Fikri ve sınai mülkiyet hakları
95 theses under this subject heading
Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında içmimarın hakları ve eserinin korunması
Geçmi te insanoğlunun, gereksinimlerini kar ılamak üzere yaratmı olduğu mekan kavramı bugün de varlığını devam ettirmektedir Çünkü ki i kendisini güvende ve rahat hissetme gereksinimi duymaktadır Bunu da sınırları belli, etrafı kabukla çevrelenmi mekanlarla çözümlemektedir Zamanın ilerlemesi mekan kavramının çok daha farklı ele alınmaya ba lamasına neden olmu tur. İnsanların gereksinim, istek ve beğenilerine en doğru ekilde ceva verebilmek için içmimarlık mesleği ortaya çıkmı ve geli me göstermi tir Bu tez kapsamında içmimarlık mesleği ve mesleği icra eden ki i olan içmimarın tanımları ya ılarak, tasarım sürecinin nasıl bir yol izlediği incelenerek, içmimarlıkta son ürün "eser" kavramı üzerinde durulacaktır Sonrasında Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ka samında eser sahibinin hakları ve eserlerinin korunması açıklanacaktır Eser ve eser sahibi haklarından yola çıkarak çalı manın merkezinde yer alan içmimarın ve eserinin Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu ka samında hakları ve korunması anlatılarak bir sonuca ula ılmaya çalı ılacaktır Böylece içmimarın ve eserinin hakları ve korunmasının ne kadar önemli olduğunun farkına varılmasına olanak sağlamaktadır Anahtar Kelimleler : İçmimar, İçmimarlık, Son Ürün, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu, İçmimar ve Eser Hakları
حماية رأس المال الفكري في الشريعه الاسلاميه وانعكاساتها الاقتصاديه
This research aims to explain the importance of intellectual capital in contemporary life, after the amazing progress in the tools of civilization and means of production, the jurisprudential issues related to intellectual, literary and industrial rights have become the core of the work of jurists outside the legal and intellectual productive work. The research is a field study of jurisprudence. To demonstrate the impact of the jurisprudential rooting of intellectual capital and authorship rights in moving the cycle of civilization, at least in its Islamic dimension, the modern dimensions of intellectual capital have been explained, according to a scientific, analytical and historical approach; For the contribution of the jurists in showing the magnitude of the intellectual importance, then, are civil and human rights that must be preserved. The researcher tried to explore the size of the legislative cover; To protect the author's rights and the patent in the books of jurists, as well as she tried to demonstrate the importance of intellectual capital in direct work by conducting a questionnaire between managers and workers of joint stock companies in the city of Rusafa in Baghdad; To identify the effect of protecting intellectual capital in creating a competitive advantage as one of the manifestations of the economic impact of intellectual capital. Then the researcher conducted a field study of the joint stock companies in the eastern side of Baghdad, and conducted a questionnaire for different levels of employees; To show the importance of intellectual capital in creating a competitive advantage, which is one of the most important manifestations of intellectual capital in the economic aspect; A sample of 75 people from the joint stock companies were selected, and the descriptive study parameters were used to describe the mathematical model in hypothesis testing, the results proved that there is a statistical relationship with a significant value of 5% with a strong relationship between protecting intellectual capital and creating competitive advantage. This is to show the economic impact of the importance of intellectual capital as one of the most important manifestations of the jurisprudential adaptation of this concept. Also, the intellectual capital in the studied Iraqi joint stock companies is not the size of the tangible assets, the number of branches in the governorates, or the size of the temporary resources they obtain, but rather the intellectual capital, which is the value of knowledge owned by the individual employees, and the working staff in the company who transform ideas and innovations into an added value by investing human competencies in public investment. Based on the results of the questionnaire, the researcher believes that intellectual capital is the main source in creating a competitive advantage for joint stock companies. Because it creates a wide distance between the book value of the company and the nominal value. Keywords: ras almal alfikri, alsharieat al'iislamiati, alhuquq alfikrihi, almizat altanafusia
Teknolojik ve sosyal kabiliyetlerin inovasyon kapasitesine etkileri
Bu çalışmada gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için teknolojik ve sosyal kabiliyet bileşenlerinin inovasyon kapasitesi üzerindeki etkileri panel veri analizi ile incelenmiştir. Teknolojik kabiliyet AR-GE harcamaları, AR-GE personeli ve üniversite-sanayi işbirliği ile temsil edilmiştir. Sosyal kabiliyet bileşenleri olarak yüksek ve mesleki eğitim düzeyi şeklinde tanımlanan beşeri sermaye ile fikrî mülkiyet haklarının korunması seçilmiştir. İnovasyon göstergesi olarak ülkeler genelinde hazırlanmış olan firma inovasyon kapasiteleri kullanılmıştır. Çalışma 2006-2014 dönemini kapsamaktadır. Değişkenler Dünya Ekonomik Forumunun yıllık olarak hazırladığı Küresel Rekabet Raporlarından alınmıştır. Elde edilen bulgulara göre AR-GE harcamaları ve fikrî mülkiyet hakları her iki ülke grubu için de önemli etkenlerdir. AR-GE personeli ve üniversite-sanayi işbirliği gelişmekte olan ülkelerde, beşeri sermaye ise gelişmiş ülkelerde daha etkilidir.
Fikrî mülkiyet haklarının ekonomik büyümeye etkileri: G8 ülkeleri üzerine bir uygulama
20. yüzyılın son çeyreğinde iletişim ve ulaşım ağındaki hızlı gelişmelerle oluşan `küreselleşme süreci' sermayenin, mal ve hizmetlerin uluslararası bir nitelik kazanmasına neden olmuştur. Bu süreçte iletişim ve bilgi teknolojileri de çok hızlı gelişmiştir. İletişim ve bilgi teknolojilerindeki hızlı gelişmeler beraberinde `bilgi ekonomisi' kavramını oluşturmuştur. Bilgi ekonomisinin temelinde iseyaratıcı fikirlerin bir sonucu olan teknoloji yoğun ürünler ve AR-GE yatırımları bulunmaktadır.Günümüzde ülkeler, ekonomik büyüme sağlayabilmek için teknolojik yeniliklere ve AR-GE faaliyetlerine daha çok önem vermektedirler. Bu nedenden dolayı bilgi ekonomisinde yaratıcı fikirleri koruyarak teknolojik ilerleme sağlamanın temelinde Fikrî Mülkiyet Hakları'na verilen önem yatmaktadır.Küreselleşme süreciyle beraber ülkelerin Fikrî Mülkiyet Hakları'nın korunmasına verdikleri önem giderek daha da artmaktadır. Çünkü `yaratıcı çabanın ürünü olarak gerçekleşen her türlü gayri maddi varlık' şeklinde tanımlanan `fikrî mülkiyet' ülkelerin öncelikle teknolojik ilerlemelerini, sonrasında uluslararası ticari ilişkilerini, yatırım kararlarını ve tüm bunların sonucu olan ekonomik büyümelerini etkileyen önemli bir unsurdur. Çalışmada öncelikle Fikrî Mülkiyet Hakları'nın tarihsel gelişimi, tanımı, ekonomik büyüme ile ilişkisi ve bu hakları korumanın önemi belirtilmiştir. Sonrasında ise bu hakların G8 ülkelerinin ekonomik büyümeleri üzerindeki etkilerini ifade etmek amacıyla ekonometrik uygulama yapılmıştır. Uygulama sonucunda Fikrî Mülkiyet Hakları korumasının ele alınan ülke grubu için ekonomik büyümeyi ve AR-GE yatırımlarını pozitif olarak etkilediği bulunmuştur.
Türk hukukunda marka hakkı ve marka hakkına karşı işlenen suçlar
Marka suçları 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 30. maddesinde üç suç tipi şeklinde yedi bent olarak, marka hakkına tecavüze ilişkin cezai hükümler başlığı altında düzenlenmiştir. Bu düzenleme ile marka suçlarına ilişkin daha önce yer alan yasal düzenlemelerde ki eleştirilere büyük ölçüde çözüm getirildiği söylenebilir. Markanın özellikle ticari hayatta kapladığı alanın artması ile gerek marka hakkı sahipleri gerek markayı kullanan tüketicilerin gerekse de ticaret piyasasının korunması için markanın cezai düzenlemelere konu olması zorunluluğu doğmuştur. Bu çerçevede yasa koyucu kanuni düzenleme de üç tip marka suçuna yer vermiş ve bu suçlara ilişkin ayrı ayrı cezalar öngörmüştür. Yine yasa koyucu ancak markanın tescilli olması ve şikâyetin bulunması halinde soruşturma ve kovuşturmanın yapılabileceğini hükme bağlamıştır. Bunların yanı sıra tüzel kişilere özgü güvenlik tedbirleri ve de etkin pişmanlığında bu suçlara uygulanması mümkündür. Anahtar Kelimeler: Marka suçları, Markaların korunması, Marka İhlaline Karşı Cezai koruma, Marka İhlallerinin Yaptırımı, 6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu.
Fikri ve sınai mülkiyet hakları çerçevesinde Türkiye'de yükseköğretim kurumlarında gerçekleştirilen buluşların ticarileştirilmesi sürecinde karşılaşılan engeller ve çözüm önerileri
Bu çalışmanın temel amacı, Türkiye'de yükseköğretim kurumlarında gerçekleştirilen buluşların ticarileştirilmesi sürecinde karşılaşılan engellerin incelenmesi ile bu engellerin kaldırılması için çözüm önerileri sunulmasıdır. Bu amaçla çalışma, fikri ve sınai mülkiyet hakları konusunda ortaya koyulan kavramsal çerçeve, elde edilen istatistiki verilerin incelenmesi ile Türkiye'de ve dünyada yükseköğretim kurumlarında gerçekleşen buluşların ticarileştirilme süreçleri ve uygulamaları kapsamında ortaya koyulmuştur. Yapılan araştırma sonucunda, söz konusu alandaki engeller tespit edilmiş olup, bu engellerin büyük çoğunun Türkiye'de yer alan kanuni düzenlemelerdeki eksiklikler ve belirsizliklerden kaynaklandığı görülmektedir. Türkiye mevzuatı içerisinde her ne kadar fikri ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin uluslararası anlaşmalar ışığında yenilik yapılmışsa da bunun ilgili ulusal mevzuatın tümüne yansıtılamamış olduğu ve farklı kanunlar arasında çelişkiler bulunduğu gibi aynı kanun içerisinde de eksikliklerin ve belirsizliklerin yer aldığı tespit edilmiştir. Tespit edilen eksiklikler ve belirsizlikler özetle; 2886 Sayılı Devlet İhale Kanunu hükümleri gereğince kamu ihalesi sürecinin uygulanması zorunluluğu, Vakıf Yükseköğretim Kurumları Yönetmeliğinin 28. maddesinde vakıf üniversitelerinin öğretim faaliyeti kapsamı haricindeki faaliyetlerden gelir sağlayamayacağı düzenlemesinin bulunması, devlet üniversitelerinde gerçekleştirilen buluşların patent başvuru masraflarının karşılanacağı kaynak ve bütçe kalemi noktasındaki belirsizlik, bir yükseköğretim kurumunda buluş yapmış ve patentini almış olan kişinin başka bir yükseköğretim kurumuna geçmesi durumunda buluşun yapıldığı yükseköğretim kurumunun patentin hak sahipliği konusunda buluşu yapana karşı uygulaması gereken esaslar hakkında SMK(Sınai Mülkiyet Kanunu)'da herhangi bir düzenleme bulunmaması, yükseköğretim kurumlarının buluş üzerinde hak sahipliğinde bulunmayarak strateji gereği buluşu ticari sır olarak saklayarak ticarileştirmek istemesi durumundaki belirsizlik, yükseköğretim kurumlarının kamu projesinde yer alması sonucu gerçekleştirilen buluşlar için uygulanması gereken süreç hakkında düzenleme bulunmaması, yükseköğretim kurumlarında birden çok kişinin bir buluşu beraber yapması sonucunda hak sahipliğinin dağıtımı esasları hakkında bulunan belirsizlik ve yükseköğretim kurumlarında gerçekleşen hizmet buluşları hakkında hükümlerin yer aldığı SMK madde 113, SMK madde 121 ve ÇBY(Çalışan Buluşlarına, Yükseköğretim Kurumlarında Gerçekleştirilen Buluşlara ve Kamu Destekli Projelerde Ortaya Çıkan Buluşlara Dair Yönetmelik) madde 28'de yer alan düzenlemeler arasındaki çelişki olarak sıralanabilir. Çalışma sonucunda, ortaya koyulan engel ve belirsizliklerin çözülmesi amacıyla yasa koyucu tarafından ek yasal düzenlemeler getirilmesinde ve belirsizlik içeren konular hakkında açıklayıcı düzenlemeler getirilmesinde fayda olabileceği sonucuna varılarak bazı engellerin kaldırılması amacıyla çözüm önerileri sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Girişimcilik, Buluş, Sınai Mülkiyet Hakları, Ticarileşme, Fikri Mülkiyet Hakları
Fikri mülkiyet haklarının korunmasının ekonomik büyüme üzerindeki etkisi: OECD ülkeleri üzerine bir uygulama
Bilginin kullanılması sonucu ortaya çıkan ve teknolojik olarak katma değeri yüksek olan ürünler çeşitli araştırma-geliştirme (AR-GE) faaliyetleri neticesinde ortaya çıkmaktadır. Gerçekleştirilen bilimsel, düşünsel ve sanatsal çalışmalar neticesinde elde edilen ürünlerin haklarının korunması ise bu dönemde oldukça önem kazanmış, gerek ulusal gerekse uluslararası boyutlarda söz konusu hakların korunması maksadı ile çeşitli koruma mekanizmalarına olan ihtiyaç ortaya çıkmıştır. Bu anlamda ortaya çıkan Fikri mülkiyet hakları, gerek mevcut eserlerin haklarının korunması gerekse ortaya çıkacak yeni fikir ve sanat eserleri için yaratıcılığı teşvik açılarından oldukça önemli bir rol üstlenmektedir. Dolayısı ile fikri mülkiyetlerin korunması, gerek teknolojik alanda gerekse sosyal ve ekonomik alanlarda ülkelerin ilerlemelerini ve uluslararası alanlarda rekabet edebilirliklerinin artmasını sağlayan bir hayli önemli bir etkendir. Bu çalışma kapsamında ilk olarak fikri mülkiyet haklarının tarihsel süreçte göstermiş olduğu gelişim incelenmiş, devamında ise tanımı ve ekonomik büyüme ile olan ilişkisi ele alınmıştır. Daha sonra ve fikri mülkiyet haklarının korunmasının önemi incelenmiş ve söz konusu hakların OECD ülkelerindeki ekonomik büyümeye olan etkilerin analiz edildiği bir ekonometri uygulama sunulmuştur. Uygulama kapsamında fikri mülkiyet haklarının korunmasının ekonomik büyümeye ve AR-GE yatırımlarına olan etkileri araştırılmış ve netice olarak incelenmiştir fikrî mülkiyet haklarının korunmasının söz konusu alanlarda olumlu etkileri olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Fikri Mülkiyet Hakları, AR-GE, Ekonomik Gelişme.
Marka hukukunda kullanıma dayalı öncelik hakkı
Ülkemizde marka hakkı kural olarak tescil yoluyla kazanılır (tescil ilkesi). Fakat buna rağmen markasını tescilsiz olarak kullanmakta olan kişilerin sayısı hiç de az değildir. Kanunkoyucu tescilsiz olarak kullanılan markaları tamamen korumadan yoksun bırakmamış ve SMK m. 6/3'ü düzenlemiştir. Bu maddeye göre, başvuru tarihinden veya varsa rüçhan tarihinden önce tescilsiz bir marka veya ticaret sırasında kullanılan bir başka işaret için hak elde edilmişse, bu işaret sahibinin itirazı üzerine marka başvurusu reddedilecektir. Bu marka başvurusunun reddedilmesinin nedeni SMK m. 6/3 kapsamında elde edilen kullanıma dayalı öncelik hakkıdır. Çalışmanın ilk bölümünde marka hakkı ve çeşitleri konusunda bilgi verildikten sonra marka hukukunda hakkın doğumuna ilişkin ilkelere yer verilerek kullanıma dayalı öncelik hakkının marka hukuku içindeki konumu gösterilmektedir. Bu arada hakkın doğumuna ilişkin diğer ilkelere de yer verilerek bunlarla olan ilişkisini ortaya koymak ve diğer ilkelere ilişkin çeşitli sorunlara çözüm getirilmesi amaçlanmaktadır. Hakkın doğumuna ilişkin ilkelere yer verildikten sonra hukukumuzda hangi sistemin benimsendiği tartışılmaktadır. SMK m. 6/3'e bakıldığında maddenin aslında çok açık olmadığı ve uygulanmasında çeşitli sorunlar olduğu görülmektedir. Tezin ikinci bölümü bu sorunlara çözüm bulmak ve maddenin uygulanma esaslarına açıklık getirmek amacındadır. Bu sebeple ilk olarak, SMK m. 6/3 kapsamına özellikle ticaret sırasında kullanılan işaretlerden hangilerinin girdiği tespit edilmeye çalışılmıştır. İkinci olarak, SMK m. 6/3'ün gerekçesinde de ifade edildiği üzere madde kapsamına giren işaretlerin markasal kullanımı, markasal kullanımdan ne anlaşılması gerektiği gibi hususlar ele alınmaktadır. Üçüncü olarak, 'işaret üzerinde hak elde etmiş olma' ve 'sonraki markanın kullanımını yasaklatma hakkı' kavramları üzerinde durulmaktadır. Son olarak SMK m. 6/3'te yer almasa da varlığı doktrince kabul edilen 'belli bir bilinirliğe sahip olma' şartı incelenmektedir. Tezin üçüncü ve son bölümünde ise ilk olarak kullanıma dayalı öncelik hakkı sahibinin hakları incelenmektedir. Sonraki başlıkta önceki tarihli tescilsiz işaretin tecavüz teşkil eden sonraki marka karşısındaki durumu değerlendirilmektedir. Bu başlık altında özellikle, daha önce yargı kararlarıyla kabul edilmiş olan ve SMK ile birlikte ilk kez pozitif düzenlemeye konu olan önceki tarihli hakların etkisi konusuna değinilmektedir. Daha sonra ilkinin tam tersi durum olan, tescilli marka varken tescilsiz işaretin sonradan kullanılması durumu incelenmiştir. Nihayet çalışmanın son kısmında, kullanıma dayalı öncelik hakkının kullanılmasının sınırı olan sessiz kalma suretiyle hak kaybı konusuna yer verilmektedir.
6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu hükümleri çerçevesinde sınai mülkiyet haklarında tükenme ilkesi
Sınai mülkiyet hakları hak sahibine birtakım yetkiler tanımaktadır. Bu yetkilerden biri de sınai mülkiyet hakkı sahibinin ürünlerini piyasaya sunma konusundaki tekel hakkıdır. Tekel hakkına sahip olan sınai mülkiyet hakkı sahibi, ürünün piyasaya sürülmesinden sonra da piyasa faaliyetlerine müdahale etmek isteyebilir. Tekel hakkının sınırsız olması rekabeti ve serbest ticaret ortamını etkileyebileceğinden sınırlandırılması gerekmektedir. Kanun koyucu6769 sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu md. 152'de hak sahibinin bu anlamdaki tekel hakkını sınırlandırmıştır. Buna göre hak sahibi, ürün SMK md. 152'deki koşullarla piyasaya sürüldükten sonra piyasa hareketlerine müdahale edemeyecektir. Böylelikle serbest ticaret ortamı korunmakta ve sınai mülkiyet hakları ile rekabet arasında denge sağlanmış olmaktadır. SMK m. 152 anlamında hakkın tükenmesi ilkesi tüm sınai mülkiyet hakları bakımından ortak bir madde olarak düzenlenmiştir. 6769 sayılı SMK ile ülkemizdeki kabul edilen coğrafi tükenme rejimi uluslararası tükenme rejimi olarak kabul edilmiştir. Buna göre paralel ithalat ülkemizde serbesttir. Paralel ithalat; hak sahibi ya da onun yetki verdiği kişiler tarafından piyasaya sürülen orijinal malın, üçüncü kişilerce ilgili hak sahibinin rızasına gerek olmaksızın hukuka uygun olarak diğer kanallardan ülkeye ithal edilmesi ve satılmasıdır. Paralel ithalatın ülke ekonomisine olumlu ve olumsuz etkileri vardır. Bu etkiler çalışmamızda incelenmiş, diğer coğrafi rejimlerle karşılaştırılıp bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Tez çalışmamızın birinci bölümünde sınai mülkiyet haklarına ilişkin olarak genel bir anlatım yapılmıştır. İkinci bölümde ise tükenme ilkesi ile ilgili kavramlar anlatılmış, SMK anlamındaki sınai mülkiyet haklarının tükenmesi ayrı ayrı incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sınai Mülkiyet Hakları, Marka, Patent, Tükenme İlkesi.
Markaların internet alan adı olarak kullanılmasından kaynaklanan uyuşmazlıkların çevrimiçi (Online) uyuşmazlık çözüm yöntemi ile çözümü
Kullanıcı kitlesinin artmasıyla birlikte internet küresel bir pazar haline gelmiştir. Bu küresel pazarda yer edinmek isteyen gerçek ve tüzel kişiler, kendi işletmelerini diğer işletmelerden ayırıcı, onları tanıtıcı ibarelerden oluşan alan adlarını tescil ettirmek istemişlerdir. Ayırt edicilik ve işaret unsurunun ikisini de içinde barındıran markalar, alan adı tescillerinde sıkça tercih edilmektedir. Küresel düzeyde internet alan adı tescilinde ilk gelen ilk alır ilkesinin uygulanması nedeniyle, haklı ya da haklı olmayan sebeplerle marka hakkına sahip olmayan kişilerin markalara ilişkin ibareleri internet alan adı olarak almalarına olanak sağlanmıştır. Bu nedenle internet alan adlarından kaynaklı uyuşmazlıkların temelini markaların internet alan adı olarak kullanılmasından kaynaklı uyuşmazlıklar oluşturmaktadır. Öte yandan uygulamada sıklıkla karşılaşıldığı üzere, bir ülkede tescilli bir markanın başka bir ülkede yerleşik veya başka bir ülke vatandaşı tarafından tescil edilmesi durumunda internet alan adlarından kaynaklı uyuşmazlıklar uluslararası nitelik kazanabilmektedir. Zaman, masraf ve etkinlik özellikleri nedeniyle internet alan adlarından kaynaklanan uyuşmazlıkların çözümünde geleneksel uyuşmazlık çözüm yollarına nazaran UDRP (Uniform Dispute Resolution Policy) kuralları çerçevesinde gerçekleştirilen çevrimiçi (online) uyuşmazlık çözüm yöntemi daha etkili bir yöntemdir. Bu çalışmada markaların internet alan adı olarak kullanılması halinde doğabilecek uyuşmazlıkların çözümünde etkin bir yol olan online uyuşmazlık çözüm yolu ve bu yola başvuru usulü örnek uyuşmazlıklarla açıklanmaya çalışılmıştır.
Marka Hukukunda tazminat davaları
Marka, sınai mülkiyet hakları içerisinde yer alan ve niteliği itibariyle mutlak haklardan biridir. Marka hakkı; sahibine münhasıran markayı kullanma, başkasının kullanımına izin verme ve engelleme yetkilerini verir. Marka hukukunda tazminat hakkının doğabilmesi için marka hakkına tecavüz sayılan fiillerin işlenmesi gerekmektedir. Marka hakkına tecavüz sayılan fiiller Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 7. ve 29. maddelerinde belirtilmiştir. Marka hukukundaki tazminat davalarının hukuki dayanağı temel olarak Sınai Mülkiyet Kanunu'nun 150. ve 151. maddelerinde düzenlenmiştir. Bu hükümler gereğince marka hakkına tecavüzde bulunan kişiler, marka hakkı sahibinin uğramış olduğu zararı tazmin etmekle yükümlü tutulmuştur. Marka hakkı sahibi; maddi zararını, manevi zararını, yoksun kalınan kazancını ve itibar zararını tazminat olarak talep edebilmektedir. Maddi tazminat, manevi tazminat ve itibar tazminatının hesaplanması için kanunda özel bir hesaplama yöntemi belirtilmemişken yoksun kalınan kazancın hesaplanabilmesi için kanun bazı hesaplama metotları öngörmüştür. Madde hükmüne göre yoksun kalınan kazanç, zarar gören marka hakkı sahibinin seçimine göre 3 farklı yöntemle hesaplanabilir. Bunlar; "sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin rekabeti olmasaydı, hak sahibinin elde edebileceği muhtemel gelir, sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin elde ettiği net kazanç ve sınai mülkiyet hakkına tecavüz edenin bu hakkı bir lisans sözleşmesi ile hukuka uygun şekilde kullanmış olması hâlinde ödemesi gereken lisans bedeli" olarak kanunda sayılmıştır. Marka hakkının soyut bir hak olmasından bahisle tecavüze elverişli olması sebebiyle özel koruma ihtiyacının bulunması ve marka hukukunda zararın ve zarar miktarının ispatının ve hesaplanmasının güçlüğü karşısında kanun koyucu bu zorlukların aşılabilmesi adına kanunda belirtilen bu alternatif hesaplama yollarını kabul etmiştir. Bu çalışmanın amacı marka hakkına tecavüz fiillerinin olması durumunda marka hakkı sahibinin tazminat talep ettiği durumda, tazminatın esaslarının belirlenmesi ve ödenecek tazminat miktarının belirlenmesinde göz önüne alınacak kriterlerin sistematik biçimde ortaya konmasıdır. ANAHTAR KELİMELER Marka hakkı, marka hakkına tecavüz, marka hakkına tecavüz sebebiyle tazminat, maddi tazminat, yoksun kalınan kazanç.
TRIPS Anlaşması özelinde DTÖ'nün küresel iktisadi hegemonyanın korunmasındaki rolü ve konunun sosyoekonomik ve siyasal bağlamda değerlendirilmesi
Bu çalışmada, II. Dünya Savaşından sonra ABD öncülüğünde temelleri atılan ve küresel iktisadi hegemonyanın korunmasında en önemli uluslararası örgütlerden olan Dünya Ticaret Örgütü ve onun en önemli anlaşmalarından olan TRIPS Anlaşması ele alınmıştır. DTÖ'nün kuruluşundaki maksadın ve işlevlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için hem yakın tarihsel süreçte ticaret kavramının uğradığı dönüşüm ele alınmış hem de örgütün faaliyetlerinin uluslararası konjonktürde farklı gelişmişlik seviyelerindeki ülkeler açısından ne gibi sonuçlar yarattığı irdelenmiştir. Ticaretle İlişkili Fikri Mülkiyet Hakları alanında düzenlemeler getiren ve örgüte üye tüm ülkeler açısından bağlayıcı olan TRIPS Anlaşmasının ilkelerinin ve ne gibi sonuçlara yol açtığının daha iyi anlaşılabilmesi için ise fikri mülkiyet kavramının doğuşu ve tarihsel süreç içerisinde uğradığı dönüşüm kapsamlı olarak incelenmiştir. Bu kapsamlı inceleme ve değerlendirmeler sonucunda ise uluslararası ölçekte dünya ticaretinin önündeki engelleri kaldırmak suretiyle ticareti serbestleştirmek isteyen ve bu sayede tüm ülkelerin refah seviyesini arttırma misyonuna sahip olduğunu iddia eden DTÖ'nün getirdiği düzenlemelerin, adil bir kaynak paylaşımından ziyade gelişmiş ülkeler lehine menfaatler yaratan bir sistem oluşturduğu görülmüştür. Bunun ise bir kaza olmadığı bilinçli ve sistematik bir yaklaşımın sonucu olduğu yıllar içinde yaşanan gelişmeler ortaya konarak ispatlanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkelerin serbestleşme ve bu yolla refah seviyesini arttırma politikasının kendileri aleyhine ne gibi sonuçlar doğurduğu birtakım istatistiklerle ortaya konulmuştur. ABD hegemonyasındaki DTÖ'nün bu eskimiş vaadine bilhassa gelişmekte olan ülkeler tarafından itibar edilmemesi gerektiği savunulmuştur. Nitekim, kontrolsüz bir serbest piyasa ekonomisini koşulsuz olarak benimsemek yerine akılcı politikalarla daha seçici bir dış ticaret politikası izleyen ülkelerin daha iyi bir iktisadi görünüm yakaladıkları örneğiyle de ülkelerin kendi ekonomi-politik statülerini göz önünde bulundurmak kaydıyla uluslararası ticarette izleyebilecekleri makul yeni yollar geliştirebilmelerinin mümkün olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Bağlantılı haklar
Bu tezde, Türk Hukukunda bugüne kadar çok az incelenmiş olan bir konu, bağlantılı haklar konusu incelenmiştir. Türk Hukukunda bağlantılı haklar iki başlık halinde incelenmektedir. Bunlardan birincisi Komşu Haklar diğeri ise film yapımcılarının haklarıdır. Komşu haklar ise icracı sanatçılar, fonogram yapımcıları ve radyo televizyon kuruluşlarının haklarından oluşur. Bu çalışmada öncelikle fikri haklar ve bağlantılı haklar tarihi süreç olarak incelenmiştir. Ardından, kavram olarak anlatılmış, bağlantılı hakların, hukuki niteliği ve hükümleri değerlendirilmiştir. Bağlantılı haklar üzerindeki sınırlama ve istisnaların incelenmesinin ardından, bağlantılı hakların korunması anlatılmıştır. Son bölümde ise bağlantılı hakların korunması, davalar ve zamanaşımı incelenmiştir. Bu incelemeler sonunda, gerek eser sahibinin gerekse bağlantılı hak sahiplerinin haklarının korunmasının gerekliliği ve bunun için uluslararası düzenlemelerin zorunluluğu ve zorlukları dile getirilmiştir.
Fikri Mülkiyet Hukukunda yenilik ve orijinallik
Bu çalışmada, hakların konuluş amacına uygun, yani toplumun gelişmesini sağlayan, toplumun bilgi havuzunu zenginleştiren, hak eden fikrî ürünlere koruma tanınması için gerekli olan yenilik ve orijinallik özellikleri incelenmiştir. Bir fikrî ürünün, korumayı hak edip etmediğini, fikrî mülkiyet hakkının tanınma amacına uygun niteliklere sahip olup olmadığını belirleyebilmek için, öncelikle, gereken niteliklerin neler olduğunun ortaya konulması, mevcut hak türlerinin bu nitelikler karşısındaki durumunun incelenmesi, fikrî ürünlerde bu niteliklerin varlığını tespite yarayan kriterlerin belirlenmesi ve hâlihazırda kriterlerin uygulanma durumunun ve amacı karşılamaya uygunluğunun açıklanması gerekmektedir. Yenilik, orijinallik ve gelişme gösterme kriterleri, çoğu zaman birbirleriyle kaynaşmış vaziyette bulunsalar da, bir fikrî mülkiyet hakkının tesisi, korunması ve hükümsüzlüğünde, farklı işlevleri yerine getiren ve fikrî ürünün farklı özelliklerine işaret eden kriterlerdir. Bu çalışma da, ilk bölümde, yenilik ve orijinallik özelliklerinin neden gerekli olduğu, bu özelliklerin varlığını araştıran kriterlerin işlevleri, bu kriterlerin uygulanma kabiliyeti ve düzeyleri ile varsa uygulanmalarını engelleyen olgular ortaya konulmaktadır. Çalışmanın ikinci ve üçüncü bölümlerinde ise, yenilik ve orijinallik özellikleri ile bu özelliklere ilişkin kriter ve uygulamalar incelenmektedir. Varılan ilk sonuç, fikrî mülkiyet hukukundaki kavram, kabul ve uygulamaların, hakların amaçlarına uygun olarak, bu amaçlar ve gerektirdiği özellikler odak noktası alınarak yeniden düzenlenmesi; bu kavram, kabul ve uygulamaların, hakların varoluş amacına uygun şekilde, tüm haklar için kullanılmaları gerektiğidir. Tüm türlerde, yenilik, orijinallik ve gelişme gösterme kriterlerinin aynı anlam ve düzeyde aranması ve bu uygulamada bir terminoloji birlikteliğinin oluşturulması gerekmektedir. Kriterlerin aranabilmesi için bir gereklilik olması karşısında, korunması istenilen eserler, tescilsiz tasarımlar gibi fikrî ürünler için de, tescil zorunluluğu düzenlemelerde yer almalıdır.Anahtar Kelimeler: Fikri, Mülkiyet, Hukuk, Yenilik, Orijinallik
Türk Hukukunda patent lisansı sözleşmesi
Türk Hukuku'nda patent lisansı sözleşmesi, Borçlar Kanunu'nda düzenlenmemiştir. Bu sözleşmeye ilişkin hükümler 551 sayılı Patent Hakkının Korunması Hakkında Kanun Hükmünde Kararname'de yer almaktadır. Ancak bu KHK'de de sözleşme tüm unsurları ile bir bütün olarak düzenlenmediğinden doktrinde çoğunlukla kabul edilen ve bizim de katıldığımız görüşe göre, sözleşme isimsiz sözleşme niteliğindedir.Anılan KHK'nin patent üzerinde hak tesisine ilişkin 86 ncı maddesinde, patent başvurusu veya patentin başkasına devredilebileceği, miras yolu ile intikal edebileceği, rehin edilebileceği ve kullanma hakkının lisans konusu olabileceği öngörülmektedir. 551 sayılı KHK'nin ?Sözleşmeye Dayalı Lisans? başlıklı 88 inci maddesinde ise, patent başvurusunun veya patentin kullanma hakkının, milli sınırların bütünü içinde veya bir kısmında geçerli olacak şekilde, lisans sözleşmesine konu olabileceği belirtilmektedir.Patent lisansı sözleşmesi, lisans verenin fikri mülkiyet hakkı niteliğindeki patentten doğan haklarının kullanılması hakkının lisans alana belirli ya da belirsiz bir süre için kural olarak belirli bir bedel karşılığında verildiği ve lisans alan için şahsi hak doğuran tam iki taraflı bir sözleşmedir.Sözleşme çeşitli türlerde yapılabilmekte olup en önemli türleri basit lisans ve inhisarî lisans olarak görülmektedir. Basit lisans, lisans verenin lisans alana patent hakkının kullanımı için yetki verirken, daha sonra başkalarına da aynı içerikte ve aynı kullanım alanında lisans verme hakkını saklı tuttuğu lisans sözleşmesi türüdür.İnhisari lisans ise, patent hakkı sahibinin bu hakkın kullanımına ilişkin olarak lisans verirken, aynı hakka ilişkin olarak üçüncü kişilere lisans vermemeyi ve aynı zamanda kendisinin de lisans konusu hakkı kullanmamayı yüklendiği lisans sözleşmesi türüdür.Patent lisansı sözleşmenin özellikleri, kullanma hakkının devrine ilişkin sözleşme olması, kural olarak ivazlı ve tam iki tarafa borç yükleyen sözleşme olması, sürekli borç ilişkisi doğurması, borçlandırıcı işlem olması ve lisans alan için şahsi hak doğurması olarak sıralanabilir.Patent lisansı sözleşmesinin hukukî niteliği de doktrinde tartışmalı olup çoğunlukla kabul edilen görüş ve kanaatimiz, bu sözleşmenin kendine özgü yapısı olan sözleşme niteliğinde olduğu yönündedir.Patent lisansı sözleşmesi, lisans alan ve lisans veren için karşılıklı yükümlülükler yüklemektedir. Bu sözleşmenin karakteristik edimi, lisans verenin kullandırma borcudur. Lisans alanın karşı edimi ise, lisans bedelini ödeme ve lisans konusunu sözleşmeye uygun kullanma yükümlülüğü olarak ortaya çıkmaktadır. Sözleşmenin sürekli borç ilişkisi niteliği gereği taraflar arasında kurulan güven ilişkisi neticesinde taraflar için çeşitli yan yükümlülükler de doğabilir.Patent lisansı sözleşmesi, sözleşme süresinin veya patent hakkının süresinin dolması ile kendiliğinden sona erebileceği gibi tarafların sözleşmede kararlaştırdıkları hallerin gerçekleşmesi ile veya haklı nedenlerin varlığı halinde fesih yolu ile de sona erdirilebilecektir.
AB ve Türk Hukuklarına göre internet ortamında fikrî mülkiyet haklarının ihlâli
Günlük hayatımızın her alanında kendine yer bulan internet, hayatımızı oldukça kolaylaştırmaktadır. Ancak bu teknolojik değişim, bazı konularda çözümü zor problemler de ortaya çıkarmaktadır. Özellikle fikrî haklar alanında ortaya çıkan yeni eser türleri veya teknolojiye uyum sağlayarak eserlerin şekil değiştirmesi, çoğaltma, kopyalama, yayma gibi eser sahibi ve bağlantılı hak sahiplerinin haklarının ihlâlinin internetin ortaya çıkışından beri hızlı biçimde artması en önemli problemlerden birisidir. Bunlar için henüz yeterli ve etkili hukuki ve teknolojik koruma sağlanamaması ise problemin diğer odak noktadır. Konunun sınıraşan karakteri de öngörülen tedbirlerin uygulanmasını zorlaştırmaktadır.Bu bağlamda Avrupa Birliği etkili düzenlemeler için önemli adımlar atmıştır. Bu alanda yapılacak düzenlemelerin yalnızca millî hukuk düzeyinde kalmaması, aynı zamanda uluslararası alanda geçerliliği olan düzenlemeler olması önem taşımaktadır. İnternet ortamında fikrî hakların ihlâli sebebiyle ortaya çıkan problemlerin çözümü zorunludur, çünkü problem birliğin temel amaçlarından olan serbest dolaşımı aksatmaktadır. Bunun için Avrupa Birliği direktifler veya tüzükler gibi topluluk araçlarını kullanarak üye ülke hukuklarını uyumlaştırmaktadır.Avrupa Birliği'ne adaylık sürecinde bulunan Türkiye de iç hukukta yer alan düzenlemeleri bu direktif ve tüzüklere uygun hale getirmektedir. Bu çalışmada, internet ve fikrî hakların ihlâli arasındaki bağlantıyı Avrupa Birliği hukuku ve Türk hukukuna göre incelemeye çalıştık.
Sınai mülkiyet haklarının ihlalinde cezai sorumluluk
Sınai mülkiyet hakları, 1995 yılında kabul edilen Kanun Hükmünde Kararnameler ile ayrı ayrı düzenlenmiştir. Her sınai mülkiyet hakkı, ayrı Kanun Hükmünde Kararname ile cezai koruma altına alınmıştır. Suçun ve cezanın Kanun Hükmünde Kararname ile düzenlenmiş olmasının suçta ve cezada kanunilik ilkesine aykırı olduğu gerekçesiyle, Anayasa Mahkemesi'ne başvurulmuştur. Çalışmada Anayasa Mahkemesi'nin verdiği kararlar ışığında sınai mülkiyet haklarının cezai korumasına dair hükümlerdeki sadeleştirme anlatılmıştır. Daha sonra, 2017 yılından itibaren uygulanan Sınai Mülkiyet Kanununun kabul edilmesiyle, tüm sınai mülkiyet hakları tek kanun altında birleştirilmiştir. Sınai Mülkiyet Kanununun 30. maddesi ile sadece marka hakkının ihlali suç olarak düzenlenmiştir. Bir suçun oluşumu için aranan unsurlar, marka suçlarına uyarlanarak anlatılmıştır. Sınai Mülkiyet Kanununu 30. maddesi, Ticaretle Bağlantılı Fikri Mülkiyet Hakları Andlaşmasının 61. maddesi ile karşılaştırılmıştır. Marka suçları; soruşturulması ve kovuşturulması şikayete tabi suç olduğundan yapılacak yargılama için şikayetin varlığı aranmıştır. Suçun muhakemesi, yaptırımı konularına yer verilmiş; kanundaki eksiklikler ve çözüm yolları belirtilerek çalışma sonlandırılmıştır.
Fikri Mülkiyet Hakları kapsamında hakim durumun kötüye kullanılması
Bu çalışmanın konusu, fikri mülkiyet hakları kullanılarak hakim durumun kötüye kullanılması faaliyetlerinin hangi hallerde rekabete aykırı olarak değerlendirilebileceğidir. Avrupa Topluluğu ve Türk Hukuku'nda fikri mülkiyet hakları kullanılarak hakim durumun kötüye kullanılmasının varlığının tespit edilebilmesi için birçok şartın aynı anda gerçekleşmesi gerekmektedir. Söz konusu çalışmada, hem Avrupa Birliği rekabet hukukunda hem de Türk rekabet hukukunda fikri mülkiyet hakkı kullanımının, fikri mülkiyete sahip kişi ya da işletmenin pazarda hakim durumda olması halinde hakim durumun kötüye kullanılması teşkil edebileceği haller görülmüştür. Diğer taraftan Türk rekabet hukukunun gelişimi için, AT rekabet hukuku ile karşılaştırmalı olarak inceleme yapılmıştır.Bu çalışmanın ilk bölümünde, fikri mülkiyet hakları sayılarak tanımlarına yer verilmiş ve fikri mülkiyet haklarının AB Hukukunda ve Uluslararası Sözleşmelerde ne şekilde düzenlediği ele alınmıştır.İkinci bölümde, Türk ve AB Hukukunda hakim durumun kötüye kullanılması kavramı, hakim durumun ortaya çıkabilmesi için aranan şartlar ve hakim durumun kötüye kullanılması halleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde ise, fikri mülkiyet hakları kullanılarak hakim durumun kötüye kullanılması ilk önce AB düzenlemeleri incelenmiş, daha sonra ise Türk hukukundaki düzenleme göz önüne alınmıştır. Bu şekilde tez konusu, hem Türk Hukuku hem AB Hukuku karşılaştırmalı olarak ele alınmak suretiyle incelenmiştir.Anahtar Sözcükler1. Hakim Durum2. Fikri Mülkiyet Hakları3. Rekabet4. Marka ve Patent5. İlgili Pazar
Avrupa Birliği Hukukunda patent hakkı ve korunması
Fikri mülkiyet hakları, günümüzde son derece öneme sahip konulardan birisidir. Küreselleşmen etkisi ile konu dünya çapında ilgi görmeye başlamıştır. Fikri mülkiyet hakları ile ilgili birçok uluslararası antlaşma imzalanmıştır. Yapılan bu çalışmalar ile bölgesel düzeyde korumalar sağlanması amaçlanmıştır. Bu sayede buluş özendirilmiş, teknolojik gelişmeler sağlanmış ve ülke ekonomileri gelişmiştir.Fikri mülkiyet, sınaî hakları ve telif haklarını kapsayan haklar bütünüdür. Avrupa Birliği mevzuatı çerçevesinde ise fikri mülkiyet hakları; patentler, tasarım, ticari markalar, telif hakları, ticari sırlar ve yarı iletkenlerin topografyaları gibi piyasa düzenini doğrudan etkileyen unsurları kapsamaktadır. Fikri mülkiyet hakları, sınaî haklar ve telif hakları olmak üzere iki ana gruba ayrılmaktadır.Sınaî mülkiyet kavramı, sanayide ve tarımdaki buluşların, yeniliklerin, yeni tasarımların ve özgün çalışmaların ilk uygulayıcıları adına kayıt edilmesini ve böylece ilk uygulayıcıların ürünü üretme ve ürünü satma hakkına belirli bir süre sahip olmalarını sağlayan gayri maddi bir hakkın tanımıdır. Sınaî mülkiyet hakları kapsamında patentler, markalar, endüstriyel tasarımlar, coğrafi işaretler ve entegre devrelerin topografyaları yer almaktadır.Tez konusu olan patent hakkı ve korunması, fikri mülkiyet haklarının korunması ile ilgili olarak önem arz eder. Bu açıdan patent hakkı dünya devletleri tarafından üzerinde sıklıkla durulan konulardan birisidir.Fikri mülkiyet haklarının korunması ile ilgili olarak, Avrupa Birliği içerisinde de yoğun çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışmalara halen devam edilmektedir. Burada amaçlanan, birlik içinde tek tip bir korumanın sağlanmasıdır. Yapılan çalışmalar sonucunda, Topluluk Tasarımı ve Topluluk Markası kavramları oluşturulmuştur. Aynı şekilde bir Topluluk Patenti oluşturma çabası halen devam etmektedir.Konuyla ilgili olarak 1997 yılında Komisyon tarafından bir Yeşil Belge çıkartılmıştır. Bu belge ile Birlik dahilinde ortak bir patent koruma mekanizması yaratılması amacıyla tartışmalar açılmıştır. Bu gelişmenin ardından 2000 yılında Komisyon konuyla ilgili bir Tüzük Tasarısı çıkarmış ve ortak bir patent koruması ile ilgili yeni bir mevzuat oluşturulmaya başlanmıştır. Hazırlanan bu tüzük tasarısında Topluluk Patent Antlaşması esas alınmış ve Birlik çapında ortak patent koruması sağlanmaya çalışılmıştır.Ülkemiz açısından bakıldığında ise fikri mülkiyet haklarının korunması ile ilgili olarak halen devam eden düzenlemeler olduğu görülmektedir. Özellikle Gümrük Birliği'ne giriş sürecinin ardından çalışmalar hız kazanmıştır. Avrupa Birliği'ne giriş sürecinde, mevzuat uyumlaştırma çalışmaları kapsamında, yapım aşamasında olan bir Patent Kanunu Tasarısı bulunmaktadır.ANAHTAR SÖZCÜKLER1.Fikri Mülkiyet Hakları2.Fikri Mülkiyet Haklarıyla İlgili Antlaşmalar3.Patent Hakkı4.Avrupa Birliği Hukuku ve Patent Hakkı
Protection of AI-generated products and examination within the context of the European Union and Turkish copyright laws
Since its discovery, artificial intelligence (AI) has demonstrated rapid development, and AI-based solutions have begun to play a significant role in all aspects of human life. Artificial intelligence, which can be defined as computer programs aimed at mimicking human behaviour and performing activities carried out by humans through machines, has particularly started to create works in the field of art in recent years. This has led to confusion in terms of copyright, and questions regarding whether copyright can be established on these works and the potential consequences of the decisions made have transformed into a structure that occupies intellectual property experts and lawmakers. This study aims to examine the existence and limits of copyright protection on AI-generated works within the framework of the laws currently in practice in the European Union and Turkish Law. In this regard, firstly, the current copyright rules have been examined, the limits of human intervention in works produced by AI have been classified, and finally, efforts to determine the existence of copyright protection for AI-generated works in different situations have been presented. As it is still an unresolved dilemma, this study also includes the approaches of some countries that are not covered within the scope of the thesis and. The proposals presented have been scrutinized, considering the ethical discussions. Keywords: Artificial Intelligence, Intellectual Property Rights, Copyright, Work, Authorship.
Fikri mülkiyet haklarının şirket sermayesi olarak konulması
Fikri mülkiyet hakları, insanın yaratıcılığı ve fikri gayretiyle meydana getirdiği eser, buluş ve yenilikler üzerinde eser sahibinin gayri maddi bir hakkının bulunduğunun kabul edilmesi ile ortaya çıkmıştır. Bir fikir veya sanat faaliyeti sonucunda oluşturulmuş eserlerden doğan haklar, telif hakları olarak isimlendirilmektedir. Sanayi, tarım gibi alanlarla alakalı buluş ve yenilikler için kişinin sahip olacağı haklara ise sınai mülkiyet hakları denilmektedir. Fikri mülkiyet hakları ise bu iki hak kategorisini kapsayan bir üst başlıktır. Bilgi çağında olmamız sebebiyle fikri mülkiyet haklarının ekonomi için önemi gün geçtikçe artmaktadır. Gerek ülke içi gerek ülkeler arasında gerçekleşen ekonomik rekabette fikri mülkiyet hakları önemli bir silah haline gelmiştir. Fikri ürünlerin şirketlere sermaye olarak getirilmesi TTK'nın 127. maddesinde düzenlemiştir. Bu düzenleme gereğince fikri mülkiyet hakları ile haklı olarak kullanılmakta olan ve devir kabiliyetine sahip elektronik ortamlar, alanlar, adlar ve işaretler gibi değerler ticaret şirketlerine sermaye olmak üzere konulabilmektedir. Ancak sermaye şirketlerine sermaye olarak getirilmeleri için, nakden değerlendirilebilme ve devredilebilme özelliklerinin yanında ayrıca üzerlerinde sınırlı ayni bir hak, haciz ve tedbir bulunmaması da gereklidir. Şirket esas sözleşmesinde paradan başka sermaye olarak konulan ayın ve hakların değerlerinin bulunması bir zorunluluktur. Dolayısıyla sermaye olmak üzere taahhüt edilen fikri mülkiyet haklarının değerlerinin hesap edilmesi gerekmektedir. TTK'nın 343. maddesi bu durumu düzenlemiştir. Bu kapsamda sermaye şirketlerine sermaye olarak konulacak fikri mülkiyet haklarına değer biçilmesi için bilirkişi görevlendirilmeli ve sermaye olarak taahhüt edilen ayın ve haklara değer biçilmelidir. Ayrıca fikri mülkiyet haklarının sermaye olarak kabulü için varsa özel sicillerine kayıt edilmesi de gereklidir. Anahtar Sözcükler: Fikri mülkiyet hakları, bilgi, ayni sermaye, sermaye şirketleri, taahhüt
İcracı sanatçıların hakları
İcracı sanatçılar, eser sahibinin izniyle bir eseri özgün biçimde çalan, söyleyen, oynayan, anlatan ya da başka yollarla yorumlayan kimseler olarak tanımlanmıştır. Eser sahibinin haklarına bağlantılı hak sahiplerinden olan icracı sanatçıların Fikri Hukuk içindeki yeri belirlenmiş ve icracı sanatçının kim olduğu ortaya konmuştur. İcracı sanatçılar, eser sahibinin haklarına zarar vermemek kaydıyla icraları üzerinde manevi ve mali haklara sahiptirler. İcracı sanatçıların sahip olduğu haklar, mevzuat çerçevesinde, hızla değişen ve gelişen teknolojilerin yarattığı imkanlar ve ortaya çıkan çeşitli yöntemler penceresinden açıklanmıştır. Henüz mevzuatımızda yer almayan ancak ulusal ve uluslararası mevzuatta yer almaya başlayan, icracı sanatçıların mali haklarını devrettikten sonra da icralarından sağlanan yüksek kârdan uygun bir bedel talep etmelerine imkân veren uygun bedel talep hakkı da beklenen bir hak olarak çalışmamızda yer almıştır. Mali hakların devri ve kullanma hakkının devrine ilişkin mevzuatta düzenlenen kurallar ve gerek mali gerekse manevi hakların mirasa konu olması da çalışmamızda yer almıştır. Bu noktada hak takibi açısından meslek birliklerinin yetkilendirilmesi, toplu hak yönetimi hususlarına da değinilmiştir.
Marka Hukukunda geçici hukuki korumalar
?Marka Hukukunda Geçici Hukuki Korumalar? başlığını taşıyan bu tez çalışmasında; asıl yargılama sonuçlanıncaya dek hakkın etkin bir şekilde korumasını sağlayacak olan geçici hukukî korumaların marka hukuku bakımından değerlendirilmesine çalışılmıştır. MarKHKHK'da düzenlenmemiş hususlarda uygulanmak üzere, çalışmamızın devam etmekte iken yasalaşan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu hükümleri dikkate alınmıştır.Çalışmamızın birinci bölümünde geçici hukukî koruma kavramı ile hukukumuzdaki görünümü ve geçici hukukî korumaların gösterdiği özellikler irdelenecektir. İkinci bölümde, ihtiyati tedbirlerin özellikleri, türleri ve marka hukukuna özgü ihtiyati tedbir kararların icrasına ilişkin hususlara yer verilecektir. Bu bölümde, marka hukuku bakımından hakemlerin ihtiyati tedbir kararı verebilme yetkisi ile bu kararların icra edilebilirliği de değerlendirilecektir. Üçüncü bölümde, ihtiyati tedbir kararlarına karşı konulması ve tedbirin kalkması, haksız ihtiyati tedbirden kaynaklanan tazminat davaları ve gösterdikleri özellikler incelenecek ve son bölümde marka hukukuna ilişkin ihtiyati tedbirler ile diğer fikrî ve sınaî haklara ilişkin hakların korunması bakımından söz konusu olan geçici hukuki korumaların benzer ve farklı yönleri ortaya konulmaya çalışılacaktır.Anahtar Kelimeler: Marka, İhtiyati Tedbir, Geçici Hukuki Koruma, Fikri ve Sınai Haklar, Tahkim.
Teknolojik gelişmelerin müzikte telif haklarına çok boyutlu etkisi
Bu çalışmada müzik ürünlerinin üretim, dağıtım, tüketim ve paylaşım örüntülerine teknolojik gelişmelerin tesiri ve özel olarak İnternet teknolojisinin telif hakkı kavramı ve uygulaması üzerindeki dönüştürücü etkisi incelenir. Bu tezin amacı telif hakları alanında güncel bir problem haline gelmiş olan bu dönüştürücü etkinin analiz edilmesi ve konu hakkında geniş bir perspektif sunulmasıdır. Çalışma için veriler literatür taraması, görüşme ve yazışmalar yoluyla toplanmış ve toplanan bu veriler yorumlanmıştır. Çalışmanın Birinci Bölümünde mülkiyet ve fikrî mülkiyet kavramları açıklanmış, İkinci Bölümde telif hakları olgusunun tarihsel gelişimi derinlemesine incelenerek bu olgunun ortaya çıkışının ve sürekli maruz kaldığı biçimsel değişimlerin nedenleri üzerinde durulmuştur. Üçüncü Bölüm, müzik endüstrisi ile geçtiğimiz yüzyıl boyunca ortaya çıkmış teknolojiler arasındaki ilişkiye değinir ve İnternet teknolojisinin insan hayatına kattığı çeşitli pratikler ile müzik endüstrisi arasındaki güncel gerilim durumunu örnekler. Bu durumun hukuk ve siyasete yansıması üzerinde de ayrıntılı bir şekilde durulmuştur. Dördüncü ve son bölüm ise bütün bu gelişmeleri bir paradigma kayması olarak değerlendirmeyi önererek telif hakkı kavramının yalnızca biçiminde değil, özünde de fiilî bir dönüşüm yaşandığını sosyo-kültürel ve sosyo-ekonomik bağlamlar içerisinde açıklamaya çalışır.Türkçe Anahtar Kelimeler: 1- Fikrî Mülkiyet 2- Telif Hakkı 3- Müzik Endüstrisi 4- İnternet 5- Ağ Toplumu