History of medicine

69 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Anadolu Orta Çağ–Geç Osmanlı dönemine ait cüzzamlı bireylerde Mycobacterium leprae bakterisinin antik DNA yöntemleriyle analizi

Enfeksiyon hastalıkları, tarihin çoğu döneminde pandemi veya epidemilere yol açarak, insan popülasyonlarının sosyal ve genetik arka planlarında köklü değişimlere sebep olmuştur. Bu nedenle enfeksiyon hastalıklarının tarihi, farklı disiplinlerden araştırmacıların ilgisini çekmiştir. Cüzzam veya leprosi, etmenleri Mycobacterium leprae ve Mycobacterium lepromatosis bakterileri olan ve kronik enfeksiyon sonucunda çevresel sinir sistemi, iskelet sistemi ve deri yüzeyinde çeşitli lezyonların meydana geldiği, bulaşıcı bir hastalıktır. Özellikle Orta Çağ'dan bu yana farklı coğrafyalarda etkin bir yayılım göstererek popülasyonların geçmişlerinde derin izler bırakmıştır. Hastalığın kökeni ve yayılım rotalarına ilişkin çeşitli hipotezler ortaya atılmış olsa da henüz bu sorular tam olarak çözülememiştir. Bu tez çalışmasında, Anadolu'daki kazı çalışmaları sonucunda İznik Roma Tiyatrosu (n=1), Salattepe Höyüğü (n=2), Kovuklukaya (n=5) ve Kadıkalesi'nden (n=1) elde edilen ve cüzzamla ilişkili kemik değişimleri taşıdığı düşünülen iskelet örnekleri, disiplinlerarası bir yaklaşımla hem paleopatolojik hem de arkeogenomik açıdan incelenmiştir. Örneklemde bulunan 4 bireyin ileri derecede cüzzama özgü lezyonlar taşıdığı tespit edilmiş, bunlardan 2'si Bizans Dönemi'ne, 1'i ise Geç Osmanlı tarihlenen toplam 3 örnekte 0,64x ile 4,19x kapsam aralığında antik M. leprae DNA'sı elde edilmiştir. Yapılan filogenetik analizler sonucunda, Bizans Dönemi örnekleri atasal suş tipi olan 3K-0 ile gruplanırken, Geç Osmanlı Dönemi Salattepe örneği ise 2F suşlarıyla birlikte iç dallarda konumlanmıştır. Literatürdeki antik DNA örnekleminin Avrupa Orta Çağında yoğunlaştığı düşünüldüğünde, bu tez çalışmasında ilk kez benzer döneme tarihlenen Avrupa dışından M. leprae tüm genomu sunulmuştur. Öte yandan, Geç Osmanlı dönemine tarihlenen Salattepe örneği de sınırlı sayıda bulunan Geç Modern Dönem örneklerinin bir temsilcisi olarak literatürdeki yerini alacaktır.

AntropolojiArkeogenetikBakteriyel enfeksiyonlar+7
Arda Sevkar
Hacettepe University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Eski Mezopotamya'da tıp (Asûtu)

Eski Mezopotamya toplumunda teknolojik yetersizliklere rağmen gözlem gücü ve nesilden nesile aktarılan bilgiler sayesinde pek çok hastalık tanınmış, tanınan bu hastalıkların tedavilerinde de doğadan yararlanılmıştır. Çivi yazısı sayesinde hastalıklara ait bilgiler, tedavileri için hazırlanan ilaçların yapımında kullanılan droglar ve ilaç hazırlama yöntemleri günümüze aktarılabilmiştir. Aslında Mezopotamya dillerinin günümüzde kullanılmıyor olması, bilgilerin herkesçe anlaşılabilmesi konusunda büyük bir engel oluşturmaktadır. Ancak tabletler üzerinde yapılan çalışmalar sayesinde Eski Mezopotamya toplumunun tıp konusunda ne kadar ileride olduğu kanıtlanmıştır. Günümüze kadar yapılan tercümelerden elde edilen bilgiler sonucunda aslında Eski Mezopotamya‟dan tanınan tedavi yöntemlerinin binlerce yıldır geçerliliklerini korudukları görülmüştür. Ayrıca aynı droglar, birebir aynı ölçülerde ve aynı hastalıkların tedavilerinde olmasa da, günümüzde de hâlâ kullanılmaktadır. Hatta bazı hastalıkların tedavisinde 4 bin yıldan fazla süredir aynı drogların kullanılmaya devam edildiği görülmüştür. Aslında günümüzde hastalıkların tedavileri için büyük oranda modern tıp yöntemlerinden yararlanılmaktadır. Ancak her ne kadar modern ilaçlar, teknolojik cihazlar ve hastane koşullarında tedaviler tercih edilse de geleneksel tedaviden tamamen vazgeçilmemiş ve destekleyici tedavi olarak bitkisel ilaçlardan ya da dinsel-büyüsel yöntemlerle tedaviden yararlanılmaya devam edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Arkeoloji, Büyü, Cerrahi, Din, Kehanet, Mezopotamya, Tıp

ArkeolojiBüyüBüyücü+7
Nejla Alper
Uşak University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hüseyin hulki bey'in eseri "Tabâbet-i hakikiye ve mesâlik-i bâtıla-i tıbbiye"nin günümüz Türkçesine kazandırılması ve günümüz tıp anlayışıyla değerlendirilmesi

Mustafa Hayırlıdağ, Hüseyin Hulki Bey'in Eseri "Tabâbet-i Hakikiye ve Mesâlik-i Bâtıla-i Tıbbiye"nin Günümüz Türkçesine Kazandırılması ve Günümüz Tıp Anlayışıyla Değerlendirilmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Tıp Tarihi ve Etik Programı Doktora Tezi, Ankara, 2019. Osmanlı Devleti'nin pek çok alanda zor zamanlar geçirdiği XIX. yüzyılın son çeyreğinde yaşamış ve eserlerini bırakmış olan Hüseyin Hulki Bey'i tanımak, tanıtmak ve "Tabâbet-i Hakikiye ve Mesâlik-i Bâtıla-i Tıbbiye" adlı eserini inceleyerek, bu eserin ve eserde dile getirdiği görüşlerin, tıp tarihindeki yerini almasını sağlamak, bu tez çalışmasının temel amacını oluşturmaktadır. Tez kapsamında önce Hüseyin Hulki Bey'in yaşadığı dönemin hekimlik ve tıp anlayışını kavrayabilmek açısından; XIX. yüzyılda Osmanlı tıp anlayışı ile Avrupa'daki tıp anlayışı karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Bu bağlamda dönemin önemli bir sorunu olarak, eğitimsiz ve diplomasız hekim sorunu ve bu sorunun çözümü için yapılan mücadeleden söz edilmiştir. Sorunun çözümü için yapılan hukuki düzenleyici metinler tez kapsamında incelenmiştir. Daha sonra Hüseyin Hulki Bey'in hayatı, eserleri ve teze konu olan "Tabâbet-i Hakikiye ve Mesâlik-i Bâtıla-i Tıbbiye" adlı eseri ayrıntılı olarak incelenmiştir. Özellikle tıp alanında pek çok ilerlemenin yaşandığı XIX. yüzyıl Avrupa'sında Hüseyin Hulki Bey önemli bilim başkentlerine de giderek hem gözlemler yapmış hem de katılmış olduğu kongrelerde devrin önemli bilim insanlarıyla fikir alışverişinde bulunmuştur. Edinmiş olduğu bu izlenimleri yurda döndüğünde paylaşarak, Osmanlının aydınlanmasında rol oynamıştır. 1889 yılında katılmış olduğu Paris'teki tıp kongresinde yapmış olduğu bildiri de, tez kapsamında transkripsiyonu yapılarak incelenmiştir. Doğudaki ve Batıdaki XIX. yüzyıl tıp anlayışıyla birlikte söz konusu bu eserlerin incelenmesi, dönemin Osmanlı'sında temel sağlık sorunlarını ortaya koymada bütünlük arz etmiştir. Bilimsellikten ayrılmadan, tıbbın temel dinamiklerini bilerek ve her türlü gelişmeyi sorgulayarak yapılacak hekimlik anlayışının, tıbba katkı sunacağı fikri çok önemlidir. XIX. yüzyıla ait bir tıp eserinin incelenmesi, günümüz tıp anlayışına faydalı olacağı gibi, tıp tarihi açısından da, hekimlik anlayışının irdelenmesi bakımından faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Hüseyin Hulki Bey, 19.yüzyıl Osmanlı Tıbbı, Tıp Tarihi, Tabâbet-i Hakikiye ve Mesâlik-i Bâtıla-i Tıbbiye, Yalancı Tababet

Hüseyin Hulki BeyKitaplarTıp+2
Mustafa Hayırlıdağ
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

XII-XIV. yüzyıllarda Anadolu'da tıp kurumları

XII-XIV. Yüzyıllarda Anadolu'da inşa edilen Tıp Kurumları darüşşifa, maristan, darüssıhha, darülafiye, darürraha vb. farklı terimlerle adlandırılmıştır. Bu dönemden günümüze ulaşan Anadolu tıp kurumları, Kayseri Gevher Nesibe Darüşşifası (Maristan), Sivas İzzeddin I. Keykavus Darüssıhhası, Divriği Darüşşifası, Tokat Gökmedrese Darüşşifası ve Amasya Darüşşifası'dır. Günümüze ulaşamayan Anadolu tıp kurumları ise Mardin Eminüddin Maristanı, Çankırı Darüşşifası (Darülafiye), Kastamonu Pervaneoğlu Ali Darüşşifası (Maristan), Sivas Rahatoğlu Darürrahası, Konya Maristan-ı Atik, Konya Alaeddin Darüşşifası (Maristan) ve Aksaray Darüşşifası'dır. Bu çalışma günümüze ulaşan tıp kurumlarının mimari plan gelişimi özellikleri ve ortak mimari özelliklerinin tespitini amaçlamaktadır. İnceleme sonuncunda ilk tıp kurumlarının bir külliye bünyesinde yer aldığı ancak Amasya Darüşşifası'nda olduğu gibi zamanla bağımsız bir yapı olmaya doğru bir plan gelişimi sürecinin yaşandığı tespit edilmiştir. Ayrıca Anadolu tıp kurumlarının ortak mimari özelliği olarak giriş eyvanına açılan mekânların varlığı tespit edilmiştir.

AnadoluDarüşşifaKayseri+7
Mehmet Kutlu
Ege University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessEN

The foundation of a professional group: Physicians in the Nineteenth Century modernizing Ottoman empire (1839-1908)

Physicians in the Nineteenth Century Modernizing Ottoman Empire (1839-1908)This dissertation studies the foundation of the modern professional group of physicians in the nineteenth century Ottoman Empire between the Tanzimat period, during which the first School of Medicine was introduced, and the Second Constitutional Period, after which new medical institutions and political atmosphere were born. The aim of the research is to find out the process in which the modern state formation overlapped with the appearance of this specific profession by considering new ideas of progressivism and modernism.The research first describes the general atmosphere created by the new medical technologies and understanding of the nineteenth century. Then, the new system regulating medical activities is explained and the ways to deal with irregular practitioners is analyzed. After that, within this new system, the formation of a medical student is described by focusing on an ordinary life within the school with political and medical activities. The final focus is given to their civilian activities and the different reactions to them in the Ottoman provinces through the study of provincial physicians and the quarantine doctors.The appearance of the physician is analyzed through the consideration of the shift in the eyes of the state, the self-perception of the physicians, and the perception of the physicians by the common people by primarily the use of the Prime Ministry Ottoman Archives in addition to the memoirs and biographies of the physicians. The study targets the introduction of everydayness of these professional elite in relation to the people, the state and the profession itself, and to look behind the legislations introduced under the progressivist and centralizing administrative mentality of the modern state.

PhysiciansEducational historyPhysicians+7
Ceren Gülser İlikan Rasimoğlu
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2012
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Geçmişten günümüze adli tıp tarihi

Hukukun ve tıp bilimlerinin ekotonunda bulunan Adli Tıp, bu özelliğinden dolayı fen bilimleri ve sosyal bilimlerin birçok üyesiyle kesişimi bulunan bereketli ve multidisipliner bir alanda çalışır. Başta hukuk ve adli patoloji olmak üzere; adli psikiyatri, adli toksikoloji, adli seroloji, adli balistik, adli trafik, olay yeri inceleme, adli entomoloji, adli antropoloji, adli fotoğrafçılık, adli görüntüleme, adli diş hekimliği, adli vaka kimliklendirilmesi, adli hemşirelik, sağlık hukuku, kriminoloji, adli bilişim gibi pek çok sağlık, fen ve sosyal bilim dalları ile dirsek teması içerisinde olsa da, "Adli Tıp nedir?" sorusuna en güzel cevaplar Sir Sidney Smith ve Behçet Tahsin KAMAY tarafından verilmiştir: "Adli Tıp, kanunu tatbik maksadı ile kullanılabilecek tıbbî ve gayri tıbbî, ilmî malûmat topluluğudur." Adli Tıbbın basit ve net tanımları üzerinden giderek bu istikametteki tarih vektörünün başlangıç noktasını Eski Mısır, Yunan ve Roma medeniyetlerindeki uygulamalara dayandırılabilabilmektedir. Her iki Adli Tıp tanımda da ortak noktalar; bir hukuk otoritesinin varlığı ve onun bilirkişiliğine ihtiyaç duyduğu bir tıp görüşü ihtiyacını gideren uzman kişi yorumu olmakla birlikte gözden kaçmaması gereken bir diğer husus ise, Adli Tıp uygulamalarının çerçevesini esasen hukukun belirlediği gerçeğidir. Bundandır ki dünyadaki büyük hukuk sistemleri arasındaki büyük farklılardan (Kıta Avrupası ve Anglosakson Hukuk Sistemleri gibi) tutun aynı hukuk sistemi kümesinde yer alan ayrı devletlerin dahi Adli Tıp uygulamalarında farklılıklar göze çarpar.

Adli bilimlerAdli tıpBilirkişi+4
Ebubekir Çetin
Mersin University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Selçukluları ve beylikler döneminde tıp ilmi

1071 yılı itibariyle Anadolu'ya Türklerin yerleşmesi sonucunda ilk olarak çeşitli beylikler siyasi hâkimiyet kurmuş, akabinde 1078 yılında Türkiye Selçukluları Devleti tarih sahnesinde yerini almıştır. Anadolu'da tıp ilminin gelişimi Türk-İslâm medeniyetinin bir sentezi neticesinde oluşmuştur. Bu dönemde sultanlar ve devlet görevlileri ülkenin pek çok şehrinde dârüşşifalar ve eğitim kurumlarının kurulmasına vesile olmuştur. Türk tıp tarihinin en büyük gelişimleri Türkiye Selçukluları ve Beylikler döneminde meydana gelmiştir. Tıp fakültelerinin ilk örnekleri Anadolu'da görülmüş aynı zamanda bu alanda Türkçe eserler yazılmaya başlanmıştır. Yaklaşık üç yüzyıllık süreçte yaşanan iç çatışmalar, savaşlar ve salgın hastalıklara rağmen tıp alanındaki gelişimin sürdürüldüğü görülmektedir.

Anadolu BeylikleriAnadolu SelçuklularıBeylikler Dönemi+5
Fulya Dilşat Kaya
Mimar Sinan Fine Arts University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Vision reframed: Sensory formation and instrumentalization of trachoma (1914-1924)

This thesis aims to demonstrate how the narrative of trachoma, an infectious eye disease, has become a subject of regulation with the developments in the medical discourse of the early twentieth century. To achieve this, the thesis comprises around five chapters, including an introduction and conclusion. The first chapter focuses on the early twentieth-century debates in which ophthalmologists instrumentalized changes in understanding vision. The second chapter examines how this instrumentalization occurred simultaneously across national borders by analyzing international congresses on medicine and ophthalmology. The third chapter aims to reveal how the new governmental techniques are applied by establishing standards in the sense of sight. This chapter focuses on the experiences of immigrants from the Ottoman Empire to the United States as they underwent medical examinations at Ellis Island, one of the largest centers for implementing these medical and governmental techniques on eye diseases.

History of medicine
Elif Bengüsu Arık
Boğaziçi University · Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Seyyid İsmâil Cürcȃnȋ'nin Yȃdgȃr Der Dȃniş-İ Pezeşkȋ u Darȗşinȃsi adlı eserinin Türk tıp tarihindeki yeri ve Yȃdigȃr-I İbn Şerȋf

Bu çalışmada Seyyid İsmâil Cürcânî'nin Yȃdgȃr Der Dȃniş-i Pezeşkȋ u Dȃrȗşinȃsȋ adlı Farsça tıp kitabının tercüme edilerek tanıtılması ve Yȃdigȃr-ı İbn Şerȋf ile karşılaştırılarak Türk tıp tarihindeki öneminin açığa çıkarılması amaçlanmıştır. İki eser arasındaki isim benzerliğinin yola çıkılarak bu benzerliğin bir atıfa mı işaret ettiği, İbn Şerif'in eserini hazırlarken Cürcani'den yararlanıp yararlanmadığı, yararlandı ise ne ölçüde alıntı yaptığı ya da telif bir eser hazırlayıp hazırlamadığı sorularına yanıt aranmıştır. Seyyid İsmâil Cürcȃnȋ'nin Yȃdgȃr Der Dȃniş-i Pezeşkȋ u Darȗşinȃsi adlı eserinin çevirisi yapılarak Yȃdigȃr-ı İbn Şerȋf ile karşılaştırılmıştır. Cürcânî'nin söz konusu eseri için Tahran ve McGill Üniversiteleri İslam Çalışmaları Enstitüsü'nce basımı yapılan ve Mehdȋ Muhakkik tarafından edisyon kritiği yapılarak yayına hazırlanan Yȃdgȃr Der Dȃniş-i Pezeşkȋ u Dȃrȗşinȃsȋ adlı eser kullanılmıştır. Diğer ana materyal olan Yȃdigȃr-ı İbn Şerȋf için Topkapı Revan 1684 nüshasının Merkez Efendi Geleneksel Tıp Derneği yayını olarak basımı yapılan eserin transkripsiyon metni esas alınmıştır. Bu nüshada birçok müstensih eklemesi tespit edildiğinden çalışmaya Fazıl Ahmed Paşa 989 nüshası da dahil edilmiştir. Genel olarak beş ana bölümden oluşan her iki eser, bölüm bağlamında karşılaştırılmış, farklılıklar dipnotta gösterilmiştir. Karşılaştırma neticesinde Yȃdigȃr-ı İbn Şerȋf'in birinci bölümün Seyyid İsmâil Cürcânî'nin Huffey Alȃ'ȋ adlı eserinden alındığı, diğer bölümlerin Seyyid İsmâil Cürcânî'nin Yȃdgȃr adlı eserinin tercümesi olduğu tespit edilmiştir. Ancak İbn Şerif tarafından yapılan eklemeler de mevcuttur. Bir diğer önemli bulgu ise Yȃdigȃr-ı İbn Şerȋf'in nüshaları arasındaki farklılıklardır. İncelenen nüshalar dikkate alındığında en az iki ya da üç versiyondan söz etmek mümkündür. Sonuç olarak, Türkiye'de yazma eser kütüphanelerinde birçok nüshası bulunan ve Türk tıp tarihçilerince telif eser olduğu ileri sürülen Yȃdigȃr-ı İbn Şerȋf adlı eser Seyyid İsmâil Cürcânî'nin Yȃdgȃr adlı eseri temel alınarak hazırlanmış, yine aynı yazarın Huffey Alȃ'ȋ adlı eserinin de eklenmesiyle daha kapsamlı bir tıp kitabı haline getirilmiş, tercüme bir eserdir. Buna ilaveten Yȃdigȃr-ı İbn Şerȋf'in birkaç versiyonu bulunmaktadır. Yazma eser çalışmalarında edisyon kritik yapılarak veya birkaç nüsha kullanılarak çalışılması gerekmektedir.

Seyyid İsmaʿil CürcȃnȋTıp tarihiYazma eserler+3
Nuray Güneş
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Cremonali Gerard'ın yorumuyla Ebu Bekr Muhammed Razi'nin Aforizmalar ya da Tıbbın Sırları kitabının tıp tarihi ışığında değerlendirilmesi

Bu tezin amacı, Orta Çağ'da İslam Uygarlığı döneminin seçkin bir hekim-filozofu olan Ebu Bekr Muḥammed b. Zekeriyya er-Razi'nin Abubetri Rhazae Maomethi, ob usum experientiamque multiplicem, et ob certissimas ex demostrationibus logicis indicationes, ad omnes praeter naturam affectus, atque etiam propter remediorum uberrimam materiam, summi medici opera exquisitiora, quibus nihil utilius ad actus practicos extat, omnia enim penitus quae habet aut obscuriora, aut Galenus fusiora, fidellissime doctissimeque exponit, & in lucem profert adlı eserinin 517-546 sayfaları arasında yer alan Abubetri Rhazae Maomethi scientia peritiaque insignis medici in libros Aphorismorum, sive secretorum medicinalium Gerardo Toletano Cremonensi Interprete (Bilgi ve Deneyim Bakımından Seçkin bir Hekim Olan Ebu Bekr Muhammed er-Razi'nin Aforizmalar ya da Tıbbın Sırları Kitaplarına Toledo'dan Cremonalı Gerard'ın Yorumuyla) adlı bölümünü Batı Orta Çağ Latincesinden Türkçeye çevirerek Türk tıp tarihi alan yazınına kazandırmak ve bu kitabın tıp tarihindeki yeri ve önemini belirlemeye çalışmaktır. Tezde adı geçen eserin 1544 Basel baskısı esas alınarak Latinceden Türkçeye çevirisi yapılmış ve bulgular kısmında sunulmuştur. Çeviri yapılırken eserin yazıldığı döneme ait tıp terminolojisini yansıtan kelimelerin anlamlandırılmasında çeşitli sözlüklere başvurulmuş ve bir sözlük hazırlanmıştır. Ayrıca tezin giriş bölümünde çeviri tarihi ve çeviri dönemleri ile ilgili bilgiler verilmiş, çeviri etkinliğinde öne çıkan okul ve çevirmenler hakkında bilgiler sunulmuştur. Elde edilen veriler ışığında, er-Razi'nin bahsettiği hastalıklar, hastalık belirtileri, iyileştirme yöntemleri, uyguladığı reçeteler, vaka kayıtları ve tıp etiği ilkeleri ile ilgili yaklaşımları değerlendirilmiş ve öncüllerinden Hippokrates ve Galenus'un pek çok çalışmasına başvurularak incelenmiş ve başvurulan antik tıp kitaplardan oluşan bir kitap listesi hazırlanmıştır. Bundan başka er-Razi'nin kendi çalışmalarına ve modern kaynaklara başvurularak tartışma gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak çeviri etkinliğinin din, dil ve ırk ayrımı olmaksızın kültürlerin birbirini etkilemesiyle gerçekleşip geliştiği, Ebu Bekr Muhammed b. Zekeriyya er-Razi'nin öncüllerinden Hippokrates ve Galenus'un teorik bilgi ve uygulamalarını kabullenip devam ettirdiği, karşılaşılan bazı teorik bilgi ve uygulamaların kendi yazdığı eserlerdeki bilgi ve uygulamalarla da örtüştüğü ancak özgün klinik gözlem ve özellikli durumu da eserine yansıttığı ve etik davranışı da işlediği düşüncesine varılmıştır. Bu eserin er-Razi'nin eserleri ile birlikte basılmış olmasının farklı coğrafyalarda ve farklı tarihlerde etkisinin olduğunu gösterdiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Uygarlığı, Ebu Bekr Muhammed Razi, Aforizma, Vaka Kayıtları, Tıp Tarihi.

Ebu Bekir Muhammad el-RaziEtikTıp etiği+3
Nuray Soydan
Ankara University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Nidâî: Tenbîhnâme (Dil incelemesi, tenkitli metin, dizin)

Bu doktora çalışmasında 16. yüzyılda yaşamış ve daha çok hekim kimliğiyle tanınmış olan Nidâî'nin Tenbîhnâme adlı eserinin tenkitli metninin oluşturulması, dil, imlâ ve içerik yönünden incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma "Giriş" ve "Sonuç" bölümleri dışında 6 bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde Tenbîhnâme'nin nasihatnâme geleneğimiz içindeki yerini tespit edebilmek amacıyla Türk Klasik edebiyatında nasihatname geleneği hakkında genel bilgiler verilmiştir. "1. Bölüm"de Nidâî'nin hayatı, sanatı ve eserleri ele alınmış, "2. Bölüm"de Tenbîhnâme, şekil ve muhteva özellikleri bakımından ayrıntılı bir şekilde tanıtılmıştır. Ayrıca yine bu bölümde Tenbihnâme'de yer alan hikâyelerin özetleri verilmiş, hikâyeler; kişi, mekân, zaman ve olay örgüsü gibi yapısal unsurları bakımından da değerlendirilmiştir. "3. Bölüm"de ise Tenbihnâme'nin imlâ ve dil özellikleri ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. H. 952 (M. 1545) tarihinde yazılmış olan Tenbîhnâme, Eski Anadolu Türkçesi'nden Osmanlı Türkçesine geçiş dönemi eseridir. Bu nedenle eserin dil özellikleri art zamanlı bir bakış açısıyla Eski Türkçe ve Eski Anadolu Türkçesi dönemleriyle karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. "4. Bölüm"de Tenbîhnâme cümle bilgisi açısından incelenmiş, "5. Bölüm"de Tenbîhnâme'nin nüshaları tanıtıldıktan sonra tenkitli metne yer verilmiştir. Tenkitli metnin sayfa ve satır düzeni Almanya Berlin Devlet Kütüphanesi nüshasına göre oluşturulmuş, diğer nüshaların sadece sayfa numaraları belirtilmiştir. Dizin başlıklı "6. Bölüm"de metnin gramatikal dizini yer almıştır. Dizinde yer alan kelimelerin anlamları metindeki bağlamları dikkate alınarak verilmiştir. Son olarak ise çalışmada ulaşılan sonuçlar "Sonuç" başlığı altında ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Nidâî, Tenbîhnâme, Tenkitli Metin, Dil İncelemesi, Dizin

16. yüzyılDilbilgisiDilbilim+7
Murat Parlakpınar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hekim İsmail Paşa ve Kolera Risalesi

İnsanlığın tarım devrimi ile birlikte yerleşik hayata geçip büyük kitleler halinde yaşaması büyük avantajlar sağlamıştır. Yalnız bu avantajların yanında insanlar salgın hastalıklar ile de daha içli dışlı olmaya başlamışlar ve insanlık tarihini derinden etkileyecek süreçleri tetiklemişlerdir. 2019'da görülen ve 2020 yılının başlarında tüm dünyada etkili olan Covid-19 pandemisi ile birlikte hastalıklara karşı halen ne kadar savunmasız olduğumuzu bir kere daha görmüş olduk. Çalışma konumuzda İsmail Paşa'yı, salgın hastalıkları ve son olarak ise İsmail Paşa'nın yazmış olduğu Osmanlı tarihinin ikinci kolera risalesini çevirip değerlendirmesini yaptık. Kolera Risalesi eserinde koleranın kökenleri, yayılma alanları, belirtileri ve tedavileri gibi birçok alanda bilgileri verilmiştir.

Bulaşıcı hastalıklarEpdemiKolera+6
Tolga İpek
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hekim İsmail Paşa'nın kolera risalesi adlı eserinin transkripsiyonu ve değerlendirmesi

Bu tez, Osmanlı Devleti'nin önemli hekimlerinden İsmail Paşa'nın "Kolera Risalesi" adlı eserinin transkripsiyonunu ve değerlendirmesini ele almaktadır. Tezde, 19. yüzyılda dünya genelinde pandemiye dönüşerek yayılan kolera hastalığının Osmanlı Devleti üzerindeki etkileri, bu dönemde uygulanan karantina önlemleri ve İsmail Paşa'nın halkı hastalığa karşı bilinçlendirme çabaları incelenmiştir. İki bölümden oluşan tezin ilk bölümünde koleranın tanımı, tarihçesi ve Osmanlı'daki yayılımı detaylandırılmıştır. Araştırma, Osmanlı'nın kolera salgınlarına karşı verdiği mücadeleyi ve sağlık politikalarıyla ilgili önemli ipuçlarını sunar. Risalenin yazarı İsmail Paşa, Avrupa'da modern tıp eğitimi almış ve Tıbbiye Nâzırı olarak görev yaptığı dönemde sağlık sistemine yaptığı katkılarla tanınmıştır. İkinci bölümde "Kolera Risalesi"nin transkripsiyonu ve eserde verilen tedavi yöntemleri değerlendirilmiştir. Sultan Abdülmecid'in emriyle 1847 kolera salgını sırasında yazılan risale beş ana bölümden oluşmakta; koleranın yayılma yollarını, insan vücudunu zayıf düşüren faktörleri, korunma yöntemlerini, özellikle hastalığa karşı bilimsel ve rasyonel yaklaşımları, geleneksel tedavi yöntemleri gibi konuları kapsamaktadır. Tez vasıtasıyla dönemin sağlık koşullarına, Osmanlı Devleti'nin salgın hastalıklarla mücadele politikalarına ulaşılabilir. Tezin transkripsiyonu sayesinde dönemin diğer kolera risaleleri ya da hastalıkla ilgili tıbbi yazınlarla İsmail Paşa'nın görüşleri karşılaştırılabilir. Bu sayede Hekim İsmail Paşa'nın özgün katkıları belirlenebilir. Eserin transkripsiyonu sayesinde Osmanlı Türkçesindeki tıbbi terimlerin çözümlemesi yapılabilir; bu terimlerin modern tıptaki karşılıkları incelenebilir. Anahtar Kelimeler: Tarih, Osmanlı Devleti, Kolera Risalesi, Hekim İsmail Paşa, Pandemi.

Tıp tarihi
Yusuf İyikanlı
Hakkari University · Institute of Graduate Studies
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de Tek Parti Döneminde sıtma salgını ve mücadele çalışmaları (1923-1945)

Tarihi geçmişi çok eski zamanlara dayanan sıtma, insanoğlunun yerleşik hayata geçmesiyle beraber ortaya çıktığı tahmin edilmektedir. Tarihsel süreçte tarıma dayalı tüm bölgelerde etkili olan sıtmanın yaygın bir şekilde görüldüğü coğrafyalardan biri de Anadolu olmuştur. Anadolu yarımadasının coğrafi ve iklimsel özellikleri sıtmanın her dönem yaşamasına zemin hazırlamıştır. Osmanlı son döneminde sıtmaya karşı tedbirler alınmasına rağmen istenilen başarı elde edilmemiştir İlk zamanlar hastalığın bataklık ve kötü kokudan zuhur ettiği inancı hüküm sürmesine rağmen 19. yy' da meydana gelen bilimsel gelişmeler neticesinde anofel cinsi sivrisineğin hastalığın asıl nedeni olduğu anlaşılmıştır. Sıtma başta olmak üzere bulaşıcı ve salgın hastalıkların salgın halini almasında savaşlar her zaman önemli bir yere sahip olmuştur. Anadolu coğrafyası da kendini bu tarihsel gerçeğin dışında tutamamıştır. Özellikle savaş döneminde elverişsiz hayat şartlarının, yetersiz beslenme ve tıbbı eksikliklerle birleşmesi hastalıkların salgın halini almasında önemli etken olmuştur. Millî mücadele sonrasında ulus-devlet anlayışıyla yeniden inşa edilmeye çalışılan yeni Türk devletinin toplumsal hayatta karşılaştığı en önemli sağlık sorunlarının başında sıtma gelmekteydi. Cumhuriyet kadroları da bu hususun üzerinde ehemmiyetle durmayı ulusun inşası ile denk görmüşlerdir. Zira uzun savaş dönemlerinde başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere silah arkadaşların büyük çoğunluğu hayatının bir evresinde bir salgın hastalığa yakalanmışlardı. Bu etkenlerin etkisiyle ülke genelinde başlatılan milli sağlık politikasının ilk çalışmaları sıtma hastalığına karşı başlatılmıştır. Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra, 1924 yılında uzman doktorların katılımıyla yapılan sıtma toplantısında; acil olarak sıtmaya karşı bir mücadelenin başlatılmasının elzem olduğu açıklandı. Yürütülecek mücadelenin bir teşkilat başkanlığında yürütülmesi kararı alındıktan sonra Ankara, Aydın ve Adana'da 1925 yılında faaliyete geçmek üzere 3 Sıtma Mücadele Teşkilatı kuruldu. Bu sayı 1928'de 7, 1938'de ise 16'ya çıktı. Bu süreç zarfında sıtma mücadele teşkilatlarının yanında vilayet sağlık kurumları da kendi mıntıkalarında sıtma mücadelesini yürütmüşlerdir. Türkiye'de sıtma mücadele çalışmaları ilk olarak sıtmalıların tespit ve tedavisi şeklinde başlamıştır. Tespit edilen hastalar ücretsiz olarak tedavi edilmekteydi. Teşkilat sahasının genişlemesiyle beraber Sıhhat Vekaleti sıtmalıların tespit ve tedavisi kadar sıtmaya sebebiyet veren amillerin de ortadan kaldırılmasının önemli olduğunu vurgulayarak teşkilat yapısında değişikliğe gitti. Yürütülen kapsamlı çalışmalar neticesinde İkinci Dünya savaşı öncesi dönemde sıtma hastalığı ülke genelinde kontrol edilebilir bir hastalık haline geldi. Ancak savaş sürecinde olası savaş tehlikesine karşı doktorların silah altına alınması ve yağış rejiminde meydana gelen değişimlerden ötürü sıtma vakalarında tekrardan bir artış meydana geldi. Bu sebeple savaşın sonuna doğru Türkiye'de Olağanüstü Sıtma Savaşı kanunu kararı alınarak 53 ili kapsayan bir sıtma mücadelesi başlatıldı. Anahtar Kelimeler: Sıtma, Türkiye, Sivrisinek, Bataklık, Salgın ve Bulaşıcı Hastalık, Kinin.

BataklıklarEpdemiKininler+4
Uğur Canpolat
Fırat University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Enva-ı Emraz: İnceleme-metin-dizin

Tez çalışmama konu olan Enva-ı Emraz adlı tıp yazması, 43 yapraktır ve dokuz bölümden oluşmaktadır. Konusu dolayısıyla, eski tıp terimleri açısından oldukça zengindir. Bu terimler başlıca anatomi, botanik, eczacılık ve ilaç olarak kullanılan çeşitli madde adları olarak sınıflandırılabilir. Yapılan çalışma ile metnin sözcük kadrosu ve dönemin dil özellikleriyle ilgili ipuçlarının ortaya konması amaçlanmaktadır.Çalışma, giriş, dil incelemesi, metin ve dizinden oluşmaktadır. Çalışmanın giriş bölümünde üzerinde çalışılan yazmanın bulunduğu yer, biçimi ve içeriği ile ilgili bilgi verilmiştir. Çalışmada izlenen yöntemden söz edilmiştir.Dil incelemesi yazım, ses bilgisi ve yapı bilgisi olmak üzere üç ana başlık altında yapılmıştır. İnceleme yapılırken tam bir inceleme yapılmamış, metnin Türkiye Türkçesi ve Eski Anadolu Türkçesinden ayrılan yönleri belirlenmeye çalışılmıştır.Yazım bölümünde, ünlü ve ünsüzlerin yazımı ve bu yazımların kendi içindeki tutarlılıkları gösterilmeye çalışılmıştır. Yazım açısından çok tutarlı ve sağlam bir metin olmadığı ve aynı sözcüğün farklı biçimlerde yazımının sıkça karşılaşılan bir durum olduğu söylenebilir.Ses bilgisi incelemesi bölümünde, ünlü uyumlarıyla ses olayları üzerinde durulmuş ve Türkiye Türkçesi ile arasındaki benzerliklerle farklılıklar ses değişmeleri göz önünde tutularak belirtilmiştir. Yapılan inceleme sonucunda metnin özellikleriyle dönemin genel özelliklerinin pek farklılaşmadığı görülmektedir. Bu metinde de dudak benzeşmesi gerçekleşmemiştir. Ötümlüleşme konusunda tam bir kararlılık olmadığı, ötümsüz ünsüzlerin kimi zaman ötümsüzlüklerini korudukları belirlenmiştir.Yapı bilgisi bölümünde Türkiye Türkçesinden farklı olan yapılar üzerinde durulmuş, özellikle eylem çekimi ele alınmıştır. Metinde, eylem çekimi konusunda Türkiye Türkçesinden ayrılan nokta, şimdiki zaman ve gelecek zaman için özel bir ekin kullanılmamasıdır. Dönemin karakteristik özelliklerini taşıyan bazı eklerin metinde kullanılmadığı görülmektedir.Çalışmanın metin bölümünde yazmanın çeviri yazısı yapılmıştır.Dizin bölümünde ise, metin içinde geçen bütün sözcükler, metnin bağlamı göz önüne alınarak anlamlandırılmış ve sözcüklerin kökenleri de belirtilmiştir. Sözcüklerin geçtiği yerler ve yapılar gösterilerek tam bir gramatikal dizin oluşturulmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmanın sonuna bir özel adlar dizini de eklenmiştir.

16. yüzyılTıp tarihi
Elif Kaya
Çanakkale Onsekiz Mart University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Maddetü'l Hayat (İnceleme-metin-dizin)

Bu çalışma, XV. yüzyıla ait bir tıp metni olan Akşemseddin'in Maddetü'l Hayat adlı eserini konu almaktadır. Farklı kütüphanelerde dört ayrı nüshasını tespit ettiğimiz yazmanın çalışmamıza konu olan nüshası Topkapı Sarayı Müzesi Hazine 552 numara ile kayıtlıdır. Eser 70 varaktır. Toplumun her kesimini ilgilendiren bir konu olan sağlık konusunda yazılmış bir eser olduğundan tıp terimleri, botanik, farmakoloji ve eczacılık terimleri bakımından zengin bir kaynaktır. Dönemin söz varlığını yansıtması bakımından dil araştırmacıları için önemli bir eserdir.Çalışmamız dil özellikleri, metin ve dizin olmak üzere üç bölümden oluşmuştur. İlk bölümde XV. yüzyılda tıp alanındaki gelişmelere genel bir bakış, Akşemseddin'in eserleri ve çalışmamıza konu olan Maddetü'l Hayat adlı eserin kapsamı ve nüshaları ayrıntılı olarak tanıtılmıştır.Dil incelemesi günümüz dil özelliklerine göre metinde görülen farklılıklar esas alınarak yapılmıştır. Dil özellikleri, yazım, ses bilgisi ve biçim bilgisi olmak üzere üç bölüm halinde incelenmiştir. Yazım özellikleri metinden alınan örneklerle tespit edilmeye çalışılmıştır. Ses bilgisi ve biçim bilgisi özellikleri Türkiye Türkçesi'nden farklılık gösteren noktalar esas alınarak incelenmiştir.Dizin kısmında metinde geçen bütün sözcükler madde başı olarak alınmış ve metindeki bağlamları içinde anlamlandırılmıştır.

15. yüzyılDilbilgisiEski Anadolu Türkçesi+5
Ekin Aktürk
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Milli Mücadelede ve Cumhuriyetin ilk yıllarında Denizli sağlık hizmetleri (1919-1938)

Tarihi süreç içerisinde pek çok uygarlığa ev sahipliği yapan Denizli, Osmanlı Devleti teşkilat yapısı içerisinde Aydın Vilayeti'ne bağlı bir sancak durumunda varlığını sürdürürken, Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte il statüsünü kazanmıştır. Yaşanan bu sürecin çeşitli yönleri ve kent tarihine olan etkisi yerel ve ulusal araştırmacılar tarafından birçok kez irdelenmiştir. Pek çok değerli tarihçi tarafından Denizli'nin sosyal, ekonomik, dini, askeri ve kültürel tarihi hakkında belirli dönemleri de içine alan birçok çalışma yapılmasına karşın, "Denizli Sağlık Tarihi/Hizmetleri" özelinde monografik bir çalışma bu güne kadar yapılmamıştır. Bu eksikliği bir ölçüde gidermek amacıyla, "Millî Mücadelede ve Cumhuriyetin İlk Yıllarında Denizli Sağlık Hizmetleri (1919-1938)" konusu tez çalışması olarak seçilmiştir. 1919-1938 dönemini kapsayan çalışmamızda; Denizli'de gerçekleştirilen sağlık hizmetleri, yaşanan bulaşıcı ve salgın vakaları, görev yapan tabip ve diğer sağlık personelleri, hastalıklarla mücadele yöntemleri, Denizli ve kazalarında hizmet veren sağlık kurum ve kuruluşları, Hilal-i Ahmer Cemiyeti'nin bölgedeki faaliyetleri ile sağlık hizmetlerine doğrudan ya da dolaylı yönden etki eden faktörler arşiv belgelerinden de yararlanılarak incelenmiştir. Giriş ile birlikte dört bölüm olan çalışmamızda konunun tarihsel gelişimi, Cumhuriyet yönetiminin Osmanlı'dan devraldığı sağlık kuruluşları ile bulaşıcı hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Osmanlı, Denizli, Sağlık Hizmetleri, Denizli Memleket Hastanesi, Salgın Hastalıklar, Cumhuriyet Dönemi.

Bulaşıcı hastalıklarCumhuriyet DönemiDenizli+6
Ali Tomalı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

20. yüzyıl tıp tarihinde hasta-hekim ilişkisinin fenomenolojik analizi

20. yüzyıl tıbbı, bilimsel ve teknolojik gelişmeler ile önemli ilerlemeler kaydetmiş olmasına rağmen, söz konusu yüzyılın tıbbi dünya görüşü, hastalık deneyiminin tam olarak anlaşılmasını engelleyen patolojik ve anotomik hastalık görüşüne bağlı olarak, hastalığın belli paradigmalar içerisinde ele alınmasını zorunlu kılmaktadır. Hekimin bir teori içerisinde, hastayı teori nesnesi kılarak hastalığa yaklaşımı, hasta-hekim ilişkisinde birtakım sorunları açığa çıkarmıştır. Bu bağlamda çalışmada, felsefenin tıp tarafından ihmal edildiği modern tıp anlayışında, hasta-hekim ilişkisinin analizi için, fenomenolojik yöntem ve bu yöntemin günümüz tıbbında uygulanabilirliği ve bu uygulanabirliğin hangi boyutlarda olduğu/olabileceği konusu ele alınmıştır. Tıpta fenomenoloji, hasta olan-ın yaşadığı hastalık deneyimin, (birincil şahıs hastalık deneyiminin) betimlenmesine izin veren bir olanak olarak, tıp pratiğinde hastanın hastalığı yaşama şekli ile hekimin hastaya bakış açısının farklılığını ortaya koyma imkânıdır. Böylece tıbbi ilerlemelerdeki tüm olumlu gelişmelere rağmen, hastanın fiziksel bedenine indirgendiği bir tıp yaklaşımını eleştiren ve teori öncesi bir yöntem ve düşünme biçimine işaret eden fenomenoloji, tıbbi fenomenlerin, (hastalık, sağlık vb. gibi) deneyimleyenlerin perspektifinden keşfedilmesini sağlamaktadır. Tıpta felsefe bağlamında konu ile ilgili materyallerin incelendiği (doküman analizi) ve fenomenolojik yöntemin kullanıldığı çalışmada, tıbbi olay ve durumları anlamak için felsefi bir yöntem olan fenomenolojinin tıpta büyük bir olanak olduğu sonucuna varılmıştır.

20. yüzyılDoktor-hasta ilişkileriFelsefe+3
Tuğşat Güzeloğlu
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tıp tarihinde müzik ile tedavi ve XVI. yüzyıldan XIX. yüzyıla kadar delilerin mekanı Süleymaniye

Müziğin tedavi aracı olarak kullanılmasıyla, tıp tarihinde yeni tedavi alanları doğmuştur. Çalışmada, müzikle tedavinin tarihsel süreci incelenerek; müzikle tedavi yöntemlerinin uygulanış biçimleri, çalgı aletleriyle beraber ele alınmıştır. Geçmişten günümüze gelişerek gelen bu tedavi aracının doğuşu, dârüşşifâlar üzerinden anlatılmıştır. Öyle ki Türklerden başlayıp Osmanlı'ya taşınan bu miras en iyi şekilde uygulanmaya çalışılmıştır. Ayrıca sosyal devlet anlayışına sahip olan Osmanlı dârüşşifâları, kimsesiz akıl hastalarına yurt olmuş, üstelik bu hizmeti karşılığında hastalarından ücret talep etmemiştir. Çalışmamız dört bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde kavram ve terminoloji üzerinde durulmuş olup "bîmarhâne" adının anlamını açıklayarak başladık. Bîmarhâne adı hakkında detaylı bilgiler verildikten sonra, bîmarhâne ile ilişkilendirdiğimiz tanımlar üzerinde durduk. Çalışmamızın ikinci bölümünde, müziğin insan ruhuna olumlu ve olumsuz tesirlerini araştırarak bunların neler olduğunu anlatmaya çalıştık. Ayrıca yaptığı çalışmalar ile tıp tarihine adını yazdıran hekimleri de çalışmamızda unutmayarak onların çalışmaları hakkında da bilgiler vermeye çalıştık. Üçüncü bölümünde ise Türklerde, İslam Medeniyeti'nde ve Avrupa'da müzik ile tedavi çalışmalarının olup olmadığını araştırdık. Bu araştırmalarımızı örneklerle renklendirmeye çalıştık. Daha sonra çalışmamızı musiki ile tedavi yapan dârüşşifâlar üzerinde yoğunlaştırdık. Son bölümde ise çalışmamızı Süleymaniye üzerinde yoğunlaştırdık. Süleymaniye'nin kuruluşunu, mimari yapısını, delilerini, işleyiş ve yönetimini kısaca Osmanlı Devleti'nin Yükselme Dönemi'nde göz bebeği olan Süleymaniye Bîmarhânesi'nin kimlere ev sahipliği yaptığı? Kimlerin derdine derman olduğu? Gibi sorularımıza arşiv belgeleri ışığında cevap bulmaya çalıştık. Anahtar Kelimeler: Bîmarhâne, Müzik, Akıl hastaları, Süleymaniye.

DeliMental bozukluklarMüzik+7
Gamze Beşli
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Kitab-ı Mücerrebât (İnceleme-metin-dizin)

İnsanın var olduğu her devirde ve her mekânda mevcudiyetini göstermiş olan tıp ilmine ait eserler bizim geleneğimiz içerisinde de mücerrebât akımıyla kendisine yer bulmuştur. Akşemseddin ismi Fatih Sultan Mehmet'in hocası olması, İstanbul'un fethinin manevi mimarı olması veya Bayramiye tarikatının Hacı Bayram Velî'den sonraki mürşidi olması gibi hususlarla ön plana çıkmıştır. Hâlbuki bu veli, âlim, kanaat önderi, mutasavvıf zatın o dönem için ileri seviye sayılabilecek bir tıbbî ilme vakıf olduğu hep göz ardı edilegelmiştir. Akşemseddin –her ne kadar tarihî ve tasavvufî kişiliğinin gölgesinde kalmış olsa da- tıp alanındaki bu çalışmalarıyla gerek tıp âleminin gerekse Türk dili araştırmacılarının göz ardı etmemesi gereken bir şahsiyettir. Kendisi nitelikli bir medrese eğitimi alsa da hayatının her döneminde halkla iç içe yaşayan, halk kültürüne ve diline vakıf olan bir şahsiyettir. Bu eser, dil araştırmacıları için dönemin dil özelliklerini aydınlatmada pek çok fırsat sunmaktadır.

AkşemseddinDil özellikleriKitab-ı Mücerrebat+2
Ahmet Eraslan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mir'âtü'l-Ebdân Fî Teşrîh-i A'zâi'l-İnsân (1820) ve İlm-i Teşrîh-i Tavsifî (1908) adlı kitaplarda hareket sistemine ait illüstrasyonların karşılaştırılması

Giriş: Anatomi öğrenmenin oldukça önemli bir parçası olan ve yüzyıllardır kitaplarda yerini koruyan illüstrasyonlar aracılığıyla anatomi gelişiminin evrimsel süreci görülebilmektedir. Bu çalışma ile Osmanlı Dönemi'nde açılan "ilk tıp okulu" (Tersâne-i Âmire–1806) ile ilk tıp fakültesinin kurulması (Darülfünûn Tıp Fakültesi–1909) arasında geçen dönem içerisinde tıp eğitiminde kullanılmış olan anatomi kitaplarında "hareket sistemi"ne ait bölümlerde bulunan illüstrasyonlarda bir gelişmenin olup olmadığını incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Tezde, 1806-1909 yılları arasında illüstrasyonu bulunan ve tıp eğitiminde kullanılan matbu anatomi kitaplarına ulaşabilmek için "teşrih, beden, vücûd, vücûd-u beşer, vücûd-ı beşer, anatomi" anahtar kelimeleriyle tarama yapılarak dokuz adet kitaba ulaşılmıştır. Belirlenen tarih aralığında illüstrasyon bulunan "ilk" anatomi kitabı "Mir'âtü'l-Ebdân fî Teşrîh-i A'zâi'l-İnsân (1235/1820)" ile "son" anatomi kitabı "İlm-i Teşrîh-i Tavsifî (1325/1907-1908)" değerlendirmeye alınmıştır. Ele alınan kitaplarda "Hareket Sistemi" ağırlıklı illüstrasyonlar bulunması sebebiyle tez çalışması, hareket sistemi ile sınırlandırılmıştır. Seçilen iki kitaptaki illüstrasyonlar, nitel araştırma yöntemlerinden doküman incelemesi ile belirlenen kategoriler açısından analiz edilerek karşılaştırmaları yapılmıştır. Bulgular: Tez kapsamında hareket sistemine ait Mir'âtü'l-Ebdân fi Teşrîh-i Azâi'l-İnsân'da 19, İlm-i Teşrîh-i Tavsifî'de ise 84 adet olmak üzere toplam 103 adet illüstrasyon karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. İlm-i Teşrîh-i Tavsifî'de yer alan illüstrasyonların anatomik oluşumların gösterilmesi konusunda ideal anatomik yapıya daha uygun oldukları bulunmuştur. Her iki eserde anatomik oluşumların bir rakam veya harf ile gösterildiği, Mir'âtü'l-Ebdân fi Teşrîh-i Azâi'l-İnsân'da daha ayrıntılı açıklamaların olduğu saptanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Elde edilen veriler doğrultusunda İlm-i Teşrîh-i Tavsifî'de yer alan illüstrasyonların ideal anatomik yapılarla daha fazla uygunluk gösterdiği saptanmıştır. Sonuç olarak belirlenen tarih aralığında anatomi alanında yaşanan gelişmelerin kitaplarda yer alan illüstrasyonlara da yansıdığı düşünülmektedir.

AnatomiOsmanlı DönemiTıp eğitimi+2
Serap Yılmaz
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Health Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Kırım Savaşı'nda hasta bakımı ve hemşirelik

Bu çalışmada, Osmanlı Devleti ile Rus Çarlığı arasında Ekim 1853'te başlayan İngiltere'nin, Fransa'nın ve Piyemonte (Sardunya) Krallığı'nın Osmanlı Devleti ile ittifak yaparak katıldığı Kırım Savaşı'nın (1853?1856), hasta bakım hizmetlerine dolayısıyla hemşireliğin meslekleşmesine olan katkıları incelenmiştir. Bu çerçevede Osmanlı askeri belgelerini de içeren kapsamlı bir literatür taraması yapılmış ve konu ile ilgili mekanlar ziyaret edilerek incelenmiştir.Konuya genel bir çerçeve oluşturma bağlamında, hem savaşın ortaya çıkış nedenleri ve savaş süreci hem de XIX. yüzyılda ortaya çıkan bilimsel-teknolojik-endüstriyel gelişmelerin genelde tıbbın özelde Osmanlı tıbbının modernleşmesine katkıları değerlendirilmiştir. Modern hemşireliği temellendirme açısından, ele alınan dönemin öncesine gidilerek kadının hasta bakımındaki konumu üzerinde durulmuştur. Kırım Savaşı boyunca tüm orduların ortak düşmanı olmuş ve silah yaralanmalarından daha fazla can kaybına yol açmış olan epidemik ve endemik hastalıklar ile özellikle Osmanlı hekimlerinin koruyucu tıp uygulamaları üzerinde de geniş olarak durulmuştur. Savaşın tıbbi boyutu hakkında, tüm tarafları göz önüne alan genel ve karşılaştırmalı bir değerlendirmeye gidilmiştir.Daha önceki savaşlarda olduğu gibi Kırım'da da, tüm ordularda, sağlık memuru, tımarcı veya cerrah olarak adlandırılan erkek hasta bakım elemanları görev yapmıştır. Önemli bir yenilik olarak Osmanlı ordusu dışında hasta bakımında kadınlar da rol almış, bir başka deyişle müttefik ordularda hasta bakımında kadının aktivite göstermesi söz konusu olmuştur. Rus saflarında askeri hemşireliğin temelleri atılmış, cephe gerisinde Fransız rahibe hemşireler başarılı çalışmalar yürütmüş, Seacole adlı bir İngiliz kadın halk hekimliğini cephe koşullarına uyarlama yönünde bir arayışa girmiş ve nihayet İstanbul'da gelişerek günümüze kadar gelecek olan Nightingale hemşireliği ortaya çıkmıştır.

Hasta bakımıHemşirelikKırım Savaşı+1
Serap Torun
Çukurova University · Institute of Health Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

Kanun Fi't Tıp kitabının tıp felsefesi açısından değerlendirilmesi"

İnsanoğlunun varlığını sürdürmede katkısı olan bilim dalları arasında tıp ve sağlık alanı en prestijli yere sahiptir. Başlangıçta tıp dâhil birçok bilim dalının felsefe şemsiyesi altında ortaya çıktığı ve varlığını sürdürdüğü izahtan varestedir. Bundan ötürü ismi tıp felsefesi olmasa da, geçmişte Galen, Hipokrat, İbni Sina, Razi, Zâhrâvi gibi birçok hekim-filozof tıp alanında kafa yorarak olağanüstü başarılar elde etmişlerdir. Bu arada Çin, Mısır, Hint, Yunan, İran ve Osmanlı'nın da tıp bilimine olan katkısı yadsınamaz. Bu çalışmada dünyada ve özellikle İslam dünyasında büyük etkisi olan Kanun fi't- Tıp isimli kitap tıp felsefesi açısından değerlendirilecektir. Yanı sıra İslam dünyasında İbni Sina'nın yazmış olduğu bu dev eserin ortaya çıkışına kadar insanlığın tıp alanında sahip olduğu birikimden bahsetmemiz önem arz etmektedir. Öncelikle Kur'an ve hadislerde yer alan "sağlıklı yaşam ve tıp alanı" ile ilgili bölümler etrafında İslam dünyasında ortaya çıkan tıp felsefesi üzerinde durulacaktır. Daha sonraki dönemde hekim, hasta, hastane vb. gibi alanlarda İslam dünyasında ortaya çıkan gelişmeler ele alınacaktır. Son olarak İbni Sina, Razi ve Zahravi öncülüğünde ortaya çıkan kanıta dayalı tıp felsefesi adeta bu alanın el kitabı olarak bilinen Kanun fi't-Tıp tezimizde merkezi bir önem arz edecektir. Ardından ise, bu kitabın yazılmasından sonra ortaya çıkan tıp anlayışı üzerindeki etkisi ve günümüzde kanıta dayalı tıbbın oluşmasındaki katkısı ele alınacaktır.

FelsefeKanun Fit TıpKanıta dayalı tıp+3
Güler Bozkaya
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Hulusi Behçet ve Behçet hastalığının tıp literatürüne giriş süreci

Hulusi Behçet (1889-1948) idadi kısmından girdiği Askeri Tıbbiye'den 1910 yılında yüzbaşı olarak mezun olmuştur. Deri hastalıkları ve frengi alanında ihtisasını tamamladıktan sonra Kırklareli ve Edirne askeri hastanelerinde uzman ve başhekim muavini olarak çalışmıştır. 1917 yılında uzmanlık alanında kendini geliştirmek üzere yurtdışına çıkmış, önce Budapeşte sonra Berlin hastanelerinde çalışmalarını sürdürmüştür. Türkiye'ye döndükten sonra serbest çalışma, Hasköy Deri ve Zührevi Hastalıklar Hastanesi başhekimliği yapma, Gureba Hastanesi'nde klinik şefi olma dönemleri birbirini izlemiştir. Üniversite Reformu'nda Tıp Fakültesi kadrosuna geçmiş ve buradaki görevini ömrünün sonuna kadar sürdürmüştür.Hulusi Behçet, uzun bir çalışma döneminin ürünü olarak 1937'de Hipokrat'tan beri bilinen, ağız ve genital mukoza aftları ile göz bulgularını, bütünleştirici bir yaklaşımla değerlendirerek, tek bir hastalık olarak tanımlamış ve hakkında bir dizi önemli yayın yapmıştır. Bu başarıyı Türk tıbbının evrensel tıbba en önemli katkısı olarak nitelemek mümkündür. Söz konusu hastalık 1947 yılında Zürih'te toplanan uluslararası dermatoloji kongresinde Profesör Mieschner'in önerisiyle ?Morbus Behçet? olarak adlandırılmıştır.Tez çalışmasının iki ana bölümünden ilkinde Hulusi Behçet'in yaşamı onun çok yönlü mesleki ve bilimsel çalışmalarına odaklanan bir bakışla ele alınmış; ikincisinde ise Behçet Hastalığı'nın çoğu Hulusi Behçet tarafından yazılan makalelerle tıp literatürüne giriş öyküsü ayrıntılı olarak anlatılmıştır. Hulusi Behçet'in yaşamı sadece bir başarı öyküsü olmaktan veya kahramanının çarpıcı kişiliğinden ötürü değil, genel olarak dünyanın ve Türkiye'nin, özel olarak tıbbın önemli dönüşümler geçirdiği bir döneme yerleşmiş olmasından ötürü ilgi çekicidir. Behçet Hastalığı'nın tanımlanma sürecinin ayrıntılarının ve Hulusi Behçet'in bu süreçte oynadığı rolün ağırlığının vurgulanması ise, günümüzde hastalığın adının değiştirilmesine yönelik çabaların gündemde bulunması bağlamında önem taşımaktadır.

Tıp tarihi
Gülay Satar
Çukurova University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2009
00

Related subjects