Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Kamil Uslu
25 theses · İstanbul Beykent University
Avrupa Birliği sürecinde kamu düzenine yönelik toplumsal olaylarda polisin yeni rolü
AB sürecindeki gelişmeler göstermiştir ki, AB'ye uyum için devlet kurumlarının gayreti kadar STK'ların da gayretine ihtiyaç vardır. Hükümetlerin, uyum sürecinde yaptığı yasal değişiklikler uygulamaya tam olarak yansımalıdır.Polis Teşkilatı da başka kurumlar gibi kuruluşundan günümüze hep değişim içerinde bulunmuştur. Bu değişimin en önemli sebebi suçlarda meydana gelen artış ve bu işlenen suçların da değişim ve gelişimden nasibini almasıdır. Teknolojik anlamdaki gelişmeler polis teşkilatına bu alanda ulusal ödül bile kazandırmıştır.Bunun yanında polisin, toplumsal olaylardaki ön yargılı yaklaşımlarını yıkması uzun zaman almıştır. Bu alanda yavaş yavaş yaşanan gelişmeler AB sürecinde hız kazanmıştır.Polisin suçla mücadelesi kadar, demokrasinin vazgeçilmezi olan toplantı ve gösteri yürüyüşlerindeki tutumu da önemlidir. Hakların kullanılmasına gösterdiği tahammülde AB standartlarını yakalamalıdır. Aynı şekilde hakları kullanan sivil toplumdan da, kendi sınırlarını aşmamaları ve başkalarının haklarının sınırlarına tecavüz etmemeleri beklenir.Bu çalışmada kamu düzenine yönelik toplumsal olaylarda polisin ve sivil toplumun uluslararası standartlara doğru olan serüveni ele alınmaya çalışılmıştır. Kavramların çalışmamıza bakan yönleri ele alınmış ve bazı AB ülkelerinin polis teşkilatlarıyla ilgili mevzuatlarına yer verilmiştir. Uyum sürecinde Türkiye'de Anayasanın ilgili maddeleri ve yasalardaki düzenlemeler geniş olarak değerlendirmeye tabi tutulmuştur.Anahtar Kelimeler: Polis, Kamu Düzeni, Sivil Toplum, AB, Toplumsal Olay
Çalışan annelerin ve çalışmayan annelerin anasınıfına devam eden 5-6 yaş çocuklarının dil gelişim farklılıklarının karşılaştırılması
Okul öncesi dönem, çocuğun hem o yıllar hem de ileriki gelişimi için kritik bir dönemdir. Dil gelişimi de bu dönemde kazanılmaktadır. Yapılan araştırma sonuçlarına göre okul öncesi dönemde dil gelişimi geri kalmış çocukların ileride bu eksikliği telafi etmeleri zorlaşmaktadır. Bu nedenledir ki dil gelişiminin temellerinin atıldığı okul öncesi dönemde çocukların bulunduğu çevre, devam ettiği okul öncesi kurumun niteliği, okula başlamadan önceki bakım tarzı ve anne-baba eğitim düzeyinin çocuğun dil gelişimini etkilediği düşünülmektedir.Dil gelişimin sürekliliğinde annenin payını da göz ardı etmemek gerekir. Yaşam şartlarının giderek zorlaşması, toplumda kadının rolünü de gittikçe farklılaştırmaktadır. Kadının çalışma hayatına girmesi ile birlikte klasik ev kadını ve annesi artık güncelliğini yitirmekte, günümüz kadını ev kadınlığı ve annelikten başka alanlara da yönelmekte, ilgi duymakta veya duyması beklenmektedir.Araştırmanın amacı, çalışan ve çalışmayan annelerin anasınıfına devam eden 5-6 yaş çocuklarının dil gelişim farklılıklarının karşılaştırılmasıdır.2007-2008 öğretim yılında İstanbul ili Anadolu yakası içerisindeki tesadüfi örneklem metoduyla belirlenen resmi 11 ilköğretime bağlı anasınıfı öğrencileri bu araştırmanın örneklemini oluşturmuştur.Araştırmada, annesi çalışan ve çalışmayan anasınıfına devam eden 5-6 yaş grubundaki 200 öğrenciye ulaşılmış ve bu çocuklara Dil Kullanım Testi Ölçeği ve Marmara Gelişim Ölçeği uygulanmıştır.Araştırma Kapsamında istatistiksel sınamalarda anlamlılık düzeyi en az 0,05 olarak kabul edilmiştir. 0,01 düzeyinde anlamlı sonuçlar ayrıca tablolarda belirtilmiştir.Araştırma sonucunda, annenin çalışan ve çalışmayan çocukların dil gelişimleri arasında anlamlı farklılık bulunmamıştır.Anahtar Kelimeler: Çalışan-Çalışmayan Anne, Dil gelişimi-Kullanımı
2003 Amerikan işgali sonrası Türkiye-Irak ilişkileri
Tarih boyunca özellikle bulunduğu coğrafyadan kaynaklı hep dikkatleri üzerine çeken ve sürekli olarak çatışma ve savaşlara sahne olan, Balkanlar, Kafkaslar ve Ortadoğu arasında, kıtaları ve kültürleri birleştiren bir noktada yer alan ve son olarak Amerika'nın Irak'ı işgali ile birlikte tekrar bütün dünyanın dikkatlerini üzerinde topladığı bir bölgede yer alan Türkiye'nin, kuşkusuz daha çok uzun süre birçok sıkıntı ve problemlerle karşı karşıya kalması, Irak ve bölgesinin de bu konuda önemli bir rol oynaması kaçınılmaz bir gerçektir.694 yılında ilk olarak Türklerle tanışan Irak bölgesi, 1055 yılından 1916 yılına kadar zaman zaman hâkimiyet el değiştirse de Türklerin egemenliğinde kalmıştır. Türk varlığının bir yönüyle 1400 yıl kadar sürdüğü bölge ve bölge insanıyla günümüze kadar uzanan köklü bağlar kurulan Irak ile gerek ekonomik gerekse de kültürel ilişkiler bazen olumlu bazen sıkıntılı bir seyir takip etmiştir. Özellikle son işgal ile Irak kadar olmasa da bütün bölge istikrar yönünden zaafa uğramıştır. Bölge dışındaki birçok ülke de az çok bundan nasibini almıştır. Türkiye bu savaş ortamından, istikrarsız ve kaoslarla boğuşan bu bölgeden kendisine yönelik terörizm faaliyetlerinden oldukça etkilenmiştir. Olumlu bir zemin bulan terör artmış, ekonomik yönden ise özellikle petrol boru hattının ambargo neticesi kapatılmasıyla ve sınır ticaretinin sekteye uğramasıyla fazlasıyla etkilenmiştir. Ayrıca halen Irak'ta yaşayan soydaşlarımız da her geçen gün farklı farklı sıkıntılarla karşı karşıya kalmaktadırlar. Kısacası özellikle son dönem Türk dış politikasında Irak önceki dönemlere kıyasla çok daha önem arz eden bir duruma gelmiştir.İki komşu ülke olan Irak ve Türkiye'nin ilişkileri incelenmiş, özellikle Irak'ın işgali ile birlikte meydana gelen yeni gelişmeler ışığında mevcut durum ve gelecekteki muhtemel gelişmeler değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Ortadoğu, ABD, Irak, Birleşmiş Milletler, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, Petrol, Kitle İmha Silahları.
Üstün zekâlı-üstün yetenekli çocukların eğitiminde okulun, öğretmenin ve ailenin yeri
İnsan kaynaklarının ve gücünün, tüm yeraltı ve yerüstü kaynaklarından daha değerli olduğu düşüncesi ile davranan toplumlar, çocukların farklılıklarını gözeterek eğitimde yeni modeller geliştirmişler, uygulamışlar ve olumlu sonuçlarını da almaktadırlar.Zekâ ayrı, yetenek ayrıdır. Süper çocuk yaratmak için aşırı çaba gösterilmemelidir. Yaşıtlarından daha ileri gittiği bir potansiyeli varsa, o alanda desteklenmelidir. Çocuk üstün olan özellikleri nedeniyle yaşıtlarından soyutlanmamalıdır. Üstün zekâ ya da yetenek her şeyi garanti etmiyor. Bazıları keşfedilmeyip kaybolup gidebilmektedir. Çocukta 0 -6 yaş gelişimi hızlıysa, yani yaşına göre daha çabuk yürüyor, hızlı öğreniyor, erken konuşuyor, insanlarla ilişkiyi erken kurabiliyorsa, konu ve kavramları çok kısa sürede ve yaşının ilerisinde anlama becerisi gösteriyorsa ileri zekâdan bahsedebiliriz.Türkiye'de üstün yetenekli çocukların eğitimi 1964 yılından itibaren gündeme gelmiştir. Ancak yapılan çalışmaların süreklilik göstermediği, çeşitli pilot uygulamalarla geçiştirildiğini (özel sınıf, erken yaşlarda okula başlama, müfredatın zenginleştirilmesi, sınıf atlama) o günün eğitimcileri sık sık belirtmişlerdir. Üstün beyin gücünü geliştirme, yararlanma amacıyla Milli Eğitim Bakanlığı Özel Eğitim Rehberlik ve Danışma Hizmetleri Genel Müdürlüğü'ne bağlı olarak çeşitli illerimizde bilim ve sanat merkezleri projesi pilot uygulamalarla üstün veya özel yetenekli çocukların; yeteneklerinin farkında olmalarını sağlayarak mevcut yetenekleri doğrultusunda kendilerini geliştirmeleri, kendileriyle ilgili olumlu benlik saygısı geliştirmeleri, yaratıcılıklarını en üst düzeyde kullanma becerisi edinmelerini sağlamak amacıyla çalışmalarına başlamıştır.Öğrenci velilerine yönelik yapılan anket çalışması; okul öncesi eğitimin öneminin bilincinde olan aileler; çocuk gelişim uzmanlarından destek alıyorlardı. Çocuklarının zihinsel, duyuşsal ve fiziki vb. gelişimleri konusunda bilgileniyorlardı. İnsanlar arayış içinde idiler. 573 sayılı Özel Eğitim Hakkında KHK ve Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği'nde, üstün yetenekli öğrencilerin eğitim ve öğretimleri fırsat eşitliği temelinde bir hak olarak tanınıyordu. Göreceli de olsa sistemin işleyişi için gerekli olan altyapısı vardır. Sivil toplum kuruluşlarının ve ilgili çevrelerin, üstün zekâlı ve yetenekli çocukların eğitimi ile ilgili olarak daha elverişli bir ortamın oluşturulması için yönetmeliğin gerçekleşmesi yönünde talepleri olmuştur. Merkez dışında, çevresel dinamik güçlerin oluşması ve hareketlenmesi, üstünlerin eğitiminin ve model tartışmalarının kamuoyunda ilgi çekerek tartışılmasına neden oluyordu. Beyazıt Ford-Otosan İlköğretim Okulu'nda üstün zekâlı ve yetenekli öğrencileri normal yaşıtlarından tamamen soyutlamadan farklılaştırılmış ve karma eğitimi amaçlayan, ?Üstün Zekâlı Çocukları Eğitim Projesi? denemesi ise, literatüre girmiş ve dünyada benzerleri olsa da, ülkemiz için bir model olmasından kaynaklanan sorunları barındırıyordu.Anahtar Kelimeler: Zekâ, üstün yetenek, üstün zekâ, okul öncesi eğitim, özel eğitim, yönetmelik, mevzuat, rehberlik ve danışma hizmetleri
Mesleki ve teknik liselerde 3308 sayılı kanuna göre görev başı eğitiminin işyerlerine uygulanmasının etkinliği
Mesleki ve Teknik Liseler toplumun en ihtiyaç duyduğu alanlarda kalifiye eleman yetiştirilen eğitim kurumlarıdır. Bugünkü mesleki ve teknik eğitim yüzlerce yıllık çalışmanın ve deneyimin ürünüdür. 3308 sayılı yasa bu uğraşların somut ürünüdür. Okul ve işletmelerin yararlı ve sürekli bir işbirliğine girmelerine duyulan ihtiyaç sonunda 3308 sayılı yasa ve buna bağlı bazı yönetmelikler çıkarılarak ilgili kurumlar ve personelin görevleri ile işbirliğinin esasları ortaya konulmuştur.Çağımızda teknoloji ve endüstri çağdaş toplumun kültürünün ayrılmaz öğeleridir. Bu çağdaş oluşum, eğitimi, kurumsal, işlevsel ve yapısal yönden etkilemektedir. Bireysel, sosyal ve ekonomik boyutlarıyla farklılaşma süreci içinde bulunan çağdaş eğitimin anlayışında ekonomik boyut önem kazanmaktadır.Mesleki ve Teknik eğitimin ve Sanayinin hedefi olan kalifiyeli meslek elemanları yetiştirmede en önemli unsurlardan birisi işletmelerde beceri eğitimi uygulamasıdır. Beceri eğitimi uygulaması, sektörün ihtiyacı doğrultusunda eğitim almış öğrencileri işletmelerle tanıştırmayı ve onların meslek yaşamına uyumunu sağlamayı ve istihdam problemlerini çözmeyi amaçlamaktadır.Bu araştırmanın amacı, 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun ve ilgili yönetmeliklerin, genelge ve yönergelerin Meslek Lisesi öğrencilerine yaptırılan işletmede beceri eğitimi uygulamasının irdelenmesidir. İşletmede beceri eğitimi uygulaması mesleki ve teknik eğitim gören öğrencilerimizi, meslek yaşamına alıştırmak, sektörün gerektirdiği bilgi ve beceri düzeyine getirmek açısından oldukça önemli bir çalışmadır. Uygulama önemi açısından Mesleki ve Teknik Eğitim Yönetmeliği ve 3308 sayılı kanunla belli kurallar içine alınmıştırAnahtar Kelimeler: Mesleki Teknik Eğitim, Okul Sanayi İşbirliği, Eğitim Sistemleri
Türkiye'de sağlık teknolojisi yönetimi ve hastane uygulamalarında fayda maliyet analizi
Sağlık kuruluşlarında, hastalıkların kısa sürede ve doğru şekilde teşhisi, tedavisi ve rehabilitasyonu amacıyla sağlık teknolojisinden yararlanılmaktadır. Sağlık teknolojisinin sağlık hizmetlerinde kullanılması ile birlikte sağlık hizmetlerinin maliyetleri de artmıştır. Bu durumda, etkili bir sağlık hizmetleri yönetimi için ülke üst yönetiminde ve hastane yönetimlerinde sağlık teknolojisinden en az maliyetle en fazla faydanın sağlanabilmesine yönelik uygulamalar söz konusu olmaktadır.Bu tez çalışmasında ki amaç, Türkiye'de sağlık teknolojisinin, nasıl etkin, verimli ve ekonomik bir şekilde uygulanabilir olduğunu ortaya çıkartmak ve biyomedikal mühendislerle ilişkisini kurabilmektir. Bu amaçla yapılan çalışmada, Türkiye'de devletin görev alanı içindeki sağlık teknolojisi yönetimi ile Sağlık Bakanlığı hastanelerinde, sağlık teknolojisi yönetimindeki uygulamalar ele alınmıştır. Bu kapsamda, sağlık teknolojisi yönetiminde ki devlet politikaları ve planlamaları ile Sağlık Bakanlığı'na bağlı hastanelerdeki, sağlık teknolojisinin verimliliğine ve maliyet artışlarına etki eden uygulamalar araştırılmıştır. Araştırma ile ilgili veriler, literatür bilgilerinden ve Sağlık Bakanlığı'na bağlı ZK Eğitim ve Araştırma Hastanesinde yapılan gözlem ve değerlendirmeler ile elde edilmiştir.Araştırmada sağlık teknolojisi uygulamalarında, verimliliğe ve maliyet artışlarına etki eden faktörlerin olduğu ve sağlık teknolojisi uygulamalarında fayda ve maliyet analizinin yapılmadığı saptanmıştır. Araştırma sonucunda, Türkiye'de sağlık teknolojisi uygulamalarında daha az maliyetle daha fazla faydanın sağlanabilmesine yönelik yönetim önerilerinde bulunulmuştur.Anahtar Kelimeler: Sağlık Teknolojisi, Sağlık Donatımı, Tıbbi Cihaz, Verimlilik.
Hastanelerde uygulanan tıbbi teknolojinin Türk sağlık hizmetlerindeki etkisi
Sağlık sektöründe kullnılan yüksek tıbbi teknolojik cihazlar, ülke ekonomisi ve canlıların sağlığıyla dogrudan ilintili olması sebebiyle bu cihazların etkin ve verimli kullanımında söz sahibi olan Biyomedikal Mühendisliğin yeri daha bir önem kazanmıştır.Görüntülü tıp teknolojisinin tanımı, sağlıktaki uygulamaları, gelişimi, görüntüleme sistem çeşitleri, Türkiye'de tıbbi teknolojilerin sağlık hizmetlerinin sunumunda verimliliğe etkisinin değerlendirilmesi hakkında çeşitli incelemeler yapılmış; Türkiye' deki görüntülü teknolojinin işlerliği istatistiki verilerle analiz edilerek incelenmiştir. Ayrıca sağlık teknolojisi; sosyal boyut, teknolojinin aktarımı ve potansiyel verimlilik yönleriylede irdelenmiş, tıbbi cihaz yönetmeliğine değinilmiştir.Anahtar Kelimeler: Biyomedikal Mühendislik, Tıbbi Teknoloji, Görüntülü Cihaz Teknolojisi, Manyetik Rezonans, Bilgisayarlı Tomografi.
1990'lardan sonra küreselleşme sürecinde işletmelerdeki halkla ilişkilerin yeri
Bu proje çalışmasında; Küreselleşmenin halkla ilişkiler üzerinde nasıl bir etki oluşturabileceğini ve halkla ilişkilerin ne şekilde yönlendirebileceği araştırılmıştır. Küreselleşmenin çok eski dönemlerden itibaren dünyamızda var olduğunu tarihsel bir detaylı bilgi vermekten ziyade son dönemlerdeki tarihi gelişimi üzerinde durulmuştur. Özellikle 1980'lerden sonra yeniden yapılanan dünya ekonomisinde küreselleşme ile dünyadaki ülkelerin birbirleriyle olan bağımlılığı hızla gelişen iletişim teknikleriyle ve teknolojileriyle oluşmuştur.Dünya ekonomik finans kaynaklarının ve bilgi normlarının bir yerden bir yere ışık hızıyla ulaşması iletişimin ülkeler üzerinde önemini göstermektedir.Türkiye'de bu iletişimden 1990'dan sonra istifade ederek küresel gelişmeye ayak uydurmaya çalışmaktadır. Çağımızda artık halkın desteklemediği faaliyetleri gerçekleştirmek çok zordur. Bu nedenle halkla ilişkili her faaliyet dalında, kendini halka tanıtmak, halkın eğilimini ölçmek ve davranışları bu sonuca göre ayarlamak gerekmektedir. Firma halkın kalbinde kalıcı bir yer edinmek için halkla ilişkiler faaliyetlerini çok geç olmadan kullanmalıdır. Halkla ilişkilerde başarı ancak iletişimin gücüyle gerçekleşir. Bir hakla ilişkiler görevlisi iletişim tekniklerini en iyi uygulayan kişi olmalıdır amaç hedef kitle ise kitlede kamuoyu oluşturma çabalarında kullanılacak sembol çok önemlidir yanlış semboller başarısızlığı getirecektir buna en iyi örnek reklamdır. Küreselleşme, ülkeler arasında sermayenin, paranın, malların ve emeğin dolaşımını zorlaştıran engelleri azaltarak dünya ekonomisinin serbestleştirilmesi ve dünyanın ekonomik bir bütün oluşturma sürecinin hızlandırılmasıdır.Anahtar kelimeler: Küreselleşme ,Halkla İlişkiler;İletişim
1974 sonrası Türkiye'den Kıbrıs'a göç edenlerin ekonomik ve sosyal durumlarının Kuzey Kıbrıs açısından değerlendirilmesi
Bu tez çalışmasında; Türkiye Cumhuriyetinin gerçekleştirdiği 1974 Kıbrıs Barış Harekatı sonrası, Türkiye'den Kıbrıs'a tarım işgücü statüsüyle iskan edilen göçmenlerin ekonomik, siyasi ve sosyal yönlerini ele almaktadır. Özellikle barış harekatı sonrası atıl durumda kalan birçok tarım arazisi ve başıboş kalan hayvanların ekonomik süreçlere dahil edilmesi gerekmiştir. Ancak söz konusu dönemin olağanüstü şartlarında bu ihtiyaçları giderecek ara eleman sıkıntısı yaşanmıştır. Bunun için Türkiye'den tarım ve hayvancılık konuşlarından anlayan, tecrübeli işgücü getirilmiştir. 1975-1980 arası gelen bu göçmenler, Kuzey Kıbrıs ekonomisine bir dinamizm getirirken, milli dava ruhunu da canlı tutmuşlardır. Bu hipotez literatür taraması, anket, mülakat ve gözlemlerle test edilmektedir.
Türkiye'de ki sağlık yönetiminde hemşirelik mesleğinin durumu ve geleceğinin analizi
Hemşire, sağlık ekibi içinde tedavi edici, eğitsel planlarının geliştirilmesi ve uygulanmasında aktif rol alan bir meslek elemanıdır. Sosyal, kültürel, bilimsel ve teknolojik gelişmeler hemşireliğin meslek olarak gelişmesini etkilemektedir. Her ne kadar hemşirelik başlangıç tarihinde hizmete çağrı, hekimin yardımcısı ya da kendini başkalarına adamaya yönelik dini bir görev olarak nitelendirilmiş ise de günümüzde bilimsel bir disiplin olarak kabul edilmektedir. Çalışmadaki amaç; Türkiye'de ki sağlık yönetiminde hemşirelerin görevi ve etkinliğinin neler olabileceğini, gelecekteki pozisyonunu değerlendirebilmesi için yönetimde yer almalarının araştırılmasıdır.Ülkemizde hemşireliğin meslekleşme mücadelesi hala devam etmektedir. Gelişmiş ülkelerde, hemşirelik özerkliğine kavuşmuş ve ayrı bir sağlık disiplini olduğunu kanıtlamış durumdayken, ülkemizde hemşirelik mesleği hala ayrı bir disiplin olduğunu kanıtlamaya çalışmaktadır. Ülkemizde Sağlık Bakanlığı bünyesinde hemşireliğin eğitim düzeyinin en az lisans düzeyine yükseltilmesi hemşirelik mesleğinin gelişmesine önemli derecede katkıda bulunmuştur. Hemşirelerin mesleki durumları ile ilgili anket uygulaması yapılmış, hemşirelik mesleğinin yönetimde de başarılı olabilecekleri kanıtlanmaya çalışılmıştır. Hemşirelerin aldığı eğitimin yanı sıra verdiği hizmetlerin ağırlığı, iş yükü hemşirelerdeki stresi arttırmakta, doyumsuzluğa ve verimsizliğe neden olmaktadır.Anahtar kelime: Hemşire, Hemşirelik Mesleği, Sağlık, Sağlık Yönetimi
Kalkınma planlarında Türk otomotiv sanayi ve Japon üretim modeli uygulaması
Türkiye'de otomotiv sektörünün tarihsel gelişimi ve Japon üretim modeli olan toplam kalite yönetiminin Türk otomotiv sektörü üzerindeki etkilerini geniş bir perspektif üzerinden inceleme amacı taşıyan bu çalışma; bu amaç doğrultusunda ana sanayi Toyota ve Tofaş otomotiv fabrikaları ve yan sanayi Birmot A.Ş. üzerinden Türkiye'nin otomotiv sanayindeki geleceği üzerine öngörülerde bulunmaya hedeflemektedir.İki bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümü Türk Otomotiv Sanayi'nin Gelişimi başlığını taşımakta olup, ülkemizde otomotiv sanayinin gelişimini kalkınma planları ışığında açıklamaya çalışmaktadır. İkinci Bölüm ise Japon Otomotiv Sektöründeki Üretim Yönetimi ve Türk Otomotiv Sektörü Uygulaması; Toyota, Tofaş, Birmot A.Ş. örnekleri başlığı taşımaktadır. Bu bölüm içerisinde öncelikle Japon üretim modeli açıklanmakta ana sanayi Toyota, Tofaş Fabrikaları ve yan sanayi Birmot A.Ş.'deki uygulamalar hakkında bilgiler verilmektedir. Çalışma son olarak Türk Otomotiv Sanayinin geleceği üzerinde tahminlerde bulunmaktadır.Anahtar Kelimeler: Kalkınma Planları, Japon Üretim Yönetimi, Otomotiv Sanayi.
İlköğretim devlet okullarında okul yönetiminin öğretmen başarısına etkisi
Eğitim sistemimizin temelini oluşturan okullar, Türk Milli Eğitim'in amaçlarına uygun insan yetiştirmekle yükümlüdür. Ülkemizin ve toplumumuzun dünyada meydana gelen sosyal, ekonomik ve teknolojik gelişmelerin ve yeniliklerin gerisinde kalmaması ve refah seviyesi yüksek ülkeler arasında yer alması için ülkemizde bilinçli insan gücünün yetişmesi zorunludur.Dünyadaki gelişmeleri ve değişimleri dikkate alarak, okullarda etkili bir eğitim gerçekleştirecek kişiler, okul yöneticileri ve öğretmenlerdir. Özellikle okulu etkili ve verimli kılma, öğrenmek eylemini yaşam şekli haline getirmeyi yetiştirdikleri bireylere ve dolayısıyla topluma öğretme, davranışlarıyla çalışanlarına örnek olma, öğretmenlerin kendi alanlarında gelişmelerini destekleme, nitelikli insan yetiştirmelerini ve meslekte başarılı olmalarını sağlama görev ve sorumlulukları ve bunlara ilişkin tüm faaliyetler, okul yöneticisinin önemini artırmaktadır.Bu araştırma, ilköğretim devlet okullarında okul yönetiminin öğretmen başarısında ne ölçüde etkili olduğunu belirlemeyi amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklemini, İstanbul ili sınırları içerisinde Ümraniye, Üsküdar ve Kağıthane ilçelerinde ilköğretim devlet okullarında görev yapan 266 öğretmen oluşturmaktadır. Araştırmada okul yöneticilerinin, verilecek olan cevaplara daha çok duygusal davranmaları varsayımları öne çıkacağından, anket kapsamına alınmaması uygun görülmüştür. Ayrıca yapılan anket çalışmasında öğretmenlerin ücretli ya da sözleşmeli durumlarına bakılmaksızın, sözleşmeli ve ücretli öğretmenler çalışmaya dahil edilmiştir.Okul yönetiminin okulda sergilemiş olduğu davranışların yapılan anketler sonucunda bir çok okulda olumlu yönde karşılandığı ve öğretmenlerin başarılarında önemli ölçüde katkı sağladığı görülmüştür.Anahtar Kelimeler : Eğitim yönetimi, okul yönetimi, yönetim, öğretmen, öğretmen başarısı, okul yöneticisi, özel okullar, kamu kurumları, özel kurumlar.
Kişilerarası iletişimin Türkiye'deki özel sektör hastanelerinin gelişimindeki sosyal etkileri
Kişilerarası ilişkilerin gelişimi ve iletişimi toplumsal kalkınmanın önemli bir basamağını oluşturmaktadır. Toplumsal basamağın diğer bir yönü de sağlık hizmetlerinin yapısıdır. Günümüzde sağlık hizmetlerinin çeşitliliği ve kamunun ağır yükünden dolayı özel sağlık kurumlarına doğru bir yöneliş olduğu görülmektedir. Türkiye'deki özel hastanelerin gelişimi, son yıllarda denetimi kamuda olmak üzere artmıştır. Daha ziyade nüfusu kalabalık olan büyük şehirlerde görülen özel hastaneler, bir anlamda sağlık hizmetlerindeki boşluğu doldurmaktadırlar. Sağlık hizmetlerine olan yoğun talebin gereği, özel hastanelerin kurulması ve yaygınlaşmasının ülkemizde hızla arttığı gözlenmektedir.Özel hastaneler; kişisel yönde kişilerin, daha etkin sağlık hizmetlerini alabilmeleri bakımından tercih edilen kurumlar haline gelmiştir. İletişim tekniği yönünden özel hastaneler, verdiği hizmet bakımından daha etkindirler. Bunun sebebi; hasta odaklı hizmet yerine, müşteri odaklı hizmeti tercih etmişlerdir. Böylece sağlık hizmetlerinde sunulan rekabet gittikçe artmaktadır. Rekabetin artışında kişisel iletişim tekniklerinin gelişmesi, uygulanması özel hastanelerde öne çıkan en önemli düşüncelerdir. Kamunun sunduğu sağlık hizmetinden ayıran en önemli fark ise, özel hastanelerde sunulan kişisel iletişimin hasta üzerinde etkilerinin olumlu olmasından kaynaklanmaktadır.Anahtar Kelimeler: İletişim, İletişim Teknikleri, Özel Hastanelerin Kuruluşu
Yönetici hemşirelerin yönetim becerilerinin klinik çalışmaları üzerine etkisi
Araştırmamızda yönetici hemşirelerle ilgili anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulamamızda örneklemi İstanbul ili Kartal ilçesinde faaliyet gösteren iki kamu hastanesinde çalışan yönetici hemşireler oluşturmaktadır. Her iki hastanede de 76 kişi ankete katılmıştır. Ankete katılanların sayısın az olmasının nedeni, hastanelerde hizmet veren yönetici hemşirelerin çalıştıkları alanla sınırlı olmasıdır.Yönetici hemşireler sağlık hizmetlerinin sunulmasında hemşirelerle ilgili olan bölümlerden birinci derecede sorumludurlar. Yönetici hemşire hemşirelik hizmetleri personeline rehberlik eder. Hemşirelerin iş gücünün planlanmasından, hemşirelerin meslekleri ile ilgili eğitimlerinden, gelişimlerinden, hemşirelik bakımlarından, hemşirelerin motivasyonlarından sorumludur. Bu sorumluluklarını yerine getirirken klinik hemşireleri ile iş birliği yaparak, hasta bakımını ve klinik işlerini daha kaliteli hale getirir. Yönetici hemşireler hemşirelik hizmetlerinde etkili olduğu kadar, sağlık kuruluşlarının başarısını da etkilerler. Görev, yetki ve sorumluluklarını iyi bilen ve işini iyi yapan yönetici hemşire sağlık kuruluşunun da başarısını artıracaktır.Kartal Yavuz Selim Devlet Hastanesinde çalışan yönetici hemşirelerin % 80'nini, Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim Araştırma Hastanesinde çalışan yönetici hemşirelerin ise % 90,2' sini klinik sorumlu hemşireleri oluşturmaktadır. Dr. Lütfi Kırdar Kartal Eğitim Araştırma Hastanesi, Kartal Yavuz Selim Devlet Hastanesine göre hasta kapasitesi ve fiziki kapasite olarak daha büyüktür.Anahtar kelimeler: Yönetici hemşirelerin yönetim becerileri, Hemşirelik hizmetleri yönetimi, Yönetici hemşire, Hastane yönetimi.
Küreselleşmenin Türkiye'deki sağlık istihdamına etkileri
Küreselleşme çok geniş bir kavram olup, ekonomik, siyasal ve kültürel olarak ülkeleri etkilemiş ve teknolojik değişim ise bu etkileri hızlandırmıştır. Küreselleşme ile dünyada değişen nüfus popülasyonu sağlık hizmeti talebini artırmıştır. Sağlık teknolojileri kullanımı artarak yaygınlaşmış ve dünyada yeni bir pazar oluşturmuştur. Dünya ülkeleri yaşlanan nüfusun ihtiyaçlarını karşılamak, sağlıkta yükselen talebi karşılamak ve artan sağlık maliyeti gibi sorunlarla karşılaşmışlardır. Tüm bu gelişmeler hizmet sektörünün hızla gelişmesine ve dünyada yeni bir rekabet alanı oluşmasına zemin hazırlamıştır.Dünyadaki bu değişim Türkiye'yi de yakından etkilemiştir. Türkiye'de de dünyaya paralel olarak teknolojik yenilik, rekabet, artan maliyet baskısı ve diğer gelişmeler Türk sağlık sektörünü yeniden yapılanmaya yöneltmiştir. Küresel eğilimlere uyumlu olarak istihdamın niteliği hızla yükselirken, istihdamın şeklide değişmiştir. Sağlık teknolojileri kullanımı hızla yaygınlaşmış, teknoloji kendine yeni istihdam alanları oluşturmuştur. Yaşlanan nüfusun ihtiyaçları, artan sağlık hizmeti talebi ve sağlık teknolojilerinin kullanımın yaygınlaşması Türkiye'de hızla sağlık personeli açığı oluşmasına neden olmuştur.Anahtar Kelime: Küreselleşme, Teknoloji, Sağlık, İstihdam
Türkiye'de sağlığın finansman yolları ve kamu hastanelerindeki harcama uygulamaları
İnsanların yaşama hakkının kutsal olmasından dolayı sağlıkta vazgeçilemez ve devredilemez bir haktır. İnsanların sağlığının korunması ve hastalık halinde yeniden sağlığa kavuşmak için sağlık hizmetlerinin sunumu oldukça önemlidir. Sağlık hizmetlerinin kalitesinin artması için ise daha fazla harcama yapmaya ihtiyaç vardır. Sağlık ihtiyacı sınırsız olmasına karşın sağlığa ayrılan kaynaklar sınırlıdır. Sağlık hizmetlerinin daha etkili sürdürülebilmesi için var olan bu sınırlı kaynakların etkili kullanılması ve yeni finansman kaynaklarına ihtiyaç vardır.Türkiye'de sağlığa ayrılan finansmanın arttırılması ile sağlık hizmetlerinin daha etkin sunulması gerçekleşebilir. Günümüz Türkiye'sinde döner sermaye uygulamaları sağlık finansmanında daha etkin kullanılmaya başlanmıştır. Döner sermaye uygulamaları sağlık finansmanında yeni ve etkin bir kaynak olarak değerlendirilmektedir.Anahtar Kelimeler: sağlığın finansmanı, Türkiye'de sağlığım finansman yolları, döner sermaye uygulamaları
Ortaöğretim okullarında yabancı dil eğitiminin etkin öğrenilememesinin nedenleri: İstanbul/Fatih örneği
Etkin öğrenme, İngilizce öğretiminde öğrencilerin kendilerine güvenmelerini, hata yapmaktan korkmamalarını, çalışmalarını yönetmeleri ve yöneticilerle olumlu ilişkiler kurmalarını, çevresindeki bireylerin duygu ve düşüncelerinin farkına varmalarını sağlamaktadır.Ortaöğretim okullarında yabancı dil eğitiminin etkin öğrenilememesinin nedenlerini saptamayı amaçlayan bu araştırmada anket modeli uygulanmıştır. Araştırma 2009 yılının mart ayında İstanbul il merkezinde bulunan Fatih ilçesindeki birbirinden farklı ortaöğretim kurumlarında görev yapan İngilizce öğretmenleri üzerinde gerçekleşmiştir. Çalışmamıza Hazırlık Sınıfı olan ve olmayan Anadolu Liseleri, Anadolu Öğretmen Lisesi, Anadolu Meslek Liseleri, Meslek Liseleri, Çok Programlı Lise, Genel Liseler ve Özel Kolejler olmak üzere toplam 17 ortaöğretim kurumunda görev yapan 56 yabancı dil öğretmeni katılmıştır.
Hemşirelerin çalışma koşullarında ortaya çıkan olumsuzlukların giderilmesine yönelik bir alan araştırması
Hemşirelerin görevlerini yerine getirirken çalışma koşullarının iyi olması hastaların güvenliği açısından çok önemlidir. Çalışma koşullarının hemşirede oluşturduğu fiziksel, mental ve sosyal zorlanmaların yanında, hemşirelerin son derece dikkat, enerji ve özveri gerektiren bakım ve tedavilerin güvenliğinin sağlanamaması, toplum sağlığının tehlikeye girmesidir. Sağlık hizmetlerinin kalitesinin düşmesine ve çok ciddi hayati ve toplumsal soruna dönüşebilir. Hemşirenin çalışma koşulları, sadece hemşireleri olumsuz etkiliyor gibi görünse de aslında bütün olarak bir toplumu etkilemektedir.Araştırmamızda hemşirelerle ilgili anket uygulaması yapılmıştır. Araştırmamızın örneklemini İstanbul ili Bakırköy ilçesinde faaliyet gösteren iki kamu hastanesinde çalışan başhemşireler, başhemşire yardımcıları, sorumlu hemşireler, hemşireler ve özel dal hemşireleri oluşturmaktadır. Hastanelerde görevli hemşirelerin çalışma koşullarını belirlemek üzere yapılmış olan ankette; demografik 9 ve çalışma koşullarına yönelik 26 soru olmak üzere; toplam 35 soru kullanılmıştır. Etik kurul onayı ve izin alma süreci tamamlandıktan sonra, çalışmaya katılmak isteyen 200 hemşireye anket formu dağıtılmış ve 190'ından eksiksiz bir şekilde toplanan formlar bilgisayar ortamına aktarılarak yüzdelik dağılımları değerlendirilmiştir. Alan araştırmamızı, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan hemşirelerin %85,5' ini, Dr Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde çalışan hemşirelerin %86,2' sini, servis hemşireleri oluşturmaktadır.Anahtar kelimeler: Hemşirelerin Çalışma Koşulları, Sağlık Hizmetleri, Hemşire
2000-2010 yıllarında Türkiye'deki kanser hastalığının kamu harcamalarındaki yeri ve çeşitli ülkelerle karşılaştırılması
Kanser, kontrolsüz büyüme ve anormal hücre yayılımı özelliği gösteren, insanı biyolojik, psikolojik, sosyal ve ekonomik boyutları ile tehdit eden bir hastalık çeşididir. Kanser ve tümör kelimeleri eş anlamlı olarak bilinmekle beraber gerçekte bu durumun tümör oluşumunu iki oluşum safhası ile anlatılabilir. Bu oluşumlar malign ve benın tümörlerdir. İki tümör çeşidi de hızla büyüyerek çoğalırlar maliğn tümörler kan yolu ile diğer dokulara yayılım gösterirler, kanserleşme ise normal hücrenin malignite özelliği kazanma sürecidir. Kanser hastalığının birçok sebebi olmakla beraber beslenme bozuklukları, genetik faktörler, çevresel faktörler başlıcalarıdır. Kanser hastalığının tedavisinde çeşitli yöntemler kullanılır. Cerrahi yöntem, radyasyon tedavisi, kemoterapi ve immünoterapi sık başvurulan metotlardır.Hastalığın karşılaşıldığı ilk andan itibaren kanser tedavisi ve bakımı oldukça masraflı ve pek çok açıdan mali güçlükleri beraberinde getiren, bireyi sosyo-ekonomik ve psikolojik yönden olumsuz etkileyen bir hastalık sürecidir. Hasta ve yakınlarının ekonomik kaygılardan dolayı medikal tedaviyi yarım bıraktıkları gözlemlenmiştir. Hastalarda en sık görülen tepki ise, kanserin yaşamları üzerindeki kontrollerini kaybetmelerine neden olduğu ölüm beklentisidir.Kanser hastalığı gelişmiş ve gelişmekte olan dünya ülkelerinde ve ülkemizde %22'lik oran ile kardiyovaskuler hastalıklardan sonra ikinci ölüm nedenidir. Küresel kanser yükü geçtiğimiz 30 yıl zarfında iki kattan daha fazla artmış olup dünyada her yıl 12 milyon kişiye kanser tanısı konulmakta ve 7,6 milyon kişi kanserden ölmektedir. Kanser hastalığı ile ilgili gerekli önlemler alınmazsa, dünya genelinde kanser yükünün artarak 2030 yılında 26 milyon yeni tanı kanser vakasına ve 17 milyon ölüme ulaşacağı beklenmektedir. Kanser vakalarında beklenen en hızlı artış ise ülkemizin de içinde bulunduğu düşük ve orta gelirli ülkelerde olacaktır. Sağlık bakanlığının 2000-2006 yılı verilerine göre Türkiye`de 396 bin kanser vakası bulunmakta ve her yıl 140 bin kişi kanserden yaşamını kaybetmekte ve bu rakamın önümüzdeki 20 yılda 500 bine çıkacağı tahmin edilmektedir. Her yıl ortalama 150 bin yeni kanser tanısı konurken, yine 20 yıl içinde hasta sayısının 1,5 milyona ulaşacağı öngörülmektedir.
Türkiye ilaç sanayisinin yapısı ve hastanelerdeki ilaç harcamaların analizi (Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi uygulaması)
Türkiye'deki ilaç sanayisinin yapısına bakıldığında dünyadaki gelişen ilaç sanayi ile beraber değerlendirme yapılabilir. Dünya ilaç sanayinin gelişimi bu günlerdeki hastalıklara uygulanan tedavi hızlandırıcı etkisinden dolayı büyük bir sektör olduğu görülmektedir. İlaç sektörü, dünyada, enerji ve silah sektörünün ardından üçüncü büyük sektör durumundadır. Türkiye ilaç sanayinin yapısı ve tarihi gelişimi 1700 yıllarda başlamış, laboratuvar ilaçlarının üretimi Cumhuriyet döneminde hız kazanmıştır. İlacın orijinal ve jenerik olması üreten firma açısından önemini ortaya koyabilmektedir. Yeni buluşların belirli bir süre fikri ve sınai mülkiyet hakları kapsamında korunması anlamını taşıyan patent süresi tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de 20 yıldır. İlaçta veri koruma belli bir süre içinde ilacın farmakolojik özelliğini ihtiva eden bilgileri en az iki yıl başka firmaların üretimini engellemek için konulmuştur.Anahtar Kelimeler: İlaç, Türkiye'de ilaç ve ilaç sanayi, Zonguldak Atatürk Devlet Hastanesi ilaç harcamaları.
Yükseköğretimde eğitim pazarlamasını etkileyen faktörler: Devlet ve Vakıf Üniversitelerine yönelik eğitim pazarlaması anket uygulaması
Türkiye'de yükseköğretimin gelişmesi ve değişmesi günümüzde önemli bir yere sahiptir. Ülkelerin nitelikli insan gücü yetiştirmesinde önemli örgün eğitim olarak yükseköğretim söylenebilir. Bu yönü ile Türkiye'de yükseköğretimin gelişimi Cumhuriyet öncesi dönemden günümüze kadar farklılıklar göstermiştir. 1981'de üniversitelerin yönetiminin tek bir çatı altında toplanması ile başlayan yeni bir süreç oluşmuştur. Bu sürecin içerisinde üniversiteler Devlet Üniversiteleri ve Vakıf Üniversiteleri şeklinde bir ayrıma tabi tutulmuştur. Türk Yükseköğretiminde anlam ve amaç eğitim hizmetinin doğru, günün şartlarına uygun, bilimsel araştırmalara açık nesillerin yetiştirilmesine yöneliktir. Türk Yükseköğretiminin kitlelere doğru bir şekilde ulaştırılabilmesi ve anlatılabilmesi için eğitim pazarlamasını etkileyen faktörlerin belirlenmesine yönelik anket uygulaması 205 Devlet ve Vakıf Üniversitesi yöneticisine yapılmıştır. Amacı daha iyi eğitim hizmetleri pazarlaması sunabilmektir.Anahtar Kelimeler: Pazarlama, Hizmet Pazarlaması, Yükseköğretim, Eğitim Pazarlaması, Eğitim Hizmetleri Pazarlaması
Türk sağlık sisteminde evde bakım hizmetlerinin yeri ve İstanbul ili Beşiktaş ilçesindeki Alzheimer hastalarına evde bakım hizmetlerine yönelik bir araştırma: Anket uygulaması
Sağlık sistemlerinde, her ülke kendi tarihini, kültürünü, ekonomik kalkınmasını ve ülkesindeki baskın politik ideolojiyi yansıtan bir ulusal sağlık sistemine sahiptir. Türk Sağlık Sistemindeki gelişmeler özellikle liberal politikaların sağlık alanındaki yansımaları ile ?Sağlık Reformu? ve ?Sağlıkta Dönüşüm? programları değişim sürecini başlatmıştır. Özellikle Cumhuriyet sonrası dönemde daha belirgin bir hal almıştır. Sağlık sisteminin disiplin altına alınmasıyla kaynak dağılımını düzenli hale getiren planlamalar yapılmış ve uygulamaya konulmuştur. Bu kapsamda nüfus değişimi de sağlık politikalarının belirleyicisi olmuştur. Dünyadaki demografik değişimler sonucunda yaşlılık, özürlülük ve kronik hastalıkların artmasıyla, yaşam kalitesini iyileştirmeye yönelik talepler belirmiştir. Buna bağlı olarak sağlık hizmetlerinin yeniden yapılandırılmasına gerek duyulmuştur. Bu taleplerden biri olan evde bakım hizmetleri, son yıllarda artan oranda sağlık ve sosyal bakım sistemi içinde yer almaya başlamıştır. Artan yaşlı nüfusla beraber Alzheimer hastalığındaki oranın yükselmesi dikkat çekmiştir. Ülkemizde de Alzheimer hastalığının nüfus yapısına bağlı olarak arttığını söylemek mümkündür. Alzheimer hastalarının bakım gereksinimlerinin belirlenebilmesi ve sorunlarının tanılanabilmesi için İstanbul ili Beşiktaş ilçesindeki Aile Sağlığı Merkezlerinde ve Etiler Huzurevi Yaşlı Bakım ve Rehabilitasyon Merkezinde kalan Alzheimer hastalarına anket uygulaması yapılarak kişilerin bağımlılık düzeyleri belirlenmiştir. Araştırma grubundaki kişilerin kamudan yararlanmadıkları halde hastalığın ilerleyen evrelerinde bağımlılık düzeyinin artmasıyla, evde bakım hizmeti için kamu kurumunu tercih ettikleri belirlenmiştir.
Zihinsel ve fiziksel engelli çocukların rehabilitasyonunun yönetimi ve ailelerin rolü
Araştırmada; zihinsel ve fiziksel engelli çocukların anne babalarının, çocuklarının rehabilitasyon ve eğitim programına katılımını, bu süreci nasıl etkilediklerini incelemek ve çözüm önerileri getirmek amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini; Zonguldak ili Kdz Ereğli ilçesi?nde hizmet veren Özel İlkadımlar Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezinde kayıtlı zihinsel ve fiziksel engelli öğrencilerin anne ve babaları oluşturmaktadır. Araştırmamızda zihinsel ve fiziksel engelli çocukların aileleri ile anket uygulaması yapılmıştır. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinde kayıtlı engelli çocukların ailelerinin rehabilitasyona katılım durumunu belirlemek üzere yapılmış olan ankette; sosyo-demografik 11 soru ve engelli çocukların anne babalarının çocuklarının rehabilitasyon etkinliklerine katılım durumlarıyla ilgili 16 adet soru olmak üzere; toplam 27 soru kullanılmıştır. İzin alma süreci tamamlandıktan sonra, çalışmaya katılmak isteyen 70 baba, 105 anne toplam 175 kişiye anket formu dağıtılmış ve eksiksiz bir şekilde toplanan formlardan elde edilen veriler bilgisayar ortamına aktarılarak analiz edilip, değerlendirmeleri yapılmıştır.Sonuç olarak '' Zihinsel ve fiziksel engelli çocukların rehabilitasyonuna eğitimine anne ve baba katılımı yüksektir'' hipotezi sınanmış olup tanımlayıcı istatistiklere göre hipotez desteklenmiştir. Anahtar Kelimeler : Engelli, Rehabilitasyon, Zihinsel, Eğitim
Türkiye'de markalaşmanın sosyal medya üzerindeki etkileri
Markalaşma, günümüzde tüketicilerin satın alma tercihlerini daha fazla etkilemeye başlamıştır. İşletmeler yoğun rekabet ortamında tüketicilerin akıllarında kalabilmek ve rakiplerinden farklılaşıp piyasada daha öne geçebilmek amacı ile çeşitli markalaşma çalışmaları oluşturmakta ve bu çalışmaları da farklı ortamlarda gerçekleştirmeye başlamışlardır. Bu çalışmaları yeni iletişim kanallarından olan sosyal medyada da gözlemlemek mümkündür. Bu çerçevede yeni gelişen sosyal medya ağları işletmelere çok önemli ve etkin bir ortam sunmaktadır. Sosyal medya üzerinde markalaşmadaki amaç, marka imajı ve kişiliği vasıtasıyla tüketicilerle sağlıklı ve yoğun olarak iki yönlü iletişime geçerek tüketiciler üzerinde marka farkındalığı oluşturmak ve markalı ürün bilincini kullanarak tüketicilerin satın alma tercihlerine yön verebilmektir. Bu çalışmanın amacı Türkiye'de markalaşmanın sosyal medya üzerindeki etkilerinin nasıl olabileceğini araştırmaktır. Sosyal medya üzerinde işletmelerin reklâm, markalaşma ve tanıtım faaliyetleri gibi zihin yönlendirme ve tüketici davranışlarını kontrol etme amacı sayesinde, tüketiciler üzerinde ne şekilde yeni tüketim alışkanlıkları ve satın alma tercihleri geliştirilebileceğini göstermektir. Anahtar Kelimeler : Marka, Markalaşma, Sosyal Medya, TüketiciDavranış Modelleri, Reklâm