Diabetes mellitus-tip 1

152 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellitus hastalarında parvovirüs B19 enfeksiyon sıklığı

Parvovirüs B19 enfeksiyonu sonrası oluşan antikorların moleküler bazı mekanizmalar ile otoimmün mekanizmaların aktivasyonuna yol açabileceği bilinmektedir. Parvovirüs B19 enfeksiyonun birçok otoimmün hastalıkta oto-antikorlar oluşturabileceği gözlemlenmiştir. Parvovirüs B19 birçok otoimmün hastalığın etyolojisinde yer aldığı düşünülerek araştırmalar yapılmıştır. Bazı vaka sunumlarında Parvovirüs B19 enfeksiyonu sonrasında Tip 1 DM geliştiği rapor edilmiştir. Tip 1 DM' nin genetik bir zeminde bazı çevresel faktörlerin etkisiyle oluştuğu düşünülmektedir. Viral enfeksiyonlar, patogenezde rol aldığı düşünülen çevresel faktörlerdendir. Otoimmün bir hastalık olan Tip 1 DM' nin etyolojisinde Parvovirüs B19 enfeksiyonlarının rolü çalışmamızın esas amacını oluşturmaktadır. Bu çalışmada Tip 1 DM hastalarında Parvovirüs B19 sıklığı araştırılmıştır. Nisan 2016-Eylül 2016 tarihleri arasında Dumlupınar Üniversitesi Evliya Çelebi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma polikliniği ve iç hastalıkları polikliniklerine başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden Tip 1 diyabetik hastalardan aydınlatılmış gönüllü olur formu alınarak gerçekleştirildi. Çalışmamıza 32 Tip 1 DM tanısı almış hasta ve 30 sağlıklı gönüllü (kontrol grubu) alınmıştır. Hastalardan rutin kan tetkikleri esnasında invaziv herhangi bir işlem uygulanmadan kan örnekleri alındı. Kan örnekleri -200C derecede muhafaza edilerek mikrobiyoloji laboratuvarlarında çalışıldı. Parvovirüs B19 IgM ve IgG ELİSA yöntemi kullanılarak manuel olarak çalışıldı. Bu çalışmanın sonucunda Tip 1 DM hastalığı olanlarda Parvovirus B19 IgG düzeyleri kontrol grubuna göre daha sık bulunmuştur. Parvovirüs B19 IgM düzeylerinde ise anlamlı bir fark bulunamamıştır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Otoimmün hastalıklar+4
Hasan Hüseyin Gümüşçü
Kütahya Dumlupınar University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerde kronotip özelliklerinin duygusal yeme ve uyku davranışları, emosyonel sorunlar ve glisemik kontrol üzerindeki etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada çocuk yaş grubunun en yaygın kronik hastalıklarından olan tip 1 diabetes mellitus (T1DM) tanılı çocuk ve ergenlerde kronotipik özellikler ile glisemik kontrol, uyku kalitesi, duygusal yeme davranışı ve sorunları arasındaki ilişkinin araştırılması ve elde edilen verilerin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmaya T1DM tanısı olan 9-18 yaş arası 50 çocuk ve ergen hasta ile hasta grubuyla yaş ve cinsiyet olarak eşleşmiş 46 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Bireylerin ruhsal belirtileri; Güçler Güçlükler Anketi, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Çocuk Anksiyete ve Depresyon Ölçeği; yeme davranışları, Çocuklar için Üç-Faktörlü Yeme Ölçeği; uyku alışkanlıkları, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi; kronotipik özellikleri, Çocuk Kronotip Anketi; işlevsellik düzeyleri, Çocuklar için Genel Değerlendirme Ölçeği; bilişsel ve yürütücü işlev düzeyleri ise Wechsler Çocuklar için Zekâ Ölçeği-4 ile değerlendirilmiştir. T1DM grubu çocukların 25'i kız, 25'i erkek; kontrol grubunun ise 24'ü kız, 22'si erkektir. T1DM'li çocukların kontrol grubuna göre; ekran maruziyeti sürelerinin, akran sorunlarının, yaygın anksiyete puanlarının daha yüksek, sözel kavrama ve algısal akıl yürütme dönüştürülmüş zekâ puanlarının ve işlevselliklerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. T1DM grubunda kronotipi ile uyku kalitesi, bilişsel kısıtlayıcı yeme davranışı, toplam dönüştürülmüş zekâ puanı ile sözel kavrama ve çalışma belleği dönüştürülmüş puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Kronotipi ile her iki grupta da duygusal yeme davranışı, duygusal sorunlar ve T1DM gurubunda HbA1c ile arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Çalışmamız T1DM'li hastalar ile sağlıklı kontrol grubunu kronotipik özelliklerine göre karşılaştırması bakımından özgünlük taşımaktadır. Ancak bu ilişkiyi daha iyi anlayabilmek için geniş örneklemli ve objektif yöntemlerin kullanıldığı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Tip 1 diabetes mellitus, kronotipi, uyku, yeme davranışı, metabolik kontrol

Beslenme bozukluklarıDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+7
Özlem Yıldırım
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Diyabet hastalarında submandibular ve parotis tükürük bezlerinin ultrasonografi ile değerlendirilmesi

Dokuların glukozu kullanma yeteneğinin azalması sonucu kanda glukoz seviyesinin aşırı yükselmesi ile meydana gelen diyabetes mellitusta (DM) meydana gelen mikrovasküler komplikasyonlar arasında oral belirtiler ve komplikasyonlar bulunur ve bunlardan bazıları; ağız kuruluğu (kserostomi), tükürük bezinde büyüme, azalmış tükürük akışı ve periodontal hastalıktır. Bu çalışmanın amacı; tip 1 DM ve tip 2 DM olmak üzere hasta grubu ve sağlıklı kontrol grubunda, her gruba ultrasonografi (USG) eşliğinde sağ ve sol submandibular ve parotis tükürük bezlerinin boyut (antero-posterior, süpero-inferior, medio-lateral), hacim, ekojenite, parankim iç yapısı, marjin özellikleri, shear wave elastografi (SWE) değeri ve renkli doppler özelliklerini değerlendirmektir. Çalışmamızda hasta ve kontrol grupları Gaziantep Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi Anabilim Dalı'na çeşitli nedenlerle muayene olmak için başvuran 18 yaş ve üzeri hastalar arasından seçilmiştir. 40 hasta grubu (20 tip 1 DM ve 20 tip 2 DM) ve 40 sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 80 hastanın (43 kadın 37 erkek) her iki taraf submandibular ve parotis bezlerinde USG ile yapılan incelemelerde; hasta ve kontrol grubu arasında sağ submandibular bez antero-posterior ve hacim ortalama değerlerinde; sağ parotis bezi medio-lateral ve hacim ortalama değerlerinde; sol parotis bezi SWE ortanca değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık gözlenmiştir (p < 0.05). Hasta ve kontrol grubu arasında sağ submandibular bez ekojenite ve renkli doppler değişkenlerinde; sağ parotis bezinde ekojenite ve renkli doppler değişkenlerinde; sol parotis bezinde ekojenite, marjin özellikleri, parankim homojenitesi ve renkli doppler değişkenlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p < 0.05). Sonuç olarak; USG incelemelerinde hasta grubunun tükürük bezlerinde boyutsal, hacim ve SWE değerlerinde artış gözlenirken, renkli dopplerde hipovaskülarizasyona eğilim izlenmiştir. Tükürük bezlerinde meydana gelen değişikliklerin sebeplerinin anlaşılabilmesi için bu bezleri etkileyen sistemik hastalıkların değerlendirilmesinde USG, SWE ve renkli dopplerin kullanımı önerilmektedir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetes mellitus-tip 2+5
Elif Meltem Aslan Öztürk
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellitus ile takip edilen çocuk ve adölesanlarda arteriyal damar sertliğinin değerlendirilmesi

Bu çalışma en az beş yıldır Tip 1 DM tanısı ile takip edilen, diyabetik komplikasyonların görülmediği hasta grubu ile sağlıklı kontrol grubunun osilometrik yöntem kullanılarak arteriyel sertlik riskini saptamak, arteriyel sertlik için predispozan faktörler olan hipergliseminin süresi, derecesi, kan basıncı düzeylerini değerlendirmektir. Ayrıca bu çalışmada hastalara 3B/4B strain ekokardiyografik görüntüleme yapılarak olası subklinik miyokardiyal hasarın arteriyel sertlikle olan ilişkisi değerlendirilmektedir. Araştırmaya Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Polikliniğinde en az beş yıldır Tip 1 DM ile takip edilen, diyabetik komplikasyonları bulunmayan çocuk ve adölesan (n:51) dahil edildi. Kontrol grubu Gaziantep Üniversitesi Çocuk Kardiyoloji Polikliniğine masum üfürüm ve non-spesifik göğüs ağrısı şikâyeti ile başvuran, ek hastalığı olmayan hastalardan (n:51) benzer yaş ve beden kitle endeksi gözetilerek oluşturuldu. Tüm olguların antropometrik ölçümleri yapıldı. Diyabetik hasta grubunda, takip amaçlı rutin bakılan HbA1c'nin son bir yılda bakılan değerlerinin ortalaması veri olarak kaydedildi. Diyabetik hasta grubu HbA1c≤ 9 olan kişiler (n:27) orta kontrollü Tip 1 DM, HbA1c>9 olan kişiler (n:24) kötü kontrollü Tip 1 DM olmak üzere iki gruba ayrıldı. Tüm olguların nabız dalga analizi ölçümü otomatik osilometrik cihaz (Mobil O-Graph, IEM) ile yapıldı. Aynı gün içerisinde tüm olgulara tek kullanıcı tarafından Vivid E9 XD Clear ekokardiyografi cihazı ile 2B ekokardiyografi ve 3B/4B strain ekokardiyografi görüntülemeleri yapıldı. Görüntülerin işlenmesi off-line olarak EchoPAC yazılımı ile yapıldı. Hasta ve kontrol grupları arasında yaş (sırasıyla 13.81±2.58, 13.37±2.29) ve vücut kitle indeksi (BMI) düzeyleri (sırasıyla 20.91±4.59, 20.83±4.09) ile K/E cinsiyet oranları (sırasıyla 23/18, 25/26) açısından anlamlı fark yoktu (sırasıyla p=0.362, p=0.922 ve p=0.843). Kalp hızı ve kan basıncı değerlerine bakıldığında; hasta grubunda sistolik (SKB), diyastolik (DKB) ve ortalama arteriyal kan basıncı (OAB) değerlerinin (113.64±10 mmHg, 68.35±8.50 mmHg ve 89.04±8.03 mmHg) kontrol grubuna göre (109.90±9.47 mmHg, 66.23±6,31 mmHg ve 85.45±6.81mmHg) yüksek olduğu bu yüksekliğin sadece OAB için istatiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p=0.185, p=0.356 ve p=0.017). Grupların osilometrik ölçüm değerleri açısından karşılaştırılmasında nabız dalga hızı (NDH), yansıtma büyüklüğü ve yükseltme indeksi değerlerinin [4.8 m/sn (4.1-5.8), 56.3 (28.8-69.0) ve 36.23±9.67], kontrol grubuna göre [4.3 m/sn (3.9-5.1), 50.0 (37.6-66.0) ve 28.25±7.70] istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu tespit edildi (sırasıyla p<0.001, p<0.001 ve p<0.001) hasta grubunda çevresel direnç değerlerinin (1581.57±166.18) kontrol grubuna göre (1550.46±130) yüksek olduğu ancak aradaki farkın istatiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p=0.296). v Grupların sistolik ve diyastolik fonksiyonlarını gösteren ekokardiyografik ölçüm değerleri açısından karşılaştırıldığında aradaki farkların istatiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0.05). Grupların 4B strain ekokardiyografik ölçüm değerleri açısından karşılaştırıldığında, hasta grubunda radyal strain (RS) değerlerinin kontrol grubuna göre yüksek, sirkumferansiyel strain (CS) ve arial strain (AS) değerlerinin kontrol grubuna göre yüksek olduğu ancak aradaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0.05). Longitudinal strain (LS) değerlerinin gruplar arasında tamamen eşit seviyede ve benzer değerlerde olduğu saptandı (p>0.05). Kötü kontrollü diyabet grubunda (n:24), orta kontrollü diyabet grubuna (n:27) göre NDH, yükseltme indeksi ve çevresel direnç ölçümlerinin daha yüksek olduğu ancak aradaki farkların istatiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (sırasıyla p=0.200, p=0.895 ve p=0.698). Hasta grubunda hastalık süresi ile NDH, yükseltme indeksi ölçüm değerleri arasında anlamlı bir korelasyon bulunmadığı belirlendi (sırasıyla r=0.085, p=0.555, r= -0.176, p=0.217). Tip 1 diyabetes mellituslu çocuk ve adölesanlarda arteriyal sertlik parametleri olan NDH ve yükseltme indeksi (AIx) kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek olarak bulundu. Bu çalışma diyabet komplikasyonları gelişmeyen hasta grubunda da arteriyal sertliğin artmış olabiliceğini gösterdi. Bu çalışmada diyabet süresi arteriyal sertlik ile ilişkili olarak bulunmadı. Hasta ve kontrol grubunda sistolik ve diyastolik fonksiyonlar açısından anlamlı farklılık bulunmadı. Subklinik miyokardiyal hasarın gösterilebilmesi için yapılan 3B/4B strain ekokardiyografi görüntülemelerinde iki grup arasında strain değerleri açısından anlamlı farklılık bulunmadı. Bu miyokardiyal hasarın gelişmesi için gereken sürenin yetersizliği ile ilişkilendirildi.

ArteriosklerozArterlerDiabetes mellitus+5
Hüseyin Sıddık Soybay
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellitus tanılı çocuklarda renal elastografi değerlerinin sağlıklı çocuklarla karşılaştırılması

Tip 1 Diyabetes Mellitus tanılı, diyabetik nefropatisi olmayan çocukların non-invaziv bir method olan shearwave elastografi ile ölçülen shear dalga SWVları (SWV) değerlerini , sağlıklı çocuklar ile karşılaştırılmayı amaçladık. Çalışmaya Amerikan Diyabet Derneği tarafından yayınlanan tanı kriterlerine göre Tip 1 DM tanısı (HbA1c > %6,5, açlık kan şekeri ≥ 126 mg/dl, tokluk kan şekeri ≥ 200 mg/dl) almış 18 yaşından küçük, ancak Diyabetik Nefropati (DN) tanısı almamış normoalbüminürik, kreatinin değerleri, ve glomerüler filtrasyon hızı (eGFR) yaşına göre normal sınırlarda olan 30 hasta ve klinik laboratuvar bulguları normal olan 30 sağlıklı çocuk dahil edildi. Tüm hastalara ve sağlıklı gruba shear wave elastografi incelemesi yapıldı. Her iki böbrek parankiminin üst, orta ve alt zonundan ROI yardımıyla metre/saniye birimiyle değerler elde edildi. Her zondan üçer adet olmak üzere her böbrekten toplam dokuz adet SWV ölçümü yapıldı ve bu ölçümlerin her iki böbrek için ortalamaları hesaplandı. Hasta ve kontrol grubu arasında yaş ve cinsiyet açısından istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. (p>0,05).Sağlıklı grupta sağ ve sol böbrekten ölçülen parankim SWV değerleri ortalamaları sağ ve sol olmak üzere 1,91 ± 0,38 m/s,2,14 ± 0,41 m/s olarak saptandı. Hasta grupta ise sağ ve sol böbrekten ölçülen parankim SWV değerleri ortalamaları sağ ve sol olmak üzere 1,99 ± 0,24 m/s, 2,06 ± 0,34 m/s, olarak saptandı. Bu sonuçlara göre sağ ve sol böbrek SWV değerleri ortalamasında hasta grup ile sağlıklı grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. (p>0,05). Buna göre çalışmamızda DN olmayan Tip 1 DM hastalarıyla sağlıklı kontrol grubun elastografi değerleri benzer olarak bulundu. Kronik bir hastalık olan Tip 1 DM hastalığında kronik komplikasyonu olan DN'nin gelişimi tanı aldıktan sonraki ortalama 5-15 yıl içinde başlamaktadır. Biz yaptığımız çalışmada erken evrede diyabetik çocuklarda elastografi değerlerini normal relatif hasta olmayan populasyonla farklı bulmadık. Bu sonuçlarda bize elastografinin sonuçlarının önemli olabileceğini göstermiştir. Erken evrede hastalığın takibinde ve ileri evre ayırımında böbreklerin etkilenip etkilenmediğini belirlemek açısından ve gerekli önlemleri almak için elastografi kullanılabiliceğni düşünüyoruz. Ancak bu çalışmanın ileri evre hastalığı bulunanlarda da devam etmesi gerekmektedir. Çalışmamızın gelecekte renal elastografi konusunda yapılacak daha kapsamlı ve kontrollü çalışmalara yol göstereceğini düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Tip 1 Diyabete Mellitus, Elastografi, Diyabetik Nefropati

BöbrekBöbrek hastalıklarıDiabetes mellitus+6
Fatih Erbay
Gaziantep University
2022
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetes mellituslu ergenlerde periodontal hastalık ve oksidatif stres ile HIF-1 alfa düzeyleri arasındaki ilişki

Diyabetes mellitus (DM) ve periodontal hastalık dünyada yaygın olarak görülen önemli halk sağlığı sorunlarındandır. Periodontal hastalık ve DM patolojisinde oksidatif stres önemli rol oynar. Ayrıca hipoksi HIF yoluyla inflamatuar yanıtı modüle edebildiği için inflamatuar hastalıklarda sıkça araştırılmıştır. Çalışmamızda T1DM ve sağlıklı kontrollerde metabolik durum, klinik periodontal parametreler ve tükürük oksidatif stres ve hipoksi ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza en az 5 yıllık takip süresine sahip 101 T1DM'lu ve 102 sistemik sağlıklı 12-18 yaş aralığındaki ergenler dahil edildi. Sosyodemografik, klinik ve metabolik veriler toplandı. Uyarılmamış tükürükde toplam antioksidan seviye (TAS), toplam oksidan seviye (TOS) ve hipoksiyle indüklenebilir faktör-1 alfa (HIF-1ɑ) seviyeleri belirlendi. Sistemik sağlıklı kontrol (S) ve T1DM grupları arasında klinik periodontal ve tükürük hacmi parametreleri açısından farklılık gözlenmezken (p>0,05), T1DM grubunda TOS ve OSİ değerleri istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışma grupları sistemik ve periodontal hastalık varlığına göre gruplandırıldığında (Ss: kontrol-sağlıklı dişeti, Sg: kontrol-gingivitis, T1DMs: T1DM-sağlıklı dişeti, T1DMg: T1DM-gingivitis) PI, GI, SKI, SCD ve PİYA değerleri Sg ve T1DMg gruplarında dişeti sağlıklı gruplara göre istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu. On yıldan uzun süre takip edilen T1DM grubunda TOS ve OSİ değerlerinin yükseldiği ve istatistiksel olarak anlamlı olduğu tespit edildi (p<0,05). S grubunda TAS ve HIF1- alfa arasında, T1DM grubunda tükürük hacmi ile TOS, OSİ ve HIF- 1alfa arasında pozitif korelasyon bulundu. Bireylerin ağız bakımı benzer olduğu için T1DM in klinik periodontal parametreler üzerine etkisi görülmeyebilir. Tükürük hacmi, TOS ve OSİ değerlerinin sistemik hastalıktan ve T1DM'nin takip süresinden etkinlendiği tespit edilmiş olup daha sonraki çalışmalara öncülük edebilir.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Ergenler+5
Sevim Tek
Gaziantep University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Juvenil diyabetli çocuklarda bisfenol A düzeylerinin endokrin sistem üzerine bozucu etkileri

Tip 1 diyabetes mellitus (T1DM), insülin üreten pankreas beta hücrelerinin bağışıklık sistemi tarafından hedeflendiği ve yok edildiği, yetersiz insülin sekresyonu ile karakterize otoimmün bir hastalıktır. Bu çalışmanın amacı yeni tanı konmuş T1DM'li çocuklarda serum BPA düzeylerinin endokrin sistem üzerine etkisinin diğer parametrelerle bir arada incelenmesi ve ayrıca apelinin sekresyonu üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Çalışmaya yeni T1DM tanısı konulmuş 0-18 yaş arası 74 hasta, bu hastaların 30 sağlıklı kardeşi ve 35 sağlıklı çocuk olmak üzere toplam 139 kişi dahil edildi. Gönüllülerden elde edilen örneklerden BPA, apelin, TSH, serbest T3, serbest T4, anti-TG, anti-TPO, total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserit, C-peptid ve HbA1c düzeyleri ölçüldü. T1DM'li çocuklarda medyan serum BPA değerleri kardeşlerine ve sağlıklı çocuklara göre daha yüksek bulundu (p˂0,05). Hastaların medyan serum apelin değerleri ise kardeşlerine ve sağlıklı çocuklara göre daha düşük bulundu (p˂0,05). Her üç grupta da BPA ile apelin arasında negatif yönde orta şiddette bir ilişki saptandı. Tiroid fonksiyonları açısından her üç grupta serum BPA ile TSH, serbest T3 ve serbest T4 arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı (p>0,05). Tüm gruplarda BPA ile total kolesterol, LDL-kolesterol, HDL-kolesterol, trigliserit, C-peptid ve HbA1c arasında anlamlı bir korelasyon saptanmadı (p>0,05). Hasta grubunda BPA düzeyi ile anti-TG ve anti-TPO pozitif/negatif durumu arasında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışmamız, T1DM'li çocuklarda BPA düzeylerinin daha yüksek, apelin düzeylerinin ise daha düşük olduğunu ve her ikisi arasında negatif yönde bir ilişki olduğunu göstermiştir. Bu da BPA ve apelinin T1DM gelişimi ile ilişkili olabileceğini düşündürmektedir. Ayrıca çalışmamızda, her üç grupta serum BPA düzeyi ile TSH, serbest T3 ve serbest T4 arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edilmemesi, BPA'nın T1DM'li çocukların tiroid fonksiyonları ile ilişkili olmadığını göstermektedir.

Bisfenol ADiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+2
Halit Diril
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tıp 1 dıyabetes mellitus tanısı olan ergenlerde yatışı olan ve olmayan hastaların benlik saygısı ve aile tutumlarının karşılaştırlması

Giriş: Tip 1 Diyabetes Mellitus (DM) hastalığı çocuk ve ergenlerde bilinen en yaygın kronik hastalıklar arasında tanımlanmaktadır ve bu nedenle bu popülasyonda önemli sağlık problemlerini temsil etmektedir. T1DM tanısı olan çocuk ve ergenlerde hastalık bütüncül olarak ele alınmalıdır, fiziksel boyutunun yanında tedavi uyumunu önemli derece etkileyen hasta ve bakım verenlerinin psikolojik durumları, uyum güçlükleri ve hastalığa yaklaşımları da değerlendirilmelidir. Bu çalışmada yatış gerekliği olan ve olmayan hastaların arasında hastanın benlik saygı düzeyi ve anne baba tutumunun tedavi uyumunda ön görücü olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmanın etik kurul onayından sonra Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi Çocuk Endokrinologi servisinde tip 1 diyabet tanısıyla yatışı olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden 12-18 yaş arası 40 çocuk ve ergen vaka grubu olarak ve yaş ve cinsiyet açısından benzer özellikler gösteren, çocuk endokrinoloji polikliniğinde yatışları olmadan T1DM tanısıyla takip edilen ve çalışmaya dahil olmayı kabul eden 38 çocuk ve ergen kontrol grubu olarak alınmıştır. Her iki grupta aydınlatılmış onay formu alındıktan sonra araştırmacı tarafından sosyodemografik özelliklerinin yer aldığı bir veri toplama form doldurulmuştur. Psikiyatrik bozukluklar tanıları yarı yapılandırılmış Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonuyla (ÇDŞG-ŞY) araştırmacı tarafından değerlendirilmiştir ayrıca katılımcılardan Anne Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ) ve Coopersmith Benlik Saygı Envanterinin doldurulması istenmiştir. Bulgular: Çalışmamızın vaka ve kontrol grubunda hastaların yaşları ve cinsiyetleri anlamlı farklılık göstermemiştir (p >0.05). Vaka grubunda tanı yaşı ortalama 8.5 ± 4.1 ve kontrol grubunda 10.6 ± 3.1 olarak saptanmıştır ve sonuç olarak vaka grubunda tanı yaşı, kontrol grubundan anlamlı olarak daha düşük tespit edilmiştir (p = 0.023). Çalışmamızda vaka grubunun ortalama son HbA1c düzeyleri 9.4 ± 2.1 ve kontrol grubunun ortalama son HbA1c değeri 7.6 ± 1.2 olarak belirlenmiştir, vaka grubunda bu değer istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek saptanmıştır (p <0.001). ÇDŞG-ŞY-DSM-5 yarı yapılandırılmış psikiyatrik değerlendirme sonuçları vaka grubunda daha fazla Depresyon tanısı, Yaygın Anksiyete Bozukluğu ve Sosyal Fobi tanısı olarak belirlenmiştir (depresyon p <0.001), (yaygın anksiyete p <0.001), (sosyal fobi p = 0.011). Vaka grubunda %76.2 annelerin demokrat tutumu ve %23.8 otoriter tutumu gösterdikleri belirlenmiştir. Bu grupta babaları tutumu %69.0 demokrat ve %31.0 otoriter olarak görülmüştür. Kontrol grubunda annelerin %92'si demokrat ve %7.9'u otoriter tutum sergilerken babaların %84.2'si demokrat tutum ve %15.8'i otoriter tutum göstermişler. Guruplar arası karşılaştırmada anlamlı olarak vaka grubunda otoriter anne baba tutumu daha fazla görülmüştür (Anne Demokrat p=0.006), (Baba Demokrat p= 0.023). Coopersmith Benlik Saygı Envanterinin alt boyut puan ortalamalarının dağılımına bakıldığında vaka grubu katılımcıların benlik saygı tam ve genel puanı kontrol grubundan anlamlı olarak düşük bulunmuştur ve benzer şekilde ev aile öz saygı puanı anlamlı farklılık göstermiştir (tam puan p=0.007), (genel puan p= 0.048), (aile ev puan p=0.002). Sonuç: Çalışmamızda, kronik bir hastalık olan T1DM'in kötü metabolik kontrol ve uygun düzeyde olmayan tedavi uyumu ile çocuk ve ergenlerin düşük benlik saygısı ve yaşadığı ailede otoriter anne baba tutumuyla ilişkisi gösterilmiştir. Ayrıca bu çalışmada metabolik kontrolü kötü giden vaka grubunda elde ettiğimiz yüksek ruhsal hastalık oranları, T1DM'in sadece fiziksel bir hastalık olmadığını, bireyin psikolojik, sosyal, emosyonel işlevselliğini de olumsuz etkilediğini düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler: T1DM, benlik saygısı, otoriter anne baba tutumu, psikiyatrik tanı

Aile tutumuBenlik saygısıDiabetes mellitus+5
Tellı Zadehgan Afshord
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Leptin ile insülin hormonu arasındaki gelişmelerde bir işaret olarak tip 1 ve 2 diyabet mellitus arasındaki ilişki

Bu tez çalışmasında, tip 1 diyabetli (T1DM) kadınlarda ve tip 2 diyabetli (T2DM) kadınlarda leptin ve insülin arasındaki ilişki araştırılmıştır. Her diyabet hastalığından elli kadın çalışmaya alındı ve iki grup sağlıklı kadınla kontrol edildi; her grup, yaşla eşleşen ilgili hasta grubunu kontrol etti. Leptin, karşılık gelen kontrole kıyasla T1DM'li kadınların ve T2DM'li kadınların serumunda önemli ölçüde artmıştır. Ek olarak, insülin T1DM'li kadınlarda azalmış, ancak T2DM'li kadınlarda artmıştır. Her iki hasta grubunda da glukoz ve glikolize hemoglobin seviyeleri yükselmiştir. Ghrelin, T1DM'li kadınlarda ve T2DM'li kadınlarda azalırken, T2DM hastalığı olan kadınlarda lipid profili değişmiştir. Leptinin, T1DM'li kadınlarda insülin ile ilişkili olmadığı, ancak T2DM hastalığı olan kadınlarda insülin ile negatif ilişkili olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, leptin ve ghrelin, T1DM ve T2DM hastalıklarının patofizyolojisinde önemli rol oynamaktadır.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetes mellitus-tip 2+4
Hajır Adnan Dahham Maamer
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

The role of copaptin in changes secondary hypogonadism in men with and without type 1 and 2 DM

This investigation is conducted to study the role of copeptin peptide in changes of the secondary hypogonadism in men with and without type 1 and type 2 of diabetes mellitus and study the correlation between copeptin and some of the biochemical parameters in men with and without Type 1and 2 diabetes mellitus. The results showed that the mean of the copeptin concentration in a blood sample of the three tested groups varied in their levels of copeptin. The results pointed out that the mean of HbA1C levels in the serum of DM2 and DM1 patients were significantly higher than in healthy persons, which recorded 9.30 and 8.06 % as compared to the control group which recorded 5.33 % respectively, the elevated in HbA1C level was associated with increases in copeptin levels considers as a biomarker of diabetes mellitus disease. We found that the elevated copeptin level is associated with the increase in lipid profile such as total triglycerides, total cholesterol HDL and LDL in diabetes patients. The results revealed that the mean CRP levels in serum of DM2 and DM1 patients were significantly higher than in healthy persons, which recorded 12.34 pg/mL and 10.44 pg/mL as compared to the control group which recorded 4.72 pg/mL respectively. The copeptin is considers as a biomarker seems to reflect the disease severity in diabetes patients.

CopeptinDiabetes mellitusDiabetes mellitus-type 1+4
Asraa Fawzı Madhı Daham
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

İnsüline bağımlı Diabetes Mellitus'lu çocuk ve adelösanlarda growth hormon, insülin-like growth faktör-1 ve insülin-like growth faktör bağlayıcı protein-3 düzeylerinin saptanması

Bu çalışma IDDM tanısıyla izlenen 20 'si kız, 15 'i erkek, yaşları 5-16 yıl (ortalama 11.94±2.77 yıl ) olan 35 çocuk ve adelösan üzerinde yapıldı. Ortalama hastalık süreleri 41.5 ± 33 ay idi. Benzer yaş grubundan 18 'i kız, 17 'si erkek olmak üzere 35 sağlıklı çocuk kontrol grubu olarak çalışmaya alındı. IDDM'lu çocuk ve hastaların ortalama serum IGF- I değeri 207.65 ± 150.38 ng/ml, kontrol grubunun ortalama serum IGF- I değeri ise 437.80 ±248 ng/ml olup aradaki fark önemli bulundu (P<0. 001). Hem prepubertal, hem de pubertal İDDM'lu çocuk ve adelösanların ortalama serum IGF- I değerleri prepubertal ve pubertal kontrollerde daha düşük bulundu. İDDM'lu çocuk ve hastaların ortalama serum IGFBP-3 değeri 39.31 ± 12.92 ng/ml, kontrol grubunun ortalama serum IGFBP-3 değeri 49.45 ± 11.59 ng/ml olup, aradaki fark önemliydi (P<0. 05). Prepubertal İDDM'lu çocukların ortalama serum IGFBP-3 değeri prepubertal kontrollerle önemli bir farklılık göstermezken, Pubertal İDDM'lu adelösanların ortalama serum IGFBP-3 değeri, pubertal kontrollere göre daha düşüktü (P<0. 01). İDDM'lu çocuk ve adelösanların egzersis sonu GH değerleri, kontrol grubuna göre daha yüksek olarak bulundu (P<0. 05). İDDM'lu çocuk ve adelösanların serum IGF-I, IGFBP-3, GH değerleri ile HbAjC değeri, hastalık süresi, boy SDS değeri, insülin dozu arasında korelasyon bulunmazken; Kemik yaşı ve BMI değerleri ile IGF-I ve IGFBP-3 değerleri arasında, serum IGF-I ve serum IGFBP-3 düzeyleri arasında önemli pozitif korelasyonlar saptandı. Anahtar Kelimeler: IDDM, Growth hormon, IGF-I, IGFBP-3

AdolesanlarDiabetes mellitus-tip 1Ergenler+1
Bilgin Yüksel
Çukurova University
1997
00
DoctorateOpen AccessTR

Libyalı kadınlarda tip 1 ve tip 2 diyabetes mellitusta niasin, steroid hormon, FSH ve LH konsantrasyonlarındaki değişikliklerin araştırılması

Diyabetes mellitus, dünya genelinde en yaygın kronik hastalıklardan biridir ve metabolik, hematolojik ve üreme sağlığı üzerinde önemli etkiler göstermektedir. Üreme çağındaki kadınlar özellikle savunmasızdır; çünkü diyabet glisemik kontrolü, hormonal dengeyi, doğurganlığı ve lipid metabolizmasını bozmaktadır. Yoğun araştırmalara rağmen, tip 1 ve tip 2 diyabetin biyokimyasal ve üreme parametreleri üzerindeki birleşik etkilerini sağlıklı kadınlarla kapsamlı şekilde karşılaştıran çalışmalar sınırlıdır. Bu çalışmanın amacı, tip 1 ve tip 2 diyabetli kadınlarda hematolojik indeksleri, hormonal belirteçleri ve lipid profillerini diyabeti olmayan kontrol gruplarıyla karşılaştırmak ve üreme sağlığı üzerindeki sapmaları belirlemektir. Sonuçlar, gruplar arasında ortalama yaş açısından anlamlı fark olmadığını göstermiştir (tip 1 ve tip 2 diyabet için sırasıyla 31,46 ve 34,53 yıl; kontrol grubunda 28,33 yıl). En çok etkilenen yaş grubu 26–30 olup, diyabetli kadınlarda görülme oranı daha düşüktür (%26,66 ve %23,33), kontrol grubunda ise %43,33'tür. Vücut ağırlığı açısından istatistiksel fark bulunmamış, ancak diyabetli kadınlarda ortalamalar daha yüksek çıkmıştır (75,60 ve 78,10 kg; kontrol: 72,03 kg). Hematolojik analizlerde eritrosit sayısı (4,53 ve 5,10 ×106/L) ve hemoglobin düzeyi (10,85 ve 11,70 g/dL) düşük bulunmuş, kontrol grubunda ise daha yüksek değerler saptanmıştır (5,35 ×106/L; 14,32 g/dL). HbA1C diyabetli kadınlarda artmış (6,76% ve 5,83% vs. %5,25). Niasin düzeyi azalmış, östradiol artmış, FSH düşmüştür. Lipid profilleri, toplam kolesterol ve trigliseritlerin daha yüksek olduğunu, HDL'de hafif düşüş ve LDL'de artış olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak, diyabet üreme çağındaki kadınlarda çok yönlü etkiler göstermekte olup, sistemik ve üreme komplikasyonlarını azaltmak için entegre izleme ve hedefe yönelik müdahalelerin gerekli olduğu ortaya konmuştur.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-deneyselDiabetes mellitus-tip 1+1
Hajer Ifsaıkha Bahjat Alaıesh
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Libya'daki diyabet hastaları için koroner kalp hastalığını erken tespit etmek amacıyla koagülasyon faktörü ve CRP-HS'nin erken tanısal araçlar olarak değerlendirilmesi

Koroner kalp hastalığı (KKH), özellikle tip 2 diyabet mellituslu (T2DM) hastalarda dünya çapında morbidite ve mortalitenin önde gelen nedenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Libya'da, diyabet dahil olmak üzere bulaşıcı olmayan hastalıkların yüksek prevalansı, KKH yükünü daha da artırmaktadır. Bu çalışma, Libya'daki diyabetli hastalar arasında koroner kalp hastalığı (KKH) için erken biyobelirteçler olarak pıhtılaşma faktörlerinin (özellikle protrombin zamanı (PZ), kısmi tromboplastin zamanı (KTZ), uluslararası normalleştirilmiş oran (INR) ve D-dimer) ve yüksek duyarlıklı C-reaktif proteinin (hs-CRP) tanısal potansiyelini değerlendirmektedir. Toplam 150 denek incelendi; 75'i diyabet hastası, 75'i sağlıklı kontrol grubu olmak üzere. Bu biyobelirteçlerin farklılıklarını ve öngörü yeteneklerini değerlendirmek için t-testleri, Mann-Whitney U testleri ve lojistik regresyon dahil olmak üzere çeşitli istatistiksel analizler yapılmıştır. Bulgular, diyabet grubunda KTZ, INR ve hs-CRP seviyelerinde önemli yükselmeler olduğunu ortaya koydu; özellikle hs-CRP, KHD riski için erken bir gösterge olarak umut verici sonuçlar verdi. Bu sonuçlar, diyabetli popülasyonlarda KKH'nin erken tespiti ve risk sınıflandırması için hs-CRP ve seçilmiş pıhtılaşma parametrelerinin kullanımını desteklemektedir. Bu bulguları doğrulamak ve bu biyobelirteçleri Libya'da gelişmiş kardiyovasküler sonuçlar için klinik uygulamaya entegre etmek amacıyla daha fazla çalışma yapılması önerilmektedir.

C reaktif proteinDiabetes mellitus-tip 1Pıhtılaştırma
Mohamed Alhosen Alı Degm
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2025
00
Master'sOpen AccessEN

An evaluation of knowledge and attitudes to nutrition in type 1 and type 2 diabetes patients receiving hemodialysis

Background/aim: In chronically ill patients, there are progressive and irreversible changes in bodily function. This has a negative effect on the quality of life. One of these diseases is kidney disease related to diabetes, diabetic nephropathy. The aim of the study was to evaluate the knowledge and attitudes to nutrition of type 1 and type 2 diabetes patients receiving hemodialysis treatment. Methods: The research was conducted as a descriptive and cross-sectional study in the Dialysis Unit of the Diwaniyah Hospital in Iraq. Quantitative research was used in the design of the study. 30 type 1 and 30 type 2 DM patients who agreed to participate were taken into the study without any sample selection process. The patients were asked questions on their sociodemographic characteristics to evaluate their knowledge and attitudes on nutrition. Data collection was by the face to face questioning technique. Evaluation was performed with the use of percentages, chi-square, and independent t-test. Results: In type 1 and type 2 diabetes patients, statistical significance was found in age, marital status, income status and primary kidney disease in those who took snacks and in those who used a number of methods to quench their thirst (p<0.05). Significance was found between type 1 and type 2 DM patients, between weight before and after dialysis, and between systolic and diastolic blood pressure before and after dialysis (p<0.05). Also, statistical significance was found between HbA1c and blood sugar levels in these patients (p<0.05). Conclusion: In dialysis patients with type 1 or type 2 DM, Hb1Ac and glucose levels are high, and diabetes management was inadequate, and sociodemographic characteristics such as age, marital status, economic level, the presence of kidney disease in the family, BMI and snacking had an effect on diabetes management. It is recommended that new experimental nursing planning and the implementation of interventions be carried out focused on solving problems in strengthening diabetes self-management through individualized training, monitoring and counselling for patients. Keywords: Diabetes, kidney disease, nutrition, nursing method.

NutritionLevel of knowledgeDiabetes mellitus-type 1+5
Ahmed Mohsın Abbas Altabtabaeı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation study of adropin and glutamic acid decarboxylase in Iraqi children with type 1 diabetic patients

The aim of the current study was to determine the levels of adrobin, GAD and anti GAD in patients with type 1 diabetes and to compare with a healthy group, as well as to determine the changes in FBS, HbA1c, Insulin, C- peptide, T3, T4, TSH levels in patients with T1DM. Control group so that to find the correlation between serum adropin hormone and glutamic acid decarboxylase, antiGAD, FBS, HbA1c, Insulin, C- peptide, T3, T4, TSH, TC, TG, HDL, VLDL and LDL levels in T1DM patients group. The total number of subjects included in the study was 180 and divided into two groups. Group I was consisting 90 normal healthy subjects as controls while group II was consisting 90 patients with a history type-1 diabetes mellitus T1DM. The study included subjects of age in between (4-18) years for both groups. samples was Collected from December (2021) to February (2022).

AdropinC peptideDiabetes mellitus-type 1+1
Mohammed Najm Abdulwahıd Al-agele
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of lactate dehydrogenase enzyme and some biochemical variables in the blood of people with type 1 diabetes and type 2 diabetes in salah al-din governorate

The present research attempted to compare diabetic patients with healthy controls in terms of LDH activity and other characteristics. Patients with diabetes mellitus (DM) of both types 1 and 2 were included in the study, as were 40 healthy individuals (the "control" group). All of the people are between the ages of 40 and 75. From October 2021 to January 2022, a number of hospitals in Kirkuk, Iraq, participated in the research. The results showed the average age of control group is 31.23 ±1.27, while the average age of diabetes type I group is 41.62 ±1.79. The average age of diabetes type II group is 36.15 ±2.09. BMI in control group is 23.99 ±1.76 and in diabetes (type I and II) group is 28.72 ±1.12 and 27.05 ±0.87 respectively. Lipid profile showed significant (P<0.05) increased and decreased in between studied groups. Patients with diabetes types I and II had significantly higher levels of uric acid, LDH, and insulin than those in the control group (P 0.05). Patients with diabetes type I and type II exhibited a substantial (P 0.05) drop in serum salt and magnesium levels compared to the control group. It's concluded that the both types of diabetes mellitus lead to significant (P <0.05) differences in the studied parameters.

Biochemical propertiesDiabetes mellitusDiabetes mellitus-type 1+5
Rojyan Dawood Obaıd Obaıd
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The study of deficiency of vitamin B12, magnesium and some biochemical markers in patients with diabetes mellitus

The goal of the present study is to identify the link between the deficiency in B12, magnesium deficiency, and several biochemical markers in diabetes mellitus people, testosterone changes, B12, and glucose in men with testosterone disorders. According to the results of the present study, it has been found that age is of great importance, as age increased, the incidence of diabetes increases. As for magnesium, it is significantly affected and had a link with diabetes, as well as vitamin B12. At the same time, there was a correlation between the diabetes test and changes in the lipid profile, but the most correlation was with total lipids. Adjustment for BMI at 45 years of age and average BMI significantly reduced the association between having a high body mass index (BMI) at age 25 and an increased risk of developing diabetes.

Biochemical propertiesDiabetes mellitusDiabetes mellitus-type 1+3
Abdulrahman Saleh Ibrahım Ibrahım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of changing in levels of vitamin D, insulin, and lipid profile on insulin resistance in patients with type 1 & 2 diabetes

The aim of our study was to explore the relationship between diabetes and associated changes in vitamin D levels, insulin and lipid profile and their effect on insulin resistance in patients with type 1 and 2 diabetes and to search for the strategies of the studies currently in use. Our study showed that the incidence of diabetes increases with age, especially type 2 diabetes, and that type 1 diabetes may affect people at an early age. There was no significant effect of weight. Vitamin D levels were significantly affected, which may indicate that it has a role in contributing to lowering high sugar levels. Interleukin levels were significantly affected, which indicates the effect and development of diabetes with inflammatory diseases. High lipid levels had an effect on diabetes. The issue of the relationship of vitamin D with diabetes is still in need of further studies. Keywords: Type 1 & 2 diabetes, vitamin D, Lipid profile, RBS, Insulin resistance

Diabetes mellitus-type 1LipidsVitamin D+1
Sameh A. Abdulrahman Al Azzawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of diabetic nephropathy and its risk factors with type 1 and type 2 diabetes patients in Karbala city

The purpose of this study was to investigate the prevalence of diabetic nephropathy and its risk factors in Karbala, Iraq. Examine 148 participants (in which was 77 (52.02 % men) and 71 (47.97 % women) participants, from these participants was 108 (72.97 %) patients with Diabetic. There was diagnosed in 19 (12.83) patients with diabetic nephropathy in which 13 (68.42 % men) and 6 (31.57 % women). While healthy group (Controls group) was 40 (20.02 %) . ADA and DN clinical diagnosis were utilized to distinguish different forms of diabetes and classified into T1DM, DN and T2DM. The study indicated that sugar greatly affects patients, which leads to their transformation into diabetes accompanied by nephropathy. According to our study statistics, the most important risk factors for diabetic nephropathy in the population of diabetic nephropathy in Karbala include length of diabetes, serum creatinine, neuropathy, high RBS, age over 45, hyperlipidemia, HbA1c, and insulin hormone, in that order, among others. Type 1 diabetes risk factors include high serum creatinine, neuropathy, high RBS, hyperlipidemia, and low serum HDL, but type 2 diabetes risk factors are limited to long-term diabetes, age above 45 years, and men gender in women over 45 years.

Diabetes mellitus-type 1Diabetes mellitus-type 2Diabetic nephropathies+1
Ahmed Saleh Obaıd Alanısı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Comparative study of thyroid hormones in type 1 and 2 of diabetes mellitus disease

Diabetes mellitus (DM) is chronic metabolic disorder that characterized by increased blood glucose level which can cause long time to various damage to the many body organs such as eyes, nerves, renal and others. DM has two commonly forms or types, type 1 DM (also called juvenile or insulin dependent DM) occur because absent of insulin secretion at early age due to beta cell damage of pancreas. While type 2 DM (also called insulin independent DM) occur because present of insulin resistance of body cells after 40 age, and insulin secretion can suffer of deficiency stat in body. Thyroid function tests (TFT) are a many tests in blood sample used to assessment the well thyroid gland functions, TFT include TSH, T3 and T4 levels. Thyroid gland located at lower-front part of neck regulated by TSH that secreted from anterior lob of pituitary gland, to product thyroxine (T4) and triiodothyronine (T3) hormones.The thyroid function responsible for various actions in body like metabolic regulation, energy production and others. Thyroid disorder mainly classify into hyperthyroidism (if occur high production of T3 and T4 with it's signs and symptoms) and hypothyroidism (if occur low production of T3 and T4 with it's signs and symptoms). This study was conducted between April and September of 2022.

Diabetes mellitus-type 1Diabetes mellitus-type 2Thyroid function tests+1
Alı Nabeel Mahdı Al-taıe
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of effect testosterone and E2 hormone on lipid metabolism in men with type 2 diabetes mellitus in Iraq

Fat metabolism problems and their relationship with steroid hormones or vice versa are among the most common problems experienced by men who have problems with the content of these hormones. The aim of this thesis is to measure the concentration of testosterone, E2, lipids and some biochemical markers in men with type 2 diabetes and to evaluate the effect of lipid metabolism on testosterone and E2. In this study, 130 samples were taken from patients with type 2 diabetes. The concentration of testosterone, E2, lipids and some biochemical markers were measured. Group A: consisted of 60 control group, Group B: consisted of 70 type 2 diabetes mellitus. According to this; age was not statistically significant. In contrast, weight had a clear effect on changes in testosterone levels. Because the study included people with type 2 diabetes, their average was higher. Testosterone levels were very clearly affected, unlike Esterodel-2, which did not show any change in its levels. The lipid profile, especially total lipids and triglycerides, had a very clear statistical significance and their effects on testosterone levels were demonstrated.

Diabetes mellitus-type 1Diabetes mellitus-type 2Lipids+1
Ruya Farooq Azzatazzat
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetes mellituslu hastalarda onikomikoz ve tinea pedis sıklığı ve etkenleri

Amaç: Çalışmamızda kontrol grubuyla karşılaştırmalı olarak diyabetli hastalarda onikomikoz ve tinea pedis prevalansı ve etkenlerinin belirlenmesi amaçlandı.Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim Dalı polikliniğine başvuran ve/veya servisinde yatan, yaş ortalaması 52+14 olan 167 diyabetli hasta (77 erkek, 90 kadın) ve yaş ortalaması 49,8+14,3 olan 150 nondiyabetik hasta (75 erkek, 75 kadın) alındı. Her iki grup klinik ve mikolojik muayene yapılarak değerlendirildi. Verilerin istatistiksel analizlerinin yapılması için Pearson ki-kare ve student t testi kullanıldı.Bulgular: Diyabet ve kontrol grubunda sırasıyla onikomikoz oranları %38,4 ve %24,0 olarak bulundu, tinea pedis için ise bu oranlar DM'li grupta %36,6 ve kontrol grubunda (%26,0) idi. Her iki grup arasında tinea pedis ve onikomikoz açısından istatistiksel olarak anlamlı fark bulundu(P<0,05). Diyabetiklerde, dermatofitler (%70,0) en sık onikomikoz etkeni olarak saptanırken bunu sırasıyla mayalar (%22,5) ve nondermatofitler (%7,5) izliyordu. Tinea pediste de onikomikoza benzer olarak sırasıyla dermatofitler (%63,7), mayalar (%24,2) ve nondermatofitler (%12,1) izole edildi. Tinea pedis ve onikomikoz sıklığı, her iki grupta da erkek cinsiyet ve diyabet süresinin uzun olması ve diyabetik ayak ülseri, periferal vasküler hastalık, periferal nöropati varlığı ile artış göstermekteydi (P<0,05). Buna karşılık diyabet tipi, HbA1c ve artan yaş ile anlamlı bir ilişki saptanmadı (P>0,05).Sonuç: Onikomikoz ve tinea pedis kontrol grubuna göre diyabetlilerde 1,5 kat daha fazla bulundu. Kolaylaştırıcı faktörler erkek cinsiyet, diyabet süresinin uzun olması, diyabetik ayak ülserasyonu, periferik vasküler hastalıklar, periferik nöropati olarak belirlendi. Bu çalışma, tinea pedis ve onikomikozisin, diyabetik hastalarda kontrol grubuna göre prevalansının artmış olduğunu göstermektedir. Bu nedenle diyabetli hastalarda, olası tinea pedis ve onikomikoz enfeksiyonu açısından tanısal, terapötik ve koruyucu yaklaşımlar gerekmektedir.Anahtar sözcükler: Tinea pedis, onikomikoz, diyabetes mellitus, etkenler, komplikasyonlar

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Diabetes mellitus-tip 2+3
Esra İnan
Çukurova University
2009
00
Medical Sub-SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli çocuk ve adölesan hastalarda serum Sistatin C düzeyinin kemik metabolizması ile ilişkisi

Amaç: Tip 1 diyabet çocukluk çağının en sık rastlanan kronik hastalıklarından biridir. Bu çalışmada tip 1 diyabetin kemik metabolizmasına olan etkileri incelendi.Gereç ve Yöntem: Beş yıl ve üstünde tip 1 diyabet tanısıyla izlenen ortalama yaşları 14,13±3,06 olan 66 hasta ile ortalama yaşları 12,81±3,11 olan 29 sağlıklı çocuk ve adölesan alındı. Hastaların Dual energy X-ray absorpsiyometri ile lomber vertebra ve femur boynu bölgesi ortalaması alınarak kemik mineral yoğunluğu ölçüldü. Serum sistatin-C ile birlikte biyokimyasal kemik belirteçlerinden kemik spesifik alkalen fosfataz, osteokalsin, ß-crosslab, piridinolin, deoksipiridinolin ve hidroksiprolin düzeyleri ölçüldüBulgular: Lomber vertebra bölgesi ölçümleri ile hastaların % 70,4'ünün normal sınırlarda olduğu ve kalan % 29,6'sının ise osteopenik olduğu saptandı. Femur boynu ölçümlerine göre ise hastaların % 77,3'ünün normal geri kalan % 22,7'nin ise osteopenik olduğu görüldü. Geçirilmiş kırık öyküsü bulunmadığından hastaların hiç biri osteoporoz olarak değerlendirilmedi.Osteopeni olan hastalarda hem osteoblastik (kemik spesifik alkalen fosfataz, osteokalsin) hemde osteoklastik belirteçler (ß-crosslab, piridinolin, deoksipiridinolin, hidroksiprolin) osteopeni olmayan hastalardan daha düşük değerlerde saptandı. Ancak aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmadı. Serum kemik spesifik alkalen fosfataz ve osteokalsin ile femur boynu bölgesi kemik mineral yoğunluğu Z-skoru anlamlı korelasyon gösterirken lomber vertebra bölgesi kemik mineral yoğunluğu Z-skoru ile herhangi bir korelesyon göstermedi. Benzer şekilde osteoklastik belirteçler ile lomber vertabra bölgesi kemik mineral yoğunluğu Z-skorları arasında herhangi bir korelasyon gözlenmezken femur boynu bölgesi kemik mineral yoğunluğu sadece idrar deoksipiridinolin ile arasında korelasyon vardı. Bu çalışmada tip 1 diyabette kemik turnover azalışını destekler bir şekilde osteopenik hastaların serum sistatin-C düzeylerinde istatistiksel anlamı olmayan bir azalma vardı.Sonuç: Tip 1 diyabetli çocuk ve adölesanlarda osteopeni azımsanmayacak derecede bulunmaktadır. İleri yaşlarda kırık riskinde artış potansiyeli olan osteopeni üzerinde durulmalı, osteopeniye katkıda bulunan faktörler önlenmelidir. Gerektiğinde eksersiz, kalsiyum ve vitamin D desteği yapmanın uygun olacağı kanaatindeyiz.

BiyobelirteçlerDiabetes mellitus-tip 1Ergenler+4
Mehmet Nuri Özbek
Çukurova University
2009
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diabetes mellitus tanısı ile izlenmekte olan çocukların metabolik kontrolü ile nörokognitif fonksiyonları arasındaki ilişki

Tip 1 Diabetes Mellitus Tanısı İle İzlenmekte Olan Çocukların Metabolik Kontrolü İle Nörokognitif Fonksiyonları Arasındaki İlişkiAmaç: Tip 1 diyabet tanısını 5 yaşın altı ve 5 yaşın üstünde alan iki hasta grubunda, diyabet başlangıç yaşının, glisemik kontrolün ve hipoglisemi sıklığının nörokognitif fonksiyonlar üzerine etkisinin araştırılmasıdır.Gereç ve Yöntem: Araştırma gruplarını, nörolojik bozukluğu gibi komorbid bozukluğu bulunmayan, 6-16 yaş arasında 60 tip 1 diabetli çocuk oluşturdu. Tip 1 diyabetli çocuklar tanı aldıkları yaşa göre, 5 yaş altında ve 5 yaş üstünde tanı alanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Ayrıca 40 sağlıklı çocuğun oluşturduğu bir kontrol grubu kullanıldı. Nörokognitif fonksiyonlarının değerlendirilmesi amacıyla Wechsler Çocuklar için Zeka Ölçeği (WISC-R), Stroop Testi, Görsel İşitsel Sayı Dizileri B formu (GİSD-B) testi tüm gruplardaki çocuklara uygulandı. Bununla birlikte hastalar, retinopati, nefropati, HbA1c düzeyi ve hipoglisemi sıklığı açısından incelendi.Bulgular: Erken tanı alan DM li çocuklarda görsel motor gelişim, görsel uzaysal bellek ve görsel organizasyon, görsel algı, multimodal kısa süreli bellek, konsantrasyon, seçici dikkat ve bilgi işlemleme hızının bulunduğu nörokognitif fonksiyonların anlamlı düzeyde olumsuz etkilendiği görüldü. Bunun yanı sıra erken tanı alma ile birlikte glisemik kontrolü kötü olan DM li çocuklarda sözel zeka, performans zeka ve genel zekalarının anlamlı olarak bozulduğu bulundu. Diğer taraftan sadece kötü metabolik kontrolün olması görsel motor koordinasyon, görsel algı, görsel dikkat görsel uzaysal bellek ve görsel organizasyon yeteneklerini kötü etkilediği tespit edildi. Ayrıca erken tanı yaşından bağımsız olarak yüksek sıklıkta hipoglisemi olan çocuklarda seçici dikkat ve bilgi işlemleme hızının bozulduğu istatistiksel olarak belirlendi.Sonuç: Tip 1 diyabeti olan çocuklarda; erken yaşta tanı alma, glisemik kontrolün kötü olması ve hipogliseminin sık yaşanmasının nörokognitif fonksiyonları olumsuz etkilediği görüldü. Tip 1 diabette nörokognitif fonksiyonları olumsuz etkileyen bu faktörlerin hastalığın takibinde gözönünde bulundurularak, tedavide gerekli önlemlerin alınmasının faydalı olacağı düşünüldü.

Diabetes mellitus-tip 1
Özlem Tolu Kendir
Çukurova University
2010
00

Related subjects