir. Ayrıca diş hekimlerinin %79,6'sı Çİİ'den şüphelendiğinde bu konuyu teşhis edebilecek kadar yeterli bilgi ve birikime sahip olmadıklarını düşünmekte ve %97,3'ü bu konuda daha fazla bilgi edinmeyi ve eğitim almayı istediklerini belirtmiştir. Sonuç: Diş hekimliği lisans, uzmanlık ve doktora eğitimine Çİİ konusu dahil edilmeli ve mesleki sürekli eğitimlerde bu konuya yer verilmelidir.
Öğretmen adaylarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerinin değerlendirilmesi
Bir toplumun kültür seviyesinin ileri ya da geri olarak değerlendirilmesinde o toplumda çocuklara verilen değer belirleyici nitelikte olmaktadır. Fakat gelişmişlik düzeyi ne olursa olsun hala dünyanın birçok ülkesinde çocuğa uzak veya yakın çevresi tarafından kötü muamele edilebilmektedir. Kimi çocuk yaşına uygun olmayan ağır işlerde çalıştırılırken, kimi çocuk da savaş ortamında yaşamak zorunda bırakılmaktadır. Bazı çocuklar ise; birçok hayati ihtiyacını karşılayamamakta, sonuçta da ya sakat kalmakta ya da yaşamını yitirmektedirler. Bu çalışma, kendilerine büyük görevler düşen öğretmen adaylarının, çocuk ihmal ve istismarı konusundaki bilgi ve farkındalık düzeylerini belirlemek amacı ile yapılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, Dicle Üniversitesi Ziya Gökalp Eğitim Fakültesi'nde öğrenim gören 1027 son sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamında çalışma grubunun tümüne ulaşılmaya çalışılmıştır. Ancak gönüllülük arz ettiğinden çalışma toplam 481 öğretmen adayı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma verileri, öğretmen adaylarının çocuk ihmal ve istismarı hakkındaki bilgi ve farkındalık düzeylerini belirlemek amacıyla geliştirilen "Öğretmen Adaylarının Çocuk İhmal ve İstismarına Yönelik Bilgi ve Farkındalık Düzeylerinin Değerlendirilmesi Anketi" aracılığıyla toplanmıştır. Araştırma sonucu elde edilen veriler, SPSS paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bu çalışmaya katılan 481 öğretmen adayından %60,1'i lisans eğitimleri sırasında çocuk istismar ve ihmali ile ilgili hiçbir eğitim almadığını, %83,5'i çocuk koruma kanunu hakkında hiç bilgilendirilmediğini, %87'si konu hakkında herhangi bir eğitim, kurs veya konferansa katılmadıklarını ve %80,3'ü bu konuda bilgilendirilme gereksinimi duyduklarını belirtmişlerdir. Öğretmen adaylarından %76,5'i çocuk ihmal ve istismarını kanunlara göre bildirmek zorunda olduklarını belirtmişlerdir. Öğretmen adaylarının %54,1'i çocuk istismar ve ihmalini bildirecekleri yer olarak Polisi tercih etmişlerdir. Çocuk ihmal ve istismarını kanunlara göre bildirmek zorunda olmadıklarını düşünen öğretmen adaylarının %63,6'sı bildirim yapmama nedenlerini "Sosyal servislerin konu ile ilgilenmeyeceğini düşündüğüm için" olarak ifade etmiştir. Araştırmaya katılan öğretmen adayları yazılı ve görsel medyanın konu ile ilgili yayınlarını %43 oranında "çocuk ihmal ve istismarı konusunda gerekli vii hassasiyet gösterilmiyor" şeklinde değerlendirmişlerdir. Ülkemizdeki ihmal ve istismar olaylarını diğer ülkeler ile karşılaştıran öğretmen adayları, ülkemizdeki ihmal ve istismar olaylarını diğer ülkelere oranla %57,5 oranında "yüksek" olarak değerlendirmiştir. Sonuç olarak, ülkemizde öğretmen adaylarının çocuk istismarı ve ihmali ile ilgili bilgi eksikliklerinin bulunduğu ve bu eksikliklerinin farkında oldukları, bu konuda daha fazla bilgi edinmeye ihtiyaçlarının olduğu, dolayısıyla da konu hakkındaki eğitim ve duyarlılıklarının artırılmasının gereği bir kez daha ortaya çıkarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, ihmal ve istismar, farkındalık, öğretmen adayları
Çocukluk çağı travmalarının psikolojik sağlamlık üzerindeki etkisinde ruminasyonun aracı rolü
Bu çalışmada çocukluk çağı travmalarının psikolojik sağlamlık üzerindeki etkisinde ruminasyonun aracı rolünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda çocukluk çağı travmaları, psikolojik sağlamlık ve ruminasyon arasındaki ilişkiler incelenecektir. Ayrıca çocukluk çağı travmaları, psikolojik sağlamlık ve ruminasyon arasındaki ilişki incelenmiş olup, bu değişkenlerin demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Çalışmaya katılmayı onaylayan gönüllü bireylere, sosyodemografik bilgi formu (cinsiyet, yaş, eğitim, medeni durum), Çocukluk çağı travmaları ölçeği Türkçe formu, Ruminatif düşünce biçimi ölçeği Türkçe formu, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği Türkçe formu uygulanmaktadır. Çalışmada, İlişkisel Tarama Modeli ve Aracı Değişken Modeli kullanılmıştır. Araştırmaya göre, çocukluk çağı travmaları, psikolojik sağlamlık ve ruminasyon arasında anlamlı bir ilişki bulunmuş olup, çocukluk çağı travmalarının psikolojik sağlamlık üzerindeki etkisinde ruminasyonun kısmi aracı rolü olduğu tespit edilmiştir. Analizden elde edilen bulgular da literatür doğrultusunda tartışılmıştır.
Ebeveynlerin anne-babalarına bağlanma stillerinin ihmal istismar farkındalığına etkisinin sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmesi
Çocuk ihmal ve istismarı gerek sosyal hizmet literatüründe gerekse toplumumuzda çok önemli bir yere sahip, sıkça karşılaşılan ve çocuklar üzerinde sosyal, psikolojik ve davranışsal birçok etkisi bulunan bir durumdur. Maruz kalınan ihmal veya istismarın etkileri kısa dönemde çocuklukta ortaya çıkabileceği gibi uzun dönemde yetişkinlikte de ortaya çıkabilir ve bu etkiler yaşam boyu kendisini gösterebilir. İhmal ve istismarın etkilerinin ciddiyeti göz önüne alındığında, çocukların sağlıklı ve topluma uyum sağlayabilen bireyler olarak yetişmesinde en önemli role sahip ebeveynlerin ihmal ve istismar konusundaki farkındalıkları önem taşımaktadır. Çocukluğunda anne ve babasına güvenli bağlanma kuramayan kişilerin ihmal veya istismara uğrama riskleri bulunmaktadır. Bireylerin ebeveynleriyle kurmuş oldukları bağlanma stillerinin, ileriki yaşlarında çocuk sahibi olduklarında ihmal istismar farkındalıklarına ne gibi etkisinin olabileceğinin araştırılması çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Bu çalışmada, 0-6 yaş çocuğa sahip ebeveynlerin anne-babalarına bağlanma stillerinin ihmal istismar farkındalığına etkisi sosyal hizmet bakış açısıyla incelenmiştir. Nicel araştırma yöntemi ile gerçekleştirilmiş olan çalışmada amaçlı örnekleme yöntemlerinden kartopu tekniği kullanılmıştır. Veriler, sosyodemografik veri formu, Ana-Babaya Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) ve Ebeveynlerin Çocuk İhmali ve İstismarı Farkındalık Ölçeği (EÇİFÖ) ile Google Forms üzerinde oluşturulan veri toplama formuna gönüllü olarak katılmayı kabul eden 281 ebeveyn sayesinde elde edilmiştir. Veriler Excel'de düzenlenip IBM SPSS 25.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların çoğunluğunu; kadınlar (%67,3), evli bireyler (%95) ve üniversite mezunları (%66,5) oluşturmaktadır. Yaş ortalaması 34,25 olan katılımcıların yarısından fazlası 10.000₺ ve üstü gelire (%55,5) ve tek çocuğa sahip (%54,4) ebeveynlerdir. Ebeveynlerin çoğunluğu ihmal istismar konusunda eğitim almamış (%77,2), istismar (%82,6) ve ihmale (%77,6) uğramadığını belirtmiş kişilerdir. Elde edilen bulgular incelendiğinde kadınların farkındalığı daha yüksek bulunmuştur. Ebeveynlerin yaşları arttıkça farkındalıkları düşmektedir. Üniversite mezunu ebeveynlerin farkındalıklarını yüksek olduğu tespit edilmiştir. Katılımcılarının çocuklarının sayısı arttıkça farkındalıklarının azaldığı görülmüştür. İhmal istismar konularında eğitim almış olan ebeveynlerin farkındalıkları yüksek bulunmuştur. İstismar veya ihmale maruz kaldığını belirten ebeveynlerin farkındalıkları yükselmektedir. Ayrıca gelir düzeyi yüksek olan ebeveynlerin annelerine bağlanma düzeylerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Üniversite mezunu ebeveynlerin anneleri ve babalarına yüksek düzeyde bağlanma gerçekleştirdiği belirlenmiştir. Çocukluğunda istismara veya ihmale maruz kaldığını belirten ebeveynlerin hem annelerine hem babalarına bağlanma düzeylerinin yüksek olduğu saptanmıştır. Araştırmanın probleminin çıkış noktasına geldiğimizde ise ebeveynlerin çocuk ihmal ve istismarı farkındalık ölçeği ile anne babaya bağlanma ölçeğinin anne ve baba formu arasında negatif yönlü ilişki saptanmıştır ancak anlamlı bir ilişki olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anne babaya bağlanma ölçeğinin anne ve baba formu arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ebeveynlerin annelerine yönelik bağlanma düzeyleri arttıkça babalarına yönelik bağlanma düzeylerinin de arttığı belirlenmiştir. Çalışmanın bulguları, anne ve babaya bağlanmada ebeveynlerin birlikteliğinin önemini ve ihmal istismar farkındalığının oluşmasında ise eğitimin ne denli önemli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk ihmali, çocuk istismarı, bağlanma kuramı, farkındalık, sosyal hizmet.
Çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan profesyonellerin sunulan hizmetlere ilişkin değerlendirmeleri
Çocuk ihmal ve istismarı günümüzde önemli toplumsal bir sorun haline gelmiştir. İhmal ve/veya istismarın çocuk üzerinde yaşam boyu etkilerinin olduğu yadsınamaz bir gerçektir. Öyle ki kimi zaman yaşanan istismarın boyutuna, süreklilik durumuna göre bu durum ölümle bile sonuçlanabilmektedir. İhmal ve istismar ile ilgili birçok kurum (hastaneler, emniyet, çeşitli dernekler, Koruma Bakım ve Rehabilitasyon Merkezleri, Bakım ve Sosyal Rehabilitasyon Merkezleri, Çocuk İzlem Merkezleri, Çocuk Koruma Merkezleri vb.) hizmet vermektedir. Ancak bu kuruluşların gereksinimleri karşılayacak yeterliliğe ulaşması hedeflenirken, mevcut hizmetlerin neler olduğu ve verilen hizmetlerin yeterliliğinin hem hizmet alanlar hem de hizmeti sunanlar açısından ele alınıp değerlendirilmesi önem taşımaktadır. Bu çalışma ile Ankara'da çocuk ihmal ve istismarı alanında görev yapmakta olan profesyonellerin (sosyal hizmet uzmanı, avukat, hemşire, doktor, psikolojik danışman, çocuk gelişimci vb.) çalıştıkları kuruluşta verilen hizmetlere yönelik değerlendirmelerinin neler olduğu öğrenilmesi amaçlanmıştır. Bu temel amaç doğrultusunda çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan 15 profesyonel ile yarı yapılandırılmış görüşme yönergesi kullanılarak derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmacı tarafından analizi yapılan bulgular temelde üç tema altında toplanmıştır. Bu temalar; "Çalışma Deneyimi" (profesyonellerin hangi alanlarda çalıştıkları, bu alanda çalışmaya nasıl başladıkları, bu alanda çalışmanın kendi seçimleri olup olmadığı, alanı sevip sevmedikleri, aldıkları maaşı yeterli bulup bulmadıkları, alan çalışmalarından sağladıkları doyum, tükenmişlik hissedip hissetmedikleri), "Hizmetlerin Değerlendirilmesi" (profesyonellerin mevzuatı yeterli bulup bulmadıkları, çocuk ile ilgili yasa ve yönetmelikleri meslek elemanlarına yol gösterici bulup bulmadıkları, çocukla çalışan diğer meslek elemanlarının eğitimlerinin değerlendirilmesi ve 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında verilen tedbir kararlarının değerlendirilmesi) ve "Çocuğun Korunmasında Söz Bende" (çocuklara ilişkin yürütülen hizmetlerden sorumlu olsalar ne tür değişiklikler yapacakları) olarak belirlenmiştir. Yapılan görüşmelerde çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan profesyonellerin kimi durumlarda müdahale sürecinde karşılarına çıkan engeller ve olguların duygusal yıpratıcılığı nedeni ile tükenmişliği yoğun biçimde hissettikleri tespit edilmiştir. Profesyonellerin, çocuk ihmal ve istismarı alanında çalışan diğer meslek elemanlarının eğitimlerinin yetersiz olduğunu belirttikleri ve en çok da iletişim becerileri konusunda eğitimlere ihtiyaç olduğunu düşündükleri ortaya çıkmıştır. Profesyoneller çocuk ihmal ve istismarı ile ilgili mevzuat, yasa ve yönetmeliklerin geliştirilmesi ve uygulanabilirliğinin artması gerektiğini düşündüklerini ifade etmişlerdir. Çocuğa yönelik hizmetlerden sorumlu olma durumlarında genel olarak profesyonellerin tamamı; çocuğun üstün yararının gözetildiği, ihmal ve istismarı önlemeye yönelik yasa yönetmeliklerin ve mevzuatın tamamen uygulanabilir olduğu, koruyucu hizmetlere ağırlık verildiği, alanda çalışan meslek elemanlarının nitelikli eğitimler aldığı ve multidisipliner çalışmaların yapıldığı değişiklikler yapmak istediklerini belirtmişlerdir.
Icast – R: Uluslararası çocuk istismarını sorgulama- retrospektif yöntemi ile 2014- 2015 Eğitim- Öğretim yılında, Tıp Fakültesi dönem ı öğrencilerinde çocuk istismarının ve ihmalinin geriye dönük sorgulanması
Çocuk istismarı ülkemizde ve dünyada önemli bir sorundur. Ülkemizde çocuk istismar ve ihmalinin yaygınlığını bildiren kesin veri henüz bulunmamaktadır. Bunun sağlanması; uluslararası kabul görmüş ortak bir anketin kullanılması ile olabilir. Çalışmamızda; 'Uluslararası Çocuk İstismarını ve İhmalini Önleme Derneği- ISPCAN' tarafından hazırlanan, uluslararası kabul görmüş 'ICAST- R, Genç Erişkinler İçin Retrospektif Ölçeği' kullanarak Tıp Fakültesi Dönem I öğrencilerinde 18 yaşından önce istismara uğrama yaygınlığını saptamayı hedefledik. Ayrıca ülkemizde ICAST-R ölçeği ile yapılmış olan ve yapılacak çalışmalardan elde edilen veriler ile birlikte ülkemizde çocuk istismarı yaygınlığının saptanmasına katkıda bulunmayı amaçladık. Ölçeği tam olarak cevaplayan 173 öğrencinin %51,4'ü 18 yaşından önce fiziksel, duygusal ya da cinsel istismar türlerinin en az biri ile karşılaştığını belirtmiştir. Fiziksel, duygusal ve cinsel istismara uğrama oranları sırası ile %23,1, %40,5 ve %11 olarak saptanmıştır. 18 yaşından önce en az bir tür istismara uğrama ile erkek cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Fiziksel ve duygusal istismara uğrama ile erkek cinsiyet arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Cinsel istismara uğrama ile cinsiyet arasında ilişki saptanmamıştır. Ülkemizde çocuk istismarını ve ihmalini önlemeye yönelik çabalar artmaktadır. Ancak çocuk ihmal ve istismarı günümüzde de yaygın olarak görülmekte ve önemli bir sorun olmaya devam etmektedir. Çocuk ihmal ve istismarının yaygınlığının ve risk faktörlerinin belirlenmesi farkındalığın artırılması için önem taşımaktadır. Ülkemize ait güvenilir verinin elde edilebilmesi için bu alanda yapılmış daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.
Üniversite öğrencilerinin bağlanma stilleriyle çocukluktaki örselenme yaşantıları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma üniversite öğrencilerinin bağlanma stilleri ve örselenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla oluşturulmuştur. Bununla birlikte, bağlanma stili ve örselenmişlik düzeyleri bazı değişkenler açısından incelenmiştir.Araştırma Boğaziçi Ünivesitesi'ndeki farklı fakültelerden 181 hazırlık öğrencisi üzerinde yürütülmüştür. Katılımcıların bağlanma stilleri ?Yetişkin Yaşantıları Envanteri?, ?Çocukluk Örselenme Yaşantıları Ölçeği?, depresyon düzeyleri ?Beck Depresyon Envanteri? kullanılarak değerlendirilmiştir. Bununla birlikte öğrenciler ve aileleri hakkındaki kişisel ve sosyo-demografik bilgiler araştırmacı tarafından geliştirlen ?Kişisel Bilgi Formu ? aracılığıyla toplanmıştır.Araştırma verileri korelasyon ve çoklu regresyon analizi, bağımsız gruplar için t testi ve Tek yönlü varyans analizi (ANOVA) yöntemiyle analiz edilmiştir.Araştırma sonuçları örselenmişlik yaşantıları ile depresyon seviyesi arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Bununla birlikte bağlanma stilleri ve fiziksel kötüye kullanım arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur. Son olarak korkulu bağlanma stili ile örselenmişlik yaşantılarının ilişkili olduğu bulunmuştur.Bu çalışmada, bağlanma stilinin cinsiyete, annenin eğitim seviyesine, kardeş sayısına, anne sütü alma süresine göre farklılaştığı bulunmuştur. Örselenmişlik düzeyi ise ebeveynlerden ayrı kalma durumuna, çocuk yetiştirme tutumuna, kardeş sayısına ve anne sütü alma süresine göre değişmiştir. Son olarak, öğrencilerin depresyon düzeylerinin çocuk anne-baba tutumuna , ebeveynlerden ayrı kalma ve anne sütü alma süresine göre değiştiği saptanmıştır.Anahtar Kelimeler: Bağlanma Stilleri, Depresyon, Örselenmişlik Düzeyi , Duygusal Kötüye Kullanım ve Duygusal İhmal, Fiziksel Kötüye Kullanım, Cinsel Kötüye Kullanım
Çocukluk çağı travmalarının duygu düzenleme ve kimlik gelişimine etkisi ve bunların psikopatolojiler ile ilişkisi
Çocuk istismarı ve ihmali farklı alanlarda farklı şekillerde tanımlansa de genel olarak 18 yaşın altındaki çocukların fiziksel, duygusal, zihinsel ve toplumsal gelişimlerini zedeleyici ve sağlığını olumsuz etkileyici her tür davranış istismar ve ihmal olarak kabul edilmektedir. Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağında travma yaşama, duygu düzenleme güçlüğü ve kimlik bocalaması arasındaki ilişkinin varlığı ve yönünü araştırmaktır. Ayrıca psikopatolojilerle bağlantısını incelemektir. Çalışmaya Adnan Menderes Üniversitesi öğrencilerinden 69 kişi katılmıştır. İlk aşamada 635 kişi olan örneklem grubu içerisinden Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği?ne göre ortalamanın üzerinde kalan bireyler (en yüksek puan alandan ortalamaya doğru şeklinde ulaşılabilenler ve katılmak isteyenler) ikinci aşamaya dahil edildi. Kadınların oranı %66,7 (n:46), erkeklerinse %33,3 (n:23), genel olarak yaş ortalaması 20,93 (17-29 yaş)?tür. Araştırmada genel bilgi formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği (ÇÇTÖ), Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği (DDGÖ), Kimlik Duygusu Değerlendirme Aracı (KDDA), SCID I ve SCID II kullanılmıştır. Araştırmada bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkeni yordama gücünü belirlemek üzere bir dizi tekli ve çoklu regresyon analizinden yararlanılmıştır. Sonuçlara göre duygusal ihmal ve duygusal istismarın cinsel ve fiziksel istismar ile fiziksel ihmalden daha yaygın olduğunu, sosyoekonomik değişkenlerde gelir düzeyi 1000 TL ve altında olan ve psikiyatrik ve tıbbi değişkenlerden ilaç kullanan, kendisinde veya ailesinde zarar verme davranışları bulunan veya intihar girişimleri olan katılımcılar diğerleriyle karşılaştırıldığında ÇÇTÖ puanlarının anlamlı bir şekilde farklılık gösterdiği, daha yüksek puanlar aldıkları bulunmuştur. Duygusal istismar ve cinsel istismarın DDGÖ üzerinde, duygusal istismar ve duygusal ihmalin KDDA üzerinde anlamlı etkisinin olduğu bulunmuştur. Ayrıca çocukluk çağı travmaları ve özellikle de alt boyutu olan duygusal istismar ile kimlik bocalaması ilişkisinde duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı değişken olduğu görülmüştür. Son olarak tanı alanlar ile almayanların karşılaştırıldığında tanı alanların KDDA puanları anlamlı olarak daha yüksek bulunsa da ÇÇTÖ ve DDGÖ puanları açısından bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.
Ruhsal bozukluğu olan bireylerde çocukluk dönemi örselenme yaşantıları ve etkileyen faktörler
Bu araştırma, ruhsal bozukluğu olan bireylerde çocukluk dönemi örselenme yaşantılarının ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Temmuz 2023- Haziran 2024 tarihleri arasında Bursa Şehir Hastanesi psikiyatri polikliniğine başvuran, örneklemini ise belirtilen tarihlerde çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 496 hasta oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu (ÇÖYÖ-KF) ile toplanmıştır. Araştırma verilerinin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t testi, tek yönlü varyans analizi ve Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada ruhsal bozukluğu olan bireylerin ÇÖYÖ-KF toplam puan ortalamasının 66,07±9,35 olduğu tespit edilmiştir. ÇÖYÖ-KF'nin fiziksel istismar, cinser istismar, duygusal istismar, fiziksel ihmal ve duygusal ihmal alt boyut puan ortalamaları ise sırasıyla 12,40±2,94, 11,31±3,10, 11,18±2,91, 15,10±3,50 ve 16,07±4,35 olarak bulunmuştur. Bununla birlikte yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim düzeyi, çalışma durumu, ekonomik düzey, yaşanılan yer, birlikte yaşanılan kişiler gibi demografik özellikler ile ÇÖYÖ-KF toplam veya alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca psikiyatrik tanı, sigara/ alkol kullanımı, uyku kalitesi ve intihar öyküsü gibi klinik özellikler ile ÇÖYÖ-KF toplam veya alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan önemli düzeyde bir ilişki olduğu saptanmıştır. Yapılan korelasyon analizinde ise fiziksel istismar, cinsel istismar, duygusal istismar, fiziksel ihmal ve duygusal ihmal arasında pozitif yönde zayıf veya orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bu doğrultuda araştırma sonuçları, çocukluk çağı örselenme yaşantılarının önlenmesinin önemini ortaya koymuştur.