
591
Archived Theses
10
DOIs Assigned
2%
DOI Rate
Discipline
Diyaliz hastalarına yönelik tele-destek uygulamalarının hasta memnuniyeti üzerine etkisi
Giriş ve Amaç: Araştırmanın amacı Trakya Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Kliniğinde diyaliz ünitesinde takipli Hemodiyaliz (HD) ve Periton diyalizi (PD) hastalarında tele-destek uygulamalarının etkinliği ve hasta memnuniyeti üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntemler: Araştırmada, 28 HD ve 28 PD olmak üzere 56 diyaliz hastasına, tedavi sürecine başlamalarıyla birlikte diyaliz hemşireleri tarafından verilen eğitimden ayrı olarak, günlük hayatta hastalıkları hakkında farkındalık düzeylerini arttırabilecek hatırlatmalar ile altı hafta süresince tele-destek sağlanmıştır. Altıncı hafta sonunda yarı yapılandırılmış sorular ile derinlemesine görüşme yapılarak uygulamanın hasta tatminine etkisi incelenmiş, toplanan veriler ışığında temalar ve kelime bulutları oluşturulmuştur. QDA Miner programı aracılığı ile verilerin frekans analizi yapılmıştır. Araştırmanın nicel verileri, taraflar arasında farklılıkların bulunup bulunmadığı ve bu farkın anlamlı olup olmadığı açısından, SPSS 20.0 programı kullanılarak, İstatistiki Anlamlılık T testi ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler, istatistiksel analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: HD ve PD tedavisi gören ve tele-destek hizmeti alan hastaların tema ve alt kod incelemesi kelime sayılarında; hastalar, problemlerini söylemek için hastaneye gitmeden tele-destek hizmeti ile sorunlarının çözülebileceğinin günlük hayata katkı sağlayacağını belirtmişlerdir. Hastalar, uygulamanın geliştirilmesi gereken yönlerinde diyetisyen hizmeti olması gerektiği, ancak uygulamadan bilgi sahibi olmayan hastaların olduğu, tele-destek uygulamalarının içeriği sorulduğunda diyetisyen ve psikolog hizmetine ihtiyaç duyduklarını belirtmişlerdir. Diyaliz tedavisi gören tüm hastalar problemlerini danışmak için hizmete ihtiyaç duymaktadırlar. Sonuç: Yapılan çalışmada; kronik böbrek yetmezliği tedavisi gören hastalar, hastaneye gitmeden sorunlarının çözülmesi konusunda tele-destek uygulamalarını faydalı bulmuşlardır. Hastaların tele-destek içeriğinde psikolog ve diyetisyen desteği almak istedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Diyaliz sürecindeki hastalar, problemlerini danışma konusunda uygulamayı faydalı bulmuşlardır. Gelişen teknolojik değişim ile birlikte tele-diyaliz uygulamaları geliştirilmeli, uygulama kapsamında hastaların tedavi modalitesine uygun gereksinimleri karşılanmalıdır.
Covid – 19 pandemisinin sağlık hizmetleri erişimi üzerine etkisinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu çalışma, COVID-19 pandemisinin sağlık hizmetlerine erişim üzerindeki etkisini analiz etmeyi hedeflemektedir. Pandeminin, genel sağlık hizmetlerine olan talebi ve sistem üzerindeki baskıyı artırdığı, bu durumun özellikle farklı coğrafyalarda ve sosyoekonomik gruplarda erişim sorunlarını ortaya çıkardığı görülmektedir. Bu durum, pandemi sürecinde yaşanan zorlukların ve müdahale stratejilerinin değerlendirilmesini gerektirmekte ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizliklerin belirlenmesine odaklanmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, 2019 ve 2020 yıllarına ait sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım verilerini analiz etmiş ve bu süreçteki değişiklikleri değerlendirmiştir. Veriler altı farklı gruba ayrılarak, her bir grup sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım düzeyini temsil etmiştir. Parametrik ve non-parametrik istatistiksel testler kullanılarak elde edilen sonuçlar, pandemi sürecinde sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım düzeylerindeki değişikliklerin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığını ortaya koymuştur. Çalışmanın örneklemini OECD ülkeleri oluşturmaktadır. Bulgular: Çalışmada COVID-19 pandemisinin OECD ülkelerinde sağlık hizmetlerine erişimi önemli ölçüde etkilediğini bulunmuştur. Hekim ve diş hekimlerine başvurular, aşılama oranları ve ayakta tedavi sayıları gibi sağlık hizmeti kullanım göstergelerinde düşüşler görülmüştür. Ayrıca, ülkeler arasında cerrahi prosedür sayılarında farklı trendler gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmanın bulguları, pandeminin sağlık hizmetlerine erişim üzerindeki uzun vadeli etkisini anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini göstermektedir. Pandemi sürecinde sağlık hizmetlerine erişimi etkileyen faktörlerin belirlenmesinde ve bu konuda daha hassas politikaların ve uygulamaların geliştirilmesi önemlidir.
Yöneticinin etik pozisyonu ve karar verme tarzı arasındaki ilişkinin hastane yöneticileri açısından incelenmesi: Özel bir sağlık grubu örneği
Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı yöneticilerin etik pozisyonları ve karar verme tarzları arasındaki ilişkiyi incelemek ve yöneticilerin etik pozisyonları ve karar verme tarzlarının cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki kıdem gibi demografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın evrenini özel bir sağlık grubu bünyesinde Türkiye'deki 8 ilde faaliyet gösteren 17 hastane ve 8 tıp merkezindeki toplam 239 yönetici oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini gönüllü olarak anket formunu dolduran 102 yönetici oluşturmaktadır. Araştırmada "Genel Karar Verme Tarzları Ölçeği (General Decision Making Scale)" ve "Etik Pozisyon Ölçeği (Ethics Position Questionnaire)" kullanılmıştır. Bulgular: Yöneticilerin kendiliğinden / anlık karar verme tarzı etik pozisyon (χ2=11,387; p=0,010) değişkenine göre anlamlı farklılaştığı ve yöneticilerin etik pozisyonunun kendiliğinden / anlık karar verme tarzı üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) olduğu gözlemlenmiştir. Yöneticilerin rasyonel karar verme tarzı ve idealizm düzeyi arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,337; p=0,001) bir ilişki olduğu ve idealizm düzeyinin rasyonel karar verme tarzı üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) olduğu gözlemlenmiştir. Yöneticilerin sezgisel karar verme tarzı ve idealizm düzeyi arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,218; p=0,028) bir ilişki olduğu ancak idealizm düzeyinin sezgisel karar verme tarzı üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamsız (p>0,05) olduğu gözlemlenmiştir. Yöneticilerin kendiliğinden / anlık karar verme tarzı ve görecilik düzeyi arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,323; p=0,001) bir ilişki olduğu ve görecilik düzeyinin kendiliğinden / anlık karar verme tarzı üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) olduğu gözlemlenmiştir. Yöneticilerin rasyonel karar verme tarzının yaş (U=928,000; p=0,012), eğitim düzeyi (χ2=10,114; p=0,018) ve eğitim hayatı içerisinde etik eğitimi alma durumu (U=800,000; p=0,002) değişkenlerine göre anlamlı farklılaştığı, yöneticinin etik pozisyonunun yaş (χ2=6,510; p=0,046) değişkenine göre anlamlı farklılaştığı, yöneticilerin rasyonel karar verme tarzı ve sezgisel karar verme tarzı arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,253; p=0,010), rasyonel karar verme tarzı ve kendiliğinden / anlık karar verme tarzı arasında düşük düzeyde negatif yönlü anlamlı (r=-0,240; p=0,015), sezgisel karar verme tarzı ve bağımlı karar verme tarzı arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,374; p=0,000), sezgisel karar verme tarzı ve kendiliğinden / anlık karar verme tarzı arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,277; p=0,005), bağımlı karar verme tarzı ve kaçınma karar verme tarzı arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,338; p=0,001), kaçınma karar verme tarzı ve kendiliğinden /anlık karar verme tarzı arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,264; p=0,007) ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç: Araştırma sonuçları, sağlık yöneticilerinin etik pozisyonları ile karar verme tarzları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca yöneticilerin idealizm düzeyinin rasyonel karar verme düzeyine pozitif yönde etkisi olduğu ve görecilik düzeylerinin kendiliğinden/anlık karar verme düzeyine pozitif yönde etkisi olduğu belirlenmiştir. Demografik değişkenler açısından, yaş ve eğitim düzeyinin özellikle rasyonel karar verme tarzı üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Son olarak, eğitim hayatı içerisinde etik eğitimi almış olan yöneticilerin karar verme süreçlerinde daha rasyonel bir yaklaşım sergiledikleri tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, sağlık kurumlarında yönetici seçimi ve gelişimi süreçlerinde etik eğitiminin önemini vurgulamakta ve karar verme süreçlerinde etik ilişkili faktörlerin dikkate alınması gerekliliğine dikkat çekmektedir.
Sağlık çalışanlarının yeşil örgütsel davranışlarının yeşil örgüt iklimi ile ilişkisinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu tez çalışmasının temel amacı, sağlık çalışanlarının yeşil örgütsel davranışlarının yeşil örgüt iklimi ile ilişkisini incelemektir. Araştırmanın diğer bir amacı, yeşil hastane sertifikasına sahip olmayan bir özel hastanede çalışan sağlık çalışanlarının yeşil örgüt iklimi algıları ve yeşil örgütsel davranış düzeyleri ile yeşil hastane sertifikasına sahip olan bir özel hastanede çalışan sağlık çalışanlarının örgüt iklimi algıları ve yeşil örgütsel davranış düzeyleri arasındaki farklılığı değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmada "Yeşil Örgüt İklimi Ölçeği" ve "Yeşil Örgütsel Davranış Ölçeği" ölçekleri kullanılmıştır. Anket formunun son bölümünde sağlık çalışanlarının çevreye karşı bireysel sorumlulukları ve kurumlarının sorumlulukları hakkındaki görüşlerini değerlendirebilmek adına iki açık uçlu soruya yer verilmiştir. Çalışma yeşil hastane sertifikasına sahip olmayan bir özel hastanede ve yeşil hastane sertifikasına sahip bir özel hastanede 10.07.2023- 25.07.2023 tarihleri aralığında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 297 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Araştırmanın istatistiksel analizleri için IBM SPSS Statistic 25.0 istatistik programı, yapılandırılmış açık uçlu soruların analizleri için MAXQUDA 2020 programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının yeşil örgüt iklimi algı düzeyi ve yeşil örgütsel davranış düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yeşil hastanede çalışan sağlık çalışanlarının yeşil olmayan hastane çalışanlarına oranla daha yüksek yeşil örgüt iklimi algı düzeyine ve yeşil örgütsel davranış düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Sağlık yöneticileri geleceğin çevre dostu sağlık hizmetleri sistemlerini şekillendirmede temel bir itici güç olacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda çevresel sürdürülebilirlik ve çevre yönetimi konularında yetkinliğe sahip sağlık yöneticileri, kurum içi çevre eğitimleri, liderlik desteği ve sürdürülebilir yönetim uygulamalarının yaygınlaştırılması, çevresel sorumluluk bilincinin güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Yeşil Örgüt İklimi, Yeşil Örgütsel Davranış, Sağlık Çalışanları, Yeşil Hastane, Sağlık Yönetimi
Sosyal medyanın hedonik ve faydacı değeri ile sosyal medya yorgunluğunun iş performansı üzerine etkisi: Sağlık sektöründe bir uygulama
Sosyal medya, iş yeri dâhil hayatın her alanında sıkça kullanılmaktadır. Çalışanın sosyal medyayı ihtiyaç odaklı doğru kullanımı iş performansına fayda sağlayabilir. Fakat çalışanın sosyal medyayı hedonik nedenlerle çok fazla kullanması sosyal medya yorgunluğuna, iş performansı düşüklüğüne ve yaptığı işi aksatmasına neden olabilir. Sağlık sektöründe bir sağlık çalışanın işini aksatması insan hayatına etki edebileceğinden hayati derecede önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle çalışma, sosyal medyanın iş performansı üzerindeki etkisinin sağlık sektöründe araştırılması açısından önemlidir. Çalışmanın amacı, sosyal medyanın hedonik ve faydacı değeri ile sosyal medya yorgunluğunun, Edirne'de görev yapan sağlık çalışanlarının iş performansları üzerine etkilerini tespit etmektir. Bu bakımdan öncelikle literatür taraması yapılmış ve aralarında ilişki olduğu düşünülen değişkenleri içeren bir model oluşturulmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak elektronik anket; örnekleme yöntemi olarak kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya 393 kişi katılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20 programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde öncelikle ölçeklerin güvenilirlikleri Cronbach Alfa Katsayı yöntemi ile test edilmiş sonra her ölçek için açımlayıcı faktör analizi (AFA) gerçekleştirilmiştir. Sonrasında, araştırma kapsamında araştırılan hipotezlerin testi için çoklu regresyon ve korelasyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler, sosyal medyanın hedonik ve faydacı değeri ile sosyal medya kullanımının sağlık çalışanlarının iş performansı üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisi olduğunu, ancak sosyal medya yorgunluğunun sağlık çalışanlarının iş performansı üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucunu ortaya koymuştur.
COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık okuryazarlığı ve pandemiye yönelik algıların ilişkisi
Sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlık konusunda fikir sahibi olabilmelerine ışık tutarak, genel sağlık durumları hakkındaki bilgileri algılayıp anlamlandırabilmesidir. Bireylerin sağlıkları konusunda bilgi sahibi olabilmeleri, sağlıklarında yaşayabilecekleri olumsuzlukları yönetebilmelerini sağlayacaktır. Küresel dünya düzeninin değişmesi sebebiyle yaşanan olumsuzluklar insanların sağlıklarına doğrudan yansımakta ve bu durum sağlık okuryazarlığının gün geçtikçe önem kazanmasını sağlamaktadır. Günümüzde yaşanan COVID-19 pandemisi de sağlık alanında yıkıcı etkiler yaratmış, hükümet ve sağlık otoritelerinin pandemi karşısında müdahalelerde bulunmasına sebebiyet vermiştir. Tüm bunların yanında COVID-19 hakkında bilgilerin günümüz teknolojileriyle hızlı ve kolay yayılması, bireylerin COVID-19 pandemisine yönelik algılarının şekillenmesinde önemli derecede rol oynamış ve sağlık okuryazarlığının önemini gözler önüne sermiştir. Bu çalışma, COVID-19 pandemisi sürecinde bireylerin sağlık okuryazarlık seviyelerini ve sağlık okuryazarlık seviyelerini etkileyen faktörleri belirlemek, COVID-19 pandemisine yönelik genel ve nedenler algısını değerlendirmek ve COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık okuryazarlığı ve pandemiye yönelik belirtilen algıların ilişkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Edirne merkez mahallelerinde ikamet eden 18 yaş ve üzeri bireyler esas alınarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Yapılan anket sonucunda elde edilen veriler parametrik ve parametrik olmayan testler kullanılarak istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen analiz sonucunda hem ölçeğin genelinde hem de alt boyutlarında Edirne ili merkez mahallelerinde ankete katılanların yaklaşık %30-%32'sinin yeterli sağlık okuryazarlık seviyesine sahip olduğu bulunmuştur. Bireylerin sağlık okuryazarlığı seviyelerinin ve COVID-19 pandemisine yönelik algılarının bazı demografik özelliklere göre farklılık gösterirken bazılarına göre farklılık göstermediği belirlenmiştir. Farklı SOY düzeyine sahip bireylerin COVID-19 pandemisine yönelik algılarının farklılık gösterip göstermediği, ele alınan ölçeğin boyutlarına göre değişmektedir.
Acil sağlık hizmetleri istasyonlarının sürdürülebilir kalkınma açısından analizi: Lüleburgaz örneği
İnsanlık, tarihi boyunca varlığını sürdürebilme ve sağlıklı olma hali iç güdüsüyle hareket etmiştir. Bu yaklaşım tarihsel dönemlerde farklılıklar göstermiş ve evrimleşmiştir. Sağlıklı olma arzusu 20. yüzyılda Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanımlanmış olmasına karşın her ülkede ve her coğrafyada sağlık kavramının farklı algılanabildiği görülebilmektedir. Sağlık kavramına bakış ilk yardım ve acil müdahale konularında da her ülkenin kendi yapısına yönelik hedef ve amaçlarla ilerlemesine yol açmıştır. Her bireye eşit sağlık sunabilme talebi, gelişen ekonomiler ve artan nüfusun sonucu olarak sürdürülebilir kalkınma kavramı ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir Kalkınma kısıtlı kaynakların mevcut ve gelecek nesillere yetecek şekilde kullanılması ve planlanması olarak açıklanmaktadır. Bu çalışmada eşit ve kaliteli sağlık sunumu talebinin kısıtlı kaynaklarla mevcut ve gelecek nesillere yetebilmesi adına yapılacak planlamalar, 2015 yılında Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen 17 ana hedef ve 169 alt hedefi bulunan sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerinden acil sağlık hizmetleri istasyonlarının analizi ortaya konmaktadır. Çalışmada somut çıkarım ve derinlemesine analizler yapılabilmesi adına pilot istasyon olarak Lüleburgaz 5 numaralı Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu seçilmiştir.
Türkiye'de 1980 sonrası dönem mesleki sağlık risklerinin analizi
Sanayi inkılabıyla birlikte hemen her alanda devrimsel değişiklikler oluşmuştur. İş kazası ve meslek hastalıklarının tanımlanması da bu döneme denk gelir. Geçmişte de çalışıyorken kaza veya hastalık oluşması mümkündür. Ama sanayi inkılabına kadar büyük sanayi işletmeleri yoktu. Tarım toplumunda nüfusun çoğunluğu da geleneksel geniş aileden oluşuyordu ve ağırlık olarak kırda yaşıyordu. Geleneksel geniş ailede de geniş bir aile içi otokoruma mevcut olduğundan, aile işletmesi özelliğindeki çiftliklerde yaşanabilecek kaza veya hastalıklar karşısında aile üyeleri arasında dayanışmayla çözüm aranıyordu. Dolayısıyla değişen üretim yapısı, aile yapısı, yerleşim yapısı beraberinde geçmişte bireyin ve ailesinin sorumluluğundaki kaza ve hastalıklara karşı devlet korumasını gerekli kıldı. Almanya'da da sosyal sigortaların oluşturulmasındaki temel hareket noktası, iş kazası ve meslek hastalıklarına karşı korumayı içerecek sigorta kolu oluşturmaktı. Bu sigorta kolu ilk oluşumundan bu yana yüz elli yıla yaklaşan sürede dünyanın neredeyse tamamına yayıldı. İhtiyaç da iş güvenliği önlemlerine rağmen sanayinin yaygınlaşmasıyla giderek arttı. Bu çalışmada iş kazası ve meslek hastalıklarının Türkiye'deki durumunun analiz edilmesi amaçlandı. Dönem olarak 1980'den günümüze gelişim alındı. Literatür değerlendirmesinin yanı sıra ekonometrik analiz de gerçekleştirildi. Ekonometrik analiz olarak Granger nedensellik analizi kullanıldı. Elde edilen bulgular sektörlere göre istihdam hacminin iş kazası hacminin Granger nedeni olmadığını, ancak bir önceki yıla göre değişimde istihdam hacmi değişiminin iş kazasındaki yıllık değişimin Granger nedeni olduğunu gösterdi. Hâlbuki istihdam hacmi veya istihdamdaki yıllık değişimin meslek hastalığı üzerinde GRANGER nedenselliğinin olmadığı sonucuna varıldı.
Sağlık kuruluşlarındaki atık yönetiminin değerlendirilmesi: Meta analiz çalışması
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki sağlık çalışanlarının tıbbi atık yönetimi konusundaki bilgi, farkındalık ve uygulama düzeylerini meta analiz yöntemiyle değerlendirmek ve mevcut eksiklikleri sistematik olarak ortaya koymaktır. 2019–2023 yılları arasında yayımlanan ve sağlık çalışanları üzerine yapılmış toplam 8 çalışma meta analiz yöntemi ile incelenmiştir. Random Effects (rastgele etkiler) modeli kullanılarak analiz yapılmış; heterojenlik ve yayın yanlılığı testleri uygulanmıştır. Analize dahil edilen çalışmalarda, sağlık çalışanlarının bilgi düzeyleri ve uygulamaları arasında anlamlı heterojenlik (I²>%75) tespit edilmiştir. Funnel plot analizi ve Egger-Begg testleri sonucunda yayın yanlılığı bulunmadığı görülmüştür. Türkiye'de sağlık çalışanlarının tıbbi atık yönetimi konusundaki bilgi düzeylerinde bölgesel farklılıklar ve genel olarak yetersizlikler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, eğitim ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi önerilmektedir. Sonuç olarak, tıbbi atık yönetimi, çevresel etkilerin azaltılması ve toplum sağlığının korunması için önemli bir süreçtir. Sağlık kuruluşlarında atık yönetiminin etkili bir şekilde uygulanması, çevresel ve sosyal faydalar sağlayabilir. Literatürdeki çalışmaların meta analiz yöntemiyle değerlendirilmesi, tıbbi atık yönetimi politikalarının geliştirilmesine ve uygulanmasına katkı sağlayabilir.
Problem çözme becerisi ve çatışma yönetimi ilişkisinde, duygusal zekanın aracı rolü: Sağlık çalışanları üzerinde bir araştırma
Bu araştırmanın amacı, sağlık çalışanlarında problem çözme becerileri ile çatışma yönetimi stilleri arasındaki ilişkide duygusal zekânın (DZ) aracı rolünü incelemektir. Çalışma, Trakya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan 270 katılımcıyla betimsel-ilişkisel desende yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Problem Çözme Envanteri (PÇE), Çatışma Eylem Stilleri Ölçeği (ÇESÖ) ve Duygusal Zekâ Özelliği–Kısa Form (DZÖÖ-KF) ile toplanmıştır. DZÖÖ-KF dört kısa alt boyut içerir: iyi oluş (yaşam doyumu/iyimserlik), öz kontrol (duygu ve dürtü düzenleme), duygusallık (duyguları fark etme/ifade), sosyallik (kişilerarası etki/iletişim). Analizlerde çoklu regresyon ve aracılık modelleri kullanılmıştır. Bulgular, DZ'nin çatışma stillerinin güçlü bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir: DZ kolaylaştırıcı ve uzlaştırmacı stilleri anlamlı ve pozitif; kaçınmacı stili anlamlı ve negatif yönde yordar. Sağlık bağlamına özgü olarak, DZ'nin zorlayıcı ve karşı koyucu stillerle de pozitif ilişkisi bulunmuştur. PÇE alt boyutlarından düşünen ve değerlendirici yaklaşımlar işbirlikçi stilleri artırırken, aceleci ve aşırı kendine güvenli yaklaşımlar bu stilleri zayıflatmıştır. Aracılık analizleri, özellikle uzlaştırmacı ve kolaylaştırıcı yollarda DZ'nin kısmi aracı olduğunu; kaçınmada DZ'nin doğrudan azaltıcı etkisine karşın aracılığın görülmediğini; zorlayıcı stilde ise kendine güvenli yaklaşım → zorlayıcı yolunda tam aracılık bulunduğunu göstermiştir. Demografik karşılaştırmalarda (p<.05), genç ve kıdemsiz gruplarda acelecilik/kaçınma daha yüksek; DZ ve analitik eğilimler kıdemle artmaktadır. Sonuç olarak, sağlık kurumlarında çatışmaları yapıcı biçimde yönetmek için DZ becerilerinin ve analitik/değerlendirici problem çözme stratejilerinin birlikte güçlendirilmesi kritik önemdedir; DZ özellikle kaçınmayı zayıflatmak, uzlaştırmacı/kolaylaştırıcı eğilimleri güçlendirmek yoluyla başlıktaki "aracı rol" hipotezini desteklemektedir.
Benin Cumhuriyeti'nde yaşayan diyabet ve kardiyovasküler hastalığı olan bireylerde sağlık hizmetlerine erişim, sağlık politikası algısı ve hastaların iyilik halinin karşılaştırılması
Bu çalışma, Benin Cumhuriyeti'nde diyabet ve kardiyovasküler hastalığı bulunan bireylerin sağlık hizmetlerine erişim düzeyleri, sağlık politikalarına ilişkin algıları ve iyilik hallerini karşılaştırmalı olarak incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın temel hedefi, kronik hastalık türünün bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini, politika algılarını ve yaşam kalitelerini ne ölçüde etkilediğini ortaya koymaktır. Araştırma, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı nitelikte kesitsel bir tasarım kullanılarak yürütülmüştür. Veriler, 2024 yılında Benin Cumhuriyeti'nin çeşitli bölgelerinde yaşayan toplam 408 katılımcıdan yapılandırılmış anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Katılımcılar, diyabet (n=183) ve kardiyovasküler hastalık (n=225) tanısı almış bireylerden oluşmuştur. Veriler SPSS 27.0.1 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Frekans ve yüzde dağılımlarıyla birlikte, Ki-kare testi, Mann–Whitney U testi ve Kruskal–Wallis testi uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, iki hastalık grubu arasında sağlık hizmetlerine erişim açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir (p>0.05). Her iki grup da ulaşım, tedavi masrafları ve ilaç temininde benzer zorluklar yaşamaktadır. Sağlık politikalarına ilişkin algı bakımından da anlamlı bir fark saptanmamış, ancak katılımcıların çoğu mevcut sağlık politikalarının yeterince etkili olmadığı görüşünü belirtmiştir. Buna karşın, iyilik hali ve yaşam kalitesi boyutunda anlamlı farklılıklar gözlenmiştir (p<0.05). Kardiyovasküler hastalığı olan bireylerin stres ve kaygı düzeyleri daha yüksek, günlük aktivitelerdeki kısıtlanma oranı daha fazladır. Sonuç olarak, Benin'de sağlık hizmetlerinin yapısal eşitsizlikleri azaltmak, sağlık politikalarının görünürlüğünü artırmak ve kronik hastalıklara yönelik psikososyal destek mekanizmalarını güçlendirmek için kapsamlı bir yaklaşım gerekmektedir. Bu çalışma, Benin sağlık sistemi içinde kronik hastalıkların yönetiminde hem tıbbi hem de sosyal faktörlerin bütüncül biçimde ele alınmasının önemini vurgulamaktadır.
Sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinde umutsuzluk ve iş güvencesizliği algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi
Giriş ve Amaç: Bu araştırma, Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin iş güvencesizliği algısı ile umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, öğrencilerin karşılaştığı akademik ve mesleki belirsizliklerin psikososyal yansımalarını anlamaya yönelik bir çerçeve sunmaktadır. Bu kapsamda araştırma; öğrencilerin umutsuzluk düzeylerini azaltmaya, geleceğe yönelik olumlu bakış açılarını güçlendirmeye, mesleki motivasyonlarını ve öz-yeterlik algılarını desteklemeye odaklanmaktadır. Ayrıca kariyer planlama süreçlerine katkı sağlamak ve eğitim ortamlarında 21. yüzyıl becerilerinin geliştirilmesini desteklemek de çalışmanın amaçları arasındadır. Elde edilen bulguların, rehberlik hizmetleri, akademik danışmanlık sistemleri, kariyer merkezleri ve eğitim politikaları açısından uygulanabilir öneriler sunması beklenmektedir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın evrenini, Edirne ili Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem, bu evrenden kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan öğrencilerden meydana gelmiştir. Veriler yüz yüze anket tekniği ile toplanmıştır. Veri toplama aracı üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde katılımcıların demografik özelliklerini belirlemeye yönelik ifadeler, ikinci bölümde öğrencilerin iş güvencesizliği düzeylerini ölçmeye yönelik İş Güvencesizliği Ölçeği, üçüncü bölümde ise umutsuzluk düzeylerini belirlemeye yönelik Beck Umutsuzluk Ölçeği yer almaktadır. Beck Umutsuzluk Ölçeği; gelecek ile ilgili duygular, motivasyon kaybı ve gelecek ile ilgili beklentiler olmak üzere üç alt boyuttan oluşmaktadır. Toplam 990 öğrenciden elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sürecinde tanımlayıcı istatistikler, güvenilirlik analizi (Cronbach Alfa), normallik testleri, korelasyon analizi, gruplar arası farkların incelenmesi (Mann–Whitney U, Kruskal–Wallis), gruplar arası anlamlı fark bulunması durumunda Post-Hoc testi ve son olarak ikili lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Yapılan normallik değerlendirmeleri sonucunda araştırma değişkenlerinin normal dağılım varsayımını karşılamadığı belirlenmiş ve bu nedenle gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik olmayan testlere başvurulmuştur. Ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirlik incelemesi kapsamında iç tutarlılık katsayıları hesaplanmış ve faktör analizi yapılmıştır. Bulgular: Cinsiyet açısından iş güvencesizliği ve toplam umutsuzlukta anlamlı fark bulunmazken, umutsuzluğun motivasyon kaybı boyutunda erkek öğrenciler lehine bir artış görülmüştür. İş tecrübesi iş güvencesizliği algısını belirgin biçimde değiştirmezken, deneyimi olmayan öğrencilerde umutsuzluk ve özellikle geleceğe yönelik beklentilerde olumsuzluk daha belirgindir. Bölümler arasında iş güvencesizliği bakımından anlamlı farklar bulunmuş, sağlık yönetimi öğrencileri daha yüksek güvencesizlik algısı bildirmiştir. Korelasyon analizleri iş güvencesizliği ile umutsuzluk ve alt boyutları arasında pozitif ilişkiler olduğunu göstermiş; lojistik regresyon sonucunda ise iş güvencesizliği puanındaki bir birimlik artışın öğrencilerin umutsuz olma olasılığını yaklaşık 3,3 kat artırdığı, cinsiyetin kısmen etkili olduğu, yaş ve iş tecrübesinin ise sınırlı bir rol oynadığı belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırma, sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin iş güvencesizliği algısı ile umutsuzluk düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ve bu ilişkinin bazı sosyo-demografik özelliklere göre kısmen farklılaştığını göstermiştir. Öğrenciler genel olarak orta düzeyde iş güvencesizliği algılamakta; bu algı cinsiyet ve iş tecrübesine göre değişmezken bölüm ve sınıf düzeyine göre farklılık göstermektedir. Özellikle Sağlık Yönetimi öğrencilerinde iş güvencesizliği algısının daha yüksek olması, mezuniyet sonrası istihdam belirsizliğine daha duyarlı olduklarını düşündürmektedir. Umutsuzluk düzeyi genel olarak değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermese de motivasyon kaybı ve geleceğe ilişkin beklentiler boyutlarında erkek ve iş tecrübesi olmayan öğrenciler aleyhine sınırlı farklılıklar bulunmuştur. Analizler, iş güvencesizliği arttıkça umutsuzluğun da arttığını ve iş güvencesizliğinin umutsuzluğun güçlü bir yordayıcısı olduğunu ortaya koymuştur.
G-20 ülkelerinde sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin analizi
Bu çalışmada G-20 ülkelerinden Türkiye'nin de dahil olduğu 8 ülkenin ( Kanada, Almanya, İtalya, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Türkiye, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri ) 1982-2017 yıllarındaki verileri kullanılarak sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki panel verileri kullanılarak ekonometrik olarak analiz edilmiştir. 1980-2017 yılları arasında kişi başına kamu sağlık harcamaları, kişi başına özel sektör sağlık harcamaları ve ekonomik büyümeyi temsil eden kişi başına gayri safi yurt içi hasıla değişkenlerine ilişkin panel veri analizi kullanılmış, STATA kodları kullanılarak STATA 13 paket programıyla analiz edilmiştir. Analizde öncelikle değişkenliklerin durağanlıkları panel birim kök testleri ile sınanmış ve tüm değişkenlerin 1. farklarında durağan olduğu görülmüştür. Çalışmanın devamında değişkenlerin aralarındaki nedensellik ilişkisi PANEL granger nedensellik testi ile analiz edilmiş ve analiz sonucunda ekonomik büyümeden hem kamu sağlık hem özel sağlık harcamasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu kamu sağlık harcamasından özel sağlık harcamasına tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Panel Birim Kök Testleri iki kısımda incelenmiştir. Birinci kısımda, Im, Peseran, Shin (2003) ve Fisher odaklı (ADF ve PP testleri gibi), bireysel birim kök testleri, ikinci kısımda ise, Levin, Lin, Chu (2002); Breitung (2000) ve Hadri (2000) birim kök testleri kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca incelenen dönemde kamu ve özel sektör sağlık harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri varyans ayrıştırması ve etki tepki analiz yöntemleri ile ortaya konulmuştur.
Doğal afetlerin ekonomik büyümeye etkileri: Türkiye 1960-2018 dönemi
Bu tez çalışmasının amacı Türkiye'de 1960-2018 yılları arasında yaşanan doğal afetlerin yaşattığı maliyet ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi zaman serisi verilerinin kullanarak analiz etmektir. Çalışmanın ilk bölümünde doğal afet kavramı, unsurları ve maliyetleri açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, doğal afetlerin ekonomik etkilerine değinilmiştir. Çalışmanın ampirik kısmında ise Türkiye'de yaşanmış doğal afetlerin ekonomik büyümeye etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda Türkiye'de 1960-2018 yılları arasında yaşanan doğal afetlerin maliyeti ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde negatif bir ilişki olduğu ve nedenselliğin ekonomik büyümeden doğal afet maliyetine doğru olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğal Afet, Ekonomik Büyüme, Maliyet, Doğal Afetlerin Ekonomik Etkileri
Covid-19 pandemisinde hekim ve hemşirelerde mobbing ve tükenmişlik: Tekirdağ'da bir üniversite hastanesi örneği
Bu çalışmanın amacı Tekirdağ ilinde bulunan bir üniversite hastanesinde hizmet veren hekim ve hemşirelerin COVID-19 döneminde mobbing algısı, tükenmişlik düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması 25 Mayıs-25 Ağustos 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesinde yüz yüze görüşme yöntemi ve çevrimiçi programlar aracılığıyla toplamda 151 hekim ve hemşire ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyo-demografik özellikler ve COVID-19 ile ilişkili sorular bulunan kişisel bilgi formuna ek olarak, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış iki ölçek kullanılmıştır. Bu Ölçekler; 1. Mobbing algısını ölçmek için Leymann Mobbing Ölçeği (LMÖ) ölçeği, 2. tükenmişlik düzeyini belirlemek amacıyla Maslach Tükenmişlik Ölçeği'dir (MTÖ). Çalışmanın yapılabilmesi için Sağlık Bakanlığı, çalışmanın yürütüldüğü kurumu ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Girişimsel Olmayan Çalışmalar Etik Kurulu izinleri ve çalışmaya dahil olanların onayları alınmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 26.00 programı kullanılmıştır. Çalışmaya katılanların %58,9'u kadın, yaş ortalaması 35±10 idi; %49,7'i yüksek lisans ve üzeri eğitime sahipti, %54,3'ü hemşire, %38,4'ü akademisyendi. Katılımcıların çoğunluğu, pandemi koşullarında çalışma koşullarının kötü yönde değiştiğini (%53,0), iş yükünün arttığını (%62,3), hastalığa karşı korku ve endişenin duyulduğunu (%86,1) belirttiler. Çalışma grubundan %83,07'si mobbing davranışına maruz kaldığını, %17,93'ü hiç mobbinge maruz kalmadığını ifade etti. Katılımcıların LMÖ ortalama puanı: 4,64±0,47 idi. Katılımcılar, en çok (%79,31) Mobbing Ölçeği "İletişim Biçimini Engelleme" alt boyutuna (3,85±1,05 ortalamayla "hakkımda dedikodu yapıldı" maddesi) en yüksek mobbing ifadesi; en az (%30,34) "Sağlığa Yönelik Saldırılar" alt boyutuna ve 4,94±0,22 ortalamayla "cinsel tacize uğradım" maddesine maruz kaldıklarını ifade ettiler. MTÖ duygusal tükenmişlik alt boyutu ortalaması 14,93±8,50, duyarsızlaşma alt boyutu ortalaması 6,00±4,42 ve kişisel başarı alt boyutu tükenmişlik ortalaması 13,37±6,93 olarak hesaplandı. Bu değerler katılımcıların düşük düzeyde tükenmişlik yaşadıklarını göstermektedir. Çalışma grubunun yarısından fazlasının COVID-19 kaynaklı yaşamlarının olumsuz etkilendiği, büyük çoğunluğunun mobbinge maruz kaldığı algısı yaşadığı; grubun düşük düzeyde de olsa tükenmişlik yaşadıkları ancak bunun dışında COVID-19 kaynaklı ortaya çıkabilecek hem mesleki hem sosyal hem de yakın sosyal çevrelerinde kimi olumsuzluklar yaşadıkları saptandı. Bu doğrultuda COVID-19 pandemisi gibi toplumsal olağan dışı durumlara karşı hazırlıklı olmak ve sağlık çalışanlarına sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının sağlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mobbing, Tükenmişlik, COVID-19, Üniversite Hastanesi, Sağlık Çalışanları
Sağlık personelinin sağlık turizmi farkındalığı üzerine bir araştırma: Tekirdağ ili örneği
Bu araştırmanın amacı, sağlık personelinin sağlık turizmi faaliyetlerindeki farkındalıklarını ölçmek, bu faaliyetlerdeki etkinliklerini ortaya koymak ve sağlık turizminin ülke imajı açısından ne kadar önemli olduğunu vurgulamaktır. Araştırmanın amacı doğrultusunda sağlık çalışanlarının sağlık turizmine yönelik farkındalıklarına ilişkin algılarının ölçüldüğü "Sağlık Turizmi Algı Ölçeği" kullanılmıştır. Sağlık turizmi algı ölçeği ile sağlık çalışanlarının; sağlık turizminin etkilerine yönelik algıları, sağlık turizminin sorunlarına yönelik algıları, sağlık kurumlarının kurumsal yeterliliklerine yönelik algıları ve Tekirdağ ilinin sağlık turizmi potansiyeline yönelik algılarının ölçülmesi hedeflenmektedir. Araştırma sonuçları doğrultusunda kişilerin ölçeğe yönelik algılarının cinsiyete göre değişiklik göstermediği ve gruplar arasında anlamlı bir farklılık olmadığı anlamına gelmektedir. Kişilerin sağlık turizminin etkilerine yönelik algılarının yaşa göre ortalama farklılıkları incelendiğinde; 18-25 yaşındaki kişilerin sağlık turizminin etkilerine yönelik algıları, 36-45 ve 46 yaşın üzerindeki kişilerden daha yüksektir.Kişilerin sağlık turizminin etkilerine yönelik algılarının eğitim düzeyine göre ortalama farklılıkları incelendiğinde; ortaokul mezunu olan kişilerin sağlık turizminin etkilerine yönelik algıları, lise, yüksekokul, yüksek lisans ve doktora mezunu olan kişilerden daha düşüktür.
Viral salgınlar perspektifinde salgın yönetimi değerlendirmesi: SARS-COV-2 örneği
Sağlık, kişinin hem ruhen ve hem de bedenen kendini iyi hissetme halidir. Sağlıklı hissetme hali içgüdüsel olarak gelişmektedir. Canlılar bedenlerindeki herhangi bir aksaklık durumunda içgüdüsel dürtü ile oluşan sorunları giderme eğilimine girmektedirler. Hastalıklar, insanlık tarihi ile birlikte varlıklarını sürdürmektedirler. Kişinin yaşam kalitesinin büyük bir kısmını sağlık ölçütü belirlemektedir. Bulaşıcı hastalıkları ele aldığımızda, milyonlarca insanı etkisi altına aldığı görülmektedir. Bulaşıcı hastalıklar her dönem bulundukları toplumda tehdit unsuru olarak varlığını sürdürmektedir. Gelişen bilim ve teknoloji ile birlikte günümüz çağında virüslerle savaşmak daha avantajlı hale gelmiştir fakat bilim ve teknolojinin dezavantajlı yönü de bulunmaktadır, virüsler artık biyolojik silah olarak da kullanılmaktadır. Çalışmada geçmiş, dönemlerde yaşanılan salgın hastalıklar, salgın hastalıkların varlığını sürdürdüğü dönemlerde alınan önlemler ve tedavi yöntemleri, hastalığın sona erdirilmesi ya da etkisinin azaltılması için yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Bu çalışmalar işlenirken koruyucu sağlık hizmetlerinin önemine değinilmiştir. Hastalıklar oluşmadan ya da oluştuğu dönemlerde alınması gereken tedbirler ve bu tedbirlerde koruyucu sağlık hizmetlerinin önemi ele alınmıştır.
Sağlık sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin uzun dönemli borçluluk ve likidite dinamikleri ile banka kredileri kullanım düzeylerinin karşılaştırılması
İşletmelerin borçluluk düzeyleri kısa vadeli borç ödeme güçleri anlamında likiditelerini etkilemektedir. Mevcut likidite düzeyi ise işletmelerin gelecekteki borçlanma imkânlarının önemli belirleyicilerindendir. Bu çalışma, Türkiye'de sağlık sektöründe faaliyet gösteren işletmelerin uzun dönemde sahip oldukları borçluluk ve kısa vadeli finansman eğilimleri ile borçlarını ödemekte veya çevirmekte kullandıkları likidite dinamikleri arasındaki ilişkiyi ele almaktadır. Genel olarak işletmelerin likidite seviyeleri sadece yakın gelecekte kullanabilecekleri borçlanma tercihinde etkili olmaktadır. Bu çalışma ise uzun dönemde sağlık sektörü özelinde geçmişte kullanılan hem kısa hem de uzun vadeli birikimli borç seviyelerinin de işletmelerin likidite düzeyi üzerinde oldukça etkili olduklarını ortaya çıkartmaktadır. Çalışmada kullanılan üçer yıllık ortalamalar halinde ele alınan sektör verileri analizi sonrasında; uzun dönemde kısa vadeli banka kredilerinin kısa vadeli yabancı kaynaklara oranı ve banka kredilerinin yabancı kaynaklara oranının sağlık sektörü işletmelerinin likidite veya asit-test oranları üzerinde istatistiksel olarak önemli derecede etkili oldukları ortaya çıkmaktadır. Çalışmanın bulgularının ve sonuçlarının sağlık sektörü işletmelerinin finansal yönetimlerinde borçlanma ve kısa vadeli likidite yönetimi konularında karar alıcılara yardımcı olması beklenmektedir.
Evcil hayvanlar üzerine faaliyet gösteren hayvan hastaneleri (Özel-kamu) ve veteriner kliniklerinin tercih edilme sebepleri. Bursa ili örneği
Günümüzde insanların hayvan sahiplenme oranlarında artış yaşanması ve toplumda hayvanlara karşı duyarlılığın artmasıyla birlikte; hayvan sağlığı üzerine faaliyet gösteren sağlık kurumlarının işleyişi de etkilenmiştir. Bu bağlamda verilen sağlık hizmetinin güvenli ve kaliteli olmasının sonucunda müşteri memnuniyeti önem kazanmıştır. Özellikle gün geçtikçe sayıları artan veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri arasında rekabet ortamı da fazlalaşmıştır. Bu sebeple bu çalışmada; Bursa ilinde evcil hayvanlar üzerine faaliyet gösteren veteriner klinikleri ile özel veya kamuya ait olmaları fark etmeksizin çalışan hayvan hastanelerinin hayvan sahipleri tarafından tercih edilme sebepleri üzerine karşılaştırma yapılarak, hasta sahiplerinin klinik veya hastane türlerine göre şikâyet ve memnuniyet değerlendirmesi yapılması amaçlanmıştır. Öncelikle, hizmet kavramı ve müşteri memnuniyeti kavramları açıklanmış; sonrasında ise araştırma kapsamında uygulanan anket üzerinde durulmuştur. Çalışma kapsamında; Bursa ilinde faaliyet gösteren veteriner klinikleri ve hayvan hastaneleri örnek alınmıştır.
Üniversite akademik ve idari personelinin COVID-19 aşısına yönelik davranışlarını etkileyen faktörler: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi örneği
Tarih boyunca birçok salgınla mücadele eden insanoğlu, son olarak 2019 yılında Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan COVID-19 ile karşı karşıya kalmıştır. Dünya Sağlık Örgütü virüsün tüm dünyaya hızlı yayılması nedeniyle 2020 yılının mart ayında COVID-19'u pandemi olarak ilan etmiştir. COVID-19 pandemisinin en önemli çıkış yolu olan aşının bulunmasıyla birlikte tüm dünyada aşılama faaliyetleri başlamıştır. Aşıya karşı tereddüt, aşının ilk bulunduğu zamanlardan günümüze kadar süregelen bir durum olmasına rağmen COVID-19 ile artış sağlamıştır. Aşı tereddütünde en sık karşılaşılan nedenler arasında; aşının yan etkilerinden korkma, aşının içeriğine güvenmeme, aşılar hakkında yeterli bilgiye ulaşamama gibi nedenler yer almaktadır. Bu çalışma kapsamında, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi özelinde çalışan akademik ve idari personeller örnek alınmıştır. Üniversitede çalışan akademik ve idari personelin COVID-19 aşısına yönelik tereddütlerini etkileyen faktörlerin neler olduğu incelenmiştir.
Türkiye'de COVID-19 pandemisiyle mücadele eden hemşirelerin yaşadıkları bireysel sorunların mesleki gelişimlerine etkisi ve bu durumdan kaynaklanan sürecin incelenmesi
Pandemi gibi afet ya da kriz durumlarında görev yapmak, özellikle sağlık çalışanları için insanlığa hizmet etmek bakış açısıyla tatmin edici olmakla birlikte, bakım verdiği hastaların, kendi yakınlarının ya da iş arkadaşlarının şiddetli hastalıkla beraber acı çekme veya ölüm sürecine tanıklık etme gibi durumlar nedeniyle ruh sağlıklarının olumsuz etkilenmesine ya da psikiyatrik travma yaşanmasına neden olmaktadır. Bu bağlamda COVID-19 salgını ile mücadelenin ön saflarında yer alıp, hastalara 24 saat bakım sağlayan meslek gruplarından biri olan hemşireler psikolojik açısından risk altındadır. Anksiyete, depresyon, uyku bozuklukları, kronik yorgunluk, sekonder travmaya stres tepkileri ve merhamet yorgunluğu, bu kriz döneminde ön safta çalışan hemşireler için yaygın psikolojik ve sosyal sorunlardır. Hemşirelerin ruh sağlığını korumak için psikiyatrik hastalık belirtilerinin farkında olmaları, fiziksel ve psikolojik stresle baş etme, kişisel öz bakım ve profesyonel öz bakım konularında destek almaları önemlidir. Önleyici tedbirlerin yetersiz kaldığı durumlarda iş arkadaşlarının desteğinin alınması, işyerindeki sorumlu kişilerin bilgilendirilmesi, eylem planının geliştirilmesi ve profesyonel psikiyatri desteği alınması önerilebilir. Pandemi ile mücadele sürecinde sağlık ekibi içerisinde devamlı ön saflarda bulunan hemşirelerin bu süreç boyunca ailelerinden uzak kalmaları, yıllık izin kullanılamaması, bulaş riski bulunan ortamlarda sürekli mesai yapıp, vakit geçirmeleri gibi nedenlerle birçok sorun ile karşılaşması kaçınılmaz olmuştur. Hemşirelerin bu dönemde özellikle psikolojik olarak tükenme noktalarına gelmeleri, mesleklerine ilişkin gelecek planları yapmasını engellemiştir. Ayrıca, en yakın aile bireylerinden uzak kalıp destek alamadan sürekli olarak çalışmaları tükenmişlik durumunu da beraberinde getirmiştir. Yapılan bazı çalışmalarda hemşireler mesleklerine ilişkin olarak gelecek kaygıları taşıdığı, mesleki anlamda ilerlemekle ilgili plan yapmak yerine mesleklerini bırakmayı düşündükleri bilinmektedir. Türkiye'de ve dünyanın farklı ülkelerinde emekli olmuş olan hemşirelerin görevlerine davet edilmeleri bu iddiayı kanıtlar niteliktedir. Bu çalışma kapsamında özellikle Türkiye'de Covid-19 pandemisiyle mücadele eden hemşirelerin yaşadıkları bireysel sorunların mesleki gelişimlerine etkisi ve bu durumdan kaynaklanan süreç incelenmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Pandemi, Covid-19 Pandemisi, Hemşireler, Psikoloji, Gelecek Kaygı, Hemşirelik Mesleği
Sağlık harcamaları ve ekonomik kalkınma: OECD ülkeleri için bir değerlendirme
Ekonomik kalkınma ve sağlık kavramları birbirini etkileyen iki önemli kavramdır. Bireylerin ve ulusun kalkınabilmesi için sağlık kavramı büyük önem teşkil etmektedir. Sağlıklı bir topluma sahip olmak ekonomik kalkınma açısından büyük önem taşımaktadır. Sağlık kavramına önem veren ülkelerin ekonomik göstergeleri de olumlu yönde etkilenmektedir. Sağlığa yapılan harcamalardaki artış ve ekonomik kalkınma hususunda beşeri sermayenin ön plana çıkması sağlık sektörünün ekonomideki önemini göstermiştir. Bu araştırmada, OECD ülkelerine ait sağlık harcamaları ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla karşılaştırma ve değerlendirme yapılmıştır. Çalışma neticesinde sağlık harcamalarının ekonomik büyüme ve kalkınmaya olumlu etkiler sağladığı sonucuna ulaşılmıştır.
1. basamak sağlık kuruluşlarında sağlık çalışanlarına yönelik şiddet: Tekirdağ örneği
Şiddet olgusu çağımızın en büyük toplumsal sorunlarından biridir. Çok geniş bir çalışma alanı bulunan sağlık kuruluşlarında ise şiddet görülme sıklığı diğer kurumlara göre oldukça fazladır. Hastaların yakınlarını kaybetmesi sonucu üzüntü yaşamaları, tedavi sırasında yaşadığı zorluklar sağlık kurumlarında şiddetin daha fazla görülmesine neden olmaktadır. Sağlık çalışanlarının, zor şartlar altında çalışması stresin artmasına, tahammülün azalmasına neden olmakta, hasta ve sağlık çalışanı arasındaki empati yoksunluğu şiddete ortam hazırlamaktadır. Günümüzde şiddeti etkileyen çok fazla unsur olduğu görülmüştür. Yaşanılan toplum, kültür, töreler, eğitim seviyesi, biyolojik nedenler gibi şiddeti etkileyen pek çok faktör vardır. Bu çalışmada, sağlık çalışanlarına yönelik şiddetin önlenmesi, sağlık çalışanlarında şiddetin görülme sıklığı ve şiddeti etkileyen faktörler incelenmiştir.
Savaş ve çatışma bölgelerinde sağlık hizmetleri
Dünyanın kuruluşu kadar eski denilebilecek savaş kavramı en basit şekilde iki tarafın kendi çıkarları veya emelleri için farklı şekillerde çatışmaları olarak tanımlanabilir. Bu çalışmada savaş ve çatışma kavramlarının tanımları yapılmış, savaşların türlerinden bahsedilmiş ve savaşın kısa bir tarihini anlatılmıştır. Dünyadaki önemli savaşlardan örnekler verilerek konunun daha iyi anlaşılmasını sağlanmaya çalışılmıştır. Teorik başlangıç bilgilerinden sonra çalışmanın ana konusu olan tarihte savaş bölgelerinde verilen sağlık hizmetleri anlatılmıştır. Bu bağlamda; ilk olarak, askeri sağlık hizmetleri için verilen eğitimlerden, bu eğitimler için açılan eğitim hanelerden, kullanılan malzemelerin neler olduğuna dair bilgiler içeren kısa bir tarih bilgisi verilmiştir. Çalışmada sağlık hizmetlerinin hukuki boyutuna değinildikten sonra, Osmanlı Devletinden günümüze kadar yapılan savaş dönemi sağlık hizmetleri süreci anlatılmıştır. Daha sonra günümüz dünyasında yaşanan savaşlarda ki askeri sağlık hizmetlerine değinilmiş, yaşam koridoru gibi temel kavramlar hakkında ulaşılan bilgiler verilmiştir. Sonuç bölümüyle çalışma tamamlanmıştır. Her ne kadar savaşlar devletler hükümetler arasında yapılsa da bundan zarar gören hep insanlar olmuştur. Bu nedenle çalışmamızın savaş ve çatışma bölgelerinde sunulan sağlık hizmetlerine katkıda bulunulması amaçlanmıştır.
Anne - bebek dostu hastane standartları bağlamında (SKS- versiyon 6) hasta memnuniyetinin belirlenmesi: Çorlu Devlet Hastanesi örneği
Sağlık canlılar için vazgeçilmez bir unsur olmuş ve insanlık bu bağlamda sürekli olarak kendini geliştirmiştir. Ülkemizde de sağlık alanında çeşitli çalışmalar yapılmış ve 1980'li yıllardan itibaren sağlık sistemindeki aksaklıklar sebebiyle sağlık reformlarına ihtiyaç duyulmuştur. 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaya başlanmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı, 'Herkese sağlık' ilkesini benimsemiştir. Her bireye eşit sağlık ulaştırmayı hedefleyen yaptırımlar Sağlıkta Kalite Sistemleri (SKS) ile devam etmiştir. Periyodik olarak versiyonları yayınlanan SKS, en son SKS Versiyon 6 ile güncellenmiştir. Böylelikle, Türkiye hem sağlık üreten hem de denetleyen bir ülke haline gelmiştir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm ile başlayan ve Sağlıkta Kalite Sistemleri ile geliştirilen projeleri sağlıkta hizmet veren kurumlar ve sağlık hizmeti alan bireyler açısından incelemektir. Bu amaç özelinde bu çalışmada Anne Bebek Dostu Hastane projeleri dikkate alınmış ve kurumların Anne Bebek Dostu Hastane unvanı almaları için gerekli koşullar değerlendirilmiştir. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, sağlığın temel kavramları, sağlık hizmetleri ve sınıflandırılması, sağlık hizmetlerinin özellikleri ele alınmış olup açıklamalarıyla verilmiştir. İkinci bölümde, sağlık Reformu ile başlayan, planlamalar ve Sağlıkta Kalite Standartları (SKS) ve versiyonları ile devam eden programlar, bunun yanı sıra Anne Bebek dostu hastane standartları çalışmaları, özellikleri ve sınıflandırmaları ele alınmıştır. Üçüncü bölümde, Normal ve Sezeryan Doğum Anne Memnuniyet Ölçeğine bağlı kalarak Anne-Bebek Dostu Hastane unvanına sahip olan Çorlu Devlet Hastanesinde 250 adet yeni doğum yapmış anne ile anket çalışmasından elde edilen veriler analiz edilmiş ve sonuçlar demografik, betimleyici ve memnuniyet düzeylerine göre alt boyutlarıyla ile birlikte değerlendirilerek yorumlamalar yapılmıştır. Sonuç olarak, farklı demografik özelliklere sahip normal ve sezeryan doğum yapan annelerin genel memnuniyet oranları yüksek bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Kalite, Hizmet, Sağlıkta Dönüşüm, Sağlıkta Kalite, Anne Memnuniyeti
Sağlık sektöründe iletişim. Hastaların sağlık kurumu tercihini etkileyen faktörler. Tekirdağ Süleymanpaşa örneği
İletişim, kişiler arasındaki duyguların, düşüncelerin, bilgi birikimlerinin karşılıklı olarak birbirlerine aktarılması sürecidir. İnsanoğlu ilk var olduğu günden itibaren iletişime ihtiyaç duymuştur. Her sektörde iletişime ihtiyaç vardır ve sağlık sektörü de iletişimi aktif olarak kullanmak zorundadır. Sağlık hizmeti denildiğinde hastalığın teşhis ve tedavi edilmesi, rehabilitasyonun yapılması ve hastalıklara karşı önlem oluşturarak toplumun ve bireylerin sağlık düzeylerinin iyileştirilmesi, geliştirilmesi gibi faaliyetleri kapsayan bir bütündür ve bu bütünün oluşumunun her aşamasında iletişime ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma da iletişimin tarihten günümüze gelişimi, sağlık sektöründeki yeri, önemi, gelişimi, hangi ihtiyaçları karşıladığı, iletişimin sağlık sektöründeki gelişmeler etkisi ve hastaların sağlık kurumu tercihinde etki eden faktörlerin neler olduğu incelenmiştir.
Tekirdağ Süleymanpaşa Aile Sağlığı Merkezlerinde sağlık çalışanlarının, çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama düzeyi ve etkileyen faktörler
Bu araştırma, Tekirdağ Süleymanpaşa İlçesinde Aile hekimliği biriminde görev yapan sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi ve farkındalık düzeylerini ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Tekirdağ Süleymanpaşa aile hekimliklerinde çalışan 116 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırmada tüm sağlık çalışanlarına ulaşılması hedeflenmiştir. Ancak 22 sağlık çalışanı araştırmaya katılmak istemediklerini ifade etmişlerdir. Bu nedenle araştırma 94 sağlık çalışanı ile tamamlanmıştır. Araştırmanın bağımsız değişkeni olarak "Tanıtıcı Bilgi Formu" kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkeni olarak ise "Çocuk istismarı ve ihmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanmasına Yönelik Ölçek Formu" kullanılmıştır. Araştırmada bulgularının değerlendirilmesinde yüzdelik dağılımlar, ortalama, ortanca, standart sapma kullanılmıştır. Sağlık çalışanlarının ölçek puanlarının normal dağılımının analizi için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Yapılan analiz sonucu veriler normal dağıldığı için parametrik testler kullanılmıştır. Buna göre bağımsız örneklemler için t- testi, Oneway Anova ve Pearson Korelasyon analizleri kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarak 0.05 kullanılmış olup, iki yönlü ve %95 Güven aralığında değerlendirilmiştir. Bu araştırmada, Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Riskleri Tanımlama Ölçeği'ne ait genel puan ortalamasının 3.86±0.30 olduğu belirlenmiştir. Araştırma sonuçları bu doğrultuda incelendiğinde katılımcıların çocuk ihmal ve istismarı konusunda ortalama bilgi düzeyine sahip oldukları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar "Çocuk İhmal ve İstismarının Çocuktaki Fiziksel Belirtileri" alt boyutunda yüksek bilgi düzeyine sahip oldukları ve diğer alt boyutlar hakkında katılımcıların daha fazla bilgi edinmeleri gerektiği şeklinde yorumlanmıştır. Araştırma sonunda sağlık çalışanlarının çocuk ihmal ve istismarına yönelik bilgi düzeylerine yönelik gerekli görüş ve öneriler sunulmuştur.
Edirne il merkezindeki bir kamu hastanesinde hemşirelerin COVID-19'dan korunma bilgileri ile izolasyon önlemlerine uyum ölçeği değerlerini etkileyen kimi faktörlerin belirlenmesi
COVID-19 hastalığı kısa süre içerisinde pandemi durumunu almış ve hasta kişilerin bakımında etkin rol oynayan hemşirelerin iş yükü ve hastalığa yakalanma riskleri artmıştır. Bu nedenle çalışmamızın amacı Edirne il merkezindeki kamu hastanesinde çalışan hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumunun ölçülmesi, COVID-19 hastalığından korunma bilgilerinin saptanması ve bunları etkileyen kimi faktörlerin belirlenmesidir. Araştırmamız kesitsel nitelikte bir çalışma olup çalışmamıza pandemi yoğun bakım servisi, pandemi servisi, acil servis ve diğer servislerden 220 hemşire katılmıştır. Yüz yüze görüşme tekniği kullandığımız çalışma 01 Mart ile 01 Kasım 2021 tarihleri arasında yapılmıştır. Katılımcılardan verilerin toplanması için demografik bilgi formu, COVID-19 hastalığı ve izolasyon uyum maddeleri, T.C. Sağlık Bakanlığı COVID-19 rehberi kaynak alınarak oluşturulan COVID-19 hastalığından korunma bilgi düzeyi değerlendirme maddeleri ve İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeğinden yararlanılmıştır. Katılımcıların 174'ü (%79,1) kadın, 46'sı (%20,9) erkek idi. Katılımcıların yaş ortalaması 33,20 ± 8,43 olarak tespit edilmiştir. Katılımcıların %86,4'ü COVID-19 hastalığından korunma önlemlerine ilişkin eğitim aldıklarını ifade etmiştir. Katılımcılar COVID-19 hastalığında alınması gereken izolasyon önlemlerini % 99,1'i oranında, aerosol oluşturacak işlemler sırasında uygun kişisel koruyucu ekipman seçilmesini %93,6 oranında ve kişisel koruyucu ekipman giyme sırasını %92,3 oranında doğru bilmiştir. Katılımcıların İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeğinden aldıkları ortalama puan 78,91 ± 8,02 olarak tespit edilmiştir. Acil serviste çalışan hemşirelerin diğer üç serviste çalışan hemşirelere göre izolasyon önlemleri uyum ölçeği (İÖUÖ) alt boyutlarından anlamlı olarak düşük puan aldığı saptanmıştır. Toplanan verilere göre eğitim almış hemşirelerin İÖUÖ puanı eğitim almayan hemşirelere göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. Hastanede görev yapan hemşirelerin COVID-19 izolasyon önlemleri ile ilgili eğitim alması gerektiğini düşünmekteyiz.
Kurumsal iletişim bağlamında sağlık yönetiminde sosyal medya kullanımı: Tekirdağ örneği
Kurumlar örgütsel faaliyetlerini gerçekleştirebilmek için iç ve dış paydaşlarla çeşitli yöntemleri kullanarak iletişim kurmaktadır. Gelişen teknolojiyle birlikte internet tabanlı web siteleri ve sosyal medya araçları kurumların yeni iletişim kurma mecraları olmuştur. Sosyal medya, kişilere zaman ve mekândan bağımsız iletişim kurabilme kolaylığı sağlamaktadır. Karşılıklı iletişimi kolaylaştırdığı için sosyal medya araçları, diğer iletişim araçlarından daha çok ön plana çıkmıştır. Günlük hayatımızın her alanında kullanılan sosyal medya, sağlık sektöründe de çeşitli amaçlar için sağlık hizmeti sunan kurumlar tarafından kullanılmaktadır. Bu çalışma ile kurumsal iletişim faaliyetlerinde sosyal medyanın önemi ve yeri anlatılmaya çalışılmıştır. Yapılan çalışmada Tekirdağ ilinde sağlık hizmeti sunan beş tane hastanenin Instagram ve Facebook hesapları incelenmiştir. Örneklem olarak seçilen hastanelerin kurumsal iletişim açısından incelenmesi için sosyal medya hesaplarındaki paylaşımları içerik analizine tabi tutulmuştur. Kurumların paylaşımda bulundukları içerikler, kişilerin ve toplumun sağlık düzeyini etkilemesinden dolayı bu konuda gerekli çalışmaların oldukça önemli olduğu görülmektedir.
Özel hastanede çalışan sağlık personelinin dönüştürücü liderlik ve örgüt kültürü ilişkisinin incelenmesi: Bir özel hastane örneği
Dönüştürücü liderlik olgusu, oluşturduğu vizyon ile çalışanları harekete geçirerek değişimsel sürekliliği sağlayan, politik, teknik ve kültürel sistemde yaptığı değişikliklerle örgütü yeni eğilime göre düzenleyen bir liderlik tarzı olarak son yıllarda birçok araştırmacının ilgisini çeken bir konudur. Bu araştırma, bir özel hastanede çalışan sağlık personelinin dönüştürücü liderlik özelliklerinin örgüt kültürü üzerindeki etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Kesitsel olarak planlanan araştırmanın evrenini, İstanbul'da faaliyet gösteren özel bir hastane oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri ise, anket tekniği ile toplanmıştır. Veri toplamak amacıyla Avolio&Bass tarafından geliştirilen ve Koç (2020) tarafından Türkçe geçerlik güvenilirlik çalışması yapılmış ''Dönüşümcü Liderlik Ölçeği'' ve Denison tarafından geliştirilen ve Yahyagil (2004) tarafından Türkçe geçerlilik güvenilirliği yapılmış ''Örgüt Kültürü Ölçeği'' kullanılmıştır. Ölçekler, İstanbul ilinde faaliyet gösteren bir hastanenin idari ve hasta hizmetleri birimlerinde çalışan 375 kişiye uygulanmış ve elde edilen veriler SPSS istatistik analiz programı ile analiz edilmiştir. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre, sağlık çalışanlarının dönüştürücü liderlik ve örgüt kültürü algıları ile cinsiyetleri arasında istatistikî olarak anlamlı bir ilişki olmadığı; diğer taraftan sağlık çalışanlarının dönüştürücü liderlik alt boyutları olan entelektüel uyarım ve uygun bir model olma (t=2,056; p<0,05) ve bireysel ilgi (t=2,182; p<0,05) ile örgüt kültürü alt boyutundan olan uyum (t=2,324; p<0,05) ölçeğinde hastanede çalıştıkları pozisyonlara göre anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen korelâsyon analizi sonucunda, dönüşümcü liderlik alt boyutlarından ilham vererek güdüleme (r=0,632), entelektüel uyarım ve uygun bir model olma (r=0,636), grup amaçlarının kabul edilmesini sağlama (r=0,620) ile misyon arasında pozitif yönde güçlü bir ilişki bulunduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Lider, Dönüştürücü Lider, Kültür, Örgüt Kültürü
Afet ve acil durum yönetimi: Tekirdağ ili bir alışveriş merkezi örneği
Dünyanın farklı bölgelerinde birçok felaket meydana gelmektedir ancak bu olaylar kapsam ve boyut açısından farklılık göstermektedir. Bu felaketler meydana geldiği bölgede, toplumun kendi çabasıyla üstesinden gelemediği, büyük oranda can ve mal kaybına neden olan, milli veya uluslararası kaynakların seferberliğini gerektiren boyutlara ulaştığında ise afet olarak adlandırılmaktadır. Afetler, meydana gelmesi önlenemeyen olaylar olduğu için kamu kurumlarının ve özel kuruluşların afetlere karşı her an hazırlıklı olması gerekmektedir. Afet yönetimi ise, bir binanın yapısal tasarımından, gerekli ekipmanların sağlanmasına ve insanları bir kriz durumuyla başa çıkabilmeleri için eğitmeye kadar uzanan geniş çaplı bir tanımdır. Afet yönetimi, tehlikelerden kaynaklanan potansiyel kayıpları azaltmayı veya önlemeyi, afet mağdurlarına hızlı ve uygun yardım sağlamayı ve etkili bir iyileşme sağlamayı amaçlamaktadır. Bir felaketle yüzleşmenin en iyi yolu da paniği uzak tutmak için iyi eğitilmiş olmak ve iyi hazırlanmış bir Afet Yönetim Planı'dır. Çağımızda alışveriş merkezleri, gelişen teknoloji ile beraber çeşitli yaş gruplarına aynı anda hizmet verebileceği faaliyetler geliştirmektedir. Kentleşme ilerledikçe de toplumun her yaş kesiminden bireyler saatlerini burada harcamaktadır. Bu nedenle alışveriş merkezlerinin Afet Yönetim Planları, herhangi bir afet meydana geldiğinde insanların tahliyesini hızla gerçekleştirilecek kadar iyi hazırlanmalıdır.Bu çalışmada, doğal ve teknolojik kökenli afetler ve afet yönetim süreci incelenmiş olup, Tekirdağ ilindeki bir alışveriş merkezinin acil durum prosedürü örnek olarak sunulmuştur. Bu alışveriş merkezinin acil durumlara ne kadar hazırlıklı olduğu ve uymaları gereken prosedüre ne kadar uyulduğu araştırılmıştır.
İş sağlığı ve güvenliğinin performans yönetimi üzerindeki etkisi
Bu araştırma iş sağlığı ve güvenliği ve performans yönetimi hakkında bilgi vermek ve iş sağlığı güvenliğinin performans yönetimine etkisini ifade etmek amacıyla hazırlanmıştır. Araştırmanın tamamlanması aşamasında yöntem olarak literatür taraması yönteminden yararlanılmıştır. Literatürde iş sağlığı ve güvenliği ve performans yönetimi kavramlarıyla ilgili yayınlar incelenerek çalışmaya aktarılmıştır. Araştırma sonucunda iş sağlığı ve güvenliği uygulamalarının performansı olumlu yönde etkilediği tespit edilmiştir.
Sağlıklı kent kavramı bağlamında Sarıyer sağlık profili
Kent Kavramı, birbirinden farklı özelliklere sahip bireylerin bir arada yaşadığı nüfusunun belli bir büyüklüğü aştığı ve içinde yaşayan insanlara hizmet sağlayan kentsel yerleşim alanlarının genel adı olarak ifade edilirken; sağlık kavramı ise, kent yaşamının tamamını içine alarak insan yaşamını etkileyen her şeyle ilgili bir kavramdır. Bu sebepledir ki sağlıklı kent kavramı yaşanabilir bir kent kavramı olarak ifade edebilmek için gerekli tüm disiplinleri içinde barındıran bir kavramdır. Sağlıklı Kent kavramında amaç sağlıklı, huzurlu, yaşanabilir kent olmak için, gerekli yapısal değişiklikleri ve süreci başlatmış ve çalışmalarını bu yönde kararlılıkla yürüten kent olmaktır. Dünya genelinde gerçekleşen hızlı nüfus artışının sonucu olarak kentlerin büyümesinden kaynaklı ortaya çıkan çevresel kirlilik, küresel iklim vb. sorunların artmaya başlaması ile kentleri bir bütün olarak gören ve ortaya çıkan sorunları çözmeye odaklı bir bilinci de ortaya çıkarmıştır. Sağlık kent kavramı da bu bilincin bir sonucu olarak doğmuş bir olgudur ve ilk olarak Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından sağlıklı kentler projesi ile ortaya çıkmıştır. Türkiye'de Sağlıklı Kentler Projesi çalışmaları 1993 yılında başlamıştır. DSÖ Avrupa Sağlıklı Kentler Ağına üye belediyelerle ve T.C. Sağlıklı Kentler Birliği'nin yürütmüş olduğu çalışmalarla devam etmektedir. Sağlıklı Kentler Birliği, "Sağlıklı Kentler" hareketinin Türkiye'de gelişebilmesi, benimsenmesi ve uygulanabilmesi amacıyla, 22 Aralık 2004 tarihindeki Resmî Gazete ile tüzel kişilik kazanmıştır. Bu çalışmada sağlıklı kent kavramının tarihsel gelişimi ve Türkiye'deki sağlıklı kent uygulamaları incelendikten sonra Sarıyer Belediyesinin sağlıklı ve sürdürülebilir kent yönetim stratejisi içerisinde gerçekleştirdiği projeler ışığında sağlıklı kent hizmet kalitesi analiz edilecektir.
Toplam kalite yönetiminin sağlık çalışanlarının hakları üzerine bir inceleme
Bu çalışmada "Toplam Kalite Yönetiminin Sağlık Çalışanları Hakları Üzerine Etkileri" incelenmiştir. Bu araştırmanın evrenini Tekirdağ İli Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreterliğine bağlı olan bir Ağız ve Diş Sağlığı Hastanesi ve Devlet Hastanesinde çalışan yaklaşık 1000 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Örneklem ise evrende yer alan kolayda örnekleme yöntemi ile seçilmiş ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan 197 sağlık çalışanından oluşmaktadır. Toplam Kalite Yönetiminin Sağlık Sektöründe uygulanması ile daha kaliteli, daha güvenilir, hataya yer vermeyen hizmet anlayışı ile hasta ve sağlık çalışan hakları açısından olumlu gelişmeler yaşanacağına inanılarak bu çalışma hazırlanmış ve elde edilen veriler ışığında analiz yapılmıştır. Çalışmada Toplam Kalite Yönetimine ilişkin ifadelere verilen cevaplar ile çalışanların demografik özellikleri arasında ve Çalışan Haklarına ilişkin verilen cevaplar ile çalışanların demografik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi için ki-kare analizi yapılmıştır. Demografik özellikleri cinsiyet, yaş, kurumda çalışma yılı, eğitim düzeyi, görevi ve meslekteki yılı açısından ayrı ayrı değerlendirilmiş ve sonuçlar kısmında belirtilmiştir. Sağlık çalışanlarının memnuniyet ve hakları ile ilgili katılımcılara yöneltilen sorulara verilen cevapların, çalışanların demografik özelliklerine göre bazı alanlarda farklılık gösterdiği, Beyaz Kod ve Kurum İçi İletişim ile ilgili çalışmaların memnuniyet yarattığı ancak Toplam Kalite Yönetiminin bu alandaki çalışmalarının yeterli görülmediği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çalışan Hakları, Toplam Kalite Yöntemi, Sağlık Sektörü, Anket
Gaziantep'teki hemşirelerin hasta güvenlik kültürü algısının hasta bakım kalitesine etkisi
Günümüzde değişimi yakalamak ve yapılabilirse bu değişimde lider olmak çok önemli hale gelmiştir. Sağlık kuruluşları bir taraftan hastalıkların teşhis ve tedavi protokollerini, gelişen teknoloji ile entegre bir şekilde uygulamaya çalışırken diğer taraftan organizasyon yapısını, insan gücünü ve diğer pek çok etmeni de değişime adapte olacak şekilde geliştirme çabası içindedir. Sağlık kuruluşlarının bu geliştirme ve adaptasyon çabaları arasında hasta güvenliği kültürü ve hasta bakım kalitesi büyük önem taşımaktadır. Sağlık alanında yapılan veya herhangi bir sebepten ötürü ihtiyaç halinde yapılamayan her bir işlem, insan yaşamını doğrudan etkilemektedir. Bu yüzden sağlık sektördeki her bir unsur veya bileşen eşit düzeyde önemlidir. Literatürde hasta güvenliği kültürünün ve hasta bakım kalitesine doğrudan etki ettiğine dair kanıtlar mevcuttur. Bu noktadan hareketle hem hasta güvenliği kültürünün hem de hasta bakım kalitesinin araştırılması ve geliştirme yollarının belirlenmesi çok önemlidir. Bu araştırmada hasta güvenliği kültürü algısının değişkenleri olan; takım iklimi, güvenlik iklimi, iş tatmini, stres algısı, yönetim algıları ve çalışma koşullarının hasta bakım kalitesi değişkenleri; bireylerarası kalite, teknik kalite, yönetsel kalite ve çevresel kaliteye etkilerini tespit etmektir. Araştırmaya Gaziantep ilinde bulunan kamu ve özel hastanelerde görev yapan 339 hemşire katılım sağlamıştır. Araştırma hipotezlerini test etmek için yapısal eşitlik modeli kurularak AMOS istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda; hemşirelerin hasta güvenliği kültürü algısının hasta bakım kalitesine etkisinin olduğu görülmüştür. Bu çerçevede hasta güvenliği kültürü alt boyutlarından takım iklimi, güvenlik iklimi, iş tatmini, Yönetim algısı ve çalışma koşullarının pozitif, stres algısının ise negatif etkisinin olduğu tespit edilmiştir.
Sağlık okuryazarlığı düzeyinin kanser bilinç düzeyine etkisi üzerine bir araştırma
Bu araştırmanın amacı sağlık okuryazarlık düzeyinin kanser bilinç düzeyine etkisini incelenmesidir. Araştırmanın verileri Konya ilinin merkez ilçeleri olan Karatay-Meram-Selçuklu ilçelerinde ikamet etmekte olan 18- 65 yaş kişilerden elde edilmiştir. Yapılan araştırmada 412 kişiden veri elde edilmiştir. Araştırma da sağlık okuryazarlığı ölçeği, kanser bilgi yükü ölçeği kullanılmıştır. Veriler SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların demografik özelliklerinin analizi için betimleyici istatistiklerden olan frekans ve yüzde dağılımları ile ortalama ve standart sapma gibi analizler, demografik özelliklere ait veriler ile ölçekler arasında ilişki ve etkinin derecesini incelemek amacıyla parametrik testler olan bağımsız örneklem t testi ile tek yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Analizlerde farklılıkların belirlenmesi için post hok Tukey testi veya post hok Games-Howell testi sonuçları değerlendirilmiştir. Ölçekler ile alt boyutları arasında ilişkinin incelenmesi amacıyla araştırmada pearson korelasyon analizi gerçekleştirilmiştir. Sağlık okuryazarlığı düzeyinin kanser bilinç düzeyine etkisini ölçmek için basit doğrusal regresyon analizi uygulanmıştır. Sonuç olarak sağlık okur yazarlığı düzeyinin, kanser bilinç düzeyinin anlamlı ve pozitif yordayıcısı olduğu saptanmıştır.
Hemşirelerde hasta savunuculuk eğitiminin savunuculuk becerisi etik duyarlılık ve hasta güvenliği kültürü üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Bu çalışma hemşirelerin Bloom Taksonomisi programı çerçevesinde verilen hasta savunuculuk eğitiminin savunuculuk becerisi, etik duyarlılık ve hasta güvenliği kültürü üzerine etkilerini incelemek amacıyla yürütülmüştür. Araştırma, ön-test, son-test ve paralel grup ölçümlerine sahip Randomize Kontrollü Çalışma (RKÇ) olarak planlanmıştır. Çalışmaya bir tıp fakültesi hastanesinde hastalar ile doğrrudan etkileşimde bulunan 70 hemşire (deney grubu: 35, kontrol grubu: 35) katılmıştır Veriler kişisel bilgi formu, hasta savunuculuğu ölçeği (HSÖ) ahlaki duyarlılık anketi (ADA) ve hasta güvenliği kültürü anketi (HGK) kullanılarak toplanmıştır. Deney grubu sekiz haftalık savunuculuk eğitim programı alırken kontrol grubu herhangi bir müdahale almamıştır. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler t-testleri ve varyans analizi kullanılmış olup anlamlılık düzeyi (p<0,05) olarak belirlenmiştir. Ön test sonuçları gruplar arası başlangıç seviyelerini değerlendirmek amacıyla kullanılmış son test ve izlem ölçümleri ile eğitim sonrası değişimler analiz edilmiştir. Ölçek puanları ve alt boyutlarının gruplar arası karşılaştırılmasında Student t testi, ölçeklerin deney grubunda grup içi karşılaştırılması Paired t testi ile yapılmıştır. Eğitim sonrası deney grubunun HSÖ puanları kontrol grubuna göre anlamlı şekilde artmış ve etki büyüklüğü güçlü bulunmuştur. ADA puanları ise kontrol grubuna göre anlamlı biçimde düşmüş (ahlaki duyarlılık artışı) ve etki büyüklüğü güçlü düzeyde bulunmuştur. HGK olumlu cevap yüzdeleri ölçümlerinde anlamlı artış görülmüş ve H0 hipotezleri red edilmiştir. Deney grubunda gözlenen anlamlı artışlar, eğitim müdahalesinin hedeflenen çıktılarda etkili olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar, Bloom Taksonomisi temel alınarak yapılandırılmış hasta savunuculuğu eğitiminin hemşirelerin bilişsel, duyuşsal ve davranışsal düzeydeki yetkinliklerini geliştirdiğini ortaya koymaktadır. Özellikle etik duyarlılık ve hasta güvenliği kültüründe gözlenen pozitif değişimler, eğitimin sadece bilgi düzeyinde değil, mesleki tutum ve karar alma süreçlerinde de güçlü bir dönüşüm sağladığını göstermektedir. Bu kapsamda, klinik uygulamalarda hasta haklarının korunması, güvenli bakım sunumu ve profesyonel özerklik gibi alanlarda hemşirelerin daha etkin roller üstlenmesi mümkün hale gelmektedir. Elde edilen bulgular, hemşirelik hizmetiçi eğitim müfredatlarına savunuculuk temelli, yapılandırılmış programların entegre edilmesi gerektiğini ve bu tür müdahalelerin hem bireysel hem de sistem düzeyinde bakım kalitesini artırma potansiyeline sahip olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşire Savunuculuk Eğitimi, Savunuculuk Becerisi, Etik duyarlılık, Hasta Güvenliği Kültürü, Bloom Taksonomisi,
Türkiye'de uzun süreli bakım hizmetlerinin paydaşlar açısından değerlendirilmesi
Yaşlı nüfusun artması, kronik hastalıkların öncelikli sağlık sorunu haline gelmesi gibi nedenlerle toplumların uzun süreli bakım (USB) ihtiyacı artmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'de USB hizmetlerinde yaşanan sorunların ve çözüm önerilerinin farklı paydaşların (yöneticiler, hizmet sunan ve alanlar) bakış açısıyla ortaya konulması amaçlanmıştır. Çalışmada nitel ve nicel araştırma yaklaşımları kullanılmıştır. Çalışmanın birinci aşaması olan nitel araştırma kısmında USB alanında yönetici ve uzman olan 20 katılımcının Türkiye'de USB hizmetlerine ilişkin görüşleri derinlemesine görüşme tekniğiyle araştırılmıştır. Çalışmanın ikinci aşaması olan nicel araştırma kısmında ise birinci aşamadan elde edilen bulgulara dayalı olarak geliştirilen anket formu USB çalışanlarına (n=310) ve hizmet alanlara (n=126) uygulanmıştır. Çalışanlar ile hizmet alanların USB alanındaki sorunlara ilişkin görüşleri karşılaştırıldığında; kurumsal bakım hizmetlerinin yeterliliği, hizmete erişim, hizmetin sürdürülebilirliği ve birincil bakım verenler, hizmet alanların kararlara katılımı/memnuniyet boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu (p<0,05) tespit edilmiştir. Çalışanlarla hizmet alanların USB alanındaki sorunların çözümüne ilişkin görüşleri karşılaştırıldığında; kurumsal bakım hizmetlerinin yeterliliği, hizmete erişim, uzmanlaşmış bakım hizmetleri, hizmetin sürdürülebilirliği ve birincil bakım verenler, hizmet alanların kararlara katılımı/memnuniyet boyutlarında anlamlı farklılıklar olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Araştırma sonuçlarının USB alanında alınacak politik kararları ve USB hizmeti sunan kurum yöneticilerin yönetsel kararlarını desteklemekte önemli veri ve bilgiler sağlayacağı düşünülmektedir.
Sağlık çalışanlarının özgecilik düzeyleri ile organ bağışına yönelik tutumları arasındaki ilişki
Organ nakli bekleyen hastalar, sağlık sisteminde hastalık yükü ve ekonomik yük oluşturmaktadır. Sağlık sistemini bu yüklerden korumak ve hastaların yaşam kalitesini artırmak için organ bağışının artırılması önem arz etmektedir. Özgeciliğin organ bağışı tutumunu etkilediği düşünülmektedir. Bu çalışmada sağlık çalışanlarının özgecilik düzeylerinin organ bağışına yönelik tutumları üzerindeki etkisinin ortaya konması amaçlanmıştır. Çalışmanın evrenini Mersin'deki bir devlet hastanesinde çalışan sağlık çalışanları oluşturmaktadır. Çalışmada 403 sağlık çalışanına anket uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler, SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 22 programında analiz edilmiştir. Analizlerde bağımsız iki grubun karşılaştırmasında t-testi (Independent sample t-testi), ikiden fazla grubun karşılaştırılmasında Tek yönlü Varyans (Oneway ANOVA) analizi ve farkın kaynağının belirlenmesi için Bonferroni post-hoc testi kullanılmıştır. Değişkenler arası ilişki Pearson korelasyon analizi ile test edilmiştir. Bağımlı değişken üzerine bağımsız değişkenlerin etkisini incelemek için ise, Çoklu Regresyon analizi yapılmıştır. Çalışmaya katılan sağlık çalışanlarının özgecilik düzeyleri 74,61±12,67 ortalamayla yüksek düzeyde; organ bağışı tutumları 191,49±30,97 ortalamayla orta düzeyde bulunmuştur. Regresyon modeline göre, özgeciliğin organ bağışına yönelik tutum üzerinde anlamlı bir etkisi vardır. Bu nedenle organ bağışını yükseltmek adına özgeciliğin artırılması yönünde müdahale ve politikalar gerçekleştirilmelidir. Çalışmada, organ bağışı tutumunun; gençlerde, kadınlarda, eğitim düzeyi daha düşük olanlarda, çalışma süresi daha az olanlarda, doktorlar dışındaki diğer sağlık çalışanlarında ve acil servis dışındaki diğer birimlerde daha düşük olduğu ortaya konmuştur. Bu doğrultuda, çalışanların organ bağışı tutumlarını artırmaya yönelik gerekli bilgilendirmeler yapılmalı ve eğitimler düzenlenmelidir. Çalışmada özgecilik düzeyinin daha genç yaştaki çalışanlarda, eğitim düzeyi daha düşük olanlarda, çalışma süresi daha az olanlarda, doktorlarda ve yoğun bakım servislerinde çalışanlarda daha az olduğu bulunmuştur. Bu doğrultuda, çalışanların özgecilik düzeyini artırmaya yönelik gerekli eğitimler ve teşvikler sağlanmalıdır. Ayrıca bu çalışanların özgecilik algılarındaki farklılıklar tespit edilmeli ve ona göre müdahale programları tasarlanmalıdır.
Türkiye'de sağlık insangücünün sağlık hizmeti kullanımı ve sağlık sonuçları üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki sağlık insangücünün sağlık hizmeti kullanımı ve sağlık sonuçları üzerine etkisinin incelenmesidir. Çalışmada, Sağlık Bakanlığı'nın hazırlamış olduğu "Sağlık İstatistikleri Yıllığı" ve Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerinden faydalanılmıştır. Çalışma, 2012-2019 yılları arasını kapsamaktadır. Araştırmada, sağlık hizmeti kullanım göstergeleri olarak sağlık kurumuna toplam başvuru sayısı, kişi başına hekime başvuru sayısı, yatak doluluk oranı ve toplam ameliyat sayısı; sağlık sonuçları göstergeleri olarak bebek ölüm oranı ve beş yaş altı ölüm oranı kullanılmıştır. Sağlık insangücünün ölçümü için ise; pratisyen hekim sayısı, uzman hekim sayısı, asistan hekim sayısı, hemşire-ebe sayısı, diş hekimi sayısı, eczacı sayısı ve diğer sağlık personeli sayısı alınmıştır. Sağlık insangücünün hizmet kullanımı ve sağlık sonuçlarına etkisinin ölçülmesi için panel veri analizinden yararlanılmıştır. Panel veri analizi hem yıllara göre hem de illere göre değişimin incelenmesine imkan sunması sebebiyle tercih edilmiştir. Analiz sonuçları sağlık insangücünün sağlık hizmet kullanımı ve sağlık sonuçlarını etkilediğini göstermektedir. Sağlık insangücünün sağlık hizmeti kullanım değişkenlerinden yalnızca yatak doluluk oranı üzerinde anlamlı bir etkisinin bulunmadığı görülmüştür. Uzman ve pratisyen hekim sayısının sağlık kurumuna toplam başvuru sayısı üzerinde pozitif, diş hekimi sayısının ise negatif etkisinin bulunduğu tespit edilmiştir. Kişi başına düşen hekime başvuru sayısı üzerinde diş hekimi ve eczacı sayısının pozitif etkisinin olduğu görülmüştür. Ameliyat sayısı üzerinde ise uzman hekim sayısının pozitif, pratisyen hekim ve diş hekimi sayısının ise negatif etkisi olduğu saptanmıştır. Son olarak sağlık sonuçlarının göstergesi olan bebek ve beş yaş altı ölüm oranları üzerinde uzman hekimlerin pozitif, pratisyen hekimlerin ise negatif etkisinin bulunduğu saptanmıştır. Çalışma sonuçlarının, mevcut veri seti üzerinden sağlık insangücünün niceliksel durumunu ortaya koyması açısından yazında önemli bir boşluğu dolduracağı düşünülmektedir. Politika yapıcılar, araştırma sonuçlarını etkili bir sağlık insangücü planlaması için kullanabilir. Sağlık insangücü planlaması konusunda sağlık profesyoneli grupları arasındaki beceri karması ve coğrafi dengesizliklerin giderilmesi önerilmektedir. Sağlık profesyonellerini taşra bölgelerine çekmek için gerekli teşvik ve koordinasyon mekanizmalarının uygulanmasına odaklanılması gerektiği düşünülmektedir.
Sağlık kurumlarında alturistik liderliğin hekim hemşire işbirliği ve lider-üye etkileşimi üzerindeki etkileri
Alturizm, kişinin ödül beklentisi olmadan bir başkasına yardım etme davranışıdır. Alturistik liderlik, astlarının ihtiyaçlarına odaklanan ve astlarına yardımcı olmak için kişisel çıkarlarından fedakârlıkta bulunmayı göze alan liderlik biçimini ifade etmektedir. Doğaları gereği alturistik davranışların sürekli sergilendiği sağlık kurumlarında insan odaklı liderlik türlerinin çeşitli değişkenler üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu ifade edilmektedir. Bu değişkenlerden birisi ortak saygı ve güvene dayalı hekim hemşire iş birliği kavramı; diğeri ise lider ile üye arasındaki karşılıklı etkileşimi konu alan olan lider üye etkileşimidir. Alturistik liderliğin, özünde benzer kavramları barındırması nedeniyle, hekim hemşire iş birliği ve lider üye etkileşimi üzerinde pozitif etkiye sahip olacağı düşünülmektedir. Bu kapsamda gerçekleştirilen tez çalışmasının amaçları, hekim ve hemşirelerin alturistik liderlik algıları, hekim hemşire iş birliğine eğilimleri ve lider üye etkileşimi düzeylerinin belirlenmesi; söz konusu değişkenlere ilişkin algıların katılımcıların bireysel özellikleri açısından farklılık gösterip göstermediğinin incelenmesi; hekim ve hemşirelerin alturistik liderlik algılarının hekim hemşire iş birliğine olan eğilimleri ve lider üye etkileşimi düzeyleri üzerinde etkisinin olup olmadığının tespit edilmesidir. Bu kapsamda Ankara'da faaliyet gösteren bir vakıf üniversitesine bağlı eğitim araştırma hastanesinde görev yapmakta olan toplam 192 hekim ve hemşireden elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Analizler sonucunda katılımcıların alturistik liderlik algıları ve lider üye etkileşimi düzeyleri orta seviyenin üzerinde; hekim hemşire iş birliğine yatkınlıkları ise yüksek düzeyde bulunmuştur. Ayrıca katılımcıların alturistik liderlik ve alt boyutları, hekim hemşire iş birliği ve alt boyutları, lider üye etkileşimi ve alt boyutlarına dair ortalamalarının bireysel özelliklerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Regresyon analizlerinden elde edilen bulgulara göre ise alturistik liderlik alt boyutlarının hekim hemşire iş birliği ve alt boyutları ile lider üye etkileşimi ve alt boyutları üzerinde olumlu etkilere sahip olduğu belirlenmiştir. Araştırma bulgularından elde edilen sonuçlar doğrultusunda hekim hemşire iş birliği ve lider üye etkileşimi düzeylerini artırma amacında olan sağlık yöneticilerine alturistik liderlik davranışları sergilemeleri önerilmektedir.
Perfüzyonistlerin hasta güvenliği kültürü algılarının belirlenmesi
Sağlık hizmetlerinde kalite son derece önemlidir. Kalitenin sağlanabilmesi için en önemli unsurlardan biri de hasta güvenliğidir. Sağlık hizmetlerinde kalite, hasta güvenliğinin önemini git gide artırmıştır. Hasta güvenliği, sağlık hizmetine bağlı hataların önlenmesi ve bu hataların neden olduğu zararların azaltılmasını amaçlamaktadır. Hastaya verilen tedavi veya hizmet sırasında hastanın güvenliğine zarar verecek herhangi bir durum insan sağlığı açısından geri dönüşü olmayacak sağlık problemlerine ve hatta hastanın hayatını kaybetmesine yol açabilmektedir. İşte bu yüzden sağlık çalışanlarının hasta güvenliği kültür algıları ve sağlık kurumlarının hasta güvenliği kültürü, hizmet kalitesini birebir etkilemekte olup, insan sağlığı açısından da değer kazanmaktadır. Ülkemizde hasta güvenliği ile ilgili birçok sağlık mensubuyla ilgili çalışma yapılmıştır ancak perfüzyonistlerle ilgili herhangi bir çalışmaya rastlanmadı. Çalışma, perfüzyonistlerin hasta güvenliği kültürü algısını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışma alanları değerlendirildiğinde son derece ciddi bir iş yapan perfüzyonistlerin, önemli hatalarının hayati tehlike oluşturduğu öne sürülmektedir. Hasta güvenliğini tehdit eden olayları kategorize etmemiz gerekirse; hata, kaza, komplikasyon olarak 3 ana başlıkta toplayabiliriz. Araştırmanın evreni Türkiye'deki kamu ve özel hastanelerde çalışan perfüzyonistler olarak belirlenmiştir. Araştırmanın örneklemini 15.01.2022- 31.01.2022 tarihleri arasında çalışmaya gönüllü katılmayı kabul eden 262 perfüzyonist oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Hasta güvenliği, Perfüzyonist, Kalite, Hasta güvenliği kültürü
Covid -19 pandemi döneminde sağlık çalışanlarının kurumsal yönetim algısı ve tükenmişlik düzeylerinin incelenmesi
Mevcut tez çalışmasında sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri ile çalıştıkları kuruma karşı kurumsal yönetim algıları arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmektedir. Araştırmaya 18 yaş üstü 300 kişi katılmıştır. Çalışmada veri toplamak amacı ile Demografik Bilgi Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) ve Kurumsal Yönetim Algısı Ölçeği (KYÖ) kullanılmıştır. Elde edilen verilere göre katılımcıların MTÖ 'nün alt boyutlarından aldıkları puanların demografik değişkenlere göre farklılaştığı bulunmuştur. Ardından yapılan korelasyon analizinde MTÖ 'nün alt boyutlarından duygusal tükenme ve duyarsızlaşmanın; KYÖ 'nün alt boyutlarından dış paydaşlar, iç paydaşlar ve sorumluluk ve sendikal haklar ile negatif yönde ilişkili olduğu bulunmuştur. Daha sonra yapılan regresyon analizinde KYÖ 'nün iç paydaşlar ve sosyal sorumluluk alt boyutunun MTÖ 'nün toplam puanını anlamlı derecede yordadığı görülmüştür. Ayrıca sağlık çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri incelendiğinde %24,7'sinin az tükenmiş, %59'nun orta düzeyde tükenmiş ve %16.3'ünün ise çoğunlukla tükenmiş seviyede tükenmişlik yaşadıkları saptanmıştır.
Hastane çalışanlarının hasta güvenliği konusundaki bilgi düzeylerinin belirlenmesine yönelik bir uygulama: Eskişehir ili örneği
Geçmişten günümüze bütün dünyada sağlık bakım sistemleri, yardım almak amacı ile kendilerine başvuran hastalara ara sıra istemeden de olsa zarar vermektedir. Kalite standartları ve güvenlik programları olan ve uygulama yapan sağlık bakım hizmeti veren kurumlarda, güvenlik kültürünün geliştiği ve hastalara verilen zararın her geçen gün azaldığı görülmektedir. Sağlık kurumlarında hasta güvenliğini artırmak için öncelikle hasta güvenliği kültürünün oluşturulması gerekmektedir. Hasta güvenliğini sürdürmeyi destekleyen çalışan algıları, önemli bir ölçüm çalışması olarak ortaya çıkmaktadır. Araştırmanın Anakütlesi Sağlık çalışanlarıdır. Bu çalışmada, Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesindeki sağlık çalışanları (350 personel) araştırmanın evrenini oluşturmaktadır örneklemi ise sağlık profesyoneli olarak çalışanlar arasında araştırma için oluşturulmuş kriterleri karşılayan ve araştırmaya katılmak için gönüllü olan 183 kişi oluşturmuştur. Araştırmanın amacı, Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi bünyesinde çalışmakta olan sağlık profesyonellerinin hasta güvenliği kültürü algısının çalıştıkları birimlere göre ve raporlama yapıp yapmadıklarına göre farklılaşıp farklılaşmadığının, ayrıca sosyo- demografik açıdan özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığı değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Veri toplama aracı olarak "Sağlık Araştırma ve Kalite Ajansı (Agency for Healthcare Research and Quality-AHRQ) AHRQ tarafından hastanelerde hasta güvenliği kültürünü belirlemek amacıyla geliştirilmiş olan Hasta Güvenliğ Kültürü Hastane ölçeği kullanılmıştır.
Hastaların poliklinik randevularına gitmeme nedenleri ile belirleyicileri: Bir üniversite hastanesi örneği
Hastaların randevularına gitmemeleri, hastane yöneticilerinin ve klinisyenlerin karşı karşıya kaldığı yaygın sorunlardandır. Bu çalışmada bir üniversite hastanesinde poliklinik randevusu alan hastaların randevularına gitmeme nedenleri ile bunların belirleyicilerini tespit etmek ve bu soruna yönelik alınabilecek önlemlere hastaların katılım düzeyini ölçmek amaçlanmaktadır. Çalışmanın yapıldığı Çorum ilinde bulunan Hitit Üniversitesi Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nden Ekim 2018-Eylül 2019 arasındaki 1 yıllık süreçte polikliniklerden randevu alan hasta sayısı örneklem büyüklüğünü belirlemek için kullanılmıştır. Araştırmada verilerin elde edilmesinde kullanılmak üzere geliştirilen soru kağıdının geçerlilik ve güvenilirlik analizi yapılarak poliklinik randevusuna gitmeyen hastalara toplam 795 anket uygulanmış ve elde edilen verilere uygun olan istatistiksel testlerin analizi için SPSS 23.0 programı kullanılmıştır. Analizler sonucunda, 2020 yılı Ocak-Şubat aylarında poliklinikten alınan randevulara gitmeme oranı %16,2 olarak bulunmuştur. Erkekler, 20-39 yaş aralığındakiler, bekar olanlar ile çocuk ve diş polikliniğinden randevu alanlar arasında randevuya gitmeme olasılığının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Poliklinik randevularına gitmeme nedenlerine bakıldığında; unutma, başka bir yerde olma, aileyle ilgilenme, sağlık sorununun düzeldiğinin düşünülmesi başta gelmektedir. Randevuya gitmeme nedenlerini belirlemede ise hastaların cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim durumu, gelir, iş durumu, yerleşim yeri, randevu alınan poliklinik ile randevu alma sürelerinin etkili olduğu, ayrıca bu özelliklerin randevuya katılmamayı azaltmaya yönelik önlemlerin oluşturduğu boyutlara (bilgilendirme, yaptırım, iyileştirme) katılım düzeylerini de etkilediği görülmüştür. Çalışmadan elde edilen bulguların, randevuya gitmeme sorununun daha iyi anlaşılmasına yardımcı olacağı ve sağlık yöneticileri ve politika belirleyicilere yol gösterici olacağı düşünülmektedir.
Hekim ve hemşirelerin özgeci davranışlarının tükenmişlik üzerine etkisinin değerlendirilmesi: Azerbaycan'da bir uygulama
Kesitsel bir çalışma olan bu araştırma ile hekim ve hemşirelerin özgeci davranış algılarının tükenmişlikleri üzerine olan etkisi ile özgecilik davranışı algıları ve tükenmişlik düzeylerine ilişkin değerlendirmelerinin sosyo-demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediğinin ortaya koyulması amaçlanmıştır. Bu kapsamda araştırmanın evrenini Azerbaycan'da hizmet veren bir üniversite ve bir özel hastane oluşturmaktadır. Araştırmanın yapıldığı Haziran 2021 tarihi itibariyle iki hastanede toplamda 833 hekim ve hemşire görev yapmakta olup, seçilen örneklem sonucunda örnekleme dahil edilen 295 hekim ve hemşire tarafından yüzyüze görüşme yolu ile elde edilen veriler analizlere dahil edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda araştırmaya katılan hekim ve hemşirelerin özgecilik davranışları algılarının; cinsiyet, hastane mülkiyeti, meslek, eğitim durumu, çalışma birimi, gelir durumu ve fedakar davranma sebeplerine göre, tükenmişlik düzeylerinin ise; hastane mülkiyeti, medeni durum, eğitim durumu, çalışma birimi, çalışma süresi, gelir durumu, başkalarına yardım etme nedenleri, fedakâr davranma sebeplerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Bununla birlikte hekim ve hemşirelerin özgecilik davranışı alt boyutlarına ilişkin değerlendirmelerinin tükenmişlik alt boyutlarından duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı eksikliği boyutları üzerinde de istatistiksel olarak anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir.
Kronik hastalıkların tedavisinde kullanılan ilaçların mevcudiyeti, fiyatı ve satın alınabilirliği: Ankara'da bulunan eczaneler üzerine bir araştırma
İlaçlara adil olarak erişebilmek küresel bir öncelik olarak görülmektedir. 1970'lerden bu yana Dünya Sağlık Örgütü temel ilaçlar kavramını vurgulayarak adil erişimi desteklemektedir. Temel ilaçlar nüfusun çoğunluğunun sağlık ihtiyaçlarını karşılayan ilaçlardır. Gerekli ilaçlara adil erişim olmadan temel sağlık hakkının yerine getirilemeyeceği gerekçesiyle nüfusun öncelikli sağlık ihtiyaçlarını karşılayan ilaçlar olarak görülen, kronik hastalık tedavisinde kullanılan temel ilaçların Ankara'daki eczanelerde mevcudiyet, fiyat ve satın alınabilirliklerini değerlendirmek bu çalışmanın temel amacıdır. Araştırmanın yöntemi, Dünya Sağlık Örgütü ve Uluslararası Sağlık Eylemi El Kitabı İlaç Fiyatları, Mevcudiyeti, Satın Alınabilirliği ve Fiyat Bileşenlerini Ölçme 2.Baskı'ya (Measuring Medicine Prices, Availability, Affordability and Price Components 2nd Edition) dayanmaktadır. Araştırmanın örneklemini tabakalı sistematik örnekleme yoluyla seçilen Ankara'da bulunan 334 eczane oluşturmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü 21. Temel İlaç Listesi'nden yararlanılarak kalp ve damar hastalıkları, diyabet, kronik solunum yolu hastalıkları ve palyatif bakımda kullanılan 24 temel ilaç araştırma kapsamına alınmıştır. Veriler yüz yüze anket yöntemiyle toplanmıştır. Üç aşamalı mevcudiyet, fiyat ve satın alınabilirlik kavramları IBM SPSS Statistics 22 ve Microsoft Excel programları kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırmada 15 ilacın DSÖ tarafından belirlenen %80 mevcudiyet hedefini karşıladığı ancak 9 ilacın karşılamadığı saptanmıştır. Genellikle, orijinal ilaçlar jenerik ilaçlardan daha fazla mevcuttur. En fazla kalp ve damar hastalıkları ilaçları mevcut olup, sırasıyla palyatif kanser bakımı ilaçları, kronik solunum yolu ilaçları ve diyabet ilaçları gelmektedir. İlaçların %79'unun fiyatı, uluslararası referans fiyatlardan daha fazladır. Orijinal ilaçların medyan fiyat oranı, jenerik ilaçlardan yüksek ya da eşit bulunmuştur. Jenerik ilaçların, orijinal ilaçlara göre satın alınabilirlik açısından daha avantajlı olduğu bulunmuştur. Glibenclamide, Budesonide, Gliclazide ve Diazepam hem düşük düzeyde mevcuttur hem de ulusal fiyatları uluslararası referans fiyatlardan daha yüksektir. Bu araştırma, Türkiye'de temel ilaçların mevcudiyeti, fiyatı ve satın alınabilirliği konusunda Dünya Sağlık Örgütü/Uluslararası Sağlık Eylemi metodolojisini kullanan ilk araştırmadır. Sonuçlar, uygun fiyatlı ilaçlara erişimi iyileştirmek için öncelikli eylem alanlarını vurgulamaktadır.
Sağlık profesyonellerinin entegre sağlık kampüslerine (şehir hastaneleri) yönelik tutumlarının karşılaştırılması
Bu çalışmada şehir hastanelerinde görev yapmakta olan üst düzey yönetici ve uzman hekimlerin şehir hastanelerine yönelik tutumlarının değerlendirilmesi ve bu değerlendirmelerden elde edilen bulguların meslek grupları ve uzmanlık alanlarına göre, sağlık bakım kalitesi ve etkinliği, bakım bileşenlerinin koordinasyonu, disiplinlerarası bakım ekipleri ve sağlık hizmetlerinin entegrasyonu boyutları itibariyle karşılaştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi'nde görev yapmakta olan 11 üst düzey yönetici ve 185 uzman hekime yüz yüze anket uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda; üst düzey yöneticiler ile uzman hekimlerin şehir hastanelerinin sağlık sektörü için uygun olup olmadığına yönelik tutumları değerlendirildiğinde, üst düzey yöneticilerin (%100) uzman hekimlere göre (%84) daha olumlu bir yaklaşım sergiledikleri görülmüştür. Üst yönetici ve uzman hekimlerin şehir hastanelerine yönelik tutumları sağlık bakım kalitesi ve etkinliği, bakım bileşenlerinin koordinasyonu, disiplinlerarası bakım ekipleri ve sağlık hizmetlerinin entegrasyonu alt boyutları açısından incelendiğinde en yüksek ortalamaya sahip olan boyutun bakım bileşenlerinin koordinasyonu (4,73±0,95) olduğu görülmüştür. Üst düzey yönetici ve uzman hekimlerin şehir hastaneleri ile ilgili disiplinlerarası bakım ekipleri konusundaki değerlendirmeleri karşılaştırıldığında, "şehir hastanelerinde disiplinlerarası bir hasta bakım planı geliştirmek aşırı derecede zaman alıcıdır" alt boyutuna ilişkin tutumların sıra ortalamaları arasında istatiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu görülmüştür (U=558; p<0,01). Uzman hekimlerin uzmanlık alanlarına göre şehir hastaneleri ile ilgili genel (X2=47,76; p<0,001) ve tüm alt boyutlar (p<0,001) itibariyle değerlendirmelerine ilişkin sıra ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar bulunmuştur. Üst düzey yönetici ve uzman hekimlerin şehir hastanelerine yönelik tutumları boyutlar arasındaki ilişkiler bakımından incelendiğinde tüm boyutların aralarında anlamlı ilişkiler olduğu tespit edilmiştir (p<0,01). Buna göre, bakım bileşenlerinin koordinasyonu ile sağlık bakım kalitesi ve etkinliği arasında çok güçlü (rs=0,81; p<0,01), bakım bileşenlerinin koordinasyonu ile disiplinlerarası bakım ekipleri arasında güçlü (rs=0,72; p<0,01) ilişkiler olduğu saptanmıştır. Çalışma bulguları şehir hastanelerinin etkin yönetimi için sağlık profesyonellerinin tutum ve beklenti farklılıklarının dikkate alınması gerektiğine vurgu yapmaktadır. Anahtar Sözcükler: Şehir Hastaneleri, Entegre Sağlık Kampüsleri, Sağlık Profesyonelleri, Uzman Hekim, Üst Düzey Yönetici
Ankara ilinde dört farklı hastanede astımlı erişkin hastaların tedavisinde standart kombine tedavi ile kombine tedaviye ek omalizumab kullanımının maliyet etkililiğinin değerlendirilmesi
Astım tüm dünyada yaklaşık 358 milyon kişiyi etkilemekte olup sağlık harcamaları artışına önemli düzeyde katkıda bulunan kronik bir hastalıktır. Özellikle astımın kontrol altına alınamadığı ve ağır astım vakalarında, hastalığın getirdiği ekonomik yük sosyal, psikolojik ve sağlık bakım maliyetleri dâhil daha büyük boyutlara ulaşmaktadır. Literatürde yapılan birçok araştırma, ağır astım vakalarında, maliyet kalemi içerisinde en büyük payın ilaçlara ait olduğunu belirtmektedir. İlaç maliyetlerinde artışın nedenleri arasında ise tedavinin etkinliğinin yüksek olmasına karşın biyolojik ajan maliyetlerin fazla olması yer almaktadır. Bu kapsamda araştırmanın amacı; ağır astım tanısı almış hastaların tedavisinde kullanılan standart tedaviye ek omalizumab'ın maliyet etkililiğin değerlendirilmesidir. Araştırma, Ankara ilinde yer alan Gazi, Hacettepe, Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanelerinde ve Atatürk Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi E.A.H'de ST ve ST'ye ek OML tedavisi gören ve araştırmayı kabul eden ağır astım tanısı almış, 16-80 yaş arası hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya katılan toplam 216 hasta ile Mart 2018 ve Ocak 2020 tarihleri arasında yüzyüze görüşmeler yapılmıştır. Hastanelerin otomasyon programından elde edilen maliyet verileri, SGK perspektifi ile değerlendirilmiştir. Araştırmanın etkililik verileri ise EQ-5D-5L, AKT ve AQLQ ölçeklerinden elde edilmiştir. Maliyet etkililik analizi için Markov modeli kullanılmış olup araştırmanın sonuçları ilave maliyet etkililik oranı ile belirtilmiştir. Buna göre SGK perspektifinden ağır astımlı hastalarda ST maliyeti ₺23.607,08, ST'ye ek omalizumab maliyeti ise ₺425.329,81 olarak saptanmıştır. Bu sonuca göre OML+ST kullanımının İMEO değeri ₺122.675,57 olarak saptanmıştır. İlave QALY değeri ise 3,27 olarak belirlenmiştir. Sadece standart tedavi alan ağır astımlı hastalarla, OML+ST alan hastalar karşılaştırıldığında elde edilen sonuç, Türkiye için ödeme gönüllülüğü eşiği olarak kabul edilen ve DSÖ tarafından refere edilen ₺156.948,00'nin altında kalarak, OML+ST'nin maliyet etkili olduğunu göstermiştir. PSA analiz sonucunda ise İMEO değeri ₺122.675,30, ilave QALY değeri ise 3,27 olarak hesaplanmıştır. Bu sonuç parametrelerin belirsizlik altında bile ST+OML'nin maliyet etkili olduğunu göstermiştir. Sonuç olarak ağır astımlı hastalarda ST'ye ek OML+ST'nin kullanımı SGK perspektifinden maliyet etkili bulunmuş olup bu hastalarda kullanılması önerilmektedir. Anahtar Sözcükler Ağır Astım, Omalizumab, Standart Tedavi, Maliyet Etkililik, Ekonomik Değerlendirme
Hastanelerin tüketici ve finansal temelli marka değerleri ile kurumsal ve finansal performans göstergeleri arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi
Bu araştırmanın amacı; hastanelerin tüketici temelli ve finansal temelli marka değerlerini belirlemek, hastanelere göre farklılığını araştırmak ve hastanelerin marka değerleri ile kurumsal ve finansal performansları arasındaki ilişkiyi tespit etmektir. Bu kapsamda Ankara metropolitan sınırları içerisinde faaliyet gösteren 100 yatak ve üzeri kamu hastanelerinden izin alınabilen 8 hastanenin kurumsal ve finansal performans verileri ile bu hastanenin tüketicileri olan 663 hastadan elde edilen veriler değerlendirilmiştir. Kurumsal (yatak devir hızı, yatan hasta oranı, ortalama kalış günü, yatak işgal oranı, yatak devir aralığı, hekim başına poliklinik ve yatan hasta sayısı) ve finansal (cari oran, asit-test oranı, KVYK/ Kaynak, aktif devir hızı, net kar marjı ve varlıkların karlılığı) performans göstergeleri ile finansal marka değeri hesaplanabilmesi için gerekli olan veriler Sağlık Bakanlığı'ndan temin edilmiş; tüketici temelli marka değerine ilişkin veriler ise bir anket formu aracılığıyla araştırmacı tarafından hastalarla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Anket formunun geçerlik ve güvenirlik analizleri için faktör analizleri ile Cronbach's Alpha katsayısı kullanılmış olup hipotez testleri için uygun parametrik ve non-parametrik testlerin yanı sıra korrelasyon analizinden faydalanılmıştır Araştırmada finansal marka değeri tespiti için Hirose metodu kullanılmıştır. Analizler sonucunda; tüketicilerin tüketici temelli marka değeri ve boyutları ile ilgili değerlendirmeleri ve finansal marka değerlerinin hastane türlerine göre istatistiksel olarak anlamlı fark gösterdiği; hastanelerin tüketici temelli marka değeri ve boyutları, finansal marka değeri ve boyutları, kurumsal performans göstergeleri ve finansal performans göstergeleri arasında anlamlı ilişkiler olduğu saptanmıştır. Bu sonuçlardan hareketle hastane yöneticilerinin mevcut rekabet ortamında hizmet maliyetlerini yükseltmeden marka değerlerini artıracak konularda çalışmalar yapmaları önerilmektedir.