Patient admission

98 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Akut iskemik inmede hastaneye başvuru süresini etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Bu araştırmada akut iskemik inme tanısı ile hastaneye yatan hastalarda ilk şikayetlerin başlamasından hastaneye başvuruya kadar geçen süre ve bu süreyi etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma Haziran 2019- Ekim 2019 tarihleri arasında bir devlet hastanesinin nöroloji servisinde tedavi gören 111 iskemik inme hastası ile yürütülmüştür. Veriler hasta ve yardım arama davranışında bulunan kişilerin sosyodemografik özellikleri, inme risk faktörleri ve inme belirtileri bilgilerini kapsayan "Hasta Bilgi Formu" ile "Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü İnme Skalası (NIHSS)" ve "Sağlık Algısı Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir.Çalışmadaki hastaların yaş ortalaması 68,24±11,15 yıl olup, %50,5'i kadındır. İnme belirtilerinin başlamasından sonra hastaların %72,1'i iki saat içinde hastaneye ulaşmıştır. Hastanın gelir durumunun orta düzeyde olması, belirti başlangıç zamanını hatırlaması, hastaneye gelmeye/yardım çağırmaya karar verme süresinin kısa olması, hastaneye gelmeye/yardım aramaya karar verdikten sonra hastaneye ulaşım süresinin kısa olması, hastaneye başvuru saatinin 08.00-17.00 arasında olması, yardım çağrısında bulunan bireyin evli olması, gelir durumunun orta düzeyde olması halinde hastaneye erken başvuru daha fazladır (p<0,05). Hastanın inme belirtilerini bilmesi, hipertansiyon ve diyabet hastalığının olması, warfarin kullanması, ilk belirtilerin hasta tarafından farkedilmesi, belirtiler başladığında hastanın yalnız olması, NIHSS puanının yüksek olması, inmenin anlama güçlüğü belirtisi ile başlaması halinde hastaneye başvuruda daha fazla gecikme yaşanmıştır (p<0,05). Yardım arama davranışında bulunan bireylerin sağlık algıları hastaneye erken başvuru yapanlarda farklı bulunmamıştır (p>0,05). Anahtar kelimeler: İnme, hastane öncesi dönem, hemşirelik, sağlık algısı

AlgıHasta başvurusuHemşirelik+2
Ebru Macit
Tekirdağ Namık Kemal University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesinde eklem ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda otoimmün hastalık tanısına yönelik kullanılan immünolojik ve hematolojik parametrelerin irdelenmesi

Amaç: Çevresel ya da yapısal nedenlere bağlı olarak gelişen eklem ağrıları günümüzde toplumda sık görülen rahatsızlıklardan biridir. Sistemik Otoimmün Hastalıklar eklemlerin de yaygın tutulumuna bağlı olarak eklem ağrısı şikayeti ile hastalarca çok sık hastaneye başvuru nedeni olmaktadır. Bu hastalıkların tanısında ve tedavi izleminde otoantikor testleri büyük öneme sahiptir. Bu sebeple Anti nükleer antikor (ANA) testleri en sık istenen, altın standart tarama testleri olarak bilinmektedir. Ayrıca otoimmün hastalık tanı ve aktivitesinin değerlendirilmesinde Anti- CCP (Anti- Siklik sitrüllenmiş peptid) antikorları, RF (Romatoid Faktör) antikorları ve ESH (Eritrosit Sedimantasyon Hızı), CRP (C- reaktif protein) gibi belirteçler de yaygın olarak bakılmaktadır. Bu çalışmada üniversite hastanemize eklem ağrısı şikayeti ile başvuran hastalarda otoimmün hastalık tanısını desteklemeye yönelik hastanemizde kullanılagelen immünolojik ve hematolojik laboratuvar test sonuçlarının birbirleri arasında ilişki olup olmadığını incelemeyi amaçladık. Bunun için önce ANA IIF (İndirekt İmmünoflorasans) testi pozitifliğinin sıklığı, titresi ve patern dağılımını belirlemeyi, sonrasında ESH, CRP ve RF gibi diğer laboratuvar parametrelerinin ve cinsiyetin ANA ve Anti- CCP ile ilişkisini belirlemeyi hedefledik. Materyal ve Metot: Çalışmamız retrospektif tanımlayıcı tipte bir araştırma olup Ocak 2018 ile Eylül 2022 tarihleri arasında Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne eklem ağrısı şikayeti ile başvuran ve ANA IIF ile Anti-CCP testi çalışılan 848 hastaya ait sonuçlar değerlendirilmiştir. Çalışmamız iki aşamalı olacak şekilde planlandı. İlk aşamada çalışmaya dahil edilen hastaların ANA IIF ve Anti-CCP test sonuçları değerlendirilerek gruplandırıldı. ANA nükleer patern pozitif saptanan hastalar kendi içinde incelenerek ANA nükleer patern pozitif ve Anti-CCP pozitifliğine göre paternleri ve titreleri açısından değerlendirildi. İkinci aşamada ANA açısından ANA nükleer paterne göre pozitif, ANA sitoplazmik/mitotik paterne göre pozitif ve ANA negatif, Anti-CCP açısından Anti-CCP pozitif ve Anti-CCP negatif olarak hastalar toplamda 6 gruba ayrıldı. Bu gruplar kendi aralarına cinsiyet, ESH, RF ve CRP pozitifliği açısından karşılaştırıldı. Bulgular: 848 hastanın 585'inin (%69) ANA IIF testi pozitif, 268'inin (%31,6) Anti-CCP testi pozitif saptandı. ANA pozitif saptanan 585 hastanın ise 517'si (%88,4), Anti-CCP pozitif saptanan 268 hastanın 226'sı (%84,3) kadınlardan oluşmaktadır. ANA nükleer boyanma paterni olarak en fazla 181 (%31,5) ile ince benekli (AC-4) patern görülmüştür. ANA nükleer patern titresi olarak en çok 320 (%55,6) ile +1 titresi tespit edilmiştir. Kadın cinsiyette otoantikor pozitifliği daha sık görülmüş, özellikle ANA nükleer patern pozitif gruplarda anti- CCP pozitif gruplardan oran olarak daha yüksek olduğunu saptadık. RF pozitifliğinin ANA nükleer patern pozitifliğine göre anti-CCP pozitifliği ile anlamlı düzeyde ilişkili olduğunu tespit ettik (p<0,05). ESH ve CRP pozitifliğinin hem ANA nükleer patern pozitif hem anti-CCP pozitif olan grupta en yüksek tespit edilmelerinden dolayı her ikisinin de ESH ve CRP pozitifliğinde kümülatif etkisi olabileceğini fakat anti-CCP pozitif olan gruplarda daha yüksek olmalarından dolayı ANA nükleer patern pozitifliğine göre anti-CCP pozitifliği ile anlamlı düzeyde ilişkili olduklarını saptadık (p<0,05). Sonuçlar: Eklem ağrısı şikayetiyle başvuran hastalarda immünolojik ve hematolojik laboratuvar testleri tanı ve takipte önem taşımaktadır. Çalışmamızda buna yönelik ANA, Anti-CCP, RF, ESH ve CRP değerlendirilmiş, RF, ESH ve CRP pozitifliğinin Anti-CCP pozitifliği ile anlamlı ilişki gösterdiği saptanmıştır. Bu sonuçlar ve çalışmamızın sınırlılıkları da göz önüne alındığında prospektif ve kontrol grubu içeren daha fazla hasta sayısına sahip çalışmaların yapılması gerektiği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: Eklem ağrısı, Otoimmün hastalık, ANA, Anti- CCP

AğrıEklem ağrısıEklem hastalıkları+7
Beyza Keskin Doğan
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Kalabalık acil servisler için yeni bir triyaj sistemi; öztriyaj

Aciliyetin belirleyicisi hastadır ve hastanın aciliyet algısı acil servis başvuruları ile direk ilişkilidir. Hastanın yüksek aciliyet algısı, uygunsuz acil başvurularına ve hastane kalabalığına neden olur. Düşük aciliyet algısı ise, hastanın acil bakım hizmeti arayışlarına engel olarak, morbidite ve mortaliteyi arttırabilir. Bu çalışmada hastaya triyaj yaptırılarak, hastanın aciliyet algısını, sağlık personeli aciliyet değerlendirmesi ile karşılaştırmak amaçlandı. 1 Haziran 2018 ile 15 Kasım 2018 tarihleri arasında, Hacettepe Üniversitesi Acil Tıp Anabilim Dalı'na başvuran 18 yaşından büyük, bilinci açık, sağlık personeli triyajına göre T1 veya T2 triyaj kategorisinde olmayan, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, onam formu alınmış hastalar çalışmaya dahil edildi. Hastalardan, ortalama bekleme sürelerinin de verildiği beşli triyaj kategorisinden, kendi aciliyetlerine en uygun triyaj kategorisini seçmeleri istendi. Hasta triyajı ile sağlık personelinin yaptığı triyaj karşılaştırıldığında; hastaların %26'sının (n=769) sağlık personeli ile aynı triyaj kategorisini seçerek uyumlu triyaj yaptığı, %67'sinin (n=2012) yüksek triyaj yaptığı, %6'sının (n=178) ise düşük triyaj yaptığı tespit edildi. Bu çalışmada, hastaların aciliyet algısı ile sağlık personelinin aciliyet değerlendirmesinin farklı olduğu saptandı (kappa=0,041, ağırlıklı kappa=0,1585). Kadın cinsiyet, daha düşük yaş ortalaması, travma dışı nedenler ile başvuru, ayaktan başvuru ve taburcu sonlanımı, yüksek triyaj ile ilişkili bulundu. Bir kategori yüksek hasta triyajı ile bir kategori düşük hasta triyajının uyumlu hasta triyajına dahil edilmesiyle oluşturulan 'genişletilmiş uyumlu hasta triyaj grubu' ile sağlık personeli triyajının karşılaştırmasında da, uyumsuzluğun devam ettiği saptandı (kappa=0,1133). Toplumun bilgilendirilmesi ve farkındalığın arttırılması, orta ve uzun vadede hastanın aciliyet algısının iyileştirilmesine katkıda bulunabilir. Aile hekimleri tarafından yüz yüze, telefon veya mail yoluyla ya da teletıp gibi yöntemler ile hastalara sağlık durumlarının aciliyetleri hakkında danışmanlık hizmetinin verilmesi ise, kısa ve orta vadede etkili olabilecek çözümlerdir.

Acil servis-hastaneAcil tıpAcil tıp servisleri+3
Aslı Bilge İpek
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi dokümantasyonun sağlık kurumları açısından önemi ve bir uygulama: Kamu ve özel hastane çalışanlarının tıbbi kayıt sistemine yönelik tutumları

Sağlık kuruluşlarında birbirlerinden farklı düzey ve alanlarda birçok tıbbi doküman kullanılmaktadır. Sunulan sağlık hizmetlerinin hayati bir değer taşıması beraberinde tıbbi dokümantasyon süreçlerinin de etkin ve düzenli yönetimini ve kullanımını gerektirmektedir. Tıbbi dokümanların hastalar açısından bu derece öneminin yanı sıra sağlık çalışanları, sağlık kuruluşları, adli tıp, halk sağlığı ve eğitim çalışmaları yönünden de büyük bir öneme sahiptir. Bu çalışmada; İstanbul ili Bakırköy bölgesinde bulunan kamu ve özel hastanelerde çalışan hekim ve diğer uygulayıcı personellerin tıbbi dokümantasyon süreçlerine ilişkin tutumlarının ortaya konulması amaçlanmıştır. Bu amaçla 450 kişiye 34 soruluk anket uygulanmıştır. Elde edilen veriler ''SPSS for Windows 22.00'' programı ile analiz edilmiştir. Demografik değişkenlere ait analizlerde t-testi ve ANOVA testi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda araştırmamızdaki üç değişken olan ''Form Tıbbi Kayıt Sistemine Yönelik Tutum'' , ''Elektronik Tıbbi Kayıt Sistemine Yönelik Tutum'' ve ''Kalite ve Akreditasyon Açısında Tıbbi Kayıt Sistemine Yönelik Tutum'' Uygulayıcı sağlık çalışanlarının demografik özelliklere göre algılama düzeylerinde farklılıklar olduğu tespit edilmiştir. Özellikle meslek grubu tıbbi sekreter olanların, kurum açısından özel hastane çalışanlarının ve gelir düzeyleri açısından ise asgari ücret seviyesinde çalışanlarının tüm boyutlarda diğerlerine göre algılama düzeyleri açısından daha yüksek puan verdikleri tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Tıbbi kayıt, Elektronik Tıbbi Kayıt, Kalite, Akreditasyon

DokümantasyonElektronik sağlık kayıtlarıHasta kabul+6
İsmet Karakaya
İstanbul Arel University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumları arasındaki ilişki

Bu çalışmada 0-1 yaş çocuğu olan ebeveynlerin kırılgan bebek algısı ile sağlık kurumlarına başvuru durumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı, kesitsel olarak yapılmıştır. Çalışmanın örneklemini Diyarbakır ilinde yer alan bir hastanenin çocuk polikliniğine başvuran bir hafta-bir yaş arasında bebeği olan 200 ebeveyn oluşturmaktadır. Çalışmanın yapılabilmesi için etik kurul, kurum izni ve ebeveynlerden izin alınmıştır. Veriler, Sosyodemografik Özellikler Bilgi Formu ve Kırılgan Bebek Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle elde edilmiştir. Veriler, IBM SPSS V23 programında bağımsız gruplarda t testi, korelasyon ve lineer regresyon analizi kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmaya katılan annelerin %41.5'u 25-35 yaş grubunda, %45'i lise mezunu, %77.5'i ev hanımı ve ortalama çocuk sayısı 2,5 ± 1,1'dir. Bebeklerin %53'ü kız, %72.5'inin doğum ağırlığı 2500-4000 gram aralığında ve %69 'unun gestasyon haftası 38-42 haftadır. Çalışmaya katılan annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ortalaması 33.9±4.6 olarak elde edilmiştir. Annelerin kırılgan bebek algısı ölçeği puanı ile sağlık kurumuna başvuru sıklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p=0,477). Bu çalışmada annelerin bebek kırılganlığı algısı puanının yüksek olduğu belirlenmiştir. Annelerin bebek kırılganlığı algısına yönelik müdahale çalışmalarının yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kırılgan bebek ölçeği, ebeveyn, kırılgan bebek, hemşirelik

AlgıAna-babaAna-çocuk ilişkisi+5
Nihat Teğin
Harran University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Acil Servisi'ne kafa travması nedeniyle başvuran hastaların retrospektif analizi

Giriş: Travmalar dünya çapında gerek morbidite gerekse mortalite bakımından önemli bir halk sağlığı sorunudur. Kafa travmaları ise hafif kafa yaralanmalarından travmaya bağlı beyin hasarına kadar çok çeşitli yaralanmalara yol açabilir. Kafa travmaları her yıl önemli sayıda ölüme, geçici ve kalıcı sakatlığa neden olmaktadır. Amaç: Çalışmamızda kafa travmasına maruz kalan hastaların epidemiyolojik verilerini ortaya çıkarmayı, kafa travması sonucu BT'de patolojiye işaret edebilecek klinik parametreleri saptamayı ve bu hastaların acilde kalış sürelerini, hastaların son durumlarının ortaya çıkarılmasını hedefledik. Yöntem: Van YYÜTF Araştırma Hastanesi Erişkin Acil Servisi'ne 01 Ocak 2016 - 30 Haziran 2019 tarihleri arasında kafa travması nedeniyle başvuran ve beyin cerrahi bölümüne konsülte edilen hastaların bilgileri hastane otomasyon sistemi kullanılarak geriye dönük olarak incelendi. Çalışmaya dahil edilen hastaların hastane otomasyon sisteminden; yaş, cinsiyet, travma oluş mekanizması, amnezi, bilinç kaybı, baş ağrısı, kusma, otoraji, alkol, antikoagülan ilaç kullanımı, koagülopati ve beyin cerrahi operasyon öyküsü, GKS, baş dönmesi, nörolojik muayenede oryantasyon bozukluğu, kafa muayene bulguları, ek sistem travması, BBT sonuçları, acilde kalış süresi, beyin cerrahisi konsültasyon istemleri, konsültasyon sonuçları, hastaneye yatış kayıtları incelendi. Bulgular: Çalışmaya 822 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen kafa travmalı hastaların 587'si (%71,4) erkek, 235'i (%28,6) kadın idi. Vakaların çoğunluğu 13 ay-18 yaş arasındaydı. En sık travma mekanizması trafik kazası, en sık şikayet baş ağrısı, glaskow koma skoruna göre en sık saptanan hafif kafa travmalı hasta grubu olmuştur. Sonuç: Kafa travmasıyla başvuran tüm vakalar titizlikle incelenmeli, GKS 15 olan vakalarda bile bilinç takibi ve BBT seçeneğinden azami derecede faydalanılmalıdır. Acile basvuran hastaların hastane kayıtları epidemiyolojik veriler ve adli işlemler açısından özenle ve eksiksiz doldurulmalıdır

Acil servis-hastaneEpidemiyolojik faktörlerHasta başvurusu+4
Veysel Eskin
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnfluenza benzeri hastalıkla hastaneye başvuran hastalarda, modifiye erken uyarı skoru (MEUS) ve nutrisyonel risk tarama skorunun (NRS-2002) hastanede kalış süresini öngörme ve mortalite üzerine etkisi

Bu çalışmada influenza benzeri hastalıkla hastaneye başvuran hastalarda, başvuru anındaki MEUS ve NRS-2002 skorlarının hastaların hastanede yatış süresini öngörme ve mortalite üzerinde etkisini incelemek amaçlanmıştır. Prospektif çalışmamızda, Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları servislerinde ve acil serviste yatan influenza benzeri hastalık (İBH) ile ilişkili tanı kodlarına sahip hastalar taranmıştır. İBH semptom kriterlerini karşılayan hastalar içerisinden onamı alınıp anket uygulanabilen hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. 2019-2020 influenza sezonunda 64, 2020-2021 influenza sezonunda ise 104 hasta alınmıştır. 2019-2020 sezonunda çalışmaya alınan 64 hastanın %31,2' sinde (20) influenza saptanmıştır. 2020-2021 sezonunda çalışmaya dahil edilen 104 hastanın 97'sinin solunum örnekleri çalışılabilmiş ve 65'inde (%67) SARS-CoV-2'ye rastlanmıştır. 2020-2021 sezonunda hiç influenza tespit edilememiştir. İBH nedenli hastaneye başvuran hastalarda en sık sistemik semptom halsizlik; en sık solunumsal semptom öksürük olduğu görülmüştür. En sık komorbiditeler KVH, diyabet ve KOAH olduğu görülmüştür. MEUS ve NRS-2002 skorlarının hastanede kalış süresi ve mortalite üzerine etkisi olmadığı görülmüştür. İnfluenza pozitiflerin negatiflere göre sağkalımı daha düşük; SARS-CoV-2 pozitif hastaların negatiflere göre hastane yatış süresi daha uzun olduğu görülmüştür. COVID-19 hastalarının, influenza hastalarına göre daha genç ve daha az ek hastalığı olduğu görülmüştür. İnfluenza hastalarında, KOAH ve nörolojik hastalıkların COVID-19 hastalarına göre daha fazla olduğu saptanmıştır. İnfluenza ve COVID-19 hastalarının MEUS, NRS-2002 değerleri, yatış süreleri ve sağkalım açısından benzer olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: İBH, COVID-19, İnfluenza, MEUS, NRS-2002.

BeslenmeCOVID 19Hasta başvurusu+5
Mehmet Çakmak
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir sanayi kentinde 2016-2020 yılları hava kirliliği düzeylerinin solunum yolları hastalıkları nedenli hastane başvurularına etkisinin çapraz vaka kontrol çalışma dizaynı ile incelenmesi

Bu çalışmada bir sanayi kentinde solunum sistemi hastalıkları nedenli 2016-2020 yılları arasında hastane başvuruları, hava kirliliği ve meteorolojik verilerinin bazı özellikleri ile hastane başvurularına hava kirletici (PM₁₀) düzeylerinin etkisi incelenmiştir. Araştırma gözlemsel ekolojik bir çalışmadır ve çalışmada case crossover tasarımı kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan veriler ilgili birimlerden izin alınarak alınmıştır. İlde ölçüm yapan 3 istasyona ait PM₁₀ ve SO₂ düzeylerinin yıllık ortalamaları büyük çoğunlukta limit değerlerin üzerinde bulunmuştur. İle ait meteorolojik ve hava kirliliği parametreleri arasında yapılan korelasyon analizinde parametreler arasında çeşitli düzeylerde istatistiksel anlamlı ilişki bulunmuştur. Araştırmanın ilk bölümünde 8224 hastane başvurusu, ikinci bölüm case crossover yöntem analizinde koşullu lojistik regresyon modeline 7065 başvuru dahil edilmiştir. 5 yıllık toplam 8224 başvurunun %73,8'i Astım, %26,2'si KOAH nedenlidir. Astım nedeniyle toplam başvuranların %68,8'i kadın, KOAH nedeniyle başvuranların %74,8'i erkektir. Hastalıklara göre başvurular ile yaş ve cinsiyet arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki bulunmaktadır. Koşullu lojistik regresyon analizi sonuçlarına göre; 2 günlük lag periyodunda PM₁₀'da 10 µg/m³ artışa maruz kalma ile 5 yıllık toplam Astım ve KOAH başvuruları arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sıcak sezonda 2 günlük lag periyodunda PM₁₀ seviyelerinde 10µg/m³'lük artış KOAH nedenli başvuruları 0,66 kat azalttığı bulunmuştur. 2020 pandemi yılı modelden çıkarıldığında, tüm yıllarda başvuru ve kontrol günleri öncesi 2 günlük dönemde PM₁₀ düzeyinde 10 µg/m³'lük artış ile KOAH tanılı başvurular arasında istatistiksel anlamlı bir ilişki saptanmıştır. PM₁₀ düzeyinde 10 µg/m³'lük artışa maruz kalmanın KOAH başvurularını 1,22 kat arttırdığı bulunmuştur. 4 yıllık analizde Astım başvuruları ile 2 günlük dönemde PM₁₀ düzeyinde 10 µg/m³'lük artışa maruz kalım arasında ilişki bulunmamıştır. Anahtar Kelimeler: Hava kirliliği, Astım, KOAH, Case-crossover, Hastane başvuruları

Acil servis-hastaneAkciğer hastalıkları-obstrüktifAstım+7
Tuğba Demir
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İzole lökopeni nedeni ile başvuran hastalarda etiyolojinin saptanması

Bu çalışmadaki amacımız izole, spesifik olmayan (özellikle nötropeniye bağlanamayan) lökopeninin klinik ile ilişkisini değerlendirmek ve hasta yönetiminde faydalı olacak bir algoritma oluşturabilmektir. Bu retrospektif veri tarama çalışmasında 201419 yılları arasında Hacettepe Üniversitesi İç Hastalıkları Anabilim Dalı Hematoloji Polikliniğine lökopeni nedeniyle başvuran hastalar değerlendirildi. Eşlik eden (demir eksikliği dışı) anemi veya trombositopenisi olanlar dışlandı. Bu şekilde belirlenen vakalarda ve özellikle tanısal zorluk doğuran nötropenik olmayan vakalarda yapılan klinik ve laboratuar değerlendirme sonuçları ve varsa ulaşılan nihai tanılar gözden geçirildi. Sonuç olarak çalışmaya dağılımda belirgin kadın hakimiyeti olacak şekilde 169 hasta dahil edildi (144 kadın, 25 erkek, ortanca yaş 49 [17-82]). Bunların 110 (%65,1) kadarında (95 kadın, 15 erkek) nötrofil sayısı 1500/µl veya üstündeydi. Bu şekilde nötropenik olmayan hastalarda lökopeni gelişmesinde katkısı olduğu düşünülen faktörler şu şekildeydi: 24 hastada (%21,8) demir eksikliği anemisi, 19 hastada (%17,3) otoimmün/otoinflamatuvar (tiroid dışı) hastalık, 24 hastada (%21,8) otoimmün tiroid hastalığı, 3 hastada (%2,7) otoimmün laboratuar bozukluğu, 14 hastada (%12,7) ilaçlar, 6 hastada (%5,5) enfeksiyon, 3 hastada (%2,7) hematopoietik bozukluk, 3 hastada (%2,7) hipersplenizm, 2 hastada (%1,8) radyoterapi sekeli, 2 hastada (%1,8) B12 eksikliği. 44 (%40) hastada neden belirlenemedi. Öte yandan <1500/µl nötrofil sayısı olan hastalardaki (49 kadın, 10 erkek) etiyolojik dağılım şu şekildeydi: 6 hastada (%10,2) demir eksikliği anemisi, 10 hastada (%17) otoimmün/otoinflamatuar (tiroid dışı) hastalık, 3 hastada (%5,1) otoimmün tiroid hastalığı,5 hastada (%8,5) otoimmün laboratuar bozukluğu, 5 hastada (%8,5) ilaçlar, 4 hastada (%6,8) enfeksiyon, 7 hastada (%11,9) hematopoietik bozukluk, 1 hastada (%1,7) hipersplenizm, 1 hastada (%1,7) radyoterapi sekeli, 1 hastada (%1,7) B12 eksikliği. 28 hastada (%47,5) neden belirlenemedi. Nötropenisi olan hastalarda klinisyenin kemik iliği incelemesi kararını daha kolay aldığı tespit edildi. İzole anti-nükleer antikor (ANA) pozitifliği de (29 hasta) otoimmünite lehinde değerlendirilmek suretiyle 169 hastadan 91'inde (%53,8) otoimmünite tanısı veya laboratuar bulgusu vardı. Bu lökopenik hasta kohortumuzdaki kadınlarda otoimmünite sıklığı erkeklerden belirgin olarak daha yüksekti. Dolayısıyla otoimmün problemlerle ilişkili lökopeninin kadınlarda belirgin olarak daha sık olduğu ve bu sık etiyolojik faktörden dolayı izole lökopeninin kadınlarda daha yüksek oranda gelişebildiği düşünüldü. Anahtar Sözcükler: Lökopeni, nötropeni, otoimmünite

EtyolojiHasta başvurusuLökopeni+2
Gülay Mart
Hacettepe University
2020
00
Master'sOpen AccessTR

ICECAP-O kapasite ölçeğinin [ICEpop CAPability measure for older people (ICECAP-o)] Türkçe'ye uyarlanması ve sağlık kurumuna başvuran yaşlılarda geçerlik-güvenilirlik çalışması

Dünyada yaş ortalamasının giderek artmasıyla yaşlı hastaların değerlendirilmesi ve bakımı daha da önem kazanmaktadır. Beklenen yaşam süresinin artması yaşlı bireylerde hayat kalitesini artırma ve fonksiyonel bağımsızlığı sürdürmenin önemini artırmaktadır. Son yıllarda gündeme gelen kapasite kavramı, kişinin gerçekleştirebileceği farklı işlevler bileşimini ve bunlar içinden tercihini yansıtmaktadır. Yaşlılar için kapasite değerlendirme ölçeği olarak geliştirilen ICECAP-O [ICEpop CAPability measure for Older people] Ölçeği, sağlıktan ziyade, daha geniş anlamda tanımlanan refah/iyilik durumu üzerine odaklanmaktadır. Bu araştırmada sağlık kuruluşuna başvuran 65 yaş ve üzerindeki kişilerde ICECAP-O Kapasite Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlanması ve geçerlik-güvenirliğinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma tarihleri arasında Ankara'daki bir eğitim araştırma hastanesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran 65 yaş ve üzerindeki 239 kişiye, sosyodemografik özelliklerini ve sağlık durumu sorgulayan anket formu uygulanmıştır. Buna ek olarak mental iyilik durumunu değerlendiren Genel Sağlık Anketi-12, yaşam kalitesini değerlendiren EQ-5D-3L Ölçekleri ile Türkçe'ye uyarlanan yaşlılarda kapasite ölçeği ICECAP-O uygulanmıştır. ICECAP-O Ölçeği'nin Türkçe'ye uyarlamasının gerçekleştirildiği bu araştırmada, ICECAP-O Türkçe versiyonunun hem güvenirlik hem geçerlik açısından toplam puan ve bazı alanlarda orta-iyi düzeyde kabul edilebilir olduğu gösterilmiştir. ICECAP-O Ölçeği'ninTürkçe versiyonu ile GSA-12 ve EQ-5D-3L, EQ-VAS arasında güçlü ve anlamlı korelasyon saptanmıştır. Bu araştırmada yaş, emeklilik durumu, eğitim durumu, medeni durum, gelir durumu, düzenli fiziksel aktivite yapıp yapmama, kronik hastalık varlığı, multimorbidite, ilaç kullanma durumu ve mutluluk düzeyinin ICECAP-O Ölçek puanı, bir başka deyişle kişinin kapasitesi ile ilişkili olduğu saptanmıştır

GeçerlikHasta başvurusuKapasite+5
Aylin Baydar Artantaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağında kronik öksürük nedeniyle başvuran hastaların tanı ve izlemi

Öksürük, tüm dünyada çocukluk çağında en sık hastaneye başvuru sebeplerinden biridir. Altta yatan basit bir sebepten kaynaklanabileceği gibi, yaşamı tehdit eden ve erken tanı konulamadığı takdirde geri dönüşümsüz sonuçlar ortaya çıkarabilen önemli hastalıkların da habercisi olabilir. Aileler ve hastalar için psikolojik hasar oluşturmakta, sağlık çalışanları için artmış iş yüküne yol açmaktadır. Öksürük nedeniyle hastane başvuruları, devletlerin sağlık harcamalarında önemli bir paya sahiptir. Çalışmamızda 1 Ekim 2015-30 Eylül 2017 tarihleri arasında hastanemiz Çocuk Göğüs Hastalıkları Polikliniği'ne kronik öksürük nedeniyle başvuran hastaların kliniği, tanı aşamaları, aldığı tanılar, izlem süreleri incelenmiştir. Çalışmada toplamda 62 hasta incelenmiştir. Hastaların ortalama yaşı 75,65±51,61 ay olarak bulunmuştur. Vakaların %55,3'ü erkek, %44,7'si kız cinsiyettedir. Hastaların %75,8'inin öksürük süresi 3 aydan uzundur. Başvuran hastaların %22,5'inin ebeveynleri arasında akraba evliliği, %20,9'unun ev içi tütün maruziyeti mevcuttur. En sık başvuru kasım ve aralık aylarında, en az başvuru temmuz ve ağustos aylarında olmuştur. Çalışmada en sık saptanan tanılar astım ve reaktif hava yolu hastalığı, primer siliyer diskinezi, kistik fibrozis, postenfeksiyöz öksürük olmuştur. Vakaların %79'u hastane içinde başka bölümlere konsülte edilmiştir. Astım hastaları 2-6 yaş arasında, primer siliyer diskinezi hastaları 6-12 yaş aralığında daha sık tanı almıştır. Hışıltılı çocukların %64,2'si astım tanısı almıştır. Islak öksürüğe sahip hastaların %41'i primer siliyer diskinezi tanısı almıştır. Yenidoğan tarama programı olmadan tanı alan KF hastalarının ortalama tanı yaşı 63 aydır. İzlemde eksitus olan hasta olmamıştır. Anahtar kelimeler: Pediatri, kronik öksürük, astım, primer siliyer diskinezi, kistik fibrozis

AstımDiskinezilerHasta başvurusu+7
Yasin Maruf Ergen
Hacettepe University
2019
00
Dentistry SpecialtyOpen AccessTR

Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastaların ağız kanseri ile ilgili farkındalığı ve bilgisi

Ağız kanseri vakalarının %50'den fazlasına ileri evrelerde tanı konmaktadır. Tanı konulan evre prognoz açısından çok önemlidir. Bireylerin ağız kanseri hakkındaki farkındalık ve bilgileri, hastalığın önlenmesine ve erken tanıya yardımcı olabilir. Bu çalışmadaki amaç Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesine başvuran hastalara yapılan anket ile toplumumuzda bir grup bireyin ağız kanserinin belirti ve risk faktörleri ile ilgili bilgi ve farkındalığını değerlendirmek ve ilk yardım, aile planlaması gibi eğitimlere ek olarak çağımızın önemli bir hastalığı olan ağız kanserleri konusunda da eğitimlerin verilmesi gerekliliğine dikkat çekmektir. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Ağız, Diş ve Çene Radyolojisi kliniğine başvuran, rastgele seçilmiş 1000 hastadan anket yöntemiyle veriler toplanmıştır. Ağız kanseri farkındalığı %54,2 olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların sırasıyla %75,8'i ve %52,8'i sigara ve alkolü risk faktörü olarak tanımlamışlardır. Katılımcıların %54,7'sinin, %35,3'ünün ve %24,4'ünün sırasıyla iyileşmeyen ağız yaralarının, kırmızı görünümlü lekelerin ve beyaz görünümlü lekelerin ağız kanseri bulgusu olabileceğini bildikleri saptanmıştır. Eğitim düzeyi yüksek olan bireylerin, 40 yaş üzeri katılımcıların, kadınların ve sağlık çalışanlarının ağız kanseri farkındalığının daha yüksek olduğu ve ağız kanserinin belirtileri ve risk faktörleri hakkında genel olarak daha fazla bilgiye sahip oldukları saptanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların ağız kanseri farkındalığı ve bilgilerinin yeterli düzeyde olmadığı tespit edilmiştir. Halka ağız kanseri konusunda bilgilendirici eğitimlerin verilmesi faydalı olabilir. Anahtar Kelimeler: ağız kanseri, farkındalık, bilgi, yetişkin hastalar, risk faktörleri

AğızAğız hastalıklarıAğız neoplazmları+6
Gizem Çivi
Hacettepe University
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Psikiyatri kliniğine başvuran hastaların kullandığı bitkisel ürünlerin belirlenmesi

Psikiyatri Kliniğine Başvuran Hastaların Kullandığı Bitkisel Ürünlerin Belirlenmesi Psikiyatri kliniğine başvuran hastalarda bitkisel ürün kullanımını belirlemek amacıyla yapılan tanımlayıcı araştırma 303 birey ile gerçekleştirilmiştir. Bireylere yüz yüze görüşme ile anket formu uygulanmıştır. Katılımcıların yarıdan fazlası kadın (n=194, %64) ve evlidir (%54.5) ve %38.9'u lise mezunudur. Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 40.14±15.15'tir. Erkeklerin yarısından fazlası çalışmamaktadır (n=66). Bitkisel ürünlerin en çok rutin kullanımı (günlük çaylar) bulunmaktadır (%60,7). Bu kullanımı sırası ile obezite (%17.2) ve uykusuzluk (14.8) takip etmektedir. En çok kullanılan form bitki çayıdır (%96,6). En çok bitkisel ürün temin edilen yer aktarlardır (%68). Hastalar en çok yakınlarının tavsiyesi ile bitkisel ürün kullanmaktadır (%54). Hastaların yarısından fazlası kullandığı bitkisel ürünü araştırmamıştır (%59,1). En fazla akraba/arkadaştan (%39,5) ve internetten (%34,7) bilgi edinilmiştir. Katılımcıların %41,5'i bitkisel ürünü her gün kullanmaktadır. Katılımcıların %79'unun kullandığı bitkisel ürünlerin aylık maaliyeti 25 TL'yi geçmemektedir. Çoğunluk, kullandığı bitkisel ürün bilgisini doktoru ile paylaşmamıştır (%81). Taze bitki olarak en çok kullanılan ürün cevizdir (%73.6). Kuru bitki olarak tarçın (%29.7) ve bitki çayı olarak ıhlamur (%50.2) en sık kullanılan bitkilerdir. Aloe vera bitkisinin jeli kullanılmaktadır (%8.9). Sarı kantaron bitkisi, yağda bekletilerek kullanılmaktadır (%22.8).

Bitkisel ürünlerFarmasötik botanikHasta başvurusu+3
Mine Altunay
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dekompanse kalp yetersizliği ile kardiyoloji bölümüne başvuran hastaların takip verilerinin hastaneye başvuru ve mortalite öngördürücülüğünün değerlendirilmesi açısından retrospektif analizi

Giriş: Dekompanse kalp yetersizliği ile hastaneye başvuran hastalarda erken dönemde tekrar hastaneye başvuru ve mortalite riski oldukça yüksek olup; pulmoner konjesyonun değerlendirilmesinde ve hastaların takibinde kullanılabilecek biyobelirteçler ile ilgili veriler sınırlıdır. Amaç: DKY hastalarında taburculuk sonrası hastaneye tekrar başvuru ve mortalite riskini öngörmede kullanılabilecek biyobelirteçlerin saptanması ve bu biyobelirteçlerin konjesyonla korelasyonunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. Metot: Çalışma gözlemsel araştırma olarak planlandı. Dekompanse kalp yetersizliği ile kardiyoloji kliniğine yatışı yapılan ve en az 6 aydır düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği tanısı olan hastalar dışlama kriterlerine göre değerlendirildikten sonra, uygun bulunan 84 hasta çalışmaya dahil edildi. Hastaların bazal ekokardiyografisine ek olarak akciğer ultrasonunda 28 zon metodu kullanılarak B çizgi sayıları hesaplandı. Hastaların ultrason ve laboratuar bulguları dekompanse kalp yetersizliği (DKY) anında ve taburculuk anında değerlendirildi, değişim miktarı yüzde olarak hesaplandı. Hastaneye tekrar başvuru ve mortalite için bağımsız risk faktörleri çok değişkenli cox regresyon modeli ile değerlendirildi ve modele everest skoru, kreatinin, NT pro-BNP, B çizgi ve VCI ekspiratuar çap düzeyleri dahil edildi. Bulgular: DKY anında NT pro-BNP, B-çizgi ve VCI ekspiratuar çapı taburculuk anına kıyasla anlamlı olarak azalma gösterdi (p<0,001). Tekrar hastaneye başvuru ve mortalite riskinde; hem DKY anında hem de taburculukta NT pro-BNP ve B-çizgi düzeyleri bağımsız prediktörler olarak saptandı. Çok değişkenli analizlerde diğer risk faktörlerinin etkileri göz önüne alındığında VCI ekspiratuar çapının anlamlılığını yitirdiği gösterildi. Mortalite riskini öngörmede NT proBNP ve B-çizgi düzeylerindeki yüzde değişimin yüksek tanısal performans sergilediği gösterildi. Sonuç: Araştırmamızda NT-pro BNP ve B-çizgi düzeyleri DKY hastalarında güçlü prognostik faktörler olarak saptandı. Ayrıca biyomarkerlerin ardışık olarak izlemi ve kombine halinde değerlendirilmesinin tanısal ayırımda daha güçlü olacağı yönünde bulgular gösterilmiştir. Klinik uygulamada bu bulguların geçerliliği için daha geniş randomize kontrollü prospektif araştırmalara ihtiyaç vardır.

Hasta başvurusuHasta başvurusu-tekrarHasta takibi+5
Yeşim Bayazıt Candemir
Ege University
2019
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bir üniversite hastanesine başvuran hastalarda siberkondri ve sağlık okuryazarlığı düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Siberkondri genel olarak "sağlık ve tıbbi web sitelerini ziyaret ederek sağlığının durumu ile ilgili asılsız endişe duymak" olarak tanımlanmaktadır. Sağlık okuryazarlığı ise bireylerin sağlık risklerini azaltmak ve yaşam kalitelerini artırmak için, sağlıkla ilgili bilgi ve kavramları aramaya, anlamaya, değerlendirmeye ve kullanmaya yönelik sahip olduğu beceriler olarak tanımlanmaktadır. Bu çalışmada amaç Necmettin Erbakan Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran hastalarda siberkondri şiddeti ve sağlık okuryazarlığı düzeylerinin belirlenmesi, hastaların sosyodemografik özellikleri ile siberkondri ve sağlık okuryazarlığı arasındaki ilişkinin ortaya konmasıdır. Gereç ve yöntem: Bu çalışma 2022-2023 akademik yılları arasında yapılmış tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmaya Meram Tıp Fakültesi Hastanesine herhangi bir nedenle başvurmuş 18-65 yaş aralığındaki 381 hasta dahil edildi. Hastalarla yüz yüze görüşme sağlanarak ve sözlü onamları alınarak anket formları dolduruldu. Anket formu; sosyodemografik bilgi formu, Siberkondri Şiddeti Ölçeği Kısa Formu (SSÖ) ve Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği- Kısa Formu (SOY)'dan oluşmaktaydı. Elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences for Windows) 22 programı kullanılarak analiz edildi. p<0,05 değeri istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Bulgular: Katılımcıların %32,54 (n=124)'ü erkek, %53,28 (n=203)'i yüksekokul/üniversite eğitim düzeyinde ve %49,34'ü halen çalışmaktaydı. Hastaların ortalama yaşı ise 32,55±11,0 (min=18 maks=65) yıl idi. Katılımcıların %46,19'u (n=176) hekiminden tetkik istediklerini, %46,71(n=178)'sı COVID-19 nedeniyle internet sağlık araştırmalarının arttırdığını ifade etti. Hastalık ve şikayetleri ile ilgili internette her zaman araştırma yapanların oranı %57,48 (n=219), bazen araştırma yaptığını ifade edenlerinki ise %23,88(n=70) idi. İnternette sağlıkla ilgili edinilen bilgilere güvenmeyenlerin oranı %33,85 (n=129), emin olmayanların da %48,81 (n=186) idi. Hastaların toplam %91,59 (n=349)'u sosyal medya kullanmaktaydı. Eğitim düzeyi ilkokul-ortaokul olanların siberkondri şiddeti, hem lise mezunu olanlardan (p=0,033) hem de eğitim düzeyi yüksekokul-üniversite olanlardan (p=0,010) daha düşük idi. Dahili bölümlere kıyasla cerrahi bir bölüme başvurmuş olanların (p=0,045), hastane ve doktor seçiminde internetten yararlanmayanlara göre yararlananların (p=0,011), şikayetiyle ilgili internette araştırma yapmayanlara göre yapanların (p<0,001), internetteki sağlıkla ilgili bilgilere güvenmeyenlere göre güvenenlerin (p<0,001), hekiminden tetkik istemeyenelere göre isteyenlerin (p=0,010), hekim önerisi dışında ilaç kullanmayanlara göre kullananların (p=0,002), COVID-19'dan etkilenmeyenlere göre etkilenmiş olanların (p<0,001), tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşünmeyenlere göre düşünenlerin (p=0,032) siberkondri şiddeti ölçeğinden aldığı puan daha yüksek idi. Sağlık okuryazarlığı ise evli olanlara göre bekar olanlarda (p=0,004), cerrahi bölümler değil de dahili bir bölüme başvurmuş olanlarda (p=0,022), tanısı konulmamış bir hastalığı olduğunu düşünenlere göre olmadığını düşünenlerde (p=0,002) ve genel sağlığını daha iyi tanımlayanlarda (p=0,004) daha yüksek idi. Sağlık okuryazarlığı ile siberkondri şiddeti arasında p=0,001 anlamlılık düzeyinde ve düşük derecede (r=-0,165) negatif bir korelasyon vardı. Sonuç: Sağlık okuryazarlığı ile siberkondri arasındaki negatif ilişki vardır ve bu ilişkinin büyük oranda internetteki bilgi kirliliğinden kaynaklandığını düşünmekteyiz. Sağlık okuryazarlığı genel sağlığını daha iyi tanımlayan ve bir hastalığı olmadığını düşünenlerde daha yüksekti. Ayrıca sağlık okuryazarlığının; siberkondrinin azalmasıyla ve internetin erken kullanılmaya başlanmasıyla artacağı görüldü. Siberkondriyi azaltmanın en iyi yolu ise sağlık okuryazarlığını arttırmak, internet kullanımını azaltmak veya bilinçli kullanımı teşvik etmek, internetin güvenilir bir bilgi kaynağını olmadığını öğrenmek/öğretmek ve hekime olan güveni arttırmaktan geçmektedir. Anahtar kelimeler: Siberkondri, sağlık okuryazarlığı, internet bilgi kirliliği

BilgiBilgi kirliliğiHasta başvurusu+4
Muhammed Tahir Teken
Necmettin Erbakan University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hastaneye başvuran 0-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin ev kazalarına yönelik güvenlik önlemleri ve ilk yardım uygulamaları konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu araştırma 0-6 yaş grubu çocuğu olan annelerin ev kazalarına yönelik alınan güvenlik önlemleri ve ilk yardım uygulamaları hakkındaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırmaya özel bir hastanenin Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları polikliniğine başvuran 100 anne dahil edildi. Araştırmada elde edilen veriler, Anne Bilgi Formu, "0-6 Yaş Çocuklarda Annenin Ev Kazalarına Yönelik Güvenlik Önlemlerini Tanılama Ölçeği" ve "Çocukluk Çağı Ev Kazalarına Yönelik İlk Yardım Uygulamaları ve Tutumu Değerlendirme Formu" kullanılarak toplandı. Bulgular: Annelerin yaş ortalamasının 32,12 ± 6,412 olduğu, %73'ünün ön lisans/lisans eğitim düzeyinin altında olduğu belirlendi. Annelerin %69'u çocuğunun en az bir kez ev kazası geçirdiği ve %91'i ev kazalarıyla ilgili eğitim almadığı bildirdi. Çocukların ortalama 2,51 ± 1,387 yaşında ve en sık düşme, çarpma, yanma tipi kazalar geçirdiği belirlendi. Çalışmada birçok değişkene göre annelerin aldığı puan ortalamaları arasında fark olduğu saptandı. Sonuç: Bulgular doğrultusunda eğitim, çalışma durumu ve yaş faktörünün annelerin aldığı güvenlik önlemleri ve ilk yardım uygulamaları üzerinde etkisi olduğu anlaşılmıştır. Ebeveynlere ev kazalarına yönelik güvenlik önlemleri ve doğru ilk yardım uygulamaları hakkında eğitimler düzenlenmeli ve farkındalıkları arttırılmalıdır.

Ana-çocuk hemşireliğiAna-çocuk sağlığıAnneler+7
Emir Güler Elmas
Demiroğlu Bilim University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Hemşirelik sürecinde elektronik uygulamalara geçişin etkileri

Bu çalışma ile bir üniversite hastanesinde oluşturulan elektronik hemşirelik sürecinin değerlendirilmesi ve bu değerlendirmeleri yapabilmek için kullanılacak ölçeklerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma, KTÜ. Farabi hastanesinde çalışan toplam 611 hemşireden 545 (%89) ile yürütülmüştür. Veriler, hemşirelerin demografik özelliklerini içeren bilgi formu ve taslak olarak hazırlanıp sonrasında geçerlik ve güvenirliği sağlanmış 5 ayrı ölçek ile toplanmıştır. Ölçekler; elektronik uygulamaların hemşirelik uygulamalarına (HUYÖ), hastaya (HYÖ), kurum ve sağlık çalışanlarına (KSÇYÖ), hasta ve çalışan güvenliğine yararı (HÇGYÖ) ve olumsuz yaklaşım (OYÖ) ölçekleridir. Bulgulara göre, hemşirelerin HUYÖ (42,2 ± 7,27), HYÖ (23,14 ± 5,16), KSÇYÖ (16,72 ± 3,81), HÇGYÖ (19,84 ± 3,82) ve OYÖ (21,27 ± 5,12) puanları yüksek ya da orta düzeyden biraz yüksektir. Hemşirelerin pozisyonları, mesleki deneyimleri ile hastanede ve klinikteki çalışma yılları, aile yapıları, çalıştıkları klinik ölçek puanlarını etkilemiştir (p<0.05). Bu sonuçlara göre servis sorumlu ve kalite hemşireleri, cerrahi kliniklerin hemşireleri, mesleki çalışma yılı ve hastanedeki çalışma yılı fazla olan hemşireler elektronik uygulamaları daha yararlı bulmaktadır. Sonuç olarak, hemşireler elektronik uygulamaları yararlı bulmalarına rağmen mesleki deneyimi az, çekirdek aileye sahip, yönetici ya da kalite hemşiresi olmayan, dâhiliye kliniklerinde çalışan hemşireler bu uygulamalara daha olumsuz yaklaşmaktadırlar.

Hasta bakımıHasta bakımının örgütlenmesiHasta güvenliği+4
Ayşe Kavgacı
Avrasya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yoğun bakım desteği alan pediatrik onkoloji hastalarında başvuru nedenlerinin ve prognostik faktörlerin araştırılması

Amaç: Çalışmamızda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Onkoloji Bilim Dalında takipli, malign hastalık tanılı ve yoğun bakım desteği almış olguların yatış nedenleri, gelişen organ disfonksiyonları, aldıkları destek tedavileri, mortalite oranları ve prognozunu etkileyen faktörler yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Onkoloji Bilim Dalında takipli, malign hastalık tanılı 2010-2020 tarihleri arasında yoğun bakım desteği alan olguların elektronik kayıtları ve dosyaları retrospektif olarak incelenmiştir Bulgular: Çalışmamıza Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi, Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı, Onkoloji Bilim Dalında takipli, malign hastalık tanılı, takipleri sırasında yoğun bakım desteği almış 63 hasta ve bu hastaların 85 başvurusu dahil edilmiştir. Başvuruların 53'ü erkek (%62.4) cinsiyete sahiptir. Çocuk yoğun bakım ünitesine (ÇYBÜ) kabul edilen hastaların primer malignite tanılarına bakıldığında en sık hematolojik maligniteler (n:38; %44.7) görülmektedir. Başvuruların %14.1 (n: 12)'i kemik iliği transplantasyonu (KİT) yapılan hastalardır. ÇYBÜ ihtiyacı en fazla olan hastalık evresi 49 başvuru (%57.6) ile progresyon/relaps evresidir. ÇYBÜ'ye başvuruların çoğu yatan hastaların (n: 75, %88.2) durumlarının kötüleşmesi sonucu gerçekleşmiştir. ÇYBÜ'ye 85 çocuk onkoloji başvurusundan 50'si exitus ile sonuçlanmıştır. Genel mortalite %58.8'dir. ÇYBÜ yatış nedenleri arasında en sık görülen kardiyak ve solunumsal yetmezliktir (n:24; %28.2 ve n:24; %28.2). ÇYBÜ izleminde en sık gelişen organ disfonksiyonu 69 başvuru (%81.2) ile solunumsal disfonksiyondur. Organ disfonksiyonlarının hepsinin mortalitesi yüksek ve %60'ın üzerindedir. ÇYBÜ'de en sık uygulanan destek tedavisi 70 başvuru (%82.4) ile ventilasyondur. Destek tedavilerinin hepsinin mortalitesi yüksek ve %70'in üzerindedir. Sonuç: Kanser, çocuklar için önemli bir ölüm nedeni olmaya devam etmektedir. Çocukluk çağı kanserlerinin tedavisindeki gelişmeler sayesinde sağkalım oranları önemli ölçüde iyileşmiştir. Bu iyileşme nedeniyle çocuk onkoloji hastalarında yoğun bakım destek ihtiyacı gün geçtikçe artmaktadır. ÇYBÜ'de kanserli çocukların tedavisi oldukça zorlu bir süreçtir. Bu nedenle yoğun bakım ihtiyacı olan çocuk onkoloji hastaları hakkında daha fazla bilgiye sahip olunması gerekir. Pediatrik kanser hastalarının yoğun bakım desteği ve sonuçları hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak; çocuk onkoloji hastalarında yoğun bakım yatış endikasyonlarının tanımlanmasına, organ disfonksiyonunun altında yatan mekanizmaların daha iyi anlaşılmasına, klinik bozulma için risk faktörlerinin belirlenmesine yardımcı olabilir. Böylece hastaların yoğun bakım ihtiyacı erken tanınarak hayat kurtarıcı tedaviler zamanında ve daha uygun maliyet ile uygulanabilir. Anahtar Kelimeler: onkoloji, çocuk, yoğun bakım, prognoz, mortalite

Hasta başvurusuKanser hastalarıNeoplazmlar+3
Berkay Alimoğlu
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalına başvuran ve hipertiroidi tanısı alan olguların başvuru ve izlem özelliklerinin belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Hipertiroidi çocukluk çağında erişkinlere kıyasla nadir görülen, kısmen bu nedenle tanısı gecikebilen, izlem ve tedavisine yönelik kanıta dayalı önerilerin eksik olduğu bir hastalıktır. Hipertiroidinin en sık nedeni olan Graves hastalığının tedavisi ülkeler içinde ve arasında farklılıklar göstermekte olup hastanın yaşına, tercihlerine, hastalığın ciddiyetine ve guatr boyutuna bağlı olarak değişmektedir. Bu çalışmada Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi (AÜTF) Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalına başvuran ve hipertiroidi tanısı alan hastaların başvuru ve izlem özelliklerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Eylül 2005 - Ocak 2023 tarihleri arasında başvuran ve 0-18 yaş arasında olup hipertiroidi tanısı alan hastalar dahil edildi. Hastaların dosyaları geriye dönük olarak incelenerek; başvuru özellikleri ve yakınmaları; antropometri, fizik muayene, laboratuvar ve görüntüleme bulguları kaydedildi. Hipertiroidi etyolojisi, aldıkları tedavi, tedaviye yanıtları ve izlem süreleri değerlendirildi. İstatistiksel analiz Statistical Package for Social Sciences (SPSS, Versiyon 26.0, Chicago,IL.) ile yapıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 63 hastanın %65,1'i kız cinsiyette olup tüm olguların yaş ortalaması 11,7±4,95 yıldı. Hastaların 48'i (%76,2) Graves hastalığı tanısı alırken etyolojik nedenlerde ikinci sıklıkta Haşitoksikozis (n=9, %14,3) görüldü. Graves hastalığı tanısı alan olguların 31'i (%64,6) kız olup (kız/erkek oranı 1,82); yaş ortalaması 12,03±4,52 yıl olarak saptandı. Haşitoksikozis tanısı alan 9 hastanın 8'i (%88,9) kız cinsiyette olup yaş ortalaması 14,94± 3,44 yıl idi. En sık başvuru yakınması çarpıntı idi. Olguların 7'sinde (%11,1) oftalmopati saptandı. Olguların 38'inde (%60,3) Anti-TG (Anti tiroglobulin antikor), 50'sinde (%79,4) Anti TPO (Tiroid peroksidaz antikoru), 45'inde (%71,4) TRAb (TSH reseptör antikoru) pozitif bulunmuştu. Hipertiroidi ile başvuran 63 hastanın 60'ına antitiroid ilaç (ATİ) tedavisi başlanmıştı. Ötiroidiye ulaşma süresi ortalama 7±8,29 ay iken, hastaların %71,4'ünün tedavi başlangıcından sonra 6 ay içinde ötiroidiye ulaştığı saptandı. Ortalama tedavi süresi 25,03±22,9 ay olup tedavinin süresi Graves hastalığı tanısı alanlarda Haşitoksikozis tanısı alanlara kıyasla istatistiksel olarak anlamlı derecede daha uzundu (p=0,002). Hipertiroidi ile başvuran 63 olgunun izlem süresi ortalama 36,9±32,3 ay idi. Graves hastalığı ile izlenen ve ATİ tedavisi alan olgularda izlem süresindeki remisyon oranı %22,9 iken; 48 olgunun 15'inde (%31,3) izlem sırasında en az bir kere relaps saptandı. İlk kez relaps saptanan hastalarda tedavi kesiminden relapsa kadar geçen süre ortalama 8,4±5,02 ay olup; %76,9'unda tedavi kesiminden sonraki ilk 12 ay içinde relaps görüldü. Hipertiroidi ile izlenen 63 hastanın 11'ine (%17,5) total veya parsiyel tiroidektomi uygulanmış olup; en sık cerrahi tedavi gerekçesi (%25) uzun süreli ATİ tedavisi ile remisyon sağlanamamasıydı. Büyük guatrı olanlarda (p=0,004), oftalmopati varlığında (p=0,018), tiroid bezi volümü (p=0,044) ve tiroid bezi volüm SDS'si daha büyük olanlarda (p=0,001) tiroidektomi daha sık idi. Tiroidektomi yapılanlarda yapılmayanlara oranla ötiroidiye ulaşma süresi (p=0,0015) ve TRAb negatifleşme süresinin (p=0,022) daha uzun olduğu saptandı. Sonuç: Bu çalışma ile hipertiroidi ile izlenen 63 olguyu ve merkezimizin 18 yıllık deneyimini bildirdik. Hipertiroidili çocuk ve adolesanların büyük çoğunluğunda, ATİ tedavisi ile ilk 6 ayda ötiroidi sağlanabilir. Graves hastalığı ile izlenen çocuklarda ATİ tedavisi ile düşük bir oranda uzun vadeli remisyon sağlanabildiği görülmüş olup; büyük guatr, oftalmopati varlığında ve uzun süreli tedavi ile biyokimyasal ötiroidinin ve TRAb negatifliğinin sağlanamadığı hastalarda kalıcı tedavinin gerekmesi muhtemeldir. Anahtar sözcükler: Hipertiroidi, Graves hastalığı, Tiroidit

Endokrin bezlerEndokrin sistemGraves hastalığı+4
Ceren Yüceer Pelioğlu
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Hastanesi erişkin acil servisine 72 saat içerisinde tekrar başvuruların retrospektif değerlendirilmesi

Giriş: Acil servisten (AS) taburcu olan hastaların tekrar acil servise benzer şikayetle beklenmeyen başvuruları "Tekrar Başvuru" olarak tanımlanmıştır. Bununla birlikte taburculuk sonrası ilk 72 saat içerisindeki acil servise tekrar başvurular da "Erken Dönem Tekrar Başvuru" olarak kabul edilmektedir. Acil servise erken dönemde tekrar başvuran hastalar, hastanelerin kalite göstergesi olarak kullanılmaktadır. Bu hastalar hastanelerin iş yükünü ve sağlık harcamalarını artırmakta, acil servis yoğunluğunun artmasına neden olarak hasta ile doktorlar açısından tıbbi ve hukuki sorunlara neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine 15.12.2020-15.12.2021 tarihleri arasında erken dönemde aynı ya da benzer şikayetle tekrar başvuran hastaların demografik ve klinik özelliklerini saptamak, tekrar başvuru oranlarını belirlemek ve varsa hastaların tıbbi, kurumsal veya bireysel risk faktörlerini tespit etmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, Aydın Adnan Menderes Üniversitesi Uygulama ve Araştırma Hastanesinde gerçekleştirilmiştir. Kesitsel ve tanımlayıcı tipte bir çalışmadır. Çalışmaya 15.12.2020-15.12.2021 tarihleri arasında acil servisimize 72 saat içerisinde aynı veya benzer şikayetlerle tekrar başvuran tüm hastalar dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak, ilgili literatür doğrultusunda geliştirilen araştırmacı tarafından hazırlanan 23 soruluk veri kayıt formu kullanılmıştır. Çalışma verisi olarak demografik özellikler, geliş yakınması, acil servis yakınması, laboratuar, radyoloji, konsültasyon ve özgeçmiş ile ilgili bilgiler elde edilmiştir. Araştırma verileri SPSS 21.0 istatistik programı kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmamızda 15.12.2020-15.12.2021 yılları arasındaki tüm acil servis başvuruları değerlendirilmiş olup, acil servise 72 saat içerisinde aynı veya benzer şikayetlerle başvuranların sayısının 958 olduğu tespit edilmiştir. Çalışmamıza dahil edilen hastaların 517'si (%54,0) kadın, 441'i (%46,0) erkek saptanmıştır. Yaş ortalaması 47,4±19,9 yıl olarak bulunmuştur. Acil servis birinci ve ikinci başvurusu arasında kan tetkiki, radyolojik görüntüleme ve konsültasyon istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farklı oranlarda istenmiştir. 35 Hastaların %73,1'inin taburcu olduğu, %18,0'ına servis yatışı yapıldığı, %5,2'sine YB yatışı yapıldığı, %3,2'sinin kendi isteği ile taburcu olduğu, %0,3'ünün sevk olduğu, %0,2'sinin öldüğü tespit edilmiştir. Birinci ve ikinci başvuru arasında yapılan işlemler değerlendirildiğinde konsültasyonun ikinci başvuruda birinci başvuruya göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha fazla istendiği görülmüştür. Tartışma: Acil servise tekrar başvuruların incelemesi hasta bakımını geliştirmek ve hasta bakım kalitesini artırmak için üzerinde çalışılması gereken bir konudur. Çalışmamızda EDTB vakalarında semptom olarak en sık karın ağrısı ve nefes darlığı tespit edildi. Nonspesifik olan ve çok geniş aralıkta hastalıklarda ortaya çıkabilecek bu durumların daha detaylı inceleme yapılabilecek sürelerde değerlendirildiğinde tekrar başvurularda azalma olabileceğini düşünmekteyiz. Aynı zamanda çalışmamızda yatış yapılan olgular değerlendirildiğinde ikinci başvurularında konsültasyon oranı anlamlı olarak yüksek saptandı. Belki seçili hasta gruplarında ilk başvurularda konsültasyon eşiğini düşürmek daha hızlı bir tedavi süreci başlatarak EDTB oranlarında azalma sağlayabilir. AS'lerdeki gereksiz yoğunluğun azaltılması, seçili hastalarda AS gözlem süresinin uzatılması, özellikle yaşlı hastalarda konsültasyon eşiğinin düşürülmesi, detaylı muayene ve tetkik değerlendirmesi, hastalara mevcut durumlarıyla ilgili daha detaylı bilgi verilmesi, uzun dönem içerisinde hastalıklarının kontrol altında tutulması için takip ve tedavilerinin düzenlenmesiyle tekrar başvuruların azaltılabileceği görüşündeyiz. Anahtar kelimeler: Acil servis, Kalite göstergesi, Tekrar başvuru.

Acil servis-hastaneAcil tıpAydın+5
Çağrı Atik
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Akut lösemi tanısı alan çocuk olguların başvuru yakınmaları, fizik bakı bulguları ve tanı anı laboratuvar sonuçları ile retrospektif değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, çocukluk çağı lösemi olgularının ilk başvuru yakınmaları, fizik bakı bulguları ile klinik görünümlerini saptayabilmek, ilk prezentasyonla lösemi teşhisi arasında geçen süreyi kısaltabilmektir. Aynı zamanda lösemi konusunda elde edilecek epidemiyolojik datayla özellikle pediatrik lösemiler konusunda farkındalığı arttırmak hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma 01/01/2010-31/12/2020 tarihleri arasında Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Hematoloji Polikliniği'ne başvurarak akut lenfoblastik lösemi (ALL) ve akut myeloblastik lösemi (AML) tanısı alan ve tedavi görmüş hasta grubu üzerinde yapılmıştır. 0-18 yaş arası 359 hastanın dosyaları retrospektif olarak taranarak lösemi alt tipi, tanı yaşı, cinsiyet, tanı süresi, başlangıç aşamasındaki yakınmaları, fizik bakı bulguları, tanı anı tam kan sayımları, ürik asit-laktat dehidrogenaz (LDH) parametreleriyle, sitogenetik analizleri değerlendirilmiş, ilk yakınmadan tanı anına kadar geçen süre, relaps ve mortaliteyi etkileyecek parametreler saptanmıştır. Bulgular: Çalışmamıza dahil edilen 292 ALL ve 67 AML hastasının 143'ü (%39,8) kız, 216'sı (%60,2) erkekti, ortalama tanı yaşları ALL'de 4,8 yıl, AML'de 12,1 yıl bulundu. Yakınmalarının başlangıcından tanı almalarına kadar geçen medyan süre 14 gündü. ALL hastalarının French-American-British (FAB) sınıflamasına göre %86,6 ile en fazla L1 olduğu, sitogenetik olarak %82,5'i pre B ALL, %12,3'ü T hücreli ALL tanısı aldığı gözlendi. AML hastalarının %25,4'ü immunfenotip ve patolojik sınıflamaya göre en fazla M2 tanısı aldı. ALL'li hastaların tanı anı ortalama hemoglobin değeri 8,51 gr/dl, trombosit medyan değeri 57150 10⁹/l, lökosit medyan değeri 14450 10⁹/l, ürik asit medyan değeri 4,65 mg/dl ve LDH medyan değeri 560 U/lt saptandı. AML'li hastaların ise tanı anı ortalama hemoglobin değeri 8,89 gr/dl, trombosit medyan değeri 58000 10⁹/l, lökosit medyan değeri 9850 10⁹/l, ürik asit medyan değeri 4,2 mg/dl ve LDH medyan değeri 544 U/lt bulundu. ALL'de en sık kromozomal anomalisi del(9p21) iken AML'de t(15;17) idi. En sık başvuru yakınması ateş (%42,62), fizik bakı bulgusu ise splenomegali (%43,18) oldu. Tüm başvuru yakınma ve fizik bakı bulguları sistematik olarak ayrıntılı değerlendirildi. Relaps oranı ALL'de %11, AML'de %19,4; kök hücre nakli yapılma oranı ALL'de %13, AML'de %26,9; genel mortalite oranı ALL'de %19,2, AML'de ise %29,9 saptandı. Başvuru anında infiltratif yakınması ve kas-iskelet sistemine ait yakınması bulunan hastaların medyan tanı alma sürelerinin daha uzun olduğu görüldü. Multivaryant analiz yöntemiyle değerlendirildiğinde AML'li hastalarda ve tanı anında yüksek tümör yüküne sahip olan hastalarda relaps riski daha yüksek bulundu. Mortalite için ise tanı anı lökosit düzeyi ≥50.000 olması ve relaps gözlenmesi risk arttıracak faktörler olarak saptandı. Sonuç: Çalışmamızda kliniğimizde tanı alıp tedavi edilen hastaların büyük bir kısmının akut lenfoblastik lösemi tanılı hastalar olduğu, en sık ateş-halsizlik yakınmasıyla ve fizik bakıda daha sıklıkla organomegali ile başvurduğu saptanmıştır. Her iki lösemi grubunda da sağkalımı etkileyen en önemli faktörün tanı anındaki yüksek lökosit sayısı ve relaps gözlenmesi olduğu görülmektedir.

Belirti ve semptomlarHasta başvurusuLösemi+2
Tuğba Arkın Yırtımcı
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

TÖTM acil servisine başvuran hastaların değerlendirilmesinde modifiye erken uyarı skoru ve mainz acil değerlendirme skoru kullanımının hasta prognozunu öngörmedeki etkinliği

Giriş ve Amaç: Son yıllarda, acil servisler ve yoğun bakım birimlerinde kritik hastaların taburculuk ve hastalık ciddiyetinin değerlendirilmesinde kullanılabilecek skorlama sistemlerine olan ilgi giderek artmaktadır. Bu çalışmada amacımız acil servise başvuran hastaların hastalık ciddiyetlerini belirleme ve hastaneye yatırılan hastaların sonlanımlarını öngörmede MEES ve mEWS sistemlerinin etkinliğini araştırmaktır.Materyal ve Metot: 01 Ocak ? 15 Şubat 2011 tarihleri arasında, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Acil Servisi'ne herhangi bir yakınma ile başvuran ve acil serviste müdahale edilen veya gözlem altında tutulan tüm hastalar arasından hastaneye yatışı gerçekleştirilen 1051 hasta çalışma evrenimizi oluşturdu. Çalışmaya alınan hastaların yaşının, cinsiyetinin, triaj kategorisinin, acil servise başvuru saatlerinin, mEWS ve MEES parametrelerinin herhangi bir kliniğe yatırıldığında yatış yerlerine ve mortalitelerine göre etkileri araştırıldı. İstatistiksel verilerin analizinde windows için SPSS paket programının 16.0 nolu versiyonu kullanıldı. Veriler ortalama, standart sapma (SD), ve yüzde olarak özetlendi. Risk faktörlerinin hesaplanması amacıyla univariate ve multivariate analizler kullanıldı.Bulgular: Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalamaları 58±19'du ve bunların 467'si (%44) kadın, 584'ü (%56) erkekti. Hastaların 21'i (%2) triaj 1 kategorisi, 646'sı (%61) triaj 2 kategorisi ve 384'ü ise (%37) triaj 3 kategorisindeydi. Bu hastaların 341'i (%32) yoğun bakıma, 710'u ise (%68) herhangi bir sevise yatırıldı. Çalışmaya alınan 1051 hastadan 935'i (%89) hastaneden taburcu edilirken, 116 hasta (%11) hastanede ex oldu. Hastaların mortalitelerine göre GKS, AVPU ve mEWS değerleri istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0.0001).Hastaların mortalitelerine göre delta MEES değerleri istatistiksel olarak anlamsız olarak bulundu (p<0.127). Yapılan multivariate analizde hastaların mortalitelerini belirlemede hasta yaş grupları, GKS ve mEWS değerleri ve yatış yerlerini belirlemede ise yaş grupları, GKS ve AVPU değerleri etkin faktörler olarak bulundu.Sonuç: Çalışmamızın sonuçları mEWS değerlendirmesinin acil serviste kullanımının hasta prognozunu ön görmede ve hastaların yatacağı birimlerin belirlenmesinde etkin ve güvenilir bir araç olduğunu desteklemektedir. Aynı zamanda acil servislerde kolayca kullanılabilen GKS ve AVPU değerlerinin de güvenilir yol göstericiler olduğunu ortaya koymuştur. Diğer yandan MEES değerleri acil servislerde kullanım için uygun bulunmamıştır.

Acil durumlarAcil servis-hastaneAcil servis-psikiyatri+7
Feride Sinem Akgun
İnönü University
2011
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çorum ilinde, 3. basamak sağlık kuruluşuna başvuran gebelerde, siberkondri ve gebelik ilişkisisnin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Çevrim içi bilgi arama davranışı cinsiyetler arası farklılık gösterebilmekle beraber, literatür incelendiğinde bu davranışın kadınlarda ve özellikle gebelerde daha fazla olduğu görülmektedir. Bu çalışmanın amacı; üçüncü basamak bir hastaneye başvuran gebelerde siberkondri düzeyini belirlemek ve siberkondri düzeyini etkileyen sosyodemografik faktörleri saptayarak daha dikkatli yaklaşılması gereken gebeleri tespit edip, bu gebelerin kaygı yönetimini sağlamak böylece olası yanlış uygulamalar ve komplikasyonların önüne geçebilmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma 01.04.2023-30.06.2023 tarihleri arasında, Çorum Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Aile Hekimliği ve Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine başvuran, dahil edilme kriterlerini karşılayan 73 gebeyle gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler yüz yüze yapılmıştır. Katılımcılara araştırmacı ve yönetici tarafından hazırlanan, literatür araştırması ile oluşturulmuş Sosyodemografik Veri Formu ve Siberkondri Ciddiyet Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışma sonucunda; siberkondri toplam puanı ile eğitim (r=0,398; p<0,01), kronik hastalık (r=0,246; p<0,01), gebelik haftası (r=-0,232; p<0,01) ve bilgi kaynağı (r=0,276; p<0,01) arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edildi. Zorlantı puanının gebelikte riskli durum gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Kaygı puanının bilgi kaynağı gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Sağlık uzmanlarına güvensizlik puanının eğitim ve gebelik haftası gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Aşırılık puanının eğitim ve kronik hastalık sahibi olma gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). İçini rahatlatma puanının yaş gruplarına göre farkı istatistiksel olarak anlamlıydı (p<0,05). Sonuç: Gebelerde eğitim seviyesi arttıkça siberkondri seviyesi artmaktadır. Kronik hastalık varlığı da siberkondri seviyesini arttırmaktadır. Gebelik haftası arttıkça siberkondri seviyesi düşmektedir. Ayrıca sağlık sorunu yaşandığında başvurulan bilgi kaynağı çeşidi siberkondri seviyesini etkilemektedir. Anahtar Kelimeler: Siberkondri, Gebelik, Sağlık Kaygısı

GebelikHasta başvurusuSağlık kuruluşları+2
Mustafa Kut
Hitit University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Gaziantep ilindeki hastanelerin acil servislerine en sık başvuran ilk 20 ICD kodu ve başvuru sayılarının 3 aylık periyotlar halinde incelenmesi

AMAÇ: Covid-19 ile mücadele sırasında alınan bazı izolasyon tedbirleriyle beraber acil servis başvurularında gözle görülür bir düşüş yaşanmıştır. Bu düşüş Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Amerikan Acil Uzmanları Birliği (ACEP) sınıflandırmasına göre kırmızı alan hastası olarak kabul edilen hasta gruplarında da yaşanmıştır. Her şart altında acil servislere gitmesi gereken kırmızı alan hastalarının COVID-19 pandemi süresinde nasıl bir değişiklik gösterdiğini saptamak amacı ile bu çalışma düzenlenmiştir. MATERYAL VE METOD: WHO ve ACEP sınıflandırmasına göre 20 ICD tanı kodlu kırmızı alan hastaları belirlendi. 15.12.2019-14.03.2020 (Dönem I: Covid-19 başlangıcı öncesi), 15.03.2020-14.06.2020 (Dönem II: Covid-19 nedeni ile tam izolasyon tedbirleri dönemi) ve 15.06.2020-14.09.2020 (Dönem III: tam normalleşme dönemi) tarihleri arasında Gaziantep ilindeki beş kamu hastanesinin acil servislerine başvuran hastalar çalışmaya dâhil edildi. Retrospektif olarak elde edilen verilerin değerlendirilmesinde Medcalc istatistik programı kullanıldı. BULGULAR: Her üç dönem boyunca ilgili beş hastane acil servislerine toplam 881.711 hasta başvurusu oldu. Dönem I, II ve III' te sırasıyla 389.768, 169.194 ve 322.749 hasta başvurusunun olduğu saptandı. Kısıtlama döneminde en fazla azalma yeşil alan hastaların başvurularında görülse de kırmızı alan hasta başvurularında anlamlı bir azalma olduğu tespit edildi. Kırmızı alan hasta başvuru sayısı dönem I, II ve III' te sırasıyla 11026, 7787 ve 12785 oldu. Dönem II' de en fazla azalma (-%60,83) 16-25 yaş aralığında olanlarda saptandı. SONUÇ: Covid-19nedeni ile yeşil ve sarı alan hastalarının acil servislere daha az sayıda başvurmaları beklenen ve anlaşılır bir durumdur. Kırmızı alan hastası olarak bilinen hastaların da Covid-19 ile enfekte olma korkusu nedeniyle hastane başvurularını erteledikleri ve gerekli acil tedaviyi alamadıkları saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Acil servis, ICD, Covid-19, Triyaj, Pandemi

Acil servis-hastaneAcil tıpCOVID 19+4
Ali Güzel
Gaziantep University
2021
00

Related subjects