Young adult
157 theses under this subject heading
Genç yetişkin erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışları ile ilişkili faktörlerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada genç yetişkin erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışlarıyla ilişkili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çevrimiçi ortamda Google Forms üzerinden gerçekleştirilen araştırmaya 18-35 yaş aralığında olan 144 genç yetişkin erkek katılmıştır. Veriler, Sosyodemografik Bilgi Formu, Görünüme Yönelik Sosyokültürel Tutumlar Ölçeği-4, Sosyal Medyada Fiziksel Görünüm Karşılaştırma Ölçeği, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği ve Kaslı Olma Dürtüsü Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizi tanımlayıcı istatistikler, Pearson korelasyon analizi ve aracılık analizi kullanılarak yapılmıştır. Bulgular: Korelasyon analizi sonuçları araştırmanın değişkenlerinin birbiriyle anlamlı ilişkileri olduğunu göstermiştir. Ancak iki model ayrı ayrı test edildiğinde Instagram üzerinden kaslı olmaya dair baskı ile erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışlarında sosyal karşılaştırmanın aracı rolü olmadığı bulunmuştur. Gelecek çalışmalar için modele erkeklerin ideal beden algılarına ilişkin farklı değişkenler ekleyerek modelin geliştirilmesi önerilmektedir. Sonuç: Araştırmanın sonuçları Instagram üzerinden kaslı olmaya dair baskı ile erkeklerde kaslı olma dürtüsü ve işlevsel olmayan yeme davranışlarında sosyal karşılaştırmanın aracı rolü olmadığını göstermektedir. Çalışma klinik alan yazında erkeklerde işlevsel olmayan yeme davranışı tanı ve tedavisi için başlangıç düzeyinde de olsa bir takım dolaylı katkılarda bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Instagram Baskısı, Sosyal Karşılaştırma, Kaslı Olma Dürtüsü, İşlevsel Olmayan Yeme Davranışı
Sağlıklı genç yetişkinlerde kendi kendine ve fizyoterapist tarafından yapılan üst ekstremite nöral mobilizasyonunun reaksiyon zamanına akut etkisinin incelenmesi
Bu çalışma nöral mobilizasyonun sağlıklı genç yetişkinlerin reaksiyon zamanı üzerindeki akut etkisini araştırmak amacıyla planlandı. Çalışmaya yaş ortalaması 21,75±2,2 yıl olan toplam 120 üniversite öğrencisi dâhil edildi. Katılımcılar, Ulnar, Median ve Radial sinir mobilizasyonlarının uygulandığı kendi kendine mobilizasyon (Grup 1), kendi kendine plasebo mobilizasyon (Grup 2), fizyoterapist tarafından yapılan mobilizasyon (Grup 3) ve fizyoterapist tarafından yapılan plasebo mobilizasyon (Grup 4) grubu olmak üzere 30'ar kişiden oluşan 4 gruba ayrıldı. Reaksiyon zamanını değerlendirmek için SWAY mobil uygulaması kullanıldı. SWAY mobil uygulaması ile ilk ölçümleri alınan katılımcıların dominant olarak kullandıkları üst ekstremitelerine ardışık olarak Ulnar, Median ve Radial nöral mobilizasyonlar 5 sn'lik 5 tekrarla uygulandı. Hemen ardından SWAY mobil uygulaması ile son ölçümleri alındı. Gruplar arası verilerin karşılaştırılmasında Mann-Whitney U testi, grup içi öncesi sonrası verilerin karşılaştırılmasında Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ve gruplar arası karşılaştırmalarda Kruskall Wallis testi kullanıldı. Her grubun demografik özelliklerinin ve ölçülen reaksiyon zamanının başlangıçta benzer olduğu ve gruplar arası farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi (p>0.05). Uygulamalardan sonra yapılan ölçümlerde kendi kendine mobilizasyon, kendi kendine plasebo mobilizasyon ve fizyoterapist tarafından yapılan mobilizasyon gruplarında nöral mobilizasyonun reaksiyon zamanı üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik oluşturmadığı (p>0,05), fizyoterapist tarafından yapılan plasebo mobilizasyon grubunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç olarak nöral mobilizasyonun kısa dönemde reaksiyon zamanında bir azalmaya neden olduğu ancak bu değişimin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulundu ve üst ekstremite nöral mobilizasyonun reaksiyon zamanına etkisi ile ilgili daha kesin sonuçlar için ileriki çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünüldü.
Atanamayan öğretmenlerde çeyrek yaşam krizi: Nitel bir çalışma
Çeyrek yaşam krizi; örgün eğitim sonrası yetişkin yaşamına uyum sağlamaya çalışan gençlerin deneyimlediği gelişimsel zorlukları tanımlamaktadır. Bu çalışmada Kamu Personeli Seçme Sınavı (KPSS) aracılığı ile kamuda istediği alanda en az iki kez yerleşememiş öğretmen adaylarının olası çeyrek yaşam krizi yaşantılarının derinlemesine bir şekilde incelenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda çalışma nitel araştırma desenlerinden fenomenolojik yaklaşımla yürütülmüştür. Araştırma kapsamında 11 genç yetişkin (24-35 yaş aralığında) öğretmen adayı ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler fenomenolojik bir çalışmaya uygun olacak şekilde tematik analiz yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışma bulguları; 1) kriz öncesi, 2) kriz ve 3) kriz sonrası olmak üzere üç boyutta incelenmiştir. Katılımcıların yetişkinliğe geçiş sürecinde kariyerle ilişkili alanlar başta olmak üzere, sosyal ve romantik ilişikler ve uygun yetişkin kimliği edinme hususunda birtakım zorluklar deneyimlediği bulgusuna ulaşılmıştır. Çalışmada yetişkin yaşamının zorluklarının yanında bireylerin yaşadığı sosyoekonomik bağlamın da yetişkinliğe geçiş sürecini zorlaştırdığı; üniversite mezunlarının sayısındaki artışın ve emek piyasasındaki daralmanın katılımcıların uygun yetişkin rolleri edinmesinin önündeki başlıca engel olduğu ifade edilmiştir. Beliren yetişkinlerin yetişkinliğe geçiş sürecinde deneyimlediği zorlukların tanımlanması, bireylerin deneyimledikleri süreci adlandırmaları ve uygun baş etme yollarını keşfetmeleri bağlamında önem arz etmektedir. Bulguları literatür kapsamında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur.
Çocukluk istismar ve ihmalinde psikolojik sağlamlığa yönelik çocukluk dönemi destekleyici ve koruyucu faktörleri
Çocukluk istismarı ve ihmali sonrası psikolojik sağlamlıkla ilişkili çocukluk dönemi destekleyici ve koruyucu faktörlerinin incelendiği bu araştırma kesitsel, retrospektif ve öz bildirime dayalıdır. Üniversitede öğrenim gören 913 genç yetişkinden elde edilen veriler çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmada Psikolojik Sağlamlık Kuramının Telafi Edici ve Koruyucu Faktör modelleri sınanmıştır. Bu amaçla öncelikle Çocukluk Dönemi Koruyucu Yaşantılar Ölçeği geliştirilmiştir. Veriler, Çocukluk Dönemi Koruyucu Yaşantılar Ölçeği, Çocukluk Çağı Olumlu Yaşantılar Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri ve Sosyo-Demografik Bilgi Formu aracılığıyla toplanmıştır. Geliştirilen ölçeğin geçerliği ve güvenirliği; kapsam geçerliği, görünüş geçerliği, yapı geçerliği ve ölçüt bağıntılı geçerlik, Cronbach alfa, Mcdonald omega ve Tabakalı alfa güvenirlik katsayıları aracılığıyla incelenmiştir. Araştırmanın hipotezleri hiyerarşik regresyon ve düzenleyici etki analizleriyle sınanmıştır. Bulgulara göre, Çocukluk Dönemi Koruyucu Yaşantılar Ölçeği geçerli ve güvenilirdir. Çocukluk istismarı ve ihmali genç yetişkinlikteki psikolojik sağlamlığı ve psikopatolojik belirtileri yordamaktadır. Çocukluk döneminde algılanan sosyal destek ve kendini düzenleme çocukluk istismarı ve ihmali düzeyinden bağımsız şekilde psikolojik sağlamlık ve psikopatolojik belirtileri yordarken mahalle birliği yordamamaktadır. Algılanan sosyal desteğin psikolojik sağlamlık ile çocukluk istismarı ve ihmali arasındaki düzenleyici rolü çocukluk istismarı ve ihmali düşük veya orta düzeydeyken anlamlı; yüksek düzeydeyken anlamsızdır. Kendini düzenleme ve kümülatif çocukluk dönemi koruyucu yaşantıları psikolojik sağlamlık ile çocukluk istismarı ve ihmali arasındaki ilişkiyi düzenlemektedir. Algılanan sosyal destek, kendini düzenleme ve mahalle birliğinin psikopatolojik belirtiler ile çocukluk istismarı ve ihmali arasındaki düzenleyici rolü anlamlı değildir ancak bu ilişkide kümülatif çocukluk dönemi koruyucu yaşantılarının düzenleyici rolü anlamlıdır. Araştırmacılara, uygulamacılara ve politika yapıcılara önerilerde bulunulmuştur.
Genç yetişkinlerde romantik ilişki istismarı: Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı
Bu çalışmanın amacı, genç yetişkinlerin algıladıkları romantik ilişki istismarının erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile ilişkisini incelemektir. Araştırma ilişkisel tarama modelinde gerçekleştirilmiştir. Araştırma grubunu Ankara ilinde yaşayan 18-35 yaş aralığındaki 477 genç yetişkin oluşturmaktadır. Çalışma grubuna uygun örnekleme yöntemi kullanılarak çevrim içi platformlar aracılığıyla ulaşılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Young Şema Ölçeği Kısa Form-3, Toplumsal Cinsiyet Oluşumu Ölçeği, Romantik İlişkiyi Değerlendirme Ölçeği Revize Formu ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Analizler SPSS 22.0 programı ile yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar ve toplumsal cinsiyet rolleri algısının romantik ilişkilerdeki istismar mağduriyetini yordayıcılığını belirlemek amacıyla çoklu doğrusal regresyon analizi yapılmıştır. Erken dönem uyumsuz şemalar arasından duygusal yoksunluk ve iç içe geçme/bağımlılık şemalarının daha yüksek düzeyde romantik ilişki istismarı mağduriyeti ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Genç yetişkinlerin eşitlikçi toplumsal cinsiyet rolleri algısı ile romantik ilişkilerinde algıladıkları istismar düzeyi arasında negatif yönde anlamlı ilişki bulunurken; geleneksel toplumsal cinsiyet rolleri algısı bulunan genç yetişkinlerin romantik ilişkide algıladıkları istismar düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı ilişki bulunmuştur. Çalışmada romantik ilişki istismarı ile cinsiyet, aile içi şiddete maruz kalma ve tanık olma değişkenlerine göre fark olup olmadığını incelemek için bağımsız gruplar t-testi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda belirlenen değişkenler ile romantik ilişki istismar mağduriyeti arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Elde edilen bulgular, alan yazın çerçevesinde tartışılmış; alan çalışanlarına, araştırmacılara ve politika yapıcılara yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Batı Trakya Türkü ve istanbul Rumu genç yetişkinlerin azınlık olma yaşantılarının incelenmesi
Batı Trakya Türk azınlığı ve İstanbul Rum azınlığı uluslararası bir anlaşma olan Lozan antlaşması ile özel statüye alınmış ve hakları belirlenmiş olan azınlıklardır. Bugün Batı Trakya Türkleri Trakya bölgesinin Yunanistan'da kalan kısmı içerisindeki en büyük nüfusa sahip ikinci etnik grubu teşkil etmektedir. İstanbul Rumları ise sayıları oldukça azalmış olmasına karşın İstanbul'daki tarihi konumları ve İstanbul'da bulunan Ortodox Patrikhanesinin baş hamisi olmaları nedeniyle özel bir konuma sahiptirler. Ancak şimdiye kadar özel hak ve konuma sahip olan bu iki azınlığa mensup bireylerin psikolojik durumlarını inceleyen ve iyileştirmek için öneriler ortaya koyan bir çalışma yapılmamıştır. Nitel araştırma deseni kullanılan bu araştırma kapsamında Batı Trakya Türk azınlığına ve İstanbul Rum azınlığına mensup genç yetişkin bireylerin azınlık olmaları nedeniyle maruz kaldıkları yaşantılar ve toplumun geneline göre daha çok risk altında oldukları konuların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Batı Trakya Türk azınlığı ve İstanbul Rum azınlığına mensup, 20-25 yaş arasında olan 18 katılımcıyla görüşülmüş ve görüşmelerde araştırmacı tarafından hazırlanan Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda oluşan temaların Batı Trakya Türklerinden ve İstanbul Rumlarından katılımcılarda birbirinden farklılaşmadığı ve büyük ölçüde benzerlik gösterdiği görülmüştür. Çalışmada bulgular (1) sosyal dışlanma kaynakları, (2) koruyucu ve risk faktörleri ve (3) psikososyal çıktılar olmak üzere üç tema ve bu temalar altındaki alt temalarda toplanmıştır. Bulguların sunulmasının ardından sonuçlar alanyazın ışığında tartışılarak önerilere yer verilmiştir.
Genç yetişkinlerde sirkadyen ritmin zaman algısı üzerindeki etkisi
Bu tez çalışmanın amacı, sirkadyen ritmin zaman algısı üzerindeki etkisini incelemektir. Bu amaç doğrultusunda, davranışsal ve fizyolojik yöntemlerin kullanıldığı birbirini tamamlayıcı nitelikte üç deney tasarlanmıştır. Deney 1'de genç yetişkinlerde kronotip türü, uygulama zamanı ve hedef sürenin, Deney 2A ve 2B'de ileriye ve geriye dönük zamanlama paradigmaları ve uygulama zamanının zaman algısı üzerindeki etkisi ile tüm deneylerde vücut ısısı ve sosyal jet lag ile zaman algısı arasındaki ilişki incelenmiştir. Ek olarak, tez kapsamında Münih Kronotip Anketi'nin (MKA-TR) kültürümüze uyarlama, geçerlik ve güvenilirlik çalışmaları yapılmıştır. Deney 1'de 4 farklı hedef süre (1 sn, 5 sn, 10 sn ve 15 sn) için İleriye Dönük Zamanlama Paradigmasında Süre Üretimi Görevi (n=33); Deney 2A'da 10 sn hedef süresi için İleriye ve Geriye Dönük Zamanlama Paradigmalarında Süre Üretimi Görevi, Süre Yeniden Üretim Görevi ve Sözel Süre Tahmini Görevi (n=26); Deney 2B'de farklı kronotipteki katılımcılara 3 sn hedef süresi için Süre Yeniden Üretim Görevi ve Sözel Süre Tahmini Görevi (n=25) uygulanmıştır. Tüm deneylerde vücut ısısı ölçümü kızılötesi temassız termometreyle alınmıştır. Katılımcıların kronotiplerini ve sosyal jet lag değerlerini belirlemek üzere Sabahçıl-Akşamcıl Anketi ve MKA-TR uygulanmıştır. Sonuç olarak tez çalışması kapsamında yer alan üç deneye ilişkin genel bulgular; uygulama zamanının genç yetişkinlerde (ara tip ve akşamcıl tip) saniye düzeyindeki kısa sürelerin (1 sn ve 3 sn) farklı paradigma/görevlerdeki zaman algısı üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Buna karşın, tüm deneylerde sabahtan akşama doğru vücut ısısında anlamlı bir artış ve 1 saatten fazla sosyal jet lag görülmesine rağmen; zaman algısı ve vücut ısısı ile sosyal jet lag arasında olduğu varsayılan ilişki gösterilememiştir. Anahtar Sözcükler Zaman Algısı, İleriye Dönük Zamanlama Paradigması, Geriye Dönük Zamanlama Paradigması, Sirkadyen Ritim, Vücut Isısı, Sosyal Jet Lag, Münih Kronotip Anketi
Genç yetişkin kadınlarda motivasyonel görüşmenin vücut ağırlığı ve beslenme alışkanlıkları üzerine etkisi
Motivasyonel görüşme, bireylerin değişim sürecinde içsel motivasyonlarının artmasını, kararsızlıklarının çözümlenmesini sağlayan danışan merkezli bir yaklaşım tarzıdır. Bu randomize kontrollü deneysel çalışma, web tabanlı motivasyonel görüşme tekniği ile yapılan beslenme danışmanlığının hafif şişman ve obez kadınların ağırlık kaybetmeleri ve beslenme alışkanlıklarındaki etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma örneklemini; dahil edilme kriterlerine uyan 80 kadın (Müdahale Grubu (MG) n=40; Kontrol Grubu (KG) n=40 ile yürütülmüştür. Tüm katılımcılardan Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II (SYBDÖ-II), Vücut Ağırlığı Öz Yeterlilik Yaşam Tarzının Saptanması Testi(WEL Test), besin tüketim sıklığı ve uluslararası fiziksel aktivite kayıtları ön test ve son test olarak toplanmıştır. Katılımcılardan üç ayın her haftasında (iki hafta içi ve bir hafta sonu) 24 saatlik besin tüketim kayıtları ve fiziksel aktivite kayıtları alınmıştır. Antropometrik ölçümler (vücut ağırlığı (kg), bel (cm) ve kalça çevresi (cm) ölçümleri) kendileri tarafından alınarak görüşmede değerlendirilmiştir. Tüm katılımcılara tıbbi beslenme tedavisi programı verilmiştir. MG'na ek olarak motivasyonel görüşme teknikleri uygulanmıştır. Çalışma üç ay (12 hafta) boyunca iki haftada bir web tabanlı online görüşme yapılarak yürütülmüştür. Verilerin analizinde Brunner-Langer yöntemi (F1-LD-F1 dizayn) kullanılmıştır. Çalışma sonunda; SYBDÖ-II ölçeği toplamı, alt ölçeği "sağlık sorumluluğu" ve "beslenme" puan ortalamaları ile WEL ölçeği toplamı, "negatif duygular", "besin bulunabilirliği" ve "olumlu aktiviteler" MG'nda daha iyi olduğu bulunmuştur (p>0,05). Her iki grupta antropometrik ölçümlerde benzer oranda azalma olduğu görülmüştür (p>0,10). Grupların enerji (kkal), karbonhidrat (g), yağ (g) alım miktarlarının benzer oranda azaldığı, proteinin (g) alımının ise arttığı görülmüştür (p>0,10). Sonuç olarak obezitede ağırlık kaybı ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılması için motivasyonel görüşmenin daha uzun süreli ve daha büyük örneklem grubuyla diyetisyenler tarafından kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Obezite, Motivasyonel Görüşme, Beslenme, Vücut Ağırlığı Kaybı
Koklear implant kullanıcısı genç yetişkinlerin çift görev koşulu altında denge ve bilişsel becerilerinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; koklear implantlı genç yetişkinlerin çift görev koşulunda denge becerilerini incelemektir. Bu amaçla, 18 ile 40 yaşları arasında 15 koklear implant kullanıcısı genç yetişkin ve 15 sağlıklı birey çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada denge değerlendirmeleri Bilgisayarlı Dinamik Postürografi aracılığıyla Duyu Organizasyon Testi kullanılarak yapılmıştır. Ek bilişsel görev olarak Geriye Doğru Rakam Hatırlama görevi uygulanmıştır. Koklear implant kullanıcıların görsel (p=0.016), vestibüler (p<0.001) ve birleşik denge skorları (p<0.001) kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. Koklear implant kullanıcılarının tek görev koşulunda Durum 3 (p=0.003), Durum 4 (p=0.007), ve Durum 6 (p<0.001) denge skorlarının kontrollere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. Koklear implant kullanıcılarının çift görev koşulunda Durum 3 (p=0.041) ve Durum 6 (p<0.001) denge skoru, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük elde edilmiştir. Koklear implant kullanıcılarının çift görev koşulunda Durum 1 skoru (p=0.002), tek görev koşulundaki denge skoruna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşüş gösterirken, çift görev koşulunda Durum 6 skoru (p=0.011) ise tek görev koşulundaki denge skoruna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek elde edilmiştir. Koklear implantlı bireylerin hem tek görev hem de çift görev koşulundaki denge becerilerine ait bulgulara göre çift görev koşulunun unilateral koklear implantlı bireylerin denge performansının bozulduğu sonucuna varılmıştır. Koklear implant kullanıcılarının çoklu görev koşullarındaki denge becerileri ve düşme riski açısından implantasyon sürecinde Çift görev performanslarının koklear implant kullanıcılarında vestibüler rehabilitasyon sürecine dahil edilmesi önerilebilir.
Üniversite öğrencilerinin algıladıkları ebeveyn psikolojik kontrolünün ve çocukluk örseleyici yaşantılarının boyun eğici davranışlarla ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin algıladıkları ebeveyn kontrolünün ve çocukluk örseleyici yaşantılarının boyun eğici davranışlarla ilişkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi 18-30 yaş aralığında Türkiye'de eğitimine devam eden 274 kadın (% 69.7), 119 erkek (% 30.3) olmak üzere toplamda 393 üniversite öğrencisi oluşturmuştur. Araştırmada "Demografik Bilgi Formu", "Boyun Eğici Davranışlar Ölçeği", "Psikolojik Kontrol Ölçeği" ve "Çocukluk Dönemi Örselenme Yaşantıları Ölçeği Kısa Formu'ndan faydalanılmıştır. İkili gruplar arasındaki karşılaştırmalarda; Mann-Whitney U testi, üç veya daha fazla gruplar arasındaki karşılaştırmalarda Kruskall Wallis Testi ve değişkenler arasındaki ilişkide Spearman Korelasyon Katsayısı kullanılmıştır. Algılanan ebeveyn psikolojik kontrolü ve çocukluk örselenme yaşantılarının, üniversite öğrencilerinde boyun eğici davranışı yordamada anlamlı etkileri olup olmadığını belirlemek için Regresyon Aracılık Modeli kullanılmıştır. Analiz sonucunda çocukluk örselenme yaşantılarının anne-baba eğitim durumu, algılanan ekonomik düzey, ortalama aylık gelir ve yerleşim birimine göre farklılaşırken ebeveyn psikolojik kontrolünün algılanan ekonomik düzeye göre farklılaştığı buna ek olarak boyun eğici davranışlar ile hem anne (r= .404, p= .000) hem de babadan (r= .371, p= .000) algılanan psikolojik kontrol, çocukluk örselenme yaşantılarının (r=. 337, p= .000) arasında anlamlı ve pozitif yönde ilişki olduğu, çocukluk örselenme yaşantılarının boyun eğici davranışlar ile ilişkisinde ebeveyn psikolojik kontrolünün kısmi aracı rolünün ( β anne= .169; β baba= .209) anlamlı olduğu görülmüştür.
Yeni ebeveyn olmuş genç yetişkinlerin anneliğe ve babalığa dair söylemleri
Bu araştırmanın amacı, Türkiye'de yaşayan ve yeni ebeveyn olmuş genç yetişkin anne ve babaların, anneliğe ve babalığa dair söylemlerini ve bu söylemlere kaynaklık eden açıklayıcı repertuarları (söylemsel kaynakları) incelemektir. Bu amaç doğrultusunda; 26 ile 39 yaşları arasında yer alan 6 anne ve 6 baba ile birebir derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler, ses kayıt cihazı ile kaydedilmiş ve ardından yazıya dökülmüştür. Yazıdökümler "söylem analizi" ile analiz edilmiştir. Bu çalışmada kullanılan söylem analizi Potter ve Wetherell'in (1987) "açıklayıcı repertuarlar" yaklaşımına dayanmaktadır. Görüşmeler "anneliğe ilişkin söylemler" ve "babalığa ilişkin söylemler" olmak üzere iki başlık altında analiz edilmiştir. Analiz sonucunda, anneliğe ilişkin söylemlere kaynaklık eden 5 farklı açıklayıcı repertuar elde edilmiştir; "sorumlu/iyi annelik", "keyifli/mutlu annelik", "zor annelik", "ideal annelik" ve "kutsal annelik". Babalığa ilişkin söylemlere kaynaklık eden 4 farklı repertuara ulaşılmıştır; "zor babalık", "koruyucu babalık", "kız babası olmak" ve "sorumlu olmayan/yardımcı babalık". Araştırma sonuçları dikkate alındığında, yeni ebeveyn olan anne ve babaların anneliğe ve babalığa ilişkin açıklamalarında, aileye ilişkin geleneksel/ataerkil söylemlerin halen önemli bir yer tuttuğunu, diğer yandan bunların modern/eşitlikçi söylemlerle iç içe geçtiğini söylemek mümkündür. Hem anneler hem de babalar ebeveynlik görevlerinin paylaşılması gerektiğini ifade ediyor olmakla birlikte, bu paylaşımda esas görevin "doğası itibariyle" annede olduğu şeklindeki söylemin halen geçerliliğini koruduğu da görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Annelik, Babalık, Ebeveynlik, Aile, Söylem Analizi, Açıklayıcı Repertuarlar
Genç yetişkinlik dönemindeki bireylerin beş faktörlü kişilik özellikleri ile beden algısı ve yaşam doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
İnsanların neden birbirinden farklı oldukları, aynı olaylar karşısında neden farklı tepkiler verdikleri psikoloji tarihi içinde her zaman önemli sorular olarak görülmüş ve kişilik konu başlığı altında sürekli araştırılmıştır. Kişilik insanlık tarihi boyunca üzerine hipotezler üretilmiş, düşünürler ve bilim insanları tarafından farklı tanımlanmış ve ele alınmıştır. Günümüzde de üzerine fikir birliği yapılmış bir tanım yoktur ve kişiliği tanımlayan birbirinden farklı kişilik kuramları bulunmaktadır. Fakat bu tanımlamaların ortak öğeleri göz önüne alındığında kişiliği "bireyi diğer insanlardan ayıran, kişiye özgü, tutarlı ve kalıplaşmış özellikler bütünü" olarak ifade etmek mümkündür. Son yıllarda psikologlar beş faktörlü kişilik yapısı üzerine yoğunlaşmışlardır. Beş faktör kişilik modeli, kişiliğin beş genel boyutunu ve bu boyutların içerdiği özgül kişilik özelliklerini konu almaktadır. Uzmanlar tarafından kabul gören beş faktör modeli kişilikteki bireye has farklılıkları göz önüne almakta ve kişilik özelliklerinin önemli bir sınıflamasını yapmaktadır. Modelin beş temel faktörü: dışadönüklük, nevrotiklik(duygusal dengesizlik), gelişime-deneyime açıklık, öz disiplin(sorumluluk) ve yumuşak başlılık(uyumluluk)tır. Araştırmanın temelini oluşturan bir diğer konu olan beden algısı da, insanın kişiliğiyle yakından ilişkilidir. Depresif bir kişiliğe sahip olmanın, kendine güvensizliğin ve mükemmeliyetçi kişilik örüntüsünün beden algısına yönelik olumsuz tutumlarla ilgili olduğu üzerinde durulmaktadır. Bir bütün olarak beden algısı bireyin dış görünüşü, bedensel işlevleri ve diğer özellikleriyle ilişkili algısından meydana gelmektedir. Bu algı oluşurken kişinin içsel duyumlarından, hayal dünyasından, tecrübelerinden ve diğer kişilerden aldığı geri dönütlerden etkilenerek şekillenmektedir. Bireylerin ergenlik çağı bitiminde; cinsiyetine uygun toplumsal rolü gerçekleştirme, iki cinsiyetle de yakın ilişkiler kurabilme, duygusal bağımsızlığa erişme, ahlaki sistem elde etme, mesleğe ve aile kurmaya hazır olma, bedenlerini kabul etme hedeflerini başarmaları beklendiği düşünüldüğünde, bedensel doyumla ilişkili olan beden algısı kişinin ruh sağlığında önemli bir yer tutmaktadır. Özellikle son dönemlerde medyanın da etkisiyle uzmanlar bireylerde olumsuz beden algısı temelli bir çok problemle karşı karşıya gelmektedir. Bu problemlere yaklaşımda farklı bir bakış açısı kazandırmak adına beden algısının, kişilik özellikleri ve yaşam doyumuyla araştırılması kuşkusuz literatüre olumlu katkı sağlamaktadır. Bireyin yaşamında önemli yere sahip konulardan biri de yaşamdan aldığı keyif, doyumdur. Doyum kişinin hayattan beklentileri, istekleri ve gereksinimlerini kapsar. Yaşam doyumu ise kişinin sahip olmak istediğiyle sahip olduğu arasında yaptığı karşılaştırma sonucunda hissettiğidir. Yaşam doyumu kavramı, yetişkin bireylerde olduğu gibi gençlerde de psikolojik iyi oluşun temel göstergelerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu doğrultuda bireylerin, beş faktörlü kişilik özelliklerinin beden algıları ve yaşam doyumları üzerinde ne tür bir etkiye sahip olduğu tez çalışmasının ana amacını oluşturmaktadır. Literatürde bu değişkenler üzerine birbirinden bağımsız çalışmalar bulunurken birlikte incelenen çalışmalar yok denecek kadar azdır. Bu bilgiler ışığında tez çalışmasının birinci bölümü; giriş, problemin tespiti, çalışmanın amacı, araştırmanın yöntemi ve ünite planından oluşmaktadır. Tezin ikinci bölümünde öncelikle kişilik kavramı ve çeşitli kuramlara göre kişiliğin tanımları verilmekte daha sonra beş faktörlü yapının tanımı yapılmaktadır. Beş faktörlü yapıyı oluşturan değişkenler teker teker açıklanıp zıt kutuplarıyla ortaya konulmaktadır. Tezin üçüncü bölümünde tezin diğer ana gövde konularından beden algısı ve yaşam doyumuna değinilmektedir. Bu çerçevede önce beden algısı olgusuna ilişkin kavramsal bir bakış açısı getirilmiş, daha sonra beden algısının boyutları ve etkileyen faktörleri incelenmiştir. Ardından yaşam doyumu kavramı üzerinde durulmuş ve bu kavramı etkileyen faktörler açıklanmaya çalışılmış ilgili kuramlar belirtilmiştir. Tezin dördüncü bölümü ise araştırmadaki bu ikinci ve üçüncü bölümde bahsedilen teorik varsayımların bireyler üzerindeki yansımasını ölçmek amacıyla yapılan bir çalışmaya dayandırılmıştır. Bu araştırma İstanbul Arel Üniversitesi'ndeki 370 öğrenciye uygulanmıştır. Bu çerçevede araştırmanın bulgularına geniş bir şekilde yer verilmektedir. Son olarak araştırmanın son bölümünde ise elde edilen sonuçlara ilişkin bulgular yer almaktadır. Bu bulgulara göre beş faktör kişilik özellikleri, beden algısı ve yaşam doyumu çeşitli demografik özelliklerle (cinsiyet, yaş, anne ve baba eğitim düzeyi, algılanan aile ekonomik durumu) anlamlı ilişki içermektedir. Nihayetinde araştırma sonucu elde edilen bu bulgular ortaya konularak, literatürdeki araştırmalar da dikkate alınarak yorumlanmaktadır.
Beliren yetişkinlik döneminde yeme tutumları, algılanan ebeveyn reddi, duygu düzenleme güçlüğü ve beden kitle indeksinin depresyon belirtileri üzerindeki yordayıcı rolü
Bu araştırmada, Koronavirüs (Covid-19) pandemisi sürecinde beliren yetişkinlikte beden kitle indeksi, algılanan ebeveyn reddi, duygu düzenleme güçlüğü, riskli yeme tutumları ve depresyon belirtileri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi 18-25 yaş arası (M= 20.93, SS= 2.10) 371 katılımcıdan (144 erkek, 227 kadın) oluşmaktadır. Araştırmanın veri toplama araçları Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Kısa Formu (EKRÖ/K), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ), Yeme Tutum Testi Kısa Formu (YTT-26) ve Beck Depresyon Envanteri (BDE)'dir. Depresif belirtilerin ve riskli yeme tutumlarının yordayıcılarını incelemek için iki bağımsız hiyerarşik çoklu regresyon modeli test edilmiştir. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, algılanan anne reddi ve genel duygu düzenlemede güçlüğün depresif belirtilerin anlamlı yordayıcıları olduğu, beden kitle indeksi, cinsiyet ve duygu düzenleme güçlüğünün riskli yeme tutumunun anlamlı yordayıcıları olduğu bulunmuştur. Bu araştırmada ayrıca basit bir aracılık modeli test edilmiş ve riskli yeme tutumları ile depresif belirtiler arasındaki ilişkiye duygu düzenlemedeki güçlüğün aracılık ettiği görülmüştür. Çalışmanın bulguları literatür doğrultusunda tartışılmış ve klinik çıkarımları değerlendirilmiştir.
Beliren yetişkinlik döneminde siber zorbalık ve siber mağduriyetin internet bağımlılığı ve sosyal anksiyete ile ilişkisi
Amaç: Bu araştırmanın amacı, beliren yetişkinlik döneminde siber zorbalık, siber mağduriyet, internet bağımlılığı ve sosyal anksiyetenin ilişkisinin incelenmesidir. Yöntem: Araştırmanın örneklemi 18-29 yaş arası, 307 kadın, 113 erkek olmak üzere 420 kişiden oluşmaktadır. Demografik Bilgi Formu, Yenilenmiş Siber Zorbalık Envanteri-II, Liebowitz Sosyal Anksiyete Ölçeği ve Young İnternet Bağımlılığı Testi Kısa Formu tüm katılımcılara çevrimiçi olarak dağıtılmıştır. Toplanan data SPSS 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırma sonuçlarına göre sosyal anksiyete, internet bağımlılığı ve siber mağduriyet ile pozitif yönde ilişkilidir. Ayrıca sosyal anksiyetenin internet bağımlılığının aracı etkisi ile siber mağduriyeti yordadığı bulunmuştur. Siber zorbalık, internet bağımlılığı ve siber mağduriyetle pozitif yönde ilişkili bulunurken sosyal anksiyete ile aralarında anlamlı bir ilişki bulgulanmamıştır. Sonuç: Sosyal anksiyete puanı yüksek olan bireylerin internet bağımlılığı geliştirme oranı yükselmektedir. İnternet bağımlılığı ise bireyin siber zorbalığa maruz kalma ihtimalini artırmaktadır. Aynı zamanda siber zorbalık arttıkça internet bağımlılığı da artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Siber Zorbalık, Siber Mağduriyet, İnternet Bağımlılığı, Sosyal Anksiyete, Beliren Yetişkinlik
Genç yetişkinlerin algıladıkları sosyal destek ve yalnızlıklarının kaygı düzeylerine etkisinde psikolojik dayanıklılığın aracı rolü
Amaç: Bu araştırmada genç yetişkinlerin algıladıkları sosyal destek ve yalnızlıklarının kaygı düzeylerine etkisinde psikolojik dayanıklılığın aracı rolünü incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmanın örneklemini uygun örnekleme yöntemi ile seçilen ve yaşları 18 ile 25 arasında değişen toplam 514 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırma verileri sosyodemografik bilgi formu, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, UCLA yalnızlık ölçeği, durumluk sürekli kaygı ölçeği ve psikolojik dayanıklılık ölçeğini içeren çevrimiçi anket ile toplanmıştır. Verileri analiz etmek için SPSS v22 kullanılmıştır. Hipotezlerin test edilmesi amacı ile regresyon analizleri gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Sosyal destek ve yalnızlığın durumluk kaygı ve psikolojik dayanıklılık üze-rinde negatif, sürekli kaygı üzerinde pozitif etkisi olduğu görülmüştür. Bunun yanında psikolojik dayanıklılığın durumluk kaygı üzerinde pozitif, sürekli kaygı üzerinde ise negatif etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca sosyal destek ve yalnızlık ile kaygı arasındaki ilişkilerde psikolojik dayanıklılığın aracılık etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Sosyal destek, yalnızlık, psikolojik dayanıklılık ve kaygı arasındaki ilişkiler incelenmiş, bulgular literatür çerçevesinde tartışılmış ve öneriler geliştirilmiştir.
Beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerde psikolojik dayanıklılık, erteleme ve ruminatif düşünme biçimi ile somatizasyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırmanın amacı Türkiye'de yaşayan 18-30 yaş arası beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin psikolojik dayanıklılık, erteleme, ruminatif düşünme biçimi ile somatizasyon arasındaki ilişkinin incelemektir. Yöntem: Araştırmanın örneklemini 18-30 yaş aralığında toplam 403 kişi (Kadın=308, Erkek=91) oluşturmaktadır. Veriler uygun örnekleme yöntemi kullanılarak çevrimiçi anket yoluyla toplanmıştır. Katılımcılara sırasıyla, Bilgilendirilmiş Onam Formu, Sosyodemografik Bilgi Formu, Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği (PDÖ), A Erteleme Ölçeği-15, Ruminatif Düşünce Biçimi Ölçeği (RDBÖ), Hasta Sağlık Anketi (HSA) Somatik Semptom Alt Ölçeği (HSA-15) uygulanmıştır. Araştırmada elde veriler SPSS 25.0 programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda psikolojik dayanıklılık düzeyinin somatizasyon düzeyi üzerinde negatif yönde, erteleme düzeyinin somatizasyon düzeyi üzerinde pozitif yönde, ruminatif düşünce biçimininin somatizasyon üzerinde pozitif yönde yordayıcı etkisi bulunmuştur. Çoklu regresyon analizi sonucunda psikolojik dayanıklılık ve ruminatif düşünme biçiminin somatizasyonun yordayıcıları olduğu, ertelemenin ise somatizasyonu yordamadığı saptanmıştır. Process Makro v4.2 Model 4 ile yapılan aracılık analizi sonucunda ruminatif düşünme biçiminin psikolojik dayanıklılık ve somatizasyon arasındaki ilişkide aracı rolünün olduğu görülmüştür. Ertelemenin ise psikolojik dayanıklılık ve somatizasyon arasındaki ilişkide aracı rolünün olmadığı tespit edilmiştir. Ayrıca somatik semptom düzeyinin sosyodemografik değişkenlerden cinsiyet, yaş, çalışma durumu, ağrı kesici kullanımı, eğitim durumu, algılanan gelir durumu ve bedensel yakınmalara bağlı doktor başvuru sıklığına göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak farklılaştığı bulunmuştur. Sonuç: Araştırmada psikolojik dayanıklılık, erteleme, ruminatif düşünme biçimi ile somatizasyon arasındaki ilişki incelenmiş ve istatistiksel olarak anlamlı sonuçlar bulunmuştur. Psikolojik dayanıklılıktaki yüksekliğinin somatizasyon belirtilerinin görülmesini azaltabileceği, erteleme ve ruminatif düşünme biçimindeki yüksekliğinin ise somatizasyon belirtilerini artırabileceğini bulgulanmıştır. Somatizasyonun bireyler üzerindeki olumsuz etkileri bilinmektedir. Bireylerin somatik semptomlar yaşamalarını azaltmada psikolojik dayanıklılık, ruminatif düşünme biçimi ve ertelemenin önemli değişkenler olabileceği düşünülmektedir.
Beliren yetişkinlikte narsisizm, algılanan ebevenylik biçimleri ve sosyal medyanın kendini nesneleştirme üzerindeki etkisi
Bu araştırmada, beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin kendini nesneleştirme düzeyleri üzerinde algılanan ebeveynlik biçimleri, narsisizm ve sosyal medya kullanım özelliklerinin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma 18-25 yaş aralığındaki 442 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamında veriler Nesneleştirilmiş Beden Bilinci Ölçeği, Young Ebeveynlik Ölçeği, Aşırı Duyarlı Narsisizm Ölçeği ve Narsistik Kişilik Envanteri (NKE-16) aracılığıyla çevrimiçi ve yüz yüze olarak toplanmıştır. Araştırma kapsamında değişkenler arasındaki ilişkinin doğası çoklu doğrusal hiyerarşik regresyon analizi ve tek yönlü varyans analizi ile incelenmiştir. Algılanan ebeveynlik biçimleri, büyüklenmeci ve kırılgan narsisizmin çoklu hiyerarşik doğrusal regresyon analizleri ile kendini nesneleştirmenin beden gözetimi, beden utancı ve kontrol inancı alt boyutları üzerindeki etkisi ayrı ayrı incelenmiş olup analiz sonuçları kendini nesneleştirme için en güçlü yordayıcının kırılgan narsisizm olduğuna işaret etmektedir (p<.001). Büyüklenmeci narsisizmin beden utancı (p=.951) ile kontrol inancı (p=.179) alt boyutlarını anlamlı düzeyde yordamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ek olarak algılanan ebeveynlik biçimleri beden utancı (p<.001) ve kontrol inancı (p<.05) için anlamlı bir yordayıcıyken, beden gözetimi alt boyutunu anlamlı düzeyde yordamadığı görülmüştür (p=.526). Tek yönlü varyans analizi ile sosyal medya kullanım özelliklerine göre kendini nesneleştirmenin alt boyutları incelendiğinde ise üç alt boyutun da sosyal medya üzerinden fiziksel özellikleri arkadaşlar ve ünlüler ile kıyaslama düzeyine göre anlamlı şekilde farklılaştığı bulunmuştur. Bununla birlikte sosyal medyada gün içerisinde geçirilen süre, kullanılan sosyal medya sayısı ve sosyal medyada paylaşımda bulunma sıklığının alt boyutlara göre farklılaştığı belirlenmiştir. Araştırma sonuçları genel olarak algılanan ebeveynlik biçimleri, narsisizmin büyüklenmeci ve kırılgan boyutları ile sosyal medya kullanım özelliklerinin kendini nesneleştirme üzerinde etkili değişkenler olduğuna işaret etmektedir. Bununla birlikte değişkenlerin alt boyutlarına göre sonuçların farklılaştığı gözlemlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular; kültürel temeli ve çeşitli psikopatolojiler üzerindeki etkisi de göz önünde bulundurulduğunda kendini nesneleştirmenin farklı çalışmalarla da incelenmesi gereken bir konu olduğuna işaret etmektedir. Kendini nesneleştirme üzerinde etkili mekanizmaların belirlenmesi ilişkili ruh sağlığı sorunları açısından koruyucu ve önleyici çalışmalara katkı sağlayacaktır.
Üniversite öğrencilerinde intihar olasılığı ve ilişkili faktörler
Amaç: İntihar nedeniyle ölümlerin son yıllarda ergen ve erken yetişkin gruplarında daha yaygın hale geldiği görülmüştür. İntihar olasılığının öngürülebilmesi ve intihar nedenli kayıpların önüne geçilebilmesi bakımından öncelikle risk faktörlerinin ortaya konması kritik derecede önemlidir. Bu çalışmada, Şanlıurfa Harran Üniversitesinde öğrenim gören öğrencilerde intihar olasılığının ve ilişkili risk faktörlerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel niteliktedir. Araştırma; Harran Üniversitesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan 05.06.2023 tarih ve 2023/10/28 sayılı etik kurul onayı ve E-76244175-050.04.04-235923 sayılı araştırma izninin alınmasının ardından, Haziran 2023-Ekim 2023 tarihleri arasında Şanlıurfa Harran Üniversitesi Osmanbey Kampüsünde öğrenim gören Tıp, İlahiyat, Eğitim ve Mühendislik Fakültesi öğrencilerinden dahil edilme kriterlerini karşılayan 643 öğrenci ile yürütülmüştür. Bulgular, araştırmacılar tarafından literatürün geniş çaplı araştırılması ile oluşturulan katılımcılara ait sosyodemografik özellikleri sorgulamaya yönelik 32 sorudan oluşan anket formu ve 36 soru ve 3 alt ölçekten oluşan İntihar Olasılığı Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışma verileri çevrimiçi anket yöntemiyle elde edilmiş, Kolmogorov-Smirnov testi, İndependent t testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis testi, Dunn-Bonferroni post-hoc testi, Jonckheere-Terspstra sıralı alternatifler testi, Pearson Ki-kare testi ve Spearman korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. İstatistiksel analizler için SPSS versiyon 23 programı kullanılmıştır. Sonuçların yorumlanmasında p<0,05 anlamlılık düzeyi kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 406'sı kadın 237'si erkek olmak üzere 643 öğrenci katılmıştır. Katılımcıların 158'i (%24,6) eğitim, 179'u (%27,8) ilahiyat, 145'i (%22,6) mühendislik ve 161'i (%25,0) tıp fakültesi öğrencilerinden oluşmaktadır. Araştırmamızda intihar olasılığı ölçeği puan ortalaması 74,0124±17,52 olarak bulunmuştur. 25 yaş altı bireylerin intihar olasılığı ölçeği puanları 25 yaş üstü bireylere göre daha yüksek ve anlamlı çıkmıştır (p=0,044). Katılımcıların ebeveynleriyle birliktelik durumu (p=0,040), ders başarısını stres kaynağı olarak görme durumu (p=0,001), okudukları bölüme devam etme istekleri (p=0,001), aileden şiddet görme durumu (p=0,000), aile içi ilişki (p=0,001), kronik hastalık mevcudiyeti (p=0,005), psikiyatrik hastalık mevcudiyeti (p=0,001), sigara kullanımı (p=0,004), alkol kullanımı (p=0,002), sosyal ortamlara katılma sıklığı (p=0,002), kitap okuma sıklığı (p=0,011), kendine zarar verme davranışı (p=0,002) ile intihar olasılığı ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Katılımcıların online oyun oynama sıklığı ve gelir düzeyi algıları ile İOÖ Toplam puanları oransal olarak yüksek olmakla birlikte İOÖ alt ölçekleri ve İOÖ toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Eğitim alınan fakülte, sahip olunan kardeş sayısı, aile ile birlikte yaşama durumu, cinsiyet, fiziksel aktivite sıklığı ile intihar olasılığı ölçeği arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Çalışmamızda sosyodemografik verilerin birbirleri arasındaki ilişkiye bakıldığında; sigara içen katılımcıların alkol kullanımının ve aile içinde fiziksel şiddet görme oranının (sırasıyla p=0,001, p=0,001), kendine zarar verme davranışına katılan öğrencilerin sigara-alkol kullanımının ve psikiyatrik hastalık sıklığının (sırasıyla p=0,001, p=0,001, p=0,001) anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. En yüksek sigara içme oranı fakülte olarak mühendislik fakültesi (%26) öğrencilerinde, sınıf olarak tıp fakültesi 6.sınıf (%27,8) öğrencilerinde görülmektedir Literatürle benzer şekilde aile içi ilişkilerin kötü olması ve ebeveynlerden fiziksel şiddet görme, kendine zarar verme davranışı ile anlamlı olarak ilişkili saptanmıştır (sırasıyla p=0,001, p=0,001). Psikiyatrik hastalığı olan katılımcılarımızın daha sık alkol kullandığı, aile içi ilişkilerinin daha kötü olduğu ve ailelerinden daha sık fiziksel şiddete maruz kaldıkları da bulgularımız arasındadır. Aynı zamanda ruhsal hastalığa sahip öğrencilerin yaklaşık üçte birini tıp fakültesi öğrencileri oluşturmaktadır ve ruhsal hastalık varlığı ile tıp fakültesinde okuma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: Bu çalışma, katılımcılarımızın intihar olasılığı puanlarının orta-yüksek risk aralığında olduğunu ortaya koymuştur. Bulgularımıza göre; kendine zarar verme davranışı, sigara ve alkol kullanımı, sosyal ortamlara katılmama, aile içi şiddete maruz kalma ve aile içi ilişkilerinin kötü olması, kronik ve ruhsal hastalık varlığı intihar olasılığını arttırabilecek risk faktörlerindendir. İntihara yol açabilecek olumsuz süreçlerin önüne geçilebilmesinde, üniversitelerde Psikolojik Danışma, Rehberlik Uygulama ve Araştırma Merkezlerinin etkin olarak katıldığı yapılandırılmış taramalar ile ruhsal desteğe ihtiyaç duyan gençlerin tespit edilmesi ve iyileştirici müdahalelerde bulunulması önerilir. Anahtar Kelimeler: İntihar, risk, olasılık, üniversite, ruhsal sağlık, genç erişkinlik
Genç erişkinlerde çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, genç erişkinlerde çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Çalışma grubunu Haliç Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan, araştırmaya gönüllü olarak katılan 370 üniversite öğrencisi oluşturmaktadır. Araştırmada katılımcıların kişisel bilgilerini toplamak amacıyla Sosyo-Demografik Bilgi Formu, çocukluk çağındaki travmatik yaşantılarını değerlendirmek amacıyla Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, yalnızlık duygusunu ölçmek amacıyla UCLA Yalnızlık Ölçeği ve öfke ifade tarzlarını belirlemek amacıyla Öfke İfade Tarzı ölçeği veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 22.00 programından yararlanılmıştır. Sonuçlar; % 95 güven aralığında, p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Genç erişkinlerin %64.9'u kadın, %35.1'i erkekler oluşturmaktadır. Katılımcıların %31.9'unun 1. Sınıfta olduğu tespit edilmiştir. %24.9'u aile içinde kayıp yaşamışken %75.1'i yaşamamıştır. Katılımcıların %84.9'unun bebeklik/çocukluk dönemi bakımını ailesi üstlenmişken, %12.7'sinin anneannebabaanne ve %2.4'ünün ise bakıcı üstlenmiştir. Genç erişkinlerin çocukluk çağı travma toplam puanı ( ̅=40.65; ss=11.42) olarak tespit edilmiştir. Ayrıca çocukluk çağı travmalarına ait alt boyutlar incelendiğinde; fiziksel istismarın ( ̅=9.04; ss=3.19) en yüksek ve duygusal ihmalin ise ( ̅=6.82; ss=2.31) en düşük alt boyut olduğu belirlenmiştir. Genç erişkinlerin öfke ifade tarzı toplam puanı ( ̅=76.29; ss=14.77) olarak tespit edilmiştir. Ayrıca öfke ifade tarzları ölçeğinin alt boyutları incelendiğinde; sürekli öfke boyutunun ( ̅=21.34; ss=5.88) en yüksek ve öfke dışa vurumunun ise ( ̅=16.74; ss=4.33) en düşük alt boyut olduğu belirlenmiştir. Genç erişkinlerin yalnızlık puanı ( ̅=35.89; ss=9.43) olarak tespit edilmiştir. Genç erişkinlerin çocukluk çağı travmaları çocukluk çağı travmalarının toplam puanında ve fiziksel ihmal alt boyutu hariç diğer tüm alt boyutlarda (cinsel istismar, fiziksel istismar, duygusal ihmal, duygusal istismar ve travmayı küçümseme) erkek katılımcılarda yüksek çıkmıştır (t368=-2.86;p=.004). Genç erişkinlerin çocukluk çağı travmaları ve öfke ifade tarzları arasında pozitif ve anlamlı düzeyde ilişki saptanmıştır. Ek olarak, genç erişkinlerin öfke ifade tarzları ile yalnızlık düzeyleri pozitif ve anlamlı olarak ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, genç erişkinlerin çocukluk çağı travmaları, yalnızlık ve öfke ifade tarzları arasında ilişki saptanmıştır.
Genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımına dair özellikler ile sosyal görünüş kaygısı ve yeme tutumları ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, genç yetişkinlerde sosyal medya kullanımına dair özellikler ile sosyal görünüş kaygısı ve yeme tutumları ilişkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ili 18-25 yaş arası 385 genç yetişkin birey oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan her bir katılımcı Sosyodemografik Bilgi Formu, Sosyal Görünüş Kaygısı Ölçeği (SGKÖ) ve Yeme Tutumu Testi (YTT-40) doldurmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, katılımcıların yeme tutumu ile gelir durumu, fiziksel görünüşünden/kilosundan memnuniyeti, sosyal medyada kaç saat geçirdiği, sosyal medya uygulamalarından aldığı beğeni sayısı önemi arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Katılımcıların sosyal görünüş kaygısı ile sosyal medya kullanım sıklığı, sosyal medyada kaç saat geçirdiği arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Katılımcıların sosyal görünüş kaygısı ve yeme tutumu ile beden kitle indeksi arasında pozitif yönde düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmadan elde edilen sonuçların literatüre katkı sağlaması hedeflenmektedir.
Erken erişkin bireylerde sosyal anksiyete düzeyleri, algılanan ebeveyn tutumu ve sıkıntıya katlanma becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, erken erişkin bireylerde sosyal anksiyete düzeyleri, algılanan anne-baba tutumları ve sıkıntıya katlanma becerileri arasındaki ilişkinin incelenmesidir. İstanbul'da yaşayan ve seçkisiz örneklem yoluyla seçilmiş olan ve araştırmaya katılmayı onaylayan 18-30 yaş arasındaki 257 kişiyle yürütülmüştür, katılımcılarla anket çalışması yürütülmüştür. Anket çalışması için Demografik Bilgi Formu, Liebowitz Sosyal Fobi Belirtileri Ölçeği, Anne-Baba Tutum Envanteri ve Sıkıntıya Dayanma Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcıların sağlamış olduğu verilerin istatistiksel analizi yapılarak, elde edilen sonuçların literatürle karşılaştırılması yapılmıştır. İstatistiksel analiz yöntemleri olarak dağılım normal olması dikkate alınarak, Bağımsız Örneklem t Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi, Pearson Korelasyonu uygulanmıştır. Ayrıca, değişkenlerin açıklayıcılığını incelemek amacıyla Doğrusal Çoklu Regresyon Analizi uygulanmıştır. Çalışmanın bulgularına göre, cinsiyet, ebeveyn eğitim düzeyi ve öğrencilerin kimlerle yaşadığı değişkenlerine göre algılanan ebeveyn tutumlarının anlamlı düzeyde farklılaştığı saptanmıştır. Ayrıca, alkol kullanımı, ebeveyn eğitim düzeyi, gelir düzeyi ve öğrencilerin kimlerle yaşadığı değişkenlerine göre sıkıntıya katlanma güçlüğü, sosyal anksiyete kaygı ve kaçınma alt boyut puan ortalamalarının anlamlı düzeyde farklılaştığı bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinin sosyal anksiyete, algılanan ebeveyn tutumları ve sıkıntıya katlanma güçlüğü puanları arasındaki ilişki incelendiğinde, algılanan ebeveyn tutumları, sıkıntıya katlanma güçlüğü ve sosyal anksiyete puanları arasında anlamlı korelasyon saptanmıştır. Araştırma değişkenlerinin yordayıcı ilişkisi incelendiğinde, sıkıntıya katlanma güçlükleri, öğrencilerin yaş ve sosyal anksiyete kaçınma alt boyut puanları tarafından anlamlı düzeyde yordanmaktadır. Sonuçlar, yaş azaldıkça ve sosyal anksiyete kaçınma puanları arttıkça, öğrencilerin sıkıntıya dayanma güçlüğü puanları anlamlı düzeyde artmaktadır. Çalışmada elde edilen bulguların algılanan ebeveyn tutumu ve ilgili psikolojik faktörlerin değerlendirilmesi ile hem ileri çalışmalara hem de uygulayıcılara katkı sağlayabileceği öngörülmektedir.
Genç yetişkin bireylerin olumsuz değerlendirilme korkusu ve benlik saygısı düzeyinin kişiler arası ilişki boyutları üzerindeki etkisinin incelenmesi
İnsanların, birbirleriyle olan ilişkilerinde sahip oldukları kişilik özellikleri, kendisine yönelik düşünceleri ve çevresel etkenler gibi birçok faktör rol oynadığına dair araştırmalar bulunmaktadır. Benlik saygısı düzeyi ve olumsuz değerlendirilme korkusu düzeyinin kişilerin aralarındaki ilişkileri üzerinde etkisi olduğu düşünülmüştür. Bu araştırmanın amacı, bireylerin benlik saygısı ve olumsuz değerlendirilme korkusu düzeylerinin kişilerarası ilişki boyutları üzerindeki etkilerini incelemektedir. Belirtilen değişkenler bağlamında araştırmaların varlığı sınırlıdır. Çalışmanın evreni, gönüllü olarak çalışmaya katılan Türkiye'de İstanbul ilinde yaşayan 20-40 yaş grubundaki genç yetişkin nüfus olarak belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemi ise,%95 güven aralığı %5 hata payıyla hesaplanarak İstanbul ilindeki genç yetişkin nüfustan kolayda örneklem yöntemiyle seçilen 398 kişiden oluşmaktadır. Katılımcıların %62,3' ü ( 248 kişi ) kadın, %37,7' si ( 150 kişi ) erkektir. Araştırmada veri toplama araçları, kişisel bilgi formu, Olumsuz Değerlendirilme Korkusu Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği ve Kişilerarası İlişki Boyutu Ölçeği olarak belirlenmiştir. IBM SPSS 24 veri toplama programı kullanılarak veri analizi yapılmıştır. Bağımsız değişkenlerin, kişilerarası ilişki boyutlarını anlamlı düzeyde yordayıp yordamadığını değerlendirmek için regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmada kullanılan ölçeklerin ilişkileri, sosyodemografik değişkenler ile karşılaştırılması amacıyla iki kategorili değişkenler için Mann Whitney U testi; İkiden fazla grubun karşılaştırılmasında Kruskal Wallis H testi ile Ölçeklerin kendi aralarındaki değerlendirmesi için Spearman's Rho Korelasyon Analizi kullanılmıştır. İki veya daha fazla değişkenin birbirinden bağımsız olup olmadığını araştırmak için Ki-kare testi kullanılmıştır. Kişilerarası İlişki Boyutları olan 'Onay Bağımlılığı', 'Duygu Farkındalığı' ve 'Başkalarına Güven' boyutlarının Benlik Saygısı düzeyine göre anlamlı olarak farklılaştığı görülmüştür. 'Empati' alt boyutu ile Benlik Saygısı düzeyi arasında ise anlamlı bir farklılık yoktur. Olumsuz Değerlendirilme Korkusu, Kişilerarası İlişki Boyutları Ölçeğinin alt boyutları olan, 'Onay Bağımlılık', 'Empati' 'Başkalarına Güven' ve 'Duygu Farkındalığı' arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Olumsuz Değerlendirilme Korkusunun, 'Empati' dışındaki alt boyutlar ile anlamlı bir ilişkiye sahip olduğu saptanmıştır.
Romantik ilişkisi olan genç yetişkin bireylerde temel psikolojik ihtiyaçların doyumu ile cinsel doyumun ilişki doyumu üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada, romantik ilişkisi olan genç yetişkin bireylerin, cinsel yaşamlarından aldıkları doyum ve temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasından aldıkları doyumun, ilişkiden aldıkları doyuma etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma metodolojiktir. İlişkisel tarama modeli kullanılarak değişkenler arası ilişkiye bakılmıştır. Araştırmanın değişkenleri tekli lineer regresyon ve korelasyon analizi kullanılarak incelenmiştir. Örnekleme Temmuz 2024 ve Aralık 2024 arasında ulaşılmıştır. Veri toplama araçları olarak, Kişisel Bilgi Formu, İlişki Doyumu Ölçeği (İDÖ), Golombok Rust Cinsel Doyum Ölçeği (GRCDÖ) ve Romantik İlişkilerde Temel Psikolojik İhtiyaçların Doyumu Ölçeği (RİTPİDÖ) kullanılmıştır. Araştırmaya gönüllülük esasına dayalı, yazılı olarak bilgilendirici onam formu alınan 406 katılımcı dahil edilmiştir. Araştırmanın sonucunda, romantik ilişkisi olan genç yetişkin bireylerin, cinsel doyum ve romantik ilişkide temel psikolojik ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik alınan doyumun, ilişki doyumuna anlamlı düzeyde etki ettiği görülmektedir. Değişkenler arası ilişkinin negatif ve pozitif yönde olduğu saptanmıştır. Elde edilen sonuçlar literatürdeki önceki bulgularla büyük ölçüde tutarlıdır. Ancak ilişkisel boyutta incelenen hipotezlerin desteklenmemesi sosyal kabul hatası, stres, Türk kültürü, cinsel iletişim eksikliği, cinsel bilgi eksikliği, monoton cinsel yaşam ve bireylerin yaş gruplarındaki farklılıklarla açıklanabilir. Bulgular, alan yazın taranarak ve kuramsal çerçeve ele alınarak tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: İlişki Doyumu, Cinsel Doyum, Romantik İlişki, Temel Psikolojik İhtiyaçların Doyumu, Genç Yetişkin
Genç yetişkinlerde ilişki bağımlılığı, öz kontrol ve duygu düzenleme arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, bireylerin ilişki bağımlılığı düzeyleri ile duygu düzenleme becerileri ve öz kontrol düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmanın bir diğer amacı ise bu değişkenler ile katılımcıların demografik özellikleri arasındaki ilişkilerin incelenmesidir. Araştırma, ilişkisel tarama modelinde desenlenmiştir. Çalışma grubunu 18–45 yaş aralığında, çevrimiçi formlar aracılığıyla ulaşılan 342 katılımcı oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Spann-Fischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği (SFİBÖ), Duygu Düzenleme Becerileri Ölçeği (DDBÖ), Öz-Kontrol ve Öz-Yönetim Ölçeği (ÖKYÖ) ile Demografik Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA, Welch ANOVA, Tukey Çoklu Karşılaştırma Testi, Games-Howell Çoklu Karşılaştırma Testi ve Pearson Korelasyon analizi ile değerlendirilmiştir. Bulgular, ilişki bağımlılığı ile duygu düzenleme becerileri ve öz kontrol düzeyi arasında negatif yönlü ve anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Ayrıca, duygu düzenleme ile öz kontrol arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Demografik değişkenler açısından bakıldığında, yaş, çalışma durumu, sosyo-ekonomik düzey ve eğitim durumunun bazı boyutlarda anlamlı farklılık yarattığı; cinsiyet, psikolojik destek alma, ilişki durumu ve ailedeki çocuk sırasının ise anlamlı bir etki göstermediği belirlenmiştir. Bu sonuçlar doğrultusunda, bireyin duygu düzenleme ve öz kontrol becerilerinin ilişki bağımlılığı üzerinde etkili bir rol oynayabileceği saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: İlişki bağımlılığı, duygu düzenleme, öz kontrol