Çukurova University
Discipline

Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı

Çukurova University

161

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obez ve fazla kilolu ergenlerde yeme davranışları ile duygudurum belirtileri arasındaki ilişki

Bu çalışma normal kilolu, fazla kilolu ve obez ergenlerde yeme davranışları ile duygudurum belirtilerinin ve ikisi arasındaki ilişkide önemli olabilecek değişkenlerin karşılaştırıldığı kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya 12-18 yaş arasında, toplam 145 (45 normal kilolu, 45 fazla kilolu, 55 obez) ergen alınmıştır. Tüm gruplardaki ergenlere Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi - Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu DSM-5 (K-SADS-PL) psikiyatrik tanı görüşmesinin yanı sıra Yeme Bozukluğu İnceleme Ölçeği (YBİÖ), Duygusal Yeme Ölçeği-Çocuk ve Ergen Formu (DYÖ-Ç), Hollanda Yeme Davranışı Anketi (HYDA), Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (DKSE), Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) ve Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan ergenlerin annelerine ise Hollanda Yeme Davranışı Anketi (HYDA), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ), Duygudurum Bozuklukları Ölçeği-Ebeveyn Formu (DBÖ-EF), Sürekli Öfke ve Öfke İfade Tarzı Ölçeği (SÖÖTÖ) ve Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) uygulanmıştır. Fazla kilolu ve obez ergenlerin YBİÖ, DYÖ-Ç ve HYDA puanları normal kilolu ergenlere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin ÇDÖ, DSKE, SÖÖTÖ, DDGÖ ve RBSÖ puanları normal kilolu ergenlere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin annelerinin BDÖ, BAÖ, DBÖ, DBÖ-EF, SÖÖTÖ, DDGÖ, HYDA puanları normal kilolu ergenlere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin en az bir psikopatoloji tanısına sahip olma oranı (% 70), duygudurum bozuklukları oranı (% 35) ve anksiyete bozuklukları oranı (% 31) normal kilolu gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin duygudurum bozukluğu belirti varlığı, anksiyete bozukluğu belirti varlığı ve yeme bozukluğu belirti varlığı normal kilolu gruba göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin ÇDÖ ve DBÖ-EF puanları ile DYÖ-Ç puanları arasında pozitif yönde bir ilişki saptanmıştır. Fazla kilolu ve obez grupta duygudurum bozukluğu olanların YBİÖ, DYÖ-Ç ve HYDA puanları duygudurum bozukluğu olmayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez kızların YBİÖ, ÇDÖ, DSKE, DDGÖ ve RBSÖ puanları erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez ergenlerin HYDA puanları ile annelerinin HYDA puanları arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Fazla kilolu ve obez erkeklerin duygudurum (depresif, hipomanik/manik, kaygı ve öfke) belirtileri ile yeme (tıkınırcasına ve duygusal yeme) davranışları arasında bir ilişki saptanırken, fazla kilolu ve obez kızların duygudurum (depresif, kaygı ve öfke) belirtileri ile yeme (kısıtlayıcı ve duygusal yeme) davranışları arasında bir ilişki saptanmıştır. Fazla kilolu ve obez grupta duygudurum belirtileri ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkide cinsiyet moderatör değişken olarak, duygu düzenleme becerileri mediatör değişken olarak saptanmıştır. Fazla kilolu ve obez grupta duygusal yeme davranışlarını doğrudan yordayan faktörler hipomanik/manik belirtiler, öfke düzeyleri, DEHB tanısı alma durumu; dolaylı yordayan faktörler hipomanik/manik belirtiler, öfke düzeyleri ve benlik saygısı olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, fazla kilolu ve obez ergenlerde duygudurum belirtileri ile duygusal yeme davranışları arasındaki ilişkinin duygu düzenleme becerilerindeki bozukluktan kaynaklanıyor olabileceği düşünülmektedir. Gelecekte yapılacak çalışmalarda daha büyük örnekleme ulaşmak ve duygu düzenlemeyle ilgili genlerdeki varyasyonların yeme davranışlarıyla ilişkisini incelemek faydalı olacaktır.

BeslenmeBeslenme davranışıBeslenme durumu+5
Makbule Esen Öksüzoğlu
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Ergenlerde riskli akıllı telefon kullanımı ve ilişkili etkenler

Bu çalışma çocuk ve ergen ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniğine başvuran ergenlerde riskli akıllı telefon kullanımı ve ilişkili olabilecek değişkenlerin karşılaştırıldığı kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya 12-18 yaş arasında, toplam 165 ergen alınmıştır. Tüm ergenlere Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi - Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu DSM-5 (K-SADS-PL) psikiyatrik tanı görüşmesinin yanı sıra Akıllı Telefon Bağımlılığı Ölçeği (ATBÖ), Türkçe Nomofobi Ölçeği (TNÖ), Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği (YİBÖ), Çocuklar İçin Bilgisayar Oyun Bağımlılığı Ölçeği (BOBÖ), Çocuk ve Ergenler İçin Sosyal Destek Değerlendirme Ölçeği (SDDÖ), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ), Ebeveyn Duygusal Erişilebilirliği Ölçeği (EDEÖ), Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri (DSKE), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ), Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği (SKÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Yaşam Kalitesi Ölçeği (YKÖ) uygulanmıştır. Çalışmaya katılan ergenlerin annelerine ise Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Türkçe Nomofobi Ölçeği (TNÖ), Erişkinler İçin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (E-DEHB-KBÖ) ve Conner's Ebeveyn Değerlendirme Formu (CEDF) uygulanmıştır. Çalışmaya alınan ergenler ATBÖ puanı kesim noktası 100 olarak belirlenerek, yüksek bağımlılık riski olan grup (N = 72) ve düşük bağımlılık riski olan grup (N = 93) olarak ikiye ayrılmıştır. Ayrıca TNÖ puanı kesim noktası 60 olarak belirlenmiş, orta-yüksek nomofobik grup (N = 97) ve düşük nomofobik grup (N = 68) olarak ikiye ayrılmıştır. Yüksek bağımlılık riski olan grubun daha fazla psikopatoloji (duygudurum bozuklukları, majör depresif bozukluk, Dikkat eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), Karşıt olma karşı gelme bozukluğu) tanısı aldığı, daha fazla depresif ve kaygı belirtileri olduğu, daha yüksek dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtisi olduğu, daha fazla duygu düzenlemede güçlükler yaşadığı, daha düşük benlik saygısı, uyku ve yaşam kalitesi olduğu, internet bağımlılığının daha yüksek olduğu, aile ve arkadaş sosyal desteğinin daha düşük olduğu ve anne ve baba duygusal erişilebilirliğinin daha düşük olduğu gözlenmiştir. Yüksek riskli gruptaki ergenlerin ebeveynlerinin daha fazla depresif, kaygı ve dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtisi olduğu, daha fazla nomofobi düzeylerinin olduğu saptanmıştır. Orta-yüksek nomofobik grubun daha fazla psikopatoloji (duygudurum bozuklukları ve DEHB) tanısı aldığı, daha fazla depresif ve kaygı belirtileri olduğu, daha fazla duygu düzenlemede güçlükler yaşadığı, daha düşük benlik saygısı, uyku ve yaşam kalitesi olduğu, internet bağımlılığının daha yüksek olduğu ve baba duygusal erişilebilirliğinin daha düşük olduğu gözlenmiştir. Orta-yüksek nomofobik gruptaki ergenlerin ebeveynlerinin de daha fazla nomofobi düzeylerine sahip olduğu saptanmıştır. Akıllı telefon bağımlılığı düzeylerini yordayan faktörler; nomofobi düzeyleri, depresif belirtiler, bilgisayar oyun bağımlılığı, dikkat eksikliği ve hiperaktivite belirtileri ve annenin duygusal erişilebilirliği olmuştur. Nomofobi düzeylerini yordayan faktörler ise akıllı telefon bağımlılığı düzeyleri, ebeveynin nomofobi düzeyleri ve annenin duygusal erişilebilirliği olarak saptanmıştır. Sonuç olarak akıllı telefon bağımlılığı ve nomofobi ile psikiyatrik belirtilerin ve tanıların ilişkili olduğu düşünülmektedir. Gelecekte yapılacak çalışmaların akıllı telefon bağımlılığı tanı kriterleri oluşturularak tekrarlanması daha genellenebilir sonuçlar açısından faydalı olacaktır. Anahtar sözcükler: Riskli akıllı telefon kullanımı, nomofobi, internet bağımlılığı, bilgisayar bağımlılığı, ergen.

Akıllı telefonlarBağımlılıkBilgisayar kullanımı+5
Yusuf Selman Çelik
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Multiple skleroz tanısı olan ergenlerin manyetik rezonans görüntülemesinde volümetrik ölçümlerin kognitif fonksiyonlar, anhedoni ve depresyonla ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışma çocukluk çağı MS (çMS) tanısı almış olan 12-18 yaş aralığındaki ergenler ve ebeveynleri ile kontrol grubu olarak belirlenen baş ağrısı şikayeti ile kliniğe başvuran 12-18 yaş aralığındaki ergenler ve ebeveynlerindeki psikososyal etkilenmenin karşılaştırıldığı ve ayrıca her iki gruptaki ergenlerde izlenen anhedoni, yorgunluk ve depresyonun beyin volumetrik ölçümleri ile ilişkisinin değerlendirildiği ve çMS tanılı ergen grubunun WISC-IV ile belirlenen kognitif parametreleri ile beyin volumetrik ölçümleri arasındaki ilişkinin araştırıldığı kesitsel bir çalışmadır. Çalışmaya 12-18 yaş aralığında toplam 66 (41'i çMS tanılı, 25'i baş ağrısı şikayeti bulunan) ergen katılmıştır. Her iki gruptaki ergenlere Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam boyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY) psikiyatrik tanı görüşmesi uygulanmıştır. Çalışmaya katılan ergenler Çocuklar için Depresyon Ölçeği, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ), Snaith-Hamilton Haz Ölçeği, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği Ergen Değerlendirme formu, Anne Baba Tutum Ölçeği, Çocuklar için Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ve Yorgunluk Şiddeti Ölçeği doldurmuştur. Çalışmaya katılan ergenlerin ebeveynleri Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği Ebeveyn Değerlendirme Formu, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği (COPE), SCL-90 Belirti Tarama Listesi doldurmuşlardır. Her iki grupta yer alan ergenlere uygulanan beyin MRI görüntülerinin volümetrik değerlendirmesi yapılmıştır. Beyaz cevher, gri cevher, subkortikal gri cevher, kortikal gri cevher, serebellar gri cevher, serebrum, serebellum, hipokampus, talamus, lateral ventriküller, üçüncü ve dördüncü ventriküller olmak üzere 12 anatomik bölgenin hacimleri ve bu hacimlerin intrakranial kavitelerine oranı ile elde edilen yüzdeleri gruplar arasında değerlendirilmiştir. ÇDŞG-ŞY ile yapılan psikiyatri değerlendirme sonucunda çMS tanılı ergenlerin %14,6'sında MDB, %12,2'sinde distimi, 17,1'inde anksiyete bozuklukları, %17,8'sinde DEHB, %2,4'ünde KOKGB ve yine %2,4'ünde Enüresiz tanısı olduğu tespit edilmiştir. Çocukluk çağı MS grubunda kontrol grubuna göre psikiyatrik tanı sıklığının yüksek olduğu gözlenmiştir. Ergenler depresyon, anhedoni ve yorgunluk belirtileri açısından karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı fark izlenmemiştir. Ancak çMS grubunda uyku kalitesinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu gözlenmiştir. Depresif ve kaygı belirtilerin, yorgunluğun artışının çMS tanılı ergenlerde uyku kalitesini düşürdüğü tespit edilmiştir. Ebeveynleri değerlendirmek için kullanılan ölçeklerde anne-baba tutumları açısından gruplar arasında fark izlenmediği ancak kontrol grubunda yer alan ebeveynlerin psikopatolojilerinin daha sık olduğu ve çMS tanısı olan ergenlerin ebeveynlerinin sorun odaklı başa çıkma yolunu daha sık kullandıkları dolayısıyla bunun ruhsal hastalık ruhsal hastalık görülme oranını azaltmış olabileceği düşünülmüştür. Çocukluk çağı MS hastaları WISC-IV testiyle kognitif açıdan değerlendirildiğinde; çMS grubundaki ergenlerin Çalışma Belleği Zeka Bölümü, Algısal Akıl Yürütme Zeka Bölümü ve Tüm Zeka Puanlarının evren ortalamasından düşük olduğu bulunmuştur. Gruplar beynin volümetrik ölçümleri ile değerlendirildiğinde subkortikal gri cevher beyin yüzdesi, talamus beyin yüzdesi ve volümü, lateral ventriküller beyin yüzdesi, üçüncü ventrikül beyin yüzdesi ve volümü açısından anlamlı fark saptanmıştır. Beynin volümetrik değerlendirmesinde çMS hastalarının hipokampus ve talamus volümleri ile kognitif parametreler arasında ilişki bulunmuştur. Çocukluk çağı MS tanılı ergenlerin anhedoni, depresif ve yorgunluk belirtileri ile beynin volümetrik ölçümleri arasındaki ilişki gözlenmemiştir. Çocukluk çağı MS hastalarında hastalık süresi, relaps sayısı ve ilk atak yaşı ile değerlendirilen kliniklerinin, yaşam kalitesi, beynin volümetrik ölçümleri ve kognitif fonksiyonlar ile ilişkisi araştırılmıştır. Hastalık süresi, relaps sayısı ve ilk atak yaşı beyin atrofisi ile ilişki olduğu gösterilmiştir. Hastalık süresinin uzamasının Çalışma Belleği Zeka Bölümü, İşleme Hızı Zeka Bölümü ve Tüm Ölçek Zeka puanını düşürdüğü bulunmuştur. Hastalık süresi ve relaps sayısının artışının çMS tanılı ergenlerin yaşam kalitesini düşürdüğü gözlenmiştir. Ayrıca çMS tanılı ergenlerde uyku kalitesinin düşüklüğü, depresif belirtilerin ve yorgunluğun artışının yaşam kalitesini düşürdüğü tespit edilmiştir. Çalışmamızın bulguları değerlendirildiğinde çMS tanılı ergenlerin bilişsel ve etkilenme açısından risk altında olabileceği görülmüştür. Olası bilişsel ve psikososyal etkilenmenin anlaşılması ve daha iyi ele alınabilmesi için daha fazla araştırmaya ihtiyaç bulunmaktadır.

AnhedoniBilişsel işlevlerDepresyon+4
Kemal Saruhan
Hacettepe University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

18-36 ay arası otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda çocuk duyusal işlemleme sorunlarının, ebeveyn duygu düzenleme güçlüğü ve sosyal iletişim sorunları üzerindeki etkisinin incelenmesi

Amaç: Duyusal işlemleme, çocukların sosyal iletişim becerilerinin gelişiminde kritik bir rol oynar ve atipik duyusal işlemleme örüntüleri, sosyal etkileşimlerde zorluklara yol açabilmektedir. Bu çalışma, küçük çocuklarda gelişimsel özelliklerine göre duyusal işlemleme örüntüleri ve ebeveyn duygu düzenleme güçlüğünün sosyal iletişim üzerindeki etkisini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Elde edilen bulguların, erken müdahale stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlaması beklenmektedir. Yöntem: 18-36 ay arasındaki 50 OSB, 49 gelişimsel gerilik, 51 tipik gelişim grubu olmak üzere 150 çocuk çalışmaya dahil edilmiştir. Değerlendirmeler, Sosyodemografik Veri, Küçük Çocuklarda Otizm için Hızlı Etkileşime Dayalı Tarama Testi (RITA-T), Çocukluk Otizmini Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ), Bebeklik Çağı Duyu Profili 2 (TSP-2), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) ve Erken Gelişim Evreleri Envanteri (EGE) kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmamız klinik, kesitsel, tanımlayıcı ve çok merkezli bir araştırma olarak tasarlanmıştır. Bulgular: OSB grubunda genel, işitsel ve dokunsal duyusal işlemlemenin yanı sıra duyusal kaçınma, duyusal kayıtsızlık ve duyusal hassasiyetin anlamlı derecede atipik olduğu bulunmuştur. RITA-T puanları, OSB grubunda işitsel ve görsel süreçlerde anlamlı olarak daha yüksek olup, tüm çocuklarda duyusal kayıtsızlık, hassasiyet, genel, işitsel ve görsel süreçler RITA-T puanlarıyla ilişkili bulunmuştur (p<0.05). İşitsel ve görsel süreçlerde atipik işlemleme arttıkça RITA-T puanlarının yükseldiği gözlemlenmiştir (p<0.05). Regresyon analizinde, görsel ve işitsel süreçlerin RITA-T ile ilişkili olduğu (p<0.05) ancak ÇODÖ'den bağımsız anlamlı bir ilişki olmadığı saptanmıştır. Ebeveyn duygu düzenleme güçlükleri ile çocukların sosyal iletişim becerileri arasında ise anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Sonuç: OSB'li çocuklarda işitsel, dokunsal, duyusal hassasiyet, kaçınma ve kayıtsızlık alanlarında belirgin farklılıklar olduğu gösterilmiştir. Duyusal işlemleme farklılıkları arttıkça sosyal iletişim becerilerinin değiştiği gözlemlenmiştir. Ancak, otizm semptomlarının şiddeti kontrol edildiğinde bu ilişkinin anlamlılığını kaybetmesi, duyusal işlemleme ve sosyal iletişim arasındaki ilişkinin daha karmaşık olduğunu düşündürmektedir. Özellikle işitsel ve görsel duyusal atipik işlemlemenin sosyal iletişim zorluklarıyla ilişkili olması, duyusal odaklı erken müdahalelerin faydalı olabileceğini düşündürmektedir. Anahtar Sözcükler: Duyu İşlemleme, Sosyal İletişim, Otizm Spektrum Bozukluğu

Rümeysa Deniz Dedeli
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve anksiyete bozukluğu tanılı ergenlerin yaşam kalitesinin değerlendirilmesinde anne-ergen tutarlılığı ve ilişkili faktörlerin incelenmesi

Amaç: Yaşam kalitesi değerlendirmelerinde bilgi kaynakları arasındaki bildirim tutarlılığı genellikle düşük-orta düzeyde bildirilmektedir. Bu çalışmada, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) ve anksiyete bozukluğu (AB) tanılı ergenlerde, ergenin yaşam kalitesi algısına ilişkin anne-ergen bildirimleri arasındaki tutarlılığı ve bu tutarlılığı etkileyebilecek faktörleri incelemek amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, 14-18 yaş aralığında, 54 DEHB ve 55 AB tanılı ergen ve anneleriyle gerçekleştirilmiştir. Klinisyen, Sosyodemografik Veri Formu ve Klinik Global İzlenim-Hastalık Şiddeti'ni; ergenler, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği-Ergen Formu ve Anne-Ergen İlişki Niteliği Ölçeği-Ergen Formu'nu; anneler ise Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği-Ebeveyn Formu, Anne-Ergen İlişki Niteliği Ölçeği-Anne Formu ve Ebeveyn Stres Ölçeği'ni doldurulmuştur. Ayrıca, DEHB tanılı ergenlerin anneleri Turgay Çocuk ve Ergenlerde Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği'ni, AB tanılı ergenlerin anneleri ise Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği-Yenilenmiş-Ebeveyn Formu'nu doldurmuştur. Veriler korelasyon, çoklu regresyon ve moderasyon analizleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: AB grubundaki ergenlerin yaşam kalitelerine dair anne-ergen bildirimleri arasında orta düzeyde korelasyon bulunurken, DEHB grubunda anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. AB grubunda ergenlerin yaşam kalitesini, anne bildirimlerine göre semptom şiddeti (ΔR2=0,60; p<0,001), ergen bildirimlerine göre olumlu anne-ergen ilişkisi yordarken (ΔR2=0,16; p=0,007); DEHB grubunda ergenlerin yaşam kalitesi üzerinde etkili tek değişken, ergen bildirimlerine göre semptom şiddetidir (ΔR2=0,20; p=0,008). Semptom şiddeti, ebeveyn stresi ve anne-ergen ilişkisinin yaşam kalitesi raporlarında anne-ergen bildirim tutarlılığı üzerinde moderatör etkisi saptanmamıştır. Sonuç: DEHB ve anksiyete bozukluğu tanılı ergenlerde yaşam kalitesi değerlendirmelerinde ebeveyn ve ergen bildirimleri farklılaşabilmekte ve bu farklılaşmada tanı türü, semptom şiddeti ve aile ilişkileri gibi etkenler rol oynamaktadır. Anahtar Sözcükler: Anksiyete Bozuklukları, Bildirim Tutarlılığı, Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Yaşam Kalitesi

Betül Kırlangıç Reichpietsch
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabet tanılı çocuklarda diyabet yönetim metodu ile akran zorbalığı, depresyon, anksiyete ve yaşam kalitesi ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı, Tip 1 diyabet (T1DM) tanısı almış çocuk ve ergenlerde uygulanan diyabet yönetim yöntemleri ile akran zorbalığına maruz kalma, anksiyete, depresyon ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkileri incelemektir. Yöntem: Çalışmamızda 59'u T1DM grubunda ve 47'si karşılaştırma grubunda olmak üzere 8-18 yaş arası toplam 106 katılımcı değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında hem çocukların öz bildirimlerine hem de ebeveyn değerlendirmelerine dayalı veriler toplanmış ve Çocuklar İçin Anksiyete ve Depresyon Ölçeği (ÇADÖ), Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği (ÇİYKÖ), Güçler ve Güçlükler Anketi (GGA) ile Akran Zorbalığı Belirleme Ölçeği (AZBÖ) kullanılmıştır. Elde edilen veriler korelasyon ve regresyon analizleri ile değerlendirilmiştir. Bulgular: T1DM tanılı çocuklarda akran zorbalığına uğrama sağlıklı kontrollerle kıyaslandığında anlamlı fark bulunamamıştır. T1DM grubunda yaşam kalitesi skorları daha yüksek, anksiyete ve depresyon semptomlarıysa daha düşük bulunmuştur. T1DM tanılı hastaların diyabet yönetim metoduna göre kıyaslandığı grup içi analizde ise yönetim metodunun; anksiyete ve depresyon semptomları, akran zorbalığı ve yaşam kalitesi skorları açısından anlamlı farklılık oluşturmadığı görülmüştür. Sonuç: Bulgularımız, T1DM tanılı çocuklarda güncel diyabet teknolojilerinin kullanımının tek başına yaşam kalitesi, anksiyete depresyon semptomları ve akran zorbalığı gibi psikososyal faktörler üzerinde geleneksel diyabet yönetim metoduna üstünlüğünün olmadığını ortaya koymaktadır. Güncel diyabet teknolojilerinin geleneksel diyabet yönetimine göre üstünlükleri olduğu gibi, zorlukları da vardır. Çalışmamızın bulguları, güncel diyabet teknolojilerinin hasta konforunu sağlamada yeterli gelmediği ve bu alanın halen teknolojik gelişmelere ihtiyaç duyduğu anlamına gelmektedir. Bunun yanı sıra T1DM'de psikososyal iyilik haline etki edebilecek diğer faktörlerin araştırılması da önem arz etmektedir.

Yasemin Merve Ayrancı
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yavaş bilişsel tempo belirtileri olan çocuk ve ergenlerde işlevsellikte bozulma ile ödül duyarlılığı, üstbiliş, psikolojik sağlamlık ve öz-şefkat arasındaki ilişkinin incelenmesi

Amaç: Bu çalışma, çocuk ve ergenlerde Yavaş Bilişsel Tempo (YBT) belirtilerinin işlevsellikte bozulma düzeyiyle özgül ilişkisini ve bu ilişkide öz-şefkat, psikolojik sağlamlık, pekiştireç duyarlılığı ile üstbilişin düzenleyici etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 8–18 yaş arası YBT, DEHB, YBT+DEHB ve sağlıklı kontrol gruplarından oluşan toplam 221 çocuk ve ergen katılmıştır. Veriler; Barkley Çocuk Dikkat Anketi, Turgay DSM-IV'e Dayalı Davranım Bozuklukları Tarama ve Değerlendirme Ölçeği, Weiss İşlevsellikte Bozulma Ölçeği-Ebeveyn Formu, Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği-Çocuk ve Ebeveyn Formları, Öz-Şefkat Ölçeği, Pekiştireç Duyarlılığı Ölçeği, Üstbiliş Ölçeği-Çocuk ve Ergen Formu ve Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği aracılığıyla toplanmıştır. Bulgular: İşlevsellikte bozulma düzeyi, YBT ve DEHB semptomlarının komorbid olarak izlendiği YBT+DEHB grubunda en yüksek düzeyde bulunmuştur. YBT semptomları; öz-şefkat, psikolojik sağlamlık, ödül duyarlılığı ve üstbilişsel işlevlerle zayıf ila orta düzeyde negatif yönde ilişkili bulunmuş; ceza duyarlılığı ile anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. YBT'nin işlevsellik üzerindeki özgül etkisi, eşlik eden psikopatolojik belirtiler ve bireysel psikolojik faktörler kontrol edildiğinde istatistiksel anlamlılığını yitirmiş ya da sınırlı düzeyde kalmıştır. Bununla birlikte, öz-şefkat, psikolojik sağlamlık ve ödül duyarlılığı, YBT ile işlevsellikte bozulma düzeyi arasındaki ilişkide anlamlı ancak etkisi görece sınırlı bir düzenleyici rol oynamıştır. Sonuç: YBT semptomları, çocuk ve ergenlerde farklı işlevsellik alanlarında klinik olarak anlamlı güçlüklerle ilişkili olmakla birlikte, bu semptomların özgül ve belirleyici etkilerinin genellikle sınırlı düzeyde kaldığı görülmektedir. YBT'nin değerlendirilmesinde, bu semptomların işlevsellik üzerindeki etkilerinin; bireyin eşlik eden psikopatolojik belirtileri ve bireysel psikolojik kaynaklarıyla birlikte, çok boyutlu ve bütüncül bir yaklaşımla ele alınması, klinik uygulamalar açısından daha uygun bir değerlendirme sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Yavaş Bilişsel Tempo, İşlevsellikte Bozulma, Öz-Şefkat, Psikolojik Sağlamlık, Pekiştireç Duyarlılığı

Büşra Çirkin
İstanbul University-Cerrahpaşa
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anoreksiya nervoza tanısı olan ergenlerde bilinçli farkındalığın ve ilişkili etmenlerin incelenmesi: Mükemmeliyetçilik, duygu düzenleme ve ruminasyon

Bu çalışma anoreksiya nervosa (AN) tanısı olan ergenler ile hastalığın remisyon döneminde olanlar ve herhangi bir psikiyatrik hastalığı olmayan ergenlerin mükemmeliyetçilik, ruminasyon, duygu düzenleme ve bilinçli farkındalık becerileri açısından karşılaştırıldığı kesitsel bir çalışmadır. Ayrıca bu değişkenlerin yeme bozukluğu belirtileri, depresyon ve anksiyete belirtileri ile ilişkisi de değerlendirilmiştir. Çalışmaya 12-18 yaş arasında, AN olan 20 ergen, AN hastalığının remisyon döneminde olan 16 ergen ve araştırma grubu ile yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik-sosyokültürel düzey açısından eşleştirilmiş 40 sağlıklı kontrol alınmıştır. Araştırma grubundaki ergenlerde şimdiki ve geçmiş dönemdeki AN tanısını doğrulamak ve kontrol grubundaki ergenlerde psikiyatrik hastalıkları dışlamak için KSADS-PL kullanılmıştır. Ergenler, Yeme Bozukluğu Değerlendirme Ölçeği (YBDÖ), Beş Boyutlu Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BBBFÖ), Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ), Beden Bölgelerinden ve Özelliklerinden Hoşnut Olma Ölçeği (BBÖHOÖ), Frost Çok Boyutlu Mükemmeliyetçilik Ölçeği (FÇBMÖ), Ruminatif Tepkiler Ölçeği, Kısa Formu (RTÖ-KF) ile değerlendirilmiştir. Ayrıca Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği (ÇATÖ)'den yararlanılmıştır. Çalışma sonucunda AN olan ergenlerin yeme bozukluğu şiddetinin daha yüksek olduğu, daha fazla duygu düzenleme güçlüğü yaşadığı, mükemmeliyetçiliklerinin daha fazla olduğu, saplantılı düşünmeye (brooding) daha fazla sahip oldukları ve daha düşük bilinçli farkındalık becerilerine sahip oldukları bulunsa da depresyon ve anksiyete düzeylerine göre ölçek puanları düzeltildiğinde sadece yeme bozukluğu belirti şiddetinde olan farklılık anlamlılık göstermiştir. AN grubunda beden bölgelerinden hoşnutsuzluk yeme bozukluğu belirtilerinde yordayıcı iken, bilinçli farkındalıkta duygu düzenleme güçlükleri yordayıcı değişken olarak bulunmuştur. Tüm örneklem değerlendirildiğinde de beden bölgelerinden hoşnutsuzluk ve depresif belirtilerin yeme bozukluğu belirtilerini yordayan, duygu düzenleme güçlüklerinin ve mükemmeliyetçiliğin ise bilinçli farkındalık becerilerini yordayan risk etkenleri olabileceği belirlenmiştir.

AnoreksiAnoreksiya nervozaDuygu düzenleme+4
Neşe Dikmeer Bektaş
Hacettepe University
2020
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anoreksiya nervoza olan kız ergenlerde beden imgesinin fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme ile çalışılması

Anoreksiya Nervoza (AN) beden imgesinde bozuklukla birlikte ciddi ölçüde düşük beden ağırlığına yol açacak şekilde yemenin kısıtlandığı psikiyatrik bir bozukluktur. AN'de beden imgesi bozukluğunun aydınlatılmasına katkı sağlamak amacıyla yürüttüğümüz bu çalışmada fonksiyonel manyetik rezonans görüntüleme (fMRG) yöntemi kullanıldı. Araştırmamızın örneklemine on iki AN tanısı olan, dokuz major depresyon tanısı olan ve on hiçbir psikiyatrik tanısı olmayan kız ergen dahil edildi. Tüm katılımcılara psikiyatrik tanı görüşmesinin yanı sıra yeme bozukluğu, beden imgesi bozukluğu, depresyon ve anksiyete belirti düzeyi, obsesif kompulsif belirti düzeylerini ölçmek amacıyla özbildirim ölçekleri uygulandı. fMRG'de kullanılacak blok desendeki görev için katılımcıların standart kıyafetler ile fotoğrafları çekilerek orijinal görüntülerinin yanı sıra daha kilolu ve zayıf görselleri hazırlandı. Görüntüleme sonrası görseller kendisine yakınlık, memnuniyet ve kaygı düzeyi için puanlatıldı. Görevdeki görsel bloklarının beyinde oluşturduğu aktivasyonlar incelendiğinde, her üç grupta da kilolu görsellere yönelik benzer şekilde oksipitotemporal bölgede diğer görsellere oranla daha geniş çaplı aktivasyonlar olduğu görüldü. Ancak aktivasyon düzeyleri için üç grup arasında anlamlı farklılık bulunamadı. Zayıf görsellerde orijinal görsellere kıyasla, depresyon ve sağlıklı kontrol grubunda görülen frontal korteks ve insula aktivasyonlarının AN grubunda görülmediği; AN grubunda zayıf görseller için parietal kortekste aktivasyonlar olduğu saptandı. Depresyon grubunda her kategoride singulat korteks, bazal ganglia gibi orta hat limbik yapıların aktive olduğu görüldü. Bulunan aktivasyon farklılıkları ile ölçek ve görsel puanlamaları arasında korelasyonlar saptandı. Tüm bulgular değerlendirildiğinde AN hastalarının kendi görsellerine yönelik dikkatlerinin yüksek olduğu ve değişikliklere duyarlı olduğu anlaşılmaktadır. AN hastalarının zayıf görsellerini orijinal görsellere kıyasla hem öznel olarak hem de nörobiyolojik olarak depresyon tanısı olan ve sağlıklı ergenlerden daha farklı değerlendirdikleri saptanmıştır. Tüm katılımcılarda kilolu görselleri için beden imgesi ile ilişkili beyin bölgelerindeki aktivasyonların düzeyleri orijinal ve zayıf hallerine göre daha fazla olmuştur. Sonuç olarak AN hastalarının bedenlerini değerlendirirken gösterdikleri yanlılıkların beden imgesini bilişsel ve emosyonel değerlendirme süreçlerinde meydana gelen bir bozukluktan kaynaklanıyor olabileceğini düşündürmektedir.

Anoreksiya nervozaBeden imajıErgenler+2
Yağmur Karakuş Aydos
Hacettepe University
2021
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anoreksiya nervoza ve eksojen obezite tanılı 11-18 yaş arası olgularda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu ek tanısı ve takıntılı spor yapma davranışının incelenmesi.

Giriş: AN ve DEHB dürtüsellik alt yapısında gelişip, toplumun özellikle genç nüfusunu etkileyerek günümüzde kendinden sıkça söz ettirerek halk sağlığı sorunu haline geldikleri bilinmektedir. Genç nüfusta yaygınlığı giderek artan obezite ise psikiyatri otörlerince ruhsal bozukluk snıflamasına girmeye aday bir sorun olmasına rağmen, ne yazık ki yapılandırılmış ruh sağlığı tanı ve tedavi kılavuzlarında yerini alamamıştır. Diğer taraftan obezite ve YB'nin birlikte görülmesi, obezitenin aslında yeme bozukluğunun bir sonucu ya da sebebi değil, aynı psikopatolojinin farklı bir görünümü olduğunu ve bu durumun; içinde dürtüselliği de barındıran bir spektrum bozukluğu olabileceğini düşündürtmektedir. AN, DEHB ve obezite tanılı gençlerin hayatlarının bir bölümünde aşırı egzersiz yaptığı, belli dönemlerde bağımlılık boyutuna varan davranışlar gösterdiği gözlenmiştir. Literatür tarandığında görülmüştür ki; bu bozuklukların dürtüsellik zemininde gelişen ortak bir etyopatogenezi paylaştıkları varsayımı ve bu varsayımda egzersiz bağımlılığının bu hastalıklara eşlik edebilecek farklı bir problem olabileceği çıkarımıyla ilgili dünyada ve ülkemizde herhangi bir çalışma yoktur. İnsan sağlığına ve ülke ekonomisine de oldukça zararı olan obezite ve YB'nin aynı hastalığın farklı görüntüsü olması hipotezinin doğrulanması ise tedavide yeni bir ekolü de beraberinde getirecektir. Çalışmamızın amacı AN ve obezite tanılı 11-18 yaş arası olgularda ek DEHB bulguları ve egzersiz bağımlılığını değerlendirmektir. Yöntem: Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Ergen Birimi Polikliniği'nde AN tanısı ile takip edilen 11- 18 yaş arası 30 olgu, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Bilim Dalı'nda eksojen obezite ile takip edilen 11-18 yaş 30 olgu ve çalışma grubuna benzer sosyodemografik özelliklere sahip 30 sağlıklı olgu çalışmamızın örneklemini oluşturmaktadır. Öncelikle tüm olgular DSM-V tanı kriterleri ve KSADS uygulaması yapılarak iki ayrı araştrımacı tarafından değerlendirildi. Değerlendirme sonucu eşlik eden eşik altı psikiyatrik semptomların saptanması durumunda hastaların işlevselliği ve semptomların şiddeti GAS kullanılarak değerlendirildi. Olguların uygunsuz yeme tutum ve davranışları YTT, depresyon belirtileri 15 yaş altı gençler için CDI, 15 yaş ve üzeri için BDÖ, anksiyete belirtileri STAI-Durumluk ve Süreklik Kaygı Ölçekleri, duygu düzenlemedeki güçlükleri DDÖ, antisosyal özellikte davranış sorunları ve sosyal bilişsel özellikleri ICU, egzersiz bağımlılığı semptom ve şiddetlerini EBÖ-21 ile değerlendirildi. Olguların DEHB belirtileri DEHB-Aile ölçeği, OSB ilişkili özellikleri ise ailelerin doldurğu ASSQ ile değerlendirilmiştir. Hasta gruplarında, hastalığın şiddetini değerlendirmeye yönelik olarak, CGI-S uygulandı. Elde edilen veriler SPSS istatistik programı ile analiz edildi. Bulgular: Obezite grubunun DEHB belirti düzeyi AN olguları ve sağlıklı kontrollerden anlamlı ölçüde yüksektir. AN olgularının DEHB belirtileri düzeyi de sağlıklı kontrollerden yüksektir ancak bu farklılık istatistiksel olarak anlamlı düzeyde değildir. AN olgularının egzersiz bağımlılığı riski obezite ve sağlıklı kontrollerden anlamlı düzeyde yüksektir. AN olgularının emosyon düzenleme becerileri obezite ve sağlıklı kontrollere göre anlamlı ölçüde kötüdür. AN ve obezite olguları sağlıklı kontrollere göre anlamlı ölçüde fazla miktarda OSB ile ilişkili özellik taşımaktadır. AN ve obezite olgularının depresyon puanları sağlıklı kontrollerden yüksektir. AN olgularının STAI anksiyete ölçeği skorları obezite olgularından yüksek, obezite olgularının anksiyete skorları ise sağlıklı kontrollerden yüksektir. Bu bulgulara ek olarak egzersiz bağımlılık düzeyinin artması ile anksiyete düzeyinin ve emosyonel düzenlemede sorunların artması arasında aynı yönde bir ilişki vardır. Ancak bu ilişkide hangi faktörün neden, hangisinin sonuç olduğu bilinmemektedir. Sonuç: Bu çalışmada AN ve obezite olgularının tümünde DEHB bulgularının sağlıklı popülasyondan daha fazla görüldüğü saptanmıştır. Hem AN hem de obezite gruplarının sosyal becerileri ve emosyonel becerilerinde bozukluklar olduğu, OSB özellikleriyle örtüşen yanları olduğu görülmüştür. Günümüzde henüz bir ruhsal hastalık olarak tanımlanmayan obezitenin, bir yeme bozukluğu olan AN ile örtüşen birçok psikopatolojik özelliği olduğu saptanmıştır. Egzersiz bağımlılığının AN'de ikincil olarak ortaya çıkma riskinin yüksek olduğu ve bu durumun önemli bir morbidite sebebi olduğu görülmüştür. Çalışmamızın bulguları, söz konusu hastalıkların tanı ve tedavisinde etkili ve kalıcı bir yaklaşım için bu hastalıklarda DEHB belirtilerinin, sosyal bilişsel bozuklukların ve egzersiz bağımlılığının tanınmasının önemini vurgulamaktadır.

Beslenme ve yeme bozukluklarıHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuÇocuk obezitesi
Orçun Demir
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Esrar bağımlılığı tanısı alan 14-18 yaş arası olguların sosyal bilişsel becerilerinin değerlendirilmesi ve klinik değişkenlerle ilişkisinin incelenmesi

Giriş: Esrarın emosyon tanıma üzerine yaptığı etki tam olarak açıklanmamıştır. Prefrontal, hipokampal ve serebellar bölgeler CB1 (central cannabinoid) reseptörün yoğun olduğu bölgeler olup sosyal kognisyon açısından kritik alanlardır. Kognisyon yetersizliğinin esrar kullanımının sıklığına ve uzunluğuna bağlı olduğu düşünülmektedir. Uzun süreli esrar kullanımı nörotoksik etkiye bağlı olarak kalıcı azarlara yol açmaktadır. Madde bağımlılığı olan olgularda DEHB'nin sık eşlik etmesi bu iki hastalığın beraber değerlendirilmesi gerekliliğini gözler önüne sermektedir. DEHB, bilişsel, akademik, ailesel ve mesleki işlevler gibi günlük yaşamın çeşitli alanlarının yanı sıra sosyal işlevsellikte de bozulma ile ilişkilidir. Amaç: Bu çalışmada DSM 5 tanı ölçütlerine göre en az 1 yıldır esrar kullanım bozukluğu (EB), DEHB eş tanılı ergenlerde sosyal kognisyon değerlendirilmesi ve bulguların sağlıklı kontrol olguları ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Ayrıca EB ve EB+DEHB olan çocukların duygu düzenleme becerileri, kaygı düzeyleri değerlendirilip, sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması hedeflenmiştir. Ek olarak emosyon regülasyonunda güçlüğün, kaygı düzeyleri ve madde isteğinin olguların kliniğine ve sosyal biliş bozukluğunun şiddetine etkisini saptamak amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmaya Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi polikliniğine başvuran EB (n=30), EB ve DEHB birlikteliği (n=28) olan 14-18 yaş arası ergenler ve aynı yaş grubundaki kontrol grubu (n=30) alındı. Olgulara; sosyodemografik veri formu, eşlik eden belirtiler için K-SADS uygulanmış, ek psikiyatrik tanısı olmayan olgular çalışmaya alınmıştır. Olguların eşlik eden psikiyatrik bulgularının olması durumunda, bu bulguların hastanın işlevselliğini ne düzeyde etkilediğini değerlendirmek amacıyla GAS kullanılmıştır. Tüm olgularda; yıkıcı davranım bozukluklarının değerlendirilmesine yönelik DEHB ölçekleri kullanılmıştır. Olguların depresif belirti BDÖ ile değerlendirilmiştir. Anksiyete düzeylerine yönelik STAI-Durumluk ve STAI-Sürekli Kaygı Ölçekleri kullanılmıştır. Tüm olguların duygu düzenlemede güçlük düzeyleri ise DDGÖ ile değerlendirilmiştir. Esrar kullanım bozukluğu tanı alan gruplarda esrar isteği değerlendirmek için likert tipi görsel skala kullanıldı. Tüm olgulardan çalışmaya gönüllü olduklarını belirten bilgilendirilmiş onam alınmıştır. Olgulara sosyal bilişin değerlendirilmesine yönelik, gözler testi, yüzler testi, beklenmeyen sonuçlar testi, gaf testi, ima testi ve anlamı ve ilişkileri kavrama testleri uygulanmıştır. Bulgular: Sosyal bilişsel becerileri değerlendirdiğimiz tüm testlerde, EB ve EB+DEHB grupları, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yetersizlik göstermiştir. Duygu düzenlemede yaşanan güçlükleri değerlendirmek amacıyla kullanılan DDGÖ'nin toplam puanı, EB ve EB+DEHB gruplarında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Çalışmamızda EB+DEHB olgularının sosyal kognisyon testlerinde EB grubuna göre istatisiksel olarak anlamlı bozulma göstermemeleri, küçük örneklem grubundan kaynaklanabilir. Sonuç: EB ve DEHB'de sosyal fonksiyonlardaki yetersizlik birçok çalışmada gösterilmiştir. Çalışmamızın verileri, bu hastalıkların daha etkin ve kalıcı tedavisi için, olguların sosyal bilişsel özelliklerinin tanınması ve hastaya özgü tedavi yaklaşımlarının buna göre belirlenmesinin önemini ortaya koymaktadır.

BağımlılıkBilişBiliş bozuklukları+4
Joanna Maria Kıyak
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Cinsel istismara uğramış kız ergenlerde cinsel travmanın beyinde yaptığı yapısal değişikliklerin araştırılması

Giriş: Çocuk ve ergenlerin cinsel istismarı kısa ve uzun dönemde olumsuz sonuçlara neden olan, tüm toplumu derinden etkileyen bir halk sağlığı sorunudur. Ergenlik döneminde beyinde genetik olarak programlanmış, gelişimsel süreçlerle ilişkili nöroplastik değişiklikler meydana gelir.Bu gelişimsel sürecin ve nöroplastik değişikliklerin ergenlik döneminde cinsel istismar nedeniyle sekteye uğraması beyin yapı ve fonksiyonlarında, beyin devreleri arasındaki bağlntılarda değişikliklerin meydana gelmesine zemin hazırladığı bilinmektedir. Bu çalışmada ergenlik döneminde cinsel istismara maruz kalmış ruhsal belirti göstermeyen dayanıklı grubu, ergenlik döneminde cinsel istismara maruz kalmış ruhsal belirti gösteren dayanıksız grubu olguları ile istismara uğramamış ergenlerin beyin görüntülemelerinin birbiri ile kıyaslanarak beyinde meydana gelen yapısal değişikliklerin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: 14-18 yaş aralığında toplam 84 olgu, 30 cinsel istismara uğramış ruhsal belirti gösteren dayanıksız grubu , 28 cinsel istismara uğramış ruhsal belirti göstermeyen dayanıklı grubu ve hasta grubuyla benzer yaş, cinsiyet ve sosyoekonomik düzeyde 26 cinsel istismara uğramamış sağlıklı kontrol grubu çalışmaya alındı. Dayanıklı ve dayanıksız grupların ayrımında öncelikle klinisyen tarafından ergen ve ebeveyni ile yarı yapılandırılmış ruhsal hastalık tarama görüşmesine ( K-SADS Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi –şimdi ve yaşam boyu versiyonu ) göre mevcut psikiyatrik hastalığın varlığı ve yokluğuna göre iki gruba ayrıldı. İkinci aşama olarak dayanıklı ve dayanıksız gruplara dahil edilecek ergenlerin belirlenmesinde Connor Davidson psikolojik sağlamlık ölçeği uygulandı.Tüm olgulara sosyodemografik veri formu, Beck Depresyon Ölçeği, STAI-1ve STAI-2 Kaygı Ölçeği, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği, Başa Çıkma Tutumlarını Değerlendirme Ölçeği, Mizaç Karakter Envanteri, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Aileden ve Arkadaşlardan Algılanan Sosyal Destek Ölçeği uygulandı.Olgulara Ege Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda WISC-R/WAIS-R zeka testleri yapıldı.Ege Üniversitesi Radyoloji Anabilim Dalı'nda 3 tesla MRG 189 cihazı (Siemens verio, Erlangen, Almanya) kullanılarak yapısal Kranial Manyetik Rezonans Görüntüleme çekildi. MRI görüntülerinin analizleri Freesurfer (version 6.0) bilgisayar programı ile yapıldı.Kortikal ve subkortikal yapılar Desikan atlası kullanılarak lokalize edidi ve sonrasında gri maddedeki verteks sayısı dikkate alınarak kortikal kalınlık analizleri yapıldı. Elde edilen bu ROI (Region of Interest) değerleri daha sonra SPSS istatistik programı ile analiz edildi. Bulgular: Yapılan karşılaştırmalarda travmaya maruz kalmış ergenlerin, yaşlarının kontrol grubundan daha küçük olduğu görülmüştür. Seçim sırasında aynı yaş grubundan kontroller alınmış ise de kontrol grubunun daha homojen yaşlardan oluşması varyans analizindeki farka neden olmuştur. Dayanıksız grubun depresyon ve anksiyete skorlarının dayanıklı ve kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir.Connor Davidson Psikolojik Sağlamlık Ölçeğinde dayanıklı grubunun puanlarının dayanıksız ve kontrol grubundan daha yüksek olduğu görülmüştür. Diğer yandan travma şiddetinin değerlendirildiği Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeğinde dayanıksız grubun değerlerinin dayanıklı gruptan daha fazla olduğu izlenmiştir. Tüm alt ölçeklerde ve toplam skorda dayanıksız grup değerleri, dayanıklı grup değerlerinden yüksektir. Kontrol grubu tüm alt ölçeklerde ve toplam skorda dayanıksız grup ile fark gösterirken, dayanıklı grup ile sadece toplam skor, duygusal istismar ve cinsel taciz alt ölçeklerinde fark göstermektedir. Olumsuz olaylar ile başa çıkma ölçeği COPE puanları açısından dayanıklı grup ile kontroller arasında fark yokken, dayanıksız grup ise diğer gruplara göre daha düşük skor göstermiştir. Ergenlerin zeka düzeylerinin değerlendirilmesinde ise her 3 grupta birbirinden fark göstermektedir. Dayanıksız grupta IQ düzeyleri kontrol ve dayanıklı gruba göre daha düşük iken, dayanıklı grup ortalama IQ değeri kontrol grubundan farklı idi. Sonuç: Bulgularımız ergenlik döneminde cinsel istismara maruz kalmanın beyin gelişimi ve nöral plastisite üzerine etkilerine işaret etmektedir. Anahtar Kelimeler:Ergen cinsel istismarı, dayanıklılık, manyetik rezonans görüntüleme, kortikal kalınlık, amigdala hacmi , hipokampüs hacmi

Melek Hande Bulut Demir
Ege University
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yavaş bilişsel tempo (Sluggish Cogniti,ve Tempo-SCT) ile dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde kranial fonksiyonel magnetik rezonans görüntüleme bulgularının araştırılması

Giriş: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB), çocukluk çağında başlayan, kişinin yaşına uygun olmayan dikkatsizlik, hiperaktivite ve impulsitive ile karakterize kişinin gelişimini ve işlevselliğini etkileyen nörogelişimsel bir bozukluktur. SCT (Sluggish Cognitive Tempo-Yavaş Bilişssel Tempo); hayale dalıp gitme, uyanık kalmada zorlanma, enerjide düşüklük, kendi dünyasında yaşama, şaşkın görünümde olma gibi klinik belirtiler gösteren bir bilişsel uyarılma ve uyanıklık bozukluğudur. Daha önce SCT DEHB'nin bir alt tipi olarak düşünülmüş olsa da yapılan son araştırmalar ayrı bir bozukluk olduğunu desteklemektedir. Amaç ve Yöntem: SCT komorbid DEHB tanılı olguların sağlıklı kontrollerden beyin metabolizması, kanlanması ve beyaz cevher bağlantıları bakımından farklı bulunacağı öngörülmüştür. Araştırmamız SCT komorbid DEHB tanılı olguların fonksiyonel MRG bulguları açısından değerlendirilmesi, sağlıklı kontrol olgularıyla karşılaştırılması bunun sonucunda SCT etiyolojisine dair bilgiler edinmeyi amaçlayan kesitsel ve tanımlayıcı bir araştırmadır. Olgular polikliniğimize başvuran hastalardan seçilmiştir. Bulgular: Hasta örneklemi 24 SCT-DEHB-DEB, 18 SCT-DEHB-BT ve 24 sağlıklı kontrol olgusundan oluşmaktadır. Sosyodemografik özellikler ve semptom şiddeti yönünden olgular bulundukları grupların özelliklerini taşımaktadırlar. Görüntüleme bulguları açısından SCT komorbid DEHB ve SCT-DEHB-BT olgularında go taskı sırasında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde hiperaktivasyon saptanmıştır. SCT-DEHB-DEB olgularında kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde bir farklılık saptanmamıştır. Tartışma: Çalışmamız SCT komorbid DEHB hastalarının sağlıklı kontrol grubu ile fMRG bulgularının karşılaştırıldığı ilk çalışmadır. Bizim çalışmamızda SCT olgularına dikkat gerektiren bir görev verildiğinde posterior beyin bölgelerin (Oksipital Bölge, Angular Girus, Lateral Oksipital korteks, superior ve inferior divizyonlar) daha aktif olarak çalıştığı saptanmıştır. Bazı araştırmacılara göre posterior bölgedeki bu aktivasyon yaşam boyu süren dikkat eksikliği semptomlar için kompansatuar bir mekanizma olarak düşünülmektedir.

Burcu Kardaş
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntravenöz immunglobulin tedavisi alan ağır immün yetmezlikli hastalarda ruhsal durum özellikleri, yaşam kalitesi ve aile özellikleri

Amaç: Primer immün yetmezlik (PİY), ciddi morbidite ve mortaliteye yol açan çocukluk çağı kronik hastalıklarındandır. Son yıllarda tedavide görülen gelişmelerle bu hastalarda sağ kalım oranları artmıştır. Bununla birlikte bu hastalar ve aileleri kronik hastalığın getirdiği zorluklarla mücadele etmektedirler. Kronik hastalıkla yaşamanın getirdiği güçlüklerin bu hasta grubunda psikopatoloji görülme sıklığını arttıracağı ve yaşam kalitelerini olumsuz etkileyeceği düşünülmektedir. Bununla birlite bu populasyonda sağlıkla ilişkili yaşam kalitesini ve psikopatolojiyi değerlendiren çok az sayıda çalışma mevcuttur. Çalışmamızda, intravenöz immunglobulin (IVIG) tedavisi alan PİY'li çocuklarda yaşam kalitesinin ve ruhsal durum özelliklerinin, çocuklarda başka bir kronik hastalık grubu olan Juvenil İdiopatik Artrit (JİA) tanısına sahip olan çocuklarla ve sağlıklı kontrollerle karşılaştırılarak değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmamıza 4-18 yaş aralığında olan 44 PİY, 32 JİA tanılı çocuklar ve 30 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Araştırmaya alınan olguların psikiyatrik değerlendirmesinde, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu kullanılmıştır. Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği çocuk formları, Çocuklar için Depresyon Envanteri, Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği çocuk formları uygun şekilde hasta tarafından doldurulmuştur. Çocuklar için Yaşam Kalitesi Ölçeği ebeveyn formları, 4-18 Yaş Çocuk ve Gençler İçin Davranış Değerlendirme Ölçeği-Anne-Baba Formu ve Ruhsal Belirti Tarama Listesi anneler tarafından doldurulmuştur. Bulgular: IVIG tedavisi alan PİY, JİA ve sağlıklı kontroller arasında psikopatoloji görülme sıklığı açısından farklılık saptanmıştır. Bu durum duygudurum bozuklukları görülme sıklığının 3 grup arasında farklı olmasından kaynaklanmaktadır. Bununla birlikte PİY ve JİA arasında psikopatoloji ve duygudurum bozukluğu görülmesi açısından anlamlı farklılık saptanmamıştır. Olguların yaşam kalitesi PİY ve JİA gruplarında sağlıklı kontrollere göre daha düşük olarak tespit edilmiştir. PİY ve JİA grupları arasında ise yaşam kaliteleri açısıdan farklılık saptanmamıştır. Ruhsal belirti tarama testiyle yapılan değerlendirmede PİY ve JİA grupları açısından önemli bir farklılık saptanmazken, her iki hasta grubundaki anneler sağlıklı kontrollere göre daha fazla psikiyatrik semptom bildirmişlerdir. Sonuç: Sonuç alarak, PİY'li hastalarda psikopatoloji görülme oranı JİA'lı hastalar ile benzer, sağlıklı kontrollerden yüksek bulunmuştur. Yaşam kalitesi skorları da JİA'lılarla benzer, sağlıklı kontrollerden düşük bulunmuştur. PİY'li hastalarda hastaneye geliş sıklığı, IVIG alma sıklığı, geçirilen enfeksiyon sayısı ve hastalığın ağırlık düzeyi duygudurum bozukluğu görülme sıklığı ile ilişkili bulunmuştur. Annelerin ruhsal durum özellikleri de PİY ve JİA grubunda benzer bulunurken, sağlıklı kontrollerden farklılık göstermiştir. PİY'li hastalardaki psikopatoloji ve duygudurum bozukluğu görülme sıklığı annelerde psikiyatrik semptomların görülme durumuyla ilişkili saptanmıştır.

Çocuk psikiyatrisi
Binay Kayan Ocakoğlu
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Sorun çözme terapisinin ergen alkol-madde kullanım bozukluklarındaki etkinliğinin araştırılması

Giriş: Alkol-madde kullanım bozuklukları (AMKB), çok sayıda kişiyi etkileyen, pahalı sonuçları olan ve tekrarlayan bir hastalık olarak tanımlanmaktadır. Sorun Çözme Terapisi (SÇT), insanın günlük yaşamda karşılaştığı problemler veya sorun durumlar karşısında zorlanmasından ve bu zorlanmanın sonucu gelişen bir takım ruhsal durumların çözümlenmesinde kullanılabilen bir sağaltım yöntemidir. Amaç: Çalışmamızda, ergen yaş grubunda alkol-madde kullanım bozukluğu tanısı almış hastalarda bir bilişsel davranışçı terapi (BDT) yöntemi olan, sorun çözme terapisinin etkinliğinin araştırılması amaçlanmaktadır. Yöntem: Tüm olgulara K-SADS ve WISC-R/WAIS-R uygulanarak tedaviye uyumu engelleyecek düzeyde ek psikopatolojileri olan ve/veya mental retardasyonu olan olgular çalışma dışı bırakılmıştır. 30 olgu SÇT, 16 olgu kontrol grubunda alınmıştır. BDE, KAYBÖ, TMA, GSSÇE, BAPİ her iki gruba ilk görüşmede uygulanmıştır. Her iki grubunda rutin poliklinik görüşmeleri devam etmekle beraber SÇT grubuna ek olarak 5 hafta süreyle SÇT uygulanmıştır. 5 haftanın sonunda ölçekler her iki gruba da ikinci kez uygulanmıştır. Bulgular: Örneklemin %45.7'si (n=21) kız, %54.3'ü (n=25) erkek, yaş ortalaması 16,3 ± 0,84 olarak belirlenmiştir. Tüm sosyo-demografik veriler, olguların madde kullanım özellikleri, komorbid psikopatolojileri ve ölçeklerin birinci ölçülen ortalama skorları sonuçlarına göre gruplar birbirine benzer bulunmuştur. BDE ve KAYBÖ her iki grupta da istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşüş göstermiştir. SÇT grubunda BDE'nin düşüşü daha fazla olmuştur. SÇT grubunun TMA ve GSSÇE ortalama skoru yükselirken, kontrol grubunda bu iki ölçekte azalma gözlenmiştir. BAPİ ortalama skoru SÇT grubunda düşerken, kontrol grubunda yükselmiştir. Sonuç: Çalışmamızda BDT + ilaç kombinasyonun depresyon skorlarını daha fazla azaltması açısından yazınla uyumlu bulunmuştur. Terapi alan grubun tedavi motivasyonun artması ve bununla paralel bağımlılık şiddetinin azalması da yazın ile uyumludur. AMKB tanılı bireylerde komorbid tanıların tedavi seyrini olumsuz yönde etkilediği bilinmektedir. Bununla birlikte düşük tedavi motivasyonu olan hastaların daha fazla kayma yaşadıkları da bilinmektedir. Bir BDT tekniği olan SÇT hem ek psikopatolojilerin sağaltımında hem de tedavi motivasyonunun artırılmasında etkili bulunmuştur. Ancak örneklem sayılarının artırılmasına ve başka çalışmalara ihtiyaç vardır.

Ömer Kardaş
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk çağı şizofreni ve bipolar bozukluk hastalarında istismar-çocukluk çağı travmaları

Her dört çocuktan biri 18 yaşında önce travmatik bir deneyim yaşamaktadır. Bu travmatik yaşantılar cinsel, fiziksel, duygusal istismar veya fiziksel ve duygusal ihmal şeklinde olabilmektedir. Çocuk istismarı ve ihmali dünyanın her yerinde rastlanan, konunun üzerine gidildikçe sıklığının oldukça fazla olduğu anlaşılan bir durumdur. Psikiyatrik hastalıkların da istismar ve ihmallerin ilişkisi klinisyenler tarafından iyi bilinmektedir. Bipolar bozukluk oldukça yüksek kalıtım oranlarına sahip olmakla birlikte psikososyal stresörlerin ilk ve takip eden atakların ortaya çıkmasında etkili olduğu düşünülmektedir. Erişkin başlangıçlı şizofrenide de varsanılar ve sanrılar gibi psikotik bulguların çocukluk çağı travmaları ile ilişkisi, bu hasta gruplarında çocukluk çağı travmalarının yüksek oranlarda olduğu, gösterilmiştir. Bu hastalıkların erişkin görünümlerinde çocukluk çağı travmaları araştırılmış bir konu iken, çocukluk çağı başlangıçlı formlarındaErken başlangıçlı şizofreni ve Bipolar Bozukluk hastalarında çocukluk çağı travmalarının varlığını, sıklığını ve şiddetini araştırmak; bu çocukluk çağı travmalarının türleri ve şiddetleri ile psikiyatrik tablodaki semptomların çeşitliliği ve şiddeti arasındaki ilişkiyi incelemek, travmanın yaşam kalitesi üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. travmaların varlığı ve travmanın hastalık ile ilişkisi, üzerinde henüz çalışılmamış bir konudur.

Bipolar bozuklukYaşam kalitesiÇocuk istismarı+4
Harun Erdem
Ege University
2017
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı alan hastalarda serum galektin-1 ve galektin-3 parametrelerinin değerlendirilmesi

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), belirtileri yaşam boyu sürebilen bir nörogelişimsel bozukluk olup etiyopatogenezi multifaktöryel etkenlerden oluşmaktadır. Bu bozuklukta hala net bir biyobelirteç mevcut değildir ve yapılan birçok çalışmaya rağmen etiyopatogenezi henüz tam olarak aydınlatılamamıştır. Bu çalışmada inflamatuar mekanizmalarla bağlantılı galektin-1 ve galektin-3'ün serum düzeylerinin DEHB'li çocuklarda sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması ve belirti şiddeti ile serum düzeyi ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamıza 7-12 yaş aralığında DEHB tanılı 37 ve sağlıklı 36 çocuk dahil edildi. Klinisyen tarafından Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi–Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG–ŞY) ve psikolog tarafından Wechsler Çocuklar İçin Zekâ Ölçeği-Gözden Geçirilmiş Formu (WISC-R) uygulandı. Ebeveynler Sosyodemografik Veri Formu'nu ve Turgay Yıkıcı Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği (YDB-TDÖ)'ni doldurdu. Venöz kan örnekleri alındı, serum galektin-1 ve galektin-3 düzeyleri ölçüldü. Gruplar arasında serum galektin-1 ve galektin-3 düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Dikkat eksikliği baskın tip ve bileşik tip gruplarında, YDB-TDÖ karşıt olma puanı ile galektin-3 arasında negatif korelasyon saptanmıştır. İmmün sistemle ilişkili galektin-1 ve galektin-3 gibi inflamatuar parametrelerin DEHB etiyopatogenezindeki yerini anlamak ve tanısal bir biyobelirteç olarak gösterilebilmesi için çalışmamızdaki kısıtlılıkları ele alan daha büyük örneklemlerle daha ileri çalışmalara ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Galektin-1, Galektin-3, İnflamatuar parametreler

Galektin-1Galektin-3Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+2
Tunahan Kurukahveci
Mersin University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Yeme bozukluğu hastalarında bilişsel esnekliğin ve duygu tanımanın incelenmesi

Amaç: Çalışmamızın birincil amacı adölesan yaş grubu yeme bozukluğu hastalarında bilişsel esneklik ve duygu tanımanın sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılarak değerlendirilmesidir. Diğer bir amacımız ise bilişsel esneklik ve duygu tanıma arasındaki ilişkinin incelenmesidir. Yöntem: Çalışmamıza Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Erişkin ve Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Anabilim Dalı Poliklinikleri'ne başvuran ve çalışmaya katılmayı kabul eden 12- 18 yaş aralığındaki Anoreksiya Nervoza (AN), Bulimiya Nervoza (BN) ya da Tıkınırcasına Yeme Bozukluğu (TYB) tanısı almış 46 hasta, yaş ve öğrenim yılı açısından eşlenmiş 40 sağlıklı birey dahil edilmiştir. Katılımcıların tanılamaları Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi- Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY) ile yapılmış ve her hasta için sosyodemografik veri formu doldurulmuştur. Bilişsel Esneklik Ölçeği (BEÖ) katılımcılar tarafından doldurulmuş, Sözel Olmayan İpuçlarını Tanıma Becerisi- Duygu Tanıma Testi (SOİAB-DT) ve bilişsel esnekliği değerlendirmek için Stroop Testi ve Berg Kart Eşleme Testi (BCST) bilgisayar ortamında uygulanmıştır. Bulgular: BEÖ puanları değerlendirildiğinde YB hastaları sağlıklı kontrol grubundan daha düşük puanlar almıştır. YB grubunda BEÖ puanı en yüksek olan grup TYB, en düşük olan BN grubudur. Nöropsikolojik testler değerlendirildiğinde; BCST perseveratif hata yüzdeleri Yeme Bozukluğu (YB) hastaları ve sağlıklı kontrol grubu arasında farklı bulunmamıştır. Fakat Stroop Enterferans etkisi TYB grubunda; hem sağlıklı kontroller hem de diğer iki YB grubuna kıyasla daha yüksektir. YB grubu ve sağlıklı kontrol grubunun SOİAB-DT'den aldıkları puanlar arasında fark bulunmamıştır. Bununla birlikte YB alt grupları, sağlıklı kontrollerle kıyaslandığında; AN grubu ses tonları ve sosyal hikayelerden duygu tanıma alt alanlarında daha yüksek puan elde etmiştir. YB grubunun duygu tanıma performansı ve set değiştirme güçlüğü arasında negatif yönde bir ilişki bulunmuş; fakat bu ilişki yanıt inhibisyonu ve duygu tanıma arasında görülmemiştir. Sağlıklı kontrol grubunda ise duygu tanıma ve bilişsel esneklik arasında ilişki bulunmamıştır. Sonuç: YB hastalarının kendilerini bilişsel esneklik alanında daha katı buldukları fakat nöropsikolojik testlerde set değiştirme alanında sağlıklı kontrollere göre farklılık olmadığı 2 görülmüştür. Yalnızca TYB grubunda yanıt inhibisyonunda daha fazla zorlanma görülmüştür. Bu durum literatürde erişkin YB hastalarının çizdiği nörobilişsel profilden daha farklı görünmektedir. Beklenilenin aksine YB grubunda duygu tanıma güçlükleri bulunmamış hatta AN grubu tiksinme ve korku duygusunu daha iyi tanımıştır. Bu sonuçlar duygu tanıma güçlüklerinin ve bilişsel katılığın YB için çekirdek bir yapı olmayabileceğini düşündürmektedir. Tüm bu bilgiler ışığında bu konuda yapılacak ileriki çalışmalara ihtiyaç vardır.

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+4
Özge Çelik Büyükceran
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocukların sosyal becerilerinin, zihin kuramı ve yürütücü işlevler bağlamında değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada 6-12 yaş arası Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanılı kız ve erkek çocukların sosyal uyum ve becerilerini zihin kuramı, yürütücü işlevler ve duygu tanıma bağlamında değerlendirmek ve sağlıklı kontrol grubuyla karşılaştırmak amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Ankara Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran 6-12 yaş arası DEHB tanısı alan 59 çocuk dahil edilmiştir. Kontrol grubu olarak da DEHB grubu ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş herhangi bir psikiyatrik rahatsızlığı olmayan 49 çocuk dahil edilmiştir. Katılımcılara çalışma hakkında bilgi verilerek çalışmaya davet edilmiş ve kabul edenlerden yazılı onam formu alınmıştır. İlk görüşmede çocuklar ve aileleri ile sosyodemografik veri formu doldurulmuş ve psikiyatrik tanı görüşmesi (ÇGDŞ-ŞY-T) yapılmıştır. Bu görüşmenin sonunda ailelerin doldurması için Çocuk ve Ergenlerde Davranım Bozuklukları İçin DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği, Yenilenmiş Conners Ebeveyn Derecelendirme Ölçeği ve SUBÖ verilmiştir. Çocukların öğretmenlerinin doldurması içinse Çocuk ve Ergenlerde Davranım Bozuklukları İçin DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği ve Yenilenmiş Conners Sınıf Öğretmeni Derecelendirme Ölçeği verilmiştir. İkinci görüşmede çocuklara zeka değerlendirmesi için WÇZÖ-IV; zihin kuramı becerilerini değerlendirmek için Çikolata Testi, Dondurma Kamyonu Testi ve Faux Pas (Pot Kırmayı Fark Etme) Testi; yürütücü işlev becerilerini değerlendirmek için WKET, Stroop Testi ve İz Sürme Testi (PEBL Launcher Version 2.1. ile bilgisayar ortamında) ve son olarak sözel olmayan ipuçlarını anlama ve duygu tanıma becerilerini değerlendirmek amacıyla SOİAB uygulanmıştır. Tüm analizler IBM SPSS 25.0 ile yapılmış ve anlamlılık derecesi 0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: DEHB grubu kontrol grubuna kıyasla SUBÖ tüm alt ölçek puanları ve toplam puanda daha yüksek puanlar almıştır. DEHB ve kontrol grubunun zihin kuramı test performansları benzer bulunmuştur. Üç yürütücü işlev testinde de DEHB grubu kontrol grubuna göre daha kötü performans göstermiştir. Kontrol grubu üç SOİAB puanında DEHB grubundan daha yüksek puan almış ve tiksinme duygusunu daha kısa sürede tanımıştır. Kontrol grubu WÇZÖ-IV'ün çoğu puan türünde anlamlı olarak daha yüksek puan almıştır. Grupların zihin kuramı ve yürütücü işlev test performansları ile SUBÖ puanları arasında ilişki bulunmuştur. SOİAB toplam süre puanı ile SUBÖ-İD arası korelasyon saptanmıştır. Grupların TÖZP ile SUBÖ puanları arasında korelasyon saptanmıştır. Grupların ebeveyn ve öğretmen formlarındaki dikkatsizlik ve aşırı hareketlilik-dürtüsellik belirtileri ile SUBÖ puanları arasında da ilişki saptanmıştır. Sonuç: DEHB grubu tüm SUBÖ alt ölçek puanları ve toplam puanda daha yüksek puan almıştır. Hipotezlerimizin aksine grupların zihin kuramı test performansları benzer bulunmuştur. Yürütücü işlev testlerinde DEHB grubu daha kötü performans göstermiştir. SOİAB puanları ve süre puanları açısından gruplar arası anlamlı farklar saptanmıştır. Grupların zihin kuramı becerileri, yürütücü işlev test performansları, SOİAB puanları, TÖZP ve ebeveyn-öğretmen formlarındaki DEHB belirtileri ile SUBÖ puanları arası anlamlı korelasyonlar saptanmıştır. Çalışmamız bildiğimiz kadarıyla literatürde DEHB'li çocukların sosyal becerilerini zihin kuramı, yürütücü işlevler ve duygu tanıma bağlamında değerlendiren ve birbiriyle ilişkilendiren ilk çalışmadır. Bu yönüyle çalışmamızın literatüre katkı yapacağı düşünülmektedir. Ancak ileride daha büyük örneklem gruplarıyla yapılacak izlem çalışmaları bu ilişkileri daha net olarak ortaya koyabilir. DEHB'deki sosyal uyum ve beceri eksikliklerine neden olan faktörlerin anlaşılması ve müdahale yöntemlerinin geliştirilmesi işlevselliğin iyileştirilmesi açısından önem taşımaktadır.

Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuSosyal beceriYönetici işlevler+2
Ayşe Merve Güngör Yüksel
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Anksiyete bozukluğu olan okul öncesi çocuklarda Serum Nrf2/Keap1, Sestrin2 ve Süperoksit dismutaz seviyelerinin subklinik grup ve sağlıklı kontroller ile karşılaştırılması

Giriş ve Amaç: Anksiyete bozuklukları okul öncesi yaşta çocuklarda sık görülen psikiyatrik hastalıklardan biridir. Anksiyete bozuklarının etiyopatogenezinde birçok faktör araştırılmış ancak kesin kanıtlar henüz bulunamamıştır. Etiyopatogenezde araştırılan bir konu da oksidatif stresin artması ve antioksidan sistemin yetersiz kalmasıdır. Biz de çalışmamızda antioksidan sistem elemanlarında serum Nrf2, Keap1, Sestrin2 ve Süperoksit dismutaz düzeylerinin anksiyete bozuklukları için bir biyobelirteç olup olamayacağını araştırmayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı Anabilim Dalı polikliniğine başvuran 36-83 ay aralığındaki 22 katılımcı anksiyete grubunu, 22 katılımcı subklinik grubu ve 21 katılımcı kontrol grubunu oluşturmuştur. Katılımcılar ile DSM-5 ktirerlerine dayalı tanısal görüşme yapılmış ve Okul Öncesi Yaş Çocukların Psikiyatrik Değerlendirmesi (Preschool Age Psychiatric Assesment -PAPA- OÖÇ-PD) - Anksiyete Tarama Bölümü, Okul Öncesi Kaygı Ölçeği, Çocuklar İçin Kısa Mizaç Ölçeği ve 1,5-5 yaş Okul Öncesi Davranış Ölçeği (CBCL) kullanılarak anksiyete bozuklukları şiddeti değerlendirilmiştir. Her üç gruptaki katılımcılardan periferik venöz kan örneği alınarak ELİSA yöntemi ile serum Nrf2, Keap1, Sestrin2, Süperoksit dismutaz ve GABPa düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular: Serum Nrf2 ve GABPa düzeylerinde gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Keap1, Sestrin2 ve Süperoksit Dismutaz düzeylerinde gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamız bilindiği kadarıyla okul öncesi yaş dönemi anksiyete bozuklarında antioksidan sistemi değerlendiren ilk çalışmadır. Sonuçlarımız antioksidan sistemi elemanı Nrf2'nin ve mitokondriyal sistemde görevli GABPa'nın anksiyete bozukluklarında biyomarker olarak kullanılabileceğini düşündürse de geniş yaş aralığında geniş örneklemli çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır.

AnksiyeteAnksiyete bozukluklarıAntioksidanlar+7
Elifnur Yıldırım
Ankara University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

3-6 yaş çocukların duygu düzenleme becerileri ve problemli davranışlarının annenin kişilik yapısı ile ilişkisi

Problem davranışlar; bireyin kendisine ve çevresine zarar veren ve içinde bulunduğu toplumun sosyal değerlerine uygunsuz olduğu için bireyin sosyal ortamların dışında kalmasına neden olan davranışlardır. Duygu düzenleme ise bir kişinin duygusal tepkileri izlemek, değerlendirmek ve değiştirmekten sorumlu olan dışsal ve içsel süreçlerini ifade eder. Duygu düzenleme becerilerinin erken çocukluktan itibaren gelişmeye başladığı bilinmektedir. Gelişimin ve öğrenmenin son derece hızlı olduğu okul öncesi dönemde, gelişim çevresel faktörlerin, özellikle de ebeveyn davranışları ve aile ortamının etkisi altındadır. Ebeveynler, çocuklarının davranışlarını ve duygu düzenleme becerilerini kalıtımsal etkenler kadar kişilik özellikleri ve ebeveynlik tutumları üzerinden de etkiler. Mevcut yazın gözden geçirildiğinde, çocukların problem davranışları ve duygu düzenleme becerilerinin çeşitli değişkenlere göre incelendiği araştırmalara rastlanmıştır. Annenin kişilik özellikleri ile çocukların problemli davranışlarının ilişkisini ve annenin kişilik yapısı ile çocuğun duygu düzenleme becerilerinin ilişkisini ayrı ayrı inceleyen çalışmalar da literatürde mevcuttur ancak annenin kişilik özelliklerinin çocuğun duygu düzenleme becerileri ve problemli davranışları ile olan ilişkisinin birlikte incelendiği ve 3-6 yaş grubu çocuklarını içeren herhangi bir çalışmaya rastlanmamıştır. Mevcut çalışmamızda, 3-6 yaş grubundaki okul öncesi çocukların problemli davranış ve duygu düzenleme becerilerinin annenin kişilik özellikleri ile, birbirleri ile ve sosyodemografik veriler ile ilişkisine ve annelerin kişilik özelliklerinin sosyodemografik veriler ile ilişkisine bakmayı amaçladık. Çalışmamızın örneklemini, araştırmaya katılmayı kabul eden ve gönderilen çevrim içi anket formunu eksiksiz şekilde dolduran 632 çocuk ve onların anneleri oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan anneler tarafından Sosyodemografik Veri Formu, Anaokulu ve Anasınıfı Davranış Ölçeği (AADÖ), Duygu Düzenleme Ölçeği (DDÖ) ve Beş Faktörlü Kişilik Özellikleri Ölçeği (BFKÖÖ) doldurulmuştur. Çalışmamıza katılan çocukların %52,1'i erkek, yaş ortalaması 53,82 ± 11,12 aydır. Çalışmamızda tüm AADÖ toplam ve alt puanları ile tüm DDÖ toplam ve alt puanları arasında; çocukların AADÖ Dışa Yönelim puanları ile annelerin BFKÖ Dışa Dönüklük puanları ve çocukların AADÖ Antisosyal puanları ile annelerin BFKÖÖ Gelişime Açıklık puanları hariç; çocukların diğer tüm AADÖ toplam ve alt puanları ile tüm DDÖ toplam ve alt puanları ile annelerin tüm BFKÖÖ puanları arasında korelasyon saptanmıştır. Çalışmamızda, çocukların toplam DDÖ puanları ile annelerin BFKÖÖ Dışa Dönüklük ve Gelişime Açıklık puanlarının çocukların AADÖ Sosyal Beceri puanlarını olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Çocuğun yaşının da AADÖ Sosyal Beceri puanlarını olumlu yönde etkilemektedir. Çocuğun erkek cinsiyette olması ve ile annenin yaşı ise AADÖ Sosyal Beceri puanlarını olumsuz yönde etkilemektedir. Çocukların DDÖ toplam puanları ile annelerin BFKÖÖ Dışa Dönüklük puanları çocukların AADÖ Problem Davranış Toplam Puanı üzerine negatif etki yapmaktadır. Ayrıca annelerin Nevrotiklik puanları arttıkça çocuklardaki problemli davranış puanları artmaktadır. Erkek çocuklarda ve annenin eğitim durumunun daha yüksek olduğu ailelerde problemli davranışın daha fazla görüldüğü, çocuğun yaşı arttıkça problemli davranışın azaldığı saptanmıştır. Çocukların AADÖ Problem Davranış Toplam puanlarının DDÖ toplam puanları üzerinde negatif bir etkiye, AADÖ Sosyal Beceri Toplam puanlarının ise pozitif etkiye sahip olduğu görülmüştür. Annelerin BFKÖÖ Dışa Dönüklük ve Nevrotiklik puanlarının ise DDÖ toplam puanları üzerinde negatif etkiye sahip olduğu görülmüştür. Son olarak, çocuğun yaşı arttıkça toplam DDÖ puanlarının azaldığı ve annenin yaşı arttıkça toplam DDÖ puanlarının arttığı saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışmamızda okul öncesi çocukların problem davranışları ve duygu düzenleme becerileri bazı sosyodemografik değişkenler ile ilişkili bulunmuş; ayrıca okul öncesi çocukların problem davranışları ve duygu düzenleme becerilerinin birbirini karşılıklı olarak etkilediği ve annenin bazı kişilik özelliklerinden de etkilendiği saptanmıştır. Bu risk faktörlerini bilmek problemlere erken dönemde müdahale edilebilmesine ve annelere yönelik farkındalık ve destek programlarının geliştirilmesine olanak sağlayabilir.

DuyguDuygu düzenlemeDuygusal sorunlar+5
Gözde Dokuz
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Denizli ili lise öğrencilerinde akıllı telefon bağımlılığının aleksitimi, üst biliş ve öz şefkat ile ilişkisi

Akıllı telefon bağımlılığı ps൴koloj൴k, çevresel ve sosyal faktörler൴n et൴yoloj൴de b൴rl൴kte rol oynadığı düşünülen b൴r davranışsal bağımlılıktır. Üst b൴l൴ş, öz şefkat ve aleks൴t൴m൴n൴n akıllı telefon bağımlılığı ൴le ൴l൴şk൴s൴n൴ gösteren b൴rçok çalışma mevcuttur ancak herhang൴ b൴r yaş grubunda bu üç faktörün tümüyle ൴l൴şk൴s൴n൴ ortaya koyan b൴r çalışma bulunmamaktadır. L൴se öğrenc൴ler൴nde üst b൴l൴ş, öz şefkat ve aleks൴t൴m൴n൴n akıllı telefon bağımlılığı et൴yoloj൴s൴ndek൴ rolünü ortaya koyab൴lmek amacıyla 195 kız ve 153 erkek olan toplam 348 öğrenc൴ çalışmaya katılmıştır. Çalışmaya katılan öğrenc൴ler 2022-2023 eğ൴t൴m öğret൴m yılında Den൴zl൴ ൴l൴ merkez ൴lçelerde bulunan l൴selerde örgün eğ൴t൴me devam etmekte olan, ebeveyn൴n ve öğrenc൴n൴n çalışmaya katılmayı kabul ett൴ğ൴ 14-18 yaş arası b൴reylerden oluşmuştur. Katılımcılara Akıllı Telefon Bağımlılığı – Kısa Formu, Üst B൴l൴ş Ölçeğ൴ Çocuk ve Ergen Formu, Ergen İç൴n Öz Şefkat Ölçeğ൴ ve Toronto Aleks൴t൴m൴ Ölçeğ൴ doldurmaları ൴stenm൴şt൴r. Bulgular akıllı telefon bağımlılığı ൴le üst b൴l൴ş, öz şefkat ve aleks൴t൴m൴ arasında ൴stat൴ksel olarak anlamlı bulgular elde ed൴ld൴ğ൴n൴ göstermekted൴r. Akıllı telefon bağımlılığı ൴le üstb൴l൴ş ൴l൴şk൴s൴nde üstb൴l൴ş toplam puanının ve olumsuz üst düşünceler, batıl ൴nançlar, ceza ve sorumluluk algıları, b൴l൴şsel ൴zleme alt ölçek puanları akıllı telefon bağımlılığı olan öğrenc൴lerde daha yüksek olduğu, üstb൴l൴ş, olumsuz üst end൴şeler, batıl ൴nanç ceza ve sorumluluk ve b൴l൴şsel ൴zleme ൴le akıllı telefon bağımlılığı arasında güçlü düzeyde poz൴t൴f korelasyon olduğu saptanmıştır. Akıllı telefon bağımlılığı ൴le öz şefkat puanları arasında negat൴f yönde anlamlı b൴r ൴l൴şk൴ göster൴lm൴şt൴r. Aleks൴t൴m൴, duyguları tanımada güçlük, duyguları söze dökmede güçlük ൴le akıllı telefon bağımlılığı arasında güçlü düzeyde poz൴t൴f korelasyon olduğu saptanmıştır. Sonuçlar üst b൴l൴ş, öz şefkat ve aleks൴t൴m൴n൴n akıllı telefon bağımlılığı ൴le ൴l൴şk൴s൴ olduğunu ve akıllı telefon bağımlılığını öngörmede ve önlemeye yönel൴k müdahalelerde yol göster൴c൴ olab൴leceğ൴n൴ düşündürmekted൴r. Anahtar Kel൴meler: akıllı telefon bağımlılığı, üst b൴l൴ş, öz şefkat, aleks൴t൴m൴

Akıllı telefonlarAleksitimiDenizli+6
Tuğçe Söyleyici Mert
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Okul öncesi çocuklardaki yıkıcı davranışların çocuğun dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu belirtileri ile ebeveynin depresyon, anksiyete ve stres düzeyi bağlamında değerlendirilmesi

Yıkıcı davranışlar hem içe yönelim hem de dışa yönelim bozukluklarında ortak bir belirti olarak karşımıza çıkabilirler. Boyutsal yaklaşım yıkıcı davranış belirtilerinin, içe yönelim ya da dışa yönelim bozukluklarından hangisiyle ilişkili olabileceğine dair fikir vermektedir. Araştırmalar yıkıcı davranışlar ile dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğunun (DEHB) sıklıkla birbirlerine eşlik ettiklerini göstermektedir. Gelişimsel olarak 3-6 yaşta büyük yaştaki çocuklara göre bakımverene daha fazla ihtiyaç duyulmasına bağlı olarak ebeveynin psikopatolojisini anlamadan çocuktaki ruhsal bozuklukları bir çerçeveye oturtmak neredeyse imkânsız olacaktır. Tüm bu bahsedilenler doğrultusunda çalışmamızda okul öncesi çocuklardaki yıkıcı davranış alt boyutlarını, alt boyutlarla ilişkili olabilecek ve onları öngörebilecek olası değişkenler (sosyodemografik özellikler, doğum öncesi, doğum ve doğum sonrası dönem özellikleri, çocuk ve ailenin fiziksel ve ruhsal sağlık durumuyla ilgili veriler) ile çocuğun DEHB belirtileri ve ebeveynin depresyon, anksiyete ve stres düzeyini dikkate alarak araştırmayı amaçladık. Araştırmanın evrenini 2021-2022 eğitim öğretim yılında, randomize olarak seçilen Denizli ili Pamukkale ve Merkezefendi ilçelerindeki anaokuluna giden 3-6 yaş arasındaki çocuklar oluşturmaktadır. Bu okullardaki öğrencilerin ebeveynlerine müdür ve müdür yardımcıları aracılığıyla çevrim içi anket formu gönderilmiştir. Anket formunu eksiksiz şekilde dolduran 336 gönüllünün katılımıyla çalışma tamamlanmıştır. Araştırmaya katılan ebeveynler tarafından Sosyodemografik Veri Formu, Okul Öncesi Yıkıcı Davranışların Çok Boyutlu Değerlendirilmesi Ölçeği (YDÇBDÖ), Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu Derecelendirme Ölçeği-IV Okul Öncesi Versiyonu ve Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21 doldurulmuştur. Çalışmamızın sonucunda çocuğun cinsiyetine göre yıkıcı davranış puanlarının farklılık göstermediği bulgulanmıştır. Çocuğun yaşı arttıkça YDÇBDÖ Karşı Gelme puanlarının azaldığı, diğer yıkıcı davranış boyut puanları üzerine yaşın anlamlı etkisinin olmadığı belirlenmiştir. YDÇBDÖ Toplam, Öfke Nöbeti, Karşı Gelme, Saldırganlık ve Diğerleri için Düşük Endişe puanlarının tümünü çocuğun hiperaktivite/dürtüsellilk puanları ile ebeveynin stres puanlarının öngördüğü saptanmıştır. Çocuktaki dikkat eksikliği puanlarının YDÇBDÖ Toplam, Saldırganlık ve Karşı Gelme puanlarını yordadığı, ancak Öfke Nöbeti ve Düşük Endişe puanlarının yordayıcıları arasında yer almadığı bulunmuştur. Çocukta kronik hastalık varlığının Öfke Nöbeti puanlarının yordayıcılarından biri olduğu saptanmıştır. Ebeveynin stres puanları yıkıcı davranış ve alt boyut puanlarının tümünü öngörürken ebeveynin depresyon ve anksiyete puanlarının öngörücü etkisinin olmadığı bulunmuştur. Sonuç olarak; çalışmamız, çocuğun yıkıcı davranış boyutlarını prenatal-postnatal değişkenler, çocuğun psikiyatrik başvurusu, DEHB belirtileri ile ebeveynin depresyon, anksiyete ve stresi ile ilişkilendirilmesi açısından önemlidir. Bu sayede araştırmamız, yıkıcı davranışlara yönelik risk faktörleri ve koruyucu faktörlerin belirlenebilmesi; risk altındaki öğrencilere yönelik erken müdahalede bulunulabilmesi konusunda alanyazına katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: okul öncesi, yıkıcı davranış, DEHB, ebeveyn stresi

Ana-babaAnksiyeteDepresyon+5
Pelin Arı
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Acil Servise ev kazası ile başvuran ilkokul çağı çocuklarında dikkat eksikliği ve Hiperaktivite/Dürtüsellik Bozukluğu (DEHB) varlığının araştırılması

daha sonra doldurulacaktır.

Acil servisDikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğuDürtüsellik+2
Hilal Nur Beyoğlu
Pamukkale University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Adli psikiyatri polikliniğine yönlendirilen suça sürüklenen çocukların psikometrik özelliklerinin akran zorbalığı, benlik saygısı ve psikolojik sağlamlık açısından incelenmesi ve sağlıklı kontrollerle kıyaslanması

Çocuklarda suça sürüklenme tüm dünyada artış göstermekte olan küresel bir sorundur. Bir çocuğu suça sürükleyen nedenler bireysel, ailesel ve çevresel faktörler olarak sınıflandırılabilir. Bu temel faktörlerin yanında psikopatoloji ile ilişkili özelliklere sahip olmak, akran zorbalığına zorba veya mağdur olarak dahil olmak, benlik saygısı ve psikolojik sağlamlık düzeyleri de suça sürüklenme sürecinde önemli etkenler olabilir. Özellikli bir grup olan suça sürüklenen çocuklarla ilgili birçok çalışma yapılmış olsa da bu grupta akran zorbalığı, benlik saygısı ve psikolojik sağlamlık düzeyini aynı anda değerlendiren ve suça sürüklenmemiş çocuklarla karşılaştıran bir çalışmaya alan yazında rastlanmamıştır. Çalışmamızda suça sürüklenen çocukların psikopatoloji ile ilişkili özelliklerini, akran zorbalığına zorba veya mağdur olarak katılma durumlarını, benlik saygısı ve psikolojik sağlamlıklarını değerlendirmek, suça sürüklenmeyen çocuklarla kıyaslamak, suça sürüklenen çocuklarda bu değişkenlerin birbirleri ile olan korelasyonunu incelemek ve suça sürüklenmeye etki eden risk faktörlerini belirlemek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Adli Polikliniği'ne adli merciler tarafından yönlendirilmiş suça sürüklenen çocuklar ve daha önce suça karışmamış, ek tıbbi ve psikiyatrik hastalığı olmayan çocuklar oluşturmaktadır. Araştırmaya 101 suça sürüklenen çocuk ve 100 suça sürüklenmeyen çocuk dahil edilmiştir. Suça sürüklenen çocuklara ve kontrol grubundaki çocuklara Conners Wells Ergen Özbildirim Ölçeği-Uzun Formu (CWEÖÖ-U), Akran Zorbalarını Belirleme Ölçeği (AZBÖ), Akran Zorbalığı Kurbanlarını Belirleme Ölçeği (AZKBÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBSÖ) ve Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeği-12 (ÇGPSÖ-12) formları, ebeveynlere ise sosyodemografik özellikleri kapsayan bilgi formu yüz yüze görüşme yöntemiyle araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Çalışmamızın sonucunda, suça sürüklenen çocukların %80,2'sinin (n=81) erkek cinsiyette olduğu, suça sürüklenen çocukların %25,7'sinin (n=26) ise okula gitmediği ve akademik başarılarının kontrol grubuna göre düşük olduğu, Suça Sürüklenen Çocuk (SSÇ) grubundaki çocuklarda başta Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) olmak üzere Davranım Bozukluğu (DB), Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu (KOKGB) ve Özgül Öğrenme Bozukluğu (ÖÖB) tanılarının bulunduğu, ailelerinin geniş ya da parçalanmış aile yapısında olduğu, düşük gelirli ailelerde yaşadığı, ebeveynleri ve ev içi uyum düzeylerinin kötü olduğu bulunmuştur. Aynı zamanda SSÇ grubunda en sık işlenen suç türünün kasten yaralama ve ikinci sırada hırsızlık suçu olduğu gözlenmiştir. Kontrol grubuna göre SSÇ grubundaki çocukların benlik saygısı ve psikolojik sağlamlık düzeyinin düşük olduğu, daha fazla akran zorbalığına dahil oldukları, aynı zamanda CWEÖÖ-U tüm alt boyutlarında (aile, duygusal, davranım, bilişsel ve dikkatsizlik, öfke kontrolü ve hiperaktivite) daha çok problem yaşadıkları bulunmuştur. Çalışmamızda RBSÖ puanları ile AZBÖ, AZKBÖ ve CWEÖÖ-U puanlarının ters yönde ilişkili olduğu; RBSÖ puanları ile ÇGPSÖ puanlarının ise aynı yönde ilişkili olduğu; CWEÖÖ-U puanları ile AZBÖ ve AZKBÖ puanlarının aynı yönde ilişkili olduğu; AZBÖ puanları ile AZKBÖ puanlarının aynı yönde ilişkili olduğu ve CWEÖÖ-U, AZBÖ ve AZKBÖ puanları ile ÇGPSÖ puanı arasında ters yönde ilişki olduğu saptanmıştır. Çalışmamızda yapılan lojistik regresyon analizi sonucunda ise anne ve baba eğitiminin düşük olması, aylık gelirin düşük olması, ders başarısının, ev içi uyumun ve ebeveynlerle ilişkinin kötü olması, psikolojik sağlamlığın düşük olması, anne ve babanın ayrı olması veya ebeveynlerden birinin olmaması, ailedeki çocuk sayısının artması, ailede ortanca veya daha sonra doğan çocuk olmak, benlik saygısının düşük-orta düzeyde olması, CWEÖÖ-U ölçeği aile, duygusal, davranım, bilişsel ve dikkatsizlik, öfke kontrolü ve hiperaktivite problemleri alt boyutlarındaki puanların yükselmesi, açık saldırı, alay ve korkutma/sindirme alt boyutlarında zorba ve kurban olmak, ilişkisel saldırı ve kişisel eşyaya saldırı alt boyutunda akran zorbalığı kurbanı olmak suça sürüklenme üzerinde anlamlı şekilde yükseltici risk faktörü olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, çalışmamız SSÇlerde akran zorbalığını ve mağduriyetini, psikolojik sağlamlık ve benlik saygısı düzeylerini değerlendirmesi ve kontrol grubu ile karşılaştırması açısından önemlidir. Çalışmamız suça sürüklenme açısından risk faktörlerinin belirlenmesi, akran zorbalığına zorba veya mağdur olarak katılmanın, benlik saygısı ve psikolojik sağlamlığın önemine vurgu yapmış olması ve sahada bu alanda yapılabilecek müdahale programlarına yol gösterici olabilmesi açısından literatüre katkı sağlamış olabilir. Anahtar Kelimeler: Suça sürüklenen çocuk, akran zorbalığı, benlik saygısı, psikolojik sağlamlık

Akran zorbalığıErken ergenlikGeç ergenlik+5
Merve Ünsal
Pamukkale University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabeti olan ergenlerde ebeveyn-çocuk metakognisyonlarının hastalığa yönelik tutum, psikolojik sağlamlık ve depresyon-kaygı ile ilişkisi

Kronik hastalıklar, tam olarak iyileşmesi mümkün olmayan, sıklıkla uzun dönem takip ve tedavi gerektiren, bireyin günlük işlevselliğinde ve yaşam kalitesinde bozulmaya sebep olan sağlık problemleridir. Çocukluk çağı hastalıklarının tedavi olanaklarında gelişmeler yaşanması sağ kalım oranlarını artırmakta, buna bağlı olarak bireylerin hastalıkla geçirecekleri sürelerde uzamaktadır. Günümüzde diyabetin görülme oranlarının artışı ve hayat kalitesindeki olumsuz etkileri sebebiyle dünyada önemi artmaktadır. Kronik hastalıkların çocuklar üzerindeki psikolojik etkileri genellikle dikkate alınmamaktadır. Diyabette öncelik kan şekeri takibi ve komplikasyonların önlenmesi olmaktadır. Ancak yapılan çalışmalarda gençlerin içinde bulundukları ruhsal durumlarının, diyabete uyumlarını ve tedavi sürecine aktif katılımlarını etkilediği görülmektedir. Çalışmamızda diyabet tanısı alan gençlerde, psikolojik etkiler açısından erken müdahale alanları yaratabilmek adına üst bilişsel inançlar, tutum, psikolojik sağlamlık ve depresyon-kaygı düzeyleri arasındaki ilişkilerin incelenmesini amaçladık. YÖNTEM Çalışmanın örneklemini, Pamukkale Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Endokrinoloji Polikliniği'ne başvuran diyabet tanılı gençler ve daha önce herhangi bir kronik hastalık tanısı almayan gençler oluşturmaktadır. Çalışmaya 12-18 yaş aralığında, 62 diyabet tanılı genç ile 60 sağlıklı gönüllü genç dahil edilmiştir. Araştırmaya dahil edilen gönüllüler, Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği (ÇKHYTÖ), Üstbiliş Ölçeği Çocuk-Ergen Formu (ÜBO-ÇE), Çocuklarda Anksiyete ve Depresyon Ölçeği-Çocuk Formu (ÇADÖY-Ç), Çocuk ve Genç Psikolojik Sağlamlık Ölçeğini (ÇGPSÖ) araştırmacı eşliğinde kendileri doldurmuştur. Araştırmaya dahil edilen kontrol grubu Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği (ÇKHYTÖ) dışında kalan ölçekleri araştırmacı eşliğinde kendileri doldurmuştur. Dahil edilen gönüllülerin ebeveynleri Üstbiliş Ölçeği-30 (MCQ-30)'u araştırmacı eşliğinde kendileri doldurmuştur. Ayrıca sosyodemografik verilerin detaylı olarak sorgulandığı sosyodemografik veri formu ebeveynle yüz yüze görüşme tekniğiyle araştırmacı tarafından doldurulmuştur. BULGULAR Araştırmamızın sonucunda; diyabet tanılı gençler ile kontrol grubundaki gençler arasında ÜBO-ÇE olumlu üst endişeler (p=0,624), olumsuz üst endişeler (p=0,302), batıl inançlar, ceza ve sorumluluk inançları (p=0,442), bilişsel izleme (p=0,920) ve toplam puanı (p=0,923), psikolojik sağlamlık (p=0,492), depresyon (p=0,456) ve kaygı (p=0,289) düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmamıştır. Diyabet tanılı gençlerin ebeveynlerinin MCQ-30'un endişeye dair olumlu inançlar (p=0,013) ve düşünceleri kontrol ihtiyacı olduğuna dair inançlar (p=0,036) alt boyutlarından aldıkları puanlar kontrol grubu ebeveynlerine göre daha yüksek bulunmuştur. Diyabet tanılı gençlerde; diyabete yönelik tutumun psikolojik sağlamlık (p=0,000) ile aynı yönde, depresyon (p=0,000) ve anksiyete (p=0,000) düzeyleri, MCQ-30 endişeye dair olumlu inançlar (p=0,003), bilişsel güven (p=0,022), düşünceleri kontrol ihtiyacı olduğuna dair inançlar (p=0,022) alt boyutları ve toplam puanları (p=0,006), ÜBO-ÇE olumsuz üst endişeler (p=0,002), batıl inançlar, ceza ve sorumluluk inançları (p=0,001), bilişsel izleme (p=0,026) alt boyutları ve toplam puanları (p=0,000) ile ters yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Psikolojik sağlamlık düzeyinin depresyon (p=0,000) ve anksiyete (p=0,000) belirtileri, ÜBO-ÇE olumlu üst endişeler (p=0,029), olumsuz üst endişeler (p=0, 009), batıl inançlar, ceza ve sorumluluk inançları (p=0,037) ve toplam puanları (p=0,019) ile zıt yönlü ilişki gösterdiği bulunmuştur. Depresyon düzeyleri ile MCQ-30 endişeye dair olumlu inançlar (p=0,002), bilişsel güven (p=0,007), düşünceleri kontrol ihtiyacı olduğuna dair inançlar (p=0,004) ve toplam puanları (p=0,005), ÜBO-ÇE olumlu üst endişeler (p=0,007), olumsuz üst endişeler (p=0,000), batıl inançlar, ceza ve sorumluluk inançları (p=0,000), bilişsel izleme (p=0,000) ve toplam puanları (p=0,000) arasında pozitif korelasyon olduğu gözlenmiştir. Kaygı düzeyleri ile MCQ-30 endişeye olumlu inançlar (p=0,008), bilişsel güven (p=0,001), düşünceleri kontrol ihtiyacı olduğuna dair inançlar (p=0,001) ve toplam puanları (p=0,002), ÜBO-ÇE olumlu üst endişeler (p=0,008), olumsuz üst endişeler (p=0,000), batıl inançlar, ceza ve sorumluluk inançları (p=0,000), bilişsel izleme (p=0,001) ve toplam puanları (p=0,000) arasında pozitif korelasyon olduğu gözlenmiştir. Ayrıca MCQ-30 düşünceleri kontrol ihtiyacı olduğuna dair inançlar puanı ile ÜBO-ÇE batıl inançlar ceza ve sorumluluk inançları (p=0,003), toplam puanları (p=0,006) arasında ve MCQ-30 toplam puanları ile ÜBO-ÇE toplam puanları (p=0,020) arasında aynı yönlü ilişki bulunduğu görülmüştür. Diyabet tanılı gençlerin HBA1C seviyeleri pozitif tutumda daha düşük saptansa da istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır (p=0,299). SONUÇ Sonuç olarak, araştırmamız diyabeti olan gençlerde üstbiliş, diyabete yönelik tutum, psikolojik sağlamlık ve depresyon-kaygı düzeylerinin ilişkisini incelemek açısından önemlidir. Çalışmamız, diyabet tanısı alan gençlerde ruhsal durumun ilişkili olabileceği üstbiliş, tutum, psikolojik sağlamlığa dikkat çekmesi ve bu alanda yapılabilecek erken müdahale çalışmalarına yol gösterebilmesi bakımından literatüre katkı sağlamış olabilir. Anahtar Kelimeler: Kronik hastalığa yönelik tutum, üstbiliş, depresyon, anksiyete, psikolojik sağlamlık

Erken ergenlikGeç ergenlikPsikolojik sağlamlık+2
Feriştah Güneş
Pamukkale University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm Spektrum Bozukluğu tanılı hastalarda periferik kanda TLR mRNA düzeylerinin sağlıklı kontrollerle kıyaslanması

Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB), etiyolojisinde birden çok faktörün rol oynadığı tek bir etkenin neden olarak gösterilemediği nörogelişimsel bozukluktur. Etiyolojide genetik, çevresel, nörobiyolojik faktörler etkili olmakla beraber nöroinflamasyonun ve immün sistem elemanlarının da rol oynadığı yazında gösterilmiştir. İmmün sistemde patern tanıma reseptörü olan Toll Like Reseptör (TLR)'lerin reseptör olarak işlev görmeleri yanı sıra, TLR sinyallerinin nörogenez, aksonal büyüme ve plastisite dâhil olmak üzere santral sinir sisteminde dinamik süreçleri etkilediği bilinmektedir. TLR'ler son yıllarda nöropsikiyatrik hastalıkların da araştırma konusu olmuştur fakat OSB'de TLR çalışmaları kısıtlı olduğu görülmektedir. TLR'lerin OSB etyopatogenezindeki rollerini araştırmak amacıyla 31 OSB tanılı hasta ve 31 sağlıklı kontrolden oluşan çocuk ve ergenin periferik kanda TLR mRNA ekspresyonlarını ve serum protein düzeylerini incelenmiştir. DSM-V tanı kriterlerine göre OSB tanısı alan, bilinen kronik sistemik hastalığı olmayan, medikal tedavi kullanmayan 4-18 yaş aralığında çocuk ve ergenler olgu grubunu, psikiyatrik rahatsızlığı ve bilinen sistemik kronik rahatsızlığı olmayan, medikal tedavi kullanmayan, yaş ve cinsiyet dağılımı olgu grubuna benzer çocuk ve ergenler de sağlıklı kontrol grubunu oluşturmuştur. Katılımcılar ve ebeveynleriyle DSM-V temelli klinik görüşme yapılmış, Çocukluk Çağı Otizm Derecelendirme Ölçeği ve Sorun Davranış Kontrol Listesi uygulanmıştır. Katılımcıların periferik kanda TLR mRNA ekspresyon düzeyleri RT-qPCR işlemiyle kıyaslanmış, TLR mRNA ekspresyonları farklılaşan TLR çeşitlerinin serumda TLR protein düzeyleri ELİSA yöntemiyle ölçülmüştür. Sonuç olarak çalışmamızda OSB grubunun TLR1, TLR4, TLR5, TLR8 mRNA ekspresyon ve protein düzeylerinin kontrol grubuna göre daha yüksek, TLR6 mRNA ekspresyon ve protein düzeylerinin daha düşük, TLR2, TLR3, TLR7, TLR9, TLR10 mRNA ekspresyonlarında farklılık olmadığı saptanmıştır. TLR4 mRNA ekspresyon ve protein düzeylerinin OSB grubunda daha yüksek olması yazınla uyumlu olmakla beraber bizim bildiğimiz kadarıyla yazında OSB'de TLR1, TLR5, TLR6, TLR8 ekspresyon ve protein düzeylerini analiz eden çalışma bulunmamaktadır ve bulgularımız yazında ilk defa bildirilmiştir. OSB'de TLR sinyallerinin daha iyi anlaşılması OSB etiyolojisine ışık tutabilir ve gelecekte terapötik stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir; dahası TLR'ler OSB tanısında aday biyobelirteç olabilirler. Sonuçlarımız TLR'lerin OSB etyopatogenezinde olası rolünü göstermesi amacıyla gelecek çalışmalara ışık tutan bir çalışma olarak değerlendirilebilir. Anahtar Kelimeler: Otizm Spektrum Bozukluğu, Toll Like Reseptörler, Çocuk ve Ergen

Çağlar Şimşek
Pamukkale University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocukluk dönemi yürütücü işlevler envanteri (ÇDYIE) ebeveyn/öğretmen formunun ilkokul öğrencilerinde geçerlik-güvenirlik çalışması

Bu araştırmada, Çocukluk Dönemi Yürütücü İşlevler Envanteri'nin (ÇDYIE) Türkçe formunun geçerlik ve güvenirliği ilkokul 1–4. sınıf öğrencileri üzerinde değerlendirilmiştir. Çalışmaya ilkokula devam eden çocukların ebeveynleri ve öğretmenleri katılmıştır. Ebeveynlere sosyodemografik bilgi formu, ÇDYIE ve Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ve Yıkıcı Davranış Bozuklukları için Turgay DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği (Turgay-DSM-IV) dağıtılmıştır. Öğretmenlerden ise sınıflarındaki öğrenciler arasından farklı akademik başarı düzeyine göre 5 öğrenci seçip; bu öğrenciler için, ÇDYIE ve Turgay-DSM-IVÖlçeği'ni doldurmaları istenmiştir. Toplanan veriler üzerinden yapı geçerliği, güvenirlik ve ölçüt bağıntılı geçerlik analizleri yapılmıştır. Doğrulayıcı faktör analizleri (DFA) sonucunda ebeveyn ölçeğinin hem iki faktörlü hem de dört faktörlü yapıları test edilmiş, her iki yapının da yeterli düzeyde uyum değerlerine sahip olduğu bulunmuştur. Ancak 4 faktörlü modelde Çalışan Belleği ile Planlama alt boyutları ve Düzenleme ile Engelleme alt boyutları arasında yüksek düzeyde korelasyon saptanmış olması nedeni ile bu faktörler birleştirilmesi ile elde edilen 2 faktörlü yapının daha geçerli bir ölçüm modeli sunduğu sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmen formunda ise dört faktörlü, iki faktörlü ve tek faktörlü modeller incelenmiş; ancak yapısal geçerliliğin sağlanamadığı görülmüştür. Bunun üzerine ölçekteki birden fazla faktöre yüksek yükleme gösteren maddeler ölçekten çıkarılmış ve geriye kalan 14 madde ile DFA yeniden yapılmıştır. Çalışma Belleği ve Planlama boyutlarının tek bir faktör altında birleştirildiği üç faktörlü modelin yapı geçerliğini sağladığı gözlenmiştir. Her iki formun da iç tutarlılık katsayıları kabul edilebilir düzeydedir. Ayrıca 8 hafta sonra gerçekleştirilen test tekrar test ölçümlerinin tutarlı ve güvenilir olduğu belirlenmiştir. Ölçek puanlarının Turgay-DSM-IV-Ölçeği yanı sıra, akademik başarı ve erken gelişimsel yetkinlikler ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bu durum, yürütücü işlevlerin eğitimsel ve gelişimsel önemini destekler niteliktedir. Sonuç olarak, elde edilen bulgular ÇDYIE'nin Türkçe versiyonunun hem araştırma hem de uygulama alanlarında kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir değerlendirme aracı olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: yürütücü işlevler, çocuk, ÇDYIE, geçerlik, güvenirlik

Belkız Savlet Ötken
Pamukkale University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travma sonrası stres bozukluğu olan çocuk ve ergenlerde Galectin-3, S100B, tiyol/tiyol disülfit ve iskemi modifiye albümin düzeylerinin incelenmesi

Amaç: Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB) çocuk ve ergenlerde travma sonrası sık görülen ruhsal hastalıklardan biridir. Yaşam kalitesini olumsuz etkileyen bu bozukluk, yüksek tıbbi ve sosyoekonomik yüke neden olmaktadır. Yapılacak olan araştırma ile nöroinflamasyonda potansiyel bir belirteç adayı olan Galectin-3 ve nöronal hasar belirteci S100B proteinlerinin düzeyleri ile oksidatif stres düzeyini gösteren tiyol/tiyol disülfit hemostazı ve iskemi modifiye albümin (İMA) düzeylerinin TSSB olan hastalar ve sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması; hastalık şiddeti ve belirtileri ile ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Polikliniğimize başvuran 44 TSSB tanısı konan cinsel istismar mağduru kız çocuk ve ergen ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş 44 sağlıklı kontrol dahil edilmiştir. Dahil edilme yaş aralığı 8-17 olarak planlanmış, çalışma 12-17 yaş aralığındaki katılımcılarla tamamlanmıştır. Çocuklarda Anksiyete Bozukluklarını Tarama Ölçeği, Çocuklar için Depresyon Ölçeği, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği ve Çocuklar için Travma Sonrası Stres Tepki Ölçeği ve Klinik Global İzlem – Şiddet Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılardan alınan venöz kan örnekleri, uygun koşullarda Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Tıbbi Biyokimya Laboratuvarı'na ulaştırılmıştır. Serum örneklerinde Galectin-3 ve S100B düzeyleri ELISA yöntemi ile, tiyol/disülfit dengesi Erel ve Neşelioğlu tarafından geliştirilen otomatize spektrofotometrik yöntem ile, İMA düzeyleri ise Bar-Or ve arkadaşlarının tanımladığı albümin kobalt bağlama testi ile analiz edilmiştir. Bulgular: TSSB grubunda S100B ve İMA düzeyleri kontrol grubuna kıyasla anlamlı derecede yüksek; native tiyol, total tiyol ve disülfit düzeyleri ise anlamlı derecede düşük bulunmuştur. ROC analizi sonucunda İMA'nın TSSB'yi ayırt etmede %81,4 duyarlılık ve %81,8 özgüllük değerleriyle yüksek tanısal performansa sahip olduğu tespit edilmiştir. Galectin-3 düzeyleri açısından gruplar arasında anlamlı fark saptanmamıştır. TSSB grubunda nötrofil yüzdesi yüksek, lenfosit yüzdesi ve lenfosit sayısı düşük bulunmuştur. TSSB grubunda eritrosit sayısı ve hemoglobin düzeyleri düşük; açlık glukoz düzeyi yüksek bulunmuştur. Galectin-3 düzeyi, CGI puanları ile pozitif yönde anlamlı ilişki göstermiştir; Galectin-3 artışıyla klinik şiddet artışı paralellik göstermiştir. Sonuç: Çalışmamızın bulguları TSSB'nin patofizyolojisinde nöroinflamasyon ve oksidatif stresin önemli rol oynadığını göstermektedir. Yüksek İMA ile azalmış tiyol parametreleri, artmış oksidatif yükü ve azalmış antioksidan kapasiteyi desteklemektedir. İMA'nın yüksek tanısal performansı, bu parametrenin TSSB için umut verici bir biyobelirteç olabileceğini düşündürmektedir. Galectin-3'ün klinik şiddetle ilişkisi ise hastalığın izleminde yardımcı bir belirteç olarak değerlendirilebileceğini göstermektedir. Tiyol-disülfit homeostazındaki bozulma, nötrofil/lenfosit oranındaki değişiklikler ve metabolik parametrelerdeki anormallikler, TSSB'nin sistemik bir hastalık olduğunu desteklemektedir. Bu bulgular, TSSB'nin objektif biyolojik göstergelerle değerlendirilmesine ve gelecekte tedavi stratejilerinin geliştirilmesine katkı sağlayabilir.

Cinsel istismarNöroinflamasyonStres bozuklukları-post travmatik+3
Duygu Aslantaş
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu tanısı olan okul öncesi dönemi çocuklarının duygu düzenleme becerileri, otizm şiddeti ile anne ve baba mizacının ilişkisi

Amaç: Bu çalışmadaki amacımız; okul öncesi Otizm Spektrum Bozukluğu (OSB) tanısı olan çocukların anne ve babalarının mizaç özellikleri ile otizm şiddeti ve duygu düzenlemesi arasındaki ilişkinin araştırılmasıdır. Çalışmamızın diğer amacı ise ebeveynlerde var olabilecek ruhsal belirtiler ile çocukların otizm şiddeti ve duygu düzenlemesi arasındaki ilişkisinin araştırılmasıdır. Yöntem: Çalışmaya DSM-5'e göre OSB tanısı olan 3-6 yaş arası 70 olgu ve çalışmaya katılmayı kabul eden ebeveynleri çalışma örneklemine dahil edilmiştir. Anne ve babalar TEMPS-A Mizaç Ölçeği ve SCL 90-R ölçeğini; çocuklarını göz önünde bulundurarak Duygu Düzenleme Ölçeğini doldurmuşlardır. Otizm şiddeti Çocukluk Otizmini Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ) araştırmacı tarafından doldurularak belirlenmiştir. Bulgular: Çocukların yaş ortalaması 50,91±10,55 ay, tanı yaş ortalaması 34,87±10,28 ay saptanmıştır. Değişiklik/Olumsuzluk ile anne depresif, siklotimik ve anksiyöz mizaç arasında negatif yönde; baba siklotimik ve anksiyöz mizaç, somatizasyon, anksiyete, obsesyon, depresyon, paranoid, öfke, ek belirtisi, genel semptom indeksi, annenin somatizasyon, obsesyon, depresyon, genel semptom indeksi arasında pozitif yönde korelasyon bulunmuştur. Duygu Düzenleme/Kontrol ile babanın paranoid belirtisi arasında negatif yönde korelasyon (r=0,281, p<0,05) saptanmıştır. Anne ve babaların ruhsal belirti alt tipleri ile ÇODÖ puanları arasında korelasyon saptanmamıştır. Otizm şiddeti ile annenin (r=0,327, p<0,01) ve babanın değerlendirdiği (r=0,357, p<0,01) Duygu Düzenleme/Kontrol arasında negatif yönde korelasyon saptanmıştır. Regresyon analizleri sonuçlarına göre çocuklardaki Değişiklik/Olumsuzluk değişkenini hem anne hem de babaların anksiyöz mizacının, annelerin depresif belirtisinin, genel semptom indeksinin, babaların somatizasyon belirtisinin ve genel semptom indeksinin yordadığı saptanmıştır. Son olarak otizm şiddetinin hem annelerin hem de babaların değerlendirdiği Duygu Düzenleme/Kontrol üzerinde istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu bulunmuştur (sırasıyla F=8,119 p=0,006; F=9,936 p=0,002). Sonuç: Çocukların otizm belirti şiddetinin duygu düzenleme becerilerini azalttığı görülmektedir. Ebeveyn mizaç özelliklerinin, özellikle anksiyöz mizacın ve psikiyatrik belirtilerinin duygu düzenleme becerilerinin geliştiği erken yaş dönemlerinde otizm tanılı çocuklarda önemli olması nedeniyle ebeveyn tutumlarına yönelik eğitimlerin verilmesi ve psikiyatrik belirtilere yönelik ruh sağlığı hizmetlerinden ebeveynlerin yararlanmalarının sağlanması çocukların duygu düzenleme becerilerine katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

Ufuk Uyar
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu tanılı çocukların sağlıklı kardeşlerinde kronotip ile depresyon, kaygı sorunları ve ebeveyn kaygı depresyon ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmanın amacı OSB tanılı çocukların sağlıklı kardeşleri ile OSB tanılı kardeşi bulunmayan sağlıklı çocukların kronotipi ile kaygı ve depresyon düzeylerinin karşılaştırmalı olarak incelenmesi, bu bulguların ebeveyn depresyon, kaygı düzeyi ve OSB tanılı kardeşlerin otizm derecesiyle ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 6-12 yaş arası psikopatolojisi olmayan OSB tanılı kardeşi olan 30 çocuk(olgu) ve OSB tanılı kardeşi olmayan 30 çocuk(kontrol) dahil edilmiştir. Tüm katılımcılara psikopatolojilerin dışlanması amacıyla Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu(ÇDŞG-ŞY) uygulanmıştır. Katılımcılara kaygı ve depresyon düzeylerinin belirlenebilmesi amacıyla Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği(ÇATÖ) ve Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği(ÇDÖ) verilmiş ve Sosyodemografik Veri Formu uygulanmıştır. Katılımcıların ebeveynlerinden çocuklarının kronotipinin belirlenebilmesi amacıyla Çocukluk Dönemi Kronotip Anketi(ÇDKA) ve ebeveynlerin depresyon ve kaygı düzeylerinin belirlenebilmesi Beck Depresyon Envanteri(BDE) ve Durumluk Kaygı Ölçeği(DKÖ) ve Sürekli Kaygı Ölçeğini(SKÖ) doldurmaları istenmiştir. Olgu grubunun kardeşlerine otizm şiddetinin belirlenebilmesi amacıyla Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeği(CARS) uygulanmıştır. Bulgular: Gruplar arasında kronotip dağılımı ve ÇDKÖ puanı açısından fark saptanmamış, olgu grubu ÇATÖ ve ÇDÖ puanlarının kontrole kıyasla daha yüksek olduğu saptanmıştır. CARS puanı ile ÇATÖ, ÇDÖ, ÇDKA puanları arasında ilişki saptanmamıştır. Olgu grubu ebeveynlerinin BDE ve SKÖ skorları, anneye ait DKÖ skorlarının anlamlı yüksek olduğu saptanmış, baba DKÖ'de anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur. Bu skorların CARS puanı ilişkisi saptanamamıştır. ÇDÖ skorları ile anneye ait SKÖ puanları arasında istatistiksel olarak pozitif yönde zayıf bir ilişki olduğu bulunmuştur. ÇDÖ skorları ile ebeveynlere ait BDE, anneye ait DKÖ, babanın DKÖ, babaya ait SKÖ skorları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. ÇATÖ ve ÇDKA skoru ile ebeveyn BDE, SKÖ, DKÖ arasında ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Kronotip açısından gruplar arasında anlamlı bir fark görülmemiş olmasına rağmen OSB tanılı çocukların kardeşleri ve ebeveynlerinde daha yüksek depresyon kaygı düzeyleri görüldüğü, sağlıklı kardeşin depresyon skorlarının annenin sürekli kaygı düzeyinden etkilendiği ve OSB'nin, şiddetinden bağımsız olarak varlığı ile kardeşteki anksiyete ve depresyon düzeyini etkilediği göz önünde bulundurularak OSB tanılı bireylerin aileleri ve sağlıklı kardeşlerine yönelik erken müdahale, tanı ve tedavi planlarının yapılmasının önemli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: OSB, KardeĢleri, Kronotip, Depresyon, Kaygı, Ebeveyn

Ceren Akçanal Şeker
Aydın Adnan Menderes University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Obezitesi olan ve olmayan ergenlerde duygusal yeme, duygu düzenleme güçlükleri ve bilinçli farkındalık düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Çalışmamızda obezitesi olan ve olmayan ergenlerde duygusal yeme, duygu düzenleme güçlükleri ve bilinçli farkındalık düzeyleri karşılaştırılması ayrıca obez ergenlerde bilinçli farkındalık, duygusal yeme ve duygu düzenleme arasındaki ilişkinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 14-17 yaş arası obezite tanısı olan 80 ergen olgu grubu ve olgu grubu ile yaş ve cinsiyete uygun olarak eşlendirilen normal kilo 80 ergen kontrol grubu olarak çalışmaya alınmıştır. Çalışmaya dahil edilen olgulardan; Duygusal Yeme Ölçeği, Duygu Düzenlemede Zorluklar Ölçeği, Bilinçli Farkındalık Ölçeği, Hollanda Yeme Davranışı Anketini doldurmaları istenmiştir. Bulgular: Araştırmamızda obez olan ve olmayan gruplar arasında duygusal yeme, duygu düzenleme ve bilinçli farkındalık düzeyleri arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Obezite grubunu belirlemede önemli olan değişkenleri belirlemek amacıyla hiyerarşik lojistik regresyon analizi gerçekleştirilmiş, Bilinçli Farkındalık Ölçeği (BİFÖ) Toplam Puanın düşük olmas , Duygu düzenlemede Güçlükler Ölçeği-toplam puan (DDGÖ) ve Hollanda Yeme Davranışı (HYDA) -kısıtlayıcı puan değişkenlerinin obezite grubunu anlamlı olarak yordadığı saptanmıştır.Obezite tanısı olan ergenlerde duygusal yeme üzerinde etkisi olan değişkenleri belirlemek amacıyla lineer regresyon analizi gerçekleştirilmiş; DDGÖ-Toplam puanın anlamlı olarak duygusal yeme puanlarını yordadığı saptanmıştır. Sonuç: Mevcut çalışmamız bildiğimiz kadarıyla obez ergenlerde bilinçli farkındalık, duygusal yeme ve duygu düzenleme arasındaki ilişkiyi inceleyen ilk çalışma olması nedeniyle alanyazına katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Olgu grubundaki ergenlerin daha fazla duygusal yeme davranışına sahip olduğu, duygu düzenleme konusunda daha fazla güçlük yaşadıkları, bilinçli farkındalık düzeylerinin daha düşük olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamızda duygu düzenleme güçlüğü yaşamanın, kısıtlayıcı yeme davranışının ve farkındalığın düşük olmasının obezite riskini arttırdığı saptanmıştır. Bulgularımız yazınla uyumlu olarak bilinçli farkındalık düzeyinin düşük olmasının duygu düzenleme güçlüklerini yordadığını göstererek, farkındalık temelli terapilerin duygu düzenleme becerilerini artırarak obez ergenlerde duygusal yemeyi azaltabileceği böylelikle diyet uyumunun artabileceği ve kilo kontrolü sağlamada etkili olabileceği öngörülmüştür.

Bilinçli farkındalıkBilişsel duygu düzenlemeDuygu+3
Müge Karagöz Çetiner
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu olan çocuklarda duyu profili, uyku problemleri ve davranış sorunları ilişkisinin değerlendirilmesi

Giriş: Bu çalışmada otizmli çocuklarda duyu profilinin uyku sorunları ve otizm davranışları ile ilişkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya DSM-5 tanı kriterlerine göre OSB tanısını karşılayan 3-10 yaş arası 55 çocuk ve ebeveynleri çalışmayla ilgili bilgilendirme yapıldıktan ve onam alındıktan sonra olgu grubu olarak dâhil edilmiştir. Kontrol grubuna sağlıklı gelişim gösteren çalışmaya gönüllü olan 3-10 yaş arasındaki 55 çocuk ve ebeveynleri dahil edilmiştir. Çalışmaya alınan olgu ve kontrol gruplarına Sosyodemografik Veri Formu, kontrol grubuna ayrıca Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY) uygulanmıştır. Olgu ve kontrol grubundaki ebeveynlerden Duyu Profili Bakım Veren Anketi, Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi, Otizm Davranış Kontrol Listesi Kayıt Formu (ODKL) doldurmaları istenmiştir. OSB tanısını karşılayan çocukların tamamına araştırmacı tarafından Çocukluk Otizmi Derecelendirme Ölçeği (ÇODÖ) uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda olgu grubunun anne ve babalarının eğitim düzeyleri istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha düşük bulunmuştur. Olgu grubunda yatma zamanı, uyku süresi, gece uyanmaları, parasomnialar alt ölçek puanları ile toplam uyku alışkanlıkları ölçek puanı kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek saptanmıştır. Olgu grubundaki otizm belirti şiddeti ağır olan çocuklarda otizm şiddeti hafif/orta olan çocuklara göre yatma zamanı, uyku süresi, gece uyanmaları, parasomnialar alt ölçek puanları ve toplam ölçek puanının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek saptanmıştır. Duyu profili açısından değerlendirildiğinde olgu grubundaki çocuklarda duyu profili puanları anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Otizm belirti şiddeti ağır olan grupta hafif/orta belirti şiddetine sahip gruba göre duyu profili puanları anlamlı olarak düşük saptanmıştır. Olgu grubunda duyu profili puanları ile uyku alışkanlıkları puanları arasında negatif korelasyon saptanmıştır. Dokunma işlemi puanı ile parasomnia puanı arasında negatif yönlü güçlü korelasyon bulunmuştır. Olgu grubunda duyu profili puanları ile otizm davranış kontrol listesi puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Olgu grubunda otizm davranış kontrol listesi puanı ile uyku alışkanlıkları puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Sonuç: Çalışmamızın OSB tanılı çocukların duyu profili, uyku sorunları, otizm davranışları ve otizm belirti şiddeti arasındaki ilişkinin bir arada değerlendiren ilk çalışma olması nedeniyle literatüre katkı sunacağını düşünmekteyiz. Çalışmamızda otizmli çocukların kontrol grubuna göredaha fazla duyusal işlemleme sorunlarına sahip oldukları ve ağır ve hafif/orta OSB grupları arasında duyu profili puanları açısından anlmlı fark olduğu saptanmıştır. Olgu grubunda duyu profilinin uyku sorunlarının negatif yönlü, otizm davranışları ile pozitif yönde ilişkili olduğu saptanmıştır. Otizmli çocuklarda duyusal işlemleme sorunları ve otizm belirti şiddetinin uyku sorunları için yordayıcı bir faktör olabileceğini düşünmekteyiz. Otizmli bireylerde duyu profili, uyku sorunları ve otizm davranışları ilişkisini inceleyen geniş örneklemli daha çok çalışma yapılmasının literatüre katkı sağlayacağını öngörmekteyiz.

DavranışDuyularOtistik bozukluklar+4
Fatma Özer Ari
Aydın Adnan Menderes University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İnternet bağımlılığı olan ergenlerde duygu düzenleme becerileri ve erken dönem uyumsuz şemaların incelenmesi

Amaç: Bu çalışmada, İB olan ergenler ile yaş ve cinsiyet dağılımı bakımından eşleştirilmiş İB olmayan sağlıklı ergenlerde; erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenlemede güçlükler, anksiyete ve depresif belirtiler değerlendirilmiştir. Yöntem: Çalışmaya 12-16 yaş arası, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği (YİBÖ) skoru 50 puan ve üzeri olan ve klinik olarak Young'ın İB tanı ölçütlerini karşılayan 40 İB olan ergen ve 40 sağlıklı ergen dahil edilmiştir. Dahil edilme kriterlerini karşılayan ergenler ve ebeveynleriyle görüşülerek Sosyodemografik Veri Formu doldurulmuştur. Tüm ergenlerden, Çocukluk Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Çocuklarda Anksiyete Bozukluklarını Tarama Ölçeği (ÇATÖ), YİBÖ, Duygu Düzenlemede Güçlükler Ölçeği (DDGÖ) ve Çocuk ve Ergenler İçin Erken Dönem Uyumsuz Şema Ölçekler Takımı'nı (ÇEŞÖT) doldurmaları istenmiştir. Ayrıca psikiyatrik tanıların dışlanması amacı ile tüm katılımcılara Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli Türkçe Uyarlaması (ÇDŞG-ŞY-T) uygulanmıştır. Bulgular: İB olan ergenler, ÇDÖ ve ÇATÖ skorları İB olmayanlara kıyasla anlamlı şekilde daha yüksek izlenmiştir. İB olan ergenlerde ÇDÖ puanları ile ÇEŞÖT 5 ana şema alanı ve DDGÖ toplam puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. İB olan ergenlerde ÇATÖ puanları ile ÇEŞÖT 5 ana şema alanı ve DDGÖ toplam puanları arasında pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. İB olan ergenlerde ÇEŞÖT 5 ana şema alanı ve DDGÖ toplam puanları arasında anlamlı pozitif korelasyon saptanırken İB olmayanlarda Zedelenmiş Sınırlar alanı dışındaki tüm ana şema alanlarında DDGÖ toplam puanları ile anlamlı pozitif ilişki izlenmiştir. İB olan ergenlerde, ÇEŞÖT 5 ana şema alanı ve alt boyutlardan Yapışıklık şeması dışında bütün şema skorları İB olmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur. İB olan ergenlerde İB olmayanlara kıyasla DDGÖ toplam skoru ve alt boyutlarından alınan puanlar anlamlı düzeyde daha yüksek izlenmiştir. İB olan ergenlerde DDGÖ ve YİBÖ puanları arasında anlamı pozitif korelasyon saptanmıştır. Sonuç: Tüm bu veriler ışığında; İB olan ergenlerde, erken dönem uyumsuz şemalar, duygu düzenlemede güçlükler, kaygı ve depresif belirtiler arasında ilişkiler gözlenmiştir. Mevcut bulguların, İB'nin altında yatan nedenlerin anlaşılmasında ve yeni tedavi yaklaşımlarının geliştirilmesinde katkı sağlayabileceği düşünülmektedir.

BağımlılıkDuygu düzenlemeErgenler+2
Ömür Burak Adıgüzel
Aydın Adnan Menderes University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bipolar bozukluğu olan ebeveynlerin çocuklarında algılanan ebeveyn tutumu, mizaç ve kronotipi arasındaki ilişki

Amaç: Çalışmamızda bipolar tanısı olan ve sağlıklı ebeveynlerin çocuklarındaki mizaç özellikleri, ebeveyn tutumları ve kronotipi özelliklerinin karşılaştırılması ayrıca bipolar tanılı ebeveynlerin çocuklarındaki mizaç özellikleri, ebeveyn tutumları ve kronotipi arasındaki ilişkiyi incelenmesi amaçlanmıştır.Yöntem: Çalışmaya tarafımıza yönlendirilen bipolar tanılı ebeveynlerin 10-15 yaş arasındaki çocukları ve ebeveynlerinde psikiyatrik bozukluk öyküsü olmayan 10-15 yaş arası çocuk ve ergen alınmıştır. Çalışmaya dahil edilen olgulardan; Çocuklar için Mizaç ve Karakter Envanteri ve Anne Baba Tutum Ölçeği'ni, ebeveynlerden ise Çocukluk Dönemi Kronotipi Anketi doldurmaları istenmiştir.Bulgular: Araştırmamızda Bipolar bozukluğa sahip ebeveynlerin çocukları ile kontrol grubundaki sağlıklı ebeveynlerin çocukları arasında ebeveyn tutumlarının kabul-ilgi ve denetleme alt boyutları açısından farklılık saptanmamış olup psikolojik özerklik alt boyutu olgu grubunda anlamlı olarak daha yüksek puana sahip olduğu bulunmuştur. Çocukluk Çağı Mizaç ve Karakter Envanteri puanları açısından incelendiğinde olgu grubumuzda sebat etme alt boyut ölçek puanlarının anlamlılığa yakın düzeyde yüksek olduğu bulunmuştur. Çalışma örneklemimizi kronotipi özellikleri açısından incelediğimizde; olgu grubunda akşamcıl kronotipinin kontrol grubuna kıyasla daha fazla olduğu ancak farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı saptanmıştır.Sonuç: Mevcut çalışmamız bildiğimiz kadarıyla bipolar tanılı ebeveynlerin çocuklarındaki mizaç özellikleri, ebeveyn tutumları ve kronotipi özelliklerini inceleyen ilk çalışma olması nedeniyle alanyazına katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Çalışmamızda olgu grubundaki sebat etme ölçek puanlarının daha yüksek olmasının bu çocukların ruhsal bir bozukluğu olan ebeveyne sahip olmanın getirdiği olası zorlu koşullarla mücadele ederken psikolojik dayanıklılıklarını geliştirmiş olabileceklerinden kaynaklanmış olabileceği düşünülmüş olup, sebat etme ve dayanıklılığın birlikte araştırıldığı daha büyük örneklemde yapılan araştırmaların alanyazına katkı sağlayacağını düşünmekteyiz. Ülkemizdeki kalıcı yaz saati uygulaması, erken okul saatleri ve medya kullanım düzeyinin çalışmamızdaki çocuk ve ergenlerin kronotipi tercihini ve dolayısı ile bulgularımızı etkilemiş olabileceği düşünülmüştür. Yüksek riskli çocuklar başta olmak üzere çocuk ve ergenlerin okul saatleri ile ilgili düzenlemelerin ve kalıcı yaz saati gibi uygulamaların planlanmasında sağlıklı uyku uyanıklık döngüsünün göz önünde bulundurulmasının koruyucu ruh sağlığı için önemli olacağını düşünmekteyiz.

Algılanan ebeveynlik biçimleriBipolar bozuklukKarakter+2
Sezayi Atabey
Aydın Adnan Menderes University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu olan çocuklarda leptin ve ghrelin serum düzeylerinin uyku alışkanlıkları ile ilişkisinin incelenmesi

Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında sık görülen nörogelişimsel bir bozukluk olup, komorbid bir durum olarak uyku sorunlarına sık rastlanmaktadır. Bununla birlikte birtakım hormonların nörogelişimsel bozukluklar ve uyku ile ilişkili olduğu bilinmektedir. Yapacağımız bu çalışmada DEHB'li çocuklarda uyku alışkanlıklarının leptin-ghrelin serum düzeyleri ile ilişkisini incelemek amaçlanmaktadır. Çalışmaya DEHB tanısı alan ve ek psikiyatrik hastalığı olmayan 6-12 yaş aralığında 45 olgu ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş, herhangi bir kronik fiziksel ya da psikiyatrik hastalığı olmayan, sağlıklı 45 kontrol alındı. Tüm katılımcılar için ebeveynlerine Sosyodemografik Veri Formu, Turgay Yıkıcı Davranım Bozuklukları için DSM-IV'e dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği, Çocukluk Dönemi Kronotip Anketi, Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi verildi. Tüm katılımcılardan 8 saatlik açlık sonrası sabah 08.30-10.00 saatleri arasında alınan kan numunelerinden, leptin ve ghrelin serum düzeyleri ölçüldü. Çalışmanın sonuçlarında DEHB grubunda uyku sorunu varlığı istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha yüksek bulundu. DEHB ve kontrol grubu karşılaştırıldığında DEHB grubunda akşamcı kronotipin daha sık olduğu bulundu. DEHB grubunda kontrol grubuna kıyasla leptin serum düzeyleri daha yüksek, ghrelin serum düzeyleri ise daha düşüktü. Bunun yanında uyku sorunu olan DEHB tanılı olgularda uyku sorunu olmayanlarla kıyaslandığında leptin ghrelin serum düzeyleri açısından anlamlı fark bulunmadı. Leptin ile uykuya dalmanın gecikmesi ve uykuda solunum bozulması alt ölçek puanlarında pozitif yönde korelasyon bulunurken ghrelin serum düzeyleri ile uyku sorunları alt tipleri ile korelasyon saptanmadı. Bununla birlikte uyku sorunu varlığının ve ghrelin serum düzeyinin DEHB üzerinde bağımsız bir risk faktörü olduğu saptandı. DEHB varlığının ise uyku sorunu üzerine bağımsız bir risk faktörü olduğu bulundu. Yapılan ROC curve analizinde ghrelin serum düzeylerinin DEHB için tanısal bir belirteç olarak kullanılabileceği saptandı. Anahtar kelimeler: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, kronotip, uyku sorunu, leptin, ghrelin

GhrelinHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuLeptin+3
Özge Dombaycı
Muğla Sıtkı Kocman University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nörogelişimsel bozukluk tanılı çocukların ailelerinde içselleştirilmiş damgalanma algısı, algılanan sosyal destek ve aile işlevselliğinin araştırılması

Çalışmamızın amacı Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, Otizm Spektrum Bozukluğu, Zihinsel Yetersizlik/Genel Gelişimsel Gecikme ve sağlıklı çocukların ebeveynlerini içselleştirilmiş damgalanma, sosyal destek algısı, aile işlevselliği açısından değerlendirmektir. Bu amaçla 41 DEHB, 44 OSB, 40 ZY/GGG, 38 sağlıklı çocuğun ebeveynine Sosyodemografik Veri Formu, Ebeveynlerin Ruhsal Hastalıklarda İçselleştirilmiş Damgalanma Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Aile Değerlendirme Ölçeği, Güçler ve Güçlükler Anketi verilmiştir. Çalışmamızda OSB grubundaki ve özel eğitim alan çocukların ebeveynlerinin daha fazla damgalandığı, ZY/GGG grubunda düşük gelir seviyesinin, düşük sosyal destek algısının, düşük aile işlevselliğinin, çocukların psikososyal sorunlarının ebeveynlerdeki damgalanmayı arttırdığı, tanı almış çocukların ebeveynlerinde sosyal destek ve aile işlevselliğinin daha düşük olduğu tespit edilmiştir. DEHB grubunda yüksek gelirin yüksek sosyal destek algısıyla, ve bunun da aile işlevselliğindeki yükseklikle ilişkili olduğu gösterilmiştir Ayrıca OSB grubunda psikososyal sorunların sosyal destek algısını, boşanmanın aile işlevselliğini bozduğu gösterilmiştir. Sonuç olarak OSB'li çocukların ailelerinin daha fazla damgalanmış hissettikleri, sosyal desteğin damgalanma ve aile işlevselliğindeki düşüklüğe karşı koruyucu olabileceği, psikososyal sorunlar ve düşük gelir düzeyinin damgalanma için risk oluşturduğu, özel eğitim alan OSB'lilerin ebeveynlerinin daha fazla damgalanmış hissettikleri, psikososyal sorunlar ve düşük gelir düzeyinin sosyal desteği olumsuz etkilediği gösterilmiştir.

AlgıAlgılanan sosyal destekDamgalama+6
Gökçe Anılır
Eskişehir Osmangazi University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntihar düşüncesi veya davranışı olan ergenlerin içe yönelim belirtileri, çocukluk çağı travmaları ve ruhsal dayanıklılıklarının araştırılması

Çalışmamızın amacı intihar düşüncesi veya girişimi olan ergenlerin içe yönelim belirtileri, çocukluk çağı travmaları, psikolojik dayanıklıklarını sağlıklı gençlerle karşılaştırarak fark olup olmadığını değerlendirmektir. Bu amaçla Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Çocuk Psikiyatri Anabilim dalına Ocak 2023- Ocak 2024 tarihleri arasında başvuran olgu grubu olarak intihar düşüncesi veya girişimi olan 37 ergen, kontrol grubu olarak ise herhangi bir psikiyatrik bozukluğu karşılamayan intihar düşüncesi veya girişimi olmayan 40 ergen çalışmaya dahil edilmiştir. Toplam 37 olgu ve 40 kontrol grubu oluşturulmuştur. İlk olarak K-SADS görüşmesi yapılmış olup katılımcıların DSM-5'e uygun tanıları not edilmiştir. İkinci olarak katılımcılar tarafından Sosyodemografik Veri Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Soru Listesi, Çocukluk Çağı Depresyon Ölçeği, Çocukluk Çağı Anksiyete Bozukluklarını Tarama Ölçeği, Ergen Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği doldurulmuştur. Çalışmamızda intihar düşüncesi veya girişimi olan ergenlerin çocukluk çağı travmaları, içe yönelim belirtileri, psikolojik dayanıklılıkları sağlıklı kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu verisi saptanmıştır. Sonuç olarak intihar düşüncesi veya girişimi olan ergenlerde içe yönelimin artması, çocukluk çağı travmalarını yaşamış olması ve psikolojik dayanıklılığın düşük olması intihar için risk faktörü olduğu bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: intihar düşüncesi, intihar girişimi, içe yönelim belirtileri, çocukluk çağı travma, psikolojik dayanıklılık

Deniz Bayar
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Otizm spektrum bozukluğu tanılı çocukların ebeveynlerinin nörobilişsel özelliklerinin araştırılması

Otizm Spektrum Bozukluğu tanısına sahip kişiler nörobilişsel özellikler bakımından bu tanıya sahip olmayan kişilerden ayrılır. Çalışmamızın amacı Otizm Spektrum Bozukluğu tanısına sahip çocukların bu tanıya sahip olmayan ebeveynlerinde dikkat süresi, hafıza, yürütücü işlevler, karar verme gibi nörobilişsel açıdan fark olup olmadığını değerlendirmektir. Bu amaçla Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Çocuk Psikiyatri Anabilim dalına Haziran 2022 ile Kasım 2023 tarihleri arasında başvuran olgu grubu olarak DSM-5 tanı kriterlerine göre 31 OSB tanılı çocuğun hem anne hem de babası, kontrol grubu olarak ise herhangi bir psikiyatrik bozukluğu karşılamayan 31 çocuğun hem anne hem de babası çalışmaya dahil edilmiştir. Toplam 62 olgu ve 62 kontrol grubu oluşturulmuştur. İlk olarak katılımcılar tarafından Sosyodemografik Veri Formu, Otizm Davranış Kontrol Listesi doldurulmuş, klinisyen tarafından Çocukluk Otizm Derecelendirme Ölçeği yapılmıştır. İkinci aşamada ise bilişsel işlevlerinin ölçülmesi amacıyla Cambridge Neuropsychological Test Automated Battery'e ait 3 bilişsel test uygulanmıştır. Çalışmamızda OSB tanısına sahip çocuğu olan ebeveynlerin dikkat, tepki hızı, reaksiyon süresi, çalışma belleği, hafıza, karar verme gibi yürütücü işlevler açısından kontrol grubuna göre daha düşük performans gösterdiği verisine ulaşılmıştır. Sonuç olarak OSB tanısına sahip kişilerde görülen bilişsel farklılıkların bu kişilerin ebeveynlerinde de görülmesi geniş otizm fenotipi kavramını desteklemektedir. OSB tanılı çocuklar ve ebeveynlerin psikopatolojisindeki ilişkiyi açıklayabileceği ve endofenotiplerine katkıda bulunacağı düşünülmüştür. Anahtar Kelimeler : otizm spektrum bozukluğu, nörobilişsel, geniş otizm fenotipi Destekleyen Kurumlar : Bireysel Araştırma Proje Birimi

Özge Tekeli Uçar
Eskişehir Osmangazi University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu tanılı çocuk ve ergenlerde duyu bütünleme düzeyleri ile işlevsellik arasındaki ilişki

Dağlı, O.O. Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Tanılı Çocuk ve Ergenlerde Duyu Bütünleme Düzeyleri ile İşlevellik Arasındaki İlişki. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Tıpta Uzmanlık Tezi, Eskişehir 2025. Bu çalışmanın amacı sağlıklı kontrollere göre Dikkat eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) tanısı olan çocuk ve ergenlerin duyu bütünleme sorunlarının karşılaştırılması ve bu sorunların işlevselliklerine olan etkisinin değerlendirilmesidir. Bu amaçla Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na Mart 2024-Ocak 2025 tarihleri tarihleri arasında başvuran DEHB tanılı 50 çocuğun bulunduğu olgu grubu ve herhangi bir psikiyatrik bozukluğu olmayan tipik gelişim gösteren 50 çocuğun bulunduğu kontrol grubu çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen çocukların ebeveynleri tarafından Sosyodemografik Veri Formu, Duyu Profili- Bakım Veren Anketi, Weiss İşlevsellikte Bozulma Ölçeği- Ebeveyn Formu, Sosyal iletişim ölçeği, Çocuk ve Ergen Davranış Envanteri-Yavaş Bilişsel Tempo Ölçeği doldurulmuştur. Çalışmamızda DEHB tanılı çocuk ve ergenlerin kontrol grubuna göre duyu bütünlemenin tüm alanlarında daha fazla sorun yaşadıkları görülmüştür. Duyu bütünleme sorunlarının tüm işlevsellik alanlarında işlevsellikte bozulmaya etkisi olduğu saptanmıştır. Ayrıca DEHB tanılı çocuk ve ergenlerin kontrol grubuna göre hem sosyal iletişim ve etkileşim alanında hem de Yavaş Bilişsel Tempo belirtileri anlamında daha fazla sorun yaşadıkları tespit edilmiştir. DEHB kliniğine eşlik eden sosyal iletişim ve etkileşim sorunları ile Yavaş Bilişsel Tempo belirtilerinin, çocuk ve ergenlerin hem duyu bütünleme sorunları yaşaması ile hem de işlevsellikte bozulmaları ile anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Sonuç olarak DEHB tanılı çocuk ve ergenlerin daha fazla duyu bütünleme sorunları yaşadıkları, bu sorunların tüm işlevsellik alanlarında bozulma üzerinde etkisi olduğu, eşlik eden sosyal iletişim sorunları ve yavaş bilişsel tempo belirtilerinin, hem duyu bütünleme sorunları hem de işlevsellik üzerinde etkisinin olduğu gösterilmiştir. Anahtar Kelimeler: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu, DEHB, duyu bütünleme, işlevsellik

Onur Oktay Dağlı
Eskişehir Osmangazi University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

İntihar girişimi ve intihar düşüncesi olan ergenlerin, serum oksitosin, lipit ve tükürük kortizol düzeylerinin sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması

Çalışmamız, 12-18 yaş grubundaki intihar girişimi ve intihar düşüncesi olan ergenlerde serum oksitosin, lipit ve tükürük kortizol düzeylerini sağlıklı kontrollerle karşılaştırarak, bu biyolojik belirteçlerin potansiyel risk faktörleri olarak değerlendirilebilirliğini incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, bu grupların depresyon, anksiyete ve dürtüsellik düzeylerinin karşılaştırılması hedeflenmiştir. Araştırmaya, son üç ay içinde intihar girişiminde bulunan 26 ergen, yalnızca intihar düşüncesi olan 26 ergen ve intihar öyküsü olmayan 25 sağlıklı ergen dahil edilmiştir. Tüm katılımcılar sosyodemografik veri formunu doldurmuş ve Çocuklar için Depresyon Ölçeği (ÇDÖ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği-11 (BDÖ-11) ve STAI I-II Durumluk-Sürekli Kaygı Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Biyolojik belirteçlerin analizi için katılımcılardan venöz kan ve tükürük örnekleri alınmıştır. Serum oksitosin düzeyleri, ELISA yöntemiyle, lipit profili düzeyleri, kolorimetrik enzim yöntemiyle, tükürük kortizol düzeyleri, ECLIA yöntemi ile belirlenmiştir. Bulgularımız, intihar girişimi ve intihar düşüncesi olan ergenlerin depresyon, anksiyete ve dürtüsellik düzeylerinin sağlıklı kontrollere kıyasla istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek olduğunu göstermiştir (p<0.05). Ancak, gruplar arasında serum oksitosin, lipit profili ve tükürük kortizol düzeyleri açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bu bulgular, intihar riskinin değerlendirilmesinde psikolojik faktörlerin kritik bir rol oynadığını; depresyon, anksiyete ile dürtüselliğin intihar davranışıyla yakından ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. İntihar davranışının çok faktörlü ve karmaşık bir süreç olduğu göz önüne alındığında, daha geniş örneklemli, çok merkezli ve uzunlamasına çalışmaların yürütülmesi, biyobelirteçlerin intihar riskini değerlendirmedeki potansiyel rolünü daha kapsamlı bir şekilde ortaya koymak açısından önemli görülmektedir. Bununla birlikte, genetik, nörobiyolojik ve çevresel faktörleri birlikte inceleyen multidisipliner araştırmaların artması, intiharın erken tespiti ve önlenmesine yönelik daha etkili stratejilerin geliştirilmesine katkı sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: İntihar Girişimi, İntihar Düşüncesi, Oksitosin, Lipit, Kortizol

Aslıhan Avunduk
Eskişehir Osmangazi University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanısı olan çocuklarda nörobilişsel özelliklerin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, 6–12 yaş aralığında DEHB tanılı çocuklarda yürütücü işlevlerin farklı bileşenlerinin incelenmesi; ilaç tedavisi alan ve almayan grupların nörobilişsel performans, semptom şiddeti, uyku alışkanlıkları ve ebeveyn ruhsal durumu açısından karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu amaçla çalışmaya 40'ı metilfenidat kullanan, 40'ı ilaç kullanmayan toplam 80 çocuk dahil edilmiştir. Nörobilişsel işlevler Cambridge Nöropsikolojik Test Otomatik Bataryası (CANTAB) ile; semptom şiddeti Conners Ebeveyn Derecelendirme Ölçeği, Yenilenmiş Kısa formu (CADÖ-YK), uyku alışkanlıkları Çocuk Uyku Alışkanlıkları Anketi (ÇUAA) ve ebeveyn ruhsal durumu Depresyon Anksiyete Stres Ölçeği-21 (DASS-21) ile değerlendirilmiştir. İlaç tedavisi almayan grupta dikkatsizlik belirtileri anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Her iki grupta da klinik düzeyde uyku sorunları saptanmış, bu durum uykunun tedaviden bağımsız olarak bozulabildiğini göstermiştir. Ebeveynlerin ruhsal durum puanları çocuk semptom şiddetiyle pozitif ilişki göstermiştir. CANTAB bulgularına göre, ilaç kullanan çocuklar Dur Sinyali Görevinde daha az hata yapmış, Hızlı Görsel Bilgi İşlemleme testinde hedef duyarlılığı ve tepki kararlılığı daha yüksek bulunmuştur. Uzamsal Çalışma Belleği performansı iki grup arasında farklılık göstermemiştir. Metilfenidat tedavisinin sürdürülen dikkat ve dürtü kontrolü üzerinde olumlu etkiler yarattığı, ancak çalışma belleği üzerindeki etkisinin sınırlı olduğu görülmüştür. Uyku bozuklukları ve ebeveyn ruhsal sıkıntısının tüm olgularda değerlendirilmesi önerilmektedir. DEHB tedavisinde farmakolojik yaklaşımlara ek olarak uyku ve aile temelli müdahalelerin bütüncül biçimde ele alınması önemlidir. Anahtar Kelimeler: DEHB, yürütücü işlevler, metilfenidat, uyku, ebeveyn stresi

Hiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuMetilfenidatUyku+1
Duygu Nur Akgün
Eskişehir Osmangazi University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu tanılı olgularda klotho, FGF-23 ve D vitamini kan düzeylerinin sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması

Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu (DEHB) çocuk ve ergenlerde en sık görülen psikiyatrik bozukluklar arasında yer almaktadır, ancak günümüzde bozukluğun etiyolojisi henüz netlik kazanmamıştır. Görülebildiği kadarıyla DEHB'nin etiyolojisini araştıran nörobiyolojik çalışmalar çoğunlukla dopaminerjik ve noradrenerjik sistemler ile nörotrofik faktörler ve çeşitli hormonlar/nöromodülatörlere yoğunlaşmıştır. Bu çalışmada DEHB etiyolojisinde yer alabileceği düşünülen klotho, FGF-23 ve D vitamini düzeylerinin incelenmesi ve elde edilen bulguların sağlıklı kontrollerle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza, Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'ne DEHB belirtileri ile başvuran ve çalışmanın dâhil edilme kriterlerini karşılayan 6–15 yaş aralığındaki DEHB tanılı 40 olgu ile 40 sağlıklı kontrol olgusu olmak üzere toplam 80 gönüllü katılmıştır. Tüm olgulara sosyodemografik veri formu, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli-DSM-5 Uyarlaması, Conners Ebeveyn/Öğretmen Derecelendirme Ölçeği-Yenilenmiş Uzun Formu (CEDÖ Y:U/ CÖDÖ Y:U) ve Dikkat Eksikliği ve Yıkıcı Davranış Bozuklukları için DSM-IV'e Dayalı Tarama ve Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Tüm olgular serum klotho, FGF-23 ve D vitamini seviyeleri açısından incelenmişlerdir. Çalışmamızda vaka grubunda FGF-23 düzeyleri kontrol grubundan anlamlı olarak düşük tespit edilmiştir. Klotho ve D vitamini düzeyleri açısından ise gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Vaka grubunda D vitamini düzeyleri ile CEDÖ Y:U DSM-IV semptomları alt ölçeği-hiperaktivite/dürtüsellik, CEDÖ Y:U DSM-IV semptomları alt ölçeği-toplam, CÖDÖ Y:U global indeks-huzursuzluk/impulsivite alt ölçeklerindeki maddelerin toplam puanı arasında anlamlı pozitif korelasyon görülmüştür. Klotho ve FGF-23 düzeyleri ile CEDÖ Y:U ve CÖDÖ Y:U puanları arasında ise anlamlı korelasyon bulunmamıştır. Sonuç olarak, çalışmamızda DEHB grubunda tespit edilen FGF-23 düzeylerindeki farklılıkların dikkate değer bir araştırma alanı sunduğu görülmektedir. Klotho, FGF-23 ve D vitamininin DEHB ile ilişkisini ortaya koymak amacıyla daha geniş örneklemlerle ve uzunlamasına çalışmaların yapılması, bozukluğun anlaşılmasına önemli katkı sağlayabilecektir. Anahtar Kelimeler: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, klotho, FGF-23, D vitamini

Ayşegül Aytekin Koç
Fırat University
2025
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Depresif bozukluk tanısı alan 13-17 yaş arası ergenlerde serum agmatin düzeyi ve agmatin metabolitlerinin değerlendirilmesi

Majör depresif bozukluk (MDB), çocuk ve ergenlerde sıklıkla görülen psikiyatrik bozukluklardandır, ancak etiyopatogenezi halen net olarak açıklığa kavuşmamıştır. Mevcut nörokimyasal çalışmaların daha çok monoaminerjik sistem üzerine yoğunlaştığı izlenmektedir. Ancak bozukluğun patofizyolojisi yalnızca monoamin hipotezi ile açıklanamamakta, monoaminler üzerinden etkili ilaçlar her MDB hastasında istenen etkiyi gösterememektedir. L-arginin metabolizması nöropsikiyatrik bozukluklarda araştırmacıların ilgi odağı olmaya devam etmektedir. Bu çalışmada MDB tanılı ergenlerde L-arginin metabolizmasının agmatin üzerinden devam eden poliamin yolağının çalışılması amaçlanmıştır. Çalışmamıza Fırat Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'ne, depresif belirtilerle başvuran, çalışmanın içleme kriterlerini sağlayan 13-17 yaş arası MDB tanılı 45 olgu (vaka grubu) ve 44 sağlıklı kontrol olgusu (kontrol grubu) olmak üzere toplam 89 gönüllü olgu alınmıştır. Tüm olgulara sosyodemografik veri formu, Okul Çağı Çocukları için Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Görüşme Çizelgesi-Şimdi ve Yaşam Boyu Şekli-DSM-5 Uyarlaması, Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Spielberger'in Durumluk-Sürekli Kaygı Envanteri uygulanmıştır. Tüm olgular kan agmatin, putresin, spermidin, spermin düzeyleri açısından değerlendirilmişlerdir. Vaka grubunda agmatin ve spermin düzeyleri kontrol grubundan anlamlı yüksek; putresin ve spermidin düzeyleri ise anlamlı düşük saptanmıştır. Vaka grubunda putresin ve spermidin düzeyleri ile depresyon semptom şiddetini değerlendirdiğimiz BDÖ puanları arasında anlamlı negatif korelasyon; spermin düzeyleri ile BDÖ puanları arasında ise anlamlı pozitif korelasyon bulunmuştur. Agmatin düzeyleri ile BDÖ puanları arasında ise anlamlı korelasyon saptanmamıştır. Sonuç olarak çalışmamızda MDB grubunda saptanan agmatin ve poliamin düzeylerindeki bu farklılaşmalar incelenmeye değer bir alan olarak görünmektedir. MDB'de arginin/poliamin metabolizmasının gelecekte daha büyük örneklemli ve uzunlamasına çalışmalarla değerlendirilmesi, bozukluğun daha iyi anlaşılmasına katkı sağlayabilecektir.

AgmatineDepresif bozuklukDepresif bozukluk-majör+6
Şükrü Kaan Öztürk
Fırat University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Tip 1 diyabetli çocuk ve ergenlerde kronotip özelliklerinin duygusal yeme ve uyku davranışları, emosyonel sorunlar ve glisemik kontrol üzerindeki etkilerinin araştırılması

Bu çalışmada çocuk yaş grubunun en yaygın kronik hastalıklarından olan tip 1 diabetes mellitus (T1DM) tanılı çocuk ve ergenlerde kronotipik özellikler ile glisemik kontrol, uyku kalitesi, duygusal yeme davranışı ve sorunları arasındaki ilişkinin araştırılması ve elde edilen verilerin sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışmaya T1DM tanısı olan 9-18 yaş arası 50 çocuk ve ergen hasta ile hasta grubuyla yaş ve cinsiyet olarak eşleşmiş 46 sağlıklı gönüllü katılmıştır. Bireylerin ruhsal belirtileri; Güçler Güçlükler Anketi, Duygu Düzenleme Güçlüğü Ölçeği, Çocuk Anksiyete ve Depresyon Ölçeği; yeme davranışları, Çocuklar için Üç-Faktörlü Yeme Ölçeği; uyku alışkanlıkları, Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi; kronotipik özellikleri, Çocuk Kronotip Anketi; işlevsellik düzeyleri, Çocuklar için Genel Değerlendirme Ölçeği; bilişsel ve yürütücü işlev düzeyleri ise Wechsler Çocuklar için Zekâ Ölçeği-4 ile değerlendirilmiştir. T1DM grubu çocukların 25'i kız, 25'i erkek; kontrol grubunun ise 24'ü kız, 22'si erkektir. T1DM'li çocukların kontrol grubuna göre; ekran maruziyeti sürelerinin, akran sorunlarının, yaygın anksiyete puanlarının daha yüksek, sözel kavrama ve algısal akıl yürütme dönüştürülmüş zekâ puanlarının ve işlevselliklerinin daha düşük olduğu saptanmıştır. T1DM grubunda kronotipi ile uyku kalitesi, bilişsel kısıtlayıcı yeme davranışı, toplam dönüştürülmüş zekâ puanı ile sözel kavrama ve çalışma belleği dönüştürülmüş puanları arasında anlamlı ilişki saptanmıştır. Kronotipi ile her iki grupta da duygusal yeme davranışı, duygusal sorunlar ve T1DM gurubunda HbA1c ile arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Çalışmamız T1DM'li hastalar ile sağlıklı kontrol grubunu kronotipik özelliklerine göre karşılaştırması bakımından özgünlük taşımaktadır. Ancak bu ilişkiyi daha iyi anlayabilmek için geniş örneklemli ve objektif yöntemlerin kullanıldığı çalışmalar yapılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Tip 1 diabetes mellitus, kronotipi, uyku, yeme davranışı, metabolik kontrol

Beslenme bozukluklarıDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 1+7
Özlem Yıldırım
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ve ergenlerde antipsikotik ajanların etki ve yan etkileri: Naturalistik izlem çalışması

Amaç: Çocuk ve ergen psikiyatri servisinde yatarak tedavi gören ve AP kullananların ilaca bağlı etki ve yan etkilerinin yatış, 3. ve 6. ayda gözlemlenmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmaya 1 Aralık 2020- 30 Mayıs 2021 tarihleri arasında Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları kliniğinde yatarak tedavi gören 94 katılımcı dâhil edilmiştir. Tanılar K-SADS PL ile konulmuştur. Tanılara yönelik; CGI-S, ÇDDÖ, SCARED, SDKL, YMDÖ, SANS-SAPS ve ÇY-BOKÖ; EPS yan etkilerini belirlemek amacıyla, UKU, LÜAYEDÖ, EBDÖ, BAÖ ve AİHÖ uygulanmıştır. Tüm kontrollerde; boy, kilo ve bel çevresi ölçülmüştür, hemogram ve serum örnekleri alınmıştır. Bulgular: Tanılara bakıldığında %30.8'i (n=29) MDB, %14.9'sı (n=14) OSB, %13.8'i (n=13) BB ile ilk 3 sıradadır. AP'lerin; %28.7'sinin (n=27) risperidon, %27.7'sinin (n=26) olanzapin, %21.3'ünün (n=20) aripiprazol, %8.5'inin (n=8) UE risperidon, %8.5'inin (n=8) klozapin ve %5.3'ünün (n=5) ketiyapin olduğu görülmüştür. MDB olanların, ÇDDÖ skoru incelendiğinde, aripiprazol kullananlar risperidon'a göre skorda daha belirgin bir düşme yapmıştır. BB tanısı olanların YMDÖ skoru incelendiğinde olanzapinin, UE risperiona göre daha anlamlı düşme yaptığı görülmüştür. OSB tanısı olanların SDKL skoru incelendiğinde, olanzapin aripiprazole göre daha anlamlı düşüş yapmıştır. SCH ve psikotik bozukluk olanların, SANS-SAPS ölçeği incelendiğinde, klozapinin olanzapine göre skorda daha anlamlı düşme yaptığı görülmüştür. Hastaların CGI-S puanlarında 6 ayda anlamlı bir azalma olmuştur. AKG ve HOMAIR'de anlamlı artış yapan olanzapindir. Klozapin ve olanzapinin total kolestrol ve TG'i anlamlı derecede arttırmıştır. Prolaktin düzeyinde, anlamlı artış yapan UE risperidondur. EPS yan etkileri total ölçek skorları ile incelendiğinde anlamlı yan etkiyi yapan risperidondur. Katılımcıların %17'sinde (n=16) ADR gelişmiştir, %50 oranında (n=8) okulerjik kriz görülmüştür. Yatışlardan yaklaşık 6.81 ± 5.71 gün sonra ADR gelişmiştir. Sonuç: Kullanılan AP'lerin etki ve yan etkileri çeşitli ölçekler ile uzunlamasına değerlendirilmiştir. AP'lerin hastalıkların şiddetinde anlamlı derecede bir azalma yaptığı ve etkin olduğu görülmüştür. Aynı zamanda AP'ler nedeniyle birçok yan etki açısından risk altında olunduğu görülmüş olup, AP kullanan çocuk ve ergenlerin düzenli takipleri gerekmektedir.

Antipsikotik ilaçlarAripiprazolErgenler+5
Seda Kanoğlu Yüksekkaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Entelektüel yetersizlik tanılı çocuk ve ergenlerde sosyodemografik verilerin ve oksidatif stres belirteçlerinin incelenmesi

Amaç: Son yıllarda yapılan çalışmalarda nörogelişimsel bozuklukların etiyolojisinde oksidatif stresin rol oynadığı gösterilmiştir. Nörogelişimsel bir bozukluk olan Entelektüel yetersizlik ve oksidatif stres arasındaki ilişkiye yönelik yeterli çalışma yoktur. Bu çalışmanın amacı, EY tanılı çocuk ve ergenlerde oksidatif stres parametrelerini değerlendirmek ve sosyodemografik verilerle beraber etiyoloji ve hastalık şiddetine etkilerini belirleyebilmektir. Yöntem: Çalışma, DSM-5 kriterlerine göre EY tanısı alan 61 hasta (6-17 yaş) ile yaş ve cinsiyet nitelikleri açısından birebir eşleştirilmiş 30 normal zekaya sahip sağlıklı kontrol içermektedir. Hasta grubu da kendi içinde hastalık şiddetine göre; hafif derece EY (33 vaka) ve orta-ağır derece EY (28 vaka) olacak şekilde 2 gruba ayrılmıştır. EY tanısı koymak ve diğer psikiyatrik bozuklukları dışlamak için zeka veya gelişim testleri uygulanmış ve ÇDŞG-ŞY-DSM-5 kullanılmıştır. Oksidatif stresle ilgili parametrelerden dinamik tiyol-disülfit dengesi, İMA, LOOH, TAS, TOS ve OSİ seviyeleri değerlendirilmiştir. Bulgular: Hafif EY grubu, kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek disülfit, TOS, OSİ, LOOH düzeylerine sahiptir. Orta/ağır EY grubu, kontrol grubundan anlamlı olarak daha yüksek TOS, OSİ, LOOH düzeylerine sahiptir. Tüm EY grubunun kontrol grubuna göre daha yüksek disülfit, TOS, OSİ, LOOH düzeylerine sahip olduğu saptanmıştır. Tartışma ve Sonuç: Sonuç olarak, EY tanılı çocuk ve ergenlerde SK grubuna göre oksidatif stres parametrelerinin daha yüksek seviyelerde olduğu saptanmıştır. Oksidatif stresin EY etyopatogenezinde rolü olabileceği düşünülmüştür. Oksidatif stres ve EY arasındaki ilişkinin daha iyi aydınlatılması için daha geniş örneklemli ve metodolojik olarak daha güçlü çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Çocuk ergen, entelektüel yetersizlik, mental retardasyon, nörogelişimsel, oksidatif stres

BiyobelirteçlerEntelektüel yeterlilikErgenler+4
Cafer Doğan Hacıosmanoğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2023
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Çocuk ve ergenlerde yıkıcı duygudurumu düzenleyememe bozukluğu ile majör depresif bozukluğun klinik, mizaç ve uyku özelliklerinin karşılaştırılması

Amaç: Yıkıcı duygudurumu düzenleyememe bozukluğu (YDDB) tanısı konmuş 6-18 yaş arası çocuk ve ergenlerin klinik özellikleri, mizaç ve karakter özellikleri, ek tanıları, ilaç kullanımları ve uyku kalitelerinin incelenmesi ve majör depresif bozukluk (MDB) tanılı olgularla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya çocuk ve ergen psikiyatri polikliniğine 12 aylık süre içerisinde ayaktan başvuran K-SADS PL değerlendirmesi sonucunda YDDB tanısı konmuş 106 ve MDB tanısı konmuş 127 olgu dahil edilmiştir. Olguların değerlendirilmesi için Çocuklar için Mizaç ve Karakter Envanteri, Pittsburgh Uyku Kalitesi Envanteri, Epworth Uykululuk Skalası, Güçler ve Güçlükler Çocuk Formu ve Çocuklar için Depresyon Ölçeği; ebeveynleri için ise sosyodemografik form ve Güçler ve Güçlükler Ebeveyn Formu kullanılmıştır. Bulgular: YDDB grubunun yaş ortalaması 14.5 ± 2.09 iken, MDB grubunun 15.0 ± 1,56 olarak belirlenmiştir. Mizaç ve karakter özelliklerinin değerlendirmesine göre MDB grubundaki olguların, zarardan kaçınma, ödül bağımlılığı ve iş birliği alanlarındaki puanlar YDDB grubuna göre istatiksel olarak anlamlı olarak daha yüksektir (p<0.05). MDB grubundaki olguların uyku kalitesi YDDB grubuna kıyasla daha düşük, uyku süresi daha kısa ve gündüz uykululuğu daha fazla olarak tespit edilmiştir. YDDB grubunda, %84,4'lük oranla en yaygın olarak kullanılan ilaç grubu oral antipsikotik ilaçlardır; bu ilaçların içinde ise en sık tercih edileni %61,3 ile risperidondur. YDDB grubundaki olguların tedavi süreçlerinde, MDB grubuna kıyasla anlamlı bir şekilde daha fazla antipsikotik, duygudurum düzenleyici ve stimülan grubu ilaçlar kullanılmaktadır (p<0.05). Sonuç: DSM-5'te Depresif Bozukluklar başlığı altında yer alan, klinikte sıkça karıştırılan YDDB ve MDB, farklı mizaç ve karakter özelliklerine, uyku kalitesine sahiptir. YDDB tanısı konmuş olgular yoğun duygu disregülasyonuna sahip olmalarına rağmen klinikte antidepresanlar ve duygudurum düzenleyiciler yerine daha çok antipsikotik ilaçlarla tedavi edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yıkıcı duygudurumu düzenleyememe bozukluğu, mizaç, karakter, uyku, majör depresif bozukluk

Helin Aburşu Uslu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Travma sonrası stres bozukluğu ve majör depresif bozukluk tanılı çocuk ve ergenlerde nöron spesifik enolaz düzeyinin değerlendirilmesi

Amaç: Çalışmadaki amaç; travma sonrası stres bozukluğu (TSSB) ve majör depresif bozukluk (MDB) tanılı hastalarda nöron hücrelerinde hasarın göstergesi olan nöron spesifik enolaz (NSE) düzeyini değerlendirmektir. NSE düzeyinin incelenmesi ile TSSB, MDB ve nöronal patoloji arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Yöntem: Çalışmaya DSM-V'e göre TSSB ve komorbid MDB tanısı konulmuş 43 çocuk ve ergen "TSSB grubu" olarak, yalnız MDB tanısı konulmuş 43 çocuk ve ergen yaş ve cinsiyet açısından eşleştirildikten sonra "MDB grubu" olarak çalışmaya alınmıştır. Kliniğimizde danışmanlık için değerlendirilen 40 sağlıklı çocuk ve ergen, yaş ve cinsiyet açısından eşleştirildikten sonra "Kontrol grubu" olarak çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dahil edilen çocuk ve ergenlerin tanı ve eştanıları DSM-V kriterlerine uygun olarak Okul Çağı Çocukları İçin Duygulanım Bozuklukları ve Şizofreni Ölçeği- Şimdi ve Yaşam Boyu Versiyonu (ÇDŞG-ŞY)ile değerlendirilmiştir. Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Travma Sonrası Stres Tepki Ölçeği, Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği, Çocukluk Çağı Anksiyete Tarama Ölçeği hastalar tarafından, Klinik Global İzlem- Şiddet Formu ise araştırmacı tarafından doldurulmuştur. Çalışmaya dahil edilen hastalardan venöz kan örneği alınmış, ECLIA yöntemiyle NSE düzeyi ölçülmüştür. Bulgular: TSSB grubunda NSE düzeyi hem MDB grubu hem de sağlıklı kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. MDB grubu ile sağlıklı kontrol grubu arasında NSE düzeyi açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır. Sonuç: TSSB grubunda NSE düzeylerinin yüksek bulunması yoğun stres sonrası nöronal patolojinin gelişimi ile ilişkili olabileceğini göstermektedir. Çalışmamızda, MDB grubu ile sağlıklı kontrol grubu arasında ise anlamlı bir fark yoktu. Bu bulgular travmanın nöronal yapıya etkisinin daha belirgin olduğunu gösterebilir. Çalışmamız TSSB ve MDB'nin biyolojik etkileri hakkında literatüre katkı sağlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Travma Sonrası Stres Bozukluğu, Majör Depresif Bozukluk, NSE, Nöronal Patoloji

Melike Uysal
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Isı şok proteinlerinin anksiyete bozukluğu tanısı konan çocuk ve ergenlerde incelenmesi ve psikiyatrik belirti şiddeti üzerine etkileri

Amaç: Anksiyete bozukluğu tanısı konan çocuk ve ergenlerde stresin moleküler düzeyde oluşturduğu etkilere karşın hücreyi koruyucu etkileri olduğu bilinen ısı şok proteinleri ailesinin üyelerinden Hsp70 ve Hsp90 düzeyleri sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca uygulanan klinik değerlendirme ölçek puanları ile Hsp70 ve Hsp90 düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırma anksiyete bozukluğu tanısı konan çocuk ve ergenlerde ısı şok proteinleri düzeylerinin incelendiği ilk çalışmadır. Yöntem: Araştırmaya 8-18 yaş aralığında çocuk ve ergen psikiyatrisi polikliniğine başvuran anksiyete bozukluğu tanısı konan çocuk ve ergenler ile benzer yaş ve cinsiyette sağlıklı kontrol grubu dahil edilmiştir. Sosyodemografik ve Klinik Veri Formu, Çocuklarda Anksiyete Bozukluklarını Tarama Ölçeği, Çocuklar için Depresyon Ölçeği ve Klinik Global İzlem Ölçeği kullanılmıştır. Katılımcılardan alınan venöz kan örneğinden serum elde edilerek ELISA yöntemi ile Hsp70 ve Hsp90 düzeyleri ölçülmüştür. Bulgular: AB tanısı konan grupta Hsp70 ve Hsp90 düzeyleri sağlıklı kontrol grubuna kıyasla anlamlı olarak düşük bulunmuştur. Hastalık şiddeti ve Hsp düzeyleri arasında ilişki saptanmamıştır. Hem anksiyete bozukluğu hem de kontrol grubunda erken yaşam stresörlerine maruz kalanların Hsp70 seviyeleri kalmayanlara göre anlamlı seviyede daha yüksek saptanmıştır, ancak bu yükseklik anksiyete bozukluğu grubunda kontrol grubuna göre düşük kalmaktadır. Sonuç: Çalışmamızın bulguları anksiyete bozukluğunda görülen psikolojik stresin hücresel düzeyde etkileri olduğunu göstermiştir. Strese cevapta hücrenin homeostazisini sağlamada görevli ısı şok proteinlerinin anksiyete bozukluğunda azalan düzeyleri hastalığın oluşması ve devam etmesinde etkili olabilir.

Ayrılık kaygısıErgen psikiyatrisiSosyal kaygı+4
Seda Kafalı
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2024
00