Theses supervised by Yrd. Doç. Dr. Neslim Güvendeğer Doksat
34 theses · İstanbul Beykent University
Üniversite öğrencilerinin alkol istismarının depresyon düzeyleri ile ilişkisi üzerine bir inceleme
Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin alkol istismarının depresyon düzeyleri ile ilişkisi ampirik olarak test edilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, çeşitli devlet ve vakıf üniversitelerinde öğrenim gören 160 üniversite öğrencisi (82 kız, 78 erkek) oluşturmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak "Michigan Alkolizm Tarama Testi (MATT)," "Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ)" ve "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0 programı kullanılmıştır. Bu araştırmanın sonucunda öğrencilerin alkolizm ölçeği puanları ile bireylerin Beck Depresyon Ölçeğinden aldığı puanları arasında istatistiksel olarak pozitif yönde orta bir ilişki bulunmuştur. Alkolizm ölçeğinden alınan puan arttıkça depresyon ölçeğinden alınan puanın da arttığı ve üniversite öğrencilerinin alkol istismarının depresyon düzeyleri ile ilişkisi arasında anlamlı bir farklılık olduğu ortaya çıkmıştır.
Psikoloji ilk ve son sınıf öğrencilerinin mesleki kaygılarının karşılaştırılması ve problem çözme yetisi arasındaki ilişki
Bu çalışmada üniversitelerin psikoloji bölümünde okuyan ilk ve son sınıf öğrencilerinin mesleki kaygı düzeyleri ve problem çözme yetilerini karşılaştırmak amacıyla yapılmıştır. Aynı zamanda mesleki kaygı düzeyleri ve problem çözme yetisi arasında ilişkiyi belirlemek amaçlanmıştır. Psikoloji öğrencilerinin mesleki kaygı düzeylerini ölçmek amacıyla ölçek geliştirilmiş ve daha önce güvenirlik geçerlilik çalışmaları yapılan problem çözme envanteri kullanılmıştır. Elde edilen veriler istatistiksel olarak analiz edilerek mesleki kaygı ve problem çözme yetisi arasında ilişki bulunmamıştır. Üniversitelerin psikoloji bölümünde okuyan dördüncü sınıf öğrencilerinin mesleki kaygı düzeyleri birinci sınıf öğrencilerinden daha fazla olduğu görülmüştür. Katılımcılardan orta sınıf ekonomik düzeye sahip olanların iyi düzey ekonomik düzeye sahip olanlara kıyasla mesleki kaygı düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Mesleki kaygı düzeyleri kadın ve erkek katılımcılar arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık olmadığı tespit edilmiştir. Problem çözme yetisi ve cinsiyet, ekonomik düzey, ilk ya da son sınıfta okumaları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı bir fark bulunmamıştır.
Tip I diyabet hastalarındaki depresyon ve anksiyete oranlarının incelenmesi
Bu çalışmanın amacı; Bursa ilindeki Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde Tip I diyabet teşhisi almış olan 6-17 yaş aralığındaki çocuk ve ergenlerin anksiyete ile depresyon düzeylerini incelemek ve diyabet hastalığın yarattığı olumsuz durumları ortaya çıkarmaktır. Ek olarak, araştırmada çocuk ve ergenlerin cinsiyetinin, yaşının, hastalığın varoluş süresinin, diyabetin ne olduğunu bilinip bilinmemesinin, diyabetten sonraki uyku düzeninin, diyabetten sonraki beslenme düzeninin, diyabetli olmanın anksiyete ve depresyon üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya Bursa İlinde Uludağ Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinden Tip I diyabet teşhisi konulmuş 6 ile 17 yaş aralığında olan 50 birey alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği ve Çocuklar İçin Sürekli Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Aynı zamanda bireylerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; bireylerin hafif düzey de depresif belirtiler ve anksiyete sahip olduğu, kızların erkeklere oranla depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu, 4 yıl ve üzeridir diyabetli olan bireylerin diğer bireylere oranla anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu, kendilerine insülin yapmayı bilen bireylerin diğer bireylere oranla anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan eğitim düzeyi, yaş gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Araştırmada grubun anksiyete ile depresyon düzeyleri arasında da pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Sadece otistik çocuğu olan annelerin kaygı ve depresyon düzeyi ile sağlıklı kardeş / kardeşlere sahip ve otistik çocuğu olan annelerin kaygı ve depresyon oranlarının karşılaştırılması
Bu araştırmada ''sadece otistik çocuğu olan annelerin kaygı ve depresyon düzeyi ile sağlıklı kardeş/kardeşlere sahip otistik çocuğu olan annelerin kaygı ve depresyon düzeyi açısından karşılaştırılması amaçlanmaktadır. Araştırmada veri toplama araçları olarak; Beck Depresyon Envanteri (BDE) (Bkz. Ek-1), Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği (HADÖ) (Bkz. Ek-2) ve Sosyodemografik Bilgi Formu (SBF) (Bkz. Ek-3) kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul/kağıthane'de rastgele yöntemle seçilen özel eğitim kurumlarında eğitime devam eden ,3-16 yaş aralığında bulunan, sadece otistik çocuğa sahip 40 anne ile,sağlıklı kardeş/kardeşleri olan otistik çocuğa sahip 40 anne oluşturmaktadır. Elde edilen sonuçlara göre; Sadece otistik tanısı almış çocuğu olan bireylerin orta düzeyde depresif belirtilere vemajör (ağır) anksiyeteye sahip olduğu görülmüştür. Sağlıklı kardeş(leri) olan otistik çocuğa sahip olan bireylerin hafif düzeyde depresif belirtilere ve minör (orta) anksiyeteye sahip olduğu görülmüştür. Araştırma, daha ileri araştırmaların yapılmasına ışık tutabilecek niteliktedir.
Tekli ve çoğul gebelik yaşayan kadınların, gebeliklerinin iki ve üçüncü trimesterinde depresyon, anksiyete ve benlik saygılarının karşılaştırılması
Bu çalışmanın amacı gebelikte depresyon, anksiyete ve beden saygısı ile ilişkili özellikleri tekil ve çoğul gebeliklerde karşılaştırarak incelemektir. Araştırma, Şubat 2015 ve Nisan 2015 tarihleri arasında, Bağcılar Eğitim Araştırma Hastanesi Kadın Doğum Servisinde yapılmıştır. Veriler 50 tekli 50 çoğul olmak üzere 100 gebeye uygulanmıştır. Hastalarla yüzyüze görüşülerek öncelikle çalışma anlatılmış ve sözlü onayları alındıktan sonra, Sosyodemografik Veri Formu, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Hamilton Depresyon Ölçeği uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen veriler SPSS (Statistical Package for Social Sciences) for Windows 21.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sonucuna göre Bireylerin gebelik türleri arasında depresyon ölçeği puanı açısından anlamlı fark bulunmaktadır (p<0.05). Çoğul gebelik yapmış olan bireylerin tekil gebelik yapmış olan bireylere oranla depresyon düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin gebelik türleri arasında anksiyete ölçeği puanı açısından anlamlı fark bulunmaktadır (p<0.05). Çoğul gebelik yapmış olan bireylerin tekil gebelik yapmış olan bireylere oranla anksiyete düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Depresyon, Anksiyete, Benlik Saygısı, Tekil Gebelik, Çoğul Gebelik
Lise sonda okumakta olan öğrencilerde bir işte çalışıp çalışmamanın tükenmişlik sendromuna ve okul başarısına etkisi
Bu çalışmanın amacı; İstanbul ilindeki Bayrampaşa ilçesinde ikamet eden lise son sınıfta okuyan ergenlerin tükenmişlik düzeylerini inceleyerek herhangi bir ite çalışmanın olumsuz yönlerini ortaya çıkarmaktır. Ek olarak, araştırmada ergenlerin cinsiyetinin, yılsonu not ortalamasının, okula devamsızlık sürelerinin, anne ve babaların eğitin düzeylinin tükenmişlik üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İlinde Bayrampaşa ilçesinde İkamet herhangi bir işte çalışan be herhangi bir işte çalışmayan öğrenciler alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Maslach'ın Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Aynı zamanda bireylerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere göre bakıldığında; herhangi bir işte çalışmakta olan öğrencilerin herhangi bir işte çalışmamakta olan öğrencilere oranla tükenmişlik düzeylerinin daha yüksek olduğu, herhangi bir işte çalışmamakta olan öğrencilerin herhangi bir işte çalışmakta olan öğrencilere oranla yetkinlik düzeylerinin daha yüksek olduğu sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan anne ve babaların eğitim düzeyi, ebeveynin çalışma durumu, gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Ebeveyninde depresyon olan veya olmayan çocukların sosyal uyum açısından karşılaştırılması
Bu çalışmada ebeveyninde depresyon olan çocukların davranışsal sorunlarıyla ebeveyninde depresyon olmayan çocukların davranışsal sorun açısından karşılaştırılması incelenmiştir. Ayrıca depresyon teşhisi alan ebeveynlerin çocuklarındaki davranışsal sorunların araştırılması ve ebeveyn depresyonu ile çocuklarda davranış sorunlarının çıkıp çıkmayacağı arasında bir ilişki olup olmadığının değerlendirilmiştir. Ek olarak; anne baba tutumlarının çocuk üzerindeki etkileri, çocukların sosyal gelişimi ve depresyonun buna etkileri incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini oluşturan İstanbul il sınırlarında, rastgele yöntemle seçilecek bir Gündüz Bakım Evi ve Çocuk Kulübü'nde eğitim ve öğretim görmekte olan, 24-72 ay arasındaki 30 çocuk ve bu çocuklarının ebeveynleri ve çocuklarla ilgili ek olarak öğretmenlerinden veri toplanmıştır. Araştırmada depresyon, ana baba tutumu, depresyondaki ebeveynlerin çocukları üzerindeki etkileri, çocukların sosyal gelişimleri, depresyonlu ailelerdeki çocukların davranış sorunları ve çocukların öğretmenlerinin bu çocuklarda fark ettiği davranışa yönelik problemler değerlendirilmiştir. Bu nedenle ebeveynlere 'hamilton depresyon ölçeği' ve bununla birlikte çocuklar için olan çocuklardaki davranışsal sorunların belirlenmesine yardımcı olacak 'Vineland(I) Uyum Davranış Ölçeği' ayrıca ebeveynler ve çocuklarıyla alakalı kişisel bilgi elde etmek için demografik form uygulanmıştır.. Araştırma bulguları ilgili tam olarak tutarlılık göstermemektedir. Araştırma sonuçlarına göre kızların erkeklere oranla sosyal uyum düzeylerinin ve 2009 doğumlu olan çocukların diğer çocuklara oranla sosyal uyumsuzluk düzeylerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ancak yapılan araştırma bulguları ebeveyndeki depresyonun çocuğun sosyal gelişimine bir etkisi olmadığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Çocuklarda Davranış Sorunları, Anne Baba Tutumları,Depresyon, Davranım Bozukluğu, Duygu Sosyalleştirme,Sosyal Uyum
Üniversite öğrencisi kızların yeme tutumlarının duygudurum bozukluğu ile ilişkisi
Bu araştırmada, üniversitede eğitim gören kız öğrencilerin yeme tutumları ile duygudurum bozuklukları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda, İstanbul'da yer alan üniversitelerde eğitim gören kız öğrencilerden rastgele seçilen toplam 189 kişi çalışmaya katılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak Yeme Tutumu Testi (YTT) ve Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan sosyo-demografik bilgi formu kullanılmıştır. Veriler bilgisayar ortamına kodlanarak girilmiş ve Spss 22.00 İstatistik programı yardımıyla analizleri yapılmıştır. Araştırmanın genel sonuçlarına göre, yeme tutumlarının duygudurum üzerinde anlamlı ve pozitif etkiye sahip olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Bununla birlikte, yaş ve vücut kitle indeksinin duygudurum üzerinde anlamlı etkisi olduğu saptanırken; anne-baba durumu, anne ile olan ilişki, gün içerisinde herhangi bir öğünü aile ile aynı sofrada yeme tutumu, fast food ya da abur cubur yeme sıklığı ve diyet yapma eğilimi ile yeme tutumları arasında anlamlı ilişkiler bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Yeme tutumları, duygudurum, üniversite öğrencileri
Çocukluk döneminde travmaya maruz kalmış kişilerin yetişkinlik döneminde sergiledikleri ebeveyn tutumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma çocukluk döneminde travmaya maruz kalmış kişilerin, yetişkinlik döneminde sergiledikleri ebeveyn tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma İstanbul il merkezinde Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı 3 anaokulunda yapılmıştır. Anaokullarındaki 3-6 yaş grubu öğrencilerin anne-babasıyla anket çalışması yapılmıştır. Ankette onam formu, sosyo-ekonomik veri formu, çocukluk çağı ruhsal travma ölçeği ile aile hayatı ve çocuk yetiştirme tutumu ölçeği (PARİ) kullanılmıştır. Veriler IBM Statistics 20.0 (SPSS) istatistik paket programında değerlendirilmiştir. Sürekli değişkenler için iki grubun ortalama karşılaştırmasında bağımsız gruplar t-testi, ikiden fazla grubun ortalama karşılaştırmasında tek yönlü ANOVA kullanılmıştır. ANOVA sonucu anlamlı iken hangi gruplar arasında istatistiksel olarak farklılık bulunduğunu tespit etmek için Tukey çoklu karşılaştırma testi kullanılmıştır. Kategorik değişkenlerin istatistiksel değerlendirmesinde ise Ki-Kare testi kullanılmıştır. Sürekli değişkenler arasındaki ilişki Pearson korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda çocukluk döneminde fiziksel ihmal ve istismara maruz kalmış babaların demokratik olmayan anne-baba tutumu sergiledikleri, duygusal ve fiziksel ihmale maruz kalmış annelerin ise aşırı koruyucu annelik tutumunu sergiledikleri bulunmuştur. Çocukluk döneminde cinsel istismara maruz kalmış annelerin demokratik tutum sergiledikleri ama ev kadınlığını red ettikleri, cinsel istismara maruz kalmış babaların ise demokratik tutum sergiledikleri bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Anne-Baba Tutumu, Çocukluk Çağı Travmaları,
5-18 yaş arası bedensel ve zihinsel engelli (Serebral palsili) çocukların annelerinin depresyon ve kaygı düzeylerinin yaşam kalitesi üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı; bedensel ve orta düzey zihinsel engelli olup 5-18 yaş arası Serebral Palsi teşhisi konmuş olan çocukların annelerinin depresyon ve kaygı oranlarının yaşam kalitesi üzerine etkisinin araştırılmasıdır. İlişkisel tarama modeli olan bu çalışmaya İstanbul il sınırlarında rastgele yöntemle seçilmiş Serebral Palsi ve orta düzey zihinsel gelişme geriliği teşhisi konmuş 81 çocuğun annesine Beck Depresyon Envanteri, Hamilton Anksiyete Değerlendirme Ölçeği ve Whoqol-Bref tr Yaşam Kalitesi ölçeği uygulanmıştır. Bireylerin orta düzeyde depresif belirtilere ve majör anksiyeteye sahip olduğu görülmüştür (p>0.05). Bireylerin yaşam kalitesi alt ölçeklerinden en çok sosyal alan alt ölçeği skorlarının yüksek olduğu görülmüştür (p>0.05). Depresyon ölçeğinden alınan puanlar ile bireylerin anksiyete ölçeğinden aldıkları puanlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Bireylerin depresyon ölçeğinden aldıkları puan arttıkça anksiyete ölçeğinden alınan puan da artmaktadır (p>0.05). Bireylerin yaşam kalitesi alt ölçeklerinden alınan puanlar ile bireylerin beck depresyon ve anksiyete ölçeğinden aldıkları puanlar arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur. (p>0.05). Depresyon ve anksiyete arttıkça yaşam kalitesi düşmektedir. Sonuç olarak; Serebral Palsi teşhisi konmuş olan çocukların annelerinin depresyon ve kaygı oranlarının yüksek olduğu ve bu oranların yaşam kalitesi üzerine olumsuz etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler : Anksiyete, Depresyon, Yaşam Doyumu, Serebral Palsi.
Okul öncesi dönem adaptasyon sürecinde ayrılık anksiyetesi bozukluğu geliştirmiş 48-66 aylık çocuklarda ebeveyn tutumlarının etkisi
Bu çalışmada okul öncesi dönem adaptasyon sürecinde ayrılık anksiyetesi bozukluğu geliştirmiş 48-66 aylık çocuklarda ebeveyn tutumlarının etkisinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışma grubu 48-66 ay arası Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu tanısı almış ve tanı almamış 60 çocuk ve ebeveynlerinden oluşturulmuştur. Belirlenen okullardaki okul öncesi dönem öğrencilerinin adaptasyon süreçleri ve bu öğrencilerin ebeveynlerinin sergiledikleri ebeveyn tutumları ile ilgili veriler betimsel tablolarla incelenmiş sonucunda uygulanmış olan ebeveyn tutum ölçeğinde ailelerin, demokratik tutumu benimseme düzeyleri aşırı korumacı tutumu benimseme düzeylerinden daha yüksek olarak bulunmuştur. Ayrıca otoriter ebeveyn tutumu, aşırı korumacı tutumu ve izin verici ebeveyn tutumu ile çocukların adaptasyon süreci arasında anlamlı ve negatif yönde, demokratik ebeveyn tutumu ile çocukların adaptasyon süreci arasında anlamlı ve pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Kelimeler : Ayrılma Anksiyetesi Bozukluğu, Ebeveyn tutumu, Adaptasyon Süreci.
Çalışan kadın olmanın benlik saygısı ve ruh sağlığı üzerindeki olumlu veya olumsuz etkilerinin değerlendirilmesi
Kadınlar kendilerine toplumsal açıdan biçilen roller gereği hem ev hanımı, hem iş kadını aynı anda da annelik görevlerini bir arada yerine getirmek zorunda kalabilmektedir. Özellikle, kadınların ailevi sorumluluklarının fazlalığı, onların iş ve aile alanlarında rol çatışmasını daha fazla yaşamalarına neden olmaktadır. Bu çalışmanın amacı, çalışan ve çalışmayan kadınlar arasındaki depresyon oranlarının ve benlik saygısı düzeyinin karşılaştırılmasıdır. Çalışmanın örneklemini farklı sektörlerde çalışan toplam 52, çalışmayan 48 kadın oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler : Çalışan Kadın, İş Aile Yaşam Çatışması, Depresyon, Benlik Saygısı, Çalışmayan kadın
İnternet kullanım süresinin ergenler üzerindeki psikolojik etkileri
İnternet Kullanım Süresinin Ergenler Üzerindeki Psikolojik Etkileri Günümüzde internet, iş yaşamından sosyal yaşama, haberleşmeden bilgi edinmeye kadar neredeyse her alanda vazgeçilmez bir araçtır. Milyonlarca yetişkinin çeşitli amaçlarla kullandığı bu aracın, çocuklar ve ergenler arasında da kullanımı büyük bir hızla artmaktadır. İnternet, sağladığı hız, kolaylık gibi olumlu etkilerinin yanında güvenilmezlik, gerçek yaşamdan uzaklaştırma gibi ciddi olumsuz etkilere de sahiptir. Kişiliklerini oluşturma aşamasında savunmaz olan ergenlerin, internet kullanımından kaynaklanan birçok psikolojik durum yaşadığı görülmektedir. Bu çalışmada, ergenlerin günlük internet kullanım sürelerinin, onların depresyon, sosyal fobi, yalnızlık ve internet bağımlılık düzeylerine olan etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, Bayrampaşa'da bulunan Saraybosna Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi'nde öğrenim gören 300 öğrenci örneklem olarak seçilmiştir. Örnekleme, Beck Depresyon Ölçeği, Liebowitz Sosyal Kaygı Ölçeği, Young İnternet Bağımlılığı Ölçeği ve Ucla Yalnızlık Ölçeği uygulanmıştır. Anket sonuçları, SPSS 23 programı ile değerlendirilmiştir. İnternet kullanım süresi ile depresyon, sosyal fobi, yalnızlık ve internet bağımlılık düzeyi arasındaki ilişki Betimleyici İstatistiki Veriler, Regresyon, Korelasyon, T Test ve Varyans Analizi olmak üzere beş bölümde ele alınmıştır. Araştırma sonuçlarına göre ergenlerin internet kullanım süreleri ile onların depresyon, sosyal fobi, yalnızlık ve internet bağımlılık düzeyleri arasında pozitif bir ilişki vardır. Ergenlerin internet kullanım süresi arttıkça bu durumları yaşama düzeyleri de artmaktadır. Bilgisayar teknolojisi arttıkça ne yazık ki buna bağımlı kişi sayısının da artması bu konudaki çalışmaları gerekli ve önemli kılmaktadır. İnternet kullanımının ergenlerin psikolojilerine olan etkilerinin, farklı ve daha geniş gruplarla araştırılması ve olumsuz etkilerin önlenmesi için yeterli çalışmaların yapılması gerekmektedir.
Eşcinsel yönelimde depresyon ve bağlanma ilişkisinin incelenmesi
Bu araştırmanın temel amacı eşcinsel bireylerin ebeveynleri ya da bakım verenleriyle erken dönem çocukluk ilişkilerinde oluşturduğu bağlanma ilişkilerinin ve depresyon düzeyi arasında anlamlı bir ilişki olup olmadığının araştırılmasıdır. Bu araştırmanın evrenini İstanbul LGBT Dayanışma Derneği üyelerinden oluşmaktadır. Bu araştırmanın örneklemini ise İstanbul LGBT Dayanışma Derneği üyesi 200 bireyden oluşmaktadır. Verilerin toplanması için araştırmacı tarafından hazırlanan Sosyodemografik Bilgi Formu, İlişki Ölçekleri Anketi, Beck Depresyon Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Bireylerin depresyon ölçeğinden aldıkları puanlar ile güvenli bağlanma ölçeğinden aldıkları puanlar arasında anlamlı ilişkili olduğu görülmektedir. Depresyon düzeyleri arttıkça; güvenli bağlanma düzeylerinin de düşme olduğu saptandı. Bireylerin doğum sıraları arasında, bireylerin babalarının eğitim düzeyleri arasında güvenli bağlanma ölçeği puanı açısından anlamlı fark bulunmaktadır. Bireylerin annelerinden algıladığı tutumlar arasında saplantılı bağlanma arasında ilişkinin varlığı saptandı. Çalışmamızda katılımcılardan toplanan verilerden elde edilen bulguları literatür ışığında yorumlamış ve gerekli öneriler yapılmıştır. Anahtar Kelimeler : Eşcinsellik, Bağlanma, Depresyon.
Çocuklarda depresyon düzeyi ve bağlanma stilleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı çocuklarda bağlanma stillerinin depresyon düzeyi ile ilişkisinin ve bu iki değişkenin demografik değişkenlerle olan ilişkisinin araştırılmasıdır. Tarama modeli olan bu çalışmada veri toplama araçları olarak sosyo-demografik özellikleri araştırmak amacıyla Kişisel Bilgi Formu, bağlanma stillerini araştırmak amacıyla İlişki Ölçekleri Anketi ve depresyon düzeyini ölçmek amacıyla Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Bu araştırmanın örneklemini Gaziantep ili içerisinde rastlantısal olarak seçilen 8-13 yaş arasındaki 224'ü kız ve 224'ü erkek olmak üzere toplam 448 kişi oluşturmuştur. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında erkeklerin kızlara oranla güvenli bağlanma özelliklerinin, kızların ise erkeklere oranla korkulu bağlanma özelliklerinin daha yüksek olduğu görülmektedir. Demografik özellikler açısından değerlendirildiğinde cinsiyet ve yaş değişkenlerinin depresyon düzeyi üzerinde bir etkisinin olmadığı anlaşılmaktadır. Yaş arttıkça güvenli bağlanma özelliklerinin yükseldiği görülmektedir. Ebeveynlerin eğitim düzeylerinin ve gelir durumlarının da bağlanma ve depresyon puanları üzerinde etkili olmadığı bulgularına rastlanmıştır. Araştırmanın temel amacı çerçevesinde yapılan incelemelere bakıldığında da depresyon düzeyi yükseldikçe güvenli bağlanma özelliklerinin düştüğü anlaşılmaktadır. Çalışmanın sonuçları ile ilgili daha detaylı açıklamalar tartışma bölümünde yapılmıştır. Bununla beraber çalışmanın sonuçları ve çalışmamızla ilgili alanda çalışan araştırmacılara önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Çocuk, Bağlanma, Depresyon.
Ergenlerde okul odaklı öznel iyi oluş ile davranışsal ve duyuşsal problemler arasındaki ilişki
Bu araştırma Ergenlerin Okul Odaklı Öznel İyi Oluş ile Davranışsal ve Duyuşsal Problemler Arasındaki İlişkiyi incelemek amacı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya 2015-2016 eğitim öğretim yılında Elazığ il merkezindeki örtaöğretim kurumlarında okuyan 9-10-11-12. sınıf öğrencileri arasından rastlantısal olarak seçilen 600 genç katılmıştır. Çalışmada veri toplamak amacıyla "Kısa Semptom Envanteri", "Riskli Davranış Ölçeği" ve "Öğrenci Öznel İyi Oluş Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde SPSS 20.0 paket programı kullanılmıştır. Yapılan analizler sonucunda araştırmaya katılan öğrencilerin öznel iyi oluş düzeyi alt ölçeklere göre şu şekildedir; eğitim amaçlı alt ölçeğinde; okul türü, okula bağlılık alt ölçeğinde; okul türü, akademik yeterlilik alt ölçeğinde; cinsiyet ve tercih edilen okul türünde okuma ve öğrenmeden zevk alma alt ölçeğinde; okul türü ve yaş değişkenleri açısından anlamlı bir fark saptanmıştır. Cinsiyet, sınıf, tercih edilen okul türünde okuma, akademik başarı düzeyi ve ana-baba tutumu değişkenleri ile öğrenci öznel iyi oluş alt ölçekleri arasında ise istatistiksel açıdan anlamlı olduğu bulunmuştur. Riskli davranışlar ölçeğine göre; cinsiyet, ana-baba tutumu ve akademik başarı değişkenleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır Buna ek olarak Kısa semptom envanteri alt boyutları ile okul türü, cinsiyet, yaş, sınıf, tercih edilen okul türünde okuma, kalınan yer ve ailenin gelir durumu arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler : Ergen, Öznel İyi Oluş, Davranış, Duyuş
Evlilik süresinin, cinsel yaşama ve evlilik uyumuna etkisi ve sonuçların sosyo demografik özelliklere göre karşılaştırılması
Bu çalışmada, evlilik süresinin cinsel yaşam ve evlilik uyumuna etkisinin saptanması amaçlanmıştır. Buna ek olarak, sonuçların demografik özelliklere göre incelenmesi de sınanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla İstanbul ili sınırları içerisinde rastgele seçim yöntemi ile belirlenen 120 katılımcıya, Kişisel Bilgi Formu, Arizona Cinsel Yaşantılar Ölçeği ve Evlilik Uyum Ölçeği uygulanmış, evlilik süresi ile evlilik uyumu ve cinsel yaşam arasındaki ilişki ortaya konulmaya çalışılmıştır. Verilerin analizleri için SPSS 21.0 istatistik paket programı kullanıldı. Çalışma sonuçlarına göre; katılımcıların Cinsel Yaşantı Ölçeği toplam puanı ile Evlilik Uyumu Ölçeği toplam puanı arasında negatif yönlü anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların Evlilik Uyumu Ölçeği toplam puan ortalamaları evlilik süresi değişkenine göre incelendiğinde grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Katılımcıların Cinsel Yaşantı Ölçeği toplam puan ortalamalarının evlilik süresi değişkenine göre incelendiğinde grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır. Katılımcıların Evlilik Uyum Ölçeği toplam puan ortalamalarının yaş ve evlenme şekli değişkenlerine göre, grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunurken; cinsiyet, çalışma durumu, çocuk sayısı, eğitim düzeyi, ekonomik durum ve kaçıncı çocuk olduğu değişkenlerine göre grup ortalamaları arasındaki fark istatistiksel açıdan anlamlı bulunmamıştır. Öte yandan Cinsel Yaşantı Ölçeği toplam puan ortalamalarının yaş, cinsiyet, çalışma durumu, çocuk sayısı ve evlenme şekli ilearasında anlamlı farklar görülürken; eğitim düzeyi, ekonomik durum ve kaçıncı çocuk olduğu değişkenlerine göre istatistiksel olarak anlamlı farklar görülmemiştir.
Üniversite öğrencilerinde öznel iyi oluş ve benlik saygısının stresle başa çıkma tarzlarıyla ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin öznel iyi oluş ve benlik saygısının stresle başa çıkma tarzlarıyla arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma genel tarama modeline uygun olarak yapılmıştır. İstanbul ilinde rastlantısal olarak seçilen 160 kız, 140 erkek üniversite öğrencisine, toplamda 300 kişiye uygulanmıştır. Veri toplama araçları olarak Öznel İyi Oluş Ölçeği, Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği, Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği kullanılmıştır. Aynı zamanda kişilerin sosyo-demografik özelliklerini belirleyebilmek adına Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo- demografik özelliklerle ölçekler arasındaki ilişkiye bakıldığında kızların erkeklere oranla öznel iyi oluş düzeylerinin daha yüksek olduğu, yaş arttıkça öznel iyi oluş düzeyinin arttığı, psikoloji bölümünde okuyan bireylerin diğer bölümlere oranla öznel iyi oluşlarının daha yüksek olduğu, ilk çocukların diğerlerine oranla benlik saygısının daha yüksek olduğu, hukuk bölümünde okuyan bireylerin kendine güvenli yaklaşımlarının diğerlerinden daha yüksek olduğu saptanmıştır. Bireylerin öznel iyi oluş ölçeğinden aldıkları puanlar ile boyun eğici yaklaşım ölçeğinden aldıkları puanlar arasında negatif yönde anlamlı ilişkili olduğu görülmektedir. Bir diğer deyişle öznel iyi oluş düzeyleri arttıkça; boyun eğici yaklaşım düzeylerinin de düşmekte olduğu saptanmıştır.Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgularla ilişkili diğer araştırmalara, çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Evli bireylerde toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumların, evlilik doyumuna ve psikolojik iyi oluş durumuna etkisinin incelenmesi
Araştırma, evli bireylerin toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarının, evlilik doyumlarına ve psikolojik iyi oluş durumlarına olan etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Buna ek olarak araştırmaya katılan evli bireylerin, yaşları, cinsiyetleri, eğitim düzeyleri, sosyoekonomik düzeyleri, ailelerinin ve eşlerinin eğitim düzeyleri, evlenme biçimleri, evlilik süreleri, çocuk sahibi olup/olmama durumlarının toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tutumlarına, evlilik doyum ve psikolojik iyi oluş düzeylerine olan etkisi araştırılmıştır. Araştırmanın evrenini İstanbul ili Beyoğlu ilçesindeki evli bireyler, örneklemini Beyoğlu bölgesinde görüşülen 235'i kadın ve 150'si erkek olmak üzere 385 evli birey oluşturmaktadır. Rastgele örnekleme yöntemiyle seçilmiş 385 evli bireyle, yüzyüze görüşme tekniği kullanılarak görüşme yapılmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Zeyneloğlu(2008) tarafından geliştirilmiş Toplumsal Cinsiyet Rolleri Ölçeği, Canel(2007) tarafından geliştirilmiş Evlilik Doyumu Ölçeği, Ryff(1986) tarafından geliştirilmiş ve Cenkseven (2004) tarafından Türkçe'ye uyarlanmış Psikolojik İyi Oluş Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanmış Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Elde edilen veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın bulgularına göre; evli bireylerin cinsiyetlerinin, eğitim düzeylerinin, anne babalarının ve eşlerinin eğitim düzeylerinin, toplumsal cinsiyet rol tutumları, evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş bağlamında anlamlı fark oluşturduğu, sosyoekonomik durumları, evlenme biçimleri ve çocuk sahibi olup/olmama durumlarına göre sadece toplumsal cinsiyet rolleri ve evlilik doyumu bağlamında anlamlı bir fark olduğu, evlilik sürelerinin yalnız evlilik doyum düzeylerini evlilik yaşının ise sadece toplumsal cinsiyet rol tutumlarını yordadığı, yaş değişkeninin toplumsal cinsiyet rol tutumları,evlilik doyumu ve psikolojik iyi oluş durumlarında anlamlı bir fark yaratmadığı sonuçlarına ulaşılmıştır. Araştırmanın temel amacı çerçevesinde; evli bireylerin eşitlikçi cinsiyet rolleri arttıkça psikolojik iyi oluş düzeylerinin arttığı, evlilik doyum düzeylerinin azaldığı tespit edilmiştir. Evlilik doyum düzeylerinin artması ise psikolojik iyi oluş düzeylerini düşürmektedir. Bu bulgular güncel yayınlar ışığında tartışılmıştır.
Depresyon ve erken dönem uyum bozucu şemalar arasındaki ilişkide otomatik düşünce özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışma depresyonla ilişkili erken dönem şema alanları ile otomatik düşünce özelliklerinin incelenmesini amaçlamaktadır. Gönüllülük esasına göre, rastgele yöntemle seçilen 204 kişinin internet ortamında katılım gösterdiği çalışmada bireylere; Kısa Semptom Envanteri, Young Şema Ölçeği ve Otomatik Düşünce Ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca sosyo-demografik özellikleri belirlemek amacıyla Kısa Bilgi Formu kullanılmıştır. Araştırmanın ilk basamağında katılımcıların depresyon puanlarıyla, erken dönem şema puanları karşılaştırılmıştır. Yüksek standartlar ve cezalandırılma şemaları dışında kalan erken dönem şemaların depresyonla orta düzeyde pozitif ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmanın ikinci basamağında ise depresyonla ilişkili şema alanları ve otomatik düşünce özellikleri karşılaştırılmıştır. Şemaların otomatik düşünceler üzerindeki etkileri ilgili literatür ışığında tartışılmıştır.
Evlilikte uyum ve cinsel sorunların Türkiye'deki boşanma oranına etkisi
Günümüzde zorlaşan hayat şartlarıyla birlikte evli olan eşler arasındaki uyum pek çok değişkeni etkilemektedir. Evlilik uyumunun gerçekleşmediği ve eşler arasında bazı sorunların yaşandığı evlilikler boşanmayla sonuçlanmaktadır. Boşanma oranları ülkemizde her geçen yıl yükselmektedir. Bu araştırma evlilikte uyum ve cinsel sorunların Türkiye'deki boşanma oranlarına etkisini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Bu amaçla İstanbul'daki bir kliniğe başvuran boşanma safhasındaki eşlere çift uyumu ve Arizona cinsel yaşantılar ölçeği uygulanmıştır. Anket verileri SPSS programında değerlendirilmiştir. Bu araştırmaya katılan çiftler rastgele seçilmiştir. Cinsel yaşantılar ölçeği alt boyutları ile çift uyumu ölçeği alt boyutları arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır.
Üniversite öğrencilerinde premenstrual sendrom belirtilerinin duygudurum bozuklukları belirtileriyle ilişkisi
Bu araştırmada, üniversite eğitimi almakta olan kız öğrencilerin premenstrual sendrom belirtileri ve bipolar bozukluk belirtirileri arasındaki ilişkinin ortaya koyulması amaçlanmaktadır. Bu amaç çerçevesinde İstanbul Fatih, Şişli ve Üsküdar ilçelerinde yer alan 13 üniversiteden rastgele örneklem metodu ile seçilen toplam 294 kişi çalışmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın veri toplama aşamasında kullanılan envanterler Premensetrual Sendrom Ölçeği (PMSÖ), Duygudurum Bozuklukları Ölçeği (DBÖ) ve araştırmacı tarafından üretilmiş olan kişisel bilgi formudur. Araştırma çerçevesinde derlenen datalar SPSS 23.00 programı aracılığı ile analize tabi tutulmuştur. Araştırmadan elde edilen genel bulgulara göre, premenstrual sendrom ölçeğinin alt boyutları olan depresif duygulanım, anksiyete, yorgunluk, sinirlilik, depresif düşünceler, ağrı, iştah değişimleri ve uyku düşünceleri ile duygudurum bozukları belirtileri arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Bununla birlikte, şişkinlik alt boyutunun duygudurum bozuklukları belirtileri ile manidar herhangi bir korelasyon sağlamadığı tespit edilen bir diğer bulgudur.
Eğitim çalışanlarının tükenmişlik ve depresyon düzeylerinin incelenmesi.
Bu araştırmada, eğitim çalışanlarının tükenmişlik ve depresyon düzeylerinin incelenmesi, buna ek olarak sosyodemografik verilerle ilişkilerinin sınanması amaçlanmaktadır.Araştırmada veri toplama aracı olarak; Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDE) ve Sosyodemografik Bilgi Formu (SBF) kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Avcılar, Beyoğlu ve Kağıthane ilçelerinde eğitim çalışanı olarak görev yapmakta olan (devlet ve özel okul) ve rastgele yöntemle seçilen 225 kişiden oluşmaktadır.Elde edilen sonuçlar; sosyodemografik bilgilere göre, depresyon ve tükenmişlik puanlarında farklılıklar bulunmuştur. Ayrıca depresyon düzeyleri arttıkça; duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve tükenmişlik düzeylerinin de arttığı gözlenmiştir. Analizlerin tümü tablo haline getirilmiş ve açıklamaları yapılmıştır. Bu bulgular güncel yayınlar eşliğinde tartışılmıştır.
Yetişkinlerde vücut algısı ve kendini kabul düzeyi ile yaşam doyumu ve psikolojik dayanıklılık arasında ki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışma, yetişkinlerde vücut algısı ve kendini kabul düzeylerinin yaşam doyumu ve psikolojik dayanıklılığa etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Ek olarak, araştırmaya katılanların cinsiyeti, yaşı, medeni durumu, yaşanan yer, eğitim durumu, gelir düzeyi ve psikolojik yardım görmüş olma gibi faktörlerin de vücut algısı, kendini kabul, yaşam doyumu ve psikolojik dayanıklılık üzerinde ki etkileri de araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul ve Antalya ilinde yaşayan rastgele seçilmiş 421 kişi alınmıştır. Bu kişilerden 215'i kadın ve 206'sı erkektir. Veri toplama aracı olarak Vücut Algısı Ölçeği, Koşulsuz Kendini Kabul Ölçeği, Diener Yaşam Doyum Ölçeği ve Yetişkinler İçin Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmaya katılan kişilerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmada sosyo-demografik özelliklere bakıldığında; cinsiyete göre beden algısı ve psikolojik dayanıklılık açısından anlamlı bir fark yoktur. Fakat yaşam doyumu ve koşulsuz kendini kabul ölçeklerinde cinsiyet acısından anlamlı fark vardır. Kadınların erkeklere oranla yaşam doyumu daha yüksek ve kendini kabul düzeyleri daha fazladır. Bireylerin yaşları ile uygulanan ölçeklerde aldıkları puanlar arasında anlamlı bir fark bulunamamıştır. Araştırmada yaşam doyumu arttıkça; beden algısı, psikolojik dayanıklılık ve kendini kabul düzeyi artmaktadır. Diğer yandan beden algısı düzeyi arttıkça; psikolojik dayanıklılık ve koşulsuz kendini kabul düzeylerinin de artmakta olduğu saptanmıştır. Psikolojik dayanıklılık düzeyleri arttıkça; koşulsuz kendini kabul düzeylerinin artmakta olduğu görülmüştür.