Biruni University
Discipline

Nutrition and Dietetics

Biruni University

589

Archived Theses

9

DOIs Assigned

2%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bir vakıf hastanesinde çalışan vardiyalı ve vardiyasız sağlık personellerinin yeme davranışları ve uyku kalitelerinin karşılaştırılması

Hizmetin mecburi olarak tüm gün sürdürülmesi durumunda vardiyalı çalışma sistemi tanımından bahsedilmektedir. Vardiyalı çalışma sistemi insan fizyolojisi ve psikolojisi üzerinde çeşitli olumsuz etkilere neden olmaktadır. Yapmış olduğumuz bu araştırmada vardiyalı çalışmanın sağlık personellerinin uyku kalitesi ve yeme davranışları karşılaştırılırken, bu yeme davranışının uyku kalitesi üzerindeki de etkisi araştırılmıştır. Çalışma İstanbul'daki bir vakıf hastanesinde çalışan 110 gönüllü sağlık personeli üzerinde yapılmıştır. Yeme davranışlarının belirlenmesinde Hollanda Yeme Davranışı (DEBQ), uyku kalitesinin değerlendirilmesinde Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar kullanılmıştır. Katılımcıların 60'ı vardiyalı çalışırken, 50'sini ise vardiyasız çalışmaktadır. Vardiyalı çalışanların %76,7'si, vardiyasız çalışanların ise %42,0'sinin kötü uyku kalitesine sahip olduğu saptanmıştır. Vardiyasız çalışan kadın sağlık personellerinin BKİ düzeyleri 23.47 (±2.71) kg/m2, vardiyalı çalışanların BKİ düzeyine 21.52 (±2.07) kg/m2 göre daha yüksek bulunmuştur. Yeme davranışları karşılaştırıldığında vardiyalı çalışanların emosyonel yeme davranışı puanı 2.49 (± 1.28), vardiyalı çalışmayanların emosyonel yeme davranışı puanı puanlarından 1.97 (± 0.96) yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı, dışsal yeme davranışı puanı grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli değildir (p>0.05). Vardiyalı çalışanlarda; sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı, emosyonel yeme davranışı puanı, dışsal yeme davranışı puanı, yeme davranışı puanı ortalamalarının uyku kalitesi durumu değişkenine göre grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Vardiyasız çalışanlarda uyku kalitesi kötü olan sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı 2.89 (± 0.76), uyku kalitesi iyi olan sağlık çalışanlarının kısıtlayıcı yeme davranışı puanı puanlarından 2.23 (± 0.80) yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sağlık çalışanlarının emosyonel yeme davranışı puanı, dışsal yeme davranışı puanı, grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan önemli bulunmamıştır (p>0.05). Vardiyasız çalışan sağlık personellerinde kısıtlayıcı yeme davranışının olumsuz etkileri anlatılarak, oluşturulacak sağlıklı beslenme planı ile normal BKİ ortalamalarına sahip olmaları sağlanarak uyku kalitelerinin daha iyi seviyeye ulaşması sağlanabilir.

BeslenmeBeslenme davranışıHastaneler+5
Tamar Demirçi
Biruni University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin kadınların tükettikleri besinler ile öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

İnsanların tükettikleri besin maddelerinin, duygu ve davranışlarını etkilediği bilinmektedir. Günümüzde; bireylerin öfke ve öfke ifade tarzı, sosyal ilişkilerine doğrudan etki etmektedir. Bu çalışmanın amacı, doğurganlık çağındaki kadınların tükettikleri besinlerin öfke ve öfke ifade tarzına olan etkilerini incelemektir. Araştırma, İstanbul ilinin Fatih ilçesinde bir aile danışmanlık eğitim merkezinden 2017 yılının Ekim ve Kasım aylarında hizmet alan 123 kişi üzerinde yapılmıştır. Kişilere, Kişisel Bilgi Formu, Besin Tüketim Sıklığı Ölçeği (AFFQ)'nun modifiye versiyonu ve Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ) uygulanmıştır. Anket ve ölçeklerden alınan toplam puanların frekans ve yüzdeleri hesaplanarak kişilerin besin tüketim miktarları, öfkeyi ifade etme tarzları ve bunlar arasındaki ilişkiler belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; 18-49 yaş aralığında bulunan kadınların, yaş, beden kütle indeksi, eğitim durumu, medeni durum ve çocuk sayısı değişkenleri ile öfke-öfke ifade tarzları arasında ilişki bulunmamıştır. Besinler ve öfke-öfke ifade tarzı arasındaki ilişki incelendiğinde; ekmek/pide, pirinç pilavı, makarna, ay çiçek yağı, portakal, elma, armut, muz tüketim puanları arttıkça dışa vurulan öfkenin de arttığı bulunmuştur. Mısır özü yağı tüketimi ile de içte tutulan öfke skoru arasında ilişki saptanmıştır. Tereyağı, margarin, hazır meyve suyu, çay ve ay çekirdeği tüketim puanlarının artması ile de sürekli öfkenin arttığı görülmüştür. Süt grubu, sebze grubu, et-sakatat-peynir-yumurta grubu ve kurubaklagil grubu ile öfke ve öfke ifade tarzları arasında ilişki saptanamamıştır. Kişilerin beden kütle indeksine göre besin tüketim puanları incelendiğinde önemli bir fark bulunmamıştır. Literatürde konu ile ilgili çalışma sayısı oldukça azdır. Sonuç olarak, kişilerin besin tüketimi ile öfke ve öfke ifade tarzları arasındaki ilişkiyi inceleyen daha geniş kapsamlı çalışmaların yapılması yararlı olacaktır. ANAHTAR KELİMELER: Besin Tüketimi, Kadın Sağlığı, Öfke

BesinlerBeslenmeBeslenme durumu+5
Kübra Salt
Biruni University · Institute of Health Sciences
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Diyetisyenlerin sosyal medyadaki paylaşımlarının bilimsel ve etik yönden incelenmesi (ınstagram örneği)

İnternet ve sosyal ağ kullanım oranlarında yaşanan artış sağlık alanındaki etkileşim biçimlerini de etkilemiştir. Özellikle son yıllarda insanların sağlıklı beslenmeye olan ilgilerinin artmasıyla birlikte diyetisyenler sosyal medya hesaplarından sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgiler vermekte ve insanları sağlıklı beslenme ile ilgili merak ettikleri konular hakkında bilgilendirmektedirler. Bu çalışma diyetisyenlerin kullandığı sosyal medya uygulamalarından biri olan Instagram'da yaptıkları paylaşımlarının bilimsel ve diyetisyenlik meslek etik ölçütlerine göre değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma nitel araştırma yaklaşımı ile yürütülmüş, veriler görüşme ve gözlem yöntemiyle toplanmıştır. Araştırma kapsamında amaca uygun örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada 14 diyetisyenin Instagram'da paylaşıma açık hesaplarından 01-30 Kasım 2017 tarihlerinde paylaştıkları içerikler derinlemesine incelenmiştir. Çalışma iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci aşamasında diyetisyenlerin demografik özelliklerine ulaşılmış; ikinci aşamada ise diyetisyenlerin Instagram'dan yaptığı paylaşımlar içerik çözümlemesiyle analiz edilmiştir. Çalışmada incelenen diyetisyenlerin Instagram paylaşımlarında beslenme ve sağlığa ilişkin bilgilerin %43.4; kendi fotoğraflarının %34; yemek görsellerinin %31.22; reklam içeren görsellerin %11.67; danışanlara ilişkin kişisel bilgilerin %6.8 oranında olduğu görülmüştür. Diyetisyenlerin sosyal medya hesaplarında yaptıkları paylaşımların %43.4'ü beslenme ve sağlığa ilişkin bilgilerdir. Bu paylaşımların %58.48'i bilimsel makalelerden alıntılanan paylaşımlardan oluşmaktadır. Bilimsel makalelerden alıntılanan paylaşımların sadece %9'unda kaynak gösterdikleri buna karşın geri kalan %91'inde kaynak göstermedikleri saptanmıştır. Sosyal medyada paylaşım yapan diyetisyenlerin mesleki paylaşım yaptıkları hesaplarından kişisel fotoğraflarını da paylaşmaktadırlar. Öte yandan diyetisyenlerin paylaşımlarında danışanlarıyla ilgili çok sık paylaşım yapmadıklarını, bu oranın %6.8 ile sınırlı kaldığı görülmüştür. Sosyal medyada paylaşım yapan diyetisyenlerin mesleki paylaşım yaptıkları hesaplarından kişisel fotoğraflarını paylaşmaları Helm ve Jones (2016)'a göre etik olmayan davranışlar arasındadır (Helm ve diğerleri, 2016). Yapılan paylaşımlarda kaynak gösterilmemesi Amerikan Diyetisyenler Derneği (The American Dietetic Association-ADA, 2009)'ne göre diyetisyenlik mesleğinin etik olmayan davranışları arasında değerlendirilmektedir (ADA, 2009). Diyetisyenler danışanlarına ilişkin bilgi paylaşımı yapmayı fazla tercih etmemektedirler. Bu durum diyetisyenlerin danışanlarının mahremiyetine ve danışanlarıyla ilgili etik kurallara daha çok önem verdikleri biçiminde yorumlanabilir.

BeslenmeDiyetisyenlerEtik+2
Beyza Mendeş
Biruni University · Institute of Health Sciences
2018
10
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin yaşam kalitesi beden algısı ve beslenme durumunun saptanması

Günümüzde yetersiz ve dengesiz beslenen bireylerin sayısı giderek artmaktadır. Özellikle üniversite öğrencilerinin öğün atlama, hazır gıda tüketimi gibi olumsuz yeme davranışı ya da tutumu sergiledikleri görülmektedir. Bu dönemde karşılaşılan beslenme alışkanlıklarındaki değişiklikler öğrencilerin üniversite sonrası hayatlarını da etkilemektedir. Beslenme bozuklukları fizyolojik ve psikolojik sorunlara yol açabilmektedir. Bu araştırmada, üniversite öğrencilerinin yaşam kalitesi, beden algısı ve beslenme durumunun araştırılması amaçlanmıştır. Araştırma, 2017-2018 Eğitim Öğretim Yılı Bahar Döneminde Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesinde öğrenim gören 383 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Öğrencilere demografik özelliklerin yer aldığı Bilgi Formu, Beden Algısı Ölçeği (BAÖ), Yeme Davranışları Testi (EAT-26), Beslenme Alışkanlıkları Ölçeği ve Yaşam Kalitesi Ölçeği (SF-36) uygulanmıştır. Ölçeklerden toplanan verilerin değerlendirilmesi ve aralarındaki ilişkilerin belirlenmesi amacıyla istatistiksel yöntemler kullanılmıştır. Öğrencilerin %40.2'si erkek ve %59.8'i kızdır. Öğrencilerin %48.8'inin günde üç öğün beslenmediği ve en çok sabah kahvaltısını atladıkları belirlenmiştir. Öğrencilerin BKİ'lerine göre en fazla ana öğün atlayanların (%57,1) obez grubunda yer alanlar olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin %32,0'sinin ara öğün tüketmediği görülmüştür Araştırma grubundaki öğrencilerin %97.1'inin beden algısının düşük olduğu ve kız öğrencilerin BAÖ puan ortalamalarının erkek öğrencilerden daha yüksek olduğu görülmüştür. Öğrencilerin yeme bozukluğu davranışı puanları ile fakülte ve bölümleri arasında istatistiksel olarak önemli bir farklılık olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinde beden algısı, yaşam kalitesi ve beslenme durumuyla ilişkili olabilecek diğer faktörlerin araştırılması ile ilgili daha geniş kapsamlı çalışmaların yapılması faydalı olacaktır. Üniversite öğrencilerine sağlıklı beslenme alışkanlıkları kazandırabilmek amacıyla eğitimler verilmelidir. Bu şekilde beden algısı ve yaşam kalitesi düzeylerinin artırılması sağlanabilir. Anahtar Kelimeler: Beden Algısı, Beslenme, Yaşam Kalitesi

Beden algısıBeslenmeBeslenme durumu+2
Esra Tuğay
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin gıda güvenliğine yönelik bilgi,tutum ve davranışları

Gıda güvenliği; gıdaların üretim, işleme, saklama, taşıma ve dağıtım aşamalarında gerekli kurallara uyulması, önlemlerin alınması, sağlığa yararlı ve sağlık durumu korunmuş gıdalara ulaşabilmek olarak tanımlanmaktadır. Gıda güvenliği uygulamalarının yetersiz oluşu gıda kaynaklı hastalıkları neden olmaktadır. Bu durumun ciddiyetinin kavranması için tüketicilerin ve üreticilerin bilinç düzeyi artırılmalıdır. Bu çalışmanın amacı üniversitelerin farklı fakültelerinde öğrenim gören öğrencilerinin gıda güvenliği hakkında bilgi, tutum ve davranış düzeylerini incelemektir. Araştırmanın evreni olarak, İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi, Diş Hekimliği Fakültesi, Hukuk Fakültesi ve Mühendislik Fakültesi ve İstanbul Ayvansaray Üniversitesi Güzel Sanatlar, Tasarım Mimarlık ve Fakültesi belirlenmiştir. Öğrencilerden örneklem alınarak toplam 401 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Öğrencilerin gıda güvenliği hakkında bilgi, tutum ve davranış düzeylerini belirlemek için demografik özelliklerini, bilgi, tutum ve davranışlarını sorgulayan ifadelerden oluşan anket formu uygulanmıştır. Öğrencilerin %41,6'sının erkek, %58,4'ünün kız ve öğrencilerin yaş ortalamasının 21,53±3,18 yıl olduğu saptanmıştır. Çalışmaya katılan öğrencilerin %4,2'sinin düşük, %67,8'nin orta, %27,9'unun ise yüksek gıda güvenliği bilgi düzeyine sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Öğrencilerin %18'inin düşük (n=73), % 81'inin orta (n=325), ve %1'i (n=3), ise yüksek tutum puanlarına sahip olduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerin %5'inin düşük (n=21), % 95'inin orta (n=350) davranış puanlarına sahip olduğu saptanmıştır. Öğrencilerin öğrenim gördükleri fakültelere göre gıda güvenliği bilgi düzeyleri arasında önemli bir farklılık olmadığı saptanmışken (p=0,06,p>0,05), tutum ve davranış puanlarında istatistiksel olarak önemli bir fark olduğu tespit edilmiştir. Mühendislik Fakültesi'nde okuyan öğrencilerin diğer fakültelerde okuyan öğrencilere göre daha yüksek tutum puanlarına sahip olduğu görülürken (p=0,01,p<0,05), Güzel Sanatlar Fakültesi'nde okuyan öğrencilerin davranış puanlarının diğer fakültelerde okuyan öğrencilerin davranış puanlarından daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p=0,01,p<0,05). Sonuç olarak, üniversite öğrencilerinin gıda güvenliği bilgi, tutum ve davranışlarına yönelik bilinç düzeylerinin artırılması için üniversitelerdeki tüm fakültelerin müfredatına gıda güvenliği ve hijyen dersi zorunlu olarak getirilebilir önerisi sunulmuştur.

BesinlerBilgiBilgi düzeyi+4
Büşra Açıkalın
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Bir üniversitenin aşçılık ve işletme yönetimi bölümü öğrencilerinin besin seçimlerinin beden algısı üzerindeki etkisinin incelenmesi ve karşılaştırılması

İnsanlar besin seçimi yaparken; yaş, cinsiyet, arkadaş, aile, besinin elverişliliği, maliyeti gibi birçok faktörden etkilenmektedir. Sağlıksız besin seçimi yapmak; yetersiz ve dengesiz beslenmek, kendini aç bırakmak gibi davranışlar ile karakterize olup negatif beden algısı durumunu ortaya çıkarmaktadır. Sağlıklı besin seçimi yapabilmek, optimal beslenmek, kilo verme gibi beslenme davranışlarında olumlu etki sağlamaktadır. Bu bağlamda çalışmanın amacı; bir üniversitenin aşçılık ve işletme yönetimi bölümü öğrencilerinin besin, beslenme bilgisi olan ve olmayan iki bölümünün, besin seçimlerinin beden algısı üzerindeki etkisinin incelenmesi ve karşılaştırılmasıdır. Bu araştırmanın evrenini ve örneklemini, Akdeniz Üniversitesi Manavgat Meslek Yüksek Okulu'nda Eylül 2018 -Şubat 2019 tarihleri arasında aşçılık ve işletme bölümü 106 öğrenci ile oluşturulmuştur. Gönüllü katılımcılara, demografik özelliklerinin öğrenildiği çeşitli formlar uygulanmıştır. Beden algısı ölçeğinden alınan toplam puanların frekansları ve yüzdeleri belirlenerek, öğrencilerde besin seçimlerinin beden algısı üzerindeki etkisi incelenmiştir. Sonuç olarak; belirlenen örneklemde aşçılık ve işletme bölümü okuyan öğrencilerin beden algı puanlarında önemli bir fark olmadığı, aşçılık bölümü okuyan öğrencilerin ortalama vücut ağırlıkları, beden kütle indeksi (BKİ), bel çevresi düzeylerinin işletme bölümü öğrencilerine göre daha yüksek düzeyde olduğu bulunmuştur. Çalışmada öğün atlamayan öğrencilerin, öğün atlayan öğrencilere göre daha yüksek beden memnuniyetine sahip olduğu gözlemlenmiştir. Öğrencilerin alışveriş liste yapma durumu, tuz, şeker ve yağ tüketimi, yeterli ve dengeli beslenme durumları ile beden algısı puanlamasının farklı önemlilik seviyelerinde ilişkisi olduğu belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Besin Seçimi, Beden Algısı, Beslenme

Beden algısıBesin tercihleriBeslenme+1
Gizem Uğur
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda beslenme durumu ve uyku durumunun duyu profili ile ilişkilendirilmesi

Bu çalışma otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda beslenme durumu ve uyku durumunun duyu profili ile ilişkilendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırmaya alınan katılımcılar 3-10 yaş aralığındaki otizm spektrum bozukuluğu olan 30 çocuk ile aynı yaş grubundaki normal gelişim gösteren 30 çocuktan oluşmaktadır. Her iki gruba da beslenme durumunun değerlendirilmesi için 24 saatlik besin tüketim kaydı, Besin Tüketim Sıklığı Anketi ve Davranışsal Pediatrik Beslenme ve Değerlendirme Ölçeği (DPBDÖ) uygulanmıştır. Ayrıca her iki grup arasında uyku durumunun değerlendirilmesi için Çocuklarda Uyku Alışkanlıkları Ölçeği (ÇUAÖ) ve duyusal işlemlemeyi beslenme ve uyku durumu ile karşılaştırmak adına Duyu Profili Bakım Veren Anketi kullanılmıştır. Her iki gruptaki çocukların antropometrik ölçümleri alınmış ve veriler karşılaştırılmıştır. Otizm spektrum bozukluğu olan çocukların ortalama BKİ-Z skoru, normal gelişim gösteren çocuklardan daha yüksek iken sağ el 2D:4D oranı ile sol el 2D:4D oranı daha düşük bulunmuştur (p<0,05). Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda DPBDÖ'den elde edilen toplam puan ve toplam problem skoru ile ÇUAÖ'den elde edilen toplam puan normal gelişim gsteren çocuklara göre daha yüksektir(p<0,001). Duyu Profili Bakım Veren Anketi'nden elde edilen verilere göre otizmli çocuklar normal gelişim gösteren akranlarından daha fazla duyusal işlemleme problemleri yaşamaktadır. Duyusal işlemlemede muhtemel fark ve kesin fark saptanan çocuklarda DPBDÖ toplam puanı ve ÇUAÖ toplam puanı daha yüksek bulunmuştur. Beslenme ve uyku sorunlarını normal gelişim gösteren akranlarından daha fazla yaşayan otizmli çocuklar duyusal işlemleme açısından uzman terapistlerce test edilmeli ve duyusal hassasiyetleri olan çocuklar beslenme sorunlarının iyileştirilmesi adına multidisipliner yaklaşımla değerlendirilmelidir. Anahtar kelimeler: Otizm spektrum bozukluğu, beslenme durumu, uyku durumu, duyu profili

BeslenmeBeslenme durumuDuyular+5
Fatma Kılıç
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Türkiye' de yaşayan Nogay Türkleri'nin nogay çay tüketimi, beslenme ve sağlık üzerine etkisi

Araştırmamız, Nogay Türklerinin beslenme ve fiziksel aktivitelerinin saptanması, Nogay çay tüketimine ait ve diğer elde edilen verilerin sağlığa etkisinin değerlendirilmesi amacıyla Haziran 2018 - Eylül 2018 tarihleri arasında Ankara'nın Şereflikoçhisar bölgesinde gerçekleştirilmiştir. Nogay Türklerinin yoğunlukta yaşadığı 3 farklı köyde, toplamda 45 kişiye ulaşılmıştır. Katılımcıların; genel beslenme durumunun değerlendirilmesi anketi (AFFQ), fiziksel aktivite düzeyi ölçümüne ilişkin uluslararası fiziksel aktivite anketi (IPAQ) yüz yüze görüşme yöntemi ile sorgulanmıştır. Anketlere ek olarak katılımcıların son 24 saat boyunca tükettikleri tüm besinler, detaylı bir şekilde sorularak "24 saatlik besin tüketim kaydı" alınmıştır. Çalışmaya ait tüm veriler araştırmacı tarafından kaydedilmiştir. Katılımcıların 33'ü (%75) kadın, 11'i (%25) erkek olmakla birlikte yaşları 18 ile 64 arasında ve ortalama 43,43± 14,84 yıldır. Kadın ve erkek katılımcılarda BKİ değerleri, Türkiye geneline göre daha düşük bulunmuştur. Nogay çayı yüksek tüketen erkek grubunun Nogay çay tüketimi, kadınlara oranla yüksek bulunmuştur. Nogay çay tüketimi yüksek bireylerin protein (%20) ve yağ (%47) alımları yüksek tespit edilmiştir. WHO standartlarına göre alımı düşük tespit edilen, karbonhidrat, posa, E vitamini, C vitamini, folat ve kalsiyum olarak tespit edilmiştir. Alımı fazla tespit edilen ise; yağ, kolesterol (özellikle kadınlarda) ve sodyum olarak bulunmuştur. Nogay beslenme alışkanlığı, Türkiye geneli ile karşılaştırıldığında oldukça farklılık göstermektedir. Türkiye'nin diğer bölgelerinde yaşayan Nogayların beslenme davranışı ve asimilasyonu ölçülerek karşılaştırılması bu alanda gerekli olan bir çalışmadır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme davranışı+3
Nurefşan Bulut
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Değişen dünyada düzenli olarak sağlık eğitimi alan yetişkin kadınlarda, sigara içme alışkanlıklarının, beslenme durumu ve yaşam kalitesine etkisi

Sigaranın sağlığa birçok zararının olduğu bilinmektedir. Fakat buna rağmen sigara kullanımındaki artış kaygı vericidir. Günümüz dünyasında özellikle de kadın ve erken yaştaki grubun sigaraya yönelmesi, bu konuda araştırma yapılmasını değer kılmaktadır. Bu çalışmada, kadınların eğitim alıp almamalarına göre, sigara kullanma durumlarının, beslenme şekilleriyle yaşam kalitelerine etkileri araştırılmıştır. Araştırma, İstanbul'un Tuzla ilçesinde bir aile danışmanlık eğitim merkezinden 2018 yılının Ekim ve Kasım ayları içerisinde kurumdan hizmet alan 120 kadın üzerinde uygulanmıştır. Araştırmaya katılan kadınlara, sosyo-demogrofik özelliklerin yer aldığı veri toplama formu, yaşam kalitesi ölçeği (SF-36), besin tüketim sıklığı anketi (AFFQ) uygulanmıştır. Çıkan sonuçlara göre, bireylerin beslenme şekilleri ve yaşam kaliteleri arasında bulunan ilişki değerlendirilmiştir. Çalışmamız sonucunda; 18-45 yaş arası kadınların, yaş, beden kütle indeksi, son iki yıl içerisinde kilo alma ve verme durumu, öğrenim durumu, diş kaynaklı yara oluşumunda sigara kullanım durumlarıyla ilgili bir ilişki saptanmamıştır. İstatistiksel sonuçlara göre, sigara tüketim süresi ve günlük sigara tüketim miktarı arasında önemli bir ilişki bulunmuştur. Sonuçlarda özellikle, ailede sigara içen birinin olmasının sigara alımını kolaylaştırdığı tepit edilmiştir. Çalışmamızda; sigaranın beslenmede değişiklik yapmaya neden olduğu, yaşam kalitesine etkisi ise, son 1 yıl haricinde önemli bir fark oluşturmadığı bulunmuştur. Sigara içen içmeyen bireylerin süt yoğurt tüketimi, sebze tüketimi, ekmek tatlı tüketimi, et sakatat tüketimi, yağ şeker tüketimi, meyve tüketimi, kurubaklagil tüketimi, içecek tüketimi, kuruyemiş tüketimi ile ilgili değişkenlerde önemli bir fark oluşmamıştır. Araştırmada sigara kullanımıyla alkol tüketimi artış gösterirken, çay ve kahve gibi içeceklerin alımı önemli çıkmamıştır. Sigara içenlerde aşırı tuzlu besin tüketimi önemli bulunmuştur. Sonuçlar incelendiğinde, kadınlarda sigara kullanımına bağlı beslenme alışkanlıkları ve yaşam kalitesinin, konuyla ilgili diğer kaynaklarla benzer ve farklı yanlarının olduğu bulunmuştur. İlerleyen zamanlarda daha detaylı çalışmaların yürütülmesinin araştırmamızın konusuna katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Beslenme durumuKadınlarSağlık eğitimi+3
Şeyma Mısırlıoğlu
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Ebeveyn algısıyla çocuklardaki iştahsızlık durumu arasındaki ilişkinin belirlenmesi

Bu çalışma, okul öncesi dönem çocuklarının annelerinden alından veriler doğrultusunda, çocuklardaki iştahsızlık ve ebeveyn tutumları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Araştırma için yaşları 2 ile 6 yaş arasında değişen okul öncesi dönemi çocukların annelerinden oluşan 201 kişilik bir örneklem oluşturulmuştur. Araştırma değişkenlerini ölçmek için, araştırmacı tarafından belirlenen ölçekler, Sosyodemografik Bilgi Formu, Çocuk Yeme Davranışlarını Değerlendirme Ölçeği ve Ebeveyn Yemek Zamanı Davranışları Ölçeği'dir. Araştırmada elde edilen bulgular doğrultusunda, demografik değişkenler ile araştırma değişkenleri olan ebeveyn davranışları ve çocuk yeme davranışlarının farklı değişkenler bakımından önemli farklılıkları olduğu saptanmıştır. Annelerin yaşı ile çocukların olumlu yeme davranışları ve yemek esnasında karşılaşılan olumsuz durumlar önemli düzey ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte, 30 yaş altındaki annelerde ödüllendirme davranışı puanları önemli düzeyde daha yüksektir. Anne eğitim düzeyi bakımından çocuğun yemek esnasında karşılaştığı olumsuz durumlar farklılık göstermektedir. Çalışan babalarda yemek konusunda ısrar puanı yüksek bildirilirken, çalışmayan babalarda çocukların olumlu yeme davranışı puanı önemli düzeyde daha yüksek bulunmuştur. Gelir düzeyi orta düzeyde olanların yemek konusunda ısrar puanlarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Demografik değişkenlerle karşılaştırma analizine ek olarak, araştırma değişkenlerini karşılaştırmak için yapılan korelasyon analizinde çocuk yeme davranışı ve ebeveyn yemek zamanı davranışları değişkenleri bakımından önemli ve pozitif ilişkili bulunmuştur. Bununla birlikte, çocukların BKİ değerleri ile annelerin BKİ değerleri pozitif ve önemli bulunmuştur. Çalışmada elde edilen sonuçlar, okul öncesi dönemde sağlıklı yeme davranışının kazandırılmasının uzun vadede etkili olduğunu göstermektedir. Çocuğun yeme davranışını kazanmasında en önemli faktör ebeveyn olmakla birlikte, çalışmanın ebeveynlere yapılacak eğitimlerin doğru ve etkili biçimde yapılandırılması açısından önemli bulgular sunduğu düşünülebilir.

Ana-baba algısıAnoreksiBeslenme+5
Şeyma Akça Demir
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı pişirme tekniklerinin uskumru balığının (scomber scombrus, linnaeus,1758 ) yağ asidi içeriğine etkisi

Bu çalışmada, normal yaşantımızda temin edildiği gibi büyük bir il merkezinde ticari bir marketten satın alınan ve avlanma boyutuna erişmiş uskumru(Scomber scombrus) balığı örneklerinde yağda kızartma, fırınlama, mikrodalga fırında pişirme, ızgarada pişirme, buğulama ve tütsüleme gibi farklı pişirme tekniklerinin pişmiş besinin total nem, total yağ ve yağ asiti bileşimine etkisi araştırılmıştır. Kızartma yağı olarak zeytinyağı, ayçiçeği yağı, mısır özü yağı, kanola yağı ve tereyağı kullanılmıştır. Bu çalışmada uskumru balığını seçmemizin nedeni, ω-3 yağ asitleri kaynağı olması, elzem amino asit ve vitaminleri içerip, karbonhidrat içermemesidir. Çiğ uskumruda toplam nem (su) içeriği % 52.8 - % 70.41; toplam yağ içeriği ise % 8.49 - % 14.89 arasında bulunmuştur. Tüm pişirme yöntemlerinin balıkta nem kaybına yol açtığı görülmüştür.En fazla nem kaybı ayçiçeği yağında en az nem kaybı zeytinyağında tespit edilmiştir. Yağda kızartma dışında, en fazla nem kaybı ızgarada pişirme tekniğinde bulunmuştur. Denenen tüm pişirme yöntemleri uskumrunun total lipit miktarını arttırmıştır. Çeşitli yağlarda ayrı ayrı kızartılan balıkta en yüksek lipit artışı % 136 ile ayçiçeği yağında belirlenmiştir. Yağda kızartma dışında diğer pişirme teknikleri arasında, en yüksek total lipit artışı % 130.53 ile mikrodalgayla pişirilen filetolarda bulunmuştur. Filetoların yağ asiti analizinde gaz kromatografi tekniği kullanılmıştır. Çiğ ve pişirilmiş uskumruda –dekanoik asitten dokosaheksaenoik asite – toplam on dokuz yağ asiti tespit edilmiştir. En fazla bulunan yağ asitleri; % 25.37 - % 29.05 ile palmitik asit (C16:0), % 23.59 - % 29.01 ile oleik asit (C18:1n-9), % 8.49 - % 11.75 ile eikosapentaenoik asit (EPA, C20:5n-3) ve % 8.37 - %12.37 ile dokosaheksaenoik asit (DHA, C22:6n-3) olmuştur. Tereyağı dışındaki yağlarda kızartılan filetolarda, çiğ örneğe oranla C16:0, stearik asit (C18:0), total doymuş yağ asitleri (∑ SFA), EPA, DHA yüzdeleri ile n-3/n-6 oranı azalmıştır. Ayçiçek yağı, kanola yağı ve zeytin yağında kızartılan balıkta 18:1n-9 ve total tekli doymamış yağ asitlerinin düzeyleri artmıştır. Ayçiçek yağında kızartılan uskumruda C18:2n-6; 9.74 kat, mısır özü yağında kızartılanda ise 13.7 kat artmıştır. Çoklu doymamış yağ asitlerinin (PUFA)/doymuş yağ asitlerine (SFA) oranı, ayçiçeği yağı, kanola yağı ve mısır özü yağında artmış, tereyağında ise azalmıştır. Fırında pişirme, buğulama, ızgarada pişirme, buğulama, tütsüleme ve mikrodalgayla pişirme teknikleri filetoların C16:0, C18:1n-9, EPA, DHA, ∑ SFA, total tekli doymamış yağ asitleri (∑ MUFA), total n-6 çoklu doymamış yağ asitleri (∑ n-6 PUFA) ile insan sağlığı ve özellikle kalp damar hastalıklarında koruyucu olantotal n-3 çoklu doymamış yağ asitleri (∑ n-3 PUFA) oranları ile n-3/n-6 ve PUFA/SFA oranlarını önemli olacak derecede değiştirmemiştir. Sonuç olarak, sıklıkla tüketilen bir balık türü olan uskumrunun fırında ve mikrodalga fırında pişirilmesi, ızgara ve buğulama yapılması pek çok beslenme rehberinde de yapılan öneriler doğrultusunda olduğu gibi tavsiye edilmesi yağ asidi içeriği açısından doğrulanmıştır. Hangi yağ türünde olursa olsun yağda kızartma işleminden sakınılmasının, balığın yağ asiti içeriğini değiştirmesi nedeniyle sağlıklı beslenme açısından önemli bulunmuştur.

BalıklarPişirmePişirme yöntemleri+4
Uğurcan Başhan
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Vücut ağırlığı kontrolü sorunu olan bireylerde insülin direncinin D vitamini düzeylerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, insülin direnci ile D vitamini yetersizliği arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesidir. Ekolojik veriler, D vitamini yetersizliği çok belirgin olan ve aynı zamanda diğer bölgelere göre daha az güneş alan bölgelerde, diyabet, kanser, hiperlipidemi ve hipertansiyon gibi metabolik birçok hastalığın sıklığının artığını göstermiştir. D vitamini bir prohormon gibi davranarak, insülin salınımı ve faaliyeti üzerindeki etkisi nedeniyle glikoz metabolizmasını düzenlemektedir. Çok yakın zamanda yapılan daha yeni çalışmalara göre, değişen insülin direnci düzeylerinin de D vitamini düşüklüğünde etkili olduğu düşülmektedir. Ocak 2017 tarihinden itibaren Endokrin ve Metabolizma Hastalıkları Polikliniğinde anormal kilo alma (ICD : R63.5) ön tanılı ya da tanılı hastaların geçmişe dönük dosyalarının tamamı taranıp yeterli sayıya varıldığında örneklem tespiti sonlandırılmıştır. Yapılan ön çalışma ile yaklaşık 250 kişi tespit edilmiştir. Çalışmaya dahil edilememe kritlerleri göz önünde bulundurulduğunda bu sayının %20'si çalışmaya dahil edilmiştir. Hastalar, beden kitle endeksleri düzeylerine göre morbid obez, obez ve aşırı kilolu olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Serum 25(OH)D düzeyinin<10 ng/ml olması, vitamin D ekslikliği; 10-20 ng/ml arasında olması, vitamin D yetersizliği;>20 ng/ml ise normal vitamin D aralığı olarak tanımlanmıştır. Bu çalışma, vücut ağırlığını kontrol altında tutamayan insülin direnci olan bireylerde muhtemel D vitamini yetersizliği ile insülin direnci arasındaki olası ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmıştır. Anahtar Kelimeler; D vitamini eksikliği, İnsülin Direnci, Obezite

ObeziteVitamin DVitamin D eksikliği+2
Melis Bengisu Demirci
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin kişilerde yeme alışkanlıklarının ve besin bağımlılığının sosyo kültürel durum, genel sağlık ve beslenme durumuna etkisi

Bu çalışma Ocak-Mayıs 2019 tarihleri arasında İstanbul ilinin, Güngören ilçesinde bulunan özel bir tıp merkezinin obezite kliniğinde, 390 gönüllü birey üzerinde yapılmıştır. Bu çalışmada amaç, hafif kilolu ve obez bireylerin besin bağımlılığı durumunu saptamak ve besin bağımlılığının, beslenme alışkanlıkları, enerji ve besin öğeleri tüketimi arasındaki ilişkisinin değerlendirmektir. Obezite kliniğine başvuran bireylerden 18 yaşından küçük ve 65 yaşından büyük, BKİ˂25 kg/m2 olanlar ve kanser, böbrek yetmezliği gibi kronik hastalığı olanlar, sürekli ilaç kullananlar, emzikliler, gebeler ve profesyonel sporcular çalışma dışı bırakılmıştır. Öncelikle bireylerin sosyo-demografik özelliklerine ait bilgiler elde edilmiştir. Bireylerin besin bağımlılığı YALE Besin Bağımlılığı Ölçeği ile beslenme alışkanlıkları ise Üç Faktörlü Beslenme Ölçeği ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim formu ile tüketilen besinler değerlendirilmiştir. Kadınların %32,5'sinde, erkeklerin ise %31,5'inde besin bağımlılığı tespit edilmiştir. Yeme alışkanlıkları ve besin bağımlılığı sıklığında cinsiyet değişkenine göre fark önemli bulunmamıştır (p>0,05). Besin bağımlılığı durumuna göre BKİ değişkeni açısından fark önemli bulunmuştur (p<0,05). 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydına göre, yağ, E vitamini, tiamin, riboflavin, toplam folik asit, sodyum, potasyum, magnezyum, fosfor, demir, çinko açısından gruplar arasında istatistiksel olarak fark önemli bulunmuştur (p<0,05).

BağımlılıkBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+5
Nuray Özbek
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
10
Master'sOpen AccessTR

Obezite cerrahi geçiren bireylerde yağ dokusu kaybı ile demir ve D vitamini düzeyi arasındaki ilişki

Obezite cerrahi geçiren bireylerde yağ dokusu kaybı ile demir ve d vitamini düzeyi arasındaki ilişkiyi ortaya koymaktır

DemirObeziteObezite cerrahisi+2
Melek Çankaya Cengiz
Biruni University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Postmenopozlu kadinlarda gece yeme sendromu, vücut yağ yüzdesi ve yaşam kalitesi arasindaki ilişki

Bu çalışmada, gece yeme sendromu olan ve olmayan postmenopozlu kadınlarda vücut yağ yüzdesi ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamına 1 Mart-30 Nisan 2019 tarihleri arasında Özel Mihrimah Sultan Tıp Merkezine başvuran Gece Yeme Sendromu olan (30 kişi) ve olmayan (30 kişi), toplam 60 postmenopozlu kadın alınmıştır. Çalışmaya dahil olan kişilere ilişkin veriler; demografik bilgi ve antropometrik ölçüm bilgilerinin değerlendirildiği "Genel Anket Formu" ile, gece yeme sendromunu belirlemek için "Gece Yeme Anketi" ile ve yaşam kaliteleri "SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği" ile değerlendirilmiştir. Bu veriler yüz yüze anket yöntemi ve bireysel görüşme ile elde edilmiştir. Toplanan verilerin istatiksel analizleri için SPSS 21.0 paket programı kullanılmıştır. Yaş ortalaması 56,5±4,2 yıl olan postmenopozlu kadınların gece yeme anket puanları; gece yeme sendromu olanlarda 44,2±3,7 ve olmayanlarda 22,1±3,8 çıkmıştır (p<0,05). Gece yeme sendromu olanların BKİ ortalaması (32,9±3,2) ve vücut yağ yüzdesi (43,1± 4,7), gece yeme sendromu olmayanlara göre (BKİ, 27,8±4,2; vücut yağ yüzdesi, 36,2±6,5) daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Yaşam kalite alt boyutları arasında; genel sağlık algısı, yaşamsallık, sosyal fonksiyon, mental rol ve mental sağlık puanları sırasıyla; gece yeme sendromu olanlarda 42,8±16,4; 32,1±17,6; 57,5±24,4; 22,2±40,4; 42,9±14,8 ve olmayanlarda 56,3±11,6; 62,0±12,6; 87,5±16,7; 85,5±29,9; 74,9±8,7'dir. Bu alt boyutlara bakıldığında gece yeme sendromu olan ve olmayan gruplar arasında tüm parametrelerde önemli fark bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak postmenopozlu kadınlarda gece yeme sendromunu araştıran direkt bir çalışma bulunmadığından, bu alanda daha fazla çalışma yapılması gerekliliği düşünülmüştür.

Adipoz dokuBeslenme ve yeme bozukluklarıKadınlar+4
Zeynep Nagehan Güleç
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Sitrülin kullanımının sporcu performansı üzerine etkisi: Meta-analizi çalışması

Nitrik oksit üretimini artırarak egzersiz performansına pozitif etki ettiği düşünülen sitrülin, gün geçtikçe özellikle spor yapan kişilerde yaygın olarak kullanılmakta olan bir diyet destek ürünüdür. Sitrülin metabolizmadaki düzenleyici özellikleri ve nitrojen homeostazında önemli rolleri nedeniyle etkili olduğu düşünülen non-esansiyel bir amino asittir. Pek çok araştırıcı tarafından güç ve dayanıklılık performanslarına ilişkin olumlu veya olumsuz etki edebilecek sonuçlar araştırılmış, ancak karmaşık sonuçlar bildirilmiştir. Bu tez çalışmasında amaçlanan, sporcularda egzersiz sırasında güç çıktısını-performansı artırmak için sitrülin desteğinin etkileri konusundaki sınır değerleri, meta analizi yöntemi kullanarak belirlemek ve ayrıca kas gelişiminin yanı sıra yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini derleyerek sunmaktır. Bu çalışmada sitrülin desteğinin sağlıklı erkek ve kadın bireylere yüksek yoğunluk gerektiren egzersiz performanslarındaki etkiyi değerlendirmek amacıyla hakemli, ingilizce, orijinal araştırma çalışmalarını bulmak için PubMed / Medline, Sciencedirect, Google Scholar ve Web of Science gibi veritabanı kapsamlı, sistematik bir literatür taraması yapılmıştır. Meta analizi yöntemi için gerekli olan ve literatür taraması sonucu elde edilen mevcut 148 bilimsel çalışmadan hangisinin yönteme dahil edilmesi gerektirdiğini belirlemek amacıyla bağımsız olarak incelemeler gerçekleşmiştir. Bu incelemeler sonucunda yöntem için kullanılabilecek 12 çalışma meta analizi şartlarına uygun bulunduğu için ayırt edilmiştir. Meta analizi yöntemini uygulamak için dahil etme kriterlerini sağlayan toplam 12 bağımsız çalışma detaylı olarak incelenmiştir. Sonrasında çalışmalar iki grup altında değerlendirilmiştir. Birinci gruptaki yedi çalışmanın meta analizi sonucunda random effects modele göre ortalama farklılıkları (MD) (MD , % 95 güven aralığı (CI)) ,-0.07 (-0.59; 0.44) şeklinde bulunmuştur. İkinci gruptaki beş çalışmanın meta analizi sonucunda random effects modele göre ortalama farklılıkları (MD, % 95 CI) -0.44 (-1.10; 0.23) şeklinde bulunmuştur. Çalışmalarda heterojenite testi önemli bulunmuş olması nedeni ile random effects modeli birinci çalışmada ( τ2 = 0.2305, I2= % 67 ) ve ikinci çalışmada ( τ2 = 0.4730, I2= % 88 ) olarak belirlenmiştir. Literatür taraması sonucu gerçekleştirilen meta analizi uygulaması için sonuçlar, sitrülin malat desteğinin plasebo gruba oranla karışık tipte gerçekleştirilen performanslar için -0.07, patlayıcı güç gerektiren egzersiz performansları için ise -0.44 olarak ortalama farklılıkları hesaplanmıştır. Analizlerden elde edilen etki büyüklüğü küçük gözlemlenmesine rağmen müsabaka sonuçlarının küçük oranlarla ortaya çıkan farklar ile belirlenen, üst düzey sporcular üzerinde sonuç etkili olabilmektedir. Ayrıca meta analizi sonuçlarına göre, özellikle patlayıcı güç gerektiren egzersizlerde sitrülin malat desteğinin, sporcuların kan laktat seviyeleri üzerinde etkili olduğuda belirlenmiştir.

EgzersizLaktatlarMeta analizi+5
Ayşe Akgül
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Postmenopoz dönemdeki kadınlarda diyet protein içeriğinin uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Kadınlar için menopoz sonrası ya da menopozdan yaşlılık evresine kadar geçen süreye postmenopoz dönemi adı verilir. Kadınlarda yaşa da bağlı olarak ortaya çıkan ve yaşam kalitesini etkileyen pek çok sağlık problemi (obezite, osteoporoz gibi) bu postmenopoz dönemde ortaya çıkar. Beslenme şekli ve içeriği bu ortaya çıkabilecek sağlık sorunlarının azaltılmasında önemli bir role sahiptir. Yapılan bu araştırmada; post-menopoz dönemdeki kadınlarda diyet protein içeriğinin uyku ve yaşam kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. İki farklı özel beslenme ve diyet merkezine başvuran postmenopoz dönemdeki 67 kadın (n=80) bireyin dâhil edildiği bu araştırmada; kadınların demografik bilgileri, genel sağlık özellikleri, uyku kalitesi, yeme davranışları, besin tüketim sıklığı ve antropometrik ölçüm kayıtları alınmış ve diyet protein içeriği ile uyku ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki sorgulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 22.0 analiz programı kullanılarak ANOVA, Scheffe testi, T-testi, korelasyon ve khi-kare analizleri ile analiz edilmiş, değişkenler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri sonucunda; kadınların %28.4'ü 50 yaş ve altı, %31.3'ü 51-55 yaş arası, %40.3'ü 55 yaş ve üzeridir. Kadınların %62.7'si doğal, %3.0'ü ilaçlar, %22.4'ü cerrahi, %11.9'u diğer nedenlerden menopoza girdiği; %88.1'inin menopoz sıkıntısı yaşadığı, %11.9'unun menopoz sıkıntısı yaşamadığı bulunmuştur. Kadınların %40.3'ünün sağlıklı uyku, %44.8'inin kötü uyku, %14.9'unun uzun dönem uyku rahatsızlığı yaşadığı görülmüştür. Protein ve amino asit türleri ile yaş, fiziksel aktivite, anne menopoz yaşı ve antropometrik ölçümler arasında istatistiksel açıdan bir önemliliğe rastlanmıştır. Kadınların beslenme durumu incelendiğinde protein, triptofan, karbonhidrat, yağdan gelen enerjinin toplam enerjiye oranı ve sodyum alımlarının Türkiye Beslenme Rehberi'nde belirlenmiş günlük alım referans değerlerine göre yüksek, D vitamini alımlarının ise düşük olduğu bulunmuştur. Fakat saptanan bu bulgular araştırmanın ana amacına uzaktır. Sonuç olarak, postmenopoz dönemdeki kadınlarda diyet protein içeriği ile uyku kalitesi arasında önemli farklılıklar ve ilişkiler bulunmamıştır. Yaşam kalitesini etkileyen unsurlar ile protein içeriği arasındaki ilişkiler ise çok zayıf düzeydedir. Araştırma sonucunda değişkenler arasında tespit edilen ilişkiler istatistiksel açıdan çok kuvvetli değildir. Bunun nedeninin yaşam ve uyku kalitesi üzerinde çeşitli faktörlerin etki ettiği düşünülmektedir. Tüm bu elde edilen veriler ışığında postmenopozal dönemdeki kadınlarda diyet protein içeriği ile uyku ve yaşam kalitesi arasındaki ilişki daha büyük homojen örneklem üzerinde çalışılmalıdır ve gelecekte bu konuda daha fazla araştırma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır.

BeslenmeDiyet proteinleriPittsburg uyku kalitesi ölçeği+4
Büşra Vural
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Metabolik sendrom tanısı ile diyet tedavisine yönlendirilen yetişkinlerdeki insülin direncine ilişkin beslenme ve antropometrik risk etmenlerinin incelenmesi

Amaç:Bu çalışmanın amacı metabolik sendrom tanısı ile diyet tedavisine yönlendirilen yetişkinlerdeki insülin direncine ilişkin beslenme ve antropometrik risk etmenlerinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem:Bu çalışma 2019 yılı Kasım ve Aralık ayları arasında Iğdır Devlet Hastanesi Diyet Polikliniğinden hizmet almış olan hastalar arasındaki yaşları 18-63 arası olan dosyalarında ağırlık, BKİ, yağ oranı, bel çevresi, boyun çevresi, bel/boy oranı, sistolik kan basıncı, diastolik kan basıncı, HOMA-IR, serum kolesterol, serum LDL-k, serum HDL-k, serum glukoz düzeyi ve serum trigliserit düzeyleri olan 67 hastaya ait verilerden retrospektif olarak yapılmıştır. Verileri kullanılan 67 kişinin 14'ü erkek, 53'ü kadındır. Bulgular: Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri sonucunda; verileri kullanılan kişilerden 26'sında metabolik sendrom tespit edilirken 41 kişide metabolik sendroma rastlanmamıştır. İnsülin direnci olan olgularda metabolik sendrom görülme oranı, olmayanlara göre istatistiksel olarak önemli düzeyde yüksek bulunmuştur (p=0,002; p<0,01). Metabolik sendromu olan olguların serum LDL-k ve serum HDL-k değeri, olmayanlara göre istatistiksel olarak önemli düzeyde yüksek bulunmuştur (sırasıyla: p=0,006; p<0,01; p=0,001; p<0,01). Ayrıca Yapılan korelasyon testi sonrası, Bel çevresi değeri ile kişilerin serum demir seviyeleri arasında negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Çalışmaya alınan verilerden metabolik sendromu olanlarla, olmayanların kan bulguları ve antropometrik ölçümleri arasında farklılıklar bulunmuştur. Sonuç olarak; metabolik sendrom, diyet önerileri ve tedavisi almak üzere diyetisyene obezite/diyabetes mellutus/kalp-damar hastalıkları/insülin direnci tanıları ile sevk edilen tüm hastalarda olası bir durum olarak düşünülmelidir. Anahtar Kelimeler: Metabolik sendrom, insülin direnci, obezite, bel çevresi, trigliserit

AntropometriBel çevresiBeslenme değerlendirmesi+7
Salih Çöllü
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2020
10
Master'sOpen AccessTR

Değişen kahvaltı kültürü ve günümüzde kafein kullanımının araştırılması

Toplumların beslenme alışkanlıklarını, üzerinde yaşadıkları bölgenin coğrafi konumu, yaşadıkları toprakların iklimi, sosyo-ekonomik durumları, komşu ülke insanlarıyla olan etkileşimleri şekillendirmektedir. Beslenme alışkanlıklarından en önemlisi sayılan sabah kahvaltısı, güne enerjik başlamanın ve günü verimli geçirmenin temel taşlarından biridir. Sabah kahvaltısı uzun süren açlık sonrasında alınan ilk öğün olması bakımından, ayrıca tüm günü etkilemesi sebebiyle altın değerinde bir ana öğün olarak değerlendirilmektedir. Hatırlama, algılama ve verimli bir şekilde çalışma için kahvaltının önemi oldukça büyüktür. Yasal olarak kullanılan bağımlılık yapıcı maddeler arasında en çok kullanılan kahve en önemli kafein kaynaklarının başında gelmektedir. Kullanışı ya da satışında herhangi bir kısıtlamanın bulunmaması tüketimini daha da artırmakta ve bu durum endişe yaratmaktadır. Bu sebeple kafein; Kafein Kullanım Bozukluğu adıyla DSM-5'de ki yerini almıştır. Kafeinin sağlık üzerindeki etkilerine yönelik çok sayıda araştırma olmasına rağmen, özellikle son yıllarda değişen kahvaltı kültürümüzle birlikte genç nüfus tarafından tüketim insidansı üzerine yeterli sayıda çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışma İstanbul'da bulunan özel bir hastanenin beslenme ve diyetetik kliniğine başvuran 300 gönüllü birey ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların sabah kahvaltı yapma, kahvaltıda tüketilen besinlerin ve günlük kafein tüketimi alışkanlıklarına ait verileri toplanmıştır. Katılımcıların kahvaltıda tercih ettikleri kafein kaynaklı içeceklere incelendiğinde, gönüllü katılımcıların %84,7'si çay, %18'i kahve, %12,6'sı kahvaltıda gazlı içecek tükettiği gösterilmiştir. Çalışmaya katılan bireyler arasıda özellikle genç katılımcılar arasında genel ortalamaya göre kahvaltıda kahve tüketiminin artış gösterdiği saptanmıştır. 18-25 yaş aralığındaki bireylerin %43,6'sının, 26-33 yaş aralığındaki bireylerin %36,3'ünün, 34-41 yaş aralığındaki bireylerin %20,1'in kahvaltıda çay yerine kahve tükettiği gözlemlenmiştir. Geçmişte kültürel olarak özellikle sabah kahvaltısına eşlik etmeyen ancak günümüzde oldukça ilgi duyulan bir kafein kaynağı olan kahvenin kahvaltı üzerine kültürel evrimi incelenmiştir. Özellikle çocuk ve gençlerin beslenme alışkanlıkları yaşamlarının ileriki yıllarını etkilemektedir. Bu sebeple değişen kültür atmosferinde bireylerde kafein tüketimi ve kafein tüketimini etkileyen etmenlerin incelenmesi ve gerekli önlemlerin alınması için dikkat çekilmesi yararlı olacaktır.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+3
Dina Öztürk Haj Taleb
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Çölyaklı çocukların ve annelerinin beslenme durumunun değerlendirilmesi

Çölyak hastalığı, genetik olarak yatkın bireylerde arpa, çavdar ve buğdayda bulunan gluten proteini ile tetiklenen, bağırsak mukozasını etkileyen otoimmün aracılı bir hastalıktır. Çölyak hastalığının bilinen tek etkili tedavisi ömür boyu glutensiz diyettir. Hastalığın kontrolü için diyetin takibi ve beslenme durumunun izlenmesi önemlidir. Bu çalışmanın amacı, çölyaklı çocuklar ile annelerinin beslenme durumlarını değerlendirmek ve aralarındaki etkileşimi incelemektir. Araştırmaya 2-18 yaş arası, çölyak tanısı almış ve glutensiz diyet uygulayan, başka bir kronik hastalığı olmayan 140 çölyaklı çocuk ve 61 anne dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara ait genel sağlık ve beslenme alışkanlıklarına yönelik bilgiler literatür eşliğinde hazırlanan ve yüz yüze uygulanan anket formu ile elde edilmiştir. Çocuklara ait boy, ağırlık ve Beden Kütle İndeksi (BKİ) değerleri WHO AntroPlus programı ile değerlendirilmiş, Çocuk Yeme Davranışı Anketi (ÇYDA) uygulanmış, günlük enerji ve besin ögeleri tüketimi, üç günlük besin tüketim kayıtlarından BEBİS 8.1 programı kullanılarak hesaplanmıştır. Annelerin de boy, ağırlık ve BKİ'leri değerlendirilmiş ve üç günlük besin tüketim kayıtları alınmıştır. Kronik hastalıklara yönelik beslenme riski, Diyet Kalite İndeksi-Uluslararası (DQI-I) ile ölçülmüştür. Elde edilen bulgulara göre, çölyaklı çocukların tanı alma yaşı 6.1±3.83 yıl olup %23.1'inin yaşa göre boyları çok kısa, %7.5'inin yaşa göre vücut ağırlıkları çok düşüktür. Araştırmaya katılan çocukların %68.3'ü herhangi bir beslenme danışmanlığı almamış olup %41.3'ü besin desteği kullanmaktadır. Çocukların %18.8'i gluten içeren besinler tüketmektedir. Diyette tüketilen glutensiz ürünler toplam enerji alımının %19.17±6.31'ini oluşturmaktadır. Erkek çocuklarda bu oran daha fazladır (p<0.05). ÇYDA'nde besin heveslisi, duygusal aşırı yeme ve yemek seçiciliği puanları ile enerji alımları arasında, besinden keyif alma puanı ile BKİ Z-skor değeri arasında pozitif yönlü ilişki tespit edilmiştir (p<0.05). Çocukların besin tüketimleri incelendiğinde, günlük protein ve kalsiyum gereksinimlerinin karşılanma oranlarının düşük olduğu görülmüştür (sırasıyla kız çocuklarında %82.3±15.95, %69.1±27.07 ve erkek çocuklarda %83.5±16.10, %78±26.67) (p>0.05). Annelerin %7.4'ü zayıfken, %39.7'si hafif şişman ve şişmandır. Glutensiz diyet uygulama durumuna göre annelerin DQI-I puanları arasında bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Annelerin B1 vitamini, kalsiyum, magnezyum ve demir tüketimleri önerilerin altındadır (glutensiz diyet uygulayanlarda %68.5, %74.2, %80.3, %65.9, uygulamayanlarda %67.3, %67, %80.9, %61.5). Çocukların ve annelerin toplam yağ ve sodyum tüketimleri ise önerilerin üzerindedir. Çölyaklı çocukların ve ailelerinin %36.2'si besinlere gluten bulaşma riski nedeniyle dışarıda yemek yemekten kaçınmaktadır. Bununla beraber fiyatlarının yüksekliği, glutensiz ürünlere ulaşımın zorluğu ve ürün çeşitliliğinin az olması en sık karşılaşılan zorluklardır. Ayrıca çocukların %72.4'ü okul ortamında diyet uygularken çevrenin diyete duyarsız olması nedeniyle sıkıntı çektiklerini belirtmişlerdir. Bu çalışmanın sonucunda, çölyak hastalığı tanısı alan çocuklar ve annelerinin yetersiz beslendiği ve diyete uyum konusunda güçlükler yaşadıkları ortaya konmuştur. Anne ve çocukların tükettikleri enerji ve tüm besin ögeleri birbirleri ile ilişkili olduğu bulunmuştur (p<0.05). Çölyak konusunda uzman bir diyetisyen tarafından anne ve çocuklara beslenme danışmanlığının verilerek beslenme durumlarının değerlendirilmesi ve izlenmesi önerilmektedir.

AnketlerAnnelerBeslenme+7
Elif Gamze Şen
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde yatan COVID-19 hastalarında nutrisyonel desteğin yaşam süreçlerine etkisi

COVID-19 pandemisi, 21. yüzyılın ilk çeyreğine damgasını vuran ve tüm dünyayı etkisi altına alan bir salgın haline gelmiştir. Henüz spesifik bir tedavisi bulunmayan ve sağlık sistemine aşırı yük getiren COVID-19, klinik ve yoğun bakım ünitelerinde yatak kapasitelerinin dolmasına, mortalite oranlarında hızlı ve ivmeli yükselişe sebep olmuştur. Yapılan bu araştırmada, bu süreçte COVID-19 tanısıyla yoğun bakım ünitesi (YBÜ)'nde yatan hastalara uygulanan nütrisyonel desteğin, yaşam süreçleri üzerine etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Bir vakıf üniversitesi hastanesinin YBÜ'nde yatan 130 hastaya ait verilerle retrospektif olarak gerçekleştirilen bu araştırmada; hastalık öyküsü, anamnez, antropometrik ölçümler, biyokimyasal parametreler ve nütrisyonel desteklerin yaşam süreçlerine etkileri sorgulanmıştır. Yaş ortancası 73 yıl (26-96 yıl) ve hastane yatış süresi ortancası 8 gün (1-64 gün) olan hastaların; %47,7'si kadın, %52,3'ü erkektir. Hastaların %91,5'inde bir veya daha fazla komorbidite, %33,1'inde ise diürezin yetersiz olduğu belirlenmiştir. Hastaların %10,8'i haliyle taburcu edilmiş, %64,6'sı (45 erkek, 39 kadın) ise hayatını kaybetmiştir. Hastaların %59,2'sine intravenöz C vitamini desteği verilmiş, sağ kalım üzerinde olumlu etkisi olmadığı (p>0,05); özellikle erkeklerde olumsuz etkiye sebep olduğu bulunmuştur (p=0,034). Ayrıca, beden kütle indeksinin sağ kalım için risk oluşturmadığı görülmüştür (p>0,05). Hastaların %21,5'ine oral, %54,6'sına enteral-parenteral nütrisyon tedavisi uygulanmış; nütrisyon tedavisinin sağ kalım üzerinde önemli etkisinin olduğu saptanmıştır (p<0,001). Benzer şekilde, serum CRP (p=0,031), total protein ve albümin düzeyinin sağ kalım için önemli belirleyiciler olabileceği bulunmuştur. Morbidite ve mortalite insidansı yüksek olan COVID-19'da; erken ve sürekli nütrisyon taraması, optimal nütrisyon tedavisini kapsayan yoğun bakım desteği ve hastalık şiddetiyle ilişkili demografik, klinik ve laboratuvar bulguların anlaşılması için daha kapsamlı çalışmalar yapılması, geliştirilecek tedavi modelleri için ışık tutacaktır.

Askorbik asitBeslenmeBeslenme desteği+4
İbrahim Halil Bağış
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 salgınında hastanelerde çalışan sağlık personelinin tükenmişlik düzeyi ile beslenme ve uyku alışkanlıkları arasındaki ilişki

Sağlık çalışanlarının tükenmişlik açısından riskli olduğu ve pandemilerin tükenmişlik sıklığını arttırabileceği düşünülmektedir. Sağlıksız beslenme, yetersiz fiziksel aktivite, uykusuzluk gibi faktörlerin tükenmişliği artırması olasıdır. Bu araştırma, ülkemizde COVID-19 pandemisi halen sürerken, hastanelerde çalışan sağlık personellerinin tükenmişlik düzeyinin belirlenmesi ve tükenmişlik düzeyinin beslenme ve uyku alışkanlıkları üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amacıyla yürütülmüştür. Haziran-Eylül 2020 tarihleri arasında yapılan bu araştırmaya 246 sağlık çalışanı dahil edilmiştir. Veriler, "Google Formlar" platformu aracılığıyla online anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin toplanmasında beş bölümden oluşan veri toplama formu kullanılmıştır. Birinci bölüm, sosyodemografik özellikleri, yaşam tarzı alışkanlıklarını ve çalışma koşullarını, diğer bölümler sırasıyla serbest zaman egzersiz anketi, Maslach tükenmişlik ölçeği, uykusuzluk şiddeti indeksi ve pandemi öncesi ve sürecine ait iki ayrı besin tüketim sıklığı formlarını içermektedir. Verilerin analizinde SPSS-15.0 programı kullanılmıştır. Araştırmada, katılımcıların %61,4'ünün yüksek düzeyde tükenmişlik yaşadığı görülmüştür. Mesleğin, pandemi kliniğinde çalışmanın, nöbet tutmanın, hasta sayısının, sigara ve alkol kullanımının, pandemide beslenme ve fiziksel aktivitedeki değişikliklerin, serbest zamandaki egzersiz aktifliğinin, uykusuzluk şiddetinin, ana öğün sayısı ve su tüketiminin tükenmişlik üzerine etki gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Tükenmişlik düzeyinin artmasıyla uykusuzluk şiddetinin de arttığı saptanmıştır (p<0,01). Yüksek düzeyde tükenmişlik yaşayan bireylerin, pandemide sebze yemekleri, taze sebzeler, balık ve kurubaklagil tüketim sıklıklarının azaldığı bulunmuştur (p<0,05). Orta düzeyde tükenmişlik yaşayanların süt, yumurta tüketim sıklıklarının arttığı, beyaz ekmek tüketim sıklığının azaldığı saptanmıştır. Düşük düzeyde tükenmişlik yaşayanların süt tüketim sıklığının arttığı, beyaz ekmek tüketim sıklığının azaldığı saptanmıştır (p<0,05). Tükenmişliğin azaltılmasında çalışma koşullarının iyileştirilmesi, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite ve uyku düzeni anahtar role sahiptir. Sağlık çalışanlarında tükenmişliğin önlenmesi, sağlık hizmetlerinin kalitesi ve güvenliği için de oldukça önemlidir.

BeslenmeCOVID 19Pandemiler+4
Ezgi Ertal
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerde farklı fermente süt ürünlerinin ağız ve diş sağlığı parametreleri üzerine etkisi

Beslenme, ağız ve diş sağlığı parametrelerini değiştirerek oral sağlık üzerinde değişime neden olabilmektedir. Özellikle oral kavite pH'sını tamponlayan besinlerin tüketimi, ağız ve diş sağlığı üzerinde koruyucu etki gösterebilmektedir. Fermente süt ürünleri de oral sağlık üzerinde olumlu etki gösteren besinlerdendir; ancak her fermente süt ürününün aynı etkiye sahip olduğunu söylemek için elimizde kısıtlı kanıt bulunmaktadır. Farklı fermente süt ürünlerinin oral sağlık parametrelerine ve ağız-diş sağlığına ilişkin yaşam kalitesine olan etkilerini saptamak amacıyla yürütülen bu çalışmaya İstanbul'da özel bir ağız-diş sağlığı polikliniğine başvuran 18-50 yaş arası 40 birey dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik özelliklerini, beslenme alışkanlıklarını, ağız-diş bakımı uygulamalarını değerlendirmeye yönelik form uygulanmıştır. Ayrıca ağız-diş sağlığına ilişkin yaşam kalitesi ölçekleri (OHIP-14, OHQoL-UK) kullanılmıştır. Katılımcılardan tükürük numuneleri toplanarak pH ve tamponlama kapasitesi tayinleri yapılmıştır. Katılımcılar, dört gruba ayrılmış ve yönlendirmeler doğrultusunda farklı fermente süt ürünlerini tüketmişlerdir. İki haftalık müdahale sonrası tükürük analizleri ve yaşam kalitesi ölçekleri tekrarlanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; katılımcıların müdahale öncesi ortalama tükürük pH'sı 6.8±0.40 olup müdahale sonrasında grupların tükürük pH ortalamaları arasında istatistiksel açıdan önemli farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Böylece farklı fermente süt ürünleri tüketiminin tükürük pH değerinde önemli farklılığa neden olmadığı bulunmuştur. İki hafta boyunca kefir ve probiyotik yoğurt tüketen bireylerin ortalama tamponlama kapasitelerinin çalışma öncesine göre önemli şekilde artış gösterdiği, kontrol grubunda bulunan bireylerin ortalama tamponlama kapasitesinde ise önemli bir azalma olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Çalışmada; yalnızca kefir tüketimiyle OHIP-14 skorunda istatistiksel olarak önemli bir değişim gerçekleşmiş (p<0.05) ve yaşam kalitesinde artış olduğu saptanmıştır. Ulaşılan sonuçlar ışığında, tamponlama yeteneğinin geliştirilerek oral sağlığın desteklenmesi için kefir veya probiyotik yoğurt tüketimi önerilebilinir.

Ağız sağlığıBeslenmeFermentasyon+4
İrem Yılmaz
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında GLIM kriterleri, BİA ölçümleri, faz açısı, PNI–O, MNA ve NRS-2002 nütrisyonel tarama yöntemlerinin sarkopeni ile ilişkisi

Sarkopeni; kas kütlesi, dayanıklılığı ve gücünün kaybı olup hastaların yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Kronik böbrek yetmezliği, dünya genelinde özellikle geriatri popülasyonundaki hastaları etkilemektedir. Hastalar genellikle hemodiyaliz (HD) tedavisi almaktadır ve bu süreç oldukça yorucudur. Hastaların kaslarında meydana gelen güçsüzlük ve zayıflama sonucu sarkopeni gelişme riski artmaktadır. Klinikte azalmış kas kütlesinin en iyi nasıl ölçüleceği ve tanımlanacağına yönelik fikir birliği bulunmamaktadır. GLIM kriterleri, azalmış kas kütlesinin nasıl değerlendirileceğini ortaya koymak için bu başlığı da ele almıştır. Çalışmanın amacı, belirlenen tarama yöntemlerini kullanarak HD hastalarında malnütrisyon ve sarkopeni değerlendirmesi yapmak ve değerlendirme yöntemlerinin GLIM Kriterleri ile uyumlarını karşılaştırarak sarkopeninin tanımlanmasındaki etkinliğini ortaya koymaktır. Verilerin toplanmasında; Veri Toplama Formu, Beslenme Durumu ve Alışkanlıklarına Ait Bilgiler Formu, NRS-2002, MNA, GLIM Konsensüs Kriterleri, Antropometrik Ölçüm Formu, PNI–O, BİA, el dinamometresi, yürüme hızı testi, esnemeyen mezura, baskül, stadiometre ve kaliper kullanılmıştır. Çalışmaya 63 kadın, 52 erkek olmak üzere 115 kişi katılmıştır. Sarkopenisi olan ve olmayan kadın ve erkeklerde PNI-O değerlendirme başlığında önemli bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Kadınlarda sarkopenisi olan ve olmayan bireylerde NRS-2002, MNA tarama, MNA genel toplam, GLIM sonuç ve GLIM değerlendirme başlıklarında istatistiksel olarak önemli fark görülmüştür (p<0,05). Tarama yöntemlerinin sarkopeniyi belirleme oranlarına bakıldığında, GLIM'e göre daha fazla birey sarkopenik olarak saptanmıştır. Bu sonuç, GLIM'in sarkopeni ile örtüşme sağlayabilecek bir yöntem olabileceğini düşündürmektedir.

BeslenmeBeslenme durumuBöbrek hastalıkları+4
Sinem Tekir
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında GLIM kriterleri, faz açısı, malnütrisyon-inflamasyon skoru ve diğer tarama araçlarının değerlendirilmesi

Hemodiyaliz hastalarında malnütrisyon, hastalığın morbidite ve mortalitesini yüksek oranda etkileyen bir faktör olduğundan, değerlendirme yöntemleriyle tanımlanması gerekmektedir. Malnütrisyonun teşhisi için yeni bir konsensüs raporu ile ortaya konan Malnütrisyon Üzerine Küresel Liderlik Girişimi (GLIM) kriterlerinin, klinikte yetişkinler için malnütrisyonun saptanmasında kullanımı önerilmektedir. Hemodiyaliz hastalarında beslenme durumunun değerlendirilmesinde kullanımının uygun olduğu düşünülen faz açısı değeri ve Malnütrisyon-İnflamasyon Skoru (MİS) umut verici yöntemler arasındadır. Bu çalışmanın amacı, belirlenen tarama yöntemlerini kullanarak hastaların beslenme durumunu değerlendirmek ve bu yöntemler arasındaki ilişkiyi araştırmaktır. Genel bilgiler, beslenme durumu, biyokimyasal bulgular, GLIM Kriterleri, MİS, Nütrisyonel Risk Taraması-2002, Mini Nütrisyonel Değerlendirme ve Onodera Prognostik Nütrisyonel İndeksi (PNI-O) içeren veri toplama formu ile hasta verileri derlenmiştir. Hastaların antropometrik ölçümleri yapılmış ve Biyoelektrik İmpedans Analizi (BİA) yöntemi ile faz açısı değeri elde edilmiştir. Çalışma, 64 kadın ve 51 erkek olmak üzere toplam 115 hasta üzerinde yapılmıştır. GLIM kriterlerine göre kadınların %48'inde, erkeklerin %52'sinde malnütrisyon saptanmıştır. Bireylerin faz açısı değeri ile PNI-O (r=0.433, p<0.05), baldır çevresi (r=0.199, p<0.05), üst orta kol çevresi (ÜOKÇ) (r=0.236, p<0.05) ve yağsız vücut kütlesi (r=0.429, p<0.05) arasında pozitif bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin MİS puanı ile vücut ağırlığı (r=-0.324, p<0.05), beden kütle indeksi (r=-0.202, p<0.05), serum albümin (r=-0.410, p<0.05), baldır çevresi (r=-0.275, p<0.05), ÜOKÇ (r=-0.273, p<0.05), yağsız vücut kütlesi (r=-0.444, p<0.05), faz açısı (r=-0.439, p<0.05) ve PNI-O (r=-0.432, p<0.05) değerleri arasında negatif bir ilişki bulunmuştur. GLIM kriterlerine göre daha fazla birey malnütrisyonlu olarak saptandığından, bu kriterlerin malnütrisyonu saptamada diğer yöntemlerden daha başarılı olabileceği düşünülmektedir.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme durumu+4
Büşra Özçelikçi
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz hastalarında diyet kalitesi ile bazı biyokimyasal bulguların yaşam kalitesi üzerine etkisi

Dünya çapında renal replasman tedavi yöntemlerinden hemodiyaliz tedavisi en sık tercih edilen yöntemdir. Hemodiyaliz hastaları genellikle kısıtlı diyet uygulamaları sonucu, yetersiz beslenme ile karşı karşıya kalabilmektedirler. Dolayısıyla hastaların yaşam kalite düzeylerinde düşüş gözlemlenebilmektedir. Bu çalışma, hemodiyaliz tedavisi olan hastaların diyet kalitesi ile bazı biyokimyasal bulguların yaşam kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. İstanbul'da bulunan Özel Rentek Diyaliz Merkezi'nde tedavi olan 65 hemodiyaliz hastasının dahil edildiği bu çalışmada; hastaların demografik özellikleri, hastalığa ilişkin bilgileri, biyokimyasal bulguları, yaşam kaliteleri, nütrisyonel durumları, antropometrik ölçümleri ve besin tüketim sıklığı kayıtları alınmış ve diyet kalitesi ile bazı biyokimyasal bulguların yaşam kalitesi üzerine etkisi sorgulanmıştır. Tüm istatistiksel analizler R yazılımı/programlama (sürüm 3.6.2 (2019-12-12) - CRAN) kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışma verilerine göre hastaların %80,0'ninde yetersiz beslenme saptanmıştır (enerji <35 kkal/kg/g, protein <1 g/kg/g). Hastaların cinsiyete göre SDBY diyeti uygulama durumu ile yaşam kalitesi skalaları arasında istatistiksel açıdan farklı (önemli/ önemsiz) sonuçlar saptanmıştır. Bununla birlikte yaşam kalitesinin toplam özet skorları ile yeterli/ yetersiz beslenme durumları arasında istatistiksel açıdan önemli farklılık saptanmamıştır (p>0,05). SDBY diyeti uygulayan/ uygulamayan hastaların bazı biyokimyasal bulguları ile yaşam kaliteleri arasında da istatistiksel açıdan farklı (önemli/ önemsiz) sonuçlara rastlanmıştır. Çalışma sonucunda değişkenler arasındaki ilişkiler güçlü bulunamamıştır. Bunun temel sebebi diyet ve yaşam kalitesini etkileyen birçok unsurun olması düşünülebilir.

Beslenme durumuBöbrek yetmezliği-kronikDiyaliz+4
Adile İrem İpek
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Yoğun bakım ünitesinde yatan yetişkin hastalarda beslenme desteğinin tedavi sürecine etkisi

Yoğun bakım temel prensiplerinde, nütrisyon desteği kritik bakımın önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Yapılan bu araştırmada, farklı nedenler ile yoğun bakımda tedavi gören ve kronik hastalıkları bulunan hastalara uygulanan nütrisyon desteğinin, yoğun bakımdaki tedavi etkinliğini incelemek amaçlanmıştır. Bir vakıf üniversitesi hastanesinin YBÜ'nde yatan yetişkin COVID-19 haricindeki 155 hastaya ait verilerle retrospektif olarak gerçekleştirilen bu çalışmada; hasta dosyalarından anamnez, biyokimyasal parametreler ve nütrisyon desteklerine ilişkin verilerden yola çıkılarak tedavi süreçlerine etkileri sorgulanmıştır. YBÜ'deki hastalar, nütrisyon tedavisi uygulanma durumuna göre iki gruba ayrılmıştır. Nütrisyon tedavisi uygulanan hastalarda tedavinin başlangıç günü ile yoğun bakımdan çıktıkları gün arasında; uygulanmayan hastalarda ise YBÜ'de kalış süreleri içinde biyokimyasal parametreleri kaydedilmiştir. Yaş ortancası 75 yıl (40-99 yıl) ve hastane yatış süresi ortancası 8 gün (3–30 gün) olan hastaların %49,7'si kadın, %50,3'ü erkektir. Hastaların %29,7'sinde en az üç komorbiditenin olduğu belirlenmiştir. Hastaların %83,2'sine nütrisyon tedavisi uygulandığı ve %38,8'inde nütrisyona birinci gün başlandığı görülmüştür. Elde edilen verilerin istatiksel analizleri sonucunda; YBÜ'ne yatış itibarıyla GKS skorları ve e-GFR seviyelerinin sağ kalım üzerinde önemli bir farklılık oluşturduğu belirlenmiştir (sırasıyla p=0,044; p=0,036). Ayrıca, hastaların GKS skorlarının ve nütrisyon tedavisine başlangıç zamanının yatış süresi üzerinde önemli bir farklılık oluşturduğu tespit edilmiştir (p<0,001). Benzer şekilde, komorbidite sayısının nütrisyon tedavisine başlama zamanı üzerinde (p=0,003), nütrisyon tedavisine başlangıç zamanının ise hastane yatış süresi üzerinde önemli bir farklılık oluşturduğu belirlenmiştir (p<0,001). Nütrisyon tedavisi uygulanan hastaların serum biyokimyasal bulgularının da sağ kalım durumuna göre önemli olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, zamanında ve yeterli nütrisyon tedavisi uygulanmasının sağ kalımı desteklediği, hastanede yatış süresini kısalttığı ve hastalık prognozunu olumlu yönde etkilediği ortaya konulmuştur.

Besin destekleriBeslenmeBeslenme incelemeleri+6
Burcu Yürük
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

COVID-19'a bağlı yaşanan korkunun kadınlardaki duygusal iştah ve yeme davranışlarına etkisinin değerlendirilmesi

Duygusal yeme, açlık hissi olmadan veya öğün zamanı gelmeden yalnızca duygu durumuna cevap olarak ortaya çıkan bir davranıştır. COVID-19 sürecinde sürekli duyulan ve izlenen haberler, salgına yakalanma endişesi ve sosyal izolasyon gibi birçok faktör bireylerin psikolojik olarak etkilenerek stres düzeylerinin artmasına neden olmaktadır. Buna bağlı olarak korku ve endişe gibi duygu durumlarını ortaya çıkararak duygusal yeme davranışlarının oluşumuna zemin hazırlamaktadır. Çalışmaya özel bir güzellik merkezinde hizmet almakta olan, gönüllülükleri esas alınan 18-65 yaş arasındaki 140 kadın birey dahil edilmiştir. Veri toplama araçları olarak; Kişisel Bilgiler Formu, COVID-19 Korkusu Ölçeği, Duygusal İştah Anketi (DİA), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ), Besin Tüketim Sıklığı Formu ve 24 Saatlik Besin Tüketim Kaydı kullanılmıştır. Katılımcılar Beden Kütle İndekslerine (BKİ) göre %4,3 oranında zayıf, %72,2 oranında normal, %23,5 oranında şişman bireylerden oluşmaktadır. COVID-19 Korkusu Ölçeği'ne göre ortalama düzeyde bir korkuya sahip oldukları (16,6) görülmüştür. Bireylerde %63 oranında iştah artışı, %45 oranında kilo artışı gözlenmiştir. Katılımcılar arasında 36-45 yaş aralığındaki bireylerin kısıtlayıcı yeme düzeyleri 18-25 yaş arasındaki kadınlardan, evli olanların kısıtlayıcı yeme düzeyleri de bekâr olanlardan önemli derecede yüksektir (p<0,05). Düzenli egzersiz yapmayan bireylerin duygusal iştah ve yeme davranışlarında önemli düzeyde bir artış olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Katılımcılar arasında besin takviyesi kullananların oranı %55,7 iken en çok tercih edilen takviyelerin ise C, D vitamini ve multivitamin olduğu görülmüştür. Ancak katılımcıların COVID-19 korku düzeyleri ile duygusal iştah ve yeme davranışları arasında önemli düzeyde bir ilişkinin olmadığı sonucuna varılmıştır.

Beslenme davranışıCOVID 19Duygusal yeme+5
Sevdenur Yetkin
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Obez ve kilolu bireylerde öğün sıklığının zayıflama, vücut kompozisyonu ve bazı biyokimyasal parametreler üzerine etkisi

Obezite tedavisinde öğün sayısı ve sıklığı hala tartışılan konulardandır. Bu çalışma, obez ve fazla kilolu bireylerde öğün sıklığı ile zayıflama, vücut kompozisyonu ve biyokimyasal parametreler arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Çankırı ilinde yürütülmüş olup 87 fazla kilolu ve obez birey katılmıştır. Katılımcılar 3, 4 ve 6 öğün olmak üzere üç gruba ayrılmıştır. Katılımcılara üç ay boyunca ağırlık kontrolüne yönelik tıbbi beslenme tedavisi uygulanmış ve önerilen enerji ve besin öğelerinin farklı öğün sayılarında tüketilmesi sağlanarak vücut komposizyonu ve biyokimyasal parametreleri karşılaştırılmıştır. Üç ayın sonunda tüm katılımcıların antropometrik ölçümlerinde azalma izlenirken, sadece 3 ve 6 öğün beslenenlerin ortalama boyun çevresindeki azalma önemli bulunmuştur (sırası ile 32.6±2.55cm ve 33.1±2.57cm)(p<0.05). Katılımcılar arasında BKİ değişimi en fazla 4 öğün grubunda (35±6.18 kg/m2'den 30.3±5.64' kg/m2) olurken, en fazla ağırlık kaybı %14.6±3.96 ile günde 6 öğün beslenenlerde görülmüştür (p>0.05). Katılımcılar arasında diyet süresince vücut bileşimlerinde azalma ve vücut sıvı oranda zamanla artış saptanmıştır. 6 öğün beslenen grupların HDL kolesterol değerlerindeki artış dikkat çekici bulunmuştur (50.7±11.91mg/dL'den 56.1±20.48mg/dL) (p<0.05). Tüm gruplarda, HOMA-IR değerlerinde azalma görülmekle birlikte, 6 öğün beslenenlerin HOMA-IR değerlerindeki azalma, diğer gruplara göre daha fazladır (3.0±5.85'den 2.1±4.39) (p<0.05). Tüm katılımcıların günlük enerji alımı, karbonhidrat, hayvansal kaynaklı protein, yağ ve kolesterol tüketimlerinde azalma; günlük lif, K vitamini, C vitamini, folik asit, B1 vitamini, B6 vitamini, demir, çinko ve kalsiyum tüketimlerinde artış görülmüştür. Obez bireylere uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin tüm gruplarda ağırlık kaybı, vücut bileşimi ve biyokimyasal parametreler üzerinde olumlu değişiklikler oluşturduğu, 6 öğün beslenmenin HOMA-IR ve HDL kolesterol düzeyleri üzerinde daha olumlu etki gösterdiği saptanmıştır. Bu konuda farklı örneklem gruplarında daha fazla klinik çalışma yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: obezite, ağırlık kontrolü, diyet, biyokimyasal parametreler, öğün sıklığı.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBiyokimyasal özellikler+6
Reyhan Erişen
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Elit genç atletlerin beslenme durumu, vücut bileşimi ve kuvvet ölçümleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Bu araştırma olimpik kamp sürecinde 15-22 yaş aralığında olan 24 (n=24) genç elit atletin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Elit atletlerin beslenme alışkanlıkları, vücut bileşenleri ve kuvvet parametreleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Elit genç sporculara beslenme alışkanlıkları ile ilgili formlar uygulanmış, kuvvet ve vücut kompozisyonu parametreleri ölçülerek kayda alınmıştır. Genel olarak sporcuların sadece % 25' inin 3 ana öğün tükettiği, % 25'nin 2 ana öğün ve % 50'sinin de bir ana öğün tükettiği belirlenmiştir. Çalışmamızda genç atletlerin toplam SBİTÖ ve alt boyutlarının puan ortalamaları incelendiğinde; toplam SBİTÖ puanı 70,75 olup yüksek bulunmuştur. Bu oran erkeklerde 77,55 (p=0,032) olup kadınların oranından daha yüksektir ve istatistiksel olarak da önemlidir. Yine erkeklerde olumlu beslenme alt boyut oranı (20.09) kadınların oranından daha yüksek olup önemlidir (p=0,005). Bu çalışmada, diğer çalışmalara benzer olarak en fazla tüketilen besinler peynir, yumurta, sebze-meyve, et-yumurta-kurubaklagiller, beyaz ekmek, içecek, çay şeklindedir. Kadınlar ile erkekler arasında, sağ-sol el kavrama ve bacak kuvvet dinamometrik ölçümleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak önemli fark bulunmuştur. (p<0,05). Erkeklerde sağ el kavrama (39,73±5,78 kg)- sol el kavrama (39,36±7,12 kg), bacak kuvvet (101,18±39,1 kg) ölçümleri daha yüksektir. Elit atletlere ait ortalama kuvvet ile vücut ölçümlerinin ilişkisi incelenmiş; sağ - sol el kavrama, bacak kuvvet ölçümleri ile kas (kg), yağsız oran (%), aktivite, boy (m), ağırlık (kg), BMI(kg/m2), sıvı (kg), protein (kg), mineral (kg) gibi ölçümlerle önemli pozitif ilişki, yağ ölçümlerinin birçoğu ile önemli negatif ilişki bulunmuştur. Araştırmanın evrenini daha geniş tutarak ve daha fazla bireye ulaşarak yararlı sonuçlar elde edilebileceği değerlendirilmekte ve bu çalışmanın yapılacak çalışmalara kaynak olacağı öngörülmektedir.

AtletlerAğırlık ve ölçülerBeslenme durumu+6
İrem Akpolat
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sistemik lupus eritematozus hastalarında diyet inflamatuar ve SLEDAI hastalık aktivite indeksi ile beslenme durumu ilişkili sağlık parametrelerinin değerlendirilmesi

Sistemik Lupus Eritematozus (SLE), otoimmün karakterli bir bağ dokusu hastalığı olup tedavisindeki amaç hastalık aktivitesinin baskılanarak, hasarın ortaya çıkışını engellemektir. Son zamanlarda, beslenme müdahalesinin, hastalığın inflamatuar bulgularının ve tedaviden kaynaklanan komplikasyonlarının kontrol edilmesine yardımcı olacağı yönünde çalışmalar dikkat çekmektedir. Bu çalışmanın amacı, SLE tanısı almış 18-65 yaş aralığında antiinflamatuar beslenme önerileri yapılan bireylerde sağlık parametreleri; hastalık aktivite (SLEDAI) ve diyet inflamatuar indeksindeki (Dİİ) değişimin ortaya konmasıdır. Çalışma 12 hafta boyunca iki ayrı grup üzerinde yürütülmüş olup, 1. Grupta yer alan 28 SLE'li bireye antiinflamatuar beslenme önerilerinde bulunulmuş, 2. Grupta yer alan 23 SLE'li birey ise normal beslenme düzenlerine devam etmiştir. Çalışmanın başlangıcında ve sonunda tüm bireylerin besin tüketim kayıtları alınarak Dİİ hesaplanmış, antropometrik ölçümleri yapılmış, SLEDAI puanları hesaplanarak, biyokimyasal bulguları karşılaştırılmıştır. 12 hafta sonunda 1. Grupta yer alan bireylerin bel çevresinde ortalama 3.96±4.63 cm, 2. Grupta yer alan bireylerde ise 0.17±4.60 cm azalma saptanmıştır (p≤0.05). 1. Gruptaki katılımcıların ortalama HDL düzeyi artarken (48.04±13.07 mg/dL'den 54.68±12.84 mg/dL'ye), 2. Grupta azalma görülmüştür (60.17±13.41 mg/dL'den 55.77±12.75 mg/dL'ye) (p≤0.05). Beslenme önerileri yapılan 1. Grupta ortalama Dİİ puanı, -0.72±4.40'den -4.53±4.31'e yükselerek antiinflamatuar bir eğilim gösterirken; 2. Grupta -0.19±4.62'den 0.41±5.79'a doğru proinflamatuar yönde bir eğilim izlenmiştir (p≤0.05). Ortalama SLEDAI puanı 1. Grupta 3.79±3.29'dan 2.93±3.25'e; 2. Grupta ise 4.39±6.30'dan 4.04±4.76'ya düşmüştür (p≥0.05). Bu çalışmada, antiinflamatuar beslenme önerilerinin SLE hastalığının prognozu üzerindeki olumlu etkileri gözlenmekle beraber daha geniş örneklemli ve uzun süreli randomize kontrollü çalışmaların yapılması yararlı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Antiinflamatuar Beslenme, Diyet İnflamatuar İndeksi, Sistemik Lupus Eritematozus

Antiinflamatuar ajanlarBesinlerBeslenme+2
Leyla Karakaş
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinde probiyotik besin tüketiminin sınav kaygısı üzerine etkisi

Beslenme, ilaç kullanımı, yaşam tarzı, enfeksiyonlar gibi nedenlerle bireylerin bağırsak mikrobiyotasının dengesi bozulabilmektedir. Mikrobiyotanın dengesinin bozulduğu bu durumda; inflamatuvar sistemden immün sistemin çalışmasına ve davranış değişikliklerine kadar farklı etkiler görülebilmektedir. Bu amaçla çalışma, İstanbul ilindeki Biruni Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan 240 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgulara göre; çalışmaya katılan üniversite öğrencilerinin %88,3'ü probiyotikler hakkında bilgiye sahip oldukları gibi katılan genç erkekler ve genç kadınlar arasında probiyotiklerle ilgili bilgi düzeyi arasında ise önemli bir farklılık bulunmamıştır (p= 0,283). Aynı zamanda bu kadın ve erkekler arasında probiyotik tüketimiyle ilişkili önemli bir fark belirlenmemiştir (p=0,75). Bulguların tümü değerlendirildiğinde ise bu popülasyonda probiyotik bakterilere ilişkin bilgi durumu ve farkındalığının oldukça yüksek olduğu tespit edilmiştir. Buna paralel olarak tüketim alışkanlığının da yüksek olduğu saptanmıştır. Probiyotik gıda tüketenler ve tüketmeyen bireyler arasında sınav kaygısı düzeyleri de karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak da önemli bir fark olduğu saptanmıştır (p= 0,002). Benzer popülasyonlarda probiyotik gıdalar ve probiyotik katkılı ürünlerle ilgili bilgi düzeyinin artmasının tüketimi de arttırabildiğinin görüldüğü bu çalışma bu konuda verilecek olan eğitimlerin kişilerin mikrobiyotaları üzerinde olumlu değişikliğe neden olabileceği düşünülmektedir. Sınav kaygısı, stres ve depresyon gibi sağlık sorunlarında probiyotik gıdalar ve probiyotik katkılı ürünlerin destekleyici tedavide kullanılabileceği ön görülmektedir. Psikolojik duruma fayda sağlayan probiyotik bakterilerin sınav kaygısına olan etkisi konusunda daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.

BeslenmeBeslenme bilgisiProbiyotik bakteriler+3
Neslihan Kes
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde tip 2 diyabet hastalarına uygulanan tedavinin uyku kalitesi, beslenme alışkanlıkları ve biyokimyasal parametreler üzerine etkisinin incelenmesi

COVID-19 pandemi sürecinde yapılan kısıtlamalar bireylerin beslenme alışkanlıkları ve uyku kalitelerini etkilemiştir. Bu araştırma, COVID-19 pandemi sürecinde tip 2 diyabet tanısı almış bireylerin uyku kaliteleri ve beslenme alışkanlıklarını değerlendirmek, uyku kalitelerinin ve beslenme alışkanlıklarının biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Aralık 2020-Şubat 2021 tarihleri arasında İstanbul'da bulunan Biruni Üniversite Hastanesi'nin Endokrinoloji ve Metabolizma ve İç Hastalıkları polikliniğine başvuran, 35-75 yaş arasındaki 94 gönüllü tip 2 diyabet tanısı almış birey ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmada; bireylere, bireylerin sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, pandemi süreci ile ilgili bilgilerini içeren anket formu, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), besin tüketim sıklığı formu uygulanmıştır. Bireylerin, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal bulguları da alınmıştır. COVID-19 tedbirleri gereği bireylerin onamı doğrultusunda anketler telefonla görüşerek veya online google anket formu şeklinde uygulanmıştır. Elde edilen tüm bilgilerin bir arada değerlendirilmesinde, Windows ortamında SPSS 15.0 istatistiksel paket programı kullanılmıştır. COVID-19 pandemi sürecinde genel yaş ortalaması 55,7±10,52 olan bireylerin verileri değerlendirildiğinde; %24,4'ü iyi uyku kalitesine, %75,5'i ise kötü uyku kalitesine sahiptir. Bireylerin "Süt-Yoğurt", "Sucuk-Sosis vb.", "Balık" ve "Baharatlar"ı tüketim sıklıklarının, uyku kalitesi üzerinde istatistiksel olarak önemli düzeyde farklılık oluşturduğu belirlenmiştir (p<0,005). Uyku kalitesi değerlendirme sonuçlarına göre, D vitamini ve magnezyum biyokimyasal parametrelerinin kötü uyku kalitesine sahip bireylerde daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır (p<0,005). Sonuç olarak; diyabet tanısı almış bireylerde, uyku kalitesi ve beslenme alışkanlıkları ilişkisine dair daha büyük örneklem üzerinde çalışma yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: COVID-19, tip 2 diyabet, beslenme, uyku kalitesi.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme incelemeleri+6
Tuğçe Kalafat
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde toplu beslenme yapılan kurumlarda gerçekleştirilen farklı beslenme uygulamalarının çalışanların yaşam kalitesine etkisi

Tüm dünyayı etkileyen COVID-19 pandemisinin ilan edilmesi ile birlikte, ülkemizde toplumsal kurumların işleyişinde bazı değişikliklere gidilmiştir, sosyal izolasyon gereği alınan tedbirler ile her kurumda farklı şekillerde uygulanmıştır. Bu araştırma, COVID-19 pandemi döneminde farklı nitelikte iş yapılan (memur, işçi) kamu kurumlarında görev yapan 200 çalışan üzerinde yapılan kesitsel ve tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Kurumlarda pandemi sebebiyle farklılaşan toplu beslenme uygulamalarının çalışanların yaşam kalitesine etkilerini belirlemek amaçlanmaktadır. Yaş ortancası 38 yıl (18-58 yıl) olan çalışanların %57'si erkek, %43'ü ise kadındır. Çalışanların %45,5'i COVID-19 enfeksiyonu yaşadığı belirlenmiştir. Tüm bireylerin %48'inde anksiyete görüldüğü, özellikle iş yoğunluğunun yüksek olduğu vergi dairesindeki kadın memur çalışanlarında bu oranın %64,4'e yükseldiği saptanmıştır (p<0,014). COVID-19 anksiyete ölçeği ile çalışanların beslenme alışkanlıkları karşılaştırıldığında ikindi öğününü atlamış olmanın ölçek sonuçlarını olumsuz etkilediği; kurum yemekhanesinde yemek yeme sıklığının her gün arttırılmasının ise olumlu etkilediği saptanmıştır (p<0,030; p<0,021). "Çalışanların Yaşam Kalitesi" isimli ölçeğin alt boyutu olan meslek tatmininden aldıkları puanların kurumlar arasında farklılaştığı ve bu farklılığın istatistiksel olarak önemli olduğu tespit edilmiştir (p=0,019). Araştırma sonuçlarında çalışanlarda ortaya çıkan tükenmişlik ve eş duyum yorgunluğu nedenlerine yönelik iyileştirilme çalışmaları yapılması, psikolojik destek verilmesi önerilmektedir. Kişilerin beslenme alışkanlıkları, yemekhanede veya dışarıda yemek yeme, ana öğün/ara öğün tüketme durumları vs. göz önünde bulundurularak sağlıklı beslenme konusunda diyetisyenler tarafından bilgilendirilmelidir. COVID-19 pandemi sürecinde çalışanların psikolojik durumları, yaşam kalitesi ve beslenme alışkanlıklarıyla ilgili daha fazla çalışmaya ihtiyaç vardır.

AnksiyeteBeslenmeCOVID 19+4
Aybüke Bayrak
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Televizyon, tablet ve telefon kullanımına bağlı maruz kalınan mavi ışığın 3-6 yaş arası çocuklarda beslenme, büyüme gelişme ve uyku kalitesine etkisi

Son dönemlerde farklılaşan yaşam tarzı, gelişen teknoloji ve geçirdiğimiz COVID-19 pandemi sürecine bağlı olarak çocuklarda televizyon, tablet ve telefon kullanımının artış gösterdiği düşünülmektedir. Teknolojik aletlerin kullanımındaki bu artış çocukların maruz kaldıkları mavi ışık seviyesinin de artışına neden olur. Bu çalışma çocukların teknolojik aletleri kullanırken maruz kaldıkları mavi ışığın beslenme alışkanlıklarına, büyümeye ve uyku kalitesine etkilerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Ocak 2021-Mart 2021 tarihleri arasında, gönüllülük esasına dayanarak 3-6 yaş aralığındaki 87 çocuğun annelerine online anket yöntemiyle ulaştırılan veri toplama formu ve ölçekler ile uygulanmıştır. Uygulanan veri toplama formunda ebeveyne ve çocuğa ait demografik özellikler, antropometrik ölçümler ve çocuğun elektronik cihaz kullanım sıklığı sorgulanırken "Besin Tüketim Sıklığı Formu" ile altı besin grubu ve toplam 39 besin incelenmiş, "Çocuk Yeme Davranışı Anketi" (ÇYDA) ve "Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi" (ÇUAA) ölçeklerinden ayrıca yararlanılmıştır. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri sonucunda; çocukların hava karardıktan sonra elektronik cihaz kullanma sürelerinin Z skor değerlerine etkisi incelendiğinde, yaşa göre BKİ Z skor değerinde önemli farklılık saptanmıştır (p=0,006). ÇUAA ölçeğine göre çocukların düşük uyku kalitesine sahip oldukları belirlenmiştir. ÇYDA ölçeği alt boyutları ile hava karardıktan sonra elektronik cihaz kullanma süreleri karşılaştırıldığında, "Duygusal Az Yeme" alt boyutu arasında önemli farklılıklar bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak incelenen grupta maruz kalınan mavi ışığın büyüme ve beslenme ile alakalı bazı olumsuzluklara neden olduğu görülmüştür. Çocukların kötü uyku kalitesine sahip oldukları saptanmıştır. Yanlış beslenme alışkanlıkları ve uyku kalitesinin düşmesi ile araştırma yapılan 3-6 yaş arasındaki çocuklarda obezite görülme riski artmaktadır.

BeslenmeMavi ışıkTabletler+5
Gamze Uludağ
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde evde bakım/tedavi gören 65 yaş üstü bireylerin beslenme ve sarkopeni durumlarının değerlendirilmesi

COVID-19 pandemi ilan edildiğinden bu yana etken olan virüsün pek çok varyantı tespit edilmiştir. Yeni varyantların hızlı yayılım göstermesi, özellikle bakıma muhtaç yaşlılar gibi savunmasız popülasyonları etkilemiştir. Süreç yönetiminde bulaş riskini önlemek adına pek çok strateji geliştirilmiş ancak alınan önlemler, uzun vadede bir takım olumsuzluklar ile de karşılaşılabileceğini gözler önüne sermiştir. Yapılan bu araştırmada, pandemi sürecinde evde bakım/tedavi gören 65 yaş ve üstü bireylerin beslenme ve sarkopeni durumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Beyoğlu ilçesinde ikamet eden gönüllü 62 yaşlı bireye (30 kadın, 32 erkek) ait verilerle gerçekleştirilen bu araştırmada; bazı demografik özellikler, sağlık ve beslenme bilgileri sorgulanmış, antropometrik ölçümler alınmış ve güncel GLIM kriterleri ile malnütrisyon, EWGSOP2 algoritması ile de sarkopeni durumu değerlendirilmiştir. Yaş ortancası 72 yıl (65-95 yıl) olan katılımcıların; %48,4'ü (n=30) kadın, %51,6'sı (n=32) ise erkektir. Katılımcıların %12,9'unun (n=8) malnütrisyonlu; %29'unun (n=18) olası sarkopeni ve %3,2'sinin (n=2) şiddetli sarkopenisi olduğu saptanmış ve cinsiyete göre ölçek sonuçları arasında önemli bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir (p>0,05). Pandemi etkisiyle vücut ağırlığındaki azalmanın malnütrisyon ve sarkopeni görülmesi üzerinde önemli etki oluşturduğu bulunmuştur (p<0,05). Bu süreç içerisinde, kurubaklagil ve sarı sebze tüketiminin malnütrisyon üzerinde etkili olduğu belirlenmiş; işlenmiş et tüketimi ile sarkopeni arasında negatif yönlü önemli bir ilişki tespit edilmiştir (p<0,05). Sarkopenik bireylerin 30 s otur kalk testinde daha az performans sergiledikleri ve 4 m yürüme testini daha uzun sürede tamamladıkları belirlenmiştir (p<0,05). Ayrıca; gelir düzeyi ile malnütrisyon arasında önemli etki belirlenmiş, malnütrisyon tespit edilen 8 kişinin tümünün gelir düzeyinin asgari ücretin altında olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Erken dönemde malnütrisyon ve sarkopeninin önlenmesi için politikalar oluşturulmalı, yürütülmeli ve izlenmelidir. Böylelikle yaşlı bireyin hem kendine hem de sağlık sistemine oluşturacağı maddi/manevi yük hafifleyecek ve yaşam kalitesi artacaktır.

BeslenmeCOVID 19Evde bakım hizmetleri+6
Ayşe Nur Sevencan
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin kadınlarda düşük glisemik indeks diyetinin menstrual ağrıya etkisi

Menstrual ağrı, düzenli adet döngüsü olan kadınlarda sıkça belirtilen, yaşam kalitesini olumsuz etkileyen önemli semptomlardan birisidir. Bu çalışma menstrual ağrısı olan kadınların besin tüketim sıklıklarından yola çıkarak düşük glisemik indeksli bir diyet uygulanmasını takiben ağrıdaki değişikliği gözlemlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışma Mart 2021-Mayıs 2021 tarihleri arasında birbirinden farklı üç beslenme ve diyet kliniğine başvuran, yaşları 19-52 yıl olan, herhangi bir kronik kadınlığı bulunmayan 34 kadın üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılan bireylere yüzyüze görüşme ile anket formu uygulanarak beslenme alışkanlıkları ve menstrual ağrı şiddetleri belirlenmiştir. Bununla birlikte bireylerin antropometrik ölçümleri yapılmıştır ve Visual Analog Skala (VAS) kullanılarak menstrual ağrı şiddetleri sayısal olarak belirlenmiştir. Besin tüketim sıklığı ve besin tüketim kaydı alınarak günlük enerji, makro ve mikro besin ögeleri değerleri ile diyetlerinin glisemik indeksi hesaplanmıştır. Vücut analizlerinin yapılması amacıyla Inbody 120 cihazı kullanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 30,6± 9,2 yıl, boy uzunluğu ortalaması 167,5±5,6 cm, vücut ağırlığı ortalaması 72,5±11,4 kg, beden kütle indeksleri 25,3±3,8 kg/m2 olarak bulunmuştur. Çalışmanın sonucunda glisemik indeks düzeyinin diyet müdahalesi öncesi ve sonrası ortalamaları bağımlı t testi ile incelenmiştir ve diyet müdahalesi sonrasında glisemik indeks puanının anlamlı düzeyde düştüğü gözlemlenmiştir (p<0,05). Kadınların diyet öncesi VAS skoru ortalaması 5,89, diyet sonrası VAS ortalaması 4,37 olup diyet öncesi ve diyet sonrası ortalamalar arasında anlamlı düzeyde azalmıştır. (p<0,05). Sonuç olarak; yüksek glisemik indeks içerikli bir diyet menstrual ağrının varlığı ve ağrı şiddetinin artması için bir risk faktörü olabilir. Düşük glisemik indeks içeren diyetler kadınlarda menstrual ağrının önlemesi ve tedavisinde etkili olabilir.

AğrıBeslenmeDiyet+4
Şeydanur Özpınar
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Genç yetişkinlerde probiyotik-psikobiyotik gıda tüketiminin vücut algısı ve benlik saygısı üzerine etkisi

Stres, yaşam tarzı, enfeksiyon hastalıkları, egzersiz ve beslenme alışkanlıkları bireylerin bağırsak mikrobiyotasının bozulmasına neden olabilmektedir. Mikrobiyotanın bozulması psikiyatrik bozuklukların oluşmasına zemin hazırlayabilmektedir. Bu değişim bireylerin beden algısı ve benlik saygısını olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Psikobiyotik kullanımının ise olumlu yönde etkileyebildiği bilinmektedir. Bu amaçla çalışma, İstanbul ilindeki Biruni Üniversitesi'nde öğrenim görmekte olan 229 öğrencinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Bulgulara göre; çalışmaya katılan üniversite öğrencilerinin %89,08'inin probiyotikler hakkında bilgi sahibi olduğu, %45,85'inin psikobiyotikler hakkında bilgi sahibi olduğu ve %68,12'sinin ise probiyotik gıdaları tükettiği saptanmıştır. Tüketim alışkanlıkları incelendiğinde bilgi ile orantılı olarak yükseldiği saptanmıştır. Buna karşın bilgi düzeyi açısından kadın ve erkek öğrenciler arasında önemli bir farklılık belirlenememiştir (p>0.05). Probiyotik gıda tüketiminin benlik saygısı ve vücut algısı üzerinde önemli bir farklılık oluşturmadığı saptanmıştır (p>0.05). Bunun nedeninin ise psikobiyotik kavramının görece yeni bir kavram olmasından ötürü olduğu düşünülmektedir. Çalışmada beden algısı düşük olan katılımcı bulunmamaktadır. Buna ek olarak benlik saygısı yüksek olan katılımcı da bulunmamaktadır. Çalışmanın Covid-19 pandemisi ve karantina süreçlerine denk gelmesi sebebiyle katılımcıların kendileriyle daha fazla vakit geçirmelerinden ötürü bedenlerine daha fazla önem göstermiş olma ihtimali bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: benlik saygısı, vücut algısı, probiyotik, psikobiyotik

Beden algısıBenlik saygısıGenç yetişkinler+4
Ceren Küçükvardar
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

COVID–19 pandemi sürecinde ev ortamında çalışmanın bireylerin yeme davranışları ve fiziksel aktivite düzeylerine etkisi

Bu araştırma, COVID-19 sürecinde ev ve iş yeri ortamında çalışan bireylerin, yeme davranışları ve fiziksel aktivite düzeylerini karşılaştırarak değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, masa başı işte çalışan 168 bireyde pandemi sürecinde ev ortamında çalışmaya başlayan grup (n = 84) ve her zamanki düzeninde iş yeri ortamında çalışan grup (n = 84) arasında karşılaştırmalı olarak yapılmıştır. Veriler, online anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin toplanmasında kullanılan anketin ilk bölümünde bireylerin sosyodemogrofik özellikleri, besin tüketim sıklığı ve pandemi dönemindeki yaşam tarzı alışkanlıklarına yönelik sorular bulunmaktadır. Katılımcıların yeme davranışı "Hollanda Yeme Davranışı Anketi (DEBQ)" ile fiziksel aktivite düzeyleri ise "Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi – Kısa Form (IPAQ)" ile belirlenmiştir. İki grup arasında besin tüketim sıklıkları ve yaşam değişimi durumları karşılaştırıldığında; et ve et ürünleri tüketimi iş yeri ortamında çalışanlarda artarken (p<0,05); ev ortamında çalışan bireylerde ise yumurta, hamur işi, paketli/hazır gıda, asitli içecek ve çay-kahve tüketimi, atıştırmalık miktarları, uyku süresi artışı istatistiksel açıdan önemli bulunmuştur (p<0,05; p<0,01, p<0,001). DEBQ puanları incelendiğinde; ev ortamında çalışan bireylerin dışsal, duygusal, kısıtlayıcı yeme ve DEBQ toplam puan ortalamaları (sırasıyla 26,63±7,43; 34,57±14,61; 32,23±8,62; 93,43±24,88), iş yeri ortamında çalışan bireylerden (sırasıyla 24,31±7,43; 32,28±14,79; 30,36±7,96; 87,05±23,08) daha yüksektir fakat iki grup arasında önemli bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Çalışmadaki grupların fiziksel aktivite düzeyleri arasında istatiksel açıdan önemli bir fark bulunmuştur (p<0,05). Minimal aktif birey oranı ev ortamında çalışanlarda daha fazla (p<0,01); çok aktif oranı ise iş yeri ortamında çalışanlarda daha fazla ve istatiksel açıdan önemlidir (p<0,05). Sonuç olarak incelenen grupta, ev ortamında çalışılmaya başlanması bireylerde fiziksel aktiviteyi, yeme alışkanlıklarını ve yeme davranışlarını etkileyebilir.

BeslenmeBeslenme davranışıCOVID 19+4
Esra Paslıkılıç
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Obez bireylerde bariatrik cerrahi öncesi ve sonrası beslenme ve davranış tutumu değışımının biyokimyasal parametreler üzerindeki etkisi

Bariatrik cerrahi ameliyatı geçiren hastalardaki ameliyat sonrası 1 ay boyunca meydana gelen beslenme ve davranış tutumlarının kısa vadede biyokimyasal parametrelere nasıl etki ettiğini gözlemlemek amacıyla yapılan bu çalışmada, bariatrik cerrahi ameliyatı geçiren 18- 64 yaş arası bireylere ameliyat öncesi ve ameliyattan 1 ay sonrası olacak şekilde "bariatrik cerrahi hastalarında beslenme ve davranış tutumu ölçeği" uygulanıp yine aynı şekilde ameliyat öncesi ve ameliyattan 1 ile 6 ay sonrası biyokimyasal parametreleri istenmiştir. Araştırma 16.02.2021 – 24.09.2021 tarihleri arasında Samsun Anadolu Hastanesi Genel Cerrahi kliniğine obezite cerrahisi olmak için başvuran 39 birey üzerinde prospektif çalışma olarak yürütülmüştür. Kan analizlerinde hastanenin rutin verilerinden yararlanılmıştır. İstatistiksel analizde Shapiro-Wilk, Kolmogorov-Smirnov ve Anderson-Darling testleri, Paired test, Wilcoxontest, Mcnamer test, McNemar-Bowker Test Friedman (Repeated Measures ANOVA (Non-parametric)) test ve Durbin-Conover test kullanılmış olup; analizlerde önemlilik düzeyi 0,05 (p-değeri) olarak dikkate alınmıştır. Hastaların açlık kan şekeri, ALT, AST, CRP, kreatinin, TSH, B12, kalsiyum ve demir düzeyleri değerlendirilmiştir. Obez bireylerin beslenme tutumlarında önemli bir farklılık olmamasına rağmen ameliyattan kaynaklı öğün sayısı, su tüketimi gibi değişimlerden dolayı glukoz (açlık), ALT, kreatinin, CRP ve TSH düzeylerinde olumlu yönde değişimler olduğu ama AST, vitamin B12, kalsiyum ve demir düzeylerinde önemli bir değişim olmadığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak literatürde uzun süreli (3,6,12 ay) takipte savunulduğu gibi ilk 1 ay içinde gözlenen beslenme ve davranış tutumu değişimleriyle de ilk 6 ayda biyokimyasal parametreler üzerindeki etkilerin olumlu olduğu saptanmıştır.

BeslenmeKan parametreleriObezite+1
Elanur Coşan
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
10
Master'sOpen AccessTR

Besinlerin mikrobiyolojik kalitesi: Tamamlayıcı beslenmede kullanılmakta olan bebek mama örnekleri

Bir besinin içindeki bakteri tipi ve sayısı o besinin mikrobiyolojik kalitesini belirler. Bebek mamalarının bakterilerle kontamine olması halinde ise bebekler için son derece tehlikeli ve potansiyel bir risk unsuru olabileceği de açıktır. Bu çalışmada, bebek beslenmesinde aileler tarafından sıklıkla tercih edilen ev yapımı mamalar ile fabrikalarda toplu olarak üretilerek satılan mamaların mikrobiyolojik kalitelerinin karşılaştırılması ve evde üretilen mamaların mikrobiyolojik kalitesi üzerinde hammaddelerin temin edildiği yerin etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Şubat 2019-Haziran 2021 tarihleri arasında yapılan bu araştırmada 18 ev yapımı ve 12 ticari mama örneği incelenmiştir. Ev yapımı mamalar; İstanbul ili Bayrampaşa ilçesindeki toptancı halinden, Başakşehir ilçesindeki semt pazarından ve Fatih ilçesindeki global marketten temin edilen hammaddeler ile üniversite laboratuvarında ev şartları simüle edilerek hazırlanmıştır. Ticari mamalar olarak ise Başakşehir ilçesindeki global marketten temin edilen kaşık ve kavanoz mama örnekleri incelenmiştir. Tüm bu örneklerde toplam mezofilik aerobik bakteri (TMAB), toplam psikrofilik aerobik bakteri (TPAB), maya-küf, Staphylococcus spp. ve Enterobacteriaceae sayımı yapılmış ve S. aureus, B. cereus, Salmonella spp., Shigella spp. varlığı klasik kültürel yöntemlerle incelenmiştir. Çalışmadan elde edilen izolatlara (n:161) Gram boyama ve biyokimyasal testler uygulanmıştır. Ev yapımı mamalarda TPAB ve Enterobacteriaceae sayısı 24. saatte, ticari mamalardan yüksek bulunmuştur (p<0,05). Bu durum, toptancı halinden ve semt pazarından malzemesi temin edilen ev yapımı mamalardan kaynaklanmıştır (p<0,05). Araştırma bulgularının genellenebilmesi ve bireylerde farkındalığın arttırılabilmesi için daha büyük örneklemlerle çalışılmalı ve desteklenmelidir.

BakterilerBebek beslenmesiBebek mamaları+4
Rabia Saraç
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Hipertansiyon hastalarının COVID-19'a yakalanma korkusunun uyku kalitesi ve beslenme alışkanlıkları üzerine etkisinin değerlendirilmesi

COVID-19 hastalığı, özellikle hipertansiyon gibi kronik hastalığı olan bireylerde korkuya, strese, anksiyeteye neden olabileceği, dolayısıyla bu psikolojik tepkilerin ise beslenme alışkanlıkları ve uyku kalitesi üzerinde olumsuz rol oynayabileceği düşünülmektedir. Hipertansif bireylerde yüksek COVID-19 korkusu, beklenen bir bulgudur çünkü COVID-19 pandemi süreci boyunca tüm resmi bilgi kaynakları, kronik sağlık sorunları olan kişilerin daha fazla etkilendiğini bildirmiştir ve bu durum yapılan çalışmalarla doğrulanmıştır. Bu araştırmada; hipertansiyon hastalarının COVID-19'a yakalanma korkusunun, uyku kalitesi ve beslenme alışkanlıkları ile ilişkisini değerlendirmek amaçlanmaktadır. Daha önce hekim tarafından hipertansiyon tanısı almış, halen İstanbul'un çeşitli semtlerinde yaşamakta olan, yaş ortalaması 54,2±11,2 yıl olan yetişkin 183 kadın, 67 erkek bireylerin verileri değerlendirilmiştir. Tümü hipertansif olan hastalarda, COVID-19 korkusu ölçeği, Beslenme Alışkanlıkları İndeksi, Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi (PUKİ) gibi çeşitli ölçekler kullanılarak veriler değerlendirilmiştir. Kadın hipertansif bireylerin pandemi döneminde vücut ağırlıklarının önemli derecede arttığı belirlenmiştir. Katılımcıların sigara içme, alkol kullanımı ve yemek yeme hızının ayrıca kadınlarda ana öğün ve ara öğün atlama durumlarının, Beslenme Alışkanlıkları İndeksi sonuçlarını önemli derecede olumsuz etkilediği tespit edilmiştir. PUKİ ölçeğinden alınan puanların cinsiyete göre farklılaştığı görülmektedir. Katılımcıların ana veya ara öğün atlama durumlarının PUKİ sonuçları üzerinde önemli derecede olumsuz etkili olduğu saptanmıştır. Yüksek korku duyduğu belirlenen kadın katılımcıların, aldıkları puanların PUKİ sonuçlarına göre farklılaşmakta olduğu, ayrıca kadınların yaşları arttıkça daha iyi uyku kalitesine sahip olduğu görülmüştür. COVID-19 pandemi dönemi özellikle yüksek risk grubundaki bireyleri fazlaca etkilemektedir. Pandeminin sebep olduğu korkunun ve etkilediği faktörlerin belirlenmesi için daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmaktadır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıCOVID 19+2
Zeynep Yoldaş Seçkin
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Meme kanserli ve kemoterapi tedavisi başlangıcındaki hastalarda beslenme durumunun değerlendirilmesi

Çalışma kemoterapi tedavisi alan meme kanserli hastalarda beslenme durumunun değerlendirilmesi amacı ile Uludağ Üniversitesi Araştırma Hastanesi Onkoloji Bölümü'ne başvuran, 18 yaş ve üzeri yeni meme kanseri tanısı almış 42 hasta (hasta grubu) ile aynı hastane iç hastalıkları bölümüne akut hastalık olarak başvuran ancak her hangi bir kronik hastalığı bulunmayan 42 gönüllü (kontrol grubu) üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamına alınan tüm bireylere konuya ilişkin geliştirilmiş bir veri toplama formu ve 'Erişkin Semi-Kantitatif Besin Tüketim Sıklığı Anketi' araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile uygulanmıştır. Çalışma gruplarına ait tüm bireylerin beslenme durumu değerlendirilmesi, antropometrik ölçümleri alınmış ve gerekli hesaplamalar bu veriler üzerinden yapılmıştır. Besin tüketim sıklığı, pişirme yöntemleri, kullandıkları yağ çeşitleri ve miktarları saptanmıştır. Hasta grubunda antropometrik ölçümlerden boy uzunluğu, bel çevresi, üst orta kol çevresi ve BKİ sonuçları kontrol ile karşılaştırıldığında önemli olarak daha yüksek oldugu bulunmustur (p<0.05). Hasta grubunda besin tüketimleri açısından beyaz ekmek, yağlı ekmek, ayran, meyveler, ceviz ve zeytinyağı tüketim sıklıgı kontrole göre önemli olarak daha yüksek belirlenmiştir (p< 0.05).Aksine tavuk eti, balık,makarna vb., kahve gibi besinler ise kontrol grubunda hasta grubuna göre önemli miktarda yüksek tüketildiği görülmüştür (p< 0.05). Çalışmada incelenen biyokimyasal parametreler açısından hasta grubundaki bireylerin hemoglobin ve d vitamin değeri kontrole göre önemli derecede düşük olduğu ve total kolesterol, LDL kolesterol, trigliserid, total kolestrol/HDL oranı, SGOT, SGPT, total protein, ferritin, folik asit, t3 değerlerinin önemli derecede yüksek olduğu görülmüştür (p<0.05).

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+5
Beyza Köse
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
10
Master'sOpen AccessTR

Tıbbi beslenme tedavisi alan yetişkin obez kadınların beslenme durumu, yaşam kalitesi ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi

Günümüzde hızla artan obezite prevalansı, bireylerin fiziksel sağlığı kadar yaşam kalitesi ve duygu durumunuda etkilemektedir. Bu çalışma, Haziran-Eylül 2019 tarihlerinde İstanbul'da Gaziosmanpaşa Sağlıklı Beslenme ve Hareketli Hayat Birimi'ne zayıflamak üzere başvuran ve tıbbi beslenme tedavisi verilen kadınların beslenme alışkanlıkları, yaşam kalitesi ve depresyon arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmaya yaşları 18-64 arasında değişen 123 gönüllü obez kadın dahil edilmiştir. Kadınlar diyetisyen tarafından verilen tıbbi beslenme tedavisi alarak üç ay boyunca izlenmişlerdir. Katılımcıların genel bilgileri, 24 saatlik besin tüketimleri, fiziksel aktivite durumları, antropometrik ölçümleri ve biyokimyasal bulguları incelenmiş, Beck depresyon envanteri (BDE), obezlere özgü yaşam kalitesi (OÖYK) ölçeği uygulanmış ve üç ay sonra tüm testler tekrarlanmıştır. İstatistiksel analizler SPSS 15.0 programı ile değerlendirilmiştir. Üç ay sonunda, katılımcıların antropometrik bulgularının tümünde önemli bir azalma saptanmıştır (p<0.05). Benzer şekilde BDE ile OÖYK olumlu yönde değişmiştir (p<0.05). Açlık kan şekeri düşerken, Ferritin, D vit ve PLT (nötrofil) değerlerinde önemli bir artış izlenmiştir (p<0.05). Besin öğelerinden lif ve C vitamini tüketimindeki artış önemli bulunmuştur (p<0.05). Antropometrik ölçümlerdeki azalma, depresyon ve yaşam kalitesi puanlarını olumlu yönde etkilemiştir (p<0.05). Beck depresyon puanı düştükçe OÖYK puanında düşüş izlenmiştir ancak besin öğeleri tüketiminin böyle bir etkisi gözlenmemiştir. Benzer şekilde yeme alışkanlıklarıyla BDE arasında herhangi bir ilişki bulunmazken; OÖYK puanı arasındaki ilişki önemlidir (p<0.05). Bu çalışmada, obez bireylere uygulanan tıbbi beslenme tedavisinin, depresyon puanını ve yaşam kalitesini olumlu yönde etkilediği görülmüştür. Bu nedenle obez bireylerin diyetisyen denetimde tıbbi beslenme tedavisi almaları, ağırlık kontrolünün sağlanması ve beslenme durumunun iyileştirilmesinin yanında, yaşam kalitesinin artırılması ve duygu durumu üzerindeki olumlu etkileri yönünden de önemlidir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, Obezite, Tıbbi Beslenme Tedavisi, Yaşam Kalitesi.

BeslenmeBeslenme durumuBeslenme tedavisi+5
Gülay Kurt
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
10
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde üniversite öğrencilerinin yeme davranışı ve ortoreksiya nervoza eğilimlerinin değerlendirilmesi

Koronavirüs (COVID-19) pandemisi, tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de her yaş grubundan bireylerin günlük hayatını ve beslenme alışkanlıklarını olumsuz etkileyen önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmektedir. Yapılan bu araştırmada, COVID-19 salgını süresince, İstanbul ilinde bulunan farklı üniversitelerde öğrenim gören öğrencilerin beslenme alışkanlıklarını incelemek ve ortoreksiya nervoza eğilimlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma, 18-24 yaş arası gönüllü 322 üniversite öğrencisine (281 vakıf, 41 devlet) ait verilerle gerçekleştirilmiş olup çevrimiçi veri toplama formu ile demografik özellikler, beslenme alışkanlıkları ve antropometrik ölçümler alınmış, ORTO-15 ve Yeme Tutum Testi (YTT) ölçekleri ile yeme davranışı bozukluğu durumları değerlendirilmiştir. Yaş ortancası 21 yıl (18-24 yıl) olan katılımcıların %84,5'i (n=272) kadın, %15,5'i (n=50) erkektir. Beden kütle indeksi sınıflandırmasına göre %67,4'ünün (n=217) normal aralıkta olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Öğrencilerin %77,6'sının (n=250) ortorektik, %5,6'sının (n=18) ise anoreksiya nervoza açısından yüksek riskli olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %62,1'inin (n=200) pandemi sürecinde beslenme alışkanlıklarının değiştiği ve %34,5'inin (n=111) ise vücut ağırlığının arttığı saptanmıştır (p>0,05). Besin tüketim kaydından elde edilen verilerle, ORTO-15 puanı ile posa, C vitamini ve potasyum alımı; YTT puanı ile enerji, karbonhidrat, B2 vitamini ve demir alımı arasında önemli ilişkiler olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Hibrit eğitim modeli uygulanmasının öğrencilerin ortorektik eğilimleri üzerinde; online eğitim modelinin ise YTT sonucu üzerinde önemli derecede etkili olduğu saptanmıştır (p<0,05). Bu sonuçlar ışığında, yeme davranış bozuklukları kaynaklı sekonder sağlık sorunları prevalansının azaltılması için, eğitim kurumlarına yönelik sağlık politikalarının günümüz şartlarına uygun olarak geliştirilmesi, diyetisyenlerin de yer aldığı multidisipliner sağlık ekiplerinin oluşturulması önerilmektedir.

BeslenmeBeslenme davranışıCOVID 19+5
Betül Topal
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Amiyotrofik lateral skleroz (ALS) hastalarının beslenme durumunun incelenmesi

ALS hastalığı genel popülasyon da 7/100.000 görülen önemli bir sosyal sağlık problemidir. Hastalığın tedavisi bulunmamaktadır. ALS'li hastalarda motor hücrelerin kaybı ile birlikte yutma güçlüğü ve yutma güçlüğüne bağlı beslenme bozukluğu gelişebilir. Beslenmenin yeterli düzeyde sağlanamaması ALS'li hastaların yaşam kalitesini etkileyen önemli bir problemdir. Bu araştırmanın amacı ALS hastalarında yetersiz beslenmeye bağlı olarak ortaya çıkan semptomların yan etkilerinden korunmaları için hastalık şiddeti ile beslenme durumu arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Çalışma 66 ALS hastasında, COVİD-19 pandemi döneminde online ve yüz yüze görüşmeler ile yapılmıştır. Araştırma sırasında antropometrik ölçümler, besin tüketim sıklığı formu, genel bilgileri içeren form, EAT-10 (Yutma tarama testi) ve ALSFRS (ALS hastalık şiddeti ölçeği) uygulanmıştır. Araştırmada, ALSFRSR sonucu ile EAT-10 sonucu arasında negatif yönde zayıf düzeyde, istatistiksel olarak önemli ilişkiler belirlenmiştir (p<0,05). ALS hastalarında hastalık şiddeti arttıkça, yutma fonksiyonlarının kötüleştiği tespit edilmiştir. ALSFRSR sonucu ile lif, D vitamini, orta zincirli yağ asitleri ve doymuş yağ asitleri alımları ile pozitif yönde istatistiksel olarak önemli ilişkiler tespit edilmiştir. Besinlerle alınan lif, D vitamini, orta zincirli yağ asitleri ve doymuş yağ asitleri alımının artması ile ALS hastalık şiddetinin azaldığı görülmektedir (p<0,05). ALSFRSR sonucu ile vücut ağırlığı arasında pozitif yönde çok zayıf düzeyde istatistiksel olarak önemli ilişkiler belirlenmiştir (p<0,05). Bu durumda vücut ağırlığı arttıkça hastalık şiddetinin azalabileceği görülmektedir. Ayrıca, ALSFRSR ile LDL kolestrol sonuçları arasında pozitif yönde zayıf düzeyde, B12 vitamini ile negatif yönde orta düzeyde; istatistiksel olarak önemli ilişkiler belirlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak LDL düzeylerinin artışının hastalık üzerinde koruyucu etkileri olabilir.

Amyotrofik lateral sklerozBeslenmeBeslenme durumu+3
Elif Münire Göde
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemi sürecinde üniversite öğrencilerinin anksiyete durumunun yeme davranışı ve beslenme durumuna olan etkisinin değerlendirilmesi

COVID-19 pandemi sürecinde yapılan kısıtlamalar bireylerin fiziksel ve zihinsel sağlığı ile beslenme alışkanlıklarını etkilemiştir. Bu çalışmanın amacı; üniversite öğrencilerinin anksiyete seviyelerini değerlendirmek ve anksiyetenin beslenme alışkanlıkları ve yeme davranışları üzerindeki etkisini araştırmaktır. Şubat-Haziran 2021 tarihleri arasında yapılan bu araştırmaya 874 üniversite öğrencisi dahil edilmiştir. Veriler, "Google Formlar" platformu aracılığıyla online anket yöntemiyle toplanmıştır. Katılımcılara genel bilgiler, Koronavirüs ve Beck Anksiyete Ölçeği, Hollanda Yeme Davranış Anketi (DEBQ), Uluslararası Fı̇zı̇ksel Aktı̇vı̇te Anketı̇ -Kısa Form (UFAA-KF), besin tüketim kaydı ve sıklığı formu uygulanmıştır. Kadın katılımcıların sayısı toplam katılımın %83,6'sını oluşturmuştur. Beslenme alışkanlığı etkilenen katılımcı sayısı toplam katılımın %74,4'ünü, COVID-19 süresince stres ve kaygının yeme alışkanlığına etkisi olduğunu düşünen katılımcı sayısı toplam katılımın %80,7'sini oluşturmuştur. Koronavirüs Anksiyete Ölçeği toplam puanlarından hesaplanan anksiyete türlerine göre katılımcıların %85,5'i minimal anksiyete grubunda yer almış, cinsiyet ile istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<0,001). Koronavirüs anksiyete ölçeği ile beden kütle indeksi arasında istatistiksel olarak bir ilişki bulunamamıştır (χ2: 3,061; p=0,801>0,05). Beck Anksiyete Ölçeği toplam puanlarından hesaplanana anksiyete türlerine göre katılımcıların %28,7'si mimimal anksiyete grubunda yer almış, cinsiyet ile istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmiştir (p<0,005). Beck Anksiyete Ölçeği toplam puanları ile Hollanda Yeme Davranış Ölçeği alt boyutları arasında pozitif yönde orta düzey bir ilişki vardır (sırası ile kısıtlayıcı, duygusal, dışsal; r: 0,324; p<0,001, r: 0,389; p<0,001, r: 0,307; p<0,001). Katılımcıların cinsiyeti ile çalışmada kullanılan ölçeklerden Hollanda Yeme Davranış Ölçeği arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık vardır (p<0,001). Beden kütle indeksi ile kısıtlayıcı yeme alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif yönde düşük bir ilişki vardır (r:-,069; p=,042<0,05). UFAA toplam puanlarına göre katılımcıların %57,1'inin yüksek aktivite grubunda yer almıştır. Cinsiyetin UFAA ile arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır (χ2: 8,053; p=,018<0,05). Sonuç̧ olarak; karantina süreci üniversite öğrencilerinin anksiyete düzeylerinde artışa neden olarak beslenme alışkanlıkları ve yeme davranışını olumsuz yönde etkilediği ortaya çıkmıştır. Bu anlamda, pandemi süreci ve sonrasında beslenme ile psikolojik değişikliklerin sürdürülüp sürdürülmediği veya yeni hastalık yükü oluşturmaması adına takibi önerilmektedir.

AnksiyeteBeslenme davranışıBeslenme durumu+5
Zeynep Altuncu
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

COVID-19 pandemisi esnasında kemoterapi tedavisi gören kanser hastalarında stres ve beslenme

Covid-19'un görülmeye başlamasıyla birlikte kanser hastaların üzerindeki stres yükü daha çok artmış olup artan korku ve endişe gibi durumlara bağlı olarak kemoterapi tedavi süreci, hastaların beslenme düzeni ve stres yükü de olumsuz etkilenmiştir. Bu çalışma, Covid-19'un kanser hastaları üzerindeki psikolojik, fizyolojik etkilerini ve beslenme düzeyleri gibi olası etkileri ortaya koymak amacıyla planlanmıştır. Malatya Onkoloji Hastanesinde kriterlere uygun kemoterapi tedavisi gören 30 kadın ve 30 erkek hasta çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya katılım sağlayan hastaların çoğu 3. ve 4. evredir. Bu hastalarının %43,3'ü meme kanseri, %30,0'u ise kolon-rektum kanseridir. Veri toplama araçları olarak; Covid-19 Korkusu Ölçeği, Algılanan Stres Ölçeği ile birlikte beslenme durumunun değerlendirildiği çeşitli araçlar kullanılmıştır. Sürekli değişkenler için ortalama ve standart sapma (SD) hesaplanmıştır. Kanserde kemoterapi alan tüm hastaların Covid-19 Korku Ölçeği puanları günlük tüketilen enerji ve besin ögeleri arasındaki ilişkiler değerlendirildiğinde hastaların Covid-19 korku puanlarının artması ile ortalama enerji tüketimi, karbonhidrat alımı ve vitamin A seviyelerinde düşüş görülürken, protein, yağ, C ve E vitamini tüketiminde ise artış tespit edilmiştir (p>0,05). Bunlara ek olarak hastaların stres düzeyi ile covid korku puanları arasında önemli bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Hastalardan alınan soruşturma tekniği ile belirlenen bazı ifadelere göre, güncel ve bir önceki haftaya ilişkin iştah kaybı, bunalıma girme ile cinsiyet değişkeni arasında önemli farklılıklar bulunmuştur (p<0,05). Kadın hastaların genellikle günde iki öğün beslendiği, belirlenen çalışmamızdaki ara öğünlerin yine kadın hastalar tarafından %80 daha çok tercih edildiği belirtilmiştir. Hastaların 24 saatlik besin tüketimlerinin analiz sonuçlarına göre hastaların cinsiyetlerine göre ise flor değişkeninde istatistiksel olarak önemli bir fark bulunmuş iken diğer değişkenler arasında önemli bir fark bulunamamıştır (p<0,05).

BeslenmeCOVID 19Kanser hastaları+4
Gülsüm Meryem Güngör
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
10
Master'sOpen AccessTR

İnsülin direncinin lenfosit morfolojisi üzerinden değerlendirilmesi

Lenfatik sistem; hücreler, dokular ve düzenleyici mekanizmalardan oluşan ve vücudun immün sistemini düzenleyen bir sistemdir. Lenfositler, vücutta immün cevap oluşturmada aktif rol oynayan ana bileşenlerdir. Lenfositler, aktif formlarına göre küçük, orta ve büyük olmak üzere üç grup olarak belirlenir. Lenfosit sayısındaki azalma vücudun enfeksiyonlara karşı direncinin düşük olması anlamına gelir. Lenfosit sayısı ve çapındaki artış ise hastalıklara karşı metabolizmanın immün sistemi uyarması ile gerçekleşir. İnflamasyon, bozulmuş glukoz toleransı, dislipidemi ve hipertansiyon gibi metabolik sendrom bileşenleri ile ilişkilidir. Obezite ve diyabet prevalansının artışı ile paralel olarak metabolik sendromun prevalansı da gün geçtikçe artmaktadır. Metabolik sendromun gelişiminde majör patojenik role sahip olan insülin direnci, insüline duyarlı organlarda insülinin beklenen biyolojik etkisinden daha azını gösterme halidir. İnflamasyon durumunda metabolik sendromun artması insülin direnci oluşma riskini artırmakta ve lenfosit sayısında değişikliğe neden olmaktadır. Bu bilgiler doğrultusunda çalışmanın amacı, insülin direnci olan ve insülin direnci olmayan bireylerde lenfosit büyüklükleri arasındaki farklılıkların araştırılması olarak belirlenmiştir. Analizlerin gerçekleşmesi için bireylerden alınan kan örneklerinin biyokimyasal taramalarının karşılaştırılması ve istatistiksel verilerin kan yayma preparatlarında histolojik lenfosit morfolojik değerlendirmelerinin yapılması sağlanmıştır. Çalışmaya Biruni Üniversitesi endokrin kliniğine başvuran 20-70 yaş arasındaki yetişkin bireyler dahil edilmiştir. Belirlenen parametreler bağımsız iki grupta karşılaştırılarak tablo ve grafik şeklinde sunulmuştur. Tüm istatistiksel analizler R yazılımı / programlama (sürüm 3.6.2 (2019-12-12) - CRAN) kullanılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak lenfosit sayısı, nötrofil, bazofil, eozinofil, insülin açlık, HDL-K, MCHC, RDW-SD parametrelerinde önemli bir fark bulunmuştur (p<0,05). Lenfosit morfoloji ortalamasında önemli bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Tüm bu bilgiler doğrultusunda, lenfosit tiplendirilmesinin ileri çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.

Lenfositlerİmmün sistemİmmün yetmezlik+2
Seda Turan
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli çocuk ve adölesanlarda karbonhidrat sayımının HbA1c düzeyi üzerine etkisi

Bu çalışmada, tip 1 diyabetli çocuk ve adölesanlara karbonhidrat sayımı eğitimi verilmesinin, bu yönteme uyum sağlama ve HbA1c düzeylerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yapılan araştırma Diyarbakır ilinin Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Endokrin Polikliniği'nde takipli insülin tedavisi ve karbonhidrat sayımı ile diyet tedavisi alacak olan, 27'si (%62,7) kız, 16'sı (%37,2) erkek olmak üzere tip 1 diyabetli 43 çocuk ve adölesan ile yürütülmüştür. Diyabetlilere ait demografik bilgiler, diyabet yönetimi ile ilgili bilgi ve uygulamalar literatüre dayanarak hazırlanan tanımlayıcı veri toplama formu ile alınmıştır. Diyabetli bireylerin vücut ağırlığı ve boy uzunluğu ölçülmüş, WHO 2007 Anthroplus aplikasyonu ile değerlendirilmiştir. Katılımcılara 3 aşamadan oluşan karbonhidrat sayımı eğitimi verilmiş, eğitim sürecinde katılımcılarla 4-6 kez görüşme sağlanmıştır. Eğitim sonrasında karbonhidrat sayımı uyum ve becerilerini ölçmek amacıyla öğün içeriği ve insülin dozu hesaplama formu uygulanmıştır. Çalışmanın başlangıcında ve çalışma sonlandırıldığında katılımcıların HbA1c değerleri hasta dosyalarından alınmıştır. Çalışma sonunda elde edilen veriler istatistiksel olarak değerlendirildiğinde; karbonhidrat sayımı uygulamanın HbA1c değerlerinde azalma sağladığı görülmüş ancak istatistiksel olarak önemli bir sonuç elde edilmemiştir (p>0,05). Ancak analizler sonucunda, dışarıda yemek yeme sıklığı ve mutfakta hassas tartı kullanımı ile HbA1c değerleri arasında önemli bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Çalışmaya katılan tip 1 diyabetli çocuk ve adölesanların büyük bir çoğunluğu karbonhidrat sayımı eğitiminde üçüncü basamağa geçememiş ve dolayısı ile HbA1c değerlerinde önemli bir değişiklik bulunmamıştır. Yapılan çalışma sonucunda, çalışmanın yapıldığı bölgede diyabet farkındalığı ve tedavi bilincinin arttırılması gerektiği görülmüştür.

Diabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1Ergenler+3
Sümeyye Akyıl
Biruni University · Institute of Graduate Studies
2022
00