Bank employees
142 theses under this subject heading
Bankalarda hizmet içi eğitimin çalışan motivasyonu üzerine etkisi
Bu araştırma, hizmet içi eğitimin çalışanların motivasyonu üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Amaç doğrultusunda hazırlanan anket formu 2012 yılında İstanbul'da faaliyet gösteren özel bankalarda çalışan 235 çalışanına uygulanmıştır.Anketlerden elde edilen veriler bilgisayar ortamında SPSS 17.0 istatistik paket programı aracılığıyla çözümlenmiştir. Araştırmaya katılan banka çalışanlarının tanımlayıcı özelliklerinin belirlenmesinde frekans ve yüzde istatistiklerinden, hizmet içi eğitim tutumları ve motivasyon düzeylerinin belirlenmesinde ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Hizmet içi eğitim ve motivasyon arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde korelasyon analizinden, hizmet içi eğitimin çalışan motivasyonu üzerindeki etkilerinin belirlenmesinde ise regresyon analizinden faydalanılmıştır.Araştırma sonucunda; banka çalışanlarının iş dışı unsurlardan motivasyon sağlama düzeylerinin hizmet içi eğitime yönelik tutumlarından etkilenmediği, işin kendisi ile ilgili unsurlardan motivasyon sağlama düzeylerinin ise istatistiksel olarak etkilendiği belirlenmiştir. Buna göre; banka çalışanlarının hizmet içi eğitime yönelik tutumları arttığında işin kendisi ile ilgili unsurlardan motivasyon sağlama düzeyleri de artmaktadır.
Çalışanların örgütsel adalet algılarının oluşumunda insan kaynakları uygulamalarının etkisi ve buna yönelik araştırma
Bu çalışma, çalışanların insan kaynakları uygulamalarına ilişkin adalet algısının oluşum sürecini inceleyerek, gelecekte bu konuyla ilgili yapılabilecek faaliyetlere fayda sağlamağı amaçlamaktadır. Tez çalışması 4 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, örgütsel adalet kavramı, boyutları, teorileri ve örgütsel adaleti etkileyen faktörler incelenmiştir. İkinci bölümde, insan kaynakları yönetimi kavramı ve insan kaynakları uygulamaları hakkında literatür taraması yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise, bu iki kavramın ilişkisi hakkında teorik çerçevede bilgiler verilmiştir. Tez çalışmasının sonuncu bölümünde insan kaynakları uygulamalarının, çalışanların örgütsel adalet algılarının oluşumundaki etkisine yönelik araştırma yapılmıştır. Araştırma anket yöntemiyle oluşturulmuş veriler esasında yapılmaktadır. Anket Azerbaycan'ın Bakü ilinde 3 banka, Uluslararası Azerbaycan Bankası, Rabite ve Express bankaları arasında yapılmıştır. Anket 3 bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, katılımcılar hakkında demografik (cinsiyet, yaş, eğitim durumu, pozisyon veya unvan, mevcut iş yerinde çalışma süresi ve toplam çalışma süresi) özelliklerin bulunduğu sorular bulunmaktadır. İkinci bölümde, insan kaynakları uygulamalarına ilişkin 20 ifadeden oluşturulmuş ölçek yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise 18 ifadenin oluşturduğu örgütsel adalete ilişkin ikinci ölçek bulunmaktadır. Araştırmanın amacı, önemi ve yöntemleri hakkında bilgiler verildikten sonra SPSS 23 programında verilerin analizi yapılmaktadır. Öncelikle, demografik özelliklere ve ölçeklere ilişkin betimleyici istatistikler bulunarak tablolarda gösterilmektedir. Daha sonra her iki ölçeğin güvenirlik analizi yapılmaktadır. Sonraki aşamalar sırası ile hipotezlerin analizi ve sonuçların değerlendirilmesidir. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Adalet, İnsan Kaynakları Uygulamaları ve Örgütsel Adalet Algısı ve İnsan Kaynakları Uygulamaları İlişkisi
Ölümle çok karşılaşan servislerde çalışan hemşirelerle meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan kişilerde ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerinin karşılaştırılması
Bu tez, meslekleri gereği çok fazla ölüm vakası ile karşılaşan, yetişkin yoğun bakım ve onkoloji servislerinde çalışan hemşireler ile meslekleri gereği ölüm vakası ile karşılaşmayan öğretmen, bankacı ve akademisyenlerin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri, ölümle sık karşılaşma veya karşılaşmama durumuna göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymak amacıyla genel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Araştırma, 100 yetişkin yoğun bakım ve 100 onkoloji hemşiresi ile 65 bankacı, 70 öğretmen ve 70 akademisyen olmak üzere toplam 405 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler Thorson-Powell Ölüm Kaygısı Ölçeği (TPÖKÖ), Spielberger Sürekli Kaygı Ölçeği (SSKÖ), Beck Umutsuzluk Ölçeği (BUÖ) ve Kişisel Bilgi Formu (KBF) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde T-Testi, Mann-Whitney U Testi, One-Way ANOVA, Kruskal-Wallis H Testi ve Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, meslekleri gereği ölümle sık karşılaşan hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, meslekleri gereği ölümle karşılaşmayan akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı olarak düşük olduğu saptanmıştır (p<0.05). Umutsuzluk puanları açısından ise akademisyen, bankacı ve öğretmenlerin umutsuzluk puanları hemşirelerin umutsuzluk puanlarından anlamlı derecede daha düşük olduğu görülmüştür (p<0.01). Sürekli kaygı düzeyi açısından iki grup arasında ise anlamlı bir fark saptanmamıştır. İki hemşire grubu karşılaştırıldığında, onkoloji hemşirelerin ölüm kaygısı puanları, yetişkin yoğun bakım hemşirelerinin ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sürekli kaygı ve umutsuzluk puanları açısından ise anlamlı bir fark olmadığı saptanmıştır. Eğitim değişkeninin ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi incelendiğinde; akademisyen, bankacı ve öğretmen grubunda ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyine bir etkisi olmadığı bulunmuştur. Hemşire grubunda eğitim değişkeninin, sadece ölüm kaygısı üzerinde etkisi olduğu saptanmıştır. Analiz sonuçlarına göre sağlık meslek lisesi hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanları, ön lisans ve lisans hemşirelik mezunlarının ölüm kaygısı puanlarından anlamlı derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bu bulgular doğrultusunda, okul döneminde ve mesleğe başladıktan sonra, hemşirelerin ölümün getirdiği sıkıntı ve stresle baş edebilmeleri için psikolojik destek çalışmaları yapılması ve aralıklı olarak stresle baş etme eğitimlerinin düzenlenmesi; belirli aralıklar ile çalışma yerlerinde rotasyon yapılması önerilmektedir. Ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişki analizi sonuçlarına göre ise sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeyleri arsında pozitif yönde orta derecede bir ilişki tespit edilmiştir (r =0.459, p<0.01). Çeşitli değişkenlerin (örn. yaş, medeni durum, mesleki deneyim/kıdem, ciddi sağlık sorunu, yakınını veya yakın arkadaşını kaybetme) ölüm kaygısı, sürekli kaygı ve umutsuzluk düzeylerine etkisi araştırılmış, istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ölüm, Kaygı, Umutsuzluk, Ölüm Kaygısı, Sürekli Kaygı,
Motivasyonun çalışanların çalışma performansına etkisi: Bosna-Hersek Ziraat Bankasında bir inceleme
İşletmelerin rekabet ortamında ayakta kalabilmesi açısından yüksek düzeyde performans göstermesi gerekmektedir. İşletmelerin performansının en önemli bileşenlerinden biri de çalışanların performansıdır. Bu nedenle çalışanların performansına etki eden faktörlerin incelenmesi önemlidir. Çalışanların performansında etkili olan faktörler arasında çalışanların motivasyonun ne derecede etkili olduğunun ortaya konması performansın yükseltilmesine katkı sunacaktır. Bu bağlamda bu çalışmada motivasyonun çalışma performansına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bosna-Hersek'te faaliyet gösteren Ziraat Bankası şubelerinde çalışan 188 kişinin katılımı ile nicel bir araştırma yapılmıştır. Bu bağlamda, bahse konu banka şubelerinde görevli çalışanlara demografik bilgi formu, performans ve motivasyon ölçeklerinden oluşan bir anket uygulanmıştır. Anket yoluyla elde edilen veriler SPSS paket programıyla analiz edilmiştir. Yapılan çalışma sonucunda görev performansının bağlamsal performans ile pozitif yönde orta düzeyde ilişkili olduğu, içsel motivasyon ile pozitif yönde orta düzeyde ilişkili olduğu tespit edilmiştir. Bağlamsal performansın iş performansı ile pozitif yönde yüksek düzeyde ilişkili olduğu, içsel motivasyon ile pozitif yönde orta düzeyde ilişkili olduğu, dışsal motivasyonla pozitif yönde zayıf bir ilişkiye sahip olduğu, iş motivasyonu ile pozitif yönde orta düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu saptanmıştır. İş performansı ile içsel motivasyon arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğunu tespit edilmiştir. İş performansı ile iş motivasyonu arasında pozitif yönde orta düzeyde bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. İçsel motivasyon ile dışsal motivasyonun pozitif yönde orta düzeyde bir ilişkiye sahip olduğu saptanmıştır. İçsel motivasyon ile iş motivasyonu arasında ise pozitif yönde güçlü bir ilişki olduğu gözlenmiştir. Dışsal motivasyon ile iş motivasyonu arasında ise pozitif yönde çok güçlü bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Motivasyon, performans, bağlamsal performans, görev performansı, içsel ve dışsal motivasyon
Banka çalışanlarında stres algısı ve ruhsal durum arasındaki ilişkinin araştırılması
Çalışanlar; iş yoğunlukları, müşteri tutumları ve mesai arkadaşları ile ilişkilerinden kaynaklanan gerekçelerden dolayı strese maruz kalabilmektedir. Çalışanların maruz kaldıkları strese yönelik algılarının yüksek olması ve stres ile başa çıkamamaları durumunda psikolojik sorunlar yaşadıkları gözlenmektedir. Bu araştırma, farklı bankalarda çalışan bireylerin çalışma hayatındaki stres algısı ve ruhsal belirti düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma İstanbul ilinde çeşitli bankalarda faaliyet göstermekte olan 130 banka çalışanı üzerinde uygulanmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Kısa Semptom Envanteri ve Algılanan Stres Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS for Windows 22.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. İki bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında t-testi, ikiden fazla bağımsız grup arasında niceliksel sürekli verilerin karşılaştırılmasında Tek yönlü (One way) Anova testi kullanılmıştır. Anova testi sonrasında farklılıkları belirlemek üzere tamamlayıcı post-hoc analizi olarak Tukey testi kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, çalışanların algıladıkları stres düzeyi; anskiyete, depresyon, olumsuz benlik, somatizasyon ve hostiliteyi artırmaktadır. Anahtar Kelimeler: Stres, iş stresi, ruhsal belirtiler, banka çalışanları
Türkiye'de mevduat bankalarında kadın istihdamının finansal performansa etkisinin araştırılması
Modernleşmeyle birlikte dünyanın birçok ülkesinde kadın hakları ile ilgili yapılan yasal düzenlemeler kadınların sosyal, siyasal ve ekonomik hayata katılım hedefine yönelik birçok iyileştirmeler yapmıştır. Bu durum kadınların çalışma hayatının birçok alanında yer bulmalarına katkı sağlamıştır. Bu çalışmada, Türkiye'de Mevduat Bankalarında kadın istihdamının finansal performansa etkisinin araştırılması amaçlanmaktadır. Panel veri analiz yönteminin uygulandığı çalışmada, örneklem olarak Borsa İstanbul'da işlem gören mevduat bankaları seçilmiş bu mevduat bankalarının finansal performansı olarak aktif ve özkaynak karlılıkları bağımlı değişken olarak kullanılmış, periyot olarak 2009 - 2020 yılları 3 aylık çeyrek dönem lik verileri ile çalışılmıştır. Çalışmanın sonucunda kadın çalışan oranlarının mevduat bankalarının finansal performanslarına pozitif yönde etki ettiği sonucuna ulaşılmıştır.
Covid 19 pandemi sürecinde uzaktan çalışmada iş-yaşam dengesi ve iş doyumu: Bir kamu bankasında uygulama
Çalışma hayatı, sanayi devriminden günümüze kadar sürekli değişim göstermektedir. Sosyo -ekonomik nedenler, değişen teknoloji çalışma biçimlerini de etkilemektedir. Günümüzde ise beklenmeyen bir şekilde yayılan Covid 19 bulaşıcı hastalığı nedeniyle çalışma hayatı köklü bir değişime uğramak zorunda kalmıştır. Salgın süreci, uzaktan çalışma ya da tele çalışma olarak adlandırılan çalışma şeklinin artmasına neden olmaktadır. Türkiye'de belli sektörler haricinde neredeyse hiç kullanılmayan bu çalışma şekli hızla yaygınlaşmaktadır. Kurumlar ve firmalar için maliyeti minimize etmek amacıyla bu çalışma şeklini kalıcı hale getirmek istemektedir. Özellikle bankacılık sektöründe kalıcı olarak uzaktan çalışma süreçlerine geçiş yaşanmaktadır. Fakat bu süreç çalışanlar açısından iş yaşam dengesi sorunu da getirmektedir. Bu değişim nedeniyle bireylerin kişisel ve çalışma hayatları arasında bir denge kurma sorunu ortaya çıkmaktadır. Bu sorunun çözümünde farklı arayışlara gidilmektedir. Bu çalışma içerisinde uzaktan çalışma sürecinde çalışanların iş yaşam dengesi iş doyum ele alınacaktır. Covid 19 pandemisinden itibaren uzaktan çalışma deneyimi yaşayan personellerin iş yaşam dengesini nasıl sağladığı ve iş doyumu ele alınacaktır. Bu çalışmanın birinci bölümünde çalışma kavramı, çalışma kavramının geçirdiği değişim ve uzaktan çalışma kavramı üzerinde durulacaktır. İkinci bölümde ise iş- yaşam dengesi kavramı anlatılacaktır. İş-yaşam dengesi tanımlanmış, iş-yaşam dengesine etki eden faktörler ve bireyin iş yaşam dengesini sağlamaya yönelik çabaları, iş yaşam dengesi sağlanamadığında ortaya çıkan çatışma incelenecektir. Üçüncü bölümde ise iş doyumu ele alınacaktır. Uzaktan çalışma sürecinde iş doyumunun nasıl sağlandığı, iş yaşam çatışması ve iş doyumu ele alınacaktır. Bu çalışmada uzaktan çalışma sürecinde personellerin iş yaşam dengesi ve iş doyumu incelenektir. Uygulama alanı olarak bir kamu bankası seçilmiştir. Daha önce yapılan çalışmaların özel sektörde yapılması nedeniyle kamu bankası seçilmiştir. Litaretüre katkı sağlamak amacıyla çalışma kamu sektöründe yapılacaktır. Anahtar kelimeler: Uzaktan çalışma, iş-yaşam dengesi, evden çalışma, kamu bankası
Davranışsal finans bağlamında banka çalışanlarının yatırım tercihlerinin incelenmesi, İstanbul ili örneği
Ekonomik dünya içerisinde yatırımcıların ve yatırım yapılan kurumların beklentileri farklı sonuçlar doğurmaktadır. Tüketiciler bağlamında bakıldığı zaman geleceğe yönelik olumlu beklentiler içinde olan bireyler yatırımlarını daha çok arttırırken, kötümser olanlar ise yatırım yapmaktan çekinmektedirler. Çalışma temel olarak davranışsal finans tanımı, finansal okuryazarlık kavramı, yatırımcı davranışlarının incelenmesi ve son bölümde de banka çalışanları örneklemi bağlamında davranışsal finansın yatırımcılara olan etkilerinin tespit edilmesi bölümlerinden oluşmaktadır. Bu tespit yapılırken SPSS programından faydalanılmıştır. Bu uygulama 2021 bahar dönemini kapsamaktadır. Yatırımcı olarak banka çalışanları örnekleminin seçilmesindeki amaç çalışmada çıkacak olan sonucun daha pozitif olmasını sağlamak ve bankacıların her ne kadar bilgi birikimi yüksek, finansal okuryazarlık derecesi gelişmiş ve verilere ulaşımları kolay olsa da insan faktörlerinin ön plana çıkarak rasyonellikten sapmalarını göstermek olmuştur. Bu çalışmada, tüketici güven endekslerinde meydana gelen değişikliklerin davranışsal finans bağlamında yatırımlara olan etkilerinin tespit edilmesi, İstanbul ilinde görev yapan bankacıların davranışsal finansa ilişkin görüşlerinin tespit edilmesi ve finansal okuryazarlık seviyelerinin buna etkisi incelenmektedir. Bu amaçla Bu doğrultuda, İstanbul ilindeki toplam 200 bankacı üzerinde anket çalışması uygulanarak davranışsal finans ölçeğinden faydalanılarak bu tespitler yapılmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte çalışmada kullanılan davranışsal finans ölçeğinin ne oranda güvenilir olduğunu tespit etmek adına Cronbach iç tutarlılık katsayısı kullanılmıştır. Elde edilen analiz sonuçlarına Cronbach iç tutarlılık katsayısı 0.70 olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Söz konusu bu sonuç çalışmada elde edilen sonuçların güvenilir olduğunu ifade etmektedir. Öte yandan araştırma sonucunda katılımcıların davranışsal finansa ilişkin görüşlere 3.31'lik düzeyinde bir katılım sağladığı tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen verilerin analizinde, Bağımsız Örneklem T-Testi ve Tek Yönlü Varyans (ANOVA) Analizi testinden yararlanılmıştır. Bununla birlikte farklılık kaynağının çalışmada ele alınan gruplardan hangisinden kaynaklandığının tespiti için ise Post Hoc testlerinden Games-Howell testi yararlanılmıştır. Araştırma sonucunda, katılımcıların davranışsal finansa ilişkin görüşleri ile "cinsiyet, çocuk sayısı, aynı evde yaşayan kişi sayısı" değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olduğu görülmüş iken; "medeni durum, eğitim seviyesi, iş tecrübesi, yaş" değişkenleri arasında anlamlı bir farklılık olmadığı görülmüştür.
Sosyal medyada gelişmeleri kaçırma korkusunun bireysel yaratıcılık üzerindeki etkisi: Kayseri ilindeki bankacılara yönelik bir araştırma
Ülkemizde aktif olarak kullanılan en önemli iletişim araçlarından biri hiç şüphesiz sosyal medyadır. İnsanların sık sık birbirleriyle iletişim halinde olduğu bu platform gün geçtikçe gelişerek önemini artırmaktadır. Sosyal medyanın öneminin artmasıyla birlikte, bireylerin yaratıcılık düzeylerinde olumlu/olumsuz etkilerin olduğu tartışılmazdır. Bu sebeple bu çalışmada örneklemin "Kayseri ilindeki bankacılar" temel alınarak seçilen bu kitlenin sosyal medya araçlarını kullanımları ve bireysel yaratıcıklarındaki olumlu/olumsuz etkileri incelenmiştir. Bu amaçla Kayseri ilindeki aktif banka çalışanlarından Google Form aracılığıyla 340 anket toplanmış ve analiz edilmiştir. Anket formunda; katılımcıların demografik özellikleri, sosyal medya kullanım yoğunlukları, gelişmeleri kaçırma korkusu düzeyleri, sosyal medya kullanımının bireysel yaratıcılığı ne yönde etkilediğine dair tanımlayıcı sorular içeren ifadeler yer almaktadır. Gelişmeleri kaçırma korkusunun bireysel yaratıcılık üzerindeki etkisini analiz etmek için bağımsız değişken olarak sosyal medya bağımlılığı boyutları, bağımlı değişken olarak bireysel yaratıcılığa ilişkin ifadelerin kullanıldığı modellerle çok değişkenli doğrusal regresyon analizleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından sanal iletişimin banka çalışanlarının "sosyal medya yaratıcılık için fikir kaynağı olabilir" ifadesine katılım düzeyleri üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu, sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından sanal tolerans ve sanal iletişimin banka çalışanlarının "sosyal medya yaratıcı fikirlerin uygulanmasında iyi bir araçtır" ifadesine katılım düzeyleri üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu, sosyal medya bağımlılığı alt boyutlarından sanal iletişimin banka çalışanlarının "sosyal medya yaratıcı fikirlerin yayılması için uygun bir kaynaktır" ifadesine katılım düzeyleri üzerinde pozitif etkiye sahip olduğu görülmüştür.
Narsist kişiliğin işkoliklik üzerine etkisi
Narsist kişilik, bireyin kendini aşırı beğenmesi, kendini diğer kişilerden daha üstün ve özel olarak görmesi, başarıya odaklı, her durumda takdir bekleyen bir kişilik durumudur. Son dönemde konu iş dünyasınca dikkat çekmektedir. İşkoliklik ise bireylerin aşırı çalışma eğilimi göstermeleri, hayatlarının merkezine iş yaşamlarını koymaları ve hem aile hem sosyal yaşamlarından uzaklaşması gibi sonuçlar doğuran bir durumdur. Bu durum bireyin kendisi için sağlık ve mutluluk açısından olumsuz sonuçlara sebep olurken aynı zamanda iş hayatında da performans ve verimlilik açısından istenmeyen sonuçlara sebep olabilmektedir. Bu tezin amacı ise narsist kişiliğin işkoliklik üzerindeki etkisinin araştırılmasıdır. Araştırma Konya ili merkez ilçelerinde bulunan kamu, katılım ve kamu katılım bankalarında çalışmakta olan bankacılar üzerinde yürütülmüştür. Bu araştırma sonucunda banka çalışanlarının narsisist kişilik özelliklerinin işkoliklik özellikleri üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu, narsist kişilik alt boyutlarından ise liderlik ve sömürücülük alt boyutlarının işkolikliğin aşırı çalışma ve kompulsif çalışma boyutları üzerine anlamlı etki ettiği görülmüştür.
İş doyumu ve COVID-19 kontrol algısı arasındaki ilişkinin araştırılması: Banka çalışanları örneği
İş doyumu dinamik bir yapıda olduğundan birçok faktörden etkilenmektedir. Yaşanılan dönemdeki bazı çevresel koşullarda iş doyumuna etki etmektedir. Günümüzde içerisinde bulunduğumuz Covid-19 pandemisi ve pandeminin kontrolü ile ilgili algılamaların da bu faktörlerin arasında yer alacağı varsayımı çalışmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Covid-19 pandemisi, çalışma koşullarından hayat tarzlarına kadar birçok değişikliği beraberinde getirmiştir. Bu değişikliklerden birisi de sosyal hayata zorunlu mesafe kurallarının girmesi olmuştur. Bankacılık sektörü ise özünde bir alış-verişi ifa etmektedir. Bu alış-verişin gerçekleşmesi bir etkileşim gerektirmektedir. Pandemi koşullarında banka çalışanlarının bu zorlukla mücadele etmesinin daha zor olacağı ve iş doyumlarının incelenmesinin önemli olacağı düşüncesiyle çalışma bankacılık sektörü üzerinde gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmada, banka çalışanlarının iş doyumları ve Covid-19 kontrol algıları arasındaki ilişki incelenmiştir. Ölçüm aracı olarak Minnesota İş Doyum Ölçeği ve Covid-19 Kontrol Algısı Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri, Konya ilinde görev yapan banka çalışanlarına anket uygulaması yapılarak elde edilmiştir. Analizler için SPSS 25 paket programı kullanılmıştır. Ölçeklerin güvenilirlik analizi ve açıklayıcı faktör analizi yapıldıktan sonra hipotezleri test etmek üzere Spearman korelasyon analizi, regresyon analizi, Mann- Whitney U testi ve Kruskal-Wallis testi yapılmıştır. Analiz sonuçlarına göre iş doyumu ve Covid-19 kontrol algısı arasında orta düzeyde pozitif bir ilişki tespit edilmiştir. Covid-19'un kontrol altına alındığına dair algılamalar iş doyumunu artırmaktadır. Dolayısıyla temel hipotezimiz kabul edilmiştir. Anahtar kelimeler: Bankacılık, İş Doyumu, Covid-19 Kontrol Algısı, Covid-19 Pandemisi.
COVID-19 salgın sürecinde banka çalışanlarının stres ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi ve demografik değişkenler açısından incelenmesi
2019 yılında ortaya çıkan, ilk olarak Çin'in Wuhan şehrinde rastlanan ve hayvanlardan insanlara geçen Covid-19 hastalığı yaşamımızın birçok bölümünü olumsuz etkilemiştir. Söz konusu virüs dünyanın her yerinde insanların günlük hayatta almış oldukları kararları, yaptıkları planları değiştirmiştir. Banka, hastane, alışveriş merkezi ve benzeri insanların kalabalık olabileceği ortamların kullanımı, sosyalleşme, sosyal mesafe, maske kullanımı, genel ve kişisel temizlik gibi sayabileceğimiz birçok alanda insan davranışını etkilemiştir. Etkilenen bu davranışlardan bazıları da stres ve tükenmişliktir. Stres ve tükenmişliğin yoğun olarak yaşandığı meslek gruplarından biri de bankacılıktır. Banka çalışanlarının virüs kaynaklı kısıtlamalardan ve negatif enerjiden dolayı stres düzeyleri artmakta ve yaşanan bu stres tükenmişliğe neden olabilmektedir. Yapılan bu çalışmada, banka personellerinin salgın sürecinde streslerinin ve tükenmişliklerinin ölçülüp aralarındaki ilişkinin belirlenmesi ve demografik özellikler bakımından araştırılması amaçlanmıştır. Katılımcıların stres düzeylerini ölçmek için Algılanan Stres Ölçeği, tükenmişlik düzeylerini ölçmek için ise Maslach Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Veriler Konya merkezinde görev yapmakta olan banka personelinden online anket yöntemiyle toplanmıştır. 449 anket üzerinden analizler gerçekleştirilmiştir. Analizlerde SPSS 26 paket programı kullanılmıştır. Betimleyici istatistiksel hesaplamalar, frekans analizi, korelasyon analizi, Keşfedici (Açıklayıcı) faktör analizi, Normallik testi, Mann Whitney-U testi ve Kruskal Wallis testleri yapılmıştır. Yapılan Spearman Korelasyon analizi sonucunda banka çalışanlarının Covid-19 salgın sürecinde stres ile tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu tespit edilmiştir. Demografik değişkenlere göre (cinsiyet, yaş, medeni durum, öğrenim durumu, bankacılık sektöründe çalışma süresi, çalışılan banka türü, bankadaki pozisyon, aylık ortalama gelir) banka çalışanlarının stres ve tükenmişlik alt boyut düzeylerinin farklılaşıp farklılaşmadığı Mann Whitney-U testi ve Kruskal Wallis testleriyle tespit edilmiştir. Analiz sonuçlarına göre banka çalışanlarının Covid-19 salgın sürecinde rahatsızlık algısı düzeyleri yaş, bankacılık sektöründe çalışma süresi, görev yapılan birim ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Yetersiz özyeterlik algısı düzeyleri sadece banka türü değişkenine göre farklılık göstermektedir. Duygusal tükenme düzeyleri görev yapılan birim ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Duyarsızlaşma düzeyleri yaş, görev yapılan birim ve aylık gelir değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Düşük kişisel başarı düzeyleri yaş, medeni durum, öğrenim durumu, bankacılık sektöründe çalışma süresi ve görev yapılan birim değişkenlerine göre farklılık göstermektedir. Anahtar kelimeler: Banka Personeli, Covid-19 Pandemisi, Stres, Tükenmişlik.
The effect of work alienation and proffesional vitality on cyber loafing
This study was conducted to examine the effect of work alienation and professional vitality on cyberloafing behavior. The theoretical framework of the study consists of work alienation, professional vitality and cyberloafing. It has been researched whether there is a factor on the attitude of the employees towards their work and professional vitality due to the changing conditions and the increasing use of the internet in the today's business world. While examining the relationship between these concepts, the group of employees who attended the research was determined as those working in the finance sector, accountants, financial advisors and bankers. Constituting the universe of the research to test the model ; Questionnaires were collected from 292 people working in bankers, accountants, financial advisors and finance sector. Factor analysis, correlation analysis, regression analysis, reliability analysis, Tukey analysis and anova analysis were performed on the obtained data. It has been determined that there is a positive and significant relationship between cyberloafing behavior as the work alienation levels of the employees increase, and that the passion, sub-dimensions of professional vitality negatively affect major cyberloafing behavior.
Bankacılık sektöründe çalışanların iş tatminlerinin iş doyumlarına etkisi
Küreselleşen dünyada rekabet her geçen gün artmakta ve şirketlerin rekabette yer alabilmesi için insan kaynağı ile ilgili araştırmalar ve oradan elde edilen veriler önem kazanmaktadır. Bankacılık sektörü hızla gelişen hem ulusal hem de uluslararası alanlarda faaliyet gösteren bir hal almıştır. Bu bağlamda bankacılık sektöründe çalışanların iş tatminleri ve iş doyumları ile ilgili çalışmalar bu sektördeki verimliliğe etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu araştırmanın amacı Bankacılık Sektöründe Çalışanların İş Tamimlerinin İş Doyumlarına Etkisini araştırmaktır. Bu amaçla İstanbul İli bankacılık sektöründe çalışmalardan 478 kişinin görüşleri ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma nitel olarak gerçekleştirilmiş olup kişisel bilgi formu, iş doyum ölçeği ve iş tatmin ölçeğinin uygulanması ve elde edilen verilerin SPSS 21 (Sosyal Bilimler İçin İstatistik Paket Programı) kullanılarak analiz edilmesiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda; Bankacılık sektörü çalışanlarının İş tatmini algılarının ise "Yüksek" düzeyinde gerçekleştiği tespit edilmiştir. İş tatmini boyutlarında ise "İçsel İş Tatmini" boyutu "Yüksek", "Dışsal İş Tatmini" boyutu da "Yüksek" düzeyinde tespit edilmiştir. Benzer şekilde İş doyumu algıları da "Yüksek" düzeyde tespit edilmiştir. İş tatmini ile cinsiyet, eğitim durumu, personelin görevi ve mesleki deneyim ile farklılıklar tespit edilirken yaş değişkeni ile farklılık tespit edilememiştir. İş doyumu ile cinsiyet, yaş, mesleki deneyim arasında farklılık tespit edilememiştir. İçsel iş tatmini ile iş doyumu arasında yüksek düzeyde pozitif doğrusal bir ilişki tespit edilmiştir. Dışsal iş tatmini ile iş doyumu arasında yüksek düzeyde pozitif doğrusal bir ilişki tespit edilmiştir. İş tatmini ile iş doyumu arasında yüksek düzeyde pozitif doğrusal bir ilişki tespit edilmiştir.
Bankacılık sektöründe yaşanan dijital gelişmelerin katılım bankacılığı çalışanları üzerindeki etkileri: Finansal bir bakış
Bu çalışma, dijital gelişmelerin katılım bankacılığı çalışanları üzerindeki etkisini ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Bu kapsamda teknoloji kabul modeli, algılanan fayda, algılanan kullanım kolaylığı, algılanan verimlilik, ekonomik kaygı ve çalışanların tutumları konuları ele alınmıştır. Bu amaçla, dijitalleşme, bankacılık ve teknoloji kabul modeli gibi anahtar kelimeler tanımlanmıştır. Ayrıca, katılım bankacılığının tarihsel gelişimi, dijitalleşme, bankacılık sektöründe dijital dönüşüm ve çalışanların dijital dönüşüme tutumları konuları da ele alınmıştır. Tezde anket ile veri toplanmış ve çeşitli analizlere tabi tutulmuştur. Bu tezin literatüre katkı sağlamanın yanı sıra katılım bankacılığı yöneticilerine yol gösterici olması beklenmektedir.
İç kaynak kullanımının örgütsel bağlılık üzerine etkisi: Bankacılık sektöründe bir araşırma
Örgütsel bağlılık son yıllarda işletmeler açısından önem kazanmış bir kavramdır. İç kaynak kullanımı ise örgütte hali hazırda çalışmakta olanların, oluşabilecek pozisyonlara yerleştirilmesi olarak tanımlanmakta ve örgütsel bağlılıkla ilişkilendirilerek örgütsel bağlılığın alt boyutları üzerine etkisine bakılmaktadır. Tez kapsamında, iç kaynak kullanımının örgütsel bağlılık (duygusal bağlılık, devamlılık bağlılığı ve normatif bağlılık) üzerine etkisi incelenmiştir. Ayrıca çalışmada, işgörenlerin yaş, cinsiyet, unvan, eğitim durumu ve hizmet süresi gibi sosyo-demografik özelliklerinin örgütsel bağlılığa etkileri de araştırılmıştır. Araştırmanın ilk bölümü iç kaynak kullanımı, ikinci bölümü örgütsel bağlılık kavramı, üçüncü bölümü ise bulgular ve tartışmadan oluşmaktadır. Son olarak sonuçlar ve ileride yapılacak araştırmalara yardımcı olabilecek/yön verebilecek bazı önerilerde bulunulmuştur. Araştırmada Allen-Meyer Örgütsel Bağlılık Ölçeğinin yer aldığı anket yöntemi kullanılarak Türkiye'de faaliyet göstermekte olan özel bir bankanın 184 çalışanına ulaşılmıştır. Oluşturulan hipotezlerin ve anket yöntemi kullanılarak temin edilmiş olan veriler SPSS 23.0 kullanılarak Cronbach Alpha Güvenilirlik Analizi, Frekans Analizi, t test ve ANOVA ile değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Bağlılık, İç Kaynak Kullanımı, Bankacılık, İnsan Kaynakları
Duygusal zekâ ile stresle başa çıkma arasındaki ilişkinin incelenmesi: Banka çalışanları üzerinde bir uygulama
Zekâ problem çözme, karar verme, öğrenme ve çevreye uyum sağlama yetenekleri olarak tanımlanırken duygusal zekâ ise kişinin kendisinin ve başkalarının duygularını anlaması, kullanabilmesi ve yönetebilmesi olarak kavramsallaştırılmaktadır. Duygusal zekâ yaşamında her alanında bireye eşlik etmekte, karar ve davranışlarında yönlendirici olmaktadır. Bunlar arasında iş yaşamında önemli bir yere sahip olan stres konusunda duygusal zekâ özel bir önem arz etmektedir. Duygusal zekâsı yüksek olan bireyler, duygularını daha etkin bir şekilde yönetebildikleri için stres altında olduklarında veya bir sorunla karşılaştıklarında daha olumlu tepkiler verip daha etkili, sürdürülebilir ve sağlıklı çözümler üretebilirler. Bu çalışmanın amacı duygusal zekâ kavramı ile stresle baş etme arasındaki ilişkinin banka çalışanları açısından ampirik olarak incelenmesidir. Araştırma özel bir bankanın Trabzon ilinde bulunan şubelerinde çalışan 115 katılımcı ile Mayıs-Haziran 2021 döneminde gerçekleştirilmiştir. Katılımcı banka çalışanlarının duygusal zekâ düzeyi ile stresle başa çıkma tarzları arasında güçlü bir ilişki olduğu, bununla birlikte katılımcıların duygusal zekâ düzeylerinin, stresle başa çıkma tarzlarını yordadığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Zekâ, Duygusal Zekâ, Stresle Başa Çıkma, İş Stresi, Banka.
Koronavirüs-19 fobisinin banka çalışanlarının motivasyonu ve performansı üzerindeki etkisi
Toplumsal salgınlar, insanlar arasındaki etkileşimin her geçen gün artması sonucu sağlık alanını endişe içinde bırakmıştır. Koronavirüs-19 gibi damlacık enfeksiyonu ile bulaşan hastalıklar havadan bulaştığı için insanların bir arada yaşadıkları ortamlarda tehdit oluşturmaktadır. Bu tehditler bir arada çalışan her sektörde sıkıntılar oluşturmaktadır. Motivasyon sayesinde artan çalışma verimini olumsuz yönde etkileyen faktörlerin başında sağlık da gelmektedir. 2019 Aralık ayında Çin'in Wuhan eyaletinde çıkan koronavirüs-19 salgını ülkemize de Mart 2020 itibari ile girerek tüm sektörlerde kısıtlamalara gidilmiştir. Araştırma, sürekli etkileşim içerisinde bulunan banka çalışanlarının bu süreçte yaşadıkları korkuların çalışma motivasyonlarına ve performanslarına etkisini ortaya koymayı amaçlamıştır. Bu bağlamda koronavirüs-19 fobisi, iş motivasyon ölçeği ve işgören performans ölçeği aracılığıyla 206 banka çalışanına online anket uygulaması yapılmıştır. Analiz sonuçları koronavirüs-19 fobisi ile motivasyon arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğunu göstermektedir. Motivasyonun ise çalışan performansı üzerinde pozitif yönlü anlamlı bir etkisinin olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Koronavirüs-19 Fobisi, Motivasyon, Çalışan Performansı, Bankacılık Sektörü
Akılcı ve sezgisel karar verme stillerinin algılanan stres üzerindeki etkisinde örgütsel bağlılık ve örgütsel adalet algısının aracılık rolü: Banka çalışanları örneği
İnsanın içinde bulunduğu dünyada değişimin gerçekleşme hızı kesinlikle çok büyük ve nefes kesicidir. Günümüzün hızla değişen dünyasında herkes hem kişisel hem de profesyonel yaşamlarında stres yaşamaktadır. Hiçbir birey ve hiçbir meslek stresten uzak değildir. Stres, birey sağlığı ve toplum için giderek artan bir sorundur. Eğitim ortamları da dâhil olmak üzere iş hayatı bağlamlarında iş görevleri üzerinde kontrol eksikliği, performans üzerindeki zaman baskısı ve zayıf geribildirim gibi bir dizi faktör algılanan strese katkıda bulunur. Ayrıca karar verme yetkinliği, sosyal yönelim ve zaman yaklaşımı gibi çeşitli bireysel farklılık özellikleri de algılanan strese katkıda bulunabilmektedir. İş görevlerinin başarıyla tamamlanması diğer personel ve müşterilerin bağlı olduğu uzun karar verme süreçlerinin yürütülmesini içermektedir. Karar alma süreçlerinde verimlilik eksikliği; çalışanların görevlerini yerine getirmesini zorlaştırır, diğer personelin işlerini planlamasını ve yürütmesini engeller ve iş stresine neden olabilir. Gelinen nokta yöneticilerin akılcı ve sezgisel karar verme stillerine bağlı olarak iş ortamında strese yakalanma durumlarını tespit etmek amaçlanmaktadır. Diğer tarafta yöneticilerin örgütsel bağlılık ve örgütsel adalet algısı, çalışanları etkilemektedir. Örgütsel bağlılık ve örgütsel adalet, stresin önemli bir düzenleyicisi olarak tanımlanmaktadır. Yani, akılcı ve sezgisel karar verme stillerinin algılanan stres üzerindeki etkisini örgütsel bağlılık ve örgütsel adalet üzerinden ne derece gerçekleştirdiğini görmektir. Buradan hareketle, bu çalışma kapsamında çalışanların akılcı ve sezgisel karar verme stillerinin algılanan stres üzerindeki etkisini incelemek ve örgütsel bağlılık ve örgütsel adalet aracılık rolünü test etmek hedeflenmiştir. Araştırmanın amacı paralelinde Türkiye'de faaliyet gösteren bir bankada istihdam edilen orta kademedeki 515 yöneticinin katılımı ile uygulamanın gerçekleştirilme imkânı bulunmuştur. Katılım sağlayıcılara akılcı ve sezgisel karar verme, algılanan örgütsel bağlılık, algılanan örgütsel adalet ve algılanan stres ilgili anket uygulamasına gidilmiş ve elde edilen anket verilerinin analizi yapılmıştır. Araştırma kapsamında temin edilen verilerin analizi için IBM SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) 21.0 ve IBM AMOS 24.0 (Analaysis of Moment Structures) paket programlarından faydalanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda akılcı karar verme stilinin algılanan örgütsel bağlılık üzerinde negatif bir etkiye sahip olduğu tespit edilmiştir, yani akılcı karar verme stilini uygulayan bir yöneticinin, çalışanların bağlılığını azalttığı düşünülmektedir. Akılcı karar verme stili algılanan stres ve örgütsel adalet üzerinde pozitif bir etkiye sahiptir. Akılcı stil daha yüksek stresin yaşanmasına neden olduğu gibi akılcı stilde kişisellik barınmaması, keyfilik içermemesi, belirli kurallar ve ölçüler doğrultusunda belirlenen bedellerin alınıp verilmesi adaletin gerçekleşmesinde fayda sunacaktır. "Akılcı Karar Verme" değişkeninin "Algılanan Stres" üzerindeki etkisinde "Örgütsel Bağlılık" değişkeninin aracılık rolü olduğu gibi "Akılcı Karar Verme" değişkeninin "Algılanan Stres" üzerindeki etkisinde "Örgütsel Adalet" değişkeninin aracılık rolü bulunmaktadır. Sezgisel karar verme stili örgütsel bağlılık ve örgütsel adalet üzerinde pozitif bir etkiye ve algılanan stres üzerinde negatif bir etkiye sahiptir. Sezgisel karar verme bireylerin stresin olumsuz etkilerinden korunmasına yardımcı olur. Örgütsel bağlılık boyutunun algılanan stres üzerinde negatif yönde anlamlı etkili olduğu görülmüştür. Bağlılığın dolaylı veya düzenleyici etkisi bireylerin işlerine yön vermelerini, anlam yüklemelerini sağladığı için bireylerin stresin olumsuz etkilerinden korunmasına yardımcı olur. Örgütsel adalet boyutu örgütsel bağlılık üzerinde pozitif yönde ve algılanan stres üzerinde negatif yönde anlamlı etkilidir. Bir örgütte adaletin varlığı, çalışanların refahı ve örgütün kendisinin kayda değer başarısı üzerinde çok önemli bir rol oynamaktadır. Bu adil ortam, stresin daha düşük seviyeleri için önemli bir faktör olabilir. "Sezgisel Karar Verme" değişkeninin "Algılanan Stres" üzerindeki etkisinde "Örgütsel Adalet" değişkeninin aracılık rolü olduğu gibi "Sezgisel Karar Verme" değişkeninin "Algılanan Stres" üzerindeki etkisinde "Örgütsel Bağlılık" değişkeninin de aracılık rolü vardır. Anahtar Kelimeler: Algılanan Stres, Akılcı ve Sezgisel Karar Verme, Algılanan Örgütsel Bağlılık, Algılanan Örgütsel Adalet.
Psikolojik sermayenin örgütsel özdeşleşme üzerindeki etkisinde örgütsel desteğin aracı rolü
Bu çalışmanın amacı banka çalışanlarının psikolojik sermaye düzeylerinin örgütsel özdeşleşme üzerindeki etkisinde algılanan örgütsel desteğin aracılık rolünü belirlemeye yöneliktir. Bu maksatla, Hatay ilindeki banka çalışanı olan 224 katılımcıdan anket aracılığıyla veri toplanmıştır. Verilerin analizinde, keşfedici ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmış, değişkenler arası korelasyonlar tespit edilmiş ve yapısal eşitlik modeli ile modelin uyum iyiliği testleri ve regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan analizler neticesinde, psikolojik sermayenin algılanan örgütsel desteği ve örgütsel özdeşleşmeyi pozitif yönde anlamlı olarak etkilediği tespit edilmiştir. Algılanan örgütsel desteğin de örgütsel özdeşleşmeyi pozitif yönde anlamlı olarak etkilediği ortaya konmuştur. Ayrıca aracılık testinde algılanan örgütsel desteğin psikolojik sermaye ile örgütsel özdeşleşme arasındaki ilişkide kısmi aracılık rolü üstlendiği tespit edilmiştir.
Aşırı iş yükünün, tükenmişlik, iş stresi ve işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisi
Bu çalışmada aşırı iş yükü, tükenmişlik, stres ve işten ayrılma niyetininbankacılık sektörü çalışanları üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Ayrıca aşırı iş yükünün, işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisinde tükenmişlik ve stresin aracılık rolü araştırılmıştır. Bu maksatla, Osmaniye ve Adana ilindeki 516 banka çalışanından anket ile veri toplanmıştır. Verilerin analizinde, keşfedici ve doğrulayıcı faktör analizleri yapılmış, değişkenler arası korelasyonlar tespit edilmiş ve yapısal eşitlik modeli ile modelin uyum iyiliği testleri ve regresyon analizi yapılmıştır. Yapılan analizler sonucunda banka çalışanlarının maruz kaldığı aşırı iş yükünün çalışanlardaki iş stresini, tükenmişlik düzeylerini ve işten ayrılma niyetlerini pozitif yönde anlamlı olarak etkilediği tespit edilmiştir. Yapılan aracılık analizi neticesinde ise aşırı iş yükünün işten ayrılma niyeti üzerindeki etkisinde stresin ve tükenmişliğin aracılık rolü olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar kelimeler: Aşırı iş yükü, iş stresi, tükenmişlik, işten ayrılma niyeti
Sanal kaytarma davranışı ve yıkıcı yönetim algısının işteki üretkenlik üzerine etkisi
Üretkenlik, literatürde sıklıkla incelenen ve birçok farklı konu ile ilişkilendirilen çalışma alanlarından biridir. Sanayi devrimi sonrası üretkenlik, yönetim ve teknoloji kavramları birlikte değerlendirilmeye başlanmıştır. 1800'lerin başından günümüze dek, bu kavramların birbirleri ile ilişkileri çok sayıdaki çalışmada bulgulanmıştır. Bu çalışmada da günümüzde yaygın olarak görülen yıkıcı yönetimin ve gelişen teknoloji ile yaygınlaşarak önemli maliyet ve verimlilik kayıplarına neden olduğu bulgulanan sanal kaytarma davranışının işteki üretkenlik üzerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca yıkıcı yönetimin sanal kaytarma davranışlarına olan etkileri de incelenmiştir. Bu bağlamda şu sorulara yanıt aranmıştır: Gelişen teknolojiye bağlı olarak özellikle son on yılda artış gösteren ve çalışma saatleri içerisinde internetin iş dışı amaçlarla kullanılması anlamına gelen sanal kaytarma davranışları işteki üretkenliği etkilemekte midir? Yöneticilerin çalışanlara karşı gösterdikleri fiziksel olmayan sadist ve tiran davranışlar olarak açıklanan yıkıcı yönetim işteki üretkenliğe engel midir? Yıkıcı yönetim sanal kaytarma davranışlarını arttırmakta mıdır? Çalışmanın araştırma sorularını cevaplamak için, Adana'da faaliyet gösteren kamu ve özel banka çalışanlarından anket yöntemi ile 317 adet veri toplanmıştır. Araştırma kapsamında temin edilen veriler; doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modellemesi ile incelenmiştir. Yapısal modele ilişkin uyum iyiliği değerlerinin kabul edilebilir düzeyde olduğu görüldükten sonra değişkenler arasındaki ilişkilerin gücü ve yönü incelenmiştir. Bu bağlamda, yıkıcı yönetim algısının işteki üretkenlik ve sanal kaytarmanın her iki boyutu ile anlamlı ilişkilerinin olduğu bulgulanmıştır. Yıkıcı yönetimin işteki üretkenliği negatif yönde etkilediği görülürken, hem önemsiz hem de önemli sanal kaytarmayı pozitif yönde etkilediği görülmüştür. Sanal kaytarmanın davranışının her iki boyutunun ise işteki üretkenlik ile negatif yönde ilişkili olduğu ancak etkilerinin anlamlı olmadığı bulgulanmıştır. Anahtar kelimeler: İşteki üretkenlik, yıkıcı yönetim, sanal kaytarma, banka çalışanları.
Birey-örgüt ve birey-iş uyumunun duygusal emek davranışları üzerindeki etkisi: Banka çalışanları üzerine bir araştırma
Günümüzde kurumların rekabet ortamında ayakta kalabilmesi ve avantajlı durumda olabilmesi için elindeki en önemli etkenlerden birisi de insan kaynaklarıdır. Hizmet sektöründe yer alan kurumların insan kaynağının çalıştıkları örgüt ve iş ile uyumları da önem taşımaktadır. Özellikle müşteriler ile sürekli etkileşim halinde olan çalışanların sergileyeceği duygusal emek davranışlarının birey-örgüt uyumu ve birey-iş uyumu tarafından ne kadar etkilediği önemlidir. Dolayısıyla bu çalışmanın amacı da birey-örgüt uyumu ve birey-iş uyumunun duygusal emek davranışları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Bu amaç doğrultusunda birey-örgüt uyumu, birey-iş uyumu ve duygusal emek ölçeklerinden oluşan anket formu Aydın il ve ilçelerinde görev yapan 324 banka çalışanına uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25.0 programı analiz edilerek değerlendirilmiştir. Araştırmanın amacına uygun olarak yapılan korelasyon ve regresyon analizi sonucunda; birey-örgüt uyumu ve birey-iş uyumunun duygusal emeğin yüzeysel davranış boyutu ile negatif yönde, derinlemesine davranış ve samimi davranış ile pozitif yönde anlamlı ilişkilerin olduğu saptanmıştır. Birey-örgüt uyumu ve birey-iş uyumu yüzeysel davranış üzerinde negatif yönde ve anlamlı bir etkisi olduğu belirlenmiştir. Birey-örgüt uyumunun derinlemesine davranış üzerinde anlamlı bir etkisi olmamakla birlikte, birey-iş uyumunun derinlemesine davranış üzerinde pozitif yönde ve anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir. Son olarak birey-örgüt uyumu ve birey-iş uyumu samimi davranışı pozitif yönde anlamlı şekilde etkilediği saptanmıştır.
Tarihsel değişim sürecinde iş ve aile yaşamında kadın: Muğla ili, bankacılık sektöründe çalışan çocuklu kadınlar üzerine bir inceleme
Ataerkil toplumlarda daha baskın olarak, kadının hane içerisinde yaşamış olduğu toplumsal cinsiyete dayalı iş bölümü, kadının aile yaşamında eşitsizliklerin olduğunu göstermektedir. Hane içerisindeki eşitsizlikler kadının, iş yerinde yaşamış olacağı cinsiyete dayalı ayrımcılık uygulamalarını derinleştirmektedir. İş yerinin vermiş olduğu görevleri gerçekleştirdikten sonra hane içi görevleri için ikinci mesaisi başlayan kadın hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorgun düşmektedir. Ev işleri ve bakım sorumlulukları için harcayacak enerjisi kalamamaktadır ya da bunun tam tersi olarak; ev işleri, bakım görevlerini yerine getirirken yorgun düşen kadının iş yeri için harcayacak enerjisi kalamamaktadır. İş yerinin vermiş olduğu görevlerin yapımı sırasında zihni sürekli ev işleri ile meşgul olmakta ve kendini işe verememektedir. Cinsiyete dayalı ayrımcılık tutumları hane içerisindeki eşitsizliklerin yanı sıra iş yerlerinde de kadınların sıklıkla karşılaştıkları bir durumdur. Kadının erkek karşısında ikinci cinsiyet olarak algılanması ve yetersiz olarak düşünülmesi söz konusudur. Kadınlar iş yerlerinde işe alım, ücret, terfi, eğitim, izin ve rapor kullanımı, güdülenme, tayin, işten ayrılma ve taciz gibi birçok konuda cinsiyete dayalı ayrımcılık uygulamalarına maruz kalmaktadırlar. Gerek aile içerisindeki gerekse iş yerindeki eşitsiz tutumlar kadının iş ve aile yaşamını uyumlaştırma çabasında sorunlar yaşamasına neden olmaktadır. Son yıllarda bireylerin, özellikle kadınların iş ve aile yaşamını uyumlaştırmaya çalışmak devletin de stratejik planlarına konu olmuş ve bu konuda politikalar üretilmiştir. Kadının iş ve aile yaşamında uyumu yakalayabilmesi için toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılıkların sona erdirilmesi ve eşitliğin sağlanması gerekmektedir. Bu durum bireylerin, iş yerlerinin ve devletin ortak çabası ile mümkün olabilecektir. Anahtar Kelimeler: Çalışan Kadınlar, Aile, Çalışma Yaşamı, Toplumsal Cinsiyet, İş bölümü