Evli kadınlar
Bu konu başlığı altında 67 tez
Roman kadınlarda toplumsal cinsiyet rolleri ve çelişik duygulu cinsiyetçilik algısı
Bu araştırma, Edirne'de yaşayan Roman kadınlarının toplumsal cinsiyet rolleri ve çelişik duygulu cinsiyetçilik algılarını incelemeyi amaçlamaktadır. Roman kadınlar, hem Roman olmalarından hem de kadın olmalarından kaynaklanan iki katmanlı bir ayrımcılıkla karşı karşıya kalmaktadırlar. Araştırmada, Roman kadınlarının toplumsal cinsiyet rollerine ve bu rollerin günlük yaşamlarına etkilerine dair derinlemesine bir anlayış geliştirmek hedeflenmiştir. Araştırma kapsamında Edirne'de yaşayan 106 Roman kadına anket uygulanmış ve katılımcıların yaş, medeni durum, eğitim durumu ve istihdam gibi demografik veriler toplanmıştır. Ayrıca, toplumsal cinsiyet rolleri ve çelişik duygulu cinsiyetçilik ölçekleri kullanılarak kadınların cinsiyetçi tutumları değerlendirilmiştir. Araştırma bulguları, katılımcıların %70'inin evli, %39'unun ilkokul mezunu olduğunu ve %70'inin çalışmadığını göstermiştir. Kadınların büyük bir kısmının toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin geleneksel tutumlar sergilediği, ancak modern toplumda bu rollerin değişmekte olduğu tespit edilmiştir. Aynı zamanda, araştırma çelişik duygulu cinsiyetçilik konusunda kadınların korumacı cinsiyetçilik eğiliminde olduğunu, ancak bu tutumların ataerkil yapıyı desteklediğini ortaya koymuştur. Çalışma, Roman kadınlarının toplumsal cinsiyetçi yaklaşımlarla başa çıkma süreçlerine dair önemli veriler sunmuş ve bu bulguların toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının geliştirilmesinde kullanılabileceği önerilmiştir. Sonuç olarak, bu çalışma Roman kadınlarının toplumsal cinsiyet rollerine dair tutumlarını ve çelişik duygulu cinsiyetçilik algılarını analiz ederek toplumsal cinsiyet eşitliği ve Roman topluluğu üzerine önemli veriler sağlamaktadır. Araştırma, Roman kadınlarının yaşadığı çoklu ayrımcılığa dikkat çekerek, bu konudaki farkındalığın artırılmasına ve ilgili politikalarda iyileştirmeler yapılmasına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır.
Üretim işçisi evli kadınların iş ve sosyal yaşamlarının toplumsal cinsiyet eşitliği bakış açısıyla incelenmesi
İş yaşamı hem yaşamsal sorunların ortaya çıktığı hem de kendine has problemleri içinde barındıran bir alandır. Bu sorunlara ek olarak çalışma yaşamı işçi kadınlar için toplumsal cinsiyet eşitsizliği temelinde yani sadece kadın oldukları için karşılaşabilecekleri sorunların da ortaya çıkabileceği bir alan olabilmektedir. İş yaşamı ve aile yaşamının etkileşimi ile birlikte de kadınların sorunları yapısallaşmaktadır. Bu sorunların çözülebilmesi için mevcut durumun ortaya konması önemlidir. Bu çerçevede araştırmanın problemi; üretim alanında çalışan işçi kadınların toplumsal cinsiyet rollerini nasıl deneyimlediklerini, toplumsal cinsiyet deneyimlerinin iş ve aile yaşamına etkilerini ve iş-aile yaşamı etkileşiminden doğan kadına özgü deneyimleri belirleme ihtiyacıdır. Bu araştırmanın amacı üretim işçisi olarak çalışan evli kadınların iş ve sosyal yaşam deneyimleri ile, bu deneyimlerin toplumsal cinsiyet rollerinden nasıl etkilediğine dair derin bir anlayış kazanılmasını sağlamaktır. Niteliksel araştırma yöntemiyle yürütülen bu araştırmada fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın katılımcıları benzeşik durum örneklemesi ve amaçlı örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırma, Manisa Organize Sanayi Bölgesi'nde faaliyet gösteren fabrikalarda işçi olarak çalışan, evli, 18-65 yaş aralığında kadınlar ile yürütülmüştür. Araştırmada, araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşmeler yoluyla veri toplanmış, elde edilen veriler deşifre edilerek MAXQDA Plus 2020 paket programı ile analiz edilmiştir. Tümevarımsal tematik analiz tekniği kullanılmıştır. Araştırma bulguları; "Özel Alanda Kadın İşçi Deneyimleri", "Üretim İlişkileri Temelinde Çalışma Yaşamı" ve "Çalışma Yaşamında Karşılaşılan Eşitsizliklere Çözüm: Hak Koruyucu Olarak Sosyal Hizmet ve Sendika" olarak 3 ana tema altında toplanmıştır. Katılımcıların, iş ve sosyal yaşamlarını eşitsiz cinsiyet ilişkileri temelinde sürdürdüğü anlaşılmıştır. Toplumsal cinsiyet rollerin özel alandaki yaşam pratiklerinde ücretsiz ev içi emek, bakım emeğinin kadının rolü olarak benimsenmesine karşın erkeğin aile bütçesini yönetme görevi öne çıkmaktadır. İş yaşamındaki cinsiyet eşitsizliklerinin ise işe giriş sürecinde, terfi ve yükselmede, zam miktarının belirlenmesinde etkili olduğu ortaya konmuştur.
Yerel yönetimlerin kadın sorunlarına yaklaşımı
Günümüzde kadın ve erkek eşitsizliğine dayanan sorunlar insan hakları düzeyinde toplumsal bir sorun olarak algılanmaktadır. Kadınların toplum tarafından oluşturulmuş özellikleri onların sorunlarına da neden olmaktadır. 1980?li yıllardan itibaren insan hak ve özgürlüklerinin geliştirilmesi ve kadın sorunlarında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Bu gelişmelerin ve yasal düzenlemelerin yeterli olmadığı, kadın-erkek eşitliğinin toplumun bütün kesimleri tarafından benimsenmesinin kadına yönelik yaklaşımların değişmesi ile oluşacağı görülmektedir.Toplumların ekonomik ve sosyal hayatını derinden etkileyen küreselleşme süreci, yerel yönetimlerin sosyal politikalar üzerindeki görevini dönüştürürken aynı zamanda toplumsal dengenin sağlıklı olabilmesi için önemli görevler yüklemektedir. Sosyal hayatın yerel kaynaklarla düzenlenmesi belediyelerin planlama, düzenleme ve uygulamalarını etkileyen bir yaklaşımdır.Bu çalışmada, yerel yönetimlerin kadınlara yönelik uyguladıkları çalışmalar yanında bütçeleme, kentli hakları, çevre hareketleri, sağlık ve sosyal hizmet uygulamaları incelenmiş ve farklı siyasal partilerin yönettikleri belediyelerin kadın sorunlarına yaklaşımları araştırılmıştır. Anahtar Sözcükler 1. Toplumsal Cinsiyet 2. Cinsiyet Eşitliği 3. Kadın Sorunları 4. Yerel Yönetimler 5. Belediyeler
Evli kadınlarda evlilik yaşı ve evlenme biçiminin evlilik doyumu ve depresyon düzeyine olan etkisi
Amaç: Bu çalışmada evli kadınların evlenme yaşı ve evlenme biçiminin depresyon ile evlilik doyumu üzerindeki ilişkisinin ve depresyonun evlilik doyumu üzerindeki aracı rolünün incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: İstanbul ilinde yaşayan, evliliklerini 18 yaş altında ya da 18 yaş ve üzerinde yapmış olan 250 evli kadına anket uygulanmıştır. Katılımcılar, seçkisiz olmayan örnekleme yöntemi ile seçilmiştir. Katılımcılara, demografik bilgilerini öğrenmek amacıyla "Sosyodemografik Bilgi Formu", evlilik doyum düzeylerini ölçmek amacıyla "Evlilik Yaşam Ölçeği", depresyon düzeylerini ölçmek amacıyla ise "Beck Depresyon Envanteri" uygulanmıştır. Bulgular: Araştırmadan elde edilen bulgulara göre evli kadınlarda evlilik doyumu düzeyi evlenme yaşından pozitif yönde etkilenmektedir. Evlenme yaşı ile depresyon düzeyi arasında ilişkiye rastlanmamıştır. Evlenme biçimi ile evlilik doyumu ve depresyon düzeyi arasında ilişki olduğu saptanmıştır. Evlilik doyumu düzeyi ve depresyon düzeyi arasında negatif bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Evlenme yaşının evlilik doyum düzeyi üzerinde etkili olduğu, evlenme yaşı arttıkça evlilik doyum düzeyinin arttığı tespit edilmiştir. Evlenme biçiminin ise hem depresyon hem de evlilik doyum düzeyi üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca evlilik doyumu düzeyi ve depresyon düzeyi arasında da anlamlı bir ilişki olduğu ve depresyon düzeyi arttıkça evlilik doyum düzeyinin düştüğü sonucuna varılmıştır. Ancak yapılan analizler sonucunda, evlenme yaşı ve evlenme biçimi ile evlilik doyumu arasında depresyonun aracı rolü olmadığı tespit edilmiştir.
Aile içi şiddet, çocukluk çağı travmaları, aleksitimi ve bedenselleştirme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmanın amacı evli kadınlarda aile içi şiddet yaşantıları, çocukluk çağı travma ve aleksitimi düzeyleri ile bedenselleştirme belirtileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Yöntem: Araştırmaya yaş ortalaması 37,94±9,69 olan 18 yaş ve üzeri toplam 383 kadın katılmıştır. Katılımcılara sırasıyla Sosyodemografik Bilgi Formu, Aile İçi Şiddet Ölçeği (AİŞÖ), Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), Toronto Aleksitimi Ölçeği-20 (TAÖ-20), Bedensel Duyumları Abartma Ölçeği (BDAÖ) uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmanın sonucunda, AİŞÖ toplam puanı ile ÇÇTÖ, TAÖ-20, BDAÖ toplam puanları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Ayrıca, ÇÇTÖ toplam puanının, AİŞÖ toplam puanını ve AİŞÖ toplam puanının TAÖ-20 ve BDAÖ toplam puanlarını yordadığı belirlenmiştir. Evlilik ile ilgili özelliklerden evlilik süresi, evlilik biçimi, evlilik yaşı, evlilik sayısı, eşin evlilik sayısı ve çocuk sahibi olma ile AİŞÖ toplam puanı arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Sonuç: Araştırmamızda, çocukluk çağı travmatik yaşantılarının yetişkin kadınların şiddete maruz kalmalarında bir risk faktörü olabileceğine işaret etmektedir. Benzer şekilde, çocukluk çağı travmatik yaşantıları ve aile içi şiddet düzeyi yüksek kadınların aleksitimi ve bedenselleştirme eğiliminin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Elde edilen bulgular, şiddete maruz kalan kadınlar ile çalışan uzmanlara müdahale stratejileri oluştururken yol gösterici olması beklenmektedir. Anahtar Kelimeler: şiddet, aile içi şiddet, çocukluk çağı travmaları, aleksitimi, bedenselleştirme.
Evli kadınlarda erken dönem uyum bozucu şemalar ile eş tükenmişliği arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolü
Bu araştırma, evli kadınların erken dönem uyum bozucu şemaları ile eş tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün aracı rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinde ikamet eden 22 ile 60 yaş arasında en az 2 yıldır evli 400 kadın oluşturmaktadır. Araştırmanın değişkenlerini ölçmek amacıyla Sosyo-demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Eş Tükenmişlik Ölçeği (ETÖ) ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeğinden (DDGÖ) yararlanılmış, veriler çevrimiçi olarak toplanmıştır. Çalışmanın hipotezlerini analiz etmek için SPSS-25 programı kullanılmış, korelasyon, basit regresyon ve çoklu doğrusal hiyerarşik regresyon analizleri uygulanmıştır. Araştırmanın temel hipotezine yönelik yapılan analizler sonucunda, erken dönem uyum bozucu şemaların alt boyutlarından kopukluk, zedelenmiş özerklik, diğeri yönelimlilik, yüksek standartlar ve bastırılmışlık şema alanları ile eş tükenmişliği arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün kısmi aracı rolü olduğu belirlenmiştir. Bununla beraber, erken dönem uyum bozucu şema alanlarından zedelenmiş sınırlar ile eş tükenmişliği arasındaki ilişkide duygu düzenleme güçlüğünün tam aracı etkisi olduğu bulunmuştur. Sonuçlar, araştırma evli kadınların erken dönem uyumsuz şemaları ile eş tükenmişliği ilişkisinin duygu düzenleme güçlükleri aracılığıyla meydana geldiğini göstermektedir. Çalışmanın sonuçları benzer nitelikteki yurt içi ve yurt dışındaki diğer çalışmalarla tartışılmıştır. Daha önce benzer değişkenlerin bir arada çalışılmamış olması sebebiyle, bu bulguların evlilik içerisinde deneyimlenen tükenmişliğe dair önemi vurgulanmakta, tedavi ve önleyici müdahaleler açısından literatüre katkı sağlamaktadır.
Türk erkekleriyle evlenmiş ve Türkiye'de yaşamakta olan Çinli kadınların sosyal uyum süreçleri üzerine bir araştırma
Bu çalışma Çinli kadınlar ile Türk erkekleri arasında gerçekleşmiş olan evlilikler ve bu tür evlilik yapmış Çinli kadınların Türk toplumuna uyum süreçleri hakkında nitel bir araştırmadır. Son yıllarda, uluslararası evliliklerin dünya çapında yaygınlaşmasıyla birlikte, bazı Çinli kadınlar Türk erkekleriyle evlilik yapıp Türkiye'ye yerleşmeyi tercih etmektedirler. Türkiye'de yaşamakta olan Çinli kadınlar için Türkiye'nin dil öğrenimi, yemek kültürü, dini inancı, kültürel gelenekleri ve yaşam tarzı açılarından yepyeni bir yaşamsal deneyim sağlamaktadır. Bu çalışmada Türk erkekleriyle evlenmiş olan Çinli kadınlar örneği olarak Çinli kadınların Türklerle yaptığı evliliklerin nedenleri, dil öğrenme, beslenme alışkanları, dini inançlar, aile hayatı, sosyal hayat ve çevreleri, meslek hayatı, siyasal hayat dahil bu perspektiflerden onların Türkiye'deki hayatlarında karşılaştıkları zorluklar ve Türk toplumuna uyum sürecinde yaşadıkları kültürel şoklar ele alınarak Türk toplumu ile bütünleşmeleri incelenmeye ve Türk toplumuna uyum sağlamalarında karşılaştıkları sorunlarla nasıl başa çıktıkları tarştışılması hedeflenmektedir. Araştırmanın ampirik verileri Türkiye'de (Ankara, İstanbul, Konya, Antalya gibi büyük şehirlerde) yaşamakta olan toplam 32 Çinli kadınla 25 Ağustos -10 Ekim 2020 tarihleri arasında yüzyüze ve çevrimiçi olarak yapılmış olan derinlemesine görüşmeler vasıtasıyla derlenmiştir. Derinlemesine görüşmelerle toplanan veriler MAXQDA20 nitel analiz programı kullanılarak analiz edilmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışmanın önemli bulguları arasında bu Çinli kadınların yaşadıkları aşk nedeniyle ya sınıf arkadaşı ya iş arkadaşı ya ortak arkadaş çevreleri yoluyla ya da internet üzerinden bir Türk erkeğiyle evlenip Türkiye'ye yerleşdikleri yer almaktadır. Onlar bir Türk ile evlenmeye karar verirlerken "sevgi" ve "duygu" unsurlarına çok önem verdikleri için bu erkeğin kişiliğine, ailesinin uyumlu olup olmamasına, birbirleriyle konuşabildikleri ortak konular ve benzer bir yaşam felsefesine sahip olup olmadıklarına önem verdiklerini vurgulamışlardır. İkinci olarak, bu kadınların Türk toplumuna uyum sağlama sürecinde belirli bir dereceye kadar bazı zorluklarla karşılaştıkları, ancak bütünleşme ve ayrılma ile birlikte var olan çeşitlendirilmiş bir uyum stratejisi benimseyerek Türk sosyal yaşamına temelde uyum sağlayabildikleri ortaya çıkmıştır. Aynı zamanda, Çinli kadınlar Türk toplumu ile bütünleşmelerinde Türk toplumuna kimlik ve aidiyet duyguları çok güçlü olmasa da, mevcut yaşamlarından memnun olduklarını ve gelecekte Çin'e dönmek yerine Türkiye'de yaşamaya devam etmeye istekli olduklarını belirtmişlerdir. Zira Türkiye'de kalmak konusunda onlar için birçok çekici faktör bulunmaktadır.
Evli kadınlarda cinsel doyum, evlilik doyumu ve somatizasyon düzeyi arasındaki ilişki
Bu araştırmada; evli bireylerde cinsel doyum ve evlilik doyumunun ve somatizasyon düzeyini üzerindeki yordayıcı gücünü belirlemeyi amaçlamaktadır. İlişkisel tarama modelinde yapılan araştırmanın bağımlı değişkeni somatizasyon düzeyi; bağımsız değişkenleri ise evlilik doyumu ve cinsel doyum ile bazı demografik değişkenlerdir. İstanbul ilinde yaşayan evli bireyler araştırmanın evrenini oluştururken. Örneklemin tespitinde ise uygun örnekleme yöntemi kullanılmış ve İstanbul ili Çekmeköy ilçesindeki 150 evli kadına belirlenmiştir. Araştırmanın verilerini temin etmede ise Evlilik Uyum Ölçeği, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği, Somatizasyon Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırma sonunda Evli kadınların cinsel doyum düzeyleri ile evlilik uyum düzeyleri arasındaki ilişkinin tespitine yönelik yapılan korelasyon analizi sonucunda ilişki tarzı alt boyutundan alınan puan ile cinsel doyum toplam puanı ve kaçınma, doyum, iletişim, dokunma, ilişki sıklığı ve son olarak orgazm bozukluğu arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu ilişkinin pozitif yönde olduğu da görülmektedir. Evli kadınların somatizasyon ile cinsel doyum düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir. Buna karşın somatizasyon ile evlilik uyum düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olmadığı tespit edilmiştir.
Evli kadınlar benlik algısı ve evlilik doyumunu erken dönem uyumsuz şemalar ile ilişkisi
Şema kuramı, erken dönem uyum bozucu şemaların oluşmasında, çocukluk çağının olumsuz yaşantılarına merkezi bir önem vermiştir. Erken dönem uyumsuz şemalar, bireylerin hayatının ileriki dönemlerinde duygu, düşünce, davranış ve ilişki kurma anlayışlarını etkilemektedir. Bu araştırmada evli kadınlarda erken dönem uyumsuz şemaların evlilik doyumu ve benlik algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma doğrultusunda hazırlanan çalışma, betimsel desende bir araştırma olup ilişkisel tarama modeline göre gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu yaşları 24-65 aralığında değişen 394 evli kadın oluşturmaktadır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 (YŞÖ-KF3), Evlilik Doyum Ölçeği (EDÖ), ve Sosyal Karşılaştırma Ölçeği (SKÖ) uygulanmıştır. Verilerin analiz edilmesinde IBM SPSS 25 programları kullanılmıştır. Gruplar arası farklılaşmanın belirlenmesi için bağımsız örneklemler için T-test ve tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişkilerin değerlendirilmesinde de Pearson Korelasyon Katsayısı ve Çoklu Doğrusal Regresyon Analizi teklikleri uygulanmıştır. Araştırma bulguları değerlendirildiğinde Erken Dönem Uyumsuz Şemalar ile Evlilik Doyumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu, Evlilik Doyumu puanı arttıkça şemaların puanların azaldığı görülmektedir. Ayrıca Benlik Algısı ile Onay Arayıcılık, Yüksek Standartlar, Karamsarlık, Dayanıksızlık, Sosyal İzolasyon, Duyguları Bastırma, Kusurluluk, İç İçe Geçme ve Terk Edilme arasında orta seviye negatif bir ilişkisi olduğu görülmektedir. Ayrıca Sosyal Karşılaştırma Ölçeği ile Evlilik Doyumu Ölçeği arasında orta seviye pozitif bir ilişki olduğu saptanmıştır. Çalışma bulguları doğrultasında, bireylerin uyumsuz şemalarıyla çalışmanın evlilik uyumu ve benlik algısı açısından da önemli olacağı söylenebilir. Çalışma, evli erkekler de dahil edilerek ve daha geniş örneklemlerle tekrarlanması önerilir. Anahtar Kelimeler: Şema, Erken Dönem Uyumsuz şemalar, Evlilik doyumu, Benlik Algısı, Evli Kadınlar
Evli kadınlarda özgül fobi, depresyon ve anksiyete düzeyleri ile cinsel işlevleri arasındaki ilişki
Depresyon, bireyin ruh halini tanımlayan, olumsuz duygularının ön planda olduğu, bireyin düşüncelerinde negatif inançlarının ağırlıklı olarak yer aldığı ve davranışsal olarak kendi normalinde farklı tepki veya tepkisizlikte bulunduğu durumlarda bireye eşlik eden duygu-durum bozukluğudur. Anksiyete, bireyin korku ve endişelilik halini kontrolü kaybetmişçesine yaşaması durumunu ortaya çıkarak psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Özgül fobi, bireylerin bazı durum ve nesnelere karşı aşırı ve çoğu zaman mantığa uygun olmayan tepkilerde bulunmasına neden olan psikiyatrik bir rahatsızlıktır. Bu araştırmada depresyon, anksiyete ve özgül fobinin evli kadınların cinsel işlevleriyle nasıl bir ilişkisi olduğu incelenmiştir. Araştırma kapsamına İstanbul ilinde yaşayan 270 evli kadın alınmıştır. Katılımcıların,178'i çalışıyor iken, 91'i çalışmamaktadır. Katılımcıların, 180'i çocuğu olduğunu söylerken, 90'ı ise çocuğu olmadığını söylemiştir. Katılımcıların, 65'i tıbbi hastalığı olduğunu söylerken, 205'i ise tıbbi hastalığı olmadığını söylemiştir. Katılımcıların,82'si daha önceden tanısı konmuş psikiyatrik hastalık varlığı olduğunu söylerken,188'i ise tanısı konmuş bir psikiyatrik hastalığı olmadığını söylemiştir. Katılımcıların yaş ortalaması '35,9±7,95' bulunmuştur. Katılımcıların evli oldukları yıl sayısı '11,3±8,82' bulunmuştur. Katılımcılar araştırmaya gönüllülük esasına göre, çalışma hakkında bilgilendirilip, onay vermeleri doğrultusunda katılım sağlamışlardır. Araştırmada değerlendirmeler için Patient Health Questionnaire-9(PHQ-9) Ölçeği, Yaygın Anksiyete Bozukluğu(YAB-7) Ölçeği, Özgül Fobi Şiddet Ölçeği ve Female Sexual Function Index(FSFI) Ölçeği kullanılmıştır. İstatistiksel analizler için SPSS 25 programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotların (Ortalama, Standart Sapma, Medyan, Frekans, Oran, Minimum, Maksimum) yanı sıra verilerin dağılımı Shapiro-Wilk Testi ile değerlendirilmiştir. Niceliksel verilerin normal dağılım göstermeyen iki grup karşılaştırmalarında Mann Whitney testi kullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Araştırmanın bulgularına göre; Evli kadınlarda depresyon düzeyleri ile cinsel işlevler arasında bir ilişki yoktur Evli kadınlarda anksiyete düzeyleri ile cinsel işlevler arasında bir ilişki yoktur. Evli kadınların özgül fobilerinin bulunması ile cinsel işlevleri arasında bir ilişki vardır. Sonuçta ise literatür ışığında tartışılmış, öneriler kısmında yapılan çalışmanın sonuçlarına göre önerilerde bulunulmuştur.
Kadınlarda evlilik doyumu, depresyon ve kaygı düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma 18 yaş üzeri evli kadınlarda evlilik doyumu, depresyon ve kaygı düzeyleri arasındaki ilişkiyi araştırmaktadır. Literatüre bakıldığında evlilik doyumunun depresyonla ilişkisini inceleyen araştırmalar çoğunlukla görülmesine rağmen evlilik doyumu ve kaygı arasında ilişkiyi inceleyen araştırmalara çok fazla rastlanmamıştır. Araştırmalara bakıldığında evli kadınların evlilikten aldıkları doyumun depresyona girme riskini azalttığı görülmüştür. Biz bu araştırmada evlilik doyumunun kaygı ile ilişkisini de araştırmayı planladık, evlilik doyumunun kaygı yaşama riskini azalttığını bulmayı hedefledik. Bunu destekleyen araştırmalar literatürde bulunmaktadır. Benzer araştırmalarda ise evlilikten alınan doyum ve depresyon ölçeğinin sonucunda alınan puan arasında negatif yönde ilerleyen bir ilişki olduğu görülmektedir. Evlilik doyumu ile kaygı arasında da negatif yönlü ilişki olduğunu destekleyen araştırmalar da mevcuttur. Araştırmaya Kayseri ve İstanbul illerinden katılımcılar alınacaktır. Bu bağlamda Anadolu'da ve Batıda yaşayan evli kadınların evlilik doyumu ve depresyon, kaygı düzeyleri de incelenmiş olacaktır. Bizim bu araştırmadaki temel hedefimiz evlilik doyumunun depresyon ile ilişkisini ve evlilik doyumunun kaygı ile ilişkisini araştırmaktır. Araştırmamızda ilişkisel tarama modeli kullanılacaktır. Basit örneklem seçme yöntemi ile araştırmamıza 18 yaş üstü evli kadınlar katılabilecektir. Bunun için Kayseri ve İstanbul illerinden 18 yaş üzeri evli kadınlardan oluşan 324 örneklem ile çalışılması hedeflenmiştir. 18 yaş üstü evli kadınlarda bu araştırmayı yapabilmek için verilerin toplanmasında Beck Depresyon Ölçeği, Beck kaygı ölçeği, Evlilik Yaşam Ölçeği, Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Verilerin çözümlenmesinde aritmetik ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı istatistiklerden faydalanılmıştır. Verilerin analizinde normallik dağılım testlerinden Kolmogorov-Smirnov testi kullanılmış olup analiz sonucunda normallik varsayımları sağlandığından parametrik testlerden faydalanılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda, evlilik doyumu ile beck anksiyete arasında negatif yönde, normal düzeyde; beck depresyon arasında ise zıt yönde ilerleyen, güçlü düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır. Ayrıca beck anksiyete ile beck depresyon arasında ise pozitif yönde, güçlü düzeyde ve anlamlı bir ilişki vardır. Evlilik yaşamlarında kişilerin evlilik doyumları arttıkça, anksiyete ve depresyon düzeyleri azalma eğiliminde olduğu bulunmuştur.
Evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri: Bir gömülü kuram çalışması
Giriş ve Amaç: Engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri tüm dünyada farklı boyutlarda ve oranlarda görmezden gelinen, karşılanamayan ve yok sayılan bir paradoksun içinde yer almaktadır. Araştırmanın amacı; gömülü kuram yöntemi ile evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık ile ilgili yaşam deneyimlerinin nasıl olduğunu belirlemek ve bu deneyimlerini etkileyen kavram ve süreçleri açıklayıcı bir çerçeve ile ortaya koyan bir kuram geliştirmektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma gömülü kuram tasarımı ve yöntemi ile yürütülmüştür. Veriler 12 görme engelli kadın ve 13 ortopedik engelli kadın ile yapılan derinlemesine görüşme ve verileri kayıt etme, araştırmacı gözlem yoluyla notlar alma, analitik not alma (hatırlatıcı not alma) ve ikincil veri kaynakları ve sürekli karşılaştırma yöntemi ile doygunluk oluşuncaya kadar ve verilerin analiz aşaması ile eş zamanlı olarak gömülü kuramın analiz basamakları (açık, eksensel ve seçici kodlama) doğrultusunda toplanmış ve analiz edilmiştir. Veriler 2016-2018 yılları arasında 15 ayda ses kaydına alınmış bireysel yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler ile gerçekleşmiştir. Bulgular: Evli olan fiziksel engelli kadınların cinsellik ve cinsel sağlık konusundaki yaşam deneyimleri sürecini tanımlayan odak kategoriler; "Toplumsal Algı", "Yakın Çevresel Algı", "Ailesel Algı", "Eş Algısı" ve "Engelli Birey Algısı" , "Baş etme Mekanizmaları" ve "Çözüm Önerileri" olarak belirlenmiştir. Odak kategoriler; engellilik, cinsellik, engelli cinselliği, evlilik ve aile kurma, çocuk istemi kategorilerinin etkisi altındadır ve bu doğrultuda açıklanmıştır. Sonuç: Geliştirilen gömülü kuramın her aşaması, evli olan fiziksel engelli kadınların özellikleri, cinsellik ve cinsel sağlık ile ilgili yaşam deneyimlerinin birbiri ile olan ilişkileri, bağlamsal ve karşılaştırmalı faktörleri ile zamana ve deneyime göre değişen karmaşık bir yapıdan etkilenmektedir. Anahtar Kelimeler; Engellilik; engelli birey; cinsellik; cinsel sağlık, hemşirelik, gömülü kuram.
Another way is possible: Looking at women's lives through the filter of divorce
This study primarily deals with women's experience of divorce in Turkey, and it aims to explore the following questions: how do the structure of marriage, the roles that women are expected to assume, and their perception of themselves within their families affect their decision to get divorced? Can any causality be established between the changing economic countenance of Turkey and the performance of manhood and womanhood on the decision of women to get divorced? What kind of strategies do women employ before and after divorce? Twenty-seven semi-structured life-story interviews were conducted in six different cities of Turkey. The average age of the participants is fourty-five, and the average length of time after divorce is ten years. The interviews lasted for almost thirty hours. The study demonstrates that the fatherhood performance women were exposed to when they were growing up plays an influential role on the decision mechanism in women's married lives, and the husband constitutes a second fatherhood from which women prefer to escape. Working life facilitates this escape.When children are involved, marriages are sustained until women decide to end it at the most appropriate time. Financial problems are experienced as a result of unemployment, and domestic violence in marriage are prevalent among the participants. Most of the participants interpreted divorce as a relief and a way out of an oppressive state despite its challenging results.
Yeni anne olmuş evli kadınlarda ilişkisel belirsizlik, cinsiyet rollerine ilişkin kalıpyargılar, partner duyarlılığı ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiler: İlişkisel türbülans modeli bakış açısıyla bir inceleme
Bu çalışmanın temel amacı, 0-36 ay arası en az bir çocuğu olan yeni anne olmuş evli kadınlarda eşitlikçi cinsiyet rolleri, ilişkisel belirsizlik, algılanan partner duyarlılığı ve ilişkisel türbülans değişkenlerinin, bahsi geçen kadınların algıladıkları evlilik doyumu üzerinde izledikleri yol incelenmiştir. Bu amaç doğrultusunda, ilk olarak, "İlişkisel Belirsizlik Ölçeği" ve "İlişkisel Türbülans Ölçeği"nin geçerlik ve güvenirlik analizleri yürütülmüş ve bahsi geçen ölçekler Türkçeye uyarlanmıştır. Ardından, ana çalışma kapsamında ortaya konmuş olan araştırma modelini test etmek amacıyla 464 katılımcı anneye Cinsiyet Rolleri Tutum Ölçeği, İlişkisel Belirsizlik Ölçeği, Algılanan Partner Duyarlılığı Ölçeği, İlişkisel Türbülans Ölçeği ve Evlilik Yaşam Ölçeği uygulanmıştır. Ancak, çeşitli sebeplerle 57 katılımcının verileri çalışmaya dahil edilmemiş ve 407 katılımcının verisi üzerinden YEM analizi yürütülmüştür. Araştırma modeli YEM analizi ile test edilmiş ve bulgular modelin veri ile uyumlu olduğuna işaret etmiştir. Modelde yer alan doğrudan ve dolaylı etkiler incelendiğinde, çalışmanın hipotezleriyle tutarlı olarak, algılanan partner duyarlılığının, sırasıyla, eşitlikçi cinsiyet rolleri ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiye, ilişkisel belirsizlik ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiye, eşitlikçi cinsiyet rolleri ve ilişkisel türbülans arasındaki ilişkiye, ilişkisel belirsizlik ve ilişkisel türbülans arasındaki ilişkiye aracılık ettiği görülmektedir. Ek olarak, bulgular algılanan partner duyarlılığı ve evlilik doyumu arasındaki ilişkiye ilişkisel türbülansın aracılık ettiğine işaret etmektedir. Son olarak, eşitlikçi cinsiyet rolleri ve algılanan partner duyarlılığı arasındaki ilişkiye ilişkisel belirsizliğin aracılık ettiği görülmektedir. Mevcut çalışma bulgularının hem psikoloji alan yazınına hem de uygulamaya yönelik çift terapistlerine önemli katkıları olduğu düşünülmektedir.
Yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimleri
Bu araştırma, yeni evlenecek çiftlerin evliliğe yönelik görüşleri ile üreme sağlığı bilgi ve gereksinimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 15 Haziran-25 Eylül 2014 tarihleri arasında, Ankara İli Çankaya Belediyesi hizmet sınırları içerisinde ikamet edip, evlenmek maksadıyla Çankaya Belediyesi Vedat Dalokay Evlendirme Müdürlüğü'ne başvuran çiftlerle yürütülmüştür. Araştırma örneklemini gönüllü toplam 257 çift oluşturmuştur. Araştırmaya katılan çiftler, basit rastgele örnekleme yöntemi kullanılarak seçilmiştir Veri toplama aracı olarak, ilgili literatür doğrultusunda geliştirilen veri toplama formu kullanılmıştır. Veri toplama formu 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde sosyo-demografik özellikler, ikinci bölümde evliliğe yönelik görüşler ile ilgili sorular ve üçüncü bölümde üreme sağlığı-cinsel sağlık ile ilgili sorular bulunmaktadır. Verilerin analizi için sayı, yüzdelik, ortalama, standart sapma, iki gruplu karşılaştırmalarda Mann-Whitney U testi, üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Kruskall-Wallis testi, değişkenler arasındaki ilişkilerde korelasyon analizi veya ki-kare bağımlılık testleri kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık değeri olarak p<0.05 kabul edilmiştir. Çalışmada yeni evlenen bireylerin ortalama evlilik yaşı kadınların 27.1±3.6 (min:18, max:35), erkeklerin 29.1±3.2 (min:20, max:36) olarak bulunmuştur. Bireylerin çoğunluğunun üniversite mezunu olduğu (%77.2) ve gelir getiren bir işte çalıştığı (%90.3) belirlenmiştir. Bireyler evliliği en çok "hayatı paylaşma" (%83.1) olarak tanımlamışlardır. Çiftler, evlendikleri kişinin ilk sırada "sorumluluk duygusuna sahip olması"nı (%74.3) istediklerini belirtmişlerdir. Bireyler evlilik öncesi danışmanlıkta, anne baba olmayı öğrenme, problem çözme becerisi, çatışma yönetimi, iletişim becerileri ve üreme sağlığı-cinsel sağlık konularında danışmanlık almak istediklerini belirtmişlerdir. Araştırmaya katılan bireylerin üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi puanı ortalaması 44.6±20.7 (min:0, max:100) olarak bulunmuştur. Katılımcıların yaş grubu, eğitim düzeyi, çalışma oranı ve gelir düzeyi arttıkça üreme sağlığı bilgi puanının arttığı, evlilik öncesi danışmanlık hizmeti almayanların, parçalanmış aileye sahip, görücü usulü ile evliliğe karar verenlerin ve akraba evliliği olanlarda üreme sağlığı bilgi puanının daha düşük olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Araştırma sonucunda, evlilik öncesi danışmanlık alma durumunun üreme sağlığı-cinsel sağlık bilgi durumunu artıracağı bulunmuştur. Elde edilen sonuçlara yönelik konu ile ilgili gerekli önerilerde bulunulmuştur.
Türk Hukukunda ve Karşılaştırmalı Hukukta kadının soyadı
1923 yılında Türkiye Cumhuriyetinin kurulmasının ardından, 1926'da İsviçre Medeni Kanunu temel alınarak yeni bir Medeni Kanun hazırlanmıştır. Bu kanun, o günün koşullarında kadın erkek eşitliğini sağlama konusunda büyük bir reform olmuştur. Ancak zaman ilerledikçe bu kanundaki düzenlemelerin yetersiz hale gelmesi sonucunda, eşitlik ilkesi doğrultusunda yeni düzenlemeler içeren 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu yürürlüğe girmiştir. Bu kanunla genel olarak kadın-erkek eşitliği sağlanmıştır. Ancak kadının evlilik soyadı konusunda eşitsizlik devam etmektedir. Mevcut düzenlemelere göre, kadın evlenmekle kocasının soyadını alır. Ancak isteği halinde kendi soyadını kocasının soyadı önünde kullanabilir. Bu durumun eşler arasında eşitsizlik oluşturduğu çeşitli ulusal ve uluslararası mahkeme kararlarıyla da tespit edilmiştir. Evlilik soyadı konusunda dünya genelinde farklı sistemler benimsenmiştir. Kimi ülkelerde evlilikte soyadı değiştirmek zorunluyken, kimi ülkeler bu konuda eşleri serbest bırakmış, bazı ülkelerde ise evlilik soyadı değiştirmek için geçerli bir neden kabul edilmemiştir. Bu çalışma, Türkiye'deki mevcut durum incelenmekte ve eşitlik ilkesi bağlamında değerlendirilmektedir. Çeşitli ülkelerde evlilik soyadı konusundaki düzenlemelere değinilmekte ve olması gereken hukuk bakımından bir sonuca ulaşılmaktadır.
Housewife: Woman with multiple identities
This thesis examines the upper-middle class Turkish housewives with a focus on their practices and ideas. For this purpose, in-depth interviews were conducted with thirteen housewives between the age of fifty and sixty who have two children each. In this study, the housewife is approached from three different identities: professional, mother and wife. For each of these, they were given questions that revealed their daily practices as well as general perspectives. However, the main question of the thesis is whether each is satisfied with her housewifery. Although they come from the same socio-economic background and live in similar conditions, they differ in the overall satisfaction with their housewife identity and their daily routines. The intention of this study is to reveal the topics that the interviewees think both in the same way, as well as in a different way. For the former part, it is assumed that the similarity is resulted from their common socio-economic class. For each subject that the participants vary in their answers, the potential factors (educational background, hometown, level of appreciation they receive) are checked. Among these four elements (with the addition of their class), the most effective one is identified as the level of appreciation which has a direct correlation with women's overall satisfaction with their housewife roles. Moreover, the influence of this element can also be observed in the answers given to various questions. Overall, this thesis aims to contribute to the literature on housewives which stand for a population of twelve million in Turkey of 2019.
Evli kadınlarda cinsel işlev bozuklukları ile depresyon ve kaygı belirtileri, duygu düzenleme güçlükleri arasındaki ilişki
Amaç: Bu çalışmada, evli kadınlarda cinsel işlev bozuklukları ile depresyon ve kaygı belirtileri, duygu düzenleme güçlükleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi; cinsel problemler, distres ve korku boyutlarından oluşan içselleştirme spektrumunun test edilmesi ve duygu düzenlemede güçlüklerin içselleştirme spektrumunu yordama gücünün belirlenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, 6 Kasım 2021-10 Nisan 2022 tarihleri arasında sosyal medya aracılığıyla çevrimiçi anketlere katılım gösteren 295 evli kadın ile gerçekleştirilmiştir. Veriler, Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi (KCFİ), Kadın Cinsel Sıkıntı Ölçeği-Revize Edilmiş (KCSÖ-RE), Depresyon ve Kaygı Belirtileri Envanteri II (DKBE-II) ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) ile toplanmıştır. Betimleyici istatiksel analizler, korelasyon, t-testi, hiyerarşik regresyon analizleri ve yapısal eşitlik modellemesi ile veriler analiz edilmiştir. Bulgular: Korelasyon analizi sonuçlarına göre çalışma değişkenlerinin ilişkili olduğu görülmüştür. Cinsel işlev (KCFİ) puanlarının fiziksel rahatsızlık, menopoz, düzenli regl ve eşin cinsel rahatsızlığına göre, cinsel sıkıntı (KCSÖ-RE) puanlarının psikiyatrik tanı ve eşin cinsel rahatsızlığına göre farklılaştığı görülmüştür. Cinsel işlev ve cinsel sıkıntı üzerindeki varyansların, depresyon ve kaygı belirtileri ile duygu düzenlemede güçlükler tarafından açıklandığı tespit edilmiştir. İçselleştirme spektrumunun üç boyutlu yapısı yapısal eşitlik modellemesi tarafından doğrulanmıştır. Duygu düzenlemede güçlüklerin içselleştirme spektrumunu yordadığı görülmüştür. Sonuç: Bu çalışmada; HiTOP (The Hierarchical Taxonomy of Psychopathology (Psikopatolojinin Hiyerarşik Taksonomisi)) Modeli kapsamında içselleştirme spektrumunun cinsel problemler, distres ve korku alt boyutlarından oluştuğu görülmüştür. Duygu düzenlemede güçlüklerin bu boyutlardan oluşan içselleştirme spektrumu için bir risk faktörü olabileceği düşünülmüştür. Anahtar kelimeler: Cinsel İşlev Bozuklukları, Depresyon, Duygu Düzenleme Güçlükleri, Kaygı, Psikopatolojinin Hiyerarşik Taksonomisi Modeli
Evli bireylerde bağlanma biçimleri ve evliliğe dair inançların evlilik doyumu ile ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, evli bireylerin bağlanma biçimleri ve evliliğe dair inançlarının evlilik doyumu ile ilişkisi incelenmiştir. Araştırmanın evrenini Malatya İlinde bulunan evli bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi Malatya ilinde çeşitli kurumlarda tesadüfi olarak belirlenen evli bireylere araştırma kapsamında kullanılan ölçeklerin gönüllülük esasına dayalı olarak uygulanması sonucunda oluşturulmuştur. Araştırma 120'si (%54,5) kadın; 100'ü (%45,5) erkek toplam 220 kişi ile yürütülmüştür.Araştırmada ölçme aracı olarak Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri-II, İlişki İnanç Envanteri ve Evlilik Yaşam Ölçeği kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için pearson korelasyon katsayısı, çok yönlü regresyon ve çok yönlü varyans analizi yöntemleri kullanılmıştır. Pearson korelasyon katsayısı ile elde edilen sonuçlar, bağlanma tarzları, ilişkiye dair inançlar ve evlilik doyumu arasında anlamlı düzeyde olumsuz ilişkinin olduğunu göstermektedir. Diğer bir deyişle, kaygılı ve kaçınmalı bağlanma düzeyi arttıkça evlilik doyumu düşmekte. Benzer şekilde ilişkiye dair gerçekçi olmayan inançları kullanma sıklığı arttıkça, evlilik doyumu düşme eğilimi göstermekte. Evlilik doyumu ile en yüksek ilişkiye sahip olan alt ölçeklerin ?kaçınmalı bağlanma tarzı? ve ?eşler değişmez? olduğu bulunmuştur.Yapılan tek yönlü MANOVA analizleri sonucunda, evlilik doyumu yüksek ve düşük olan denekler arasında bağlanma tarzları değişkeni ve ilişkiye dair inançlar değişkeni bağlamında anlamlı bir farkın olduğu görülmektedir. Elde edilen değerler incelendiğinde, hem kaygılı bağlanma boyutunda hem de kaçınmalı bağlanma boyutunda gruplar arasında evlilik doyumu yüksek grup lehine anlamlı fark olduğu görülmektedir. Evlilik doyum düzeyi farkı bireyler arasında ilişkilere dair gerçekçi olmayan inançlar bağlamında da evlilik doyumu yüksek grup lehine anlamlı bir farkın olduğu bulunmuştur.Araştırmada bağlanma tarzları ve ilişki inançları bağımsız değişkenler olarak, evlilik doyumu ise bağımlı değişken olarak belirlenmiş ve bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkeni yordama düzeyi standart çoklu regresyon ve hiyerarşik regresyon yöntemleri kullanılarak belirlenmeye çalışılmıştır. Regresyon analizi sonuçları incelendiğinde, bağlanma tarzlarından yalnız ?kaçınmalı bağlanma? tarzının evlilik doyumunu anlamlı düzeyde yordadığı; ilişkilere dair inançlardan ise yalnızca ?eşler değişmez? şeklindeki inançların evlilik doyumunu anlamlı düzeyde yordayıcı güce sahip olduğu bulunmuştur. Bununla birlikte, ?eşler değişmez? değişkeni kontrol altına alındığında dahi, ?kaçınmalı bağlanma?nın evlilik doyumu puanlarındaki varyansı açıklamadaki katkısının anlamlı düzeyde olduğu bulunmuştur.
Evli diyabetik kadınlarda cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörler
Diyabetes Mellitus (DM), son yıllarda prevalansı salgın şeklinde artankronik sistemik bir hastalıktır. DM ile gelişen vasküler ve nörolojik komplikasyonlar cinsel işlevde ve cinsel yaşam kalitesinde bozulmalara yol açmaktadır. Cinsel işlev bozuklukları kadınlarda erkeklere oranla daha fazla görülmesine rağmen kadın cinsel sorunlarına yönelik yapılan çalışmaların sınırlı olması dikkati çekmektedir. Bu sebeple araştırmamız evli diyabetik kadınlarla cinsel yaşam kalitesi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırma Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yazılı izinler alınarak araştırma dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan DM hastası 160 kadın ile yapılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından hazırlanan 31 soruluk Kişisel Bilgi Formu (KBF) ve Cinsel Yaşam Kalitesi- Kadın (CYKÖ-K) ölçeği ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Spearman's korelasyon testi kullanılmıştır. Kadınların CYKÖ-K puan ortalaması 34,53±30,36 olarak bulunmuştur. Kadınların yaşı, eğitim düzeyi, mesleği,evlilik yaşı, evlilik süresi, evlilik şekli ve cinsel ilişki sıklığı ile CYKÖ-K puan ortalaması arasındaki istatistiksel fark anlamlıbulunmuştur (p<0,05). Kadınların DM tipi ve alınan DM tedavi yöntemi ile CYKÖ-K puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunurken (p<0,05), kadınların DM süresi, cinsel yaşamında sorun yaşama durumu ve yaşanan sorunlar ile CYKÖ-K puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdananlamsız olduğu tespit edilmiştir (p>0,05). Sonuç olarak; DM kadın vücudunda olumsuz değişikliklere neden olarak cinsel yaşam kalitesini azaltmaktadır. Bundan dolayı DM hastası kadınlara hemşirelik yaklaşımı planlanırken;DM'nin sebep olduğu cinsel sorunlar, sebepleri ve çözüm yolları konusunda bilgilendirme ve danışmanlık içermesi gerektiği önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Cinsel Yaşam Kalitesi, Diyabet, Kadın Cinselliği
Evli bayan öğretmenlerde iş-aile çatışmasının iş stresine ve performansa etkileri
Bu araştırma evli bayan öğretmenlerde iş ve aile yaşam alanlarındaki çatışmanın boyutunu, bu boyutun iş stresi ve mesleki performans üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamıştır.Araştırmaya dahil edilen öğretmenlerin tanımlayıcı bilgilerini elde etmek için anket formu, iş-aile yaşam alanlarındaki çatışmayı ölçmek için Netenmeyer, Boles ve McMurrian (1996)'ın geliştirdikleri iş-aile çatışması ölçeği, iş alanlarındaki stres düzeyini ölçmek için Acar ve Zuhal Batlaş (2006)'ın geliştirdikleri iş stresi ölçeği ve mesleki performanslarını ölçmek için MEB'e bağlı öğretmen Yetiştirme ve Eğitim Genel Müdürlüğü tarafından yürütülen `'Öğretmenlik Mesleği Genel Yeterlikleri'' adlı projeden faydalanılarak, geçerliliği ve güvenilirliği araştırmacı tarafından yapılmış mesleki performans ölçeği kullanılmıştır.Araştırmaya İstanbul ili Fatih ve Beyoğlu ilçelerindeki ilköğretim okullarında görev yapan 266 evli bayan öğretmen dahil edilmiştir. Verilerin analizi SPSS 11.5 istatistik paket programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde yüzde frekans, ortalama, standart sapma, korelasyon, basit doğrusal regresyon, ilişkisiz gruplarda t testi ve tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır.Çıkan sonuçlar, evli bayan öğretmenlerde iş-aile çatışmasının iş stresi üzerinde etkili olduğu, haftada 30-34 saat derse giren öğretmenlerde iş-aile çatışması düzeylerinin daha yüksek olduğu, sınıf öğretmenlerinde çatışmanın branş öğretmenlerine göre daha fazla olduğu, iş stresi düzeyleri yüksek olan öğretmenlerde performansın düştüğü yönündedir. Bununla birlikte, öğretmenlerin yaşları, çalışma süreleri, mezun oldukları okul, ek işte çalışıyor olmaları, çocuk sahibi olma durumları, sahip oldukları çocuk sayısı, çocuk bakımı durumlarının iş-aile çatışması, iş stresi ve mesleki performans üzerinde etkisinin olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar kelimeler: İş-aile çatışması, iş stresi, performans, öğretmenlik.
Issues of gender and family in Virginia Woolf's To The Lighthouse
This study involves a discussion of Virginia Woolf's To the Lighthouse with a view to highlighting the importance of art for women to achieve autonomy and identity. Most critics believe that the novel reflects Virginia Woolf's own life and her experiment as a female artist living in Victorian society. According to Woolf, whether married or single, women can find a way to use their creativity and realize their potential either in art, like Lily, or in domestic life, like Mrs. Ramsay. Viewed from this perspective, art can be regarded as an effective means by which women can understand and cope with the challenges of life. However, one can hardly lose sight of the fact that, given the gender biases against women in a society dominated by male values, not many women have the power or opportunity to use their creativity to achieve identity. Within this context, the novel reflects the artistic achievements of a creative female painter Lily Briscoe, who, as a guest, witnesses the clash between Mr. and Mrs. Ramsay. Though she seems to be a submissive wife who has accepted her condition in the family, Mrs. Ramsay is able to exhibit her creativity in the way she arranges domestic affairs. While she is realistic enough to know that she has got responsibilities toward her husband and children, she does not fail to show her creativity in domestic life, which enables her to achieve self worth. Keywords: Women, Gender Discrimination, Art, Identity, Negative Effects of Men on Women, Family & Marriage.
İlk evliliğini 18 yaş altında yapmış ve aynı kişi ile evli olan kadınların evlilik uyumlarının belirlenmesi
Araştırma, ilk evliliğini 18 yaş altında yapmış ve aynı kişi ile evli olan kadınların evlilik uyumunu ve evlilik uyumlarına etki eden faktörleri belirlemek amacıyla kesitsel tipte ve tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini oluşturan Bitlis ili Devlet Hastanesi Kadın Doğum Servisine başvuran 2000 kadından örnekleme alınacak kadın sayısı 246 olarak hesaplanmıştır. Veri toplama aracı olarak, anket formu ve "Evlilik Uyum Ölçeği (EUÖ)" (Cronbach Alfa Güvenirlik Katsayısı 0.90) kullanılmıştır. Anket formu üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde; kadınların ve eşlerinin sosyo-demografik özellikleri; ikinci bölümde, kadınların gebelik ve doğum ile ilgili özelliklerine ilişkin sorulara; üçüncü bölümde ise kadınların evlilik uyumlarını etkileyebileceği faktörlere ilişkin sorular bulunmaktadır. Anket formu ve EUÖ 1 Temmuz – 31 Ekim 2014 tarihleri arasında uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS (Statistical Package For Social Sciences) for Windows 18 bilgisayar programında; ortalama, standart sapma, minimum ve maksimum değerler ile yüzdelik sayılar, t-testi, Oneway Anova testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Kadınların evlilik uyumlarını belirleyen EUÖ puan ortalamaları ile kadınların evlilik süresi, evlilik biçimi, evlilik kararı, fiziksel şiddet görme durumu, gebelik sayısı arasındaki farkın istatistiksel açıdan önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak, kadınların evlilik uyumlarının düşük olduğu (EUÖ puan ortalaması 37.79) saptanmıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda, erken yaşta evliliklerin önlenmesi ve kadınların evlilik uyumlarının arttırılmasına yönelik programlar yapılması önerilmektedir.
Evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeylerinin ve davranışlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma evli kadınların aile planlaması yöntemleri hakkında bilgi düzeyleri ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak tasarlanmıştır. Araştırma Irak'ın Dhi Qar Valiliği, Al-Rifai İlçesi'ndeki birinci basamak sağlık merkezlerinde 01.04.2022-01.07.2022 tarihleri arasında 154 evli kadın ile yürütülmüştür. Kullanılacak anket maddelerinin anlaşılabilirliğini test etmek için dâhil edilme kriterlerine uyan 20 evli kadın ile ön uygulama yapılmıştır. Veri toplama işlemi araştırmacı tarafından yüz yüze yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre kadınların %26'sı 30-34 yaş aralığında, %57,1'i lise mezunu, %58,4'ü ev hanımı, %53,2'sinin geliri gidere eşit, %48,1'i ilçede yaşamakta, %64,9'unun 1-5 arası sayıda çocuğa sahip, %48,1'inin 1-5 yıl arası evli oldukları tespit edilmiştir. Kadınların %65,6'sının aile planlaması yöntemi kullandığı ve aralarından %13,6'sının rahim içi araç, %38,3'ünün hap ve %11,7'sinin enjeksiyon yöntemlerini kullandıkları saptanmıştır. Kadınların yaş, eğitim seviyesi, gelir arttıkça aile planlaması bilgi düzeyinin artış gösterdiği tespit edilmiştir (p<0,05). Ayrıca ev hanımlarının çalışanlara, ilçede yaşayan kadınların şehir merkezinde yaşayanlara ve çocuk sayısı fazla olan kadınların diğerlerine göre aile planlaması hakkında daha az bilgiye sahip oldukları belirlenmiştir. (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda, toplumun üreme sağlığı konusundaki bilgi seviyesini yükseltmek için aile planlaması ile ilgili yenilikçi, kapsamlı, eğitici programlar geliştirilmeli, bu programlara mümkün olduğunca çok kadının katılımının sağlanması hedeflenmelidir.