Yapısal eşitlik modeli
Bu konu başlığı altında 186 tez
Çevrimiçi ikinci el sektöründe satıcı-tüketici özelliklerinin satıcı-tüketiciye olan sadakate olan etkisi
Bu tez kapsamında, pazarlama literatüründe aktif olarak araştırılan sadakat kavramını çevrimiçi ikinci el alışveriş sektöründe inceleyerek sadakat kavramına ve çevrimiçi ikinci el alışveriş bağlamına katkıda bulunmak amaçlanmıştır. Tezin amacı çevrimiçi ikinci el kıyafet sektörü üzerinde ürün, satıcı-tüketici ve satıcı-tüketici ile tüketici arasında gerçekleşen etkileşime ilişkin karakteristik özelliklerin, tüketici sadakatine olan etkisini ortaya koymaktır. Bu niyetle, satıcı-tüketiciye ilişkin faktörler ve bu faktörlerin sadakat ile olan ilişkisini araştırmak için netnografik çalışma ve derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiş, ardından bulgular test edilmek üzere anket çalışması yürütülmüştür. Ayrıca, çevrimiçi ikinci el alışverişte satıcı-tüketiciye ilişkin faktörler alt başlıklar halinde incelenmiş ve çevrimiçi ikinci el alışverişte tüketiciler ile satıcı tüketicilere ilişkin davranışsal değişkenlere değinilmiştir. Tezde çevrimiçi ikinci el alışveriş ortamında var olan değişkenlerin satıcı-tüketiciye olan sadakate etkisi üzerine çalışılmıştır. Bu amaçla bir yılı aşan bir süre zarfında beş farklı ikinci el alışveriş platformunda, farklı zaman dilimlerinde satıcı-tüketici profilleri ve tüketici ile satıcı-tüketici arasında gerçekleşen etkileşim incelenmiştir. Yapılan bu netnografik gözlemin ardından konuyu daha iyi anlamak üzere dokuz kişi ile yarı yapılandırılmış derinlemesine mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Bu katılımcılar çevrimiçi ikinci el alışverişte tüketici ve satıcı-tüketici rolüne sahip olan bireyler arasından seçilmiştir. Ardından, elde edilen değişkenlerin arasındaki ilişkiyi belirlemek üzere çoğunluğu 22-28 yaşları arasında olan 322 katılımcı ile anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Ardından verilerin AMOS programında güvenilirlik testleri gerçekleştirilerek satıcı-tüketici sadakatine yol açan faktörler yapısal eşitlik modeli ile test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda tüketici ve satıcı-tüketici arasında gerçekleşen etkileşimin satıcı-tüketiciye olan sadakate direkt pozitif etkisi olduğu anlaşılmıştır. Ayrıca ürün ile ilgili karakteristik özelliklerin, tüketici ve satıcı tüketici arasında gerçekleşen etkileşimi arttırdığı gözlemlenmiştir. Ayrıca, sonuçlar satıcı-tüketiciye ait profil resmi, takipçi sayısı gibi karakteristik özelliklerin sadakat üzerinde etkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar neticesinde gelecek araştırmalara tavsiyeler verilmiş ve ikinci el alışveriş sektörünü geliştirmek üzere satıcı-tüketiciler ile aracı platformlara yol gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Çevrimiçi İkinci El Alışveriş, Sadakat, Satıcı-Tüketici, Netnografi, Derinlemesine Mülakat, Yapısal Eşitlik Modeli, Tüketici Davranışları
Akademisyenlerin kültürlerarası farkındalıkları ile kültürlerarası iletişimsel yeterlikleri arasındaki ilişkide çok kültürlü eğitim tutumunun aracı rolü
Bu araştırmanın temel amacı, akademisyenlerin kültürlerarası farkındalıkları ile kültürlerarası iletişimsel yeterlikleri arasındaki ilişkiyi ve bu ilişkide çokkültürlü eğitime yönelik tutumlarının aracı rolünü belirlemektir. Araştırmanın evreni, 2024-2025 akademik yılında üç kamu üniversitesine bağlı fakülte, yüksekokul ve meslek yüksekokullarında görev yapan akademisyenlerden oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi bu üç kamu üniversitesinden 550 akademisyenden oluşmaktadır. Örneklem basit seçkisiz örnekleme yöntemiyle seçilmiştir. Araştırmanın verilerini toplamak için Kültürlerarası Farkındalık Ölçeği, Kültürlerarası İletişimsel Yeterlik Ölçeği ve Çokkültürlü Eğitim Tutumu Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Toplanan veriler, SPSS 27 programı ve aracılık analizi bu programa eklenen SPSS Makro PROCESS v4.2 ile analiz edilmiştir. Araştırmanın verileri betimsel analiz (aritmetik ortalama, standart sapma, yüzdelik vs.), parametrik fark analizleri (ANOVA, Bağımsız Örneklemler t-Testi) ve Hayes'in aracılık model tekniklerinden model 4'ü ile analiz edilmiştir. Bulgular, kültürlerarası farkındalık ve kültürlerarası iletişimsel yeterlik arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı ilişkiler olduğunu göstermiştir. Analiz sonuçları, çokkültürlü eğitim tutumunun bu ilişkide kısmi aracılık rolü üstlendiğini göstermiştir. Araştırmanın sonuçları, akademisyenlerin kültürlerarası yetkinliklerinin geliştirilmesine yönelik çabalarda, kültürlerarası farkındalık, kültürlerarası iletişimsel yeterlik ve çokkültürlü eğitim tutumu gibi bileşenlerin bütüncül bir şekilde ele alınması gerektiğini göstermektedir.
Yapısal Eşitlik Modellerinde aracı ve düzenleyici etkilerin modellenmesi
Yapısal Eşitlik Modelleri (YEM), sosyal bilimlerde sıklıkla kullanılan güçlü bir analiz yöntemi olmasına rağmen, geniş örneklem gereksinimi ve model uyumunun regresyon analizlerine kıyasla daha zor değerlendirilmesi gibi nedenlerle sağlık alanında nispeten daha az tercih edilmektedir. Bununla birlikte, YEM'in sunduğu esneklik ve derinlik, bireylerin sağlığını etkileyen biyolojik, bilişsel ve sosyal bağlamsal değişkenlerin bütüncül bir şekilde ele alınmasına olanak tanır. Bu sayede, bireylerin sağlıklı bir yaşam sürdürebilmeleri için hangi alanlara odaklanılması gerektiği konusunda önemli ipuçları sağlanabilir. Özellikle sağlık alanında, örneğin obezite ve buna bağlı sağlıksız yeme tutumları gibi konuların ele alınmasında, YEM'in sunacağı katkılar değerlidir. Bu nedenle bu çalışmada YEM'de sıklıkla kullanılan iki temel modele (aracılık ve düzenleyicilik) dair uygulama örneğinin literatüre kazandırılması ve doğrusal regresyon ile gerçekleştirilen benzerleri ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla günümüzdeki en önemli sağlık sorunlarından biri olan obezite ile ilişkili olan sağlıksız yeme tutumlarından çöplenme ile duygu düzenleme güçlüğünün ilişkisinde psikolojik stresin aracı rolü ve duygu düzenleme güçlüğü ile çöplenme arasındaki ilişkide VKİ'nin düzenleyici rolü incelenmiştir. Model testleri yaş aralığı 17 - 62 arası olan, 303 (%68) kadın ve 141 (%32) erkek olmak üzere toplam 444 kişilik bir örneklemde gerçekleştirilmiştir. Bulgular psikolojik stresin aracı rolüne işaret ederken VKİ'nin düzenleyici rolü bulunamamıştır.
TIMSS 2019 matematik başarısını açıklayan değişkenlerin çok düzeyli yapısal eşitlik modeli ile incelenmesi
Bu araştırmada TIMSS 2019 Türkiye değerlendirmesine katılan sekizinci sınıf öğrencilerinin matematik başarı puanlarını etkilemesi beklenen öğrenci ve okul düzeyindeki değişkenlerin iki düzeyli yapısal eşitlik modellemesi ile incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak TIMSS 2019 değerlendirmesindeki matematik başarı puanları, öğrenci ve okul anketi kullanılmıştır. Öğrenci düzeyinde matematiği sevme, matematiğe ilişkin özgüven, matematik dersindeki öğretim netliği ve matematiğe verilen değer değişkenleri incelenirken okul düzeyinde ise matematik öğretim kaynakları ve okulun akademik başarı vurgusu değişkenleri kullanılmıştır. Öncelikle her iki düzey için ayrı ölçme modelleri oluşturulmuş, ardından iki düzeyli yapısal model kurulmuştur. Matematik başarısı ile matematiği sevme arasında negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunurken başarının en kuvvetli yordayıcıları matematiğe ilişkin özgüven ile okulun akademik başarı vurgusu olarak bulunmuştur. Ayrıca matematiğe ilişkin özgüven ile matematiği sevme arasında pozitif yönde yüksek bir ilişki olduğu görülmüştür. Matematiğe verilen değer ve matematik öğretim kaynakları başarı ile anlamlı bir ilişki göstermemiştir.
Travma sonrası hayata küsme bozukluğunun olumlu ve olumsuz ruh sağlığı üzerindeki etkisinde dünyaya ilişkin varsayımların aracılık etkisi
Bu çalışmanın amacı, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme bozukluğu ile olumlu ve olumsuz ruh sağlığı arasındaki ilişki üzerindeki aracılık etkisini genel popülasyonda incelemekti. Araştırmanın örneklemini yaşları 18 ile 74 arasında değişen toplam 262 kişi (101 erkek ve 161 kadın) oluşturmaktadır. Katılımcılar travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, duygusal iyi oluş ve depresyon şiddetini değerlendiren öz-bildirim ölçekleri doldurdular. Yapısal eşitlik modeli analizleri, dünyaya ilişkin varsayımların, travma sonrası hayata küsme ve depresyon şiddeti arasındaki ilişkiye aracılık ettiğini ortaya koymuştur. Öngörüldüğü gibi, analizler, dünyaya ilişkin varsayımların travma sonrası hayata küsme ile duygusal iyi oluş arasındaki ilişki üzerinde bir aracılık etkisi olduğunu göstermektedir. Bu çalışmanın sonuçlarına göre, dünyaya ilişkin varsayımların ruh sağlığı üzerinde önemli bir etkisi vardır. Bu nedenle, dünyaya ilişkin varsayımların psikoterapide önemle ele alınması gereken bir konu olduğu anlaşılmaktadır. Anahtar Sözcükler: Travma sonrası hayata küsme bozukluğu, dünyaya ilişkin varsayımlar, depresyon, duygusal iyi oluş, yapısal eşitlik modellemesi.
Revisiting cognitive distortions and psychopathology relationship: Testing mediating roles of mindfulness and negative self-focus using structural equation modeling
All people have cognitive distortions which may increase and decline time to time and their influence can be momentary or long term. As a result of the studies which are conducted related to the relationship between cognitive distortions and pscyhopathology, influence on areas like depression, anxiety, addiction, social relations is supported. Researches, generally focus on negative and positive effect of cognitive distortions on mental health. However, there is a lack of studies related to how this influence occurs. The aim of the current study is to search whether mindfulness and negative self-focus have mediatory effect in the relationship between cognitive distortions and psyhopathology. In this way, phenomena would arise which would be focused on the treatment of cognitive distortions in order to ameliorate psychopathology. Sample of the study consists of 288 voluntary participants. The degree of cognitive distortions, depression, mindfulness, rumination, negative affect and need for absolute truth is measured. In the consequence of structural equation model, it is found that cognitive distortions have influence on psychopathology and mindfulness and negative self-focus have mediatory effect/role in the relationship between psychopathology and cognitive distortions. Key Words: Mindfulness, Cognitive Distortions, Irrational Thoughts,Psychopathology, Negative Self-focus
Bağlanma stilleri ile partner şiddeti arasındaki ilişkide öz-anlayışın ve boyun eğici davranışın aracılık rolü
Bu çalışmanın temel amacı bağlanma stilleri ile partner şiddeti arasındaki ilişkide öz-anlayışın, boyun eğici davranışın aracılık rolünü incelemektir. Partner/eş şiddetini ölçmek için Türkiye'de kullanılan ölçekler iki boyutlu ya da tek boyutlu olduğu için yeterli olmadığı düşünülmüş partner/eş şiddetini çok boyutlu olarak ölçen Composite Abuse Scale'nın geçerlilik güvenirlilik çalışması yapılmıştır. Composite Abuse Scale ve Partner Abuse Scalası'nın (PAS) toplam şiddet skala puanları arasındaki ilişki; r =.93; p= .001 olduğu görülürken, yapılan t testinde toplam puanlar arasındaki fark; z = -.738; p=0.461 şeklinde bulunmuştur. Partner Abuse Scalasının ölçüt bağıntılı geçerlilik çalışmasında PAS ile ilişki doyumu arasındaki ilişki; -.70; bulunurken, depresyon düzeyleri arasındaki ilişki .58 bulunmuştur (sırasıyla p<0.001, p<0.001). PAS'nın Cronbach's α katsayısı .91 olarak bulunmuştur. Yapılan DFA uyum iyiliği değerleri; Chi-Square=1195.14, df=397, P-value=0.00000, RMSEA= .080, NFI= .91, NNFI= .93, CFI= .94, IFI= .94, AGFI= .77, GFI= .80, RMR= .05, SRMR= .07 olarak bulunmuştur. Yapılan analiz sonuçları PAS'nın Türk toplumunda kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğunu göstermiştir. Bağlanma stilleri ile partner şiddeti arasındaki ilişkide öz-anlayışın, boyun eğici davranışın aracılık rolü araştırılmıştır. Araştırmada belirlenen modelin test edilmesinde, Yapısal Eşitlik Modellemesi ve En Çok Olabilirlik Metodu tahminleme yöntemi uygulanmıştır. Çalışma sonuçlarına göre kaygılı bağlanma ile partner şiddeti arasındaki ilişkide öz-anlayış ve boyun eğici davranışın tam aracılık etkisi olduğu; kaçınmalı bağlanma ile partner şiddeti arasındaki ilişkide ise öz-anlayış ve boyun eğici davranışın kısmi aracılık etkisi olduğu belirlenmiştir. Ayrıca her iki bağlanma stili ile boyun eğici davranış arasındaki ilişkide öz-anlayışın kısmi aracılık etkisi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak kadınlara yönelik şiddet önleme programlarının arttırılması, bağlanma stillerinin önemi, öz-anlayışı arttıracak boyun eğici davranışı azaltacak çalışmalara öncelik verilmesi gerekli olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular psikolog ve ruh sağlığı çalışanları için özelikle kaygılı bağlanma stiline sahip kişilerde öz-anlayış temelli terapilerin önemli bir tedavi hedefi olabileceğini düşündürmektedir.
Klinik olan ve klinik olmayan yetişkin örneklemlerinde, ebeveynlik biçimi alanları ve kaygı ilişkisinde, erken dönem uyumsuz şema alanlarının aracılık rolleri
Yürütülen bu tez çalışmasında ebeveynlik biçimi alanlarının kaygı ile ilişkisinde erken dönem uyumsuz şema alanlarının aracılık rolü incelenmiştir. Araştırmanın katılımcıları 18 - 65 yaş aralığındaki klinik (616 katılımcı) ve klinik olmayan (600 katılımcı) iki katılımcı grubundan oluşmaktadır. Çalışmada veriler, Young Ebeveynlik Ölçeği, Young Şema Ölçeği Kısa Form-3 ve Beck Kaygı Envanteri aracılığı ile toplanmıştır. İki aşamalı yürütülen çalışmanın ilk aşamasında, faktör yapısı incelenen Young Ebeveynlik Ölçeğinin obsesif ve bozuk ebeveynlik şeklinde iki üst boyuta ve Young Şema Ölçeğinin aşırı duyarlılık, zedelenmiş otonomi ve bağsızlık şeklinde üç üst boyuta sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında, belirlenen bu üst boyutların ve Beck Kaygı Envanterinin dahil edildiği bir model ile ebeveynlik biçimi alanlarının kaygı ile ilişkisinde şema alanlarının aracılık rolünün olduğuna ilişkin araştırma hipotezi test edilmiştir. Gerçekleştirilen yapısal eşitlik analizleri sonucunda hem klinik hem de klinik olmayan grupta ebeveynlik biçimi alanları ile kaygı ilişkisinin bütünüyle aşırı duyarlılık şema alanı aracılığı ile gerçekleştiği bulgulanmıştır. Bunun yanı sıra, ebeveynlik biçimi alanları ile şema alanları ilişkisinde, şema alanları ile kaygı ilişkisinde ve şema alanlarının kendi aralarındaki ilişkide şema alanlarının aracılık rolüne ilişkin sonuçlar bulgulanmıştır. Ulaşılan bu bulgular literatür ışığında ilgili kısımda tartışılmıştır.
Sosyal ve duygusal beceriler arasındaki ilişkilerin incelenmesinde sıklıkçı ve bayesci yapısal eşitlik modellerinin karşılaştırılması
Öğrencilerin hızla gelişen ve değişen dünya şartlarına uyum sağlamaları, gün geçtikçe artan belirsiz hayat koşulları ile baş etmeleri, mesleki ve akademik başarılarının sürdürülebilir olması için sosyal ve duygusal becerilerinin geliştirilmesi gereklidir. Öğrenci gelişiminin önemli boyutlarından olan sosyal ve duygusal gelişimlerinin incelenmesi ve bu becerilerin birbirleriyle olan ilişkilerinin ortaya konulması da ayrıca önemli görülmektedir. Yapısal eşitlik modellemesi yöntemleri değişkenler arasındaki ilişkileri daha bütüncül olarak test edebilme ve açıklayabilme gibi avantajlardan dolayı araştırmalarda oldukça yaygın olarak kullanılmaktadır. Yapısal eşitlik modellemesi uygulamalarında sıklıkçı yaklaşımın yanında son dönemlerde Bayesci yaklaşımlar da kullanılmakta ve bu yöntemlerin birbirlerine göre avantajlı veya dezavantajlı oldukları durumlar bulunabilmektedir. Bu araştırmada sıklıkçı ve Bayesci yapısal eşitlik modellemesi (YEM) yöntemleri sosyal ve duygusal beceriler arasındaki ilişkilerin analizinde ürettikleri istatistikler üzerinden karşılaştırılmıştır. Karşılaştırma yapılırken OECD'nin sosyal ve duygusal beceriler araştırması İstanbul ve Moskova verileri kullanılmıştır. İstanbul örneklemi 3167 ve Moskova örneklemi 3429 kişiden oluşmaktadır. Büyük Beşli Modelde yer alan sosyal ve duygusal becerilerin boyut (5 boyut: başkalarıyla etkileşim içinde olma, açık fikirlilik, görev performansı, duygu düzenleme, iş birliği) ve alt boyutlarına (15 alt boyut) hem sıklıkçı hem Bayesçi yöntemle DFA uygulanmış ve iki yöntemden elde edilen korelasyonlar, uyum indeksleri ve standartlaştırılmış faktör yükleri karşılaştırılmıştır. Ayrıca, büyük beşli modelde sosyal ve duygusal becerilerin ayrı ayrı ve bütünsel olarak ilişkileri sıklıkçı ve Bayesci YEM yöntemleriyle incelenmiş ve sonuçlar birbirleri ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre Bayesci yöntemde kullanılan BCFI ve BTLI uyum indekslerinin sıklıkçı muadilleri olan CFI ve TLI'ya göre daha uyumlu sonuçlar verdiği görülmüştür. Diğer taraftan, sıklıkçı yöntemde kullanılan RMSEA'nın ise Bayesci muadilli olan BRMSEA'ya göre daha uyumlu sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Kayıp verinin fazla ve örneklemin küçük olduğu, verilerin normal dağılıma sahip olmadığı ve önsel bilgi kullanılmak istenilen durumlarda avantaj sağlayan Bayesci YEM kullanılmak istendiğinde BRMSEA, BCFI ve BTLI uyum indeksleri raporlanabileceği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca her iki yöntemle de kurulan modelde ulaşılan standartlaştırılmış faktör yükü ve korelasyon değerlerinin birbirlerinden genellikle farklı olduğu; model büyüyüp karmaşıklaştıkça bu farklılığın daha da arttığı bulgusuna ulaşılmıştır. Son olarak, sosyal ve duygusal becerilerin birbiriyle olan ilişki düzeylerinin genel olarak pozitif yönde orta veya yüksek olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
PISA-2018 Türkiye verisinde okuma becerilerini etkileyen faktörlerin çok düzeyli yapısal eşitlik modellemesiyle incelenmesi
Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı (PISA), OECD tarafından uluslararası yürütülen bir araştırmadır. PISA uygulaması her üç yılda bir 15-16 yaş aralığındaki öğrencilerin eğitim kalitesini ölçmek ve değerlendirmek için 2000 yılından beri yapılan bir araştırmadır. Bu çalışmanın amacı PISA 2018 araştırmasındaki 15 yaşındaki öğrencilerin okuma becerileri ile öğrencilerin ekonomik, sosyal ve kültürel durumları, okumaktan keyif alma, okul türü gizil değişkenleri arasındaki çok düzeyli yapısal ilişkinin ne düzeyde olduğunu incelemektir. Bu araştırmanın örneklemini kayıp veriler silindikten sonra kalan 6596 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma kapsamında öğrenci anketinden belirlenen değişkenler; ekonomik, sosyal ve kültürel durumları, okumaktan keyif alma ve okul anketinden belirlenen değişkenler ise okul türüdür. Bu değişkenler kullanılarak grup içi (öğrenci düzeyi) ve gruplar arası (okul düzeyi) düzey olacak şekilde çok düzeyli yapısal eşitlik modeli kurulmuştur. Araştırma sonucuna göre öğrencilerin okuma becerilerinde meydana gelen farklılıkların %61'i okullar arası farklılıklardan kaynaklandığı görülmüştür. Daha sonra araştırma kapsamında seçilen değişkenlerle öğrencilerin okuma becerileri başarıları arasındaki ilişki çok düzeyli yapısal eşitlik modeli kullanılarak incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre öğrenci düzeyinde ekonomik, sosyal ve kültürel durum okumaktan keyif alma değişkenleri ile öğrencilerin okuma becerileri başarıları arasındaki ilişki anlamlı bulunurken; okul düzeyindeki okul türü değişkeni ile öğrencilerin okuma becerileri başarıları arasındaki ilişki anlamlı bulunmamıştır. Ekonomik, sosyal ve kültürel durum değişkeni okul düzeyine taşındığında okuma becerileri başarısını güçlü bir şekilde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Okul düzeyindeki ekonomik sosyal ve kültürel durum değişkeninin okul türü değişkeni aracılığıyla okulların okuma becerileri başarıları üzerinde negatif yönde orta düzeyde dolaylı bir etkisi olduğu görülmüştür.
PISA 2003-2018 uygulamalarında fen okuryazarlığını etkileyen değişkenlerin okul ve öğrenci düzeyinde incelenmesi
Bu araştırmada 2003, 2006, 2009, 2012, 2015 ve 2018 yıllarında PISA uygulamalarına katılan Türk öğrencilerin öğrenci düzeyinde; cinsiyet, program türü, ev olanakları, ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü, yıl bazında ebeveynlerin en yüksek eğitim seviyesi; okul düzeyinde ise okulun bulunduğu bölge, okul büyüklüğü, öğrenci/öğretmen oranı değişkenlerinden hangilerinin fen okuryazarlığını yordadığını ve döngüler boyunca tutarlı yordayan değişkenlerinin neler olduğunun tespit edilmesi amaçlanmıştır. PISA uygulamasına ait örneklem okul ve öğrenci düzeyindeki özelliklerinin iç içe geçmiş olması sebebiyle çok düzeyli bir yapı göstermektedir. Bu nedenle araştırmada okul ve öğrenci özelliklerinin fen okuryazarlığı başarısına etkisinin çok değişkenli çok düzeyli modeller kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgulara göre, 2003, 2006, 2009, 2012, 2015 ve 2018 PISA uygulamalarında okullar arasında öğrencilerin fen okuryazarlığı puanlarında farkların olduğu gözlemlenmiştir. Türkiye örnekleminde fen okuryazarlığı başarı puanını etkileyen değişkenler PISA 2003 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü ve öğrenci/öğretmen oranı; PISA 2006 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü ve okulun bulunduğu bölge; PISA 2009 uygulamasında ev olanakları, okulun bulunduğu bölge ve öğrenci/öğretmen oranı; PISA 2012 uygulamasında okul türü ve öğrenci/öğretmen oranı; PISA 2015 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü, okulun bulunduğu bölge ve okul büyüklüğü; PISA 2018 uygulamasında ebeveynlerin en yüksek mesleki statüsü ve okulun bulunduğu bölge olarak tespit edilmiştir.
Asil vekil ve kaynak tabanlı görünüm teorileri açısından yönetim danışmanlığının "Algılanan" başarısının analizi
Yönetim danışmanlığı büyüyen ve gelişen bir sektördür. Yönetim danışmanlığı şirketlerle sözleşme temelli olarak, uzun vadeli iş birliğini içermektedir. Bu iş birliğinin sürdürülebilirliği yönetim danışmanlarının başarısına bağlıdır. Yönetim danışmanlığı başarısında; bütçe ve zaman uyumu, hedeflere ulaşma derecesi, karlılık, büyüme ve genişleme faktörleri dikkate alınmaktadır. Literatür incelendiğinde, yönetim danışmanlarının pek çoğunun yürüttüğü projelerde arzulanan amaçlara ulaşamadığı bu nedenle başarısız oldukları görülmektedir. Bu bağlamda yönetim danışmanlığı başarısını etkileyen faktörlerin incelenmesi önem arz etmektedir. Araştırmada yönetim danışmanlığını etkileyen faktörler olarak, asil-vekil teorisi ve kaynak tabanlı görünüm teorisi ele alınmıştır. Araştırmanın amacı, asil-vekil ve kaynak tabanlı görünüm teorilerinin yönetim danışmanlığı başarısına etkisini incelemektir. Araştırmanın evrenini, Türkiye Yönetim Danışmanları Derneği, Ege Yönetim Danışmanları Derneği, Akdeniz Yönetim Danışmanları Derneği üyeleri oluşturmaktadır. Bu nedenle derneklerle ile iletişime geçilmiş, derneğe üye olan 449 yönetim danışmanına, dernekler tarafından çevrimiçi anket formu gönderilmiştir. İlk gönderimden sonra 102 danışmandan geri dönüş alınmıştır. Geri dönüş yapmayan danışmanlara hatırlatma maili atılmıştır. Ayrıca geri dönüş yapan danışmanlara diğer danışman arkadaşlarıyla anket formunun paylaşılması istenmiştir. Dolayısıyla araştırmada kolayda örnekleme yönteminin yanı sıra kartopu örnekleme yöntemi kullanılmış olup, 6 aylık süre sonunda 226 katılımcıdan geri dönüş sağlanmıştır. Geri dönüşler üzerinden yapılan incelemede 9 anketin formunda yer alan ifadelerin tamamının aynı düzeyde görüş bildirildiği tespit edilmiş olup, analizden çıkarılmıştır. Sonuç olarak 217 katılımcıdan elde edilen veriler analize tabi tutulmuştur. Elde edilen bulgular doğrultusunda yönetim danışmanları ve müşteri arasında karşılıklı vizyon paylaşımı ve karşılıklı güvenin sağlanması ile projenin belirlenen zamanda ve bütçe sınırları dahilinde tamamlanması gerçekleşeceği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca proje sonrasında firmanın büyüme ve genişlemesinde de yönetim danışmanı ve firmanın ortak vizyon sahibi olması önemli olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca projede görev alan danışmanın uzmanlık seviyesi, firmanın projede gerekli kaynakları sağlaması ve firma yönetiminin projeyi sahiplenmesi ile proje başarısı hedeflenen sonuçlara ulaşacaktır. Bu bağlamda firma ile ilişkilerde ortak vizyonunun oluşturulması, karşılıklı güven ve iş birliği ortamını geliştirilirken, yönetim danışmanlarının uzmanlık düzeyinin yüksek olması, yönetimin projedeki gerekli olan kaynakları sağlaması ve yönetimin projeyi sahiplenip desteklemesi yönetim danışmanlığı başarısının artmasını sağladığı görülmüştür.
Bireylerin bağlanma stilleri ile üstbiliş düzeyleri ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, bireylerin bağlanma stillerinin, üstbiliş ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasındaki ilişkinin ve demografik veriler üzerinden değişkenliğinin incelenmesidir. Araştırma, ilişkisel tarama modeli doğrultusunda, 2022 yılının son çeyreğinde, Türkiye genelinde, 18-65 yaş arası kadın/erkek katılımcılar ile çevrimiçi olarak yürütülmüştür. Katılımcılara "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II", "Üstbiliş-30 Ölçeği" ve "Belirsizliğe Tahammülsüzlük Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler, IBM SPSS 24 ve LISREL 8.8 paket programları ile test edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede, sonuçlar normal dağılım göstermiş olup, parametrik testlerden yararlanılmıştır. Verilerin analizinde, "Bağımsız Örneklem T Testi", "Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA)", "Pearson Korelasyon Analizi", "Yapısal Eşitlik Modeli" ve "Bootstrapping Yöntemi" kullanılmıştır. Analizlere göre, bağlanma stillerinin, üstbiliş ve belirsizliğe tahammülsüzlük düzeyleri arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, Yakın İlişkilerde Yaşantılar Envanteri II'ye göre kaçınma ve kaygı alt ölçekleri ile belirsizliğe tahammülsüzlük alt ölçekleri arasında pozitif yönde anlamlı düzeyde bir ilişki elde edilmiştir. Üstbiliş alt ölçekleri ile belirsizliğe tahammülsüzlük alt ölçekleri arasında da anlamlı düzeyde pozitif bir ilişki olduğu sonucuna varılmıştır.
Bankacılıkta yeni nesil şube uygulamalarının müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisinde finansal okuryazarlığın aracı rolü
Finansal okuryazarlığı, yeni nesil şube uygulamaları üzerinde olumlu bir etkiye sahip olduğundan, müşteri memnuniyeti genellikle bu okuryazarlığın göstergesi olarak ortaya çıkmaktadır. Bu tezin amacı, bankacılıkta yeni nesil şube uygulamalarının müşteri memnuniyeti üzerindeki etkisinde finansal okuryazarlığın aracı rolünü belirlenmektir. Çalışma temel olarak yeni nesil şube uygulamaları, finansal okuryazarlık ve müşteri memnuniyeti olmak üzere üç ana araştırma alanından oluşmaktadır. Çalışmanın evreni İstanbul'da yaşayan tüm banka müşteri olup örneklem olarak araştırmacı tarafından önceden belirlenen bir bankanın müşterilerinden seçilen 409 banka müşterisi oluşmaktadır. Bu amaçla "Yeni nesil şube uygulamaları Ölçeği", "Müşteri Bağlılığı Ölçeği" ve "Müşteri Memnuniyeti Ölçeği" kullanılmış olup ayrıca katılımcılara demografik bilgileri içeren bir anket uygulanmıştır. Araştırma modeline göre MMÖ (Müşteri Memnuniyeti Ölçeği) bağımlı (predicted) değişken, YNŞÖ (Yeni nesil şube uygulamaları Ölçeği) bağımsız (predictor) değişken ve FOÖ (Finansal okuryazarlık Ölçeği değişkeni ise aracı değişkenler (mediator) olarak belirlenmiştir. Araştırması tarafından ön görülen ve araştırma sorularına cevap verebilmek üzere araştırma modeli geliştirilmiştir. Ön görülen araştırma modeli ile birlikte değişkenler arasındaki hipotetik ilişkiler incelenmiştir. Bu çalışmada ele alınan değişkenler arasında aracı değişken rolünün analizini yapmak için SPSS programında Hayes Makrosu (versiyon 3.5.4) kullanılmıştır. Katılımcıların yeni nesil şube uygulamalarına yönelik algı düzeylerinin, finansal okuryazarlık bilgisi ve müşteri memnuniyeti üzerinde doğrudan ve olumlu yönde etkilediği belirlenmiştir. Dolayısıyla katılımcıların Yeni Nesil Şube Uygulamalarına yönelik algı düzeyleri ile Müşteri Memnuniyeti arasındaki ilişkide Finansal Okuryazarlık bilgisinin tam aracılık rolünün olduğu tespit edilmiştir.
Serbest zaman doyumu, ilgilenimi ve algılanan özgürlük: Fiziksel aktivite yoluyla kadınların güçlenmesi
Bu araştırmanın amacı 12 haftalık fiziksel aktivite programı ile kadınların serbest zaman ilgilenimi, serbest zaman doyumu ve özgürlük algıları arasındaki ilişkinin incelenerek bunların kadınların güçlenmesine etkisinin araştırılmasıdır. Bu bağlamda araştırmanın kuramsal çerçevesini güçlenmenin kavramsal ilişkileri, feminist pedagoji ve öz belirlenim kuramı oluşturmaktadır. Araştırmanın amacına uyğunluğu bakımından pragmatist ve dönüşümsel araştırma paradigmaları temel alınarak karma yöntem araştırması kullanılmış ve araştırma deseni olarak açımlayıcı sıralı desen tercih edilmiştir. Araştırmanın nicel bölümünde ön test son test yarı deneysel yöntem kullanılmış ve araştırmacı tarafından 12 haftalık pilates egzersiz programı geliştirilmiştir. Nitel bölümde ise fenomenoloji yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak nicel bölümde Serbest Zaman İlgilenimi (SZİÖ), Serbest Zaman Doyumu (SZDÖ) ve Serbest Zamanda Algılanan Özgürlük (SZAÖÖ) ölçekleri kullanılmış, nitel bölümde ise gözlem, alan notları ve bireysel görüşme teknikleri kullanılmıştır. Araştırmada katılımcı grubu 3 ayrı gruptan oluşmaktadır. Ölçek yapı geçerliğinin test edilmesi amacıyla fitnes/pilates egzersizine katılan kadınlardan (n=209), Yapısal Eşitlik Modeli oluşturulması amacıyla fitnes/pilates egzersizine katılan kadınlardan (n=399) veriler toplanmıştır. Son olarak araştırmanın deney grubunu oluşturan ve 12 haftalık pilates egzersizine katılan 21 kadından veri toplanmıştır. Nicel veriler online ortama aktarılmış ve SPSS 20.00 ve AMOS 16.00 programları kullanılarak analiz edilmiştir. Serbest Zamanda Algılanan Özgürlük Ölçeği"nin (SZAÖÖ) kadın katılımcılar için yapı geçerliğini test etmek için Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan üç ölçeğin güvenirlik düzeyini test etmek için Cronbach's Alfa katsayıları hesaplanmıştır. 12 hafta boyunca uygulanan pilates programının kadın katılımcıların ilgilenim, doyum ve algılanan özgürlük düzeylerine etkisini belirlemek için bağımlı örneklemler için t-testi test tekniği kullanılmıştır. Ayrıca araştırma kapsamında modelin yapısal geçerliğini test etmek için Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) ve korelasyon analizi yöntemleri kullanılmıştır. Araştırmanın nitel boyutunda ise içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Serbest Zamanda Algılanan Özgürlük Ölçeğinin yetişkin kadınlar için 10 madde ve tek boyutlu yapısı doğrulanmıştır. 12 haftalık pilates egzersiz programına katılan kadınların ilgilenim, doyum ve algılanan özgürlük ölçeklerinin tüm alt boyutlarındaki son test puanları-ön test puanlarına göre daha yüksek bulunmuştur. Serbest zaman ilgileniminin hem algılanan özgürlük üzerinde doğrudan etkisinin olduğu hem de serbest zaman doyumu üzerinden dolaylı etkisi olduğu, bunun yanı sıra serbest zaman doyumu üzerine de doğrudan etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Kadınların güçlenme deneyimleri incelendiğinde güçlenmenin kavramsal ilişkileri bağlamında yapılan egzersiz programının psikolojik, fiziksel, sosyal, kültürel güçlenme ve aktif yaşam becerisi üzerinde etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca kadınların serbest zaman aktivitelerine ilgilerinin arttırılmasının özgürlük algılarını yükselterek güçlenmelerine katkı sağlayabileceği veya ilgilenimlerinin arttırılıp ihtiyaçlarının karşılanmasıyla doyuma ulaşan kadınların kendilerini özgür ve güçlenmiş hissedebileceği sonucuna ulaşılmıştır.
Türkiye ile Brezilya'da yükseköğretime geçiş sistemlerinin karşılaştırılması ve Brezilya'da üniversiteye giriş sınavlarında başarıyı etkileyen faktörlerin incelenmesi
Araştırmanın amacı, Türkiye eğitim sistemi ile Brezilya eğitim sisteminini incelemek ve iki eğitim sisteminin benzerlik ve farklılıklarını ortaya koymaktır. Aynı zamanda, Brezilya'da yükseköğretime geçiş amacıyla yapılan Ulusal Lise Sınavı (ENEM) verisinden faydalanarak matematik, fen bilimleri, sosyal bilimler ve dil derslerindeki akademik başarıya etki eden değişkenlerin modellenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini 2017 yılında yapılan ENEM'e giren 6731341 kişi oluşturmaktadır. Analiz yapılırken bu evrenden rastgele 10000 kişilik bir örneklem seçilmiş ve kayıp veriler temizlendikten sonra 9336 kişilik bir örneklem elde edilmiştir. Çalışma kapsamında oluşturulan akademik başarı modellerinin incelenmesinde yapısal eşitlik modeli analizi bu modellerin kadın ve erkeklerde benzer şekilde çalışıp çalışmadığını incelemek amacıyla çok gruplu yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Türkiye eğitim sistemi ile Brezilya eğitim sistemin incelenmesi ve eğitim sistemlerindeki benzerlik ve farklılıkların ortaya konulması amacıyla doküman analizi yapılmıştır. Sonuç olarak Brezilya eğitim sisteminde yükseköğretime geçiş için ENEM sınavı ve Türkiye eğitim sisteminde ise YKS sınavı yapılmaktadır ve her ikisi de ulusal düzeydedir. ENEM sınavında çoktan seçmeli soruların yanı sıra öğrencilerin kompozisyon becerilerini belirlemek amacıyla bir açık uçlu soru bulunurken YKS 2019 sınavında ise sadece çoktan seçmeli soruların bulunduğu görülmüştür. Matematik, fen bilimleri, sosyal bilimler ve dil derslerindeki akademik başarıyı açıklamak için bu derslerden birinin temel alındığın akademik başarı modeli kurulmuş ve seçilen dersler dışındaki dersler diğer derslerdeki akademik başarı olarak ele alınmıştır. Oluşturulan akademik başarı modellerinde okul teknolojisi, sözel beceri, sosyoekonomik durum değişkenlerinin ilgili başarı modelindeki temel dersi etkilemez iken diğer derslerdeki başarının ilgili başarı modelindeki temel dersi etkilediği tespit edilmiştir. Ayrıca oluşturulan modellerdeki ilişkilerin kadın ve erkeklerde benzer olduğu saptanmıştır.
Satınalma karar verme sürecinde bilgiye ulaşma aracı olarak sosyal ağ medyası: Tüketici elektroniği sektörü üzerine bir araştırma
Web 2.0 araçlarının ve internet teknolojilerinin gelişimi, geleneksel tüketicinin yapısını etkileyerek yerini daha aktif katılım gösteren, markalar, ürünler, deneyimler hakkında bilgi edinmek ve bunları diğer tüketicilerle paylaşmak için sosyal medyayı kullanan "üreten tüketiciye" bırakmasına neden olmuştur. Bu bağlamda, tüketicinin satın alma karar süreci ile sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkinin açıklanması önem taşımaktadır. Bu çalışma, tüketicilerin satın alma karar süreçlerinde bilgi edinme amacıyla sosyal medya ve kullanıcı üretimli içeriğin kullanılmasına yönelik davranışsal niyetin oluşmasında etkili olan faktörleri ortaya koymayı amaçlamaktadır. Bunun için Teknoloji Kabul Modeli (TKM) çerçevesinde; algılanan kullanım kolaylığı, algılanan fayda, ağ dışsallıkları, yatkınlık, sosyal etki ve tutum faktörlerinden oluşan bir yapısal eştlik modellemesi (YEM) oluşturulmuştur. Elde edilen sonuçlara göre, satın alma karar sürecinde bilgi edinme amacıyla sosyal medyanın kullanımında algılanan fayda ve sosyal medya kullanımına yönelik tutumun doğrudan etkili olduğu, buna karşılık sosyal etkinin ise doğrudan bir etkisinin olmadığı ortaya çıkmıştır.
Öznel iyi oluş ve motivasyonun algılanan özerklik desteği ve temel psikolojik ihtiyaçların doyumu ile modellenmesi
Bu araştırmanın amacı, sporcuların antrenöründen aldığı özerklik desteği, psikolojik ihtiyaçların doyumu, iyi oluş ve motivasyon arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırma kapsamında öncelikle Algılanan Özerklik Desteği-Spor İklimi Ölçeği (AÖDSİÖ) (Reinboth ve diğ., 2004) Türkçe'ye uyarlanmıştır. Araştırmada, ihtiyaç doyumu Psikolojik İhtiyaçların Doyumu Ölçeği (PİDÖ) (La Guardia ve diğ., 2000) ile, öznel iyi oluş Yaşam Doyumu Ölçeği (YDÖ) (Diener ve diğ., 1985) ve Pozitif Negatif Duygu Durum Ölçeği (PNDDÖ) (Watson ve diğ., 1986) ile ve motivasyon ise Sporda Güdülenme Ölçeği (SGÖ) (Pelletier ve diğ., 1995) ile ölçülmüştür. Araştırmanın örneklemi 193 kadın ve 368 erkek olmak üzere toplam 511 sporcudan oluşmaktadır. Verilerin analizi yapısal eşitlik modellemesi (YEM) kullanılarak yapılmıştır.Araştırmanın bulguları sporcunun antrenöründen algıladığı özerklik desteğinin psikolojik ihtiyaçların doyumu, öznel iyi oluş ve motivasyon ile doğrudan ilişkili olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca algılanan özerklik desteğinin psikolojik ihtiyaçların doyumu aracılığıyla öznel iyi oluş ve motivasyon ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Modelde yer alan tüm doğrudan ve dolaylı ilişkilerin t değerlerin istatistiksel olarak anlamlı olduğu görülmüştür. Araştırma bulguları öz belirleme kuramı çerçevesinde oluşturulan bu modelin Türk toplumunda spor ortamında geçerli olduğunu ortaya koymaktadır. Anahtar Kelimeler: Özerklik Desteği, İhtiyaç Doyumu, Öznel İyi Oluş, Motivasyon, Öz-Belirleme, Sporcular, Pozitif Psikoloji, Yapısal Eşitlik Modellemesi.
Üniversite öğrencilerinde karanlık üçlü kişilik özellikleri, öfke ruminasyonu, intikam ve bencillik ile siber zorbalık arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin Karanlık Üçlü (Makyavelizm, narsisizm ve psikopati) kişilik özellikleri, öfke ruminasyonu, intikam ve bencillik düzeyleri ile siber zorbalık davranışları arasındaki ilişkileri ele alan yapısal modeli test etmektir. Araştırmada nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu seçkisiz küme örnekleme yöntemi ile belirlenen ve Mersin Üniversitesine bağlı 6 fakülte bünyesindeki toplam 11 bölümde eğitim öğretime devam eden lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmaya 713'ü (%63) kadın ve 421'i (%37) erkek olmak üzere toplam 1134 üniversite öğrencisi katılmıştır. Araştırma verileri, 2021-2022 eğitim ve öğretim yılı Bahar döneminde elde edilmiştir. Veri toplama araçları olarak araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu"nun yanı sıra "Karanlık Üçlü Ölçeği", "İntikam Ölçeği" ve "Bencillik Ölçeği" kullanılmıştır. Ayrıca bu araştırma kapsamında "Siber Zorbalık ve Mağduriyet Ölçekleri" ile "Üzüntü ve Öfke Ruminasyonu Ölçeği" Türkçeye uyarlanmıştır. Geçerlik ve güvenirlik çalışmaları sonrasında bu ölçeklerin "Siber Zorbalık Ölçeği" ve "Öfke Ruminasyonu Alt Ölçeği" araştırma kapsamında model testi için veri toplama aracı olarak kullanılmıştır. Üniversite öğrencilerinden elde edilen verilerin analizinde ise yapısal eşitlik modeli için gerekli olan varsayımların ve değişkenler arasındaki ilişkilerin test edilmesi için SPSS, yapısal eşitlik modelinin test edilmesi için de AMOS programı kullanılmıştır. Test edilen modelde yol analizi sonucunda ulaşılan doğrudan ve dolaylı ilişkilerin anlamlı olup olmadığı yeniden örnekleme yöntemi olarak bilinen bootstrapping yöntemi aracılığıyla %95 güven aralığı içerisinde test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda üniversite öğrencilerinin Karanlık Üçlü kişilik özellikleri, öfke ruminasyonu, intikam ve bencillik düzeyleri ile siber zorbalık davranışları arasındaki ilişkileri ele alan model istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuş ve ilgili değişkenler arasında doğrudan ve dolaylı ilişkilerin olduğu gözlemlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular ilgili kuramsal çerçeve ve araştırmalar ışığında tartışılmıştır.
Ortaokul öğrencilerinin erken dönem uyumsuz şemaları ve yaşam doyumları ile ebeveynlerinin erken dönem uyumsuz şemaları, ebeveynlik stilleri, evlilik uyumu ilişkisi üzerine bir yapısal eşitlik modellemesi
Bu araştırmanın amacı, ortaokul öğrencilerinin erken dönem uyumsuz şemalarının ve yaşam doyumlarının yordayıcısı olarak ebeveynlik stilleri, ebeveynlerin erken dönem uyumsuz şemaları ve evlilik uyumunun incelenmesidir. Araştırmada anne ve babaların evlilik uyumları, erken dönem uyumsuz şemaları ve ebeveynlik stilleri ortaokul öğrencilerinin erken dönem uyumsuz şemalarını ve ortaokul öğrencilerinin erken dönem uyumsuz şemaları da yaşam doyumlarını ne düzeyde yordadığına ilişkin iki ayrı hipotetik model kurulmuştur. Araştırmanın çalışma grubunu 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı ortaokullarda öğrenim gören öğrenciler ve ebeveynleri oluşturmaktadır. Anne için kurgulanan hipotetik modele ilişkin 477 veri, baba için kurgulanan hipotetik modele ilişkin ise 403 veri toplanmıştır. Araştırmada anne ve babalardan veri toplamak için "Kişisel Bilgi Formu-Anne Babalar İçin"nun yanı sıra "Evlilik Uyum Ölçeği", "Young Şema Ölçeği-Kısa Formu" kullanılmıştır. Öğrencilerden veri toplamak için ise "Çocuklar İçin Şema Ölçeği", "Young Ebeveynlik Ölçeği-Anne ve Baba Ergen Formu" ve "Çok Boyutlu Yaşam Doyumu Ölçeği" kullanılmıştır. Bu araştırma kapsamında "Çocuklar İçin Şema Ölçeği" Türkçe'ye uyarlanmıştır. "Young Ebeveynlik Ölçeği-Anne ve Baba Ergen Formu" ise yetişkinler için uyarlanan Young Ebeveynlik Ölçeği ortaokul öğrencilerine uyarlanmıştır. Verilerin analizinde yapısal eşitlik modellemesi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre annelerin ve babaların evlilik uyumları ve ebeveynlik stilleri çocukların erken dönem uyumsuz şemalarını pozitif yönde anlamlı şekilde yordamıştır. Çocukların erken dönem uyumsuz şemaları yaşam doyumlarını negatif düzeyde anlamlı şekilde yordamıştır. Ancak anne ve babaların erken dönem uyumsuz şemaları ortaokul öğrencilerinin erken dönem uyumsuz şemalarını anlamlı şekilde yordamamıştır. Araştırma bulguları kuramsal çerçeve ve ilgili araştırmalar ışığında tartışılmış, uygulamalara ve gelecek araştırmalara yönelik öneriler sunulmuştur.
Lise öğrencilerinin psikolojik kırılganlık ve psikolojik esneklik düzeyleri arasındaki ilişkide öz anlayışın aracı rolü
Bu araştırmanın amacı, lise öğrencilerinin psikolojik kırılganlık ve psikolojik esneklik düzeyleri arasındaki ilişkide öz-anlayışın aracı rolünü incelemektir. Araştırmanın çalışma grubu 2021-2022 Eğitim Öğretim Yılı Güz Döneminde Konya ili merkez ilçede, lise düzeyinde bir okulun 9. ve 10. ve 11. sınıflarında öğrenim gören 726 öğrenciden oluşmaktadır. Katılımcıların 387'si (%53) kız, 339'u (%47) erkek öğrenciden meydana gelmektedir. 15-17 yaş aralığında yer alan öğrencilerin yaş ortalaması 16.1'dir. 222'si lise 1. sınıf öğrencisi, 211'i lise 2. sınıf ve 293'ü lise 3. sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Katılımcılara "Kişisel Bilgi Formu", "Psikolojik Kırılganlık Ölçeği", "Psikolojik Esneklik Ölçeği" ve "Öz Anlayış Ölçeği" uygulanmıştır. Elde edilen veriler yapısal eşitlik modeliyle analiz edilmiştir. Uygulanan yapısal eşitlik modeli sonucunda öz-anlayışın, psikolojik kırılganlık ve psikolojik esneklik arasındaki ilişkide kısmi aracı role sahip olduğu görülmüştür. Diğer bir ifade ile psikolojik kırılganlığın doğrudan ve öz-anlayış aracılığıyla psikolojik esnekliği yordadığı bulunmuştur. Ayrıca gerçekleştirilen bootstrapping işlemi sonrasında psikolojik kırılganlık ve psikolojik esneklik arasında öz-anlayışın aracılığının anlamlı olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda elde edilen bulgular ilgili literatür çerçevesinde tartışılmış ve bundan sonra yapılacak araştırmalar ve alanda çalışanlar için önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Psikolojik kırılganlık, Öz-anlayış, Psikolojik esneklik, Yapısal eşitlik modeli.
Hemşirelerin çatışma çözme stratejileri ve etik liderlik algıları ile iş doyumu arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, hemşirelerin çatışma çözme stratejileri ve etik liderlik algıları ile iş doyumu arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Tanımlayıcı ilişki arayıcı türdeki bu çalışma, Ağustos-Eylül 2022 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde çalışan 316 hemşire ile gerçekleştirilmiştir. Veriler "Tanımlayıcı Bilgiler Soru Formu", "Rahim Örgütsel Çatışma Envanteri (ROCI-II)", "Etik Liderlik Ölçeği" ve "Minnesota İş Doyum Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, bağımsız gruplarda t testi, ANOVA, ileri analiz testi Tukey, Pearson korelasyon analizi ve yapısal eşitlik modeli kullanılmıştır. Araştırma için etik kurul onamı, kurum izni, ölçek kullanım izinleri ve hemşirelerden sözel izin alınmıştır. Bu çalışmada hemşirelerin yöneticilerinde algıladıkları etik liderliğin orta düzeyin altında, iş doyumlarının orta düzeyde olduğu, hemşirelerin çatışma çözümünde en çok kullandıkları stratejinin uzlaşım, en az kullandıkları stratejinin ise hükmetme olduğu bulunmuştur. Pearson Korelasyon Analizi sonucunda hemşirelerin etik liderlik algıları ile iş doyumu (r=0,549; p<0,001) arasında pozitif yönde, yüksek düzeyde ve ileri derecede anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Etik liderlik ile çatışma çözme stratejileri arasında; bütünleştirme stratejisi (r=0,309; p<0,001) ve alttan alma stratejisi (r=0,312; p<0,001) ile pozitif yönde, orta düzeyde, kaçınma (r=0,288; p<0,001)), uzlaşım (r=0,185; p<0,001)) ve hükmetme stili (r=0,137; p<0,05) ile pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. İş doyumu ile çatışma çözme stratejileri arasında ise; bütünleştirme (r=0,359; p<0,001) ve alttan alma stili (r=0,334; p<0,001) ile pozitif yönde ve orta düzeyde, uzlaşım (r=0,285; p<0,001), kaçınma (0,193; p<0,001) ve hükmetme stili (r=0,140; p<0,05) ile pozitif yönde, zayıf düzeyde ve anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır. Yapısal eşitlik modelinin sonucunda etik liderliğin iş doyumunu (ß=0,430; p<0,001) pozitif yönde anlamlı etkilediği bulunmuştur. Ayrıca etik liderliğin iş doyumuna etkisinde çatışma çözme stratejilerinin aracı rolü yapısal eşitlik analizi ile değerlendirilmiş ve analiz sonucunda; bütünleştirme (ß=0,049; p<0,001), alttan alma (ß=0,044; p<0,001)) ve uzlaşım stilinin (ß=0,027; p<0,001) pozitif yönde anlamlı bir şekilde aracı rollerinin olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda etik liderliğin iş doyumuna etki eden önemli bir faktör olduğuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda etik liderliğin iş doyumuna olan etkisinde bütünleştirme, alttan alma ve uzlaşım stillerinin aracı rolünün olduğu belirlenmiştir. Hemşire yöneticilerin etik liderliği benimsemesi ve çatışma çözümünde uygun stillerin kullanılması ile hemşirelerin iş doyumlarının artacağı düşünülmektedir.
Sosyal medya reklamlarından kaçınma: Instagram reklamları üzerine bir uygulama
Dijital dönüşümün bir sonucu olarak ortaya çıkan sosyal medya, günümüzde tüketicilerin en çok kullandığı iletişim kanallarından biridir. Kullanıcılara sağladığı güç ve sunduğu özgürlükler, sosyal medya kullanımının yaygınlaşmasına neden olmuştur. Ancak sosyal medyanın sunduğu güç ve özgürlükler, aynı zamanda kullanıcıların kendileri hakkında hiç olmadığı kadar çok bilgiyi paylaşmalarına ve bu bilgilerin reklam verenler ve reklamcılar tarafından kullanılır hale gelmesine neden olmuştur. Sosyal medya algoritmaları ve veri toplama yöntemleri ile elde edilen bu bilgilerin kullanımı sonucu gösterilen reklamlar ise birçok durumda reklamdan kaçınmaya neden olmaktadır. Buna bağlı olarak bu çalışma, sosyal medyada bilişsel, duygusal ve davranışsal reklamdan kaçınmanın, algılanan hedef engeli, algılanan kişiselleştirme ve gizlilik endişesi değişkenleri ile ilişkisini inceleyen bütünleşik bir model sunmaktadır. Model, Cho ve Cheon (2004) tarafından geliştirilen İnternette Reklamdan Kaçınma ölçeği ve Li ve Huang (2016) tarafından geliştirilen Online Davranışsal Reklamdan Kaçınma ölçeği çerçevesinde geliştirilmiş ve yapısal eşitlik modellemesi yöntemi ile analiz edilmiştir. Çevrimiçi anket yöntemi ile 307 üniversite öğrencisinden toplanan veriler, algılanan hedef engeli değişkeninin, reklamdan kaçınma ile pozitif ilişkisi olduğunu göstermiş; algılanan kişiselleştirme değişkeninin ise reklamdan kaçınma ile negatif ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Gizlilik endişesi değişkeninin ise reklamdan kaçınma üzerinde anlamlı bir etkisi olmadığı görülmüştür.
Türkiye'de yetişkinlerin teknoloji yoğun ortamlarda problem çözme becerisine yönelik bir yapısal eşitlik modeli
Artan insan ömrü ve azalan genç nüfus nedeniyle OECD ve UNESCO gibi önde gelen uluslararası organizasyonlar tarafından ekonominin bel kemiği olan yetişkinlerin yeni koşullara göre yeniden becerilendirilmesini politika sorunu olarak tanımlamaktadır. Bu anlamda bilgi toplumunun ve bilgi ekonomisinin tanımlayıcı özelliklerinden ve yeni beceri ihtiyacı bağlamında sıklıkla atıf yapılan toplumsal alanlarımızın teknoloji ve bilgi bağlamında yoğunlaşması/zenginleşmesi, bu alanlara özgü okuryazarlık ve problem çözme becerilerine olan ihtiyacı göz önüne sermektedir. Bu ihtiyaca hitaben OECD'nin kavramsallaştırmış olduğu Teknoloji-yoğun Ortamlarda Problem Çözme (TYO-PÇ) becerisi, bahsedilen iki beceriyi kapsamaktadır. OECD, 33 ülkeden yetişkinlerin TYO-PÇ düzeylerini ölçmektedir. Bu ölçümün sonucunda Türkiye'deki yetişkinlerin TYO-PÇ düzeyleri, OECD ortalamasından anlamlı düzeyde düşük bulgulanmıştır. Ayrıca diğer ülkelerde farklılık gözlemlenmezken, Türkiye'de cinsiyete göre farklılık gözlemlenmiştir. Bununla beraber eğitim durumu ve yaşın etkisi Türkiye'de, diğer ülkelere kıyasla daha zayıf bulgulanmıştır. Dolayısıyla bu çalışmada ülkelerin beceri düzeylerinin bağlamsallığından hareket ile Türkiye'nin dikkat çekici sonuçlarını etkileyen değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu anlamda ülkeler arasındaki beceri yeterlilikleri ve bağlamsal farklılıklar arasındaki ilişkiden hareket ile alanyazın ve OECD verisine dayanarak TYO-PÇ'yi açıklamada etkili olduğu düşünülen cinsiyet, yaş, eğitim durumu, ebeveyn eğitim durumu, günlük yaşamda bilişim teknolojileri deneyimi ve meslek değişkenleri ile hipotetik bir Yapısal Eşitlik Modeli (YEM) geliştirilmiştir. Yapılan analizlerin sonucunda geliştirilen hipotetik modelin uyumlu olduğu bulgulanmıştır. Değişkenlerin karmaşık ilişkisi dikkate alındığında cinsiyete göre farklılık önemsizleşmektedir ve ebeveyn eğitim durumunun TYO-PÇ üzerindeki etkisi önem kazanmaktadır. TYO-PÇ'yi en fazla açıkladığı bulgulanan kişinin eğitim durumu değişkeni de önemli ölçüde kişinin ebeveyn eğitim durumu değişkeni tarafından etkilenmektedir. Bu bulgular doğrultusunda uygulayıcılara, politika yapıcılara ve araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur.