Evli kadınlar
54 theses under this subject heading
Yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimleri
Bu araştırma, yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 15 Haziran-25 Eylül 2014 tarihleri arasında, Ankara İli Çankaya Belediyesi hizmet sınırları içerisinde ikamet edip, evlenmek maksadıyla Çankaya Belediyesi Vedat Dalokay Evlendirme Müdürlüğü'ne başvuran çiftlerle yürütülmüştür. Araştırma örneklemini gönüllü toplam 257 çift oluşturmuştur. Araştırmaya katılan çiftler, basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir Veri toplama aracı olarak, ilgili literatür doğrultusunda geliştirilen veri toplama formu kullanılmıştır. Veri toplama formu 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyo-demografik özellikler, ikinci bölümde evliliğe yönelik görüşler ile ilgili sorular ve üçüncü bölümde üreme sağlığı-cinsel sağlık ile ilgili sorular bulunmaktadır. Verilerin analizi için sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, iki gruplu karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Kruskall-Wallis testi, değişkenler arasındaki ilişkilerde korelasyon analizi veya ki-kare bağımlılık testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmada yeni evlenen bireylerin ortalama evlilik yaşı kadınların 27.1±3.6 (min:18, max:35), erkeklerin 29.1±3.2 (min:20, max:36) olarak bulunmuştur. Bireylerin çoğunluğunun üniversite mezunu olduğu (%77.2) ve gelir getiren bir işte çalıştığı (%90.3) belirlenmiştir. Bireyler evliliği en çok "hayatı paylaşma" (%83.1) olarak tanımlamışlardır. Çiftler, evlendikleri kişinin ilk sırada "sorumluluk duygusuna sahip olması"nı (%74.3) istediklerini belirtmişlerdir. Bireyler evlilik öncesi danışmanlıkta, anne baba olmayı öğrenme, problem çözme becerisi, çatışma yönetimi, iletişim becerileri ve üreme sağlığı-cinsel sağlık konularında danışmanlık almak istediklerini belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan bireylerin üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi puanı ortalaması 44.6±20.7 (min:0, max:100) olarak bulunmuştur. Katılımcıların yaş grubu, eğitim düzeyi, çalışma oranı ve gelir düzeyi arttıkça üreme sağlığı bilgi puanının arttığı, evlilik öncesi danışmanlık hizmeti almayanların, parçalanmış aileye sahip, görücü usulü ile evliliğe karar verenlerin ve akraba evliliği olanlarda üreme sağlığı bilgi puanının daha düşük olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, evlilik öncesi danışmanlık alma durumunun üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi durumunu artıracağı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara yönelik konu ile ilgili gerekli önerilerde bulunulmuştur.
Türk Hukukunda ve Karşılaştırmalı Hukukta kadının soyadı
1923 yılında Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasının ardından, 1926'da İsviçre Medeni Kanunu temel alınarak yeni bir Medeni Kanun hazırlanmıştır. Bu kanun, o günün koşullarında kadın erkek eşitliğini sağlama konusunda büyük bir reform olmuştur. Ancak zaman ilerledikçe bu kanundaki düzenlemelerin yetersiz hale gelmesi sonucunda, eşitlik ilkesi doğrultusunda yeni düzenlemeler içeren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla genel olarak kadın-erkek eşitliği sağlanmıştır. Ancak kadının evlilik soyadı konusunda eşitsizlik devam etmektedir. Mevcut düzenlemelere göre, kadın evlenmekle kocasının soyadını alır. Ancak isteği halinde kendi soyadını kocasının soyadı önünde kullanabilir. Bu durumun eşler arasında eşitsizlik oluşturduğu çeşitli ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarıyla da tespit edilmiştir. Evlilik soyadı konusunda dünya genelinde farklı sistemler benimsenmiştir. Kimi ülkelerde evlilikte soyadı değiştirmek zorunluyken, kimi ülkeler bu konuda eşleri serbest bırakmış, bazı ülkelerde ise evlilik soyadı değiştirmek için geçerli bir neden kabul edilmemiştir. Bu çalışma, Türkiye'deki mevcut durum incelenmekte ve eşitlik ilkesi bağlamında değerlendirilmektedir. Çeşitli ülkelerde evlilik soyadı konusundaki düzenlemelere değinilmekte ve olması gereken hukuk bakımından bir sonuca ulaşılmaktadır.
Evli diyabetik kadınlarda cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörler
Diyabetes Mellitus (DM), son yıllarda prevalansı salgın şeklinde artankronik sistemik bir hastalıktır. DM ile gelişen vasküler ve nörolojik komplikasyonlar cinsel işlevde ve cinsel yaşam kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülmesine rağmen kadın cinsel sorunlarına yönelik yapılan çalışmaların sınırlı olması dikkati çekmektedir. Bu sebeple araştırmamız evli diyabetik kadınlarla cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yazılı izinler alınarak araştırma dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan DM hastası 160 kadın ile yapılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 31 soruluk Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve Cinsel Yaşam Kalitesi- Kadın (CYKÖ-K) ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Spearman's korelasyon testi kullanılmıştır. Kadınların CYKÖ-K puan ortalaması 34,53±30,36 olarak bulunmuştur. Kadınların yaşı, eğitim düzeyi, mesleği,evlilik yaşı, evlilik süresi, evlilik şekli ve cinsel ilişki sıklığı ile CYKÖ-K puan ortalaması arasındaki istatistiksel fark anlamlıbulunmuştur (p<0,05). Kadınların DM tipi ve alınan DM tedavi yöntemi ile CYKÖ-K puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0,05), kadınların DM süresi, cinsel yaşamında sorun yaşama durumu ve yaşanan sorunlar ile CYKÖ-K puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdananlamsız olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; DM kadın vücudunda olumsuz değişikliklere neden olarak cinsel yaşam kalitesini azaltmaktadır. Bundan dolayı DM hastası kadınlara hemşirelik yaklaşımı planlanırken;DM'nin sebep olduğu cinsel sorunlar, sebepleri ve çözüm yolları konusunda bilgilendirme ve danışmanlık içermesi gerektiği önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Cinsel Yaşam Kalitesi, Diyabet, Kadın Cinselliği
Evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeylerinin ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeyleri ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak tasarlanmıştır. Araştırma Irak'ın Dhi Qar Valiliği, Al-Rifai İlçesi'ndeki birinci basamak sağlık merkezlerinde 01.04.2022-01.07.2022 tarihleri arasında 154 evli kadın ile yürütülmüştür. Kullanılacak anket maddelerinin anlaşılabilirliğini test etmek için dâhil edilme kriterlerine uyan 20 evli kadın ile ön uygulama yapılmıştır. Veri toplama işlemi araştırmacı tarafından yüz yüze yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kadınların %26'sı 30-34 yaş aralığında, %57,1'i lise mezunu, %58,4'ü ev hanımı, %53,2'sinin geliri gidere eşit, %48,1'i ilçede yaşamakta, %64,9'unun 1-5 arası sayıda çocuğa sahip, %48,1'inin 1-5 yıl arası evli oldukları tespit edilmiştir. Kadınların %65,6'sının aile planlaması yöntemi kullandığı ve aralarından %13,6'sının rahim içi araç, %38,3'ünün hap ve %11,7'sinin enjeksiyon yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır. Kadınların yaş, eğitim seviyesi, gelir arttıkça aile planlaması bilgi düzeyinin artış gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca ev hanımlarının çalışanlara, ilçede yaşayan kadınların şehir merkezinde yaşayanlara ve çocuk sayısı fazla olan kadınların diğerlerine göre aile planlaması hakkında daha az bilgiye sahip oldukları belirlenmiştir. (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda, toplumun üreme sağlığı konusundaki bilgi seviyesini yükseltmek için aile planlaması ile ilgili yenilikçi, kapsamlı, eğitici programlar geliştirilmeli, bu programlara mümkün olduğunca çok kadının katılımının sağlanması hedeflenmelidir.
Kırsal alanda kadınların cinsiyete dayalı işgücüne katılımlarının toplumsal değişim açısından ele alınması: Antakya (Hatay) kent merkezine yakın iki farklı köy araştırması.
Bu araştırma, çokkültürlülüğün, tarımın ve kırsallaşmanın Türkiye Cumhuriyeti sınırları içindeki en bilinen merkezlerinden biri olan Hatay İli?nin, Antakya İlçesi?ne bağlı ve etnik olarak farklılık gösteren Alahan (Türk, Sünni, Yörük) ve Zülüflühan (Arap, Alevi, Nusayri) köylerinde yaşayan evli kırsal kadını; (i) içinde yaşadığı hane halkı, (ii) özel alanda (ev içi ücretsiz işgücü olarak) zaman kullanımı, (iii) kamusal alanda istihdamı ve sosyal güvenlik durumu, (iv) sosyokültürel ve hukuki durumu ve (v) evli kadına ait roller, davranışlar ve tutumlar bakımından karşılaştırmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla Alahan köyünden 71, Zülüflühan köyünden 70 evli kadın ile yüz yüze derinlemesine görüşme yapılarak katılarak gözlem, anket, alan araştırması ve köy monografisi gibi niteliksel ve niceliksel araştırma yöntemleri beraber kullanılmıştır. Alan çalışması 2010-2013 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma, feminist ekonomi literatürünün sunduğu bakış açısıyla kadın çalışmaları disiplini ile tarım ekonomisini harmanlamayı ve bunu yaparken etnisitenin kadına özel ve kamusal alanda sunduğu gerçekleri saptamayı amaçlayan bir kurgu ile gerçekleştirilmiştir. Bu çalışma aynı zamanda her iki köyün kent merkezine (Antakya merkez ilçe) olan göreli yakınlığının ve Mustafa Kemal Üniversitesi yerleşkesinin her iki köyün toprakları üzerinde kurulmuş olmasının getirmiş olduğu bir başka gerçeğe: sosyal değişime de dikkat çekmek istemektedir. Araştırmanın `kırsal kadın? gerçeğine bu kadar çok yönlü olarak yaklaşmasının nedenleri, sosyo- ekonomik sorunların ve oluşturulması gereken cinsiyete duyarlı sosyal politikaların tek yönlü olarak ele alınamayacağı gerçeğidir. Araştırma sonuçlarının bilimsel alanyazına kattıklarını şu şekilde özetlemek mümkündür: Alahan ve Zülüflühan köylerindeki kadın: eğitim olanaklarından mahrum bırakılmıştır; ev içinde ücretsiz emek olarak ve kendini `ev hanımı? olarak tanımlayarak bir yaşantı sürdürmektedir; kendisine etnisitenin, `çok çocuk yap? gizli emrini vermesinden ötürü, erken evlenmek zorunda kalan, eğitimden mahrum bırakılan ve sonuçta, kaçınılmaz bir gerçek olarak kamusal alanda istihdam edilemeyendir; özel alanda (ev içi/hane içi) üreten ama karşılığını düzenli olarak herhangi bir ücret/maaş ile alamayan ve sosyal güvencesi olmayan bir konumdadır; feminist ekonominin reddettiği ama kapitalizmin arzuladığı üzere, doğuran, karşılığını yalnızca ataerki ile pazarlık yaparak alan, üreten ama kazanamayan bir durumdadır; katma değer yaratmak isteyen ve daha çok eğitilmek isteyen ama tüm bunları, üzerine kültürün ve toplumun kurduğu baskı ve yüklediği sorumluluktan dolayı gerçekleştiremeyen bir gerçeği yaşamaktadır; kamusal alandaki varlığını televizyon izleyerek hissetmektedir; sosyal politikaların ve yasa koyucuların aslında gerçeklerine vakıf olmayı erteledikleri varlığı görünmez kılınan bireydir ve vatandaştır; Mustafa Kemal Üniversitesi ana yerleşkesinin oluşturduğu nüfus hareketliliğinin baskısı altında bölgeye getirdiği olumlu/olumsuz durumlardan doğrudan etkilenendir.
Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastalarda içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin evlilik uyumu ve aile içi süreçleri ile ilişkisi
Bu çalışma bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeyinin evlilik uyumu ve aile içi süreçleri ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Kayseri'de bir Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde Ocak – Haziran 2018 tarihleri arasında yatan ve ayaktan tedaviye başvuran bipolar bozukluğu olan evli kadın hastalar evreni oluşturdu. Araştırmayı kabul eden 200 hasta örnekleme dahil edildi. Veri toplama araçları olarak; ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Ruhsal Hastalıkların İçselleştirilmiş Damgalanması Ölçeği (RHİDÖ)'', ''Evlilikte Uyum Ölçeği (EUÖ)'', ''Aile Değerlendirme Ölçeği (ADÖ)'' kullanıldı.Veriler SPSS Windows versiyon 24.0 paket programında ortalama, Shaphiro Wilk, Mann Whitney u testi, Kruskal Wallis testi, Allpairwise testi ve Spearman korelasyon katsayısı kullanılarak değerlendirildi.Hastaların RHİDÖ toplam puanı 49.20±16.85, EUÖ toplam puanı 23.57±13.42 ve ADÖ tüm alt ölçek puanı 2 puanın üzerinde olduğu belirlendi. RHİDÖ toplam puanı ile EUÖ arasında negatif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu, RHİDÖ toplam puanı ve ADÖ alt ölçekleri arasında pozitif yönde zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu saptandı (p<0.05). Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin orta seviyede, evlilik uyumlarının kötü ve aile işlevlerinin sağlıksız olduğu ve içselleştirilmiş damgalanma düzeyleri arttıkça evlilik uyumlarının bozulduğu ve aile işlevlerinin olumsuz yönde etkilendiği belirlendi. Çalışmayan, eşi ile görücü usulü olarak evlenen, çocuk sayısı dört ve üzeri olan, düzensiz ilaç kullanan bipolar evli kadın hastaların içselleştirilmiş damgalanma düzeylerinin yüksek, evlilik uyumlarının kötü ve aile işlevlerinin sağlıksız olduğu saptandı. Bipolar bozukluğu olan evli kadın hastaların evlilik uyumunun artması ve aile işlevlerinin daha sağlıklı olmasına yönelik olarak içselleştirilmiş damgalanmanın belirlenip, eş ve aile bireylerinin tedavi sürecine katılımı ile damgalanmayı azaltmaya yönelik girişimler planlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Aile İçi Süreç, Bipolar Bozukluk, Evlilik Uyumu, İçselleştirilmiş Damgalanma, Psikiyatri Hemşireliği
Evli bireylerin aldatma eğilimleri ve affetme düzeylerinin bağlanma stillerine göre incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, evli bireylerin aldatma eğilimi ve affetme düzeylerinin bağlanma stillerine göre incelenmektir. Araştırmanın örneklemi Adana ilinde yaşayan 200 (103 kadın, 97 erkek) evli bireyden oluşmaktadır. Bu çalışmada Kişisel Bilgi Formu, Griffin ve Bartholomew'un (1994) geliştirdiği, Sümer (1999) tarafından Türkçe'ye uyarlanan İlişki Ölçekleri Anketi, Polat (2006) tarafından geliştirilen Aldatma Eğilimi Ölçeği, Thompson ve ark. (2005) tarafından geliştirilen ve Türkçe'ye uyarlaması Bugay ve Demir (2010) tarafından gerçekleştirilen Heartland Affetme Ölçeği kullanılmıştır. Parametrik testlerden T-Testi ve Regresyon Analizi ise veri analizinde yer almıştır. Verilerin analizinde T-Testi ve Regresyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Tüm veriler 0.05 anlamlılık düzeyinde test edilmiştir Araştırma bulgularına göre aldatma eğilimi ve bağlanma stilleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı görülmektedir. Bununla birlikte, kadın katılımcılarda affetme düzeyi ve aldatma eğiliminde pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Anahtar Sözcükler: Aldatma eğilimi, affetme düzeyi, bağlanma stilleri.
Roma İmparatorluk döneminde siyasi evlilikler (İÖ 27-İS 305)
Tarih boyunca evlilik, toplumun temel yapı taşı olan aile olgusunun şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştır. Evlilik sadece bireyler arasındaki birlikteliği değil, aynı zamanda genişleyen bir aile yapısını da temsil etmiştir. Ancak, iki bireyin birlikteliğiyle ailenin büyüme ve genişlemesine vesile olan evliliklerin dışında, tarihte belirli amaçlar ve hedefler doğrultusunda gerçekleştirilen evliliklere de rastlanmıştır. Özellikle Eski Çağ'da, devletlerarası ilişkilerin düzenlenmesi, toprak kazanımı, barış anlaşmalarının teyit edilmesi ya da casusluk gibi diplomatik amaçlarla gerçekleştirilen siyasi evlilikler oldukça yaygındı. Roma İmparatorluğu da bu bağlamda, uzun ve etkileyici tarihi boyunca, çeşitli sebeplerle siyasi evliliklerin yaşanabildiği bir devlet olmuştur. Roma'nın sosyal ve hukuki yapısı, kurulduğu ilk günden itibaren belirgin sınıf ayrımlarına sahipti. Bu ayrımlar, bireylerin evlilik haklarına da yansımış ve belirli sınıflardan bireylerin evlenmeleri yasal olarak kısıtlanmıştı. Romalılar, bireylerin sosyal ve hukuki statülerini gözeterek aile ve evlilik anlayışlarını bu perspektifle şekillendirmişlerdir. Ancak, değişen ve gelişen Roma yönetimi, evliliği siyasi bir güç aracı olarak da kullanmayı benimsemiştir. Evlilik, bu dönemlerde politik güç kazanma, ittifak oluşturma gibi stratejik amaçlar için bir araç hâline gelmiştir. Bu çalışma, Roma İmparatorluk Dönemi'nde siyasi evliliklerin yanı sıra, kadının evlilik içindeki yerini, sosyal ve siyasi hayattaki rolünü, toplumun kadından beklentilerini ve kadının siyasi bir araç olarak nasıl kullanıldığını, bununla birlikte sistemin çarkında yok sayılan kadınların da siyasi ortamdan nasıl faydalandıklarını araştırmayı amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Roma, Siyasi, Evlilik, İmparatorluk.
Evli kadınların eşleriyle ilişkilerindeki doyum düzeyleri ile depresyon ve anksiyete arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, evli kadınların eşleriyle ilişkilerindeki doyum düzeylerinin depresyon ve anksiyete düzeyleriyle olan ilişkisini saptamaktır. Bunun yanı sıra sosyo-demografik değişkenlere göre (yaş, eğitim düzeyi, eş eğitim düzeyi, çalışma durumu, evlilik süresi, çocuk sayısı, gelir düzeyi, evlilik öncesi tanışıklık süresi, evlilik biçimi) ilişki değerlendirme ölçeğinde saptanan ilişki doyum düzeylerinin farklılık gösterip göstermediği ve eş destek düzeyi, evlilik hayatına ilişkin gelecek öngörüsü ölçekleri puanlarının ilişki değerlendirme ölçeği puanlarıyla bağıntısına bakılmıştır. Araştırmanın örneklemi, yaşları 18 ile 60 arasında değişen 234 evli kadından oluşmaktadır. Çalışmada Demografik Bilgi Formu, İlişki Değerlendirme Ölçeği (RAS), Beck Depresyon Ölçeği ve Durumluk ve Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI-I-II) kullanılmış, elde edilen veriler Kruskal Wallis-H testi, Mann Whitney-U testi, Bağımsız Grup t testi, Tek yönlü varyans analizi (ANOVA), Post –hoc LSD testi, Pearson çarpım moment korelasyon analizi tekniği ile incelenmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri sonucunda İlişki Değerlendirme Ölçeği puanları düştükçe depresyon, durumluk anksiyete ve sürekli anksiyete puanlarının anlamlı şekilde yükseldiği görülmüştür. 45 yaş ve üzeri, 21 yıl ve üstü evli olan kadınların İlişki Değerlendirme Ölçeği puanlarının anlamlı şekilde düşük olduğu görülmüştür. Eğitim düzeyi, eş eğitim düzeyi, çalışıyor olma durumu, çocuk sayısı, gelir durumu, evlilik öncesi tanışıklık süresi, evlilik biçimi İlişki Değerlendirme Ölçeği puanları ile karşılaştırıldığında farklılık bulunmamıştır. Eş destek düzeyi ve evlilik hayatına ilişkin öngörü ile İlişki Değerlendirme Ölçeği puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar literatür çerçevesinde tartışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Evlilik, İlişki Doyumu, Depresyon, Anksiyete
Evli kadınlarda evlilik doyumu, yetişkin bağlanma stilleri ve depresyon düzeyinin ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, evlilik ilişkisinde bireylerin evlilikten doyum almasına etki ettiği düşünülen yetişkin bağlanma stilleri ile kişilerin depresyon düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Katılımcılara, İlişki Ölçeği Anketi, Evlilik Yaşam Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca Kişisel Bilgi Formu ile katılımcılarla ilgili demografik bilgiler toplanmıştır. Ölçekler, 219'u online, 121'i ise yüz yüze yapılan görüşmeyle olmak üzere toplam 340 evli kadına uygulanmıştır. Bu araştırma sonucunda elde edilen bulgulara göre; depresyon ile evlilik doyumu arasında negatif ve anlamlı ilişki bulunmuştur. Evlilik yaşam puanlarının bağlanma tarzları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği saptanmıştır. Depresyon düzeylerinin bağlanma tarzları açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği bulunmuştur.
18-24 yaş arası evli kadınlara sağlık inanç modeline göre verilen eğitimin üreme sağlığı koruyucu tutumları ve aile planlamasına yönelik tutumlarına etkisi
Üreme sağlığı bütün insanları ilgilendiren bir kavram olmasına rağmen kadının yaşamında ayrı bir yere ve öneme sahiptir. Çünkü doğurganlık kadın bedeninde oluşan bir olaydır ve kadının bu işlevi yerine getirirken yaşadıkları genel sağlık düzeyini bozabilir. Bu çalışmanın amacı Sağlık İnanç Modeli'ne göre verilen eğitiminin 18-24 yaş arası evli kadınların üreme sağlığını koruyucu tutum üzerine etkisinin değerlendirilmesidir. Nisan 2019- Aralık 2019 tarihler, arasında Hakkâri 1 No'lu Aile Sağlık Merkezinde 175 evli kadın ile üreme sağlığını geliştirmeye yönelik uygulanan sağlık eğitimi etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla ön test- son test kontrol gruplu ve yarı deneysel modelde yapılmıştır. Çalışmada soru formu sosyo-demografik bilgi ile ilgili sorulardan oluşturulmuştur. Üreme sağlığını koruyucu tutum ve davranışlarını belirlemek amacıyla Evli Kadınların Üreme Sağlığını Koruyucu Tutumlarını Belirleme Ölçeği (ÜSBÖ) ve AP tutumunu ölçebilmek amacıyla AP Tutum Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ön test ÜSBÖ toplam puan ortalaması eğitim grubunda 112.57±24.58, kontrol-1 grubunda 119,07±25,93 ve kontrol-2 grubunda 120,15±18,63 olarak bulunmuştur. AP toplam puan ortalaması eğitim grubunda 102,00±22,47, kontrol-1 grubu 101,75 ±23,44 ve kontrol-2 grubu 106,5±24,80 olarak bulunmuştur. Ön test verileri toplandıktan sonra deney grubundaki kişilere üç aylık bir eğitim programı uygulanmıştır. Eğitim bittikten sonra üç ay izlem yapılmış toplamda altı ay sonra ÜSBÖ ve APTÖ uygulanarak son test verileri toplanmıştır. Eğitim grubunda ÜSBÖ ve AP tutum ölçekleri toplam ve alt boyut puan ortalamalarında anlamlı düzeyde artma bulunmuştur (p<0.05). Kadınların üreme sağlığı sorunlarının belirlenmesi ve bu konuda sağlık eğitimlerinin planlanması ve uygulanması son derece önemlidir. Sağlık İnanç Modeli'ne göre verilen eğitimin üreme sağlığını koruyucu tutum üzerine olumlu etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Kadınlarda cinsel mitler, evlilikte güç algısı ve evlilik doyumu
Bu araştırmada evli kadınlarda cinsel mit ve evlilikte algılanan gücün evlilik üzerindeki etkisi incelenmiştir. Cinsel mit ve evlilikte algılanan gücün evlilik doyumu üzerindeki etkisini incelemek amacıyla faktöriyel ANOVA kullanılmıştır. Katılımcılara Cinsel Mitler Ölçeği, Evlilik Yaşamı Ölçeği ve Çift Güç Ölçeği uygulanmıştır. Ölçekler çevrimiçi olarak kartopu tekniğiyle 410 evli kadına uygulanmıştır. Araştırma sonucuna göre evli kadınların evlilik doyumu yalnızca evlilikte algılanan güç düzeyine göre farklılaşmaktadır. Evli kadınlarda cinsel mit düzeyleri ve cinsel mit ve evlilikte algılanan gücün ortak ilişkisi evlilik doyumunda bir farklılaşma yaratmamaktadır. Bu çalışmada evlilik doyumu, cinsel mitler ve evlilikte algılanan güç bazı demografik değişkenler açısından incelendiğinde; evlilik süresi yalnızca evlilik doyumu ile pozitif yönde anlamlı bir ilişki gösterirken evlilik doyumu ve cinsel mitler çocuk sayısına göre anlamlı farklılık göstermektedir. Son olarak, evlilik doyumu ve evlilikte algılanan güç cinsel ilişki sıklığına göre anlamlı bir farklılık göstermektedir. Sonuçlar literatür ışığında tartışılmış ve ortaya çıkan sonuçlar doğrultusunda uygulayıcılara ve gelecekteki araştırmalara önerilerde bulunulmuştur.
Gaziantep Binevler Sağlık Ocağı Bölgesinde yaşayan 15-49 yaş evli kadınların aile planlaması yöntemlerini kullanma durumu ve etkileyen etmenler
Bu çalışmanın amacı Gaziantep merkez Binevler Sağlık Ocağı bölgesindeki 15?49 yaş evli kadınların doğurganlık özelliklerinin saptanması, aile planlaması (AP) yöntemlerini kullanma durumları ve etkileyen etkenlerin belirlenmesidirTanımlayıcı-kesitsel tipte olan bu araştırmada, evren 11944 kadındır. Küme örneklem yöntemiyle 1934 kadın belirlenerek, 1926 (%99.6) kadınla görüşüldü. Kadınların sosyo-demografik özellikleri, gebelik-son doğum öyküleri, aile planlaması yöntemlerini duyma-kullanma durumlarına yönelik, 42 sorudan oluşan soru kâğıdı yüz yüze görüşme tekniğiyle 11.11.2006?17.5.2007 tarihleri arasında uygulandı. İstatistiksel veriler SPSS 13.0 paket programı ile analiz edilerek, ki-kare, eğimde ki kare, Fisher'in Kesin testi, varyans analizi, lojistik regresyon analizi ve t testi kullanıldıKadınların %21'ini 25-29, %20.3'ünü 30-34 yaş grubu oluşturmaktadır ve yaş ortalaması 32.5±0.2 yıldır. Kadınların ilk evlenme yaş grubunun %64.5'ini 15-19 yaş grubu oluşturmakla birlikte ilk evlenme yaş ortalaması 19±0.1 yıl, ilk gebelik yaş ortalaması 20.8±0.1 yıl bulunmuştur. Kadınların %90.7'sinin çekirdek aile yapısında, %97.4'ünün resmi nikâhlı, %25.5'inin eşleriyle akraba, %70.4'ünün sosyal güvencesinin olduğu, %68.5'inin ekonomik durumunun orta, %88.6'sının ev hanımı ve %49.8'inin ilkokul mezunu olduğu saptanmıştırKadınların ortalama gebelik sayısı 2.7±0.043, canlı doğum sayısı 2.24±0.034, kendiliğinden düşük sayısı 0.25±0.015, istemli düşük sayısı 0.14±0.011 ve ölü doğum sayısı 0.05±0.006'dır. Son gebeliklerinde %85.7'sinin doğum öncesi bakım aldığı belirlenmiştirKadınların %96.5'inin herhangi bir AP yöntemi, %94.5'inin ise herhangi bir etkin AP yöntemi duyduğu ve bu yöntemlerin oral kontraseptif (%95.1), rahim içi araç (%93.1), kondom (%88.1) ve geri çekme (%81.2) olduğu bulunmuştur. En çok bilgi edinilen kaynaklar komşu-arkadaşlar (%40.8) ve sağlık personelidir (%33.1). Geçmişte herhangi bir AP ve etkin AP yöntemi kullanma oranı sırasıyla %55.6, %50.0'dir. Bu yöntemler oral kontraseptif (%44.1), rahim içi araç (RİA) (%29.3) ve kondom (%12.6)'dır. Geçmişte kullanılan yöntemlerin bırakılma nedenleri sağlık (%60.6), çocuk isteme (%14.9) ve eşinin istememesidir (%7.3). Kadınların halen herhangi bir AP ve etkin AP yöntemi kullanım oranı sırasıyla %75.7, %59.4'dür. Halen herhangi bir yöntem kullanma durumu ile kadınların yaşı, resmi nikahı, ekonomik durumu, gebelik ve canlı doğum sayısı, başka çocuk isteme ve istedikleri çocuk sayısı, öğrenilen yer arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Halen kullanılan yöntemler sırasıyla rahim içi araçlar (%29.5), kondom (%27.3), geri çekme (%20.2), oral kontraseptif (%11.5) ve diğerleri (%12.5)'dır. Kadınların tercih nedenleri güvenilir bulunması (%43.2), sağlık nedeni (%22.7), kullanımının kolay olması (%21.0) ve diğerleri (%13.1)'dir. Herhangi bir etkin AP yönteminin en çok temin yeri sağlık ocağıdır (%41.8Aile Planlaması hizmetlerine daha fazla ağırlık verilerek; etkili yöntem kullanma oranlarının arttırılması için gerekli önlemlerin alınması şarttırAnahtar Kelimeler: 15?49 yaş evli kadın, Doğurganlık durumu, Aile Planlaması.
1955, 1956 ve 1957 numaralı Trabzon Şer'iyye Sicillerindeki nikâh kayıtlarının değerlendirilmesi (h.1236-1246/m.1821-1830)
İnsanlar beslenme, barınma, uyuma ve üreme gibi fizyolojik ihtiyaçlarını gidermek zorundadırlar. İnsanlar, yaşamını devam ettirebilmek için başka insanlara ihtiyaç duyar. Bundan dolayı kendi güvenliğini daha kolay sağlamak ve daha kolay beslenmek için topluluklar halinde yaşamışlardır. Bu topluluklar zamanla devletleri oluşturmuştur. İnsanoğlu neslini devam ettirebilmek için evlilikler yapmıştır. Evlilikler aileyi, aileler toplumu, toplum ise devleti oluşturmuştur. Osmanlı Devleti farklı ırklardan oluşan insanların tek bayrak altında toplandığı bir devlettir. Bu devletin de temelinde aile kavramı vardır. Bu çalışmamızda Türk-İslam kültürünün sentezlenmesiyle oluşan aile oluşumunun temel unsurlarından olan; nişan, evlilik, nikâh akdi, mehir, evlilik süreci içerisinde kadına tanınan haklar, boşanma gibi kavramları ele alacağız. "Aile toplumu, toplum devleti oluşturur. "düşüncesinin ışığında 1955, 1956 ve 1957 numaralı Trabzon Şer'iyye Sicillerindeki nikâh akitlerini inceleyip elde ettiğimiz verilerle Osmanlı Aile Hukuku ve Sosyal Tarihi araştırmalarına katkı sağlamayı amaçlamaktayız. Anahtar Kelimeler: Kadın, Evlilik, Nikâh, Boşanma, Trabzon, Osmanlı Devleti.
Evli kadınlarda duygusal zekâ ve evlilik uyumu ilişkisi aile danışmanlığı merkezi örneği
Bireyin yaşamda karşılaştığı problemleri çözme adına kendisinin ve başkalarının duygularını anlaması ve diğerleriyle iletişim kurması yeteneği olan duygusal zekânın, iletişim ve çatışmanın yoğun olduğu evliliklerde uyum için önemli olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmada evlilik uyumu olan ve olmayan şeklinde gruplandırılan evli kadınların duygusal zekâ düzeyleri arasındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Ayrıca evli kadınların duygusal zekâ düzeyleri ile evlilik uyumları arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Bununla birlikte evli kadınların duygusal zekâ düzeyleri ve evlilik uyumu düzeyleri sosyodemografik özellikleri açısından incelenmesi çalışmanın alt amacını oluşturmaktadır. Çalışmaya Adana ilinde yer alan ve T.C. Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı'na bağlı faaliyet gösteren özel bir Aile Danışmanlığı Merkezine başvuran 432 evli kadın katılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Duygusal Zekâ Özelliği Ölçeği-Kısa Formu (Petrides ve Furnham, 2000; Deniz, Özer ve Işık, 2013) ve Evlilik Uyum Ölçeği (Locke ve Wallace, 1959; Tutatel-Kışlak, 1999) kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi formu kullanılarak, evli kadınların sosyo-demografik özelliklerine ilişkin veriler elde edilmiştir. IBM SPSS Statistics 21.00 ile demografik değişkenler için frekans ve yüzde dağılımı, ölçek puanlarının demografik özelliklere göre farklılıklarının testinde t testi ve tek yönlü Anova testi, varyansların değerlendirilmesinde LSD ve Tamhane testlerinden faydalanılmıştır. Evli kadınların uyumlu ve uyumsuz şeklinde gruplandırılmasında evlilik uyumu ölçeği kesme puanı esas alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre, evliliklerinde uyumlu olan kadınların duygusal zekâ düzeylerinin (iyi oluş, öz kontrol, duygusallık ve sosyallik) uyumsuz olanlara göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Değişkenler arası korelasyon sonucunda ise evli kadınların duygusal zeka düzeyleri (iyi oluş, öz kontrol, duygusallık ve sosyallik) ile evlilik uyumu arasında pozitif yönlü ve orta düzeyde anlamlı ilişki bulunmuştur. Araştırmanın bir diğer sonucuna göre, evli kadınların duygusal zekâ düzeylerinin çalışma durumu, eğitim durumu ve gelir durumu değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği tespit edilirken; flört süresi, evlenme yaşı, evlilik süresi ve çocuk sahibi olma değişkenlerine göre farklılaşma görülmemiştir. Evli kadınların evlilik uyumu genel puanlarının ise, evlilik süresi değişkenine göre anlamlı farklılık gösterdiği; çalışma durumu, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, flört süresi, evlenme yaşı ve çocuk sahibi olma değişkenlerine göre farklılaşma göstermediği sonuçlarına ulaşılmıştır.
Mardin ili Kızıltepe ilçe merkezinde yaşayan evli kadınların doğum sonrası dönemde anne ve bebek bakımına yönelik bildikleri ve/veya uyguladıkları geleneksel yöntemler
Doğum sonu dönemde anne ve bebek bakımına yönelik yapılan geleneksel uygulamalar gelişmemiş ve gelişmekte olan ülkelerde önemli bir halk sağlığı problemidir. Bu araştırma, Mardin İli Kızıltepe ilçe merkezinde yaşayan evli kadınların doğum sonrası dönemde anne ve bebek bakımına yönelik bildikleri ve/veya uyguladıkları geleneksel yöntemler ve ilişkili faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır.Kesitsel tipte olan bu çalışmanın evrenini Mardin İli Kızıltepe ilçe merkezinde yaşayan evli kadınlar, örneklemi ise bu evrenden seçilen 549 kadın oluşturmuştur. Araştırma kapsamına alınan kadınların 527'sine ulaşılmış, cevaplılık oranı %96.0 olmuştur. Araştırmanın verileri; sosyo-demografik özellikler, obstetrik öykü ve doğum sonu dönemde anne ve bebek bakımına yönelik geleneksel uygulamaların değerlendirildiği soruların yer aldığı bir anketin yüz yüze görüşülerek uygulanması ile toplanmıştır. Veriler, istatistiksel paket programında yüzdelik, ortalama ve X2 (ki-kare) analizleri ile değerlendirilmiştir.Araştırma kapsamına alınan kadınların yaş ortalaması 36.77±12.39'dur. Kadınların yaşları arttıkça, kendilerinin ve eşlerinin eğitim düzeyi düştükçe, yine ailelerinin aylık gelir düzeyleri azaldıkça kendilerine ve bebeklerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma oranları artmaktadır (p<0.05). Sosyoekonomik düzeyini kötü olarak algılayanlarda ve kendi sağlık durumunu kötüye doğru algılama dereceleri yükseldikçe geleneksel yöntem uygulama oranları artmaktadır (p<0.05). Ayrıca yaşayan çocuk sayısı fazla olan, hastane dışında doğum yapan, herhangi bir sağlık problemi olduğunda doktora gitme dışında değişik yöntemlerle çözmeye çalışan kadınlarda kendilerine ve bebeklerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma oranları yüksek bulunmuştur (p<0.05).Sonuç olarak; bölge kadınlarının doğum sonu dönemde kendilerine ve bebeklerine yönelik geleneksel yöntem uygulama/uygulayacak olma davranışlarının yüksek oranda olduğu saptanmıştır. Bu tür araştırmalar doğrultusunda toplumun sosyodemografik ve çevresel faktörleri göz önünde bulundurularak çözüm önerileri ve müdahale çalışmaları planlanması düşünülebilir.Anahtar Kelimeler: Geleneksel yöntemler, doğum sonrası dönem, evli kadınlar, anne ve bebek.
Türk toplumunda 18 yaşından önce evlendirilmiş kadınların psikolojik iyi oluş düzeyleri ile benlik saygısı ve ebeveyn kabulü arasındaki ilişki
Bu çalışma, 18 yaşından önce evlendirilmiş olan kadınların psikolojik iyi oluş düzeyleri, benlik saygıları ve ebeveyn kabulleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya 18 yaşından önce evlenmiş olan toplam 200 kadın gönüllülük esasına göre randomize edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak hazırlanan sosyo- demografik kişisel bilgi formunun yanı sıra Psikolojik İyi Oluş Envanteri, Ebeveyn Kabul/red Ölçeği ve Rosenberg Benlik Saygısı Envanteri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda psikolojik iyi olma hali ve benlik saygısı arasında pozitif yönlü anlamlı ilişkinin olduğu sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan, erken yaşta evlendirilen kadınların benlik saygısı düzeyi ile ebeveyn kabul/red ölçeği düzeyleri arasında ise negatif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır.
Evli kadınlarda aile içi şiddet ile evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı evli kadınlarda evlilik doyumu, psikolojik iyi oluş ve aile içi şiddet seviyeleri arasındaki ilişkilerin elverişli örneklem yöntemiyle incelenmesidir. Bu amaçla araştırmanın evrenini Türkiye'nin batısında bulunan fakat küçük bir ilçesi olması nedeniyle de merak uyandıran Muğla'nın Bodrum ilçesinde yaşayan 100 evli kadın oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında Sosyo-Demografik Bilgi Formu, Evlilik Doyumu Ölçeği, Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve Aile İçi Şiddet Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Ki-Kare Testi, Mann-Whitney U Testi, Kruskal-Wallis Testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda kadınların algıladıkları evlilik doyumu düzeylerinin yaşa, eğitim durumuna, evlilikten önceki tanışıklık süresine, evlenme biçimine, çocuk sahipliğine farklılık göstermediği; fakat yaşanılan yere, evlilik süresine, çocuk sayısına göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Kadınların psikolojik iyi oluş düzeylerinin yaşa, eğitim durumuna, evlilik süresine, evlilikten önceki tanışıklık süresine, evlenme biçimine, çocuk sahipliğine, çocuk sayısına göre farklılık göstermediği fakat yaşanılan yere göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Kadınların yaşadıkları aile içi şiddet düzeylerinin yaşa, yaşanılan yere, evlilikten önceki tanışıklık süresine, evlenme biçimine, çocuk sahipliğine göre farklılık göstermediği fakat eğitim durumuna, evlilik süresine, çocuk sayısına göre farklılık gösterdiği belirlenmiştir.
Kişilik bozukluğu özellikleri gösteren evli kadın bireylerde cinsel işlev bozuklukları ve evlilik uyum ilişkilerinin değerlendirilmesi
Bu araştırmada, kişilik bozukluğu yaşayan kadın bireylerin evlilik uyumları ve cinsel işlev bozuklukları arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir. Literatürde toplum genelinde ayrı ayrı olarak tüm bozukluklar incelenmiştir. Fakat bireyler üzerinde bozukluların birbiri ile ilişkisi çok söz konusu olmamıştır. İstanbul'da Türkçe konuşan heteroseksüel 60 kadın katılımcıyla yürüttüğümüz bu araştırmadan elde ettiğimiz bulgular, kişilik bozuklukları, cinsel bozukluklar ve evlilik uyumu arasındaki ilişkiye dikkat çekmesi açısından oldukça önem arz etmektedir. Örneklemin seçiminde 80 kişiye anket uygulanmıştır fakat 14 kişi kişilik bozukluğu özellikleri göstermediğinden değerlendirmeye alınmamış olup diğer 6 kişi ise anketlere verdiği yanıtların eksik olması sebebiyle örneklem grubuna dahil edilmemiştir. Yapılan bu araştırmada doğum sayısının cinsel fonksiyon bozukluklarına etkisi dikkat çekmektedir. Örneğin, katılımcılarımızdan çocuk sahibi olanların, olmayanlara nazaran %60 oranında daha çok iletişim bozukluğu yaşadıkları tespit edilmiş, hiç çocuk sahibi olmayan katılımcılarda bu oran %40'ta kalmıştır. Aynı şekilde, bu çalışmada cinsel birliktelik sıklığı ile çocuk sahibi olma arasında da anlamlı bir ilişki saptanmış, çocuk sahibi olan katılımcıların %52,5'i sıklık sorunu yaşarken, bu oran çocuk sahibi olmayan katılımcılarda %40 olarak gözlenmiştir. Bulgularımızda dikkati çeken bir diğer unsur ise katılımcıların öğrenim düzeyi ile cinsel fonksiyon bozukluğu prevelansı arasındaki etkileşimdir. Yapmış olduğumuz bu çalışmadan elde ettiğimiz sonuçlar literatürdeki benzer çalışmalar eşliğinde tartışılmıştır.
Çalışmanın evli kadınlarda depresyon, anksiyete ve yaşam doyumu üzerindeki etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmada çalışmanın evli kadınlarda depresyon, anksiyete ve yaşam doyumu üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın evreni İstanbul il merkezinde rastgele seçilen 70'i çalışmayan 70'i ise çalışan 140 evli kadından oluşmaktadır. Çalışmayan kadınlar araştırmanın kontrol grubudur. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği ve Diener Yaşam Doyumu Ölçeği uygulanmıştır. Çalışan kadınlardan oluşan gruptan elde edilen ortalama değerlere göre; grubun depresyonlu olmadığı, hafif düzeyde anksiyeteli olduğu ve yaşam doyum düzeyinin orta seviyede olduğu belirlenmiştir. Kontrol grubundan elde edilen ortalama değere bakıldığındaysa, çalışmayan kadınların hafif düzeyde depresif belirtilere sahip oldukları ve grubun hafif düzeyde anksiyeteli olduğu görülmüş; yaşam doyum düzeyleri orta seviyede saptanmıştır. Katılımcılara yöneltilen yaş, çalıştıkları kurum, çocuk sayısı, çalışma pozisyonu, günlük çalışma süresi, eğitim durumu gibi birtakım sosyodemografik faktörlerin depresyon, anksiyete ve yaşam doyumu düzeyleri üzerinde anlamlı bir etkisine rastlanmamıştır. Araştırmamızda hem çalışan hem de çalışmayan kadınların Beck Depresyon Ölçeği'nden alınan puanlar arttıkça, Yaşam Doyumu Ölçeği'nden aldıkları puan da anlamlı şekilde düşmektedir (p<0.05). Benzer şekilde hem çalışan hem de çalışmayan kadınların Beck Anksiyete Ölçeği'nden alınan puanlar arttıkça, Yaşam Doyumu Ölçeği'nden aldıkları puan da anlamlı şekilde düşmektedir (p<0.05). Depresyon ve anksiyete düzeyleri arasındaki korelasyona bakıldığında ise; hem çalışan hem de çalışmayan kadınlarda Beck Anksiyete Ölçeği'nden alınan puanlar arttıkça bireylerin Beck Depresyon Ölçeği'nden aldıkları puanın da anlamlı şekilde arttığı saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak çalışan kadınlarda anksiyete, depresyon ve yaşam doyumu arasında anlamlı ilişkiler olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Anksiyete, Depresyon, Yaşam Doyumu
Evli ve bekâr kadınlarda somatizasyon ve ilişkili faktörler
Bu çalışmanın amacı, evli ve bekâr bayanlarda somatizasyon belirtilerinin varlığının ve düzeylerinin belirlenmesidir. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde yaşayan rastlantısal yöntemle seçilmiş 50 bekâr ve 50 evli bayan oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak SCL-90-R Ruhsal Belirtiler Tarama Envanteri ve Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği kullanılmıştır. Aynı zamanda araştırmaya katılanların sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Bu araştırmanın sonucunda, eğitim düzeyi ile somatizasyon belirtilerinin ilişkili olduğu belirlenmiş; ilköğretim ve lise mezunlarının somatizasyon düzeylerinin diğer bireylere göre anlamlı şekilde (p=0.04) daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin belirli bir sağlık sorunlarının var olmasının da somatizasyon belirtileri üzerinde etkili olduğu bulunmuştur. Buna göre, tıbbi sağlık sorunu olan bireylerde somatizasyon düzeyleri tıbbi sağlık sorunu olmayan bireylere oranla anlamlı şekilde (p=0.002) daha yüksektir. Bireylerin Ruhsal Belirtiler Tarama Envanteri'nin 9 alt ölçeğinin her birinin Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği'nden aldıkları puanlar ile anlamlı düzeyde korelasyon gösterdiği gözlenmiştir. Buna göre, bir bireyin bir alt ölçekten aldığı puan yükseldikçe Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği'nden aldığı puan da artmaktadır ve aralarındaki ilişki anlamlıdır (p<0.05). Araştırmada yer alan diğer sosyo-demografik özellikler ile somatizasyon belirtileri arasındaki ilişki bakımından başka bir anlamlı sonuç elde edilmemiştir. Anahtar Kelimeler : Somatizasyon, evli, bekâr, kadın.
Evli ve bekar bireylerdeki stres ve kaygı düzeyinin premenstrüel sendrom üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı evli ve bekar bireylerdeki stres ve kaygı düzeyinin premenstrüel sendrom üzerine etkisini ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada bireylerin yaşı, medeni durumu, gelir düzeyi, regli kanamalarının ilk kaç yaşında olduğu, regli kanamalarının süresi gibi değişkenlerin stres, kaygı ve premenstrüel sendrom üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İlinde Beşiktaş İlçesinde yaşayan 21-48 yaş aralığında 100 kadın alınmıştır. Aynı zamanda bireylerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; evli kadınların bekar olan kadınlara oranla algılanan stres, depresif duygulanım, yorgunluk ve şişkinlik düzeylerinin daha yüksek olduğu, bekar kadınların evli olan kadınlara oranla ağrı ve sinirlilik düzeylerinin daha yüksek olduğu, evli bireylerin regli süresi arttıkça bireylerin şişkinlik düzeyleri de düşmekte olduğu, bekar bireylerin regli süresi arttıkça bireylerin durumluk kaygı düzeyleri de düşmekte olduğu, evli bireylerin regli süresi arttıkça bireylerin ağrı düzeyleri de düşmekte olduğu ve bekar bireylerin regli süresi arttıkça bireylerin premenstrüel sendrom düzeyleri de artmakta olduğu gibi sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan bireylerin yaşı, evlilik süreleri, çocuk durumu gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Ayrıca; evli olan bireylerin premenstrüel sendromu düzeyleri arttıkça; algılanan stres düzeyleri de artmakta olduğu, evli olan bireylerin algılanan stres düzeyi premenstürel sendromu düzeyini arttırmakta olduğu, bekar olan bireylerin durumluk kaygı düzeyleri arttıkça; sürekli kaygı düzeyleri de artmakta olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Menopoza giren 45 yaş üstü evli kadınların depresyon düzeyleri, evlilik çatışmaları ve evlilikte problem çözme becerilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı; menopoza giren 45 yaş üstü evli kadınların depresyon düzeyleri, evlilik çatışmaları ve evlilikte problem çözme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, menopoza giren kadınların depresyon düzeyleri evlilik çatışmaları ve evlilikte problem çözme becerileri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ilinde ikamet eden menopoza girmiş 45 yaş üstü evli 300 kişi oluşturmuştur. Araştırma kapsamında elde edilen veriler Sosyal Bilimler İstatistik Paket Programı (SPSS ) ile çözümlenmiştir. Araştırmada veri toplama aracı Teğin (1980) tarafından Türkçeye uyarlanan Beck Depresyon Ölçeği, Hatipoğlu (1993), tarafından evlilik çatışmalarını ölçebilmek amacıyla geliştirilen Evlilik Çatışması Ölçeği, Hünler (2002) tarafından Türkçeye uyarlanan Evlilikte Problem Çözme Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmada yer alan verilerin analizi için ANOVA kullanılırken, değişkenler arasındaki ilişkilerde Pearson Korelasyon Katsayısı hesaplanarak incelenmiştir. Verilerin analiz edilmesinde SPSS 20.0 istatistik paket programı kullanılmıştır. Araştırmanın temel sorusu doğrultusunda 45 yaş üstü evli kadınlardaki menopozda olma durumunun depresyon düzeyine, evlilik çatışmasına ve evlilikte problem çözme ile ilişkisine bakılmıştır. Sonuç aralarında herhangi bir ilişki olmadığı yönünde çıkmıştır. Yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, evlenme biçimi ve ekonomik durum kontrol edildiğinde menopoz döneminde olmanın ruh sağlığını ve evlilik ilişkisini önemli ölçüde değiştirmediği ve bu durumlarla ilişkili olmadığı anlaşılmıştır. Menopozun çeşitli psikolojik belirtilerle ilişkilendirilebileceği görüşü bu araştırma sonuçlarına göre desteklenmemiştir. Araştırma sonuçlarıyla elde edilen bulguların literatürle tutarlılığı ve sonuçlar üzerinde etkili olabilecek diğer değişkenler tartışılmış ve çeşitli öneriler sunulmuştur.
Evliliklerini 20 yaş ve altı yapmış kadınlar ile evliliklerini 20 yaş üzerinde yapmış olan kadınların yaşam doyumları, evlilik uyumları ile cinsel doyumları açısından karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı evliliklerini 20 yaş ve altı yapmış kadınlar ile evliliklerini 20 yaş üzerinde yapmış olan kadınların yaşam doyumları, evlilik uyumları ile cinsel doyumları arasındaki ilişkiyi ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada kadınların yaşı, eğitim düzeyleri, gelir düzeyleri, evliliklerini kaç yaşında yaptıkları, çalışma durumları gibi değişkenlerin yaşam doyumları, evlilik uyumları ve cinsel doyumları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İlinde yaşayan kadınlar alınmıştır. Aynı zamanda kadınların demografik özelliklerini belirlemek adına Kişisel Bilgi Formu ve değişkenleri ölçmek adına da Evlilik Uyumu Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği ve Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen verilerin analizinde Mann Whitney- U ve Kruskal Wallis Testleri ve Spearman Koreslasyon analizleri kullanılmıştır. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; evliliklerini 20 yaş ve altı yapmış olan kadınların yaşları arttıkça evlilik uyumu ve yaşam doyumu düzeylerinin düşmekte olduğu, evliliklerini 20 yaş ve altı yapmış olan kadınların yaşları arttıkça cinsel doyum düzeylerinin artmakta olduğu, evliliklerini 20 yaş ve altı yapmış olan kadınların evlilik uyumu düzeyleri arttıkça yaşam doyumu düzeyleri de artmakta olduğu, evliliklerini 20 yaş üzeri yapmış olan kadınların evlilik uyumu düzeyleri arttıkça yaşam doyumu düzeyleri de artmakta olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır. Ayrıca; evliliklerini 20 yaş üzerinde yapmış olan kadınların yaşam doyumu düzeyleri evliliklerini 20 yaş ve altı yapmış olan kadınların yaşam doyumu düzeylerine oranla daha yüksek olduğu görülmüştür. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara ve alanda çalışan psikolojik danışmanlara yönelik önerilerde bulunulmuştur.