Theses supervised by Prof. Dr. Şebnem Kuşvuran
10 theses · Çankırı Karatekin Üniversitesi
Nano silisyum uygulamasının biberin (Capsicum annuum L.) tuza toleransı üzerindeki etkisi
Biberde tuza toleransın artırılmasına yönelik olarak nano silisyum (Nano-Si) uygulamalarının etkinliğinin araştırıldığı çalışmada, materyal olarak Mızrak ve Şölen ticari çeşitleri kullanılmıştır. Stres bitkileri için, 3 gerçek yapraklı aşamada 0 (kontrol), 50, 100 ve 150 mM olmak üzere 4 farklı tuz dozuna, Nano-Si uygulamalarında ise tuz stresi ile birlikte 0, 0,5, 1, 2 ve 3 mM dozlarına yer verilmiş, haftada bir kez olmak üzere yapraktan spreyleme şeklinde uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam yaş ve kuru ağırlıkları, gövde boyu ve çapı, yaprak sayısı ve alanı, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), yeşil aksam Na, Cl, K ve Ca içeriği, malondialdehit (MDA), klorofil-a, b, toplam klorofil ve karotenoid içeriği bakımından incelenmiştir. Tuz stresi biber çeşitlerinde bitki büyüme parametreleri ile YOSİ, K ve Ca iyon konsantrasyonu, klorofil-a, b, toplam klorofil ve karotenoid içeriğinde azalmaya neden olmuş; Na ve Cl iyon konsantrasyonu ile MDA içeriğinde ise artış meydana gelmiştir. Bu artış, tuz düzeyindeki artışa paralel olarak belirginleşmiş ve zararlanma en fazla 150 mM dozunda görülmüştür. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte nano-Si uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %9-82; gövde boyunda ve çapında %16-91; yaprak sayısı ve alanında %23-92, YOSİ değerlerinde %15-37; K içeriğinde %1-41; Ca içeriğinde %13-75; fotosentetik pigmentlerde %9-87 iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na iyon alımı %16-33, Cl iyon alımı %11-23 düzeyinde sınırlandırılırken; MDA içeriğindeki artış %20-258 düzeyinde engellenebilmiştir. Çalışma sonucunda, nano-Si uygulamalarının tuz stresi ile ortaya çıkan zararlanmayı değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından 0,50 mM ve 1,00 mM nano-Si uygulamalarının ön plan çıktığı belirlenmiştir.
Marulda nano silisyum dozları ve uygulama yöntemlerinin tuza toleransın sağlanması üzerindeki etkisi
Marulda tuza toleransın artırılmasına yönelik olarak Nano-Si uygulamalarının etkinliğinin araştırıldığı çalışmada, materyal olarak Caipira (Şakira) kıvırcık marul çeşidi (Batavia tipi) kullanılmıştır. Stres bitkileri için, fide dikiminden 20 gün sonra 100 mM NaCl (tuz) dozu uygulanmış, Nano-Si uygulamalarında ise tuz stresi ile birlikte 0, 0.5, 1, 2 ve 3 mM Nano-Si dozları, haftada bir kez olmak üzere yapraktan spreyleme ve kökten sulama olmak üzere iki farklı yöntemle uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam, yaş ve kuru ağırlıkları, bitki boyu, çevre ve taç genişliği, kök boğazı çapı, yaprak alanı, toplam verim, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), yeşil aksam Na+, Cl¬¬-, K+ ve Ca+2 içeriği, malondialdehit (MDA), toplam klorofil ve karotenoid içeriği bakımından incelenmiştir. Tuz stresi bitki büyüme parametreleri, toplam verim ile YOSİ, K+, Ca+2, toplam klorofil ve karotenoid içeriğinde azalmaya neden olmuş; Na ve Cl-1 iyon konsantrasyonu ile MDA içeriğinde ise artış meydana gelmiştir. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte Nano-Si uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %37-286; bitki boyu ve kök çapında %5-46; bitki çevre ve taç genişliğinde %6-91; yaprak alanında %100-271, toplam verimde %74-219; YOSİ değerlerinde %16-56; K içeriğinde %24-57; Ca+2 içeriğinde %56-164; fotosentetik pigmentlerde %15-126 iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na+ iyon alımı %13-47, Cl- iyon alımı %1-40 düzeyinde sınırlandırılırken; MDA içeriğindeki artış %5-55 düzeyinde sınırlanmıştır. Çalışma sonucunda, Nano-Si uygulamalarının tuz stresi ile ortaya çıkan zararlanmayı değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından 0,50 mM ve 1,00 mM Nano-Si yaprak uygulamalarının ön plana çıktığı belirlenmiştir. 2023, 49 sayfa Anahtar Kelimeler: Lactuca sativa, MDA, Silisyum, Sodyum klorür, Tuz stresi
Determination of salt stress tolerance levels of different bean genotypes
In this study, which was carried out to determine the salt tolerance levels of different bean genotypes, 20 different bean genotypes were used as materials. Seeds of the genotypes were planted in 12 L pots containing peat: perlite mixture in a ratio of 2:1. Stress treatments were started 36 days after seed planting. For this purpose, starting from a dose of 50 mM NaCl, the salt concentration was gradually increased and a final concentration of 150 mM NaCl was reached. Plants exposed to salt stress for sixteen days were harvested and measurements and analyzes were carried out. Plants were examined in terms of morphological and physiological parameters. In terms of scale evaluation, GT 1 and GT-16 genotypes showed the closest development to control plants with a scale value of "1,33", while GT-8, GT-14, GT-18 and GT-19 genptypes showed the most development against salt stress with a scale value of "5". In other words, the genotypes that suffered the most were determined to be affected. Salt stress (150 mM NaCl) caused a decrease at varying rates in terms of shoot fresh and dry weights, stem length and diameter, leaf area, leaf relative water content (RWC) and SPAD value. Accordingly, the genotypes with lower losses compared to control plants are GT-6, GT-7, GT-11 and GT 16, it was observed that the genotypes with the highest losses were GT-8, GT-14, GT-18, GT-19 and GT-20. Membrane damage index (MDI) increased by 42%, Na and Cl ion contents increased by 724% and 845% on average compared to control plants. Among the genotypes that act selectively in terms of toxic ion content and accumulate less Na and Cl ions, GT-6, GT-7, GT11 and GT-16 ranked first, GT-2, GT-4, GT-8 and GT-9. Were the genotypes containing the most Na and Cl ions. K (48,16% decrease) and Ca (43,53% decrease) ion contents decreased with the application of 150 mM NaCl. This ii decrease was at a lower rate in GT-6, GT-7, GT-11 and GT-16. Losses in K and Ca ion content increased significantly in GT-8, GT-14, GT-19 and GT-20 bean genotypes. In line with all these results, in the study carried out at the early development stage, bean genotypes GT-6, GT-7, GT-11 and GT-16 were found to be tolerant, Genotypes GT-8, GT-14, GT-18 and GT-19 were determined to be sensitive.
Rokada (Eruca sativa L.) tuz stresi koşullarında nano silisyum uygulamasının verim ve kalite üzerine etkisi
Rokada tuza toleransın artırılmasına yönelik olarak Nano Silisyum (Nano-Si) uygulamalarının etkinliğinin araştırıldığı çalışmada, materyal olarak Depuis 1743 roka çeşidi kullanılmıştır. Stres bitkileri için, tohum ekiminden dikiminden 20 gün sonra 50, 100 ve 150 mM NaCl (tuz) dozu uygulanmış, Nano-Silisyum uygulamalarında ise tuz stresi ile birlikte 0, 0.5, 1 ve 2 mM Nano-Si dozları, haftada bir kez olmak üzere yapraktan spreyleme yöntemiyle uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam, yaş ve kuru ağırlıkları, yaprak alanı, toplam verim, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), SPAD, yeşil aksam Na, Cl, K ve Ca içeriği, toplam klorofil ve antioksidan, Vitamin C, SÇKM, Titre edilebilir asitlik içeriği bakımından incelenmiştir. Tuz stresi bitki büyüme parametreleri, toplam verim ile YOSİ, SPAD, K, Ca, toplam klorofil içeriğinde azalmaya neden olmuş, Na ve Cl iyon konsantrasyonu ile toplam antioksidan ve Vitamin C içeriğinde ise artış meydana gelmiştir. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte Nano-Si uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %3-160, yaprak alanında %2-104, toplam verimde %3-164, YOSİ değerlerinde %7-34, K içeriğinde %3- 40, Ca içeriğinde %5-47, toplma klorofil içeriğinde %11-68 iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na iyon alımı %5-33, Cl iyon alımı %6-36 düzeyinde sınırlanmıştır. Çalışma sonucunda, Nano-Silisyum uygulamalarının tuz stresi ile ortaya çıkan zararlanmayı değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından 0,50 mM ve 1,00 mM Nano-Silisyum uygulamalarının ön plana çıktığı belirlenmiştir.
Marulda organik gübre kullanımının tuz stresine tolerans üzerindeki etkisi
Marulda tuza toleransın artırılmasına yönelik olarak organik gübre uygulamalarının etkinliğinin araştırıldığı çalışmada, materyal olarak Caipira (Şakira) kıvırcık marul çeşidi (Batavia tipi) kullanılmıştır. Fideler torf:perlit karışımına dikilmiş dikim sırasında saksılara vermikompost, ahır gübresi ve humik asit uygulanmıştır. Stres bitkileri için, fide dikiminden 24 gün sonra 100 mM NaCl (tuz) dozu uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam, yaş ve kuru ağırlıkları, bitki boyu, çevre ve taç genişliği, kök boğazı çapı, yaprak alanı, toplam verim, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), SPAD değeri, yeşil aksam Na, Cl¬¬, K ve Ca içeriği bakımından incelenmiştir. Tuz stresi bitki büyüme parametreleri, SPAD değeri, toplam verim ile YOSİ, K, Ca içeriğinde azalmaya neden olmuş; SÇKM, Na ve Cl iyon konsantrasyonu bakımından ise artış meydana gelmiştir. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte organik gübre uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %66-102; bitki boyu ve kök çapında %4-42; bitki çevre ve taç genişliğinde %29-70; yaprak alanında %140-208, toplam verimde %40-63; YOSİ değerlerinde %35-49; K içeriğinde %24-45; Ca içeriğinde %14-59 iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na iyon alımı %17-24, Cl iyon alımı %7-15 düzeyinde sınırlanmıştır. Çalışma sonucunda, organik gübre uygulamalarının tuz stresi ile ortaya çıkan zararlanmayı değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından vermikompost ve ahır gübresi uygulamalarının ön plana çıktığı belirlenmiştir.
Farklı kabak genotiplerinin tuz stresine toleransdüzeylerinin belirlenmesi
Bu araştırma, yirmi farklı kabak genotipinin tuz stresine tolerans düzeylerini belirlemek amacıyla yürütülmüştür. Çalışmada, genotiplere ait tohumlar, 2:1 oranında torf ve perlit karışımı içeren, 12 L hacmindeki saksılara ekilmiştir. Ekimden itibaren 39. günde stres uygulamalarına başlanmış ve başlangıçta 50 mM NaCl dozu kullanılarak tuz konsantrasyonu kademeli şekilde artırılarak nihai olarak 150 mM NaCl seviyesine ulaşılmıştır. Tuz stresine on sekiz gün süreyle maruz bırakılan bitkiler, hasat edilerek çeşitli ölçüm ve analizlere tabi tutulmuştur. Genotiplerin tuz stresine dayanıklılık düzeylerini belirlemek üzere skala değerlendirmesi yapılmış; ayrıca yeşil aksam yaş ve kuru ağırlığı, gövde uzunluğu ve kalınlığı, yaprak alanı, yaprak oransal su içeriği, membran zararlanma indeksi (MZİ), SPAD değeri ile yeşil aksamda Na, Cl, K ve Ca iyon içerikleri analiz edilmiştir. Skala değerlendirmesinde, GTK-11 ve GTK-13 genotipleri, 1,33 değerleri ile kontrol bitkilerine en yakın gelişimi sergilemiş; buna karşılık, GTK-18 genotipi 5,0 skala değeri ile tuz stresinden en fazla etkilenen ve zarar gören genotip olarak saptanmıştır. Uygulanan 150 mM NaCl tuz stresi, yeşil aksam yaş ve kuru ağırlığı, gövde boyu ve çapı, yaprak alanı, yaprak oransal su içeriği (YOSİ) ve SPAD değerlerinde farklı oranlarda azalmaya yol açmıştır. Kontrol bitkileriyle karşılaştırıldığında, kayıpların daha düşük düzeyde gerçekleştiği genotipler GTK-6, GTK-10, GTK-11 ve GTK-13 olarak belirlenirken; en yüksek kayıplar ise GTK-5, GTK-14, GTK-17, GTK-18 ve GTK-29 genotiplerinde gözlenmiştir. Tuz stresi, membran zararlanma indeksini (MZİ) ortalama %43 oranında artırmıştır. Bunun yanı sıra, tüm genotiplerde stres uygulaması sonucunda Na ve Cl iyon içeriklerinde kontrol bitkilerine kıyasla sırasıyla ortalama %570 ve %589 oranında artış meydana gelmiştir. Toksik iyon birikimi bakımından daha seçici davranarak bünyesinde daha düşük düzeyde Na ve Cl iyonu biriktiren genotipler GTK-6, GTK-10, GTK-11 ve GTK-13 olurken; GTK-4, GTK-8, GTK-14 ve GTK-19 genotiplerinde bu iyonların birikimi en yüksek düzeyde gerçekleşmiştir. Öte yandan, K ve Ca iyon içerikleri, 150 mM NaCl uygulamasıyla sırasıyla %45,76 ve %43,00 oranında azalmıştır. Bu azalma GTK-10, GTK-11 ve GTK-13 genotiplerinde daha sınırlı düzeyde kalırken; GTK- 5, GTK-14, GTK-17 ve GTK-18 genotiplerinde K ve Ca iyon içeriklerinde kayıplar daha belirgin olmuştur. Elde edilen tüm veriler ışığında, erken gelişim döneminde gerçekleştirilen bu çalışmada GTK- 6, GTK-10, GTK-11 ve GTK-13 genotiplerinin tuz stresine toleranslı, GTK-5, GTK-17, GTK-18 ve GTK-19 genotiplerinin ise tuz stresine hassas olduğu sonucuna ulaşılmıştır.
Vermikompost ekstraktlarının bazı havai fungal bitki patojenleri baskılama etkinliğinin araştırılması
Tarımda vermikompost kullanımı özellikle organik tarım başta olmak üzere giderek yaygınlaşmaktadır. Çalışmalar, vermikompostun toprağa besin elementi sağlaması ve toprak fiziksel özelliklerini iyileştirmesi yanında bazı bitki hastalıklarını baskıladığını da göstermektedir. Bu çalışma ile at ve sığır vermikompost ekstraktlarının meyve ağaçlarında zarar yapan ve meyve üretim alanlarında yaygın olarak görülen bazı havai fungal bitki patojenlerini (Monilinia laxa, Cytospora leucostoma, Botryosphaeria obtusa, Phomopsis viticola, Alternaria mali, Wilsonomyces carpophilus, Venturia inaequalis ve Botrytis cinerea) baskılama etkinliği çalışılmıştır. Fungal bitki patojen izolatlarına karşı farklı dozlarda hazırlanmış vermikompost ekstraklarının baskılama oranları petri ortamlarında denenerek elde edilen sonuçlar istatistiki olarak değerlendirilmiştir. At ve sığır vermikompostunda %25, %50, %75 ve %100 denenen dozlarda en iyi sonuçlar sırasıyla M. laxa, P. viticola, A. Mali'de bulunurken; C. leucostoma, B. obtusa ve B. cinerea etmenlerinin baskılanması daha düşük bulunmuştur. Wilsonomyces carpophilus (Yaprak delen) laboratuvar ortamında saflaştırma çalışmalarında başarılı bir sonuç alınamadığı için değerlendirmeden çıkarılmıştır. Sonuçlar at ve sığır vermikompost ekstraktlarının meyve ağaçlarında Çiçek monilyası (M. laxa), Bağda ölü kol (P. viticola), Elma yaprak lekesi (A. mali), Sitospora kanseri (C. leucostoma), Siyah çürüklük ve yaprak lekesi (B. obtusa) ve Kurşuni küf (B. cinerea) zararlılarının kontrolünde kullanılabilme potansiyeli olduğunu göstermektedir. Bu çalışma ile at ve sığır vermikompostu ekstraktlarının meyvelerde yaygın olan havai fungal etmenlerinin baskılanmasındaki etkinliğinin ilk kez karşılaştırılmış olması bu çalışmanın özgünlüğünü oluşturmaktadır.
Bazı tahılların 1938-2016 yılları arası verim değişkenliğinin fraktal analizi
Tarımsal üretim sistemlerinin sürdürülebilirliği açısında ürün veriminin zamansal değişiminin karakterize edilmesi önemlidir. Bu çalışma ile Türkiye'de yaygın olarak yetiştirilen buğday (Triticum L.), arpa (Hordeum vulgare L.), çavdar(Secale cereale L.), yulaf (Avena sativa L.) ve çeltiğin (Oryza spp. L.) 1938-2016 yılları arasındaki birim alan verimindeki zamansal değişikliğin fraktal analiz yöntemi ile karakterize edilmesi hedeflenmiştir. Ürünlerin yıllık verimine ilişkin zaman serisi için fraktal boyut (D) hesaplanarak yorumlanmıştır. Hesaplanan D değerlerinin tamamı referans değer olarak kabul edilen 1.50'in altında olması, ürünlere ilişkin verim zaman serilerinin "persistent kendini andırır" olduğunu göstermiştir. En yüksek D değerinin (1.417) çavdar için en düşük değerin ise (1.225) buğday için belirlenmiş olması, çavdarın en fazla, buğdayın ise en az riskli ürün olduğunu göstermiştir. Ürünler için hesaplanan D değerleri hem kısa vadeli hem de uzun vadeli değişkenliğin önemli olduğunu göstermiştir. Fraktal analiz yöntemi kullanılarak farklı ürünlere ilişkin verim zaman serileri başarıyla analiz edilebilir. Özellikle iklim değişikliği bağlamında gıda güvenliğinin sağlanması açısından verimde değişkenliğe neden olan faktörlerin daha iyi anlaşılması ve gerekli tedbirlerin alınması açısından verim zaman serilerinin karakterize edilmesi önemlidir.
Kuraklık ve tuzluluğa toleranslı kavun genotiplerinin tuz stresi karşısında anaç olarak etkinliklerinin belirlenmesi
Tuzluluk, en önemli abiotik stres faktörlerinden biri olup, dünyada sulanabilir alanların yaklaşık olarak %20'si bu problem ile karşı karşıyadır. Özellikle tolerant anaç üzerine aşılı bitkilerde tuz stresinin ortaya koymuş olduğu verim kayıpları önemli derecede azaltılabilmektedir. Gerçekleştirilen bu çalışmada ise farklı bir tür olan Cucurbitaceae familyası içerisinde yer alan kavunda, önceki çalışmalarda kuraklık ve tuzluluğa toleranslı olduğu belirlenmiş olan kavun genotiplerinin (CU159 ve CU196) ile Albastros ticari anaç çeşidinin yine hassas olduğu belirlenen kavun genotiplerine (CU40 ve CU252) anaç olarak kullanımının tuz stresine tolerans üzerindeki etkileri incelenmiştir. Stres bitkileri için, dört gerçek yapraklı aşamada tuz (200 mM NaCl) stresine başlanmıştır. Kontrol bitkileri ise besin çözeltisi ile sulanmıştır. Stres sonunda büyüme parametreleri, yaprak oransal su içeriği (YOSİ), membran zararlanma indeksi (MZİ), klorofil (SPAD) oranı, yeşil aksam ve kök iyon değişimleri bakımından değerlendirilmiştir. Çalışma sonucunda; 200 mM NaCl uygulamaları özellikle hassas genotiplerde bitki gelişimini olumsuz yönde etkilemiştir. Hassas kavun genotipleri için anca olarak tolerant genotiplerin kullanılması ile bitkilerin tuz stresine toleransını artırmış ve aşısız kontrol bitkilerine oranla bitki büyüme parametreleri, YOSİ, SPAD, K ve Ca içerikleri bakımından %73-391 oranında iyileşme sağlanırken; membran zararlanmasında %45, Na ve Cl iyon alımı ise %27-50 düzeyinde sınırlandırılmıştır. İncelenen tüm veriler ışığında tolerant kavun genotiplerinin hassas genotipler için anaç olarak kullanıldığı aşı kombinasyonlarında, tuza toleransın artış gösterdiği, bu kombinasyonlar içerisinde özellikle CU196 kavun genotipi ile Albastros çeşidinin ön plana çıktığı belirlenmiştir.
Domateste (Solanum lycopersicum L.) dışsal IAA uygulamalarının tuza tolerans üzerindeki etkisi
Bu çalışmada, domateste tuz stresine toleransın sağlanmasında indole-3-acetic acid (IAA) uygulamalarının etkinliği incelenmiştir. Çalışmada materyal olarak TOM-141 (tolerant) ve TOM-139 (hassas) genotipler ile AG5668 domates çeşidi kullanılmıştır. Stres bitkileri için, 3 gerçek yapraklı aşamada tuz (200 mM NaCl) stresine başlanmıştır. Kontrol bitkileri ise besin çözeltisi ile sulanmıştır. IAA uygulamalarında ise tuz stresi ile birlikte 0,05, 0,25, 0,50, 0,75, 1,00 ve 2,00 mM dozlarına yer verilmiş, haftada bir kez olmak üzere yapraktan spreyleme şeklinde uygulanmıştır. Stres sonunda hasat edilen bitkiler, yeşil aksam yaş ve kuru ağırlıkları, gövde boyu ve çapı, yaprak sayısı ve alanı, yaprak su oransal içeriği (YOSİ), yeşil aksam, Na, Cl, K ve Ca içeriği, malondialdehit (MDA), toplam klorofil ve karotenoid, toplam fenolik madde ve flavanoid içeriği bakımından değerlendirilmiştir. Tuz stresi domates genotiplerinde bitki büyüme parametreleri ile YOSİ, K ve Ca iyon konsantrasyonu, toplam klorofil ve karotenoid ve toplam flavanoid içeriğinde azalmaya neden olmuş; Na ve Cl iyon konsantrasyonu, MDA ve toplam fenolik madde içeriğinde ise artış meydana gelmiştir. Buna karşın, tuz stresi ile birlikte IAA uygulamalarında tuz stresine oranla ortalama olarak yaş ve kuru ağırlıkta %8-93; gövde boyunda ve çapında %7-65; yaprak sayısı ve alanında %22-329, YOSİ değerlerinde %18-30; K içeriğinde %12-34; Ca içeriğinde %9-37; toplam klorofil ve karotenoid içeriğinde %3-125; toplam fenolik madde ve flavanoid içeriğinde %7-107 oranlarında iyileşme sağlanmıştır. Ayrıca Na iyon alımı %10-21, Cl iyon alımı %13-16 düzeyinde sınırlandırılırken; MDA içeriğindeki artış %29 düzeyinde engellenebilmiştir. Çalışma sonucunda, IAA uygulamalarının tuz stresinden kaynaklanan olumsuzlukları değişen oranlarda iyileştirdiği ve toleransı artırmada etkili olduğu, uygulamalar arasında bu olumlu etki açısından 0,25 mM ve 0,50 mM IAA uygulamalarının ön plan çıktığı belirlenmiştir.