Global crises
115 theses under this subject heading
Gölge bankacılık ve 2008 küresel krizi üzerine etkisi
Küreselleşme kavramı özellikle 1970'li yıllardan itibaren önem kazanan ve ülke ekonomilerinin birbirine bağımlılığını arttıran bir unsur olarak görülmektedir. Küreselleşme ile birlikte finansal piyasalarda rekabetin de arttığı görülmektedir. Artan rekabet ortamında karlılık düzeylerini arttırmak amacında olan finansal kuruluşlar yeni yöntemlere başvurmuşlardır. Bu yöntemlerin sonucu olarak ortaya çıkan gölge bankacılık sistemi, geleneksel bankacılık sisteminden farklı yasal düzenlemelere ve yöntemlere sahip olan, bilanço dışı işlemlere dayanan, kar odaklı bir sistemdir. Bu çalışmada küreselleşme süreci ve beraberinde getirdiği yeniliklerden biri olarak ortaya çıkan gölge bankacılık sistemi, bu sistemin geleneksel bankacılık sistemi ile olan ilişkisi ve 2008 yılında yaşanan küresel krize olan etkilerinin ortaya koyulması amaçlanmaktadır.
Türkiye'deki konut fiyatları ve değişkenliğinin modellenmesi
Konut piyasası, 2008 Küresel Finans Krizinde de tecrübe edildiği üzere ekonomiler için bir taraftan ekonomik büyümenin motoru olurken; diğer taraftan hızla yayılan derin resesyonlara yol açabilmektedir. Son dönemde Türkiye'de konut fiyatlarındaki hızlı artış ve yaşanan yüksek oynaklık; araştırmacıların ve politika yapıcıların bu alana olan ilgilerini artırmıştır. Bu çalışma, Türkiye konut fiyatlarının belirleyicilerini ve konut fiyat değişkenliğini değişen varyansı dikkate alan AR(1,1)-TGARCH(1,1) modeli aracılığıyla analiz etmektedir. Modelde 2010 ocak – 2021 aralık dönemi için konut fiyatını etkileyen talep kaynaklı değişkenler ekonomik büyüme, enflasyon oranı, kur getirisi ve konut kredi faiz oranı olarak alınırken; konut arzının bir göstergesi olarak yapı kullanım izin sayıları kullanılmıştır. Ampirik bulgular konut fiyatları ile enflasyon ve reel üretim arasında pozitif; konut kredi faiz oranı ve sepet kur arasında negatif; konut arzı (yapı kullanım izin belgeleri) arasında negatif fakat anlamsız ilişkinin olduğunu göstermektedir. Ayrıca konut fiyat endeksindeki değişkenliğin kısa dönem şoklardan ziyade; uzun dönemli şoklar tarafından belirlendiği tespit edilmiştir. Konut fiyat endeksindeki değişkenliğin asimetri etkisi negatiftir, fakat istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Diğer bir deyişle konut fiyat değişkenliği üzerinde negatif ve pozitif şokların ayırt edici bir etkisi bulunmamaktadır. Model sonuçları, Türkiye'de konut faiz oranlarının konut fiyatları üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Bu nedenle konut sektörü ile ilgili alınan kararların başta konut kredi faizi olmak üzere; büyüme, kur ve enflasyon üzerindeki etkileri de dikkatle değerlendirilmelidir.
1980 sonrası Türk ekonomisinde sermaye tabanlı krizler ve sonuçları
Özellikle birkaç on yılda finansal serbestleşme ile beraber finansal krizler ile karşı karşıya kalan dünya, 90'lı yıllarda artan sayıda oluşan bankacılık krizleri ile mücadele etmek zorunda kalmıştır.Bu durum krizlerle ilgili tartışmaların artmasına neden olmuş, krizler ortaya çıktıkça, açıklayıcı yeni modeller oluşturulmuştur Bu çalışmada, yaşanan ekonomik krizlerin nasıl bir ortamda ortaya çıktığı, nedenleri ve etkileri araştırılmıştır. Dünya'nın bir çok yerin de 1980 yılı ile birlikte yayılmaya başlayan finansal küreselleşme akımı kriz kavramını daha da belirgin bir şekilde ortaya çıkarmış ve bu neden ile de krizlerin oluşum aşamaları, etkileri ,nedenleri bir çok iktisatçının birincil ilgi alanı olmuştur. Finansal karakterli ilk büyük kriz olma özelliğiyle Avrupa Döviz Kuru (Exchange Rate Mechanism; ERM) krizi, ülkelere uygun olmayan ekonomik programlar nedeniyle ortaya çıkan Latin Amerika krizi, ilk olarak Tayland'da başlayarak bölgedeki diğer ülkelere yayılan Güneydoğu Asya krizi ve bu krizin ortaya çıkardığı sonuçlardan etkilenen Rusya krizi dünyada deneyimlenen finansal krizlerden bazılarıdır. Ülkeler, bu krizler için çeşitli önlemler almakla birlikte bu önlemlerin bir bölümü işe yaramış bir bölümü ise mevcut durumu daha da kötüleştirmiştir Türkiye'de 1990 yılı sonrasında gelişen ekonomi politikaları ve yapısal dönüşüm uygulamaları incelenerek, yaşanan ekonomik krizler analiz edilmiştir.1990 sonrası ilk ciddi kriz olma niteliği taşıyan 1994,1998,2000,2001 ve 2008 yılı krizlerinin Türkiye'de ekonomik ve sosyal maliyeti çok yüksek olan kayıplara neden olduğu, uygulanan istikrar programlarının ise her seferinde yeniden başa dönülmesi gibi başarısız sonuçlar doğurduğu görülmüştür. Küresel ekonomiler için finansal krizlerin önemli bir yeri vardır. Meydana gelen küresel krizler ulusal ekonomiler için ciddi sorunlar yaratabilmektedir. Aynı zamanda uluslararası finansal piyasalar küreselleşme etkisi ile bütünleşmekte ve bu neden ile kriz diğer ülkelere hızlı bir şekilde yayılmaktadır. 2008 küresel krizi 1929 yılında meydana gelen krize göre etkileri daha yıkıcı ve büyük olmuş ve hem gelişmekte olan hem de gelişmiş ülkeleri derinden etkisi altına almıştır. Anahtar Kelimeler:Finansal Krizler, Ekonomik Krizler , Krizlerin sebepleri, krizlerin etkileri, krizlerin sonuçları, Türkiye'deki krizler,2008 küresel Krizi, Dünya krizleri
Finansal kriz dönemlerinde orta ölçekli işletmelerin uyguladıkları stratejiler
Dünyada bugüne kadar pek çok finansal ve ekonomik kriz yaşanmıştır. İşletmelerin varlıklarını devam ettirebilmeleri, bu kriz dönemlerini etkilenmeden ya da en az zararla atlatmaları, hatta doğacak fırsatları değerlendirebilmeleri yapmış oldukları stratejilere bağlıdır. İşletmelerin uygulayacakları bu stratejiler işletmenin sonu olabileceği gibi, yakalayacakları ivme sayesinde büyük sıçramalara ve büyümelere de sebep olabilmektedir. Bu çalışmanın amacı küresel krizin Türk bankacılık sektörü üzerindeki etkilerini incelemektir. Özetle, bu çalışma, birçok gelişmiş ülke bankasının küresel finansal krizin olumsuz etkilerinden kurtulmasına rağmen, Türk bankacılık sektörünün son küresel krizden etkilenmediğini görülmektedir. İkinci bölümde stratejik planlama ve kriz yönetimi detaylı şekilde anlatılmış ve bu kavramların bankacılık sektöründeki krizleri yönetmede nasıl kullanılacağına değinmiştir. Türkiye'deki bankaların krizden önceki durumu, bankanın kriz aşamasında olduğu durum ve krizden sonraki aşama değerlendirilmiştir.
2008 Dünya Ekonomik Krizinin KOBİ' ler üzerindeki etkileri ve reaksiyon politikalarının ölçülmesi üzerine bir araştırma: İstanbul ili Beyoğlu ilçesinde bulunan Karaköy Perşembe Pazarı hırdavatçılar piyasası örneği
Bu çalışma ile geçmişten günümüze dünyada ve ülkemizde etkili olmuş finansal krizlerin yönetsel bağlamda etkilerinin yorumlayarak bu perspektif te 2008 yılında yaşanan son finansal krizin KOBİ' lerimiz üzerinde ne gibi yönetimsel etkilerinin olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Konunun finansal yönünden ziyade geçmişten gelen işletme yapılarının ve bürokratik yapıların; geçmişten gelen diğer yanlış veya işlerliğini yitirmiş yönetim anlayışlarının veya anlayışsızlığın etkisi altında KOBİ' lerimiz son krizden ne şekilde çıkmıştır? Bu tespit edilmeye çalışılmıştır. Mevcut yönetimsel yapıların karmaşıklığı ve kimi zaman ülkemize özgü çözümsüzlüğü altında yeni ve modern yönetim anlayışının benimsenebilirliği de tartışılmaya çalışılmıştır. Araştırma alanı ekonomik koşullar ve zaman kısıtları nedeniyle küçük tutulmuş ancak seçilen bölge itibariyle ülkemizdeki KOBİ' lerin geçerli bir örneğini yansıttığını düşünülen İstanbul ili Beyoğlu ilçesindeki Karaköy perşembe pazarı hırdavatçılar piyasasında gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler mevcut durumun yorumlanması ve geleceğe yönelik çıkarımlar yapabilmek amacıyla kullanılmıştır.
İslam dininin ekonomik prensipleri ışığında 1929 ekonomik buhranının ve 2008 küresel krizinin değerlendirilmesi
1929 Ekonomik Buhranı ile 2008 Küresel Krizi son bir asırda gerçekleşen en büyük ekonomik krizlerdir. Bu iki kriz de ABD kaynaklı olarak başlamış; sonra Avrupa ülkeleri başta olmak üzere bütün dünya ülkelerinin ekonomilerini ciddi şekilde etkilemiştir. Her iki kriz de kapitalizmin uygulandığı coğrafyalarda doğmuş, finansal piyasalarda başlayarak reel sektöre ciddi tahribatlar yapmıştır. Bu çalışmada yaşanan krizleri oluşturan sebepler İslam'ın Ekonomik Prensipleri ışığında incelenmiş ve bu prensiplerin uygulanması durumunda krizlere etkileri araştırılmıştır.
Comparative analysis of Beveridge Curve during global financial crisis and COVID-19 crisis in Turkey
Following the impact of Global Financial Crisis (GFC), there has been increasing interest in the study of the Beveridge curve. This thesis analyses the unemployment and vacancy rate dynamics for the Turkish labour market during the period of global financial crisis and Covid-19 in the mirror of Beveridge curve. The visual inspection of the Beveridge curve reveal that the labour market is inefficient due to a shift in Beveridge curve away from the origin. It is evident that both unemployment rate and vacancy rate increase over the period with a counter clockwise (clockwise) movement of the curve for Global Financial Crisis (Covid-19). The visual inspection shaped the understanding of the unemployment-vacancy behaviour. The Beveridge curve shift for the labour market is attributed to cyclical and structural factors within the economy. Our empirical results show youth unemployment to be the significant factor determining unemployment dynamics both in the short run and long run. GDP growth and construction sector employment are also shown to exert great influence on unemployment dynamics in Turkey during the sample period. In addition, we found that GFC and Covid-19 have no significant effect on the Beveridge curve. Vacancy rate expected to have a negative relationship with unemployment rate is shown to have a positive insignificant effect. This is in contradiction to the Beveridge curve proposition. This implies that vacancy rate in Turkey falls short of the unemployment number in the labour market. There are no consistent job creations to match the number of people seeking for jobs in the economy. Based on this, the Turkish labour market is characterised by inefficiencies.
2008 krizi öncesi ve sonrasının Türk bankacılık sektörü üzerindeki etkisi
2008 krizi, ABD'de ortaya çıkan ve sonrasında tüm dünyaya yayılan, dünya tarihin-deki en büyük krizlerden birisidir. Krizin etkilerini yoğun biçimde gösterdiği sektör-lerden birisi de bankacılık sektörüdür. 2008 krizinin öncesinde ve sonrasında Türki-ye'deki bankaların performanslarının karşılaştırılması, çalışmanın temel amacı olarak belirlenmiştir. Bu amacın gerçekleşmesi için literatür taraması yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada 2008 krizi öncesi ve sonrasında Türk bankacılık sektöründe sermaye yeterlik oranı, kârlılık, özkaynak kârlılığı, aktif kârlılık, net faiz marjı, sorunlu kredi oranları, mevduatların krediye dönüşme oranı göstergeleri, donuk aktif göstergeleri değerlendirmeye alınmıştır. Elde edilen sonuçlara göre kriz kârlılık, aktif kârlılık, özkaynak kârlılığı göstergelerinde düzeyleri değişecek şekilde olumsuz etkiler ortaya koymuştur. 2008 krizinin Türk bankacılık sektöründe sorunlu kredilere olan etkilerinin farklılık meydana getirmeyecek yapıda olduğu görülmüştür. Çalışmada ayrıca donuk aktif ortalamaları ile net faiz marjı göstergelerinin krizle birlikte artış gösterdiği yönünde sonuçlar elde edilmiştir.2001 krizi sonrasında yeniden yapılanan ve nispeten güçlenen Türk bankacılık sektörünün krizin olumsuz etkilerine karşın belirli ölçüde istikrar yakalayarak etkilerin düzeyini azalttığı sonucuna varılmıştır.
Davranışsal finans perspektifinde bireysel yatırımcı kararları ve 2008 Küresel Finans Krizi üzerine bir değerlendirme
Geleneksel finans, insanları rasyonel kabul eden, karar alırken rasyonel davranan, hata yapmayan, hata yaparsa hatasının farkına varıp tekrarlamayan, duygularından arındırılmış bir düşünce sisteminden bahseder. Geleneksel finans teorisi, temel olarak beklenen fayda teorisi üzerine kurgulanmıştır. Ancak her zaman insanların rasyonel davranamayacağı bazı hatalarını tekrarlayabileceği görülmüş ve eleştiri almıştır. Psikoloji ve sosyoloji gibi bilim dallarından faydalanarak davranışsal finans, geliştirilmiştir. Davranışsal finans teorisinde, insanların rasyonel olamayacağı, duyguları ve psikolojik eğilimlerinin olduğu bu gibi faktörlerden etkilendiği varsayılmaktadır. Davranışsal finans, temel olarak beklenti teorisi üzerine kurgulanmış bir teoridir. İnsanların, bir robot gibi matematiksel hesaplamalar yaparak karar alması mümkün görünmemektedir. İnsanlar, ekonomik hayatta karar alırken gelir durumu ve içinde bulunduğu çevre gibi faktörlerden etkilenmektedirler. Bu faktörler görmezden gelinerek, kurulan modellerden doğru sonuca ulaşılması düşük bir olasılık gibi görünmektedir. Bu tezde, bireysel yatırımcıların, yatırım davranışları ve yatırım kararları üzerinde rol oynayan ekonomik ve psikolojik etmenler, 2007'nin sonlarında başlayan 2008'de ivme kazanan ve 2009'un başlarına kadar etkileri devam eden 2008 küresel finans krizi de göz önünde bulundurularak araştırılmaya çalışılmıştır. Nitel araştırma yöntemleri arasında yer alan doküman incelenmesi yapılarak birincil ve ikincil kaynaklar incelenmiş, betimleyici analiz yöntemi kullanılmış ve yorumlanmıştır. Sonuç itibariyle, bireysel yatırımcıların yatırım yaparken psikolojik eğilimlerden, etkilendiği sonucuna ulaşılmıştır.
Küresel finans krizinin reel döviz kuru, enflasyon (TÜFE), mevduat faiz oranları ve İMKB-100 endeksi üzerindeki etkileri ve bir uygulama
Yapılan çalışmada Küresel Finans Krizinin Reel Döviz Kurları, Enflasyon (TÜFE) oranları, Faiz Oranları ve İMKB?100 endeksi üzerindeki etkileri genel olarak incelenmiştir. Bu kapsamda küresel finans krizi ile makro ekonomik değişkenler hakkında bilgi verilerek krizin etkilerinin daha net görülebilmesi için 2003?2010 yılları arasındaki enflasyon (TÜFE), mevduat faiz oranları ve İMKB-100 Endeksindeki aylık ortalama değişmeler incelenmiş ve yorumlanmıştır.Bunun yanında finans piyasalarında temel gösterge olarak en yaygın kullanılan İMKB?100 endeksini etkileyen Reel Döviz Kuru, Enflasyon Oranları ve Faiz Oranları arasındaki ilişki ve değişkenler arasındaki nedensellik yönü Regresyon Analizi ile Granger nedensellik testi kullanılarak analiz edilmiştir.Regresyon Analizi sonuçlarına göre; Reel Döviz Kuru ile İMKB?100 Endeksi arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu tespit edilirken, Mevduat Faiz Oranı ile TÜFE değişkenleri İMKB?100 Endeksi arasında negatif yönde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir.Granger Nedensellik Testi sonuçlarına göre ise; Reel Döviz Kuru ve Mevduat Faiz Oranı, İMKB?100 Endeksini etkilediği ve İMKB?100 Endeksi'nin de Reel Döviz Kuru ve Enflasyon (TÜFE)'yi etkilediği tespit edilmiştir.
Finansal krizlerin reel sektöre etkilerinin incelenmesi "Otomotiv sektörü üzerine bir uygulama"
Küreselleşen dünyada rekabetin de artmasıyla pek çok kriz meydana gelmekte ve bu krizlerin etkileri dönemler, hatta yıllar boyunca devam etmektedir. Krizler bazı sektörleri derinden etkilemiştir. Otomotiv sektörü de kriz dönemlerinde en çok tahribat yaşayan sektörlerin başında gelmektedir. Otomotiv sektörünün pek çok sektörle bağlantılı olması krizden etkilenme hızını da arttırmaktadır. Araştırmada kriz dönemlerinde otomotiv sektöründe yaşanan sıkıntılar ele alınmış, otomotiv sektörü ile bankacılık sistemi arasındaki ilişki ve bankacılık sisteminin araç alımına etkileri incelenmiştir. Kredi kullanım maliyetlerinin otomobil alımlarına etkisi incelenmiştir. Tüketicilerin satın alma kararlarının kriz döneminde azalmakta ve otomotiv sektöründe satışlarda azalma görülmektedir. Araştırmada genel ekonomik durum içerisinde otomotiv sektörü incelenmiş ve çeşitli verilerle bu dönemlerde otomotiv arz ve taleplerinde azalma görüldüğü tespit edilmektedir.
2008 küresel krizi ve covid-19 pandemisi krizinin hava kargo taşımacılığına etkilerinin karşılaştırmalı analizi
Bu çalışmada 2008 Küresel Finans Krizi ve Covid-19 Pandemisi Krizinin hava kargo taşımacılığı sektörü üzerinde farklı kaynaklardan çıkan krizlerin olumlu ve olumsuz etkileri ele alınmaktadır. Söz konusu krizlerin yapısal farklılıkları sonucu ortaya çıkan etkilerin farklılıklarının değerlendirilebilmesi adına dünya genelinde, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelere ait; rezerv miktarları, enflasyon, büyüme, mal ve ürün ihracat değerleri, mal ticaret hacmi verileri ile hava kargo taşımacılığı yapan firmaların toplam yük trafiği ve elde ettikleri toplam gelirler incelenmiştir. Bu kapsamda 2008 krizinin etkilerini değerlendirmek için seçilen zaman aralığı 2008-2009 yılları iken Covid-19 Pandemisi için seçilen zaman aralığı 2019-2020'dir. Bununla beraber dünya üzerinde hava kargo pazarının yaklaşık olarak %80,3'ünü oluşturan 21 adet hava taşımacılığı firmalarına ait yıllık faaliyet raporları içerisinden araştırmanın zaman aralığına uygun olanlar belirlenmiş ve söz konusu faaliyet raporları içerisinde yer alan; kargo gelirleri, toplam aktifler, toplam özkaynaklar, cari oran ve toplam yükümlülük verilerindeki değişimler üzerinden Wilcoxon ve T Testi sınamaları yapılarak anlamlı bir sonucun elde edilip edilemeyeceğine bakılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen sonuçlara göre kargo gelirleri bazında her iki krizinde firmaların geneline yaygın bir etki gösterdiği anlaşılmış, hava kargo taşımacılığının sürdürülebilirliği açısından gelecekteki yaşanması muhtemel kriz süreçlerini en az olumsuz etkilerle yönetilebilmesi için çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Dünyada küresel finansal krizden korunma önlemleri ve finansal kriz öngörüsünün modellenmesi
Dünyada küresel finansal krizden korunma önlemleri ve finansal kriz öngörüsünün modellenmesinin amaçlandığı çalışmada; finansal krizin tanımına yer verilmiş olup, nasıl tanımlandığı açıklanmış ve krizle ilgili kuramlardan bahsedilmiştir. Finansal kriz nedenlerine değinilerek, finansal kriz türlerine ve kapsamlarına yer verilmiştir. Dünyada yaşanan finansal krizlerden ve Türkiye'de yaşanan krizlerden bahsedilerek krizlerin modelleri ve krizlerin nasıl ortaya çıktığı tarihçe olarak anlatılmıştır. Tarihsel süreç içinde yaşanan ekonomik krizlerden etkilenen ülkelerin aldıkları önlemlerden genel olarak bahsedilirken, Amerika, Avrupa Birliği ülkeleri, Uzak doğu ülkeleri, Benelux ülkeleri ve Türkiye başlıkları altında krizden etkilenen ülkelerin kriz sonrası kayıplarını onarmak için aldıkları önlemler anlatılmıştır. Krizlerin ülkeleri ne şekilde etkilediğinden ve krizden en çok etkilenen ve en az etkilenen ülkelerden bahsedilmiştir. Krizden etkilenen ve daha az etkilenen ülkeler ele alınarak bunlar arasından çok etkilenen ülkeler olarak Amerika, Arjantin, Türkiye ve az etkilenen ülkeler olarak, Almanya ve Çin seçilerek bu ülkeler hakkında bilgi verilmiştir. Çalışmada finansal krizden daha az etkilenmek için küresel çözüm bağlamında neler yapıldı konusu da irdelenmiştir. Çalışmada krizi öngörmek mümkün mü sorusuna cevap aranmış ve bu konuda da araştırmalar yapılmıştır. Kriz öngörü modelleri konusunda yapılan çalışmalar için literatür taraması yapılmış ve özetlenmiştir. Kriz modelleri teknik ve uygulamalı olarak anlatılmıştır. Krizi öngörmek mümkün mü sorusuna yanıt olarak teknik ve uygulamalı kriz öngörü modellerine yer verilmiştir. Kriz öngörü modellerine cevap veren erken uyarı sistemlerinden, ülkelerin kırılganlıkları konusundan ve finansal baskı endeksinden bahsedilmiştir. Seçilmiş ülkeler kırılganlık göstergeleri tabloları üzerinden incelenmiş ve ülkelerin kırılganlığı konusunda yorumlar yapılmıştır. Ülkelerin krizi öngörebilmeleri için bütünsel bir model önerilmiştir. Yine ülkelerin krizi öngörebilmesi için kendi bütünsel (Holistik) modellerini kendi göstergeleri ile saptayarak modeli çalıştırmaları ve krizi öngörmeleri önerilmiştir. Uygulama olarak Türkiye için yıllık veriler kullanılarak holistik model çalışması yapılmış ve ihracatin ithalatı karşılama oranı, dış ticaret dengesi/GSYİH oranı, yurt içi kredi hacmi, sanayi üretim endeksi, bütçe dengesi/GSYİH oranı ve kısa vadeli dış borç stoku/ GSYİH oranı anlamlı bulunmuştur. Holistik model altında farklı göstergeler kriz göstergesi olarak anlamlı bulunarak bu göstergelerin kriz tahmininde kullanılabileceği sonucuna varılmıştır. Ayrıca kırılganlığı etkileyebilecek değişkenlerin tek bir modele indirgenerek test edilmesinin daha doğru olacağı önerisi ile finansal kriz tahmin model çalışması yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda ise TL faiz-USD faiz ile M2 Uluslararası Rezerv Oranı kriz göstergesi olarak anlamlı bulunmuş olup, kriz tahmincisi olabilecekleri saptanmış ve beklenti tahmin sonuçları hesaplanmıştır. Bu çalışmada her ülkenin kendi kriz göstergelerini holistik bakış açısı ile saptayıp finansal kriz tahmin model analizine tabi tutup saptayarak kriz öngörüsünde bulunabileceği önerilmektedir.
The analysis of 2008 global economic crisis: The case of Turkish manufacturing industry
This study aims to analyze the impact of the 2008 global economic crisis on Turkish manufacturing industry. Economic impacts of crisis have long been investigated; however, this study differentiates by using a new perspective on the issue. Micro-econometric differences in differences method is used in junction with forecasting method. In the study, importance of the manufacturing industry is revealed for Turkish economy by analyzing all sectors operating in the economy. This study also aims to predict what would have happened in the Turkish economy, if the 2008 crisis did not exist and whether the manufacturing industry showed early signals or not. Results indicate that profit levels of Turkish manufacturing sector are affected from the 2008 global economic crisis at two digit sub-sectors level and showed early signals for the crisis. Further, it was found that profit values of manufacturing sector bounced back and even actual profits exceeded the estimated profits in the later years.
Küresel ekonomik kriz ve Avrupa borç krizinin Türkiye hisse senedi piyasası üzerindeki etkileri: Olay çalışması yaklaşımı
Dünya, son yirmi yılda iki önemli ekonomik krizle karşılaşmıştır. Bunlardan biri küresel ekonomik kriz, diğeri ve daha güncel olanı ise Avrupa borç krizidir. Her iki ekonomik kriz de dünyadaki ülkeler üzerinde geniş bir dramatik etki yaratmıştır. Bu dramatik etki, hisse senedi piyasalarında yaşanan düşüş, iflaslar, işsizliğin artması, yaşam koşullarının zorlaşması ile örneklenebilir. Bu çalışmanın ana amacı birbirini takip eden iki ekonomik krizin Borsa İstanbul'u nasıl etkilediğini araştırmak ve kriz dönemlerinde piyasanın etkinliğini analiz etmektir. Bu amaçla, BIST'in küresel ekonomik kriz ve Avrupa borç krizi haberlerine olan duyarlılığı, olay çalışması yöntemiyle tahmin edilmiştir. Bu çalışmada yirmi yedi ekonomik, politik ve sosyal haber, olay olarak kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler 2000 - 2017 yılları arasındaki BIST100 (XU100), BIST Mali (XUMAL), BIST Sınai (XUSIN) ve BIST Hizmetler (XUHIZ) endekslerinin günlük kapanış fiyatlarıdır. Çalışma sonucunda her iki kriz döneminde de anlamlı negatif anormal ve kümülatif anormal getirilere rastlanmıştır, ancak bunlar küresel finansal kriz döneminde miktar olarak daha fazladır. Bu nedenle küresel ekonomik krizin Borsa İstanbul üzerinde Avrupa borç krizinden daha fazla negatif etkisi olduğu görülmüştür. Ayrıca, bu kriz dönemlerinde piyasadan anlamlı kümülatif anormal ve anormal getiriler elde edilmesi nedeniyle piyasanın etkin olmadığı sonucuna varılmıştır.
The performance of national innovation systems during the global crisis: A cross-country analysis
After the 2007 financial crisis and with the rise of information and communication technologies, the main driver of sustainable growth shifted from capital accumulation to innovation driven and knowledge based economy. This focus on knowledge and innovation lead countries' and regions to constitute innovation strategies and plans in order to use scarce resources efficiently and maximize the value added by innovation to economic and social welfare. In this study, two alternative models with two different approaches of Data Envelopment Analysis (DEA) under two different specifications (input-oriented and output-oriented) are utilized to trace innovation performance across 58 countries during the global crisis period from 2007 to 2012. The empirical evidence reveals the negative effects of 2008 crisis are reflected to innovation efficiencies of countries in 2008 in the base model and 2009 in the lag model. In addition, grouping countries according to their GDP and GDP per capita and implementing two different models prove that there could be differences in the innovation efficiency results since DEA model shows the innovation efficiency in comparison with the other countries' efficiency. Lastly, with the data it is proven that higher GDP or higher GDP per capita do not lead to high innovation efficiency.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın bağımsızlığı ve 2008 küresel finans krizi sonrası Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın uyguladığı yeni para politikası araçlarının değerlendirilmesi
Geçmişi 17. yüzyıla dayanan merkez bankalarının 20. yüzyılda ülke ekonomilerinin gelişimindeki rolü çok daha önem kazanmış ve merkez bankalarının üzerine düşen sorumluluk gittikçe artmıştır. Bu doğrultuda merkez bankalarının üzerine düşen görevleri başarılı bir şekilde yerine getirebilmeleri için bağımsız olmaları zorunlu hale gelmiştir. Bu çalışmam da merkez bankası bağımsızlığı çerçevesinde TCMB'nin bağımsızlık derecesini incelemeye çalıştım. Merkez bankalarının bağımsızlığının en önemli göstergelerinden biri uyguladıkları para politikalarındaki başarılarıdır. 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında merkez bankaları, temel amaçları olan fiyat istikrarının yanına bir başka temel amaç olan fiyat istikrarını da eklemişlerdir. Bu çalışmama da TCMB'nin bağımsızlığıyla beraber 2008 Küresel Kriz 'den sonra Banka'nın uygulamaya koyduğu yeni politika araçlarını inceleyerek sonuçlarını değerlendirdim. TCMB 2001 yılında 4651 Sayılı Kanunla dünya ölçeğinde bir yasal bağımsızlığa kavuşmuştur. Fakat özellikle son yıllarda siyasal iktidar ile yaşanan gerilimler ve bunun sonucu olarak Banka'nın politika araçlarını kullanma konusunda çekimser kalması, Banka'nın bağımsızlığının yasalarla teminat altına alınmış olmasına rağmen fiiliyatta bunun tam olarak gerçekleşmediği anlamına gelmektedir. TCMB, 2008 Küresel Finans Krizi sonrasında geleneksel para politikası araçlarının etkinliğini artıracak değişiklikler yapmış ve buna ek olarak yeni para politikası araçları geliştirmiştir. Banka'nın kullandığı temel araçlar; politika faizi, faiz koridoru, zorunlu karşılıklar ve ROM, likidite yönetimi olarak sıralayabiliriz. Banka, elindeki araçları 2008 yılından itibaren etkin kullanarak ekonomide önemli iyileşmeler sağlamıştır. Fakat son dönemde politik bağımsızlığıyla ilgili yaşadığı sorunlardan ötürü özellikle politika faizi ve faiz koridoru araçlarını etkin kullanamadığını görmekteyiz. Son yıllarda TL'nin aşırı değer kaybetmesi ve enflasyon hedefinin bir türlü tutturulamaması da TCMB'nin para politikalarında istenilen düzeyde başarılı olmadığını bize göstermektedir.
Küreselleşme sürecinde, kurumsallaşma olgusunda yaşanan sorunlar ve kurumsal kültür oluşturma gerekliliği
Kurumsallaşma olgusunda yaşanan sorunların giderilebilmesi için işletme sahip ve yöneticilerinin kurumsal yönetim ilkelerini tekrar içselleştirip tüm paydaşları kapsayacak şekilde kurum kültürü haline getirilmesi gereğini ortaya çıkarmıştır. Çünkü kurumsallaşma olgusunda insan faktörü "çalışan" olduğundan sorunların çözümü "Kurum Kültürü" nde yatmaktadır.
Küresel krizlerin turizm üzerindeki ekonomik etkileri: COVID-19 pandemisi üzerine bir araştırma
Turizm iç ve dış çevrede meydana gelen her türlü olumsuz durum karşısında kolayca zarar gören bir yapıya sahiptir. Yaşanılan her durum turistik talebin düşmesine ve turizm işletmelerinin gelir kaybetmesine sebep olabilmektedir. Küresel krizler ise uluslarası özelliğe sahip olması sebebiyle turizme çok daha fazla zarar vermektedir. Söz konusu bu zararlar turizm hareketliliğinin azalması ile ortaya çıkan ekonomik krizler ortaya çıkartmaktadır. 2019 yılında küresel bir kriz olarak ilan edilen covid-19 salgını hem toplumsal hayatı hem de çalışma hayatını olumsuz etkilemiştir. Tüm sektörlerde olduğu gibi turizm sektörü de bu süreçte ciddi ekonomik sıkıntılar yaşamıştır. Bu tezin amacı, covid-19 pandemisinin turizm endüstrisi üzerindeki ekonomik etkilerini ortaya koymaktadır. Bu amaç doğrultusunda İstanbul ilinde bulunan dört ve beş yıldızlı otel işletmelerinde çalışan yöneticiler araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Turizm yöneticileri ile yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla yüz yüzü görüşme sağlanarak veriler toplanmıştır. Toplanan veriler oluşturulan mantıksal kodlar ile açıklanmaya çalışılmıştır. Araştırma sonucunda otel işletmelerinin bu süreçte ekonomik sorunlar yaşadığı ve bu sorunlarla başa çıkmak için kısa süreli ya da tamamen kapanma, iş görenlerin işten çıkarılması ve maliyetlerin azaltılması gibi önemler aldıkları görülmektedir. Pandemi sonrasıda işletmelerin yaşadıkları en önemli problem ise ekonomik sıkıntılar sebebiyle işten çıkan personelin geri dönmemesidir. Bu durum sektörde nitelikli personel sıkıntısını meydana getirmektedir. Anahtar Kelimeler: Küresel Krizler, Covid-19, Turizm Sektöründe Covid-19
Küresel iklim yönetişimi ve Türkiye
Küresel bir kriz boyutuna ulaşan iklim değişikliği, insanlığın yüz yüze kaldığı ve ivedilikle çözülmesi gereken en önemli meselelerden biri haline gelmiştir. İklim krizi ekosistemlerin ve insan yaşamının sürdürülebilirliğini tehdit etmektedir. Uluslararası toplum, UNFCCC altında oluşturulan küresel iklim yönetişimi kapsamında yaklaşık 30 yıldır iş birliği içerisinde iklim değişikliği ile mücadele etmeye çalışmaktadır. Akdeniz havzasında bulunan ve iklim değişikliğinin olumsuz etkilerine oldukça açık olan Türkiye, 2004 yılından itibaren bu yapının bir parçasıdır. Çalışma kapsamında küresel iklim yönetişimi tüm unsurları ile birlikte incelenmiştir. Çalışmada küresel iklim yönetişiminin nihai hedefini gerçekleştirmekten uzak olduğu belirlenmiştir. Bu durumun bir yansıması olarak başta Küçük Ada Devletleri olmak üzere savunmasız toplulukların insan haklarının zedelendiği ortaya konmuştur. Bu bağlam içerisinde iklim değişikliği ile mücadelede ekolojik sürdürülebilirliğin, hakkaniyet ve adaletin öncelenmesi gerektiği ve bu doğrultuda başarıya ulaşılabileceği değerlendirilmiştir. Çalışmada Türkiye'nin iklim politikalarının dağınık, tutarsız ve gerçeklikten uzak olduğu ve hem küresel hem de ulusal düzeyde iklim değişikliği ile mücadele için yeterli olmadığı tespit edilmiştir. Çalışma kapsamında iklim politikalarına koşut olarak, iklim değişikliği ile mücadeleye yönelik oluşturulan yönetsel yapının istikrarlı, kapsayıcı ve etkin olmadığı belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: İklim Değişikliği ile Mücadele, İklim Yönetişimi, İklim Adaleti, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi, Paris Anlaşması, Taraflar Toplantısı, Küresel İklim Müzakereleri, Azaltım, Uyum, Kayıp ve Zarar, Savunmasız.
Doğrudan yabancı yatırımlar ve kurumsal kalite küresel finansal kriz öncesi ve sonrası için karşılaştırmalı bir analiz
Dünyada ulaşım ve iletişim kanallarının gelişmesi ve teknolojik kazanımların artması ile birlikte küreselleşme hız kazanmıştır. Küreselleşme ile birlikte ülkelerin karşılıklı bağımlılıkları artmış ve finansal entegrasyonu da beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda sermaye hareketlerindeki kısıtlamalar önemli ölçüde azaltılmış ve sermaye akımlarının belirleyicileri önemli bir konu haline gelmiştir. Sermaye akımlarını belirleyen faktörler arasında son yıllarda kurumsal kalite kavramı öne çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı doğrudan yabancı yatırımlar ile kurumsal kalite arasındaki ilişkiyi analiz etmektir. Dünyadaki doğrudan yabancı yatırımların ortalaması alınarak ortalama üzerinde ve altında kalan ülkeler; en çok doğrudan yabancı yatırım çeken ve en az doğrudan yabancı yatırım çeken ülkeler olarak belirlenmiştir. 2008 küresel finansal krizinin doğrudan yabancı yatırımların yapısında önemli etkilere sahip olması nedeniyle kriz öncesi (1996-2007) ve kriz sonrası (2008-2021) dönemler için statik ve dinamik modellerle ampirik analizler gerçekleştirilmiştir. Çalışma sonucunda; Temel Bileşen Analizi ile oluşturulmuş kurumsal kalite endeksinin kullanıldığı analizde kurumsal kalite endeksi ile DYY arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanamamıştır. Kurumsal kalitenin alt göstergeleri ile yapılan analizler sonucunda; politik istikrar göstergesinin kriz öncesi dönemde en çok DYY çeken ülkelerde, kriz sonrası dönemde ise en az DYY çeken ülkelerde DYY üzerinde pozitif etkisi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca kurumsal kalite alt göstergelerinden hükümet etkinliğinin, kriz öncesi dönemde en az DYY çeken ülkelerde DYY girişleri üzerinde negatif etkileri olduğu saptanmıştır. Son olarak ticarete açıklık ve finansal gelişmenin DYY üzerinde önemli etkileri olduğu tespit edilmiştir.
1929 ekonomik buhranı ve Türkiye'ye olan etkisi
Geçmiş yıllara bakıldığında dünyada çeşitli nedenlerle çok sayıda ekonomik krizin yaşandığı görülmektedir. Bu krizlerden bir tanesi de 1929 yılında New York borsasının çöküşüyle başlayan ekonomik kriz olmuştur. 1929 Ekonomik Buhranı olarak da bilinen bu kriz, başta ABD olmak üzere Avrupa ve birçok ülkenin ekonomisine olumsuz şekilde etki etmiştir. Bu buhran dünya genelindeki mal ve hizmet fiyatlarının düşmesi, talebin azalması ve buna bağlı olarak ticaret hacminin daralması gibi birçok olumsuz etkisi bırakmış ve tüm dünyayı derinden yaralamıştır. Sanayi devrimi ile başlayan makineleşme sayesinde üretim seviyesinde büyük artışlar meydana gelmiştir. Bu da arz yönlü ekonominin sosyal yapıya egemen olmasına neden olmuş ve ekonominin talep yönü bu dönemde pek fazla dikkate alınmamıştır. Üretime gereğinden fazla verilen bu öneme ek olarak tüketici ihtiyaçlarının göz ardı edilmesi ve tüketimin doyum noktasına gelmesi ile birlikte kriz ortaya çıkmıştır. Bu bağlamda çalışmada 1929 Ekonomik Buhranı ve Türkiye'ye Olan Etkisi incelenmektedir. Çalışmanın birinci bölümünde 1929 yılında Dünya Ekonomisi ile 1929 Büyük Buhranın ortaya çıkışı ele alınmaktadır. Çalışmanın ikinci bölümünde 1929 ekonomik buhranın Türkiye ekonomisi üzerindeki etkilerine yer verilmektedir. Buna göre ikinci bölümde ele alınan konuların başında 1929 Buhranı öncesinde Türkiye Ekonomisi, Lozan Anlaşmasının iktisadi açıdan önemi, İzmir İktisat Kongresi, 1929-1930 yılları arasında Türkiye Ekonomisi ve 1929 Buhranının Türkiye Ekonomisi üzerindeki etkileri yer almaktadır. Çalışmanın üçüncü bölümünde ise 1929 Ekonomik Buhran sonrası çözüm politikaları konusuna değinilmektedir. Bu bölümde ele alınan konular ise 1929 Ekonomik Buhrana yönelik alınan önlemler, devletçilik, kriz ve dış ticaret açığı, dış ticaret rejiminde reformlar ve para kambiyo, vergi düzenlemeleri ve gümrük tarifesi, sanayileşme planları ve milli iktisat ve tasarruf cemiyetidir. Anahtar Kelimeler: Ekonomik Buhran, 1929 Ekonomik Buhranı, Sanayileşme
Küresel belirsizliğin makroekonomik etkileri: Karşılaştırmalı bir analiz
Dünya ekonomilerinin iktisadi, sosyal ve politik anlamda daha yüksek bir küreselleşme düzeyine ulaşması, ülkeleri küresel ölçekte ortaya çıkan sorunlara daha duyarlı hale getirmektedir. Bu süreç, ülkelerin kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan belirsizliklere ek olarak ortak küresel belirsizlik şoklarının yıkıcı etkilerine daha fazla maruz kalmalarına neden olmaktadır. Bu çalışmada küresel belirsizliğin makroekonomik etkileri araştırılmıştır. Çalışmada küresel belirsizliğin çıktı düzeyi, yatırım harcamaları, hanehalkı tüketim harcamaları, ihracat ve tüketici fiyatları endeksi olmak üzere beş temel makroekonomik değişken üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. Kullanılan veri seti G7 ülkeleri, yükselen piyasa ekonomileri ve düşük gelirli ülkelere ait 1990-2019 dönemi yıllık verilerinden oluşmaktadır. Panel CS-ARDL modeli tahmin sonuçlarına göre küresel belirsizlik G7 ülkelerinde yatırım harcamaları ve ihracatı kısa dönemde negatif yönde etkilemektedir. Uzun dönemde ise anlamlı etkiler bulunamamıştır. Yükselen piyasa ekonomileri ve düşük gelirli ülkelerde ise küresel belirsizliğin çıktı düzeyi, yatırım harcamaları ve ihracat üzerinde uzun dönemli negatif etkileri bulunmaktadır. Tüketim ve fiyat düzeyi değişkenleri üzerinde ise tüm ülke grupları için elde edilen sonuçlar istatistiksel olarak anlamsızdır. Ampirik bulgular, küresel belirsizliğin makroekonomik etkilerinin üretim, yatırım ve ihracat kanalıyla ortaya çıktığını göstermektedir. Bununla beraber elde edilen sonuçlar, gelişme düzeyi yüksek ülkelerin küresel belirsizlik şoklarından daha az etkilendiğini göstermektedir.
Finansal krizler kapsamında Avrupa borsaları ile Borsa İstanbul arasındaki oynaklık ilişkisinin dinamik koşullu korelasyon modelleri ile analizi
Çalışmanın temel amacı; 2008 Küresel Krizi, Yunanistan Borç Krizi ve Avrupa Borç Krizi'nin, Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkilerini değiştirip değiştirmediğinin belirlenmesi, oynaklık ilişkilerinde asimetri etkisinin varlığının test edilmesi ve oynaklık ilişkilerinde değişime neden olan spesifik olayların tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkileri, krizler baz alınarak belirlenen dönemler itibariyle dinamik koşullu korelasyon modelleri ile analiz edilmiştir. Yapılan analizlerle oynaklık ilişkilerinde asimetri etkisi bulunmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte belirtilen krizlerin Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkilerini değiştirdiği tespit edilmiştir. Krizlerin ardından koşullu korelasyonların genel olarak kısa süreyle arttığı ve değişken bir yapı gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca 2008 Küresel Krizi ve Yunanistan Borç Krizi'nin genel olarak borsalar arasındaki oynaklık ilişkilerinde şokların kısa ve uzun dönem kalıcılığını değiştirdiği belirlenmiştir. Belirlenen dönemlerde ülkeye özgü spesifik olayların yanında uluslararası gelişmelerin de koşullu korelasyonlarda değişime neden olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda analizlerden elde edilen bilgilere bağlı olarak benzer krizlerin yaşanması durumunda yatırımcılara uluslararası portföy çeşitlendirmesinde kullanabilecekleri bilgiler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal krizler, Borsa İstanbul, Avrupa borsaları, oynaklık ilişkisi,dinamik koşullu korelasyon modelleri.