Hasta başvurusu

67 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çorum ilinde, 3. basamak sağlık kuruluşuna başvuran gebelerde, siberkondri ve gebelik ilişkisisnin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Çevrim içi bilgi arama davranışı cinsiyetler arası farklılık gösterebilmekle beraber, literatür incelendiğinde bu davranışın kadınlarda ve özellikle gebelerde daha fazla olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; üçüncü basamak bir hastaneye başvuran gebelerde siberkondri düzeyini belirlemek ve siberkondri düzeyini etkileyen sosyodemografik faktörleri saptayarak daha dikkatli yaklaşılması gereken gebeleri tespit edip, bu gebelerin kaygı yönetimini sağlamak böylece olası yanlış uygulamalar ve komplikasyonların önüne geçebilmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01.04.2023-30.06.2023 tarihleri arasında, Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği ve Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran, dahil edilme kriterlerini karşılayan 73 gebeyle gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler yüz yüze yapılmıştır. Katılımcılara araştırmacı ve yönetici tarafından hazırlanan, literatür araştırması ile oluşturulmuş Sosyodemografik Veri Formu ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma sonucunda; siberkondri toplam puanı ile eğitim (r=0,398; p<0,01), kronik hastalık (r=0,246; p<0,01), gebelik haftası (r=-0,232; p<0,01) ve bilgi kaynağı (r=0,276; p<0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. Zorlantı puanının gebelikte riskli durum gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Kaygı puanının bilgi kaynağı gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Sağlık uzmanlarına güvensizlik puanının eğitim ve gebelik haftası gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Aşırılık puanının eğitim ve kronik hastalık sahibi olma gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). İçini rahatlatma puanının yaş gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Sonuç: Gebelerde eğitim seviyesi arttıkça siberkondri seviyesi artmaktadır. Kronik hastalık varlığı da siberkondri seviyesini arttırmaktadır. Gebelik haftası arttıkça siberkondri seviyesi düşmektedir. Ayrıca sağlık sorunu yaşandığında başvurulan bilgi kaynağı çeşidi siberkondri seviyesini etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Siberkondri, Gebelik, Sağlık Kaygısı

GebelikHasta başvurusuSağlık kuruluşları+2
Mustafa Kut
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ilindeki hastanelerin acil servislerine en sık başvuran ilk 20 ICD kodu ve başvuru sayılarının 3 aylık periyotlar halinde incelenmesi

AMAÇ: Covid-19 ile mücadele sırasında alınan bazı izolasyon tedbirleriyle beraber acil servis başvurularında gözle görülür bir düşüş yaşanmıştır. Bu düşüş Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Acil Uzmanları Birliği (ACEP) sınıflandırmasına göre kırmızı alan hastası olarak kabul edilen hasta gruplarında da yaşanmıştır. Her şart altında acil servislere gitmesi gereken kırmızı alan hastalarının COVID-19 pandemi süresinde nasıl bir değişiklik gösterdiğini saptamak amacı ile bu çalışma düzenlenmiştir. MATERYAL VE METOD: WHO ve ACEP sınıflandırmasına göre 20 ICD tanı kodlu kırmızı alan hastaları belirlendi. 15.12.2019-14.03.2020 (Dönem I: Covid-19 başlangıcı öncesi), 15.03.2020-14.06.2020 (Dönem II: Covid-19 nedeni ile tam izolasyon tedbirleri dönemi) ve 15.06.2020-14.09.2020 (Dönem III: tam normalleşme dönemi) tarihleri arasında Gaziantep ilindeki beş kamu hastanesinin acil servislerine başvuran hastalar çalışmaya dâhil edildi. Retrospektif olarak elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Medcalc istatistik programı kullanıldı. BULGULAR: Her üç dönem boyunca ilgili beş hastane acil servislerine toplam 881.711 hasta başvurusu oldu. Dönem I, II ve III' te sırasıyla 389.768, 169.194 ve 322.749 hasta başvurusunun olduğu saptandı. Kısıtlama döneminde en fazla azalma yeşil alan hastaların başvurularında görülse de kırmızı alan hasta başvurularında anlamlı bir azalma olduğu tespit edildi. Kırmızı alan hasta başvuru sayısı dönem I, II ve III' te sırasıyla 11026, 7787 ve 12785 oldu. Dönem II' de en fazla azalma (-%60,83) 16-25 yaş aralığında olanlarda saptandı. SONUÇ: Covid-19nedeni ile yeşil ve sarı alan hastalarının acil servislere daha az sayıda başvurmaları beklenen ve anlaşılır bir durumdur. Kırmızı alan hastası olarak bilinen hastaların da Covid-19 ile enfekte olma korkusu nedeniyle hastane başvurularını erteledikleri ve gerekli acil tedaviyi alamadıkları saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, ICD, Covid-19, Triyaj, Pandemi

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+4
Ali Güzel
Gaziantep University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinin acil servis hasta başvurularına etkilerinin retrospektif olarak incelenmesi

Günümüzün en önemli ve güncel olayı olan COVID-19 pandemisinin, acil servislere olan etkilerini incelemek amacıyla bu araştırma planlanmıştır. Araştırmaya 11.03.2019-31.12.2019 ve 11.03.2020-31.12.2020 tarihleri arasında Bursa Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne başvuran toplam 190338 hasta dahil edilmiştir. Başlangıç tarihi olarak Türkiye'de ilk COVİD-19 vakasının görüldüğü 11.03.2020 tarihi esas alınmış ve önceki yılın aynı aylarıyla karşılaştırılmıştır. Pandemi süresince acil serviste pandemi alanına başvurular araştırmaya dahil edilmemiş, acil servisin triyaj, müdahale, gözlem, travma ve küçük cerrahi odalarında müdahele edilen tüm hastalar dahil edilmiştir. Araştırmaya dahil edilen hastaların yaş, cinsiyet, başvuru tarihi, acil servise geliş şekli (kendi imkânı, ambulans), sonlanma şekli (taburcu, hastaneye yatma, sevk, exitus, tedaviyi reddetme), başvuru zamanı (hafta içi, hafta sonu) ve ICD tanı kodları kaydedilmiştir. Bu değişkenler, pandemi öncesi ve pandemi döneminde karşılaştırılarak incelenmiştir. Pandemi döneminde önceki döneme göre acil servise başvuruda %48 azalma olmuştur. Pandemi döneminde erkeklerin acil servis başvurularındaki yüzdesinin ve ortanca yaş değerinin anlamlı olarak daha yüksek olduğu bulunmuştur. Ayrıca pandemi döneminde acil servise ambulans ile başvurma, hastaneye yatış yapılma ve hafta içi başvuru yüzdesi anlamlı olarak daha fazla bulunmuştur. Pandemi döneminde üst ve alt solunum yolu hastalıklarının, nörolojik acillerin yüzdesinde anlamlı derecede azalma olurken, genel vücut travmasının, ekstremite travmasının, kardiyak acillerin, kardiyovasküler acillerin, psikiyatrik acillerin, obstetrik ve jinekolojik acillerin ve darp nedeniyle başvuruların yüzdesinde anlamlı artış tespit edilmiştir. Sayısal olarak ise pandemi döneminde sadece ekstremite travması ve kardiyovasküler acillerde artış görülmüştür. Sonuç olarak pandemi, COVİD-19 dışı hastalıklar nedeniyle acil servislere yapılan başvuruları önemli ölçüde değiştirmiştir.

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+2
Abdullah Erdem
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geriatrik hastaların, acil servise tekrarlayan başvurularının reçete edilen potansiyel olarak uygunsuz ilaçlarla ilişkisi

Bu çalışmada; Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvuruları sırasında reçete edilen Potansiyel Olarak Uygun Olmayan İlaçların, geriatrik hastalarda artan acil servis başvuruları ile ilişkili olup olmadığını belirlemeyi hedefledik. Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvuran 65 yaş üstü hastalara düzenlenen reçeteler, geriye dönük arşiv taraması yapılarak incelenmiştir. Potansiyel olarak uygunsuz ilaç alma durumu, yaş grupları, cinsiyet, başvuru şikâyeti, reçetelerdeki ilaç sayısı, taburculuktan sonraki 30 gün içerisinde acil servise tekrarlayan başvurularının olup olmaması, taburculuktan sonraki 30 gün içerisinde hastaneye yatış olup olmaması ve reçetelerin ortalama maliyetleri gibi veriler toplanarak, bu verilerin istatistiksel analizi SPSS 22,0 Windows versiyon paket programı ile yapıldı. Araştırma evreni 1 Eylül 2020 ve 31 Ocak 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Erişkin Acil Servisi'ne başvurmuş 65 yaş ve üstü, reçete ile taburcu edilmiş hastalardan oluşmaktadır. Çalışmamıza %48'i erkek (n=4142), %52'si ise kadın (n=4422) olmak üzere toplam 8564 hasta dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların %51'i (n=4341) reçete alırken, %49'u (n=4223) ise reçete almamıştır. Çalışmaya dahil olup reçete alan hastaların %59 gibi yüksek bir oranla 65-74 yaş arası olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamıza dahil edilip reçete ile taburcu olan hastaların %50,2'sine (n=2181), herhangi bir ilacın endikasyon dışı veya yan etki açısından yüksek risk alınarak kullanımı olarak tanımlanan 'potansiyel olarak uygunsuz ilaç' reçete edilmiş olup, %49,8'ine (n=2160) potansiyel olarak uygunsuz ilaç reçete edilmemiştir. Potansiyel olarak uygunsuz ilaç reçete edilen hastaların acil servise 30 gün içerisinde mükerrer başvuru oranları ve bu başvurular sırasında hastaneye yatış oranları anlamlı derecede düşük olarak tespit edildi. Acil Tıp kliniğimize, reçete ile taburcu olduktan sonraki 3-30 gün içerisinde tekrardan başvurma sırasında hastaneye yatış durumu, 4 adet ve üzerinde ilaç alan hastalarda anlamlı derecede yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmaya dahil edilen katılımcılara düzenlenen reçetelerin %48'i 150TL ve üstü, %19'u 100-150TL arası, %21'i 50-100TL arası ve %12'si ise 1-50TL arası ortalama maliyete sahipti. Bu çalışmada, 65 yaş üstü hastaların acil servise tekrarlayan başvurularının ve hastaneye yatış oranlarının, reçete edilen potansiyel olarak uygunsuz ilaçlarla ilişkili olamayabileceği, hastane yatış oranlarının daha çok reçete edilen ilaç sayısı ile ilişkili olabileceği sonucuna varılabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Potansiyel olarak uygunsuz ilaç; Geriatrik hastalar; Beer's kriterleri; Acil servis.

Acil servis-hastaneAcil tıpAkılcı ilaç kullanımı+7
Ahmet Doksöz
Gaziantep University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesine başvuran hastaların aile sağlığı merkezlerini atlama sebepleri ve bunu etkileyen faktörler

Amaç: Aile hekimliği sisteminin ülke genelinde oturtulmasından bu yana 7 yıl geçmesine rağmen sevk sistemi uygulanamamıştır ve hastaların ilk başvuruda Aile Sağlığı Merkezleri'ni (ASM) tercih etme oranları düşüktür. Bu çalışmada amaç, bir üniversite hastanesine başvuran hastaların ASM'leri neden atladıklarını ve buna etki eden faktörleri belirlemektir. Gereç ve yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışma kapsamında nitel veriler de toplanmıştır. Çalışma Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'nde, 2017 Temmuz ve Ağustos aylarında yürütülmüştür. Örneklem büyüklüğüne ulaşmada poliklinik hasta sayısına göre ağırlıklandırma yapılmış, belirlenen sayıya ulaşana kadar hastalarla peşpeşe görüşülmüştür. Seçilen sekiz farklı poliklinikten 522 kişiye anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulanmıştır. Sonuçlar sayı (n), yüzde (%), ortalama ve standart sapma kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya katılanların 304'ü(%58,2) kadın ve 218'i(%41,7) erkektir. Toplam yaş ortalaması 39,7±14,7 (min:18 yaş, max:86 yaş) bulunmuştur. Katılımcıların %72,5'i kendisi için başvurmuştur, %27,4'ü çocuk hastaya refakat etmektedir. Katılımcıların genel olarak ilk tercih ettikleri sağlık kurumu %49,4 ile eğitim araştırma hastaneleri ve üniversitelerdir, ilk başvuruda ASM'lerin tercih edilme oranı %18,0'dir. Katılımcılar son bir yılda ASM'ye ortalama 3,70±1,74 kez başvurmuştur. İlk başvuru tercihi ASM ve diğer sağlık kurumları olan katılımcıların cinsiyet, katılımcının yaşı, eğitim durumu ve genel sağlık durumu gibi demografik özelliklerinin dağılım-ları benzer bulunmuştur. ASM'ye başvuranların %56,3'ü, diğer sağlık kurumlarına başvuranla-rın %31,5'i aile hekiminin genel sağlık durumunu bildiğini ve takip ettiğini belirtmiştir. Uzman hekimin uyguladığı tetkik ve tedavilerden aile hekiminin haberdar olması ASM'ye başvuran-larda %31,9, diğer sağlık kurumlarına başvuranlarda %16,9'dur. ASM'ye başvuranların %56,3'ü, diğer sağlık kurumlarına başvuranların %34,1'i, aile hekiminin verdiği tedaviden fayda gördü-ğünü belirtmiştir. Katılımcıların üçte ikisi ASM teknik imkânlarını yetersiz bulmaktadır. İlk baş-vuru tercihi ASM olanların %42,5'i zorunlu sevk sisteminin getirilmesine olumlu bakarken, diğer sağlık kurumlarını tercih edenlerin ise %24,8'i olumlu bakmaktadır. Katılımcıların ASM'leri atlama sebepleri sorgulandığında, aile hekimleri ile ilgili sorunlar, ASM'lerde tahlil imkânlarının kısıtlı olması, hizmete ulaşmayı aksatan durumların varlığı, hasta-nelerdeki yüksek standartlı hizmet tercihi ve daha önce başvurmamış kişilerin ASM'lere olumsuz bakış açısı belirtilmiştir. Sonuçlar: İlk başvuru kurumu seçiminde ASM'leri atlayarak bir üniversite hastanesini tercih etmenin birçok faktörle ilişkili olabileceği tespit edilmiştir. Kurulacak bir sevk sisteminin başarıyla yürütülmesi için bu faktörlerin dikkate alınması ve neden sonuç ilişkisi açısından araştırılması uygun olacaktır.

Aile sağlığıAile sağlığı merkeziBirinci basamak sağlık hizmetleri+6
Meltem Mücaz Karaaslan
Bezmialem Vakıf University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yalnız yaşayan yaşlıların hayatlarındaki rekreasyonel aktivitelerin acil servise başvurma sıklığı ve depresyon seviyeleri üzerine etkisi

Çalışma 65 yaş ve üzeri yalnız yaşayan bireylerin yaşamlarında var olan rekreasyonel aktivitelerin acil servise başvurma sıklığı ve depresyon seviyeleri üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma kesitsel tanımlayıcı tipte olup örneklemini, Haziran-Eylül 2022 tarihleri arasında bir devlet hastanesi acil servis birimine başvuran 192 yalnız yaşayan yaşlı oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, Yaşlı tanıtım ve rekreasyonel aktiviteleri belirleme formu ile geriatrik depresyon ölçeği (GDÖ) kısa form kullanılmıştır. Verilerin analizinde; sıralı lojistik regresyon, ortalama karşılaştırma testleri, korelasyon analizi uygulanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 76.23±7.24 ve GDÖ puan ortalaması 7.51±4.47 olarak bulunmuştur. Depresyon riski %69,8 olarak bulunmuştur. Ortalama karşılaştırma testlerine göre katılımcıların yaşamlarındaki rekreasyonel faaliyetlerin (evde yapılan faaliyetler, dışarıdaki etkinliklere katılım, aile üyeleriyle görüşme, sosyal ilişkiler, mutlu eden uğraşlar ve fiziksel aktivite) GDÖ puanları üzerinde istatistiksel olarak anlamlı etkisi bulunmuştur (p<0,05). Son 6 ayda acile başvurma sıklığı ile GDÖ arasında pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu görülmüştür (p<0,05). Sıralı lojistik regresyon analizi sonucuna göre; ilaç sayısı, çocuk sayısı, telefon kullanımı, kanser ve acile gelme nedenleri ile son 6 ayda acile başvurma sıklığı üzerinde anlamlı etki görülmüştür (p<0,05). Sonuç olarak, yaşlılarda rekreasyon aktivitelerinin artışının depresyon seviyesi ve acil servise başvurma sıklığını azalttığı görülmüştür.

Acil servis-hastaneDepresyonHasta başvurusu+5
Nurcan Yüksekkaya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Çocuk hastaların acile getirilme süreleri, gecikmeye neden olan faktörler ve ebeveynlerin sağlık inanç tutumlarının belirlenmesi

Hayatının ilk yıllarında çocuklar pek çok sağlık sorunları ile karşılaşmaktadır ve sağlıklı büyümeleri, uygun beslenmeleri, öğrenme ve psikososyal gelişimleri doğrudan ebeveynlerinin sağlık inanç tutumlarından etkilenmektedir. Ülkemizde acil servise başvuru süresi, gecikmeye neden olan faktörler ile ilgili çalışmalar kısıtlıdır. Bu çalışmada, çocuk hastaların acile getirilme süreleri, gecikmeye neden olan faktörler ve ebeveynlerin sağlık inanç tutumlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Veriler; "Sosyo-demografik veri formu" ve "Ebeveyn Sağlık İnanç Tutum Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Fevzi MERCAN- Mustafa ERASLAN Çocuk Hastanesi acil serviste gözetim altındaki 0-18 yaş arası çocukların ebeveynleri oluşturmuştur. Çalışmaya toplam 400 ebeveyn katılmış olup, ebeveyn tutum ölçeği yalnız annelerde kullanıldığından, 299 anne üzerinde değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde yüzdelik, t testi, khi-kare, ANOVA, Pearson korelasyon katsayısı, Cronbach α katsayısı, Kurtosis ve skewness katsayıları kullanılmıştır. Araştırmaya katılanların %74,8'ini (n=299) anneler oluşturmuştur. Annelerin %43,8'i (n=175) 26-34 yaş aralığında iken, babaların %57,6'sı (n=228) 35 yaş üstüdür. Annelerin %29,2'si (n=111) ilkokul mezunu, babaların %31,8'i (n:135) lise mezunudur. Ailelerin ekonomik durumu %51,3 (n=205) gelir gidere eşittir. Ebeveynlerin çocuklarının %51,0'i (n=204) erkek, %44,3'ü (n=177) 1-6 yaş aralığında, ikinci ya da üçüncü çocuktur. Hastalık belirtisi ve acile başvuru arasında geçen süre min.6 dakika ile 720 saat arasında değişmekte olup, ortalama X̄=25.78±67.34 saat olarak belirlenmiştir. Ebeveynlerin %29,6'sı (n=32) önceki geçmiş deneyimlerine bağlı geç geldiğini belirtmiştir. Çocuklar gözlem altında ilk sırada %24,3'le (n=96) konvülsiyon tanısı ile izlenmiştir. Ebeveynlerin iç faktörler puan ortalaması X̄=27.27±6.36, dış faktörler puan ortalaması X̄=31.99±7.70 ve şans faktörleri puan ortalaması X̄=12.14±5.19 olarak bulunmuştur. Buna göre annelerin içsel ve dışsal kontrollerinin ortanın üstünde olduğu, çocuğun sağlığını şansa bırakmadığı düşünülmüştür. Anne yaşı, annenin eğitim durumu, gelir düzeyi ile ebeveyn sağlık inanç tutumları arasında fark anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Buna göre ileri yaş anneler ile okur yazar olmayan annelerin ve gelir düzeyi düşük ailelerin sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi konusunda eğitim ve danışmanlık verilmesi önerilebilir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAna-baba+4
Kazım Bağcı
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Hastaneye başvuranlarda astım farkındalığı, kontrolü ve belirtilerin sıklığı

Astım gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde sık görülen kronik rahatsızlıklardan biridir. Astımın görülme sıklığı yıllar içinde giderek artmaktadır. Bu araştırmanın amacı, hastaneye gelen hastalarda astım farkındalığı, kontrolü ve belirtilerin sıklığını belirlemektir. Bu araştırma kesitsel olarak 18-64 yaş grubunda hastaneye başvuran kişiler arasında Kasım 2020-Nisan 2021 2020 tarihlerinde yapılmıştır. Araştırmanın verileri kişisel bilgiler formu, Astım Kontrol testi (AKT) ve Astım Tarama Anketi (ATA) aracılığıyla toplanmıştır. ATA'dan 4 ≥ puan alanlar astım hastası olabilir olarak tanımlanmıştır. Araştırmaya 206'sı astım hastası olmak üzere toplam 604 kişi katılmıştır. Araştırmaya katılanların %65,6'sı kadın, astım grubunun yaş ortalaması (45,7) ve beden kitle indeksi (BKİ) ortalaması (28,4) kontrol grubundan (sırasıyla 38,4 ve 25,9) daha yüksektir. Astım hastalarının %78,6'sının astım belirtilerinin kontrol altında olmadığı, yaş ve BKİ arttıkça, yaşam memnuniyeti azaldıkça riskin arttığı saptanmıştır. Kontrol grubundakilerin %11,3'ünda astım belirtileri görüldüğü, yaşın artması ile riskin arttığı görülmüş, BKI, cinsiyet, ailede astım varlığı, sigara içme durumu ve alerji varlığı istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Astım hastalarının büyük bir çoğunluğunda hastalık belirtilerinin kontrol altında olmadığı, yaş ve BKİ'nin yüksek olmasının önemli bir risk faktörü olduğu görülmüştür. Kontrol grubunda astım belirtisi olduğu halde tanı konmadan yaşayan hastaların olduğu ve bu durumun yaşın artması ile ilişkili olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Astım, astım farkındalığı, kontrol, belirtiler

AstımBelirti ve semptomlarFarkındalık+1
Gönül Yalçınkaya
Yozgat Bozok University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Son 15 yılda çocuk endokrin polikliniğine erken ergenlik yakınmasıyla başvuran hastaların değerlendirilmesi

Amaç: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bölümünde son 15 yılda santral erken puberte ve prematür telarş tanısıyla takipli hastaların demografik, antropometrik ve laboratuvar özeliklerinin incelenmesi, santral erken puberte tanılı hastalarda tedavinin final boy üzerine etkisine bakılması ve santral erken puberte tanısı ile takipli hastalarda makorin ring finger protein 3 (MKRN3) gen mutasyonu varlığının araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı Polikliniği'ne Ocak 2002- Aralık 2017 tarihleri arasında erken ergenlik yakınmasıyla başvuran hastaların dosyaları geriye yönelik incelenip 103 hastanın şikayetlerinin başlama yaşı, tanı yaşı, ağırlık ve boyu, vücut kitle indeksi, puberte muayenesi, kemik yaşı, anne ve baba boyu kaydedildi. Tedavisi tamamlanan santral erken puberte hastalarının tedavi sonrası ağırlık, ağırlık SDS, boy, boy SDS ve final boyları değerlendirildi. Ayrıca santal erken puberte tanılı 40 hastadan MKRN3 geninde olası mutasyonlara bakılması için genetik analiz yapıldı. Bulgular: Santral erken puberte tanılı olguların 62'si (% 88,5) kız, 8'i (% 11,5) erkekti. Santral erken pubertede tanı yaşı ortalaması 7,6 yıl olarak bulundu. Çalışmamızda santral erken puberte ile izlenen kız hastalardan 2'sinde opere astrositom, 3'ünde hidrosefali, 1 hastada hipofizde pars intermedia kisti, 1 hastada psödötümör serebri tanıları vardı. Erkek hastalardan ise 1 olgu hidrosefali tanısı almıştı. Tedavi sonrası final boya ulaşan hastaların final boy ortalaması 158,8±5,4 cm idi. Final boy ile hedef boy arasında anlamlı fark saptanmadı. Hastaların final boyu öngörülen boydan anlamlı fazlaydı. Tedavi öncesi ve sonrası hastaların ağırlık standart deviasyonlarında farklılık saptanmadı. Gen analizi yapılan 22 hastada MKRN3 geninde mutasyona rastlanılmadı fakat 11 hastada heterezigot 1 hastada homozigot rs2239669 varyantı tespit edildi. Sonuç: Bu çalışma, santral erken puberte tanılı hastalarda GnRH analogları ile pubertenin durdurulması tedavisiyle final boyun hedef boyu yakalanabileceğini gösterdi. Gen analizi yapılabilen hastalarımızda MKRN3 gen mutasyonu görülmedi, bu hastalarda toplumda yaygın görülen ve zararsız olduğu öngörülen rs2239669 varyantı bulundu.

EndokrinolojiErgenlikErgenlik problemleri+5
Ezgi Burgaç
Çukurova University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

65 yaş ve üzeri karın ağrısı şikayeti ile acil servise başvuran hastaların prospektif değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmamız travmaya bağlı olmayan karın ağrısı yakınması ile acil servise (AS)başvuran 65 yaş ve üzeri hastaların ağrıya neden olan tanılarını; yaşlı (65-74 yaş) ve ileri yaşlı (75 yaş ve üzeri) hastalarda, erkek ve kadın hastalarda, cerrahi ve dahili tanı alan hastalarda; tanı farklılıklarını, yatış oranlarını, geliş semptomlarının yatış üzerine etkisini, cerrahi tanı alma sıklığını, konsültasyon istenme oranlarını, vital bulgu anormalliklerinin sıklığını, ek hastalıkların tanılara olan etkilerini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Materyal-metod: Çalışmaya acil servisimize başvuran 65 yaş ve üzeri travmaya bağlı olmayan karın ağrısı şikayeti ile başvuran 150 hasta dahil edildi. Hastaların yaş grupları, cinsiyet ve dahili ya da cerrahi ön tanıları ile karın ağrısına eşlik eden şikayetler, vital bulgular, muayene bulguları, yandaş hastalıklar, istenen konsültasyonlar, tanılar, sonuçlar ve yattığı birimler karşılaştırıldı ve aralarındaki korelasyon incelendi. Bulgu: Çalışmaya dahil edilen hastaların % 50,7'si kadın, % 49,3'ü erkek iken % 45,3'ü 65-74 yaş arasında, % 54,7'si 75 yaş ve üzerinde idi. Hastaların genel yaş ortalamaları 77,21 (65-98) yıldı. Hastaların % 78.6'sında karın ağrısının nedeni olarak dahili bir hastalık tanısı saptandı ve en sık konulan ön tanılar sıklık sırasına göre sırasıyla safra kesesi ve yolları hastalıkları, nonspesifik karın ağrısı (NSKA), idrar yolu enfeksiyonu (İYE), ileus, akut gastroenterit (AGE) ve pankreatit idi. Karın ağrısına eşlik eden en sık semptom bulantı, kusma olup; iştahsızlık ve gaz gaita çıkaramama cerrahi nedenlere bağlı karın ağrısı olanlarda daha fazla gözlendi (p<0,05). Hastalardan dahili bilimler tanısı konulanların bulantı, kusma, ishal, dizüri ve kabızlık bulgularının oranları, cerrahi bilimler tanısı konulan hastaların oranlarından daha yüksek bulundu (p<0,05). 65-74 yaş grubundaki hastaların ateş bulguları, 75 yaş ve üzerinde olanların oranından daha yüksek bulundu (p<0,05). Her iki yaş grubunda da karın ağrısına eşlik eden en sık kronik hastalık Hipertansiyon (HT) iken, kadınlarda HT erkeklere göre daha sık gözlendi (p<0,05). Erkek hastalarda astım-kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve malignite ek hastalık varlığı oranı, kadın hastaların oranlarına göre yüksek bulundu (p<0,05). Çalışmamıza dahil edilen hastaların % 50'sine ilgili bölümlerden konsültasyon istenirken en sık genel cerrahi ve dahiliye bölümlerinden konsültasyon istendiği görüldü. Cerrahi tanı alan hastaların konsültasyon istenme oranları daha yüksek saptandı (p<0,05). Hastaların % 36'sı hastaneye yatırılırken hastaların en fazla yatırıldığı birim genel cerrahi yoğun bakım (% 18) idi. Yatış durumu açısından cerrahi bilimler tanısı konulan hastaların yoğun bakıma yatma oranları, dahili bilimler tanısı konulan hastaların oranlarına göre yüksek bulundu (p<0,05). Sonuç: Yaşlı hastalarda klinik semptomlar silik ve atipik prezentasyonlar sık olduğundan karın ağrısı ile gelen hastaları acil patolojik durumlardan ayırt edebilmek için hekimlerin, yaşla birlikte olan fizyolojik değişiklikleri bilmesi gerektiğini ve yaşlı hastaları daha dikkatli değerlendirmeleri gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: Acil servis, Geriatrik hasta, Karın ağrısı

Acil servis-hastaneAcil tıpGeriatri+4
Mehmet Işık
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çukurova Üniversitesi eğitim aile sağlığı merkezine başvuran bireylerin hasta merkezlilik algıları ve memnuniyet düzeyleri

ÖZET Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezine Başvuran Bireylerin Hasta Merkezlilik Algıları ve Memnuniyet Düzeyleri Amaç: Bu çalışmada Çukurova Üniversitesi Eğitim Aile Sağlığı Merkezinde sunulan hizmetlerin hasta merkezli yaklaşım açısından bireyler tarafından nasıl algılandığının gösterilmesi, hizmet alanların memnuniyet düzeylerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Kesitsel tipte yapılan çalışmada veriler Mart 2020'de Çukurova Üniversitesi 047 ve 051 numaralı Eğitim Aile Sağlığı Merkezlerinde toplanmıştır. Hesaplanan örneklem büyüklüğüne (n=244) ulaşmak için basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Yaşanan COVID-19 pandemisi nedeniyle çalışma erken sonlandırılmıştır. Çalışmaya katılanlara Patients Evaluate General/ Family Practice Ölçeği ve Hastanın Hasta Merkezlilik Algısı Ölçeği-Yeniden gözden geçirilmiş formu uygulanmıştır. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 109 katılımcının yaş ortalaması 25,9 10,07, % 71,6'sı öğrenci, % 51,4'ü kadın olup (% 16,5) düzenli ilaç kullanımı gerektiren bir hastalığı olduğunu belirtmiştir. Katılımcıların % 89,9'unun Eğitim Aile Sağlığı Merkezine kayıtlı olduğu saptanmıştır. Hasta memnuniyetinde "Sağlık Hizmet Organizasyonu" boyutu (3,931,47) dışında bütün boyutlarda (Doktor-Hasta İlişkisi, Sağlık Hizmeti Sunumu, Enformasyon ve Destek, Ulaşılabilirlik, Genel Değerlendirme, Memnuniyet Ortalaması) 5 üzerinden 4'ten yüksek bulunmuştur. Yaş, medeni durum ve kronik hastalık olup olmaması durumuna göre memnuniyet düzeyleri arasında anlamlı farklar görülmüştür. Yirmi altı ve üzeri yaştaki katılımcıların daha küçük yaştaki katılımcılara göre, evli katılımcıların bekarlara göre, kronik hastalığı olan katılımcıların olmayanlara göre sağlık hizmeti açısından daha memnun oldukları görülmüştür (p=0,001, p=0,012, p=0,024). Çalışmaya katılanların hasta merkezlilik algılarına genel olarak bakıldığında hasta merkezlilik algısı ortalama puanı 4 üzerinden 1,51±0,528 olarak bulunmuştur. Personel ve diğer katılımcıların hasta merkezlilik algıları öğrencilere göre anlamlı derecede yüksek olarak bulunmuştur (p=0,021). Uygulanan hasta merkezlilik algısı ile memnuniyet ölçeklerinin toplam puanları arasında ise orta düzeyde korelasyon olduğu görülmüştür (rs=-0,567, p=0,0001). Sonuç: Katılımcıların genel olarak Eğitim Aile Sağlığı Merkezinde verilen bakım hizmetinden memnun oldukları ve klinik yaklaşımda hasta merkezlilik deneyimlerinin yüksek olduğu görülmüştür. Hasta memnuniyetinin; yaş, medeni durum ve kronik hastalığa sahip olma durumuna göre, hasta merkezlilik algısının ise; öğrenci olma veya çalışma durumlarına göre hastaların sosyodemografik özellikleriyle ilişkili olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Aile hekimliği, Eğitim Aile Sağlığı Merkezi, hasta memnuniyeti, hasta merkezlilik algısı

Aile hekimliğiAile sağlığı merkeziHasta başvurusu+3
Cansen Aydın
Çukurova University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gebelik ve postpartum dönemde akut kritik şikayetle acil servise başvuran hastaların prospektif analizi

Gebelik ve Postpartum Dönemde Akut Kritik Şikayetle Acil Servise Başvuran Hastaların Prospektif Analizi Amaç: Çalışmamız kapsamında Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Servisine kritik şikayetle başvuran gebelerin demografik ve klinik bilgilerini derlemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Anabilim Dalı'nda Mart 2020 – Aralık 2020 tarihleri arasında, Çukurova Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulundan onay alınarak prospektif olarak yapılmıştır. Çalışmaya, kliniğimize akut kritik şikayetlerle başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 74 gebe dahil edilmiştir. Çalışma kapsamında veriler, hastalardan anamnez alınarak, ilgili bölümlere yapılan konsültasyon notları değerlendirilerek, Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS) tanı kodları incelenerek ve laboratuvar sonuçları kaydedilerek elde edilmiştir. Bulgular: Çalışma sonucunda 74 gebenin verileri derlenmiştir. Gebelerin ortalama yaşı 30,4 yıl olarak saptanmıştır. Gebelerin özgeçmişine bakıldığında toplam 9 gebede hipertansiyon, astım ve epilepsi hastalıkları tespit edilmiştir. Kritik şikayetle başvuran gebeler arasında en büyük grubu 3. Trimester döneminde bulunan gebeler oluşturmaktadır. Başvuru sırasında ortalama gebelik haftası 30,8 olarak saptanmıştır. Gebelerin başvuru şikayetleri incelendiğinde en fazla şikayetin vajinal kanama (n=21, %28.4 ) olduğu görülmüştür. Gebelere mevcut başvuruları sırasında en fazla konulan tanı ise preeklampsi olmuştur (%23). Acil Servis başvurusu sırasında en fazla konsültasyon istenen klinik Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniğidir. Gebelerin 70'i Kadın Hastalıkları ve Doğum servisine yatırılmıştır. Gebelerin 44'ü Acil Servis başvuru ve sonrasındaki yatış sürecinde doğum yapmıştır ve ortalama doğum haftası 33 olarak tespit edilmiştir. Doğan bebeklerin 6'sı ölü doğum, 15'i sağlıklı doğum olarak gerçeklemiş olup 23'ü Yenidoğan Yoğun Bakıma yatırılmıştır. Ölü doğan bebeklerin ortalama doğum haftası 25,35±6.18 olarak saptanmıştır. Gebelerden alınan hemogram ve biyokimya örneklerinin sonuçları ile bebeğin son durumu karşılaştırıldığında ölü doğum yapan gebelerin kan HCO3 değeri diğer gruplara göre anlamlı olarak daha düşük olarak bulunmuştur. (p<0.05) Beyaz küre değerinin ise ölü doğum yapan gebelerde, diğer gruplara göre anlamlı yüksek olduğu saptanmıştır. (p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda acil servise kritik şikayetle başvuran gebelerin, en sık başvuru nedeninin vajinal kanama olduğu tespit edilmiştir. Bebek ve anne sağlığı açısından bu hastalara hızlı kadın doğum konsültasyonu yapılmalıdır. Gebelerin yapılan rutin tetkiklerinin yanı sıra, özellikle venöz kan gazında, sodyum bikarbonat değerinin ölü doğum yapan anneler de anlamlı düşük bulunması, hekimler açısından uyarıcı bir parametre olarak düşünülebilir. Aynı zamanda ölü doğum yapan gebelerde saptanan venöz kan gazında sodyum bikarbonat düşüklüğü, ağır fetal distresin bir labaratuvar göstergesi olabilir mi sorusunu akla getirmektedir. Sonuç olarak, bu konuda yapılacak daha kapsamlı çalışmalar ile elde edilecek veriler, bölgemizde sık görülen hastalık profilllerinin de belirlenerek anne ve bebek sağlığının iyileşmesine katkıda bulunacaktır. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Doğum, Epidemiyoloji, Gebelik, Kritik

Acil servis-hastaneAcil tıpDoğum+4
Serkan Arıcan
Çukurova University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gastrointestinal sistemde yabancı madde nedeniyle başvuran hastaların demografik ve klinik özelliklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmamızda 01.01.2000-01.01.2020 arasındaki 20 yıllık süreçte kliniğimizde yabancı cisim yutma nedeniyle yatırılarak izlenen 499 olgu incelenmiştir. Bu olgular arasında özofagusta yabancı cisim nedeniyle operasyona alınan 252 vaka ağırlıklı olarak incelenmiştir. Bu 252 vakada en sık şikâyet ağrılı yutkunma (odinofaji) (%36), tükürüğünü yutamama (%25,3), kusma (%18,6), göğüs ağrısı (%8,7), öksürük (%4,7) olarak tespit edildi, olguların yarısından fazlasının (%51,4) aktif bir şikâyeti yoktu. 18 olguda operasyon sırasında özofagoskopiye gerek kalmadan laringoskop yardımıyda magill penseti ile yabancı cisim çıkarıldı. 215 olguda yabancı cisim özofagoskop ile çıkarılırken 19 olguda özofagusta yabancı cisim tespit edilemedi. 9 olguda komplikasyonlar ve GİS'te uzun bekleme nedeniyle laparotomi yapılarak yabancı cisim çıkarıldı. Her olgu tüm özellikleriyle kendi özelinde değerlendirilerek en uygun tedavi yolu çizilerek hastalar hızlı bir şekilde tedavi edilmelidir. Yabancı cisim yutmanın kısmen önlenebilir bir patoloji olduğu göz önüne alınarak, çocukların daha güvenli çevrede sağlıklı olarak büyümeleri için radikal ve multidisipliner önlemlere ihtiyaç duyulmaktadır.

BataryaDemografiGastrointestinal sistem+4
Bilal Arıkbaşı
Manisa Celal Bayar University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Manisa'da hava kirliliğinin acil servise başvuran çocuklarda solunum yakınmalarına etkisi

Özet Giriş : Dış ortam hava kirliliği çocukluk çağında, solunum yolu hastalıkları başta olmak üzere birçok akut ya da kronik hastalığı neden olabilir. Bu araştırma, hava kirliliği ile çocuklarda akut solunum yolu hastalıkları arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amacıyla planlanmıştır. Yöntem: Bu araştırmaya, 1 Ocak 2017-31 Aralık 2017 tarihleri arasında Manisa ilinde acil servise solunum yolu yakınmaları ile başvuran olgular dahil edildi. Araştırmada hava kirliliği indikatörleri olarak PM10 ve SO2 seçilmiştir. İndikatörlere ilişkin günlük veriler, çalışmanın yapıldığı ilin Hava Kalitesi İzleme İstasyonları Web Sitesi'nden alındı. Araştırmada hava kirliliği indikatörleri olarak PM10 ve SO2 seçilmiştir. İndikatörlere ilişkin günlük veriler, çalışmanın yapıldığı ilin Hava Kalitesi İzleme İstasyonları Web Sitesi'nden alındı.Toplanan veriler ışığında ölçülen PM10 ve SO2 konsantrasyonları ile çocuklardaki solunum yolları yakınmaları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bulgular: Bu araştırmaya 38696 olgu dahil edildi. Hava kirliliğinin en yoğun olduğu aylar kış dönemine aittir. Ay bazında yapılan değerlendirmelerde PM10 değerinin 118.40±6.55 μg/m³ ile Kasım ayında en yüksek seviyeye ulaştığı görülmektedir. Yine ay bazında yapılan değerlendirmelerde SO2 değerinin 16.00±1.14 μg/m³ ile Kasım ayında en yüksek seviyeye ulaştığı görülmektedir . Çocuk acillere başvuru sıklığı değerlendirildiğinde 4144 çocuk ile en fazla başvurunun ekim ayında yapıldığı belirlenmiştir PM10 ve SO2 konsantrasyonları ile solunum yakınmaları ile hastanelere başvuran çocuk sayısı arasında aynı yönlü anlamlı ilişkiler saptandı. (p<.05) PM10 ve SO2 konsantrasyonları çocuklarda akut nazofarenjit nezle, akut üst solunum yolu enfeksiyonu, akut bronşit, akut bronşiolit, otitis media ve astımı artırmaktaydı.Tanı sıklığı değerlendirildiğinde %45.6 sıklık oranı ile akut üst solunum yolu enfeksiyonu idi. Sonuç: Dış ortam hava kirliliğine ait olan parametreler çocukluk çağında akut solunum yolu bulgularının artmasına ve kronik hastalıkların akut alevlenmesine yol açmaktadır. Acil servis başvuruları da bu doğrultuda değişmektedir. Bu nedenle çocukların yaşam ortamları oluşturulurken bu gözetilmelidir.

Acil servis-hastaneAcil tıpBelirti ve semptomlar+5
Şuayip Bora Kunay
Manisa Celal Bayar University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde gebe polikliniğine başvuran gebelerde OGTT farkındalık düzeyinin değerlendirilmesi

Amaç: Gestasyonel diyabet gebelikte sık karşılaşılan durum olup anne ve bebek için gebelik sürecinde, hem doğum sırasında, hem de hayatlarının ilerleyen dönemlerinde birçok riski beraberinde getirir. Tanısı konulduğunda komplikasyonlarının önlenebileceği bir bozukluk olan GDM'nin gebelikte OGTT ile taramasının yapılması ve gerekli önlemlerin zamanında alınması büyük önem arz etmektedir. Çalışmamızdaki amacımız Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi gebe polikliniğine başvuran gebelerin GDM hakkındaki bilgi düzeylerinin, bilgi edinme yollarının, OGTT yaptırmak istemeyen gebelerin oranının, yaptırmak istememe sebeplerinin, medyanın sağlık fikirleri üzerine olan etkilerinin tespit edilmesidir. Gereç-Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel özellikte olan araştırmamız Kasım 2020-Mart 2021 tarihleri arasında Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde gebe polikliniğine başvuran gebelerle yürütülmüştür. Çalışmaya katılmak istememek, 18 yaş altında olmak, yabancı uyruklu olmak, diyabet tanılı olmak dışlama kriteri olarak belirlenmiştir. Gebelere içerisinde sosyodemografik bilgilerin, obstetrik özelliklerinin de olduğu OGTT ve GDM ile ilgili toplam 31 soru yöneltilmiştir. Bulgular: Yaş ortalaması 28,77±5,6 olan 344 gebe çalışmaya dahil edildi. Gebelerin %64,8'inin OGTT'nin nasıl yapıldığını bildiği, % 50,9'unun OGTT yaptırmak istemediği ve %5,2'sinin bu konuda kararsız olduğu saptanmıştır. OGTT ile ilgili bilgiyi gebelerin %61,6'sı doktorundan edindiğini ifade etmiştir. Gebelerin %20,3'ü OGTT zararlıdır yanıtını vermiştir ve gebelerin %16,6'sı da zarar konusu hakkında kararsız olduğunu belirtmiştir. OGTT'nin zararlı olduğunu düşünenlerin %80'inin testi yaptırmadığı veya yaptırmayı düşünmediği belirlenmiştir. OGTT zararlıdır 10 diyenlerin daha yüksek oranda testi yaptırmak istemediği görülmüştür(p<0,001). OGTT'nin zararlı olduğunu düşünenlerin %57,1'i çevresinden, %5,7'si televizyon programlarından, %4,3'ü sağlık çalışanlarından OGTT zararlıdır fikrini edindiği tespit edilmiştir. Sonuç: Gebelerin doğruluğu kesin olmayan ve literatüre dayanmayan bilgilerden yola çıkarak kendilerine ve bebeklerine zarar vereceği endişesi nedeniyle OGTT yaptırmak istemedikleri ve bu durumun eğitim düzeyi ile diğer sosyodemografik faktörlerden etkilenmediği saptanmıştır. Gebelerde OGTT konusunda yeterli bilgi ve farkındalıklarının olmadığı ve sağlık personelinin gebeleri bu konuda yeterince bilgilendirmediği görülmektedir. Toplumdaki OGTT ve GDM hakkındaki bilgi eksikliğinin giderilmesinde sağlık çalışanlarına, sağlık yöneticilerine ve medyaya önemli görevler düşmektedir. Farkındalığın oluşması için prenatal dönemden başlayarak gebelik esnasında halkın yanlış bilgi edinmesinin önüne geçecek programlar ortaya koyulması ve bu konudaki bilgi kirliliğinin ortadan kaldırılması gerekmektedir.

Diabet-gebelik sırasındaDiabetes mellitusDüzce+4
Emine Hızarcı Tavlı
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Periyodik sağlık muayenesi için başvuran hastaların laboratuvar sonuçlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Aile hekimliği polikliniğine PSM (Periyodik Sağlık Muayenesi) amaçlı başvuran ve sağlıklı görünen hastalardan istenen rutin laboratuvar tetkiklerinin değerlendirilmesi ve bu sonuçlara dayanarak konulan tanıların saptanması, rutin periyodik sağlık muayene aralıkları dışında istenen tetkiklerin dördüncül koruma ve aşırı teşhis (over diagnosis) konseptinde incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel özellikte olan araştırmamız Ocak 2017-Aralık 2018 tarihleri arasında bir üniversite hastanesindeki aile hekimliği polikliniğine başvuran 18 yaşından büyük, asemptomatik, kronik hastalığı olmayan, gebe olmayan hastaların rutin laboratuvar tetkiklerinin retrospektif olarak değerlendirilmesi şeklinde yürütülmüştür. Bulgular: 1415 kişi çalışmaya dahil edildi. Hastaların büyük bir çoğunluğu kadındı (%75,5). En sık saptanan laboratuvar anomalileri; 890 kişide 25-OH Vitamin D eksikliği (<20ng/mL), 876 kişide LDL yüksekliği (>100mg/dL), 847 kişide ferritin düşüklüğü (<30ng/ml), 524 kişide sınırda Vitamin B12 eksikliği (200-300pg/mL), 491 kişide Vitamin B12 eksikliği (<200pg/mL), 465 kişide total kolesterol yüksekliği (>200mg/dL), 361 kişide 25-OH Vitamin D yetersizliği (20-30ng/mL), 300 kişide trigliserid yüksekliği (>150mg/dL) ve 236 kişide Bozulmuş Açlık Glukozu olarak saptandı. Bir hasta hariç diğer tüm hastalarda en az 1 laboratuvar anomalisi saptandı. Sonuç: Kronik hastalığı ve şikayeti olmayan hastalarda rutin standart (şablon) laboratuvar tetkikleriyle sağlık muayenesi, etkili ve kanıta dayalı bir yöntem değildir. Bu yaklaşım, uygun olmayan tetkik istemleri ve girişimlere sebep olarak hem hastayı hem de sağlık sistemini olumsuz yönde etkiler. Hastalara, risk faktörleri ve sosyodemografik özelliklere göre kişiselleştirilmiş PSM uygulanmalıdır. Yapılandırılmış PSM ile bahsedilen zararların önüne geçebilmek, hastayı yakından tanıyan ve düzenli takip etme imkanına sahip aile hekimlerinin önemli bir görevidir. Ayrıca; sağlıklı görünen bireylerde demir eksikliği, Vitamin B12 eksikliği, 25-OH Vitamin D eksikliği, dislipidemi oranları oldukça yüksektir. Geniş kapsamlı prevalans çalışmalarına ihtiyaç mevcuttur. Bu eksikliklerin tanı ve tedavisinin mortalite ve morbiditeye katkısı olup olmadığını, aşırı teşhis(over diagnosis), etiketlenme(Labeling) ve hastalarda oluşturduğu anksiyete gibi olası zararlarını araştıracak çalışmalara ihtiyaç vardır.

Dördüncül korumaFizik muayeneHasta başvurusu+5
Muhammet Reşat Nesim Noristani
Düzce University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil servislerde meydana gelen tekrarlayan başvuruların araştırılması

AMAÇ: Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne(AS) 1 Ocak 2007-31 Aralık 2017 tarihleri arasında başvuru yapmış hastaların verilerini inceleyerek başvuru sıklığını ve acil servisi uygunsuz kullanan hastaların oranını saptamayı amaçladık. Bu sayede çalışma sonunda elde ettiğimiz bulgular değerlendirilerek acil servis yoğunluğuna yönelik önlemler almak mümkün olabilecektir. GEREÇ VE YÖNTEM: Bu retrospektif kesitsel çalışma 01.01.2007-31.21.2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servis'inde yapıldı. Hastalara ait veriler Hastane Bilgi Yönetim Sistemi'nden(HBYS) alınarak excel dosyasına kaydedildi. Veriler Statistical Package for Social Sciences-20(SPSS-20) ve Joinpoint yazılımının 4.7.0 versiyonu kullanarak analiz edildi. Tüm karşılaştırmalarda P<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. AS'ye 1 yıllık bir süre içerisinde 4 veya daha fazla başvuru yapan hastalar sık kullanıcı olarak tanımlandı. Yıllık 4 veya daha fazla başvurusu olup bu başvuruların %50 veya daha fazlası taburculukla sonuçlanan hastalaruygunsuz kullanıcı olarak tanımlanmıştır. BULGULAR: Çalışmanın kapsadığı 2007-2017yılları arasında acil servisimize 1.266.535 hasta başvurusu oldu. Bu başvuruların %52.22'sini kadın hastalar,47.78'ini erkek hastalar tarafından yapıldı. Kadın hastalar son 11 yılda erkek hastalardan daha sık başvurdu ve bu oran istatiksel olarak anlamlı bulundu. Başvuru sayısındaki artış oranı yıllık %22 oldu. Kadın ve erkek hastalarda artış oranları sırasıyla %22 ve %23 bulundu. Hastaların %12.5'i sık kullanıcı olarak tanımlandı ve bu hastalar tüm başvuruların %38'ini oluşturdu. AS'yi uygunsuz kullanan hastalar tüm hastaların %9.8 'ini oluşturdu ve bu hastalar tüm başvuruların %30'undan sorumludur. Komorbiditesi olan hastalar acil servisi daha az sıklıkta kullanmıştır(%11) ve bu hastalar acil servisi daha az oranda suistimal etmiştir(%8).Tüm hastalarla karşılaştırıldığında bu oranlar istatistiksel olarak anlamlı bulundu. TARTIŞMA VE SONUÇ: Türkiye'de acil servislerdeki yoğunluk artarak devam etmektedir. Bu yoğunluğun çeşitli sebepleri bulunmaktadır. AS'ye sık başvuru yapan hastalar acil servislerdeki yoğunluğun önemli bir kısmından sorumlu tutulmaktadır. Bu hasta grubunda acil servisi uygunsuz kullanım oranı çok yüksektir. Politika yapıcıların ve sağlık sunucuların acil servislerdeki yoğunluğa yönelik çözüm oluştururken sık başvuru yapan hasta grubunu gözönünde bulundurmalarını önermekteyiz. Literatürde bu hasta grubuna yönelik birtakım çözümler sunulmaktadır. İlk çözüm, daha rasyonel kararlar almalarına yardımcı olmak için sağlık hizmetlerinin uygun kullanımı ile ilgili hasta eğitimi idi. İkinci öneri, düzenli çalışma saatleri dışındaki bakımın sürekliliğini artırarak sağlık sistemini yeniden düzenlemekti. Üçüncü öneri, AS'ye, hastaların birinci basamak polikliniklerden (BBP) sevk zinciri ile yönlendirilmesi. Son olarak, önerilen AS'lerin yakınında BBP yapıları kurmaktı. Bu şekilde hastalar AS triyajından sonra veya doğrudan BBP'lere erişebilirler. Hekim sayısının artırılması, hastaların kalış sürelerinin kısaltılması gibi hastane politikalarının geliştirilmesi ve yardımcı sağlık personeli sayısının artırılması da ek öneriler arasındadır. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, Sık başvuru, Uygunsuz kullanım

Acil servis-hastaneAcil tıpGaziantep+2
Abdullah Salman
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Genel durum bozukluğu ile acil servise başvuran hastaların değerlendirilmesi ve hotel, WPS, REMS skorlarının bu hastalarda mortaliteyi öngörme düzeylerinin karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Genel durum bozukluğu triyaj sürecinde sık görülen bir şikayettir. Genel durum bozukluğu, sağlık ve esenlikte spesifik olmayan bir düşüşü tanımlar ve acil servisteki yaşlı hastalarda yaygındır. Bu çalışmada, acil servise genel durum bozukluğu şikayeti ile başvuran hastaların genel değerlendirilmesinin yapılması ve bu hastaların mortalitelerini öngörebilecek skorlama sistemlerinin prognostik değerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Düzce Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi acil servisine 01.03.2021-01.06.2021 tarihleri arasında genel durum bozukluğu şikayeti ile başvuran ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 137 hasta üzerinde tek merkezli ve prospektif olarak gerçekleştirilmiştir. Acil servise genel durum bozukluğu şikayeti ile gelen hastaların ateş, nabız, tansiyon, ortalama arter basıncı, oksijen satürasyonu, solunum sayısı, EKG, bağımsız ayakta duramama, GKS, yaş ve cinsiyeti sorgulanmıştır. Hastaların vital bulgularının yanı sıra tanımlayıcı demografik özellikleri de not edilmiştir. Bunun yanında hastanın; Glasgow Koma Skalası (GKS), HOTEL skoru, Hızlı Acil Tıp Skoru (REMS), Worthing Fizyolojik Skorlama Sistemi (WPS) değerlendirilmiştir. GDB ile başvuran hastaların 1 aylık mortalite durumları, MV ihtiyaçları ve YBÜ ihtiyaçları not edildi. İstatistiksel değerlendirmede Pearson Ki Kare Testi, Yates Düzeltmesi, Fisher's Exact Testi, Bağımsız Örnekler T Testi, Mann Whitney U Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Kruskal Wallis H Testi, Univariate ve Multivariate model olarak binary lojistik regresyon analizi uygulanmıştır ve HOTEL, REMS, WPS skorlarının mortaliteyi belirlemedeki değerini ölçmek için Receiver Operating Characteristic (ROC) eğrileri çizilmiştir. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 alınmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılan toplamda 137 hastanın yaş ortalaması 75,13 ± 13,99 olarak tespit edilmiş olup hastaların %50,4'ü (n=69) erkektir. Genel durum bozukluğu şikayetiyle olan başvuruların; %64,2'si (n=88) hafta içi, %88,3'ü (n=121) ambulans ile ve %67,2'si (n=92) kırmızı triyaj şeklinde olmuştur. Exitus durumlarına göre sonlanım değişkeni farklılık göstermektedir (p=0,039). Exitus olanların %33,3'ü (n=24) taburcu olurken exitus olmayanların %47,7'si (n=31) taburcu olmuştur. Mortalite durumlarına göre HOTEL skorları farklılık göstermektedir (p=0,004). 1 ay içerisinde mortalite gerçekleşenlerde HOTEL skoru ortanca değeri 2 iken, yaşayanlarda 2 olarak bulunmuştur. 1 ay içerisinde mortalite gerçekleşenlerin REMS skoru yaşayanların skorundan anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur (p=0,007). Mortalite durumuna göre WPS skorları açısından farklılık görülmemiştir (p=0,425). Exitus durumlarına etki eden risk faktörleri univariate ve multivariate model olarak binary lojistik regresyon analizi ile incelenmiştir. Univariate analiz sonucunda Exitus durumlarında hiçbir faktörün, bağımsız risk faktörü olmadığı elde edilmiştir (p>0,005). Exitus olma durumuna göre HOTEL değeri üzerinden yapılan ROC analizine göre kesme değeri (cut-off) 1 olarak bulunmuştur. Bu cut-off değerindeki duyarlılık %78,08, özgüllük ise %43,75 olarak bulunmuştur. Exitus olma durumuna göre REMS değeri üzerinden yapılan ROC analizine göre cut-off değeri 8 olarak bulunmuştur. Bu cut-off değerindeki duyarlılık %47,95, özgüllük ise %71,87 olarak bulunmuştur. HOTEL skorunun öngörme düzeyinin (AUC=0,644), REMS skorunun (AUC=0,635) düzeyinden yüksek olduğu görülmüştür. Aynı zamanda exitus olma durumuna göre WPS değeri üzerinden yapılan ROC analizinde anlamlı farklılık görülmemiştir (p=0,337; AUC=0,547). Sonuç: Bu çalışma, genel durum bozukluğu ile başvuran hastaların ölüm riskinin yüksek olduğunu göstermektedir. Acil serviste triyaj planlanırken bu durum dikkate alınmalıdır. Aynı zamanda genel durum bozukluğu olan hastalarda mortalitenin tahmininde hem HOTEL hem de REMS skorlama sistemlerinin iyi prognostik değere sahip olduğu gösterilmiştir. Her ne kadar HOTEL skorunun AUC değeri REMS skorunun AUC değerinden daha fazla olsa da bu farklılığın çok az olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Genel durum bozukluğu, acil servis, HOTEL, WPS, REMS

Acil servis-hastaneAcil tıpHasta başvurusu+3
Emine Aykol
Düzce University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Polikliniğine başvuran hastalarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Polikliniğine başvuran hastalarda anksiyete, depresyon, benlik saygısı ve yaşam kalitesi ölçek puanlarının değerlendirilmesi ve bu sonuçların hastalık grupları, yaş ve cinsiyet bakımından kontrol grubuyla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza 538 hasta ile 180 kontrol grubu olmak üzere toplam 718 kişi dâhil edilmiştir. Tüm katılanların 326'u (%45,4) kız, 392'si (%54,6) erkekti. Hastaların yaş ortalaması 11,62±2,59 yıl iken kontrol grubunun yaş ortalaması 11,63±2,41 yıl bulunmuştur. Hastalar karşılaştırma yapılabilmesi amacıyla üç tanı başlığı altında toplanmıştır. Bunlar; hematolojik maligniteler, anemiler ve kanama ve pıhtılaşma bozukluklarıdır. Hastaların doldurdukları ölçeklerin sonuçları hem hasta gruplarının kendi arasında hem de kontrol grubuyla karşılaştırılmıştır. Yaşam kalitesi ölçek toplam puanı(ÖTP), fiziksel sağlık toplam puanı (FSTP), psikososyal sağlık toplam puanı (PSTP)ve Kovacs depresyon ölçeği sonuçlarında hasta grupları ile kontrol grubu arasında anlamlı farklılık saptanmıştır(p<0,05). Ancak Rosenberg Benlik Saygısı sonuçları ve Sürekli Anksiyete Ölçeği sonuçlarında hasta grupları ile Kontrol grubu arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır(p>0,05).FSTP sonuçları kanama ve pıhtılaşma bozuklukları hastalarında diğer gruplara göre daha düşüktür. Kovacs depresyon ölçeği değerlerinde kontrol grubu ortalaması hasta gruplarından anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Hasta grupları arasında ise anlamlı farklılık saptanmamıştır. Tüm katılımcılar değerlendirildiğinde cinsiyete göre tüm ölçeklerde istatistiksel olarak farklılık saptanmamıştır(p>0,05). Kanama ve pıhtılaşma bozuklukları hastalık grubunda Kovacs Depresyon Ölçeğinde anlamlı fark izlenmiş olup kızlarda yüksek bulunmuştur(p=0,006). Benzer şekilde kızlarda sürekli anksiyete ölçeği sonuçları anlamlı olarak yüksek bulunmuştur(p=0,001). Hasta gruplarında 8-12 ve 13-18 yaş gruplarına göre değerlendirmede Kovacs Depresyon Ölçeği sonuçları, kanama ve pıhtılaşma bozuklukları hasta grubunda ve anemiler grubunda 13-18 yaş grubu yüksek bulunmuştur. Hematolojik malignitelerde 13-18 yaş grubunda FSTP sonuçları 8-12 yaş grubuna göre düşük bulunmuştur(p=0,001).Rosenberg Benlik Saygısı sonuçları kanama ve pıhtılaşma bozuklukları ile hematolojik malignitelerde yüksek bulunmuştur.Bu ölçekte yüksek skor düşük özsaygıyı göstermektedir. ÖTP anemiler grubunda 13-18 yaş grubunda daha düşük saptanmıştır(p=0,005).Kontrol grubunda 8-12 ve 13-18 yaş gruplarına göre değerlendirmede sadece anksiyete ölçeğinde anlamlı farklılık saptanmıştır(p=0,001). Buna göre 13 -18 yaş grubu anksiyete değerleri daha yüksektir. Sonuç olarak; çocuk hematoloji polikliniğine tanıları birbirinden çok farklı hastalar başvurmaktadır. Hastaların yaşam kalitesi, depresyon, anksiyete ve benlik saygısı ölçeklerinin arasındaki farklılık, farklı tanılardaki hastalara yaklaşımımızı etkileyerek tanı, tedavi ve takipteki başarımızı yükselteceği düşüncesindeyiz.

AnksiyeteDepresyonHasta başvurusu+4
Feza Demir
Gaziantep University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp polikliniğine kupa tedavisi için başvuran hastalarda, tedavinin kronik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkisinin, fiziksel tıp ve rehabilitasyon polikliniğine benzer şikayetlerle başvuran hastalarla karşılaştırılması

Bu çalışmada; yaş kupa tedavisinin kronik ağrı ve yaşam kalitesi üzerine olan etkilerini fizik tedavi ajanlarından transkutanöz elektriksel sinir uyarımı + sıcak paket alan hastalarla karşılaştırmak, birbirlerine etki üstünlüğü olup olmadığını belirlemek ve ülkemizin bu konudaki verilerine katkı sağlamak amaçlandı. Tek merkezli, prospektif, Eylül 2019-Nisan 2020 tarihleri arasında yapılan , müdahale tipindeki çalışmaya, Necip Fazıl Şehir Hastanesi geleneksel tamamlayıcı tıp ve fizik tedavi polikliniklerine bel ağrısı, boyun ağrısı, kas spazmı şikayetleriyle başvuran ve araştırmaya katılmayı kabul eden kişilerden her grupta 45 er kişi olmak üzere toplam 90 kişi alındı. Katılımcılara uygulama öncesi, sonrası 1. hafta, 1.ay ve 3. ayda McGill Ağrı Ölçeği Kısa Formu ve Kısa Form-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) araştırıcı tarafından uygulandı. Her iki grupta yaş, cinsiyet, çocuk sayısı, medeni durum, öğrenim durumu, meslek, vücut kitle indeksi, sigara kullanımı ve ağrının sebebi yönünden fark yoktu (p<0,05). McGill Ağrı Ölçeği alt ölçekleri karşılaştırıldığında, tedavi sonrası 1. haftada yaş kupa tedavisi grubunda 4 alt ölçekteki azalma fizik tedavi grubuna göre anlamlı düzeyde fazlaydı (p<0,05). Tedavi sonrası birinci ay ve üçüncü ayda ise her iki grup arasında fark belirlenmedi (p>0,05). SF-36 Yaşam Kalitesi 8 alt ölçek puanlarında üç aylık tedavi sonucunda fizik tedavi grubunda 4 alt ölçekte, yaş kupa grubunda ise 7 alt ölçekte anlamlı artış saptandı (p<0,05). Tedavi öncesi skorlarla karşılaştırıldığında tedavi sonrası 3. ayda McGill Ağrı Ölçeği 2 alt ölçekte fizik tedavi alanların ağrı skorlarındaki değişimi anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,05) ve fizik tedavinin ağrı üzerine etkinliği daha belirgindi (RE=1,16 (GA:1,01-1,44), RE=1,35(GA:1,1-1,41)). Kısa Form 36 ölçeğinde ise fizik tedavi alanlarda ağrı alt skorundaki değişim anlamlı olarak daha fazlaydı (p<0,05) ve fizik tedavinin ağrı üzerine etkinliği daha belirgindi (RE=1,45(GA:1,12-2,37), ruhsal sağlık alt ölçeğinde ise kupa tedavisi alanlarda skor değişimi 3,72 kat daha fazlaydı (p<0,05) (RE=3,72 (GA:1,69-4,31)). Yaş kupa tedavisi grubunda ağrı 1. haftada belirgin azalırken 1. ay ve 3. ayda stabil seyretti, fizik tedavide ise tedrici bir azalma oldu. Ağrının 1.haftada yaş kupa alanlarda daha fazla azalmasının oluşan vazodilatasyonun kas aktivitesini azaltarak akut dönemde bir rahatlama oluşturduğu, psikolojik rahatlamanın da düşüşte etkisi olduğu düşünülmektedir. Yine, SF-36 ölçeğinde yaş kupa alan grupta daha fazla alt ölçekte iyileşme olmasının, tedavi öncesinde de 3 alt ölçekteki skorlarının fizik tedavi grubuna göre zaten yüksek olması ve fizik tedavi grubunda daha fazla ağrıya işaret eden 'sürekli ağrım var' diyenlerin fazla olmasından kaynaklandığı düşünülmektedir. Ruhsal sağlığa iyi geldiği belirlenen yaş kupa tedavisinin ilgili branş ile koordineli çalışmasının daha uygun olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Transkutanöz Elektriksel Sinir Uyarımı, Yaş Kupa Tedavisi, McGill, SF-36

AğrıFiziksel tıpHasta başvurusu+7
Çağrı Burcu Açıkgöz
Gaziantep University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi acil servisine başvuran pnömotoraks tanılı hastaların analizi

DÜZCE ÜNİVERSİTESİ TIP FAKÜLTESİ ACİL SERVİSİNE BAŞVURAN PNÖMOTORAKS TANILI HASTALARIN ANALİZİ Giriş ve Amaç: Pnömotoraks (PNX) akciğerin pariyetal ve visseral zarları arasındaki boşlukta serbest hava artışı oluşması ve buna bağlı akciğer kollapsı olarak tanımlanır. Acil servise nefes darlığı, göğüs ağrısı gibi şikayetlerle başvuran hastalarda ayrıcı tanıda önemli bir yere sahip olan pnömotoraks, hayatı tehdit edebilecek sonuçlara yol açabilir. Acil servise başvuran pnömotorakslı olguların geriye dönük olarak ayrıntılı bir analizi yapılarak; günlük acil tıp pratiğinde hekime tanı, tedavi, takip ve prognoz tahmininde yardımcı olabilmek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Servisi'ne 01.04.2014 – 01.04.2017 tarihleri arasında başvuran pnömotoraks tanısı alan 18 yaş ve üstü tüm olgular çalışmaya dâhil edilmiş olup toplamda 147 olgu incelenmiştir. Çalışmamız retroprospektif bir kesitsel çalışma olarak tasarlanmıştır. Hastalara ait fizik muayene ve anamnez bulguları, elektrokardiyografi örnekleri, rutin kan tetkikleri, direkt grafi ve tomoğrafi verileri, uygulanan tedaviler, hastanede yatış ve takip süreleri hastane bilgi işlem-işletim sisteminden, hasta dosyalarından, arşivdeki verilerden yararlanılarak, incelenmiştir. Elde edilen verilerin çeşitli istatiksel testler ile anlamlılığı değerlendirilmiştir. iii Bulgular: Araştırmaya katılan 147 kişinin %84,4'ü (n=130) erkektir. Katılımcıların %32,7'si (n=48) trafik kazası, %25,9'u (n=38) spontan pnömotoraks, %23,1'i (n=34) düşme ve %18,4'ü diğer bir sebeple acile başvurmuştur. Hastaların PAAC grafileri %16,3'ü (n=24) normal sınırlarda, %32,0'ı (n=47) sağ hemitoraksta, %16,3'ü (n=24) sol hemitoraksta pnömotoraks saptanmıştır. Toraks BT sonuçlarında ise sağ hemitoraksta %48,2 (n=71), sol hemitoraksta %42,8 (n=63), her iki hemitoraksta %8,8 (n=13) pnömotoraks saptanmıştır. Spontan pnömotoraks ile başvuran hastalarda pnömotoraks boyutunun >%20 olma oranı anlamlı şekilde daha fazladır (p<0,001). Acil servise başvuru anında çekilen EKG'de anormal bulgular tespit edilme oranı pnömotoraks boyutu >%20 olan hastalarda anlamlı şekilde daha fazladır (p=0,004). Sonuç: Pnömotoraks tüm hekimlerin karşılaşabileceği, acil hekimlerinin gözden kaçırmaması gereken ve acil müdahale gerektiren bir patolojidir. Pnömotoraks tedavisinde oksijen ile gözlem, iğne aspirasyonu, perkütan aspirasyon kateteri, tüp torakostomi, VATS ve torakotomi gibi geniş yelpazede tedavi yöntemleri kullanılmaktadır. Pnömotoraks tedavisinde etiyoloji, pnömotoraks boyutu ve kliniğe göre karar verilmelidir. Tedavide hedeflenen akciğerin tam reekspansiyonunun sağlanması, semptomların ortadan kaldırılması, komplikasyonların önlenmesi ve nüksleri önlemektir. Anahtar kelimeler: Pnömotoraks, Boyut, EKG, PAAC, Tedavi

Acil servis-hastaneAcil tıpAkciğer+6
Salih Karakoyun
Düzce University
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına başvuran bireylerin tutumları, başvurma nedenleri ve memnuniyet düzeylerinin incelenmesi

Amaç; Bu çalışmanın amacı geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulama merkezine başvuran bireylerin tutumlarını, başvurma nedenlerini ve memnuniyet düzeylerini incelemektir. Yöntem; Tanımlayıcı tarzda olan bu çalışma; Elazığ Eğitim ve Araştırma Hastanesi Akşemseddin Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Merkezine Kasım 2017-Mart 2018 tarihleri arasında başvuran gönüllü 261 birey ile yürütülmüştür. Çalışmada bireylere "Sosyo-Demografik Özellikler Soru Formu", "Geleneksel ve Tamamlayıcı Tıp Uygulamaları Kullanım Formu " ve "Tutum ve Memnuniyet Değerlendirme Formu" bölümlerinden oluşan anket formu uygulanmıştır. Anket formundan elde edilen veriler SPSS 15.0 paket programına kodlanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra kategorik değişkenler için ki-kare analizi, bağımlı gruplarda ise Wilcoxon İşaretli Sıralar testi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 49,07±14,60 olup katılımcıların %57,5' i kadın, %28,0'ı üniversite mezunu ve üzeri, %43,7'sinin gelir durumu iyidir. Bireylerin % 85,4'ü geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının fayda sağlayacağını, %72,8'i bu uygulamaları kendini iyi hissettiren uygulamalar olduğunu belirtmişlerdir. Bireylerin geleneksel ve tamamlayıcı tıp (GETAT) uygulamalarına yönelik tutumlarının olumlu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına başvuru sebeplerinde ilk olarak; genel sağlık ve iyilik halini artırmak (%19,1), ikinci olarak ağrıları gidermek (%18,9) yer almaktadır. Bireylerin %58,2'sinin geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarına devam etmeyi düşündüğü, % 60,9' unun ise yakın çevrelerine, arkadaşlarına tavsiye ettikleri belirlenmiştir. Bireylerin memnuniyet düzeylerinin olumlu olduğu saptanmıştır. Ağrı ile başvuranların memnuniyet düzeyleri incelendiğinde ağrı skorlarının düştüğü tespit edilmiştir. Bireylerin GETAT uygulama öncesi Visuel Analog Skala (VAS) değerleri 7,48±1,35 iken GETAT uygulamaları sonrası 4,66±2,15'e düştüğü görülmektedir. Sonuç: Geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamalarının bireylerin tutumları ve memnuniyet düzeylerini olumlu yönde etkilediği kanısına varılmıştır. Başvuru sebeplerinde çoğunlukla genel iyilik halini artırmak ve ağrının yer aldığı görülmüştür.

Hasta başvurusuHasta memnuniyetiHastalar+3
Kübra Nur Kılıç
Fırat University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Acil servise 24 saat içinde aynı yakınma ile tekrar başvuruların değerlendirilmesi: Bir devlet hastanesi örneği

Acil Servise 24 Saat İçinde Aynı Yakınma ile Tekrar Başvuruların Değerlendirilmesi: Bir Devlet Hastanesi Örneği Çalışmanın Amacı; Tuzla Devlet Hastanesi acil servisine; 24 saat içerisinde ayni/benzer yakınma ile tekrar başvuran hastaların hızını ve yaygın tekrar başvuru nedenlerini değerlendirmek ana amacı ile planlanmıştır. Elde edilen veriler doğrultusunda acil servis hizmetlerinin ileriye yönelik daha verimli, hızlı, kaliteli, maliyet etkin sunulmasına ve tekrar başvuru oranının düşmesine yönelik benzer çalışmalara katkı sağlamak, acil serviste hizmet sunumu ve hasta bakımında kalitenin izlenmesi ve değerlendirilmesine, hasta ve çalışan memnuniyetine ışık tutmak diğer hedeflerimizdir. Çalışmanın Yöntemi; Kesitsel, Retrospektif gözlemsel bir çalışmadır. Araştırma 01. 01. 2016 ve 31.12. 2016 tarihleri arasında Tuzla Devlet Hastanesi Acil Servisine Aynı Yakınma ile Tekrar Başvuran Hastalardan oluşmaktadır. Veriler hastane bilgi yönetim sistemin(HBYS) den taranmıştır. Çalışmanın Bulguları; Yapılan araştırma sonucunda %27,7' si (n=473) kadın, %72,3' ü (n=1234) erkek olmak üzere Acil Servise 24 saat içinde aynı şikâyet ile başvuran 1707 hastayı kapsamaktadır. Hastaların yaşları 1 ile 118 yıl arasında değişmekte olup, ortalaması 33,62±16,59 yıldır. Bu hastaların %81,2' sinin (n=1386) 18-64 yaş arasında olduğu, %91,7' sinin (n=1566) sağlık güvencesinin SGK olduğu, %58,7' sinin (n=1002) mesai dışında başvurduğu, %2,1' inde (n=36) konsültasyon görüldüğü, %10,5' inin (n=180) ağustos ayında başvurduğu saptandı. Bu hastalara konulan tanıların %17,7' sine (n=302) idari amaçlar için muayene, %14,5' ine (n=247) akut üst solunum yolu enfeksiyonu, tanımlanmamış, %12,5' ine (n=213) idari amaçlar için diğer muayeneler, %4,7' sine (n=81) diğer yumuşak doku bozuklukları, başka yerde sınıflanmamış, %4,4' üne (n=75) üst solunum yolu hastalıkları, %3,8' ine (n=65) renal kolik, tanımlanmamış ve %3,5' ine (n=60) gastroenterit ve kolit, enfektif olmayan, tanımlanmamış tanılar konulmuştur. Çalışmanın sonucu; Tuzla Devlet Hastanesi Acil Servise aynı yakınma ile başvuran hasta oranı yüzde 0.0054 olarak bulunmuştur. Acil servise aynı şikayetle tekrar başvuru acil yoğunluğunu arttırmaktadır. Çalışmamızda elde ettiğimiz veriler ışığında özellikle idari amaçlı muayenelerin tekrar başvuruyu arttırdığını bulduk. Çalışmada elde ettiğimiz ikinci en sık başvuru nedeni ise; üst solunum yolu enfeksiyonudur (ÜSYE). Elde ettiğimiz veriler ışığında idari amaçlı muayeneler için ayrı bir poliklinik açılabilir. ÜSYE ile başvuru yapan hastalara taburculuk eğitimi verilerek sayının azaltılabileceğini gözlemledik. ANAHTAR KELİMELER: Tekrar Başvuru, Acil Servis

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+3
Sefer Özenir
Acıbadem University · Institute of Health Sciences
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Halsizlikle başvuranlarda halsizlik algısı ve hasta yönetimindeki rolü

Amaç: Bu çalışmada halsizlik şikayeti ile başvuran hastalarda halsizlik algısının değerlendirilerek halsizlik şiddeti, sosyodemografik özellikler, öykü, fizik muayene (FM) ve laboratuvar bulgularıyla ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Haziran 2016 – Haziran 2017 tarihleri arasında Karadeniz Teknik Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniğinde kesitsel bir araştırma olarak yürütüldü. En az 1 aydır halsizlik şikayeti olan 18 yaş ve üzerindeki gönüllü bireylerin (n=116) halsizlik algıları araştırmacılar tarafından oluşturulan yapılandırılmış bir anket formu ile değerlendirildi. Bunun yanında katılımcılara Yorgunluk Şiddet Ölçeği ve Bireysel Dayanıklılık Kontrol Listesi anketleri yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulandı. Bu hastaların öykü, FM ve laboratuvar sonuçlarını içeren poliklinik kayıtları da çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Katılımcıların yaş ortalaması 29,5 ± 9,8 yıldı ve %87,9'u kadındı. Hastaların halsizlik derken ne demek istedikleri ve halsizlik şikayetlerinin neleri içerdiği sorgulandığında en sık "yorgunluk", "enerji eksikliği" ve "uykusuzluk, uyku hali, uyuma isteği" cevaplarının verildiği görüldü. Halsizlik ölçeklerinden en yüksek puanı alan ifade her tarafına iğne batıyormuş hissi idi. Poliklinik kayıtları incelendiğinde hastaların %72,8'inin uyku sorunu olduğunu belirttiği, %69'unun ise depresyon taramasının pozitif olduğu tespit edildi. Katılımcıların %84,5'inde D vitamini eksikliği mevcuttu. Halsizlik algılarının olası etiyolojik faktörlerle ilişkisi incelendiğinde bunların çoğunluğunun depresyon riski ile ilişkili olduğu görüldü. Depresyon riski ile en fazla ilişkili halsizlik algıları "psikolojik çökkünlük", "hayattan bezme, yılgınlık", "ayakta bile duramama" ifadeleriydi. Sonuç: Halsizlikle karşılaşma sıklığı göz önüne alındığında aile hekimlerinin bu semptomu tek bir kalıp olarak görmek yerine içeriğini sorgulaması ve hastayı anlamaya çalışması hem hasta yönetimini kolaylaştırması hem de gereksiz sağlık harcamalarının önüne geçmesi açısından önemlidir.

Aile hekimliğiAile hekimliğiAlgı+5
Ceyhun Yurtsever
Karadeniz Technical University
2017
00

Related subjects