
319
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Önlem kabul süreci modeline göre birinci basamakta servikal kanser taramasına katılımın incelenmesi
Serviks kanseri; görülme sıklığı, tedavi sürecindeki ekonomik yükü ve sebep olduğu kadın ölümleriyle tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de özelde kadını, genel çerçevede tüm toplumu ilgilendiren bir halk sağlığı problemidir. Aynı zamanda kanserleşme sürecinin uzun olması, etkin tarama testlerinin varlığı ile erken dönemde teşhis edilebilmesi ve tedavi şansının yüksek olması sebebiyle de diğer kanser türlerinden ayrılmaktadır. Ülkemizdeki serviks kanseri tarama programı ile halen %70'lik kapsayıcılık oranına ulaşılamamıştır. Bu çalışmanın amacı, önlem kabul süreci modeline göre birinci basamakta servikal kanser taramasına katılımın incelenmesidir. Kesitsel nitelikteki bu çalışma İstanbul Bahçelievler 3 Nolu Aile Sağlığı Merkezi'nde 21.08.2023-03.05.2024 tarihleri arasında toplam 389 kadının katılımıyla gerçekleştirilmiştir. Veriler yüz yüze görüşme yöntemi ile araştırmacı tarafından literatür doğrultusunda hazırlanan Anket Formu, HPV ve Servikal Kanser Farkındalık Formu, Rahim Ağzı Kanseri ve Pap Smear Sağlık İnanç Modeli Ölçeği kullanılarak alınmıştır. Çalışma grubu yaş ortalaması 39,77±9,78 (19-66), evli (%89,7), üniversite mezunu (%36,3), gelir gider dağılımı eşit (%66,8), ortalama 1,93 (0-8) kez doğum yapmış, son beş yılı tek cinsel partnerle geçirmiş (%96,1) kadınlardan oluşmaktadır. Katılımcıların servikal kanser ve HPV bilgi puan ortalaması 3,67±4,16 (0,0-15,00) olarak bulunmuştur. Üniversite mezunu olan grubun taramaya katılmama oranı anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların bilgi düzeylerinin yetersiz olduğu, yaş azaldıkça ve eğitim seviyesi yükseldikçe bilgi düzeyinin arttığı ancak taramaya katılım oranının ve Önlem Kabul Süreci Modeli (ÖKSM) basamak düzeyinin azaldığı görülmüştür. ÖKSM basamak düzeyinin kadının yaşı arttıkça, evli, jinekolojik tedavi görmemiş, menopozda olan, taramaya katılan grupta anlamlı şekilde yükseldiği bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak sağlık profesyonellerinin servikal kanser taraması konusunda eğitim ve danışmanlık hizmetlerine daha fazla yer verilmesi, kadınların servikal kanser ve tarama programı hakkında bilgilendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Bu sayede farkındalık kazanan kadınların sağlıkları üzerindeki kontrollerini ellerine alarak bunu bir sağlık davranışı haline dönüştürebilecekleri düşünülmektedir.
Gebelikte ev içi kimyasallar ve kişisel bakım ürünlerinin kullanımını azaltmada motivasyonel görüşmenin etkinliği
Amaç: Gebelik döneminde ev içi kimyasallar ve kişisel bakım ürünleri kullanımını azaltmada motivasyonel görüşmenin etkisini incelemek. Gereç-Yöntem: Araştırma prospektif ön-test, son teste dayalı randomize kontrollü deneysel araştırma deseninde gerçekleştirildi. Çalışmaya örneklemi Mayıs-Aralık 2023 dönemi içinde Sağlık Bakanlığı İstanbul İl Sağlık Müdürlüğü, Şile Devlet Hastanesi Kadın Doğum Polikliniklerine başvuran, araştırmaya katılmaya gönüllü ve çalışmaya alınma kriterlerine uygun olan 140 gebe ile başlandı. Kadınlar deney ve kontrol grubu olarak randomize edildi ve deney grubundaki kadınlara ev içi kimyasal ve kişisel bakım ürün kullanımını azaltmak için motivasyonel görüşme tekniklerine dayalı eğitim gerçekleştirildi. Ön test uygulamasından bir ay sonra son test uygulaması yapıldı. Son test uygulaması 130 kadın ile tamamlandı. Tüm katılımcılara Tanıtıcı Bilgi Formu, Ev İçi Kimyasallar ve Kişisel Bakım Ürünleri Kullanımını Değerlendirme Formu, Öz Etkililik Yeterlilik Ölçeği ve Endokrin Bozucular Tutum Ölçeği ön test ve son test olarak iki kez uygulandı. Çalışma NCT06380634 numarası ile ClinicalTrials.gov'a kaydedildi. Bulgular: Kişisel bakım ürün kullanımında azalmanın kategorik olarak en çok makyaj ürünlerinde, ev içi kimyasal ürün kullanımında azalmanın ise en çok pet şişede olduğu belirlendi. Çalışma katılımcılarının ÖEYÖ ön test toplam puan ortalaması deney grubunda 74,62±7,24 kontrol grubunda 76,84±8,47 iken, son test puan ortalamaları deney grubunda 85,05±4,82, kontrol grubunda 82,37±4,93 olarak bulundu. ÖEYÖ puan ortalamalarında gruplar arasında zamana göre ortalama puanların değişiminin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (F=12,500, p=0,01; pη2=0,089). Deney grubunda yer alan katılımcıların ENBÖ ön test puan ortalaması 68,12±7,69 kontrol grubundakilerin 66,61±6,52; deney grubunda yer alan katılımcıların ENBÖ son test puan ortalaması 72,97±5,45, kontrol grubundakilerin 68,31±5,81 bulundu. ENBÖ puan ortalamalarında gruplar arasında zamana göre ortalama puanların değişiminin istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (F=13,069, p=0,00; pη2=0,093). Sonuç: Bu çalışmada gebelere uygulanan motivasyonel görüşmenin öz etkililiği artırmada, ev içi kimyasal ve kişisel bakım ürünleri kullanımını azaltmada orta düzeyde etkili olduğu belirlenmiştir.
Annelerin kırılgan bebek algısı ile taburculuğa hazır oluşluk ilişkisinin incelenmesi
Annelerin kırılgan bebek algısı ile hastaneden taburculuğa hazır oluşluk ilişkisinin incelenmesi amacı ile yapılan çalışma tanımlayıcı ve ilişki arayıcı niteliktedir. Çalışmanın örneklemini doğum sonu servisinde yatan 303 anne oluşturdu. Çalışma verileri Tanıtıcı Bilgiler Form, Hastane Taburculuğu İçin Hazır Oluşluk Ölçeği ve Kırılgan Bebek Algısı Ölçeği ile elde edildi. Annelerin doğum şekline göre Taburculuğa Hazır Oluşluk ve Kırılgan Bebek Algısı puanları açısından fark bulunmadı (p>0,05). Annelerin yaşı arttıkça taburculuğa hazır olması artmaktadır (p<0,05). Tek çocuğu olan annelerin taburculuğa hazır oluşluğu birden çok çocuğu olan annelere göre düşük (p<0,05), kırılganlık algısının ise yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Annelerin taburculuğa hazır oluşluğu artıkça kırılgan bebek algısının düştüğü belirlendi (p<0,000). Annelerin hastaneden taburculuğa hazır oluşluğunun kırılganlık algısı üzerinde pozitif yönde anlamlı etkiye sahip olduğu görüldü. Sonuç olarak; doğum sonrası annelerin taburculuğa hazırlanması kırılganlık algısını azaltmaktadır. Ebelerin doğum sonrası anneleri taburculuğa hazırlanmaya yönelik eğitimler verilmesi önerilebilir.
Farklı kültürlerde çift uyumu ve vajinal doğum öz yeterliliği ilişkisi
Gebelik süreci eş uyumunun kadının vajinal doğum yeterliliği dahil kadının kendini her konuda güçlü hissetmesinde önem kazandığı bir dönemdir. Başka bir ülkede göçmen olma ise yaşamının her alanında güvensizlikleri beraberinde getirme potansiyeline sahiptir. Bu çalışmanın amacı farklı kültürlerde çift uyumu ve vajinal doğum öz yeterlilik ilişkisini incelemektir. Kesitsel nitelikteki çalışma İstanbul Zeynep Kamil Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi'nde, 05.02.2023-05.05.2024 tarihleri arasında, 155 Türk, 155 çoğu Suriyeli (n=82), Afgan (n=14), Özbek (n=13), Türkmenistan (n=11) olmak üzere farklı toplumlardan toplam 310 gebe ile gerçekleştirilmiştir. Veriler yüz yüze görüşme yöntemiyle bireysel raporlandırmaya dayalı, literatür doğrultusunda hazırlanan görüşme formu ve yenilenmiş çift uyum ölçeği, vajinal doğum öz yeterlilik ölçeği ile alınmıştır. Araştırmaya katılan Türk gebelerin yaş ortalaması 28,5±5,48, yabancı uyruklu gebelerin ise 27,4±5,38 olduğu, türk grubu eşlerinin yaş ortalamsı 31,7±5,44 ve yabancı uyruklularda ise 32,7±6,51 olduğu, Türk katılımcıların %42,6'sının en çok lise mezunu olduğu aynı zamanda yabancı gruplarda da %36,8'inin en çok lise mezunu olduğu, eşlerinin de yine aynı şekilde iki grupta da en çık lise mezunu olduğu görülmüştür. Türk kadınların %56,82i ve yabancı uyruklu kadınların %43,2'si ilk gebelik sürecinde olduğu ve iki grubun da en çok sadece normal doğum yapmak istemekle beraber gebe okuluna gitmemiştir. Çift uyum puanı Türk uyruklu gebelerde 54,80±6,81, yabancı uyruklularda ise 54,50±4,96 olarak, Vajinal doğum öz yeterlilik puanında Türk uyruklu gebelerde 62,67±17,19, yabancı uyruklularda ise 60,70±13,85 olarak bulunmuştur. Buna göre toplam ölçek puanı ortalamaları ve vajinal öz yeterlilik ortalam değerleri Türk ve yabancı uyruklu gebeler arasında benzer dağılım aynı şekilde orta düzeyde bulunmuştur. Türk ve yabancı uyruklu gebelerin, eş yaşı, eğitim düzeyleri ve gelir durumu benzer dağılım gösterirken (p>0,05), evlilik yaşı ve gebelik haftası Türklerde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05), yaşayan çocuk sayısı ve gebelik sayısı yabancı uyruklu gebelerde yüksektir (p<0,05). Çalışma bulguları ebe ve hemşirelerin Türk ve yabancı uyruklu gebelerin bakım sürecinde kültürel ve sosyal özelliklerinin dikkate alınmasını, babalar dahil çift uyumu ve eş desteğinin desteklenmesi amacıyla hamile eğitim programlarına dahil edilmesininin anne adayının vajinal doğum öz yeterliliğinin desteklenmesine katkı sağlamada önemini göstermektedir. Konuyla ilgili yeterli düzeyde çalışmanın olmaması nedeniyle çalışma bulguları bundan sonraki çalışmalara katkıda bulunacaktır.
Meme kanseri tarama programlarına katılımı engelleyen durumların incelenmesi: Nitel çalışma
Bu araştırma kadınların, tüm dünyadaki kansere bağlı mortalite sebeplerinin en başında gelen meme kanserinin erken teşhisi için kullanılan tarama programlarına katılımlarını engelleyen durumları belirlemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma, olgubilim (fenomenolojik) araştırma deseni kullanılarak gerçekleştirilmiş bir nitel araştırmadır. Araştırmada veri toplama yöntemi olarak bireysel görüşme tekniği kullanılmıştır. Araştırma grubunu birinci derece yakınlarında meme kanseri öyküsü bulunmayan, meme kanseri tarama programlarına daha önce hiç katılmamış olan, Kırıkkale ili Etiler Aile Sağlığı Merkezi'ne gelen, 40-69 yaş arası 20 kadın oluşturmuştur. Çalışma verileri Sosyodemografik Bilgi Formu ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu aracılığıyla yapılan yüz yüze görüşmelerle toplanmıştır. Görüşmeler ortalama 17,39 dakika sürmüş ve katılımcıların izni alınarak ses kayıt cihazı ile kaydedilmiştir. Veriler, MAXQDA Nitel Veri Analizi Programına aktarılarak kodlama yapılmıştır. Toplanan verilerin analiziyle "Algılar", "Bilgi ve Farkındalık", "Katılım Dinamikleri ve Destek Beklentileri" olmak üzere üç tema oluşturulmuştur. Meme kanseri tarama programlarına katılımı engelleyen durumlara yönelik görüşlere bakıldığında en sık görülen nedenin ihmalkarlık olduğu, ardından inanç, işlem süreci, mahremiyet, bilgi eksikliği, deneyim eksikliği ve yönlendirilmeme yer almaktadır. Araştırmada katılımcıların bilimsel olmayan fenomenlere sıklıkla başvurdukları görülmüştür. Katılımcıların sahip oldukları bilgiler olası mitlere dayanmaktadır. Kadınların meme kanseri tarama programları konusunda daha fazla bilgilendirilmesi ve farkındalıklarının artırılması gerekmektedir.
Ebelik öğrencilerinde kişilerarası ilişkiler psikoterapisi ve kahkaha terapisinin kişilerarası ilişkilere, sorun çözme ve öz-düşünüme etkisi
Bu çalışma, Kişilerarası İlişkiler Psikoterapisi (KİPT) ve Kahkaha Terapisi uygulamalarının etkilerini değerlendirmek amacıyla randomize, tek kör, plasebo kontrollü bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Çalışma, İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Sağlık Bilimleri Fakültesi Ebelik Bölümü'nde, Haziran 2023-Haziran 2025 tarihleri arasında ebelik öğrencilerine uygulanmıştır. Çalışmaya, kişilerarası ilişkilerinde çatışma yaşayan 48 öğrenci dahil edilmiştir. Deney gruplarına Grup KİPT, Kahkaha Terapisi ve Plasebo uygulanırken, kontrol grubu herhangi bir müdahaleye tabi tutulmamıştır. Çalışmaya dahil edilen öğrenciler, uygulama öncesinde Genel Sağlık Anketi ile taranmış ve gruplara randomize edilmiştir. Değerlendirmeler, uygulama öncesi, 4. hafta, 8. hafta ve 12. hafta sonunda yapılmıştır. Veri toplama araçları olarak, Öğrenci Bilgi Formu, Kişilerarası İlişki Boyutu Ölçeği (KİBÖ), Problem Çözme Envanteri (PÇE), Kişilerarası Problem Çözme Envanteri (KPÇE) ve Sağlık Bilimleri Öğrencileri için Öz-Düşünüm Ölçeği (SB3Ö) kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre: G1 Grubunda (KİPT): KİBÖ (başkalarına güven), PÇE (planlı yaklaşım), KPÇE (sorumluluk almama), SB3Ö (eylem sırasında yansıtma, eylem için yansıtma) puanlarında anlamlı iyileşmeler gözlemlenmiştir. G2 Grubunda (Kahkaha Terapisi): KİBÖ (empati, başkalarına güven, duygu farkındalığı), PÇE toplam, KPÇE (ısrarcı-sebatkar yaklaşım) puanlarında iyileşmeler görülmüştür. G3 Grubunda (Plasebo): KİBÖ (başkalarına güven, duygu farkındalığı), PÇE toplam, KPÇE (probleme olumsuz yaklaşma, yapıcı problem çözme, kendine güvensizlik, sorumluluk almama) ve SB3Ö (eylem için yansıtma) puanlarında anlamlı gelişmeler kaydedilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, kişilerarası ilişkilerinde çatışma yaşayan ebelik öğrencilerine KİPT, Kahkaha Terapisi ve Plasebo uygulamalarının, iletişim becerilerini geliştirmeye ve empati, güven gibi önemli psikolojik faktörlerde iyileşme sağlamaya katkı sunduğu anlaşılmaktadır.
Doğum sandalyesinde yapılan doğumun anne memnuniyeti, doğum süresi ve yenidoğana etkisi
Doğum sandalyesinde yapılan doğumun anne memnuniyeti, doğum süresi ve yenidoğana etkisinin incelenmesi amacıyla randomize kontrollü olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini toplam 128 (Doğum sandalyesi grubu 64 ve Kontrol grubu 64) anne adayı kadın ve bebekleri oluşturdu. Araştırma verileri, kişisel bilgiler formuve Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği kullanılarak elde edildi. Kontrol grubundaki annelerin doğumun ikinci evresinin toplam süresi doğum sandalyesi grubundan anlamlı olarak uzundu (p<0,05). Doğum sandalyesi grubunun kontrol grubuna göre emzirmede daha çok güçlük yaşadığı belirlendi (p<0,05). Doğum sandalyesi grubu ve kontrol grubundaki bebeklerin; 1. Dakika ve 5. dakika APGAR skoru, bebeğin ilk idrarı ve dışkısını yapma durumu, bebeğin doğumda sorun yaşaması, solunum desteği ve bebeğin aspirasyon ihtiyacı olması açısından fark olmadığı saptandı (p>0,05). Kontrol grubunda bulunan annelerin postpartum bakım boyutunda doğum sandalyesi grubundan daha memnuniyeti yüksek iken, doğum sandalyesi grubundaki annelerin ise mahremiyete saygı ve beklentilerin karşılanması boyutlarında memnuniyetinin kontrol grubunda yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak; doğum sandalyesinde doğumun ikinci evresinin süresi doğum sandalyesinde daha kısadır. Doğum sandalyesinde doğum yapan annelerin mahremiyete saygı ve beklentilerin karşılanması boyutlarında doğum memnuniyeti kontrol grubunda yüksektir. Anne ve bebek sonuçları açısından doğum sandelyesinde doğumların tercih edilmesi önerilebilir.
Planlı ve plansız gebeliklerde doğum korkusu ve prenatal emzirme öz-yeterliliği ilişkisinde bireysel değerlerin aracı rolü
Amaç; Bu çalışma, planlı ve plansız gebelik yaşayan kadınların doğum korkusu ile prenatal emzirme öz-yeterliliği ilişkisinde bireysel değerlerin aracı rolünü incelemek amacıyla kesitsel türde gerçekleştirildi. Yöntem; Çalışmanın örneklemini İstanbul Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Polikliniği'ne başvuran gebeliğin 3. trimesterindeki 302 primipar gebe oluşturdu. Çalışma verileri "Kadın Bilgi Formu", "Wijma Doğum Beklentisi/Deneyimi Ölçeği (W-DEQ)", "Prenatal (Doğum Öncesi) Emzirme Öz-Yeterlilik Ölçeği (PEÖYÖ)" ve "Değer Tercihleri Ölçeği (DTÖ)" ile toplandı. Bulgular; Planlı gebelik yaşayan kadınların W-DEQ puan ortalaması 48,48 (SS=23,89) olup %73,4'ünün düşük düzeyde doğum korkusu yaşadığı; PEÖYÖ puan ortalamasının 81,68 (SS=13,23) olduğu belirlenmiştir. En yüksek bireysel değer puanları "Ahlaki Değer" 5,56 (SS=3,47) ve "Dini Değer" 5,37 (SS=4,72) olarak saptanmıştır. Plansız gebelik yaşayan kadınların ise W-DEQ puan ortalaması 56,64 (SS=25,59) olup %58'inin düşük düzeyde doğum korkusu yaşadığı; PEÖYÖ puan ortalamasının 79,90 (SS=14,20) olduğu görülmüştür. Bu grupta da en yüksek değer puanları "Dini Değer" 5,93 (SS=3,39), "Ahlaki Değer" 5,71 (SS=3,09) olarak saptanmıştır. Plansız gebeliği olan kadınların doğum korkusu düzeyinin planlı gebeliklere göre anlamlı olarak yüksek olduğu saptanmıştır (p<0,05). Planlı ve plansız gebeliklerde doğum korkusu ve prenatal emzirme öz-yeterliliği arasında negatif yönde, anlamlı düzeyde ilişki bulunmuştur (p<0,05). Planlı ve plansız gebeliklerde doğum korkusu ve prenatal emzirme öz-yeterliliği ilişkisinde bireysel değerlerin aracı rolü saptanmamıştır. Sonuç; Gebeliğin planlanması, doğum korkusunu azaltmada önemli bir etkendir. Doğum korkusu ile prenatal emzirme öz-yeterliliği arasında anlamlı bir ilişki mevcuttur; bu nedenle her iki değişkenin birlikte değerlendirilmesi önerilmektedir. Bununla birlikte, bireysel değerlerin bu ilişkiye aracılık etmediği sonucuna ulaşılmıştır. Gebeliğin planlanması, doğum korkusunu azaltmada belirleyici bir rol oynamaktadır. Doğum korkusu ile prenatal emzirme öz-yeterliliği arasındaki anlamlı negatif ilişki, klinik uygulamalarda her iki değişkenin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir. Öte yandan, bu ilişkide bireysel değerlerin aracı rolüne dair bir kanıt bulunamamıştır.
Cinsel ilgi ve uyarılma bozukluğu olan kadınlarda çevrimiçi kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitimin cinsel ilgi ve uyarılmayı artırmadaki etkinliği
Amaç: Bu araştırma, cinsel ilgi ve uyarılma bozukluğu olan kadınlara verilen çevrimiçi kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitimin cinsel ilgi ve uyarılma düzeyi üzerindeki etkisinin sınanması amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Randomize kontrollü deneysel araştırma tipinde olan bu çalışma, Ocak 2025-Mayıs 2025 tarihleri arasında deney (n=31) ve bekleme grubunda (n=30) yer alan toplam 61 kadın ile yürütüldü. Deney grubunda olan kadınlara çevrimiçi geliştirilen bir uygulama aracılığıyla (www.cinselakademi.com) sekiz haftalık kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitim uygulandı. Verilerin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Kadın Cinsel Fonksiyon İndeksi (FSFI), Cinsel İlgi ve İstek Envanteri- Kadın (SIDI-F), Kadın Cinsel Sıkıntı Ölçeği-Revize (FSDS-R) ve Kişilerarası İlişkiler Boyutları Ölçeği (KİBÖ) kullanıldı. Uygulamanın kullanılabilirliği ise Sistem Kullanılabilirlik Ölçeği (SUS-TR) ile ölçüldü. Her iki grup, psikoeğitim öncesinde, psikoeğitim tamamlandıktan hemen sonra ve dördüncü hafta izleminde olmak üzere üç farklı zaman noktasında değerlendirildi. Bulgular: Deney ve bekleme grubundaki kadınların bireysel özellikleri, FSFI, SIDI-F, FSDS, KİBÖ ön test puanlarının benzerlik gösterdiği saptandı. Psikoeğitim sonrası deney grubu ile bekleme grubundaki kadınların son test ve izlem testi puanları karşılaştırıldığında, FSFI, SIDI-F ve KİBÖ puanlarının daha yüksek, FSDS puanlarının ise daha düşük olduğu ve aralarındaki farkların istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi (p<0,005). Etki büyüklükleri incelendiğinde, kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitimin FSFI, SIDI-F ve FSDS toplam puanlarındaki değişimlerde büyük etkisi olduğu saptandı. Deney grubundaki kadınların SUS-TR toplam puanı ortalaması 93,00±6,47 olarak bulundu. Sonuç: Kişilerarası ilişkiler temelli psikoeğitimin, kadınların cinsel ilgi ve uyarılma düzeylerini artırmada, cinsel sıkıntıyı azaltmada ve kişilerarası ilişkilerini olumlu yönde geliştirmede etkili ve uygulanabilir olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Ebelere yönelik perinatal yas danışmanlığı eğitiminin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, perinatal kayıp yaşayan ebeveynlere bakım veren ebelerin perinatal yas danışmanlığına ilişkin bilgi, yeterlik ve güven düzeylerini artırmak amacıyla geliştirilen eğitim programının yapılandırılması ve etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Üç aşamalı yürütülen çalışmanın ilk aşamasında Perinatal Yas Bakımı Yeterlik Ölçeği Türkçe uyarlaması ve geçerlik–güvenirlik çalışması yürütülmüştür. İkinci aşamada, eğitim programının kapsamı ve içerikleri Delphi tekniğiyle oluşturulmuştur. Üçüncü aşamada ise geliştirilen programın etkinliği randomize kontrollü deneysel araştırma türünde deney (n=59) ve bekleme grubundan (n=54) oluşan toplam 113 ebe ile değerlendirilmiştir. Eğitimin etkinliği, Kişisel Bilgi Formu, Perinatal Yas Bakımı Yeterlik Ölçeği (PYBYÖ) ve Perinatal Yas Bakım Güven Ölçeği (PYBGÖ) kullanılarak eğitim öncesi ve sonrası ölçümleri ile toplanmıştır. Bulgular: Deney ve bekleme grubundaki ebelerin ön test puanlarının benzer olduğu saptanmıştır. Eğitim sonrası deney grubunda PYBYÖ ve PYBGÖ toplam puanlarının anlamlı olarak arttığı, bekleme grubunda ise anlamlı bir değişim olmadığı belirlenmiştir (p<0,005). Etki büyüklükleri incelendiğinde eğitimin PYBYÖ toplam puanı ve PYBGÖ alt boyut puanlarındaki değişimlerde büyük düzeyde etkiye sahip olduğunu bulundu. Sonuç: Ebelere yönelik perinatal yas danışmanlığı eğitiminin ebelerin perinatal yas bakımındaki yeterlik ve güven düzeylerini artırmada etkili olduğu ve klinik uygulamalarda kullanılabilir nitelikte olduğu sonucuna varılmıştır.
Anne kokusu sindirilmiş örtünün prematüre yenidoğanların stres düzeyi, ağlama süresi ve fizyolojik parametrelerine etkisi
Araştırma, anne kokusu sindirilmiş örtünün prematüre yenidoğanların stres düzeyi, ağlama süresi ve fizyolojik parametrelerine etkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Veriler 1 Haziran 2023 – 20 Kasım 2024 tarihleri arasında, Iran, Tebriz'de iki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde YYBÜ'de yatan toplam 69 prematüre bebekten elde edildi. Bebekler anne kokusu sindirilmiş örtü ile örtülen (Grup 1) (n= 23), anne kokusu sindirilmemiş örtü ile örtülen (Grup 2) (n=23) ve kontrol grubu (n=23) olmak üzere randomize olarak 3 gruba ayrıldı. Araştırma verilerinin toplanmasında; Yenidoğan ve Anne Tanıtıcı Bilgi Formu, Yenidoğan Stres Ölçeği (YSÖ), Yenidoğan Takip Formu kullanıldı. Kontrol grubu yenidoğanlara ünitenin rutin bakım prosedürü uygulanırken, deney gruplarındaki yenidoğanlara anne kokusu sindirilmiş örtü (Grup 1) ve anne kokusu sindirilmemiş örtü (Grup 2) sabah bir saat süre ile 3 gün boyunca örtüldü. Yenidoğanların işlem öncesi ve işlemden hemen sonraki stres düzeyleri arasında anlamlı fark bulunmazken (p>0,05), Grup 1'deki yenidoğanların stres puan ortalamalarındaki azalmanın diğer gruplara göre anlamlı ölçüde daha fazla olduğu görüldü (p<0,001). İşlem sırasındaki en düşük stres düzeyi ve ağlama süresinin Grup 1'de, en yüksek stres düzeyi ve ağlama süresinin kontrol grubunda olduğu görüldü (p<0,001). İşlem sırasındaki nabız sayısının Grup 1'de Grup 2 ve Kontrol grubuna göre anlamlı ölçüde düşük olduğu belirlendi (p<0,001). Solunum sayısı açısından gruplar arasında fark bulunmadı (p>0,05). Her grupta O2 saturasyon ortalamasının %90'ın üzerinde ve en düşük saturasyon değerinin kontrol grubunda olduğu saptandı (p<0,001). Vücüt ısısı ortalaması açısından gruplar arasında anlamlı farklılık olduğu, en yüksek vucüt ısısı ortalamasının Grup 1 ve Grup 2'de ve işlem sırasında, en düşük vucüt ısısı ortalamasının kontrol grubunda olduğu belirlendi (p<0,001). Sonuç olarak; prematüre yenidoğanların örtülmesi stres düzeyini ve ağlama süresini azaltmakta ve fizyolojik parametrelerini olumlu etkilemektedir. Anne kokusu sindirilmiş örtüyle örtmek anne kokusu sindirilmemiş örtü ile örtmeye göre stres düzeyini ve ağlama süresini azaltmada daha etkilidir.
Silivri bölgesinde yaşayan 40-69 yaş kadınların meme kanseri tarama programına katılımının önlem kabul sürecine göre incelenmesi
Meme kanseri, dünya genelinde kadın sağlığını tehdit eden, erken tanının yaşam süresi ve kalitesi üzerinde belirleyici olduğu önemli bir sağlık sorunudur. Bu bağlamda, tarama programlarına katılım, hastalığın erken evrede tespitiyle tedavi başarısını ve sağaltım sonuçlarını olumlu yönde etkilemektedir. Bu araştırma, İstanbul'un Silivri ilçesinde yaşayan 40–69 yaş arası kadınların meme kanseri tarama programlarına katılım durumlarını, Önlem Kabul Süreci Modeli ve Sağlık İnanç Modeli çerçevesinde değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Kesitsel desenle yürütülen çalışmada, 385 kadından yüz yüze görüşme yoluyla toplanan veriler, demografik özellikler, tarama davranışları ve sağlık inançları doğrultusunda analiz edilmiştir. Bulgular, kadınların yalnızca %15,1'inin düzenli olarak kendi kendine meme muayenesi yaptığı, %50,6'sının mamografi çektirdiği ve %18,4'ünün meme kanseri hakkında hiç bilgi almadığını ortaya koymuştur. Kadınların tarama davranışlarını faydalı bulmalarına rağmen, uygulamada çeşitli bireysel ve çevresel engellerle karşılaştıkları görülmüştür. Önlem Kabul Süreci Modeli'ne göre yalnızca %20'si davranışı istikrarlı şekilde uygulayan 7. basamakta yer almakta; Sağlık İnanç Modeli'nde ise "öz-yeterlik" ve "sağlık motivasyonu" alt boyutları, davranışa geçişte anlamlı belirleyiciler olarak öne çıkmaktadır. Kadınların bulundukları Önlem Kabul Süreci basamakları ile Champion ölçeğinin alt boyutları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. İleri evrelere ulaşan bireylerde algılanan fayda ve öz-yeterlik puanlarının yüksek, algılanan engel düzeylerinin ise daha düşük olduğu saptanmıştır. Bu sonuç, davranışsal niyetin gelişiminde sağlık inançlarının güçlü bir rol oynadığını desteklemektedir.
Gebelik öncesi sezgisel yeme davranışı ile gebelikte beden imajı algısı ve depresyon arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırma, gebelik öncesi sezgisel yeme davranışı ile gebelikte beden imajı algısı ve depresyon arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla kesitsel ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Haziran- Aralık 2024 tarihleri arasında İstanbul Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim Araştırma Hastanesi Bahçelievler Yerleşkesi Gebe Polikliniği'ne başvuran ve dahil edilme kriterlerine uyan 375 gebe oluşturmuştur. Araştırma verileri, Gebelerin Sosyodemografik ve Obstetrik Özelliklerini içeren Tanıtıcı Form, Gebelerde Gebelik Öncesi Sezgisel Yeme Ölçeği (IES-PreP), Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği (EPDÖ) ve Gebelikte Beden İmajı Algısı Ölçeği (GBİAÖ) kullanılarak toplanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler, IBM SPSS 24.0 (Statistical Package for SocialSciences) paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Gebelerin yaş ortalaması 30,26±5,86 olup, %28,5'i lise mezunu, %78,9'u ev hanımı, %86,1'i ise çekirdek aile yapısına sahiptir. Katılımcıların gebelik sayısı ortalaması 2,63±1,53 iken, gebelik öncesi VKİ ortalamaları 25,14±4,68'dir. Gebelerin %63,8'i gebelikteki sağlık durumlarını iyi veya çok iyi olarak değerlendirirken, %51,5'i öğün atlamadıklarını belirtmişlerdir. Gebelerin IES-PreP toplam puan ortalaması 4,02±0,84, EPDÖ puan ortalaması 7,51±7,09, GBİAÖ toplam puan ortalaması 40,95±15,36 olarak hesaplanmıştır. Sonuç olarak, gebelerin sezgisel yeme düzeyi artıkça depresyon ve olumsuz beden imajı algısı azalmakta iken; olumsuz beden imajı algısı arttıkça depresyon oranları da artmaktadır.
Aile içi şiddet farkındalığı ile obstetrik şiddetin doğum beklentilerini ve deneyeyimini öngörücü rolü
Amaç: Bu çalışma, aile içi şiddet farkındalığı ile obstetrik şiddetin, doğum beklentileri ve deneyimi üzerindeki öngörücü rolünü belirlemek amacı ile ilişkisel tarama modeline dayalı olarak boylamsal (longitudinal) türde yapıldı. Yöntem: Çalışmanın örneklemini İstanbul Esenler Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesine doğum için başvuru yapan, araştırma kriterlerini sağlayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 200 kadın oluşturdu. Araştırma verileri Birey Tanıtım Formu, Aile İçi Şiddet Farkındalığı Ölçeği (AİŞFÖ), Gebe Kadınlar için Obstetrik Şiddet Ölçeği (GKOŞÖ), Doğum Beklentileri ve Deneyimi Ölçeği (DBDÖ), Obstetrik Şiddet Ölçeği (OŞÖ) kullanılarak toplandı. Bulgular: Katılımcıların GKOŞÖ puan ortalaması 33.07 (Ss=16.17) olup, orta düzeyde obstetrik şiddet algısına sahip oldukları; OŞÖ puan ortalaması 1,30 (Ss=1,40) olup, düşük düzeyde obstetrik şiddet algısına sahip olduğunu belirlendi. AİŞFÖ puanı ortalaması 51,10 (Ss= 7,30) olup, farkındalık düzeylerinin yüksek olduğu belirlendi. Genel doğum memnuniyet puanı 3,50 (Ss=0,40) ile yüksek bulundu. Beklentilerin karşılanma yüzdesi %79,6;karşılanmamış beklenti yüzdesi %20,4; beklenmeyen karşılanma yüzdesi %43,8 ve beklenmeyen karşılanmama yüzdesi ise %56,2 olarak saptandı. AİŞFÖ ile GKOŞÖ arasında negatif yönde ve düşük düzeyde anlamlı bir ilişki bulundu (p<0.05). GKOŞÖ, karşılanmış beklenti yüzdesini negatif, karşılanmamış beklenti yüzdesini pozitif yönde; ayrıca beklenmeyen karşılanma ve beklenmeyen karşılanmama yüzdelerini anlamlı şekilde yordamakta, genel doğum memnuniyetini ise negatif yönde etkilemektedir (p<0.001). Aile içi şiddet farkındalık düzeyinin bu değişkenler üzerinde anlamlı bir etkisi bulunmadı (p>0.05). Sonuç: Katılımcıların algıladığı genel obstetrik şiddet düzeyinin, doğum deneyimlerinin farklı boyutlarında (karşılanmış beklenti, karşılanmamış beklenti, beklenmeyen karşılanma, beklenmeyen karşılanmama) ve genel doğum memnuniyetinde anlamlı bir yordayıcı olduğu; buna karşılık aile içi şiddet farkındalık düzeyinin bu boyutlar üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı sonucuna ulaşıldı. Doğum sürecinde şiddetten arındırılmış, saygılı ve kadın odaklı bakım hizmetlerinin yaygınlaştırılmasının, gebelerin memnuniyetini artırmada kritik öneme sahip olduğu düşünüldü. Eylül 2025, 106 sayfa. Anahtar kelimeler: Aile İçi Şiddet, Obstetrik Şiddet, Doğum Beklentileri ve Deneyimi, Öngörücü Rol, Ebelik, Doğum
Preeklampsi tanılı gebelerde farkındalık temelli stres azaltma eğitiminin kaygı düzeyi ve fizyolojik parametreler üzerine etkisi
Araştırma, Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Eğitimi'nin preeklampsi tanılı gebelerde kaygı düzeyi ve fizyolojik parametreler üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla randomize kontrollü bir çalışma olarak yürütülmüştür. Çalışma, Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesi Perinatoloji Polikliniği'ne 18.04.2025–18.10.2025 tarihleri arasında başvuran preeklampsi tanılı gebeler ile yürütülmüş olup, eğitim süreci web tabanlı bir platform üzerinden gerçekleştirilmiştir. Deney ve kontrol gruplarına toplam 80 preeklampsi tanılı gebe dahil edilmiştir. Deney grubuna sekiz hafta boyunca rutin izlem ve bakım protokollerine ek olarak Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Eğitimi uygulanmış; kontrol grubuna ise yalnızca rutin izlem ve bakım protokolleri sunulmuştur. Değerlendirmeler, müdahale öncesinde ve müdahale sonrasında sekizinci haftanın sonunda her iki grup için yapılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Bilgilendirilmiş Gönüllü Onam Formu, Gebe Tanıtıcı Bilgi Formu, Fizyolojik Parametreleri Değerlendirme Formu ve Durumluk–Sürekli Kaygı Ölçeği (STAI) kullanılmıştır. Deney grubunda durumluk kaygı ve sürekli kaygı ölçeği puan ortalamalarında zaman içinde görülen düşüşün istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,001). Kontrol grubunda ise durumluk kaygı (p=0,486) ve sürekli kaygı (p=0,478) ölçeği puan ortalamaları arasında anlamlı bir değişim saptanmamıştır. Deney grubunda fizyolojik parametrelerde (kan basıncı, nabız, solunum, ateş, kan ve idrar analizleri) istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmezken, kontrol grubunda yalnızca solunum düzeyinde anlamlı bir değişiklik belirlenmiştir (p=0,011). Sonuç olarak, Bilinçli Farkındalık Temelli Stres Azaltma Eğitimi, preeklampsi tanılı gebelerde kaygı düzeyini azaltmakta; ancak fizyolojik parametrelerde anlamlı bir değişiklik yaratmamaktadır.
Postpartum döneme uyumun kadınların cinsel yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi
Amaç: Araştırma; kadınların postpartum döneme uyum sağlarken cinsel yaşam kalitesini etkileyen faktörlerin incelenmesi amacıyla kesitsel olarak planlanmıştır. Metod: Araştırma kapsamını İzmir Bornova Naldöken Aile Sağlığı Merkezi' ne bağlı bölgede yaşayan, postpartum 3-12 aylık dönemde doğum sonu cinsel yaşamı başlamış ve devam eden, bebeği yaşayan, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 108 kadın oluşturmuştur. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen kadınların sosyo-demografik ve obstetrik özelliklerini tanımlayan Kadınların Bireysel Özelliklerini Tanıtan Soru Formu, Postpartum Kendini Değerlendirme Ölçeği (PKDÖ) ve Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği (CYKÖ) - Kadın Formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Veriler değerlendirilirken istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) programı kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmeler p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan kadınların yaş ortalamaları 29,2±5,6 (min: 19 max: 40)'dir. Kadınların %30,6'sı üniversite mezunu iken, %74.1'i gelir getiren bir işte çalışmamaktadır. İlk gebelik yaşı ortalamaları 24,31±4,76 (min:16 max:37), gebelik sayısı ortalaması 2,16±1,18 (min:1 max:8)'dir. Son gebeliğin %77,8'i planlı iken, %61.1'i sezaryen ile gerçekleşmiştir. Kadınların bulundukları postpartum ay ortalaması 5,63±2,67 (min:3 max:12)'dır ve %89,8'i bebeğini emzirmektedir. Kadınların postpartum dönemde cinsel ilişkiye başladıkları ay ortalaması 2.28±0,80 (min:0 max:6)'dır ve %17,6'sı doğumdan sonra cinsel ilişkiye başladığında sorun yaşadığını belirtmiştir. Araştırmaya katılan kadınların CYKÖ puan ortalaması 77,18±21,48 ortancası 84,44 [5,56-100]'dür. PKDÖ puan ortalaması ise 147,28±36,62 ortancası 140 [91-283]olarak saptanmıştır. PKDÖ boyutlarında kadınların aldıkları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; eşler arasındaki ilişkinin kalitesi ortalaması 21,93±7,32, partnerlerin bebek bakımına katılıma bakışları alt boyutu ortalaması 20,7±8,15, doğum deneyiminden memnuniyet alt boyutu ortalaması 17,07±5,32, hayatın devamından hoşnut olma alt boyutu ortalaması 22,16±7,02, annelik görevleriyle başa çıkmada güce güvenme alt boyutu ortalaması 25,3±6,45, annelik ve yeni doğan bakımından memnunluk alt boyutu puan ortalaması 20,01±6,56 ve aile ve arkadaşların annelik için desteği puan ortalaması 20,11±5,57 olarak elde edilmiştir. Kadınların PKDÖ toplam puanı, alt ölçek 1-2-4-7 ile sürekli değişkenlerden ilk gebelik yaşı arasında negatif zayıf bir korelasyon olduğu bulgusu elde edilmiştir (p<0,05). Kadınların ilk gebelik yaşı arttıkça PKDÖ puanı anlamlı olarak azalmakta, CYKÖ puanı ise artmaktadır. Ayrıca şehirde yaşayan, eğitim seviyesi üniversite+yüksek lisans olan, gelir düzeyi yüksek, akraba evliliği yapmamış kadınların PKDÖ puanı anlamlı şekilde düşük iken eğitim seviyesi yüksek, sosyal güvencesi olan, çekirdek tipte ailesi olan, emzirme sürecinde ve doğum sonrasında cinsel ilişkiye başlamada sorun yaşamayan kadınların CYKÖ puanı anlamlı şekilde yüksektir. Bu sonuç, bu kadınların postpartum döneme uyumlarının ve cinsel yaşam kalitelerinin daha iyi olduğunu göstermektedir. İki ölçek toplam puanları arasındaki ilişki korelasyon ile değerlendirildiğinde r=-0,608 (p<0,001) negatif anlamlı bir korelasyon elde edilmiştir. Kadınların PKDÖ puanı düştükçe (postpartum döneme uyumları arttıkça), CYKÖ puanları artmaktadır. Sonuç ve Öneriler: Araştırma sonucunda postpartum döneme uyumun kadınların cinsel yaşam kalitesini olumlu yönde etkilediği saptanmıştır. Bu sonuç doğrultusunda postpartum süreçte gerek lohusa gerekse yenidoğan izlemlerini gerçekleştirerek kadınlara en yakın sağlık meslek üyesi olan ebelerin postpartum döneme uyumu ve cinsel yaşamı değerlendirmeleri önem taşımaktadır. Ebelerin postpartum döneme özgü cinsel danışmanlık verebilmeleri için gerekli hizmet içi eğitimler düzenlenerek bu konudaki bilgi ve becerilerinin geliştirilmesi yanı sıra lohusalara ve eşlerine/partnerlerine verilecek eğitimlerin broşürler ile desteklenmesi önerilebilir. Anahtar kelimeler: Postpartum dönem; kendini değerlendirme; cinsellik; yaşam kalitesi
Emzirme sorunları değerlendirme ölçeğinin (ESDÖ) Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu araştırma, Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe formunun güvenirlik ve geçerliğini belirlemek amacıyla yürütülmüş metodolojik bir araştırmadır. Yöntem: Araştırma, T.C. Sağlık Bakanlığı Ankara Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim Araştırma Hastanesi'nde 1 Şubat 2016 – 1 Haziran 2016 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, 1 Şubat 2016 – 1 Haziran 2016 tarihleri arasında hastaneye postpartum 2. haftada kontrolüne gelen, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 184 anne oluşturmuştur. Araştırmada, 1990 yılında Wambach tarafından geliştirilmiş 'Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin Türk kültürüne uyarlanması çalışması yapılmıştır. Anketler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak uygulanmıştır. Anketler uygulanmadan önce annelere çalışma hakkında bilgi verilmiştir. Görüşmeler her bir anne ile Birey Tanılama Formu ve Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği için yaklaşık beş-on dakika sürmüştür. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, SPSS 20.00 (Statistical Package for the Social Sciences) ve AMOS paket programı kullanılmıştır. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotları (Frekans, Yüzde) ve geçerlilik güvenilirlik analizleri kullanılmıştır. Bulgular: Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin Türkçe formunun geçerliğini belirlemek için önce dil eşdeğerliği sağlanmıştır. İçerik geçerliğinde on uzman görüşüne başvurularak kapsam geçerlik oranı ve kapsam geçerlik indeksi hesaplanmıştır. Ölçeğin tüm madde sayısı (18) üzerinden KGO sağlanmıştır (%80-%100). Yapı geçerliliği analizinde doğrulayıcı faktör kullanılmıştır. Faktör analizi öncesi KMO ve Barlett testleri yapılmış ve örnek büyüklüğünün faktör analizi için yeterli olduğu saptanmıştır (KMO=0.764>0.60; p<0.05). Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda beş faktör belirlenmiş olup maddelerin ölçeğin orijinal yapısına uygun olduğu tespit edilmiştir. Maddelerin faktör yükleri ise 0.552-0.842 arasındadır. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda ki-kare/Sd, RMSA, SRMR uyum istatistikleri sonucuna göre modelin iyi uyum verdiği saptanmıştır (ki-kare/Sd=1.902; RMSA=0.070; SRMR= 0.027 SRMR=0.02). Ölçeğin test tekrar test güvenirliği, dört hafta sonra ulaşılabilen 54 kadın ile gerçekleştirilmiştir ve test tekrar test yanıtları arasında anlamlı fark olmadığı saptanmıştır. Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'ni oluşturan 18 maddenin Cronbach's Alpha değeri 0.776 olarak saptanmıştır. Ölçek alt boyutlarının Cronbach Alpha değerleri; Mekanik endişeler: 0.852; Sürece ait endişeler:0.712 0.723; Süt yetersizliğine ait endişeler: 0.766; Memeye ait endişeler: 0.748; Sosyal endişeler: 0.789 olarak bulunmuştur. Madde alt boyut puan korelasyonu analizinde ölçeğin maddeleri arasındaki ilişkinin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu bulunmuştur (p< 0.05). Sonuç ve Öneriler: Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin Türkiye için yüzeysel ve yapısal geçerlik ve güvenirliği sağlanmıştır. Emzirme Sorunları Değerlendirme Ölçeği'nin emzirme döneminin farklı zamanlarındaki annelerle yürütülecek araştırmalarda kullanılması ve sonuçlarının değerlendirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; Emzirme or n arı, Geçer ik, Gü enir ik
Osteoporoz farkındalık ölçeğinin Türkçe formunun geçerlik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bu araştırma, osteoporoza yönelik farkındalığı değerlendirmek üzere EUYSON Choi ve arkadaşları tarafından 2008 yılında geliştirilen "Osteoporoz Farkındalık Ölçeği (Osteoporosis Awareness Scale) Türkçe Formunun geçerlik ve güvenirliğini belirlemektir. Yöntem: Bu çalışmanın örneklemini İzmir İl Sağlık Müdürlüğü bünyesinde yer alan İzmir ili Karşıyaka ilçesine bağlı birinci basamak sağlık hizmeti veren birimlerde, (Toplum Sağlığı ve Aile Sağlığı Merkezleri), görevli olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden sağlık çalışanları oluşturmuştur (n=346). Veriler 25.03.2019-31.05.2019 tarihleri arasında toplanmıştır. Ölçeğin kapsam (içerik) geçerliği, 5 uzmanın görüşüne başvurularak değerlendirilmiştir. Verilerin analizinde sayı-yüzde, t testi, korelasyon analizi, Cronbach alfa güvenirlik katsayısı ve faktör analizi yöntemleri kullanılmıştır. Bulgular: Ölçeğin tamamının Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı 0.94; beş alt boyutun Cronbach Alfa güvenirlik katsayısı 0.86, 0.82, 0.88, 0.88, 0.85'dir. Madde-toplam puan korelasyonları ise 0.497 ile 0.739 arasında değer almaktadırlar (p<0.001). Ölçeğin kararlılığı değerlendirmek için dört hafta ara ile yapılan test-tekrar test uygulamasının puan ortalamaları arasında fark bulunmamıştır (p>.05). Açıklayıcı Faktör Analizi ile ölçeğin, toplam varyansın %66.16'sını açıkladığı saptanmıştır. Maddelerin faktör yükleri 0.50 ile 0.82 arasında olup, Doğrulayıcı Faktör Analizi ile ölçeğin faktör yüklerinin 0.64 ile 0.82 arasında ve Cmın/df= 3.384, GFI=0.85, NFI=0.83, CFI=0.88, RMSA'nın = 0.08 olduğu saptanmıştır. Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizlerinin sonuçları verilerin model ile uyumlu olduğu ve beş faktörlü yapıyı doğruladığını göstermektedir. Sonuç: Sonuçlar, Osteoporoz Farkındalık Ölçeğinin Türkçe geçerliği ve güvenirliğinin yüksek olduğunu ve yapılacak araştırmalarda kullanılabileceğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Osteoporoz; Farkındalık; Geçerlik ve Güvenirlik
Anne emzirme değerlendirme ölçeği'nin Türkçe psikometrik özellikleri
Giriş ve Amaç: Bu çalışmanın amacı; annelerin emzirmeyle ilgili düşüncelerini belirlemeye yönelik Anne Emzirme Değerlendirme Ölçeği'nin Türk toplumuna uyarlanmasıdır. Yöntem: Bu çalışmanın örneklemini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk hastanesinde bir-dört aylık bebeklerini çocuk sağlığı ve hastalıkları polikliniğine muayeneye getiren ve araştırmaya katılmayı kabul eden 200 anne oluşturmuştur. Veriler 12.11.2018 / 12.02.2019 tarihleri arasındaEge Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk hastanesinde toplanmıştır. Ölçeğin içerik/kapsam geçerliliği, ebelik ve ölçek alanlarından dört uzmanın görüşü ışığında değerlendirilmiştir. Verilerin analizi sayı-yüzde, korelasyon analizi, t testi, faktör analizi ve Cronbach Alfa(α) güvenirlik katsayısı yöntemleri ile yapılmıştır. Bulgular: Ölçek sorularının tamamının Cronbach Alfa (α) güvenirlilik katsayı değeri .88; üç alt boyutunun Cronbach Alfa (α) güvenirlilik katsayı değerleri .82;.80;.86 'dır. Madde-toplam puan analizi korelasyonları ise.361-.544 değerleri arasında yer almaktadırlar (p <.001). Ölçeğin zamana göre değişmezliğini saptamak amacıyla 4 hafta ara verilerek uygulanan test- tekrar test ölçüm sonuçlarından elde edilen puan ortalamaları arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p> .05). Açımlayıcı faktör analizi ölçeğin, toplam varyansın %57,69'unu açıkladığını göstermektedir ve ölçeğe ait maddelerinin faktör yükleri .36 ile .88 arasında yer almaktadır. Doğrulayıcı faktör analizinde ise ölçeğin faktör yükleri .42-.74 arasındadır ve NFI, GFI, CFI, NNFI'nın> .90, RMSA'nın <.080 olduğu saptanmıştır. Ölçeğin yapı geçerliğiyle ilişkili faktör analizi yapıldığında sonuçlar verilerin model ile uyumlu olduğu tespit edilmiş, üç alt boyutlu yapıyı doğruladığını, her bir alt boyut yer alan maddelerin ait oldukları faktörü yeterli olarak tanımladığı, ölçeğin madde ve alt boyutlarının ölçek ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Sonuç: Yapılan analizler ve değerlendirmeler sonucu Anne Emzirme Değerlendirme Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliliği yüksek anlamlı bulunmuştur. Bu analizler ışığındapsikometrik özellikleri çalışılan ölçeğin Türk toplumuna yapılacak araştırmalarda kullanılabilirliğigösterilmiştir. Anahtar kelimeler: Emzirme; Anne Sütü, Bebek; Geçerlilik ve Güvenilirlik
0-6 yaş istismar ve ihmalin tanılanmasında ebelere verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, ebelerin 0-6 yaş çocuk istismarını ve ihmalini tanılamaları ve gereken önlemleri alabilmeleri için verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Çalışma, 15 Ocak 2019-22 Şubat 2019 tarihleri arasında, İzmir İl Sağlık Müdürlüğü Bornova ilçesinde Aile Sağlığı Merkezlerinde çalışan ebelerle yapılan eğitsel müdahale tipinde bir araştırmadır. Araştırmada örneklem seçimi yapılmamış, tüm evrene ulaşmak planlanmış, 73 ebe araştırmaya katılmayı kabul etmiştir. Ebelere tanımlayıcı ve sosyo-demografik bilgileri içeren bir anket formu (Ek 2) ile Ön Test- Son Test (Ek 3) uygulanmış ve "0-6 Yaş İstismar Ve İhmali" Eğitim Sunumu (Ek 4) yapılmıştır. Veriler SPSS 16.0 programında kodlanarak analiz edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, ortanca, standart sapma, minimum ve maksimum değerler), çapraz tablo, ki kare testi, Kolmogorov-Smirnov testi, Wilcoxon testi Mann-Whitney testi Kruskal-Wallis testi ve Sperman korelasyon analizleri yapılmıştır. Güven aralığı %95 (p=0.05) olarak belirlenmiştir. Bulgular: İzmir Bornova'da T.C.Sağlık Bakanlığına bağlı ASM ve TSM'lerde ortalama 9.14±7.869 yıldır (min=1-max=38) görev yapan, yaş ortalaması 39.78±8.162 (min=20-max=57) olan ve ortalama 225.11±107.651 (min=81-max=653) çocuğa hizmet vermiş olan ebelerin katıldığı çalışmada, ebelerin istismar veya ihmalle karşılaşma durumları %19.2 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya katılan ebelerin; 20 fiziksel, 13 duygusal, 1 cinsel istismar, 5 de ihmal şüphesi olmak üzere toplam 39 vakadan şüphelendikleri fakat çalışmanın yapıldığı zamana kadar sadece 3 bildirimin yapılmış olduğu saptanmıştır. Ebelerin %56.2'si konuya ait yeterli kanıt olmaması gerekçesi ile bildirim yapmadığını, %89.0'u bir ebenin çocuk istismar ve ihmalini tanılayabileceğini, %91.89'u kanunlara göre ebelerin çocuk istismar ve ihmalini bildirmek zorunda olduklarını ve %43.8'i eksik bilgilerini tamamlamak amacıyla S.B.'nın bu konuda standart eğitimler planlaması gerektiğini belirtmiştir. Ebelerin 0-6 yaş istismar ve ihmali tanılama ve bildirme ile ilgili bilgi düzeylerini ölçmek için verilen eğitimden önce uygulanan ön testten 65.92±8.33 puan (min:48-max:88), son testten 77.92±9.82 puan (min:52-max:92) aldıkları ve istatistiksel olarak yapılan Wilcoxon analizinde öntest ile sontest arasındaki puan farkının anlamlı olduğu (p<0.05) saptanmıştır. Sonuç: Ebelerin hizmet verdikleri önemli bir popülasyonu oluşturan çocuklar, gelişimsel dönem özellikleri nedeniyle istismar ve ihmale oldukça açıktırlar. Sağlık profesyonelleri de dahil olmak üzere, istismar ve ihmalin tanılanması, şüphelenilmesi ve bildiriminin yapılmasını etkileyen başta bilgi düzeyi (nasıl, nereye vb bildirim) olmak üzere çok çeşitli faktörler bulunmaktadır. Çalışmamızda ebelerin 0-6 yaş istismar ve ihmali tanılama ve bildirme ile ilgili bilgi düzeylerini ölçmek için verdiğimiz eğitimden önce ve sonra ebelerin aldıkları puan farkının anlamlı olması (p<0.05) verilen eğitimin etkinliğini ortaya koymaktadır. Ebeler istismar ve ihmal vakalarını tanılayabilir, kurumlar arası işbirlikleri ile düzenlenecek eğitim programları sayesinde eksik bilgilerini en aza indirilebilirler. Böylece gelişmiş ülkelerde olduğu gibi çocuk istismarı ve ihmali konusunda ortak bir değerlendirme ve müdahale ağı kurulmasında öncü rol oynayabilirler. Anahtar Kelimeler; çocuk; istismarı ve ihmali; çocuğa kötü muamele; ebelik
Selye'nin stres kuramı kapsamında gebelere dinletilen müziğin maternal fetal ve neonatal sonuçlara etkisinin incelenmesi
Amaç: Bu araştırma, Selye'nin Stres Kuramı kapsamında gebelere dinletilen müziğin, maternal, fetal ve neonatal sonuçlarının incelenmesi amacıyla yapılmış, randomize kontrollü, tek körleme, deneysel bir araştırmadır. Yöntem: Araştırma kapsamına 02.10.2017-13.04.2018 tarihleri arasında Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Kadın Hastalıkları Doğum Polikliniği'ne başvuran ve araştırma kriterlerine uyan 36. gebelik haftasındaki (50 müdahale, 50 kontrol) kadınlar alınmıştır. Çalışmada kadınlara Tanıtıcı Özellikler Bilgi Formu, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Durumluk Kaygı Ölçeği, Süreklilik Kaygı Ölçeği ve Maternal Bağlanma Ölçeği formları kullanılmış ve 36., 37. ve 38. gebelik haftalarında Nonstress testi uygulanmıştır. Test sırasında müdahale grubuna müzik dinletilmiş, kontrol grubuna rutin bakım verilmiştir. Nonstress Test uygulamaları öncesi ve sonrasında grupların yaşamsal bulguları, Görsel Kıyaslama Ölçeği ile kaygı, Durumluk ve Süreklilik Kaygı Ölçeği puan ortalamaları ve Nonstress Test bulguları değerlendirilmiştir. Travayda pupil dilatasyon, doğum sonu dönemde Durumluk Kaygı Ölçeği ve Maternal Bağlanma Ölçeği puan ortalamaları değerlendirilmiştir. Bulgular: Durumluk Kaygı Ölçeği ortalamaları açısından 36. 37. 38. gebelik haftalarındaki her üç uygulama sonunda, müdahale grubunun ortalaması kontrol grubuna ve uygulama öncesi döneme göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Kontrol grubunun birinci ve üçüncü uygulama sonundaki Durumluk Kaygı Ölçeği ortalamasındaki artış anlamlı bulunmuştur. Süreklilik Kaygı Ölçeği ortalamaları müdahale grubunda 38. haftada, 36. haftadaki ortalamalarına ve kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Müdahale grubunun uygulama sonrasındaki Görsel Kıyaslama Ölçeği değerlerindeki azalmanın, her üç uygulamada da istatistiksel olarak ileri derecede anlamlı olduğu, kontrol grubunda, her üç dönemde de anlamlı değişim olmadığı görülmüştür. Yaşamsal bulguların değerlendirilmesinde, Nonstress Test uygulaması sonrasında (sistolik ve diyastolik kan basıncı, kalp atım hızı, solunum ve oksijen saturasyonu) bulgularında müdahale grubunun lehinde istatistiksel açıdan anlamlı sonuçlar elde edilmiş, vücut sıcaklığı değişimleri açısından müdahale ve kontrol grubu lehinde bir sonuç tespit edilmemiştir. NST bulguları değerlendirmelerinde, bazal fetal kalp atım hızı bulguları açısından gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmazken, akselerasyon, fetal hareket sayısı ortalamaları, müdahale grubunda kontrol grubuna göre anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. İlk iki uygulamada reaktivite bulguları müdahale grubunda anlamlı derecede yüksek bulunmuş, üçüncü uygulamada gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık gözlenmemiştir. Doğum sonu Durumluk Kaygı Ölçeği ve Maternal bağlanma ölçeği puan ortalamaları gruplar arasında tüm uygulamalarda anlamlı farklılık göstermemiştir. Sonuç: Çalışma sonucunda gebelere dinletilen müziğin kaygı düzeyini azalttığı, Nonstress Test bulguları ve yaşamsal bulgular üzerinde olumlu etkilerinin olduğu gözlenmiştir. Bu sonuçlardan yola çıkarak; ebelerin ve hemşirelerin, obstetrik ve jinekolojik sağlık bakım uygulamalarında müziği kullanması önerilebilir.
Ebelerin yeterlik ve yetkinliklerinin değerlendirilmesi: Nitel bir araştırma
Amaç: Bu araştırma ebelerin yeterlik/yeterlilik ve yetkinliklerini nitel bir araştırma ile değerlendirmek amacıyla yapıldı. Yöntem: Araştırmanın veri toplama aşamasında görüşme ve gözlem yönteminin kullanıldığı, iki aşamalı niteliksel bir çalışmadır. Araştırma Ekim 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında, T.C. Sağlık Bakanlığı Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum ve Çocuk Acil Kampüsü'nde yapıldı. Veri toplamanın birinci aşamasında görüşme, ikinci aşamasında gözlem yöntemi uygulandır. Araştırmanın evreni, doğum salonunda çalışan 24 ebedir ve birinci aşamanın örneklemini 18 ebe, ikinci aşamanın örneklemini ise aynı ebelerin 14'ü oluşturdu. Birinci aşamada, ebelere "Ebe Tanıtım ve Görüşme Formu'nda" yer alan yarı yapılandırılmış sorular sorularak ses kaydı yapıldı (04-12 Ekim 2018). İkinci aşamada, "Ebelerin Yetkinlik Alanlarını Değerlendirme Formu" ve "Doğum Eyleminde Kullanılan Teknolojiyi Değerlendirme Formu" kullanılarak, her bir ebe beş gebe takibini gerçekleştirene kadar gözlendi (02 Ocak-14 Haziran 2019). Birinci aşamada MAXQDA 2018 Nitel Veri Analiz programı kullanılarak, betimsel ve içerik analizi yapıldı. İkinci aşamanın analizinde, "Ebelerin Yetkinlik Alanlarını Değerlendirme Formu" ile ebelerin yetkinlik alanları değerlendirildi,, her ebenin takip ettiği beş gebenin gözlemi excel tablosuna yazılarak, her tema, kategori ve alt kategoriler için toplam 165 puan üzerinden değerlendirme yapıldı ve her bir alt kategori 1 puan olarak hesaplandı. "Doğum Eyleminde Kullanılan Teknolojiyi Değerlendirme Formu" ile doğum eylemi süresince kullanılan teknoloji değerlendirildi, yetkinlik alanı ve kategoriye göre yapılan uygulamalar, her ebenin takip ettiği beş gebenin gözlemi excel tablosuna yazılarak hesaplandı ve her ebe yaptığı uygulamadan her bir gebe için bir, toplamda beş gebe için beş uygulama üzerinden değerlendirildi. Bulgular: Sekiz ebenin 30 yaş ve üzerinde, bir ebenin yüksek lisans, sekiz ebenin lisans, bir ebenin ön lisans ve sekiz ebenin lise mezunu olduğu, altı ebenin ebelik eğitimi dışında eğitim aldığı, altı ebenin 16 yıl ve üzerinde meslekte ve sekiz ebenin 6-8 aydır doğumhanede çalıştığı belirlendi. Nitel verilerin analizi sonucu 9 tema, 27 kategori, 61 kod ve bu kodlara ait toplam 503 kod sayısı oluşturuldu. Ebelerin, ebelikte yeterlilik kavramını uygun şekilde tanımladıkları, yetkinlik kavramını tanımlamada, kendi yetkinliklerinin farkında olma ve uygulamada kullanma açısından yeterli tanımlama yapmadıkları, yetkinlik alanlarına dair açıklamalarının ICM ve EUÇEP'in belirlediği yetkinlik alanlarıyla orantılı olduğu belirlendi. Eğitime, tecrübeye bağlı yeterlilik ve yeterli hissettiklerinde mesleki doyum ve özgüven kazanacakları, doğum eyleminde yüksek teknoloji olarak elektronik fetal monitörizasyonu, düşük teknoloji olarak indüksiyon için dosiflow kullandıkları belirlendi. Sonuç: Ebelerin, ebelikte yetkinlik kavramını tanımlamada, kendi yetkinliklerinin farkında olma ve yetkinliklerini uygulamada kullanma konusunda yeterli açıklama yapmadıkları, yetkinlik alanlarına dair açıklamalarında araştırma ve toplum sağlığı hizmetlerinin yer almadığı belirlendi. Teknolojinin zayıflattığı yetkinlikler temasında ebelerin belirttiği iletişim engeli, kadından uzaklaşma, başka işlerle ilgilenme gibi düşünceleri ile uygulamada gösterdikleri davranışların birbiriyle paralellik gösterdiği belirlendi.
Doğumda kanguru bakımının sadece anne sütü ile beslenme durumuna ve bebeğin büyüme-gelişmesine etkisinin bağlanma kuramına göre incelenmesi
Sağlıklı çocuk gelişimi yenidoğan döneminden başlayarak yaşam boyu süren sağlığın temel belirleyicisidir. Anne sütü ile beslenme de bebeğin büyüme gelişmesinde en önemli etmenlerden biri ve bebeğin optimal gelişimini destekleyen eşsiz bir besin maddesidir. Kanguru bakımı prematüre bebeklerin yaşam kalitelerini arttırmak amacıyla ortaya çıkmış bir gelişimsel bakım yöntemidir. Kanguru bakımının prematüre bebekler üzerinde, anne sütü ile beslenme ve büyüme gelişmeye yararları göz önünde bulundurulduğunda; term bebeklerin de kanguru bakımı alması ve doğumdan hemen sonra kanguru bakımına başlanması gerektiği vurgulanmaktadır. Bu araştırma ile doğumda kanguru bakımının sadece anne sütü ile beslenme durumuna ve bebeğin büyüme-gelişmesine etkisinin bağlanma kuramına göre incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma; randomize kontrollü, deneysel,prospektif bir araştırmadır.Araştırmanın örneklemini, Mart 2017 – Şubat 2019 tarihleri arasında Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi gebe polikliniğine başvuran, 36-38. gestasyonel haftalar arasında olan ve araştırmaya dahil edilme kriterlerini sağlayan gebeler oluşturmuştur (n:132). Gebelerin protokol numaralarına göre randomizasyon yapılmış ve bilgilendirilmiş gönüllü olur formu imzalatılarak, tanıtıcı özelliklerine ilişkin soru formu uygulanmıştır. Müdahale grubunda yer alan gebelere "kanguru bakımı ve emzirme" eğitimi verilmiş ve bebeklerine doğumda kanguru bakımı uygulanmıştır. Kontrol grubunda yer alan anne ve bebeklerine ise rutin bakım uygulanmıştır. Doğumdan sonra her iki grupta yer alan annelerin maternal bağlanma düzeyleri ve bebeklerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu aylarda sadece anne sütü alma durumları ve bebeklerin büyüme- gelişmeleri değerlendirilmiştir. Araştırmanın verilerinin analizi Statistical Package for Social Science 21 (SPSS 21.0) paket programında sayı, yüzde (%), ki kare, ölçek puan ortalamaları, t-testi ile analiz edilmiştir. Araştırmada istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Kanguru bakımı uygulanan bebeklerin, ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenme oranı, birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem büyüme parametleri, kanguru bakımı uygulanmayan bebeklerin ilk altı ay sadece anne sütü ile beslenme oranı, birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem büyüme parametlerine göre istatistiksel açıdan fark anlamlı derecede daha yüksek bulunmuştur (p<0,05).Kanguru bakımı uygulanan bebeklerin, birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem gelişim parametleri ile kanguru bakımı uygulanmayan bebeklerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay izlem gelişim parametleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05).Kanguru bakımı uygulayan annelerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay maternal bağlanma ölçek puan ortalamaları, kanguru bakımı uygulamayan annelerin birinci, üçüncü, altıncı ve dokuzuncu ay maternal bağlanma ölçek puan ortalamalarından yüksek bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda doğumda kanguru bakımının sadece anne sütü ile beslenme ve bebeğin büyümesine olumlu etkisi olduğu saptanmıştır. Kanguru bakımının doğumdan hemen sonra başlatılması ve sürdürülmesi ve bu konuda primer sorumlu olan ebelere eğitim verilerek uygulanabilirliğin arttırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler; Kanguru Bakımı, Büyüme, Gelişme, Anne Sütü ile Beslenme, Maternal Bağlanma
Vajinal doğum yapmış annelere uygulanan ayak masajının doğum sonu konfor ve ağrı düzeyine etkisi
Doğumdan sonra 6 hafta süren, anne, bebek ve aile açısından uyumun sağlandığı karmaşık ve yeni döneme "doğum sonu dönem" denir. Bu dönemde, her ne kadar şikayetler az olsa da, anne genellikle ağrı hissetmektedir. Farklı nonfarmakolojik teknikler uygulayan ebelerin ağrı kontrolünde ve ağrının hafifletilmesinde önemli rolleri vardır. Bu tekniklerden birisi de ayak masajdır. Bu araştırmada; vajinal doğum yapmış annelere doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının, annenin doğum sonu konforu ve ağrı durumu değerlendirilip buna bağlı olarak analjezik ilaç alma gereksinimi üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Veriler 01.07.2017 – 31.08.2017 tarihleri arasında toplanmış ve toplam 66 anne (Çalışma grubu:33 kişi, kontrol grubu:33 kişi) ile araştırma tamamlanmıştır. Gruplar arasındaki birey sayısını dengede tutabilmek için sabit olasılıklı randomizasyon yöntemlerinden "blok randomizasyon" yöntemi kullanılmıştır. Blok randomizasyon yönteminde grupların birbirinden etkilenmemesi için veriler araştırmaya dahil edilme kriterleri dikkate alınarak birer hafta aralıklarla toplanmıştır. Annelerin sosyodemografik ve obstetrik özelliklerine göre dağılımlarında her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamış, her iki grubun benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ) puan ortalamaları incelendiğinde, çalışma grubu annelerinin ilk ayak masajı uygulaması öncesi ölçek puan ortalaması ile son ayak masajı uygulaması sonrası ölçek puan ortalaması arasında anlamlı bir artış olduğu (p< 0.001), kontrol grubu annelerin ilk DSKÖ puan ortalaması ile son DSKÖ puan ortalaması arasında anlamlı bir düşüş olduğu (p = 0.003) saptanmıştır. Ayrıca, çalışma ve kontrol grubu arasında ilk ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmamışken (p=0.490), son ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ilk uygulama öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı uygulaması öncesi (0. dakika), uygulamanın hemen (20. dakika) ve 30 dakika sonrasında (50. dakika) Görsel Analog Ölçeği (GAÖ) puan ortalamalarının anlamlı olarak azaldığı (p < 0.001), kontrol grubunda yer alan annelere ise aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p= 0.606). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ikinci uygulaması öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, ilk uygulama ile benzer sonuçların olduğu saptanmıştır. Ancak, kontrol grubunda yer alan annelerde aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır (p=0.011). Çalışma grubu ile karşılaştırıldığında farkın yok denecek kadar az olduğu görünmektedir. Çalışma grubunda yer alan annelerin doğumdan sonra taburcu olana kadar aldığı analjezik ilaç sayısı ve kontrol grubunda yer alan annelerin aldığı analjezik ilaç sayısı değerlendirildiğinde, çalışma grubunda yer alan annelerin kontrol grubunda yer alan annelerden daha az sayıda analjezik ilaç aldıkları görünmektedir (p<0.001). Sonuç olarak; annelere uygulanan nonfarmakolojik yöntemlerin etkisinin daha uzun süre devam edebilmesi için devamlılığın sağlanmasının önemli olduğu ve doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının annelerin konfor ve ağrı düzeyleri üzerinde olumlu etkisinin olduğu, böylelikle gereksiz ilaç kullanımının ortadan kalkabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, doğum sonu dönem, ebelik, konfor, masaj
İdrar yolu enfeksiyonu görülen ve görülmeyen gebelerde yorgunluk ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının karşılaştırılması
İDRAR YOLU ENFEKSİYONU GÖRÜLEN VE GÖRÜLMEYEN GEBELERDE YORGUNLUK VE SAĞLIKLI YAŞAM BİÇİMİ DAVRANIŞLARININ KARŞILAŞTIRILMASI Amaç: Bu araştırma gebelerde görülen idrar yolu enfeksiyonlarının gebelerin yorgunluk ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarına etkisi incelenmek amacıyla yapılmıştır. Yöntem: Araştırma kesitsel ve olgu-kontrol çalışmasıdır. Araştırmada gebelerin sosyo-demografik ve obstetrik özelliklerine yönelik Gebe Tanıtım Formu; Yorgunluk İçin Görsel Benzerlik Skalası ve Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II kullanılmıştır. Araştırma verileri, yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Aile Sağlığı Merkezi'ne kayıtlı 209 gebe oluşturmaktadır. Gebelerde idrar yolu enfeksiyonu varlığı Sağlık Bakanlığı'nın materyallerle, non steril idrar örneği ile yapılan strip taraması ile belirlenmiştir. Araştırmada örneklem seçimine gidilmeyip, araştırmaya katılmayı kabul eden, araştırmaya dâhil edilme kriterlerine uyan tüm gebeler araştırmanın örneklemini oluşturmuştur. Araştırma, idrar yolu enfeksiyonu olan ve olmayan şeklinde iki grup olarak yürütülmüştür. Araştırma örneklemini; enfeksiyonu olan (n=47) ve enfeksiyon bulgusu olmayan (n=77) toplam 124 gebe oluşturmuştur. Verilerin analizi SPSS paket programında yapılmıştır. Bulgular:. Gebelerin yaş ortalaması 27.52±5.46 (Min=18.0, Max=40.0), eğitimi düzeyi ise en yüksek oranda lise ve üzeri eğitime sahip oldukları saptanmıştır. Gebelerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları toplam puan ortalaması tüm gebelerde 130.0±18.8 (Min=74.0-189.0) olarak belirlenmiştir. Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları toplam puan ortalaması ve alt ölçekleri Manevi Gelişim, Sağlık Sorumluluğu, Fiziksel Aktivite, Beslenme, Kişilerarası İlişkiler ve Stres Yönetimi puan ortalamaları idrar yolu enfeksiyonu olma durumları karşılaştırıldığında istatistiksel farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Gebelerin Yorgunluk puan ortalaması 542.2±243.9 ve enerji alt ölçeği puan ortalaması ise 241.4±102.5 (Min=25.0-Max=458.0) olarak belirlenmiştir. Yorgunluk ve Enerji alt ölçeği ile idrar yolu enfeksiyonu olma durumu karşılaştırıldığında istatistiksel olarak farklılık saptanmamıştır (p>0.05). Sonuç: Gebelerin Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışlarının tüm alt boyutları ve yorgunluk ve enerji düzeyi ile idrar yolu enfeksiyonuna sahip olma durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Çalışmamızın sonucu, gebelerde var olan sorunlardan idrar yolu enfeksiyonu sağlıklı yaşam biçimi davranışlarını etkilememekte ve yorgunluğa da neden olmadığını söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: idrar yolu enfeksiyon; sağlıklı yaşam biçimi davranışları; yorgunluk; enerji.
Algılanan doğum ağrısı, doğum memnuniyeti ve neonatal sonuçlar üzerine doğum dansının etkisi
Bu araştırma, algılanan doğum ağrısı, doğum memnuniyeti ve neonatal sonuçlar üzerine doğum dansının etkilerini belirlemek amacıyla 1 Nisan 2017- 31 Ekim 2017 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı'na bağlı İzmir Urla Devlet Hastanesi'nde gerçekleştirilmiştir. Araştırma kapsamına; riskli olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden gebeler alınmıştır. Veriler; Dansı Uygulayıcı Ebe Grubu (DUEG-40 gebe), Dansı Uygulayıcı Eş/Partner Grubu (DUPG-40 gebe) ve Kontrol Grubu (KG-80 gebe) olmak üzere üç grup şeklinde, doğum eyleminin aktif fazında toplanmıştır. DUEG'ndaki gebeler doğum salonunda görevli, gebeyi takip eden ebe ile; DUPG'ndaki gebeler ise eş/partnerleri ile aktif faz boyunca dans etmiştir. Dans; gebenin elleri partnerinin (ebe ya da eş) boynunda, başı partnerinin omzuna dayalı, meditasyon müziği eşliğinde, sağa ve sola sallanma şeklinde uygulanmıştır. Dans süresince, partner bu sallanma hareketine eşlik etmiş ve aynı zamanda gebenin sakrum bölgesine masaj yapmıştır. Doğum dansı uygulanmadan önce (vajinal dilatasyon 4 cm.) ve doğum dansı uygulandıktan sonra (vajinal dilatasyon 9 cm.) algılanan doğum ağrısı Görsel Kıyaslama Ölçeği (Visual Analog Skala=VAS) kullanılarak ölçülmüştür. Doğum sonrası dönemde yenidoğanın birinci, beşinci ve onuncu dakika apgar skorları ve oksijen saturasyon düzeyleri ölçülerek kaydedilmiştir. Kadınların doğum memnuniyetini değerlendirmek amacıyla doğum sonu birinci saatte Mackey Doğum Memnuniyet Ölçeği uygulanmıştır. KG'na ise sadece hastanedeki rutin uygulamalar yapılmış, veriler dans grubunda belirtildiği şekilde toplanmıştır. Araştırma sonuçlarına göre; araştırmaya dâhil edilen gebelerin yaş ortalaması 27.13±4.09 (min=18-max=37)'dur. DUE grubundaki gebelerin dans süre ortalaması DUP grubu ile benzer bulunmuştur. Dans grubundaki gebelerin VAS 1 ve VAS 2 puan ortalamaları KG'na oranla anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Yenidoğana ilişkin veriler incelendiğinde dans grubunun (DUP ve DUE) yenidoğanlarının beşinci ve onuncu dakika apgar skoru KG'na oranla anlamlı derecede yüksektir. Yenidoğanların oksijen saturasyon düzeylerine bakıldığında ise; dans grubunda KG'na oranla birinci, beşinci ve onuncu dakika oksijen saturasyon düzeyleri anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Dans grubundaki kadınların doğum sonu birinci saatte değerlendirilen doğumdan memnuniyet düzeyi alt boyut puanı ve toplam ölçek puan değerleri KG'ndaki kadınlara oranla anlamlı derecede yüksektir. Çalışma sonucunda; intrapartum dönemde eş veya ebe ile birlikte yapılan doğum dansının doğum ağrısı, doğum memnuniyeti ve neonatal sonuçlar üzerinde olumlu etkisi bulunduğunu göstermiştir. Doğum ağrısının etkili yönetimi için intrapartum dönemde kadına verilen bakıma gebenin ailesi de dâhil edilmeli; ebe-gebe ve aile işbirliği içerisinde hareket etmelidir. Anahtar Kelimeler: Dans, doğum, ağrı, memnuniyet, neonatal sonuçlar
Gebelikte uygulanan pelvik taban egzersizlerinin postpartum stres inkontinansa ve yaşam kalitesine etkisi
Gebelik sırasında üriner sistemde anatomik ve fizyolojik pek çok değişiklik meydana gelir. Üriner inkontinansın oluşmasında gebelik ve doğum ile ilgili faktörler; terme ulaşan gebelik sayısı, parite, doğum şekli, doğum komplikasyonları, epizyotomi/yırtık varlığı, bebeğin doğum ağırlığı, doğumdan sonra miksiyon ile ilgili problemlerin önemli rolü vardır. Bu çalışma; gebelikte yapılan pelvik taban kas egzersizlerinin doğum sonu dönemde pelvik taban kas gücüne, stres inkontinansa ve yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacıyla planlanmıştır. Araştırma Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı Ürojinekoloji Polikliniği'nde 01 Ekim 2014 ve 31 Mayıs 2016 tarihleri arsında yapılmıştır. Araştırmaya 14 kontrol, 18 çalışma grubu olmak üzere toplam 32 gebe dahil edilmiştir. Tüm kadınların primipar, 20-30 haftalar arasında gebe olması ve vajinal doğum yapması çalışmaya dahil edilmede en önemli kriterleri oluşturmuştur. Veriler; kadınların sosyo-demografik ve tanımlatıcı bilgilerini içeren anket formu yanı sıra, Incontinence Impact Qestionnaire (IIQ-7) ve Urogenital Distress Inventory (UDI-6) ölçekleri kullanılarak, Biofeedback (BF) cihazı, elektromyelografi (EMG) probu, perineometre ve dijital muayene (Modifiye Oxford Skalası) ile kas gücü ölçümleri yapılarak toplanmıştır. Verilerin analizinde SPSS 16.0 paket programı kullanılarak sayı, yüzde, Bağımsız T Testi, Mann Whitney U Testi, Wilcoxon Sıralı İşaretler Testi, ve Ki Kare Testi uygulanmıştır. Çalışma ve kontrol grubundaki kadınların gebelikteki Modifiye Oxford Skalasına göre pelvik taban kas gücü dağılımları incelendiğinde en yüksek oranda %31.2'sinin (n:10) 1 kas gücü seviyesine ve %28.1'inin (n: 9) 2 kas gücü seviyesine, sahip oldukları saptanmıştır. Çalışma ve kontrol gruplarının kas gücü değerlendirildiğinde; egzersiz alan kadınlar ile egzersiz almayan kadınların kas gücü arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. UDI-6 ve IIQ-7 toplam ölçek puanları incelendiğinde; çalışma ve kontrol grupları arasında gebelikte ve doğum sonu ikinci ayda istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar pelvik taban kas egzersizlerinin gebelikte ve lohusalıkta tüm kadınlara pelvik taban kas egzersizleri öğretilmesinin faydalı olduğunu göstermiştir. Pelvik taban kas egzersizlerinin gebelikte ve doğum sonu uzun dönemde etkinliğini incelemek adına daha büyük örneklem sayısı ve daha uzun dönem takipli araştırmalar yapılmasının yararlı olacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Pelvik taban kas egzersizleri; üriner inkontinans; gebelik; postpartum
Anne-yenidoğan ten tene temas ölçeğinin Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması
ANNE- YENİDOĞAN TEN TENE TEMAS ÖLÇEĞİNİN TÜRKÇE GEÇERLİK VE GÜVENİRLİK ÇALIŞMASI Amaç: Bu araştırma, ebelerin doğum sonu anne-yenidoğan ten tene temasına yönelik tutumlarını ölçmek için Nahidi ve arkadaşları tarafından 2012 yılında geliştirilen Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği'nin Türkçe uyarlamasının geçerlik ve güvenirliğini belirlemek amacıyla yapılan metodolojik tipte bir çalışmadır. Yöntem: Araştırma; İzmir ili ve ilçelerindeki hastanelerin doğumhane, anne ve yenidoğanın bulunduğu birimlerde çalışan ebelere uygulanmıştır. Veriler Ağustos 2014 – Haziran 2015 tarihleri arasında toplanmıştır (n=240). Ölçeğin geçerlik değerlendirmesinde; dil eşdeğerliği ve geri çeviri yapılmış ardından uzman görüşüne sunulmuştur. Kendall Uyuşum katsayısına bakılarak yapı geçerliliği için doğrulayıcı faktör analizine bakılmıştır. Güvenirlilik analizlerinde ise; cronbach alpha katsayısı, madde toplam korelasyon analizi uygulanmıştır. Bulgular: Uzman görüşüne dayalı Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği toplam puan ortalaması 147.62±10.86 (min=40, max=100.00)'dir. Uzman görüşleri arasındaki uyumun değerlendirilmesi için uygulanan Kendall W iyi uyuşum analizi ile elde edilen değer 0.119'dir (p=0.124). Uzmanlar arasında görüş birliği olduğunu gösteren bu sonuç, aynı zamanda, Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği'nin geçerli olduğunu, göstermektedir. Nahidi ve arkadaşları tarafından geliştirilen ölçeğin cronbach alpha Güvenirlik Katsayısı α=0.85 olarak rapor edilmiştir. Türkçeye uyarlanan ölçeğin, cronbach alpha Güvenirlik Katsayısı α=0.902 olarak saptanmıştır. İç tutarlılığın yüksek güvenirlikte (0.80≤α<1.00) olduğunu gösteren bu sonuç, aynı zamanda, Anne-Yenidoğan Ten Tene Temas Ölçeği Türkçe formunun güvenilir olduğunu göstermektedir. Ölçeğin alt boyutları; Hazırlayıcı Faktörler, Etkinleştiren Faktörler ve Güçlendirici Faktörler incelendiğinde cronbach alpha güvenirlik katsayıları 0.566 ile 0.867 arasında değişmekte olup boyutlarının çok iyi düzeyde geçerlik ve güvenilir katsayısına sahip bulunmuşlardır. Sonuç: Ölçeğin sonuçları incelendiğinde; RMSEA uyum ölçümü 0.098 olup, kabul edilebilir uyum göstermektedir. Diğer uyum ölçümlerinden NFI, NNFI, CFI, SRMR, GFI ölçümleri de kabul edilebilir uyum göstermektedir. Buna göre uyum ölçülerinin kabul edilebilir uyum göstermeleri ayrıca düzeltmeli ki-kare değerinin de kabul edilebilir uyum göstermesi, verilerimizin kabul edilebilir uyuma sahip olduğu ve ölçeğin istatistiksel olarak anlamlı ve geçerli olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ten tene temas, Ebelik, Yenidoğan
Annelerin doğumdan memnuniyetine ve doğum eyleminde destekleyici bakımına etki eden faktörlerin incelenmesi
ANNELERİN DOĞUMDAN MEMNUNİYETİNE VE DOĞUM EYLEMİNDE DESTEKLEYİCİ BAKIMINA ETKİ EDEN FAKTÖRLERİN İNCELENMESİ Bu çalışma ile annelerin doğumdan memnuniyetine ve doğum eyleminde destekleyici bakımına etki eden faktörlerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın veri toplama aşamasında literatür taraması ve önceden yapılmış çalışmalar incelenerek oluşturulan anket soruları, Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği ve Doğumda Hemşirelik Desteği Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir üniversite hastanesinde vajinal doğum yapmış 352 anne oluşturmuştur. Araştırma bulgularına göre; annelerin % 71.9'unun 20-34 yaş grubunda ve %33.5'inin primipar olduğu saptanmıştır. Annelerin Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği toplam puanı 153.15±15.29 olup, annelerin %64.2'sinin doğumlarında verilen destekten memnun oldukları belirlenmiştir. Ayrıca, annelerin Doğumda Hemşirelik Desteği Ölçeği toplam puanı 65.69±8.66 olarak saptanmıştır. Doğumda Hemşirelik Desteği Ölçeği ile Normal Doğumda Anne Memnuniyetini Değerlendirme Ölçeği arasında yapılan korelasyonda pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır (p<0.05) Yaş, gebelik sayısı, doğum sayısı ve Hemşirelik Desteği Ölçeği toplam puanı ile annelerin doğumdan memnuniyet durumları arasında anlamlı ilişki vardır. Annelerin doğumdan memnuniyet düzeyleri bu değişkenlerden etkilenmektedir. Sonuç olarak; Annelerin doğum eyleminde aldıkları doğum desteği arttıkça doğumdan memnuniyet düzeylerinin arttığı belirlenmiştir. Bu nedenle doğum eylemi sırasında bakım ve desteklerin arttırılması ve doğumda memnuniyete etki eden diğer faktörlerin belirleneceği başka araştırmaların da yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum; Doğumda Destekleyici Bakım; Ebelik Bakımı; Doğum Memnuniyeti.
Madde kullanım bozukluğu olan kadınlarda doğum olgusu ile ilgili travmatik algıya psikoeğitimin etkisi
Amaç: Madde kullanım bozukluğu olan kadınlarda, doğum ile ilgili olası travmatik algıyı değerlendirmek ve psikoeğitimin, bu algıya etkisini incelemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, müdahale (n=30) ve kontrol grubu (n=30) olmak üzere toplam 60 madde kullanım bozukluğu olan kadın hasta ile yürütülmüştür. Müdahale grubuna, Travmatik Doğum Algısı Psikoeğitim Programı uygulanmıştır. Veriler, müdahale öncesi ve müdahale sonrası toplanmıştır. Verilerin karşılaştırılmasında Ki Kare, bağımlı ve bağımsız gruplarda T Testi, Wilcoxon Analizi kullanılmıştır. Bulgular: Müdahale ve kontrol grubunda yer alan kadınların; sosyodemoğrafik özellikleri, travmatik yaşantılar ölçeği ile karşılaştırıldığında aralarındaki fark istatistiksel olarak anlamlı değildir (P>0.05). Müdahale ve kontrol grubunda yer alan kadınların, Travmatik Yaşantılar Ölçeğinin alt gruplarının toplam sıklık, yaş ve etki puan ortalamaları ile Travmatik Doğum Algısı Ölçeği arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Müdahale grubunda, Travmatik Doğum Algısı Ölçeğinin ön test - son test puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0.05). Sonuç: Travmatik doğum algısına ilişkin psikoeğitim, madde kullanım bozukluğu olan kadınlarda, doğum ile ilgili travmatik algıyı azaltmada etkili bir psikoeğitim modelidir. Ayrıca, bu eğitim travmatik doğum algısını azaltmada anlamlı ve güçlüdür. Farklı kadın gruplarına yönelik girişimlerde eklenerek, farklı kadın gruplarının eğitiminde kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Travmatik doğum algısı; kadın; madde kullanım bozukluğu.
İnfertilite tedavisi alan kadınlarda algılanan sosyal destek ile stres ve stresle başa çıkma durumları arasındaki ilişki
Bu araştırma, infertilite tedavisi alan kadınlarda algılanan sosyal destek ile stres ve stresle başa çıkma durumları arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmış olup, kesitsel tasarımdadır. Araştırma evrenini, Elazığ ili Fırat Üniversitesi Hastanesi Tüp Bebek Ünitesi'nde 1 Şubat-1 Haziran 2022 tarihleri arasında başvuran ve bu merkezde tedavisi devam eden kadınlar oluşturmaktadır. Araştırma örneklemi evreni bilinmeyen örneklem hesabı formülü ile belirlenen 384 infertil kadın oluşturdu. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından "Kadına Yönelik Veri Toplama Formu", "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği", "Algılanan Stres Ölçeği'' ve "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" kullanılarak toplandı. Veriler, SPSS 22 paket programı kullanılarak değerlendirildi. Tanımlayıcı istatistikler için frekans, yüzde değerleri, ortalama, standart sapma, kullanıldı. Veriler, iki grup arasındaki karşılaştırmalar için Bağımsız örneklemler için t-testi (Independent sample t-test) ve ikiden fazla homojen grubun ortalamalarını karşılaştırmak için tek yönlü ANOVA testi (One-way ANOVA) kullanılarak analiz edildi. ANOVA testi sonuçlarına göre ortalamalar arasında anlamlı fark bulunan değişkenlerdeki anlamlılığın hangi gruptan kaynaklandığını bulmak için Scheffe post hoc testi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi, p<0.05 olarak alındı. İnfetilite tedavisi alan kadınların algıladıkları stres arttıkça algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin azaldığı saptandı. İnfertilite tedavisi alan kadınların yetersiz özyeterlik algıları arttıkça algıladıkları toplam sosyal destek, aile ve arkadaş desteğinin azaldığı saptandı. Katılımcıların stres/rahatsızlık algıları arttıkça algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin azaldığı saptandı. Katılımcıların iyimser yaklaşım başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları toplam sosyal destek ve özel insan desteğinin arttığı saptandı. Katılımcıların kendine güvenli yaklaşım ve çaresiz başa çıkma tarzlarını kullandıkça, algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin arttığı saptandı. Katılımcıların boyun eğici yaklaşım başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları aile desteğinin azaldığı saptandı. Katılımcıların sosyal desteğe başvurma yaklaşımı başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları toplam sosyal destek, aile, arkadaş ve özel insan desteğinin arttığı saptandı. Katılımcıların iyimser yaklaşım başa çıkma tarzını kullandıkça, algıladıkları toplam stres ve stres/rahatsızlık algılarının azaldığı saptandı. Katılımcıların kendine güvenli yaklaşım ve sosyal desteğe başvurma yaklaşımlarını kullandıkça, algıladıkları toplam stres, yetersiz özyeterlik algısı ve stres/rahatsızlık algılarının azaldığı saptandı. Katılımcıların çaresiz yaklaşımı başa çıkma tarzını kullandıkça algıladıkları toplam stres, yetersiz özyeterlik algısı ve stres/rahatsızlık algılarının da arttığı saptandı. Çiftlere infertilitenin tanı ve tedavi sürecinde, ihtiyaçlarına yönelik kanıt temelli ebelik bakımı sunulması önemlidir. İnfertilite tedavisi alan kadınlara danışmanlık verilerek, danışmanlık programı içerisinde kadınların stresle başa çıkma stratejilerini arttıracak konulara yer verilmelidir.
Babaların emzirmeye ilişkin tutum ve katılımlarının primipar adölesan annelerin emzirme öz yeterliliği ile ilişkisi
Amaç: Araştırma, babaların emzirmeye ilişkin tutum ve katılımlarının, primipar adölesan annelerde emzirme öz yeterliliği ile ilişkisini değerlendirmek amacı ile yapılan kesitsel analitik bir çalışmadır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, 01 Nisan 2022-30 Haziran 2022 tarihleri arasında Türkiye'nin Güney Doğu Anadolu Bölgesinde bir kamu hastanesinin pediatri polikliniğine başvuran 128 primipar adölesan anne ve bu annelerin eşleri olmak üzere toplam 256 katılımcı ile yürütülmüştür. Araştırma verileri; Baba Bilgi Formu, Anne Bilgi Formu, Babaların Emzirmeye İlişkin Tutumları Ölçeği, Babaların Emzirme Sürecine Katılımları Ölçeği ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılarak adölesan anne ve eşleri ile mahremiyetin sağlandığı bir ortamda yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin analizinde t-testi, ANOVA testi, post-hoc testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan adölesan annelerin %58.6'sının ortaokul mezunu olduğu, %57'sinin geniş ailede, %46.1'in köyde yaşadığı belirlenmiştir. Araştırmaya katılan tüm adölesan annelerin evli olduğu ve %64.1'inin resmi nikâhının olduğu belirlenmiştir. Adölesan gebelerin eşlerinin %46.9'u 23-27 yaşları arasında %50.8'i lise mezunu ve %86.7'si gelir getiren bir işte çalışmaktadır. Baba Emzirme Tutumu Ölçeği puan ortalaması 47.50(SD=10.01) olarak saptanmıştır ve babaların emzirme tutumlarının negatif olduğu belirlenmiştir. Aynı şekilde Baba Emzirme Katılım Ölçeği puan ortalaması 47.20( SD=11.40) olarak bulunmuştur. Bu değer babaların emzirmeye katılımının zayıf olduğunu göstermektedir. Sonuç: Çalışma sonuçlarına göre babaların, emzirme tutum ve emzirmeye katılımı, primipar adölesan annelerin emzirme öz yeterliliğini arttırmaktadır. Bu nedenle emzirmeye, babanın da katılımının desteklenmesi önemlidir.
Ebelik bölümü öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve aktarılan psikolojik travmaların travmatik doğum algısı ile ilişkisi
Bu araştırma, ebelik bölümü öğrencilerinde çocukluk çağı travmaları ve aktarılan psikolojik travmaların, travmatik doğum algısı ile ilişkisini incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırmanın verileri Aralık 2022- Mayıs 2023 tarihleri arasında Türkiye'nin yedi bölgesinde, Yüksek Öğretim Kurumuna bağlı üniversitelerin ebelik bölümlerinden toplanmıştır. Araştırmada küme örnekleme yöntemi kullanılmış ve araştırmaya 1062 kişi alınmıştır. Araştırmanın verileri sosyodemografik bilgileri içeren "Kişisel Bilgi Formu", çocukluk çağı travmaları değerlendiren "Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği (ÇÇTÖ), aktarılan travmaları değerlendiren "Aktarılan Travma Ölçeği" ve travmatik doğum algısını değerlendiren "Travmatik Doğum Algısı Ölçeği (TDAÖ)" aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA analizleri, Pearson Korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada katılımcıların çoğunluğunun orta gelir düzeyinde çekirdek aile tipine sahip oldukları görülmüştür. Katılımcılar çoğunlukla vajinal doğumla doğmuşlardır ve ortalama 3.13 kardeşe sahiptirler. Katılımcıların çoğunun en uzun yaşadıkları yerleşim yeri şehirdir, anne ve babalarının eğitim düzeyleri sırasıyla ilkokul ve lise ya da daha üzeridir. Aynı zamanda, katılımcıların çoğunluğunun ne kendi yaşantılarında ne de çekirdek ve geniş ailelerinde travmatik bir deneyimi yaşamadıkları da belirlenmiştir. Öğrencilerin ÇÇTÖ, APTÖ ve TDAÖ'den aldıkları toplam puan ortalamaları sırasıyla 49.43±23.26, 50.80±10.30 ve 61.01±23.35 olduğu belirlenmiştir. Öğrencilerin %62.9'unda orta düzey ve üzerinde TDA olduğu ve TDA'nda okunulan bölgenin ve annenin eğitim düzeyinin etkili olduğu belirlenmiştir (p<.05). TDA ile ÇÇTÖ toplam puan ve tüm alt boyutları arasında pozitif korelasyon, APTÖ toplam puan ve duygu-davranış düzenleme, geçmiş aile travmaları alt boyutu arasında pozitif korelasyon olduğu belirlenirken, aile işlevselliği alt boyutu arasında korelasyon olmadığı belirlenmiştir (p<.05, p>.05). Sonuç olarak, ebelik bölümü öğrencilerinin TDA'larında çocukluk çağı travmalarının ve aktarılan psikolojik travmaların etkili olduğu belirlenmiştir. Bu doğrultuda ebelik bölümü öğrencilerinin eğitim süreçlerinde, kendi travmalarına yönelik öz-farkındalıklarını geliştirmelerini ve psikolojik sağlamlıklarını arttırmayı amaçlayan eğitim içeriğinin müfredata entegre edilmesi, travma semptomlarına yönelik profesyonel destek alabilmesi için işbirliği yapılması ve yönlendirilmesi önerilebilir.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan ebe ve hemşirelere yönelik travma bilgisi içeren bakım eğitim programının oluşturulması ve etkinliğinin değerlendirilmesi
Ebe/hemşireler yenidoğan yoğun bakım ünitesinde (YYBÜ) yenidoğan ile doğrudan temas halindedir. Dolayısıyla yenidoğan için travmatik bir deneyim olan ünitede TBB (Travma Bilgisi İçeren Bakım) sunmak için iyi konumdadırlar. Ancak ebe/hemşirelerin bu konuda yeterli bilgiye sahip olmadıkları ve bu nedenle uygulamaya karşı özgüvensiz oldukları belirtilmektedir. Bu araştırma, YYBÜ'de TBB eğitim programını oluşturmak ve etkinliğini değerlendirmek amacıyla bilgi, tutum ve beceri değişikliğini değerlendirmek amacıyla ön test- son test ve izlem testi kullanılarak yarı deneysel araştırma olarak yapılmıştır. Araştırmanın verileri 14-21 Ocak 2023 tarihleri arasında online platformda toplanmıştır. Eğitim programı araştırmacılar tarafından yapılandırılmış olup, çevrimiçi online platformda üç oturumda ve toplam 12 saatte gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak tanıtıcı bilgi formu ve bilgi, beceri ve tutumlarını değerlendirmeye yönelik ön -test, son-test ve izlem-testi kullanılmıştır. Araştırmaya 270 ebe/hemşire başvuru yapmış, 177 kişi ön testi uygulayarak eğitime katılmış, 146 kişi eğitim sonrası son teste katılmış ve 137 kişi TBB uygulamalarını yapıp izlem testi yaparak tüm sürece dahil olmuştur. Nicel verilerin analizinde, tanımlayıcı istatistikler, tek faktörlü tekrarlanan ölçümlerde ANOVA ve Cochran Q testi, nitel verilerin analizinde ise içerik ve tematik analiz kullanılmıştır. Katılımcıların ön-test, son test ve izlem testte bilgi ve beceriye yönelik puan ortalamalarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde arttığı (p<.05), tutuma yönelik puan ortalamalarının ise eğitim sonrası ile karşılaştırıldığında uygulama sonrasında anlamlı düzeyde azaldığı belirlenmiştir. Katılımcıların eğitime yönelik görüşleri değerlendirildiğinde, TBB eğitimine ihtiyaç duydukları ve yenidoğan hemşire/ebelerinin bu eğitimi almalarını istediklerini belirlenmiştir. Eğitim sonrası TBB uygulama becerilerinin geliştiğini ve yenidoğana psikolojik bakımı da içeren bütüncül bakım sunabildiklerini belirtmişlerdir. Eğitimin ebe/hemşirelerin YYBÜ'de TBB sunumunun önemine yönelik farkındalıklarının arttığı ve uygulama sürecinde engelleri kaldırmaya yönelik eylem planı yapabildikleri saptanmıştır. YYBÜ'de çalışan ebe/hemşirelerin yenidoğan, ebeveynler ve kendileri için travmalarını tanılama, tedavi ve rehabilitasyon süreçlerinde aktif rol ve sorumluluk almaları önerilmektedir. Ayrıca katılımcıların eğitime olan ihtiyaçlarının belirlenmesi ve TBB kültürünün oluşturulması, gereksinim temelli yeni eğitim programlarının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması önerilmektedir.
Erken pospartum dönemde emzirmeyi engelleyen kültürel inanç ve uygulamalar
Amaç: Bu çalışmanın amacı erken postpartum dönemde emzirmeyi engelleyen kültürel inanç ve uygulamaları belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Akdeniz bölgesinde bulunan kamu hastanesinde 15/11/2022-30/04/2023 tarihinde doğum yapan, dahil edilme ve dışlanma kriterlerine uyan, 302 lohusa ile yürütülmüştür. Araştırma verileri; "Anne Tanıtıcı Bilgi Formu" kullanılarak toplanmıştır. Veriler, doğum yapan ve ilk 24 saati tamamlayarak taburculuk kararı verilen annelere araştırma hakkında bilgi verildikten sonra mahremiyetin sağlandığı bir ortamda yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Verilerin analizinde shapiro-wilk testi, ki-kare testi, cramer's v katsayısı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan annelerin %73,5'inin 20-34 yaş arasında olduğu, %27,8'inin üniversite ve üzeri bir eğitim düzeyine sahip olduğu ve 77,8' i gelir getiren bir işte çalıştığı belirlendi. Annelerin %81,4'ünün doğumdan sonraki ilk bir saat içinde emzirdiği, prelakteal beslenme oranının %24.5 olduğu belirlendi. Anne sütünden önce yaygın olarak bebeğe verilen besinler, bebek maması, hurma, zemzem suyu ve şekerli sudur. Bebeğe anne sütünden önce zemmem suyu ve hurma'yı, dini bütün olsun diye, şekerli suyu ise sarılık olmasın diye verdikleri belirlendi. Annelerin tamamına yakını bebeklerini gecede emzirdiği, %84,4'ünün 1-2 saat aralıklarla emzirdiği belirlendi. Annelerin İlk 24 saat içinde bebeğini besleme davranışları incelendiğinde, %32,6'sının sadece anne sütüyle beslemeye devam ettiği, %46,7'sinin hazır mama, %15,2'sinin zemzem,%11,9'unun şekerli su, %9,9'unun hurma, %8,9'inin su, %6,6'sının kimyon çayı verdiği saptanmıştır. Annelerin, %46,4'ünün doğum çantasına biberon bulundurduğu ve %34,4'ünün bebeklerini biberonla beslediği ve %37,4'ünün bebeğine emzik verdiği belirlendi. Sonuç: Erken postpartum dönemde anne sütü ve emzirmeyi engelleyen hurma, zemzem, şekerli su, bebek maması gibi kültürel inanç ve uygulamaların olduğu belirlenmiştir. Sağlık profesyonelleri emzirme eğitimi ve danışmanlık verirken annelerin kültürel inanç ve uygulamalarını göz önünde bulundurmalıdır.
İnfertilite tedavisi gören kadınların depresyon düzeyleri ile evlilik uyumları arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı, infertilite tedavisi gören kadınlarda depresyon, evlilik uyumu arasındaki ilişkiyi ve depresyon, evlilik uyumunun sosyodemografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Çalışma, Nisan 2015-Temmuz 2015 tarihleri arasında, İstanbul'da Anadolu yakasında özel bir hastanenin tüp bebek kliniğinde ve İstnabul'da Avrupa yakasında özel bir tüp bebek merkezinde infertilite tedavisi gören gönüllü kadınlara (n=228) sosyodemografik kişisel bilgileri içeren Sosyodemografik Anket Formu, Beck Depresyon Ölçeği ve Evlilik Uyum Ölçeği uygulanarak yapıldı. Verilerin analizinde SPSS 21.0 programından yararlanıldı. Kadınların depresyon düzeyleri ile evlilik uyumları arasında anlamlı (p< 0,000), r= -0,656 düzeyinde ve ters yönlü ilişki olduğu saptandı. Çalışmaya katılan kadınların Beck Depresyon Ölçeği puan ortalaması 10,38 + 9,66; Evlilik Uyum Ölçeği toplam puan ortalaması ise 46,17 + 10,74 olarak bulundu. Sonuç olarak infertilitenin kadınları psikolojik olarak negatif yönde etkilediği ve bu durumun, kadınların evliliklerindeki uyumu etkilediği görüldü. Bu bağlamda infertil hastalara tedavi olanağı sağlayan kurum ve kuruluşlarda, infertilite tedavisi sürecinde kadınların yaşadığı depresyon düzeyini belirleyen çalışmalar yapılması ve sonuca göre gerekli olduğu düşünülen hastalara psikolojik olarak uzman yardımı verilmesi önerilebilir. Burada ebe ve hemşirelere düşen rolün önemi büyüktür. Kadınların evlilik uyumlarını ve psikolojik durumlarını desteklemeye yönelik girişimlerde bulunulması önerilebilir.
Doğum eylemini gerçekleştiren annelerin ve doğuma eşlik eden babaların kaygı düzeyleri
Anne ve babalar gebelik döneminden başlayarak doğum ve bakım süreçlerinde çeşitli nedenlerden kaygı duyabilirler. Kaygının derecesi arttıkça anne ve babalar çocuklarının bakım gereksinimini karşılamakta zorlanırlar. Amaç: Araştırma doğum yapan ve doğuma eşlik eden babaların kaygı düzeylerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Gereç ve Yöntem: Araştırma İstanbul'da bulunan özel bir klinikte 02.05.2016-02.08.2016 tarihleri arasında gerçekleştirildi. Evreni kliniğe başvuran 58 anne ve 58 baba oluşturdu. Örneklem seçimine gidilmedi. Bu çalışma araştırmaya katılmayı kabul eden 50 anne ve 50 baba ile yürütüldü. Veriler kurum izni ve etik kurul onayı alınarak anket formu ve "Cambridge Kaygı Ölçeği" ile toplandı. Veriler SPSS 16.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Annelerin %44'ü 26-30 yaş, babaların %40'ı 31-35 yaş aralığında, anne ve babaların çoğunluğunun üniversite mezunu, annelerin %80'inin çalıştığı,%58'inin 1-5 yıllık evli olduğu,%38'inin ekonomik durumunun orta olduğu belirlendi. Annelerin %58'inin ilk gebeliği, anne ve babaların yarısının doğum öncesi eğitim aldığı, tamamına yakınının ebeveynliğe hazır hissettiği görüldü. Gelir düzeyi düşük olan ailelerin kaygı puan ortalamalarının 9,18 olduğu ve ekonomik düzeyi iyi olan ailelere göre daha fazla kaygı yaşadıkları ve aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu görüldü (p<0.05). Doğum öncesi eğitim alan ebeveynlerin kaygı puan ortalamalarının eğitim almayanlara göre daha düşük olduğu ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0,05). Sonuç: Ebeveynlerin kaygı puan ortalamaları incelendiğinde aylık geliri düştükçe kaygı puan ortalamalarının arttığı, doğum öncesi dönemde eğitim alan ailelerin almayanlara göre kaygı puan ortalamalarının azaldığı belirlendi. Annelerin en fazla kısa zamanda yeniden hamile kalma ve bebeğin gelecekteki sağlığı ile ilgili kaygı yaşadıkları, babaların en fazla ekonomik sıkıntılar ile ilgili kaygı yaşadıkları belirlendi.
Ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi tutum davranışları
Amaç: Bu çalışma ebelik öğrencilerinin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve farkındalıklarının arttırılması amacıyla planlandı ve uygulandı. Gereç ve Yöntem: Araştırma İstanbul Bilim Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Ebelik bölümünde okuyan, araştırmaya katılmayı kabul eden 60 öğrenci ile tanımlayıcı olarak yürütüldü. Veriler kurum izni ve etik kurul onayı alınarak anket formu ile toplandı. Anketler SPSS 22.0 programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya göre ebelik öğrencilerinin %43.3'nün (n=26) nonfarmakolojik yöntemler hakkında bilgi sahibi olduğu ve bu yöntemlerden en az bir tanesini gebeye uyguladığı tesbit edildi. Doğum ağrısı yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemlere ilişkin bilgi düzeyi değerlendirme formu puanları, ebelik öğrencilerinin yaş grubuna göre karşılaştırıldığında; davranış alt boyutu puanları arasında anlamlı bir fark olduğu, öğrenim gördükleri sınıfa göre karşılaştırıldığında; 2. sınıfların tutum alt boyutu puanlarının, 4. sınıfların puanlarına göre istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu, yaşları karşılaştırıldığında ise 18-19, 22-23 ve 24 yaş ve üzeri öğrenci ebelerin Davranış alt boyutu puanlarının, 20-21 yaş grubundaki öğrenci ebelerin puanlarına göre istatiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu ve daha önce doğum ağrısı yönetimine ilişkin bilgi alma durumuna göre karşılaştırıldığında ise Tutum alt boyutu puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu tesbit edildi (p<0,05). Sonuç: Öğrencilerin doğum ağrısının yönetiminde kullanılan nonfarmakolojik yöntemler konusunda bilgilerinin arttırılmasına gereksinim vardır. Bunun için öğrencilerin konu ile ilgili teorik eğitimlerinin yanı sıra, görsel öğrenme teknikleri ve simülasyon uygulama yöntemleri kullanılarak bilgileri pekiştirilmelidir.
Ebe ve hemşirelerin meme kanserinde birincil korunma önlemlerine ilişkin bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma, ebe ve hemşirelerin meme kanserinde birincil korunma önlemlerine ilişkin bilgi düzeylerini değerlendirmek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Tanımlayıcı tipteki bu çalışma özel bir hastanede çalışan tüm ebe ve hemşirelerde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini özel bir hastanede 09.01.2017- 09.04.2017 tarihleri arasında çalışan, araştırmaya katılmayı kabul eden 320 bayan ebe ve hemşire oluşturdu. Verilerin toplanmasında literatür bilgileri ışığında hazırlanan "Ebe ve Hemşire Bilgi Formu" ve "Meme Kanserinde Birincil Korunma Önlemlerine İlişkin Bilgi Düzeyi Formu" kullanıldı. Verilerin istatistiksel değerlendirmesi SPSS 16.0 kullanılarak gerçekleştirildi. Bulgular: Bu çalışmada araştırmaya katılan ebe ve hemşirelerin yaş ortalaması 29.66 ± 7.38 olup % 48.4'ü lisans mezunudur. Vardiyalı çalışan ebe ve hemşire oranı % 55.9'dur. Ebe ve hemşirelerin %10.6'sında birinci derece akrabalarında meme kanseri öyküsü olduğu tespit edilmiştir. "Meme Kanserinde Birincil Korunma Önlemlerine İlişkin Bilgi Düzeyi Formu"ndan alınan puanların ortalaması 29.62 ± 3.97'dir. Buna göre ebe ve hemşirelerin "Risk Faktörleri'' alt boyut puan dağılımı en yüksek, "Belirtiler'' alt boyut puan dağılımı en düşük bulunmuştur. Ebe ve hemşirelerin eğitim gereksinimleri ile ilgili algısı ise en yüksek "Risk Faktörleri" konusu ile ilgili olduğu belirlenmiştir. Sonuç: Ebe ve hemşirelerin meme kanserinde birincil korunma önlemlerine ilişkin bilgi düzeylerinin orta düzeyde olduğu belirlendi. Bu konuda ebe ve hemşirelere eğitim programları düzenlenerek bilgi ve tutumlarının geliştirilmesi gerekmektedir. Anahtar Sözcükler: Ebe, hemşire, birincil korunma önlemleri, meme kanseri.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin gestasyonel diyabet ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma Ebelik ve Hemşirelik öğrencilerinin gestasyonel diyabet ile ilgili bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla planlandı. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma örneklemini; 2018-2019 Güz yarıyılında eğitim gören ve araştırmaya katılmayı kabul eden 2-3 ve 4. sınıf Ebelik ve Hemşirelik öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırma verileri " Öğrenci Bilgi Formu" ve "Gestasyonel Diyabet Bilgi Formu" ile toplanmıştır. Veriler SPSS 21,0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Bulgular: Öğrencilerin yaş ortalaması 21,47 ± 2,032 yaş olup, %82,9'unun kadın, %25,6'sı Sağlık Meslek Lisesi mezunudur. Öğrencileri Gestasyonel Diyabet Bilgi Formu puan ortalaması 12,99 ± 3,369' dur. Araştırmaya katılan öğrencilerin Gestasyonel Diyabet Bilgi Formu maddelerine en çok doğru yanıt verdikleri "Hipoglisemi durumunda terleme, titreme, çarpıntı veya huzursuzluk ortaya çıkar" maddesi olduğu tespit edilmiştir. En çok hatalı yanıt verdikleri maddenin ise "Açlık kan glukoz düzeyi 140 mg/dl üzerinde olması hiperglisemi olarak adlandırılır" maddesi olarak tespit edildi. Öğrencilerin en çok bilmediklerini ifade ettikleri maddeler "Gestasyonel diyabetin taraması olan OGTT'nin yapıldığı gebelik haftası 24-28. haftalardır" ve "Gebelikte sigara kullanımı HbA1c düzeyini yükseltebilir" maddeleri olarak tespit edildi. Sonuç: Öğrencilerin gestasyonel diyabet ile ilgili eğitim gereksinimlerinin belirlenmesi, hasta eğitim programlarında güncel ve standartlara uygun bilgi sunulması konusunda öğrencilerin ve mezunların desteklenmesi önerilebilir.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin premenstrual sendrom ve nonfarmakolojik yöntemlerine ilişkin bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışma, Ebelik ve Hemşirelik öğrencilerinin premenstrual sendrom ve nonfarmakolojik ağrı yöntemlerine ilişkin bilgi ve tutumlarını değerlendirmek ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı nitelikte bir araştırmadır. Araştırma bir vakıf üniversitesinin Ebelik ve Hemşirelik bölümlerinde 19.12.2018-24.12.2018 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bu tarihlerde okulda olan ve araştırmaya katılmayı kabul eden toplam 172 kız öğrenci oluşturmuştur. Araştırma veriler "Öğrenci Bilgi Formu" ve "Premenstrual Sendrom Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. "Premenstrual Sendrom Ölçeği" 9 alt boyut 44 ifadeden oluşmaktadır. Bulgular: Çalışmaya katılan öğrencilerin %18,6'sı Ebelik, %81,4'ü Hemşirelik öğrencisidir. Öğrencilerin %72,1'inin geliri giderini karşılamakta ve %53,5'i ailesi ile birlikte yaşamaktadır. Öğrencilerin %78,5'inin düzenli adet gördüğü, %44,8'inin dismenore yaşadığı, %76,2'sinin premenstrual dönemde öncelikli olarak nonfarmakolojik yöntemleri kullandığı ve en fazla (%75,6) sıcak uygulama yaptıkları belirlenmiştir. Ayrıca, %25,2'si ağrı geçmeyince farmakolojik yönteme başvurduğunu belirtmiştir. Premenstrual Sendrom Ölçeği toplam ortalama değeri 139,000±36,607 (min.51-max.220)'dir. Bu ölçeğe ilişkin en yüksek alt boyutun (23,256±6,600) "Depresif Duygulanım" ile ilgili olduğu bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışmada, öğrencilerde premenstrual sendromun yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrenci ebe ve hemşirelerin büyük çoğunluğu premenstrual dönemde nonfarmakolojik yöntemleri kullanmaktadır. Bu dönemde en fazla yaşadıkları sorun olan depresif duygulanıma ilişkin önlemlerin alınması önerilebilir.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin aile planlaması ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin aile planlaması ile ilgili bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı nitelikte bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini 01.09.2018-01.10.2018 tarihleri arasında bir vakıf üniversitesinin ebelik ve hemşirelik bölümlerinde 1., 2., 3. ve 4. sınıflarında öğrenimlerini sürdüren ve araştırmayı katılmayı kabul eden 281 öğrenci oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında literatür bilgilerinden yararlanılarak hazırlanan "Öğrenci Bilgi Formu" ve "Aile Planlaması ile ilgili Bilgi Düzeylerini Değerlendirme Formu" kullanılmıştır. Bulgular: Öğrencilerin %96,1'i çekirdek aile yapısına sahiptir ve %54,1'inin 1 kardeşi bulunmaktadır. Ebelik bölümü öğrencilerinin %90,6'sı ve hemşirelik öğrencilerinin %97,4'ü üniversite öncesinde aile planlamasına yönelik eğitim almadıklarını belirtmişlerdir. Bu öğrencilerin büyük çoğunluğu aile planlaması yöntemlerine ilişkin bilgileri teorik derslerden öğrenmiştir. Ebelik ve hemşirelik öğrencileri aile planlamasında modern yöntem olarak sırasıyla oral kontraseptif, rahim içi araç ve prezervatif yöntemleri bildirmişlerdir. Öğrencilerin çoğunluğu aile planlamasında kullanılan yönteme eşlerin birlikte karar vermesi gerektiğini ve başarılı aile planlaması için etkili yöntemin modern yöntemler olduğunu ifade etmişlerdir. Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin yarısından fazlası aile planlamasında sağlık personelinin rolünü danışman olarak belirtmektedir. Öğrencilerin aile planlamasına yönelik genel bilgi seviyeleri ortalama puanın üzerinde 13,35±1,11 (Min:11-Max:15) olduğu tespit edilmiştir. Hemşirelik ve ebelik öğrencilerinin cinsiyetlerine, yaşlarına, sınıf düzeylerine, doğdukları yere, en uzun yaşadıkları yere ve mezun oldukları liseye göre aile planlamasına yönelik bilgi düzeyleri arasında anlamlı bir fark olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç: Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin aile planlamasına yönelik bilgi düzeyleri yüksek bulunmuştur. Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin aile planlaması bilgi seviyeleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmemiştir.
Ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu araştırma; ebelik ve hemşirelik öğrencilerinin anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi düzeylerini değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma tanımlayıcı niteliktedir. Araştırma örneklemi; İstanbul'da bir Vakıf Üniversitesi'nde Hemşirelik ve Ebelik bölümünde öğrenim gören, araştırmayı katılmayı kabul eden, mesleki ve teknik eğitim derslerini almış, hemşirelik ve ebelik 2., 3. ve 4. sınıf öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırma verileri 'Ebelik/Hemşirelik Öğrenci Bilgi Formu' ve 'Anne Sütü ve Emzirmeye İlişkin Bilgi Durumlarını Değerlendirme Formu' ile toplandı ve SPSS 21 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Örneklemin yaş ortalaması 21,55 2,205 ve %15,8'i ebelik, %84,2'si hemşirelik bölümünde öğrenim görmektedir. Öğrencilerin anne sütü ve emzirmeye ilişkin bilgi durumlarını değerlendirme formu 69 puan üzerinden, ortalama 30,70 7,057 bulundu. Öğrencilerin ek gıda verilmeksizin sadece anne sütüyle beslenme süresine ilişkin soruya en çok doğru yanıt verdikleri (%93,8), kolostrumun doğumdan sonra hangi günler salgılandığına ilişkin soruya en fazla yanlış yanıt verdikleri (%93,8) belirlendi. Öğrencilerin yaşları ile anne sütü ve emzirmeye ilişkin bilgi durumlarını değerlendirme formu puanları arasında istatiksel olarak anlamlı (p<0,01) bulundu. Anne Sütü ve Emzirmeye İlişkin Bilgi Durumlarını Değerlendirme Formu puanları cinsiyete, okuduğu bölüme ve şu an öğrenim gördüğü sınıfa göre istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Anne Sütü ve Emzirmeye İlişkin Bilgi Durumlarını Değerlendirme Formu puanlarının, medeni durum, mezun olduğu lise ve anne sütü ve emzirme konusunda başka bir kurs veya eğitim almalarına göre istatistiksel açıdan anlamlı olmadığı saptandı (p>0,05). Sonuç: Araştırma, anne sütü ve emzirme konusunda bilgi düzeylerinin teorik ve uygulamalı eğitimlerle desteklenmesi gerektiğini ve güncel standartlara uygun bilgi sunulmasına gereksinim olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Ebelik, hemşirelik, emzirme, bilgi düzeyi, öğrenci.
1. Trimester düşük tehdidi olan gebelerde algılanan anksiyete ve sosyal desteğin psikolojik dayanıklılık üzerine etkisi
Araştırma, 1. Trimester düşük tehdidi tanısı alan gebelerde algılanan anksiyete ve sosyal desteğin, psikolojik dayanıklılığa olan etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Kesitsel tipte olan araştırmanın evrenini Bursa/İnegöl Devlet Hastanesi'ne başvuran 173 gebe oluşturdu. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve COVID-19 Korku Ölçeği kullanılarak yüz yüze görüşme tekniğiyle toplandı. Veriler SPSS 25.0 ile analiz edildi. Ölçeklerin güvenirliği için Cronbach's Alpha katsayısı ve ölçeklerin normal dağılıma uygunluğu için ise Kolmogorov-Smirnov istatistiği ile incelendi. Katılımcıların sosyo-demografik özelliklerine göre ölçek puan ortalamalarının karşılaştırılması amacıyla iki grup için bağımsız gruplarda t testi, ikiden fazla grup için Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanıldı. Bağımsız değişkenlerin bağımlı değişken üzerindeki etkisinin belirlenmesi amacıyla Regresyon analizinden yararlanıldı. Ele alınan değişkenlerden istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunan değişkenlerdeki farklılığın hangi gruplardan kaynaklandığının belirlenmesi amacıyla, çoklu karşılaştırma testlerinden Bonferroni testinden yararlanıldı. Değişkenler arasındaki ilişkileri incelemek için Pearson Korelasyon testinden yararlanıldı. Katılımcıların Beck Anksiyete puan ortalaması 27.49±4.29, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek puan ortalaması 55.30±12.01 ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık puan ortalaması 93.81±17.78'dir. Psikolojik dayanıklılık ve alt boyutlarına ilişkin yapılan t testi bulgularına göre, genel psikolojik dayanıklılık puan ortalamalarına göre aile büyüklüğü, eş ile olan akrabalık durumu, eğitim düzeyi, gelir düzeyi, alınan sosyal destek, tekrar gebelik düşünme, evlenme yaşı, ilk gebelik yaşı ve korunma yöntemi arasında anlamlı farklılık vardır. Sonuç olarak, katılımcıların psikolojik dayanıklılık seviyeleri orta düzeyde bulundu. Algılanan anksiyete ve sosyal destek değişkenlerinin psikolojik dayanıklılık üzerinde etkisi olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: Algılanan anksiyete, düşük tehdidi, gebelik, psikolojik dayanıklılık, sosyal destek.
Gebelikte internet kullanımının sanal sosyal desteğe etkisinin belirlenmesi
Araştırmanın amacı; Ayvalık Devlet Hastanesi'nden hizmet alan gebelerin internet ve sosyal medya kullanım durumları, nedenleri ve bilgi kaynaklarının belirlenmesidir. Ayrıca bu çalışma kapsamında; gebelerde sanal sosyal destek ile ilişkili faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma kesitsel tipte olup, Mart-Aralık 2022 tarihleri arasında Ayvalık Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Örneklemini 587 gebe oluşturmuştur. Veriler; Tanımlayıcı Veri Formu ve Sanal Sosyal Destek Ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme tekniği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde; sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA), çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmada anlamlılık düzeyi p<0.05 kabul edilmiştir. Gebelerin, sosyal medya ve interneti kullanım amacı incelendiğinde; %92,7'si bilgi almak için, %53,8'i sağlık sorunlarına çözüm aramak ve %33,7'si tecrübelerini paylaşmak/tecrübeleri öğrenmek için kullandığını belirtmiştir. Gebelerin yaklaşık yarısı (%48,2) günde en az iki saat ve daha fazla sosyal medyada zaman geçirmektedir. En çok kullanılan sosyal medya platform ve uygulamaları; %75,5 "WhatsApp", %56,1 "Instagram", %27,1 ile "Facebook" olarak belirtilmiştir Gebelerin, internet ve sosyal medyada en çok araştırdıkları konular; %78,5'i annenin bebek hareketlerini hissetmesi ve takibi, %78,2'si gebelikte tehlike işaretleri, %73,3'ü gebelik şikayetleri olduğu belirlenmiştir. Çalışmanın tek değişkenli analizinde; kendisinin ve eşinin eğitim durumu, üniversite ve lisansüstü olan, gebeliğinde hastaneye yatan, çalışan, nulligravid ve nullipar, internet ve sosyal medyadaki bilgilerin doğruluğunu kontrol eden, sosyal medyada iki saatten fazla süre geçiren gebelerin sanal sosyal destek alt boyutları ve toplam puan ortalamaları anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışmanın çok değişkenli analizinde; gebelerin sosyodemografik ve obstetrik değişkenleri ile SSDÖ puanlarının hiyerarşik regresyon model analizinde, oluşturulan modele göre; SSDÖ öngörmede anlamlı olan değişkenler; internet ve sosyal medyada geçirilen süre (β= -0.200; p<0.001), internet ve sosyal medyadaki bilgilerin doğruluğunu kontrol etme (β= -0.129; p=0.002), gebelikte hastane yatışı olmasının (β= 0.147; p<0.001), istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlendi. Sonuç olarak; internet kullanımı ile gebelik, doğum ve doğum sonu konuları hakkında bilgi alan gebelerin sanal sosyal destek puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlendi. Ayrıca sanal sosyal destek puanını etkilediği düşünülen sosyodemografik ve obstetrik faktörler arasında ilişki saptanmıştır.
Riskli gebelerin perinatal bağlanma ve stres düzeyinin sağlıklı gebeler ile karşılaştırılması
Amaç: Bir ülke için anne ve bebek sağlığı gelişmişlik düzeyini gösteren en önemli kriterdir. Gebelik izlemleri; Amerika (ACOG)'a göre İzlem Sayısı 12-14, İngiltere (NICE)'e göre Nullipar 10 Multipar 7, Avustralya (ANZSOG)'a göre Nullipar 10 Multiparda 7 (Kanıt Düzeyi B), Japonya (JSOG)'ya 16, Dünya Sağlık Örgütü (WHO, 2016) ve Türkiye (T.C Sağlık Bakanlığı, 2015)'na göre gebelik izlem sıklığı 4 izlem olarak önerilmektedir. Bu çalışmada Doğum Öncesi Bakım Rehberine göre tespit edilen riskli gebelerin sağlıklı gebelerle birlikte doğum öncesi bebeğe bağlanma ve stresin sağlıklı gebeler ile riskli gebeler olarak karşılaştırılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda araştırmada fark bulunması dahilinde riskli ve sağlıklı gebelere verilecek olan eğitim ve takiplerinin şekillendirilmesi hususunda önem arz etmektedir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi kadın doğum polikliniği, gebe servisi, gebe okulu ve doğum servisinde yürütülmüştür. Çalışmamız 20. Gebelik haftasına girmiş 297 kişiye uygulanmıştır. Bulgular: Sonuç: Prenatal Bağlanma Envanteri puanlarının katılımcıların risk altında olma durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edildi (p<0,05). Gebelik Stresini Değerlendirme Ölçeği puanlarının katılımcıların risk altında olma durumlarına göre istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edildi (p<0,05). Anahtar kelimeler: gebelik, bağlanma, anksiyete, riskli gebelik.
Çocukluk çağı aşılarının uygulanmasına kararsız olan gebelerde motivasyonel görüşme tekniğinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, çocukluk çağı aşıları konusunda kararsızlık yaşayan gebelerde motivasyonel görüşme tekniğinin etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Araştırma kontrol gruplu müdahale çalışması olup, Temmuz 2022-Şubat 2024 tarihleri arasında Balıkesir Atatürk Şehir Hastanesi'nde yapılmıştır. Çalışmamıza, Atatürk Şehir Hastanesine başvuran en az 28 hafta ve üzeri gebeliği bulunan 408 gebe katılmıştır. Çalışmaya katılan 69 gebe (%16,9) Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveynlerin Tutumları Ölçeği'ne göre kararsız bulunmuştur. Müdahale grubuna (n:25) 28. gebelik haftasından itibaren bir hafta ara ile 4 oturumdan oluşan motivasyonel görüşme tekniği uygulanmıştır. Kontrol grubuna herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Çalışmanın her iki grubuna da doğumdan iki ay sonra ölçek tekrar uygulanmış, bebeklerin aşı olma durumları sorgulanmıştır. Aşı kararsızlığı grup içi karşılaştırmalarda, Wilcoxon signed-rank testi;.gruplar arası karşılaştırmada, Mann-Whitney U testi uygulanmıştır. Müdahale grubunun Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveynlerin Tutumları Ölçeği'nden aldığı puan ortalaması müdahale öncesi 55,16±1,30; müdahale sonrası 21,96±2,66 bulunmuştur. Müdahale grubunun antenatal dönemde aldığı ölçek puan ortalaması ile müdahale sonrası aldığı ölçek puan ortalaması arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubunun Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveynlerin Tutumları Ölçeği'nden aldığı puan ortalaması gebelik döneminde 54,71±1,35; doğum sonrası ikinci ayda 38,43±3,60 bulunmuştur. Doğumdan iki ay sonra aşı kararsızlık puanının 16,28 puan düştüğü bulunmuştur. İstatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Gebeliğin üçüncü trimesterinde yapılan Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveynlerin Tutumları Ölçeği puan ortalamasının; müdahale grubunda, kontrol grubuna göre 0,45 puan daha fazla olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Müdahale ve kontrol gruplarının doğum öncesi Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveynlerin Tutumları Ölçeği'nden aldıkları puan karşılaştırıldığında, her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunamamıştır (p>0,05). Doğum sonrası ikinci ayda yapılan Çocukluk Çağı Aşıları Hakkında Ebeveynlerin Tutumları Ölçeği karşılaştırıldığında; iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlılık tespit edilmiştir (p<0,005). Sonuç olarak; motivasyonel görüşme müdahalesinin aşı kararsızlığını 33,2 puan azalttığı sonucuna ulaşılmıştır. Motivasyonel görüşme tekniği kullanılan müdahale grubunda aşı kararsızlık ölçeği puanı kontrol grubuna göre 16,47 puan daha az bulunmuştur.
Gestasyonel diyabetin anne-bebek bağlanma ve postpartum depresyon üzerine etkisi
Bu araştırma gestasyonel diyabetin anne bebek bağlanma ve postpartum depresyon üzerine etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı, grup karşılaştırmalı ve prospektif türde olan araştırmanın örneklemini Balıkesir/Atatürk Şehir Hastanesi Lohusa Servisinde yatmakta olan ve 50 gestasyonel diyabetli, 50 sağlıklı anne olmak üzere toplam 100 kişi oluşturmuştur. Araştırma 2 aşamalı gerçekleştirildi. Araştırmanın birinci aşamasında postpartum ilk 48 saatte kadınlara Kişisel Bilgi Formu ve Anne Bebek Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) uygulandı. Araştırmanın ikinci aşamasında ise postpartum 8. haftada telefon aracılığıyla (ABBÖ) ve Edinburgh Postpartum Depresyon Ölçeği (EPDÖ) uygulandı. Veriler IBM SPSS 22 ile analiz edildi. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistik analizler, İndependent Sample T testi, Mann-Whitney U testi, Kruskall Wallis, One-Way-ANOVA testi, Wilcoxon İşaret testi, Ki-Kare testlerinden yararlanıldı. ABBÖ ve EPDÖ puan ortalamaları Spearman Korelasyon analizi ile incelendi. Araştırmada sağlıklı annelerin yaş ortalamasının 26, gestasyonel diyabetli annelerin yaş ortalamasının 31 olduğu belirlendi. Her iki grupta yer alan kadınların çoğunun lise ve üzeri eğitime sahip, evli, çalışmadığı ve çekirdek ailede yaşadığı bulundu. Gestasyonel Diyabetli annelerin postpartum ilk 48. saatte ABBÖ puan ortalaması 1,94 postpartum 8. haftada ise 1,02 olarak bulundu. Gestasyonel Diyabetli annelerde sağlıklı annelere göre, postpartum 48. saatte daha düşük anne bebek bağlanması görülürken (p=0,020), postpartum 8. haftada her iki grupta bağlanma düzeyi arttı. Sağlıklı annelerin EPDÖ puan ortalaması 7,48, Gestasyonel diyabetli annelerin EPDÖ puan ortalaması 3,78 bulundu (p=0,002). Gestasyonel Diyabetli annelerin, sağlıklı annelere göre yaş ortalamasının daha yüksek, sezeryan doğum öyküsünün daha fazla, bebeklerini kucaklarına alamadıkları ve anne sütü ile besleyemedikleri bulundu. Sonuç olarak, gruplar arasında anne bebek bağlanma düzeyleri arasında fark olmadığı, hem GDM'li hem sağlıklı annelerde bağlanmanın iyi olduğu, GDM'li annelerde postpartum 8. haftada bağlanmanın arttığı, GDM'nin postpartum depresyonu etkilemediği bulundu.
Sezaryen ile doğum yapan kadınlara dinletilen müziğin erken dönemde ağrı, konfor ve anne-bebek bağlanma düzeyine etkisi
Bu araştırma sezaryen ile doğum yapan kadınlara dinletilen müziğin erken dönemde ağrı, konfor ve anne bebek bağlanma düzeyine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Araştırmanın örneklemini Bilecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Servisi' nde yatışı bulunan sezaryen doğum yapmış toplam 62 kadın oluşturdu. Örneklem, deney grubu (n=31) ve kontrol grubu (n=31) olmak üzere iki gruptan oluşturuldu. Araştırmada veriler Tanıtıcı Bilgi Formu, Visual Analog Skalası (VAS), Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ) ve Anne- Bebek Bağlanma Ölçeği (ABBÖ) ile toplandı. Veriler IBM SPSS V23 ve JAMOVI V2.3.21 ile analiz edildi. Deney ve kontrol grubunda yer alan kadınların yaş, öğrenim, medeni, ekonomik, çalışma, eşin eğitim durumu, eşin çalışma ve sosyal güvence bakımından birbirine benzer olduğu görüldü (p>0,05). Deney ve kontrol grubunda yer alan kadınların obstetrik özellikler (gebelik, düşük, küretaj ve ölü doğum sayısı) bakımından benzer olduğu belirlendi (p>0,05). Deney grubunda ilk uygulamadan 30 dk sonra 2. ölçümde ve ikinci uygulamadan 30 dk sonra 4. ölçümde ağrı puanlarında kontrol grubuna azalma olduğu belirlendi (p<0,05). Sezaryen doğum sonrası müzik dinlemenin kadınların anne bebek bağlanma düzeyini, genel konforunu, fiziksel ve sosyokültürel konforu arttırmada etkisinin olmadığı görüldü (p>0,05). Buna rağmen deney grubunda kadınların psikospirütel konfor düzeyleri, kontrol grubuna göre daha yüksek bulundu (p<0,05). Bu bulgulara göre acemaşiran makamından dinletilen müziğin sezaryen ile doğum yapmış kadınların psikospirütel konfor hissiyatlarına ve ağrının azaltılmasında etkili olduğu ancak anne bebek bağlanmasında anlamlı bir farklılık bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır.
Doğum sürecinde eş desteği ölçeğinin geliştirilmesi
Bu çalışma doğum sürecinde eş desteği ölçeğinin geliştirilmesi amacıyla metodolojik araştırma olarak yürütülmüştür. Araştırmacılar tarafından literatür taranarak 28 maddelik Doğum Sürecinde Eş Desteği Ölçeği' nin (DSEDÖ) taslağı oluşturulmuştur. Oluşturulan taslak alanında uzman olan 12 kişiye görüşlerini almak için gönderilmiştir. Uzman görüşlerinden sonra Davis tekniği kriterleri kullanılarak değerlendirmeler yapılmış ve Kapsam Geçerlilik İndeksi (KGİ) değeri 0,58 olan 28. soru ölçekten çıkartılmıştır. Araştırmanın örneklemini 1 Ocak 2022- 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında Ankara Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Hastanesi Travay-Doğum-Lohusa (TDL) 2A- 2B servisinde takibi yapılan toplam 400 gebe oluşturmuştur. Gebelere Tanıtıcı Bilgi Formu ve doğumdan iki saat sonra DSEDÖ uygulanarak veriler toplanmıştır. Araştırma verilerinin istatistiksel analizinde Statistical Package for Social Sciences (SPSS) 26 ve Analysis of Moment Structures (AMOS) 21.0 paket programları kullanılmıştır. Çalışmanın Kaiser Meyer Olkin (KMO) değeri 0,95 olan ölçeğin örneklem büyüklüğünün mükemmel bir örneklem büyüklüğüne sahip olduğu, Bartlett Küresellik testine göre verilerin faktör analizi için uygun olduğu, verilerin normal dağılımdan geldiği (p<0,05) ve DSEDÖ' nin Scree Plot grafiği incelendiğinde 3 faktörden oluştuğu belirlenmiştir. DFA sonuçlarına göre ölçek uyum indeks değerleri; Ki- kare/Serbestlik Derecesi (χ2/SD) değeri 3.09, Root Mean Square Error of Approximation (RMSEA) değeri 0,07, Root Mean Square Residual (RMR) değeri 0,03, Comparative Fit Index (CFI) değeri 0,90, Goodness of Fit Index (GFI) değeri 0,90, Adjusted Goodness of Fit Inex (AGFI) değeri 0,90 olarak hesaplanmıştır. Doğrulayıcı faktör analizi ile hesaplanan uyum istatistiklerinin ölçeğin daha önce belirlenen faktör yapısı ile kabul edilebilir düzeyde uyumlu olduğu belirlenmiştir. Çalışmada DSEDÖ' nin Cronbach alfa iç tutarlılık katsayısının 0.95 olduğu ve ölçeğin iyi derecede güvenilir olduğu belirlenmiştir. Ölçek toplam puanı ve alt boyutlarından elde edilen puanların artması eş desteğinin artığını göstermektedir ve ölçeğe ilişkin bir kesme noktası bulunmamaktadır. Çalışma sonucunda madde ortalamalarının farklı olduğu belirlenmiştir (Hotelling T2=341,50; F=12,31; p<0,001). Tukey's Additivity testi sonucunda elde edilen toplanamazlık anlamlılık değerleri p<0.05 olduğundan alt ölçeklerin toplanabilirlik özellikleri taşıdıkları ifade edilebilir (Nonadditivity (Toplanabilirlik) =139,94). Ölçeğinin; alt ve üst %27 grupları arasında anlamlı farklılık gösterdiği (p<0.05) ve bu sonuçlara göre ölçeğin ayırt edecek duyarlılıkta ölçüm yaptığı saptanmıştır. Çalışmanın test- tekrar test analizinden aldığı puanların geçen zaman karşısında tutarlılık ve kararlılık gösterdiği hatta DSEDÖ' nin toplam ve test- tekrar test puanları arasında yüksek düzeyde ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır (p<0,01). Bu bulgulara göre ölçeğin kısa zamana bağlı olarak güvenilir ölçüm yaptığı söylenebilir. Doğum sürecinde eş desteği ölçeği taslağı üzerinde yapılan analizler ve uzman önerileri sonucunda ölçeğin düzenlenmiş son hali 27 madde olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak Doğum Sürecinde Eş Desteği Ölçeği' nin geçerlilik ve güvenirliğinin yüksek olduğu ve doğum sürecinde eş desteğini ölçmek için kullanılabilecek yeterli bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Eş desteği, Doğum süreci, Geçerlik-Güvenirlik