Kornea
95 theses under this subject heading
Keratokonus'un farklı evrelerindeki hastaların kornea endotelyal hücre değişiklikleri, serum D vitamin düzeyi ve serum eozinofil sayısı açısından karşılaştırılması
Çalışmamızda Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göz Hastalıkları Kliniği'nde Ocak 2021-Aralık 2021 tarihleri arasında keratokonus tanısı ile takip edilen 80 hastanın dosya verileri ve topografi bulguları geriye dönük incelendi. Keratokonuslu hastalarda evrelere göre kornea endotel hücrelerinde yapısal ve kantitatif değişiklikleri ve serum D vitamin düzeyi ile serum eozinofil sayılarındaki değişiklikleri karşılaştırmayı amaçladık. Bu hastalardan daha önce herhangi bir nedenle kan vermiş ve sistemde serum D vitamin düzeyi ve serum eozinofil sayısı olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmada hastaların otorefraktometreden elde edilen verileri, düzeltilmemiş ve düzeltilmiş görme keskinlik değerleri, Scheimpflug kamera ve Plasido disk teknolojisinin kombine edildiği Sirius topografi cihazı ile korneal topografik özellikleri, Nidek CEM 530 cihazı ile elde edilen speküler mikroskopi sonuçları kaydedildi. Speküler mikroskopi ölçümünden çalışmada değerlendirilen parametreler endotel hücre yoğunluğu (EHY), endotel ortalama hücre alanı (EOHA), varyasyon katsayısı (VK) ve altıgen hücre yüzdesi (AHY) olarak belirlendi. Hastalar Amsler Krumeich Sınıflamasına göre 4 evreye ayrıldı. Evre 4 hastalar, korneal opasitelerinden kaynaklı optimal bir speküler mikroskopi ve korneal topografi ölçümü alınamadığı için çalışma dışı bırakılmıştır. Çalışmaya dahil edilen hastaların ortalama yaşı 23 ± 4,15'dir (aralık 18-35 yıl). Çalışmaya toplam 47 (%58,7) erkek ve 33 (%41,3) kadın dahil edilmiştir. Keratokonus'un farklı evrelerinde gruplar arasında EHY (p=0,144), ortalama hücre alanı (p=0,594), VK (p=0,199) ve AHY (p=0,195) açısından istatistiksel anlamlı bir fark saptanmadı. Keratokonuslu hastalarda evre ilerledikçe EHY'de azalma, VK'de artma ve AHY'de azalma saptanmasına rağmen bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı saptanmadı. AHY hafif-orta keratokonus (evre 1 ve evre 2) grubunda (n=60) şiddetli keratokonus (evre 3) grubuna (n=20) göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük saptandı (p=0,048). Serum vitamin D düzeyinde evre ilerledikçe düşüş saptanmasına rağmen serum D vitamini açısından evrelere göre istatistiksel anlamlı bir farklılık saptanmadı (p=0,486). Serum vitamin D düzeyinin dağılımı (eksik, yetersiz ve optimal) açısından eksiklik (≤10 ng/mL) en fazla evre 3'te saptanmasına rağmen serum vitamin D düzeyinin dağılımı açısından da evreler arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,571). Serum eozinofil sayısı açısından keratokonus'un farklı evreleri arasında anlamlı bir fark saptanmadı (p=0,535). Sonuç olarak speküler mikroskopi kullanılarak yapılan bu çalışmamızda keratokonus'un farklı evrelerinde kornea endotelinde yapısal ve kantitatif değişiklikler olduğu saptanmıştır. Ayrıca keratokonusta evre ilerledikçe serum D vitamin düzeyinde istatistiksel olarak anlamlı olmasa dahi azalma saptadık; ancak serum D vitamin düzeyi ile keratokonus patofizyolojisi ve D vitamin takviyesinin keratokonus tedavisinde kullanılabilirliği açısından daha fazla hastanın olduğu daha ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Keratokonus, Vitamin D, Speküler Mikroskopi, Eozinofil
Descemet membran endotelyal keratoplasti (DMEK) anatomik ve fonksiyonel sonuçları
Amaç: Çalışmamızın amacı Descemet membran endotelyal keratoplasti (DMEK) tedavisini tek merkez deneyimimiz ile inceleyerek bu tekniğin daha iyi anlaşılmasını sağlamaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Gaziantep Üniversitesi Hastanesi'nde 2018-2023 tarihleri arasında DMEK yapılan 52 hastada retrospektif olarak gerçekleştirildi. Bulgular: Çalışmamızda hastaların 29'u kadın, 23'ü erkekti. Ortalama yaş 65,9 bulundu. Vakaların lens durumu 5'inin fakik, 44'ünün psödofak, 3'ünün afaktı. Hastaların 43'ünün endikasyonu büllöz keratopati, 2'sinin Fuchs endotelyal korneal distrofi, 4'ünün toksik anterior segment sendromu, 1'inin penetren keratoplasti sonrası dekompanse kornea ödemi, 1'inin travma sonrası kornea ödemi, 1'inin ise Chandler sendromuydu. Hastaların en iyi düzeltilmiş görme keskinliğinin (EİDGK) ve santral kornea kalınlığının (SKK) preoperatif ve postoperatif 6.aydaki değerleri karşılaştırıldığında anlamlı farklılık görüldü (p=0,001). Korneası saydam hastaların %51'inde postop EİDGK'nin 0.3 LogMAR üzerinde olduğu görüldü. Bu hastaların %25'inde ek retina patolojisi, %12,5'inde glokom, %4,1'inde üveit izlendi. Hastaların %13,4'üne rebubbling işlemi uygulanmış olup bunlarda EİDGK'nin daha az düzeldiği saptandı. Ek olarak rebubbling gereken hastalarda greft yetmezliği, lens kapsül desteği olmayan hastalarda ise Re-DMEK daha sık bulundu. Sonuç: Çalışmamızda DMEK tedavisinin korneanın endotelyal patolojilerinde başarı ile kullanılabildiği görüldü. Rebubbling prosedürü gereken hastalarda görmenin daha az düzeldiği ve greft yetmezliğinin daha sık geliştiği saptandı. Ayrıca DMEK hastalarına ek oküler patolojilerin eşlik edebildiği, bu patolojilerin de görmeyi etkilediği unutulmamalıdır.
İnce kornealı hastaların glokom riski açısından arka kutup asimetrisi analizi ile değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada merkezi kornea kalınlığı ince olan, primer açık açılı glokom şüphesi tanısı konulan hastaların herhangi göz hastalığı bulunmayan sağlıklı olgularla maküler retina ve ganglion hücre kompleksi kalınlık değerleri karşılaştırıldı. Spektral-domain optik koherens tomografi (OKT) (Spectralis; Heidelberg Engineering) kullanılarak arka kutup asimetri analizi (AKAA) ile retina kalınlık ölçümlerinin ince kornealı hastalarda glokomu erkenden tespit etmedeki rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışmada Ağustos 2022-Mart 2023 tarihleri arasında hastanemizin göz hastalıkları polikliniğine başvuran merkezi kornea kalınlığı (MKK) 500µm ve daha düşük olan rutin oftalmolojik muayeneleri sırasında primer açık açılı glokom şüpheli 31 hastanın 59 gözü ile 30 sağlıklı olgunun 60 gözü olmak üzere toplam 119 gözde AKAA yöntemiyle retina ve ganglion hücre kompleksi (GHK) kalınlığı değerlendirmeye alındı. Hastaların yaşı, cinsiyeti, göz içi basıncı (GİB), makula kalınlığı (MK), retina sinir lifi tabakası (RSLT) kalınlığı, ganglion hücre tabakası (GHT) kalınlığı, iç pleksiform tabaka (İPT) ve MKK değerleri kaydedildi. Çalışmaya dahil edilen olgular MKK'sı ince olan primer açık açılı glokom şüpheli ve sağlıklı göz bulguları olanlar olarak iki guba ayrıldı. Değişken parametreler gruplara göre karşılaştırıldı. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen hastaların yaş ortalaması 55,36 ± 13,36 (dağılım aralığı 18-71)'tir. Katılımcıların 51'i (%83,6) kadın iken, 10'u (%16,4) erkeklerden oluşmaktadır. Çalışmaya katılanların 31'inde (%50,8) ince kornealı glokom şüphesi bulguları saptanmışken, 30 kişi ise (%49,2) normal göz bulgularına sahip olarak bulunmuştur. Yaş ve cinsiyet değerleri açısından glokom şüphesi bulunan hastalar ile kontrol grubundaki olgular arasında istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi grubunda total makula kalınlığı (T-MK), üst hemisfer makula kalınlığı (S-MK), alt hemisfer makula kalınlığı (İ-MK) ve zonlara ayrılmış olarak zon 1 total makula kalınlığı (Z1 T-MK), zon 1 üst hemisfer makula kalınlığı (Z1 S-MK), zon 1 alt hemisfer makula kalınlığı (Z1 İ-MK), zon 2 üst hemisfer makula kalınlığı (Z2 S-MK) değerleri kontrol grubu değerlerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde yüksek bulunmuştur. Glokom şüphesi grubunda superior peripapiller retina sinir lifi tabakası (S-ppRSLT) ve inferior peripapiller retina sinir lifi tabakası (İ-ppRSLT) değerleri kontrol grubu değerlerine kıyasla istatistiksel olarak anlamlı şekilde düşük bulunmuştur. Gruplar arasında ppRSLT, temporal RSLT (T-RSLT), nazal RSLT(N-RSLT), Z2 T-MK, Z2 İ-MK, Z3 MK, Z3 S-MK, Z3 İ-MK ve GHK kalınlık değerleri açısından istatiksel olarak anlamlı fark izlenmedi. Yaş ile retina kalınlığı ve ganglion hücre kompleksi kalınlığı korelasyon analizleri sonucunda istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Optik sinir başı çukurluk/disk oranı (c/d) ile ppRSLT korelasyon analizınde istatistiksel olarak anlamlı negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Peripapiller RSLT ile MK, GHK kalınlık değerlerinin korelasyon analizlerinde istatistiksel olarak anlamlı pozitif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Göz hastalığı bulunmayan olguların üst ve alt hemisferler arasındaki fark araştırıldığında, Z2, Z3 MK, Z1, Z2, Z3 GHK kalınlıklarında ortalama alt hemisfer kalınlık değerlerinin üst hemisfer değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edilirken, Z1 MK'nın ortalama üst-alt hemisfer kalınlık değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi olan hastaların Z1, Z2, Z3 GHK kalınlıklarının ortalama alt hemisfer kalınlık değerlerinin üst hemisfer değerlerine göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek tespit edilirken, Z1, Z2, Z3 MK'nın alt-üst hemisfer kalınlık değerleri açısından istatistiksel olarak anlamlı fark görülmemiştir. Glokom şüphesi bulunan hastalar ile kontrol grubundaki olguların makula kalınlıklarının üst ve alt hemisferler arasındaki farkları (MK (S-I)) karşılaştırıldığında ve ayrıca ganglion hücre kompleksi kalınlıklarının üst ve alt hemisferler arasındaki farkları (GHK (S-I)) karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı fark tespit edilmedi. Sonuç: Bildiğimiz kadarıyla bu çalışmamız ince kornealı glokom şüphesi olan hastalarda AKAA yöntemi ile arka kutuptaki yapısal retina kalınlık değişikliklerini inceleyen ilk çalışmadır. Çalışmamızda AKAA'nın ince kornealı hastalarda normale göre makula kalınlık değerlerinin daha yüksek olduğu tespit edildiğinden, ince kornealı hastalarda glokomun erken tanısında ppRSLT'nin daha değerli olduğu sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Glokom şüphesi, arka kutup asimetri analizi, ince kornea, glokom, retina.
Soğuk ringer laktat ile yapılan vitrektomi ile standart pars plana vitrektominin korneal parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması
Amaç: Soğuk ringer laktat ile yapılan pars plana vitrektomi ile oda sıcaklığında ringer laktat ile yapılan pars plana vitrektominin korneal parametreler üzerine etkilerinin karşılaştırılması Materyal-Metod: Bu prospektif karşılaştırmalı çalışmada posterior vitrektomi uygulanan 68 hasta çalışmaya alındı.Hastalar iki gruptada preoperatif randomize olarak seçildi.Soğuk ringer laktat (+4 C°) ile vitrektomi yapılan 36 hasta grup 1 ve oda sıcaklığında ringer laktat (+25 C°) ile vitrektomi yapılan 32 hasta Grup 2 olarak tanımlandı. Hastalar fakik, psödofakik olmalarına ve tamponad olarak silikon ve gaz konulmalarına göre alt gruplarına ayrıldı. Hastaların preoperatif ve postoperatif 1.aydaki santral korneal kalınlık,endotel hücre dansitesi,ortalama hücre alanı,variabilite katsayısı ve hekzogonalite parametreleri karşılaştırıldı. Bulgular: Grup 1 ve 2 de preoperatif ve postoperatif korneal parametrelerde istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik yoktu. (p>0,05) Alt gruplara bakıldığında da Grup 1 deki alt gruplarda anlamlı bir değişiklik olmamasına rağmen (p>0,05) , Grup 2 de psödofakik olup gaz konan hasta grubunda santral korneal kalınlık, endotel hücre dansitesi, ortalama hücre alanı ve variabilite katsayısında istatistiksel olarak anlamlı bir değişiklik mevcuttu. (p=0.008,p=0,011,p=0,011,p=0,048) Sonuçlar: İki grupta da kornea endotel parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşmadı.Alt grup analizlerinde ise psödofakik olup gaz konan hastalarda kornea endotel parametrelerinde Grup 1 de istatistiksel olarak anlamlı bir değişim yokken grup 2 de istatistiksel olarak anlamlı bir değişimin olması psödofakik hastalarda soğuk ringer laktat kullanmanın daha koruyucu olabileceğini düşürdürmektedir. Anahtar Kelimeler: İrrigasyon sıcaklığı, kornea endotel parametreleri,vitreoretinal cerrahi
Modifiye epitel debridman tekniği ile kornea kollajen çapraz bağlama tedavisi sonuçları
Giriş ve amaç: Keratokonus tanılı olgulara, topografik haritalarına göre modifiye epitel debridman tekniği ile yapılan kornea kollojen çapraz bağlama tedavisinin bir yıllık takip sonuçlarının değerlendirilmesi. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza; keratokonus tanısı almış 40 olgunun 40 gözü dahil edildi. Tüm hastalara çapraz bağlama tedavisi öncesi ve sonrası 1.ay, 3.ay, 6.ay, 12.ay'da detaylı göz muayenesi yapıldı. Speküler mikroskobik muayene, Nidek CEM-530; topografik analiz, üç boyutlu, hareketli Scheimpflug kamera ve plasido disk kullanan Sirius ile gerçekleştirildi. Sferik eqivalan, düzeltilmemiş ve düzeltilmiş en iyi görme keskinliği, santral korneal kalınlık, anterior korneal yüzeyde ektazinin en yüksek noktası (Kvf), posterior korneal yüzeyde ektazinin en yüksek noktası, keratometrik değerler (SimK1 ve SimK2), en düz meridyen (K1), en dik meridyen (K2) ve bunların ortalaması, korneal endoteliyal hücre sayısı, altıgen hücrelerin yüzdesi, varyasyon katsayısı gibi parametreler her kontrolde kaydedildi Bulgular: Çalısmamıza yaşları 11 ile 31 arasında değişen yarısı kadın, yarısı erkek 40 hasta alınmıştır. 6 olgunun 1. derece akrabasında, 5 olgunun 2. derece akrabasında keratokonus hikayesi vardır. 23 olgu gözlerini sık ovalamakta, 2 olgu gözlerini çok sık ovalamakta, 15 olgu ise gözlerini nadiren ovalamaktadır. Amsler Krumeich sınıflamasına göre 16 olgu evre 1, 16 olgu evre 2, 8 olgu ise evre 3'tür. Modifiye epitel debridmanı ile yapılan CXL öncesi ve sonrası 1.ay, 3.ay, 6.ay, 12.ay sferik eqivalan ölçümleri arasında azalma izlendi (p=0.001). CXL öncesi ve sonrasında, düzeltilmemiş görme keskinliği ve en iyi düzeltilmiş görme keskinliği açısından anlamlı bir artış bulundu (sırasıyla; p=0.001, p=0.001). Endotel hücre sayısı ve endotel varyasyon katsayısı ölçümlerinde takip aralıkları arasında anlamlı bir fark görülmedi (sırasıyla; p=0.088, p=0.059). Endotel hücre hexogonalitesinde istatistiksel olarak artış tespit edildi (p=0.008). Santral kornea kalınlığında (SKK) tedavi sonrasındaki ilk aylarda azalma 6. aydan sonra artma izlendi ve 12. ayda SKK tedavi öncesi durumuna göre daha kalın ölçüldü (p=0.001). KVf ölçümünde zamanlar arasında anlamlı bir fark bulundu (p=0.001). SimK1 ve SimK2 değerlerinde anlamlı fark saptanmadı (sırasıyla; p=0.158, p=0.226). K1 değerlerini zamanlara göre karşılaştırılması sonucunda azalma saptandı (p=0.002). K2 değerlerinde operasyon öncesi ve sonrası farklı aylarda istatistiksel olarak anlamlı değişiklikler izlendi (p=0.001). K1 ve K2 ölçümlerinde ve ortalamalarında tespit edilen değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p=0.001). Sonuç: Topografik haritaya göre modifiye epitel debridmanı ile yapılan kornea kollajen çapraz bağlama tedavisi keratokonusun ilerlemesini durdurmada ve görme düzeyini arttırmada etkili alternatif bir yöntemdir. Çalışmamızda endotel hücre sayısı ve morfolojisi açısından ciddi, olumsuz bir etkisi olmadığını tespit ettik. Anahtar Kelimeler: Modifiye epitel debridmanı, kornea endoteli, kornea kollojen çapraz bağlama tedavisi, keratokonus
Korneal çapraz bağlama tedavisi ve antifungal ajanların ın vitro olarak etkinliğinin değerlendirilmesi
Korneal Çapraz Bağlama Tedavisi ve Antifungal Ajanların İn Vitro Olarak Etkinliğinin Değerlendirilmesi Amaç: Fungal mikroorganizmalar üzerinde in vitro olarak antifungal ajanların ve korneal kollajen çapraz bağlama uygulamasının hem tek başına hem de kombine tedaviler ile etkinliğinin değerlendirilmesidir. Gereç ve Yöntem: Çalışmada, kliniğimizde mantar keratiti sebebi ile takip edilen hastalardan alınan korneal kazıntı örneklerinden, Ç.Ü. Tıp Fakültesi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı Mikoloji Bilim Dalı Laboratuvarı'nda izole edilen ve calmodulin gen bölgesinin çoğaltılması ile tanımlanan Aspergillus terreus CBS 135845, Aspergillus flavus CBS 143253, Aspergillus fumigatus CBS 143374 ile elongasyon faktör 1-alfa (tef1-α) gen bölgesinin çoğaltılması ile tanımlanan Fusarium falciforme CBS 143254, Fusarium proliferatum CBS 143256, Fusarium solani CBS 143372 kökenleri dahil edildi (Şekil 1-6). Her mikroorganizma kendi içerisinde beş gruba ayrıldı. Yalnız korneal çapraz bağlama tedavisinin, yalnız antifungal ilaçların ve korneal çapraz bağlama tedavisi ile birlikte antifungal ilaçların kullanıldığı gruplarda tedavi etkinlikleri değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada Aspergillus terreus CBS 135845, Aspergillus flavus CBS 143253, Aspergillus fumigatus CBS 143374 ve Fusarium falciforme CBS 143254, Fusarium proliferatum CBS 143256, Fusarium solani CBS 143372 cinslerinde, hazırlanan dört farklı konsantrasyon için: grup A (KKÇB), grup B (KKÇB+vorikonazol), grup C (KKÇB + amfoterisin B), grup D (KKÇB + %0.02 klorheksidin), grup E1 (vorikonazol), grup E2 (amfoterisin B) ve grup E3 (%0.02 klorheksidin)' de tedavi sonrası mikroorganizma üremesi görülen gruplar istatistiksel olarak incelendi. Tedavi sonrası üreyen mikroorganizma sayıları değerlendirildiğinde grup B, grup C, grup D ve grup E3 ' de tedavi sonrası mikroorganizma üremesi görülmez iken, diğer tedavi gruplarında tedavi sonrası mikroorganizma sayısında istatistiksel olarak anlamlı derece azalma olsa dahi mikroorganizma üremesi mevcut idi. Grup E' de tek başına vorikanozol, amfoterisin B ve klorheksidinin etkinlikleri değerlendirildi. Küf mantarlarında %0.02 klorheksidin kullanımı sonrası hiç üreme görülmez iken, vorikonazol ve amfoterisin B kullanımı sonrasında ise mikroorganizma sayısı önemli derecede azalma olsa dahi mikroorganizma üremesi mevcut idi. Bu sonuç ile % 0.02 klorheksidin kullanımı sonucunda, küf mantarı izolatları üzerinde vorikanozol ve amfoterisin B kullanımı sonucu ile elde edilen fungisidal etkiye benzer sonuç alınabileceği gösterildi. Sonuç: %0.1 riboflavin ile yapılan KKÇB ve antifungal ilaçlar küf mantarı keratitlerinde gerek tek başına gerekse birlikte uygulandığında yeterli fungal öldürme gücüne sahiptir. Aynı zamanda antiseptik olarak kullanılan % 0.02 klorheksidinin küf mantarı keratitlerinde yeterli fungal öldürme gücü olduğu görülmüştür. KKÇB tedavisi ile %0.02 klorheksidin tedavisinin tek başına veya antifungal ilaçlar ile birlikte fungal keratit tanısı konmuş olguların tedavi algoritmaları içine girmesinin uygun olduğu düşünülmüştür. Anahtar Sözcükler: Fungal keratit, korneal kollajen çapraz bağlama, %0.02 klorheksidin, PACK-CXL
Obez, fazla kilolu ve sağlıklı çocuk gönüllülerde göz içi basınç ve santral kornea kalınlık değerlerinin karşılaştırılması
Çocuklarda hareketsizlik ve beslenme alışkanlıklarındaki değişim özellikle obezite prevalansının artmasına neden olmaktadırlar. Son zamanlarda Covid-19 pandemi karantinası da bu duruma katkı sağlamıştır. Obezitenin çocuklarda göz içi basıncını (GİB) etkilediğine dair kısıtlı sayıda yayın vardır. Planladığımız bu prospektif kontrollü çalışmada, kliniğimize Mart 2020 – Temmuz 2020 tarihleri arasında başvuran çocuk hastalar içinde normal, fazla kilolu ve obez olarak sınıflanmış gruplarda santral kornea kalınlığı (SKK) ve GİB ölçümlerini karşılaştırmayı amaçladık. Çalışma için öncesinde Adnan Menderes Üniversitesi Tıp Fakültesi Girişimsel Olmayan Etik Kurul'undan onay alınmıştır. (Protokol No: 2020/44) Yaş aralığı 6-18 olan, beden kitle indeksi persentil (BKİP) değerlerine göre sınıflandırılan normal, fazla kilolu ve obez çocuk olgularda en iyi düzeltilmiş görme keskinliği, örtme testleri, göz hareketleri ile ön ve arka segment incelemeleri yapıldı. GİB artışına neden olacak sistemik veya oküler hastalıkları olanlar ile kornea patolojileri olan çocuklar çalışma dışında bırakıldı. Non-kontakt tonometre (NKT) ile GİB, optik koherens tomografi ile SKK değerleri ölçüldü. Çalışma kapsamında 73 hastanın (43 erkek, 30 kız) 146 gözü değerlendirildi. Tüm gruplar GİB açısından incelendiğinde; Obez grupta (n=60) ortalama GİB 19.50±4.15mmHg, fazla kiloluda (n=24) 16.50±3.10mmHg, kontrol grubunda (n=62) 15±2.89 mmHg olarak ölçüldü (p<0.001). Kız çocukları ayrı bir grup olarak değerlendirildiğinde ise obez gruptaki ortalama GİB ölçümlerinin (20 ±3.82 mmHg), normal gruba (15±2.50 mmHg) göre istatistiksel olarak anlamlı yüksek olduğu görüldü (p<0.01). Kategorik regresyon analizi sonucunda GİB değişkeni üzerinde BKİP ve yaşın anlamlı etkisi olduğu görüldü ( p=0,048 ve p=0,025). BKİP değişkeninde 1 standart sapmalık artış(%1) GİB'de 0,175mmHg standart sapmalık artışa, yaş değişkeninde ise GİB'de 0,187mmHg standart sapmalık artışa neden oldu. Çalışmamızda kız çocuklarda daha belirgin olmak üzere obezlerde NKT ile ölçülen GİB değerleri, normal ve fazla kilolu çocuklara göre daha yüksek saptanmıştır. Obezitede intraorbital yağ miktarının muhtemel artışı, episkleral venöz basınç yüksekliği ile GİB artışına ve oküler perfüzyonun bozulmasına neden olabileceğinden, obez çocuklarda GİB ölçümlerinin dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Obezite, Göz içi basıncı, Santral Kornea Kalınlığı Beden Kitle İndeksi e-mail: furkanvrd@gmail.com
Uzun süre yumuşak kontakt lens kullanımının kornea epiteli, korneal volüm,kornea endotel hücre özellikleri ve kornea biyomekanikleri üzerine etkisi
AMAÇ: Kontakt lens kullanımının kornea morfolojisi, endotel hücre tabakası ve biyomekanikleri üzerine etkisini değerlendirmek YÖNTEM: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalında düzenli yumuşak kontakt lens kullanan 50 hastanın 100 gözü yaş cinsiyet ve refraksiyon eşleştirmeli kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Tüm olgulara detaylı oftalmolojik muayene yapıldı. Kontakt lens grubunda lens ve solüsyon markaları ve kullanım süreleri kaydedildi. Tüm olguların kornea özellikleri Canon RK-F2 (Tokyo-Japan) otorefraktometre, nonkontakt speküler mikroskopi (Konan CellChek XL, Medical USA, Torrance, CA, USA), Scheimpflug kamera (Pentacam, Oculus Optikgerate GmbH, Wetzlar, Germany), Ön segment optik koherans tomografi (Carl Zeiss Meditec, Inc. Dublin, CA) oküler cevap analizörü (Reichert Ophthalmic Instruments, Depew, New York, USA) ile değerlendirildi. Tüm parametreler gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0,05 değerler anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Kontakt lens grubundaki olguların 23'ü (%46) kadın, 27'si (%54) erkek, kontrol grubundaki olguların 25'i (%50) kadın, 25'i (%50) erkekti. (p=0,33) Olguların yaş ortalaması kontakt lens grubunda 24,54 ± 3,06, kontrol grubunda 23,38 ± 2,33 idi.(p=0,24) Ortalama kontakt lens kullanım süresi 5,94 ± 3,08 (1-12) yıl idi. Sırasıyla grupların refraksiyon değerleri -3,30 ± 1,57D (-1,0,-9,0), -3,31 ± 1,72D (-1,0,-8.50) (p=0,36) Kontakt lens kullanan kişilerin 15'i (%30) Balafilcon A (PureVision™ Bausch & Lomb, Rochester, NY, USA), 13'ü (%26) Lotrafilcon B (Air Optix® AQUA, Ciba Vision, Duluth, GA, USA), 22'si (%44) Senofilcon A (Acuvue Oasys, Johnson & Johnson, Jacksonville, FL) lens kullanıyordu. Kontakt lens kullanan gruptaki ortalama r1 değeri 7,86 ± 0,23 mm, r2 değeri ise 7,67 ± 0,25 mm, ön kamara derinliği 3,14 ± 0,25 mm, korneal volüm 60,68 ± 3,28 mm3 ve ön kamara volümü 210 ± 33,96mm3, SKK 531 ± 27,18 µm olarak, kontrol grubunda ise ortalama r1 değeri 7,93 ± 0,22 mm, r2 değeri ise 7,75 ± 0,23 mm, ön kamara derinliği 3,18 ± 0,29 mm, korneal volüm 59,85 ± 4,64 mm3 ve ön kamara volümü 208 ± 31,28 mm3, SKK 546 ± 31,49 µm idi (sırasıyla p=0,02, p=0,02, p=0,14, p=0,21, p=0,16, p=0,001). Speküler mikroskopide kontakt lens grubunda ortalama CD:2925 ± 164,32 hücre/mm2, CV: % 28,56 ± 3,09, HEX: % 49,33 ± 6,41 olarak, kontrol grubunda ise ortalama CD: 2887 ± 187,92 hücre/mm2, CV: % 28,31 ± 3,61, HEX: % 49,77 ±7,46 idi (sırasıyla p=0,13, p=0,60, p=0,65). ORA sonuçlarına göre kontakt lens kullanan grupta ortalama GİBcc: 16,57 ± 2,65 mmHg, GİBg: 15,63 ± 2,61 mmHg, CRH: 10,04 ± 1,83 mmHg, CH: 9,97 ±1,88 mmHg kontrol grubunda ölçülen ortalama GİBcc: 15,86 ± 2,80mmHg, GİBg: 15,66 ±3,03 mmHg, CRH: 10,70 ± 2,0 mmHg, CH: 10,66 ± 1,83 mmHg idi (sırasıyla p=0,68, p=0,94, p=0,01, p=0,01). Epitel kalınlığı kontakt lens ve kontrol grubunda sırasıyla, santral kadranda 47,31 ± 3,51 µm, 48,64 ± 4,09 µm parasantral bölge nazal kadranda 46,56 ± 3,67 µm, 47,83 ± 3,96 µm parasantral bölge temporal kadranda 45,44 ± 3,72 µm, 46,75 ± 4,21 µm idi (sırasıyla p=0,01 ,p=0,02, p=0,02). SONUÇ: Benzer refraksiyon kusuruna sahip olup kontakt lens kullanan kişiler ile kontakt lens kullanmayan kişiler karşılaştırıldığında kontakt lens kullanan kişilerde kornea ön kurvatürünün daha düz olduğu, SKK'nın daha ince olduğu, epitel tabakasında santral ve parasantral nazal ile temporal kadranların daha ince olduğu ve CH ile CRH değerlerinin düşük olduğu izlenmiştir. Kornea endotel morfolojisi değerlendirildiğinde CD, CV ve HEX açısından kontrol grubu ile anlamlı fark bulunamamıştır. Ayrıca literatürde hipoksinin kornea morfolojisi üzerine etkileri düşünülecek olursa, yüksek Dk/t oranına sahip kontakt lenslerin kullanımı hipoksinin önüne geçilmesi açısından son derece önemlidir. Anahtar kelimeler: kontakt lens, kornea endoteli, kornea biyomekanikleri, kornea epitel kalınlığı
Fakoemülsifikasyon ve mini-nuk teknikleri ile yapılan katarakt cerrahilerinin kornea endoteline olan etkilerinin değerlendirilmesi
Amaç: Fakoemülsifikasyon ve mini-nuk teknikleri ile yapılan katarakt cerrahilerinin kornea endotelinde morfolojik (hücre yoğunluğu, varyasyon katsayısı ve hexagonalite ) ve fonksiyonel (santral kornea kalınlığı) etkilerinin değerlendirilmesi Gereç ve Yöntem: Az görme nedeniyle başvuran ve muayenesinde katarakt saptanıp belirlenen kriterleri karşılayan 30 mini-nük tekniği (Grup 1), 30 fakoemülsifikasyon yöntemi (Grup 2) uygulanmış toplam 60 hasta dâhil edildi. Çalışmadaki tüm hastaların preoperatif, postoperatif 1. ve 3.ay non-kontakt speküler mikroskobi (Konan CellChek XL) ile muayene yapıldı. Endotel hücre yoğunluğu (CD)(hücre/mm2), varyasyon katsayısı (CV)(%), hekzagonalite oranı (HEX) (%) ve santral kornea kalınlığı (SKK)(μm) değerleri kaydedildi. Tüm parametreler gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0,05 değerler anlamlı kabul edildi. Bulgular: Grup 1'de ortalama yaş 64,83±9,47 (56–86 yaş), grup 2'de ise 64,17±9,57 (45–80 yaş) idi. İki grup birbirileriyle kıyaslandığından ortalama CD'de 1. ayda istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu (p:0,626). Birinci ayın sonunda ortalama CD'deki kayıp oranı iki grupta birbirine yakındı (sırasıyla %16,26 ve %21,08). Ancak 3. ayda birbirileriyle kıyaslandığında iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p: 0,002). Üçüncü ayında sonundaki CD kaybı mini-nuk grubunda daha azdı (%8,91 karşın %23,09). Ameliyat öncesi ortalama SKK değeri ameliyat sonrası grup 1'de 1. ayda 33,67 µm (% 6,38), 3. ayda ise 12,6 µm (%2,39) artma, grup 2'de 1.ayda 10,03 µm (%1,84) artma, 3. ayda ise 11,93 µm (%2,39) azalma oldu. Gruplar arasında ameliyat öncesi SKK ameliyat sonrası 1. ay ve 3. ay ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p<0,001, p: 0,002). Sonuç: Mini-nuk tekniği FAKO yöntemine göre endotel yoğunluğunun korunması açısından daha güvenilir bir yöntemdir. Özellikle endotel sayısı 1200 hücre/mm2 olan olgularda Mini-nuk tekniği uygulanabilir. SKK, Mini-nuk tekniğinde daha uzun zamanda, FAKO grubunda ise 1. ayda ameliyat öncesi değerine ulaştığı görüldü. Anahtar kelimeler: Mini-nuk, Fakoemülsifikasyon, Endotel, Pakimetri, Ön kamara koruyucu
Santral korneal kalınlık ölçümünde non kontakt ölçüm yapan 4 farklı cihazın güvenilirliğinin ve tekrarlanabilirliğinin karşılaştırılması
Amaç: Non-kontakt ölçüm yapan dört farklı cihaz ile santral korneal kalınlık ölçüm değerlerinin karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Manisa Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniğine başvuran refraksiyon kusuru dışında oftalmolojik patolojisi olmayan 130 kişinin sağ gözü dahil edildi. Tüm olgulara detaylı oftalmolojik muayene yapıldı. Scheimpflug kamera (Pentacam, Oculus Optik gerate GmbH, Wetzlar, Germany), Speküler mikroskop Cellchek XL (Konan Medical USA, Torrance, CA, USA), Lenstar LS 900®,(Haag-Streit AG, Switzerland) ve ÖS-OKT Cirrus (Carl Zeiss Meditec, Inc. Dublin, CA) cihazları ile tekrarlayan üç ölçüm yapılarak veriler kaydedildi. Tüm ölçümler grup içi korelasyon(ICC), Anova-Friedman testi ve Bland-Almant grafiği ile analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen sağlıklı kişilerin yaş ortalaması 27,81 ± 8,28 idi (min:20; maks:71). Kişilerin 44'ü erkek (%33,8), 86'sı ise kadın (%66,2) idi. SKK ölçüm değerleri ortalaması SM ile 553,61 ± 42,71 μm, Pentacam ile 546,42 ± 34,77 μm, Lenstar ile 543,48 ± 35,45 μm, ÖS-OKT ile 538,96 ± 35,97 μm idi. Dört cihazın tekrarlayan üç ölçümü arasında istatiksel olarak anlamlı fark yoktu (sırasıyla p:0,449, p:0,270, p:0,540, p:0,881). ICC değerleri sırasıyla 0,972, 0,997, 0,998 ve 0,998 idi. ÖS-OKT ile Lenstar ölçümleri arasındaki ortalama fark 14,66 μm ve %95 güven aralığı sınırları 10,14 μm ile-19,18 μm idi. ÖS-OKT ile SM ölçümleri arasındaki ortalama fark 31,86 μm ve %95 güven aralığı sınırları 46,50 μm ile -17,22 μm idi. ÖS-OKT ile Pentacam ölçümleri arasındaki ortalama fark 12,87 μm ve %95 güven aralığı sınırları 20,33 μm ile -5,41 μm idi. Pentacam ile Lenstar ölçümleri arasındaki ortalama fark 17,28 μm ve %95 güven aralığı sınırları 20,22 μm ile -14,34 μm idi. Pentacam ile SM ölçümleri arasındaki ortalama fark 30,22 μm ve %95 güven aralığı sınırları 37,40 μm ile -23,04 μm idi. SM ile Lenstar ölçümleri arasındaki ortalama fark 31,92 μm ve %95 güven aralığı sınırları 42,04 μm ile -21,80 μm idi. Sonuç: Dört farklı cihazın SKK ölçüm değerleri kendi içinde oldukça uyumludur ve tekrarlanabilirlikleri yüksektir. En yüksek SKK değerleri SM cihazı, en düşük SKK değerleri ise ÖS-OKT cihazı ile elde edilmiştir. Ortalama SKK ölçüm değerlerinde en az fark ÖS-OKT ile Pentacam cihazları arasında olduğu izlenmiştir. Pentacam ve Lenstar ile olan ölçümler de birbirine yakındır. Ortalama SKK ölçüm değerlerinde en fazla fark ise SM ile Lenstar cihazları arasındadır. Klinik uygulamalarda, SM ile elde edilen SKK ölçümleriyle diğer üç cihaz ile ölçülen değerler birbirlerinin yerine kullanılmamalıdır. Anahtar kelimeler: Santral korneal kalınlık, pakimetre, tekrarlanabilirlik, Bland-Altman grafiği
Korneal biyomekanik parametreler üzerine diyabetik retinopati ve kan glikoz regulasyonunun etkisi
AMAÇ: Korneal biyomekanik parametreler üzerine diyabetik retinopatinin farklı evreleri ile kan glikoz düzeyinin metabolik kontrolünün etkisini değerlendirmek GEREÇ-YÖNTEM: 141 hastanın 141 gözü retrospektif olarak incelendi. 101 hasta diyabet nedeniyle takipli idi. Diyabeti olmayan 40 hasta kontrol grubunu oluşturdu. Hastaların detaylı oftalmolojik muayeneleri yapıldı. ORA cihazı ile CH, CRF, GİBg ve GİBcc ölçümü, kontakt tonometre ile göziçi basıncı, pakimetre cihazı ile SKK ölçümü ve HbA1c değerleri incelendi. Diyabetik hastalar retinopatisi olmayan grup (grup 1), non-roliferatif diyabetik retinopati grubu (grup 2) ve proliferatif diyabetik retinopati grubu olmak üzere üç gruba ayrıldı. Bu üç grubun kendi aralarında ve kontrol grubu ile CH, CRF, GİBg, GİBcc, GİB (tonopen) ve SKK parametreleri açısından karşılaştırıldı. HbA1c değerlerinin bu parametreler üzerine etkisi incelendi. BULGULAR: Kontrol grubu 40 kişi, grup1,2 ve 3 sırasıyla 34, 34 ve 33 hastadan oluşmaktaydı. Diyabetik 20 hastanın HbA1c değeri < 7 mg/dl; 81'inin ≥ 7mg/dl idi. HbA1c değeri ≥ 7mg/dl olanlarda olmayanlara göre CRF, SKK ve GİBg ortalamaları sırasıyla 10,88±1,79, 9,7 ± 1,85 (p=0,009); 546 ± 29 μ, 527±28 μ (p=0,01) ve 17,23 ± 4,06 mmHg, 15,25 ± 2,76 mmHg idi(p=0,038). Kontrol grubu ile grup 1, 2 ve 3; SKK, GİB (tonopen), CH, CRF, GİBg, GİBcc açısından karşılaştırıldığında anlamlı fark saptanmadı. Grup 1 'de CRF 11,21±2,25 iken, grup 3'te CRF 10,01±1,48 saptandı. Grup 3'te CRF istatistiksel anlamlı düşük bulundu. SONUÇ: Korneal biyomekanik parametreler üzerine kan glikozunun metabolik kontrol durumunun diyabetik retinopati evresinden daha etkili olduğunu düşünüyoruz. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Diyabetik retinopati, HbA1c, korneal histerezis, korneal rezistans faktör, ORA
Gebeliğin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisi
AMAÇ: Normal gebelik sürecinde sağlıklı gözlerde korneal biyomekanik değişikliklerini tespit edip, bu değişikliklerin gebelik hormonları ile ilişkisini ve doğum sonrasındaki seyrini gözlemlemek. GEREÇ-YÖNTEM: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğinde antenatal takipleri yapılan, yaşları 18-40 arasında değişen, gebeliğinin ilk 12 haftasında olan 33 olgunun 66 gözü çalışmaya dahil edildi. Olguların tümüne, doğuma kadar 3 ayda bir ve doğum sonrası 3-6 ay aralığında, görme keskinliği ve biyomikroskopik muayene, ultrasonografik pakimetri (UP) ile santral korneal kalınlık (SKK) ölçümü, fundus muayenesi ve ORA (Ocular Response Analayser) cihazı ile korneal biyomekanik özellik ölçümleri yapıldı. Ayrıca gebelerde her trimesterde ve doğum sonrasında östrojen ve progesteron düzeyleri bakıldı. BULGULAR: Korneanın biyomekanik parametrelererden CH için gebeler ve kontrol grubu arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Korneanın daha çok sertliğini ifade eden CRF ise gebelerde kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu (p=0,034). Gebe grubu arasında trimesterler boyunca CH için değişiklikler istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Ancak CRF değerlerinin 2. trimesterde anlamlı olarak düştüğü tespit edilmiştir ve bu değer doğum sonrasında 1. trimester değerlerine tekrar yükseldiği gözlenmiştir. Göz içi basıncı gebelerde kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunmuştur (p=0,00). Gebeliğin timesterleri süresince ortalama GİB düşme eğilimindedir. SKK ölçümlerinde ise 3. trimesterde anlamlı artış tespit edilmiştir (p=0,00). Doğum sonrası SKK değerleri gebelik başlangıcı ile karşılaştırıldığında istatistiksel olarak daha düşük bulunmuştur (p < 0.001). Korneal kurvatürlarda gebelik süresince anlamlı bir değişiklik tespit edilmemiştir. SONUÇ: Gebelikte artan hormonların hem nicel olarak artması ile hem de hormonlar arası dengenin bozulması ile korneanın biyomekaniğinde değişimlere sebebiyet vermektedir. Hormonal değişimlere CH, CRF den daha dirençi değişim göstermektedir. Gebelik sırasında tespit edilen veya öncesinde var olan korneal hastalıklarda ve glokomun takibinde SKK, GİB ve CRF değişiklikleri göz önüne alınarak değerlendirmelerin yapılması uygun olacaktır. Anahtar sözcükler: Gebelik,Kornea, ORA
Proliferatif diyabetik retinopati'de panretinal lazer fotokoagulasyon sonrası korneal biyomekanik parametrelerdeki değişimlerin incelenmesi
AMAÇ: Diyabetik retinopatinin farklı evrelerinde korneal biyomekanik parametrelerde ve santral kornea kalınlığındaki (SKK) değişimleri araştırmak ve daha önce herhangi bir lazer tedavisi almamış proliferatif diyabetik retinopatili (PDRP) hastalarda panretinal fotokoagulasyon (PRP) sonrası korneal biyomekanik parametrelerde ve SKK'da yaptığı değişimleri incelemek. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya diyabetik retinopatisi olmayan tip 2 diyabetli 30 hastanın 30 gözü (grup 1), non-PDRP saptanan 35 tip 2 diyabetli hastanın 35 gözü (grup 2), proliferatif diyabetik retinopatisi olan 30 hastanın 48 gözü (grup 3) ve 40 sağlıklı kontrol grubunun 63 gözü dahil edildi. Hasta gruplarının ve kontrol grubunun Ocular Response Analizer cihazı ile korneal histerezis (CH), korneal rezistans faktör (CRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal kompanse GİB (GİBcc) ve santral kornea kalınlığı (SKK) ölçümü yapıldı ve HbA1c değerleri incelendi. Diyabetik hasta grupları kendi aralarında ve kontrol grubu ile CH, CRF, GİBg, GİBcc ve SKK parametreleri açısından karşılaştırıldı. PDRP'li hastaların tümüne PRP tedavisi uygulandı. Bu grupta PRP tedavisi öncesi ve sonrasındaki 1.ay, 3.ay, ve 6.ay CH, CRF, GİBg, GİBcc ve SKK parametrelerindeki değişimler incelendi. BULGULAR: Kontrol grubu ile karşılaştırıldığında Grup 1'de CH, CRF, GİBcc, GİBg ve SKK açısından anlamlı fark saptanmadı. Grup 2'de kontrol grubuna göre CH anlamlı olarak daha düşük(p=0,04), GİBcc ve GİBg anlamlı olarak daha yüksekti(p=0,001 ve p=0,002). Grup 3'te kontrol grubuna göre CH anlamlı daha düşük(p=0,028), GİBcc,GİBg ve SKK anlamlı olarak daha yüksekti(p=0,007,p=0,05 ve p=0,018). Grup 3'teki hastalarda PRP tedavisi öncesi ve sonrasındaki 1.ay,3.ay ve 6.ay CH, CRF, GİBcc, GİBg ve SKK değerleri arasında anlamlı fark saptanmadı. HbA1c değerleri kontrol grubunda ort. %5,42, Grup 1'de % 8,16, Grup 2'de %8,27, Grup 3'te %8,36 ölçüldü. SONUÇ: Kötü metabolik kontrol ve diyabetik retinopatisi olan hastalarda sağlıklı kontrollere ve diyabetik retinopatisi olmayanlara kıyasla CH anlamlı yüksek saptanmıştır. Panretinal fotokoagulasyon, proliferatif diyabetik retinopatili hastalarda kornea biyomekaniğinde değişikliğe yol açmayan ve halen bu hastalığın tedavisinde altın standart olan bir tedavidir. ANAHTAR KELİMELER: Diyabet, panretinal fotokoagulasyon, korneal biyomekanik parametreler
Vitrektomi cerrahisi yapılan hastalar ile vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon uygulanan hastalar arasındaki korneal endotel hücre sayısı değişikliklerinin speküler mikroskobi ile karşılaştırılması
Amaç: Pars plana vitrektomi (PPV) ve Pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon (FAKO) cerrahisi uygulanan hastalarda korneal endotel hücre sayısı değişikliklerinin speküler mikroskobi ile karşılaştırılması. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya toplamda 81 hastanın 81 gözü olmak üzere pars plana vitrektomi yapılan 48 hastanın 48 gözü (grup 1) ve pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon yapılan 33 hastanın 33 gözü dahil edilmiştir. Hastalara ameliyat öncesi ve sonrası en iyi düzeltilmiş görme keskinliği (EİDGK), GİB, biyomikroskobik ve fundoskopik değerlendirmeyi içeren oftalmolojik muayene yapılmıştır. Tüm olgulara preoperatif, postoperatif 1. ve 3. ay non-kontakt speküler mikroskobi (Konan CellChek XL) ile muayene yapıldı. Endotel hücre yoğunluğu (hücre/mm2), varyasyon katsayısı (%), hekzagonalite oranı (%) ve santral kornea kalınlığı (μm) değerleri kaydedildi. Tüm parametreler gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0.05 değerler anlamlı kabul edildi. Bulgular: Ortalama yaşı sadece pars plana vitrektomi yapılan grupta 61,10±12,64 (48-73 yaş) , pars plana vitrektomi + fakoemülsifikasyon yapılan grupta 62,45±11,05 (51-73 yaş) olan olguların % 43.2'si kadın , % 56.8'i erkek idi. Pars plana vitrektomi yapılan grupta postoperatif 1. ve 3. ay kornea endotel hücre yoğunluğu preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak belirlendi (p:0.00). Pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon yapılan grupta postoperatif 1. ve 3. ay kornea endotel hücre yoğunluğu preoperatif değerlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olarak belirlendi (p:0.00). Her iki grup karşılaştırıldığında pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon yapılan grupta postoperatif 3. ay kornea endotel hücre kaybı sadece pars plana vitrektomi yapılan gruba göre anlamlı derece yüksek olarak belirlendi (p:0.01). Yine her iki grupta da postoperatif 1. ve 3. ay yapılan ölçümlerde CV, HEX, SKK gibi diğer kantitatif speküler mikroskobi verilerinde preoperatif değerlere göre anlamlı bir fark saptanmadı. Sonuç: Pars plana vitrektomi ile kombine fakoemülsifikasyon uygulanan hastalarda, sadece pars plana vitrektomi uygulanan hastalara oranla postoperatif dönemde anlamlı düzeyde kornea endotel hücre kaybı meydana gelmektedir. Pars plana vitrektomide kullanılan tamponadlar ve fakoemülsifikasyonda kullanılan ultrasonik güç ve sonucunda açığa çıkan termal enerji kornea endotelinde hasara sebep olmaktadır. Bu sebeple kornea endotel yoğunluğu preoperatif dönemde düşük olan hastalarda kombine cerrahinin korneal dekompanzasyon riski daha yüksektir. Ancak yine de avantajlarından dolayı kombine cerrahi önerilebilir. Speküler mikroskobi ile preoperatif değerlendirme yapılacak cerrahi metodu belirlemede bu açıdan çok önemlidir.
Psödoeksfolyayon sendromu ve psödoeksfolyatif glokom olgularında speküler mikroskopi bulguları
AMAÇ: Psödoeksfoliasyon (PEX) sendromlu ve psödoeksfoliatif glokomlu olgularda speküler mikroskopi ile endotel hücre tabakası parametrelerini değerlendirmek YÖNTEM: Çalışmaya PEX sendromlu 77 hastanın 94 gözü, PEX glokomlu 63 hastanın 71 gözü ve 53 kontrol olgusunun 84 gözü olmak üzere toplam 193 göz dahil edilmiştir. PEX glokomu grubundaki tüm hastaların kullandıkları antiglokomatöz ilaçlar, etken madde sayısı ve kullanım süreleri kaydedildi. Tüm olgulara nonkontakt speküler mikroskopi (Konan CellChek XL) ile muayene yapıldı. Endotel hücre yoğunluğu (hücre/mm2), varyasyon katsayısı, hekzagonalite oranı (%) ve santral kornea kalınlığı (µm) değerleri kaydedildi. Tüm parametreler gruplar arasında istatistiksel olarak karşılaştırıldı ve p<0.05 değerler anlamlı kabul edildi. BULGULAR: Ortalama yaş 68.91 ± 7.09 (52 – 85 yaş) olan olguların % 44.2 'si kadın, % 55.8'i erkek idi. PEX glokom grubu ile kontrol grubu arasında yaş açısından anlamlı fark saptandı (p=0.001). Endotel hücre yoğunluğu PEX sendromu ve PEX glokom grubunda kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük olarak belirlendi (sırasıyla p=0.002 ve p=0.000). Hekzagonalite oranı PEX glokom grubunda kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük idi (p=0.004). Santral kornea kalınlığı PEX glokom grubunda PEX sendromu grubu ve kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde daha ince bulundu (p=0.005 ve p=0.004). Varyasyon katsayısı açısından gruplar arasında farklılık saptanmadı (p>0.05). PEX glokom grubunda topikal antiglokomatöz ilaç etken madde sayısı ve ilaç kullanım süresi ile speküler mikroskopi bulguları arasında korelasyon bulunamadı (r≤0.3). SONUÇ: PEX sendromlu ve PEX glokomlu olgularda, speküler mikroskopi ile endotel hücre yoğunluğu, hekzagonalite oranı kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde düşük saptanmıştır. Endotel hücre tabakasındaki etkilenme glokom eşlik eden PEX sendromlu hastalarda daha ciddi görünmektedir. Speküler mikroskopi incelemesi ile bu hastalarda erken hasarın tespiti mümkündür. Böylece intraoküler cerrahi planlanmasında ve cerrahi sırasında özel önlemler alınabilir ve bu hastalarda akılcı topikal antiglokomatöz tedavi seçimi ile kornea dekompanzasyonu riski azaltılabilir. Anahtar kelimeler: Psödoeksfoliasyon, glokom, kornea endoteli, speküler mikroskopi
Şaşılık cerrahisinin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisi ve cerrahiye bağlı astigmatizmanın değerlendirilmesi
Amaç Şaşılık cerrahisinin korneal biyomekanik parametreler üzerine etkisini araştırmak ve şaşılık cerrahisi sonrası gelişen cerrahiye bağlı astigmatizmayı değerlendirmek. Gereç ve yöntem Çalışmaya Ocak 2015-Ağustos 2015 tarihleri arasında şaşılık cerrahisi yapılan 49 hastanın 69 gözü dahil edildi. Hastalar yapılan şaşılık cerrahisine göre dış rektus geriletme yapılan 22 hastanın 36 gözü (grup 1), iç rektus geriletme yapılan 20 hastanın 26 gözü (grup 2) ve iç rektus rezeksiyon+dış rektus geriletme yapılan 7 hastanın 7 gözü (grup 3) olmak üzere 3 ayrı gruba ayrıldı. Hastaların şaşılık cerrahisi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta ve birinci ay kontrollerinde Oküler Cevap Analiz cihazı (ORA, Ocular Response Analizer, ReiKHert Depew, N.Y. USA) ile korneal histerezis (KH), korneal rezistans faktor (KRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal-kompanse göz içi basıncı (GİBcc) ölçüldü. Hastaların merkez kornea kalınlığı (MKK) ise ultrasonik pakimetre cihazı (NIDEK-UP 1000) ile ölçüldü. Cerrahinin yol açtığı keratometrik astigmatizmanın analizi için hastaların şaşılık cerrahisi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta ve birinci ay kontrollerinde keratometrileri otorefraktometre cihazı ile ölçüldü. Hastaların cerrahiye bağlı astigmatizma değerleri Eğrilmez ve arkadaşlarının yaptığı vektör analiz programı ile hesaplandı. Bulgular Cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası birinci hafta GİBcc, GİBg, KRF, KH keratometri ölçümleri Grup 1 ve grup 2'de istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermezken, grup 3 de KRF ölçümlerinde istatistiksel olarak anlamlı farklılık mevcuttu (p<0,043). Cerrahi sonrası 1. hafta cerrahiye bağlı astigmatizma, kurala uygun bileşen ve kurala aykırı bileşen değerleri sırasıyla grup 1 de 0,42±0,21, 0,25±0,24, 0,17±0,20; Grup 2'de 0,45±0,28, 0,30±0,29, 0,15±0,23; Grup 3'de 0,74±0,49, 0,60±0,51, 0,14±0,19 olarak bulundu. Cerrahi öncesi ve cerrahi sonrası 1. ay yapılan GİBcc, GİBg, KRF, KH keratometri ölçümleri 3 grupta da istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi. Cerrahi sonrası 1.ay cerrahiye bağlı astigmatizma, kurala uygun bileşen ve kurala aykırı bileşen değerleri sırasıyla grup 1'de 0,40±0,25, 0,32±0,25, 0,07±0,12; Grup 2'de 0,39±0,25, 0,28±0,26, 0,10±0,11; Grup 3'de 0,59±0,40, 0,40±0,26, 0,19±0,23 olarak ölçüldü. Hastaların cerrahi sonrası 1. Hafta ve 1. ay cerrahiye bağlı astigmatizma oranları karşılaştırıldığında grup 1 (p>0,615) ve grup 2'de (p>0,348) cerrahiye bağlı astigmatizmanın azaldığı ancak bunun istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü. Grup 3'de ise cerrahiye bağlı astigmatizmada istatistiksel olarak anlamlı azalma saptanmıştır (p<0,003). Sonuç Şaşılık cerrahisi ameliyat sonrası geç dönemde korneal biyomekanik parametrelerde önemli değişikliğe neden olmayan bir cerrahi girişimdir. Sadece aynı anda iki kasa müdahale edilen cerrahilerde erken cerrahi sonrası dönemde KRF'de anlamlı bir düşüş tespit edilse de bunun geçici bir düşüklük olduğu görülmüştür. Ayrıca şaşılık cerrahisi sonrası cerrahiye bağlı astigmatizma gelişebildiği ancak klinik olarak anlamlı astigmatizma değişiminin sadece aynı anda iki kasa müdahale edilen grupta olduğu görülmüştür.
Kırma kusurları ile korneanın biyomekanik özellikleri arasındaki ilişkinin araştırılması
AMAÇ: Oküler respons analiz cihazı (ORA) oftalmolojide son yıllardakullanıma girmiş yeni bir cihazdır. Korneal histerezis (KH) ve korneal dirençfaktörü (KDF), ORA ile ölçülebilen korneal biyomekanik özellikleri bildiren ikiparametredir. Bu çalışmanın amacı miyop ve hipermetrop hastalarda kornealbiyomekanik parametreler olan KH ve KDF'ü değerlendirmek, buparametrelere etkili faktörleri araştırmak ve elde edilen sonuçları emetropkontrol grubuyla karşılaştırmaktır.GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışmaya 100 hastanın toplam 193 gözü dahil edildi.1. gruba refraksiyon değeri +1.00 D ile -1.00 D arasında (19 erkek, 34 kadın)53 emetrop hastanın 102 gözü, 2. gruba refraksiyon değeri -5.00D'denyüksek (9 erkek, 18 kadın) 27 miyop hastanın 53 gözü, 3. gruba refraksiyonu+3.00D'den yüksek (11 erkek, 9 kadın) 20 hipermetrop hastanın 38 gözüalındı.Çalışmaya alınan tüm hastaların refraksiyonları ve keratometreleriotorefraktometre ile ölçüldü, Biyomikroskobik bakıları ve fundus bakılarıyapıldı ve kaydedildi. Ultrason biyometri ile aksiyel uzunlukları alındı,Goldmann aplanasyon tonometri ile GİB'ları ölçüldü. Son olarak ORA ile KH,KDF, GİBkk, GİBg değerleri alındı ve cihaza monte edilmiş ultrasonikbiyometri ile MKK'ları ölçüldü.SONUÇLAR: 1. gruptaki hastaların ortalama yaşı 28.9±5.6 (20-40), 2.grupdaki hastaların ortalama yaşı 30.7±6.9 (20-40), 3. gruptaki hastalarınortalama yaşı 29.1±7.7 (20-40) idi. Gruplar arasında yaş ortalamalarıaçısından anlamlı fark yoktu (p>0.05). Grup-1'i oluşturan kontrol grubuolguların SKK değerleri ortalaması -0.09±0.24 D, Grup-2' yi oluşturan yüksekmiyop tanılı olguların SKK değerleri ortalaması -7.28±3.55 D, Grup-3 `üoluşturan yüksek hipermetrop tanılı olguların SKK değerleri ortalaması+5.04±2.06 D olarak ölçüldü. Çalışmaya alınan parametrelerden MKK(p=0.985) ve KDF (p=0.79) dışındakilerin tamamı 3 grup arasında istatistikselolarak farklıydı.59Çalışmada KH ve KDF'nin yaşla zayıf korelasyon gösterdikleri izlendifakat cinsiyetle anlamlı korelasyonları saptanmadı. KH'in miyoptanhipermetropa gidildikçe arttığı izlendi. KH-KDF, KH-MMK ve KDF-MKKarasında yüksek korelasyon saptandı (p<0.05). KH'nin MKK, SE ve AU ilekorelasyon gösterdiği fakat KDF'nin bu parametrelerden hiçbiriylekorelasyonunun olmadığı izlendi.Çalışmada GİB ölçüm değerlerinin miyoptan hipermetropa gidildikçeazaldığı izlendi ve GİBkk'nin, GİBg ve GAT'ın aksine MKK'den etkilenmeyenbir göz içi basınç ölçüm değeri olduğu gösterildi. GİBkk ile kornealbiyomekanik arasındaki ilişki değerlendirildiğinde ise KH'dan etkilendiği fakatKDF'den etkilenmediği izlendi. ORA ile alınan göz içi basınç ölçümleri olanGİBg, GİBkk ve Goldmann aplanasyon tonometresiyle alınan göz içi basınçdeğeri olan GAT'ın birbirleriyle farklarına etki eden faktörlerdeğerlendirildiğinde; GİBg-GAT farkının KDF ve MKK ile pozitif korelasyongösterdiği, GİBkk-GİBg farkının ise KDF, KH, MKK ile güçlü negatif, AU ilepozitif korelasyon gösterdiği izlendi. Benzer şekilde GİBkk ile GAT farkının daKH, KDF, MKK ile negatif, AU ile pozitif korelasyon gösterdiği saptandı.Çalışmamızdaki en önemli sonuçlardan biri, KH 11.2 mmHg'a yaklaştığındaGİBkk ve GİBg arasındaki farkın sıfıra yaklaştığının saptanmasıdır. Nitekim;ortalama KH değerleri ele aldığında 11.2 mmHg değerine en yakınortalamanın yüksek hipermetrop grupta, en uzak değerin ise yüksek miyopgrupta olduğu izlenmiştir.TARTIŞMA: Korneal biyomekanik ile ilgili elde ettiğimiz sonuçlar, KDF'ninKH'nin aksine refraksiyondan bağımsız bir korneal biyomekanik ölçüm değeriolduğunu ve GİBkk'ı da değiştirmediğini gösterdi. Ayrıca GİBkk'nın MKK'danetkilenmediği ve özellikle korneası normalden kalın ya da ince olanhastalarda GİBg ve GAT'dan daha güvenilir göz içi basınç değeri olabileceğigösterildi. GİBkk ve GİBg arasındaki farkın yüksek miyop grupta en fazlaolduğu, bu nedenle miyop hastalardaki GİB'larının şüpheyle değerlendirilmesigerektiğini düşündürdü.
Tip 1 ve tip 2 diyabet hastalarının kornealarındaki stroma ve endotel değişikliklerin konfokal mikroskop ile değerlendirilmesi
Amaç: Non-invaziv bir yöntem olan konfokal mikroakopi ile hiçbir retina bulgusu olmayan non-proliferatif diyabetik hastalarda, kornea subbazal sinir pleksuslarının, stromadaki keratosit ve endotel hücrelerinin dansitesini, subbazal sinir pleksuslarının açılanmasını değerlendirerek, diyabetin kornea üzerine olan olası etkilerini araştırmak.Gereç ve Yöntem: 30 NPDR tip 2 DM, 20 NPDR tip 1 DM, 55 sağlıklı olgu olmak üzere 105 hasta dahil edildi. Heidelberg RetinaTomograph Rosstock Corneal Module laser scanning confocal mikroskop HRT3 (Laser tarayıcı konfokal mikroskop) ile kornea değerlendirildi.Sonuç: Endotel dansitesi tip 1 DM kontrol grubunda en yüksek (3596.73 hücre/ mm2), tip 2 DM grubunda en düşük (2527.63 hücre/ mm2 ; (P<0,05) bulundu. Tip 1 DM, tip 1 DM kontrol grubuyla karşılaştırıldığında endotel dansitesi (sırayla): 3238.15, 3596.73 hücre/ mm2, keratosit dansitesi: 304.65, 547.76, sinir dansitesi: 51.58, 75.38, açılanma: 49.74, 21.21 ile ilgili istatiksel anlamlı sonuç elde edildi (P<0,05). Tip 2 DM, tip 2 kontrol grubuyla karşılaştırıldığında endotel dansitesi (sırayla): 2527.63, 3231.75 hücre/ mm2, keratosit dansitesi: 318.80, 496.75 ile ilgili istatiksel anlamlı sonuçlar elde edildi. Tip 1 DM kontrol grubuyla, tip 2 DM kontrol grubu karşılaştırıldığında endotel dansitesi(sırayla): 3596.73, 3231.75 hücre/ mm2 anlamlı sonuçlar elde edildi (P<0,05).Tartışma: Endotel dansitesi, keratosit dansitesi, subbazal sinir pleksus dansitesi, subbazal sinir açılanmasına bakıldığında hiçbir retina bulgusu olmayan diyabetik hastalarda bile korneanın etkilenmiş olabileceği görüldü. Gelişen teknoloji, özellikle laser tarayıcı sistemlerin kullanılmasıyla konfokal mikroskobinin diyabetik hastaların kornealarının değerlendirilmesinde yeni ufuklar açacağı düşünülmektedir.
23 gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomiden sonra korneal biyomekanik parametrelerdeki değişikliklerin incelenmesi
23 Gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomiden sonra korneal biyomekanik parametrelerdeki değişikliklerin incelenmesiAmaç: 23 gauge transkonjonktival sütürsüz vitrektomi (23 G TSV) yapılan hastaların korneal biomekanik parametrelerinde cerrahi olarak indüklenen değişikliklerin araştırılması amaçlandı.Metod: Kliniğimizde 23 G TSV yapılan 29 hastanın 29 gözü çalışmaya dahil edildi. Ocular Response Analizer ile korneal histerezis (CH), korneal rezistans faktör (CRF), Goldmann ile korele göz içi basıncı (GİBg) ve korneal kompanse GİB (GİBcc), korneal topografi ile simulated K ve bu değerler kullanılarak cerrahi olarak indüklenen astigmatizma ameliyat öncesinde ve ameliyattan sonra 1. ve 3. ayların sonunda ölçüldü. Ölçülen bu parametreler arasındaki değişiklikler istatistiksel olarak değerlendirildi.Bulgular: Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama CRF ve GİBg parametrelerinde istatistiksel anlamlı fark yoktu. Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama CH sırasıyla 9.12±1.83 mmHg, 8.15±2.16 mmHg, 8.55±1.61 mmHg idi (p=0.04, p=0.11 ve p=0.25, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif 1. ve 3. aylarda ortalama GİBcc sırasıyla 17.72±6.23 mmHg, 20.28±6.50 mmHg, 18.74±5.76 mmHg idi (p=0.03, p=0.45 ve p=0.23, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif 1. ay arasında ortalama CH ve GİBcc parametrelerinde istatistiksel anlamlı fark saptandı (p=0.04 ve p=0.03, sırasıyla). Preoperatif ve postoperatif dönemlerdeki ortalama Sim K değerleri arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmadı. Postoperatif 1. ve 3. aydaki cerrahi olarak uyarılmış astigmatizma değerleri 1.98 ± 1.20 D ve 3.22 ± 1.77 D bulundu.Sonuç: Erken postoperatif dönemde CH'nin azalmasına ve GİBcc'nin artmasına rağmen, postoperatif 3.ayda parametreler preoperatif değerlere ulaşmıştır. Sonuç olarak; 23 G TSV ameliyatı geç postoperatif dönemde korneal biyomekanik parametrelerde önemli değişikliğe neden olmayan minimal invaziv bir vitreoretinal cerrahi tekniktirAnahtar Kelimeler: korneal histerezis, korneal rezistans faktör, ORA, vitrektomi.
Polikistik over sendromu tanılı hastaların korneal topografi ve dansitometri özelliklerinin incelenmesi ve sağlıklı bireylerle karşılaştırılması
Polikistik over sendromu (PKOS) yaygın bir jinekolojik endokrinopatidir. Genç yaş grubunu etkileyen ve etyopatogenezindeki inflamasyon/hiperandrojenizm özellikleriyle multisistemik seyreden bu sendromun, korneayı da etkilemesi muhtemeldir. Amacımız, PKOS'a sahip hastalarda korneal topografi ve dansitometri özelliklerini değerlendirerek sağlıklı bireylerle karşılaştırmaktır. Çalışmamıza polikistik over sendromu tanılı 53 kadın hastanın 53 gözü ve bu hastalarla yaş olarak uyumlu 53 gönüllü kadın bireyin 53 gözü dahil edilmiştir. Olgulara tam oftalmolojik ve jinekolojik muayeneye ek olarak Pentacam ile ön segment analizi yapılmıştır. Çalışmamızın sonucunda; keratometrik/topometrik verilerden Kmax-front, Kmean-front, ISV, IVA, IHA, BAD_D ve PI-Avg değerlerinde PKOS grubunda hafif yükseklik; EİKK değerinde ise hafif incelme saptanmış olmakla birlikte istatistiksel olarak iki grup arasında anlamlı fark bulunamamıştır. PKOS klinik parametreleri ile keratometrik/topometrik veriler arasındaki korelasyon incelemesinde ise sadece Kmean-back değerinin total testosteron düzeyi ile anlamlı pozitif korelasyon gösterdiği gözlenmiştir. Ek olarak, PKOS grubunda tüm aberrometrik ortalamalar normal saptanmış ve korelasyon incelemesinde de patolojik sonuç gözlenmemiştir. Tüm olguların Pentacam tomografi haritaları detaylı olarak incelendiğinde; PKOS grubundaki 5 olguda keratokonus şüphesi lehine hafif ektazik değişiklikler gözlenmiştir. Üstelik, hemen tüm dansitometri değerlerinde PKOS grubunda anlamlı kalınlık artışı saptanmıştır. Mevcut sonuçlara göre, PKOS'lu hastalarda oküler yüzeyin önemli bir elemanı olan korneada çeşitli etkilenmeler olabileceği gözlenmiştir. Her ne kadar PKOS ile keratokonus arasında direkt bir ilişki saptanamamış olsa da ektazi lehine şüpheli verilere erişilmiştir. PKOS ile keratokonus arasındaki olası ilişkinin ortaya konulabilmesi için daha geniş hasta serilerinde yapılacak prospektif çalışmalara ihtiyaç vardır. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Hormonlar, İnflamasyon, Kornea, Korneal dansitometri, Kornea topografisi, Over, Polikistik over sendromu
Diyabetik retinopatiye bağlı gelişen neovasküler glokom olgularında korneal topografi, speküler mikroskopi ve optik sinir analiz bulgularının değerlendirilmesi
Amaç: Neovasküler glokom gelişen hastalarda korneal topografi bulgularının ve kornea yapısındaki değişimlerin değerlendirilmesi Materyal- Metod : Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları kliniğinde gerçekleştirilmiş olan bu çalışma retrospektif bir çalışmadır. Bu çalışmada diyabetik retinopati sonrası neovasküler glokom gelişen 30 hastanın gözü nonproliferatif diyabetik retinopatili 30 hastanın gözüyle karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma verileri olarak Korneal topografi bulguları, RNFL değerleri ve Speküler Mikroskopi ölçümleri karşılaştırılmıştır. Bulgular: Korneal tanjansiyel eğim haritaları değerlendirildiğinde iki grup arasında santral 5mm ve 7mm değerleri açısından anlamlı bir fark bulunmuştur(p<0,05). Ön kamara hacmi, ön kamara derinliği ve iridokorneal açı NVG grubunda anlamlı olarak daha yüksektir(p<0,05). RNFL sonuçlarında nöral rim NVG grubunda anlamlı olarak daha incedir(p<0,05). Speküler mikroskopi açısından iki grup arasında anlamlı bir fark mevcut değildir. Sonuçlar: Neovasküler glokom hastalarının kornealarında tanjansiyel eğimler artmaktadır. NVG hastalarında ön kamara hacmi ve derinliği artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Proliferatif Diyabetik Retinopati, Neovasküler Glokom, Korneal Topografi, Speküler Mikroskopi, Optik Sinir Analizi
Deneysel kornea neovaskülarizasyonunda Siklosporin-A'nın tedavideki rolü
AMAÇKorneal neovaskülarizasyon, korneanın şeffaflığının azalmasına ve görme kaybına neden olan yeni damarların oluşumudur. Çalışmamızda termal koterizasyon ile deneysel kornea neovaskülarizasyonu oluşturulmuş ve siklosiporin A'nın subkonjonktival yolla verilmesinin korneal neovaskülarizasyon gelişmesine etkisi araştırılmıştır. Bu çalışma ile korneal neovaskülarizasyonlarda subkonjonktival siklosporin tedavisinin etkinliğini araştırmak amaçlanmıştırYöntemÇalışmaya 24 adet wistar ratın sağ gözleri alındı. Denekler aldıkları tedaviye göre 4 gruba ayrıldı.Grup 1: 0,5 mg/0,01 cc subkonjonktival siklosporin-A (n=6)Grup 2: 0.25 mg/0,01 cc subkonjonktival siklosporin-A (n=5)Grup 3: 0.125 mg/0,01 cc subkonjonktival siklosporin-A (n=6)Grup 4 (kontrol grubu): Tedavisiz bırakıldı (n=5).Korneaya limbustan 1 mm uzaklıka saat 3, 6, 9 ve 12 de termal koterizasyon tamamlandıktan sonra temporal bulber konjonktiva altına Grup 1, 2 ve 3'te belirtilen dozlarda siklosporin 0,01 cc volüm içinde enjekte edildi. 6 haftalık takip süresinden sonra ameliyat mikroskobu altında kornealar muayene edildi. Neovasküler alanın oranı, ana dal sayısı ve skar sayısı tespit edildi. Muayene ardından deneklere enükleasyon yapıldı. Parafin blok ve hematoksilen-eosin boyama ile histopatolojik inceleme yapılarak kornea kesitlerinde damar sayımı yapıldı.BulgularÇalışmamızda 0,125 mg, 0,25 mg ve 0,5 mg'lik subkonjonktival siklosporin?A enjeksiyonlarının her birinin deneysel korneal neovaskülarizasyon gelişiminde oluşan yeni damar sayısının hem histopatolojik incelemede hem de ameliyat mikroskobu altındaki muayenelerde ki sayımında kontrol grubuna göre istatistiksel olarak azalttığını gösterdik. Farklı konsantrasyonlarda ki uygulamaların arasında istatistiksel anlamlı fark saptamadık. İlave olarak grup 1 de yani 0,5 mg enjeksiyon yapılan grupta ameliyat mikroskobu altında muayenede tespit edilen neovasküler alanın bütün kornea yüzeyine oranıyla tespit edilen neovaküler alan yüzdesinin kontrol grubuna göre istatistiksel anlamlı olarak daha düşük bulunmuşturSonuçSubkonjonktival siklosporin?A enjeksiyonu deneysel kornea neovaskülarizasyonunun tedavisinde etkili bir yöntemdir.Anahtar kelimeler: Korneal neovaskülarizasyon, siklosporin-A, termal koterizasyon.
Ratlarda deneysel kornea neovaskülarizasyonunda bevacızumab, ranıbızumab ve afliberceptin karşılaştırılması
Deneysel kornea neovaskülarizasyonu geliştirilen ratlarda bevacizumab, ranibizumab ve afliberceptin etkinliğinin kontrol grubuyla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda 24 adet 250-300 gr ağırlığındaki Wistar-Albino türü erkek ratlar kullanıldı. Çalışmadaki 24 rat 4 farklı gruba ayrıldı.Her grup aynı şartlar altında aynı miktarda besin ile, aynı ortam ısısı ve ışığı altında takip edildi. Gruplardaki ratlar 1-6 arası kulak numarasıyla numaralandırıldı. Kornea merkezinde yanık oluşturmak için gümüş nitrat uygulandı, neovaskülarizasyonun gelişmesi için 10 gün beklendi. Ratlarda spontan oluşturulan gruplara bevacizumab,ranibizumab ve aflibercept subkonjonktiva l uygulandı.Düzenli aralıklarla takip edilerek 21 gün sonunda tüm gruplardaki kornealar alındı ve patolojik olarak incelendi. Bulgular: Kontrol grubunda, vasküler endotelyal growth faktör (VEGF) yüzde ortalaması, Tünel boyama (sayı/1hpf),enjeksiyon sonrası knv/tüm alan oranı ve ana damar sayısı bakımından diğer 3 gruptan da anlamlı düzeyde yüksek bulundu ancak gruplar arasında anlamlı farka rastlanılmadı. Eozinofil sayısı kontrol ve ranibizumab grubunda bevacizumab ve aflibercept grubundan anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Sonuç: Çalışmamızda sık gördüğümüz kornea neovaskülarizasyonu tedavisinde henüz ruhsatı olmayan anti-VEGF moleküllerinin etkili olduğuna dair sonuçlar elde ettik. Bu sonuçların daha büyük gruplarda,yeni yaklaşımların geliştirilmesi ile ilerde bu tür hastaların tedavisi için alternatif bir yöntem olacağını düşünmekteyiz
Bilinen kronik obstrüktif akciğer hastalığı solunum yetmezliği olan hastalarda avarege volume assured pressure support (avaps) ve bilevel positive airway pressure spontan /timed (bPAAP-s/t) modlarının göz içi basınca etkileri
Giriş: Kronik Obstruktif Akciğer Hastalığı (KOAH); tam olarak geri dönüşümlü olmayan, ilerleyici hava akımı kısıtlanması ile karakterize bir hastalıktır. Bu hastalık, zararlı gaz ve partiküllere özellikle sigara dumanına karşı oluşan enflamatuar bir süreç sonucu gelişir. İnflamasyon yalnızca akciğerlerle sınırlı olmayıp, sistemik özellikler de göstermektedir. Önlenebilir ve tedavi edilebilir bir hastalık olan KOAH, şiddeti ve sıklığı artan alevlenmelerle seyreder. Biz, bu çalışma ile 2018 Haziran-Aralık tarihleri arasında KOAH tanılı, Tip 2 solunum yetmezliği gelişmiş 40 hastada BPAP S/T ve AVAPS modlarının göz içi basınca (GİB) , santral korneal kalınlığa (SKK) olan etkisini saptamayı amaçladık. Materyal-metot: Çalışmamızda atak tedavisi biten, arter kan gazı düzelen hastalarda sabah rutin kan gazı tetkik edildi. Diyabet tanısı olmayan hastalarda; GİB, görme keskinliği ve santral kornea kalınlığı (SKK) ölçüldükten sonra; 4 saat boyunca başlangıçta uygun görülen moda göre (AVAPS-BPAP S/T) non invaziv mekanik ventilasyon tedavisi sonrası tekrar GİB, SKK değerlendirerek modların GİB'e olan etkisine bakıldı. Bulgular: Göz muayenesi bulgularından NMV tedavisi sonrası, tedavi öncesine göre ortalama intraoküler basıncın istatistiksel anlamlı düzeyde arttığı görüldü (12,3 mmHg ye karşı 13,6 mmHg; p=0.001, tablo IX ve Şekil 5). SKK; NMV tedavisi sonrasında istatistiksel anlamlılığa yakın düzeyde azalmaktaydı (p=0.057). Sonuç olarak NMV tedavisi sonrası GİB'de artma ve SKK'da incelme saptadık. Daha önce literatürde böyle bir çalışmaya rastlanmamıştır.