Koruma
122 theses under this subject heading
Suriyeli göçmen çocukların 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu kapsamında değerlendirilmesi: Hatay örneği
5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu, 2011 yılından itibaren ülkemize giriş yapmış olan göçmen çocuklarında korunmasıyla ilgili bir yasadır. Bu yasa çerçevesinde ihmal ya da istismara uğramış çocuklara danışmanlık, eğitim, bakım, sağlık ve barınma gibi tedbirler uygulanmaktadır. En fazla göçmen barındıran illerin başında gelen Hatay İli, söz konusu kanun kapsamındaki uygulamalara da bir manada merkez olmuştur. Bu sebeple çalışmamızda Hatay İlinde bulunan göçmen çocuklara danışmanlık, eğitim, barınma, bakım ve sağlık tedbirlerinin ne oranda sağlanabildiği üzerinde durulmuştur. Bu meyanda hem Türkiye genelinde hem de göçmen nüfusun yoğun olduğu diğer illerde yapılan uygulamalar değerlendirilmiştir. Hatay ilindeki çocukların topluma sosyal uyumu ve kayıp nesil olmamaları konusunda neler yapılabileceği hususunda öneriler getirilmesi ve saha çalışmalarında kullanılabilecek analizler yapılması tasarlanmıştır. Yapılan genel değerlendirmede ise Çocuk Koruma Kanunu kapsamında göçmen çocuklara da uygulanan tedbir kararlarının göçmen çocukların kayıp nesil olmamaları, eğitim almaları ve aileleri ile sosyal uyumu üst düzeyde gerçekleştirmeleri için kritik bir öneme sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Kanunun uygulanmasında göçmen çocuklar özelinde yeni düzenlemelere ihtiyaç olduğu ve yeni sosyal politikaların gerektiği düşünülmektedir.
19. yüzyılda Adana vilayetindeki kamu yapıları
Osmanlı Devleti'nde 18.yy başında etkisi hissedilen Batılılaşma dönemi, 19. yy ile birlikte en üst seviyeye ulaşmıştır. 19.yy ile birlikte Osmanlı Devleti'nin geçirdiği değişim ve dönüşüm süreci hızlanmışır. 1839 Tanzimat Fermanı'nın ardından Osmanlı devlet kurumlarında köklü değişimler yaşanmış, bunun sonuçlarından biri olarak Osmanlı'da kamusal alanda batıya uyumlanmayı sağlayan yeni yapı türleri ortaya çıkmıştır. Bu yapı türleri İstanbul'dan başlayarak bütün Osmanlı coğrafyasında varlığını hissettirmiştir. Bu araştırmada; idari olarak 1869 yılında kurulan Adana Vilayeti'nde yönetim, eğitim, ulaşım, askerlik ve sağlık alanlarında yaptırılan yeni yapı türlerinin tespit edilmesi, bunların vilayet içerisindeki dağılımlarının, mimari biçimlenişlerinin, günümüzdeki durumları ve koruma sorunlarının araştırılarak ortaya konulması hedeflenmiştir. Tez çalışmasının ilk bölümünde; literatür özeti, çalışmanın amacı, orijinal katkı, kapsam ve yöntem açıklanmıştır. İkinci bölümde; yapıların nasıl bir ortamda üretildiklerini aktarmak için Adana Vilayeti'nin 19.yy'da içinde bulunduğu durum sancak ve kazaları da dâhil olmak üzere idari, ekonomik, toplumsal ve mimari altyapısı ile birlikte ele alınmıştır. İdari yapıda; Adana'nın vilayet yönetimine geçişi, belediye örgütünün kurulması, kentin oluşumunda etkin olan valiler ve etkinliklerinden söz edilmiştir. Ekonomik yapıda; Adana Vilayeti'nin ekonomisinin dayandığı temeller, geçim kaynakları, üretim yapılarının çeşitleri ve sayıları verilmiştir. Toplumsal yapıda; göçlerden, vilayet genelindeki nüfusun etnik çeşitliliği ve yaşam tarzlarından, Müslüman ve gayrimüslim nüfus oranları ile bölgelere dağılımlarından bahsedilmiştir. Mimari alan için ise vilayet merkezi ve önemli sancakların kentsel boyuttaki mimari oluşumları anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde; Adana Vilayeti sınırları içerisinde 1869-1930 yılları arasında yaptırılan yapılar, yönetim, eğitim, ulaşım, askeri ve sağlık yapıları başlıkları altında ayrılarak mimari özellikleriyle ele alınmıştır. Her bir başlık altında yapılar, günümüzde mevcut olan ve olmayan yapılar olarak ikiye ayrılmıştır. Günümüzde mevcut olan yapılar bölümünde, alan çalışmasında yerinde tespit edilen yapılara yer verilmiştir. Günümüzde mevcut olmayan yapılar bölümünde ise bahsedilen tarih aralığında inşa edilip günümüze ulaşamayan ya da sadece proje olarak tasarlanıp uygulaması gerçekleştirilmeyen yapılar, eski fotoğraflar ve Osmanlı arşivinden elde edilen özgün çizimlerine dayanarak anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, günümüze ulaşan yapılar katalog halinde düzenlenerek, koruma sorunları açısından ele alınmıştır. Katalog fişinin ilk bölümü yapının tanıtımı, yeri ve mimari özelliklerinden oluşmakta; ikinci bölümünde ise bozulma nedenleri, geçirdiği müdahaleler, taşıyıcı yapı ve korunmuşluk durumlarına yönelik tespitler yer almaktadır. Bu bölümde, oluşturulan katalog fişlerinden ve yapılan tespitlerden yola çıkarak yapıların korunmasına yönelik yaklaşım ilkeleri sunulmuştur. Son bölümde ise tez çalışmasının genel bir değerlendirmesi yapılarak, araştırma genelinde ulaşılan sonuçlar açıklanmıştır.
Erzincan'da yayılış gösteren bazı endemik bitki türlerini tehdit eden ekolojik ve genetik faktörlerin belirlenmesi
Onosma discedens Hauskkn. & Bornm. (Boraginaceae) , Teucrium leucophyllum Montbret & Aucher ex Bentham (Lamiaceae), Verbascum calycosum Hauskkn. ex Murb. (Scrophulariaceae) ve Verbascum alyssifolium Boiss. (Scrophulariaceae) Erzincan yöresinde oldukça dar yayılış alanına sahip nadir endemik bitki türlerindendir. İlk 3 tür Türkiye Bitkileri Kırmızı Kitabında nesli tükenmiş (EX) olarak kayıt edilmişlerse de son yıllarda bölgede yapılan arazi çalışmalarında orijinal lokalitelerinden yeniden toplanmıştır. Bugüne dek bu 4 türün korunmasına yönelik herhangi bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma kapsamında O. discedens, T. leucophyllum, V. calycosum ve V. alyssifolium'un genetik çeşitlilik seviyeleri ISSR belirteçleri kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca, bölgede yapılan kapsamlı arazi çalışmalarıyla türlerin yayılış gösterdikleri olası yeni lokaliteler kaydedilmiştir. Her bir tür için üretilen sağlıklı tohum sayısı belirlenmiş, bu tohumların doğal ortamında ve laboratuvar koşullarında çimlenme başarısı araştırılmıştır. Bunun yanında, türlerin yayılış alanlarının toprak özellikleri ile toprak-bitki ilişkileri incelenmiştir. Bu çalışma, O. discedens, T. leucophyllum, V. calycosum ve V. alyssifolium'un türlerinin yok olma risklerini oluşturan genetik ve ekolojik faktörleri aydınlatmak ve türlerin korunmalarına yönelik önerilerde bulunmak için önemli veriler sağlamaktadır.
Temporary protection in International Law
In history, asylum movements originated from religious and ethnic intolerances, nowadays mostly due to wars among countries, civil wars, revolutions, foreigner state occupations, discriminating and repressive regimes with regards to race, religion, language and ethnic origin. Agreements, protocols, regulations and circulars have been developed nationally and internationally for creating a legal basis and giving legal descriptions of asylum and international protection. The basic convention related to asylum is the 1951 Geneva Convention and the basic protocol is the 1967 Protocol. Turkey accepted this convention and protocol with geographical limitation and put the 1994 Regulation into force. Then, as the first immigration law "Law on Foreigners and International Protection" entered into force. By taking as a basis of the Article 91 of this law, the 1994 Regulation lost its effect and was replaced by The Temporary Protection Regulation. There are three types of international protection in Turkish Law: refugees, conditional refugees, and secondary protection. Temporary protection, is not accounted among the types of international protection under the LFIP. Temporary Protection status is only provided when the Council of Ministers decides and provided to foreigners who were forced to leave their countries in mass influxes, who entered another country collectively, sought urgent protection and who are expected to return to their home countries when the life-threatening situations have passed. In its history, Turkey has hosted large numbers of protection seekers. Bosnians, Iraqis, and now Syrians are examples of temporarily protected people. Key Words: International Protection, Temporary Protection, Temporary Protection Regulation, Syrians
Farklı muhafaza şekillerinin tanelenmiş nar meyvelerinin (Punica granatum L.) fiziksel ve kimyasal özellikleri üzerine etkisi
Çalışmada, nar meyvesinin pratik kulanımı amaçlı muhafazası için Hicaznar çeşidinde -18 0C ve +4 0C sıcaklıkta, vakumlu ve vakumsuz paketlerde 5 ay boyunca muhafaza edilen nar tanelerinin meyve kalitesindeki değişimleri incelenmiştir. Bu amaçla başlangıçta ve birer aylık aralıklar ile ağırlık kaybı, suda çözünebilir kuru madde (%), titre edilebilir asitlik (g/100mL), tat ve toplam fenol (mg GAE/100g), FRAB ve ABTS yöntemlerine göre toplam antioksidant (mg TE/mL), toplam antosiyanin (mg/mL) analizleri yapılmıştır. Aynı zamanda sıcaklık ve paketleme uygulamalarının nar tanelerinde mikroorganizma popülasyonu üzerine etkileri belirlenmiştir. Meyveler kapalı paketlerde muhafaza edildiği için ağırlık kaybı görülmemiştir. Muhafaza sonunda suda çözünen kuru madde miktarlarında azalış, pH değerleri ve titre edilebilir asit miktarında kısmi bir artış izlenmiştir. Depolama süresince -18 °C ortamda vakumlu pakette muhafaza edilen nar tanelerinin tat kalitesinin daha iyi olduğu, toplam fenol, antioksidant ve antosiyanin içeriğinin daha iyi korunduğu saptanmıştır. Aynı zamanda mikroorganizma sayımlarına bakıldığında en uygun sıcaklık ve paketleme yönteminin vakumlu -18 0C olduğu tespit edilmiştir. Tüm değerlendirilen özellikler yönünden nar meyvesi tanelenmiş olarak muhafaza yapıldığı zaman en uygun sıcaklık ve paketleme yönteminin vakumlu -18 0C olduğu belirlenmiştir.
Kültür varlıklarının korunması ve sergilenmesi kapsamında: Apollonia ad Rhyndacum Nekropolü açık hava müze önerisi
Kültür Varlıklarının Korunması ve Sergilenmesi Kapsamında: Apollonia ad Rhyndacum Nekropolü Açık Hava Müze Önerisi Kültür varlıklarını koruma bilinci 19. yüzyılda Avrupa'da gelişim göstermeye başlamıştır. Çağdaş ve bütüncül koruma ilkelerinin temelleri bu dönemde atılmıştır. Kültür varlıkları bulunduğu çevre ile birlikte değerlendirilmelidir. Bütüncül koruma anlayışının yansıması olarak koruma ve sergileme uygulamaları kapsamında açık hava müzeleri, çalışmanın amacını oluşturmaktadır. Tez çalışması hazırlanırken ulusal ve uluslararası mevzuatlar ve açık hava müze örnekleri irdelenmiştir. Elde edilen sonuçlar ile tez dört bölümden oluşturulmuştur. İlk bölümde çalışmanın ana materyali olan kültür ve kültür varlıkları kavramları incelenmiştir. İkinci bölümde ise ulusal ve uluslararası mevzuatlarda kültür varlıklarının korunması ve korumanın gelişim sürecine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise çalışmanın ana konusunu oluşturan kültür varlıklarının koruma ve sergileme yaklaşımı olarak açık hava müzeleri ele alınmıştır. Açık hava müzelerinin oluşturulma kriterlerinde Kültürel Miras Alanlarının Yorumlanması ve Sunumu Tüzüğü baz alınmıştır. Dördüncü bölümde ise Apollonia a.R. Kenti ve kentte yer alan nekropol alanı irdelenmiştir. Nekropol alanındaki çalışmalardan bahsedilmiştir ve yapılması öngörülen açık hava müzesinde kullanılması planlanan bilgilendirme tabelaları sunulmuştur.
Ihlara (Kapadokya) özel çevre koruma bölgesi ve yakınçevresi örneğinde koruma kullanma dengeli planlamaların oluşturulmasında kriterlerin saptanması
oz DOKTORA TEZİ IHLARA (KAPADOKYA) ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGESİ VE YAKIN ÇEVRESİ ÖRNEĞİNDE; KORUMA-KULLANMA DENGELİ PLANLAMALARIN OLUŞTURULMASINDA KRİTERLERİN SAPTANMASI Ömer GULKAL ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ PEYZAJ MİMARLIĞI ANABİLİMDALI Danışman: Prof. Dr. Erdoğan GÜLTEKİN Yıl. 1999, Sayfa 212 Jüri: Prof. Dr. Erdoğan GÜLTEKİN Prof. Dr. Türker ALTAN Prof. Dr. Hayran ÇELEM Aksaray İli sınırlan içerisinde ve İlin 25 km güneydoğusunda, 34° 16' enlem, 3 8° 15' boylamın kesiştiği noktada yer alan Ihlara Vadisi, bu çalışmanın odağım oluşturmaktadır. Özel Çevre Koruma Bölgesi olarak ilan edilen bölge ise 58 km2 lik bir alanı kaplamaktadır. Doğal ve kültürel değerler açısından büyük bir kaynağa.sahip olan Ihlara Vadisi ve yakın çevresinin doğal yapısını oluşturan jeolojisi, toprak, iklim, hidroloji, flora ve faunası detaylı olarak araştırılmıştır. Bölgenin kültürel yapısını oluşturan tarihi ve arkeolojik değerler, tarım, turizm ve rekreasyon potansiyeli gibi özellikleri de ayrıntılı olarak incelenmiştir. Uzmanlar, yöre halkı, yerli ve yabancı ziyaretçiler olmak üzere 4 hedef grubu üzerinde anket çalışması uygulanmış, kullanımlarla ilgili talep, eğilim ve gereksinimler belirlenmiştir. Araştırmanın koruma ve kullanma açısından iki farklı yönü olması sebebiyle, mevcut alan kullanımlarının koruma ve kullanma ağırlıklı olarak belirlenmesine çalışılmıştır. Bu amaçla yürütülen ikinci anket çalışması, uzmanlar, kamuoyu ve karar mercileri üzerinde uygulanarak, koruma-kullanma kriterleri saptanmış, konuyla ilgili öneriler geliştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; Ihlara (Kapadokya) Özel Çevre Koruma Bölgesi ve yakın çevresinin genelde koruma ağırlıklı olarak kullanılması, daha uygundur. I
Birecik Baraj Gölü alanı bitkileri, tehlike sınırları ve korunması
öz DOKTORA TEZİ BİRECİK BARAJ GÖLÜ ALANI BİTKİLERİ, TEHLİKE SINIFLARI VE KORUNMASI MUSTAFA ASLAN ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ BİYOLOJİ ANABİLİM DALI Danışman Yrd. Doç. Dr. Necattin TÜRKMEN Yıl : 2002, Sayfa ; 182 Jüri : Yrd. Doç. Dr. Necattin TÜRKMEN Prof. Dr. Atabay DÜZENLİ Prof. Dr. Hasan ÖZÇELİK Doç. Dr. K.Tuluhan YILMAZ Yrd. Doç, Dr. Halil ÇAKAN Bu araştırma; 1997-2001 yıllan arasında C 7 ve C 8 karesinde yer alan Birecik Barajı ve çevresindeki bitkilerin; floristik özelliklerini, tehlike sınıflarını ve tıbbi bitkilerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Alandan yaklaşık olarak 1200 bitki örneğinin değerlendirmesi ile 71 familyadan 309 cins ve 621 tür ve türaltı seviyesinde takson saptanmıştır. Bu taksonlardan 107 'si C6 ve C7 karesi için yeni kayıt olarak belirlenmiştir. Tesbit edilen bitkilerin 16'sı (% 2.57) ülkemiz için endemiktir. Physalis ixocarpa Brot. ex Hornem. (Solanaceae) Türkiye florası için yeni bir kayıttır. Toplam 621 taksonun l'i Ptmdophyta, 620'si Spermatophyta divizyonlanna aittir. Gymnospermm alt divizyosu I taksonk, Angiospermae alt 4ivizyosu 619 taksonla temsil edilmiştir. Angiosperm'lerden 71 'i Monocotyledoneae, 548'i Dicotyledoneae sınıfına aittir. İhtiva ettikleri takson sayısına göre, çalışma alanındaki büyük familyalar; Fabaceae (113), Asteraceae (78), Poaceae (48), Brassicaceae (39), Lamiacae (33), Apiaceae (30), Çaryophyllaceae (22), Scrophukmaceae (18), Papaveraceae (14), Rosaceae (14) Ranunculaceae (13), Bomginaceae (13), Euphorbiaceae (12), Solanaceae {11) ve Liliaceae (10)'dır. Araştırma alanında fîtocoğrafik elementlerin dağılımı şöyledir; İran-Turan 138 (% 22.2), Akdeniz 114 (% 18.25), Avrupa-Sibirya 20(% 3.21), Kozmopolit 12 (% 1.93), Saharo- Indıan 1 (% 0,16) ve 336 (% 54.1) taksonun fitoçoğrafik bölgesi bilinmemektedir. IUCN Red Data Booka' göre 33 takson tehlike kategorilerine girmektedir. Bu bitkilerden 16'sı endemik, 17'si de endemik olmayan taksonlardır. Bu araştıma da 41 takson tıbbi bitki olarak tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler : Flora, GAP Bölgesi, Birecik Barajı, tehlike altındaki bitkiler, halk ilaçlan.
Mısır Asyut Tarihsel Kenti koruma ve rehabilitasyonu
Kahire'nin 380 km güneyinde yer alan Asyut kenti, Mısır'daki tarihi yerlesim yerlerinin en eskilerinden biridir. Kentte birçok degerli kentsel kültür varlıkları bulunmaktadır. 1952 yılında Cumhuriyet kurulduktan sonra yasanan siyasi ve sosyal degisiklikler, bu kültür varlıklarının bir bölümünün bırakılarak ihmal edilmesine ve çökmesine neden olmustur. Yine 1970'li yıllarda yasanan ekonomik açılım, kentte yer alan tarihi bölgelerin üzerindeki kalkınma baskılarını arttırmıs ve kentsel kültür varlıklarının bir bölümünün kaybolmasına sebep olmustur. Günümüzde, bölgeyi korumaya yönelik bir plan ve yöntemin gelistirilmemis ve bu tarihi yapılara ait kapsamlı tespit ve tescil çalısmalarının ortaya konulmamıs olması, kentin kalan diger kentsel kültür varlıklarının da yok olmasına neden olacaktır. Genel olarak bu arastırma, Asyut kentinde bulunan kentsel kültür varlıklarının belgelenmesi, korunması ve rehabilitasyonu yönünde temel ilke ve yöntemlerin saptanmasına yönelik bir metot gelistirmeyi amaçlamaktadır. Bu arastırmanın amacına ulasabilmesi için, kente ait tarihi ve geleneksel kent dokusunun fiziki gelismeleri arastırılmıs, bu arastırmalara dayanarak tespit ve tescil için açık kriterler ortaya konulmus ve tescile deger korunması gereken tarihi alanların sınırları belirlenmistir. Tarihi alanlar üzerinde gerçeklestirilen saha çalısmalarından sonra korunması gereken tarihi yapılar tespit edilerek kente ait kentsel kültür varlıklarının katalogu ortaya konulmustur. Ayrıca genel olarak Mısır'da, özel olarak da Asyut kentinde bulunan kentsel kültür varlıklarının korunması için mevcut durum analizini yapılmıstır. Bununla kentteki geleneksel kent dokusunun ugradıgı degisiklikler ve bunların sebepleri belirlenmistir. Kentte bulunan tarihi yapıları koruma adına sarf edilen çabalar ve karsılasılan sorunlar ele alınmıstır. Yine arastırmada, Asyut kentinde bulunan tarihi bölgelerin rehabilitasyonunda kullanılması mümkün olan bazı temel kriterler gelistirilmis ve bu tarihi bölgelerin koruma ve rehabilitasyonu için öneriler sunulmustur. Anahtar kelimeler: Mısır, Asyut, tarihi çevre, geleneksel kent dokusu, envanter formu, kentsel kültür varlıkları, koruma, rehabilitasyon.
Bursa Hanlar bölgesi değişim ve dönüşüm sürecinin incelenmesi ve bölgenin korunması üzerine bir araştırma
14. yüzyıl sonunda Anadolu'nun en büyük kentlerinden biri olan ve dünya ticaretine katılan Bursa, 15. yüzyılda dünya ile ekonomik baglantıları olan uluslararası transit ticaret merkezi olmustur. Bursa'da ticaretin bu denli gelismesinde ipekçilik, ticari yollar, esnaf örgütlenmesi ve yabancı tüccarlar önemli rol oynamıstır. 14. yüzyılda olusmaya baslayan bölge; hanlar, bedesten, arasta köprü, çarsılar, pazarlar ve dükkanlarla geliserek, 16. yüzyıl ortalarına kadar gelisimini tamamlamıstır. Bursa Hanlar Bölgesi, Türk kentlerinde degisik ticaret yapılarının çarsıyı nasıl olusturdugunu göstermesi açısından ilk örnektir. 17.ve 18. yüzyıllarda devletin siyasi otoritesini yitirmesi ile bölgeye yeni yapı yapılmamıstır. 1839 Tanzimat Fermanı'yla sosyo-ekonomik ve kültürel dönüsümler gerçeklesmistir. Bu dönemde Bursa'da yönetim ve kültür yapıları insa edilmis, ulasım sisteminin degismesi sonucunda yeni yollar açılmıstır. 19. yüzyılda bütünlügü olan bir planlama stratejisinden söz etmek mümkün degildir. Devlet adına yönetme yetkisini elinde bulunduran valilerin görüsleri dogrultusunda planlama çabaları yapılmıstır. 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl basında, sehircilik projeleri ile sınırları belirlenmis bir merkez olusmustur. Ulasım sisteminin degismesi, bölgenin kent içindeki konumunu güçlendirmis, ancak birçok anıtsal yapının yıkılmasına neden olmustur. Cumhuriyet döneminde Hanlar Bölgesi, ticaret, yönetim ve kültür merkezi olma özelligini korumustur. Siyasi örgütlenmede yasanan degisim, kent yönetimlerinde de görülmüstür. Kurulan kent yönetimleri, kentlerde gelisen bu potansiyeli yönlendirebilmek için imar düzenlemeleri ile ilk kent planlama çalısmalarını baslatmıstır. Osmanlı Devleti'nin ilk baskenti ve 668 yıllık bir geçmise sahip Bursa'da merkez üzerinde yer alan baskıların kaldırılması, bölgenin korunarak gelecek kusaklara aktarılması gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Bursa Hanlar Bölgesi, ticaret yapıları, dönüsüm, koruma.
İstanbul Tarihi yarımadada bulunan han yapıları ve avlulu hanların koruma sorunları
Günümüz toplumlarında ekonomide, teknolojide, fiziksel ve sosyo-kültürel alanlardaki geçmişten farklı olarak yaşanan değişimler, ticaret ve alışveriş alışkanlıklarında da kendini göstermektedir. Kapalıçarşı bölgesini de içine alan Eminönü - Unkapanı - Beyazıd üçgeninde yer alan tarihi ticaret hanları, taşımış olduğu tarihi ve ticari kimlik ile Tarihi Yarımada'nın ve İstanbul'un en önemli ve canlı ticaret merkezlerinden biridir. Ancak bölge denetimsiz olarak kullanımının yanısıra, yapısal, fiziksel ve sosyo- kültüreI farklılaşmalardan kaynaklanan bir çok olumsuz etkeni de içinde barındırmaktadır. Son 25-30 yılda toplu alışveriş imkanı sunan büyük ölçekli işletmelerin ortaya çıkması, sanayicilerin yönetimde ve planlamada söz sahibi olması, modern teknolojinin imkanlarından daha fazla faydalanabilme, kişilerin daha iyi bir çevrede bulunma isteği gibi daha sayılabilecek pek çok gelişmelerden etkilenen ?ticaret fonksiyonu? şehirsel mekanda biçim değiştirerek farklı bir boyut kazanmış ve büyük ölçekli plazalar ile alışveriş merkezlerine taşınmıştır. İstanbul'un önemli bir ticaret bölgesi olan Kapalıçarşı ve çevresindeki hanlar oluşmaya başladığı günden bu yana her dönemde önemini korusa da, çağımızın üretim, satış ve müşteri bağlantılarından olumsuz yönde etkilenmektedir. Kentteki ticaret odaklarının, üretim şekillerinin ve alışveriş merkezlerinin yer değiştirmesi, alışverişin biçim değiştirmesi, bahsi geçen bu ticaret bölgesinde önemli değişimlere neden olmuştur. Bölgede bulunan tarihi hanlar, zaman içerisinde dokuya uygun olmayan fonksiyonların, özellikle imalatın buralarda yer almasıyla fiziki eskimeye maruz kalmıştır. Hanların bir çoğu kenarlarına ya da avlularına yapılan eklerle (betonarme v.b.) özgün mimarilerini kaybetmişlerdir. Hanlardaki geleneksel plan ve mekan anlayışının korunması, sahip olunan mimari yapı ve detaylarının sürdürülebilmesi, sağlıklı yaşanabilir ortamlara dönüşmesi gibi amaçlarla, anıt eserlerin korunmaya değer olmayan eklentilerinden arındırılması, tarihi kimliği ile uyuşmayan fonksiyonların belirlenerek kaldırılması gereklidir. Hanların avlu sistemi korunarak, özgün mimarisinde bulunan ancak günümüzde kayıp olan kısımlarının aslına uygun şekilde tamamlanması, bölgenin özgün sokak dokusu ile kaplamasının korunması ve yaya ağırlıklı düzenlenmesi uygun olacaktır. Anahtar Kelimeler: Hanlar Bölgesi, Avlulu hanlar, koruma ve kullanma sorunları, koruma yasaları
Taraklı'nın fiziksel ve tarihsel dokusu, sivil ve anıtsal mimarlık örnekleri, Hacı Rıfatlar konağı restorasyonu
Taraklı, geçmişi çok daha gerilere gitse de günümüzde korunması gerekli dokusu dikkate alındığında 19.yy. Osmanlı sivil mimarlık örneklerinin yoğunlukta olduğu bir Osmanlı yerleşimidir.Yerleşim, gerek günümüzde işlek bir ticaret yolu üzerinde bulunmaması, gerek gelişim hızının ve nüfus artışının az olması gibi nedenlerle karakteristik özelliklerini büyük oranda koruyarak günümüze değin varlığını sürdürmüştür.Daha önce de çeşitli araştırma ve bilimsel çalışmalara konu olan Taraklı, özellikle son dönemlerde (tez çalışmasının da başlamasına paralel olarak) koruma ve restorasyon çalışmaları açısından büyük mesafe kaydetmiştir.Çalışmada; Taraklı `nın coğrafi özellikleri, jeolojik yapısı, iklimi, tarihsel gelişimi, sosyal, ekonomik, demografik ve fiziksel yapısı, ulaşım durumu incelenmiş, tarihi dokunun fiziksel özellikleri, anıtsal ve sivil mimari örnekleri saptanmış ve Taraklı yerleşiminin merkezinde yer alan üç mahallede envanter çalışması yapılmıştır.Tüm incelemeler sonucunda, çalışma, nitelikli bir geleneksel doku oluşturan Rüştiye Meydanı yakın çevresi ve Hacı Rıfatlar Konağı'nda yoğunlaşmıştır. Bu doğrultuda söz konusu alanda Hacı Rıfatlar Konağı'nın rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmıştır. Ayrıca projesi hazırlanmış olan Hacı Rıfatlar Konağı'nın restorasyon aşamaları çalışmanın son bölümünde detaylı olarak incelenmiştir.Tüm tespit ve analiz çalışmalarının ardından temel koruma sorunlarının yoğunlaştığı bir noktada tanımlanmasına olanak sağlayan bir örnek olarak Hacı Rıfatlar Konağı'na ilişkin rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri hazırlanmıştır.Tezin süreci içinde hazırlanan restorasyon projesinin uygulanmış olması, tek yapı bazında restorasyon sürecinin detaylı olarak irdelenmesine olanak sağlamıştır.Anahtar Kelimeler: Taraklı, Koruma, Rölöve, Restorasyon.
Kurtuluş "Eşref Efendi Sokak" ve çevresi tarihsel çevre çözümleme ve korunması üzerine bir araştırma
Kurtuluş(Tatavla) semtinde yer alan Eşref Efendi Sokak ve çevresinde yapılan çalışma, bölgeyle ilgili incelemeleri, koruma ve sağlıklılaştırma çalışmalarını içermektedir. Çalışma alanındaki korunması gerekli doku çoğunlukla 19.yy. sonu ve 20.yy. başlarına ait sivil mimari örnekleridir. Kurtuluş(Tatavla)'da lö.yy. ile 19.yy. arasında tam anlamıyla özerk bir Rum yerleşmesi yer almıştır. 19.yy. sonu ve 20.yy. başlarında Rumlar,Ermeniler,Museviler ve Türkler dört etnik grup oluşturmuşlardır. Azınlık gruplarından büyük bölümü,Balkan Savaşı,Kurtuluş Savaşı yıllarında ve en son Cumhuriyet döneminde İstanbul'dan ve bölgeden göç etmişlerdir. Batılılaşma düşüncesine sahip yabancı azınlığın uzun yıllar Kurtuluş(Tatavla)'da yaşamaları konutların yapım tarzı,mekansal örgütlenmesi ve cephe düzenlemelerinde çeşitlilik doğurmuştur. Böylece bölgede farklı kültür gruplarının konut geleneği bir konut mozaiği oluşturmuştur. Çalışma bölgesi olarak seçilen alan da bu konut mozaiğinin önemli örneklerini içeren bir açık hava müzesi niteliğindedir. Çalışma,tarihsel araştırmayı,bölgeye ilişkin analitik çahşmaları,korunması gerekli yapıların tespitini,rölövelerin hazırlanmasını ve seçilen pilot bölgenin bilimsel korumanın ilke ve yöntemleri doğrultusunda düzenlenmesini içermektedir. Ayrıca tarihi dokunun çevre ile bütünleştirilerek yaşamasını sağlamak için önerilerde bulunmuştur. Böylece bölgeyle ilgili düzenli bir arşiv oluşturarak yapılacak Koruma Amaçlı İmar Planı çalışmalarına veri oluşturmak ve gelecek nesillere bir belge bırakmak amaçlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kültürel mozaik,Tarihi doku,Koruma,Sağlıklılaştırma,Düzenli arşiv.
Şişli-Osmanbey arası 19. yy-20. yy konut yapıları
İstanbul' un görece geç yerleşimlerinden biri olan Şişli 1800' lerin ortalarına doğru, yerleşim görülen bir bölgedir. Dönemin önemli saray mensupları ve zenginlerinin bahçe içindeki, büyük konakları, daha sonraları yerlerini Osmanlı tebaasının varlıklı ailelerinin oturduğu, bezemeli, süslü, batı tarzı apartmanlara bırakmışlardır. Bu apartmanlardan ancak bazıları günümüze dek ulaşabilmişlerdir. Tez kapsamında, bir kentin geçirdiği 'kentlileşme' sürecinin izlerini taşıyan Şişli bölgesinde, belirlenmiş bir alan içindeki 19. ve 20. yüzyıllara ait konut yapıları incelenmiştir. Bölgenin coğrafi konum ve özellikleri, fiziki ve tarihi gelişim süreci, 19. yüzyılın kendine özgü oluşumları ve bu oluşumların kent, kent insanı ve mimariye etkileri ve bu etkilerin bölgedeki yansımaları ele alınmıştır. Çalışma alanının mevcut durumu çeşitli analizler ve yerinde tespitlerle belirlenmiştir. Tespiti yapılan 19. ve 20. yüzyıl konut yapılarının biçimleniş özellikleri, binalarda görülen bozulmalar ve nedenleri çeşitli krokiler, envanter fişleri ve fotoğraflar, arşiv araştırmaları ve siluet çalışmaları ile ortaya konmuştur. Yapılan çalışmalar ve elde edilen bilgiler ışığında, tarihi nitelik taşıyan bu binaların ve içinde bulundukları bölgenin korunmasına yönelik öneriler sıralanmıştır. Anahtar Kelimeler: Şişli, 19. ve 20. yüzyıl, konut biçimlenişi, koruma sorunları, envanterler.
İstanbul'da 19. yüzyıl batılı ve levanten mimarların yapıları ve koruma sorunları
Her toplum, sahip olduğu kültür »İrasını değerlendirebildiği kadar korur. Bunun sınırları, toplumun kültürel birikimi ve tarih bilinci ile belirlenir. Tarih felsefesi artık gözü kapalı övgüler ve bizden olmayana sövgüler anlayışından sıyrılıp geçmişi mutlaka haksız çıkarma hatasından kurtuluyor ve tarihin otonomisini bağışlayan bir nitelik kazanıyor. Bu çağdaş anlayış, işlevini, son devir Osmanlı mimari mirasına karşı mevcut tepkisel ve yüzeysel bakışın aşılmasında da yerine getiriyor. Geçtiğimiz yüzyılda, her türlü sorununa rağmen dünyanın önde gelen ülkesi olan çokuluslu Osmanlı imparatorluğunun başkenti İstanbul, bir dünya kenti olarak devrin en canlı merkezlerindendir. Avrupa'yı model alan yenileşme döneminde, dünyaya açılmayı gerekli kılan faktörler ve eğilimler, Osmanlı seçkininin talep ve onayı ile her alandaki ilişki ve etkileşimlerle kendi sonuçlarını yaratır. Tanzimat sonrası batılı ve Levanten mimarların Osmanlı yenileşmesine katılımı ve yapı faaliyetlerinin mimarlık eğitimi görmüş uzmanlar tarafından yürütülmesi bilincinin yer etmesi, Reşit Paşa ve Fossati ekiplerinin kurduğu gelenekle başlar, italyan kökenlilerin ağırlıkta olduğu bu gelenek, Barborini, Vallaury, D'Aronco ve Mongeri gibi batılı ve istanbullu Levanten mimarlarla imparatorluğun sonuna kadar sürer. Bu mimarların eserlerinde, batıdaki arayışları yansıtan nitelikli örnekler yamnda.;_0smanTı mi ma ri si nin^aicltt^ tarihsel- formlarasa. - kullanan, yerel mimariyi araştıran, geleneğin çağdaş yorumlarını sergileyen yaygın bir yaklaşım da izlenir. Sonuç, doğuya göre batılı, batıya göre doğulu kimliğiyle yine istanbul'a özgüdür. Çağdaşlaşma isteğindeki imparatorluğun mimarlık kültüründeki değişimi belgeleyen bu yapılardan büyük bölümü be lgel enemeden yok olmuştur. Ancak günümüze ulaşabilenler bile, istanbul'da tarihi yapı stoğunun önemli bölümünü oluşturur. Bu çalışmada, batılılaşma dönemi istanbul kültür ortamında zurnan. '\ içinde yaşanan arayışlar, batılı mimarlara duyulan gereksinim? Osmanlı seçkininin değişim talepleri ve bunların, batılı ve Levanten '.'* mimarların etkinlikleri ile mimariye yansıyışı araştırılmış, günümüze ulaşan ve ulaşamayan yapıların koruma sorunları irdelenmiştir. ?j
Bolu ili geleneksel konut mimarisi üzerine bir araştırma
Bolu, Orta Anadolu'yu batı ile birleştiren sıradağlar arasında kurulmuş, adı tarihi kaynaklara ve efsanelere sahne olmuş bir kenttir. Tabii güzellikleri, kültürel öğelerinin yanısıra Türkiye'nin en yoğun trafiğini taşıyan karayolu üzerinde bulunması sebebiyle konumu itibarıyla da önemi büyüktür. Sanayileşme sürecinin başlamasıyla birlikte bir çok kentimizde görüldüğü gibi Bolu ilindeki geleneksel dokuda da önemli tahribatlar olmuştur. Çok büyük bir yerleşim alanına sahip olmamasına rağmen geleneksel mimari yapısıyla Türk kültürü içerisinde jerini almış olan Bolu'da geleneksel mimari eserler oldukça azalmıştır. Özellikle konut mimarisinde tahribatın anıtsal yapılara oranla daha da hızlı olduğu, bu tür örneklerin sayısının fevkalade azalmış olmasından anlaşılmaktadır. Bu tahribatlarda bölgede geçmişte yaşanmış olan şiddetli depremlerin de etkisi büyük olmuştur. Bugün birçok yapıda bu depremlerin meydana getirdiği hasarların izleri mevcuttur. Kültürel mirasımızın en önemli öğelerinden biri olan sivil mimarlığımızın korunması ve gelecek kuşaklara aktarılmasının yanısıra bu geleneksel potansiyelin değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu amaçla geleneksel mimari yapıların yoğun olduğu veya en azından süreklilik gösterdiği bölgeler tesbit edilerek hem ticari hem konut alanında geleneksel kültürün sivil mimariye etkileri incelenmiştir. Yapılan analizlerle seçilen bölgelerin mevcut durumları irdelenmiş, fiziki ve sosyal yapıları belirlenmiştir. Bu bölgelerdeki korunması gerekli kültürel değerler tesbit edilerek bunların biçimlenme özellikleri ve öğeleri incelenmiştir. Çalışmalarda zaman zaman tek yapı ölçeğine de inilerek yapıların yaşamını devam ettirebilmesi için sorunların tesbiti ve alınması gereken önlemler belirlenmiştir. Kentteki mimari biçimlenme öğeleri incelenmiş, analizler, araştırma bölgelerinin sınırların aşarak kent merkezi sınırlarına dayanmıştır. Bunun nedeni, geleneksel mimari öğelerin Bolu kent merkezi genelinde, bir bölgede pek fazla yoğunlaşmadan kent merkezi ölçeğinde homojen olarak yayılmasından kaynaklanmaktadır. Bu sebeple bu analizlerle elde edilen değerlerin Bolu kent merkezi geneli için geçerli olduğu söylenebilir. Bu çalışmanın koruma kararları ve yapılanma ilkelerinin belirlenmesinde yönlendirici olacağı düşünülmüştür. Yapılan çalışmalar sonucunda korunması gerekli olan kültürel değerlerin tesbitinin yanısıra bunların gelecek kuşaklara aktarılabilmesi için gereken önlemler ve yeni yapılanmanın koşulları belirlenmiştir. İv
Gelibolu Hamamlarının tarihsel gelişimi üzerine bir araştırma
Çalışmanın giriş bölümünde amaç, kapsam ve çalışma esnasında izlenen yöntem anlatılmıştır. İkinci bölümde Gelibolu'nun coğrafi konumu ve günümüze kadar gelen Gelibolu kenti tarihi kısaca incelenmiştir. Türk mimarisinde hamamı ele alan üçüncü bölümde, tarihsel süreç içinde yıkanma işlevi ve hamam mimarisinin ortaya çıkışı incelenmiştir. Türk hamamı gelişimi Anadolu Selçuklu, Erken Osmanlı ve Klasik Osmanlı olarak 3 ayrı dönemde ele alınmş ve Türk mimarisinin bölümlenmesi mekanları ile anlatılmıştır. Gelibolu hamamlarının mimari kompozisyon özellikleriyle başlayan dördüncü bölümde, Gelibolu Hamamları tek tek ele alınmış, hamamların mekanları ayrı ayrı incelenmiş ve genel özellikleri karşılaştırmalı olarak ele alınmıştır. Beşinci bölümde, Şengül Hamamı örneği üzerinde yapının cephesindeki ve içindeki bozulmalar anlatılmış, bozulmayı oluşturan nedenler doğal etken ve canlı etkeni olarak iki ayrı başlık altında incelenmiş ve bu doğrultuda koruma önerileri sunulmuştur. Ekler kısmında, Gelibolu yerleşimi haritasında tarihi eserler belirlenmiş ve incelenecek hamamlar harita üzerinde tespit edilmiştir. Haritada yer alan 6 Gelibolu Hamamı planlan ve mekansal özellikleri katalog haline getirilmiştir. Şengül Hamamı rölöve ve restorasyon projeleri çizilmiştir. Sonuç bölümünde alınan rölöve ve restorasyon projeleri ile Gelibolu hamamları katalogu ışığında tespit ve değerlendirmeler yapılmış hamamların önemi ve koruma önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Mimari kompozisyon, tarihsel gelişim, koruma. vn
Abdülhamid-I Külliyesi koruma ve değerlendirme önerisi
Çalışmanın giriş bölümünde konunun amacı, kapsamı ve bu çalışmanın gelişmesinde kullanılan yöntemler anlatılmıştır. İkinci bölümde, Bahçekapı Semti'nin ve yakın çevresinin tarihsel gelişimi ve fiziksel olarak nasıl biçimlendiği ele alınarak, önemli yapılar incelenmiştir. Üçüncü bölümde, Abdülhamid-I Dönemi'ndeki mimari faaliyetler ve bunların arasında Abdülhamid-I Külliyesi'nin yeri ve önemi incelenmiştir. Dönemin hassa baş mimarı olan Mehmed Tabir Ağa'ya yaptırılan diğer yapılar incelenmiş ve bir liste oluşturulmuştur. Dördüncü bölümde, İstanbul'da bir padişah tararından yaptırılmış olan ve son külliye yapısı olarak nitelendirilen "Abdülhamid-I Külliyesi ve Yapılan"mn mimari açıdan araştırılıp değerlendirilmesine, hangi mimari anlayış ve konseptte planlanmış olduklarının çözümlenmesine çalışılmıştır. Bu amaçla külliyeyi oluşturan yapılar mekansal, yapısal, cephe ve bezeme özellikleri ile ele alınmış, yapıların rölöveleri hazırlanmıştır. Beşinci bölümde, Külliye'de meydana gelen fonksiyonel ve malzemeye yönelik hasarlar bütün birimler için belirlenmiş ve bu hasarları oluşturan nedenler anlatılmıştır. Ayrıca külliyede oluşan bu hasarlara karşı geliştirilecek koruma önerileri belirlenmiş ve bu amaçla restorasyon projesi hazırlanmıştır. Bunlara ilaveten yeni verilecek işlevlerin gerektirdiği donanımlar da belirlenmeye çalışılmıştır. Altıncı bölümde ise, inceleme alanında bulunan yapıların yıpranmasındaki ana etkenler ele alınmış ve bunlar sonuçlan ile değerlendirilmiştir. Bölgedeki tahribatların önüne geçebilmek için yapılabilecek çalışmalar sıralanmış ve açıklanmıştır. Ayrıca yeniden değerlendirme süreci irdelenmiş ve Abdülhamid-I Külliyesi örnek gösterilerek çalışmanın amacı vurgulanmıştır. vııı
Kırklareli'nin tarihsel gelişimi içinde Yayla Mahallesinin çözümlenmesi ve koruma önerileri
Bu çalışma, Kırklareli'nde Kentsel Sit Alanı ilan edilen bölge içerisinde bulunan Yayla Mahallesi'nin incelenmesini, koruma ve sağlıklaştırma çalışmalarını içermektedir. Yayla Mahallesi'nde korunması gerekli doku 19.yy sonu ve 20yy. başlarına ait çoğunlukla sivil mimari örnekleridir. Kırklareli'nde 19.ve 20.yy.'larda Rumlar, Museviler, Bulgarlar ve Türkler olmak üzere dört etnik grup yaşamıştır. Balkan Savaşı, Kurtuluş Savaşı yıllarında ve en son Cumhuriyet döneminde Trakya'da ve Kırklareli'nde yaşayan bu gruplar göç etmişlerdir. Farklı sosyal grupların uzun yıllar bir arada yaşamaları sonucu bölgedeki konutların yapım tarzı ve mekansal örgütlenmesinde çeşitlilik doğmuştur. Böylece bölgede farklı kültür gruplarının konut geleneği bir konut mozaiği oluşturmuştur. Çalışma bölgesi olan Yayla Mahallesi'de tarihte Rumların yaşadığı bilinen ve bu konut mozaiğinin önemli örneklerini içeren bir yerleşmedir. Çalışma, tarihsel araştırma, bölgeye ilişkin analitik çalışmalar, korunması gerekli yapıların tespiti, rölövelerin hazırlanması ve seçilen pilot bölgenin bilimsel korumanın ilke ve yöntemleri doğrultusunda düzenlenmesini içermektedir. Böylece tarihi dokunun çevre ile bütünleştirilerek yaşamasını sağlamak amaçlanmaktadır.
Turhal şeker fabrikası'nın kültürel ve endüstriyel miras olarak irdelenmesi
Endüstrileşme ve akabinde yaşanan Endüstri Devrimi, yaşam ve üretim şekillerini değiştirerek tarım toplumlarının sanayi toplumlarına dönüşmesine sebep olmuştur. Bu süreç toplumları ve kentleri kültürel, sosyo-ekonomik ve mimari anlamda derinden etkilemiştir. Endüstrileşme ile kentlerin dışında kurulan fabrikalar, çalışanların ulaşımlarının kolay olması amacıyla konut ve sosyal yapıları ile inşa edilerek geniş yerleşkeler oluşturmuşlardır. Hammadde sağlamak ya da işlenen ürünlerin dağıtımı için de bu yerleşkeler demiryolu ya da liman bölgelerine yakın bölgelerde konumlandırılmışlardır. Ancak kentlerin dışına kurulan bu yerleşkeler endüstrileşme ile hızla büyüyen kentlerin içlerinde kalmışlardır. Bilim ve teknolojide yaşanan gelişmelerle üretim şekillerinin değişime uğraması, zamanla bu endüstri yapılarının terk edilmesine neden olmuştur. Böylece kent merkezleri içinde kalan terk edilmiş endüstri yapıları ya ekonomik rant uğruna yıkılmış ya da kaderlerine terk edilmişlerdir. Oysa ki bu endüstri yapıları kentlerin ve toplumların yaşam biçimleri; ekonomik, kültürel ve sosyal yapıları; döneminin mimari özellikleri ve malzemeleri, süreç içinde etkin olan teknolojileri hakkında pek çok ipucu veren bilgileri bünyelerinde barındırdıklarından, korunmaları ve geleceğe aktarılmaları gereken önemli mimari miraslardır. Bu çalışmada da Türkiye'de her geçen gün sayıları azalan endüstri miraslarının sürdürülebilir politikalar ile korunmasına odaklanılmış ve bulundukları kentlerin yaşamına katılmasına yönelik öneriler geliştirmek amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik, çalışma alanı olarak Cumhuriyet Dönemi'nde Türkiye'nin ilk dört şeker fabrikasından biri olan Turhal Şeker Fabrikası seçilmiştir. Öncelikli olarak literatür çalışması yürütülerek hem kültürel ve endüstriyel miras bağlamında endüstri yapıları ile ilgili gerekli kavramsal çerçeve oluşturulmuş hem de seçilen fabrika ve yerleşkesi hakkında yapı ve kent ölçeğinde bilgiler elde edilmiştir. Alan çalışması ile de yerinde tespitler, gözlemler ve görüşmeler yapılmıştır. Elde edilen tüm verilerle fabrika ve yerleşkesinin envanteri çıkarılarak mekânsal kullanımları ile geçmişten günümüze bulunduğu kentin gelişimindeki yeri irdelenmiş ve koruma politikaları bağlamında sorunları ortaya konulmuştur. Sonuç olarak kültürel ve endüstriyel miras olarak yapısal ve mekânsal kullanım sorunları bulunan fabrika ve yerleşkesinin kentin gelişiminde ve kent kimliğinde önemli yeri olduğu tespit edilmiştir. Yapılacak koruma çalışmalarına altlık oluşturabilecek nitelikteki bu çalışma ile kentlilerin bu alanı daha aktif kullanmasına yönelik sürdürülebilir koruma önerileri geliştirilmiştir.
Tarihi yapılarda rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirmenin incelenmesi: Bursa Hançerli Fatma Sultan Medresesi
Tarihi yapılar sosyal, kültürel, ekonomik veya teknolojik nedenlerle zaman içinde orijinal işlevlerini kaybedebilirler. Orijinal işlevini yitirmiş yapılar da zaman içinde toplumsal ve çevresel koşulların olumsuz etkilerine karşı ya bakımsız ya da uygun olmayan kullanımlara maruz kalabilirler. Bu şekilde varlığını devam ettirmeye çalışan tarihi yapılar zaman içinde harap, metruk hale gelebilir ve hatta tamamen yok olabilirler. Bu şekilde işlevini kaybetmiş yapılara yeni işlev verme ve yok olmuş yapıların ise yeniden inşası olan rekonstrüksiyon tarihi yapıları koruma yöntemlerindendir. Rekonstrüksiyon, yok olmuş yapının bulunduğu konum ve kent kimliği açısından taşıdığı öneme istinaden kullanılan ve özel durumlarda uygulanan bir koruma yöntemidir. Tarihi yapılara yeni işlev verilmesi ise yapının mekânsal, yapısal, çevresel özelliklerine ve bulunduğu kentin ihtiyaçlarına göre, uygun yeni kullanım olanakları sağlamaktadır. Esasında burada tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi ile mimari koruma sağlanırken bir yandan da ekonomik, sosyal ve kültürel değerlerin sürdürülebilir korunması sağlanır. Bu tezin konusunu oluşturan Bursa Hançerli Fatma Sultan Medresesi de kullanım dışı kalarak harap olmuş ve sadece temel izleri kalabilmiş bir yapıydı. Günümüz işlevini kaybetmiş medrese yapısı temel izleri, eş zamanlı yapılar ve belgeler yardımı ile yeniden inşa edilmiş ve Hançerli Medresesi Kültür Merkezi işlevi verilerek günümüzde kullanılmaktadır. Rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirmenin tartışıldığı bu çalışmada Hançerli Fatma Sultan Medresesi yapısının korunmasında izlenilen yöntemlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca yönelik yapılan tez çalışmasında literatür ve alan çalışması yürütülmüştür. Literatür çalışmasında koruma yöntemleri ile ilgili bilgiler elde edilmiştir; rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirme yöntemlerine odaklanılmış ve dünyadan ve Türkiye'den örnek uygulamalar incelenmiştir. Daha sonra Hançerli Fatma Sultan Medresesi'nin rölöve, restitüsyon ve rekonstrüksiyon projeleri D2 Mimarlık ve Analiz Restorasyon firmaları aracılığıyla yasal izinler kullanılarak elde edilmiştir. Alan çalışmasına inceleme, gözlem ve fotoğraflama yoluyla günümüz durum tespiti yapılmıştır. Elde edilen tüm veriler eşliğinde yapının rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirmesi analiz edilmiş ve değerlendirilmiştir. Sonuç olarak rekonstrüksiyon ve yeniden işlevlendirmenin Hançerli Fatma Sultan Medresesi üzerinden değerlendirildiği bu tez çalışmasında bu yöntemlerin tarihi yapıların korunmasındaki önemi ortaya konulurken izlenilen yöntemler ortaya konulmuştur.
Ceza Muhakemesi Hukukunda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası
Ceza muhakemesi hukukunda asıl amaç, maddi gerçeğin ortaya çıkarılmasıdır. Bu amaca ulaşılabilmesi için ihtiyaç duyulduğunda koruma tedbirlerine başvurulmaktadır. Koruma tedbirlerinin haksız veya hukuka aykırı olarak uygulanması nedeniyle hak ve özgürlükleri ihlal edilen kimselerin bu mağduriyetlerinin giderilmesi, hukuk devletinin bir gereğidir. Bu bağlamda, bu tezin konusunu, ceza muhakemesi hukukunda koruma tedbirleri nedeniyle tazminat davası oluşturmaktadır. Bu tez içerisinde öncelikle, koruma tedbirlerinden tazminata konu olan yakalama ve gözaltına alma, tutuklama, arama ve el koyma koruma tedbirleri doktrin ve yasal mevzuat çerçevesinde açıklanmaya çalışılacaktır. Daha sonra, koruma tedbirlerine ne zaman başvurulabileceği, bu tedbirlerin uygulanma şekilleri ve bu tedbirlerin uygulanmasındaki hukuka aykırı durumlar tartışılacaktır. Nihayet tazminatın talep edilebilmesi için gerekli yasal şartlar açıklanacak, tazminat isteminin usulü, türleri, tazminatın hesaplanması ve Devletin rücu hakkı konuları ele alınacaktır.
Tarihi kentlerin korunması: Kırşehir örneği
Araştırmanın amacı, tarihi ve kültürel değerlerin bulundukları kentlerde koruma çalışmaları yürüten birimler tarafından ne kadar korunabildiğine odaklanılmaktır. Çalışmada, tarihi koruma çerçevesindeki önem ve işlevsel sonuçlar, Kırşehir ili örneği üzerinden ele alınıp ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir Tarihi değerleri koruma çalışmalarını araştırmayı ve incelemeyi amaçlayan bu çalışmada farklı kültürel ve tarihi zenginliğe sahip Kırşehir ilinin örneklem olarak alınması, çalışmanın değerini ve önemini ortaya koymaktadır. Araştırmada veri toplama ve literatür incelemesi yöntemi izlenmiştir. Buna ek olarak; internet ortamından, Kırşehir ili yerel yönetim birimlerinden alınan raporlar ve yerinde çekilen eserlerin fotoğraflarından yararlanılmıştır. Çalışmada tarihi ve kültürel mirasa sahip kentlerin kent kimliklerinin ve mimari değerlerin yok olmaması için yürüttükleri koruma çalışmaları anlatılmıştır. Kırşehir ilinin tarihi ve kültürel dokusunu koruma ve yaşatma konusunda yerel yönetimler tarafından yürütülen çalışmalar ve bu çalışmalar sonucunda ortaya çıkan eski ve yeni mekân çakışması sorunları irdelenmiştir. Koruma çalışmalarının amacına uygun olup olmadığı ve tarihi dokunun sürdürülebilir hale getirilip getirilemediği konusunda hem niteliksel hem niceliksel ele alınan bu sorunsal, çalışmanın temel problemini oluşturmaktadır. Çalışmada, Türkiye'deki koruma projeleri detaylı olarak ele alınmıştır. Bu projelerin genel olarak incelenmesinde genellikle rölöve projelerinin hazırlanması, restitüsyon çalışmalarının uygulanması ve restorasyon projelerine göre yeniden işlevlendirilmesi konularında çalışmalar yapıldığı ve bu çalışmaların Türkiye Belediyelerince koruma çalışmalarının benimsendiği ve bu çalışmaların sürdürülebilmesi için yerel yönetim birimleri tarafından destekler vererek özendirme çalışmaları yapmaktadırlar. Bütün bu projelerinde yapıldığı yerin halkın yerel kalkınmasına katkısı olduğu görülmektedir.
Şanlıurfa Göbeklitepe kentsel arkeolojik sit alanı ve Örencik mahallesi arkeopark model önerisi
Koruma kültürü ve koruma bilinci kentsel dokunun ve kültürel belleğin canlı tutulmasında en önemli etkenler arasında yer almaktadır. Arkeolojik mimari miras alanlarının korunması geçmiş medeniyetlerin yaşam şekli, sosyo-kültürel yapısı, ekonomik, sanat ve mimari gibi birçok bilgiyi hem günümüze kadar taşımasında, hem de kentsel dokunun gelecek kuşaklara aktarılması açısından önem taşımaktadır. Fiziksel koruma tek başına yeterlilik sağlayamamaktadır.Bu nedenle toplumun bilinçlenme düzeyinin arttırılması,arkeolojik buluntuların korunması ve sürdürülebilirliğinin sağlanabilmesi için arkeoparklara ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle teknolojinin gelişmesiyle birlikte toplumsal yapı da yaşanan sosyal ve kültürel değişmeler, kent içindeki arkeolojik buluntuların işlevlerini kaybetmesine neden olmuştur. Bu arkeolojik alanların yeniden işlevselleştirilmesi alternatif bir üretim süreci olarak düşünülebilir. Mimari değeri olan, geçmişten günümüze ışık tutan, insani, sosyal ve çevresel değerleri içeren arkeolojik alanların, zarar vermeden korunması gerekir. Özellikle kültürel kent belleğinin canlı tutulabilmesi için tarihi dokuları çeşitli mimari düzenlemeler ile topluma açmak ve bu arkeolojik alanlardaki tarihsel ve bilimsel verileri modern sunum teknikleri kullanarak sunmak toplumun geçmiş medeniyetlere karşı olan farkındalığını arttıracaktır. Tüm dünyada arkeolojik alanlarda yapılan koruma ve araştırma çalışmaları incelendiğinde tarihi alanları sergilemek ve toplumal farkındalığı arttırmak tercih olmaktan çıkıp büyük bir ihtiyaç haline gelmiştir. Bu nedenle bilginin aktarım şeklini belirlemek, araştırmaların anlaşılabilir bir veriye dönüştürülmesini sağlamak için arkeolojik alanlardaki mimari düzenlemelerin gerçekleştirilmesi ile önemli mekanlara dönüşecektir. Tez çalışması kapsamında; arkeolojik mirasın mimari olarak bize sunduğu tarihi bilgi birikimi modern aktarım şekli olan "arkeopark" kavramı ile ilgili araştırma yapılmış, yurt dışı ve yurt içi örnekleri karşılaştırılarak incelenmiş etki eden faktörler, tarihi ve coğrafi değişkenler içerisinde ele alınmıştır. Kaynak taraması ile elde edilen bilgiler ışığında, geçmiş medeniyetlerin gündelik yaşantılarını aktarabilmeyi amaçlayan deneysel arkeolojik alan, Şanlıurfa Göbeklitepe Kentsel Arkeolojik Sit Alanı ve Örencik Köyü mimari özellikleri ve atıl kalma nedenleri; detaylandırılarak aktarılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda elde edilen veriler, betimsel olarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgularla "Şanlıurfa Göbeklitepe Kentsel Arkeolojik Sit Alanı ve Örencik Mahallesi Arkeopark Model Önerisi" yapılarak kullanımı, korunarak gelecek kuşaklara aktarımı ve teknolojik gelişmelerle dönüşümü irdelenerek yapılacak yeni arkeopark çalışmalarına katkı sağlaması amaçlanmıştır.