Faiz

95 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de uygulanan para politikaları kapsamında fedakarlık oranının tahmin edilmesi

Başarılı bir para politikası yönetimi çerçevesinde merkez bankalarının, uygulanan para politikasının bütün etkilerini önceden tahmin edebilmesi gerekmektedir. Çağdaş merkez bankacılığının temel amacı olan fiyat istikrarının sağlanması ve sürdürülmesi, bugün Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının da temel amacıdır. Literatürde, özellikle 2008 finansal krizinden sonra fiyat istikrarının sağlanmasının yanında, dezenflasyon politikaları maliyetlerinin tartışılması hız kazanmıştır. Buna göre dezenflasyon politikaları toplam çıktı düzeyini istikrarsızlaştırmakta ve toplam üretimde bir kayba neden olarak işsizlik oranlarını arttırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de dezenflasyon politikası döneminde toplam çıktı miktarında bir kayıp olup olmadığını ölçmektir. Tahmin; 2005M01- 2013M12 dönemleri, aylık bazda tüfe ve sanayi üretim endeksi seriler kullanılarak, yapısal VAR (SVAR) modeliyle yapılmıştır. Tahmin sonucunda, teorik beklentileri destekler biçimde Türkiye'de dezenflasyon sürecinde enflasyon oranı ile sanayi üretim endeksi arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bir parasal şok karşısında enflasyondaki bir puanlık düşüşün, bir yıllık üretimde kümülatif olarak 0,88 puan azalmaya neden olduğu tahmin edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Fedakarlık oranı, Çıktı açığı, Para politikası, SVAR

FaizFaiz politikalarıFedakarlık+5
Burak Kılıçoğlu
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Merkez Bankası faiz kuralı çerçevesince Taylor Kuralının incelenmesi

Ekonomik çevrelerce ve iktisat literatüründe para politikalarının kurala mı yoksa duruma mı bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği uzun zamandır tartışılmaktadır. Genel kanı olarak kurala bağlı bir şekilde yürütülmesi gerektiği belirtilirken kuralın ne olması gerektiği konusunda ise bir fikir birliğine varılmış değildir. Genel olarak ekonomik birimlerce anlaşılabilen, karmaşık olmayan bir kuralın yürütülmesi gerektiği belirtilmektedir. Bahsedilen bu kural aynı zamanda para politikasının reaksiyon fonksiyonudur. Bu çalışmada ekonomik birimlerce anlaşılması kolay ve karmaşık olmayan bir kural olarak Taylor Kuralının geçerliliği Türkiye ekonomisi için test edilmiştir. Klasik Taylor Kuralında döviz kuru yer almadığından dolayı tahmin edilen reaksiyon fonksiyonuna döviz kuru eklenerek Genişletilmiş Taylor kuralı çerçevesince reaksiyon fonksiyonu tahmini yapılmıştır. Reaksiyon fonksiyonu 2002:07 - 2013:11 dönemleri arasında aylık veriler kullanılarak tahmin edilmiştir. Tahmin sonucunda para politikasının performansını gösteren değişkenler arasındaki ilişki de yorumlanmıştır. Belirtilen dönemler arasında oluşturulan reaksiyon fonksiyonu sonucunda üretim açığı, enflasyon açığı ve döviz kurunda yaşanabilecek bir şoka kısa vadeli faiz oranlarının tepkisinin istatistiksel olarak anlamsız olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar uyarınca kısa vadeli faiz oranları istikrarlı bir enflasyon oranı ve üretim miktarını yakalayabilmek adına tek başına yeterli olmadığı belirlenmiştir. Kısa vadeli faiz oranlarının enflasyon oranlarında, üretim miktarında ve döviz kurunda yaşanabilecek şoklara istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif tepkiler verebilmesi için öncelikli olarak kamu kesiminin borç miktarının azaltılması ve kamu borcunun finansman şeklinin gözden geçirilmesi maliye politikası yürütücülerine bu çalışma kapsamında önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Taylor Kuralı, Faiz Reaksiyon Fonksiyonu, VAR Modeli

FaizFaiz politikalarıMerkez Bankası+4
Onur Sürmeli
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
DoctorateOpen AccessTR

Para politikasının banka kredi kanalı yolu ile reel etkileri ve banka kredi faiz oranlarına geçişkenliği: Türkiye örneği

Para politikası uygulamaları reel ekonomik faaliyeti parasal aktarım mekanizması kanalları aracılığıyla etkilemektedir. Standart IS-LM modeline dayanan faiz oranı kanalının etkilerini genişleten kredi kanalında, bankalar finansal sistemde özel bir rol oynamaktadır. Kredi kanalının alt dalı olan banka kredi kanalında, para politikası uygulamaları bankaların kredi arzını değiştirerek reel sonuçlar doğurmaktadır. Türkiye ekonomisinde 2002:01-2014:1 dönemi için VAR yöntemi kullanılarak banka kredi kanalının etkinliğini incelemek bu çalışmanın ilk amacını oluşturmaktadır. Bu amaçla ampirik analiz yapılmadan önce, Türkiye ekonomisin banka kredi kanalının etkinlik koşullarını büyük ölçüde sağladığı belirlenmiştir. Yapılan etki-tepki fonksiyonları sonuçları, banka kredi kanalının etkin olduğunu göstermektedir. Bu çalışmada, para politikasının bankaların kredi arzı üzerindeki etkisinin yanında kredi talebinin en önemli belirleyicilerinden olan kredi faiz oranları üzerindeki etkisi de incelenerek, para politikasının kredi arz ve talebini yönlendirme gücü tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle, politika faiz oranının bankaların ihtiyaç, konut, taşıt ve ticari kredi faiz oranlarına geçiş etkisi aynı dönem için ARDL modeli ve Kalman filtresi yöntemiyle analiz edilmiştir. Analiz sonuçları incelenen dönemde en yüksek geçişkenliğin ihtiyaç kredisi faiz oranında bulunduğunu ve politika faiz oranının kredi faiz oranları üzerindeki dinamik etkisinin genel olarak 2008 yılına kadar azaldığı ve küresel finans krizi sonrası daha istikrarlı olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmada, TCMB'nin banka kredi kanalı yoluyla makroekonomik değişkenleri etkilediği ve kredi faiz oranlarını ve dolayısıyla kredi talebini etkileme gücünün yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Para Politikası, Banka Kredi Kanalı, Faiz Oranı GeçiĢkenliği, VAR, ARDL, Kalman Filtresi.

ARDL Sınır TestiBanka kredi kanalıBanka kredileri+5
Pınar Karahan
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Faiz oranlarının vade yapısı: Türkiye üzerine bir uygulama

ÖZET Bu çalışmanın amacı Türkiye'de faiz oranlarının vade yapısının genel görünümünü incelemek, kısa ve uzun vadeli faiz oranları arasındaki vade priminin hangi iktisadi değişkenlere bağlı olarak farklılıklar gösterdiğini saptamaktır. Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırma, Kütahya'da üç özel ve üç kamu bankası üst düzey yöneticilerine önceden hazırlanmış görüşme sorularının yüz yüze görüşülmek suretiyle sorulması ve alınan cevapların düzenlenmesi, yorumlanması ve analiz edilmesi yoluyla tamamlanmıştır. Çalışmada örneklem olarak seçilen bankaların üzt düzey yöneticilerine Türkiye'de faiz oranlarının genel görünümüne ve faiz oranlarının vade yapısındaki değişikliklerin saptanmasına yönelik sorular yöneltilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde ana iktisadi ekollerin faiz kavramına yaklaşımları ele alınmış, ikinci bölümde ise faiz oranlarının vade yapısı üzerine ortaya atılan vade teorileri üzerinde durulmuştur. Üçüncü ve son bölümde ise faiz oranlarının vade yapısına ilişkin Kütahya'da üç özel banka ve üç kamu bankasının üst düzey yöneticileri ile faiz oranlarının vade yapısına ilişkin yapılan görüşmeler sonucunda elde edilen bulgular sunulmuş ve faiz oranlarının vade yapısınının istikrarlı bir hale getirilmesi için uyugulanacak politikalara ilişkin öneriler verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Faiz oranları, Vade yapısı, Türkiye, Faiz oranlarının vade yapısı teorileri, Faiz Kavramı

FaizFaiz oranlarıTürk ekonomisi+1
Hanife Topal
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu kesimi açıklarının ekonomik etkileri

ÖZET KAMU KESİMİ AÇIKLARININ EKONOMİK ETKİLERİ Oya Eylem KANDEMİR Yüksek Lisans Tezi, Maliye Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Z. Refıa YILDIRIM Eylül 2004, 135 Sayfa Kamu kesimi açıklan özellikle 1970'li yılların ikinci yansından itibaren ekonomilerin karşı karşıya kaldığı büyük bir sorun olarak nitelendirilmiştir. Bu nedenle kamu kesimi açıklarının tanımlanması, finansmanı ve ekonomik etkileri mali politikaların değerlendirilmesinde ve belirlenmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Ancak kamu kesimi açıklarının ekonomik etkileriyle ilgili olarak iktisatçılar arasında bir görüş birliğinden söz etmek mümkün değildir. Keynezyenlere göre kamu kesimi açıklan ekonomi üzerinde genişletici etkilere yol açmaktadır. Açıkların borçlanma ile finansmanı, faiz oranlarının yükselmesine ve özel kesim yatırımlarının düşmesine neden olmaktadır. Ancak Keynezyen iktisatçıların bir kısmı kamu kesimi açıklan sonucunda yükselen faiz oranlarının özel yatırımlar üzerinde dışlama etkisine yol açmayacağım ileri sürmektedirler. Neoklasiklere göre ise, kamu kesimi açıklan reel faiz oranlarım yükseltmekte ve özel yatıırım harcamalarının dışlanmasına neden olmaktadır. 1970'lerde David Ricardo'nun kamu kesimi açıklarının ekonomi üzerinde reel etkilerinin olmayacağına ilişkin görüşlerinin yeniden gündeme gelmesi bu konuda yapılan tartışmaları farklı bir boyuta taşımıştır. Ricardo Eşdeğerlik Teoremine göre, kamu kesimi açıklarının toplam talep ve faiz oranlan üzerinde herhangi bir etkisinden söz etmek mümkün değildir. Bu çalışmada Türkiye'de kamu kesimi açıklan ile faiz oranlan arasındaki ilişki, 1987:1- 2003:12 dönemini kapsayan aylık veriler kullanılarak analiz edilmiştir. Analizden çıkan sonuçlar, kamu kesimi açıklarının faiz oranlarını yükselttiğine işaret etmektedir. Bu durum Ricardo Eşdeğerlik Teoreminin reddedildiği sonucunu doğurmaktadır. Anahtar Kelimeler: Ricardo Eşdeğerlik Teoremi, İç Borçlanma, Kamu Kesimi Açıklan, Faiz Oram, Toplam Talep

BorçlanmaEkonomik etkiFaiz+5
Oya Eylem Kandemir
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Tarihi süreçte faiz ve faizsiz finans kavramlarının gelişimi ve faizsiz finans sisteminin uygulama pratiği

Faiz, insanlığın para kazanmaya başladığı ilk çağlardan beri gündemde olup çokça tartışılmıştır. Dini, sosyal, ekonomik ve hukuki boyutlarıyla tarihin hemen hemen her döneminde farklı uygulamalara konu olmuştur. Yasal anlamda ilk defa Hammurabi Kanunlarıyla sınırlamalara tabi tutularak, faizsiz ekonomik araç haline getirilmiştir. Bu tez, faizin ve faizsiz finans sisteminin toplumlarda yarattığı yaygın etkiyi ve gerekliliği ortaya koymak amacıyla kaleme alınmıştır. Faizsiz küresel bir ekonomi mümkün müdür sorusundan hareket edilmektedir. Buna göre çalışmanın kapsamı, iki ana araştırma konusu üzerine oturtulmaktadır. İlkini tarihi süreçte kapitalizmin ve para kazancı olarak faizin gelişimi oluşturmakta iken ikinci ana bölümü faizsiz finans uygulamaları oluşturmuştur. Bu çerçevede, faizin ve kapitalizmin gelişimi, Osmanlı ve Türkiye'deki uygulamalar, İslami bankacılığın geleneksel bankacılıktan ayrılan özellikleri, İslami finans yöntemlerinden beklenen faydalar, İslami Bankacılığın tarihi, nasıl mütevazi ölçekte başlayarak nasıl uygulanabilir ve verimli kurumlar haline geldiği açıklanmaktadır. Faizsiz enstrümanları kullanan ülkelerin bu alandaki sektör payları ve gelişimleri, karşılaştırma ve betimleyici yöntemler kullanılarak niteliksel araştırmalarla desteklenmektedir. Tez araştırma yöntemi olarak nitel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Literatür taramasına başlamadan önce, İslam ekonomisi altındaki faizsiz finans sektörünün yaygınlaşmasının, başta kapitalizmin gücü ve faizin yaygınlığı karşısında hiç şansı olmayacağı düşüncesi akla gelebilmektedir. Fakat çalışma sonuçlandırıldığında görülmektedir ki faizsiz sistemler, pek çok faizli ve faizsiz oluşumlarla birlikte ekonomilerde yer almış ve küresel olarak kendine büyümekte olan bir alan açmıştır. Faiz de alternatifleri karşısında vazgeçilebilir/alternatif bir araç haline gelmiştir. Bu tez, İslami Bankacılığın artık Uluslararası düzeyde iyi kurulduğunu, ülkelerin teorik ve pratik verileri, piyasa paylarının artışı üzerine sonuçlandırmış bir çalışmadır. Teorik çerçevede ilerleyen İslam ekonomisi alanı, yapılan çalışmalar ve sonraki dönemlerde sayısı artırılacak simülasyon çalışmaları ve piyasa uygulama sonuçlarıyla, ampirik (deneysel) literatür kıtlığından çıkarılmaktadır. Literatür taramalarında gelinen aşamada artık İslami finansın, teori ve modern deneyselliğin harmanlandığı çalışmalarla ele alındığı görülmektedir. İslam iktisadı ve finansı, akademik çevrelerce temel bir disiplin olarak kabul görmeye başlamıştır. Avrupa'da faizsiz bankacılık ve İslam ekonomisi alanında sayısı artırılmış pek çok akademik çalışmaya rastlanırken, Türkiye'nin, alanda uzmanlaşmış insan ihtiyacı ve özellikle son yirmi yılda literatüre katkı sağlamaya başladığı halde akademik çalışma sayısının halen yetersiz bulunduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Faiz, nitel yöntem, faizsiz finans.

FaizFaizsiz bankacılıkFaizsiz ekonomi+5
Nimet Cora
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 2000 sonrası dönemde para politikası bağlamında enflasyon ve faiz ilişkisi

Enflasyonu birçok faktörün yanında faiz de belirlemektedir. Acaba enflasyon ile faiz arasındaki ilişki tek yönlü müdür? Analiz döneminde faiz oranı ve enflasyon oranı arasındaki ilişkinin para politikası bağlamında çok yönlü incelenmesi ve para politikasının etkinliğinin ortaya konması amaçlanmıştır. Analiz dönemi 2001-2018 yılları arasını kapsamaktadır. Çalışmada Türkiye'de söz konusu dönemde para politikası ile belirlenen enflasyon ve faiz arasındaki ilişki betimleyici araştırma yönteminin yanı sıra Granger Nedensellik Testi başta olmak üzere bazı ekonometrik testlerden faydalanılarak ortaya konulmuştur. Tez çalışmasında ekonometrik testlerin de yardımıyla enflasyonun yükselmesinin faiz oranı artışlarına neden olduğu aynı zamanda tersi bir ilişkinin de geçerli olduğu sonucuna varılmıştır.

EnflasyonFaizFaiz oranları+1
Abdallah Mohamed Youssouf
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Risk ve beklenen getiri arasındaki ilişkinin analizi: Sermaye varlıkları fiyatlandırma modeli testi - Bıst bankacılık sektörü uygulaması

Risk, yatırımı kaybetme olasılığıdır. Düşük riskler, düşük potansiyel getiri ile ilişkilendirilirken, yüksek riskler yüksek potansiyel getiri ile ilişkilendirilir, ancak bu ilişkiye deneysel olarak İstanbul'da birkaç çalışma yürütülmüş olmakla birlikte itiraz edilmiştir. Bu çalışma, Borsa İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda (BİST) işlem gören bankaların riskleri ile beklenen getirileri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Ocak 2010'dan Aralık 2019'a kadar aylık bankacılık sektörü verileri kullanılmış ve veriler www.investing.com adresinden ile Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) internet sitesinden toplanmıştır. Regresyon modellerinden önce olası sahte regresyon problemlerini önlemek için serilere ADF birim kök testleri uygulanmıştır. Bir bulgu olarak, 2010 Yılından 2019 Yılına kadar seçilen zaman diliminde BIST bankacılık sektörü getirileri ile hisse senedindeki sektör riski, enflasyon, faiz oranı ve beta değerleri arasında bir ilişki bulunmadığını ve test edilen hipotezlerin hiçbiri reddedilmediğini göstermiştir. Anahtar Kelimeler: risk, beklenen getiri, enflasyon, faiz, beta

BankacılıkBeklenen getiriBorsa+7
Zabrına Ibrahım Abdallah Zabrına Ibrahım Abdallah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İslam hukukunda günümüz mikro kredi yerine karz-ı hasen

Araştırmanın hedefi, benzer amaçlara sahip ancak uygulamada aralarında bariz farklar bulunan mikro kredi ile karz-ı hasen arasında karşılaştırmalarda bulunarak karz-ı hasenin üstünlüklerinin ortaya konulmasıdır. Araştırma Giriş ile iki bölümden meydana gelmektedir. Giriş kısmında araştırmanın amacı kapsamı ve önemi ele alınmıştır. Birinci Bölümde mikro finans, mikro finans modelleri, dünyada ve Türkiye'de mikro kredi uygulamaları üzerinde durulmuştur. İkinci bölümde mikro kredi yerine karz-ı hasen bağlığı altında, karz-ı hasen kavramı, İslami mikro finans, faiz ve kredi kavramları ile karz ilişkisi, yoksullukla mücadelede karz-ı hasen, mikro kredi ile karz-ı hasen farkı ile Türkiye'de karz-ı hasen uygulamalarına değinilmiştir. Geleneksel ve modern ekonomik sistemler, adil olmayan gelir dağılımının yarattığı toplumsal tahribi önlemeye yönelik kalıcı çözüm üretmiş değillerdir. Alternatif olarak yeterli kaynağa sahip olmayanlar, kadınlar, girişimciler ve mesleki becerileri olanlar daha kendi meslek projelerine tahsis edilmek üzere finansal aracılardan geri aide etmek üzere çoğunlukla faizle mikro kredi (küçük kredi) tedarik etmektedirler. Ancak, mikro kredide hizmet bedeli olarak %20'yi bulan faiz ödenmesi, yerelden öteye geçememesi, çocuk işçiliğini teşvik etmesi, kullanıcıları tekrar ekonomik dar boğaza itmesi gibi nedenler yoksul ve dezavantajlı kesime çözüm olmaktan uzak durmaktadır. İslam, zenginlerden fakirlere veya parasal desteğe ihtiyaç duyanlara sadece sosyal yükümlülük temeline dayanılarak borç vermelerini isteyerek onların sosyal anlamda desteklenmesini emretmiştir. Karz-ı hasen, mikro kredinin bireye yansıyan olumsuzluklarını gideren, finansmanı toplum geneline yayarak, yoksulların yaşadığı finansal dışlanmayı azaltan, sosyal adaleti ve karşılıklı işbirliğini sağlayan en uygun bir seçenek olarak görünmektedir.

FaizKarz-ı hassenMikro finans+2
Elif Kahriman
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Geleneksel olmayan para politikası araçları ve Türkiye

Kuruldukları günden itibaren büyük bir önem atfedilen Merkez Bankaları, 2008 yılında yaşanan küresel iktisadi kriz ile ayrı bir boyutta gündeme gelmişlerdir. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa'da hızlı bir şekilde gelişen ve derinleşen finansal piyasalardaki işlemler krizin başlıca nedeni olarak gösterilmiştir. Finansal işlemlerin karmaşıklığı, sistematik risklerin engellenememesi ve gerçek boyutunun ortaya konulamaması uygulanan para politikaların etkisiz olmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, başta FED olmak üzere gelişmiş ülke Merkez Bankaları geleneksel para politikaları yerine, geleneksel olmayan para politikalarına yönelmeye başlamışlardır. Miktarsal genişleme, kredi genişlemesi ve negatif faiz uygulamaları gibi daha önce görülmeyen araçlar uygulanmaya başlamışlardır. Ancak söz konusu araçlar gelişmekte olan ülkeler açısından birtakım problemlerin ortaya çıkmasını tetiklemiştir. Bu yeni süreçte, gelişmekte olan ülkelere yönelik artan sermaye akımı ve volatilite, gelişmekte olan ülkelerinde para politika strateji ve araçlarını değiştirmesine neden olmuştur. Bu bağlamda, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) 2010 yılının sonlarından itibaren, ortaya çıkan makro finansal risklerin etkisini sınırlamak amacıyla, öncelikli hedefi olan fiyat istikrarın yanı sıra finansal istikrarı da kapsayacak şekilde yeni bir para politikası stratejisi uygulamaya başlamıştır. Tek hedef tek amaç yerine, çoklu hedef çoklu amaç prensibi ile hareket eden TCMB kendi bünyesinde faiz koridoru, rezerv opsiyon mekanizması gibi yeni araçlar türetilerek söz konusu hedeflerin gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Özellikle, finansal oynaklığa vakitli tepki verebilmek amacıyla uygulanan faiz koridoru uygulaması, piyasa faizlerinin TCMB fonlama faizinden ve ilan edilen resmi faizlerden sapması tercih edilmiştir. Bu çalışmada, Merkez Bankaları tarafından ilan edilen resmi faizler ile bankaların fiiliyatta maruz kaldıkları fiili faizler arasındaki ilişki zaman serisi yöntemi ile ele alınacaktır. Bu bağlamda, faiz koridorunun üst ve alt koridor faizinin, kredi (bireysel- ticari) ve mevduat faizi üzerinde olası etkileri incelenecektir. Bulgularımıza göre, faiz koridorunun alt ve üst bandının mevduat faizleri üzerinde bir etkisi olduğu ve mevduat fiyatlamasında bir rol üstlendiği gözlenmektedir.

Ekonomik kriz 2008FaizFinansal kriz+2
Hasan Teber
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de para politikasının kredi faiz oranlarına geçişkenliği: Ampirik bir inceleme

Günümüz dünyasında bir merkez bankasının temel politika aracı kısa vadeli faiz oranlarıdır. Merkez bankalarının politika faiz oranlarını değiştirmesi para piyasası faiz oranlarını etkilemektedir. Para piyasası faiz oranlarındaki değişiklikler ise uzun vadeli kredi, mevduat ve tahvil faiz oranlarını değiştirmektedir. Bu süreç, faiz oranı geçişkenliği olarak adlandırılmaktadır. Etkin bir faiz oranı geçişkenliği mekanizması, merkez bankasının politika faiz oranındaki değişimlerin toplam talebi, çıktıyı ve enflasyonu etkileyen uzun vadeli faiz oranlarına çok büyük ölçüde aktarıldığı anlamına gelmektedir. Geçişkenlik ne kadar yüksek ve hızlı olursa merkez bankası kararlarının reel ekonomiyi etkilemesi o kadar kolay ve hızlı olmaktadır. Bu tez çalışmasının amacı, Türkiye'de para politikasının kredi faiz oranlarına geçişkenliğini Ocak 2011-Mart 2021 dönemine ait aylık verileri kullanarak incelemektir. Bu çerçevede, çalışmada hem doğrusal hem de doğrusal olmayan tahmin yöntemleri kullanılmıştır. Bu tahmin yöntemlerinden elde edilen bulgular bir hayli farklıdır. Daha etkin sonuçlar verdiği kabul edilen doğrusal olmayan tahmin yönteminin bulguları dikkate alındığında, faiz oranı geçişkenliği katsayısının birden büyük olduğu görülmektedir. Bu sonuç, bankaların kredi faiz oranlarını ayarlarken bir risk primini dikkate aldığını ve Türkiye'de kredi faiz oranlarının içinde ilave bir risk priminin var olduğunu göstermektedir.

FaizFaiz oranlarıGeçişkenlik+5
Burçin Çalışkan Gök
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Faiz ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin McKinnon Shaw Hipotezi bağlamında incelenmesi: Türkiye örneği

Bu çalışmada Türkiye için faiz ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki Mckinnon Shaw hipotezi kapsamında incelenmiştir. 2005Q4-2020Q4 dönemi temel alınarak faiz ve ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi açıklayan Mckinnon Shaw hipotezinin geçerliliğini araştırmak için değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin yönünü belirlemek amacıyla vektör hata düzeltme modeline dayalı (VECM) Granger Nedensellik yöntemi ile incelenmiştir. VECM Granger nedensellik analizi sonucuna göre faiz oranı ve ekonomik büyüme arasında pozitif çift yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Ayrıca analize toplam tasarruf ve toplam yatırım değişkenleri dahil edilmiştir. Toplam tasarruflardan reel faiz oranına pozitif yönlü tek nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Gtoplam yatırımdan toplam tasarrufa pozitif yönlü tek nedensellik ilişkisi bulunmuştur. Toplam yatırım ve ekonomik büyüme arasında pozitif çift nedensellik ilişkisi varlığına ulaşılmıştır. Ayrıca ekonomik büyüme ile toplam tasarruf arasında da pozitif yönlü çift nedensellik ilişkisine rastlanmıştır. Seriler arasındaki eşbütünleşme ilişkisi Engle Granger (1987) yöntemiyle araştırılmış ve seriler arasında eşbütünleşme ilişkisinin var olduğu tespit edilmiştir. Engle Granger eşbütünleşme uzun dönem bulgularına göre reel faiz oranı, toplam tasarruf, toplam yatırımın ekonomik büyümeyle pozitif yönlü ilişki olduğu tespit edilmiştir. Kısa dönem analizinde elde edilen sonuçlarda hata düzeltme terimi negatif ve anlamlıdır. Bu durum uzun dönem analizi destekleyerek kısa dönem sapmalarının yaklaşık olarak 4,5 ay sonra ortadan kalkacağını göstermektedir. Dolayısıyla belirlenen dönemde Türkiye ekonomisi için Mckinnon ve Shaw hipotezi geçerli olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ekonomik büyümeEkonomik etkiEşbütünleşme+4
Sevgi Sert
Aydın Adnan Menderes University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Kuramsal görüşlere göre para politikası, politika araçları ve dünya merkez bankacılığı

Ekonomik olgular içinde çok önemli bir yeri olan para politikasının, başlıca iktisat kuramları tarafından nasıl yorumlandığını ortaya koymak, para politikası çerçevesinde kullanılan politika araçlarını genel hatlarıyla açıklamak ve para politikasını uygulamadaki en yetkili kuruluş olan merkez bankalarının, dünya ekonomik konjonktürü içinde geçirdiği gelişimi ve değişimi incelenmesi amacıyla bu çalışma meydana getirilmiştir. Yine de bir değerlendirme yapmak gerekirse, daha çok maliye politikalarına önem veren ve para politikası uygulamalarının etkin olmadığını söyleyen Keynesyen düşüncenin, en azından para politikası ile ilgili görüşlerinin, günümüz dünyasında geçerli olmadığı söylenebilir. Diğer yandan, Klasik düşüncenin, miktar kuramı gereği, istikrarlı bir fiyatlar genel düzeyi için istikrarlı bir para politikasının izlenmesi gerektiğini ifade eden görüşünü kabullenmek mümkündür. Son olarak ise, Monetarist düşüncenin, para politikası uygulamalarını ön plana alan ve enflasyonist ve deflasyonist süreçlerin, istikrarlı para politikası uygulamaları ile aşılabileceğini söyleyen görüşleri, günümüz dünyasının ekonomik koşulları altında geçerliliğini koruyor gibi görünmektedir. Günümüz dünyasında, para politikası uygulamalarının, ekonomi içindeki yeri ve önemi tartışılamaz. Diğer yandan, para politikasını uygulamakla yetkili merkez bankalarının, kamu baskısı altında olmadan, bağımsız bir şekilde hareket edebilmesi, para politikası etkinliği için gerekli bir kural niteliği taşımaktadır. Ayrıca, para politikası uygulamalarında, inisiyatifi piyasalara bırakan dolaylı politika araçlarının kullanımı, piyasalar üzerinde yaratılması istenen etkilerin, daha hızlı ve etkin bir şekilde ortaya çıkmasını sağlayacaktır.

Bankacılık sektörüBankalarEkonomik etki+6
Said Ünal
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türk tahvil piyasasında gösterge faizin ekonometrik bir analizi

Bir ekonomide piyasa faizinin oluşumuna etki eden nedenlerin bilinmesi ve analizi, o ekonomideki politika yapıcıların ve yatırımcıların doğru kararlar almasında yardımcı olacaktır. Türk tahvil piyasasında gösterge faiz niteliğinde olan iki yıllık devlet iç borçlanma senetlerinin fiyatı üzerinde etki eden etkenleri daha iyi anlayabilmek amacıyla, 2009:6 – 2015:3 dönemini kapsayan aylık verilerle ekonometrik bir model oluşturulmuştur. Çalışmanın birinci bölümünde faiz üzerine etki etmesi muhtemel olan piyasa değişkenleri tanıtılmış olup (Amerikan on yıllık tahvil faizi, CDS, enflasyon, T.C.M.B ortalama fonlama faizi), ikinci bölümde ise bu değişkenler kullanılarak, bağımlı değişken olan tahvil faizinin üzerinde olan etkilerini ölçmek amacıyla, bir model oluşturulmuştur. Modelin istatistiki değerlendirilmesi yapılıp, sayısal ve biçimsel sonuçlara dayanarak güven aralıkları tespit edilmiştir. Ayrıca istatistiksel güven testleri ve yöntemleri hakkında gerekli açıklamalar verilmiştir. Son bölümde ise, modelin verdiği sonuçlara göre bağımsız değişkenlerin faiz üzerindeki etkileri incelenmiş, Türk ekonomisinin mevcut durumu ve dinamikleri üzerinde kısaca durulmuştur. Bu bilgilere istinaden yatırımcı ve politika yapıcılara çeşitli öneriler sunulmuştur.

Ekonometrik analizEnflasyonFaiz+6
Selçuk Gökhan Gerlikhan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari işlerde faiz

Faiz bir miktar para borcunun zamana bağlı olarak işleyen medeni semeresidir. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda faize ilişkin hükümleri düzenleyen sekizinci madde, ticari işlerde faizin serbestçe kararlaştırılabileceğini ön görmektedir. TTK'nin 19/2 maddesi uyarınca taraflardan biri için ticari iş niteliğinde olan sözleşmelerin diğeri için de ticari iş niteliğinde olacağı hükmü bulunmaktadır.6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nda 88. maddesinde anapara faizine, 120. maddesinde temerrüt faizine üst sınır getiren düzenlemeler ele alındığında tacir olmayan faiz borçlusuna hangi yasa hükmünün uygulanacağı gerek doktrinde gerekse de Yargıtay içtihatlarında tartışma konusu olmuştur. Bu hallerde 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun bakımından bir tüketici işlemi de oluşmaktadır. Başta bu kanun olmak üzere Tüketici Hukuku mevzuatında faize ilişkin ön görülen faiz uygulamaları ve üst sınırların geçerliliği de çalışmamızın çıkış noktasını oluşturmaktadır.

FaizKanunlar 6502 sayılıTicaret+6
Alper Çağlar Koyuncu
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

İslam'da faizin tarihsel süreci ve katılım bankalarının eleştiriye açık yönleri

Bankalar günümüzdeki iktisadî hayatın en temel kurumları haline gelmiştir. Mevduat bankalarının işlemlerine konu olan faizin hükmü hakkında büyük oranda ittifak sağlanmıştır. Ancak katılım bankalarının özellikle fon kullandırma yöntemleri üzerinde bazı tartışma ve tereddütler mevcuttur. Bu çalışmada katılım bankalarının fon toplama ve kullandırma yöntemlerinin İslam hukukuna uygun olup olmadığı incelenmiştir. Çalışmanın giriş kısmında tezin amacı, önemi, kapsamı, metodu ve kaynakları ele alınmıştır. Bu kısımda ayrıca genel bir bakış açısı oluşturmak amacıyla, faiz ile ilgili leh ve aleyhteki görüş ve yaklaşımlar özet olarak sunulmuştur. Tezin birinci bölümünde çalışmada kullanılan kavramların çerçevesi tespit edilmiş, akabinde ribâ yasağının daha iyi anlaşılabilmesi amacıyla, cahiliye döneminin iktisadî uygulamaları incelenmiştir. Daha sonra ribâyı yasaklayan naslar ele alınmış ve ribâ yasağının keyfiyeti üzerinde durulmuştur. Ardından fıkhın sistematik hale getirildiği müçtehit imamlar döneminde tespit edilen ribâ hakkındaki kaideler ele alınmıştır. Bu bölümün sonunda ise günümüz katılım bankaları için önemli bir referans kaynağı olan para vakıfları ve konumuzla ilgili uygulamaları incelemeye tâbi tutulmuştur. Tezin ikinci bölümünde katılım bankalarının fon toplama ve kullandırma yöntemleri incelenmiştir. Söz konusu uygulamaların tespit edilmesi amacıyla bankaların resmi sitelerindeki sözleşmeler esas alınmıştır. Çalışmanın son bölümünde ise katılım bankalarının söz konusu uygulamaları, İslam iktisat düşüncesinin temel kaideleri açısından bütüncül olarak ele alınmıştır. Çalışmanın sonunda ise ulaşılan sonuçların ifade edildiği bir değerlendirme bölümüne yer verilmiştir.

BankacılıkBankalarFaiz+6
Hasan Kayapınar
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Para politikası aracı olarak faiz koridorunun etkinliği: Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası örneği

Global kriz sonrası, görülen aşırı finansal oynaklığa daha etkin müdahale edebilmek amacıyla geleneksel olmayan para politikası araçlarına ihtiyaç duyulmuştur. Geleneksel olmayan para politikası araçları merkez bankalarının beklenmeyen durumlar karşısında piyasalara daha hızlı ve etkin bir şekilde müdahale edebilmelerine olanak sağlamıştır. Bu çalışmada faiz koridoru sistemi incelenerek döviz kuru kanalı üzerindeki etkinliğinin daha iyi anlaşılmasına katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışmada ilk olarak para politikası araçlarında 2008 küresel kriz sonrasındaki süreçte yaşanan değişim ve bu değişimin nedenleri araştırılmıştır. Daha sonra seçilen örnek merkez bankalarının faiz koridoru stratejileri incelenmiştir. TCMB'nin 2010 yılı sonlarından itibaren kullanmaya başladığı faiz koridoru aracının oluşturulan yeni sistemde uygulanma amacı ve TCMB hedefleri incelenmiştir. Çalışmanın son bölümünde TCMB'nin finansal istikrarı desteklemek amacıyla uyguladığı faiz koridoru sistemi 2010-2018 dönemi için aylık veriler kullanılarak döviz kuru etki kanalı araştırılmıştır. Veri seti olarak, gecelik borç alma faiz oranı, faiz koridoru genişliği, reel efektif döviz kuru, M3 para arzı, BIST 100 endeksi aylık ortalama kapanış değerleri, enflasyon yıllık yüzde değişim oranları ve gecelik borç verme faiz oranı kullanılmıştır. Analiz için Eviews 10 programı kullanılmıştır. VAR modeli kurularak, Vektör hata düzeltme modeli (VEC) yapılmıştır. Çalışma sonucunda, değişkenler arasında uzun dönemli ilişkinin varlığı tespit edilerek, Granger nedensellik analizi yapılmıştır. Faiz koridoru aracının para politikası hedeflerini gerçekleştirmek için Merkez Bankasına daha esnek ve etkin olma avantajı sağladığı görülmüştür. VAR analizi bulgularına göre, Merkez Bankasının finansal istikrarı desteklemeye yönelik uyguladığı faiz koridoru aracının döviz kuru kanalı üzerinde iktisadi literatürü destekler nitelikte etkili olduğu saptanmıştır.

FaizFaiz koridoruMerkez Bankası+3
Arzu Yılmaz
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Makroekonomik değişkenlerin borsa ile ilişkisi; Türkiye ekonomisi üzerinden yapısal kırılmalı testler ile ekonometrik bir analiz

Milli gelir, enflasyon, işsizlik, büyüme gibi tüm ülkenin sosyo-ekonomik yapısını ilgilendiren makroekonomik göstergeler, başta yatırımcılar ve politika üreticileri olmak üzere ülkede faaliyet gösteren tüm birimleri önemli derecede etkilemektedir. Gerek üreticiler gerekse finans piyasaları bu göstergelere göre pozisyon almaktadırlar. Aralarında güçlü bir korelasyon olan finans ve imalat sektörleri, makroekonomik göstergeler üzerinden doğru tahminler ile katma değer yaratmaktadırlar. Bu nedenle, bir ülkenin makroekonomik göstergelerindeki istikrar, küresel piyasalarda dahi önemli bir rekabet unsurudur. Tez çalışmasında makroekonomik göstergelerin borsa ile ilişkisi incelenmektedir. Menkul kıymet borsaları, finans piyasaları arasında en büyük potansiyele sahip alandır. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde ise ağırlıklı yabancı sermayenin elinde olduğu için borsa endeksini etkileyen faktörlerin doğru analiz edilmesi gerekmektedir. "Seçili makro ekonomik göstergeler ile borsa arasında uzun dönemli ilişki vardır" şeklinde kurgulanan çalışmanın hipotezi yapısal kırılmaya izin veren ekonometrik testler ile analiz edilmektedir. Bu kapsamda öncelikle ADF ve PP testlerinin yanı sıra tek yapısal kırılmaya izin veren Zivot Andrews testi ile serilerin durağanlığı test edilmiştir. Devamında ise değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişkinin tespiti için ARDL sınır testi ve değişkenler arasındaki nedensellik ilişkisinin tespiti için ise Toda-Yamamato Nedensellik testleri kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda borsa ile seçili makro ekonomik değişkenler arasında uzun dönemli eşbütünleşme ilişkisi görülmüştür. Nedensellik testlerine göre ise borsadan faiz oranlarına doğru tek yönlü ve borsadan işsizliğe doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi yakalanmıştır.

ARDL Sınır TestiBorsaEkonometrik analiz+7
Seydi Vakkas Karaca
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari işlerde faiz ve özellikle Türk Ticaret Kanunu madde 1530 uygulaması

Ticari işlere uygulanan faiz hükümleri ticari hayat bakımından önem arz etmektedir. Ticari işlerde faizin özelliklerinin tespiti için çalışmamızın ilk kısmında faizin tanımı, nitelikleri, benzer kavramlarla karşılaştırılması ve türleri izah edilmiştir. Ticari ve adi işler farklı faiz hükümlerine tabi olabilmektedir. Adi işlerin aksine, ticari işlerde faiz oranı serbestçe belirlenir (TTK m. 8/1). Yine, bazı durumlarda taraflarca kararlaştırılmamış olsa dahi faiz talep edilebilir (TTK m. 20, TBK m. 387, TTK m. 90/1-e). Ticari işlerde sınırlı olarak bileşik faiz imkânı öngörülmüştür (TTK m. 8/2). Ticari işlerde faiz oranları da adi işlerden farklılık gösterebilmektedir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ticari işlerde faizin özelliklerine ve ticari işlerde faiz oranlarına yer verilmiştir. Mal ve hizmet tedarikinde geç ödemenin sonuçları TTK m. 1530'da yer almaktadır. Bu düzenleme ile özellikle KOBİ'leri büyük işletmeler karşısında korumak amaçlanmaktadır. İlgili hükme tabi olmak için tarafları ticari işletme olan mal ve hizmet tedarikine ilişkin bir sözleşmenin mevcudiyeti gereklidir. Ticari işlerde faizin özel bir düzenlemesi olan TTK m. 1530 hükmünde ihtarsız temerrüt hali ve özel temerrüt faizi düzenlenmiştir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde bu hususlar izah edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Faiz, ticari iş, ticari işlerde faiz, mal ve hizmet tedariki, TTK m. 1530.

FaizMal ve hizmet tedarikiTicari iş+3
Gayenur Acemoğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

7. sınıf yüzdeler ve faiz konusunun gerçekçi matematik eğitimine dayalı olarak işlenmesinin öğrencilerin başarı ve tutumlarına etkisi

Bu araştırmada 7. sınıf yüzdeler ve faiz konusunun gerçekçi matematik eğitimine dayalı olarak öğretiminin öğrencilerin başarı ve tutumlarına etkisi ile GME destekli öğretime ilişkin öğrenci görüşleri incelenmiştir. Çalışma 2014-2015 eğitim-öğretim yılında Elazığ ili Baskil ilçesindeki bir Ortaokulda 7/A ve 7/B sınıflarından toplam 43 öğrenci ile yapılmıştır. Bu araştırma ön test-son test kontrol gruplu desenin kullanıldığı yarı deneysel bir çalışmadır. 7/A sınıfı deney grubu, 7/B sınıfı da kontrol grubu olarak belirlenmiştir. Deney grubunda GME destekli öğretim yöntemi, kontrol grubunda ise mevcut programda belirlenen öğretim yöntemi ile ders işlenmiştir. Araştırmada öğrenci başarısını ölçmek amacıyla araştırmacı tarafından yüzde ve faiz konusu ile ilgili uzman (3 öğretim üyesi ve 2 matematik öğretmeni) görüşleri de alınarak 30 soruluk başarı testi hazırlanmış. Hazırlanan başarı testi Elazığ il genelindeki 150 öğrenciye uygulanmış ve elde edilen veriler incelenerek bağımsız gruplar t testi ile alt ve üst %27'lik gruplar arasında anlamlı fark olup olmadığı test edilmiştir. Testin 20 sorudan oluşan son hali için yapılan güvenirlik analizi sonucunda Kuder Richardson-20 (KR-20) değeri.762 olarak bulunmuştur. Hazırlanan 20 soruluk başarı testi deney ve kontrol gruplarına uygulama öncesi ve sonrasında ön-test ve son-test olarak, uygulamadan 3 ay sonra da kalıcılık testi olarak uygulanmıştır. Bununla birlikte iki gruba da tutum testi ön-test ve son-test olarak uygulanmıştır. Ayrıca deney grubu öğrencilerine görüş formu da uygulanmıştır. Verilerin analizinde deney ve kontrol grubunda bulunan öğrencilerin ön-test ve son-testleri arasında başarı ve tutum puanları açısından anlamlı bir fark olup olmadığına bakılmıştır. Araştırma sonucunda deney grubuna uygulanan GME destekli öğretim yönteminin, kontrol grubuna uygulanan mevcut programdaki öğretim yöntemine göre öğrencilerin matematik başarısını daha fazla arttırdığı sonucuna ulaşılmıştır. GME destekli öğretimin öğrenmenin kalıcılığına da pozitif etki ettiği tespit edilmiştir. Ayrıca öğrencilerin GME yöntemine ilişkin görüşlerinin olumlu olduğu, öğrencilerin eğlenerek, yardımlaşarak öğrendikleri ve bu yöntemin öğrencilerin matematiğe yönelik olumlu tutum geliştirmelerini sağladığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Gerçekçi Matematik Eğitimi, Matematik başarısı, Matematik Eğitimi ve Öğretimi, Matematiğe Yönelik Tutum, Yüzdeler ve Faiz.

EğitimEğitim yöntemleriFaiz+5
Abdullah Özçelik
Fırat University · Institute of Educational Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Uluslararası reel faiz oranı serisindeki kalıcılığın yapısal kırılma durumunda incelenmesi

Çalışma, reel faiz oranı serilerindeki yapısal kırılmaların dikkate alınması durumunda, reel faiz oranlarındaki kalıcılığın oldukça düşük düzeyde olduğunu göstermektedir. İncelenen ülkelerin Tayland hariç hepsinde bir şokun reel faiz oranı üzerindeki yarı ömrünün ortalama olarak çeyrek yıl olduğu görülmektedir. Yapısal kırılmaların analize dahil edilmesinin reel faiz oranlarının kalıcılığı konusundaki bulguları değiştirdiği görülmekte olup, bu sonuçların teorik modeller üzerindeki etkilerinin incelenmesi gerekmektedir.Anahtar Kelimeler:1. Yapısal Kırılma2.Reel Faiz Serisinin Kalıcılığı

EkonometriEkonometrik analizFaiz+4
Çağdaş Ekinci
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Bankalarda faiz ? gelir ve giderlerinin analizi ve örnek uygulama

Kalkınmakta olan ülkelerde finansal kurumlar yeterli ölçüde gelişmemiş olduğundan, Bankacılık sektörü finansal sistemimizin temel taşlarını oluşturur. Bankacılığın günümüzdeki temel işlevleri ise aracılık etmek, kaynaklara akıcılık sağlamak, kaynak kullanımını iyileştirmek, kısa süreli ufak fonları uzun süreli fonlar haline dönüştürmektir.Son yıllarda kalkınmakta olan ülkelerdeki siyasi istikrarsızlıkların, faiz oranları üzerinde son derece etkili olması, piyasadaki yoğun rekabetin kar marjlarını daraltması, sistem üzerinde disfonksiyonel etkiler oluşturmuştur. Bu etkilerin giderilmesini teminen iyi bir fiyatlama stratejisi etkili bir kaynak maliyeti hesabının yapılmasını zorunlu kılmıştır.Bazı temel kavramların açıklanması suretiyle uygulamaya yönelik bir kaynak maliyetini hesaplama ve kullanım geliri ile karşılaştırma ve bunun sonucuna göre hedefler belirleme amacını güden bu tezin birinci bölümünde; teorik ve pratik bilgilere yer verilmiş, kaynak kullanım yönetiminin temel kavramları, zorunlu yükümlülükler, kaynak maliyeti, kullanım gelirleri ve yönetim giderleri ele alınmış, ikinci bölümünde pilot seçilen bir ilçede kaynak kullanım optimizasyon tekniği ve örnek bir uygulamaya yer verilmiştir. Üçüncü bölümünde ise, kaynak kullanım optimizasyon tekniği kullanılarak bir banka işletmesinin bir ildeki merkez şubesine ilişkin genel örnek uygulamaya yer verilmiş ve merkez şubenin verilerinin incelenmesi sonucunda yapılan değerlendirmeler ile sonuçlandırılan bu tezdeki hedef, bu metod kullanılarak banka işletmelerinin karlı ve verimli çalışabilmesi için stratejiler belirlemektir.Anahtar Kelimeler:1.Mevduat2.Müşavir3.Kredi4.Sektör5.Ülke

BankalarFaizGelirler+5
Kemal Ak
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
10
DoctorateOpen AccessTR

Vergi idaresinin tarh işleminden doğan hukuki sorumluluğu

İdare ve mükellefin karşılaşma anı olan tarh işlemi ile ilgili olarak vergi idaresi ve vergi yargısına birtakım görevler düşmektedir. Öncelikle vergi idaresi, vergi mevzuatının mükellef hukukuna hizmet edecek şekilde kanuna uygun ve doğru kullanılması görevini üstlenecektir. Vergiye ilişkin uyuşmazlıkların barışçıl yollarla çözümü, vergi idaresinin işlemleri ile vergi uyuşmazlığının yargıya taşınması arasında tampon görevi görecektir. Vergi yargısı, hukuki uyuşmazlık hakkında "yorum sınırlarını aşmayacak" şekilde ve kanuni düzenlemeler doğrultusunda hüküm kuracaktır. Yargı merci, kanuni düzenlemelerin vergi idaresinin hukuki sorumluluğunun belirlenmesinde mükellef zararını karşılamadığını tespiti etmesi durumunda kanuni düzenlemelerle yetinmeyerek mükellef zararının Anayasada yer alan genel sorumluluk ilkeleri ile karşılanmasına karar verecektir. Haksız veya fazla tahsil edilen vergilerin iadesinde tahsil edildiği tarihten fiili iadenin yapıldığı tarihe kadar devletin tahakkuk eden alacaklarına uyguladığı gecikme faizi oranında işleyecek faizi ile birlikte ret ve iade yapılması, hukuk devleti ilkesi gereğidir. Böylece vergi yargısı, vergi idaresi karşısında zayıf konumda bulunan mükellefin hukukuna hizmet edecek ve öteden beri çağdaş demokrasilerde yer alan hukuk devleti ilkesi, bir ülkenin kamu idaresine zuhur etmiş olacaktır. Bu çalışmanın temel argümanı, tarha ilişkin dava sürecinin anayasal vergilendirme ilkeleri ışığında incelenerek vergi idaresinin tarh işleminden doğan hukuki sorumluluğunun belirlenmesinde, kısaca "faiz" adı altında kanuni düzenlemelerle sağlanan koruma mekanizmasının yetersizliğidir. Danıştay'ın faiz konusuna ilişkin uygulama birliği bulunmamaktadır. Fazla veya yersiz tahsil edilen vergilerin iadesinin tecil faizi ile yapılması gerektiği yönünde Danıştay'ın içtihadı son zamanlarda oluşturulmuştur. Bu argüman, iki destekleyici unsurla ortaya konmuştur. İlk unsur vergi idaresinin, ikale sözleşmelerinde yer alan edimlerin kesinti yoluyla vergilendirilmesinde hukuki sorumluluğun belirlenmesidir. Bu konu uygulamada tartışmalı bir mevzudur. İkinci unsur, vergi yargısı harçlarında kanuni düzenlemelerde ve uygulamada yaşanan eksiklikler ile vergi yargısında vekâlet ücretinin maktu olmasının yarattığı sorunlardır. Çözüm; kısa perspektifte hukuk uygulayıcılarının kanunda belirlenen tutardan fazlasına hükmedilmemesi algısındaki değişiklikle Anayasada yer alan genel sorumluluk hükümlerine başvurulması yönündeki algının yerleşmesi ve / veya yeni bir kanuni düzenleme (idari yargılama esaslarını düzenlemesi nedeniyle tercihen İYUK'ta, ikincil anlamda amme alacaklarının düzenlendiği AATUHK'da, son tercih olarak vergi usul kodu olan VUK'ta), geniş perspektifte idare edilen ile kamu gücünü kullanan egemen arasında oluşturulacak dengeli ilişkinin, bir yönetişim biçimi olmasından geçmektedir. Bu çalışma ile bilimsel görüşler ve Danıştay kararları ışığında bu alanın eksiklikleri, çözüm önerileri sunularak incelenmiştir. Çözüm önerilerinde çıkış noktası, Türk Vergi Hukukunda yer alan anayasal ilkeler ve AİHM içtihatları olup varılan nokta tüm modern demokrasilerde geçerli olan hukuk devleti ilkesidir.

FaizHarçHukuki sorumluluk+7
Nilüfer Coşkun
Dicle University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Bireysel İş Hukuku ilişkilerinden doğan ücret ve tazminat alacaklarında faiz uygulamaları

İş sözleşmesi, işçinin bağımlı olarak iş görmeyi, işverenin de, ücret ödemeyi yükümlendiği bir sözleşmedir, işçinin çalışmasının amacı, ücret, bir başka deyişle, gelir elde etmektir. İşçi, çalışması karşılığında elde ettiği gelir ile kendisinin ve bakmakla yükümlü olduğu kişilerin tüm ihtiyaçlarını karşıladığından; işçi ücretinin ve diğer işçilik alacaklarının zamanında ödenmemesi, işçiye çok büyük zarar verebilecektir. Diğer yandan, kamusal düzenlemeler ile işvereni ücret ve diğer işçilik haklarını zamanında ödemeye zorlamak, serbest piyasa ekonomisinin uygulandığı ülkemizin ekonomik düzeniyle bağdaşmamaktadır. Ülkemizin ekonomik düzeni içerisinde, ücret ve diğer işçilik haklarının zamanında ödenmesine yönelik en etkili çözüm, işçilik ücret ve tazminatlarının zamanında ödenmemesi halinde, işverene ekonomik yaptırımlar getirmektir. İşverene uygulanacak en etkili ekonomik yaptırım ise, işçilik ücret ve tazminatlarının zamanında ödenmemesi halinde işvereni faiz ödemekle yükümlü kılmaktadır. Tezde, genel olarak, bireysel iş hukukundan doğan ücret ve tazminat borçlarının zamanında ödenmemesi halinde, işçinin kazanacağı haklar ve bu hakların işverenden talep yolları incelenmiştir. Tez dört bölümden oluşmaktadır. Tezin birinci bölümünde, Borçlar Hukuku genel hükümleri çerçevesinde, faiz ve faize ilişkin kavramlar ile para borçlarında temerrüt ve temerrüdün şartları incelenmiştir. Tezin ikinci bölümünde, bireysel iş hukukundan doğan ücret alacaklarında faiz uygulaması incelenmiştir. Bu bölümde, asıl ücret ve ücret eklerinin tanımlamaları yapılmış ve her bir ücret türü için ücret türlerine göre, ücretin muaccel hale gelmesi ve işverenin temerrüt koşulları incelenmiştir. Tezin üçüncü bölümünde, bireysel iş hukukundan doğan tazminatlarda faiz uygulaması incelenmiştir. Bu bölümde, öncelikli olarak, bireysel işhukukundan doğabilecek tazminatlar ve özellikle son yıllarda yapılan yasal düzenlemelerle ortaya çıkan iş güvencesi tazminatları kapsamlı olarak incelenmiştir. Bireysel iş hukukundan doğan tazminat alacaklarının muacceliyet koşullan ile işvereninin tazminat borcunu ödemede temerrüt şartları her bir tazminat türü için ayrı ayrı incelenmiştir. Tezin son bölümü olan dördüncü bölümde, işçinin bireysel iş hukukundan doğan ücret ve tazminat alacaklarını geç tahsil etmesi nedeniyle elde ettiği faiz ile munzam zarar ve cezai şart kavramları arasındaki ilişki incelenmiştir. Bu bölümde, işçinin geç ödeme nedeniyle elde ettiği faizin uğradığı zararı karşılamaması durumunda, faizi aşan zararın tazmin yollan araştırılmıştır. Diğer yandan, taraflar arasındaki iş sözleşmesinde cezai şarta ilişkin hükümlerin mevcut olması halinde, cezai şart hükümlerinin, bireysel iş hukukundan doğan ücret ve tazminat alacaklarına uygulanan faize etkisi irdelenmiştir. Tez çalışmasında, pozitif iş hukukunda mevcut faiz düzenlemelerinin işvereni bireysel iş hukukundan doğan ücret ve tazminat borçlarını zamanında ödemeye zorlayacak yeterlilikte olduğu; Yargıtay'ın, ihbar ve kıdem tazminatı gibi bireysel iş hukuku ilişkilerinden doğan tazminat borçlarında, iş sözleşmesinin feshi tarihini temerrüt tarihi olarak kabul etmesinin isabetli olduğu; Yargıtay'ın 1475 sayılı İş Kanununun yürürlükte olduğu dönemde ve özellikle 4857 sayılı İş Kanunu yürürlüğe girdikten sonra ücret alacaklarında temerrüt için ihtar koşulunu aramasının hukuka uygun olmadığı; özellikle, ücret alacakları için uygulanan faiz oranlarının enflasyon oranlarından çok düşük olduğu dönemlerde, işverenlerin ücret borçlarını geç ödemeleri nedeniyle ödemek zorunda kaldıkları faizin işçilerin zararlarını karşılamadığı, oysa Borçlar Hukuku genel hükümlerinde düzenlenen munzam zarar davasıyla faiz ile karşılanamayan zararların tazminin mümkün olduğu sonucuna varılmıştır.

FaizTazminatTürk iş hukuku+2
Gürhan Sefa Doğrul
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00

Related subjects