İskenderun Technical University
Discipline

Ekonomi ve Finans Anabilim Dalı (disiplinlerarası)

İskenderun Technical University

45

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

45 Theses
Master'sOpen AccessTR

Bilişim sektöründe finansal başarısızlığın makine öğrenmesi yöntemleri ile tahmini

Bilişim şirketleri, günümüzde hızla gelişen teknoloji sektöründe büyük bir öneme sahiptir. Bilgisayar, yazılım, telekomünikasyon, internet ve diğer dijital teknolojik hizmetler üzerine faaliyet gösteren bilişim şirketleri, inovasyon, veri işleme, iletişim ve dijital dönüşüm gibi alanlarda öncü rol oynamaktadır. Bu şirketler, iş dünyasında büyük bir etki oluşturmakta, katma değerli ürünler üreterek ülke ekonomisine katkıda bulunmaktadırlar. Şirketler her zaman başarılı olmayıp başarısız olduğu dönemler de olmaktadır. Bir şirketin finansal performansının beklenen veya istenen düzeyde olmadığı durumlarda oluşabilir. Bu durum, şirketin gelirleri, karlılığı, nakit akışı, borçluluk durumu ve diğer finansal göstergelerinin de olumsuz yönde etkilendiği kabul edilmektedir. Finansal başarısızlık, şirketin sürdürülebilirliğini, büyüme potansiyelini ve rekabetçiliğini olumsuz etkileyebilmektedir. Bilişim şirketlerinin finansal başarısızlığı, şirketlerin sektördeki; rekabet, teknolojik değişimler, müşteri talepleri, maliyetler, yönetim hataları ve diğer faktörlerle ilişkilidir. Bu nedenle, finansal başarısızlığı önceden tahmin etmek ve önlemek, şirketlerin sürdürülebilirliklerini sağlamak ve mali riskleri yönetmek için önemlidir. Bu doğrultuda makine öğrenmesi yöntemleri, büyük yığın veri kullanarak finansal başarısızlığı tahmin etmek için güçlü bir araç sunar. Bu yöntemler, finansal verileri analiz ederek, örüntüleri tanımlayarak ve risk faktörlerini belirleyerek şirketlerin finansal başarısızlık olasılığını tahmin etmeye yardımcı olur. Bu tahminler, şirketlerin erken aşamada önlem almasına ve uygun stratejileri geliştirmesine yardımcı olup finansal başarısızlık riskini azaltabilir. Bu çalışma, BİST'te işlem gören 29 bilişim şirketine ait finansal tablolar esas alınarak finansal başarısızlığı tahmin etmek için Karar Ağaçları, Lojistik Regresyon, Yapay Sinir Ağları, Destek Vektör Makinesi, Rastgele Orman ve Naive Bayes yöntemlerini kullanarak çeşitli analizler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, makine öğrenmesi yöntemlerinin finansal başarısızlığı tahmin etmede etkili bir araç olduğunu göstermiştir. Rastgele Orman yöntemi en yüksek doğruluk değeri (97,52%) ile öne çıkarken, Destek Vektör Makinesi yöntemi de (94,30%) başarılı sonuçlar elde etmiştir. Diğer yöntemlerin başarı değerleri: Karar Ağacı (89,48%), Yapay Sinir Ağları (90,79%), Lojistik Regresyon(82,75%) ve Naive Bayes(66,81%) şeklindedir. Bu bulgular, bilişim şirketlerinin finansal başarısızlığını önceden tahmin etmenin mümkün olduğunu ve makine öğrenmesi yöntemlerinin bu konuda değerli bir araç olduğunu göstermektedir. Bu çalışma, bilişim şirketlerinin stratejik kararlarını desteklemek, mali riskleri azaltmak ve sürdürülebilirliklerini sağlamak için daha fazla araştırmanın yapılmasını teşvik etmektedir.

Bilişim sektörüFinansal başarıFinansal başarısızlık+3
Fatih Ateş
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Finansal piyasalar ve uluslararası ticaret ilişkisinin Covıd-19 pandemisi perspektifinden incelenmesi

Bu tez çalışmasında COVID-19 pandemi sürecinin uluslararası ticaretteki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Salgın hastalıklar genelinde, COVID-19 pandemisi ve diğer yaşanmış başlıca pandemiler ekonomik sonuçları ile açıklanmıştır. Dış ticaret, ticaretin ortaya çıkış ve gelişim süreci açıklığa kavuşturulduktan sonra ithalat ve ihracat kavramları açıklanmıştır. Dış ticaretin etkilendiği faktörler alt başlıklar halinde açıklanmıştır. Çalışmada BİST100 Endeksi ile ithalat, ihracat, brent petrol ve döviz sepeti endeksi arasındaki ilişki, tüm dünyanın karşı karşıya kalmış olduğu pandemi süreci etkilerini gözlemleyebilmek için çoklu yapısal kırılmaya izin veren Carrion-i Silvestre Birim Kök Testi (2009) ve yine çoklu yapısal kırılmaya izin veren Maki Eşbütünleşme Testi (2012) ile uzun dönem kat sayı tahmin edici FMOLS yöntemi kullanılarak ortaya konmuştur. Gerçekleştirilen adımların ardından COVID-19 pandemisinin uluslararası ticaretteki etkileri ve yapılan analizlerin ardından elde edilen çıktılar sonuç bölümünde açıklanmıştır.

Yunus Emre Cambaz
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Alternatif turizm çeşitleri ve bölge ekonomisine etkisi; Hatay örneği

Bu tez çalışmasında Alternatif turizm çeşitleri ve alternatif turizmin ekonomik etkisi Türkiye'nin Hatay ili özelinde incelenmesi amaçlanmıştır. Turizm kavramı, turizm türleri olarak sınıflandırılarak incelenmiştir. Alternatif turizm ve çeşitleri sınıflandırılarak incelenmiştir. Turizm Türleri arasındaki ilişkiler incelenmiştir. 450 katılımcı ile gerçekleştirilen anket çalışması sonucunda elde edilen verilere Bartlett Testi uygulanmış, güvenilirlik analizi, Pearson korelasyon testi ve Demografik Değişkenler için Anova Testi kullanılmıştır. Son olarak sonuç bölümünde Hatay bölgesi örneğinde yapılan bu çalışmada elde edilen bulgular ortaya konmuş, bölgenin avantajları ve potansiyeli ifade edilmiş ve bu potansiyelden faydalanmak için gerekli aksiyon önerilerinde bulunulmuştur.

Volkan Bayrak
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın girişimciliğinin sosyo-ekonomik belirleyicileri üzerine ampirik bir inceleme

Kadın girişimciliğini artırmak; ekonomik büyüme, toplumsal eşitlik ve sosyal refah açısından büyük öneme sahiptir. Bu nedenle kadın girişimciliğinin belirleyicilerini analiz etmek kritik bir rol oynamaktadır. Bu çerçevede seçilmiş gelişmiş ve gelişmekte olan ülke örneklerinden yola çıkarak 2005-2023 yılları arasında kadın girişimciliğinin sosyo ekonomik belirleyicilerini analiz etmek amaçlanmaktadır. Girişimcilik değişkeni uç değerler içerdiğinden yani minimum ve maksimum değerleri arasındaki farkın yüksek olmasından dolayı daha doğru tahmin sonuçlarına ulaşılmasını sağlayacak kantil regresyon analizi yöntem olarak kullanılmıştır. Sonuç olarak kadın girişimciliğinin düşük ve orta seviyede olduğu ülkelerde kişi başı gelir, doğurganlık, yaş bağımlılığı, eğitim, hizmetler sektörünün katma değeri ve işsizlik değişkenleri için istatistiki açıdan anlamlı bir eğim farklılığının olduğu sonucuna ulaşılmaktadır. Kadın girişimciliğinin medyan ve üst seviyede olduğu ülkelerde ise istatistiki açıdan anlamlı bir eğim farklılığının bulunduğu değişkenlerin kişi başı gelir ve doğurganlık değişkenleri olduğu belirlenmiştir.

Çalışan kadınlar
Özlem Kırık
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Gemi gözetim işletmeleri seçiminde çok kriterli karar verme yöntemi kullanımı: AHP uygulaması

Gemi gözetim işletmeleri, deniz taşımacılığında güvenlik, verimlilik ve kalite standartlarının sağlanması açısından kritik bir role sahiptir. İşletme seçiminde birden fazla kriterin dikkate alınması gerektiği için, karar verme süreci karmaşık hale gelmektedir. Çalışmada, karar verme sürecini desteklemek için Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) yöntemi kullanılmıştır. AHP yöntemi, karar vericilerin kriterleri ve alternatifleri karşılaştırmalı bir şekilde değerlendirmesine olanak tanımaktadır. Çalışmada literatür taraması ve 6 uzman görüşü ile gemi gözetim işletmeleri seçimine etki eden 6 kriter belirlenmiştir. Bu kriterlerin önem dereceleri uzmanlarla ile yapılan görüşmelerde kriterlerin karşılaştırılması ile ağırlıkları hesaplanmış ve karar matrisleri oluşturulmuştur. Kriterlerin önem ağırlıkları, tutarlılık oranları ve genel performansları analiz edilmiştir. Son aşamada ise uzman kişilerin kriterlere göre değerlendirdiği alternatiflerin geometrik ortalaması alınarak ve daha önce belirlenen kriterlerin önem ağırlıkları ile çarpılmış ve toplam puan bulunmuştur. Bu doğrultuda uluslararası mevzuat ve yasal uyum 0,40 ile en yüksek önem ağırlığına sahip kriter olurken Alternatif 1, 0,374 toplam puan ile en tercih edilebilir işletme olmuştur.

Reyhan Erdem
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Karbon salınımı (CO2), çerçevesinde yenilenebilir enerji tüketimi ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki; Türkiye örneği

İnsanların ihtiyaçları sürekli büyürken, insanlar tüketim sınırlarını aşmakta ve gelecek nesilleri düşünmeden bugünü yaşamaktadır. Bu alışkanlıklardan dolayı insanoğlu Dünyanın Ekosisteminin üretebileceğinden daha fazlasını tüketmekte ve kendi geleceğini yok etmektedir. Hâlbuki insanlar ihtiyaçlarını giderirken gelecek nesillerin de ihtiyaçlarını yok etmeden sürdürebilir kalkınma ilkesi doğrultusunda ekonomik ve sosyal gelişimini inşa edebilir. Enerji sürdürülebilir kalkınmanın ekonomik ve çevresel boyutlarını etkileyen önemli kaynaklardan biri olarak ortaya çıkmıştır. Ülkelerin enerji ihtiyacı ekonomik büyüme ile doğru orantılı olarak artmaktadır. Enerjinin fosil yakıtlardan karşılanıyor olması, Fosil yakıtların yanması sonucu atmosfere salınan zararlı gazlardan dolayı sürdürülebilir bir çevreyi tehdit etmektedir. Ayrıca enerjide dışa bağımlılık ülkelerin sürdürülebilir kalkınma ve sosyo-ekonomik gelişiminin önünde engel olarak durmaktadır. Ülkemizin enerjide dışa bağımlılık oranına bakıldığında 1990 yılında %52, 2000 yılında %68, 2011 yılında %72, 2018 yılında ise %73'dür ve bu bağımlılık oranı her geçen gün artmaktadır. Bu enerji ihtiyacının sürdürülebilir ve güvenli bir şekilde karşılanması ve dışa bağımlılığın azaltılması ülkemizin önde gelen politikalarındandır. Bu politikalar doğrultusunda Türkiye'nin yenilenebilir enerji kaynaklarını daha da önemseyerek ekonomik büyümesini arttırması gerekmektedir. Bu nedenle, çalışmada 1990-2015 döneminde Türkiye'de hem sürdürülebilir bir çevre hem de sürdürülebilir bir kalkınma için karbon salınımı (CO2) çerçevesinde ekonomik büyüme ile yenilenebilir enerji tüketimi arasındaki ilişkinin varlığı ve yönü araştırıldı. Bu çalışmada kullanılan yöntemler, Engle-Granger ve Gregory-Hansen eşbütünleşme testleri ile "Toda-Yamamoto" nedensellik testidir. Bu çalışmanın sonucunda Ekonomik büyümeden yenilenebilir enerji tüketimine doğru tek yönlü bir nedensellik ilişkisi bulunmuştur.

Ekonomik büyümeEnerji tüketimiEşbütünleşme+4
Çiğdem Yakut
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Sınırda karbon düzenleme mekanizması ve Türkiye ihracatına olası etkileri

Günümüzde küresel ekonomi ve uluslararası politikaların merkezinde yer alan en kritik konulardan biri kuşkusuz küresel ısınma ve iklim değişikliğidir. Bu mesele yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren giderek daha fazla önem kazanmış ve ilk kez 1972 yılında düzenlenen Stockholm Konferansı ile uluslararası gündeme taşınmıştır. Stockholm Konferansı'ndan bu yana çok taraflı çevre anlaşmalarının sayısı artmıştır. 1992 Rio Zirvesi ve 1997 Kyoto Protokolü gibi önemli adımların ardından 2020 sonrası dönemde küresel ölçekte tüm ülkelerin sera gazı emisyonlarını azaltma taahhüdünde bulunduğu Paris İklim Anlaşması 2015 yılında kabul edilmiştir. Bu anlaşma iklim değişikliği ile mücadelede uluslararası düzeyde dönüm noktası olarak görülmektedir. Avrupa Birliği (AB) özelinde ise 11 Aralık 2019 tarihinde açıklanan Avrupa Yeşil Mutabakatı (AYM), karbon emisyonlarının azaltılmasına doğrudan müdahale eden kapsayıcı bir strateji olarak ortaya konmuştur. AYM, Avrupa'yı 2050 yılına kadar sera gazı emisyonlarını net sıfırlamayı hedefleyen ve dünyanın ilk iklim-nötr kıtası haline getirmeyi amaçlayan AB'nin yeni büyüme stratejisi olarak tanımlanmaktadır. Bu kapsamda öne çıkan en önemli mekanizmalardan biri olan Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (SKDM) ile daha çevreci üretim yöntemlerinin teşvik edilip üretim süreçlerinde çevreye verilen zararın azaltılması ve dolaylı olarak da karbon kaçağı riskinin azaltması hedeflenmektedir. Bir başka ifadeyle SKDM ile üretim faaliyetlerini karbon kaynaklı vergilerden kaçınmak amacıyla Avrupa dışına taşıyan sanayi firmalarının rekabet avantajının önüne geçilmesi ve küresel düzeyde yeşil dönüşüm sürecinin desteklenmesi amaçlanmaktadır. Bu mekanizma sayesinde Avrupa Birliği Emisyon Ticaret Sistemi'ne (AB ETS) dahil olmayan ülkelerden ithal edilen ve karbon yoğunluğu yüksek ürünler gümrükte ek karbon maliyetine tabi tutulacaktır. Kendi ulusal emisyon ticaret sistemini (ETS) uygulayan ülkeler ise belirli bir oranda bu maliyetten muaf tutulabilecektir. Bu noktada Türkiye henüz kendi ETS altyapısını oluşturma aşamasında olan ülkeler arasında yer almakta olup bu durum SKDM kapsamında ihracatçı sektörler için önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında iklim değişikliğinin kuramsal temelleri ve uluslararası boyutu kronolojik bir çerçevede ele alınmış olup sera gazı emisyonlarının neden olduğu dışsallıklar ve bu dışsallıkları azaltmaya yönelik geliştirilen politika araçları incelenmiştir. Çalışmanın devamında ETS'lerin temel işleyişi ve dünya genelindeki uygulama alanları değerlendirilerek SKDM'ye giden sürecin arka planı açıklanmıştır. Analiz bölümünde ise SKDM kapsamındaki karbon yoğun sektörler (alüminyum, demir-çelik, çimento ve gübre) özelinde Türkiye'nin AB'ye yönelik ihracat yapısı detaylı olarak incelenmiştir. Sektör bazlı risk matrisleri oluşturularak bu sektörlerin SKDM uygulamasına karşı kırılganlık seviyeleri hem AB'ye ihracat bağımlılığı hem de karbon maliyeti baskısı açısından değerlendirilmiş ve elde edilen bulgular ışığında öneriler geliştirilmiştir.

Muhammet Ali Kazancı
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Ticari ve finansal açıklığın ekonomik büyüme üzerine etkisi:seçilmiş OECD ülkeleri üzerine ampirik bir inceleme

Küreselleşmenin etkisiyle ülke ekonomileri arasında ki ilişki hiç olmadığı kadar artmıştır. Uluslararası ticarette ticari ve finansal engeller kalkmaya başlamıştır. Üretim faktörlerinin dolaşımını sınırlandıran etkenlerin azalması dünyanın küresel bir pazara dönüşmesini sağlamıştır. Küreselleşmenin dünyada her ülke kendi düzeyinde serbestleşme politikaları uygulamıştır. Serbestleşme hareketlerinde karşılaştırmalı üstünlüklere sahip ürünler üretilerek üstünlük kurulabilmektedir. Bu amaçla firmalar daha kaliteli ürünleri daha ucuza üreterek verimliliği arttırmıştır. Verimlilik artışı ile rekabet ortamında üstünlük elde edilmeye çalışılmaktadır. Serbestleşme, ticari ve finansal olmak üzere iki boyutta değerlendirilmektedir. Literatürde ticari serbestleşme ölçülebilir bir kavram olarak ticari açıklık ve finansal serbestleşme de ölçülebilir bir kavram olarak finansal açıklık şeklinde karşımıza çıkmaktadır. Ülkelerin uyguladıkları serbestleşme politikaların temel motivasyonu hedeflenen büyüme oranlarına ulaşarak, diğer ülkelerle girmiş oldukları rekabet yarışında geride kalmamaktır. Modern iktisadın en başından beri önem verdiği konulardan biri büyümedir. Büyüme gelişmenin ve rekabetin ölçülebilir bir göstergesi olarak görülmektedir. Gelinen noktada dışa açıklık ülkelerin uygulamak zorunda olduğu temel politikalardan biri haline gelmiştir. Bu bağlamda ülkelerin tercih ettiği politikalar refahı yükseltebileceği gibi dışa bağımlı hale de getirebilmektedir. İşte bu yüzden ticari ve finansal açıklığın büyümeyi nasıl ve ne yönde etkilediği önemle takip edilmesi gereken bir araştırma konusudur. Bu çalışmada ticari açıklık (ithalat ve ihracat toplamının GSYH içerisindeki payı) ve finansal açıklık(doğrudan yabancı yatırım net girişlerinin GSYH içerisindeki payı) ile ekonomik büyüme ilişkisi seçilmiş 33 OECD ülkelerinin (Avusturya, Avustralya, Türkiye, ABD, Almanya, Belçika, Çekya, Danimarka, Estonya, Finlandiya, Fransa, G.Kore, B.Krallık, İrlanda, Hollanda, İspanya, İsrail, İsviçre, İsveç, İtalya, Japonya, Kanada, Kolombiya, Letonya, Lüksemburg, Meksika, Macaristan, Norveç, Polonya, Portekiz, Slovenya, Slovakya, Yunanistan) verileri kullanılarak ampirik açıdan test edilmesi amaçlanmıştır. Ampirik analiz yöntemi olarak Emirmahmutoğlu-Köse nedensellik analizi yöntemi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda elde bulgular doğrultusunda, finansal açıklıktan büyümeye doğru İtalya, Norveç, Avustralya ve Letonya için nedensellik ilişkisinin varlığı tespit edilmiştir. Ticari açıklıktan büyümeye doğru ise Finlandiya, Japonya, ABD, Danimarka, Kanada, Norveç ve Estonya için nedensellik ilişkisinin varlığı tespit edilmişitr.

Güneş Rohat Soysal
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

E-ticaret sitelerinde yer alan tüketici yorumlarının metin madenciliği yöntemleri ile analizi

Günümüzde teknolojide yaşanan hızlı gelişmeler sonucunda tüketiciler, online alışveriş ortamını geleneksel alışveriş ortamına kıyasla daha fazla tercih etmektedir. Online alışveriş sürecinde müşterilerin bir ürünü satın alma aşamasında faydalandığı en önemli kaynaklardan biri tüketici yorumlarıdır. Ürünü satın alan müşterilerin paylaştığı yorumlar, başka müşterilerin satın alma kararını ve ürünün markası hakkındaki düşüncelerini etkilemektedir. Ancak ürün yorumlarında ürün ile ilgisi olmayan çok sayıda gereksiz yoruma rastlanılmakta ve bu durum ürün hakkında bilgi veren yorumlara ulaşmayı zorlaştırmaktadır. Öte yandan tüketicilerin paylaştığı yorumlarda kelimelerin konuşma dilinde yazılması, kısaltılması, noktalama işaretlerinin lüzumsuz veya fazla kullanılması gibi gürültü oluşturan durumlar da işlenecek metin verilerinin analizi zorlaşmakta ve bu zorlukların üstesinden gelebilmek için metin madenciliği tekniklerinden yararlanılmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada metin madenciliği teknikleri kullanılarak online alışveriş sitelerinden daha önce alışveriş yapan müşterilerin, deneyimleri yönünde paylaştıkları çevrimiçi yorumların ürün ile alakalı olup olmadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle, Türkiye'nin önde gelen online pazar yerlerinden www.trendyol.com sitesinde yer alan farklı kategorilerdeki 21 ürüne ait 4795 adet yorum içeren bir veri seti oluşturulmuştur. Daha sonra bu veri seti üzerinde Terim Frekansı ve Ters Doküman Frekansı yöntemleri kullanılarak kelime vektörleri oluşturulmuştur. Son olarak, k-En Yakın Komşu (kNN), Naive Bayes, Karar Ağacı, Destek Vektör Makinesi (DVM) ve Derin Öğrenme sınıflandırma algoritmaları kullanılarak yorumlar sınıflandırılmış ve en yüksek başarı %81.61 doğruluk değeri ile DVM algoritması ile elde edilmiştir. Yapılan bu çalışma tüketicilere yalnızca ürün ile ilgili yorumları filtreleme imkânı sunacağından satın alma aşamasında karar vermelerini kolaylaştıracağı düşünülmektedir. Ayrıca online satış yapan firmalar ürün hakkında paylaşılan müşteri düşüncelerini dikkate alarak zayıf ve eksik yönlerini yeniden gözden geçirme fırsatı bulabileceklerdir.

Elif Uzun
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin ve Çin'in havacılık sektörüne ilişkin dış ticaret rekabet gücünün dünyadaki yeri

İletişim ve teknoloji düzeyinin hızla geliştiği dünyada ülkeler arasındaki rekabetin belirleyicileri de değişmiştir. Çağımızda artık küresel rekabet daha çok ürün gruplarının ihracatı üzerinden gerçekleşmektedir. Bu bağlamda, katma değeri yüksek, orijinal ve stratejik ürün gruplarının ihracatında uzmanlaşmış ve karşılaştırmalı üstünlüklere sahip ülkeler küresel rekabet güçlerini arttırmakta ve hem ekonomik hem de siyasi açıdan dünyada söz sahibi olmaktadır. Bu minvalde, hangi ürünlerin üretiminde ve dış ticaretinde uzmanlaşılması gerektiği sorusu gündeme gelmektedir. Bu yüksek lisans tez çalışmasında hem katma değeri yüksek hem de siyasi ve ekonomik açıdan stratejik olan havacılık sektörünün alt ürün gruplarının dış ticaretindeki rekabet analizlerinin yapılması amaçlanmıştır. Çalışmada havacılık sektörüne ilişkin 11 alt ürün grubu belirlenmiş ve bu ürün gruplarında Türkiye ve Çin'in dış ticaret rekabet ve uzmanlaşma düzeyleri belirlenmeye çalışılmıştır. Önemli bir rekabet ölçümü olan Lafay Endeksinin kullanıldığı çalışmada elde edilen sonuçlar, her iki ülkenin de söz konusu ürün gruplarının dış ticaretinde tam olarak uzmanlaşamadığını ve küresel rekabet avantajına sahip olmadığını göstermektedir. Bununla birlikte, iki ülke kıyaslandığında, Çin'in bu ürünlerin dış ticaretindeki karşılaştırmalı üstünlükleri Türkiye'ye göre daha fazladır.

Günay Uzun
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sermaye piyasalarında veri madenciliği uygulamaları: Borsa İstanbul örneği

Veri madenciliği, finansal sektörde stratejik karar alma süreçlerini destekleyen ve müşteri ilişkileri yönetiminden risk değerlendirmesine kadar geniş bir yelpazede kullanılan güçlü bir araçtır. Finansal kurumlar, veri madenciliği tekniklerini kullanarak müşteri davranışlarını analiz eder, kredi riskini değerlendirir ve dolandırıcılık tespiti gibi önemli görevlerde bulunur. Ayrıca, finansal tabloların analizi, veri madenciliği teknikleri kullanılarak daha etkin bir şekilde gerçekleştirilebilir ve bu sayede şirketlerin finansal performansı hakkında daha derinlemesine bilgi edinilebilir. Bu çalışmada Veri Madenciliği teknikleri kullanılarak Borsa İstanbul'da (BİST) işlem gören şirketlerin, bilanço ve gelir tablosu gibi finansal tablolarından elde edilen verilerle finansal sağlığının ve risk seviyesinin değerlendirmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla öncelikle Kamuyu Aydınlatma Platformu (KAP) üzerinden çeşitli sektörlerdeki 672 adet BİST şirketinin 2016-2023 yılları arasında yayınlanan finansal tablolarındaki toplam kaynaklar, özkaynaklar, varlıklar, yükümlülükler ve net dönem karı veya zararı gibi verileri toplanmıştır. Daha sonra şirketlerin finansal risk oranları hesaplanarak 4048 kayıt içeren bir veri seti oluşturulmuştur. Son olarak, Naive Bayes, k-En Yakın Komşu (KNN), Karar Ağacı, Rastgele Orman, Lojistik Regresyon, Derin Öğrenme ve Destek Vektör Makinesi (DVM) sınıflandırma algoritmaları kullanılarak finansal veriler sınıflandırılmış ve en yüksek başarı %98,37 doğruluk değeri ile Rastgele Orman algoritması ile elde edilmiştir. Yapılan bu çalışma ile şirketler geçmiş performans verilerinden yararlanarak gelecekteki finansal durumlarını tahmin edebilirler. Bu sayede yatırımcılar ve yöneticilerin daha bilinçli kararlar alabilmesi ve finansal risklerin minimize edilebilmesi sağlanabilir.

Sabahattin Nur
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Rusya Ukrayna krizinin petrol fiyatlarına etkileri

Bu çalışmada, " Rusya Ukrayna Krizinin Petrol Fiyatlarına Etkileri " başlığı altında petrol piyasasının genel özellikleri, enerjinin ekonomideki önemi, petrolün ticari olarak kullanılması ve dünya ekonomisindeki rolü incelenmiştir. Ardından, Rusya-Ukrayna ilişkilerinin tarihsel süreci ve savaşın ekonomik etkileri ele alınmıştır. Rusya'nın ekonomisi, petrolün önemli bir bileşeni olup, petrole dayalı ekonomik yapısı nedeniyle petrol fiyatlarındaki değişimlerden oldukça etkilenmektedir. Özellikle, Rusya'nın petrol gelirleri, devlet bütçesinin önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Bu nedenle, Rusya-Ukrayna ilişkilerinde yaşanan gerginlikler ve savaş durumu, Rusya'nın petrol piyasasındaki konumunu ve ekonomik durumunu önemli ölçüde etkilemektedir. Ukrayna ise, Rusya'ya bağımlı bir ekonomiye sahiptir ve Rusya üzerinden Avrupa'ya petrol ve doğalgaz transitinin önemli bir parçasıdır. Bu nedenle, Rusya-Ukrayna ilişkilerindeki gerilimler, Ukrayna ekonomisini derinden etkilemektedir. Savaşın ekonomik etkileri arasında, sanayi üretiminin azalması, altyapı zararları ve dış ticaretin olumsuz etkilenmesi gibi faktörler bulunmaktadır. Sonuç olarak, petrol fiyatlarındaki değişimlerin Rusya-Ukrayna ilişkileri ve her iki ülkenin ekonomileri üzerindeki önemli etkileri vardır. Bu durum, bölgedeki jeopolitik gerilimlerin ve çatışmaların küresel ekonomi üzerindeki geniş kapsamlı etkilerini vurgulamaktadır. Bu nedenle, uluslararası ilişkilerde istikrar ve diplomasi önemlidir ve enerji kaynaklarının ticareti ve transitinde çatışmaların önlenmesi gerekmektedir.

Nurten Gül Çiçek
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'nin ve Çin'in ihracatının ekonomik karmaşıklık ve karşılaştırmalı üstünlük perspektifinde analizi

Ülkelerin gelişmişlik düzeylerini ve küresel rekabet güçlerini ifade eden birçok gösterge olsa da 'Ekonomik Karmaşıklık Endeksi' bu göstergelerden belki de en önemlisidir. Ekonomik karmaşıklık kavramı mal ve hizmetlerin sadece hammadde, işgücü ve sermaye kullanarak geliştirilemeyeceğini ifade etmektedir. Zira söz konusu girdileri bir araya getirirken bilgi, yenilik, Ar-Ge ve katma değer kazandırarak çıktı elde edilmesi gerekir. Ancak bu durumda ürün daha orijinal ve karmaşık hale gelir. Bununla beraber ülkeler istikrarlı bir şekilde aynı ürünleri üreterek ve karşılaştırmalı üstünlük elde ederek kalkınamaz ve rekabet gücü elde edemez. Bu nedenle ülkelerin yenilikçi bir bakış açısıyla katma değeri yüksek, orijinal ve dünyada ender bulunabilir ürünler üretip ihraç etmesi gerekir. Aynı zamanda ülkelerin daha karmaşık ve rekabetçi ürünlerle küresel piyasalara hitap edebilmesi için hem ihraç edilen ürün çeşidinin yüksek hem de dünyanın tüm coğrafyalarına yayılıyor olması gerekmektedir. Kısacası ülkelerin küresel piyasalarda karşılaştırmalı rekabet avantajı elde edebilmesi için ekonomik karmaşıklık düzeylerini düzeltmeleri elzemdir. Bu doğrultuda bu yüksek lisans tezinin amacı öncelikle ekonomik karmaşıklık ve Ekonomik Karmaşıklık Endeksi kavramlarını güncel ülke örnekleriyle ortaya koyabilmektir. Bununla beraber çalışmada dünyada gelişmekte olan ülkelerin öncülerinden Türkiye ve Çin'in küresel rekabet güçlerinin ve karşılaştırmalı üstünlüklerinin ekonomik karmaşıklık bazında analiz edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda dünyada ekonomik karmaşıklık düzeyi en yüksek ve en düşük 10 ürünü ihracatında Türkiye ve Çin'in karşılaştırmalı üstünlüklerini analiz edilebilmesi için Michaely Endeksi kullanılmıştır. 1993-2022 dönemine ilişkin yapılan analizler sonucunda elde edilen Michaely Endeks sonuçlarına göre hem Türkiye'nin hem de Çin'in en karmaşık 10 ürün ihracatında küresel rekabet avantajı bulunmamaktadır. Bu durum gerek ihracat gerekse ekonomik büyüklük bağlamında görece güçlü olan iki ülke açısından da ekonomik kalkınma bağlamında handikap oluşturmaktadır. Bununla beraber Ekonomik Karmaşıklık Endeks skorlarına göre hesaplamanın yapıldığı yılların neredeyse tamamında Çin'in Ekonomik Karmaşıklık Endeksi Türkiye'ninkinden daha yüksektir.

Pelin Nur Sözal
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Suriye iç savaşının Hatay ilinde faaliyet gösteren KOBİ'lerin 2018 yılı sonrası ihracat durumlarına etkisinin araştırılması

Hatay ekonomisinin daha aktif hale gelmesi açısından ihracat önemli bir yer tutmaktadır fakat Suriye'de ortaya çıkan iç savaş 2018 sonrasında da, bölgede bulunan diğer şehirler gibi Hatayı da olumsuz etkilemiştir. Bu çalışmada Suriye iç savaşının Hatay ilinde faaliyet gösteren KOBİ'lerin 2018 yılı sonrası ihracat durumlarına etkileri araştırılmış ve kamu kurumlarının ne tür katkılar sağlayacağı üzerinde durulmuştur. Bu kapsamda; 2018 sonrasında Son 3 yılda herhangi bir kamu kurumunun destek programlarından faydalanan ve faydalanmaya KOBİ'lerin problemleri arasında anlamlı farklılık bulunup bulunmadığı, işletme orijininin Suriye olmasına göre KOBİ'lerin problemleri arasında anlamlı farklılık bulunup bulunmadığı, 2018 sonrasında Suriye'ye ihracat yapan KOBİ'lerin problemleri arasında anlamlı farklılık bulunup bulunmadığı, faaliyet gösterilen sektörlere göre KOBİ'lerin problemleri arasında anlamlı farklılık bulunup bulunmadığı, İhracat tutarlarına göre KOBİ'lerin problemleri arasında anlamlı farklılık bulunup bulunmadığı, KOBİ'lerin problemleri ile kamu kurumlarının sağlayacağı destekler arasında korelasyon olup olmadığı incelenmiştir. Destek programlarından faydalanan ve faydalanmayan, ihracat tutarları farklı olan KOBİ'lerin sorunları arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Ayrıca kamu kurumlarının desteklerinin KOBİ'lerin sorunlarının çözülmesinde önemli rol oynadığı tespit edilmiştir

Salih Mercan
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

G20 ülkelerinde enflasyon ve faiz oranları arasındaki nedensellik ilişkisi

Ülkelerin ekonomiye dair problemler dile getirilirken pek çok makro ekonomik gösterge kullanılmaktadır. Haliyle ülkeler arasındaki ekonomik gelişmişliğe ilişkin kıyaslamalar da bu göstergeler kanıt gösterilerek ve kullanılarak yapılmaktadır. Söz konusu makro ekonomik göstergelerden en önemlileri ve en çok kullanılanları enflasyon oranı ve faiz oranıdır. Bununla beraber, enflasyon oranı ve faiz oranı değişkenlerinin birbiriyle korelasyon içinde olması ve para politikası yürütücüleri tarafından ikili bir şekilde dikkate alınıyor olmaları, bu iki değişkenin önemini açıkça ortaya koymaktadır. Ayrıca, literatür incelendiğinde, bazı ülkelerde söz konusu iki değişken arasındaki nedensellik ilişkisinin de önemli bir tartışma konusu olması da söz konusudur. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı iki değişken arasındaki nedensellik ilişkisinin incelenmesidir. Enflasyon oranı ve faiz oranına ilişkin politika örnekleri incelendiğinde, öncelikle ülkelerin hedeflenen enflasyonun gerçekleştirilmesine dayalı olarak para politikalarını şekillendirdiği görülmektedir. Özellikle Covid-19 pandemisi ve Ukrayna-Rusya Savaşı sonrasında küresel çapta ortaya çıkan arz kaynaklı sıkıntılar ve oluşan yüksek enflasyon oranları, ülkelerin politika faiz oranlarını yükseltmelerini zorunlu hale getirmiştir. Covid-19 pandemisi öncesinde ekonomik durgunluğun hâkim olduğu ve negatif faiz oranlarını tartışan Avrupa ülkeleri ile ABD dahi aşama aşama faiz oranlarında artışa gitmiştir. Bunun sonucunda, bu ülkelerin faiz oranları son yıllarda görülmemiş düzeylere ulaşmıştır. Konuya ilişkin literatür incelendiğinde, ülkelerde genelde enflasyon oranlarının faiz oranlarının belirleyicisi olduğu görülmektedir. Bununla birlikte, kimi ülkelerde faiz oranının enflasyon üzerinde belirleyici olduğu veya iki değişken oran arasında çift yönlü nedensellik olduğu da görülmektedir. Bu perspektifte, çalışmada G20 ülkeleri içinde gelişmekte olan ülkelerin öncüsü olarak kabul edilen BRICS-T (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve Türkiye) ülkelerinde enflasyon ve faiz oranı arasındaki nedensellik ilişkisinin ekonometrik yöntemle analiz edilmesi hedeflenmiştir. Çalışmada küresel finans krizi sonrası 2010:01-2022:12 dönem aralığındaki aylık veriler kullanılmıştır. Karşılıklı nedensellik ilişkileri zaman serisi ve panel veri nedensellik yöntemleri kullanılarak test edilmiştir. Konuya ilişkin nedensellik testlerinin (Emirmahmutoğlu-Köse ve Toda-Yomamato nedensellik testleri) uygulanması durumunda elde edilen sonuçlara göre, BIRCS-T ülkeleri genelinde faiz oranından enflasyon oranına doğru tek yönlü bir nedensellik söz konusudur. Ülkeler ayrı ayrı analiz edildiğinde ise; Türkiye'de enflasyondan faiz oranına doğru tek yönlü nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir. Rusya'da da sözü edilen ilişki tek yönlüdür fakat burada diğerini etkileyen değişken faiz oranıdır. Bununla birlikte, Brezilya'da ve Çin'de enflasyondan faiz oranına ve faiz oranından enflasyona doğru çift yönlü nedensellik ilişkisi vardır.

Şahin Oral
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türk Konseyi üyesi ülkelerin ürün bazında dış ticaret uzmanlaşma analizi

Bu tez çalışmasında Türk Konseyi üye ülkelerinin ürün bazında dış ticaret uzmanlaşması analizine odaklanmaktadır. Üye ülkelerin dış ticaret uzmanlaşması, her bir ülkenin hangi ürün veya ürün gruplarında rekabet avantajına sahip olduğunu ve ihracatta öne çıktığını belirlemeyi amaçlamaktadır. Türk Konseyi üye ülkeleri arasında dış ticaret uzmanlaşması analizi yapılırken, her ülkenin ihracat verileri, ithalat verileri ve dış ticaret dengesi gibi faktörler dikkate alınır. Bu veriler, ülkelerin dış ticaret potansiyelini değerlendirmek için kullanılır. Çalışmada Lafay ve Net Ticaret Endeks değerleri kullanılmıştır. Analiz sonuçlarına göre, Türk Konseyi üye ülkeleri arasında farklı ürünlerde uzmanlaşma ve rekabet avantajı olduğu tespit edilmiştir. Türkiye tekstil ve hazır giyim sektöründe güçlüdür, Azerbaycan enerji kaynakları ve petrol ürünleri ihracatında öne çıkmaktadır, Kazakistan tarım ürünleri ve minerallerde rekabet avantajına sahiptir, Kırgızistan doğal kaynaklara dayalı ürünlerde uzmanlaşmıştır ve Türkmenistan doğal gaz ve petrokimya ürünleri ihracatında güçlüdür. Bu uzmanlaşma analizi, Türk Konseyi üye ülkeleri arasında ticaretin teşvik edilmesi ve işbirliğinin geliştirilmesi için önemli bir bilgi sağlamaktadır. Üye ülkeler, bu analiz sonuçlarına dayanarak ticaret politikalarını belirleyebilir, ihracat potansiyellerini artırabilir ve ticaretteki işbirliği fırsatlarını değerlendirebilir.

Dikey uzmanlaşmaSektörel dış ticaret
Elgun Ibrahımlı
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Demir çelik işletmelerinde endüstri 4.0 durum analizi, Hatay örneği

Dünyadaki küresel rekabet ortamı, teknolojideki ilerlemeler ve müşteri isteklerindeki değişimler, işletmeler için yenilik kavramını daha da önemli hale getirmiştir. İşletmelerin değişime ve yeniliklere açık olmaları, modern ve yenilikçi yönetim yaklaşımlarını benimsemeleri, değişen müşteri taleplerini karşılamalarını ve rekabet avantajı kazanmalarını sağlar. Türkiye'nin ihracatı açısından önemli bir sektör olan demir çelik sektöründe, işletmelerin küresel rekabet ortamında ayakta kalabilmeleri için yenilikçi yönetim tekniklerini kullanmaları büyük önem taşımaktadır. Bu teknikler sayesinde işletmeler, üretim süreçlerini daha verimli hale getirebilir, ürün ve hizmetlerini geliştirebilir ve yeni pazarlara açılabilirler. Endüstri 4.0, üretim süreçlerinde dijitalleşme ve otomasyonun artması ile birlikte üretimde verimlilik, kalite, esneklik, hız ve maliyet açısından önemli avantajlar sağlamaktadır. Türkiye'de endüstri 4.0 uygulamaları, özellikle büyük ölçekli işletmelerde yaygınlaşmaya başlamıştır. Türkiye'deki demir çelik sektörü, endüstri 4.0 geçişinde rekabet üstünlüğü sağlamak için teknoloji ve kaynakların etkin kullanımı ile ilgili çalışmalar yapmaktadır. Ancak, demir çelik sektöründe endüstri 4.0 uygulamalarının yaygınlaşması için bazı engeller bulunmaktadır. Bunlar arasında yüksek yatırım maliyetleri, işgücü eğitimi, mevcut üretim sistemlerinin modernizasyonu, veri güvenliği, yasal düzenlemeler ve standartlar gibi faktörler yer almaktadır. Bu çalışma, Hatay ilinin İskenderun, Dörtyol ve Payas ilçelerinde faaliyet gösteren demir çelik işletmelerini kapsamaktadır. Bu seçim yapılırken ilçelerin demir çelik sektöründeki işlem hacimleri göz önünde bulundurulmuştur. Araştırmanın amacı, anket yöntemi ile demir çelik sektöründeki işletmelerin Endüstri 4.0 kullanım düzeylerini incelemektir. Çalışmamızda işletme yöneticilerinin yaşı, işletmelerin yaşı, çalışan sayısı ve firmaların fuarlara katılımı gibi değişkenler kullanılarak demir çelik endüstrisi ile Endüstri 4.0 arasında önemli bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Bu değişkenler ile işletmelerin mevcut durumlarını göz önünde bulundurarak Endüstri 4.0'ın uygulanabilirliğini sağlamak, şirketleri daha ileri seviyelere çıkaracaktır. Bu noktada İşletmelerin yaşları, işletme yöneticilerinin yaşı, çalışan sayıları ve firmaların fuarlara katılımı gibi faktörleri dikkate alarak Endüstri 4.0'ın uygulanması, işletmeleri daha ileri seviyelere taşımak için potansiyel bir katalizör olarak görülmektedir.

Remziye Gündüz
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Belediyelerin hizmet içi eğitim faaliyetleri üzerine bir çalışma: İskenderun belediyesi örneği

Hizmet içi eğitimin; kurumlarda çalışan personelin bilgi ve becerilerini arttırması, daha yüksek standartta mal ve hizmet üretilmene destek olması, moral ve motivasyonu sağlanması, çalışanlara mesleklerinde ilerleme olanakları tanıması, çalışanların gelirinde artışlar meydana getirmesi ve iş doyumunu arttırması gibi genel anlamda verimliliğe katkısı önemle ele alınması gereken bir konudur. Çalışmamızda hizmet içi eğitime, hizmet içi eğitimin önemine ve kurumlar açısından sağladığı verimliliğin etkilerine ülkelerin genel refah düzeyi açısından önemli bir kurum olan belediye kurumu örnekleminde yer verilmiştir. Çalışma kapsamında, İskenderun Belediyesi örnekleminde yapılan anket çalışması sonuçları değerlendirilerek hizmet içi eğitim faaliyetlerinin belediye kurumlarının verimliliklerine katkısı ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Kübra Şekeroğlu
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İskenderun'daki kadın girişimcilere ilişkin durum analizi

Geçmişten günümüze kadınların iş hayatında var olması, kendilerini göstermeleri ve seslerini duyurmaları, zaman zaman zorluklarla karşılaşmalarına neden olmuştur. İş hayatında iş yapış şekillerinin küçümsenmesi ve eğitim başta olmak üzere birçok konuda fırsat eşitliğini yakalayamamaları, girişimcilik yolculuklarında geçmişten itibaren kadınların yaşadığı durumlardandır. Geçmişte, kız çocuklarının eğitimini kısıtlayan, çocuk yaşta evlendirmeye zorlayan, tehdit eden ve şiddet uygulayan bakış açılarının varlığı, kadın girişimcilerin eğitim alarak, girişimcilik potansiyellerini ortaya koymalarına engel olmuştur. Bu engeller günümüzde büyük oranda azalarak, kız çocuklarının ve kadınların eğitimine ilişkin teşvik ve tedbirlerin artması, kadının eğitim, sosyal yaşam ve iş hayatında haklarına kavuşması ve kadın girişimcilerin sayısını artmasına neden olmuştur. Bu çalışma İskenderun'daki kadın girişimcilerin almış oldukları eğitim durumları ve girişimcilik potansiyellerine ilişkin durumlarını ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmada anket yönteminden faydalanılmıştır. İskenderun'daki kadın girişimciler çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Kadınların eğitim konusunda eksikliklerinin giderilmesi girişimcilik potansiyellerini geliştirebilmeleri adına önemli bir unsur olduğu görülmektedir. Çoğu genellikle küçük ölçekli işletmeye sahip olan kadın girişimcilerin girişimcilik potansiyellerini arttıracak eğitim eksikliklerinin giderecek gerekli desteklerin arttırılması önem arz etmektedir. Çalışma sonucunda, kadınların eğitim konusunda eksikliklerinin giderilmesi girişimcilik potansiyellerini geliştirebilmeleri adına önemli bir unsur olduğu görülmektedir. Çoğu genellikle küçük ölçekli işletmeye sahip olan kadın girişimcilerin girişimcilik potansiyellerini arttıracak eğitim eksikliklerinin giderecek gerekli desteklerin arttırılması önem arz etmektedir.

Hatice Bolat Van
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de gıda fiyatları endeksinin tarım ürünleri üretici fiyat endeksi ve döviz kuru arasındaki ilişkinin analizi: ARDL model

Gıda fiyatları, tüketiciyi hızlı ve doğrudan etkilemesi nedeniyle enflasyon söz konusu olduğunda önde gelen ekonomik olgulardan biridir. Literatür incelendiğinde Dünyada ve Türkiye gıda fiyatlarında yaşanan artışları etkileyen ortak nedenlerin; tarımsal üretim faktörlerinde yaşanan değişimler, iklim koşulları, son dönemde Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle yaşanan lojistik problemler gibi bileşenleri olduğu görülmektedir. Türkiye açısından bakıldığında şehirleşme, göç, işgücü ve gelir dağılımı yapısının değişmesi gibi faktörler öne çıkmaktadır. Gıdanın tarladan ya da imalattan son tüketiciye ulaşma sürecinde yaşanan fiyat değişimleri konusunda kamuoyunda bilinen bir tartışma bulunmaktadır. Araştırmanın odak noktasına alınan bu hususta, tarım ürünleri fiyatları ile gıda fiyatları arasında bilimsel bir ilişkinin varlığı incelenmiş ayrıca döviz kurlarının fiyatlara olan etkisi üzerine çalışılmıştır. Kapsama alınan serilerden Gıda Fiyatları Endeksi, enflasyon hesaplamaları dahilinde Türkiye İstatistik Kurumu tarafından aylık olarak hesaplanan Tüketici Fiyat Endeksinin alt grup endekslerinden biridir. Çiftçinin üreterek piyasaya sunduğu mal ve hizmetlerin fiyatlarında yaşanan aylık değişimlerin resmi olarak ölçüldüğü Tarım Ürünleri Üretici Fiyat Endeksi ile Dolar ve Euro kuru serileri de çalışmaya dahil edilmiştir. Analizlerde değişkenlere ait 2010 Ocak-2022 Ağustos dönemi verileri kullanılmıştır. Serilerin durağanlıkları incelenmiş ardından seriler arasında olası ilişkiler Engle-Granger, Johansen ve ARDL eşbütünleşme yöntemleri ile analiz edilmiştir. Sonuç olarak Tarım ürünleri üretici fiyatları, Gıda fiyatları ve Dolar kuru arasında istatistiksel olarak anlamlı eşbütünleşme ve hata düzeltme modelleri elde edilmiştir. Gıda fiyatlarının uzun dönemde çiftçinin piyasaya sunduğu mal hizmet fiyatlarından ve dolar kurundan etkilendiği, kur etkisinin daha önemli olduğu bulunmuştur.

ARDLDöviz kuruEnflasyon+7
İsmet Demirağ
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Para Politikası Kurulu kararlarının seçilmiş yatırım araçları üzerindeki etkileri

Bu çalışma, temelde merkez bankacılığının tarih içerisinde değişimi ve gelişimini, çeşitli merkez bankaları örnekleri üzerinden açıklamış olup özellikle Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası' (TCMB) nin sistematik yapısı içerisindeki beklentiler ve hedeflemeler üzerine yoğunlaşmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası (TCMB) başta olmak üzere merkez bankalarının kurumsal yapıları, bağımsızlığı, hesap verebilirliği, şeffaflığı ve kamuoyu ile iletişiminin, merkez bankacılığının ana misyonu olan para istikrarının tesis edilmesi ve idamesi üzerindeki etkilerini çeşitli örnekler üzerinden açıklamıştır. Ek olarak para politikasının temel dinamiklerinden olan ve dünyanın birçok ülkesinde kabul görmüş, uygulanmış ve halen uygulanmakta olan çeşitli para stratejileri üzerine de analizlerde bulunmuştur.

Aysun Kurtoğlu
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Enerji kaynakları kullanımı açısından Türkiye'nin Doğu Akdeniz politikası ve Doğu Akdeniz'deki küresel rekabet

Son yıllarda Doğu Akdeniz bölgesinde keşfedilmiş hidrokarbon rezervleri, bölgedeki ülkeler arasında ekonomi politik açıdan bir mücadeleyi de beraberinde getirmiştir. Bölgedeki kıyıdaş devletler, izledikleri politikalar ile enerji-politik çerçevesinde yeni stratejiler ortaya koyarak bölgedeki nüfuz alanını arttırmak istemektedirler. Bu çerçevede bölgede keşfedilen enerji kaynaklarında da görüldüğü gibi keşiflerin gerçekleştiği bölge ülkelerinin, bölgenin ve küresel güçlerin bölgeye ilişkin ekonomi-politik yapılarını değiştirmektedir. Doğu Akdeniz bölgesinde meydana gelen hidrokarbon rezerv keşiflerinin bölge ülkelerine, bölgesel ve küresel dinamiklere yaptığı ekonomik, politik, hukuki ve diplomatik etkileri inceleyerek, gerçekleştireceği potansiyel değişimlere ilişkin değerlendirmelerde bulunmaktadır. Çalışmada ekonomi-politik eksen bakışı ile Münhasır Ekonomik Bölge antlaşmaları incelenerek bölgedeki siyasi dinamiklere ne tür etkide bulunduğu ortaya konulacaktır. Gerçekleşen keşiflerin bölgesel ve küresel alanda diplomatik ilişkileri üzerinde ne gibi etkisinin olacağı ve Türkiye'nin bu değişimlerdeki potansiyel konumu değerlendirilecektir. Doğu Akdeniz hidrokarbon keşiflerinin gelişimine ilişkin engeller ile keşiflerin gelişimi halinde ortaya çıkacak ekonomik, politik, hukuki ve diplomatik imkânlar ile potansiyel bloklaşma ve işbirlikleri ortaya konulacaktır.

Doğu AkdenizDoğu Akdeniz bölgesiEnerji+6
Yahya Kılıç
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Narenciye üretiminin bölge ekonomisine katkısı: Dörtyol ilçe örneği

Yaş meyve ve sebze pazarında geniş bir paya sahip olan narenciye sektörünün ihracattaki payı büyüktür. Sektör, sahip olduğu ihracat potansiyeli ile ekonomiye büyük katkı sağlamaktadır. Ülkemizde narenciye üretimi yeni tarımsal uygulamalarla her geçen gün daha profesyonel hale gelmektedir. Narenciye üreticilerinin durumu, hasat işçileri, soğuk hava depolarının durumu, sektördeki paydaşlar ve uluslararası pazarlarda yaşanan sorunlar gibi birçok konunun derinlemesine ele alınması sektörün geleceği açısından önem arz etmektedir. Özellikle küresel şartlarda yaşanan siyasi ve ekonomik değişimler, uluslararası pazarlarda ihracat rakamlarını önemli oranda etkilemektedir. Küresel pazarlara girişlerde yaşanan kısıtlamalar, siyasi ve ekonomik faktörler narenciye sektörünü olumsuz etkilemektedir. Bu tez, ülke ekonomisinde önemli paya sahip olan narenciye sektörünün durumu ve sektörde yaşanan sorunların belirlenmesini amaçlamaktadır. Bu bağlamda anket yolu ile 2000-2021 dönemini kapsayacak şekilde narenciye üretiminde önemli paya sahip olan Hatay Dörtyol özelinde araştırma yapılmıştır. Araştırma bulgularından bazılarına göre; deneyim süresi 11-20 yıl arası olan üreticilerin %15.5'i, meyve zamanında kabala satış yöntemini tercih etmişlerdir. Toplamda ise üreticilerin %54,4'ü meyve zamanın kabala satış yöntemini tercih etmişlerdir. Ayrıca üreticiler %40,6 oranla satsuma cinsi mandalina, %38,1'le mandalinanın diğer türleri %22 oranla portakal (Washington) cinsi tercih etmişlerdir. Üreticilerin eğitimi ve satış yöntemi tercihlerine göre meyve zamanında kabala satış yöntemi %53,4'le tercih edilmiş, %16,1'le çiçeklenme sonrası yetişme döneminde kabala satışı tercih edilmiş, %15,5 i hasat sonrası kilo ile satış yöntemi tercih edilmiştir. Ağaç yaşı arttıkça ağaç başına elde edilen ürün kilogramının arttığı sonucuna ulaşılmaktadır.

Bölgesel kalkınmaEkonomik büyümeHatay-Dörtyol+5
Bahattin Gözübenli
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Yöneticilerin lojistik inovasyon yeteneklerinin yeşil dağıtım faaliyetlerine etkisi: İskenderun lojistik işletmeleri örneği

Bu çalışma, yöneticilerin lojistik inovasyon yeteneklerinin yeşil dağıtım faaliyetleri üzerindeki etkisini analiz etmeyi amaçlamaktadır. Lojistik sektörünün çevresel sürdürülebilirlik açısından kritik bir role sahip olduğu göz önünde bulundurularak, araştırma kapsamında İskenderun bölgesindeki lojistik işletmelerine odaklanılmıştır. Yöneticilerin yenilikçi yaklaşımlarının, lojistik süreçlerde çevre dostu stratejilerin benimsenmesini ve uygulanmasını nasıl etkilediği incelenmiştir. Lojistik inovasyon yeteneklerinin, işletmelerin çevresel hedeflerine ulaşmalarında ve rekabet avantajı elde etmelerinde merkezi bir rol oynadığı vurgulanmıştır. Yöneticilerin inovatif fikirlerin geliştirilmesi ve bu fikirlerin lojistik süreçlere entegrasyonu konusundaki kapasitelerinin, işletme performansı ve çevresel sürdürülebilirlik üzerinde doğrudan etkili olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, müşteri taleplerine uygun yeşil dağıtım çözümlerinin oluşturulmasında yöneticilerin yenilikçi liderlik anlayışının önemine dikkat çekilmiştir. Araştırma sonuçları, lojistik inovasyon yeteneklerinin artırılmasının hem çevresel hem de ekonomik sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşılmasını kolaylaştırdığına işaret etmektedir. Bu kapsamda, yenilikçi teknolojilerin benimsenmesi, çalışanların çevresel farkındalığının artırılması ve yeşil lojistik stratejilerinin işletme kültürüne entegre edilmesi gerektiği önerilmektedir. Sonuç olarak, lojistik inovasyonun etkili bir şekilde yönetilmesi ile işletmelerin uzun vadeli başarısının desteklenebileceği ve çevresel sorumluluklarının yerine getirilebileceği öne sürülmektedir.

Değer inovasyonuHizmet inovasyon davranışıSosyal inovasyon+2
Özgecan Bülbül
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Bankacılık hizmetlerinin performansının iyileştirilmesinde yapay zekanın rolü

Bu çalışma, yapay zekanın, bankacılık hizmetlerinin performansını artırmadaki rolünü anlamayı amaçlamaktadır. Günümüzde dünya, finans sektörünü genel olarak ve bankacılığı özel olarak etkileyen bir teknolojik devrim sürecinden geçmektedir. Bu teknolojik ilerleme, iş ortamının en önemli bileşenlerinden biri haline gelmiş ve hayatta kalma, büyüme ve sürdürülebilirlik için temel bir dayanak oluşturmuştur. Modern teknolojilerin hızlı ve sürekli gelişimi, bankacılık hizmetlerini müşterilere sunmak için yeni araçlar ve yöntemler sağlamayı kolaylaştırmış ve bunun sonucunda, ileri düzey yazılım ve teknolojilere dayalı yapay zeka uygulamaları ortaya çıkmıştır. Çalışma, yapay zekanın bankacılık hizmetlerinin çeşitli yönlerinde uygulanmasının hizmet kalitesini artırmaya, maliyetleri kontrol etmeye, riskleri azaltmaya, gelirleri artırmaya ve rekabet gücünü artırmaya katkıda bulunabileceğini ve nihayetinde bankaların genel performansını iyileştirebileceğini ortaya koymaktadır. Birçok banka, operasyonlarında yapay zeka teknolojilerini zaten entegre etmiştir ve bu çalışma, bu kurumların deneyimlerini incelemektedir. Yapay zeka, müşteri memnuniyetini artırmak ve daha fazla müşteri çekmek amacıyla bankacılık hizmetlerinde yaygın bir şekilde kullanılmaktadır. Bu çalışma, bankacılık hizmetlerinde yapay zeka programlarının ve uygulamalarının daha fazla uygulanmasının önemini vurgulamaktadır. Ayrıca, bu teknolojilerin etkili bir şekilde kullanılmasını sağlamak için çalışanlara yönelik eğitim programlarının düzenlenmesinin gerekliliğine dikkat çekmektedir. Çalışma, yapay zekanın nasıl en verimli şekilde kullanılabileceğine dair ipuçları sunmakta ve bankaların stratejik hedeflerine ulaşabilmek için kendilerini nasıl konumlandırabileceklerini açıklamaktadır.

Sara Tabbaa
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Kilit denetim konularının farklı okunabilirlik endeksleri ile incelenmesi: Borsa İstanbul'da bir uygulama

Bağımsız denetim süreci, denetçiler tarafından iktisadi faaliyetler ile ilgili iddiaların doğru ve tarafsız bir şekilde değerlendirilerek denetim raporu ile tüm finansal bilgi kullanıcılarına ulaştırıldığı bir süreçten oluşmaktadır. Denetçiler denetim raporunu; yasa, kararname, yönetmelik gibi idari düzenlemelere ve hali hazırda bulunan denetim standartlarında yer alan hususlara göre hazırlarlar. Gelişmekte olan ekonomik koşullara ayak uydurmak için bağımsız denetim standartlarına yeni denetim standartları eklenir veya yayınlanan denetim standartları güncellenebilir. Bağımsız denetim standartlarının değişikliğe uğraması veya yeni denetim standartlarının yayınlanmasıyla denetim kalitesi arttırılmakta ve denetim sürecinin daha sağlıklı ilerlemesi sağlanmaktadır. Bağımsız denetimin yeni ihtiyaçlarına cevap vermek için BDS 701 kodu ile kilit denetim konularının bağımsız denetçi raporunda bildirilmesi başlıklı bir denetim standardı yayımlanmıştır. BDS 701'e göre bağımsız denetçi, mesleki muhakemesine göre en çok önem arz eden konuları kilit denetim konuları adı altında bildirmektedir. Bu çalışma, bağımsız denetim raporlarında bulunan kilit denetim konuları paragraflarının okunabilirlik düzeylerinin hesaplanması ve çeşitli değişkenler (denetçinin cinsiyeti, eğitim seviyesi, unvanı gibi) göz önünde bulundurularak bağımsız denetim raporlarının okunabilirlik düzeylerine etkilerinin belirlenmesini amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda Borsa İstanbul'da 2022 yılında işlem görmüş olan 562 şirkete ait veriler sektörel ayrımları yapılarak incelenmiştir. Kilit denetim konularının yer aldığı paragrafların okunabilirlik incelemesi Çetinkaya-Uzun (2010), Ateşman (1997), Flesch (1948) ve ARI (1967) okunabilirlik formülleriyle okunabilirlik hesaplamaları yapılmış ve elde edilen okunabilirlik skorları ile metinsel ifadeler rakamsal ifadelere dönüştürülmüş bu skorlara da istatistiksel testler uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucunda; kilit denetim konuları paragraflarının Türkçe endekslerde okunabilirlik seviyelerinin daha yüksek olduğu, Çetinkaya-Uzun (2010) ve ARI (1967) endeksi skorlarına göre denetçilerin cinsiyetleri ile KDK'lerin okunabilirliği arasında anlamlı farklılıklar gözlendiği, sektör ve denetçi unvanı gibi bazı değişken faktörlerin KDK okunabilirliği üzerinde anlamlı etkiler oluşturduğu tespit edilmiştir.

Esen Deniz Kafadar
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

E7 ülkelerinin emek yoğun ürün dış ticaretinin rekabet gücü analizi

Büyüme potansiyeli yüksek geleceğe yön vereceği öngörülen ve ortak çıkarlara ve benzer yapılara sahip olan Çin, Hindistan, Rusya, Endonezya, Meksika, Brezilya ve Türkiye'nin de içinde bulunduğu E7 ülkelerinin dış ticaretteki konumları oldukça önem arz etmektedir. Bununla birlikte ülkelerin rekabet gücü uluslararası pazarda var olabilmelerini sağlamakla birlikle sürdürebilir büyüme ve kalkınma için önemlidir. Çalışmada E7 ülkelerinin rekabet gücü 1993-2022 yılları arasında emek yoğun sektörde rekabet gücü ölçülmüştür. Rekabet gücünü ölçmek için Balassa'nın Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi kullanılarak analiz yapılmıştır. Analizde SITC Rev.3 2 haneli emek yoğun ürün grubu kullanılmıştır. Endeks sonuçlarına göre, E7 ülkeleri içerisinde Çin emek yoğun sektörde rekabet avantajına büyük oranda sahiptir. Rusya'nın emek yoğun sektörde rekabet avantajına sahip olduğu hiçbir ürün grubu bulunmamaktadır. Hindistan, emek yoğun alanda nisbi olarak rekabet avantajına sahip ülkelerdendir. Türkiye ve Endonezya 13 ürün grubu içerisinde 7 ürün grubunda rekabet üstünlüğüne sahiptir. Özetle; ülkelerin ihracatta sürekli artış göstermesi büyüme açısından önemlidir. Ancak burada sürdürülebilir bir büyüme ve kalkınma için ihracattaki hangi ürün gruplarında artış olduğu daha önemlidir.

İklim Duman
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2024
00
Master'sOpen AccessTR

İş kazası ile insani gelişmişlik endeksi ve alt bileşenleri arasındaki ilişkinin incelenmesi: Seçilmiş OECD ülkelerinde bir uygulama

Toplum, kültürel, ekonomik ve sosyal ilişkilerle birbirlerine bağlanmış insanlar bütünüdür. Çalışanlar için iş ve iş hayatı bu ilişkilerin merkezinde yer alır. Bu nedenle İş Sağlığı ve Güvenliği bütün toplumlar için çok önemlidir. Ülkelerin sosyo-ekonomik gelişmişliği ile İş Sağlığı ve Güvenliği arasında güçlü bir ilişki vardır. İş Sağlığı ve Güvenliği bilincinin yüksek olduğu ülkelerde iş kazaları daha az yaşanmakta ve/veya iş kazaları sonucu daha az kazazede hayatını kaybetmektedir. İş kazası sayıları ülkelerin gelişmişliklerinin bir göstergesi olarak kullanılabilir. Bununla birlikte İnsani Gelişme Endeksi (Human Development Index, HDI)'de yine ülkelerin gelişmişliğinin göstergesi olarak kullanılmaktadır. HDI'nın değerinin artması daha uzun ve daha sağlıklı bir yaşam, bilgili olmak ve iyi bir yaşam standardına sahip olmak anlamına gelmektedir. HDI'nın sağlık, refah ve eğitim olmak üzere üç alt boyutu mevcuttur. Bu çalışmada HDI ve alt boyutları ile iş kazası sayıları arasındaki ilişki kısa ve uzun vadede araştırıldı. Bunun için 1990-2020 yılları arasında bazı seçilmiş OECD ülkeleri (Almanya, İngiltere, Belçika, Fransa, Çekya, Polonya, Slovakya, Macaristan ve Türkiye) için iş kazalarından kaynaklanan ölüm sayıları, insani gelişme endeksi ve alt boyutları panel veri olarak düzenlendi. İlgili değişkenlerin ülkeler için yatay kesit bağımlılığı ve homojenlik testleri dikkate alınarak ikinci nesil panel birim kök testi uygulandı. Pesaran CIPS testine göre ilgili değişkenler birinci farkta durağan elde edildi. Daha sonra iş kazaları ve insani gelişme endeksi arasında eşbütünleşme ilişkinin olduğu Westerlund testi ile elde edildi. Bu ilişkinin daha iyi anlaşılabilmesi için insani gelişmişlik endeksinin alt boyutları ile iş kazalarından kaynaklanan ölüm sayıları arasında uzun dönem ilişkiler elde edildi. Bir politika olarak kişi başına düşen milli gelir iyileştirilerek toplum refahı artırıldığında, sağlık alt yapısı güçlendirilip beklenen yaşam süresi artırıldığında ve eğitime yeni başlayan bir bireyin beklenen eğitim süresini artırmak için politikalar geliştirilip yatırımlar yapıldığında iş kazası ve iş kazasından kaynaklanan ölüm sayılarının azalacağı sonucu elde edildi

ARDLBirim kök testleriEşbütünleşme testleri+4
Rabia Sağır
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İşe alım süreçleri için blokzincir tabanlı bir sistem önerisi

Teknolojinin hızlı gelişimi, hayatı kolaylaştırdığı kadar günlük iş yapış biçimlerimizi de değiştirmektedir. Bu değişimden elbette işgücü piyasası da etkilenmektedir. Günümüzde teknolojinin kaydettiği muazzam ilerlemeye rağmen işe alım süreçlerinde izlenen yöntem aynı oranda teknolojiye ayak uyduramamıştır. İşe alım süreçlerinde adaylardan birçok bilgi ve belge talep edilmektedir. Bu bilgi ve belgelerin teyidi hem ciddi bir emekle uğraş vermeyi hem de zaman kaybı ve maliyet unsurlarını göze almayı gerektirmektedir. Adayların işletmeler tarafından değerlendirilmesinde ise çoğu zaman belirli bir standart bulunmamakta ve her şirket dilediği yöntemle iş görüşmelerini gerçekleştirmektedir. Aday değerlendirme işlemi çoğu zaman görüşmecinin öznel yargılarından etkilenmektedir. Objektif bir görüşme sağlamak için oluşturulan kontrol listeleri dahi görüşmenin anlık gidişatını dikkate almaktadır. Adayın başka görüşmelerde göstermiş olduğu performanslarının değerlendirmeye dahil olması söz konusu olamamaktadır. Bu tez çalışmasında, işe alımlarda zaman ve maliyet israfını önleyecek, daha ekonomik ve şeffaf bir işe alım yöntemi için blokzincir teknolojisine dayanan bir model önerisi sunulmaktadır. Önerilen sistem ile işletmelerin insan kaynakları yetkilileri adayların önceki görüşmelerde gösterdikleri performansları ve diğer insan kaynakları yetkililerinin verdikleri değerlendirme puanlarını görebileceklerdir. Aday değerlendirme puanlarının güvenirliği için basit matematik formülleri oluşturulmuştur. Oluşturulan model ile hem özel sektör hem de kamu kurumları için işe alım sürecinin daha ekonomik, şeffaf ve verimli bir şekilde yönetilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca işe alım süreçlerinin blokzincir teknolojisinin dağıtık ve şeffaf yapısı ile gerçekleşmesi, iş arayanlar için de daha adil bir işe alım sürecinin gerçekleşmesine temel oluşturacaktır.

Eren Aslan
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Karbon ayak izinin zaman serisi veri madenciliği yöntemleri ile tahmini: Türkiye örneği

Sürdürülebilir bir dünya için, iklim değişikliği ile mücadelede atılacak en büyük adım insani faaliyetlerden kaynaklanan emisyonu azaltmaktır. Bu sebeple dünyaya salınan karbon emisyonunun ölçüsü olarak kabul edilen karbon ayak izinin azaltılmasına yönelik çalışmalar önem arzetmektedir. Bu doğrultuda yapılan çalışma, Türkiye'nin gelecek dönem sera gazı emisyon oranlarının tahminini içermektedir. Çalışmada Türkiye'nin 1990-2017 yıllarına ait nüfus, gayri safi yurt içi hasıla, enerji üretimi ve enerji tüketimi parametreleri kullanılarak sera gazı emisyon oranlarının zaman serisi veri madenciliği yöntemlerinden Lineer regresyon, Çok katmanlı algılayıcı ve Sıralı en düşük optimizasyon(SMOreg) algoritmaları ile tahmini gerçekleştirilmiştir. Yapılan tahminlerden hata istatistikleri en küçük olan ve gerçek değerlere en yakın değerleri veren SMOreg algoritması kullanılarak 2018-2030 yılları arasındaki sera gazı emisyon oranı tahmini yapılmış ve yapılan analiz sonucunda Türkiye'nin günümüzdeki seyrini devam ettirdiği sürece sera gazı emisyon miktarının kademeli olarak artarak 2030 yılında 728.301 metrik ton CO2 eşdeğerine ulaşacağı bulgusuna erişilmiştir. İklim değişikliği ile ilgili uluslararası sözleşmelerin çoğunda yer alan Türkiye için ulaşılan tahmin değerleri, Paris iklim sözleşmesinde taahhüt edilen oranın altındadır. Bu durum Türkiye için umut verici olarak değerlendirilse de yapılan diğer çalışmalardaki tahminler göz ardı edilmeden, politika yapıcıların bu doğrultuda politika belirlemesi gerektiği düşünülmektedir.

Karbon ayak iziKarbondioksit salınımıParis Antlaşması+7
Müge Akyol
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Güvenlik personelinin iş tatminine etki eden unsurların incelenmesi

Geçmişten günümüze ülkemizdeki özel güvenlik sektörü büyüyüp gelişerek yeni iş imkânları sunmaktadır. Güncel verilere göre çeyrek milyonun üzerinde özel güvenlik görevlisi aktif olarak çalışmaktadır. Her sene de bu rakam artış trendini sürdürmektedir. Özel sektör endüstrisinin dünya genelinde gelişimini sürdürdüğü düşünüldüğünde ülkemizde de bu gelişim eğrisinin pozitif yönde seyir göstereceğini öngörmek kaçınılmazdır. Ayrıca ülkemizde özel güvenlik çalışanlarının yanı sıra özel güvenlik sertifikası almış şahısların oranın daha yüksek olması dikkat çekicidir. Ülkemizde bir milyonu aşkın bireyin özel güvenlik sertifikasının olduğu belirtilmektedir. Her ne kadar sayısal artış olumlu bir seyir olarak yorumlansa da özel güvenlik çalışanlarının karşılaştığı birtakım olumsuzlukların olduğu da bilinen bir gerçektir. Bu olumsuzluklardan bir tanesinin de iş tatminsizliği olduğu belirtilmektedir. Özel güvenlik personelinde görülen iş tatminsizliği düşük ücret, eğitim durumu ile karakterize olup birçok çalışmada bahsedilen etkenlerin enine boyuna tartışıldığı görülse de diğer bir faktör olan; insan kaynaklarının iş tatminine etkisini direkt olarak değerlendirmedikleri ya da incelemedikleri görülmektedir. Bu sorunsaldan hareketle çalışmamızın amacı iş tatminine etki eden genel geçer kabul görmüş faktörlerden bağımsız olarak insan kaynaklarının alt dalında yer alan yönetici desteği ve algılanan yönetici desteğinin etkisini incelemektir.

Güvenlik görevlisiGüvenlik güçleriYönetici desteği+3
Murat Çiçek
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Yükselen ekonomilerin küresel düzende güç dengesine etkisi: BRICS-T ülkeleri üzerine bir panel veri incelemesi

21. yüzyılda küresel ekonomide yer alan devletler ve yükselen piyasalar, ekonomik güç dengelerinin yeniden şekillenmesinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu bağlamda, BRICS-T ülkeleri (Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin, Güney Afrika ve Türkiye), ekonomik büyüme açısından hızlı yükselişi, artan ticaret hacmi, küresel ve bölgesel olarak yatırımları ile dünya ekonomisinde önemli aktörler haline gelmiştir. Çalışmada, BRICS-T ülkelerinin 2000–2022 yılları arasında makro ekonomik verileri ile ekonomik büyüme analiz edilmiştir. Veri seti, Dünya Bankası, KOF Swiss Economic Institute ve The Heritage Foundation gibi güvenilir uluslararası kurumlardan elde edilmiştir. Verilerin analizi için çalışmada iki ayrı panel nedensellik testi modeli oluşturulmuştur. İlk modelde, (KOF-PGI) bağımlı değişken olarak ele alınmış; Kişi başına düşen milli gelir, Ar-Ge'nin GSYH'ye oranı, ticaret açıklığı, ihracat, doğrudan dışarıdan yatırımın GSYH'ye oranı, brüt sermaye oluşumunun GSYH'ye oranı ve ekonomik özgürlük indeksinin bu indeks üzerindeki etkileri analiz edilmiştir. İkinci modelde ise kişi başına düşen gelir bağımlı değişken olarak kullanılmış ve diğer kurumsal göstergelerin ekonomik büyüme üzerindeki etkileri incelenmiştir. Çalışmada analizler için, Juodis-Karavias-Sarafidis ve Dumitrescu-Hurlin panel Granger nedensellik testleri ile değişkenler arasındaki ilişkilerin yönü belirlenmiştir. Veriler, her ülke için ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler ışığında ülkeye özgü politika önerileri geliştirilmiştir. Analiz sonucunda, yalnızca makroekonomik göstergelere değil, aynı zamanda kurumsal yapıya, teknoloji yatırımlarının etkinliğine ve küresel sistemle entegrasyona dayalı bütüncül kalkınma stratejilerine ihtiyaç duyulduğu vurgulanmıştır. Elde edilen bulgular, literatüre katkı sunarken, yükselen piyasaların sürdürülebilir büyüme politikaları içinde katkı sağlaması hedeflenmektedir.

Abdullah Yıldız
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Dördüncü sanayi devriminin enerji ihtiyacını hidrojen enerjisi karşılayabilir mi?

Zaman içerisinde değişen üretim sistemleri, beraberinde enerji alanında da köklü dönüşümleri getirmiştir. Her bir Sanayi Devrimi, dönemin teknolojik gelişmeleri ve üretim ihtiyaçlarına bağlı olarak farklı bir enerji kaynağını temel almıştır. Günümüzde içinde bulunduğumuz Dördüncü Sanayi Devrimi, dijitalleşme, otomasyon ve yapay zekâ gibi ileri teknolojilere dayalı üretim yapısıyla sürdürülebilir ve yeşil enerji kaynaklarına olan ihtiyacı daha da ön plana çıkarmaktadır. Bu durumun yanı sıra, küresel ısınmanın etkilerinin artması, enerji arz güvenliği endişeleri ve fosil yakıtların çevresel zararları, alternatif ve çevre dostu enerji kaynaklarına yönelimi zorunlu hâle getirmiştir. Bu çerçevede, ülkelerin enerji dönüşüm süreçlerinde hidrojen enerjisi, özellikle son yıllarda stratejik bir konuma ulaşmıştır. Her ne kadar hidrojenin çeşitli kullanım alanları geçmişte de bulunsa da yenilenebilir enerji kaynakları kullanılarak üretilen yeşil hidrojen özelinde yapılan çalışmalar son dönemde önemli ölçüde artmıştır. Pek çok ülke ulusal hidrojen stratejilerini açıklamış, bu alanda büyük ölçekli projeler ve uluslararası iş birlikleri geliştirmeye başlamıştır. Türkiye de bu sürece dâhil olmuş ve 2023 yılında Ulusal Hidrojen Strateji Belgesi'ni yayımlayarak hidrojen teknolojilerine geçiş konusundaki kararlılığını ortaya koymuştur. Bu çalışma kapsamında Türkiye'nin hidrojen enerjisi alanındaki mevcut durumu ele alınmakta; SWOT analizi ile güçlü ve zayıf yönlerinin yanı sıra fırsatlar ve tehditler değerlendirilmektedir. Analiz sonuçlarına göre, Türkiye'nin hidrojen enerjisine geçiş sürecinde güçlü yönlerinin ön planda olduğu görülmektedir. Özellikle zengin doğal kaynaklara sahip olması, güneş ve rüzgâr enerjisi potansiyelinin yüksekliği ve bor madeni rezervleri açısından dünya lideri konumunda bulunması, Türkiye'nin yeşil hidrojen üretimi ve depolamasında önemli avantajlara sahip olduğunu göstermektedir. Öte yandan, yüksek yatırım maliyetleri ve sermaye ihtiyacı gibi faktörler ise geçiş sürecinde öne çıkan temel zayıf yönler arasında yer almaktadır.

Gözde Gökgöz Çoruk
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Lojistik performansı, doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme ilişkisi: Seçilmiş OECD ülkeleri üzerine bir panel veri analizi

Globalleşmenin etkisi ile birlikte lojistik hizmetler ekonomi adına vazgeçilmez bir güç olarak kabul görmeye başlamıştır. Lojistik alanındaki gelişmelerin, ülke ekonomisine gelir getirme, yeni çalışma alanları yaratma ve benzeri olumlu etkileri olduğu gibi başta doğrudan yabancı yatırımlar olmak üzere yatırımları olumlu yönde etkileme ve ticaret hacmini artırma yoluyla ekonomik büyümeyi olumlu etkilemektedir. Lojistik sektörünün iyileşmesi ülke ekonomisini canlandırarak, yeni istihdam alanları sağlayarak gelir yaratmakta ve başta doğrudan yabancı yatırımlar olmak üzere yatırımları olumlu yönde etkilemek ve ticaret hacimlerini artırmak suretiyle ekonomik büyüme üzerinde pozitif bir etkiye sahip olmaktadırlar. Ekonomik büyüme, endüstrinin toparlanmasını sağlamakta ve bu da lojistik hizmet endüstrisinin iyileşmesini sağlamaktadır. Doğrudan yabancı yatırımlara bakıldığında ise kısa dönemde talepleri çekme ve uzun dönemde ise arz etkisi yaratma gibi etkileri ile ekonomik büyümeye pozitif katkı sağlaması beklenmektedir ve hem ev sahibi ülke hem de yatırımcı ülke açısından düşünüldüğünde; doğal kaynakları kullanma, ekonomik büyümeyi teşvik etme, istihdam seviyelerini artırma, üretim ve yönetim bilgisini geliştirme gibi ev sahibi ülkeye birçok fayda sağlamaktadır. DYY'nin yatırım yapılacak bir ülke seçme kararını etkileyen faktörler arasında lojistiği direkt ve dolaylı olarak içerisinde barındıran faktörler yer almaktadır. Bu çalışmada lojistik performans, doğrudan yabancı yatırımlar ve ekonomik büyüme ilişkisi, seçilmiş olan 35 OECD ülkesi üzerinde (Almaya, Belçika, Japonya, Hollanda, Avusturya, Birleşik krallık, Yeni Zelanda, Danimarka, İsveç, İsviçre, Kanada, Finlandiya, ABD, Fransa, İspanya, Lüksemburg, Çek Cumhuriyeti, Avusturalya, Portekiz, Norveç, İtalya, İzlanda, İrlanda, Kore Cumhuriyeti, Polonya, İsrail, Macaristan, Estonya, Slovakya, Şili, Yunanistan, Slovenya, Türkiye, Meksika, Kolombiya) ampirik olarak test edilmek amaçlanmıştır. Ampirik analiz yöntemi olarak panel kantil regresyon analizi tercih edilmiştir. Çalışma sonucunda elde edilen ilgili veriler ile lojistik performans endekisinin kişi başına GSYİH'yı pozitif olarak etkilediği söylenebilmektedir. Alt değerlerde DYY ile kişi başına GSYİH arasında olumlu bir ilişki gözlemlenememişken orta ve üst değerlerde anlamlı ilişkilere rastlanmıştır. Lojistik sektörüne yapılacak yatırımların DYY'ları çeken etkileri söz olduğu gözlemlenebilmektedir. Bu sebeple de söz konusu yatırımlardan kişi başına GSYİH'nın olumlu etkileneceği söylenebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Lojistik, doğrudan yabancı yatırımlar, ekonomik büyüme

Mehmet Selçuk Ayar
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Katılım bankacılığı müşterilerinin finansal teknolojiye dayalı ürün ve hizmet kullanımına yönelik tutumları

Yurtiçinde ve yurtdışında yaşayan çok sayıda insan faiz ve türevlerinden uzak durmak istemekte, bu nedenle de klasik bankalara gitmemekte, klasik bankaların finansal yatırım araçlarından uzak durmaktadır. Bu durum yüksek miktarda fonların âtıl kalmasına ve ekonomide ciddi bir kaybın oluşmasına sebep olmaktadır. Faiz hassasiyeti nedeniyle oluşan âtıl tasarrufları hem ekonomiye dâhil etmek hem de bu tasarrufları faizsiz enstrümanlarla değerlendirmelerine olanak sağlamak amacıyla 1984 yılında Türkiye'de bu konuda önemli adımlar atılarak ilk faizsiz finans kurumu kurulmuştur. Katılım bankacılığı olarak adlandırılan bu bankalar da diğer bankalar gibi teknolojiye dayalı ürün ve hizmetler sunmaktadırlar. Bu çalışmada katılım bankacılığı müşterilerinin finansal teknolojiye dayalı ürün ve hizmet kullanımlarına yönelik tutumları araştırılmıştır. Araştırmanın örneklemini 430 katılımcı oluşturmuştur. Araştırmanın verileri anket yöntemi ile toplanmış SPSS programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçları çalışmanın sonuç kısmında sunulmuştur.

Mustafa Peköz
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Döviz piyasası baskı endeksi ve Türkiye'de ticari kredi kullanımları

Döviz piyasası baskı endeksi, Türkiye'deki döviz kurlarındaki dalgalanmaların ölçüldüğü bir göstergedir. Ticari krediler ise, finansman ihtiyaçlarını karşılamak için kullanılan bir araçtır. Türkiye'de döviz piyasası baskı endeksi, özellikle son yıllarda ekonomik koşulların gidişatıyla önemli hale gelmiştir. Bu bağlamda döviz piyasası baskı endeksi, Türkiye ekonomisinde döviz kurlarındaki dalgalanmaların kontrol edilmesinde etkili bir araç olarak kullanılmaktadır. Bu çalışma döviz piyasasında meydana gelen baskının, Türkiye'de ticari kredi kullanımına ilişkin etkisini ölçmek amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla döviz piyasası baskı endeksi hesaplanmış ardından ticari krediler ile etkileşimi olup olmadığını ortaya çıkarma amacı ile çeşitli analizler yapılmıştır. Döviz ve krediler ile ilgili tanımlamalar yapılmış olup ardından analiz yapılmıştır. Sonuç bölümünde ise yeni politika önerilerinde bulunulmuştur.

Şirin Aşkar
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel iklim değişikliğinin ekonomik yansımaları

İklim değişikliği, günümüz dünyasının en belirleyici endişelerinden biridir ve dünyanın ekosistemlerini büyük ölçüde yeniden şekillendirmiş ve şekillendirme sürecindedir. İklim değişikliği, yeryüzünde sabit bir süreç olmasına rağmen son zamanlarda bu değişimin hızı kat kat artmaktadır. Esas olarak fosil yakıtların kullanılması ile ortaya çıkan sera etkisi neticesinde oluşan iklim değişikliği, tüm dünyada insanları etkilemekte ve yaşamın temel unsurlarından olan suya, gıdaya, sağlığa ve arazi kullanımına dahası temel çevreye erişimi tehdit ederek ülkeler ve ekonomiler için ciddi riskler oluşturmaktadır. İklimin toplumlar üzerindeki etkisini belirlemek, tarihsel ekonomik gelişmeyi anlamak, iklim olaylarına tepki veren modern politikalar tasarlamak ve gelecekteki küresel iklim değişikliğini yönetmek için çok önemlidir. İklim değişikliğinin ekonomik etkilerine ilişkin öngörüler, kullanılan yöntemlere bağlı olarak büyük oranda değişmektedir. Değişiklikler ise küresel ve geleceğe yönelik politika gerektiren uzun vadeli bir sorun ve çözümü olan iklim değişikliği ile mücadelede engel teşkil etmektedir. Diğer taraftan iklim değişikliğinin ekonomik incelenmesi, yerel ve küresel çapta tahminler gerektirmektedir. Çünkü iklim değişikliği risklerine ilişkin ekonomik değerlendirmelerin kapsamlı olması, tüm fiziksel etkileri ve bunlarla ilişkili piyasa ve piyasa dışı maliyetleri içermektedir. İklim değişikliği gibi karmaşık, tüm ekonomiyi ilgilendiren bir konu olarak disiplinler arası, çok sektörlü bir yanıt gerektirmektedir. Öte yandan iklim değişikliğinin ekonomik değerlendirmelerinin kapsamlı olması ve hem piyasa (ör. tarımsal üretim kayıpları) hem de pazar dışı (ör. biyolojik çeşitlilik kaybı veya ölüm ve hastalık maliyetleri) zararları, her yıl meydana gelen afetler de dâhil olmak üzere yüzyıllar içinde gelişen iklim değişikliğinin etkileri, küresel iklim değişikliği etkilerinin eşitsizliği, küresel iklim yaptırımlarına karşı adaptasyon zorluklarını kapsaması gerekmektedir. Bu bilgi ışığı altında bu çalışma iklim değişikliğinin öngörülen ekonomik etkilerinin ne ölçüde olduğu ve bu etkilerin ekonomik boyutta risklerini değerlendirmeyi amaçlamıştır. Araştırmamızda OECD ülkelerindeki veriler ele alınarak söz konusu ülkelerde iklim değişikliğinin ekonomik etkilerini panel veri analizi yöntemiyle belirlemek amacıyla sıcaklık değişimleriyle emek verimliliği, istihdam oranları, gelir dağılımı, yoksulluk ve enflasyon oranları arasındaki ilişki incelenmiş bunun sonucundaysa nedensellik bağıntısının uygun verilere sahip ülkelerde var olduğu tespit edilmiştir.

EkonomiEkonomik etkiEkonomik risk+5
Süleyman Gezgin
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de bankacılık faaliyetlerinde krediler ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin incelenmesi

Ekonomik büyüme ve banka kredileri arasındaki ilişki, ekonomik faaliyetlerin genel seviyesi ile banka kredileri arasındaki ilişkidir. Genellikle, ekonomik büyüme ile banka kredileri arasında pozitif bir ilişki vardır, yani ekonomik büyüme arttıkça bankaların verdikleri krediler de artar. Bu ilişki, bankaların ekonomik büyümeyi desteklemeyi amaçlayan makroekonomik politikaların bir sonucudur. Bankalar, ekonomik büyümeyi desteklemek için kredi verirler ve böylece üretim ve satışların artmasına yardımcı olurlar. Ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla verilen krediler, özellikle KOBİ'lerin üretim ithalat ve ihracat için gerekli finansman kaynağını sağlamaktadır. Bu ilişki, araştırmalar ve analizler ile desteklenmektedir. Ekonomik büyüme ve banka kredileri arasında bir ilişki vardır ve bu ilişki, makroekonomik politikaların önemli bir parçasıdır ve üretim artışına dayanır. Bu konu, geçmişten günümüze birçok araştırmanın konusu olmuştur. Bireysel krediler talebi etkilerken, arzın talebi etkilemesi sonucu inşaat sektörü ve diğer sektörlerin üretim ve satışı doğrudan veya dolaylı olarak etkilenir. Küçük ve orta ölçekli işletmelere yönelik mali destek ve proje destekleri, küçük ve orta ölçekli işletmelerin üretim ve ihracatının teşvik edilmesinde olumlu rol oynamıştır. Bu çalışma, yıllar itibariyle ekonomik büyüme ve bankacılığın gelişimini incelemektedir. Analiz bölümünde, 2007-2021 döneminde bireysel ve KOBİ banka kredileri ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi analiz etmek için veriler kullanılmıştır. Birim kök testleri ile değişkenlerin durağanlık yapılarını ve ARDL analizi ile değişkenler arasındaki uzun dönemli ilişki incelenmiştir.

Banka kredileriBankacılık sektörüBankalar+7
Suna Soylu
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinde sağlık harcamalarının finansmanı BRICS-T ülkeleri örneği

Son yıllarda küresel ekonomiler, beşeri sermayenin önemli bir unsuru olarak görülen sağlık alanına daha fazla önem verdikleri göze çarpmaktadır. Çünkü, sağlık alanına yapılan yatırım ve harcamaların arttırılması ile bireyin yaşam kalitesi yükselmekte, işgücü verimliliği bu durumdan olumlu etkilenerek ekonomik büyüme ve kalkınmanın gerçekleşmesi sağlanmaktadır. Ancak, son 30 yılda gelişmekte olan ülkelerde epidemiyolojik geçiş, yaşanan ekonomik krizler, demografik gelişmeler, nüfusun yaşlanması ile artan kronik hastalıklar sağlık harcamalarını dünya genelinde artmasına neden olmuştur. Bu durum, küresel olarak ülkelerin sağlık finansman sistemlerini ileriye dönük planlamasını gerekli kılmıştır. Özellikle, 1980'li yıllardan sonra hız kazanan küreselleşme hareketiyle tasfiye sürecine giren refah devletinde sağlık hizmetleri neoliberal politikalarla tekrar şekillenmiş, devletin bu alandaki çekilmesiyle özel sektöre bırakılan sağlık hizmetlerinin sunum ve finansmanında da köklü değişiklikler yaşanmıştır. Bu çalışmanın amacı, yükselen ekonomiler olarak bilinen BRİCS-T ülkelerinde küreselleşme ile sağlık harcamaları arasında bir nedensellik ilişkisi olup-olmadığı hususunu makroekonomik değişkenler kullanılarak panel veri analizi yöntemiyle ortaya koymaktır. Çalışma; 2000-2018 dönemini kapsayan 19 yıllık verilerden oluşmaktadır. Çalışmamda kullanılan değişkenler; Ticari Açıklık, KOF Küreselleşme Endeksi, Kişi Başına Düşen Sağlık Harcamaları, Toplam Sağlık Harcamalarının GSYİH içindeki payı, Devlet Sağlık Harcamalarının GSYİH içindeki payı ve Özel Sağlık Harcamalarının GSYİH içindeki payıdır. Panel nedensellik testi sonuçlarına göre, TA'dan SHY'ye doğru çift yönlü, SHY'den TA'ya doğru tek yönlü, KOF'tan SHY'ye doğru çift ve tek yönlü, TA'dan KBG'ye doğru çift ve tek yönlü, KBG'den TA'ya doğru tek yönlü, KBG'den KOF'a doğru çift yönlü, KOF'tan KBG'ye doğru tek yönlü, TA'dan DSH'ye doğru çift ve tek yönlü, DSH'den TA'ya doğru tek yönlü, KOF'tan DSH'ye doğru tek yönlü, TA'dan ÖSH'ye doğru çift yönlü, ÖSH'den TA'ya tek yönlü, KBG'den ÖSH'ye tek yönlü, ÖSH'den KBG'ye yine tek yönlü, KBG'den DSH'ye doğru tek yönlü, DSH'den, KBG'ye doğru ise yine tek yönlü granger nedensellik ilişkisi tespit edilmiştir.

BRICS-TFinansmanKüreselleşme+1
Adem Özkan Durmaz
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Küreselleşme ve salgının gölgesinde uluslararası sermaye hareketleri ve ani duruş sorunu: Türkiye için bir araştırma

Bu çalışmanın amacı küreselleşmenin ülkelere etkisinin pozitif mi yoksa negatif mi olduğu tartışmaları sürerken, 2019 yılının Aralık ayında Çin'in Wuhan eyaletinde ortaya çıkan ve tüm dünyada hızlı bir şekilde yayılarak pandemiye dönüşen COVID-19 salgın hastalığının gölgesinde, uluslararası sermaye hareketlerinin nasıl etkilendiğini araştırmaktır. COVID-19 küresel salgın olarak ilan edildikten sonra sağlık için alınan önlemler tüm dünyada ekonomi üzerinde etkili olmuş, başta tedarik zincirlerindeki aksamalarla kendini gösteren salgının etkileri daha sonra tüm ekonomilere küresel sisteme bağımlılık neticesinde hızla yayılmıştır. Salgının etkileri gelişmekte olan ekonomiler için özellikle önemli olmuştur. Bu ülkelere olan doğrudan yabancı yatırımlar ve piyasalarına olan diğer yatırımların kesilmesi çeşitli zorluklar yaratmıştır. Dolayısıyla gelişmekte olan piyasalarda COVID-19'un uluslararası yatırım pozisyonu üzerindeki etkilerinin incelenmesi önem arz etmektedir. Bu çalışmada savunulan hipotez COVID-19'un doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlardaki değişikliklerin bir nedeni olduğudur. Bu amaçla Türkiye'de COVID-19 vaka sayılarındaki değişimin doğrudan yabancı yatırımlar, portföy yatırımları ve diğer yatırımlardaki değişimlerin bir nedeni olup olmadığı analiz edilmiştir. Ayrıca, geçmişte öne çıkan bazı krizler araştırılarak, COVID-19 ile yaşanan şokun herhangi bir "Ani Duruş" krizine yol açıp açmayacağı tartışılmıştır.

Nermin Güney
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hatay ilinin sektörel ihracat rekabet gücü ve deprem etkisi

Dış ticaretin en önemli kalemi olan ihracat ülkelerin ulusal gelirleri yanında ekonomik kalkınmalarının da en önemli belirleyicilerinden birisidir. Özellikle ihracatın toplam tutarından ziyade bileşimi ve sektörel bazdaki değerleri ekonomik kalkınma açısından çok daha önemlidir. Zira tarım ve sanayi sektöründe görece katma değeri yüksek ihracat ulusal gelire ve ekonomik kalkınmaya daha fazla katkı sağlayacaktır. Ülkeler açısından geçerli olan bu durum elbette ülkelerin bölgeleri ve şehirleri açısından da geçerlidir. Bu bağlamda, bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin tarihsel, kültürel ve sosyo-ekonomik açıdan en önemli şehirlerinden birisi olan Hatay'ın tarım ve sanayi sektöründeki ihracat rekabet gücünün Türkiye içindeki durumunun analiz edilmesidir. 2004-2024 döneminin ele alındığı çalışmada Hatay ilinin sanayi sektörüne ait 13, tarım sektörüne ait 6 alt ürün grubunun ihracat rekabet gücü karşılaştırmalı bir şekilde analiz edilmiştir. Analizlerde ihracat rekabet gücü hesaplamaları için Balassa'nın Açıklanmış Karşılaştırmalı Üstünlük Katsayıları (1965) kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, Hatay ili sanayi sektöründe özellikle Hazır Giyim ve Konfeksiyon, Taşıt Araçları ve Yan Sanayi ve Kimyevi Maddeler ve Mamulleri ihracatında rekabet avantajına sahiptir. Tarım sektöründe ise Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri ve Ağaç Mamulleri ve Orman Ürünleri ihracatında rekabet gücüne sahiptir. Bununla birlikte, 6 Şubat 2023 depremi Hatay ilinin neredeyse tüm sektörlerdeki ihracat rekabet gücünü olumsuz etkilemiştir.

Sonay Kalender
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Sermaye piyasalarında sürdürülebilirlik araştırmalarının şirketlerin finansal performansına etkisi

Sermaye piyasalarında sürdürülebilirlik araştırmaları, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetsel (ESG) performanslarını değerlendiren araştırmalardır. Bu araştırmalar, şirketlerin sürdürülebilir bir şekilde yönetilip yönetilmediğini değerlendirir ve bu bilgileri sermaye piyasalarında yatırım kararları vermek için kullanan yatırımcılar için önemlidir. Son zamanlarda, sürdürülebilirlik araştırmalarının şirketlerin finansal performansı üzerindeki etkisi konusunda daha fazla ilgi gösterilmektedir. Özellikle, ESG performansı düşük olan şirketlerin finansal performansının düşük olma olasılığı daha yüksektir. Bu nedenle, yatırımcılar sürdürülebilirlik araştırmalarının sonuçlarını göz önüne alarak, ESG performansı düşük olan şirketlerden uzak durmayı tercih edebilirler. Ayrıca, sürdürülebilirlik araştırmalarının sonuçları, şirketlerin çevresel, sosyal ve yönetsel riskleri değerlendirmek için kullanılabilir. Bu riskler, şirketlerin gelecekteki finansal performansını olumsuz etkileyebilecek olaylar ve koşullardır. Örneğin, çevresel riskler, doğal afetler ve iklim değişikliği gibi çevresel faktörlerden kaynaklanabilir. Bu çalışmada, Çok Kriterli Karar Verme Yöntemleri' ne göre, BIST Sürdürülebilirlik Endeksi'nde yer alan şirketlerin finansal performans açısından değerlendirildi. Çalışma sonucunda, endekse dahil şirketlerin 2019-2021 yıllarında en iyi finansal performans gösteren ve en kötü finansal performans gösteren şirketlerin sıralama sonucunun bulunması, yöntemlerin karşılaştırılması ve nihai bir yöntemle sıralama yapılarak finansal performansı istikrarlı olan şirketlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Sosyal riskler ise, çalışanların hakları, toplumun beklentileri gibi sosyal faktörlerden kaynaklanabilir. Yönetsel riskler ise, şirket yönetiminde meydana gelebilecek hatalar veya yönetimde oluşabilecek çatışmalar gibi yönetsel faktörlerden kaynaklanabilir. Sürdürülebilirlik araştırmaları, şirketlerin finansal performansı üzerinde olumlu veya olumsuz etkiler yaratabilir.

Nezihe Alkan
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kadınların iş gücüne katılımı ve ekonomik büyümeye katkısı: Kantil regresyon modeli

Kadınların iş gücüne katılımının, onların ekonomik, sosyal ve siyasi alanlarda daha fazla etkin hale gelmesine ve bu durumun da ülkenin ekonomik büyümesine, olumlu katkı sağlamasına yardımcı olduğu düşünülmektedir. Kadınların iş gücüne dâhil olmaları ile üretkenliğin artacağı ve iş gücü piyasasının genişleyeceği vurgulanmaktadır. Böylelikle genel olarak kadınların ekonomik büyümeye katkı sağlayacağı ve bununla beraber toplumsal kalkınma için hayati bir öneme sahip olacağı ileri sürülmektedir. Ayrıca kadınların ekonomik anlamda bağımsızlığının artmasına, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin azalmasına ve kadın haklarının güçlenmesine yol açacağı da var olan düşünceler arasında yer almaktadır. Ancak literatürde kadınların iş gücüne katılımı ile büyüme arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalarda çelişkili sonuçlar yer almaktadır. Yapılan çalışmalarda genellikle ortalamaya dayalı olan regresyon yöntemleri kullanılmaktadır. Ülkelerin gelir düzeylerinin farklı olması ve uç değerlerin bulunması ortalamaya dayalı regresyon yöntemlerinden çok, uç değerlerin dikkate alındığı kantil yönteminin kullanılmasının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda çalışmada, 35 OECD ülkesi için 2000-2020 yılları arasında kadınların iş gücüne katılımının büyümeyi arttırıp arttırmadığı panel kantil regresyon analizi ile araştırılmıştır. Sonuçta GSYH'nin daha düşük seviyelerinde kadınların iş gücüne katılımının büyümeyi istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönde etkilediği sonucuna ulaşılmıştır. Ancak daha yüksek GSYH'ye sahip ülkelerde kadınların iş gücüne katılımı ile büyüme arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır.

İlkay Berberoğlu
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel krizler bağlamında COVİD-19 krizinin Borsa İstanbul üzerine etkileri

Tarih boyunca çeşitli salgınlar ile karşı karşıya kalan insanoğlu, 21. Yüzyılda da birçok salgınla mücadele etmek zorunda kalmıştır. 2019 Aralık ayında Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan Covid-19 salgını küresel dünyada yaşamı durma noktasına getirmiştir. Hayatın her alanında etkili olan salgın, ekonomide de büyük yıkımlar yaşanmasına neden olmuştur. Bu çalışma da Covid-19'un borsa üzerine etkilerini incelemek amaçlanmıştır. Çalışmanın ana fikri Covid-19 vaka sayılarındaki değişimin BIST30 hisselerinin değerindeki değişime nedeni olduğudur. Salgının borsaya etkileri incelenirken Bağımlı değişken olarak Borsa İstanbul'da en fazla işlem gören 30 şirket ile bağımsız değişken olarak Covid-19 vaka sayıları analiz edilmiştir. Analizin ilk aşamasında değişkenler arasındaki birim kök olup olmadığını incelemek için Augmented Dickey-Fuller ve Phillips-Perron testleri kullanılmıştır. Analizin ikinci aşamasında ise bağımlı değişken ve bağımsız değişken arasındaki nedenselliği incelemek için Granger Nedensellik Testi ile Toda-Yamamoto Nedensellik Testi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucunda değişkenlerin haftalık yüzdelik değişimleri arasında nedensellik bulunamadığı sonucuna varılmıştır. Elde edilen sonuca karşılık, değişkenlerin haftalık ortalamaları alınarak tekrar aynı analiz yöntemleri uygulanmıştır. İkinci analiz sonucunda Covid-19 vaka sayısının BIST30'un Granger nedeni olduğuna varılmıştır.

Asya Ökten
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaöğretim öğrencilerinin finansal okuryazarlık düzeylerinin belirlenmesine yönelik bir çalışma: İskenderun örneği

Finansal okuryazarlık kavramı, ekonomik ve finansal gündemin farkında olma, finansal ürün ve hizmetleri anlamak için yetecek bilgiye sahip olarak optimal finansal kararlar alacak kadar sayısal beceri ve yorumlama kabiliyetine sahip olmayı içeren düzenli davranışlar bütünüdür. İçinde bulunulan yüzyılın en önemli konulardan biri olup özellikle geleceğin yetişkinleri olacak gençliğin finansal okuryazar bireyler olarak konunun dışında kalmaması gerekir. Bu çalışma kapsamında ortaöğretim düzeyinde öğrencilerin finansal okuryazarlık seviyelerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu sebeple Hatay ili İskenderun ilçesinde öğrenim gören 371 lise öğrencisinin katılımıyla anket uygulaması gerçekleştirilmiştir. Araştırmada elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilerek sonuçlar yorumlanmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metotlar (Sayı, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) kullanılmıştır. Sonuçların değerlendirilmesi için tanımlayıcı istatistikler, t testi, varyans analizi yapılmıştır. Öğrencilerin finansal okuryazarlık düzeylerinin düşük seviyede olduğu belirlenmiştir. Finansal okuryazarlık seviyesinin cinsiyet, ailenin gelir düzeyi, ebeveynlerin mesleği ve finansal durumları ile okul türünden etkilenmediği sonucuna ulaşılmıştır. Buna karşın finansal okuryazarlık düzeyinin finansal bilgi takip kaynağına, sınıf seviyesine, tasarruf ve yatırım nedenleri ile gelir ve gider kaydı tutma seviyesine göre farklılık gösterdiği ortaya konmuştur. Ortaöğretim düzeyinde öğrenim gören öğrencilerin geleceğe yönelik ekonomik kaygılarının yüksek düzeyde olduğu, finansal okuryazarlık seviyelerinin demografik özelliklerden çok finansal davranışlarla ilgili olduğu, erken dönem uygulamalı finansal okuryazarlık eğitim yöntemleriyle ileriye dönük daha iyi sonuçlar elde edilebileceği, temel düzey finansal kavramların belirlenip eğitim kurumları içinde tanıtılarak lise düzeyinde finansal farkındalık oluşturulması gerektiği gibi sonuçlar çalışmanın önemli noktalarındandır.

Behiye Cantürk
İskenderun Technical University · Institute of Graduate Studies
2023
00