Theses supervised by Prof. Dr. Elif Yüksel Oktay
38 theses · Yalova University
Avrupa Birliği ve Türkiye' de genç işsizliğine yönelik sosyal politikalar: 2000 yılı ve sonrası
Genç işsizlik sorunu, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerin ortak bir sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. AB Ülkelerinde ve Türkiye'de özellikle 1990'lardan bu yana işsizliğin giderek arttığı gözlenmekte ve genç işsizliği genel işsizlik oranlarının çok üstünde bir oranla kendini göstermektedir. 1980'lerde küreselleşme ile beraber hızla değişen teknoloji, bilgi ekonomisi ve artan uluslararası rekabet diğer alanlarda olduğu gibi işgücü piyasalarını etkilemiş ve işgücü piyasasında eğitimli, becerili, genç işgücüne gereksinim artmıştır. Bu süreç, genç işsizlikle mücadelede sosyal politikaların önemini arttırmış ve uygulanan ve öngörülen sosyal politikaların ana hedef gruplarından biri gençler olarak belirlenmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde genç işsizliği kavramsal olarak ele alınmış, nedenleri, gençler üzerindeki etkileri açıklanmıştır. İkinci bölümde, genç işsizliğinin AB ülkeleri ve Türkiye' de ki durumu incelenmiş, üçüncü bölümde ise ülkemizdeki gençlere yönelik sosyal politikalar, AB ülkelerindeki uygulamalar ve sosyal politikalar incelenmiş bazı ülke örnekleriyle konu somut hale getirilmiştir. Bu araştırmanın temel amacı gerçek tabloları ortaya koyarak AB ve Türkiye'yi karşılaştırmak, uygulanmış ve öngörülen politikaları değerlendirmek artı ve eksilerini açıkça görebilmektir. Bu çerçevede yapılan çalışma neticesinde, yaş grubu itibariyle kendisine özgü ve işgücü piyasasının yapısına bağlı çeşitli nedenleri olan genç işsizliğini azaltmaya yönelik politikaların, AB ve Türkiye işgücü piyasasını nasıl etkilediği açıkça ortaya koymuş mevcut durumu iyileştirmeye yönelik çözüm önerileri sunulmuştur.
Sosyal politika açısından okul öncesi eğitime yönelik uygulamalar: İngiltere, Finlandiya ve Türkiye örnekleri
Bu çalışmada İngiltere, Finlandiya ve Türkiye'nin okul öncesi eğitim alanıyla ilgili sosyal politikaları ve uygulamaları incelenmiş ve sosyal politika açısından değerlendirilmesi yapılmıştır. Eğitimin ulusal yönlerine ve ülkelerin genel eğitim yapılarına yer verilmiştir. Avrupa Birliği üyesi olan İngiltere ve Finlandiya'nın okul öncesi eğitim grubuna yönelik sosyal politikaları incelenerek Türkiye'deki uygulamalarla aralarındaki benzerlik ve farklılıklar dile getirilmeye çalışılmıştır. Çalışma sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda yorum ve öneriler yapılmış ve okul öncesi eğitimin sosyal politika disiplininde önemli bir yere sahip olduğu sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sosyal Politika, Okul Öncesi Eğitim, Türkiye, İngiltere, Finlandiya
Türk Metal Sendikası'nın üyelerine verdiği eğitim faaliyetlerine üyelerin bakışı
Sendikalar, sosyal yaşamın en temel unsurlarındandır. Ülkemizde sendikal hayat işçi ve memur sendikaları olmak üzere iki ayrı koldan yürümektedir. Bu bağlamda işçi sınıfının sendikalaşma süreci memur sendikalarına oranla daha eski bir tarihe dayanmaktadır. İşçi sendikaları tarafından üye işçilere yönelik bir takım sendikal hizmetler sunulmakla birlikte bahsi geçen bu hizmetlerin en önemlisi sendikal faaliyetlerdir. Sendikal faaliyetler kapsamında ise en önemlisi sendikaların üye işçilere yönelik sundukları sendikal eğitimdir. Sendikal eğitim kapsamında işçiler sendikal hak ve sorumluluklarını öğrenirken mesleki anlamda da donanımlı bir birey haline gelmektedirler. Anahtar kelime: Sendika, İşçi, Eğitim
Uluslararası kuruluşlar açısından çalışma hayatında toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları ve Türkiye'de çalışma hayatına yansımaları
Geçmişten günümüze değin çalışma hayatının birinci aktörleri hep erkekler olmuştur. Kadınlar ise çalışma hayatında silik roller üstlenmiş olup sınırlı gelir getirici uğraşılarda yer alarak çalışma hayatının ikinci aktörleri konumunda kalmışlardır. Kadınların çalışma hayatındaki bu ikincil konumu, biyolojik ve fiziksel özelliklerine atıf yapılarak toplumsal cinsiyet sorunları bağlamında açıklanmaktadır. Bu yüzden, kadınların çalışma hayatındaki pasif konumu toplumsal cinsiyet sorunlarını gündeme getirmiştir. Uluslararası arenada ortak bir sorun olan kadınların çalışma hayatına sınırlı katılımı Uluslararası Kuruluşların çalışma hayatında toplumsal cinsiyete ilişkin çalışmalar yapmalarını gerekli kılmıştır. Böylelikle, uluslararası arenanın başlıca aktörleri olan Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve Uluslararası Çalışma Örgütü kadınların çalışma hayatına yönelik olarak önemli toplumsal cinsiyet eşitliği politikaları geliştirmeye başlamıştır. Bu çalışmada, kadınların çalışma hayatında karşılaştıkları başlıca toplumsal cinsiyet sorunlarına değinilmektedir ve bu sorunların çözümü için Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi, Uluslararası Çalışma Örgütü ve Türkiye'nin geçmişten günümüze gerçekleştirdikleri yasal düzenlemeler, güncel plan ve programlar incelenmektedir. Çalışmanın sonucunda; Türkiye'deki toplumsal cinsiyet eşitliğini içeren mevzuata yönelik düzenlemeler uluslararası kuruluşların seviyesini yakalamaya çalışmasına rağmen uygulamada ayrıca mevzuatı destekleyici plan ve projelere ihtiyaç duyulduğu anlaşılmaktadır.
Türkiye'de 1990'dan günümüze genç işsizliğini etkileyen faktörlerin ekonometrik analizi
Genç işsizlik sorunu, günümüzde tüm ülkelerin ekonomik, sosyal ve toplumsal sorunları arasında ilk sıralarda yer almaktadır. Dünyada olduğu gibi Türkiye'deki genç işsizliği, küreselleşmenin oluşturduğu etkiyle birlikte 1990 yılından itibaren hızlı bir şekilde artmıştır. Türkiye'de nüfusun büyük çoğunluğunu oluşturan gençlerin işsizlik sorununun çözülmediği takdirde bu sorunun uzun vadede ciddi sorunlar ortaya çıkartacağı açıktır. Genç işsizliğinin, Türkiye'de son 15 yılda yaşanan ekonomik ilerlemelere rağmen artış göstermesi genç işsizliğinin azaltılmasının sadece ekonomik büyümeye bağlı olmadığını göstermiş ve genç işsizlikle mücadelede istihdam politikalarının önemi ortaya çıkmıştır. Bu çalışmanın birinci bölümünde öncelikle literatürde çeşitli şekillerde tanımlanan ve tanımları ülkeden ülkeye farklılık gösteren genç kavramı ele alındıktan sonra bu kavram çerçevesinde genç işsizliğinin nedenleri ve sonuçları incelenmiştir. Çalışmanın ikinci bölümde Türkiye'de giderek artan genç işsizliği üzerinde durulmuş, genç işsizliği nedenleri incelenmiş, işsizlik profili ortaya çıkartılmış ve genç işsizlere yönelik uygulanan aktif istihdam politikaları incelenmiştir. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise Türkiye'deki makro ekonomik faktörlerin genç işsizliği üzerindeki etkileri ve genç işsizliği ile arasındaki ilişki 1990-2015 dönemi için ekonometrik analizlerle test edilmiştir.
Toplu iş uyuşmazlıklarında arabuluculuk faaliyetlerinin incelenmesi: Bursa bölgesi örneği
Çalışma hayatı; işçi, işveren, işçi ve işveren sendikaları, devlet ve idari kurumlar, iş yargısı, uluslar arası örgütler (ILO) gibi oldukça fazla paydaşın bir arada bulunduğu, içe içe geçen oldukça kompleks bir yapıyı arz eder. Çalışma hayatının sürdürülebilir olması bütün paydaşların kazanması anlamına gelir. Ancak, işverenler açısından maliyetleri olabildiğince azaltmak, işçiler açısından elde edilen üründen olabildiğince çok pay alma gibi en temel dürtü, çalışma hayatının sürdürülebilirliğini zedeler. Toplu iş ilişkilerinde işçi sendikaları ile işveren ya da işveren sendikaları arasındaki bu türden çatışmaların mümkün olan en kısa sürede ve barışçıl bir yolla çözümü hem taraflar için hem de ülke ekonomisi için şüphesiz en iyi yoldur. Toplu iş uyuşmazlıklarında arabuluculuk, toplu görüşmelerden bir sonuç alamayan işçi sendikası ile işveren ya da işveren sendikası arasında bir köprü kurmaya, çatışma alanlarının sonlandırılmasına ya da mümkün olduğunca en aza indirilmesine hizmet eden barışçıl bir yoldur. Ülkemizde 6356 sayılı Kanun ile birlikte önceki düzenlemelerden farklı olarak uzlaştırma ve arabuluculuk kurumları toplu görüşmeler sonrası zorunlu arabuluculuk şeklinde düzenlenmiştir. Her ne kadar arabuluculuk kurumu işçi ve işveren tarafları tarafından grev ve lokavta geçebilmek için aşılması gereken zorunlu bir adım olarak nitelendirilse de arabuluculuğun zaman zaman gerginleşen toplu görüşmeler sonrasında taraflar arasındaki ilişkileri yumuşatma, taraflara düşünme ve sürecin nereye doğru gideceği konusunda düşünme fırsatı verme, işçi-işveren tarafı arasında iletişim kurma işlevlerinin bulunduğunun altını çizmek gerekir.
Sosyal dışlanma bağlamında üniversite öğrencilerinin yaşlılara yönelik bakış açısının değerlendirilmesi: Yalova ve Lodz Üniversitesi örneği
Araştırmanın amacı; Türkiye'de ve Polonya'da yaşlıların sosyal dışlanmasını önlemek için uygulanan sosyal politikaların, üniversiteli gençler üzerindeki yansımalarını incelemek ve sonuçlarını karşılaştırmalı olarak analiz etmektir. Araştırmada veri toplamak için dokümantasyon yöntemi ve anket tekniği kullanılmıştır. Araştırmanın evreni Polonya Lodz ve Türkiye Yalova Üniversitesi lisans öğrencileridir. Örneklem grubu 669 öğrenciden oluşmaktadır. Örneklem, Tesadüfî örneklem yoluyla belirlenmiştir. Örneklemin 286'sı Lodz, 369'u ise Yalova Üniversitesinden oluşmaktadır. Elde edilen veriler SPSS 20 programında analiz edilmiştir. Araştırma ulaşılan kaynaklar ve örneklem grubuyla sınırlı ve anlamlıdır. Araştırmada elde edilen veriler üç bölümde düzenlenmiştir. Birinci bölümde temel kavram ve kuramlar incelenmiş; ikinci bölümde ise Türkiye ve Polonya'da yaşlıların sosyal dışlanmasını önlemeye yönelik uygulanan politikalar değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde uygulamada elde edilen veriler ışığında Lodz Üniversitesi ve Yalova Üniversitesi öğrencilerinin yaşlılara yönelik algılarının karşılaştırmalı analizi yapılmıştır. Sonuç olarak, Türkiye ve Polonya'da yaşlıların dışlanmasını önlemeye yönelik uygulanan sosyal politikalar, üniversite öğrencilerinin yaşlılara bakış açılarına göre değerlendirildiğinde politikaların yeterince etkili olmadığı anlaşılmıştır.
Türkiye'de metal işkolunda yer alan otomotiv sektöründe 2000 yılı sonrası gerçekleşen işçi direnişlerinin değerlendirilmesi: Bursa Oyak Renault ve Tofaş direnişleri
Genel olarak işçilerin; ekonomik, sosyal hak ve çıkarlarını korumak amacıyla geçici bir süre topluca iş bırakma durumu olarak tanımlanan grev; işçi sınıfının içinde bulunduğu olumsuz çalışma koşullarının değiştirilmesi ya da bazı talep ve şartlarının işverence yerine getirilmesi için işverene karşı uyguladıkları bir baskı aracıdır. Dünya'da işçi kesiminin işverene karşı haklarını korumak amacıyla grev yapma hakkının, yasalarca güvence altına alınmasının ikinci dünya savaşı sonrası olduğu görülmektedir. Ancak; ülkemizde ise işçi kesimine grev hakkının uzun bir süre tanınmadığı ve nihayetinde 1961 Anayasası ile birlikte, 275 sayılı Toplu İş Sözleşmesi Grev ve Lokavt Kanunu'nu düzenlenerek; işçilere, grev hakkının tanındığı görülmektedir. Grev hakkının düzenlemesi ile ülkemizde işçi hareketleri de yaygınlaşmaya başlamıştır. Özellikle; gerek ihracat gerekse istihdam açısından ülke ekonomisinde önemli bir konuma sahip olan metal sektöründe, işçi eylemleri artmaya başlamış ve 1970'li yıllarda işçi ve işveren arasında yoğun mücadeleler yaşanmıştır. İşçi tarihi açısından önemli grev hareketliliklerine ev sahipliği yapmış olan bu sektörde, en son 2015 yılında Bursa OYAK Renault ve Tofaş fabrikalarında, grev olarak bilinen ancak; gerçekte grev değil de bir "işçi direnişi" baş göstermiştir. Bu çalışmada da 2015 yılında Bursa OYAK Renault ve Tofaş fabrikalarında meydana gelen işçi direnişi ele alınarak; bu direnişin, hem ülke ekonomisi üzerindeki hem de işçiler üzerindeki etkilerini değerlendirmek amaçlanmıştır. Araştırmanın birinci ve ikinci bölümünde, literatür taraması yapılarak, birinci bölümde, grev kavramı, grev türleri ve grev hakkının gelişimi hakkında kısa bir bilgi verilmeye çalışılmıştır. İkinci bölümde ise imalat sanayi içerisinde metal işkolunun yeri incelenerek çalışma ilişkileri hakkında bilgilere yer verilmiş ve 2000 yılı sonrasında metal işkolunda görülen grev ve eylemler incelenmiş ve eylemlerin genel etkilerinden bahsedilmiştir. Araştırmanın üçüncü bölümü olan uygulamalı kısmında mülakat tekniği ile sendika ve işçilerle yapılan görüşmeler ışığında yaşanan direnişin nedenleri ve sonuçları ile ilgili bilgilere yer verilerek durum analizi yapılmıştır. Anahtarkelimeler: Grev, Metal İşkolu, OYAK Renault, Tofaş
Yerel yönetimlerin yaşlılara ve engellilere yönelik uyguladıkları sosyal politikalar: İstanbul- Stockholm örneği
Sosyal belediyecilik hizmetlerinde yaşlılara ve engellilere yapılan hizmetler önemli bir yer tutar.Engellilere ve yaşlılara yönelik hizmetler belediyelerin bütçelerinde de yüksek oranda yer almaktadırlar.Dünya üzerinde kültürel anlamda gelişmiş ve ekonomik olarak güçlü olan kentlerde sosyal belediyecilik uygulamaları yapmak ve bunu ihtiyaç sahibi yaşlılara ve engellilere ulaştırmak çok daha kolaydır.Bu çalışmayı yapmaktaki amacımız ihtiyaçlar doğru tespit edilip uygulamalar ve tercihler doğru kullanılırsa zorlu ekonomik ve sosyokültürel şartlara sahip şehirlerde de engellilere ve yaşlılara yönelik soyal politika uygulamalarının yapılabileceğini ispatlamaktır.Çalışmamızda avantajlı kent olarak Stockholm Belediye'si , dezavantajlı kent olarak ise İstanbul Belediyesi örneklendirilmiştir. Anahtar kelimeler:Sosyal Politika , Sosyal Belediyecilik , Yaşlı, Engelli, Stockholm, İstanbul
Türkiye'de üniversiteler bağlamında idari personel rejimi: Kamu ve özel sektör karşılaştırması
Bu çalışmada devlet üniversiteleri ile vakıf üniversitelerinin idari personel rejimleri karşılaştırılmaktadır. Devlet üniversitelerinde görev yapan idari personel aynı zamanda kamu personeli statüsünde olması sebebiyle sağlıklı bir değerlendirme yapılabilmesi için kamu görevlilerinin ana omurgasını oluşturan ve geçmişten günümüze istihdamın önemli bir insan kaynağını meydana getiren kamu personeli türleri, temel ilkeleri, atama süreçleri ile çalışmada genişçe yer bulmaktadır. Devlet üniversitelerinde görev yapan idari personel ile ilgili 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu'nda bir takım maddelere rastlanmakla beraber, idari personelin temel olarak 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na tabi olması sebebiyle çalışma kamu personeli konusu üzerine yükselmiştir. Vakıf üniversitelerin sahip olduğu hareket serbestisi devlet üniversitelerinde bulunmamaktadır. Bunun sebebi de memurluk sistemin kapalı bir kariyer sistemine dayanmasıdır. Çalışmanın birinci ve ikinci bölümlerinde işlenen kamu personeli konusu aynı zamanda devlet üniversitelerinde görev yapan idari personelin genel yapısını bize anlatmaktadır. Vakıf üniversitesi idari personelinin İş Kanunu'na tabi olması ve yönetimlerine yön veren yönergelerin farklı içeriklere sahip olması sebebiyle devlet üniversitelerinde görülen uygulamada birliktelik ilkesi vakıf üniversitelerinde görülmemektedir. İki personel rejiminin karşılaştırması sonucunda Türkiye'de devlet ve vakıf üniversitelerinin personel rejimlerinin benzer ve farklı yönleri ortaya konulmaya çalışılmaktadır.
Türkiye'de kamu sektöründe hizmet içi eğitime yönelik çalışanların algısı: Uludağ Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü örneği
Bu çalışma kapsamında hizmet içi eğitimin çalışanlar üzerindeki etkileri değerlendirilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda daha önce yapılan hizmet içi eğitime yönelik çalışmalar incelenmiş, araştırma sonuçları analiz edilmiştir. Uludağ Gümrük ve Ticaret Bölge Müdürlüğü ve Bağlantılı Gümrük Müdürlükleri'nde, kurum personelinin almış olduğu hizmet içi eğitime yönelik çalışanların algısını değerlendirmeye yönelik yapılan anket çalışması ile elde edilen sonuçlar incelemeye tabi tutulmuştur. Tezin amacı, günümüz teknolojileri ile gelişen ve değişen çağımızda, kurum çalışanlarının uyum sürecini kolaylaştırmak adına en etkili eğitim yöntemlerinden biri olan hizmet içi eğitim yolu ile çalışmakta olduğu işin gerektirdiği mesleki anlamda bilgi ve becerilerin kazandırılabilmesi, kalite ve performansın artırılabilmesi, verimliliğin artmasına katkı sağlamayı amaçlayan bir çalışma niteliği taşır. Bu bakış açısıyla, araştırmanın çalışma grubunu oluşturan ilgili kurum çalışanlarına yapılan anket çalışması ile almış oldukları hizmet içi eğitimlere yönelik düşünceleri sorulmuştur. İki bölümden oluşan bu anket çalışmasının birinci bölümünde kişisel bilgiler yer almakta olup; kurum çalışanlarının hizmet süresi, hizmet sınıfı, çalışmış olduğu önceki kurumla karşılaştırmalı bir şekilde alınan hizmet içi eğitimlere yönelik memnuniyet durumunu ölçmeye yönelik sorulara yer verilmiştir. İkinci bölümde ise hizmet içi eğitimim amaç ve kapsamı, eğitim ortamı ve ulaşım, öğrenim süreci, hizmet içi eğitimi veren personel ve genel bir değerlendirme kapsamında beşli Likert Tipi ölçek ile anket çalışması yapılmıştır. Bu çalışmadan elde edilen veriler Frekans Analizi, t-Testi Analizi, Varyans Analizi, Çapraz Tablo Analizine tabi tutularak incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; hizmet içi eğitime yönelik çalışan algılarının değerlendirilmesinde cinsiyet, medeni durum, daha önce başka bir kurumda çalışma, özel sektör ya da kamu sektöründe çalışmış olma durum değişkenlerine göre anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Hizmet içi eğitim faaliyetlerinin yeterli olup-olmadığı değişkeni arasında ise anlamlı bir farklılık olduğu görülmüştür (p<0.05). Hizmet içi eğitime yönelik çalışan algılarının değerlendirilmesinde eğitim durumu, hizmet süresi, hizmet sınıfı değişkenlerine göre anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Araştırmadan elde edilecek sonuçların ise sonraki yapılacak olan hizmet içi eğitimlerin amacına nasıl daha uygun olacağı ve çalışan personel üzerinde nasıl daha etkili olabileceği noktasında aydınlatıcı bilgiler sağlayacağı umulmaktadır. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda ideal hizmet içi eğitim faaliyetlerine yönelik neler yapılabileceğine dair çıkarımlarda bulunulmuştur. Bu çalışmadan elde edilen veriler ışığında ise hizmet içi eğitim kalitesini artırmaya yönelik öneriler ortaya konulmuştur.
İnsan ticaretiyle mücadele politikaları: Türkiye ve AB ülkeleri incelemesi
İnsan ticareti, göç sürecinde karşılaşılabilecek en ağır insan hakları ihlâllerinden biridir. İnsan ticareti suçunun mağdurları kadınlar, erkekler ve çocuklar olabilmektedir. Farklı emek biçimlerinin sömürüsünü kapsayan bir olgu olmasına karşın insan ticaretinin en tipik görülme şekli zorla fuhuş yaptırmadır. Devletler, uluslararası örgütler ve sivil toplum örgütleri insan ticareti olgusuna türlü türlü şekillerle yaklaşmaktadır. İnsan ticareti kişinin bir nesne haline getirildiği, farklı şekillerde sömürüldüğü insanlık dışı bir eylemdir. Kişinin insan olmasından kaynaklanan ve doğuştan kazandığı en temel haklarından bile yararlandırılmadığı, bu haklardan mahrum bırakıldığı bir eylem olarak insan ticareti kölelik ile benzer özellikler göstermektedir. Geçtiğimiz yüzyıllarda sıklıkla görülen köleliğin kalkması insanların bir eşya gibi ticarete konu olmasını ne yazık ki ortadan kaldırmamıştır. Günümüzde insan ticareti ile dünyada insanların çeşitli amaçlarla alınıp satılmasına devam edilmektedir. Araştırmada literatür tarama tekniği kullanılmıştır. Konu itibariyle daha objektif sonuçlar elde etmek amacıyla bu veriler rakamsal olarak desteklenmiştir. Araştırmanın teorik kısmında insan ticareti sebepleri ve sonuçlarıyla ayrıntılı bir şekilde aktarılmıştır. Araştırmada uluslararası boyutta İLO, UNICEF, küresel insan ticareti raporları gibi kaynaklardan yararlanılmıştır. İnsan ticaretinin çarpıcı sonuçları açısından son yıllarda meydana gelen insan ticareti vakaları örneklerle anlatılmıştır. İnsan ticareti suçu, bu pazarda oluşan talepler sebebiyle, dünyada varlığını devam ettirebilmektedir. İnsan ticareti ile mücadele eden gerek resmi ve gerekse sivil toplum örgütleri, kişilerin, insan tacirlerin sundukları hizmetlere olan taleplerini yok etmek için, politikalar üretseler de insan ticareti suçu ve bu suçtan dolayı mağdur olan kişiler gün be gün artmaktadır.
Sağlık sektöründe çalışan kadınların çalışma hayatında karşılaştıkları güçlükler: Kocaeli/Türkiye – San Diego/ABD karşılaştırması
Kadınlar çalışma yaşamına katıldıkları andan itibaren genellikle ikincil işgücü durumunda kalmışlar ve bu durumun beraberinde getirdiği sorunlar ile çalışmışlardır. Sağlık sektöründe de durum farklı değildir. Bu çalışmada sağlık sektöründe çalışan kadınların sorunlarının incelenmesi amaçlanmıştır. Kocaeli/Türkiye ve San Diego/ABD'deki farklı meslek gruplarından kadın sağlık çalışanlarına çoktan seçmeli/kapalı uçlu sorular ile araştırma yapılmış, sorunların benzerliği ve hangi ülkenin çalışma koşullarının daha iyi olduğu araştırılmıştır. Araştırmanın sonucunda, Türkiye'deki kadın sağlık çalışanlarının ücret, ayrımcılık, hakların kullanımı konusunda sorunları olduğu saptanmıştır. ABD sağlık çalışanlarının Türkiye'den daha iyi koşullarda çalıştığı tespit edilmiştir. Sağlık personeli sayısının arttırılmasının, doğum ve annelik dönemlerinde esnek çalışmanın sağlanmasının sorunun çözümünde etkili olacağı değerlendirilmektedir.
Halk eğitim merkezleri meslek edindirme kurslarının kadınların işgücü ve istihdama katılımlarına etkileri: Yalova ili örneği
Yetişkinler toplumun sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan gelişmesinde büyük rol oynamaktadır. Yetişkinlerin doğru tutum ve davranışları sergileyebilmeleri, değişen dünyaya ayak uydurabilmeleri, işgücüne katılabilmeleri ve işlerinde istikrarı sağlayabilmeleri için gerekli bilgi ve becerileri kazanmaları ancak eğitimle gerçekleşmektedir. Geçmişten günümüze kadar yetişkin hayatını incelediğimizde, eğitimin yetişkin yaşamının bir parçası olduğunu görürüz. Fakat hızla değişen, gelişen bilim ve teknoloji, bireylerin daha sistemli ve bilimsel bir şekilde eğitim almasını zorunlu kılmıştır. Bilim ve teknolojinin hızlı gelişmesi ile yeni meslekler ortaya çıkmış, işin yapısı değişmiş ve vasıflı işgücüne ihtiyaç artmıştır. Bu değişimlere ayak uydurulması, nitelikli işgücünün yetiştirilmesi, ekonomik ve teknolojik kalkınmanın sağlanabilmesi için ise mesleki eğitime gerek duyulmuştur. Sosyal politikanın konusunu oluşturan dezavantajlı grupların arasında yer alan kadınların işgücüne katılmaları ve istihdam edilmeleri ise hem toplumsal refaha hem de ülkenin kalkınmasına katkı sağlayacaktır. Fakat gerek toplumun kadına yüklediği sorumluluklar gerekse toplum içinde karşılaştıkları cinsiyet ayrımcılığı sebebiyle kadınlar eğitim alamamakta ya da eğitimlerini yarıda bırakmaktadırlar. Kadınların eğitim hayatına katılamamaları ya da eğitim hayatlarını tamamlayamamaları ise kadınların istihdama katılmalarına engel olan en büyük etkenlerden biridir. Bu bağlamda meslek edindirme kursları, kadınların eğitim seviyelerini arttırmalarını ve meslek sahibi olmalarını sağlayarak işgücüne katılımlarında ve istihdam edilmelerinde önemli bir rol oynayacaktır. Kadınların işgücüne katılmaları ve istihdam edilmeleri ise hem toplumsal refaha hem de ülkenin kalkınması açısından katkı sağlayacaktır. Bu çalışmada halk eğitimi ve mesleki eğitim kavramlarına tarihsel süreçleri ile yer verilerek, yetişkin eğitiminin gerçekleştiği önemli kurumlardan birisi olan Halk Eğitim Merkezleri ele alınmıştır. Yalova ilinde bulunan Halk Eğitim Merkezlerindeki kurslara devam eden kursiyerlerle yapılan anket, meslek edinmeye yönelik kursları tamamlamış kadın kursiyerlerle mülakat yapılmış ve bu kursların kadınların işgücüne katılımlarına ve istihdamlarına olan etkisi incelenmiştir.
Türkiye'de uluslararası göçün mağduru çocuklara yönelik uygulanan sosyal politikalar
Bu çalışmada, göçün en önemli dezavantajlı gruplarından biri olan çocuklar ve onlara yönelik politikalar incelenmiştir. Birinci bölümde; göç, göçmen, mülteci/göçmen ve çocuk ve refakatsiz çocuk gibi kavramlar açıklanmıştır. Ardından, kanuni olarak öngörülen tanımlamalarla bilgiler desteklenmiş ve temellendirilmiştir. Sonrasında ise sosyal hizmet kavramı açıklanmış ve örneklendirilmiştir. İkinci bölümde, sığınmacı çocukların dünyadaki ve Türkiye'deki mevcut durumu sayısal verilerle mümkün olduğunca ortaya konmaya çalışılmıştır. Ayrıca yine bu bölümde, refakatsiz çocukların karşılaştıkları sorunlar da incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, Türkiye'de sığınmacı çocuk politikaları, yasal prosedür, prosedür sırasında karşılaşılan sorun ve engeller ile bu konularda devlete destek veren özel kuruluşlar ve sivil toplum örgütleri konu edilmiştir. Anahtar Kelimeler:Uluslararası göç, sığınmacı çocuk, sosyal politika, Türkiye
Türkiye'de yerel yönetimlerde performans yönetimi İstanbul Büyükşehir Belediyesi örneği
Kamu hizmetlerinin temel amacı, vatandaşların yaşam biçimini çağdaş değerlere uygun biçimde iyileştirmek ve onların refah düzeyini arttırmaktır. Bu amaca yönelmiş olan kamu yönetiminin yapısı, merkezi yönetim ve yerel yönetim olmak üzere iki idari altyapıdan oluşmaktadır. Özel sektörün kar amacı güden şirketlerinin yönetimini etkinleştirmeye yönelik olarak düşünülen modeller, kamunun kendine özgü yapılanması ve hizmet gerekleri çerçevesinde uygulama alanı bulmakla; stratejik düşünme ve stratejik planlama uygulamaları kamu yönetiminde yaygınlaşmaktadır. Stratejik planlama; önceleri daha ziyade kar amacı güden örgütler için, daha sonraları ise askeri nitelikteki kamu hizmetleri ve temel devlet idaresi için söz konusu olmuştur. Son dönemlerde kamu örgütlerinde yaşanan değişim çabaları, planlama çalışmalarının önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Özellikle ihtiyaç duyulan personelin planlanması, seçilmesi ve işe başladıktan sonra performanslarının değerlendirilmesi verilen hizmetin kalitesini de ortaya koymaktadır. . Çalışmamızın temel amacı, bir kamu örgütü olan belediyelerde çalışanlara performans yönetim sisteminin nasıl uygulandığıdır. Bu amaçla çalışanlara yönelik anket uygulanmış ve performans değerlendirme çalışmalarına bakış açıları değerlendirilmiştir. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Bu bağlamda birinci bölümde diğer bölümlere dayanak oluşturmak üzere, performans yönetimi ve performans yönetimine ilişkin temel kavramlar açıklanmaya çalışılmış; bu kavramların belediyeler açısından ifade ettiği anlam ortaya konulmak istenmiştir. İkinci bölümde, Türkiye'de yerel yönetimlerin neler olduğu, tanımı ve görevleri ile ilgili konulara değinilmiş, yerel yönetim birimi olan belediyelerde performans yönetimi uygulamasının hangi temellere dayandırılacağı açıklanmıştır. Üçüncü bölümde ise İstanbul Büyükşehir Belediyesi çalışanlarının performans değerlendirmeye yönelik bakış açıları ortaya konulmuştur.
Kamu istihdam kurumunun faaliyetlerinin etkinliği: Kocaeli ili örneği
1980'lerden itibaren uygulanmakta olan neo-liberal politikalar ile birlikte yaşanan küreselleşme olgusu ve hızlı teknolojik gelişmeler sadece ekonomileri etkilemekle kalmamış iş piyasalarının işleyişini de etkilemiştir. Yaşanan bu dönüşüm ile birlikte yüksek işsizlik oranları gelişmiş ve gelişmekte olan bütün ülkelerinin gündeminde çözülmesi gereken öncelikli sorunlardan biri haline gelmiştir. Yüksek işsizlik sorunun çözümü için ülkeler bir taraftan makroekonomik politikalar uygularken diğer taraftan Kamu İstihdam Kurumlarını değişen koşullara göre yeniden yapılandırarak bu kurumları klasik eşleştirme ve işe yerleştirme faaliyetlerinin dışına çıkarmışlardır. Yaşanan gelişmelere bağlı olarak söz konusu kurumlar iş piyasalarının işleyişini etkileyecek 'aktif ve pasif istihdam politikaları' olarak adlandırılan birçok araç ile donatmışlardır. Sonuç olarak Kamu İstihdam Kurumlarının üstlenmiş oldukları faaliyetlerin, yönetmekte ve kullanmakta oldukları kaynakların bu denli artış göstermesi bu kurumlarının faaliyetlerinin etkinliğinin irdelenmesini gerekli kılmaktadır. Bu çalışmada ülkemizde uygulana gelen istihdam politikaları içinde Kocaeli Çalışma ve İş Kurumu İl Müdürlüğü örneği üzerinden İŞKUR'un faaliyetlerinin etkinliği çeşitli yönlerden irdelenmiştir. Çalışmamızda İŞKUR'un faaliyetlerinin etkinliği değerlendirilirken, işe yerleştirme faaliyetleri, işgücü yetiştirme faaliyetleri gibi başta aktif istihdam politikası faaliyetleri olmak üzere, işsizlik sigortası, ücret garanti fonu hizmetleri gibi pasif istihdam politikası faaliyetlerine yer verilmiştir. İş arayanların danışmanlık hizmetleriyle doğru ve etkin bilgilendirmelerinin sağlanarak, eşleştirme ve işe yerleştirme faaliyetleri ile işsizlik süresinin kısaltılmasını, mesleki eğitim hizmetleri ile yeniden ve güncel bir meslek ile iş piyasalarına tekrar dönmelerinin kolaylaştırılmasını, işsizlik ödemesi, ücret garanti fonu, vb faaliyetler ile de işsiz kalmaları halinde işsizliğin olumsuz etkilerinden korunmasını amaçlayan hizmetlerin sunumunu sağlayan kurumun faaliyetlerinin etkinliği 2008-2017 yıllarına ait veriler üzerinden incelenerek değerlendirilmiş ve saptanan eksikliklere ilişkin çeşitli önerilerde bulunulmuştur.
Türkiye'de yaşayan Suriyeli sığınmacıların yaşadıkları sosyo-ekonomik sorunların çözümüne yönelik sosyal politikalar: Kocaeli ili örneği
Son yıllarda çeşitli Arap devletlerinde görülen politik, iktisadi ve toplumsal sorunlar ülke yönetimlerinin değişiklik göstermesine, toplum bilincinin kuvvetlenerek halkın müşterek amaçlarla hareket etmesine neden olmuştur. Arap Baharı 21. yüzyılın en büyük olayı olarak nitelendirilmektedir. 17 Aralık 2010 tarihinde başlayıp sonrasında Ortadoğu ülkelerine yayılmıştır. Suriye 15 Mart 2011 tarihinde Arap Baharına dâhil olup bu baharı en acı biçimde yaşayan ülke olmuştur. Suriye içinde yaşanan Arap Baharı zaman geçtikçe iç savaş biçimine dönüşerek çok ağır kayıplar ile karşılaşılmıştır. Suriye'de sürmekte olan iç savaş sonucunda birçok Suriyeli ülkelerini terk etmek zorunda kalmıştır. Bu göç çeşitli ülkelere yapılırken en büyük göç dalgası Türkiye üzerine olmuştur. 2017 yılı itibariyle Türkiye'ye sığınan Suriyelilerin 29.230 kişisi Kocaeli'de hayatlarını devam ettirmektedir. Bu çalışmamızda Kocaeli ili yerel yönetimince sığınmacıların yaşadıkları sosyo-ekonomik sorunlara yönelik sosyal politikaları ve bu politikaların uygulamaları araştırılmıştır. Birinci bölümde göç ve sosyal politikalar kavramsal çerçeve başlığı altında işlenmiştir. İkinci bölümde dünyada ve Türkiye'de göç ile Suriyeli sığınmacı problemleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Türkiye'deki Suriyeli sığınmacıların yaşadıkları sosyo-ekonomik sorunların çözümüne yönelik sosyal politikalar Kocaeli ili örneğinde irdelenmiştir. Anahtar
KOSGEB'den hibe alan kadın girişimcilerin sosyoekonomik durumu: Kocaeli örneği
Kadın girişimcilerin KOSGEB'den aldıkları hibeler çerçevesinde kurdukları işlerinde başarı durumlarında etkin olan faktörler ve bu faktörlere bağlı olarak şekillenen hibe kullanımının kadın girişimcilerin başarı durumları üzerindeki etkileri araştırmanın konusunu oluşturmaktadır. Kocaeli'nde KOSGEB'den hibe alan kadın girişimcilerin başarı durumları konusunda yapılan çalışmanın, hibe projelerinin kullanımı konusuna açıklık getireceği düşünülmektedir. Bu tez çalışmasında; KOSGEB'den alınan hibelerin kullanımında, kullanımı etkileyen faktörler ve hibe kullanımı kültürü ve etkileyici faktörler incelenmiştir.2018 yılında KOSGEB'den hibe alan 61 kadına 20 sorudan oluşan anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmada KOSGEB'den hibe alan kadınların 36-45 yaş grubu (%45,9), evliler (%75,4), lise mezunları (%49,2), aylık geliri 2001TL-2500 TL arası olanları (%26,2), ev sahibi (%60,7), kira tutarı 1001-2000 TL olan (%19,7), eşi çalışan (%70,5), eşinin aylık geliri 3000 TL ve üzeri (%31,1), eşinin mesleği işçi olan ( %34,4), çocuğu olan (%75,4), 2 çocuğu olan (%32,8), çocuğu okula giden (%60,7), okula gitmeyen çocuğuna kendileri işletmede iken kreşe gönderen (%21,3), çocuklarının bakımı için ödedikleri bakım ücretleri 1001-2000 TL olan (%26,2) olarak bulunmuştur. İş kurma aşamasında karşılaştıkları zorlukların, işlerini sevmelerinin yaşları ile, daha önce herhangi bir devlet kurumundan hibe yada kredi alarak işletme kurmalarının, başarısız oldukları durumların, başarılı oldukları durumlardan daha çok konuşulup konuşulmamasının medeni durumları ile bağlantısı bulunmuştur. KOSGEB'den hibe alma ve kullanabilme, özellikle gelir durumu düşük olan kadınların gelir düzeylerinin yükseltilmesi açısından önem taşımaktadır. Bu amaçla KOSGEB hibeleri düzeyinden kadınların hibe alma ve kullanma miktarlarının artırılması için projeler geliştirilmelidir.
Türkiye'deki STK'ların Suriye'deki savaşın neden olduğu yoksulluğu önleme çalışmaları: İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH)-Türkiye Kızılay Derneği-Deniz Feneri derneği
Yoksulluğun objektif ve üzerinde herkesin ortak görüş bildirdiği mevcut bir tanımının olmamasına karşın genel anlamda bu kavram yaşamın gerektirdiği olanaklardan yoksun olma durumunu ifade etmektedir. Yoksulluğa neden olan birçok faktör söz konusudur. Ancak bu nedenlerin arasında en acımasızca ve ağır olanı savaşlar sonucunda ortaya çıkan yoksulluktur. Bu doğrultuda hazırlamış olduğumuz, "Türkiye'deki STK'ların Suriye'deki Savaşın Neden Olduğu Yoksulluğu Önleme Çalışmaları: İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsani Yardım Vakfı (İHH), Türkiye Kızılay Derneği ve Deniz Feneri Derneği Örneği" adlı çalışmamızda, Suriye İç Savaşı nedeniyle insani yardıma muhtaç duruma düşen Suriyelilerin yaşadıkları sıkıntılar ortaya konulmuştur. Bu sıkıntıları ortadan kaldırmaya ve yoksul durumdaki Suriyelilerin insani ihtiyaçlarını karşılayarak yoksulluğu önlemeye çalışan İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye Kızılay Derneği ve Deniz Feneri Derneği'nin bu amaçla Türkiye ve Suriye sınırları içerisinde gerçekleştirmiş olduğu birçok faaliyeti bulunmaktadır. Bu çalışmada ilk olarak yoksulluk ve sivil toplum kuruluşları kavramları açıklanarak, Suriye'deki savaşın neden olduğu yoksullukla mücadelede İHH İnsani Yardım Vakfı, Türkiye Kızılay Derneği ve Deniz Feneri Derneği'nin faaliyetleri ele alınmakta ve bu çalışmaların Suriyelilerin yoksulluğunu ortadan kaldırmada ne derece etkili olduğu ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Bu kapsamda hazırlanan çalışmayla, aynı alanda faaliyetler ortaya koyan farklı yapıdaki ve alandaki STK'lara yönlendirici bir kaynak olabilecek sonuçlar ortaya konulmuştur.
Sağlık sektöründe duygusal emeğin gösterimi: Yalova ili örneği
Örgütler tüketici beklentilerindeki değişimler, rekabetin artması ve teknolojik gelişmeler nedeniyle üretilen ürünlerin birbirine benzemesi dolayısıyla daha fazla avantaj elde edebilmek için çalışanların fiziksel güçlerinin yanında duygularını da iş süreçlerine dahil etmesini beklemektedir. Bu beklenti, müşteri ile çalışan etkileşiminin yüksek olduğu iş ve sektörlerde daha fazladır. Duygu işçisi olarak adlandırılan bu çalışanlar, fiziksel ve zihinsel emek kadar duygusal emek de harcarlar. Duygusal emek, duygu işçisi olarak çalışanlar için sıklıkla olumlu sonuçlardan biraz daha çok olumsuz sonuçlara yol açmaktadır. Bu çalışmada duygusal emek davranışının gösterilmesinden sorumlu olan çalışanların, sağlık sektöründe duygusal emek gösterim boyutları ve duygusal emek boyutlarının çalışanların demografik özelliklerine göre farklılık gösterip göstermediği ampirik olarak incelenmiştir. Çalışma kapsamında geliştirilen hipotezler, Yalova İlin'de hizmet sunan sağlık kuruluşlarında çeşitli mesleklerde çalışan 232 sağlık çalışanından elde edilen anket verilerine uygulanan analizler ile test edilmiştir. Çalışmada Diefendorff ve diğerleri (2005) tarafından, Kruml ve Geddes (2000) ile Grandey (2003)'in ölçeklerinden uyarlanarak geliştirilmiş duygusal emek ölçeğinden yararlanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen sonuçlara göre, çalışanların çoğundan duygusal emek gösteriminde bulunulmasının beklendiği sonucuna ulaşılmıştır. Yapılan analizler sonucunda, sağlık sektöründe hizmet sunan çalışanların büyük çoğunluğunun, duygusal emek alt boyutlarından " Samimi Davranış" ı daha fazla sergilediği; bununla birlikte duygusal emek gösterimleri ile çalışanların demografik özellikleri arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür.
Türkiye'de yoksullukla mücadele'de kadın STK'ların rolü: TYSD ve KADEM örneği
Çok eski zamanlara dayanan ve günümüzde de toplumların en önemli sorunlarının başında gelen yoksulluk kavramı genel olarak insanların temel ihtiyaçlarını karşılayamaması olarak tanımlanmaktadır. Dünya üzerinde yoksulluktan en fazla etkilenen kesim çocuklar ve kadınlardır. Bu doğrultuda yoksullukla mücadelede kadınların ortaya koymuş olduğu çalışmalar önem arz etmektedir. Türkiye'de Yoksullukla Mücadelede Kadın STK'ların Rolü: TYSD ve KADEM Örneği adlı çalışmamızda yoksulluk kavramı, STK kavramı ve yoksullukla mücadelede kadınların yapmış olduğu çalışmaların önemi ve etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türkiye'de kadınlar tarafından kurulmuş olan ilk STK olma özelliği taşıyan Türkiye Yardım Sevenler Derneği (TYSD) ve günümüzde ortaya koymuş olduğu çalışmalar ile ön plana çıkan Kadın ve Demokrasi Derneği (KADEM)'in genel işleyişleri, Türkiye'de ortaya koydukları çalışmaların ele alındığı çalışmamızda bu STK'ların yoksullukla mücadelede kapsamında yapmış olduğu çalışmalar ortaya konulmaktadır. Çalışmamız STK'nın hem oluşum aşamasında hem de faaliyetleri sürerken yalnızca erkeklerin değil kadınların da çok önemli çalışmalar yaptıklarını göstermektedir. Bu kapsamda hazırlamış olduğumuz çalışmayla, yoksullukla mücadelede faaliyet gösteren, kadınların başarıları ortaya çıkmaktadır
İşletmelerde performans yönetiminin motivasyon üzerindeki etkileri: Özel bir şirket örneği
İşletmeler çalışanlarının motivasyonlarını arttırabilmek ve bu motivasyonun üretime katkısını sağlayabilmek için birçok yol izlemektedirler. Çalışan motivasyonunda kimi zaman ödüllendirme yöntemi uygulanırken kimi zamanda takdir sistemi uygulanmaktadır. Performans yönetim sistemini bünyesinde uygulayan işletmeler bu değerlendirmelerin sonucunda performansı düşük olan çalışanların performanslarını arttırmaya yönelik çeşitli uygulamalar yapmaktadırlar. Uygulanan bu uygulamaların tutarlılığı sonucunda çalışanların motivasyonları da olumlu veya olumsuz etkilenmektedir. İşletmelerin bu iki olguyu birbirinden ayırmadan bir bütün olarak değerlendirmesi hem çalışanlarına hem de işletmeye fayda sağlayacaktır.
Türkiye'de yabancıların istihdamı: Yalova ili örneği
Bu çalışmada Türkiye'de yaşayan yabancıların istihdamı Yalova ili örneği çerçevesinde ele alınacaktır. Yabancıların Türkiye'de çalışmasına dair mevzuatlar hakkında bilgi verilerek var olan uygulamalardan bahsedilecektir. Sonuç kısmında uygulamalı anket çalışmasından elde edilen veriler paylaşılacaktır. Çalışmamızın birinci bölümünde yabancı kavramı ve benzer kavramlar hakkında detaylı tanımlara yer verilerek yabancıların statülerinin belirlenmesi noktasında izlenen adımlar ve kıstaslardan bahsedilecektir. Çalışmamızın ikinci bölümünde ise dünyada ve Türkiye'de yabancılar istihdamına dair istatistiksel veriler paylaşılacaktır. Her ülkenin kendine özgü çalışma hayatını düzenleyen kanun ve yönetmelikleri bulunmaktadır, yabancılar içinde özel bir kanun ya da yönetmelik uygulanmaktadır. Yabancıların Türkiye'de çalışmasına dair yasal mevzuat bilgisi verilecektir. Türkiye'de de yabancıların çalışmasına dair çok sayıda mevzuat bulunduğundan çalışmamızda cumhuriyet döneminden günümüze kadar uygulanmış ve temel olmuş bazı mevzuatlara yer verilerek son çıkan uluslararası işgücü kanunundan ağırlıklı olarak bahsedilecektir. Çalışmanın üçüncü ve son kısmında çalışmanın konusu gereği Türkiye'deki yabancıların istihdamı Yalova ili örneğinde incelenmiştir. Yabancıların Yalova ilinde istihdamına dair anket çalışması yapılarak Yalova ilindeki yabancıların mevcut durumu, çalışma koşulları, istihdam edilme şekilleri (kayıtlı, kayıt dışı), Türkiye'de ikamet etmekten ve yaşamaktan duyulan memnuniyetleri gibi temel veriler ışığında yabancı çalışanların durumları tahlil edilmiştir.