Zeka
Bu konu başlığı altında 103 tez
Sporcularda duygusal zekâ ile motivasyon arasındaki ilişkininincelenmesi
Bu araştırmada Tekirdağ Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı aktif lisanslı öğrencilerinin çeşitli değişkenlere göre duygusal zekaları ve spora katılım motivasyonlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma grubunu, Tekirdağ Gençlik ve Spor Bakanlığı'na bağlı aktif lisanslı öğrencilerden 148 (%49.3)'i kadın ve 152 (%50.7)'si erkek olmak üzere toplam 300 sporcu oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Sporda Duygusal Zeka Envanteri ve Spora Güdülenme Ölçeği II kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini tespit etmek için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Ölçek verilerinin karşılaştırılmasında ikili gruplar için Independent Samples T Test, üç ve daha fazla gruplar için One Way Anova testi uygulanmıştır. One Way Anova testi sonucunda anlamlı farklılıkların hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Post Hoc testlerinden Tukey yapılmıştır. Ayrıca katılımcıların duygusal zeka ve motivasyonları arasındaki ilişkinin saptanması için Pearson Korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırmada ortaya çıkan bulgulara göre cinsiyet, yaş, eğitim durumu, okul türü, lisans yılı, milli olma durumu ve anne baba tutumu değişkenleri arasında anlamlı farklar tespit edilmiştir. Bunula birlikte duygusal zeka ve motivasyon arasında ki ilişkide anlamlı fark tespit edilmiştir. Araştırma sonuçları incelendiğinde bu değişkenlerin duygusal zeka düzeyleri ve motivasyonların da belirleyici bir rol aldığı söylenebilir. Anahtar Kelimeler: duygusal zeka, egzersiz, motivasyon
Duygusal zekanın koçluk tarzı liderlik üzerindeki etkisi
Duygusal zekâ kavramı, pek çok farklı tanımlamaya sahip olmakla beraber kişinin kendi duygularının farkında olması, onları yönetebilir olması, başkalarını bu duyguları kullanarak etkileyebilmesi temeline dayanır. Koçluk tarzı liderlik ise koçluk yetkinliklerini kullanan insan odaklı bir yönetim tarzıdır. Bu araştırmanın amacı duygusal zekanın koçluk tarzı liderlik ile anlamlı bir ilişkisinin olup olmadığını tespit etmektir. Aynı zamanda yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma deneyimi gibi demografik değişkenlerin de koçluk tarzı liderlik ve duygusal zekâ stratejileri ile bağlantısını incelemektir. Bu sebeple Ankara'da faaliyet gösteren büyük ölçekli bir firmanın yönetim kadrosunda çalışan 588 kişiye anket uygulanmıştır. Bu yöneticilerden 275 tanesi anketi yanıtlamış (%47,62) ve 251 tanesi cevaplarının akademik çalışmada kullanılmasına izin vermiştir. Duygusal zekâ değişkenini ölçmek için duygusal zekâ ölçeği, koçluk tarzı liderlik özelliklerini ölçmek için koçluk ölçeği kullanılmıştır. Anket cevaplarından elde edilen verilere korelasyon ve regresyon analizi uygulanarak bazı çıktılar elde edilmiştir. Bu çıktılar sonucunda duygusal zekâ ve koçluk tarzı liderlik arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu, yaş, cinsiyet, eğitim durumu ve çalışma süresi gibi özelliklerin duygusal zekâ ve koçluk tarzı liderlik üzerinde herhangi bir etkisi olmadığı ancak koçluk eğitiminin duygusal zekâ alt boyut puanlarını etkilediği saptanmıştır.
Effects of emotional intelligence on leadership behavior
This research which titled (Effects of Emotional Intelligence on Leadership behavior) aims to identifying the effect of the emotional intelligence on the foundation universities leaders (academic and executive staff) behavior and how it shapes their ability to lead and influence their teams to achieve organizational objectives and their ability to mobilize efforts of staff. It aims at identifying the different variables and competencies needed for effective leadership. This research adapted the Traits emotional intelligence model of Petrides with its four components well-being, self-control, empathy, and sociability and their effects on the leadership style as defined by the full range leadership theory. The research also aims at identifying the differences between respondents as attributed to their personal and professional traits gender, age, academic qualifications, and years of experience, years working under the supervision of the manager, grade, and span of control. The researcher adapted a descriptive analytical approach which depends on data collection, analysis using SPSS and interpretation of the results to determine the hypothesized relationships. An internationally accepted measurement tools were adapted, translated, and modified to suit the purpose of the study. The questionnaire was distributed to a sample of 200 staff working in these foundation universities to collect the necessary data for the study. The results of the study supported the hypothesized relationships of the existence of significant relationship between emotional intelligence of leaders and their leadership style. The relationship provides to exist at all scales and subscales of the emotional intelligence construct except with transactional leadership on part of its components (management by exception (active). A significantly negative relationship was also proved to exist between emotional intelligence and laissez faire leadership style. The results also proved that there are no significant differences among respondents attributed to the personal and professional traits of gender, age, academic qualifications, and years of experience, grade and supervisory capacity. The research has presented some recommendations concerning the application of emotional intelligence at the workplace and some other recommendations for future research. The recommendations include increasing awareness of the emotional intelligence concept and its importance and application among the leadership and supervisory roles. It also recommends the design and implementation of appropriate training programs for leaders on how to consider and apply emotional intelligence traits in their personnel management. The research also recommends developing tools to measure the level of emotional intelligence and inter and intra personal skills and incorporate it into the recruitment of potential leaders.
Multiple intelligence theory in multiple children: Twins and triplets
The aim of this dissertation is to investigate 6/7- 11/12 year-old 679 co-twins and 33 triplet siblings' multiple intelligence types in Turkish context and to find out how they differ in terms of birth order, zygote type, gender and grade level factors. The subjects, aged 7- 12 were chosen from the 1st and 6th grade levels, in 42 schools (21 Primary, 21 Middle schools) in Esenler/Istanbul during the Spring Term of 2014-2015 and the Fall Term of 2015-2016 academic years. The data of the study was gathered through two data collection instruments. The first data collection instrument was an adapted version of Shearer's (2007) "Multiple Intelligences Development Assessment Scales (MIDAS)" and the second one was a "Family Information Form". The analysis of the data obtained from 679 co-twins and 11 sets of triplets (712 children in total) tried to answer four research questions. The first research question aimed at investigating the relationship between birth order and multiple intelligence, and it was found that there was no statistically significant relation between birth order (Child A, Child B and Child C) and multiple intelligence types in twins and triplets. The second research question focused on analyzing the effect of twin types (zygote types) on multiple intelligence type, and it was found that fraternal/DZ twins had significantly higher scores on verbal/linguistic and musical intelligences than identical/MZ twins. However, zygote type was not considered and analyzed in triplet students since their zygote types were not known. The third research question was on the analysis of gender factor among twins and triplets and it was found that female co-twins had significantly higher scores on verbal, musical and inter-personal intelligences than male co-twins. However, male co-twins had significantly higher scores than female co-twins on mathematical intelligence. As gender factor was analyzed, no significant difference was found in triplet students. Last research question aimed at investigating the relationship between grade level and multiple intelligence in multiple children. It was found that there were significant differences at four intelligences in twins: mathematical/logical intelligence, kinesthetic/bodily intelligence, nature intelligence and intrapersonal/individual intelligence. At mathematical/logical intelligence,5th grade students had significantly higher scores than 1st grade students. At kinesthetic/bodily intelligence,5th grade students had significantly higher scores than 1st and 2nd grade students. At intra-personal/individual intelligence, 4th, 5th and 6th grade students had significantlyhigher scores than 1st grade students. At nature intelligence, 3rd, 4th and 5th grade students had significantly higher scores than 1st grade students. Among triplet siblings, it was observed that 6th, 5th and 4th graders have significantly higher spatial/visual intelligence scores than 1st graders. As a result, it was seen that even though twins were born together, their multiple intelligence rates and types were different from each other, and were affected by "twin type", "gender" and "grade level" factors but not by "birth order" factor. In triplets, it was found that there was a statistically significant relation between grade level factor and multiple intelligence types but not between gender and birth order factors and multiple intelligence types. Keywords: Twins, Triplets, Multiple Intelligences.
Üstün zekâlı çocuklarda zekâ bölümüne (IQ) olası etkili faktörlerin incelenmesi
Üstün zekânın zamanında fark edilememesi, uygun eğitim sağlanamaması gibi sebepler yüzünden böylesine önemli nitelikte olan yeteneklerin yitirilmesi toplumlar için büyük bir kayıp olacaktır. Kaynak çalışmalarında da belirtildiği gibi yüksek işlevli zihinsel becerilere sahip olan çocuklar ülkemizin kalkınması açısından önemli birer hazinedir. Bu farkındalıkla gerçekleştirmiş olduğumuz çalışmamızda geleceğimizin teminatı olan çocukların zeka bölümlerinde hangi değişkenlerin etkili olduğu incelenmiştir. Buradan hareketle bu çocukların zekâ bölümü (IQ) gelişimi üzerinde; okul türü(özel, devlet), anne-baba eğitim durumu, sınıf düzeyi, kardeş sayısı, kardeş sırası, yaşanılan ilçe ve bölge, anne babanın ilişki durumu (birlikte ya da ayrı yaşıyor) değişkenlerinin incelendiği nicel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklem grubunda; TÜZDER'e başvuran 4-14 yaş arasındaki 672 katılımcıdan 4-6 yaş arasındaki öğrencilere Stanford Binet Zekâ Testi, 6-14 yaş arasındaki öğrencilere ise Wisc-R zekâ testi uygulanmıştır. Bu katılımcıların 226'sı kız (%33.6), 446'sı erkektir (%66.4). Veriler SPSS 21.0 programında analize uygun hale getirilmiş, bağımsız t test ve tek yönlü varyans analizi ile değerlendirilmiştir. Araştırma sonucunda zekâ bölümü (IQ) ile okul türü (devlet-özel), anne-baba eğitim durumu, sınıf düzeyi, kardeş sırası değişkenleri arasında bir ilişki bulunurken; yaşanılan ilçe ve bölge, anne babanın ilişki durumu (birlikte ya da ayrı yaşıyor) ve kardeş sayısı değişkenleri arasında bir ilişki bulunmamıştır.
Üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin ebeveyn tutumlarına göre sosyal duygusal uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin ebeveyn tutumlarına göre sosyal duygusal uyumları arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 69 1. sınıf öğrencisi ve öğrencilerin anneleri olmak üzere 138 kişi katılmıştır. Araştırmaya katılan öğrencilerin 25'i (13'ü kız, 12'si erkek öğrenci) üstün zekâlı çocuklara eğitim veren özel bir okulda okuyan, yapılan WISC-R testi raporuna göre üstün zekâ tanısı almış öğrenci grubundan oluşmaktadır. Araştırya katılan diğer öğrencilerin, 44'ü (22'si kız, 22'si erkek öğrenci) üstün zekâ tanısı almamış öğrenci grubundan oluşmaktadır. Araştırma kapsamında, Kişisel Bilgi Formu, Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) ve Marmara Sosyal ve Duygusal Uyum Ölçeği (MASDU) kullanılarak veri toplanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre, üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin sosyal duygusal uyum düzeylerine ilişkin puanları incelendiğinde iki grubun uyum düzeyleri, sosyal çevreye pozitif yaklaşım hariç, tüm alt boyutlar ve genel olarak farklı bulunmuştur ve bu fark üstün zekâ tanısı almış öğrencilerin lehine olduğu bulunmuştur. Üstün zekâ tanısı almış ve almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerinin, ebeveyn tutum düzeylerine ilişkin puanları incelendiğinde ebeveynlerin sadece aşırı koruyucu tutumları arasında anlamlı fark olduğu ve bu farkın tanı almamış ilkokul 1. sınıf öğrencilerin ebeveynleri lehine olduğu görülmüştür. Ebeveynlerin diğer tutumları arasında ise öğrencilerin üstün zekâ tanısı almış veya almamış olmasına göre anlamlı fark yoktur (tutumları benzerdir).
Bilişsel becerilerin travma sonrası gelişen savunma mekanizmaları üzerindeki etkisi
Travmatik yaşam olaylarına maruz kalan kişiler, ortaya çıkan olumsuz psikolojik sonuçlarla başa çıkabilmek için savunma mekanizmaları geliştirirler. Ancak farklı türlerde ortaya çıkan bu savunma mekanizmalarının türünde hangi süreçlerin etkili olduğu net olarak bilinememektedir. Bu çalışmada, travma sonrası gelişen savunma mekanizmalarının türünün belirlenmesinde bilişsel becerilerin rolü, işlevi ve etkililiği araştırılmıştır. Çalışmanın örneklemini basit rastgele seçkisiz örneklem yöntemi ile yaşam boyu en az bir travmatik yaşam olayına maruz kalmış üniversite mezunu 20 yetişkin gönüllü ile yaşamboyu hiç travmatik yaşam olayına maruz kalmamış üniversite mezunu 20 yetişkin gönüllü oluşturmuştur. İlk aşamada, çalışmaya gönüllü olarak dahil olmak isteyen her bir katılımcıya sosyodemografik veri formu ile beraber travma değerlendirme formu verilmiştir. İkinci aşamada zeka, dikkat ve bellek gibi bilişsel becerileri ölçmek amacıyla Cattell Zeka Testi (3A Formu), d2 Dikkat Testi ve Benton Görsel Bellek Testi uygulanmıştır. Yaşanan travmanın şiddeti, sahip olunan travma sayısı, ego tarafından geliştirilen matür, immatür ve nevrotik savunma mekanizmaları ve dikkat dağınıklığı, psikomotor performans, sürdürülebilir dikkat problemi, dikkat salınımı, görsel bellek, soyut düşünme becerisi arasındaki ilişki incelenmiştir. Veri analizi için SPSS for Windows 22,0 programı kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda bilişsel becerilerinin travma sonrası gelişen savunma mekanizmaları üzerindeki etkisine yönelik anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Anahtar Kelimeler: Travma, Bilişsel Beceriler, Savunma Mekanizmaları
Sosyal zekanın yaşam becerisine etkisi: Kadın ve erkek futbolcular örneği
Sosyal zeka, bazı durumlarda sadece insan ilişkilerine yönelik beceriler olarak ifade edilirken bazı durumlarda da olayların ve bulunulan durumun bilincinde olarak etki eden sosyal hareketlilik ile bireylerin diğer kişileri idare ederken amaçlarına ulaşabilmesi konusunda katkı sağlayan etkileşim ve strateji bilgisi olarak tanımlanabilmektedir. Bireylerin sağlıklı bir şekilde yaşamlarını sürdürebilmeleri için sahip olmaları ve geliştirmeleri gereken bir takım yaşam becerileri vardır. Bunlar bilişsel, davranışsal, kişisel ve kişiler arası olmak üzere çok yönlü becerilerdir. Hayatın her alanını kapsayan bu yaşam becerileri bireyin eğitimiyle başlayan ve devam eden bir süreçtir ve bireyin içinde yaşadığı farklı çevrelerde örneğin okulda, evde ve işte başarılı olabilmesi için gerekli becerilerdir. Bu çalışmada; Futbol oynayan kadın ve erkek sporcularda sosyal zekanın yaşam becerisine etkisi araştırıldı. Bu kapsamda demografik etkenlerin sosyal zeka ve yaşam becerisini nasıl ve ne oranda etkilediği ortaya çıkmaktadır. Sosyal zeka ve yaşam becerisi ölçekleri futbol oynayan kadın ve erkek sporculara uygulanmıştır. Demografik değişkenlerin sosyal zeka ve yaşam becerisine ilişkin farklılık durumlarını belirlemek için t ve anova testleri, sosyal zekanın yaşam becerisine etkisini belirleyebilmek için de regresyon analizi yapılmıştır. Futbol oynayan kadın sporcularda sosyal zeka değişkeninin puan ortalamasının daha yüksek, futbol oynayan erkek sporcularda ise yaşam becerisi değişkeninin puan ortalamasının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Futbol oynayan kadın sporcularda sosyal zekanın yaşam becerileri üzerinde anlamlı ve pozitif yönde bir etkisi vardır. Sosyal zeka değişkeninin (p=0,00<0,05) sig. değeri 0,05'ten küçük olması nedeniyle t değeri de her düzeyde anlamlı bulunduğundan sosyal zeka değişkeninin katsayısı istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu sonuca göre futbol oynayan kadın sporcularda yaşam becerileri değişkenini arttırmak için sosyal zeka değişkeninin de artırılması gerekmektedir.Futbol oynayan erkek sporcularda sosyal zekanın yaşam becerileri üzerinde anlamlı ve pozitif yönde bir etkisi vardır. Sosyal zeka değişkeninin (p=0,00<0,05) sig. değeri 0,05'ten küçük olması nedeniyle t değeri de her düzeyde anlamlı bulunduğundan sosyal zeka değişkeninin katsayısı istatistiksel olarak anlamlıdır. Bu sonuca göre futbol oynayan erkek sporcularda yaşam becerileri değişkenini arttırmak için sosyal zeka değişkeninin artırılması gerekmektedir.
Duygusal zekânın örgütsel bağlılığa olan etkisi ve sağlık çalışanları üzerinde bir uygulama: Uşak ili örneği
Bu araştırma, ?Kamu Kurumlarında Sağlık Sektöründe? görev yapan sağlık personelinin (doktorlar hariç) duygusal zekâ ve örgütsel bağlılık düzeyleri arasındaki ilişkinin tespit edilmesine ve değişkenler arasındaki ilişkinin belirlenmesine yöneliktir. Bu amaç doğrultusunda çalışanların; duygusal zekâ ve örgütsel bağlılık düzeylerinin belirlenmesi ve duygusal zekâlarının örgütsel bağlılıklarına olan etkisinin tespit edilmesi çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır.Araştırma Uşak ilinde faaliyet gösteren sağlık kurumlarını kapsamaktadır. Araştırmaya, Uşak Devlet Hastanesi'nden 148, Uşak Devlet Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Ünitesi'nden 61, Ağız ve Diş Hastanesi'nden 24, Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi'nden 12, KETEM'den (Kanser Erken Teşhis Ve Tarama Merkezi) 8 adet olmak üzere toplam 253 sağlık personeli katılmıştır.Çalışmada, veri toplama yöntemi olarak anket tekniğinden yararlanılmıştır. Anket formu üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde, örneklemi oluşturan sağlık çalışanlarının demografik özelliklerinin belirlenmesi için ?Kişisel Bilgi Formu?, ikinci bölümünde duygusal zekâ düzeylerinin belirlenmesi için ?Duygusal ZekâÖlçeği (Self-Report Emotional Intelligence Test - SREIT)? ve üçüncü bölümde ise örgütsel bağlılık düzeylerinin belirlenmesi için ?Örgütsel Bağlılık Ölçeği (Organizational Commitment Questionare - OCQ)? kullanılmıştır. Elde edilen verilere, SPSS 18.0 paket programı kullanılarak; frekans ve yüzde değerleri, güvenilirlik, madde ve faktör analizleri, KMO (Kaiser-Meyer-Olkin) Örneklem Yeterliliği Testi, Barlett Küresellik Testi ve bağımsız değişken ve boyutlarının bağımlı değişken üzerindeki etkilerini belirlemek amacı ile regresyon analizi yapılmıştır. Verilerden elde edilen sonuçlar % 95 güven aralığında, p < 0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir.Araştırma sonuçlarına göre; duygusal zekâ değişkeninin alt boyutları ile örgütsel bağlılık değişkenin normatif bağlılık boyutu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilememiştir. Duygusal zekâ değişkeninin; duygularının farkında olma ve başkalarının duygularının farkında olma boyutları ile duygusal bağlılık boyutu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemezken, duygularını ifade edebilme boyutu ile duygusal bağlılık boyutu arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görülmüştür. Ayrıca duygularının farkında olma ve duygularını ifade edebilme boyutları ile devamlılık bağlılığı boyutu arasında anlamlı bir ilişki tespit edilemezken, başkalarının duygularının farkında olma boyutu ile devamlılık bağlılığı boyutu arasındaki ilişkinin anlamlı olduğu görülmüştür.Bu Yüksek Lisans Tezi Uşak Üniversitesi BAP birimi tarafından proje olarak desteklenmiştir.Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Örgütsel Bağlılık, Kamu Kurumları, Sağlık Çalışanları
Örgütsel zekâ düzeyinin öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışları üzerindeki etkisi
Bu araştırmada, öğretmenlerin görüşlerine göre, görev yaptıkları okulların örgütsel zeka düzeylerinin ve öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranış düzeylerinin; bu düzeylerde çeşitli değişkenler (cinsiyet, yaş, öğrenim durumu, branş, mesleki kıdem, okuldaki görev süresi ve görev yaptığı okulun türü) açısından farklılaşma olup olmadığının, okulların örgütsel zekâ düzeyi ile öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışları arasındaki ilişki ve düzeyi ile okulların örgütsel zekâ düzeyinin öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışlarını yordama durumunun belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Ankara Sincan ilçesinde resmi ortaokul ve imam hatip ortaokullarında görevli 328 öğretmen ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Erçetin, Potas ve Açıkalın (2001, 2004, 2007, 2009, 2010, 2015, 2017, 2019) tarafından geliştirilen "Çok Boyutlu Örgütsel Zekâ Ölçeği" ile Dorenbosch, Engen ve Verhagen (2005) tarafından geliştirilen "Innovative Work Behavior Scale" ölçeğinin "Yenilikçi Çalışma Davranışı Ölçeği" adıyla yapılan Türkçe uyarlaması ve kişisel bilgi formu kullanılmıştır. Araştırmada, öğretmenlerin görev yaptıkları okulların örgütsel zekâsının yüksek düzeyde olduğu ve öğretmen görüşlerinin cinsiyet ve mesleki kıdem değişkenlerine göre istatistiksel açıdan anlamlı farklılık gösterdiği belirlenmiştir. Bununla birlikte araştırmada öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışlarını yüksek düzeyde sergilediği ve öğretmen görüşlerinin cinsiyet, mesleki kıdem, branş ve görev yaptıkları okulun türüne göre istatistiksel açıdan farklılaştığı görülmüştür. Araştırmanın bulguları, öğretmenlerin görev yaptıkları okulların örgütsel zekâ düzeyleri ve yenilikçi çalışma davranış düzeyleri arasında pozitif yönde ve yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki bulunduğunu göstermektedir. Aynı zamanda öğretmenlerin görev yaptıkları okulların örgütsel zekâ düzeyi, öğretmenlerin yenilikçi çalışma davranışlarını yordamaktadır.
Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-IV alt puanlarının incelenmesi
Giriş: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), çocuğun akademik ve sosyal yaşamını etkileyen bir bozukluktur. DEHB'li çocuklar dikkat, dürtüsellik, öğrenme ve odaklanma gibi birçok bilişsel alanda sorun yaşamaktadırlar. DEHB‟nin Çalışma Belleği, Yürütücü İşlevler, Psikomotor Hız ve Koordinasyon, İşlemleme Hızı ve Zekâ gibi birçok bilişsel alanda yetersizlikle ilişkili olduğu birçok çalışmada gösterilmiştir. DEHB tanısı koymada dikkat, öğrenme ve bellek gibi bilişsel işlevi değerlendirmede Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-Geliştirilmiş Formu (WÇZÖ; Wechsler Intelligence Scale for Children: WISC) kullanılmaktadır. Son yıllarda ülkemizde Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-IV (WÇZÖ-IV) standardizasyonu yapılmış olup, bu yeni güncellenmiş formu kullanılmaya başlanmıştır. Amaç: DEHB‟nin beyin prefontal korteksi işlevlerinden olan yürütücü fonksiyonlardan dikkat, dürtü kontrolü yanında öğrenme ve bellek gibi birçok bilişsel işlev bozukluğu ile seyrettiği gösterilmiştir. Değerlendirme ve tanı aşamasında nörokognitif süreçlerin değerlendirilmesinde birçok nöropsikolojik test kullanılmaktadır. Yürütücü fonksiyonları değerlendirmek için nöropsikolojik testlerden Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçekleri (WÇZÖ) uygulamada kullanılmaktadır. Bu çalışmada, DEHB ve kontrol grubu bir grup çocukta WÇZÖ-IV kullanılarak, iki grup arasındaki alt test puan farklılıklarını değerlendirmek hedeflenmiştir. Metod: Bu çalışmanın örneklemi, klinik populasyonunda DEHB tanısı alan 6-16 yaş aralığındaki çocuk ve ergen ile DEHB tanısı olmayan 88 çocuk ve ergen kontrol grubundan oluşturulmuştur. Bulgular: DEHB'li grup ile kontrol grubunun aldığı WÇZÖ-IV Zekâ Testi alt ölçek puanları karşılaştırıldığında DEHB'li grubun Çalışma belleği alt test puanları dışında bütün diğer alt test puanlarında kontrol grubundakilere göre istatiksel olarak anlamlı düşüklük tespit edilmiştir. ii Sonuç: DEHB'li grup ile kontrol grubunun aldığı WÇZÖ-IV Zekâ Testi alt ölçek puanları karşılaştırıldığında DEHB'li grubun Çalışma belleği alt test puanları dışında bütün diğer alt test puanlarında kontrol grubundakilere göre istatiksel olarak anlamlı düşüklük tespit edilmiştir. Daha geniş örneklemde DEHB alt tiplerinin ayrıştırılmış olduğu gruplarda çalışmaların yapılması, WISC-IV'ün klinikte tanılamada kullanımına açıklık getirebileceği için önerilir.
Impact of managerial intelligence and leadership styles on employees job satisfaction, manufacturing industry in the United Arab Emirates
The objective of this research is to examine the Impact of Managerial Intelligence and Leadership Styles on Employees Job Satisfaction. Managerial intelligence and leadership styles are addressed as independent variables, job satisfaction as dependent variable. Managerial intelligence was conceptualized under nine dimensions such as naturalistic, musical, logical and mathematical, existential, interpersonal, linguistic, bodily kinaesthetic, intrapersonal and spatial. Only autocratic and democratic leadership styles were studied. The participants of this study are employees who work in manufacturing industry in the UAE (United Arab Emirates). The questionnaire was answered by 130 participants. In order to analyze the data, SPSS statistical package was used. Results of regression analysis showed that both managerial intelligence and leadership styles have positive affect on employee's job satisfaction. From the subdimension of managerial intelligence only interpersonal intelligence has explanatory power on job satisfaction. Democratic and autocratic leadership contributes positively on employee's job satisfaction. Yet, democratic leadership has more explanation power on job satisfaction than autocratic leadership. The results of difference tests have indicated that only the means of manager's perceived intrapersonal intelligence for male employees is significantly higher than female employees. Key Words: Managerial Intelligence, Leadership Styles, Autocratic Leadership, Democratic Leadership, Job Satisfaction
Sporcuların duygusal zekâ ve sosyal iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki
Bu araştırmanın amacı sporcularının duygusal zekâ ile sosyal iyi olma düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesidir. Çalışmanın bir diğer amacı ise araştırma grubunun duygusal zekâ düzeyleri ile sosyal iyi olma düzeylerinin yaş, cinsiyet, spor branşı, maddi durum ve eğitim durumu değişkenine göre değişiklik gösterip göstermediğinin incelenmesidir. Bu araştırmanın amacı doğrultusunda, araştırman yöntemini nicel araştırma, ilişkisel tarama ve nedensel karşılaştırma modeli oluşturmaktadır. Veri toplama yöntemi olarak anket (survey) tekniği uygulanmıştır. Araştırmanın popülasyonunu, İstanbul İlinde aktif olarak takım veya bireysel spor yapan bireyler örneklemimi ise 670 gönüllü katılımcı oluşturmaktadır. Katılımcılara kişisel bilgi formu duygusal zekâ ölçeği ve sosyal iyi olma ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 paket programına aktarılarak analizler bu program aracılığıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı analiz, non parametrik analizlerden; Mann Whitney U, Kruskal Walls H analizleri ve ilişki için ise korelasyon analizi uygulanmıştır. Sonuç olarak cinsiyetin duygusal zekâ düzeyi; iyimserlik-ruh halinin düzenlenmesi, duyguların kullanımı ve duyguların değerlendirilmesi boyutunda belirleyici bir değişken olduğu saptanmıştır. Sosyal iyi olmanın ise cinsiyete göre değişkenlik göstermediği anlaşılmaktadır. Yaş değişkenine göre iyimserlik-ruh durumunun bir düzene sokulması, bireylerin duygularının doğru ve tutarlı kullanımı ve duygular değerlendirilirken alt boyutlarda bir farklılık durumunun açığa çıktığı duygusal zekâ toplam skorunda ve sosyal iyi olma skorunda anlamlı farklılığın olmadığı tespit edilmiştir. Gelir düzeyinin duygusal zekâ ve sosyal iyi oluş düzeyinde belirleyici bir değişken olduğu tespit edilmiştir. Eğitim düzeyi duygusal zekâ ve sosyal iyi olma düzeyinde belirleyici bir rol üstlendiği tespit edilmiştir. Duygusal zekâ düzeyi; iyimserlik-ruh halinin düzenlenmesi alt boyutunda ve sosyal iyi oluş düzeyinde branş değişkenine göre anlamlı farklılık olduğu tespit dilmiştir. Duygusal zekâ ile sosyal iyi oluş düzeyinde orta ve zayıf düzeyde pozitif ve negatif yönde ilişkiler olduğu görülmektedir.
Mücadele sporcularında duygusal zekâ ve sosyal iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişki
Sporcuların sportif başarılarında sahip oldukları psikolojik örüntüler önem arz etmektedir. Duygusal zekâ ve sosyal iyi olma düzeylerinin, sporcuların başarıları üzerinde etkili olacağı düşünülmektedir. Bu kapsamda araştırmada mücadele sporcularında duygusal zekâ ile sosyal iyi olma düzeyi arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Bu amaç doğrultusunda İstanbul Bağcılar ilçesinde spor yapan 361 mücadele sporcusuna kişisel bilgi formu ile birlikte Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği ve Sosyal İyi Olma Ölçeği uygulanmıştır. Elde edilen bulgular SPSS 23.00 ile değerlendirilmiş olup; verilerin analizinde betimleyici istatistikler, korelasyon, t-test ve ANOVA'ya yer verilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre duygusal zekâ, sosyal iyi olmayı yordamaktadır. Duygusal zekânın alt faktörleri olan duyguların kullanımı ve duyguların değerlendirilmesi sosyal iyi olmayı artırmaktadır. Araştırmanın diğer bulgularına göre kadınların sosyal iyi olma düzeyleri erkeklerden yüksektir. Bununla birlikte artan gelir düzeyi sosyal iyi olmayı artırmaktadır. Sporcuların sosyal iyi olma düzeyinin başarı ve performans ile ilişkisi göz önünde bulundurulduğunda, duygusal zekâya yönelik yapılacak çalışmalar sporcuların başarısını artıracak ve sürekli hale getirecektir. Anahtar Kelimeler: Mücadele sporları, duygusal zekâ, sosyal iyi olma
Mental retardasyon ve/veya multipl konjenital anomali'li olguların yeni nesil dizileme tekniği ile genetik etiyolojisinin araştırılması
Mental ratardasyon (MR) zekayı etkileyen tüm yeteneklerin kaybı ve ilerlememesi sonucu oluşan, genel zihinsel fonksiyonların ortalamanın anlamlı derecede altında olması şeklinde tanımlanmaktadır. Günümüzde MR yerine zihinsel yetersizlik (intellectual disability, ID) terimi kullanılmaya başlanmıştır. ID yaklaşık olarak popülasyonun %1-3'ünü etkilemektedir. ID kadınlara göre erkeklerde daha sık görülmektedir. ID izole olabileceği gibi multipl konjenital anomaliler de (MCA) eşlik edebilir. Bu çalışmada genetik bir sebepten olduğu tahmin edilen tanısı konulamamış ID ve/veya multipl konjenital anomalisi olan 8 olgu tüm ekzom dizileme tekniği ile araştırılmıştır. Çalışmada 3 tanesi X'e bağlı kalıtım paterni, 1 tanesi otozomal resesif kalıtım paterni gösteren toplamda 4 olguda (%50) tanı konulmuştur. Olgularda bulunan mutasyonlar IQSEC2 (p.Val900Ile), PLAG2G6 (p.Leu542Phe), AGTR2 (p.Tyr189X), FRMPD4 (p.Asp1033Asn) genlerinde bulunmuştur. Tanı konulan olgularda saptanan mutasyonların hepsi ilk defa çalışmamızda saptanmıştır. Ayrıca rastlantısal olarak 2 olgu ve ebeveynlerinde ACMG (American College of Medical Genetics) tarafından bildirilmesi önerilen genlerden 2 tanesinde (PMS2 ve MSH2) mutasyon saptanmıştır. Bu mutasyonlar da ilk defa çalışmamızda saptanmıştır. Bu çalışma, ülkemizde tanısı konulamamış ID ve/veya multipl konjenital anomalisi olan olguların yeni nesil dizileme ile etiyolojilerini aydınlatmaya yönelik yapılmış ilk çalışmadır. Olgulardaki genetik etiyolojisinin aydınlatılması, gelişebilecek komplikasyonların önlenebilmesine ve etkilenen ailelere daha etkili genetik danışma verilmesine katkı sağlayacaktır.
Duygusal zeka yeteneğinin ilk ve ortaokul yöneticilerinin başarı düzeyleri üzerindeki etkisini belirlemeye yönelik bir uygulama: Akçaabat örneği
Bu çalışmanın temel amacı, ilkokul ve ortaokullarda görev yapan okul yöneticilerinin duygusal Zekâ düzeyleri ile başarı düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesine yönelik hazırlanmıştır. Bu bağlamda duygusal Zekâ ve problem çözme kavramları ayrı ayrı incelenmiştir. Araştırmada Trabzon ili Akçaabat ilçesindeki ilkokul ve ortaokullarda görev yapan 108 yöneticiye yönelik anket uygulaması yapılmıştır. Yöneticilerin duygusal Zekâ seviyelerini belirlemek amacıyla duygusal Zekâ ölçeği, başarı düzeylerini belirleyebilmek amacıyla da problem çözmeye ilişkin tutum ölçeği kullanılmıştır. Her iki ölçeğin de geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmıştır. Araştırmanın tüm istatistiksel analizleri SPSS 16 istatistik paket programı ile yapılmıştır. İstatistiki işlemlerde, duygusal Zekâ ve problem çözme becerileri arasındaki ilişkiyi belirlemek için korelasyon katsayısı hesaplanmıştır. İkili grup karşılaştırmalarında bağımsız grup t-testi, çoklu grup karşılaştırmalarında ise varyans analizi (ANOVA) yapılmıştır. Elde edilen istatistiki verilerin anlamlılığı .05 düzeyinde ve tek yönlü olarak sınanmış; bulgular araştırmanın amaçlarına uygun olarak çizelgeler halinde sunulmuştur. Araştırma sonucunda elde edilen verilere göre okul yöneticilerinin duygusal Zekâ ve başarı düzeyleri arasında istatistiksel açıdan orta düzeyde, pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yine elde edilen sonuçlara göre okul yöneticilerinin duygusal Zekâ düzeylerinin ve başarı düzeylerinin yöneticilerin yaşlarına, cinsiyetlerine ve mesleki kıdemlerine göre farklılaşmadığı görülmüştür.
Giovanni Boccaccio'nun Decameron adlı eserinde kadın kavramı
İtalyan edebiyatında kadın denildiğinde öncelikle Dante'nin kadını Beatrice akla gelir. Bu kadın saf bir varlıktır ve meleksi görünümüyle tanrıya ulaştıran bir araç olarak görülür. Varlığı mistik bir öge yerine somut bir kimliğe bürünen kadınlar, Giovanni Boccaccio ile ortaya çıkar. Kadınları Decameron'un merkezinde toplayan yazar, XIV. yüzyıl İtalyan edebiyatında nesir geleneğinde çığır açmıştır. Hayatı boyunca her kesimden insanı gözlemleme fırsatı olan Boccaccio eserinde de bunu karakterlerine yansıtmıştır. Soylu, köylü, aristokrat, güzel, çirkin, zengin, fakir gibi birçok farklı insana yer verebilmesi de bundan kaynaklıdır. Boccaccio için kadın artık bir araç değil bir birey haline gelir. XIV. yüzyıl İtalya'sında din baskısı gibi birçok etkene rağmen edebiyatta kadın karakteri ilk defa bu kadar ön planda ve güçlü bir şekilde karşımıza çıkar. Boccaccio insanı baz alarak özgürce anlattığı gerçekliği bu zamana kadar dillendirilmeyen kadının neler yaptığını veya yapabileceğini okuyucuya gösterdi. Buradaki kadın, hür, kurnaz, yazgısını yönetebilen ve doğal olarak erkekler gibi cinsel arzular besleyebilen toplumda yeri olan bir varlıktır. Bu tez çalışması üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde yazarın hayatı ve yapıtlarından bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde ise Decameron adlı kitabın İtalyan edebiyatındaki önemi vurgulanmıştır. Son olarak da Boccaccio'nun Decameron adlı kitabında kadına nasıl yer verdiği analiz edilmiştir.
Matematiksel yaratıcılık ile sözel olmayan zeka düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren öğrencilerin matematiksel yaratıcılıkları ile sözel olmayan zekâ düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Aynı zamanda, üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren öğrencilerin matematiksel yaratıcılıklarının ve zekâ puanlarının cinsiyet ve sınıf düzeyi değişkenlerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı analiz edilmiştir. Son olarak, öğrencilerin zekâ puanları ile matematiksel yaratıcılıkları arasındaki ilişki test edilmiştir. Materyal ve Yöntem: Araştırmada ilişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Çalışmanın örneklemi Aydın ilinde 5, 6 ve 7. sınıf düzeyinde 114 üstün yetenekli ve 110 tipik gelişim gösteren öğrenciden oluşmuştur. Verilerin toplanması aşamasında Matematiksel Üretkenlik Ölçeği ve TONİ-3 testinden yararlanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistiklerin yanı sıra t testi, tek yönlü ve iki yönlü varyans analizi ve korelâsyon analizi kullanılmıştır. Bulgular: Analizler sonucunda, üstün yetenekli öğrencilerin tipik gelişim gösteren öğrencilere göre sözel olmayan zekâ testi puanları, matematiksel yaratıcılıkları ve alt boyutları daha yüksek bulunmuştur. Her iki grubun matematiksel yaratıcılık alt boyut puanları yüksekten düşüğe doğru sırasıyla; akıcılık, orijinallik ve esneklik olarak tespit edilmiştir. Üstün yetenekli kız öğrencilerin zekâ puanları erkek öğrencilere göre anlamlı düzeyde yüksek olmasına rağmen matematiksel yaratıcılıkları arasında farklılık bulunmamıştır. Tipik gelişim gösteren öğrencilerin zekâ puanları cinsiyete göre anlamlı farklılık göstermemiştir ancak matematiksel yaratıcılıklarında farklılık tespit edilmiş ve kız öğrencilerin matematiksel yaratıcılıkları erkek öğrencilere göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Üstün yetenekli öğrencilerin zekâ puanlarında sınıf düzeyine göre anlamlı bir farklılık yokken tipik gelişim gösteren öğrencilerin zekâ puanlarında sınıf düzeyine göre anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren öğrencilerin matematiksel yaratıcılık puanları sınıf düzeyine göre anlamlı farklılık göstermiş ve sınıf düzeyi arttıkça matematiksel yaratıcılığın arttığı saptanmıştır. Sonuç: Üstün yetenekli ve tipik gelişim gösteren öğrencilerin matematiksel yaratıcılıkları ve zekâ puanlarında cinsiyete ve sınıf düzeyine göre farklılıklar olduğu görülmüştür. Üstün yetenekli öğrencilerin ve tipik gelişim gösteren öğrencilerin zekâ puanı ve matematiksel yaratıcılıkları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Elde edilen sonuçlar alanyazındaki araştırmalar ışığında tartışılmış ve öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yaratıcılık, Matematiksel Yaratıcılık, Zekâ, Matematik Eğitimi, Üstün Yetenek
Farklı branştaki sporcuların bilişsel davranışçı ve fiziksel düzeylerinin çoklu zeka üzerine etkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, farklı branştaki sporcuların bilişsel davranışçı ve fiziksel düzeylerinin çoklu zeka üzerine etkisini incelenmektir. Araştırmada nitel araştırma desenlerinden ölçek yöntemi kullanılmıştır. Araştırma ilişkisel tarama modeli ile yapıldı ve araştırma verileri anket yöntemiyle elde edildi. Araştırmanın örneklemini Hatay ilinde farklı branşlardaki spor kulüplerinde oynayan 414 sporcu oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, birinci bölümde kişisel bilgiler, ikinci bölümde "Bilişsel Davranışçı ve Fiziksel Aktivite Ölçeği" (BDFAÖ), üçüncü bölümde "Çoklu Zeka Ölçeğinden" (ÇZÖ), oluşan anket kullanıldı. Ölçekteki ifadelerin değerlendirilmesinde, 5 puanlı Likert tipi (1= hiç katılmıyorum – 5 = tamamen katılıyorum) ölçeklerden faydalanıldı. Araştırmanın sonuçlarına göre sporcuların cinsiyet değişkenine göre sonuç beklentisi alt boyutunda kişisel engeller, mantıksal-matematiksel zeka, bedensel-kinestetik zeka alt boyutları arasında anlamlı farklılık olduğu tespit edilmiştir. Fakat diğer alt boyutlarda anlamlı bir farklılık bulunamamıştır. Eğitim durumu değişkeninde sonuç beklentisi alt boyutunda istatistiksel bakımdan anlamlı farklılık olduğu görülmüştür. Üniversite ve üstü eğitim programından mezun olan sporcuların lise ve altı mezun olan sporculara göre sonuç beklentisi değişkeni sıra ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Gelir düzeyi değişkenine göre istatistiksel bakımdan herhangi bir anlamlı farklılık bulunamamıştır. Branş değişkenine göre mantıksal-matematiksel zekada Kruskal-Wallis testi sonucunda anlamlı bir farklılık tespit edilirken diğer alanlarda istatistiksel bakımdan anlamlı farklılık bulunamamıştır (p<0,05). Daha sonra branşlar arasında mantıksal-matematiksel zeka alt boyutunda anlamlı farklılığın hangi branştan kaynaklandığını tespit etmek amacıyla tekrarlı Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. Yapılan Mann-Whitney U testleri sonucunda her ne kadar branş değişkenine göre mantıksal-matematiksel zeka alt boyutunda anlamlı farklılık tespit edilse bile Tip1 hataya neden olmamak için P değerinin belirlenen yeni anlamlılık seviyesinin altında olduğu için istatistiksel bakımdan anlamlılık yoktur şeklinde değerlendirilmiştir. Hobi değişkeninde öz düzenleme alt boyutunda istatistiksel bakımdan anlamlılık tespit edilirken diğer alt boyutlarda anlamlı bir farklılık tespit edilememiştir. Spor yaşı ile ilgili sadece doğacı zeka pozitif yönlü düşük düzeyde anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Davranışçı ve Fiziksel Aktivite, Çoklu Zeka, Spor, Zeka
Beden eğitimi ve spor yüksekokulu öğrencilerinin çoklu zekâ kuramına göre zekâ alanlarının incelenmesi
Bu çalışmada temel amaç, özel yetenek sınavıyla öğrenci alan Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'ndaki Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği, Antrenörlük Eğitimi, Spor Yöneticiliği ve Rekreasyon bölümlerinde öğrenim gören öğrencilerin cinsiyet, yaş, bölüm, sınıf, genel not ortalaması, yetiştiği yerleşim yeri ve yaşamında öne çıkan spor dalı değişkenlerine göre çoklu zekâ alanlarındaki farklılaşmaların incelenmesidir. Çalışma nicel araştırma yöntemlerinden genel tarama modeli kullanılarak yapılmıştır. Çalışmanın evrenini 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Hatay Mustafa Kemal Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu'nda öğrenim gören 766 öğrenci; örneklemini ise bu evrenden basit seçkisiz örnekleme yöntemi ile belirlenen 233'ü erkek, 151'i kadın olmak üzere toplam 384 gönüllü öğrenci oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak, öğrencilerin demografik yapılarını ortaya koyan 7 soruluk kişisel bilgi formu ile McClellan ve Conti (2008) tarafından geliştirilen Multiple Intelligence Survey'in (Çoklu Zekâ Ölçeği), Babacan ve Dilci (2012) tarafından Türkçe'ye uyarlanarak geçerlilik ve güvenilirlik çalışmaları yapılan "Çoklu Zekâ Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen verilerin istatistiksel çözümlemeleri IBM SPSS 26.0 programı kullanılarak yapılmış ve anlamlılık düzeyi (p<.05) olarak kabul edilmiştir. Dağılımın normalliğini belirlemek için çarpıklık (Skewness) ve basıklık (Kurtosis) değerleri incelenmiş her bir alt boyuta ait değerlerin -1 ile +1 aralığında olduğu ve böylelikle dağılımın normal olduğu görülmüştür. Normal dağılım gösteren verilerde ikili gruplarda Independent Sample T Testi, ikiden fazla gruplarda ise ANOVA testi uygulanmıştır. İkiden fazla gruplar arasındaki anlamlı farkın tespiti için ise Post Hoc (Tukey - LSD) testleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda Beden Eğitimi ve Spor Öğretmenliği, Antrenörlük Eğitimi, Spor Yöneticiliği ve Rekreasyon bölümlerinde okuyan öğrencilerin cinsiyet, yaş ve yaşamında öne çıkan spor branşı değişkenlerinde anlamlı farklılıklar gözlemlenmiştir.
Görsel sanatlar dersinde çoklu zeka kuramına dayalı öğretim yönteminin 7. sınıf öğrencilerinin başarısına ve öğrendikleri bilgilerin kalıcılığına etkisi (Malatya ili Fatih İlköğretim okulu)
Bu çalışmanın amacı Çoklu zeka kuramına dayalı öğretim yönteminin kullanılmasının İlköğretim 7. sınıf öğrencilerinin Görsel sanatlar dersi öğrenimine etkisini incelemektir.Araştırmanın çalışma grubu 2007-2008 öğretim yılında Malatya Fatih İlköğretim okulu 7. sınıfına devam eden 60 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmada, deney ve kontrol gruplu öntest-sontest deseni kullanılmıştır.Öntest-sontest formu olarak öğrencilere 10 sorudan oluşan bir basarı testi verilmiştir. Haftada bir ders saati (1 x 45 dk.) olmak üzere toplam altı hafta boyunca süren deneysel sürecin ardından verilen sontest formundan ve beş hafta sonra yapılan kalıcılık testinden elde edilen puanlar SPSS paket programı yardımıyla gruplarda t-testi ve ANCOVA analizine tabi tutulmuştur. Çoklu zeka kuramına dayalı öğretim yönteminin etkisinin anlamlılığı 0.05 düzeyinde sorgulanmıştır.Çoklu zeka kuramına göre öğretimin yapıldığı ders ile geleneksel öğretimin uygulandığı derste öğrencilerin son test akademik başarı puanları karşılaştırıldığında anlamlı bir farklılık ortaya çıkmıştır.Çoklu zeka kuramına göre öğretimin yapıldığı ders ile geleneksel öğretimin uygulandığı derste öğrenmenin kalıcılığının karşılaştırılması sonucunda farklılıklar ortaya çıkmıştır.Çoklu zeka kuramına göre öğretimin yapıldığı ders ile geleneksel öğretimin uygulandığı derste öğrencilerin son test puanları kontrol edilerek, öğrenmenin kalıcılığının karşılaştırıldığında da önemli farklılıklar ortaya çıkmıştır.Yapılan t-testi sonucunda Çoklu zeka kuramına dayalı öğretim yönteminin 0.05 düzeyinde istatistiksel açıdan anlamlı bir fark yarattığı bulunmuştur.Anahtar Sözcükler: Çoklu Zeka Kuramı , Zeka, Görsel Sanatlar Öğretimi,Geleneksel Öğretim.
İlköğretim 4. ve 5. sınıf fen ve teknoloji dersi ile matematik dersinde üstün zekâlı öğrencilere yönelik uygulamaların değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı, İlköğretim 4. ve 5. Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi İle Matematik Dersinde Üstün Zekâlı Öğrencilere Yönelik Uygulamaların Değerlendirilmesi'dir. Bu nedenle araştırmanın nicel boyutunda tarama modelinden, nitel boyutunda ise durum çalışmasından yararlanılmıştır. Bu araştırmanın çalışma grubunu; İstanbul İli'nde yer alan Beyazıt Ford Otosan İlköğretim Okulunda, 2011?2012 öğretim yılında görev yapan 1 müdür, 1 müdür yardımcısı, 10 sınıf öğretmeni, 2 matematik öğretmeni, 2 fen ve teknoloji öğretmeni ile yine bu okulun 4. ve 5. sınıflarında okuyan 97 öğrenci oluşturmaktadır. Ayrıca yine çalışma grubunda İstanbul Üniversitesi, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Üstün Zekalıların Eğitimi Anabilim Dalında görev yapan 6 Öğretim Elemanı yer almaktadır. Araştırmada ?İlköğretim 4. ve 5. Sınıf Fen ve Teknoloji ile Matematik Dersinde Üstün Zekâlı Öğrencilere Yönelik Uygulamalara İlişkin Öğrenci Görüşleri?ni belirlemek amacıyla, her sınıf düzeyinde, her ders için ayrı ayrı olmak üzere 4 çeşit ölçme aracı araştırmanın nicel bölümünde kullanılmak üzere araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Ayrıca araştırmanın nitel bölümünde ise ?İlköğretim 4. ve 5. Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi İle Matematik Dersinde Üstün Zekâlı Öğrencilere Yönelik Uygulamalara İlişkin Öğretmen, Yönetici ve Uzman Görüşleri?ni belirlemek amacıyla 5 çeşit görüşme formu yine araştırmacı tarafından oluşturulmuştur.Araştırmanın verilerini toplamak için araştırmacı tarafından geliştirilen ?İlköğretim 4. ve 5. Sınıf Fen ve Teknoloji ile Matematik Dersinde Üstün Zekâlı Öğrencilere Yönelik Uygulamalara İlişkin Öğrenci Görüşleri? konulu ölçekler, İstanbul İli'nde bulunan Beyazıt Ford Otosan ilköğretim okulunda öğrenim gören 4. ve 5. sınıf öğrencilerine uygulanmıştır. Ayrıca ?İlköğretim 4. ve 5. Sınıf Fen ve Teknoloji Dersi İle Matematik Dersinde Üstün Zekâlı Öğrencilere Yönelik Uygulamalara İlişkin Öğretmen, Yönetici ve Uzman Görüşleri? konulu görüşme formları ise, İstanbul İli'nde bulunan Beyazıt Ford Otosan ilköğretim okulunda görev yapan yönetici, sınıf öğretmenleri, fen ve teknoloji dersi öğretmenleri, matematik öğretmenleri ve İstanbul Üniversitesi, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Üstün Zekalılar Eğitimi Anabilim Dalı'nda görev yapan öğretim elemanlarına uygulanmıştır.Yapılan uygulama neticesinde elde edilen nicel veriler, kontrol edilip gerekli düzenlemeler yapıldıktan sonra bilgisayar ortamına aktarılmıştır. Verilerin analizi SPSS 17.0 for Windows Evaluation Version paket programı ile yapılmıştır. Araştırmanın amacına uygun olarak elde edilen verilerin analizinde öğrencilere yönelik kişisel bilgilerin tablolaştırılmasında frekanstan yararlanılmıştır. Bunun yanı sıra araştırmada maddelerin çözümünde t-testi, Kruskall Wallis ve MWU testleri kullanılmıştır.Görüşme formları ile toplanan nitel veriler de öğretmenlere yönelik kişisel bilgilerin tablolaştırılmasında frekanstan yararlanılmıştır. Soruların analizlerinde ise ?İçerik Analizi'? ve ?Betimsel Analiz? teknikleri kullanılmıştır. Bu çalışmada araştırmacının ve öğretmenlerin, yöneticilerin ve öğretim elemanlarının görüşlerini yansıtmak için betimsel analiz yapılmış sık sık doğrudan alıntılara yer verilmiştir. Ayrıca toplanan verileri açıklayabilecek kavramlara ve ilişkilere ulaşmak amacıyla içerik analizi yapılmıştır. Bu bağlamda her bir tema altında kodlar belirlenmiştir.Araştırmanın sonucunda, öğretmenlerin 4. ve 5. sınıf fen ve teknoloji ile matematik programlarının öğrencilere üst düzey düşünme becerileri, bilimsel bakış açısı, fen ve matematik bilimlerine ilgi, problem çözme becerisi kazandırmadığını; programların içeriklerinin yetersiz olduğunu, öğrencilerin ilgi ve ihtiyaçlarını karşılayamadığını, üstün zekalı öğrenciler için yeterince güncel olmadığını, diğer derslerle kısmen ilişkilendirildiğini, işlevsel olmadığını, esnek davranılamadığını, haftalık ders saatlerinin yeterli olmadığını, bireysel öğretim yapılması için sınıf mevcutlarının uygun olmadığını, öğrencilerin kendi kendilerini değerlendirmelerine fazla fırsat verilmediğini, ölçme ve değerlendirme yöntemlerini yeterli bulmadıklarını düşündükleri ortaya çıkmıştır.Öğrencilerin, anneleri ilköğretim mezunu olan üstün zekalı öğrencilerin 4. sınıf fen ve teknoloji dersi değerlendirme süreci etkinliklerini anneleri üniversite mezunu olan öğrencilerden daha yeterli buldukları, ailelerinin gelir düzeyi yüksek olan öğrencilerin içerikle ilgili maddelere gelir düzeyi orta olan ailelere göre bakış açısının daha olumlu olduğu anlaşılmaktadır. Kız öğrencilerin 5. sınıf Fen ve Teknoloji Dersi Programında yer alan değerlendirme süreci ile ilgili maddelere erkek öğrencilere göre bakış açısının daha olumlu olduğu, anneleri ilköğretim mezunu olan üstün zekalı öğrencilerin 5. sınıf fen ve teknoloji dersi değerlendirme süreci etkinliklerini anneleri lise, üniversite ve lisansüstü mezunu olan öğrencilerden daha yeterli buldukları, öğretme-öğrenme sürecinde babası ilköğretim mezunu olan öğrenciler ile babası lisansüstü mezunu olan öğrenciler arasında babası ilköğretim mezunu olan öğrencilerin 5. sınıf fen ve teknoloji programına daha eleştirel gözle baktıkları ortaya çıkmıştır. Kız öğrencilerin, erkek öğrencilere göre 5. sınıf matematik programının kazanımlarını, içeriğini, öğretme-öğrenme sürecini ve değerlendirme sürecini daha yeterli buldukları, babalarının eğitim seviyesi düşük olan öğrencilerin 5. sınıf matematik programının değerlendirme sürecine bakış açılarının babalarının eğitim seviyesi yüksek olan öğrencilere göre daha olumlu baktıkları, sonuçlarına ulaşılmıştır.Yöneticilerin görüşlerinden, programların üstün zekalı öğrencilerin gelişimlerine olumlu katkı sağlamadığı ya da çok az bir katkı sağladığı, programların içeriğinin yetersiz olduğu, esnek olmadığı, sınıf mevcutlarının daha az olması gerektiği, okul imkanlarını üstün zekalı öğrenciler için yetersiz ya da kısmen yeterli olduğu, ders kitaplarının eksik olduğu, haftalık ders saatlerini üstün zekalı öğrenciler için yetersiz kaldığı, rehberlik hizmetlerinin yeterli olmadığı, üstün zekalı öğrencilerin programlarının normal zekalı öğrencilerin programlarından farklı olmadığı, üstün zekalı öğrencilerin beklentilerinin karşılanamamasının sorunlara neden olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.Uzmanların (öğretim elemanlarının) görüşlerinden, Türkiye'de üstün zekalı öğrencilere yönelik programların olmamasının büyük bir eksiklik olduğu, üstün zekalılara yönelik uygulamaların yetersiz olduğu, dünyadaki gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında geride kaldığı, İstanbul Üniversitesi, Hasan Ali Yücel Eğitim Fakültesi, Üstün Zekalılar Öğretmenliği Anabilim Dalı'ndan mezun olan öğrencilerin kendi alanlarında çalışmalarına fırsat verilmediği, mezun olanların özel eğitim kurumlarında görevlerini yapabildikleri, oysa bu öğretmenlerin Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı devlet okullarında istihdam edilmesi gerektiği ortaya çıkmıştır.Araştırmadan elde edilen sonuçlara dayalı olarak çeşitli önerilerde bulunulmuştur.Anahtar Sözcükler: Zeka, Üstün Zekâ, Öğretim Programı, Fen ve Teknoloji Dersi, Matematik Dersi
Abraham Tannenbaum'un üstün yetenek sınıflandırmasına giren örnek yetenek türlerinin toplumsal değeri üzerine bir araştırma
Üstün yetenek ve üstün zekâ günümüzde giderek önem kazanan konulardır. Özellikle son yıllarda Türkiye'de de üstün yetenek ve üstün zekâ ile ilgili çalışmalar yoğunlaşmıştır. Ancak yine de Türkiye'de üstün yetenek üzerine yapılan çalışmaların sınırlı olduğu bilinmekte ve bu alandaki kuramların alan yazındaki eksikliği göze çarpmaktadır. Üstün yetenek alanında eksikliği hissedilen konulardan biri de Türkiye'de hangi yeteneklerin üstün yetenek olarak değerlendirildiği ve daha değerli sayıldığının bilinmemesidir.Toplumda hangi yeteneklerin daha fazla değer gördüğü noktasından yola çıkan, Abraham J. Tannenbaum üstün yetene konusunda örtülü bir kuram geliştirmiştir. Tannenbaum (1983), üstün yeteneği dört kategoride ele almıştır. Bunlar ender yetenek, artık yetenek, hisseli yetenek ve tuhaf yetenek türleridir.Bu çalışmada Abraham Tannenbaum'un üstün yetenek sınıflandırmasına giren örnek yetenek türlerinin toplumsal değerini ortaya koymak amacıyla, Abram J. Tannenbaum Yaklaşımı'nda yer alan yetenek türlerini bireylerin görüşleri alınarak nasıl derecelendirdikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. Araştırmanın amacına uygun olarak toplanan veriler ilgili kaynaklar ve anket sonuçlarına dayanmaktadır.Araştırma 2008 yılında, Eskişehir ilinde yaşayan 601 katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Uygulanan anket, kişisel bilgilerin istendiği ve puanlama yapılması gereken 60 yetenek örneğinin olduğu iki bölümden oluşmaktadır. Veri toplama aracının geçerliğinin ve güvenilirliğinin sağlanmasına özen gösterilmiştir.Toplanan bilgilerin işlenmesi ve istatistiksel analizler SPSS paket programı ile gerçekleştirilmiştir. Veriler eşleştirilmiş t testi tekniğine dayanarak analiz edilmiştir. Değişkenler arasında anlamlı bir fark bulunup bulunmadığı .05 anlamlılık düzeyi alınarak belirlenmiştir.Yapılan veri analizlerinden sonra şu sonuçlara varılmıştır:?Katılımcılar ender yeteneklere diğer yeteneklerden daha fazla değer vermektedir.?Katılımcılar artık yeteneklere hisseli yeteneklerden ve tuhaf yeteneklerden daha çok değer vermektedir.?Katılımcılar hisseli yeteneklere tuhaf yeteneklerden daha fazla değer vermektedir.Hipotezler test edildikten sonra, katılımcıların her yetenek türüne verdikleri puanlar öğrenim durumuna ve cinsiyete göre karşılaştırılmıştır. Ender ve hisseli yeteneklere kadınlar, erkeklerden daha fazla değer vermektedirler. Hisseli ve tuhaf yeteneklere verilen puanlarda cinsiyete göre anlamlı bir fark çıkmamıştır. Dört yetenek türünde de öğrenim durumu hem de açısından önemli bir fark görülmemiştir.
Aile bireyleri arasında cinsiyete dayalı zekâ düzeyi algıları
İki cinsiyet arasında özellikle zekâ düzeyleri konusunda bir fark olup olmadığı pek çok araştırmaya konu olmuştur. Diğer yandan karşıt cinsler arasında zekâ konusunda bu tür tartışmalar varken, insanların hem kendi zekâ seviyeleri hem de tanıdıkları insanların zekâ seviyeleri hakkında kendi yargıları doğrultusunda belirledikleri fikirler hep olmuştur. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, bayanlar ve erkekler hem kendi zekâ düzeyleri hem de farklı cinsiyetlerin zekâ düzeyleri konusunda bazı genel kabullere sahiplerdir.Yapılan araştırmalar sonucunda zekâ algılamalarına yönelik parametrelerden birisinin de kültür olduğu ortaya çıkmıştır. Bu araştırmalar sonunda, zekâ tahminlerinin kültüre ve bunun sonucunda ülkelere göre değişebilir olduğu konusunda sonuçlara varılmıştır. Bazı ülkelerde zekâ tahminlerinde cinsiyet farkı görülmezken bazı ülkelerde erkekler daha zeki olarak görülmüştür. Birçok ülkede bu konu ile ilgili araştırma yapılmış olmasına rağmen, etnik olarak ne tam olarak doğuya ne de tam olarak batıya ait olan Türkiye'de daha önce zekâ tahminleri ile cinsiyet ilişkisini gösteren bir araştırma yapılmamıştır.Cinsiyet faktörünün kişilerin eş cinslerinin ve karşıt cinslerinin zekâ düzeyleri konusundaki algılarında bir fark yaratıp yaratmadığı bu çalışmanın temel konusudur. Araştırma modeli olarak genel tarama modeli seçilen bu çalışmada seçkisiz olmayan örnekleme yöntemlerinden tipik durum örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya 172 bayan ve 136 erkek olmak üzere toplam 308 kişi katılmıştır.Araştırmada veri toplama aracı olarak araştırmacı ve uzman tarafından geliştirilen katılımcıların zekâ düzeyi tahminlerini öğrenmeye yönelik anket kullanılmıştır. Katılımcıların cinsiyete göre zekâ düzeyleri hakkında elde etmiş oldukları puan ortalamaları arasındaki farkın anlamlı olup olmadığı ?bağımsız örneklem t-testi? ve ?eşleştirilmiş örneklem t? testi? ile sınanmış ve anlamlılık düzeyi 0.05 olarak benimsenmiştir.Bu araştırmada; bireylerin kendilerinin, eşlerinin, ebeveynlerinin ve kardeşlerinin zekâ düzeylerini tahminlerinde cinsiyete göre bir farklılık gözlenmezken, sadece ebeveynlerin çocuklarının zekâ düzeyleri hakkındaki tahminleri karşılaştırıldığında babaların erkek çocuklarını kız çocuklarından daha zeki gördükleri gözlenmiştir.