SARS virüsü

80 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

SARS-COV-2 enfeksiyonu olan hastalarda obstrüktif uyku apnesi, uyku kalitesi ve depresyon varlığının COVID-19 kliniği üzerine etkilerinin değerlendirilmesi

Dünya Sağlık Örgütü 31 Aralık 2019'da Çin'in Wuhan şehrinde etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakaları bildirmiş olup etken daha önce insanlarda tespit edilmemiş yeni bir koronavirüs olarak tanımlanmıştır. Etken SARS-CoV-2 olarak isimlendirilmiş, hastalığın adı da COVID-19 olarak kabul edilmiştir. Başta kardiyovasküler hastalıklar, diyabet olmak üzere çeşitli kronik hastalıklar SARS-CoV-2 enfeksiyonu için risk faktörleri olarak tanımlanmıştır. Bu çalışmada da SARS-CoV-2 enfeksiyonu olan hastalarda obstrüktif uyku apnesi (OUA), uyku kalitesi ve depresyon varlığının COVID-19 kliniği ile ilişkilerinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya 1 Kasım 2020-31 Ocak 2021 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi COVID-19 servisine yatan 103 hasta dâhil edilmiştir. Hastalara Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Berlin ve STOP-BANG anketleri, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ) uygulanmıştır. Sonrasında anket alt grupları COVID-19 ile ilişkili hastalık ağırlığı, radyolojik tutulum yüzdesi, hastaların saturasyon değerleri, hastanede yatış süresi, yüksek doz steroid ve/veya tocilizumab kullanımı, yoğun bakım ihtiyacı, laboratuvar parametreleri gibi verilerle istatistiksel analizler yapılarak karşılaştırılmıştır. 103 hastanın 40'ı (%38,8) kadın, 63'ü (%61,2) erkektir. Çalışma sonucunda depresyon ile COVID-19 ilişkili hiçbir parametre ile anlamlı ilişki bulunmamıştır (p>0,05). Uyku kalitesi kötü olan hastaların hastanede yatış süresi ve yoğun bakım ihtiyacının daha fazla olduğu saptanmıştır (p <0,05). OUA açısından yüksek riskli hastaların saturasyonlarının daha düşük olduğu, hastanede daha uzun süre yattıkları, daha fazla yoğun bakım ihtiyaçlarının olduğu, bu hastalarda daha fazla yüksek doz steroid ve/veya tocilizumab kullanıldığı saptanmıştır (p <0,05). Çalışma sonucunda OUA'nın ağır-kritik COVID-19 hastalığı için bir risk faktörü olabileceği düşünülmüştür. Pandemi başlangıcından beri bir yıldan uzun süre geçmesine rağmen hala etkili bir tedavi ve korunma yönteminin bulunamamış olması nedeniyle COVID-19 özellikle risk faktörü olan bireyler için günümüzde önemli bir mortalite nedenidir. Ağır hastalık için risk faktörlerinin bilinmesinin hastalık yönetimini kolaylaştırabileceği göz önünde bulundurulduğunda pandemi döneminde OUA tanı ve tedavisinin de önemsenmesi gerektiği ve ek risk faktörlerinin belirlenmesi için yeni çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: COVID-19, Risk faktörü, Obstrüktif uyku apnesi

COVID 19DepresyonKorona virüs enfeksiyonları+4
Begüm Şahin
Gaziantep University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

All-trans retinoik asit ve 1,25-dihidroksi vitamin D3'ün SARS-COV-2 hedef ve aracı molekülleri üzerine etkilerinin incelenmesi

Şiddetli akut solunum sendromu koronavirüs tip 2 (SARS-CoV-2) yeni bir koronavirüs olup, şiddetli akut solunum yolu hastalığının (Covid-19) etkeni olan RNA virüsüdür. ACE2, TMPRSS2, TMPRSS11D ve CD147 SARS-CoV-2'nin aktivasyonu, enfeksiyonu ve iletimi için gerekli proteinlerdir. ACE2 reseptörleri akciğer, bağırsak, kalp ve böbrek gibi birçok dokuda bulunmaktadır. Endotel hücrelerinde de ACE2 reseptörü bulunmaktadır. SARS-CoV-2 enfeksiyonu sırasında hücrelerde başta ACE2 olmak üzere diğer aracı moleküller hastalığın seyrini belirleyebilirler. ATRA ve vD3 moleküler etkilerini hücre içinde bulunan reseptörler aracılığıyla gösteren, hücre çekirdeğinde transkripsiyonu düzenleyerek gen düzeyinde etki gösterebilen nükleer hormon reseptörleridir. Yaptığımız literatür taramasında ATRA ve vD3'ün SARS-CoV-2 enfeksiyon mekanizmasına aracılık eden molekül ekspresyonları ile ilgili bir çalışmaya rastlanmamıştır. Ayrıca, Covid-19 hastalığına sahip hastalara birçok klinikte tedavi olarak yüksek doz Vitamin D3 verilmektedir. Biz bu çalışmada nükleer hormon reseptör ligandları olarak ATRA ve vD3 uygulayacağımız endotel hücrelerinde SARS-CoV-2 ile ilişkili hücresel moleküllerin ekspresyonlarını analiz edeceğiz. Bu amaçla, endotel hücrelerinde hem ATRA hem de vD3 muamelesi sonucunda ACE2, TMPRSS2, TMPRSS11D, CD147, CD26, CYPA gibi hedef genlerinin ifade değişimleri, hücre proliferasyonu ve migrasyonu araştırılmıştır. Bu genler SARS-CoV-2'nin hedef hücreye giriş mekanizmasının aydınlatılmasında birer potansiyel hedef olabilir. Ayrıca hedef genlerin ifadelerindeki farklı sonuçların analizleri, endotel hücrelerin gen ifade seviyesi üzerindeki etkisine dair literatüre katkıda bulunacaktır. Bunun yanında ATRA endotel hücrelerinde migrasyonu ve hücre proliferasyonunu baskılamıştır. Aynı zamanda vD3 endotel hücrelerinde migrasyonu arttırmış ve hücre proliferasyonunu ya baskılamamış ya da etkilememiştir. Bu bakımdan bulgularımız endotel hücrelerinde SARS-CoV-2'nin mekanizmasının aydınlatılmasına katkı sunacak ve COVİD19 hastalığın tedavisinde literatüre katkı sağlayacaktır.

COVID 19Endotelyum-vaskülerSARS virüsü+2
Uğur Arslanyürekli
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Testing the activity of biguanide derivatives and some novel molecules against SARS-CoV-2, in silico study

SARS-CoV-2 proteins are the main factors responsible for the replication process of the virus, including main protease (MPro), papain like protease (PLPro) and RNA dependent RNA polymerase (RdRp). Through our study, we aim to inhibit the roles of these proteins, by applying molecular docking to investigate the effectiveness of biguanide derivatives and some phytochemicals extracted from Cameroonian plants against these targets, then a molecular dynamic simulation method was applied to investigate the stability of the complexes of best docking results. Also, in silico we modified biguanide derivatives to get better results, and as the last step, we applied Absorption, Distribution, Metabolism, Excretion and Toxicity test (ADMET) to these modified compounds which showed good docking results. As a result of our study, phenformin played an inhibition role against RdRp protein, proguanil was recommended for use against PLPro, and Pycnanthuquinone B had a good result against Mpro, at the same time, 10 of our modified compounds gave promise results against these targets, so other drug development steps could be applied to investigate this activity.

BiguanidesCOVID 19Phytochemicals+2
Mohammed Efendi
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

SARS-COV-2 ile ilişkili hedef moleküllerin regülasyonunda ısı şok proteinlerinin rolünün araştırılması

Koronavirüsler, insanlarda ve diğer memelilerde yaygın olarak görülen ve sistemik bozukluklara neden olabilen RNA virüsleridir. Anjiyotensin Dönüştürücü Enzim-2 (ACE2)'yi hücreye girişinde reseptör olarak kullanır. Ayrıca TMPRSS2 ve EMMPRIN(CD147)'nin de virüsün hücreye girişinde yardımcı olduğu bilinmektedir. ACE2 ve TMPRSS2'nin yanı sıra TMPRSS11D, Siklofilin A (CYPA), CD26 ve CD147'yi bulunduran endotel hücreleri, SARS-CoV-2 tarafından hedef haline gelmiştir.Hücre, virüsün içeriye girmesiyle, hücresel mekanizmaları oluşacak hasardan korumak için ısı şok proteinleri (Hsp)'ni sentezler. Özellikle Hsp70 ve Hsp90'nın yüksek seviyede eksprese edildiği bilinmektedir. Hipertermik şartlar altında, Hsp70 ve Hsp90 inhibitörü olan Quercetin ve 17AAG'nin moleküler etki mekanizması endotel hücrelerinde tam olarak araştırılmamıştır. Bu çalışma kapsamında, hipertermik şartlar altında hücrede sentezi artan ısı şok proteinlerinin ve inhibitörlerinin SARS-CoV-2 ile ilişkili hücrede bulunan hedef moleküller üzerine etkileri araştırılmıştır. Hipertermik şartlar altında Quercetin ve 17AAG uygulanan HUVEC'lerde HSF1, HSP90AA1, HSP90AB1, HSPA1A, ACE2, TMPRSS2, TMPRSS11D, CYPA, CD26 ve CD147 genininekspresyon seviyelerini analiz etmek için Real Time PCR yapılmıştır. Quercetin ve 17AAG'nin hipertermi uygulanmış ve uygulanmamış HUVEC'lerde hücre proliferasyonuna ve hücre göçüne etkilerini belirlemek için MTT ve migrasyon deneyleri yapılmıştır. Elde edilen bulgularımıza göre hiperterminin hücrelerde HSF1, HSP90AA1, HSP90AB1, HSPA1A, CYPA, CD26 ve CD147'nin ekspresyon seviyelerini arttırdığı ACE2, TMPRSS2 ve TMPRSS11D'ninekspresyon seviyelerini azalttığı görülmüştür. Bu moleküllerin hipertermi ile artmış ve azalmış seviyeleri SARS-CoV-2'nin hücreye girişini engellemek ve endotel hücre fonksiyonlarının devamlılığını sağlamak açısından hipertermik tedavinin önemini desteklemektedir. Elde edilen diğer bulgularımıza göre 17AAG ve Quercetin'in hem hipertemi uygulanan hem de uygulanmayan hücrelerde hücre proliferasyonunu ve migrasyonunu baskıladığı görülmüştür.

Anjiyotensin konverting enzimCOVID 19Endotelyal hücreler+5
Aysel Erinmez
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

COVID-19 detection from signs and symptoms using machine learning

Effective SARS-CoV-2 (COVID-19) screening enables a speedy and precise diagnosis of COVID-19, lowering the load on the health care systems. Different machine learning models were developed for COVID-19 detection. These models are intended to aid physicians globally in the quarantining of patients, especially in poor areas. At the end of 2021, the global officially recorded COVID1-19 cases reached 286,582,541 with 5,430,949 confirmed deaths. This study aimed to deploy and test machine learning-based models for predicting COVID-19 diagnosis. Seven machine learning models have been utilized as Naïve Bayes (NB), Logistic Regression (LR), Support Vector Machine (SVM), Multilayer Perceptron Neural Network (MLP), Decision Tree (DT), Random Forest (RF), and eXtreme Gradient Boosting (XGBoost). The models were trained and tested on data from 2,151,898 tested people, among whom 208,726 (9.7%) were found to have COVID-19. Simply six binary characteristics were used to predict COVID-19 testing results with acceptable accuracy. The data included five early COVID 19 clinical signs and symptoms, such as cough, fever, sore throat, shortness of breath, and headache. Also, the data from people in contact with a confirmed COVID-19 case were used. Overall, we evaluated the possibility of building a model that could be used for prioritizing testing for COVID-19 by asking simple questions depending on the data we acquired from GitHub. When using normal unbalanced data; we achieved 92.9% accuracy, 60.4% sensitivity, 96.4% specificity and 62.2% F-score with the MLP, DT, RF and XGBoost machine learning models. When using balanced classes, all the seven machine learning models produced 91.8% accuracy, 65.1% sensitivity, 94.7% specificity and 60.61% F-score results. When using only symptomatic cases (161.915), MLP, DT, RF and XGBoost models gave 70.8% accuracy, 89.1% sensitivity, 47.3% specificity, and 77.4% F-score results. In the three scenarios XGBoost, RF, DT, and MLP gave the best results. Regarding the training time, XGboost, RF and DT were faster than MLP. Key Words: Machine Learning, Classification, Diagnosis, COVID-19, SARS-COV-2, Signs and Symptoms

COVID 19Machine learningSARS virus+3
Jamal Alalı Alahmad
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

SARS-Cov-2 tanısı ile yoğun bakım ünitesinde takip edilen hastalarda modifiye NUTRIC skorun prognoza etkisi

COVID-19 büyük oranda solunum yollarına saldıran bir viral enfeksiyondur. COVID-19 nedeniyle yoğun bakımda takip edilen hastalar, daha yüksek beslenme yetersizliği riski taşırlar ve beslenme durumu, COVID-19 hastaları için hastalık seyrinde önemli bir faktördür. Kritik COVID-19 hastalarının tedavisi uzun bir süreçtir ve beslenme desteği tedavinin önemli bir parçasıdır. Epidemiyolojik verilere göre malnutrisyon, enfeksiyon riski ve şiddetini büyük oranda yükselterek mortalite ve morbiditeye sebep olmaktadır. Kritik Hastada Beslenme Riski (NUTRIC) skoru, Kanadalı araştırmacılar tarafından yoğun bakım hastaları için geliştirilmiştir. Amerikan parenteral ve enteral beslenme topluluğu (ASPEN), NUTRIC skorun yoğun bakım takibindeki hastalarda kullanımını önermiştir. Bu skorlama sistemi yaş, Acute Physiology, Age, and Chronic Health Evaluation skoru (APACHE II skoru), The Sequential Organ Failure Assessment skoru (SOFA skoru), ek hastalık sayısı, yoğun bakım öncesi hastanede yatış süresi ve serum interlökin-6 (IL-6) seviyelerinden oluşur. NUTRIC skorun başka bir versiyonunda serum IL-6 seviyesi bizim gibi birçok merkezde ölçülmediği için skorlamadan çıkarılmış, modifiye NUTRIC (mNUTRIC) skor olarak adlandırılmıştır. Çalışmamız, SARS-CoV-2 tanılı hastalarda, modifiye NUTRIC skorun prognoza etkisini araştırmak amacıyla, retrospektif ve tek merkezli olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya, 69 erkek ve 44 kadın olmak üzere 113 hasta dahil edilmiştir. Modifiye NUTRIC skor açısından değerlendirdiğimiz 113 hastanın istatistiki verilerine göre; cinsiyet, diyabet varlığı, hipertansiyon varlığı, öksürük semptomu varlığı, antihipertansif ilaç kullanımı, exitus olma, yaş, kan kreatinin düzeyi, diyaliz ihtiyacı, vazopressör ihtiyacı, Glaskow koma skalası skoru verileri APACHE II skor, SOFA skor, DIC skor, diyastolik kan basıncı, kan şekeri düzeyi, BUN düzeyi, üre düzeyi, kan pH seviyesi, kan nötrofil sayısı, kan monosit sayısı, kan bazofil sayısı parametrelerine göre modifiye NUTRIC skor 5 üstü ve altı olan hastalar arasında istatistiki olarak anlamlı fark gözlemlenmiştir ve bu durum immünite ve beslenme ilişkisini desteklemektedir. Özellikle viral hastalıklar açısından yüksek riskli olan immün süpresif bireylerde, primer koruma olarak beslenme önerilerinde bulunmak ve beslenme yetersizliğin tanımak, sağlık harcamalarını ve popülasyon bazında mortalite ve morbiditeyi düşüreceğinden klinik pratiğimize entegre edilmelidir.

BeslenmeBeslenme incelemeleriCOVID 19+6
Ayşenur Sevinç
Gaziantep University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

ABO kan grubu ile COVID-19 arasındaki ilişki

Amaç: Çin'in Wuhan Şehrinde, 31 Aralık 2019'da etiyolojisi bilinmeyen pnömoni vakalarının bildirilmesiyle başlayan ve kitlesel olarak yaşam tarzını değiştirip, çok sayıda ölüme sebep olan Covid-19 pandemisi tüm dünyada etkisini sürdürmeye devam etmektedir. Ülkemizde ilk Covid-19 vakası 11 Mart 2020'de saptanmış ve vaka sayıları tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de artış göstermiştir. Covid-19 hastalık şiddetinde ve SARS-CoV-2 bulaşıcılığında etkili faktörlerle ilgili bulgular literatüre eklenmeye devam etmektedir. Covid-19 hastalığına yatkınlıkla herhangi bir biyolojik belirteç arasında henüz bir ilişki kurulamamıştır. Kan grubu antijenlerinin ekspresyonundaki farklılıklar enfeksiyonlara karşı konak duyarlılığını etkileyebilir ve kan grupları doğrudan bir reseptör ya da koreseptör olarak enfeksiyona neden olabilir. Bizim çalışmamız da ABO kan grubunun Covid-19 ile ilişkisini belirlemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Bezmialem Vakıf Üniversitesi Hastanesi'ne 01.03.2020-30.06.2020 tarihleri arasında başvuran ve PCR testi ile "Kesin Covid-19" tanısı almış hastaların geriye dönük olarak değerlendirilmesi ile oluşturulmuştur. Hastaların yaş, cinsiyet, kan grupları, laboratuvar bulguları, Toraks BT bulguları, eşlik eden kronik hastalıklarına ek olarak hastane yatış sürelerindeki klinik seyirleri incelenerek kaydedilen Satürasyon düşüklüğü, Ateş yüksekliği, YBÜ ihtiyacı oluşup oluşmadığı ve tedavi sonucunda hayatta kalma durumları incelenmiştir. İstanbul ilinin kan grubu dağılımını temsil ettiği düşünülen, 2020 yılında 136.231 kişi ile yapılan bir çalışma referans alınarak kontrol grubu oluşturulmuştur. Kan gruplarının Covid-19 hastalığı ile ilişkisi incelenmiş ve istatistiksel anlamlılığı araştırılmıştır. İstatistiksel analizler "IBM® SPSS© 24 yazılımı" kullanılarak yapılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken Man Whitney U, Ki-kare testleri, Kruskal-Wallis Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi ve İkili Lojistik Regresyon Analizi kullanılmıştır. Anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya alınan bireylerin kan grubu dağılımı referans değerlerle karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edildi (p<0,05) ve A kan grubu Covid-19 hasta bireyler arasında en sık gözlenen grup, AB kan grubu ise en az gözlenen grup olarak bulundu. Çalışmamızda O kan grubuna sahip bireylerin %6'sında YBÜ yatışı ihtiyacı gözlemledik ve kan grupları arasında en az YBÜ ihtiyacı oluşma riskini O kan grubunda saptadık. Ayrıca YBÜ yatışları açısından O/NonO karşılaştırmasında da O kan grubunda daha az YBÜ yatışı olduğunu ve bu xv farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğunu tespit ettik (p<0,05). Satürasyon düşüklüğü açısından kan gruplarının (A, B, AB, O) kıyaslanmasında fark bulamasak da O/NonO grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit ettik (p<0,05). O kan grubunda daha az satürasyon düşüklüğü gözlemledik. İkili lojistik regresyon analizinde ABO kan gruplarının (A kan grubu referans alınarak) YBÜ yatışı ve taburculuk/ölüm üzerindeki etkilerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit etmedik (p>0,05). Sonuç: ABO kan grubunun, SARS-Cov-2 bulaşıcılığında ve Covid-19 hastalık şiddetinde rolünün ortaya koyulması için ek çalışmalara ihtiyaç olmakla birlikte biriken kanıtlar, ABO kan grubunun Covid-19 hastaları arasındaki bulaşıcılığı belirlemede ve hastalığın şiddetini göstermede bir belirteç olarak kullanılabileceğini düşündürmektedir. Ancak Covid-19'un seyrinde kronik hastalıkların, yaş gibi kişiye özel faktörlerin ve uygun tıbbı bakıma zamanında erişmenin, bulaşıcılıkta rolü olan davranışsal değişikliklerin etkisinin daha baskın olduğu ve ABO kan gruplarının ikincil rol üstlendiğini düşünmekteyiz. ABO kan grubu ile Covid-19 ilişkisi, koruyucu hekimliğin en temel uygulamalarından birisi olan aşılamadaki stratejilerin belirlenmesinde yol gösterici olabilir ancak bu ilişkinin daha kapsamlı çalışmalarla aydınlatılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Hastalığı, SARS-CoV-2, ABO Kan Grubu

ABO kan grup sistemiCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+3
Gizem Karagözlü
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin küresel pandemi yönetim stratejileri hakkındaki görüşlerinin SARS-CoV2 pandemisi üzerinden değerlendirilmesi

Severe Acute Respiratory Syndrome – Corana Virus2 (SARS-CoV2) pandemisi milyonlarca insanın hayatını tehdit eden bir pandemi olarak hayatımıza girmiştir. Bu çalışma, adli bilimler alanında çalışan uzman ve tekniker tüm Adli Tıp Kurumu personelinin, SARS-CoV2 pandemisi sürecinde uygulanan stratejiler, teknolojik gelişmeler ve gelecek senaryoları hakkındaki görüşlerinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca bu çalışma, prospektif, tanımlayıcı bir araştırma olup ATK'de görevli 244 (adli tıp uzmanı, adli tıp uzmanlık öğrencisi, tekniker, diğer uzman/görevli, diğer uzman doktor) kişiye uygulanan anket formu ile gerçekleştirilmiştir. Oluşturulan 40 soruluk anket, katılımcıların pandemi hakkındaki bilgi düzeyi algıları, önlemlerin yeterliliği/gerekliliği, teknolojik uygulamalar ve küresel yönetim stratejilerinin geleceği ile ilgili tutumları hakkında sorular içermekteydi. Katılımcıların %24,2'si (n=59) adli tıp uzmanı, %29,5'i (n=72) adli tıp uzmanlık öğrencisi, %18,9'u (n=46) tekniker, %17,2'si (n=42) diğer uzman doktor ve %10,2'si (n=25) diğer uzman/mühendis idi. Katılımcıların %93,8'inin (n=229) pandemi ve bulaş yolları hakkında bilgi sahibi olduğunu düşündüğü, %54,1'inin (n=132) uygulanan pandemi yönetim stratejilerini etkin ve doğru bulduğu ve %76,6'sı (n=187) gelecek senaryoları içinde teknolojik altyapıların kullanılmasının gerekli olduğunu belirttiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, toplamda eğitim düzeyi, meslek türü ve meslek deneyimi parametrelerine göre sınıflanmış 80 tabloda yüzlerce tanımlayıcı istatistik sonucu ile, ATK adli bilim uzmanları arasında bazı faktörlere göre grup eğilimleri farklılıklar göstermekle birlikte genel anlamda pandeminin rutin gereklerine uyum gösterilmesi yanında, küresel stratejilere tereddütlü bir yaklaşımın olduğu; alışılmış teknolojik gelişmelerin kullanılmasına daha sıcak bakılırken, hiç günlük hayatta var olmamış teknolojilerin daha uzak görüldüğü; fikrim yok yanıtlarının birçok grup soruda büyük yüzdelerde yer almasının çoğu bireyin kanıtlanamayan olasılıklar içinde yoluna el yordamıyla kararlar almak zorunda hissettiğini ya da oluşan fikri varsa da ifade etme konusunda tereddütlerinin olduğunu düşündürmüştür. Ayrıca, sonuçlara göre, spesifik özelliklere göre dizayn edilmiş dünyada herhangi bir grupta, kolayca toplum mühendisliğinin uygulanabileceği değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler : Pandemi, SARS-CoV2, adli bilimler, adli tıp, anket

Adli bilimlerAdli tıpAfet yönetimi+2
Mehmet Ulutaş
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin SARS-CoV2 pandemisi hakkındaki bilgi ve anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi

Bu araştırma T.C. Adalet Bakanlığı Adli Tıp Kurumu Başkanlığında çalışan adli bilim uzman ve teknikerlerin Severe Acute Respiratory Syndrome – Corona Virus2 (SARS-CoV2) Pandemisi bilgi ve anksiyete düzeylerinin değerlendirilmesi amacıyla prospektif, tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri 01/10/2020 – 30/11/2020 tarihleri arasında İstanbul'da Adli Tıp Kurumu Başkanlığı içerisinde çalışan 295 kişi üzerinde uygulanan kişisel bilgiler, Koronavirüs 19 Fobisi (C19P – S) ölçeği, literatür doğrultusunda oluşturulan bilgi düzeyi sorularını içeren bir anket formu ile toplanarak elde edildi. Kaydedilen yanıtlara göre oluşan değerler, IBM SPSS 20.0 (IBM Corp.,Armonk,NY,USA) programı kullanılarak analizleri yapıldı. Veri analizlerinde, tanımlayıcı istatistik uygulamaların yanı sıra, verilerin normal dağılıma uygun olup olmadığını kontrol için Kolmogorov-Smirnov ve Shapiro-Wilk testleri ve karşılaştırma analizlerinde Spearman's korelasyon katsayısı, T testi, Mann Whitney U testi ve Kruskall-Wallis testi uygulandı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Araştırmaya katılan adli bilim uzmanları ve teknikerlerinin %56,3'ünün erkek, %43,7'sinin kadın olduğu, %60'ının lisansüstü, %20,3'ünün lisans, %19,7'sinin ise önlisans mezunu olduğu, %24,4'ünün 18-27 yaş, %51,2'sinin 28-37 yaş, %13,6'sının 38-47 yaş, %8,1'inin 48-57 yaş aralığında, %2,7'sinin ise 58 yaş üzeri olduğu, %67,8'sinin ihtisas dairelerinde, %32,2'sinin ise ihtisas kurullarında görev yaptığı, %17,3'ünün adli tıp uzmanı, %26,8'inin adli tıp uzmanlık öğrencisi, %8,1'inin diğer uzman doktor, %10,8'inin diğer uzman / görevli, %12,2'sinin mühendis, %24,7'sinin tekniker olduğu tespit edildi. Katılımcılara bilgi değerlendirmesi amacıyla yöneltilen sorulara verilen cevaplarda cinsiyete, çalıştığı birime göre anlamlı bir ilişki ve fark bulunamadı. Eğitim durumuna göre bilgi değerlendirmesinde lisans mezunu(16,57±7,51) katılımcıların bilgi toplam puanları önlisans(23,74±6,52) ve lisansüstü(23,29±6,63) gruplardan düşük olarak bulundu. Meslek grubuna göre bilgi değerlendirmesi toplam puanı en düşük olan grubun mühendis(12,00±4,95) katılımcılarda olduğu tespit edildi. Sağlık ile direkt ilişkili olan adli tıp uzmanı(24,78±5,98), adli tıp uzmanlık öğrencisi(24,78±5,53) ve teknikerlerin(23,84±6,61) bilgi toplam puanında diğer meslek gruplarından daha yüksek puan aldığı bulundu. Katılımcıların psikolojik alt boyut puan ortalaması 18,69±5,73, psikosomatik alt boyut puan ortalaması 8,93±3,72, sosyal alt boyut puan ortalaması 14,65±4,47, ekonomik alt boyut puan ortalaması ise 8,54±3,39 olarak bulundu. C19P – S ölçeği toplam puan ortalaması 50,80±14,56 olarak bulundu. Kadın katılımcıların psikolojik ve toplam C19P – S ölçek puanları erkeklere göre daha yüksek, ihtisas dairelerinde çalışan katılımcıların C19P – S toplam puanı ihtisas kurulunda çalışan katılımcılardan yüksek bulundu. En yüksek C19P – S ölçeği toplam puanı tekniker olarak görev yapan katılımcılarda tespit edildi. Katılımcıların eğitim durumuna göre C19P – S toplam puanı karşılaştırmasında istatiksel anlamlı fark bulunamadı. Çalışmada adli bilim uzman ve teknikerlerinin bilgi ve anksiyete düzeyleri "orta" olarak saptandı. Bu çalışmanın bulguları adli bilim çalışanlarının salgın sürecinde yüksek bulaş riskiyle çalışmanın getirdiği stresin yanında, enfeksiyon kontrol önlemleri kapsamında ertelenen uygulamalar, dolayısıyla birikebilen iş yükü vb. nedenler ile psikolojik olarak etkilenebildiğini, ancak başa çıkma oranlarının da stres düzeyini "orta" seviyesinde tutmaya yetecek güçte olduğunu; bilgi puanlarının da orta düzeyde bulunmasının bireylerin SARS – CoV2 özelinde daha fazla sağlık okuması ve araştırması yapması gerekliliğini ortaya koyabileceği gibi, SARS – CoV2 süreçleri ile ilgili belirgin bilgi kirliliği de bilgi puanları üzerinde etkin olabilir şeklinde yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: SARS – CoV2, pandemi, adli tıp, adli bilimler, anket

Adli bilimlerAdli tıpBilgi düzeyi+3
Mustafa Arslan
Bezmialem Vakıf University · Institute of Health Sciences
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pnömonisi ile hastaneye başvuran hastalarda karaciğer fonksiyon testlerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: 2019 sonbaharında ortaya çıkan bir SARS-CoV-2 hibrit virüs infeksiyonu olan COVID-19 salgını şiddetli akut alt solunum yolu infeksiyonuna neden olarak mortal seyretmektedir. Bu çalışmada yeni ortaya çıkan bu hibrit virüsün tanı anında karaciğer testlerinde oluşturabileceği anormallikleri incelemeyi amaçladık. Hasta ve Yöntemler: Retrospektif tasarımlı çalışmamıza COVID-19 infeksiyonunun ilk dalgasında Şubat 2020-Nisan 2020 tarihleri arasında Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran ve COVID-19 infeksiyonu şüphesi ile toraks BT çekilerek COVID-19 pnömonisi tanısı alan, bilinen karaciğer hastalığı, hepatotoksik ilaç kullanımı ya da COVID-19 infeksiyonu dışında mortaliteye yol açabilecek komorbid hastalığı olmayan ardışık 100 hastayı çalışmaya aldık. Bu hastalarda karaciğer enzim anormallik sıklığını belirledikten sonra yaşayanlarla hastanede ölenleri 2 guruba ayırdık ve guruplar arasındaki farklılıkları araştırdık. Bulgular: Hastaların 59'u (%59) erkekti. Yaş median 59, (range 16-88) yıldı. Hastaneye başvuru sonrası 83 (%83) hasta yaşamına devam ederken, 17'si (%17) hastanede öldü. Yaşayanların 47'si (%56.6) hastanede ölenlerin ise 10'u (%58.8) erkekti. Median yaş yaşayanlarda 57 yıl (range 16-85), hastanede ölenlerde 70 y (range 48-88)'dı. Hastaların %33'ünde AST, %2'sinde ALT, %3.7'sinde ALP, %46.2'sinde GGT yüksekti. Yaşayanlarla hastanede ölenler arasında univaryet analizde yaş (p=0.003), AST (p<0.001), ALT (p=0.016), GGT (p=0.006), albümin (p=0.001), INR (p=0.024), Crp (p<0.001), ve ferritini (p<0.001) anlamlı olarak farklı saptadık. Multivaryet analizde ise sadece ferritin anlamlıydı (Rölatif Risk (%95 Güven Aralığında 1.003 (1.000-1.005, p=0.037)). Korelasyon testlerinde yaşayanlarda AST; ALT (r=0.593, p<0.001), ferritin (r=0.585, p<0.001) ve crp (r=0.528, p<0.001) ile iyi derecede, CK ile orta derecede ilişkiliydi (r=0.410, p<0.001). Hastanede ölenlerde AST; ALT ile çok iyi derecede (r=0.905, p<0.001), lökositle iyi derecede (r=0.673, p=0.003), CK (r=0.341) ve trombosit (r=0.345) ile zayıf bağıntı gösterirken albümin ile orta derecede ters bağıntılıydı (r=-0.448). Sonuçlar: COVID-19 infeksiyonunda başlangıçta AST ve GGT'nin yükseldiğini fakat mortalite ile ilişkili olmadıklarını belirledik. Bu iki enzim yüksekliğinin karaciğer yağlanması ile ilişkili olabileceğini düşünüyoruz. Bu nedenle hepatosteatoz gelişiminin patoloji temelli çalışmalarla aydınlatılması gerektiğini düşünüyoruz.

Aspartat aminotransferazCOVID 19Karaciğer+5
Nurlan Huseynov
Bezmialem Vakıf University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 tanılı olgularda IG G antikor yanıtının takibi

Giriş: Aralık 2019'da Çin'in Wuhan kentinden nedeni bilinmeyen pnömoni vakaları bildirilmiştir. Bu olgulardan alınan solunum yolu örneklerinden izole edilen virus SARS-CoV-2 olarak adlandırılmıştır. İnsandan insana damlacık yolu ile bulaşması nedeniyle tüm dünyaya yayılan bir pandemiye neden olmuştur. Covid-19 geçiren kişilerde IgM ve IgG antikor yanıtı oluştuğu bilinmektedir. Ancak SARS-CoV-2'ye karşı gelişen bu antikor yanıtının ne kadar süre ile kalıcı olacağı ve koruyucu titreleri kesin olarak bilinmemektedir. Çalışmamızda Covid-19 geçiren olgularda yaklaşık bir yıl boyunca antikor düzeylerini kantitatif olarak takip ederek SARS-CoV-2'ye karşı gelişen antikor yanıtının kalıcı olup olmayacağını, antikor titre düzeyinin ve antikor pozitifliği süresinin hangi değişkenlerden etkilendiğini saptamayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bezmialem Vakıf Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne 11 Mart 2020 ile 11 Ağustos 2020 tarihleri arasında başvurmuş ve Covid-19 tanısı almış olan olgularda bir yıllık sürede antikor titre takibi yapılması planlandı. Çalışmaya katılan hastaların eşlik eden kronik hastalıkları kaydedildi, Charlson komorbidite indeksi (CCI) ve vücut kitle indeksi (VKİ) hesaplandı. Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüleri'nin Covid-19 tedavi rehberine göre hastaların klinik ağırlık skorları belirlendi ve hasta popülasyonu hafif, orta, ağır olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Hastalar, hastaneye ilk başvuru tarihlerinden itibaren yaklaşık olarak 1. 3. 6. ve 12. aylarda toplam 4 defa vizite çağırıldı ve SARS-CoV-2 IgG Quant testi (Abbott Laboratories, IL, ABD) ile SARS-CoV-2 Anti-N IgG titreleri ölçüldü. Bulgular: Çalışmaya dâhil edilen 177 hastanın %53,1'i erkekti (n=94) ve yaş ortalamaları 44,72 (±13,47) idi. Hastaların 164'ü (%92,7) PZR pozitifti, 13 olgu olası Covid-19 tanısı almıştı. Olası Covid-19 tanılı olguların hepsinde SARS-CoV-2 Anti-N IgG testi pozitifti. Hastalarımızın VKİ median değeri 27,74 (IQR: 24,97-30,89) saptandı. Yetmiş hastanın (%39,5) eşlik eden en az bir ek hastalığı vardı. Klinik ağırlık derecesine göre hastaların %33,3'ü hafif, %46,9'u orta, %19,8'i ağır olarak sınıflandırıldı. Takip vizitlerinin yapıldığı gün aralıkları; 1. vizitte median 56 gün (IQR: 42-64 gün), 2. vizitte median 92 gün (IQR: 90-96 gün), 3. vizitte median 193 gün (IQR: 183-199 gün), 4. vizitte 371 gün (IQR: 366-405 gün) idi. Antikor pozitifliği oranı 1. vizitte %88,7, 2. vizitte %80,8, 3. vizitte %45,9, 4. vizitte %21,4 saptandı. SARS-CoV-2 Anti-N IgG titrelerinin medianı 1. vizitte 5,9 (IQR: 3,45-7,66), 2. vizitte 3,88 (IQR: 2,08-6,44), 3. vizitte 1,36 (IQR: 0,58-2,83), 4. vizitte 0,84 (IQR: 0,38-1,22) ölçüldü. Antikor titrelerinin özellikle 3. vizitte önemli derecede düştüğü görüldü (p<0,0001). Anti-N IgG titreleri ile hastalığın ağırlık derecesi arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki mevcuttu (tüm vizitler için sırasıyla, p<0,0001, p<0,0001, p<0,0001, p=0,004). Çok değişkenli lojistik regresyon analizinde, hastalık şiddeti arttıkça 1. ve 3. vizitlerde antikor pozitifliği olasılığı yaklaşık 3 ila 6 kat artmaktaydı (sırasıyla OR: 6,453 %95 CI 2,126-19,589, p<0,0001, OR: 3,169 %95 CI 1,710-5,873, p<0,0001). Antikor pozitifliği üzerine etki eden diğer bağımsız değişkenler yaş ve CCI skoruydu (sırasıyla OR:1,078 %95 CI 1,031-1,127, p<0,0001, OR: 0,537 %95 CI 0,363-0,795, p=0,002). Ayrıca 3. ve 4. vizitler arasında aşı olan hasta grubu aşı olmayan hastalar ile karşılaştırıldı. Son vizitte ölçülen ortalama antikor titresi, aşı olan grupta aşı olmayan gruba göre anlamlı olarak daha yüksek saptandı (p<0,0001). Sonuç: Çalışmamızda özellikle 6. aydan sonra Anti-N IgG antikor pozitifliğinde anlamlı bir düşüş olduğu görülmüştür ve anti-N IgG titresinde 1 yıl içerisinde önemli miktarda azalma gözlenmiştir. Tüm vizitlerde ölçülen ortalama antikor titreleri hafif hastalarda orta ve ağır hastalara göre anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır. Antikor titresinin klinik ağırlık skoru ile orta derecede korele olduğu gösterilmiştir. Antikor pozitifliği üzerine etkili en önemli bağımsız faktör hastalığın ağırlık derecesi olmuştur. Antikor pozitifliğine etki eden diğer bağımsız değişkenler ise yaş ve CCI skorudur. Çalışmamızda antikor titre değerleri takip edilmiş ancak bu değerlerin re-enfeksiyon ve ağır hastalıktan koruyuculuğu objektif olarak değerlendirilememiştir. SARS-CoV-2'ye karşı gelişen antikorların kalıcılık süresinin yanı sıra seropozitiflik ile re-enfeksiyona karşı koruyucu bağışıklık arasındaki ilişkiyi aydınlatmak ve koruyucu antikor titre düzeylerini belirleyebilmek için daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

AntikorlarCOVID 19SARS virüsü+1
Ayşe Betül Uslu Ersöz
Bezmialem Vakıf University
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Insulin resistance and lipid profile in patients with Covid-19 in baghdad

This study was conducted on the epidemic of the emerging corona virus. Coronavirus affects the respiratory system and is called the severe acute corona. The study aimed to explore the factors affecting the corona virus to control and reduce it. The study was conducted on 124 patients, the number of females was 66 and the number of males was 58. By conducting IMG & IGG analyzes, the percentage was high indicatid of the virus. The analyzes were D-dimer, C Reactive Protein, HbA1C, Lipid Profile, and Fasting Blood Sugar. The results showed that there are three factors, the most important of which are high blood sugar for diabetics and non-diabetics. Diabetics, high diodes, and high ferritin had a clear increase in the presence of the virus, and obesity also had an effect. A statistical study by ANOVA was implemented to assess the sensitivity and specificity of the variables with the presence of the virus, as 98 patients were discharged from the hospital and 26 patients remained in the intensive care unit. The CRP ratio in the area under the curve was expected at 43.5 mg/L, and the D-dimer ratio was expected 1204 NG/mL. For ferritin, its sensitivity and specificity were 380 ng/mL. As for insulin, the sensitivity and specificity of the test was 10.35 mu/ ml while, the sensitivity and test of HOMA-R were 12.5% at the cut-off value. The P value indicates the significance of the effects of coronavirus on the rate of blood sugar, rate of ferritin and rate of CRP.

Coronavirus enfectionsCoronaviridaeLipids+2
Mareb Mohammed Habeeb Habeeb
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kerkük şehrinde hafif-orta derecedeki COVID-19 hastalarından izole edilen Enterococcus faecalis'in vankomisin direncinin PCR ile araştırılması

Bu çalışmanın amacı, COVID-19 salgını sırasında Irak'ta hastanede yatan hastalardan elde edilen vankomisine dirençli enterokok (VRE) izolatlarında bulunan antibiyotik direnç genleri hakkında veri toplamaktır. Çalışmaya COVID-19 virüsü bulaşmış ve Kerkük'teki Al-Shifaa Epidemiyoloji Hastanesi'nde tedavi gören 104 kişi katılmıştır. Bu kişiler her iki cinsiyetten ve çeşitli yaş gruplarından oluşmaktadır. Hastalardan nazofaringeal sürüntüler alınmıştır. Bu örnekler tıbbi gözetim altında alınmış ve real-time PCR ile VanA ve VanB genlerinin moleküler tayini yapılmıştır. Çalışma sonuçları, şiddetli COVID-19 enfeksiyonu olan hastaların çoğunun yaşlı (>57 yaş) ve diyabetik hastaların yarısından fazlasının da COVID-19 enfeksiyonundan muzdarip olduğunu göstermiştir. Çalışmada, pozitif kültüre sahip COVID-19 hastalarının çoğundan alınan nazofaringeal sürüntü kültüründe en çok izole edilen bakterinin E. faecalis (%39,74) olduğu ve bunu sırasıyla Klebsiella pneumoniae (%21,79) ve Staphylococcus aureus'un izlediği ortaya çıkmıştır. Ayrıca, E. faecalisizolatlarınınçoğu sefalotin, imipenem, ampisilin ve levofloksasine duyarlı iken, karbenisilin, klindamisin ve vankomisine karşı dirençli olarak tespit edilmiştir. Bunlara ek olarak, COVID-19 hastalarından izole edilen vankomisine dirençli E. faecalis'in %64'ünün VanA geni (vankomisin direncinden sorumlu genlerden biri) ve %28'inin VanB geni için pozitif olduğu bulunmuştur.

COVID 19Enterococcus faecalisIrak-Kerkük+3
Alı Husseın Ahmed Dabbagh
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Assessment of health care staff's knowledge, attitudes, and practices towards novel coronavirus at Al-Shamiya primary health care centers

Background: Wuhan, China, was the epicenter of an unknown pneumonia epidemic in December 2019. The WHO determined that SARS-CoV-2 caused the outbreak in China and other countries. On February 22, 2020, Iraq, particularly Najaf, had its first case of COVID-19 infection. Infected people might produce fever, dry cough, breathing problems, and myalgia. Objective: assessment of healthcare staff's kap towards novel coronavirus at Al-Shamiya primary healthcare centers in Iraq. Methodology: A descriptive study design was used. 300 non-probability samples from primary health care staff in Shamiya from April 1, 2022, to June 1, 2022, were included in the study. To collect the study data a subjective questionnaire consisting of 4 parts was used: The first section contains the demographic information, the second section covers the healthcare staff's knowledge of COVID-19, the third section contains the healthcare staff's attitudes toward COVID-19, and the fourth section evaluates the healthcare staff's practices while dealing with COVID-19. In order to reach the results, we used descriptive statistics, percentages, frequencies, ANOVA, and correlation. Result: The majority of participants were females 57.3% and 67.7% youths, most of them were from health and nursing professions 89.7%, while the educational level was a diploma 51.3%. The vast majority use official health websites for information and the level of knowledge, attitudes, and practices of the participants were good. Conclusion: There were no statistically significant differences between gender, age, number of years of experience, and the participants' knowledge, While it was found between jobs, educational level, and the participants' knowledge. However, we did not find these differences in attitudes. There were statistically significant differences between gender, age, and the participants' practices. There is a positive correlation between knowledge and attitudes and between attitudes and practices.

Level of knowledgePrimary health careCOVID 19+5
Hadı Kareem Abbood Al-abedı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Biochemical and immunological study in diabetic patients infected with COVID19 in Iraqi population

IL-6, TNFa, INFγ,CRP, Ferritin, LDH arasındaki ilişkiyi araştırmak ve diyabetik hastalarda COVID-19 şiddetine sahip diğer belirteçler. Vaka grubu 60 diyabetik hastadan oluşuyordu (30'u COVID-19 ve 30'u COVID-19'suz). Kontrol grupları 30 kişiden oluşuyordu. IL-6, TNFa, INFy, CRP, Ferritin, LDH ve diğer belirteçlerin serum seviyeleri, enzime bağlı bir immünosorbent tahlili (ELISA) kullanılarak belirlendi ve enflamatuar parametrelerin serum seviyesi, bir çift antikorlu sandviç ELISA kullanılarak belirlendi. Her grupta LDL, HDL, trigliserit, toplam kolesterol ve açlık kan şekeri düzeylerini belirlemek için otomatik bir biyokimyasal analiz cihazı kullanıldı. Aynı zamanda, her hasta grubundan klinik başlangıç verileri dahil edildi. İnflamatuar biyobelirteçlerin ve diğer biyokimyasal parametrelerin laboratuvar değerlendirmesi için hastalardan kan örnekleri alındı. Sonuçlarımız oksijen satürasyonu yüzdesi ile inflamatuar belirteçlerin serum seviyeleri arasında anlamlı negatif korelasyon gösterdi. COVID 19 hastalarında enfeksiyon şiddeti riskinin değerlendirilmesi için hassas biyobelirteçler olarak kullanılabilen IL-6, CRP, ferritin, LDH ve D-dimer ile korelasyonlar istatistiksel olarak anlamlıydı. Çalışma, COVID 19 enfeksiyonunun ciddiyeti ile ilişkili risk faktörlerinin artan inflamatuar biyobelirteç seviyelerini içerdiğini ortaya koydu: CRP, LDH, ferritin, IL-6 ve D-dimer.

COVID 19Diabetes mellitusIraq+1
Ahmed Abdulhusseın Khudhaır Alamlah
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Enfekte hastalarda SARS-CoV-2'nin bazı immünolojik faktörlerinin belirlenmesi

Koronavirüs hastalığı (COVID-19), dünya çapında oldukça bulaşıcı viral bir hastalıktır. Bu çalışmada SARS-CoV-2 bulaştığı düşünülen 50 kişiden ve SARS'a karşı aşılanmış 40 kişiden kan ve serum örneği, Mart-Haziran 2022 tarihleri arasında Eğitim hastanesinden alınmıştır. Elde edilen sonuçlar erkeklerin hastaneye yatma olasılığının daha yüksek olduğunu ve daha fazla risk altında olduğunu göstermiştir. Her iki cinsiyette de 51-71 yaş grubunda (%52,5) daha fazla hasta tespit edilmiştir. IL-6, C ve G alelinin frekansları, hasta ve kontrol grubunda incelenmiştir. G genotipi ve G aleli için yüksek bir prevalans ve CC genotipi ve C aleli için düşük bir prevalans tespit edilmiştir. Kontrol grubunda ise GG genotipi ve G alelinin hastalıklı bireylere göre daha yaygın olduğu, CC genotipi ve C alelinin ise az yaygın olduğu bulunmuştur. Ayrıca, GG genotipi ve G alelinin, CD147 geninin NCBI homolog dizilimine dayanan numunelerde en yüksek frekansa sahip olduğu, CC genotipi ve C alelinin ise kontrol bireylerinden alınan numunelerde en yüksek frekansa sahip olduğu ortaya çıkmıştır.

COVID 19SARS virüsüİmmünolojik testler
Athmar Azhar Ibrahım Al-shadood
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of the relationship between D-dimer levels and cardiovascular disease in hospitalized patients with COVID-19

SARS-CoV-2 virus has presented an unprecedented challenge for the medical care community across the world. Cardiovascular risk factors and chronic cardiology conditions are prevalent between patients impacted by COVID-19 and connected with dangerous outcomes. The aim of the thesis was to find if there is the relationship between D-dimer levels and Cardiovascular disease in hospitalized patients with Covid-19. A total of 173 Participants were involved in this study. For the purpose of comparison, 48 healthy individual as control group A and 125 patients with coexisting CVD and COVID-19 as patient group B. The principle of immunoassay uses a sandwich immunodetection method for the quantitative determination of C-Reactive Protein (CRP), D-Dimer together with anti-COVID-19 IgM, IgG antibodies. The results of this study show that patients with underlying cardiovascular system diseases are prevalent between patients affecting by severe COVID-19 and the age group 21-40 year scored highest percentage to have a particular COVID-19 infection. There were significantly higher rates of D‐dimer and CRP in COVID‐19 patients with Cardiovascular system diseases and they are have high sensitivity in screening patients with COVID-19 as well as necessary prognostic factors.

Acute coronary syndromeC reactive proteinCOVID 19+6
Ibrahım Yahya Saleh Al-hajım
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Investigation of relationship between TNF- α 238 1G/A and IL6 321G/T genes polymorphism in patients with COVID-19 in Iraq

The current study was designed to elevate the correlation of IL6 321G/T and TNF- α 238 G/A genes polymorphism with COVID19 infection. The patients of COVID-19 are from both genders (including 42 male and 38 female) between the ages of 25-60 years old attending emergency of AL-Shifa Hospital, Kirkuk, Iraq.1 The results demonstrate that the concentration of IL-6 in infected individuals is significantly higher (P<0.05) than in healthy people.On,the,other,hand,(the,results were)showed considerable increase in the concentration of TNF-α in the infected patients compared to the healthy persons. The1concentration of LDH shows a significant (P <0.05) increase in patients1compared to control group. Serum ferritin concentrations in infected patients1were significantly higher (P<0.05) than in healthy people. While the findings showed a substantial (P<0.05) rise in TNFα levels in infected patients when compared to healthy people.About the molecular study, the findings showed1IL6 321 G/T, Allelic genotype (GT) of wild form show result high in patient rather than control (GT 30- in patients 5- control) P. Value of this result is significant (0.0084).

COVID 19IraqPolymorphism+2
Abdullah Khorsheed Saqee
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Koronavirüs (COVID-19) hastalarında probiyotik alımının bazı biyokimyasal parametreler üzerindeki rolü

Bu çalışma, Coronavirüs hastalarında probiyotiklerin bazı biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Deney, altı gruba ayrılmış (her biri 10 kişi) 60 kişi üzerinde tasarlanmıştır. Ayrıca, 0 probiyotikli kontrol grubu olarak sağlıklı denekler (normal sağlıklı bireyler), diğer gruplar şunlardan oluşmuştur: Koronavirus hastaları (COVID-19 ile enfekte hastalar), Biolact (Sağlıklı bireyler ağızdan Biolact probiyotiklerini günde 1 ölçü almış), Saccharomyces boulardii (Sağlıklı bireylere ağızdan günde 1 kapsül Saccharomyces boulardii probiyotik verildi), Coronavirüs hastalar + Biolact (bu grup enfeksiyondan sonra Biolact probiyotikleri ile ağızdan günde bir ölç ile tedavi edilir), koronavirüs hastaları + Saccharomyces boulardii (bu grup enfeksiyondan sonra günde 1 kapsül oral olarak Saccharomyces boulardii probiyotikleri ile tedavi edildi), 21 gün boyunca verilmiştir. Bu çalışmanın verileri, en yüksek ortalama IgM düzeylerinin sırasıyla COVID-19 (1,98±0,33), COVID-19 ve Biolactat probiyotik (0,73±0,10) ve COVID-19 ve Maya probiyotik (0,33±0,08) gruplarında olduğunu ortaya koydu. , kontrollerle karşılaştırıldığında (LSD 0,40). Ayrıca, karşılaştırıldığında, IgG'ye göre en yüksek ortalama seviyeler sırasıyla COVID-19 ve Maya probiyotik (80,70±3,79), COVID-19 ve Biolactat probiyotik (74,70±6,75) ve COVID-19 (41,71±10,55) gruplarındaydı. önemli ölçüde farklılık gösteren kontrollerle (LSD 20,07). Probiyotiklerin Covid 19 enfeksiyonlarından muzdarip insanlar üzerinde önemli bir olumlu etkisi olduğu sonucuna varabiliriz.

Biyokimyasal özelliklerCOVID 19Laktik asit bakterileri+3
Saıfuldeen Salah Abed Abed
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Cellular and molecular immunity in type 2 diabetic patients after COVID-19 recovery

People with type 2 diabetes and Covid-19 infection had altered and distinct immune characteristics from patients without Covid-19 infection, and they are at a higher risk of developing health complications or being treated in a critical care unit than people without diabetes are. On the other hand, clinical data so far suggests that the Covid-19 may result in metabolic dysregulation and impaired glucose homeostasis. In addition, emerging data on new onset of diabetes mellitus in previously infected with Covid-19 patients reinforces the hypothesis of a direct effect of Covid-19 on glucose metabolism. The aim of this study is to investigate the role of Covid-19 infection in patients live with type 2 diabetes mellitus during the recovery state on some cellular immune response and its affection on the expression of interleukin-1 β as an important proinflammatory cytokine. The study included 75 participants. The median age in total was 50 years old (ranged from 23 to 65 years) who visited Al-Wafaa Center for Diabetes and Endocrine Disease-Ibn-sina Hospital-Mosul/Iraq and enrolled in the study from 30 August 2021 to 10 November 2021. The 25 participants with type 2 diabetes mellitus who had recovered from Covid-19 infection (8-10 weeks after symptoms onset) made up 33.3% of the total participants and had a mean age of 43.5. The second is that 25 participants (33.3%, mean age: 42.7) were type 2 diabetes mellitus without Covid-19 infection and with no other comorbidities. The last group consisted of 25 (33.3% mean age; 27.5) healthy control individuals. Both groups of type 2 diabetic patients were using insulin injections regularly as the only medication (insulin-dependent) over 3 years. The study found that the glucose level was higher in the type 2 diabetes mellitus recovered group compared with non-infected type 2 diabetic patients (mean 12.08±5.18), (mean 10.12±4.84), respectively. In addition, alterations in cellular immune response (including WBC count, neutrophil, phagocytic activity of neutrophil, monocyte, and eosinophil) have seen compared with other study groups. While hemoglobin was lower in recovered patients (130.12±16.46) than type 2 diabetic mellitus and control (138.64±12.67) and (148.68±13.71), respectively. Furthermore, the results showed that interleukin-1 β expression in blood samples of the type 2 diabetes mellitus recovered group (28.1±0.6) was higher in comparison with type 2 diabetic patients without Covid-19 infection (23.8±0.8), and control (25.9±2.8).

COVID 19Diabetes mellitus-type 2SARS virus+2
Abu Bakr Abdulmajeed Kadhum Al-tameemı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Detection of biochemical variations among Covid-19 infected patients

The aim of the current thesis is to study the biochemical changes in patients with coronavirus and an attempt to identify in the future the most successful ways to follow up with patients and as a result, treat them with the best drugs in a short period of time. Age had a significant effect on the disease in association with the period of infection. There were no clear signs or significant differences in body mass. IL6, NRL, LYM, and WBC were clear significant differences that could be used in early diagnosis of the disease or to follow up the patient's condition by linking with the rest of the blood parameters that had clear significant differences. Serum creatinine and urea did not have any significant statistically significant differences that could benefit in the follow-up of Covid-19 disease. In our study and by describing the pathway of ESR, CRP, RBS, D-Dimer, and Ferritin, it is possible to understand the mechanism that affects the change in the levels of these parameters in patients with Covid-19 and thus contribute to the early detection of the disease, as the results of these tests indicate the presence of significant differences High and statistically significant in patients when compared with the controls group. Whereas, D-dimer with ferritin is one of the most important diagnostic parameters for Covid-19 disease. There is a need for more studies on viruses, their mechanism of origin, and how they affect the physiology of the human body.

COVID 19D-dimerBlood platelets+1
Husseın Alı Mohammed Al-badrı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessEN

An investigation of the humoral immune response to mRNA COVID-19 vaccination with two doses versus three doses in Iraq/Baghdad

As a result of the SARS-CoV-2 epidemic, several vaccines against COVID-19 have been produced around the world. The BNT162b2 mRNA vaccine was the first approved vaccine because of its effectiveness in inducing a humoral immune response immediately after the second dose. However, it was determined that there was a decrease in the antibody level over time. The aim of this study is to compare the efficacy of the third dose of Covid-19 mRNA vaccines with the pre-mRNA-based Pfizer vaccine by detecting the level of post-vaccination serum anti-SARS-CoV-2 antibodies. The samples were collected form 120 individuals and after the second dose, the infected Covid-19 individuals were not included in the analysis has been excluded. According to the results obtained, no statistically significant changes were detected in HCT, Hb, Lymphatic %, Neutrophils %, Basophil %, Eosinophil % and LDH. However, WBC, Monocyte % and Platelets showed statistically significant changes (p< 0.05). In addition, Neutralizing antibody (Nab), hs-CRP, IgG and IgM showed statistically significant changes (p< 0.00). As a result, according to the data obtained from 120 people in Baghdad, it was determined that the third dose of BNT162b2 vaccine had positive effects on the humoral immune response.

VaccinesCOVID 19Iraq+2
Dhurgham Fahad Ftak Al-ghuraıbawı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVİD 19 geçiren kişilerde uzun dönem semptomların varlığı ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi

Amaç 11 Mart 2020 de DSÖ tarafından küresel pandemi olarak ilan edilen COVİD-19, ilk vakaların üzerinden yaklaşık üç sene geçmesine rağmen etkisini sürdürmektedir. Çalışmamızın amacı COVID-19'un uzun dönem semptomlarını ve yaygınlığını değerlendirmek, yaşam kalitesine etkisini belirlemek ve hastaların rehabilitasyon ve tedavi süreçlerine katkı sağlamaktır. Yöntem 01.04.2020-31.12.2021 tarihleri arasında COVİD-19 tanısı konulan hastalar tanıdan en az 3 ay geçtikten sonra değerlendirildi. Hastalar yüz yüze veya telefon görüşmesi yoluyla anket sorularını yanıtladı. Anket, demografik verileri, SF-36 ve EQ-5D-3L ölçeklerini, başvuru şikayetlerini ve iyileştikten sonra devem eden ya da yeni gelişen şikayetlerini içermekteydi. Hesaplamalarda IBM SPSS Statistics 20 kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Bulgular Çalışma 521 katılımcı ile gerçekleştirildi. Katılımcıların %81'i post COVID semptomların varlığından şikayetçi idi. En yaygın semptom yorgunluk ve nefes darlığı idi. Uzun COVİD'in yaşam kalitesini her iki ölçek alt boyutlarında anlamlı derecede düşürdüğü bulundu. SF-36 Türk toplumu norm değerleri ile kıyaslandığında tüm katılımcıların yaşam kalitesi alt boyutlarında anlamlı derecede düşüş olduğu bulundu. SF-36 ve EQ-5D-3L benzer şekilde kadın cinsiyette ve ileri yaş grubunda anlamlı derecede düşüktü. SARS-CoV-2'ye karşı aşılanmış olmanın uzun COVİD semptomlarını azalttığı ve yaşam kalitesini artırdığı bulundu. Sonuç COVİD-19 yaşam kalitesini anlamlı derecede etkilemektedir. COVİD-19 geçiren kişilerin hastalık sonrası takibi, hastalara medikal, fiziksel ve psikososyal rehabilitasyon desteği sağlanması açısından önem arz etmektedir. SARS-COV 2 aşısı COVİD' in uzun dönem etkilerini azaltmaktadır. Bu nedenle toplum aşılanmaya karşı bilinçlendirilmeli ve toplumda COVID-19 aşılanma oranları artırılmalıdır. Anahtar kelimeler: SARS-COV 2, Uzun COVİD, Yaşam kalitesi

Belirti ve semptomlarCOVID 19Korona virüs enfeksiyonları+3
Nuriye Yalçın Çolak
Yozgat Bozok University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

COVID-19 pnömonisi nedeniyle yatarak tedavi alan hastalarda uzun dönem semptom varlığı ve COVID-19'a bağlı komplikasyonların değerlendirilmesi

SARS-CoV-2 enfeksiyonu (COVID-19), dünya çapında ciddi anlamda mortalite ve morbiditeye sebep olmuş bir pandemidir. Ağır enfeksiyondan sonra hastalığın bazı semptomları uzun süre devam edebilmekte ve yeni komplikasyonlar gelişebilmektedir. Bu çalışma, orta ve ağır COVID-19 enfeksiyonu tanısı ile hastanede yatmış olan hastaların taburculuktan sonraki altı ay içindeki şikayetlerini, hastalıkları ve bununla risk faktörlerini belirlemeyi amaçlamaktadır. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Hafsa Sultan Hastanesi pandemi servisine COVID-19 tanısı ile 01.03.2020 ve 31.08.2022 tarihleri arasında interne edilmiş olan hastalar tarandı. Çalışmaya 5993 hasta dahil edildi. Hastaların demografik özellikleri, laboratuvar verileri, vücut kitle indeksleri, yatış döneminde aldıkları tedaviler, oksijen desteği ihtiyaçları, hastanede yatış süreleri, radyolojik olarak akciğer tutulumları, bazı komorbiditeleri kaydedildi. Bu hastalar telefon ile görüşülerek taburculuktan sonraki altı ay içinde var olan semptomları için sorgulandı. Hastaların özellikleri ile semptomları arasındaki risk katsayıları lineer regresyon analizi ile belirlendi. Tüm hastalardan yazılı onam alındı. Manisa Celal Bayar Üniversitesi Etik Kurulu'ndan onay alındı. Hastaların yaklaşık dörtte birinde post-COVID semptom mevcuttu. Bu hastalarda en sık görülen semptom halsizlik ve yorgunluktu. En sık gözlenen komorbidite arteriyel hipertansiyondu. Tip II diyabetes mellitus, arteriyel hipertansiyon, intersitisiyel akciğer hastalığı malign hastalık, COVID 19 akciğer tutulumunun, hastalık döneminde yüksek serum C- reaktif proteinin ve sigara içiyor olmanın; yapılan hemen hemen tüm analizlerde ciddi risk faktörleri olduğu gösterilirken normal vücut kitle indeksine sahip olmanın koruyucu bir faktör olduğu görüldü. Gelecekte bir benzerinin görülme riski olan bu pandeminin uzun dönem semptomlarının ve bu semptomların risk faktörlerinin araştırılması için daha çok çalışmaya ihtiyaç vardır.

Belirti ve semptomlarCOVID 19Komplikasyonlar+5
Atalay Özkul
Manisa Celal Bayar University
2023
00

Related subjects