Madde bağımlılığı
Bu konu başlığı altında 162 tez
Travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol/madde kullanım miktarı arasındaki ilişkide narsisizmin ve kontrol odağının düzenleyici rolünün incelenmesi
Bu çalışmada kişilerin travmatik yaşam olayları sonrasında gösterdikleri travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol/madde kullanım miktarı arasındaki ilişkide narsisizmin ve kontrol odağının düzenleyici rolü araştırılmıştır. Araştırma örneklemi çevrim içi şekilde ve uygun örnekleme yoluyla ulaşılan 18-65 yaş aralığındaki 259 katılımcıdan oluşmaktadır. Çalışmanın amacı doğrultusunda katılımcılara Demografik Bilgi Formu'nun ardından Travma Sonrası Stres Tanı Ölçeği-5, Alkol Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi, Madde Kullanım Bozuklukları Tanıma Testi, 5 Faktör Narsisizm Ölçeği ve Kontrol Odağı Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde değişkenlerin birbiri ile ilişkisini incelemek amacıyla korelasyon analizleri yürütülmüş ve ardından düzenleyici rollerin incelenmesi için SPSS 22.0 PROCESS programı (Hayes, 2013) model 2 kullanılarak yapılmıştır. Yürütülen analizler sonucunda travma sonrası stres belirti düzeyi ile madde kullanımı arasında pozitif bir ilişki bulunmuş, alkol kullanımı ile ise ilişki bulunamamıştır. Travma sonrası stres belirti düzeyi ile alkol kullanımı arasında kırılgan narsisizmin düzenleyici rolü olduğu ve travma sonrası stres belirti düzeyi ile madde kullanımı arasında da kontrol odağının düzenleyici rolü olduğu görülmüştür. Bulgular alanyazın bağlamında tartışılmıştır.
Madde bağımlılarının damgalanma sonrası bağımlılık döngüsü
Madde bağımlılığı giderek artan bir toplumsal sorun haline gelmiştir. Çalışmada ele alınan konu madde bağımlılarının damgalanma süreçleridir. Damgalanma, toplumda normal dışında olan ya da suç teşkil eden davranışlarda bulunan bireyler üzerinde gerçekleşir. Birey damgalanarak toplum tarafından da cezalandırılmış olur. Bu anlamda madde bağımlısı bireylerin toplum tarafından damgalanıp damgalanmadığı ve eğer damgalanmış iseler bu durumun bağımlılık süreçlerine etkisinin olup olmadığını ortaya koymak bu çalışmanın temel amacını oluşturmuştur. Araştırma evrenini Ankara'da tedavi olmuş ve olan madde bağımlıları oluşturmuştur. Kartopu örneklem seçimi yöntemiyle Ankara'da bulunan HİGED ve UBAM isimli tedavi merkezlerinde tedavi olmuş 20 madde bağımlısı bireyle gönüllülüklerine dayalı görüşmeler yapılmıştır. Nitel verilerin değerlendirilmesi için MAXODA11 nitel analiz programı ile tema analizi yapılmıştır. Çalışmanın bulgularına göre madde bağımlısı bireyler damgalanmış kişilerdir. Bu damgalanma sonucunda ise bağımlılık süreçleri olumsuz etkilenerek bağımlılık döngüsünden kurtulmalarının güçleştiği görülmüştür. Anahtar Sözcükler Madde bağımlılığı, Damgalanma, Haricîler
Üniversite öğrencilerinde madde bağımlılığı ve intihar ilişkisi
Bağımlılık insan hayatını tehdit eden en ciddi sorunlardandır. Yapılan araştırmalar madde bağımlısı bireylerin önemli bir bölümünün intihar ettiği ya da intihar girişiminde bulunduğunu göstermektedir. Madde kullanım nedeni ister hayattan-kişilikten kaçış, ister acıları dindirme, isterse varlığın dışına çıkmak olsun; madde bağımlılığı sonu ölümle biten bir eylemdir. Dolayısıyla aşırı doz madde alımı sonucu ölümlerin de bir intihar türü olarak değerlendirilebileceği dikkate alındığında madde bağımlılığı ve intihar arasındaki ilişkinin incelenmesi daha da önemli olmaktadır. Tezin amacı madde bağımlılığı ile intihar eğilimi ve intihar olasılığı arasındaki ilişkinin ortaya çıkarılmasıdır. Bu noktadan hareketle araştırmaya katılan bireylerin madde kullanım özellikleri ve intihar olasılıkları belirlenmiş, hem madde kullanımı ve intihar ilişkisi hem de ruhsal sorunların madde kullanımı ve intihar üzerine etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul'da bir vakıf üniversitesindeki lisans ve yüksek lisans düzeyindeki öğrenciler oluşturmuş, analizler için Ögel ve arkadaşları tarafından geliştirilen Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ) ve Şahin ve Batıgün tarafından son hali verilen İntihar Olasılığı Ölçeği (İOÖ) kullanılmıştır. Araştırma sonucunda madde bağımlılığı, intihar olasılığı ve ruhsal durum arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. En çok kullanılan madde alkol olarak tespit edilirken, alkolü esrar ve çeşitli haplar takip etmektedir. Madde kullanımının en yaygın olduğu yaş grubu 18-20 yaş aralığıdır. Araştırmada, kendini cezalandırmayı düşünen, intihar düşüncesi olan, intiharı planlayan ve intihar girişiminde bulunan bireylerin BAPİ ölçeği alt boyutları ile toplam bağımlılık şiddeti ve BAPİ-K ölçeği alt boyutları puanları arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
22-30 yaş arası genç yetişkinlerde çocukluk çağı istismarının madde kullanımına etkisi
Çocuk istismarı geniş perspektifte değerlendirilmesi gereken çok disiplinli bir konudur. Çeşitli toplumlarda ve kültürlerde farklı şekillerde algılanmaktadır. Bu kavram toplumda insana verilen değer ile yakından ilişkilidir. Çocuk istismarı, belli zaman kesitinde, bir yetişkin tarafından çocuğun uygunsuz davranışa maruz bırakılmasıdır. Bunlar, çocuğun ruhsal ve bedensel bütünlüğüne zarar veren davranışlardır. Çocuk istismarı; fiziksel, duygusal, cinsel ve ekonomik istismarın yanı sıra çocuğun ihmalini de kapsar. Alkol ve madde bağımlılığı da çocuk istismarı ve kötü muamelenin önemli bir etmenidir. Yapılan birçok araştırmada, çocuk istismarının madde kullanımı ile ilişkili olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İstismar, çocuk istismarı, madde bağımlılığı, madde kullanımı
Bağımlılıkla mücadelede belediyelerin rolü Güngören Belediyesi örneği
Bağımlılık tedavi edilmesi mümkün olan bir beyin hastalığıdır. Bağımlılık sadece bağımlı olan kişiyi değil aileleri ve çevreyi de etkilemektedir. En önemli ve en zararlı olan bağımlılık madde bağımlılığıdır. Bu tezin amacı uluslararası bir sorun olan bağımlılık konusunda Türkiye'nin iç ve dış politikalarını açıklamaktır. Bu politikalarını uygulama sürecinde kullandığı aktörler ve bu aktörlerin bağımlılıktaki etkileri araştırılmıştır. Bağımlılığın çeşitleri, etkileri ve sonuçları analiz edilmiştir. Dünya'da ve Türkiye'de bağımlılığın ne boyutta olduğu, bağımlılıkla ön plana çıkmış illerin madde bağımlılık durumu ortaya konulmuştur. Tez, Türkiye'nin uyuşturucu ile mücadele politikasını oluştururken en önemli dinamiklerinin dışta, uluslararası uyuşturucu kontrol mekanizmaları oluşturma girişimleri ve AB üyelik süreci olduğu, içte de birçok kurumun birlikte eşgüdümlü çalışmasıyla başarı elde edilebileceği sonucuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte dışta BM'de UNODC ile AB'de EMCDDA'nın politika yapma sürecinin en güçlü aktörleri olarak Türkiye'de de madde bağımlılığı önleme ve tedavi için kurulan Yeşilay, Amatem, Çamatem ve Yedam gibi kurumların öne çıktığı saptanmıştır. Uyuşturucu ile mücadele konusunda yerel yönetimlerde en etkili kurum olan belediyelerin etkisi de giderek artıyor. Bağımlılar için açtıkları tedavi merkezleri, düzenledikleri paneller, sempozyumlar, yaptıkları maddi manevi yardımlarla oldukça önemli çalışmalar gerçekleştirmektedirler. Güngören Belediyesi olarak da ilçe meclis üyelerinden oluşan bir komisyonla ilçedeki bağımlılık durumu tespit edilerek kapsamlı bir rapor oluşturulmuştur. Rapor sonucunda ilçedeki kamu kurumlarının eşgüdümlü çalışarak Güngören'deki bağımlılığın en aza düşürülmesi amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Güngören, Bağımlılık, Uyuşturucu, Belediye, Madde
Alkol ve madde bağımlılığı ile erken yaş dönemi uyum bozucu şemalar arasındaki ilişki
Bu çalışmada amaç alkol, madde bağımlısı ve sağlıklı kişiler arasında, erken yaş dönemi uyum bozucu şemalar ve ebeveynlik biçimleri bakımından bir fark olup olmadığını saptamaktır. Araştırma örneklemi, DSM-IV tanı ölçütlerine göre 30 alkol bağımlılığı ve 30 madde bağımlılığı tanısı alan iki hasta grubu ile demografik özellikler bakımından benzerlik gösteren 30 kişilik bir kontrol grubundan oluşmaktadır. Araştırma içerisinde veri edinme araçları olarak Young Şema Ölçeği, Young Ebeveynlik Ölçeği, DSM-IV Eksen I Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme ve Ruhsal Belirtiler Tarama Listesi kullanılmıştır. Toplanan veriler, anova, t-test ve ki kare kullanılarak analiz edilmiştir. Sonuçlara göre, alkol ve madde bağımlılığı ile Young erken yaş dönemi uyumsuz şemaları ve Young ebeveynlik biçimleri arasında ilişki olduğu tespit edilmiştir. Çıkan sonuçlar literatüre uygun biçimde tartışılmıştır.
Testing the effect of cognitive behavioral group psychotherapy on the relapse tendency in individuals who have received substance abuse treatment
The aim of this study is to examine the effects of cognitive behavioral group therapy and irrational beliefs that are believed to be related to relapses, psychological resilience, emotion regulation and the effects in self-efficacy variables of individuals in the substance use tendencies (substance use desires and substance use probabilities) who have been treated with substance dependence.It is an experimental study based on research, experiment and control group and pre-test, post-test model. Cognitive Behavioral model based group therapy was applied in the study to reduce the relapse tendency levels of the substance-treated young people through psychological endurance, self-efficacy, irrational beliefs and emotional regulation variables. 24 participants aged 18-24 years who had used and treated substance within the scope of supervised release by the Ministry of Justice, 12 were experimental and 12 were randomly assigned to the control group. Variables in the study were measured by self-assessment scales; Relapse prediction scale, Difficulties in Emotion regulation scales (DERS), Resistance Scale, General self-efficacy scale and irrational beliefs scale. These five scales were given as pre-tests for the experimental and control group. For the experimental group, cognitive behavioral group therapy sessions were conducted by the researcher for 13 weeks as a weekly session. For the control group, no studies were conducted on drug addiction and relapse, and in some weeks information was provided on topics other than research topics. The final test was given to the experimental and control group after the end of the experiment group process. Findings obtained at the end of the experimental process were examined with "Anova for Mixed Measurements" and "t test for Relative Measurements". Analyzes revealed that there was no significant change in the control group, while the participants in the substance-dependence treatment group showed a significant decrease in the likelihood of substance use and substance use after cognitive behavioral group therapy. When the variables considered to be related to relapses were examined, it was seen that in the experimental group there was a significant decrease in the irrational beliefs and emotions regulation strength scores after cognitive behavioral group therapy and a significant increase in the scores of the psychological resilience scores. In the control group, no significant change was found between pre-test and post-test. There was no significant difference in self-efficacy between study and control groups before and after the study. The results were interpreted by considering the relativistic effect of cognitive behavioral theory and therapy, the relativity of the variables used in the study, and the relation with cognitive behavioral approach.
Madde bağımlılığı tanısı almış bireylerde yaşam pozisyonları ile depresyon arasında ontolojik iyi oluşun aracılık rolünün incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; madde bağımlısı bireylerin yaşam pozisyonları ile depresyonları arasında ontolojik iyi oluşun aracılık rolünün incelemektir. Araştırma nicel yöntemle tasarlanmış ve 230 kişiyle görüşülmüştür. Araştırmanın katılımcılarını Küçükçekmece Bağımlılıkla Mücadele Danışmanlık ve Rehabilitasyon Merkezi (BAYAMER) ve Balıklı Rum Hastanesi Vakfında tedavi gören madde bağımlılığı tanısı almış kişiler oluşturmaktadır. Verilerin toplanması için anket formu kullanılmıştır. Başta demografik form olmak üzere, kısa depresyon semptom ölçeği, yaşam pozisyonları ölçeği ve ontolojik iyi oluş ölçeğinden yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda elde edilen yapısal modelde, madde bağımlılarının ontolojik iyi oluşunun, yaşam pozisyonları ve depresyonları arasındaki ilişkide istatsitiksel olarak anlamlı etkiye sahip olduğu görülmüştür. Sonuçlar ilgili alanyazına göre tartışılmış ve ileride yapılabilecek çalışmalar önerilmiştir.
Üniversite öğrencilerinde alkol ve madde bağımlılığının yordayıcısı olarak depresyon, anksiyete ve stres faktörlerinin incelenmesi
Üniversite öğrencilerinin alkol ve madde bağımlılıklarına yönelmesinde yordayıcı olarak depresyon, anksiyete ve stres gibi faktörlerin ilişkisini incelemeyi amaçlayan bu çalışmada İstanbul ilinde üniversite öğrenimlerine devam eden 313 genç (174 kadın, 139 erkek) örneklem grubunu oluşturmuştur. Araştırmada, üniversite öğrencilerinin alkol ve madde bağımlılığı tanısı için BAPİ-T (Bağımlılık Profil İndeksi) tarama formu kullanılmıştır. Ayrıca depresyon, anksiyete, stres durumlarını tespit için DASÖ (Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği) uygulanmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizi yapılarak bulgulara ulaşılmıştır. Bağımlılık tanısı konulan bireyler arasında en fazla oranda depresyona rastlandı. Ayrıca bağımlı olunan maddeyi kullanım sıklığını arttıran faktörün de depresyon olduğu tespit edildi. Bağımlı olunan maddeye karşı şiddetli isteği arttıran faktörün anksiyete olduğu bulundu. Bağımlılığa neden olan yaşamsal sorunların en önemli nedeni olarak stres tespit edildi. Sonuç olarak; bağımlılık için önemli bir etken olduğu düşünülen depresyon, anksiyete ve stres, bağımlılık önlenme ve rehabilitasyon hizmetlerinde dikkate alınmalıdır. Anahtar Kelimeler: Bağımlılık, Depresyon, Anksiyete, Stres
Alkol ve madde kullanım bozukluğu olan hastalarda içselleştirilmiş damgalama düzeyi ve yaşam kalitesi ilişkisi
Damgalama ruhsal hastalık yaşayan bireylerin, yaşamının birçok boyutunu etkilemektedir. İçselleştirilen damgalama, bireylerin yaşam kalitelerini de birçok boyutla beraber etkiler. Yapılan araştırmalarda, alkol ve madde kullanım bozukluğu tanısı alan bireylerde içselleştirilmiş damgalama ve yaşam kalitesi ilişkisinin incelenmediği görülmektedir. Bu nedenle yapılan çalışmada, iki değişken arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 30 kadın 52 erkek olmak üzere 18-65 yaş aralığında bireyler oluşturmaktadır. Katılımcıların demografik ve hastalığa dair özelliklerini belirlemek amacıyla sosyo-demografik bilgi formu, içselleştirilmiş damgalama düzeyini belirlemek için Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği (RHİDÖ), yaşam kalitesini ölçmek için Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu (WHOQOL-BREF) ölçekleri sırasıyla katılımcılara uygulanmıştır. Yapılan korelasyon analizinin sonuçlarına göre değişkenlerin arasında anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır. Yapılan çoklu regresyon analizi sonucuna göre ise Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalama Ölçeği alt faktörlerinin yaşam kalitesi ölçeği alt alanlarını yordadığı görülmektedir.
Sentetik kannabinoid semptom şiddeti ile bağımlılık profili arasındaki ilişkinin incelenmesi
Özellikle son yıllarda ülkemizde sentetik kannabinoid (SK) kullanımı giderek yaygınlaşmakta ve bu madde bağımlılığına bağlı olarak çeşitli psikolojik problemlerin ortaya çıktığı görülmektedir. Bağımlıların madde kullanımına ilişkin zararları göz ardı etmesi gerekçesi göz önünde bulundurularak bu araştırmada SK bağımlılarında, bağımlılığa ilişkin profil özellikleri ve psikolojik faktörler arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Küçükçekmece ilçesinde BAYAMER'e (Bağımlılıkta Mücadele Danışmanlık ve Rehabilitasyon Merkezi) Ekim 2017 tarihine kadar olan süreçte başvuran ve SK aldıkları tespit edilen ve yönlendirilen 18 yaş üstü hastalar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi olarak SK kullananlarda BAYAMER'de kaydı bulunan 71 kişinin tümü seçilmiş ve örneklem seçimine gidilmemiştir. BAYAMER'den alınan datalardan kullanılabilir olan 66 tanesi araştırma örneklemini oluşturmuştur. BAYAMER veri tabanındaki hastanın yaşı, cinsiyeti, medeni durumu, bağımlılık süresi, psikiyatrik tedavi sayısı ve madde bırakma girişim sayısı ile birlikte BAPİ Klinik Formu (BAPİ-k) formuna ilişkin bilgileri kaydedilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre bağımlılık şiddeti faktörleri heyecan arama davranışı başlığına ait varyansın %23'ünü açıklamaktadır. Bununla birlikte madde kullanım özellikleri, heyecan arama davranışını belirleyen tek ve en etkili faktör olarak heyecan arama davranışını azaltmaktadır. Diğer bir bulguya göre bağımlılık şiddeti faktörleri dürtüsellik başlığına ait varyansın %28'ini açıklamaktadır. Buna göre tanı dürtüselliği azaltmakta, şiddetli istek ise dürtüselliği artırmaktadır. Araştırmanın son bulgusuna göre bağımlılık şiddeti faktörleri anksiyete başlığına ait varyansın %19'unu açıklamaktadır. Ancak, bağımsız değişkenlerin hiçbiri tek başına anksiyeteye etki etmemektedir. Anahtar kelimeler: Bağımlılık, sentetik kannabinoid, BAPİ.
Madde bağımlılığında nesne kavramının psikanalitik kuramla incelenmesi: Bir olgu sunumu
Bu çalışma, madde bağımlılık öyküsü bulunan bireylerin ilk bakım veren kişiler/nesnelerle kurdukları ilişki üzerinden ruhsallıklarında oluşan nesne kavramını incelemeyi amaçlamıştır. Bağımlı bireyin hem kendisini algılama biçimi hem de çevresiyle kurduğu ilişkiden hareketle maddenin ruhsallığında nasıl bir yeri olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Bağımlılıkla ilgili sorunsallar psikanalitik kuramın nesne ilişkileri ve nesne kavramına dair görüşlerinden yararlanılarak ele alınmıştır. Çalışma, 18 yaş üstü, madde kullanımını bırakmış ve tedavi aşamasında olan bir katılımcı ile yapılan klinik görüşmeler şeklinde gerçekleşmiştir. Ekim 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında toplamda dokuz görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşme içerikleri tematik söylem analizi ile incelenmiştir. Görüşmeler sonucu yapılan analiz doğrultusunda vakanın aile ile ilişkilerinin yeterli ruhsal dinginliği sağlayacak nitelikte olmadığı, anne ve babasının kendisine dair duygularını olumsuz değerlendirdiği görülmüştür. Anne babanın ilgi ve müdahale alanı dışında kalan arkadaş çevresi aracılığı ile başladığı madde ise bir nesne olarak vakanın ruhsallığında bir yeri olması gereken eksikliğin üstünü örtme işlevini gördüğü düşünülmüştür. Vakanın daha çok eşiyle kurduğu ilişkiyi dayanak alarak kendi hayatında olumlu adımlar attığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Madde Bağımlılığı, Nesne, Nesne İlişkileri, Psikanaliz, Lacan, Söylem Analizi
Madde bağımlılığı tedavisi gören bireylerde çocukluk çağı travmalarının erken dönem uyumsuz şemalar üzerine etkisi: Öz şefkatin aracı rolü üzerine bir inceleme
Bu araştırmanın amacı madde bağımlılığı bulunan bireylerde çocukluk çağı travmalarının erken dönem uyumsuz şemalar ile ilişkisinde öz şefkatin aracı rolünün incelenmesidir. Amaç doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi Ölçeği (BAPİ), Young Şema Ölçeği (YŞÖ-S3), Çocukluk Çağı Travma Ölçeği (CTQ) ve Öz Şefkat Ölçeği (ÖŞÖ) kullanılmıştır. Kullanılan ölçekler Antalya Ayık Yaşamda Buluşalım Derneği (AYBUDER), Isparta Uyuşturucu Bağımlılıklarla ve Alkolizm ile Mücadele Derneği (UYUMDER) ve Konya Sosyal Rehabilitasyon Derneği (REHADER)'nden alınan araştırma uygulama izinleri neticesinde yaşları 19 ile 43 arasında değişen (O = 27,48, SS = 5,44) 150 madde bağımlılığı bulunan bireylere uygulanmıştır. Katılımcılara ulaşılabilirliği arttırmak amacıyla link sosyal medya aracılığıyla bağımlılıkla mücadele platformlarında da paylaşılmıştır. Madde bağımlılığı tanı kriteri için kullanılmış olup; 150 madde bağımlısı bireye ait olan veriler kontrol edilmiş BAPİ tanı kriterlerine göre remisyonda oldukları belirlenen 5 kişi analiz yapılan örneklemden çıkarılmıştır. Ölçeklerden elde edilen veriler, demografik verilerin şemalar üzerindeki farklılaşmasını ölçmek amacıyla MANOVA yöntemi ile incelenmiştir. Buna göre; cinsiyetin duygusal yoksunluk, terk edilme, güvensizlik, sosyal izolasyon, kusurluluk/utanç, tehditler karşısında dayanıksızlık, boyun eğicilik, kendini feda, yetersiz özdenetim ve karamsarlık şema boyutları üzerinde olumlu yönde anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur. Çocukluk çağı travmaları ve ayrılma reddedilme şema boyutu arasında öz şefkatin olası aracı rolü Hayes'in paralel çoklu aracılık yöntemiyle test edilmiştir. Buna göre; öz şefkatin pozitif boyutu çocukluk çağı travmaları ve ayrılma reddedilme şema boyutu arasındaki ilişkide aracılık rolü üstlenmiştir.
On iki basamaklı toplantılara katılan madde bağımlılarında çocukluk ve ergenlik çağı travma yaşantılarının iyileşme sürecindeki stresle baş etme düzeyleri üzerine etkisi
Bu çalışmada "Adsız Alkolikler" ve "Adsız Narkotik" toplantılarına katılan alkol ve alkol dışı madde kullanım öyküsü olan bireylerdeki, çocukluk ve ergenlik çağı travma çocukluk çağı travmalarının iyileşme sürecinde stresle başa çıkma düzeyi üzerine bağımlılık şiddetinin aracı etkisi olup olmadığını saptamaktır. Bu çerçevede çocukluk çağı travmalarının bağımlılık şiddeti üzerinde etkisine ve stresle başa çıkma düzeyi üzerinde etkisine bakıldı. Bu çalışmayla hedeflenen madde bağımlılığı alanı ile ilgilenenlere, bağımlılığın iyileşme sürecindeki stres olgusunun geçmişe dönük çocukluk ve ergenlik çağı travma yaşantılarıyla ilişkilendirildiği bilimsel verilerle desteklenmiş kuramsal bir çerçeve sunmaktır. Bu amaçlar doğrultusunda çalışmada veri toplama araçları olarak "Bağımlılık Profil İndeksi", "Çocukluk Çağı Travmalar Ölçeği" ve "Stresle Başa Çıkma Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışmaya toplam 81 kişi dahil edilmiştir. Çalışmadan elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Yapılan analizler neticesinde çocukluk ve ergenlik çağı travma yaşantılarının iyileşme sürecinde stresle başa çıkma düzeyi üzerine bağımlılık şiddetinin alınan puanlar çerçevesinde beklenenden daha az aracı etkiye sahip olduğu saptanmıştır.
Madde kullanım bozukluğu tanılı bireylerde yeme bozuklukları, duygusal yeme ve depresyon durumlarının incelenmesi
Bu çalışma, madde bağımlılığı, duygusal yeme, yeme bozuklukları ve depresyon arasındaki ilişkisel bağı incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmada bireylerin depresyon belirti düzeyi saptanmış, yeme bozuklukları kapsamında taraması yapılmış, duygusal yeme seviyesi incelenmiş ve bu bileşenlerin etki düzeyleri karşılaştırılmıştır. Araştırma eş tanıları farkında olmanın işlevsellik kaybının önüne geçmesini ve tedavi süresini kısaltarak daha etkin bir iyileşme süreci oluşturmasını hedeflenmiştir. Araştırmanın evrenini S.B.U Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi madde bağımlılığı teşhisi ile ayaktan tedavi gören veya yatışı sağlanmış 18 yaş üstü kişiler oluşturmuş, kalan kısım ise ulaşılabilir örneklem ile bulunmuştur. Katılımcılara Bağımlılık Profil İndeksi Özbildirim Formu, Duygusal Yeme Ölçeği, Rezzy Yeme Bozuklukları Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 25.0 programı kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre madde bağımlısı bireylerde eğitim seviyesinin, evli ve çocuk sahibi olma ve son olarak psikiyatrik-psikolojik tedavi görmüş olma oranlarının sağlıklı bireylere göre daha düşük olduğu bulunmuştur. Madde kullanım şiddetiyle; duygusal yeme, yeme bozukluğu geliştirme ve depresyon seviyesi arasında pozitif yönlü, istatistiksel olarak anlamlı bir ilişkinin varlığı saptanmıştır. Analizler sonucunda elde edilen bulgular, alanyazın incelemesi ile kuramsal olarak tartışılmıştır.
Madde kullanım geçmişi olan erkeklerde emosyonel şemalar ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi: Bir kontrollü çalışma
Amaç: Bu araştırmanın amacı madde kullanım geçmişi olan erkeklerin emosyonel şemaları ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin çocukluk çağı travmaları ile ilişkisini kontrollü bir çalışmada incelemektir. Yöntem: Araştırmanın çalışma grubunu, Umut Çocukları Derneği'nin Hayata Yeniden Başlıyorum Projesi'ne ve Balıklı Rum Hastanesi Anatolia Bağımlılık Klinikleri'ne başvuran 85 erkek, kontrol grubunu ise madde kullanım geçmişi olmayan 109 erkek katılımcı oluşturmuştur. Veriler Sosyodemografik Özellikler ve Veri Formu, Leahy Emosyonel Şema Ölçeği, Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği ve Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışma ve kontrol grupları yaş ortalamaları sırasıyla 26,72±5,91 ve 25,92±7,47 olup aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark yoktur. Araştırmamızda madde kullanım geçmişi olan erkeklerin çocukluk çağı travmaları ile emosyonel şema toplam puan ve alt boyutlarından kontrol edilmezlik, duygulara karşı zayıflık, ruminasyon, farklılık, uzlaşı, duyguları zararlı görme ve suçluluk arasında pozitif yönde ve anlamlı bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Bununla birlikte çalışma grubunun çocukluk çağı travmaları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır. Emosyonel şema toplam puan ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme boyutlarından ise kendini suçlama, diğerlerini suçlama, düşünceye odaklanma ve felaketleştirme arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Aynı zamanda çocukluk çağı travmaları alt boyutları ile işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri ve uyum bozucu emosyonel şemaları arasında anlamlı ilişki olduğu bilgilerine ulaşılmıştır. Sonuç: Özetle çalışmamızda geçmiş dönemlerde madde kullanımına yönelen erkeklerin madde kullanım geçmişi olmayan erkeklere kıyasla işlevsel olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri kullanma ve uyum bozucu emosyonel şemalara sahip olma düzeylerine dikkat çekmiş, bu durumun çocukluk çağı travmaları açısından ilişkisi incelenmiş ve sonuçlarımız literatür ışığında tartışılmıştır. Anahtar Kelime: madde kullanımı, emosyonel şemalar, bilişsel duygu düzenleme, çocukluk çağı travması.
Alkol veya madde kötüye kullanımı tanısı almış bireyler ile sağlıklı kontrollerin d tipi kişilik yapısına sahip olma açısından karşılaştırılması
Yapılan araştırmanın temel amacı Alkol veya madde kötüye kullanım tanısı almış bireyler ile sağlıklı kontrollerin D tipi kişilik yapısına sahip olma açısından karşılaştırılmasıdır. Araştırmanın örneklemi 60 alkol veya madde kötüye kullanım tanısı almış, 60 sağlıklı birey olmak üzere toplam 120 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada veriler Bağımlılık profil İndeksi Klinik Formu (Bapi-k), D Tipi Kişilik Ölçeği (DS14), Beck Depresyon Ölçeği ( BDÖ) ile toplanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi kullanılmıştır. Gruplu değişkenler arasındaki ilişki ki-kare analizi ile test edilmiştir. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre, alkol veya madde kötüye kullanımı ile D tipi kişilik yapısı arasında anlamı bir ilişki saptanmıştır (X2=5,911; p=0,012<0.05). D tipi kişilik yapısına sahip alkol veya madde kötüye kullanım tanısı almış kişilerin Beck depresyon puanları, D tipi kişilik yapısına sahip olmayan tanı almış kişilere göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Bunun yanı sıra D tipi kişilik yapısına sahip tanı almış kişiler ile D tipi kişilik yapısına sahip olmayan tanı almış kişiler arasında bağımlılık şiddeti, intihar öyküsü ve eğitim düzeyi açısından anlamlı fark saptanmıştır. D tipi kişilik yapısına sahip tanı almış kişilerde, D tipi kişilik yapısına sahip olmayan tanı almış kişilere göre; bağımlılık şiddetinin daha yüksek, intihar öyküsünün daha fazla ve eğitim düzeylerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. Alkol veya madde kötüye kullanım tanısı almış bireylerde D tipi kişilik yapısının, sağlıklı bireylere göre daha fazla görüldüğü saptanmıştır. D tipi kişilik yapısı klinik seyri olumsuz etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Alkol Veya Madde Kötüye Kullanım, D Tipi Kişilik Yapısı, Depresyon.
Madde kullanımında duygu düzenlemenin etkisi ve ebeveynlerde evlilik uyumunun incelenmesi
Bu çalışmada madde kullanımında duygu düzenlemenin etkisi ve ebeveynlerindeki duygu düzenleme ve evlilik uyumunun etkisi araştırılmıştır. Araştırma, Ağustos-Kasım ayları arasında madde kullanımıyla ilgili bir rehabilitasyon merkezinde rehabilitasyon sürecinden geçen madde kullanım geçmişine sahip İstanbul'da yaşayan 18-35 yaş arasındaki 30 erkek ve onların ebeveynleri ile İstanbul'da yaşayan 18-35 yaş aralığındaki 30 madde kullanım geçmişi olmayan katılımcı ve ebeveynlerine Demografik Bilgi Formu, Duygu Düzenleme Güçlüğü-Kısa Form Ölçeği ve Yenilenmiş Çift Uyum Ölçeği'nden oluşan anket formunun uygulanmasıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, madde kullanım geçmişine sahip çocuğu olan ebeveynlerin, kontrol grubundaki ebeveynlere göre daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı ve daha düşük çift uyumuna sahip olduğu, madde kullanım geçmişine sahip yetişkinlerin de kontrol grubundaki yetişkinlere göre daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Madde kullanımı nedeniyle yatılı tedavi gören hastalarda tedavi motivasyonunun ve dürtüsellik düzeyinin yatış süresi üzerine etkisi
Bu araştırmada, madde kullanımı nedeniyle yatılı tedavi gören hastaların tedavi motivasyonunun ve dürtüsellik düzeyinin elde edilen verilere göre incelenmesi ve yatış süresi üzerine etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Araştırmaya Bağımsız Yaşam Derneği'nde madde kullanımı nedeniyle yatarak tedavi gören, 75 erkek hasta katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Gönüllü Bilgilendirme ve Onay Formu, Sosyo-demografik Veri Formu, Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ-KF) Kısa Formu, Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BDÖ-KF) ve Tedavi Motivasyonu Anketi (TMA) uygulanmıştır. Araştırma verilerinin istatistiksel analizi SPSS v26 (IBM Inc., Chicago, IL, USA) istatistik paket programında yapılmıştır. Demografik değişkenlerin yatış süresi ile ilişkisi Mann Whitney U testi ile analiz edilmiştir. BAPİ, BDÖ-KF, TMA ölçeklerinden alınan puanların hastaların rehabilitasyon merkezindeki yatış süresi ile ikili ilişkisi parametrik olmayan Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bütün değişkenlerin yatış süresi üzerindeki etkisi regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda bireylerin yatış süreleri ile BDÖ-KF 'Toplam' ve 'Motor Dürtüsellik' alt faktör puanı arasında negatif korelasyon olduğu bulunmuştur ( rs: -0,233; -0,276,p<0,05) Madde kullanımı nedeniyle yatışı sağlanan bireylerin yatış süreleri ile TMA, Sosyo-demografik Veri Formu ve BAPİ-KF'den aldıkları puanlar arasında yapılan regresyon analizinde anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Bu araştırma düşünmeden eyleme geçmeyi ifade eden BDÖ-KF alt boyutu 'Motor Dürtüsellik' ile 'BDÖ-KF Toplam'ın madde kullanım bozukluğunun yatılı tedavisinde bir risk faktörü olabileceğini göstermektedir. Elde edilen bulguların, madde kullanım bozukluğu tedavisi alan bireylerin, tedavide kalma sürelerini uzatabilecek tedavi protokolleri geliştirilmesinde yardımcı olacağı düşünülmektedir.
Madde bağımlılığı ile dürtüsellik arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve sıkıntıya dayanmanın aracı rolünün incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, madde bağımlılığı ile dürtüsellik arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğü ve sıkıntıya dayanmanın aracı rolünün incelenmesidir. Verilerin ölçümünde Bağımlılık Profil İndeksi (BAPİ) Kısa Formu, Barratt Dürtüsellik Ölçeği Kısa Formu (BIS-11-KF), Stroop Testi Çapa Formu, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği Kısa Formu (DDGÖ-KF), Sıkıntıya Dayanma Ölçeği (SDÖ) ve Sosyodemografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde normal dağılım için basıklık ve çarpıklık katsayılarına bakılmış ve bu katsayılar -3 ve +3 referans aralığında olduğu için normal dağılım gösterdiği saptanmıştır. Ölçeklerden alınan puanlar arasındaki ilişki Pearson Korelasyon testi ile ölçülmüştür. Aracı rol etkisi için SPSS eklentisi olan Process Macro yazılımı kullanılarak regresyon analizine bakılmıştır. Araştırmanın temel hipotezi olan madde bağımlılığı ile dürtüsellik arasındaki ilişkide DDGÖ-KF (kısmi aracılık etkisi β=.17, p<.05) ve SDÖ (kısmi aracılık etkisi β=.11, p<.05) testlerinden alınan puanların aracı rolünün olduğu bulunmuştur. Toplam puan üzerinden gerçekleştirilen araştırmanın sonucunda bağımlılık düzeyleri ile dürtüsellik düzeyleri arasında pozitif yönde orta seviye (BIS-11-KF için r=.50, p<.01 ve Stroop D için r=.42, p<.01), bağımlılık düzeyleri ile duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde orta seviye (r=.37, p<.01), bağımlılık düzeyleri ile sıkıntıya dayanma arasında negatif yönde zayıf seviye (r=-.24, p<.05), dürtüsellik düzeyleri ile sıkıntıya dayanma arasında negatif yönde güçlü ve orta seviye (BIS-11-KF için r=-.59, p<.01 ve Stroop D için r=-.33, p<.01), dürtüsellik düzeyi ile duygu düzenleme güçlüğü arasında pozitif yönde güçlü ve zayıf seviye (BIS-11-KF için r=.58, p<.01 ve Stroop D için r=.20 p<.05) korelasyon olduğu tespit edilmiştir. Dürtüselliği değerlendirmek için kullanılan BIS-11-KF ve Stroop D arasındaki ilişki pozitif yönde orta seviye (r=.49, p<.01) olarak saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinin madde kullanma eğilimlerinde öznel sıkıntıları açma ve duygusal öz farkındalık etkisi
Bu çalışma üniversite öğrencilerinin madde kullanma eğilimlerinde öznel sıkıntıları açma ve duygusal öz farkındalık etkisi ilişkiselliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi Haliç Üniversitesi Sütlüce Kampüsü'nde aktif öğrenim gören 7203 kişi arasından seçilmiş 240'ı kadın 133'ü erkek olan 373 öğrenci oluşturmaktadır. Katılımcılara "Sosyo-demografik Bilgi Formu", "Madde Kullanma Eğilimi Ölçeği (Türkçe SAP)", "Duygusal Öz Farkındalık Ölçeği (Türkçe DDI)", "Öznel Sıkıntıları Açma Ölçeği (DÖFÖ)" uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre Üniversite öğrencilerinde madde kullanma eğilimleri ve öznel sıkıntıları açma, madde kullanma eğilimleri ve duygusal öz farkındalık, öznel sıkıntıları açma ve duygusal öz farkındalık arasında anlamlı düzeyde korelasyonel bir ilişki bulunmuştur. Bunlara ek olarak öznel sıkıntıları açma ile duygusal öz farkındalıkta erkek katılımcıların ortalaması, kadın katılımcıların ortalamasından anlamlı düzeyde yüksektir, değişkenlerin yaşa göre farklılaşmadığı, sigara ve alkol kullanan katılımcıların sigara ve alkol kullanmayan katılımcılara göre oranı fazla olup, duygusal öz farkındalığın ailenin gelirine göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, madde kullanma eğiliminin anne ve babanın çocuk yetiştirme tutumuna göre anlamlı düzeyde farklılaştığı, madde kullanma eğilimi ve duygusal öz farkındalık psikiyatrik tanı öyküsüne göre anlamlı düzeyde değişmekte olup, değişkenlerin ailede psikiyatrik tedavi öyküsü ve ailede sigara kullanan birey bulunma durumuna göre farklılaşmadığı, değişkenlerin ailede alkol kullan birey bulunma durumuna göre farklılaşmadığı, geçmişte herhangi bir dönemde madde kullanma durumuna göre farklılaştığı gibi bulgular elde edilmiştir.
Psikiyatri kliniğinde yatarak tedavi gören alkol-madde bağımlılarında kendine zarar verme davranışı, travmatik ve dissosiyatif yaşantıların incelenmesi
Çocukluk çağı travmaları, daha sonraki yıllarda alkol ve alkol dışı madde kullanım bozuklukları dahil olmak üzere birçok bozukluk için risk oluşturmaktadır. Bu çalışmada, alkol ve alkol dışı madde kullanım bozukluğu olan hastalarda çocukluk çağı olumsuz yaşantı ve travma deneyiminin belirlenmesi, kendine zarar verme davranış oranlarının saptanması ve dissosisyatif bozukluklar ile arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Bülent Ecevit Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi Kapalı Psikiyatri servisinde yatarak tedavi gören ardışık, detoksifikasyonu tamamlanmış, DSM-5 ölçülerine göre alkol kullanım bozukluğu ve/veya alkol dışı madde kullanım bozukluğu olan 93 hasta alınmıştır. Araştırmaya katılan hastalara yarı yapılandırılmış Sosyodemografik Veri Formu (SVF), Kendine Zarar Verme Davranışı Değerlendirme Envanteri (KZVDDE), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (CTQ-28) ve Dissosiyasyon Ölçeği (DIS-Q) uygulanmıştır. Sadece alkol bağımlılarının, alkol ve alkol dışı madde bağımlılarına göre daha fazla KZVD gösterdiği anlaşıldı. KZVD uygulayan alkol bağımlılarında ise cinsel istismar daha yüksek bulundu. Böylece çocukluk travmaları arasında KZVD riskini en çok arttıran alt boyutun cinsel istismar olduğu anlaşıldı. Alkol ve alkol dışı madde bağımlılarında dissosiyasyon daha yüksek bulundu. Alkole ek madde kullanımı olanlarda dissosiyatif belirti şiddetinin daha yüksek olduğu anlaşıldı. Dissosiyatif belirti şiddeti ile KZVD belirti şiddeti arasında anlamlı bir ilişki olduğu anlaşıldı. Duygusal ihmal ve duygusal istismar puanları yüksek olanların dissosiyatif belirtilerinin de yüksek olduğu anlaşıldı. Dissosiyasyon yüksekliğinin KZVD'yi yordadığı anlaşıldı.
Madde bağımlısı olan kişilerde intestinal parazitlerin görülme sıklığı
Bu çalışma madde bağımlısı olan kişilerde intestinal parazitlerin sıklığını araştırmak ve önemini ortaya koymak amacıyla yapılmıştır. Çalışma Mayıs 2019–Şubat 2020 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Parazitoloji Araştırma Laboratuarı ve Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yürütülmüştür. Hasta gurubu Sağlık Bilimleri Üniversitesi Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi AMATEM (Alkol ve Madde Bağımlıları Tedavi Merkezi)'ne başvuran bağımlı 150 hastadan, kontrol grubu ise Dahiliye Polikliniği'ne başvurup kronik herhangi bir hastalığı olmayan, sigara, alkol ya da uyuşturucu kullanmayan 75 hastadan oluşturulmuştur. Dışkı numuneleri nativ-Lugol yöntemi ve modifiye asit-fast boyama yöntemi ile değerlendirilmiştir. Bu çalışmada madde bağımlısı olan 150 hastanın %21,3'ünde ve kontrol grubundaki 75 hastanın %10,7'sinde bir ya da birden fazla bağırsak parazitine rastlanmıştır. Çalışmamızda hasta grubunda Giardia intestinalis %7,3, bol Blastocystis hominis %2,7, Hymenolepis nana ise %0,7 oranında belirlenmiştir. Parazite rastlama sıklığı bakımından hasta grubu ile kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (p= 0,03). Yaş gruplarına göre parazit görülme sıklığı dikkate alındığında 35 ve daha küçük yaş grubundakilerde (%23,8), 35 ve daha büyük yaş grubundakilere göre (%17,2) daha yüksek oranda intestinal parazitlere rastlanmıştır. Bağırsak paraziti pozitifliği metamfetamin kullananlarda en yüksek oranda (%23,8) saptanmıştır. Madde bağımlısı olan hasta grubunda en sık olarak kabızlık (%79,3), ardından ishal (%23) görülmüştür. Çalışmaya dahil edilen madde bağımlısı kişilerden, mesleği şöför olanlarda en yüksek (%33,3), çiftçi olanlarda ise en düşük (%11,5) oranda parazit pozitifliği saptanmıştır. Uyuşturucu bağımlısı olan 150 kişi içerisinde hepatitli olan 19 kişinin ikisinde G. intestinalis'e (%10,5) rastlanmıştır. Bu çalışma ile madde bağımlısı olan kişilerde intestinal parazitlerin sıklığı belirlenerek hem literatüre katkıda bulunulmuş hem de intestinal parazit enfeksiyonlarının, madde bağımlılığının zemin hazırladığı kötü sonuçlardan biri olduğu ortaya konulmuştur. Sonuç olarak, elde ettiğimiz bulgular madde bağımlılarında intestinal parazitlerin dikkate alınması gerektiğini göstermiştir. Ayrıca bu kişilerde intestinal parazit enfeksiyonları hakkında bilgi edinilmesi için daha çok kişinin dahil edildiği daha ayrıntılı çalışmalar yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: İntestinal Parazitler, Madde Bağımlıları, Prevalans
Investigation of substance use among late adolescents in terms of its relationship with parental acceptance rejection, self-control, anger and peer deviance
Substance use is a multifaceted psychosocial problem resulting from interaction among several different level factors. The current thesis aimed to examine substance use problem among late adolescents in terms of its relationship with parental acceptance-rejection, self-control, anger, and peer deviance. Data were collected from 160 male using substances aged between 18-25 via using Demographic Information Form, Adult Parental Acceptance-Rejection Questionnaire, Brief Self-Control Scale, Trait Anger-Anger Expression Inventory, Peer Deviance Scale, Drug Use Disorders Identification Test, University Form of Risk Behaviors Scale. Two separate one-way Multivariate Analysis of Variance (MANOVA) and multiple regression analyses were conducted. According to the results, high severity and low severity substance use group differed significantly in terms of maternal hostility, maternal undifferentiated rejection, self-control, trait anger, anger control, anger-out expression, and peer deviance. Nevertheless, no significant group differences were observed in terms of total paternal rejection score and its sub-dimensions, maternal rejection total score, maternal warmth, maternal neglect, and anger-in expression. By contrast, the clinical group and non-clinical group showed significant differences in paternal hostility, paternal undifferentiated rejection, maternal hostility, maternal undifferentiated rejection, trait anger, anger-out expression, and peer deviance, while there were no significant differences in terms of paternal rejection total score, paternal warmth, paternal neglect, maternal rejection total score, maternal warmth, maternal neglect, self-control and anger-in expression. In addition, paternal undifferentiated rejection and peer deviation were found to significantly predict late adolescents' substance use problem. Obtained results were discussed in relation to the relevant literature, and clinical implications and limitations were presented.