Islamic economy
105 theses under this subject heading
İslami iktisat perspektifinde Türkiye'deki faizsiz bankaların gelişim süreci ve bankacılık sisteminde yeri
İslamî iktisat alanında ortaya çıkan faizsiz bankacılık sistemi, mevduat bankalarından farklı bir yapıda faaliyetlerini yürütmeye çalışmaktadır. İslam dininde faizin yasak olmasından dolayı kurulan faizsiz bankalar, Türk bankacılık sistemine bir alternatif olmaktan ziyade eksik kalan bir parçayı tamamlama görevini üstlenmiştir. Faizsiz olarak faaliyetlerini yürütmekte olan katılım bankacılığın birden çok hedefi vardır. Bunların içerisinde sağlam bir finansal sistem oluşturmak, ekonomik ve toplumsal hedeflere ulaşılmasına yardımcı olmak, bankacılık sektörü içerisindeki payını artırmak, toplumsal yapıya uygun yeni hizmetler geliştirmek, toplumsal dayanışmayı daha da iyileştirmektir. Bu çalışmanın amacı Türk bankacılık sektöründe faaliyet gösteren mevduat ve katılım bankalarının çalışmalarındaki farklılıkları göstermek, özellikle Orta doğu ülkeleri ile ekonomik ilişkilere yönelik fayda sağlamak, katılım bankacılığının hangi süreçlerden geçtiğine dair bilgi akışını sağlamak, günümüze kadar yaşanan bu gelişimi ve mali sistemimizin içerisinde var olan etkilerini gün yüzüne çıkarmaya çalışmaktır. Türkiye'de meydana gelen ya da yaşanan krizlerle birlikte farklı dönemlerde maruz kalınan finansal krizlerin etkileri incelendiğinde bunun negatif etkileri açıkça görülmektedir. Yaşanan bu etkileri minimum düzeyde atlatmayı başaran faizsiz bankalar, kendi iç dinamikleriyle devlete hiçbir maliyet yüklemeden çıkmayı başarmışlardır. Bu olumlu sonuçlar da dikkate alınmak suretiyle, ülkemizde bankacılık faaliyetlerini devam ettiren katılım bankalarının finansal sisteme yaptığı katkılar, bu çalışmada ortaya konulmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Faizsiz Bankacılık, Ekonomik İstikrar, İslâmî iktisat, Finansal krizler, Katılım Endeksi
İslam dininin ekonomik prensipleri ışığında 1929 ekonomik buhranının ve 2008 küresel krizinin değerlendirilmesi
1929 Ekonomik Buhranı ile 2008 Küresel Krizi son bir asırda gerçekleşen en büyük ekonomik krizlerdir. Bu iki kriz de ABD kaynaklı olarak başlamış; sonra Avrupa ülkeleri başta olmak üzere bütün dünya ülkelerinin ekonomilerini ciddi şekilde etkilemiştir. Her iki kriz de kapitalizmin uygulandığı coğrafyalarda doğmuş, finansal piyasalarda başlayarak reel sektöre ciddi tahribatlar yapmıştır. Bu çalışmada yaşanan krizleri oluşturan sebepler İslam'ın Ekonomik Prensipleri ışığında incelenmiş ve bu prensiplerin uygulanması durumunda krizlere etkileri araştırılmıştır.
Sukuk instrument in Islamic finance
In Islam there are ethical principles in every aspect of life including finance. Therefore, Sukuk Instrument as part of Islamic finance is explored from the perspective of these principles, and potential of sukuk as an alternative financing instrument and its benefits to society are analyzed. In doing so, firstly the principles of Islamic Economics are mentioned to draw the general framework of Islamic Finance. Then, ideal sukuk instruments are elaborated according to objectives of Islamic law. Moreover, sukuk types that are designed to finance socio-economic development like socially responsible investments sukuk and waqf-sukuk are explained. Then current sukuk instrument is criticized according to Islamic law and International Financial Standards. In the last part of thesis, policy recommendations as an outcome of this research are presented to develop sukuk further as an alternative financing instrument.
Modern sağlık sektörünün eleştirel bir değerlendirmesi: İslam politik ekonomisi yaklaşımı
Bu çalışmanın amacı modern dönemde ulus devletinin bir biyopolitika aracı olan ve metalaşarak kapitalist sistem içinde bir sektör olarak var olan sağlık kavramının İslam Politik Ekonomisi açısından eleştirel bir analizini yapmaktır. Bu amacı gerçekleştirmek için modern sağlık sektörünü analiz ederken Michel Foucault'nun biyopolitika ve Karl Polanyi'nin metalaşma kavramlarından faydalanarak çağdaş sağlık sektörünün görünümünü ortaya koymaya çalışacağız. Sonrasında İslam Politik Ekonomisi teorik çerçevesi kullanılarak modern sağlık sektörünün ontolojik düzeyde eleştirel bir değerlendirmesini yapılacak ve İslam ekonomisi bağlamında sağlık kavramının nasıl olması gerektiği ortaya konulacaktır. Toplumda yaşanan dönüşümler sonucunda 18. yüzyıla kadar doğrudan sağlık ile ilgilenen tıp alanı, 19. yüzyıla gelindiğinde biyoiktidar tarafından ortaya atılan normal durum ve anormal olanın tedavisi ile ilgilenmeye başlamıştır. Zamanla tıp alanıyla ilgili olmayan yaşlılık, doğum, menopoz, depresyon ve hiperaktivite gibi birçok durumun tıbbi birer sorun olarak gösterilerek tedavi edilmeye mahkûm bırakılmasıyla tıbbileştirme ortaya çıkmış ve bu sayede tıp alanının iktidarı toplumun birçok alanına yayılmıştır. Gündelik yaşamın bile tıbbileştirilmesi ve tıbbın toplumda bir otorite konumuna gelmesi sonucunda sağlık, biyoiktidar için toplumu kontrol etme kurumlarından biri haline dönüşerek üretken bireyler üretme noktasında bir araç haline gelirken; kapitalizm için ise kapitalist piyasa anlayışı bağlamında başta ilaç üreticileri olmak üzere birçok sektör için kâr elde etmek amacıyla kullanılan bir meta haline gelmiştir. Görüldüğü üzere biyoiktidarın toplum üzerinde hakimiyet kurmayı amaçladığı bu süreç toplumda kapitalist piyasa anlayışının da genişlemesine yol açmıştır. Konuya modern öncesi dönemdeki Müslüman alimler açısından bakıldığında sağlıksız olma durumu kötü bir şey olarak değerlendirilmekten ziyade bu durum günahlara kefaret olması açısından bir imtihan olarak kabul edilmiştir. İslam Politik Ekonomisi'ne göre İslam için esas olan şey insan teklerinin temel amacının her durumda Allah'a kulluk etmeyi ön planda tutmasıdır. Bu yüzden sağlık, modern öncesi dönemde kâr elde etmeyi amaçlayan bir sektör anlayışıyla var olmamış ve sadece insanların Allah'a karşı daha iyi bir kul olma amacını gerçekleştirme noktasında tevekkül anlayışına dayalı bir araç olarak kullanılmıştır. Bu çalışmada vurgulamak istediğimiz nokta Müslüman bireylerin sağlıklı olmaktan kastının genel kabul gören tanımlardan farklı olması gerekliliğidir. Yukarıda anlatılanların ışığında bu çalışmanın diğer çalışmalardan farkı, bir sektörü ortaya çıkan sağlık kavramının kapitalist piyasa sistemi için bir meta olarak, biyoiktidar için ise bir biyopolitika aracı olarak kullanılmasına dair İPE teorik çerçevesi kapsamında ontolojik bir eleştiri getirmesi ve içinde yaşadığımız modern dünyanın doğurduğu dönüşümler bağlamında normatif bir teklifte bulunmasıdır.
Beytülmâl ve hazine kurumlarının mukayeseli analizi
Bu çalışmanın amacı beytülmâl ve hazine kurumları arasında bir mukayese gerçekleştirmek ve ilgili iki kurum arasında bulunan farklılıkların sebep olduğu sonuçları analiz etmektir. Beytülmâl ve hazine arasındaki en önemli fark beytülmâlin ortaya çıktığı İslami yönetimde teorik açıdan tek egemen olarak Allah varken modern bir kurum olan hazinenin içinde bulunduğu yönetimde tek egemen modern devletin kendisinin olmasıdır. Ayrıca beytülmâl İslami yönetimin mali gelir ve giderlerini organize etmek için ortaya çıkmış organik bir kurum olarak meydana gelmiştir. Varoluşu bizzat Hz. Peygamber'in uygulamalarına dayanmaktadır. Hz. Peygamber'in dini liderliği ve beytülmâlin kaynaklarının büyük ölçüde dini emirlere dayanarak oluşturulması beytülmâl kurumunun ontolojik olarak dini bir temele dayandığı ve bu sebeple gider kalemlerinin de yine şeriatın amaçlarına uygun olmasını, diğer bir ifadeyle Allah'ın -sadece insanlar hakkında uygun gördüğü maslahatların meydana gelmesi için vaz' ettiği- hükümlerinin eksiksiz bir şekilde yerine getirilmesini hedeflemektedir. Hazine sisteminin temel dayanağını ise modern devletin kendisidir. Modern devletin sahip olduğu tek, bölünmez, sürekli ve mutlak egemenliğin bir sonucu olan merkezi kontrol özelliği sayesinde siyasi yönetim vatandaşın üretim ve tüketim faaliyetleri istenilen alana kanalize edilebilmektedir. Ayrıca güçlü bir devlet olmak ve bunu devam ettirmek için gereken finans ihtiyacı vatandaşı vergilendirme üzerinden sağlanırken sürekli büyüme ve ilerlemeyi hedef alan kapitalizmle uyumlu uygulamalar gerçekleştirilmektedir. Modern devletin sahip olduğu bu arka planın ve özellikle güçlü bir egemenlik ve merkezileşmenin pratikteki sonucu olarak hazine sistemi meydana gelmiştir. Devletin hazine sistemi sayesinde her türlü gelirin toplanmasını merkezden kontrol etmesi aynı zamanda yapılan harcamaların da kalemlerini belirlemesini ve dolayısıyla bu harcamaların modern devletin ve kapitalist sistemin amaçlarıyla örtüşmesini beraberinde getirmektedir. Beytülmâlin ontolojik dayanağını Allah'ın muradını ortaya çıkarmayı hedef edinen İslâmî yöntem oluştururken, hazine sisteminin ontolojik dayanağını modern devlet ve kapitalist sisteminin oluşturması bu iki sistemin birbirinin devamı olamayacağını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.
İslam hukukunda kâr ve kaynakları
Kâr malda girişimcinin faaliyeti sonrası bir artışın meydana gelmesi anlamı taşıdığından bu artışın kaynağının ne olduğu İslâm hukuku açısından önem arz eder. Hanefî mezhebine göre kârın kaynağı mal (sermaye), amel (emek) ve damân olmak üzere üçtür. Söz konusu kaynakların kabulü fukahâ arasında ihtilaflıdır. Bu çalışmanın temel amacı mezhepler tarafından kabul edilen kâr kaynaklarının neler olduğunu ve bu kaynakların akit şirketlerinin kabul, kuruluş ve ortaklar arası kâr paylaşımı hususunda nasıl bir etkiye sahip olduğunu tikel örnekler üzerinden açıklamaktır. Tez giriş, iki bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Birinci bölümde kârın mahiyeti ortaya koyulmuş ve tez boyunca sıkça atıf yapılacak kavramlar izah edilmiştir. İkinci bölümde ise bey' akdinde kâra ilişkin hükümler ve akit şirketlerinde kârın kaynakları ile bağlantılı hususlar ele alınmıştır.
Portföy Yönetim Şirketlerinde Şer-i Yönetişim: Türkiye ve Malezya Örneği
Körfez bölgesinde petrolün keşfi, akabinde 1973 yılında yaşanan petrol krizi sonucu petrol fiyatlarının bir anda üç katına çıkması petro-dolar olarak tabir edilen sermaye akışına neden olmuş ve bu durum petrol ihraççısı olan Arap ülkelerinin ellerinde büyük sermaye birikimlerine yol açmıştır (Öztürk & Saygin, 2017, s. 3). Bu sermaye birikimi İslami Bankacılığı teşvik etmiş ve 1975 yılında kurulan ilk ticari İslami banka olan Dubai İslam Bankası ile bankacılık alanında başlayan İslami finans günümüzde bankacılık, tekafül ve İslami sermaye piyasaları ile 3.1 trilyon ABD doları büyüklük (Katılım Finans Strateji Belgesi, 2022, s. 29) seviyesine erişmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de hizmet veren portföy yönetim şirketlerinde şer'i yönetişim yapısının ne durumda olduğu ve yasaların şer'i yönetişimi ne düzeyde zorunlu tuttuğunun bir resminin çekilmesi ve sonrasında Türkiye'deki şer'i risklerin belirlenip bunların en düşük seviyeye çekilmesi için neler yapılması gerekliliği konusunda öneriler verilmesi amaçlanmıştır. İslami sermaye piyasaları ve bu piyasaların en çok tercih edilen yatırım araçları incelenmiştir. İslami endeksler bağlamında hisse senetleri, sukuk ve yatırım fonlarına detaylı bir şekilde değinilmiştir. İslami sermaye piyasalarının önemli aktörü olan İslami portföy yönetim şirketleri şer'i yönetişim bağlamında ele alınıp, Türkiye ve Malezya'da şer'i yönetişim sistemleri kıyaslanmıştır. Hem Türkiye hem de Malezya şer'i yönetişim yapıları yasal düzenlemeler incelenerek değerlendirilmiş, ortak yanlar ve farklılıklar şer'i yönetişim bağlamında detaylandırılmıştır. Bu kıyas sonucunda Türkiye'nin İslami portföy yönetimi şirketlerine yönelik bir düzenlemesi bulunmadığı ve İslami kurallara uygun fon yöneten portföy yönetim şirketlerinin şer'i yönetişim yapılarında eksiklikleri bulunduğu tespit edilmiştir ve bu eksikliklerin nasıl giderilebileceğine dair öneriler sunulmuştur. Şer'i yönetişim yapısında meydana gelen eksikliklerin oluşturduğu şer'i riskler değerlendirilmiş ve bu risklerin en aza indirgenmesi için gerekli mekanizmalar tartışılmış ve riskleri düşük seviyede tutmak için atılması gereken adımlar anlatılmıştır.
Zekat kurumunun modern devlete entegrasyonunun eleştirel bir değerlendirmesi: Malezya ve Endonezya örneği
Bu çalışmanın asıl amacı modern dönemde ulus devletinin zekât ibadetini bir kamu maliyesi aracı olarak seküler politikalarının aracı haline getirmesinin eleştirel bir anlayışla analizini yapmaktadır. Bu amacı gerçekleştirmek için modern öncesi ve modern dönem toplumlarını değerlendirmiş ve egemenlik, hâk ve sosyal yapı üzerinde durulmuştur. Bu aşamada analizimizi yaparken, modern dönem öncesi yapıyı açıklamak için El-Şatıbi, Gazali, Ebu Ubeyde gibi isimlerle klasik kaynaklara odaklanılmış, çağdaş dönemdeki değişimi analiz etmek için Polanyi, Poggi, Hallaq gibi isimlerden faydalanılmaya çalışılmıştır. Daha sonra, İslam Ekonomisi teorik çerçevesi kullanılarak modern kamu maliyesinde zekâtın ontolojik düzeyde eleştirel bir değerlendirmesini yapılacak ve İslam ekonomisi bağlamında zekât kavramının nasıl olması gerektiği ortaya konulacaktır. Toplumda yaşanan dönüşümler sonucunda Avrupa'da yaşanan 18. yüzyıla kadar doğrudan insanın sosyal ilişkisinin piyasaya gömülme süreci, 20. Yüzyılda müslüman toplumlarda görülmeye başlamıştır. Batı Avrupa'da dahi yaşanılan krizler bütünü Müslümanlarca yaşanılması kaçınılmaz olup ithal bir anlayışla belirlenen zekâtın konumu varoluşsal olarak sorun yaratmaktadırlar. Zekât, sadaka, kefaret gibi kurumlar dini müesses nizamın birer enstrümanı olarak değil her biri bir şekilde, bazen muhteviyatı hususunda şüphe uyandıracak şekilde finansallaştırılmaktadır.
The establishment and functioning of the economic system in the period of the Prophet and Rashid Caliphs
All academics have realized the importance of the economy due to relation of the economy to the all fields of life. Upon a consideration of the most important stages of building the market economies among Muslims, we find the vitality of the era of the message within the appearance of the prophet (PBUH) from his sayings, actions and within the era of the Rightly Guided Caliphs (may Allah be pleased with them). Economic activity at the time of the Messenger (PBUH), and the Rightly Guided Caliphs was limited to pastoralism, trade, simple agriculture, and some administrative, economic, and financial work in managing the affairs of the market and the transactions that spread in it. After the spread of Islam and Islamic conquests, the market brought many changes that drew the attention of researchers and scholars in the field of legal sciences and economic sciences. The Islamic economy had its characteristics contributed to its effects on the individuals and society, and the era of the messenger (PBUH) and the Rightly Guided Caliphs had the largest share in the establishing the Islamic economics. The prophet's time was full of the economic events, starting from working as a shepherd and his trade with the money of Mrs. Khadija (may Allah be pleased with her), and his travel to the Levant and his delay in immigration due to the fulfillment of trusts and his continued giving in legislation financial provisions and explaining Islam's position on them as validity of Selling, the prohibition of usury, the legality of peace loans and leasing, etc… The time of the Caliph, Abu-Bakir Al-Siddiq, was a continuation of the economic march that the Messenger of Allah (PBUH) started to good deed. As for the Caliph, Omer Al-Khatab, his days were abundant with economic and administrative work based on alms, endowments, interest in monitoring the markets, running patrols, and setting bureaus up for the market. While the Caliph, Othman Bin-Affan had many economic contributions to building the state, he purchased the Well of Rumah to secure the source of water for the Muslims, as well as documenting financial resources and their expenditures in the bureaus and supporting the system of giving to Muslims and others within the Islamic community. The stages of Ali Bin-Abi-Talib, succession witnessed many economic achievements, as the legislation of the agreement on sharing in the profits and of the loss, it was on the owner of the capital, as well as the possibility of hastening charity for reasonable and legitimate reasons determined by the guardian or the sultan, and not returning a little profit for the fear of derivation of much of it, and also monopoly prevention and settlement in the bid.
Kapitalizm, Marksizm ve İslâm hukuku'nda faiz
Hazırladığımız bu tezde amacımız, Dünya genelinde hüküm süren üç ekonomik yaklaşımın; Kapitalizmin, Marksizmin ve İslâm Hukukunun faize nasıl yaklaştıklarını ve faizin bu üç yaklaşımdaki yerini tespit etmektir. Bunun için üç yaklaşımın temel eserleri başta olmak üzere konuyla ilgili olan kaynakları bulabildiğimiz kadarıyla tarayıp tespit ettik. Eserleri inceledikten sonra, önceden belirlediğimiz başlıklara göre mevcut bilgileri tasnif ettik. Konunun güncel bir konu olması hasebiyle, faizin günümüzdeki durumuna da yeri geldikçe değindik. Faizin tarihini ortaya koyduktan sonra, üç ekonomik görüşün faize yaklaşımını ve bu üç görüşün kıyaslamasını yaptıktan sonra tezimizi sonuçlandırdık. Tez bitiminde faizin hayatımızı fark edemediğimiz kadar etkilediğini ve zararının düşündüğümüzden çok daha fazla olduğunu müşahede ettik. Üç ekonomik görüşten Kapitalizm ve Marksizmin ekonomik problemlere farklı çözümler getirmekle beraber sonuçta problemleri daha çok büyüttüğünü, İslâm Hukukunun ise problemlerin köküne inip insan fıtratına ve toplumsal realitelere uygun yöntemlerle problemleri çözdüğünü veya çözme potansiyeline sahip olduğunu tespit ettik.
Makro-ekonomik ve sosyal yönleriyle zekât müessesesi: Türkiye için Malezya modeli örneği
Zekat, İslam'ın en önemli şartlarından biridir. Dini bir yükümlülük olan zekatın sosyal ve ekonomik etkileri de bulunmaktadır. Türkiye'de kurumsallaşmış bir zekat sisteminin olmayışı, zekatın sosyal ve ekonomik etkilerinin ölçülmesini de zorlaştırmaktadır. Son yıllarda bazı ülkelerde zekatın kurumsallaşması için bir takım çalışmaların yapıldığı görülmektedir. Bu ülkelerin başında Malezya gelmektedir. Bu tez çalışması Malezya zekât sisteminin Türkiye'de uygulanabilirliğini konu edinmektedir. Tezin temel amacı, Malezya zekat sistemini incelemek ve Türkiye için normatif önerilerde bulunmaktır. Malezya'da yaşayan zekât mükelleflerinin Malezya zekât sistemi konusunda algı ve memnuniyet durumlarının ölçülmesi ve Türkiye'de uygulanacak en uygun zekât modelinin ortaya konabilmesi bu çalışmanın en önemli çıktılarındandır. Araştırmada; belge tarama, derinlemesine görüşme ve anket tekniğinin birlikte kullanıldığı karma yöntem tercih edilmiştir. Malezya'da federal bölgede zekat toplamakla yetkilendirilmiş Pusat Pungutan Zakat (PPZ) isimli şirketin yöneticileri ile yüz yüze görüşülmüştür. Ayrıca Kuala Lumpur, Selangor ve Terengganu eyaletlerinde yaşayan zekat mükelleflerine anket formu dağıtılmıştır. Malezya zekat sisteminin; kamu modeli, yarı kamu modeli ve özel modelden oluştuğu görülmüşütür. Malezya'da ankete katılan zekat mükelleflerinin mevcut zekat sistemden genel olarak memnun oldukları tespit edilmiştir. Yarı kamu modelinin Türkiye için daha uygun olacağı sonucuna varılmıştır.
Mevdûdî'nin İslâm ekonomisine dair görüşleri
Ebu'l A'lâ Mevdûdî, İslâm düşünürleri denilince akla ilk gelen isimdendir. Yaşadığı çağda Müslümanların birçok sorusuna cevap, sorununa çözüm aramaya çalışmıştır. Birçok farklı konuda eser yazan Mevdûdî'nin, Müslümanların günümüzdeki en ehemmiyetli konularının ve sorunlarının başına yer alan İslâm ekonomisi alanında herhangi bir söz söylememiş olması düşünülemezdi. Mevdûdî, birçok alanda olduğu gibi İslâm ekonomisi alanında da birçok çalışmaya imza atmış bir düşünürdür. Mevdûdî gerek yazılı olarak; gerek telif ettiği kitap ve makaleleriyle, gerek konferans ve radyo programlarındaki demeçleriyle, İslâm ekonomisi alanında önde gelen isimlerden biri olmuştur. İş bu araştırmada, Ebu'l A'lâ Mevdûdî'nin günümüz ekonomik sistemini şekillendiren ideolojiler ve bu ideolojilerin ortaya çıkardığı küresel sorunlara dair değerlendirmeleri, İslâm ekonomisi alanındaki düşünceleri, bakış açısı, ne anladığı ve ne anlattığı, kullandığı kavramlar ve çözüme yönelik tespitleri tetkik edilmeye çalışılmıştır.
İslam ekonomik sisteminin ekonomik sorunların çözümüne etkisi
Ekonomi ve finans bilimi, insanlık tarihi boyunca medeniyetlerde ve kültürde çok önemli bir yere sahip olmuştur; toplumların gelişimi, duraklaması ve çöküşü, ekonomi ve finans bilgisinin ve pratiğinin öneminin göz ardı edilemez. Zira birçok uluslararası veya iç savaşın nedenlerinden biri olarak da ekonomi ve finans gösterilmektedir. Farklı coğrafyalarda farklı ekonomik sistemlerin benimsenmesi ve bu deneme-yanılma süreciyle toplumların şekillenmesi, hem ekonomi ve finans bilimini hem de sosyoloji ve tarih alanlarını etkilemiştir. Dünya ve insanlık tarihinde, insanı ilgilendiren her alan ve bilim birbirleriyle ilişkilidir. Bu bağlamda, ekonomiyi etkileyen bir diğer alan ise teoloji olarak gösterilebilir. Her din ve öğreti, büyük veya küçük ölçekte olsun, etkili olduğu toplumlarda ekonomi ve finansı şekillendirmiştir. Türk ve Ortadoğu toplumları incelendiğinde, yaygın ve baskın olan İslam dininin ekonomik sistemini nasıl etkilediği de önemlidir. Bu araştırma, İslami ekonomik sistemi ve onun etkinliği etrafında dönmektedir. Araştırma içerisinde dünyaca tanınan dört küresel ekonomik sistem açıklanmış, bu sistemler İslami ekonomik sistemle karşılaştırılmış ve İslami bakış açısı genel olarak sunulmuştur. Araştırmada, İslami sistemde yasaklanan yöntemler ve nedenleri, İslam ekonomisinin prensipleri ve İslami finansman yöntemleri anlatılmıştır; ayrıca birçok ortaklık türünden bahsedilmiş ve avantajları tartışılmıştır. Küresel ekonomik kriz, İslam ekonomisi perspektifinden ele alınmıştır. Bu finansal krize çözüm olarak Batı medeniyetlerinin İslami çözümleri benimsemeye yönelmeleri ve mevcut tefecilik sistemini kınamaları, tüm ekonomik faaliyetlerin trajik sonuçları ve nedenleri üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda, İslami ekonomik sistemin araçları, rüşvetleri, İslami sistemdeki sözleşmeleri ve ekonomik mühendisliği yasaklayarak bu küresel krizi nasıl önleyebileceği de tartışılmıştır. İslami ekonomik sistem, birçok Müslüman toplumda ekonomik sorunların çözümünde bir rol oynayabilir. Bu sistem, İslam'ın temel prensiplerine dayanır ve insanların adalet, eşitlik, sosyal refah ve ahlaki değerlere dayalı bir ekonomiye sahip olmasını hedefler. Mevcut ekonomik krizlerin çözümünde İslami ekonomik sistemin rolü şu şekillerde olabilir: Faizsiz Finans, Risk Paylaşımı, Sosyal Adalet, Etik Değerler, Reel Ekonomi Anahtar Kelimeler: İslami ekonomik sistem, İslami sistemdeki sözleşmeler, İslam iktisadı, İstihlaf ve Adalet
Satın alma hiyerarşisinin İslam iktisadındaki yansıması: Harcamada israfı azaltmanın bir yöntemi
Tüketim insanoğlunun varoluşundan beri hayatını devam ettirebilmek için gerçekleştirdiği eylemlerden biridir. İlk başlarda yeme-içme, giyinme ve barınma gibi temel ihtiyaçları karşılamak için tüketen birey, zaman içerisinde gelişen imkânlarla ihtiyaçları bunlarla sınırlı kalmamış, psikolojik ve sosyo-kültürel amaçlarla da tüketim yapmaya başlamıştır. Bu gelişmeler toplumda aşırı tüketim atmosferi oluşturarak bireyleri sınırsız ve sorumsuz tüketime yönlendirmiştir. Son dönemlerde tüketim bağımlılığını azaltarak tüketimi sınırlandırmak ve bireylere sakin tüketim alışkanlıkları kazandırmak için çeşitli savlar ve yöntemler oluşturulmuştur. "The Buyerarchy of Needs" grafiği de Sarah Lazarovic tarafından bireylerin satın alma davranışı sergilemeden önce başka alternatiflere yönelebileceğini hatırlatmak amacıyla oluşturulmuştur. Türkçe literatürde Satın Alma Hiyerarşisi olarak kendine yer bulan grafik, bireylerin ihtiyaç duydukları şeyi satın almadan önce sırasıyla sahip olduklarını kullanma, ödünç alma, takas yapma, ikinci el ürünlere yönelme ve kendin yapma seçeneklerini sunmaktadır. İslam dini inananlara dengeli davranmalarını tavsiye etmiş, hayatlarının her anında itidali elden bırakmamalarını öğütlemiş ve bu doğrultuda israfı yasaklamıştır. Nitekim İslam iktisadının temel ilke ve prensiplerinden sayılan toplumda sosyal adalet, yardımlaşma ve dayanışmanın sağlanması israfın bertaraf edilmesi ile gerçekleşecektir. Bu çalışmada tüketim ve israfın kavramsal çerçevesi oluşturulmuş, İslam iktisadında tüketim, ihtiyaç ve israf olguları incelenmiş ve İslam iktisadının bu prensibi doğrultusunda harcamada israfı azaltmanın alternatif bir yöntemi olarak kabul edilebilen Satın Alma Hiyerarşisi incelenmiş ve İslam iktisadındaki yansıması aktarılmıştır. Bu çalışmanın ortaya çıkmasındaki motivasyon bireylerin sınırsız ve sorumsuz tüketim alışkanlıklarının değiştirilmesine yardım etme ümididir. Bilinçli tüketim alışkanlıklarının kazanılmasına imkân sağlayarak toplumsal ve kültürel değerleri bozan ve ekolojik ve ekonomik dengeleri etkileyen israfın azaltılmasına katkıda bulunmak hedeflenmiştir.
İslami finans eğitiminde yaşanan zorluklar ve çıkış yolları: Yükseköğretim programları açısından ampirik bir değerlendirme
Sektörel gelişimine paralel olarak, Türkiye'de İslami finans eğitimine son yıllarda yoğun bir ilgi söz konusudur. Bununla birlikte eğitim sürecinde yaşanan birçok sorun ve zorluk bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı, yükseköğretim düzeyinde yaşanan bu sorunları tespit etmek ve çözüm yollarını ortaya koymaktır. Çalışmada nitel araştırma yöntemi benimsenmiş olup, veriler mülakat yöntemi ile elde edilmiş ve içerik analizine tabi tutulmuştur. Çalışmanın amacı kapsamında Konya, İstanbul, Bursa, Sakarya ve Ankara gibi İslami finans eğitimlerinin ön planda olduğu illerdeki üniversitelerde bu alanda eğitim gören öğrenciler ve eğitim veren akademisyenler ile toplamda 30 görüşme yapılmıştır. Veri analiz sürecinde MAXQDA 2022 programı kullanılmıştır. Sonuçta, a) Ders materyali eksikliği, b) Standart ve kademeli bir eğitim müfredatının bulunmaması, c) Akademik çalışmalardaki tek düzelik/benzerlik, d) Eğitmenlerin niteliği ve sayısındaki yetersizlikler, e) Öğrenci profili (heterojen) ve kalitesi, f) Mezuniyet sonrası istihdam sorunu ve g) Alana yönelik ideolojik bakış olmak üzere 7 sorun kategorisi belirlenmiştir. Çözüm yolları ise; a) Standart ve kademeli bir eğitim müfredatının hazırlanması, b) Eğitimcilerin eğitimi ve yetkinliğinin artırımı, c) Sektör-kamu – üniversiteler arası ortak çalışma platformlarının oluşturulması ve bilimsel yayın sayısının artırılması, d) Ulusal ve uluslararası akademik faaliyetlerin yaygınlaşması ve lisans/lisansüstü program sayısının artırılması, e) Verilen eğitimlerin pratik olması; sektöre, piyasaya, insanlara dokunması ve sorunlara çözüm sunması, f) Alana yönelik farkındalık yaratımı, finansal okuryazarlık ve siyasi destek sağlanması, g) Alanın akademik unvan ve atamalarda ayrı bir disiplin olarak kabulü, h) Lisans programları için denklik verilmesi olmak üzere 8 kategoride ifade edilmiştir. Bulguların, yükseköğretim kurumlarının yetkili birimlerinin, sektör temsilcilerinin ve ilgili kamu otoritelerinin alana yönelik kararlarına değer katması beklenmektedir.
Kapitalist iktisadi düzene bir eleştiri: İslami ekonomi ve finansal alternatifler
Bugün yaşadığımız tüm ekonomik buhranların ve bu buhranların yarattığı sosyal problemlerin temeli, bütün kurumları, ahlakı ve zihniyeti ile önce iktisadi yapıya ve sonra bireyden topluma tüm hücrelerimize kadar işlemiş olan kapitalizmdir. Kapitalizm, kitle üretim anlayışı ile güçlenmiş ve ihtiyaç sınırlarını aşan bu üretimin, tüketimin pompalanması yoluyla piyasada emilmesi, tüketim toplumunun ortaya çıkmasına neden olmuştur. İhtiyacın sınırlı olduğu, tüketimin de israf kavramı ile sınırlandırıldığı, faizin olmadığı ve zekatın bir adil bölüşüm mekanizması olarak sisteminde yer bulduğu İslam iktisadı, sözü edilen ekonomik ve sosyal problemlerin çözümünü kendi özünde barındırmaktadır. İslam ekonomisinde, adil bölüşüm, felaha erme, verimliliği ve üretkenliği artırma, birey ve toplum çıkarları arasında dengeye ulaşma gibi birtakım politika amaçları mevcuttur. Söz konusu politika hedeflerine ulaşırken bir politika aracı olan İslami finans, ribanın olmadığı, İslam'ın haram olarak nitelediği yollardan edinilmemiş kazançlardan oluşan, spekülasyon, bahis ve kumara dayanmayan, ticari bir işlemi içeren finansal ağ yapılarıyla sınırlıdır. İslami finans sektörü ise, günümüz ekonomik şartlarında, bir İslam ekonomisinin varlığını sürdürebilmesi için hayati önem taşımaktadır. Bu öneme atfen, dünya ve Türkiye örnekleminde faizsiz finansa ilişkin mevcut konjonktür ele alınmıştır. Türkiye'de katılım bankacılığına ilişkin SWOT Analizi yapılarak, katılım bankalarının güçlü ve zayıf yönleri ile, kendilerine dönük fırsat ve tehditler değerlendirilmiştir. Katılım bankaları, reel varlıklar üzerinden işlemlerini yürütmekle, daha riskten uzak bir yapı sergilerken, müşterilere bu nedenle daha az finansal enstrüman ve daha fazla bürokratik işlem sunmaktadır. Kendi alanlarına özgü akademik çalışmalar ve alan eğitimi ile işgücüne dahil olan mezunlar açısından da dezavantajlı bir konumdadırlar. İnançları gereği kendilerine başvurmuş KOBİ ağırlıklı, sadakatli müşteri yapıları ise en önemli güçlü yönlerinden biridir.
Sahâbenin mal varlığı
Müslümanların ekonomiye yaklaşımı, zenginlik ve yoksulluk kavramları hep tartışılagelen bir konu olmuştur. Gündelik hayatın temel dinamikleri olan bu kavramlara dair yapılan tartışmaların nihayete ermesi için bu kavramların hayat bulduğu dönemdeki yaklaşımların incelenmesi gerekir. Sahâbenin mal varlığına yahut maddi varlığa olan yaklaşımına karşı yapılan araştırmaların ve düşüncelerin çoğu hicret sonrası ilk dönemlerde yokluk nedeniyle yaşanan örnekler üzerinden şekillenmektedir. Bu çalışmada sahâbenin sahip olduğu mal varlıklarına dair tüm nicel ve nitel veriler tespit edilerek sahâbenin ekonomik durumuna dair genel bir bakış yakalanmaya çalışılmıştır. Sahâbe arasında köleleri, lüks tercihleri, menkul ve gayrimenkul mal varlıkları, sosyal konumları, cömertlikleri vb. ile ön plana çıkanlar tasnif edilerek yaşam kaliteleri ve tercihleri üzerinden sahâbeye ve döneme dair önemli çıkarımlar yapılmıştır. Ayrıca fetihler sonrasında artan zenginliğin ve büyümenin sahâbenin hayatında ne gibi yansımaları olduğu tespit edilmeye çalışılmıştır.
İslam çalışma ahlakı ve iktisadına din sosyolojik bir bakış
XIX. yy'da Avrupa toplumlarında sanayileşmenin ve modernleşmenin etkisiyle kapitalistleşme sürecinin başladığı öne sürülmektedir. Günümüz dünyasında ise kapitalizm hemen hemen bütün toplumlara sirayet etmektedir. İslam öğretileri kapitalist bir düzene izin vermediği iddiaları karşısında dini hassasiyeti yüksek işadamlarının seküler tutuma dönük eğilimleri dikkat çekmektedir. Bu minvalde çalışmamıza, Marx ve Weber'in kapitalizm ve din hakkında ortaya atmış olduğu teorilerle yön verilmekte ve İslam çalışma ahlakı referans kaynaklarını oluşturan yaklaşım, uygulama ve tarihsel tecrübelerden istifade ederek günümüz modern toplumunda, geçmişten günümüze çalışma ahlakının tasviri yapılmaktadır. Çalışmamızda nitel analiz tekniği olan, tarihsel dokümantasyonlar ve belgeler veri olarak kullanılmaktadır. Çalışmanın nihayetinde ise, Osmanlı toplumunun kuruluş ve gelişme dönemlerinde Tımar sistemi, ahilik, lonca kurumu ve uygulanan iktisadi politikaların kapitalist sisteme kapı aralamadığı ancak Avrupa'da yaşanan endüstriyel devrimin etkisiyle kapitalizmin bu toplumda gelişme sergilemeye başladığı görülmektedir. Türkiye nezdinde ise, siyasi partilerin farklı çalışma ahlakı ve iktisadı benimsemiş olduğu, bunun da siyaset alanında etkilerinin görüldüğü ve çoğunlukla bu ahlak ve iktisat zihniyeti belirlenirken dinden bağımsız hareket edildiği anlaşılmaktadır. Bu siyasal söylemlerde, zaman zaman İslam'ın siyasal söylemi ile İslam dinine ait olan uygulamalara ekonomi ve iktisatta yer verilmeye çalışılsa da, bu uygulamalara askerî ve sivil bürokrasi müdahalelerinin kendi şartları içerisinde, böyle bir zeminin oluşmasına engel olduğu Türkiye pratiğinde görülmektedir. Buna karşın son dönem AK Parti iktidarlığında, dini hassasiyeti yüksek olduğu düşünülen işadamları sayısının ve kamusal görünürlüğünün artış gösterdiği ve bu iş adamlarının gündelik yaşamlarında İslam çalışma ahlakı ve kapitalist çalışma ahlakı arasında bir ikilem yaşadıkları ve çoğunlukla seküler davranarak, kapitalistleşme eğiliminde oldukları yapılan alan çalışmalarından ve bizim çalışmamızdan çıkarılabilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kapitalizm, İslam çalışma ahlakı ve iktisadı, Türkiye'de çalışma ahlakı
Yeni muhafazakâr orta sınıf, din ve gündelik hayat: Kayseri MÜSİAD örneği
Din olgusunun sosyal yansımalarıyla ele alınması toplumun sosyal ve kültürel yapısının anlaşılabilmesi için bir gerekliliktir. Bu olgunun ve ilişkili olduğu yapıların ekonomi alanıyla kesiştiği noktalar da ele alınmaya değer özel bir çalışma alanı sunmaktadır. Bu doğrultuda bu çalışma "Yeni Muhafazakâr Orta Sınıf" kavramsallaştırmasıyla ele aldığımız dindar sermaye sahiplerinin gündelik pratiklerinde ve ekonomik tutumlarında inandıkları ilkelerin ve piyasa şartlarının ne ölçüde etkin olduğuna odaklanmaktadır. Bu aktörlerin bulundukları konumun daha iyi anlaşılabilmesi için Weber'in ekonomi ve din ilişkisine dair yaptığı belirlemeler, bu belirlemelere –özellikle Ülgener tarafından- yöneltilen eleştiriler ve İslâmi ilkelere göre organize edilen ekonomik yaklaşımların ortaya çıkış süreçleri ele alınmaktadır. Bu hat izlenerek Anadolu sermayesinin Türkiye'deki etkinliği ve MÜSİAD'ın bu süreçte üstlendiği rol üzerinde durulmaktadır. Dindar sermaye sahiplerinin söz sahibi olmak istedikleri alanlara nasıl dâhil oldukları, bu süreçte alanları nasıl dönüştürdükleri ve kendilerinin nasıl dönüşümler yaşadıkları MÜSİAD Kayseri Şubesi örneği üzerinden Bourdieu'nün kavramlarıyla ele alınmaktadır. Anahtar Sözcükler: Yeni Muhafazâkar Orta Sınıf, Din, Gündelik Hayat, Ekonomi,Kayseri, MÜSİAD, Pierre Bourdieu
İslam hukukunda zekât mallarının nemalandırılması
Zekât mallarının nemalandırılması konusu günümüzde ortaya çıkan klasik fıkıh literatüründe ve son döneme kadar ki fıkıh müktesebatında ele alınmamış güncel bir meseledir. Zekâtın nemalandırılması konusuna taalluk eden bazı metodolojik problemler bulunmaktadır. Bunların başında zekât emrinin fevre mi yoksa terâhiye mi delalet ettiği noktasındaki ihtilaf ve zekâtın ifâsında temlik şartı gelmektedir. Ayrıca nemalandırma sonucu elde edilen kârın veya menfaatin paylaşımı ve zarar durumunda tazmin sorumluluğu meseleleri de konuya dair soru işaretleri oluşturmaktadır. Zekâta taraf olan müstahik, mükellef, aracı kurumlar, devlet veya nâibi konumundaki kişi ya da kurumlar tarafından zekât malları nemalandırılabilmektedir. Konunun fıkhî analizinin yapılabilmesi için bu tarafların zekât ibadeti açısından rollerinin ne olduğu ve nemalandırma konusunda salahiyetlerinin bulunup bulunmadığı oldukça önemlidir. Bununla birlikte zekâtın nemalandırılması meselesinin caiz olduğu varsayıldığında bu faaliyetin hangi sınıflara ait fonlardan yapılacağı veya hangi yöntemler izlenerek uygulanacağı soruları da önem arz etmektedir. Konu hakkında çağımızın önde gelen ilim adamları tarafından lehte ve aleyhte pek çok görüş belirtilmiştir. Buna ilaveten İslam fıkıh akademileri ve çeşitli ülkelerin fetva kurulları tarafından mesele tartışılmış ve kararları yayınlanmıştır. Bu çalışmada öncelikle zekât mallarının nemalandırılmasına dair metodolojik problemler kapsamlı bir şekilde incelenmiş akabinde zekâta taraf kişi ya da kurumların rolleri ve nemalandırmaya dair yetkileri değerlendirilmiştir. Ayrıca mezkûr görüş ve fetvalar çerçevesinde konunun caiz olup olmadığı hususunda görüş beyan edenler ve öne sürülen delilleri incelenip değerlendirilmiştir. Buna ilaveten meselenin caiz olabilmesi için ileri sürülen şartlara, uygulamaya ve mahiyete yönelik şartlar başlıkları altında ayrıca yer verilmiştir. Çeşitli İslam ülkelerinde faaliyet gösteren zekât kurumları ve ülkemizin önde gelen hayır cemiyetleri tarafından zekât fonunun nemalandırılmasına dair uygulamalar bulunmaktadır. Bu kapsamda Cezayir, Sudan, Malezya ve Türkiye örnekleri incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Sonuç olarak konumuz teorik anlamda fıkhî temellere sahip olmakla birlikte pratikte karşılığı bulunan, hak sahiplerinin maslahatına yönelik bir uygulamadır. Zekât fonunun finansal araçlar vasıtasıyla kısa ve orta vadede artırılması, hak sahiplerine yönelik mikro finans projelerinin desteklenmesi, üretim ve hizmet projelerinin hayata geçirilerek hak sahiplerine hem istihdam sağlanması hem de ihtiyaçlarının giderilmesi, zekât mallarının nemalandırılması kapsamında değerlendirilmektedir.
Vakıfların İslam iktisadının gelişmesindeki etkisi
İslam ülkelerinin medeniyet inşası ve kalkınmasında, toplumun çeşitli ihtiyaçlarının karşılanmasında ve insanların geneli için faydalı programların desteklenmesinde vakıfların büyük bir etkisi vardır. İslam tarihi, Peygamber Efendimizin (sav) döneminden günümüze kadar Müslümanların faydasına hizmet eden vakıf tecrübeleriyle doludur. MeşruiyetiniKur'ân, Sünnet ve İcma'dan alan vakıflar; camiler, okullar, kütüphaneler, yetimhaneler, hastaneler kurmakla yetinmemiş, hatta hayvanları ve çevreyi korumak için müesseseler kurmuşlardır. Hayır işlerini ve kalkınmayı desteklemek için inşa edilen bu vakıflara ait kayıtlar ve belgeler buna şahitlik yapmaktadır. Vakıf sistemi, sosyal yapının güçlendirilmesi konusunda büyük etkiye sahip olan çeşitli aktivitelerle, kurumlarla ve projelerle sıkı bir irtibat halindedir.Ayrıca vakıf sistemi; arazi, gayrimenkul ve üretim araçları gibi muhtelif servet türlerini, bunun yanı sıra dinî, iktisadi ve ictimai hayatın çeşitli alanlarını kapsayacak şekilde geniş bir yelpazeye sahiptir. Arap ve İslam toplumlarının ilerlemesinde ve gelişmesinde, ayrıca iktisadi kalkınmaya katkıda bulunan modern mevzuatın ortaya çıkmasında büyük önem taşıyan eğitim, bilgi ve bilimsel araştırma alanlarını destekleme konusunda vakıfların büyük bir etkisi bulunmaktadır. Araştırmanın önemi, vakıfların İslam iktisadı araştırmacıları nezdinde büyük bir yere sahip olmasından kaynaklanmaktadır. Zira vakıflar, eğitimi, sağlığı ve bilimsel ilerlemeyi destekleyerek iktisadi kalkınma üzerinde önemli bir rolesahiptir. Ayrıca tarım, sanayi ve ticaret sektörlerinin gelişmesine, toplumun üretim kapasitesinin artmasına ve istihdam düzeyinin yükselmesine, devlet üzerindeki yüklerin hafifletilmesine ve daha pek çok konuda katkısağlamışlardır. Bu nedenle vakıf sistemi, İslam ülkelerindeki ekonomilerin gelişmesinde ve diğer milletlere nazaran temayüz etmesinde büyük etkisi olan ve olmaya devam eden sistemlerden biridir. Bunların yanı sıra, İslam ülkelerinin geri kalmışlık tezahürlerinden mustarip olmaları, vakıfları, İslam toplumlarına hizmet edecek şekilde iktisadi kalkınmayı destekleme konusunda daha büyük bir role sahip olmaları yönünde onları zorlamaktadır. Bütün bunlar, konunun İslam Hukuku açısından ele alınarak incelenmesini gerekli kılmıştır. Buradan hareketle konuyu "Vakıfların İslam İktisadının Gelişmesindeki Etkisi" başlığı altında inceledik. Tez bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında araştırmanın amacı, önemi, metodu ve kaynakları hakkında bilgi verilmiştir. Birinci bölümde vakıf kavramı, vakfın meşruiyeti, rükünleri, tarihi, türleri, fonksiyonları ve karşılaştığı sorunlar ele alınmıştır. İkinci bölümde vakıfların iktisadi hayatın gelişmesine etkisi, iktisadi fonksiyonları, vakıf yatırımları ve destekleri, finansman temini ve ortaklık, vakıf işletmeleri, vakıfların eğitime katkısı ve sosyal hayattaki rolü gibi konular üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde ise araştırma boyunca elde edilen bulgular özetlenerek önerilere yer verilmiştir. Böylece vakıfların İslam iktisadına etkisinin olup olmadığı, varsa nasıl bir etkisinin olduğu ve nasıl bir katkı sağladığı temel kaynaklar ışığında tespit edilmiş oldu. Araştırma neticesinde vakıfların, muhtelif rolleriyle, etki alanlarıyla ve yatırımlarıyla toplum ve birey üzerinde olduğu kadar iktisat üzerinde de olumlu ve önemli bir etkiye sahip olduğu ortaya çıkmıştır. Bizlere düşen, vakıfların toplum içindeki rolünü tıpkı önceki dönemlerde olduğu gibi, hatta daha iyi bir şekilde ihya etmek ve devam ettirmektir. Anahtar Sözcükler: Vakıf, İslam Hukuku, İktisat, Yatırım, İşletme.
İslam iktisadı perspektifinden hisse senedi piyasalarının analizi
Bu araştırma, genel çerçevesi itibariyle İslam iktisadı, hisse senedi piyasaları ve İslami endeksler konularını kapsamaktadır. Özel anlamda, çalışmayla amaçlanan durum ise; İslam iktisadı açısından teori ve pratikte mevcut hisse senedi piyasalarının incelenmesidir. Bu amaçla; yapılan teorik çalışmanın dışında, anket yöntemi uygulanarak katılımcıların konuya bakışları incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen sonuçlara göre hisse senedi piyasalarının, teoride pay ortaklığını ifade eden halinin İslam iktisadı prensipleriyle çelişmediği söylenebilir. Fakat, hisse senedi piyasalarının işleyiş kısmı olarak ifade edilen uygulama noktasında ise, İslam iktisadı prensiplerine uygun olmayan durumlar bulunmaktadır. Bu durumların başlıcaları; açığa satış işlemi, mahzurlu görülen alanlardan elde edilen gelirler, imtiyazlı ortaklıklar, faizli işlemler, spekülasyon gibi durumlardır. Yapılan anket sonucuna göre; katılımcıların İslam iktisadı ve hisse senedi piyasaları hakkındaki bilgi seviyelerinin yetersiz olduğu ifade edilebilir.
Günümüz İslam bankacılığında murâbahaya dayalı yeni uygulamaların fıkhî açıdan değerlendirilmesi
Bu çalışmada, günümüzde birçok ülkede faaliyet gösteren İslamî bankalardaki murâbaha uygulamalarının fıkhî açıdan tahlil ve değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Tezde, klasik fıkhî anlayış yanında, bu amaçla kurulmuş modern uluslararası kuruluşlar tarafından belirlenmiş olan şer'i standartlar esas alınmıştır. Çalışmanın giriş kısmında konuyla alakalı gerekli tanımlamalara yer verilmiş ve daha anlaşılır hale getirilmek için bazı örnekler üzerinde durulmuştur. Ayrıca Faizsiz Finans Kuruluşları Muhasebe ve Denetim Kurumu (AAOIFI) gibi finans kurumlarının standartlarını belirleyen bazı kuruluşlara değinilmiş ve bu kuruluşlar hakkında genel bilgiler verilmiştir. Birinci bölümde İslamî bankaların bazı murâbaha uygulamaları tanımlanmış ve detaylı bir şekilde analizleri yapılmıştır. İkince bölümde ise analizi yapılan uygulamaların birinci bölümde fıkıh kurallarına göre değerlendirilmesi yapılmıştır. Bankaların murâbaha uygulamaları yine bu kurallar çerçevesinde birbirleriyle karşılaştırılıp genel bir sonuca ulaşılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Fıkıh, İslâm İktisadı, İslamî Banka, Murâbaha, Faizsiz Finans
İslâm iktisat düşüncesinde adalet ilkesinin temellendirilmesi ve hükümlere yansıması
İslâm iktisadının, kendisini seküler iktisadî sistemlerden ayırıp kendine mahsus bir disiplin haline getiren ilkeleri bulunmakta ve adalet ilkesi bu ilkelerin en önemlilerinden birini oluşturmaktadır. Adalet olgusu, önemine binaen İslâm iktisadına dair kaleme alınan eserlerde sıklıkla vurgulanmakla birlikte ilgili kaynaklarda bu kavramın mahiyetine ve nasıl temellendirildiğine dair yeterli bilgi verilmediği görülmektedir. Tezimiz, adalet kavramını, kısmen felsefe/hukuk felsefi, daha çok kelam ve İslâm hukuku disiplinleri bağlamında ele alarak, -İslâm iktisadı özelinde- adalet ilkesinin mahiyetini ve temellendirilmesini ortaya koyabilmeyi ve böylece ilgili kavram hakkında okuyucuya bütünlüklü bir perspektif sağlayabilmeyi hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: İslam hukuku, İslam iktisadı, adalet, hak, makasıd