Amino acids

50 theses under this subject heading

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Nazal polipozisli hastalarda polip dokusunun aminoasit analizi

Nazal Polipozisli Kronik Rinosinüzit, yetişkin nüfusun %10'dan fazlasını etkileyen, yaşam kalitesinin düşmesine, üretkenlik kaybına ve işte zaman kaybına neden olan ve dünya çapında yılda bir milyondan fazla cerrahi müdahaleye yol açan zahmetli, kronik inflamatuvar bir hastalıktır. Durum böyle olunca yüksek yönetim maliyeti ve önemli morbidite ile ilişkilidir. Yaygın görülen heterojen bir hastalıktır. Nazal polipler, kistik fibroz ve malignite dahil olmak üzere çeşitli klinik durumlarda gözlenirken, daha sıklıkla kronik rinosinüzitin uygun bir şekilde nazal polipli kronik rinosinüzit (CRSwNP) olarak adlandırılan bir alt grubu ile ilişkilidir. Nazal polipler iyi huyludur ve tipik olarak sinonazal kavitede bilateral olarak gelişir. Ortalama başlangıç yaşı 42 ve tipik tanı yaşı 40-60 arasında değişen bir orta yaş hastalığıdır. En yaygın olarak, nazal polipler, etmoid sinüslerden kaynaklanan ve orta konkanın altındaki nazal hava yoluna çıkıntı yapan bilateral inflamatuvar lezyonlar olarak ortaya çıkar. Erkeklerde Nazal Polizopis kadınlardan daha fazladır. Nazal Polipozisli Kronik Rinosinüzit, hem mukopürülan drenaj semptomları, nazal obstrüksiyon, yüz ağrısı ve 12 haftadan uzun süren koku alma duyusunda azalma ve buna karşılık gelen sinüs iltihabının ve polip dokularının radyolojik veya endoskopik görüntülenmesi ile tanımlanır. Burun, paranazal sinüsler ve ilişkili lenfoid dokular, homeostaz ve bağışıklıkta önemli roller oynar ve Nazal Polipozisli Kronik Rinosinüzit bu normal işlevleri önemli ölçüde bozar. Nazal Polipli Kronik Rinosinüzitin patojenik mekanizmaları son zamanlarda dünya çapında yoğun araştırmaların odak noktası haline geldi ve önemli ilerlemeler kaydedildi. Nazal polipli ve polipsiz, uzun süredir bilinen iki ana Kronik Rinosinüzitin formunun, altta yatan mekanizmaya, coğrafi konuma ve ırka dayalı olarak heterojen olduğu artık bilinmektedir. Bağışıklık bariyerinin kaybı, mukozal epitelin geçirgenliğinin artması ve önemli antimikrobiyal maddelerin ve yanıtların üretiminin azalması dahil olmak üzere, birçok Kronik Rinosinüzitin formunun ortak bir özelliğidir. Bu çalışmada polikliniğimize başvurup cerrahi planlanan kliniğimizde yatış yapılıp tanı ve tedavi amaçlı ameliyat edilen Nazal Polipozisli Kronik Rinosinüzitli hastalarda patolojik doku ve hasta kanlarında aminoasit dizilimi incelenecektir. Bu çalışma Mayıs 2021 ve Aralık 2021 arasında Harran Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kulak Burun Boğaz kliniğine Kronik Rinosinüzit şikayetleri ile başvurmuş ve Nazal Polipozisli Kronik Rinosinüzit tanısı konulmuş 30 hasta üzerinde çalışma yapılacaktır. Hastalara ameliyat öncesi nazal endoskopik muayene, paranazal sinüs bilgisayarlı tomoğrafi çekimi, kan tetkiki yapılacaktır. Alınan dokuve kan örnekleri çalışma yapılıncaya kadar -80 C de tutulacak. Alınan doku örnekleri homojenize edilecektir. Homojenize edilen doku örnekleri ve kan örneklerinde aminoasit dizilimi incelenecektir. Çalışmamızın amacı inflamatuvar süreçler ve tetiklenmeler sonucu ortaya çıktığı düşünülen Nazal Polip'li Kronik Rinosinüzit hastalarında inflamatuvar süreçlerin hastalık başlamadan önce erken tanı ve tedavisine yönelik rol alabilecek aminoasitlerin tespiti ve bu araştırmanın ilerde yapılacak araştırmalara öncülük oluşturmasıdır. Anahtar Kelimeler: Nazal polip'li Kronik Rinosinüzit, Nazal Polipozis, Aminoasit, İnflamasyon

Amino asitlerBurunBurun hastalıkları+3
Mustafa Çoban
Harran University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kronik böbrek hastalarında plazma amino asit profilinin incelenmesi

Böbrek yetmezliği, artan insidansı ve prevalansı, yüksek maliyetleri ve kötü sonuçları ile dünya çapında bir halk sağlığı sorunudur. Hastalık ve yönetim, glomerüler filtrasyon hızı (GFR) ve albüminüri ile değerlendirilen, hastalık şiddetinin aşamalarına ve klinik tanıya göre sınıflandırılması yapılır. Kronik böbrek hastalığı, rutin laboratuvar testleriyle saptanabilen bir hastalıktır ve bazı tedaviler, ilerlemesini önleyebilir ve hastalığın ilerlemesini yavaşlatabilir. Bu nedenle hastalığın tanısı ve tedavisinin takibi için yeni biyobelirteçlerin keşfedilmesi önemlidir . Bu çalışmanın amacı; Kronik böbrek hastalığı olan hastalarda hem diyaliz öncesi hem diyaliz sonrası plazma serbest aminoasit profillerini incelemek ve sağlıklı kontrol grubuyla kıyaslayarak tanı ve tedavide kullanım potansiyelini araştırmaktır. Çalışmamızda Şanlıurfa Harran Üniversitesi Tıp Fakültesi Diyaliz Bölümüne başvuran KBY teşhisi konulan 46 sağlıklı ve 46 KBY tanısı konulan hastadan plazma örnekleri alındı. Plazma serbest aminoasit profilleri LC-MS/MS yöntemiyle incelendi. Elde edilen verilerin istatistik analizi SPSS ile yapıldı. İstatiksel analiz sonucunda kronik böbrek yetmezliği olan hastalarda ortalama alanin,arginin,aspartik asit, sitrulin,histidin, metionin,tirozin ve hidroksiprolin glisin,löysin,isolöysin,lizin,ornitin,fenilalanin, prolin, serin glutamikasit, glutamin valin,taurin alloizölöysin,alfaminoadipik asit,anserin,gamaaminobütirik asit,1-metilhistidin, 3- metilhistidin 5-oh-trp amino asit düzeyleri kontrol grubundan daha yüksek bulunmuştur. Fosfoetanolamin ,sistin, alfaaminobütirik asit, betaaminobütirik asit ve triptofan amino asitleri KBY hastalarında kontrol grubuna göre daha düşük bulunmuştur. Diyaliz sonrasında diyaliz öncesine göre sitrülin ,histidin ,alanin,arginin aspartik asit, glutamik asit ,glisin, sistin ,isölöysin, prolin , fosfoetanolamin ,taurin alloisolöysin, alfaaminoadipik asit ,anserin, alfaaminobütirik asit ,betaaminobütirik asit betaalanin, 1 -metilhistidin ,5-oh-trp düzeyinde artış görülürken ,glutamin löysin,lizin, ornitin fenilalanin ,serin ,valin, asparajin ,metiyonin, triptofan ,tirozin ve hidroksiprolin gamaaminobütirik asit 3-metilhistidin düzeyinde düzeyinde azalış görülmüştür. Grupların aritmetik ortalamaları arasındaki farkın anlamlılığını sınamak amacıyla kullanılan Paired samples T testinde sitrülin,glisin,lizin, anserin, alfaaminobütirik asit,gamaamino bütirik asit, fosfoetanolamin ve taurin düzeyi anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Çalışma sonucunda KBY de aminoasitlerin rolünün anlaşılması amacıyla daha fazla çalışmaya ihtiyaç görülmüştür.

Amino asitlerBöbrek fonksiyon testleriBöbrek hastalıkları+4
Amer Alkadrou
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hepatosellüler kanserli hastalarının metabolit profilinin incelenmesi

Hepatoselüler karsinom (HCC), karaciğer kanserinin en yaygın şekli olup, dünya genelinde en yaygın beşinci kanser türüdür ve kansere bağlı ölümlerin ikinci en sık nedenidir. Karaciğer kanseri, 2025 yılına kadar tahmini >1 milyon vakayla küresel bir sağlık sorunu olmaya devam edeceği tahmin edilmektedir. Yapılan birçok çalışmaya rağmen, hepatosellüler karsinomun patogenezi hakkında aydınlatılmayan birçok kısım bulunmaktadır. Bu nedenle, erken hepatosellüler karsinom hastalıkların tanısını ve klinik davranışını bireysel olarak daha kesin olarak tahmin edebilen yeni, daha spesifik ve uygun maliyetli biyobelirteçlerin keşfi ve geçerliliği önemli bir araştırma hedefidir. Bu nedenle HCC teşhisi ve taramasıyla ilgili metabolit değişikliklerini araştırmak büyük önem taşımaktadır. Bu çalışmada; hepatocellular kanser teşhisi konulmuş bireylerin plasma serbest aminoacid, karnitin ve açil karnitin profilini inceleyerek, tanı ve tedavide kullanılacak yeni biyobelirteçlerin tespit edilesi amaçlanmıştır. Çalışmada hepatosellüler karsinom olan 40 hasta ve sağlıklı 40 bireyden alınan plasma örneklerinde 14 serbest aminoasit, 27 karnitin ve açil karnitin profili LC-MS/MS ile incelendi. Dataların analizi SPSS ile yapıldı. Çalışmada kontrol gurubuna göre hepatosellüler karsinomlu bireylerde Methyl-Glutaryl hariç diğer tüm amino asidler anlamlı bir şekilde azaldığı tespit edildi. Karnitin ve açil karnitin düzeyleri incelendiğinde; kontrol gurubuna göre hepatosellüler karsinomlu bireylerde C18-1-0H düzeyi artarken, kontrol grubuna göre hepatosellüler karsinomlu bireylerde C0, C2, C4, C4DC, C5, C6, C6DC, C8, C8-1, C10, C10DC, C12, C14, C14_1, C16, C16_1 anlamlı bir şekilde azaldığı tespit edildi. Çalışma sonucunda elde edilen datalar; karnitin, açil karnitin ve serbest aminoasit profil değişikliklerinin, hastalığa özgü bulgular ortaya çıkartıp, hepatosellüler kanser tanı ve tedavisinde yenilikler sağlayacağını ümit ediyoruz.

Amino asitlerHepatoselüler karsinomKaraciğer hastalıkları+2
Sedat Yavuz
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Spina bifida hastalarında aminoasit metabolizmasının incelenmesi

Spina bifida, insanlarda en sık görülen ve en karmaşık merkezi sinir sistemi malformasyonudur. Dünyada spina bifida insidansı hala 1000 doğumda 0,3-4,5 olarak görülmektedir. Normal bir gebelik oranında, orta hatta bir defektli bir bebek doğurma olasılığı 1/1000'dir. Genellikle spina bifida, fetusun omurilik kısmının uygun şekilde kapanamadığı gebeliğin üçüncü ve dördüncü haftalarında meydana gelir. Spina bifidanın etiyolojisi heterojendir. Sendromik olmayan spina bifidaların çoğunun hem genetik hem de çevresel faktörlerin etkisiyle multifaktöriyel kökenli olduğu düşünülmektedir. Spina bifida riskinin artmasıyla ilişkili çevresel faktörler arasında gebelik ağırlığının artması, annenin sigara içmesi, özellikle antiepileptik ilaçlar olmak üzere ilaç alımı ve annenin diyabet ve hipertermi gibi hastalıkları yer almaktadır. Ayrıca klorlu su tüketimi, inositol alımı, basit şeker alımı ve eser elementlerin ve diğer mikro besinlerin alımı gibi diyet faktörleride spina bifidaya neden olduğu tahmin edilmektedir. Fakat hala hastalığın net nedeni tespit edilememiştir. Yüksek maternal serum alfa-fetoprotein seviyeleri genellikle spina bifida aperta'nın göstergesidir ancak ikiz gebelik gibi farklı durumlarda da AFP seviyesi arttığı için tanıyı doğrulamak için ultrason gereklidir. Tarama amaçlı obstetrik ultrasonografi, birçok ülkede gebelik sırasında hastalığın saptanması için ilk rutin yöntemdir. Ancak bazen kapalı spina bifidayı tespit etmekte başarısız olmaktadır. Spina bifida tanısını koyan kesin bir biyokimyasal markır olmadığı için, bu alanda ciddi araştırmalar devam etmektedir. Günümüzde bu tür hastalıkların tanı ve tedavisi için metabolomik alanında ciddi çalışmalar yapılmaktadır. Metabolomik çalışmalarında aminosit, karnitin, yağ asidi ve organik asid profili gibi çeşitli metabolitler incelenmektedir. Bu çalışma; spina bifidalı bireylerin serbest aminoasit profili LC-MS/MS yöntemiyle incelenerek, aminoasitlerin hastalığın hem tanısında hemde tedavisinde kullanılabilme potansiyeli tespit etmek amacıyla yapıldı. ix Çalışmada harran üniversitesi araştırma ve uygulama hastanesi Beyin cerrahisi bölümünde spina bifida teşhisi konmuş 40 hasta ve 40 sağlıklı çocuğun plazma örnekleri kullanıldı. Plasma örneklerindeki 48 serbest aminoasit profili LC-MS/MS ile incelendi. Elde edilen dataların analizi SPSS ve metaboanalist 5 ile yapıldı. Çalışma sonucunda kontrol gurubuna göre spina bifida biraylerine Sarkozin ve Glutamik Asit Aminoasitleri anlamlı bir şekilde artarken,4-OH-Prolin ve Triptofan aminoasitleri anlamlı bir şekilde azaldığı tespit edildi

Amino asitlerKromatografi-sıvıKütle spektrometri+6
Vaad Saıd
Harran University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessEN

Effects of probiotic and prebiotic supplements on serum bdnf, kynurenine, tryptophan competing amino acids and intestinal microbiome in major depressed patients

Recent studies highlighted the role of disturbed intestinal microbiome in development of depression. Probiotics and prebiotics can be useful in prevention and treatment of depression as they can balance the intestinal microbiome and modulate the gut-brain axis. The aim of this double-blind randomized controlled clinical study was to compare the effects of Lactobacillus helveticus and Bifidobacterium longum probiotics and galacto-oligosaccharide prebiotic on serum brain derived neurotrophic factor (BDNF), kynurenine, tryptophan competing branched chain amino acids (BCAA) and intestinal microbiome in patients with major depressive disorder. A total of 110 patients (78 female and 32 male, aged 20-50 years) with low to moderate depression, who referred to psychiatric clinic of Bahman Hospital in Iran, were included and randomly assigned to one of the probiotic (n=38), prebiotic (n=36) and placebo (n=36) groups and 81 patients completed the study. Dietary intake using dietary recall, and physical activity level using international physical activity questionnaire were recorded at the baseline and endpoint. Furthermore, Height and weight of the participants were measured and body mass indexes (BMI) were calculated. Depression severity assessed using Beck's depression inventory (BDI). Serum BDNF, kynurenine, BCAA, and intestinal microbiome levels were measured before and after the intervention. Serum BDNF and kynurenine levels were measured using ELISA. Amino acids were measured by HPLC. Intestinal microbiome was measured using real-time PCR. Totally, 81 patients (28 in the probiotic, 27 in the prebiotic and 26 in the placebo groups) with a mean age of 36.5 years and mean depression duration of 2.3 years completed the study. There was no significant difference among the three groups in terms of mean age, BMI and activity before and after intervention. Dietary intake was not different between groups at the endpoint except for selenium which was lower in probiotic group compared to placebo (P= 0.05). Probiotic use significantly reduced Beck depression scores (P= 0.042) and kynurenine to tryptophan ratio (P= 0.048) while increased tryptophan to isoleucine ratio (P= 0.023) compared to placebo, whereas prebiotic had no effect on these outcomes. Furthermore the rise in BDNF levels was significant in probiotic group compared to both prebiotic (P<0.001) and placebo (P=0.02) groups. Additionally, the increase in intestinal Lactobacillus group and Bifidobacterium spp. in probiotic group was significant compared to prebiotic group (P= 0.014 and P=0.025, respectively). This study showed that probiotic supplementation improves depression status probably by increasing intestinal Lactobacillus group and Bifidobacterium spp. and serum BDNF and reducing kynurenine to tryptophan ratio, whereas prebiotics had no effect on depression status.

Amino acidsBech depression scalaDepressive disorder-major+7
Nazanın Heıdarzadeh Rad
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Nükleik asitler ve polipeptidlerin alt birimleri (MONO-tetramer) arasındaki etkileşimlerinin moleküler modelleme yoluyla incelenmesi

Transkripsiyon faktörleri (TF) birçok farklı amino asittin bir araya gelmesi ile meydana gelen proteinlerdir. Yapısında bulunan amino asit dizileri, dış çevrenin entalpi değeri ve birbirleri arasındaki kovalent olmayan etkileşimlere bağlı olarak bu proteinin üç boyutlu bir yapı kazanmasını sağlamaktadır. Transkripsiyon faktörlerinin işlev gösterebilmesi ve DNA'ya etkin bir şekilde bağlanabilmesi için bu yapıyı kazanması gerekmektedir. Bu çalışmada, RE-1 (Baskılayıcı Element-1) susturucu transkripsiyon faktörünün (REST) DNA bağlanma bölgesine ait üçlü serin yapısı ve REST'in etkin olarak bağlandığı bilinen tek iplikli DNA dizisi içerisindeki AG ve CC ikili nükleotid dizilerinin birbiri ile olan kovalent olmayan bağ etkileşimlerinin hesapsal moleküler yöntemler kullanılarak araştırılması amaçlanmıştır. Bunun için, üçlü serin molekülü yapıları, ikili nükleotid molekülü yapıları ve bu yapıların etkileşimlerine ait konfomer analizi Spartan'14 programı ile bulundu. Bulunan her bir konfomerin optimizasyon (opt) ve frekans (freq) hesaplamaları MOPAC2016 programı PM6-D3H4 yöntemi ve Gaussian09 programı B3LYP/6-311++G(d,p) ile sulu ortamda oldukları varsayılarak hesaplandı. Hesaplama sonrasında rölatif enerji değerleri hesaplanarak, etkileşime girmesi istenen en kararlı yapılar belirlendi. Moleküler yapıların gösterimi Discovery Studio Visualizer 2019 programı ile yapıldı. Sonuç olarak, REST proteininin DNA'ya bağlanan aktif bölgesi içerisindeki serin rezidülerinin DNA ile kovalent olmayan etkileşimler içerisinden hidrojen (–H) bağı oluşturabileceği fakat diğer kovalent olmayan etkileşimlerin gerçekleşmediği bulundu.

Amino asitlerDNAModelleme+5
Fulya Çağlar
Ege University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı ekim zamanı ve aminoasit uygulamalarının fasülye'nin (Phaseolus vulgaris L.) verim ve verim ögeleri üzerine etkisi

Çalışma 2021 yılında Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Ziraat Fakültesinin deneme alanlarında yapılmıştır. Deneme Eskişehir ekolojik koşullarında farklı şekilde aminoasit uygulamaları ile birlikte farklı ekim zamanlarının fasulyenin verim ve verim öğeleri üzerine etkilerini araştırmak üzere gerçekleştirilmiştir. Deneme; tesadüf blokları deneme deseninde bölünmüş parseller düzenlemesine göre dört tekrarlamalı olarak kurulmuş, ana parsellere ekim zamanları (16 Nisan, 29 Nisan, 19 Mayıs) alt parsellere ise aminoasit uygulamaları (kontrol; tohum uygulama; yapraktan uygulama; tohum uygulama + yapraktan uygulama) yerleştirilmiştir. Çalışmaya ilişkin verilerle yapılan varyans analiz sonucuna göre; bitki boyu, ilk bakla yüksekliği, ana dal çapı, bitkide biyolojik verim ve bitkide bakla sayısı dışındaki diğer bütün incelenen özelliklerde ekim zamanı x aminoasit uygulamaları interaksiyonu istatistiki açıdan önemli bulunmamıştır. Denemeden elde edilen verilere göre bitki boyu 32.70-51.65 cm; ilk bakla yüksekliği 10.73-17.80 cm; ana dal çapı 4.12-5.75 mm; bitkide biyolojik verim 9.90-23.60 g/bitki; bitkide bakla sayısı 5.45-16.40 adet arasında değişen değerler göstermiştir. Sonuç olarak aminoasit uygulama şekli olarak tohuma uygulama + yapraktan uygulama ve yapraktan aminoasit uygulaması verim ve verim öğeleri yönünden önemli görülmektedir. Fasulye yetiştiriciliğinde yapılan amino asit uygulamaları önerilmektedir. İncelenen bir yıllık araştırma verilerine göre Eskişehir ekolojik koşullarında aminoasitlerin kullanılmasıyla ekimi zamanın daha öne alınabileceği ve Nisan ayının sonuna kadar yapılması halinde verim öğelerinde artış sağlanabileceği söylenebilir.

Amino asitlerEkim zamanıFasulye+1
Nurettin Aydemir
Eskişehir Osmangazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Pirazol-3,4-dikarboksamit türevlerinin karbonik anhidraz izoenzimleri üzerine etkilerinin ın vitro koşullarda incelenmesi

Karbonik anhidraz (CA) (E.C. 4.2.1.1) aktif bölgesinde Zn2+ bulunduran, karbondioksit ve suyun geri dönüşümlü hidrasyonunu katalizleyen bir metaloenzimdir. CA, sekiz gen ailesi (α, β, γ, δ, ζ, η, θ, ι) tarafından kodlanmaktadır. α-CA, memelilerde bulunan CA ailesi olup, insanlarda 15 izoenzimi, diğer memelilerde ise 16 izoenzimi bulunmaktadır. hCA I ve hCA II izoenzimleri, diğer hCA izoenzimlerine kıyasla daha geniş bir dağılım göstermektedir. CA izoenzimleri çok çeşitli fizyolojik ve patolojik süreçlerde yer aldığı için klinikte diüretik olarak ve glokom, kanser, obezite, nöropatik ağrı, artrit gibi hastalıkların tedavisi için kullanılabileceği öngörülmüştür. Çalışmada insan eritositlerinden afinite kromatografisi kullanılarak hCA I ve hCA II izoenzimleri saflaştırıldı. hCA I izoenzimi %17,23 verimle saflaştırılıp spesifik aktivitesi 1027,06 EU/ mg protein olarak hesaplandı. hCA II izoenzimi ise % 24,71 verimle saflaştırılıp spesifik aktivitesi 1818,97 EU/ mg protein olarak belirlendi. Saflaştırılan enzimlerde kalitatif ve kantitatif protein tayinleri yapılıp SDS-PAGE ile enzim saflığı kontrolü gerçekleştirildi. Çalışma kapsamında 10 adet inhibitör bileşiğin inhibisyon potansiyeli esteraz aktivitesi metoduyla belirlendi. İnhibisyon potansiyeli bulunan bileşiklerin IC50 ve Ki değerleri hesaplandı. hCA I için Ki değerleri 0,024 - 0,496 µM arasında iken, hCA II için Ki değerlerinin 0,006 - 5,441 µM arasında olduğu bulundu. Ayrıca inhibisyon potansiyeli yüksek olan bileşiklerin in silico inhibisyon etkileri de incelendi. Anahtar Kelimeler: IC50 Değerleri, İnhibisyon, Karbonik Anhidraz, Ki Değerleri, Pirazol Karboksamit

Amino asitlerEsterazlarKarbon dioksit+7
Şüheda Özkul
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı işleme teknolojileri uygulanmış sardalya balığından ezme ürün geliştirilmesi ve kalite özelliklerinin belirlenmesi

Bu çalışmada, tuzlanmış, marine edilmiş ve dumanlanmış sardalya (Sardina pilchardus) balıklarından üç farklı balık ezmesi üretilmiş ve elde edilen ürünlerin kalite özellikleri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, taze sardalya balığı % 20?lik tuz salamurasında tuzlanmış, % 4,5 asetik asit - % 11 tuz salamurasında marine edilmiş ve ortalama 70 - 80oC sıcaklıkta odun talaşı dumanıyla muamele edilmiştir. Elde edilen ara ürünler, macun kıvamı kazandırmak amacıyla kıyılmış ve çeşitli yardımcı maddelerin ilavesiyle üç farklı ezme ürün haline getirilmiştir. İşlem aşamaları sırasında meydana gelen değişimler ve son ürünlerin kalite özellikleri, fiziko-kimyasal, mikrobiyolojik ve duyusal analizler aracılığı ile belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmanın sonucunda, ezme ürünlerin su ve ham protein oranlarında azalma belirlenirken, ilave edilen yardımcı maddelerin katkısıyla yağ ve karbohidrat değerlerinde artış görülmüştür. Ürünlerin enerji değerleri Ezme 1?de 303 kcal/100g, Ezme 2?de 239 kcal/100g ve Ezme 3?de 273 kcal/100g olarak belirlenmiştir. İnsan beslenmesi açısından uygun yağ asidi ve amino asit profiline sahip oldukları tespit edilen ezme ürünlerin, fiziko-kimyasal ve mikrobiyolojik kalite parametrelerinin de işlenmiş ürünlere özgü yasal limitlere uygun olduğu belirlenmiştir.Sonuç olarak, çalışmada üretilen ezme ürünlerin, farklı damak tatlarına hitap edebilecek lezzetli gıdalar olduğu ve tüketilebilirlik açısından iyi kaliteye sahip oldukları belirlenmiştir. Kullanılan hammaddenin işlenmiş balık eti olmasının, ezme ürünlere ayrı bir cazibe kazandırdığı ve bu nedenle tüketici grupları tarafından hayvansal kaynaklı gıdalara alternatif bir besin olarak kullanılabileceği tespit edilmiştir.

Amino asitlerSardalye balığıYağ asitleri
Ceyhun Gencer
Çanakkale Onsekiz Mart University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Taurinin akut egzersiz performansına ve toparlanmaya etkisi

Bu araştırmanın amacı egzersiz öncesi alınan taurinin akut kuvvette devamlılık egzersizi performansına, hipertrofi ile ilişkili egzersiz kapsamı ve metabolik strese ve egzersiz sonrası toparlanmaya etkisini incelemektir. Araştırmaya yaş ortalaması 21,4 ± 2,01 yıl, vücut ağırlığı 75,2± 10 kg, BKİ 23,6± 2,5 kg/m² olan 10 aktif erkek gönüllü katılmıştır. Araştırma çarpraz dizayn kullanılarak çifte kör olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya katılan gönüllülerin denemelerden 1 hafta önce ön test olarak, esneklik, dikey sıçrama, denge, bacak sırt kuvveti dinamometresi ve 30 metre sürat değerleri ile birlikte chest press, abdominal crunch ve leg extansion izole egzersiz makinelerinde maksimal 1 tekrar(1TM) alınmıştır. Gönüllüler rastgele iki gruba ayrılmış ve rastgele taurin ve plasebo denemelerine katılmışlardır. Denemelerde 10 dakikalık bir ısınma protokolünden sonra sırası ile chest press, abdominal crunch ve leg extansion makinelerinde tükeninceye kadar egzersizleri uygulamaları istenilmiştir. Egzersizler tek set protokolü ile uygulanmış olup egzersizler arası dinlenme süresi 3 dakika olarak belirlenmiştir. Denemelerden 1 saat, 24 saat, 48 saat ve 72 saat sonra ön testlerde uygulanan egzersizler tekrarlanmıştır. İlk denemeden 1 hafta sonra taurin denemesine katılan grup plasebo denemesine, plasebo denemesine katılan grup ise taurin denemesine katılmıştır. Her iki denemede de aynı ölçümler ve egzersizler uygulanmıştır. Taurin denemesinde kilogram başına 0,1 gr taurin, plasebo denemesinde ise 18 miligram aspartam ısınmadan 1 saat önce tüketilmiştir. Taurinin akut egzersiz performansına etkisini belirlemek için toplam kapsam(TK), laktat, glikoz , nabız, kan basıncı, subjektif yorgunluk ve ağrı skalaları kullanılmıştır. Verilerin analizinde Tekrarlı Ölçümlerde Çift Yönlü Varyans Analizi kullanılmış olup fark bulunması durumunda denemeler arasındaki farka Bonferoni Post-Hoc testi ile bakılmıştır. Tüm istatiksel analizlerde SPSS 22.0 programı kullanılmış olup anlamlılık değeri 0,05 olarak sınanmıştır. Elde edilen bulgulara göre laktat ve esneklikte deneme ve zamanda, dinamometre çekiş testinde ise zaman, deneme ve deneme*zamanda istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) bir fark tespit edilmiştir. Egzersiz sırasında hissedilen zorluk seviyesinde zaman ve deneme*zamanda istatistiksel olarak anlamlı(p<0,05) bir fark tespit edilmiştir. Kan basıncı, glikoz ve denge parametrelerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark tespit edilmemiştir(p>0,05). Sonuç olarak bulgularımıza göre kuvvet egzersizi öncesi yüksek miktarda taurin tüketimi egzersiz performansını, hipertrofiyi ve egzersiz sonrası toparlanmayı olumlu yönde etkileyebilir.

Amino asitlerEgzersizKas kuvveti+2
Kaan Akalp
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Educational Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Monte Carlo simülasyon tekniği içeren tüm-atom temsilli protein modelleri için efektif paralel programlar ve algoritmalar geliştirilmesi

Proteinlerin dinamiğinin daha iyi anlaşılmasını sağlamak için, atomlar arasındaki etkileşmelerin temel fiziksel ve kimyasal prensiplerini incelenmemizi sağlayacak yeni tüm-atom Monte Carlo protein modeli geliştirilmiştir. Protein spesifik Go modeli yaklaşımı ve Grand Central Dispatch kütüphanesi kullanılarak Monte Carlo programımız paralelleştirilmiştir. Kuyu potansiyeli ve Lennard-Jones etkileşim potansiyelini içeren modelimiz için elde edilen sonuçlar %30'a varan hız avantajının elde edildiğini göstermektedir. Simülasyondan elde edilen yolakların analizi; katlanma ve açılma geçişlerinin gerçek proteinlerde ki gibi termodinamiksel olarak kooperatif şekilde gerçekleştiğini göstermektedir. Bu tez çalışmasında geliştirilen protein modeli ve paralel program; proteinlerin uzun zaman ölçekli davranışların analizi, protein- protein etkileşmeleri, protein yapı tahminleri ve mutasyonlar altında protein kararlılığındaki değişimler hakkında araştırmalar yapılamasına büyük kolaylık sağlayacaktır.

AlgoritmalarAmino asitlerBilgisayar yazılımları+3
Ferhat Ayaz
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı karmaşıklık seviyeleri içeren protein modelleri için paralel programlar ve algoritmalar geliştirilmesi

Günümüzün en sıcak araştırma konularından bir tanesi proteinlerin fiziksel davranışlarının anlaşılmasıdır. Bu alanda yapılan modelleme çalışmalarında iyi sonuçlar elde edilse de, hala proteinlerin katlanma mekanizmasını tam olarak açıklayan bir model geliştirilememiştir. Bunun temel sebeplerinden bir tanesi kullanılan kuvvet alanlarının proteini modellemek için yeterli olmaması ve hesaplama kaynaklarının kısıtlılığıdır. Günümüz bilgisayarlarını tam performans ile kullanmak, geleneksel seri programlama teknikleri yerine ancak paralel programlama teknikleri ile sağlanmaktadır. Bu sebeple, yeni paralel olarak çalışan protein modellerinin geliştirilmesi kritik öneme sahiptir. Bu tez çalışmasında, basitleştirilmiş zincir temsili içeren ve kristal yapı bilgisine dayalı protein modeli geliştirilmiştir. Geliştirilen protein modeli için moleküler dinamik simülasyon yöntemi ve CUDA programlama dili kullanılarak paralel çalışan programlar geliştirilmiştir. Bu programlarla 15 farklı proteinin termodinamik ve kinetik davranışları incelenmiştir. Sonuçlarımız göstermektedir ki; amino asit başına düşen ortalama kontak sayısı veya ortalama bağlantı miktarı protein katlanma termodinamiğini ve kinetiğini belirleyen en temel parametredir.

AlgoritmalarAmino asitlerBenzetim tekniği+4
Gökhan Selamet
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Starter olarak kullanılan bazı Loctococcus suşlarının beyaz peynirlerin özellikleri ve olgunlaşmaları üzerine etkileri

öz DOKTORA TEZİ STARTER OLARAK KULLANILAN BAZI Lactococcus SUŞLARININ BEYAZ PEYNİRLERİN ÖZELLİKLERİ VE OLGUNLAŞMALARI ÜZERİNE ETKİLERİ Ali Adnan HAYALOGLU ÇUKUROVA ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ GIDA MÜHENDİSLİĞİ ANABİLİM DALI Danışman : Prof. Dr. Mehmet GÜVEN Yıl: 2003, Sayfa: 170 Jüri: Prof. Dr. Mehmet GÜVEN Prof. Dr. Celalettin KOÇAK Prof. Dr. Harun UYSAL Doç. Dr. Nuray SAHAN Yrd. Doç. Dr. Işıl VAR Bu çalışmada, bazı Lactococcus cinsi farklı starter bakteriler (Lc. lactis subsp. lactis NCD0763 + Lc. lactis subsp. cremoris SKİ 1 ve Lc. lactis subsp. lactis UC317 + Lc. lactis subsp. cremoris HP) kullanılarak ve starter kullanılmadan Beyaz peynir üretilmiş ve 90 gün süre ile olgunlaştırılmıştır. Starter kullanımının peynirin fiziksel, kimyasal, biyokimyasal ve duyusal özellikleri üzerinde önemli düzeyde etkili olduğu bulunmuştur (p<0.01). Farklı starter ilave edilen peynirlerin kimyasal bileşimlerinin, pH değerlerinin ve duyusal özelliklerinin birbirine yakın değerler aldığı, olgunlaşmanın bazı dönemlerinde suda çözünen azot oranları ile pH 4.6'da çözünmeyen fraksiyonlarının urea-PAGE özelliklerinde farklılıklar olduğu belirlenmiştir. Peynirlerin pH 4.6'da çözünmeyen fraksiyonlarının urea-PAGE elektroforezinde, ası-kazeinin önemli düzeyde parçalandığı, p-kazeinin hidrolize karşı dirençli olduğu belirlenmiştir. Starter bakteri farklılığının peynirlerin % 12 TCA'da çözünen, % 5 PTA'da çözünen azot oranları, toplam FAA, toplam FFA, amino asit kompozisyonu, pH 4.6'da çözünen, % 70 etanolde çözünen ve çözünmeyen fraksiyonlarının RP-HPLC peptid profilleri üzerine önemli etkileri bulunmuştur! Peynirlerin peptid konsantrasyonları olgunlaşma süresince artış göstermiştir. Elektroforetik ve kromatografîk sonuçların PCA grafikleri ve HCA dendrogramları peynirlerin önemli derecede farklı olduklarını göstermiş ve peynirler starter kullanımı, starter farklılığı ve olgunluklarına göre gruplandırılmıştır. Peynirlerde serbest amino asit düzeyleri farklı bulunmuş ve en fazla Leu, Glu, Phe, Lys ve Val amino asitleri saptanmıştır. Olgunlaşma süresince peynirlerin azot fraksiyonları, toplam FAA, toplam FFA değerlerinde ve RP-HPLC ile saptanan peptid konsantrasyonlarında artışlar olmuş ve olgunlaşma süresinin bu özellikler üzerindeki etkisi önemli bulunmuştur. Starter, ilave edilen peynirlerin duyusal özellikleri açısından önemli düzeyde bir farklılık bulunamamış, ancak starter katılmayan peynir tüm olgunlaşma dönemlerinde en düşük puanlar almıştır. Uzman panelce, en çok NCD0763 + SK11 kombinasyonu ile üretilen peynir tercih edilmiştir. Farklı starter kullanımının, peynir kalitesinde önemli ölçüde etkili olduğu ve her bir starterin peynir proteolizine farklı biçimlerde katkı sağladığı sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler : Beyaz peynir, Lactococcus, olgunlaşma, peptid, amino asit

Amino asitlerBeyaz peynirLoctococcus+2
Ali Adnan Hayaloğlu
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2003
00
DoctorateOpen AccessTR

LC-MS/MS kullanılarak optimize edilen metot ile inek sütünün amino asit komposizyonunun belirlenmesi

Hayvansal kaynaklı proteinlerin biyoyararlılığı yüksektir. Süt insan beslenmesinde vazgeçilmez olan ve biyoyararlılığı yüksek proteinler içeren hayvansal kaynaklı bir gıdadır. Sütün amino asit bileşiminin belirlenmesi, sütün besin değerini etkileyebilecek peptitlerin ve proteinlerin kalitatif değerlendirmesi için çok önemlidir. Gıdaların amino asit profillerinin belirlenmesinde HPLC metodu yaygın olarak kullanılsa da, son zamanlarda amino asitlerin türevlendirme olmadan analiz edilebilmesine olanak sağlamasından dolayı LC-MS/MS metodu ön plana çıkmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hidroliz sonrası LC-MS/MS ile türevlendirme olmaksızın sütteki amino asitlerin tayini için bir metot optimize etmek ve optimize edilen bu metot ile Türkiye'de yetiştirilen beş sığır ırkından (Siyah Alaca, Simental, Esmer, Yerli Kara ve Boz Irk) elde edilen sütlerin amino asit profillerini araştırmaktır. Süt örneklerine asidik hidrolizin yanı sıra alkali hidroliz de uygulanmış ve triptofan içerikleri de çalışmanın sonuçlarına dahil edilmiştir. Sonuç olarak sütlerde lisin, histidin, sistin, aspartik asit, treonin, alanin, glutamik asit, prolin, valin, izolösin, tirozin, lösin, feni¬lalanin, metiyonin, glisin, serin, arjinin ve triptofan olmak üzere toplam 18 adet amino asidin komposiyonunun belirlenmesi gerçekleştirilmiştir. Daha önce inek sütlerinde yapılan çalışmalarla uyumlu olarak, LC-MS/MS kullanılarak optimize edilen metot ile yapılan bu çalışmada da inek sütlerinde en bol bulunan amino asit glutamik asit, en bol bulunan esansiyel amino asit lösin, en az miktarda bulunan esansiyel amino asit ise triptofan olarak bulunmuştur. Farklı ırklardan elde edilen inek sütlerinin lisin, histidin, sistin, aspartik asit, treonin, alanin, glutamik asit, prolin, valin, izolösin, tirozin, lösin, feni¬lalanin, metiyonin ve triptofan konsantrasyonları için önemli farklılıklar (P<0,05) gözlenirken, glisin, serin, arjinin konsantrasyonları açısından önemli bir fark olmadığı görülmüştür (P>0,05). Farklı ırkların sütlerinin amino asit kompozisyonu karşılaştırıldığında, yerli ırk olan Boz Irk ve kültür ırkı Siyah Alaca sütlerinde toplam esansiyel amino asitlerin toplam amino asitlere oranının çalışılan diğer ırkların sütlerine göre daha yüksek olduğu görülmüştür. Yine iki ırkın sütlerinin lisin, valin, izolösin, lösin, treonin, feni¬lalanin, triptofan, histidin, glisin, sistin, serin, arjinin, aspartik asit, alanin, glutamik asit, prolin ve tirozin konsantrasyonlarında istatiksel olarak anlamlı bir fark olmadığı görülmüştür (P>0,05). Süt örneklerinin amino asit komposizyonunun yanı sıra kimyasal komposizyonunun da incelendiği çalışmada, Boz Irk sütünün yüksek protein içeriği ile diğer ırkların sütlerinden önemli ölçüde farklı olduğu, yağ içeriğinin ise en düşük olduğu görülmüştür. Laktoz içeriği açısından değerlendirildiğinde ise Boz Irk ve Yerli Kara sütlerinin diğer ırklardan istatiksel olarak önemli oranda (P <0,05) yüksek olduğu tespit edilmiştir. Simental ırkı sütünün ise çalışılan ırkların sütleri arasında en yüksek yağ içeriğine sahip olduğu belirlenmiştir. Çalışmada ısıl işlemin sütler üzerinde etkisini değerlendirmek amacıyla tez kapsamında çalışılan beş sığır ırkından elde edilen sütlere, aynı normlarda ev tipi kaynatma ve pastörizasyon işlemi uygulanmış ve sütlerde ısıl işlem öncesi ve sonrası hidroksimetilfurfural (HMF), lisin ve renk analizleri değerlendirilmiştir. Süte uygulanan ısıl işlem şiddetinin ve kalitenin belirlenmesinde kullanılan ve Maillard reaksiyonu sonucunda ortaya çıkan en bilinen ve en yaygın ara ürünlerden biri olan HMF'yi tespit etmek amacıyla yüksek hassasiyet ve seçiciliğe sahip LC-MS/MS'te bir yöntem geliştirilmiş ve valide edilmiştir. Analizler sonucunda pastörize edilen örneklerde ölçüm limitinin altında HMF oluştuğu gözlenirken kaynatılan süt örneklerinde ise 7,14±0,89-9,39±3,35 µg/kg aralığında HMF oluştuğu gözlemlenmiştir.

Amino asitlerIrkKromatografi-yüksek basınçlı-sıvı+1
Arzu Yavuz
Bursa Technical University · Institute of Graduate Studies
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik fenilketonürili hastalarda oksidatif parametrelerin araştırılması

Fenilketonüri (FKÜ) doğumsal metabolizma hastalıkları arasında en sık görülen bir aminoasit metabolizması hastalığıdır. Karaciğerde bulunan fenilalanin hidroksilaz (FAH) enziminin yetersizliği veya yokluğu sonucu fenilalanin tirozine dönüşememekte, fenilalanin ve metabolitleri kanda ve vücut dokularında birikerek toksik etki yapmaktadır. Fenilketonüride en önemli klinik özellik mental retardasyondur ve fizyopatolojisi tam olarak anlaşılamamıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda bu patolojinin oksidatif stresle bağlantılı olabileceği kanıtı vardır. Bizde çalışmamızda FKÜ hastalarında oksidatif stres parametrelerinden Total antioksidan seviyesi (TAS), Total oksidan seviyesi (TOS), Oksidatif stres indeksi (OSİ), Glutatyon peroksidaz (GSHPx), Paraoksonaz 1(PON1), KoenzimQ10 (Q10) ve L-karnitin düzeylerine bakmayı amaçladık. Bu çalışmaya klasik FKÜ (n=40) tanısı almış hastalar dahil edilerek "erken tanılı" hastalar (n=20) ve "geç tanılı" hastalar (n=20) olarak ayrılmıştır. Erken tanılı hastalar, iki yıllık kan fenilalanin düzeyi ortalamalarına göre "iyi kontrollü" (n=10) ve "kötü kontrollü" (n=10) olarak gruplandırılıp sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Hastalar ve kontroller karşılaştırıldığında TAS, TOS, OSİ, PON1 düzeylerinde anlamlı fark gözlenmezken, GSHPx ve Q10 düzeyleri kötü kontrollü hastalarda sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşüktür. L-karnitin kötü kontrollü hastalarda, iyi kontrollü hastalar ve sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşüktür. Geç tanılı hastalar "aminoasit karışımı alanlar" (n=10) ve "büyük nötral aminoasit (LNAA) takviyesi alanlar" (n=10) olarak gruplandırılıp sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Hastalar ve kontroller karşılaştırıldığında TAS, TOS, OSİ, PON1, L-karnitin düzeylerinde anlamlı fark gözlenmezken, GSHPx LNAA takviyesi alan hastalarda sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşüktür. Q10 düzeyi aminoasit karışımı alan hastalarda, LNAA takviyesi alanlar ve sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşüktür. Sonuç olarak, bu çalışma ile erken dönemde tanı alan hastalara bakıldığında, kötü kontrollü hastaların oksidatif strese daha yatkın olduğu, geç tanılı hastalara bakıldığında ise LNAA takviyelerinin aminoasit karışımları kullanan hastalara göre oksidatif strese maruziyeti azalttığı sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Diyet tedavisi, Fenilalanin, Fenilketonüri, LNAA, Oksidatif stres

Amino asitlerDiyetFenilalanin+3
Burcu Kumru
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Salisilik asit ve metil jasmonat uygulamalarının Merzifon karası üzüm çeşidinde bazı biyokimyasal özellikler üzerine etkileri

Gittikçe artan nüfus, değişen yaşam şekilleri ve tüketici talepleri ve bilinçli tüketici sayısındaki artış, mevcut kaynakların verimli kullanımı ile birlikte ürünlerde kalite artışını ve iyileştirmeleri zorunlu kılmaktadır. Bilinçli tüketiciler sağlıklı yaşam konusunda hassas davranmakta, hem hastalıklara karşı koruyucu/tedavi edici hem de besin ihtiyacını giderici doğal ürünlere yönelmektedirler. Meyve ve sebzelerin içermiş oldukları bazı bileşiklerin insan sağlığı üzerinde olumlu etkiler gösterdikleri bilinmektedir. Üzüm de başta fenolik bileşikler olmak üzere özellikle antioksidan etkili bileşenlerce zengin olması ve yüksek besleyici değeri ile bu meyveler içerisinde yer almaktadır. Bu nedenle son yıllarda farklı üzüm ekstraktları gıda, sağlık, kozmetik gibi alanlarda ortaya çıkmaktadır. Bu şekilde zengin içeriğe sahip ürünlerde bu bileşimin korunması, ekstraksiyon kayıplarının minimuma indirilmesi için farklı metotlar kullanılabildiği gibi, daha ekstrakta dönüşmeden asıl kaynağın bu bileşenleri daha yüksek miktarlarda sentezlemesini sağlamak da mümkündür. Bitkilerde bu bileşenlerin üretilmesinde içsel hormonların özellikle farklı sinyal mekanizmalarını da harekete geçirerek etkili oldukları bilinmektedir. Bu tez çalışması ile 1103 Paulsen Amerikan asma anacına aşılı Merzifon Karası üzüm çeşidinde birer hormon olan Jasmonik Asit (JA)'in metil esteri olan metil jasmonat (MeJA) ve Salisilik Asit (SA)'in bu amaçla kullanım potansiyeli değerlendirilmiştir. Omcalara ben düşme döneminden hemen sonra bir kez (tek uygulama) ve ben düşmeden hemen sonra ve ondan 15 gün sonra olmak üzere iki kez (iki uygulama) sprey formunda (0; 1; 2,5 ve 5 mM'lık dozlarda) uygulama yapılmıştır. Hasat döneminde salkımlar hasat edilmiş ve üzüm tanelerinde toplam fenolik bileşik, toplam flavonol, toplam flavanol, antosiyanin, fenolik bileşikler, amino asit ve organik asit içerikleri ile üzüm çekirdeklerinde yağ asit miktarları belirlenmiştir. Araştırmada sonuçları MeJA ve SA'nın üzümde tane kompozisyonunu zenginleştirme yönünde son derece etkili uygulamalar olduğunu ortaya koymuştur.

Amino asitlerAntosiyaninlerFenolik bileşikler+4
Ali Tufan Erşenel
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yeni pirrol-3-on türevlerinin sentezi

Bu çalışmada, furan-2-yiliden asetat (furan-3-on) bileşiklerinin (2a-f) L-Fenilalanin (1a), 3-Nitro-L-Trozin (1b) ve L-Triptofan (1c) aminoasitleri ile reaksiyonlarından, literatürde yer almayan on altı yeni pirrol-2-yiliden asetatların (pirrol-3-on) (3a-p) sentezi ve karekterizasyonu yapılmıştır. Tüm reaksiyonlar piridin katalizörlüğünde ve metanol çözücü ortamında geri soğutucu altında optimum sürede gerçekleştirilmiştir. Metot aminoasitlerin (1a-c), furan-2-yiliden asetatlar ile Michael Katılması sonucunda pirrol-2-yiliden asetatlara dönüşümünü kapsamaktadır. Sentezlenen bu yeni bileşiklerin yapıları elementel analiz, IR, 1H-NMR ve 13C-NMR spektrumları yardımıyla aydınlatılmıştır. Sonuçlar, reaksiyonlarda kullanılan nükleofillerin ve sentez edilip kullanılan substratların yapı ve özellikleri yönünden mukayeseli olarak tartışılmıştır.

Amino asitlerFuran
Cemal Yılmaz
Yozgat Bozok University · Institute of Graduate Studies in Science
2012
00
Master'sOpen AccessTR

4-amino-5,7-dikloro-2-metil kinolin, 4-amino-5,8-dikloro-2-metil kinolin moleküllerinin spektroskopik, elektronik ve yapısal özelliklerinin incelenmesi

Kinolin, iki bitişik karbon atomunda kaynaşmış bir benzen ve bir piridin halkasından oluşan çift halkalı bir yapı ile karakterize edilen aromatik heterosiklik serinin organik bir bileşiğidir. Benzen halkası altı karbon atomu içerirken, piridin halkası beş karbon atomu ve bir azot atomu içerir. Kinolin ailesinin en basit üyesinin moleküler yapısı C9H7N şeklindedir. Kinolin ve türevleri, çeşitli kimyasal ve farmakolojik özellikleri nedeniyle hem sentetik hem de biyolojik kimyagerleri her zaman cezbetmiştir. Bu çalışmada, 4-amino-5,7-dikloro-2-metilkinolin (4A57D2MQ) ve 4-amino-5,8-dikloro-2-metilkinolin (4A58D2MQ) molekülleri için, Gaussian09 Paket programı kullanılarak fiziksel niteleme gerçekleştirilmiştir. Verilen moleküllerin Gaussian09 Paket programı ile spektroskopik (IR ve RAMAN) ve elektronik özelliklerinin (UV, HOMO-LUMO, MEP) incelemesi yapılmıştır. Gaussian09 programından teorik olarak elde ettiğimiz değerler deneysel verilerle karşılaştırılmıştır.

Amino asitlerRaman spektroskopisi
Abdul Haseeb Shahıd
Kırşehir Ahi Evran University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Su kültüründe baş salata (ıceberg) marul yetiştiriciliğinde biyo-stimülantların etkisi

Çalışmada, su kültürü marul yetiştiriciliğinde biyostimülantların verim ve kalite üzerine etkileri araştırılmıştır. Tez çalışması, iki deneme şeklinde yürütülmüştür. Birinci denemede Fulvik asit (FA) (40-80 ppm), Aminoasit (AA) (75-100 ppm) ve Vermikompost (VK) (1-2 ml/L) biyostimülantlarının iki farklı dozu denenmiştir. İkinci denemede biyostimülantların belirlenen en iyi dozlarının kombinasyonları çalışılmıştır. Toplam verim miktarı incelendiğinde en yüksek verim 12.57 kg/m^2 ile VK 2 ml/L uygulamasında saptanmıştır. Bu değeri 12.11 kg/m^2 ile FA 40 ppm uygulaması izlemektedir. İkinci denemede ise en yüksek toplam verim miktarı 17.15 kg/m^2 ile FA 40 ppm + VK 2 ml/L uygulamasından elde edilmiştir. Bu değeri 17.03 kg/m^2 ile FA 40 ppm + AA 100 ppm uygulaması takip etmektedir. Birinci denemede en yüksek marul ağırlığı 424 g ile VK 2 ml/L uygulamasından elde edilmiş olup kontrole göre % 23 oranında arttırmıştır. İkinci denemede ise en yüksek marul ağırlığı 579 g ile FA 40 ppm + VK 2 ml/L kombinasyonundan elde edilmiştir. İnsan beslenmesinde önemli yeri olan C vitamini miktarı 7.23 mg/100 g ile en yüksek VK 1 ml/L uygulamasından ve en düşük C vitamini değeri ise 5.40 mg/100 g ile kontrol uygulamasından alınmıştır. Tek biyostimülant uygulamalarında, en düşük nitrat miktarı 690 mg/kg ile AA 75 ppm uygulamasından elde edilmiştir. Bu uygulama, nitrat miktarını % 39 azaltmıştır. FA 40 ppm + AA 100 ppm + VK 2 ml/L kombine biyostimülant uygulaması 275 mg/kg ile nitrat miktarını % 56 azaltmıştır.

Amino asitlerAysbergNitratlar+1
Beyza Keskin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İskenderun körfezi'nde avlanan karides (Metapenaeus stebbingi Nobili, 1904), kum yengeci (Portunus segnis Forskal, 1775), kalamar (Loligo vulgaris Lamarck, 1798), barbun (Mullus barbatus Linnaeus, 1758) ve ıskarmoz (Saurida lessepsianus Russell, Golani & Tikochinski, 2015)'un amino asit ve besin kompozisyonunun araştırılması

Bu çalışmada İskenderun Körfezi'nden avlanan karides (Metapenaeus stebbingi Nobili, 1904), kum yengeci (Portunus segnis Forskal, 1775), kalamar (Loligo vulgaris Lamarck, 1798), barbun (Mullus barbatus Linnaeus, 1758) ve ıskarmoz (Saurida lessepsianus Russell, Golani & Tikochinski, 2015)'un besin madde bileşenlerinin ve yapılarındaki amino asit içeriklerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Besin madde içerikleri açısından değerlendirmelerde kullanılan türlerin nem düzeyleri % 71 ile 81 arasında, ham protein düzeyleri % 14.81 ile 22.44 arasında, lipit düzeyleri %1.31 ile 4.65 arasında ve ham kül düzeyleri % 1.19 ile 2.62 arasında değişim göstermiştir. İncelenen türlere 16 adet amino asit tespit edilmiştir. Bunlardan dokuz tanesi esansiyel amino asit olan histidin, arjinin, treonin, valin, metionin, lösin, isolösin ve lizindir. Diğer altı tanesi ise esansiyel olmayan amino asitlerden aspartik asit, glutamik asit, serin, glisin, alanin, prolin ve tirozindir. Amino asit düzeylerinde türler arasında farklılıklar tespit edilmiş ve genel olarak karides ve ıskarmozun amino asit düzeylerinin diğerlerine göre daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Anahtar kelimeler: Amino asit, Besin kompozisyonu, Balık, Karides, Kalamar, Yengeç

Amino asitlerBalıklarKalamar+4
Yasemin Özkütük
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Eksitatör-inhibitör aminoasitlerin, leptin ve kispeptin düzeylerinin uyku profili ile değerlendirilmesi ve püberte prekoks gelişimi üzerine etkisinin araştırılması

Amaç: Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Endokrinoloji polikliniğine başvuran püberte prekoks ve prematür telarş olgularının sağlıklı kontrol grubu ile kispeptin, leptin, prolaktin, eksitatör ve inhibitör aminoasitler açısından karşılaştırılması, serum kispeptin, leptin, prolaktin ve eksitatöt-inhibitör aminoasitlerin püberte gelişimi üzerine etkilerinin araştırılması.Metod: 2009- 2010 tarihleri arasında Çocuk Endokrinoloi polikliniğine meme gelişimi yakınmasıyla başvuran toplam 39 kız hasta fizik bakı, bazal FSH, LH, östradiol düzeyleri, sol el bilek grafisi ve pelvik USG ile değerlendirildi. Hastalara püberte prekoks-prematür telarş ayrımı yapılması açısından LHRH testi uygulandı. Testin sonucuna göre 22 hasta prematür telarş, 17 hasta püberte prekoks hasta grubunu oluşturmak için çalışmaya dahil edildi. Hasta Çocuk polikliniğine diğer yakınmalar ile başvuran aynı yaş grubunuda, pübertesi başlamamış toplam 19 kız hasta kontrol grubu oluşturmak için çalışmaya dahil edildi. Hastalara REM dönemlerinin saptanabilmesi ve uykunun pübertal gelişim üzerine etkilerinin değerlendirilmesi için polisomnografi uygulandı. REM dönemlerinde hastalardan venöz kan örnekleri alınarak noktürnal serum kispeptin, leptin, prolaktin, GABA ve glutamat düzeyleri değerlendirildi.Bulgular: Kontrol grubunu oluşturan hastaların yaş ortalaması 8,25 ± 1,06, prematür telarş grubunun yaş ortalaması 6,99 ± 1,14, püberte prekoks grubunun yaş ortalaması ise 7,93 ± 0,77 olarak saptanmıştır. Hasta grupları ve kontrol grubu, antropometrik özellikleri açısından karşılaştırıldığında boy, boy SDS, VKİ, VKİ SDS, VKİ persantili ve boya uyan ağırlık değerleri arasında farklılık saptanmamıştır. Püberte prekoks grubunun bazal FSH ve LH değerleri diğer gruplarla karşılaştırıldığında anlamlı olarak yüksek saptanmıştır (sırasıyla, p=0,006 ve p=0,029). Püberte prekoks ve prematür telarş grubunun bazal LH/FSH oranları arasında anlamlı fark bulunmazken 30.dk LH/FSH oranları püberte prekoks grubunda istatistiksel olarak anlamlı ölçüde yüksek bulunmuştur (p<0,001). Püberte prekoks grubunda KY/TY oranı, endomtriyum kalınlığı ve over hacimleri diğer gruplarla karşılaştırıldığında anlamlı farklılık saptanmıştır. Hastaların noktürnal kispeptin, leptin, prolaktin, GABA ve glutamat değerleri karşılaştırıldığında 3 grup arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Leptin ve kispeptinin antropometrik parametreler ile arasında anlamlı ilişki saptanamamıştır. Uyku profili her 3 grup için değerlendirildiğinde prematür telarş grubunda grubunda uykunun 1. evresinin süresinin, püberte prekoks ve kontrol grubuna göre daha kısa olduğu belirlendi (sırasıyla p=0,031).Sonuç: Püberte prekoks, prematür telarş ve prepübertal kontrol grubunda, pübertenin başlamasından sorumlu olan leptin, kispeptin, GABA, glutamat ve prolaktin değerleri arasında farklılık saptanmamıştır. Kemik yaşı, endometriyum kalınlığı, over boyutları ve 30.dk LH/FSH oranı püberte prekoks ve prematür telarş ayırıcı tanısında kullanılabilecek testlerdir. Polisomnografi ile belirlenen uyku profilinde uykunun 2. evresi, 3. evresi ve REM evresinin süresinde püberte prekoks, prematür telarş ve prepübertal kontrol grubunda farklılık saptanmazken prematür telarş grubunda uykunun 1. evresinin süresi püberte prekoks ve kontrol grubu ile karşılaştırıldığında daha kısa olduğu belirlendi.Anahtar sözcük: püberte prekoks, prematür telarş, kispeptin, leptin, eksitatör aminoasitler

Amino asitlerErgenlikErgenlik-erken+3
Pınar Yazıcı
Manisa Celal Bayar University
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Asit çözeltisi içinde 1050 çeliğinin korozyonunun amino asitlerle kontrolü

Bu çalışmada 1050 çeliğinin kullanıldığı sistemlerde asitlerlerin kullanımı sırasında meydana gelen korozyon olaylarının önlenmesi amaçlanmıştır. 1050 çeliğinin korozyonunu önlemek için, kütlece %0,5 HCl çözeltisi içinde L-Cysteine Hydrochloride Monohydrat, L-Cystine (L-Cys2), N-Acetyl - L-Cysteine, L-Arginine, D-Alanine, L-Methionine, L-Aspargine Monohydrate, Glycolic Acid, D-Valine, D-Phenylalanine, L-Aspartic Acid, DL-Aspartic Acid, D(-)-Mandelic Acid, L-Leucine, Oxalic Acid Dihydrate inhibitörleri ile çalışılmıştır. Tafel ekstrapolasyonu ve Lineer polarizasyon direnci yöntemiyle korozyon hızı belirlenmiş ve inhibitör verimleri hesaplanmıştır.Kütlece %0,5 HCl çözeltisi içerisinde 25C sıcaklık ve 1000 ppm'de çeşitli inhibitör ile çalışılmış, bunlar arasında L-Cysteine Hydrochloride Monohydrat, N-Acetyl-L-Cysteine, L-Cystine (L-Cys2), L-Methionine inhibitörlerinden yüksek verim elde edilmiştir. Bu inhibitörlerin etkinlikleri ise sırasıyla %91, %90,3, %88,4 ve %86,1 olarak bulunmuştur. 25C sıcaklıkta yüksek verime sahip bu inhibitörlerin daha yüksek sıcaklıklarda da etkili olup olmadıklarının incelenmesi amacıyla 30C, 40C ve 50C sıcaklıklarda çalışılmış ve yüksek sıcaklarda da diğer inhibitörlere göre daha etkili oldukları belirlenmiştir. Verimi belli bir değerin üstünde olan bazı inhibitörlerin farklı konsantrasyonlardaki etkinliklerini de incelemek amacıyla 25C sıcaklık ve 500 - 3000 ppm aralığındaki farklı konsantrasyonlarda deneyler yapılmıştır. Yüksek verime sahip olan L-Cysteine Hydrochloride Monohydrat, L-Cystine (L-Cys2) için en yüksek verimler 25C'de 3000 ppm'de sırasıyla %94 ve %91,7 olarak elde edilmiştir. N-Acetyl-L-Cysteine ve L-Methionine için en yüksek verimler ise % 91,6 (30C, 2000 ppm) ve % 86,1 (25C, 1000 ppm) olarak elde edilmiştir.%0,5 H2SO4 çözeltisi içerisinde yüksek verime sahip olan L-Cystine(L-Cys2), L-Cysteine Hydrochloride Monohydrat, N-Acetyl-L-Cysteine için 25°C, 30°C, 40°C ve 50°C sıcaklıklarda ve 1000 ppm'de ve 25°C'de, 2000 ppm ve 3000 ppm'de sabit inhibitör konsantrasyonlarında deneyler yapılmıştır. En yüksek verimler L-Cystine, L-Cysteine Hydrochloride Monohydrat ve N-Acetyl-L-Cysteine için 25°C sıcaklıkta 3000 ppm`de sırasıyla % 88,6, %83, %82,7 olarak elde edilmiştir.Aminoasitlerin adsorpsiyon yoluyla metal yüzeyi ile etkileşime geçtiği düşünülerek, adsorpsiyon izotermleri çizilmiş ve genel olarak adsorpsiyon izotermlerinin Langmuir ve Freundlich adsorpsiyon izotermlerine uyduğu tespit edilmiştir.İnhibitörlerin Aktivasyon enerjilerini (Ea) hesaplamak amacıyla sabit inhibitör derişiminde inhibitörlü ve inhibitörsüz ortamlar için Lni - 1/T grafikleri çizilmiştir. İnhibitör içermeyen ortama ait aktivasyon enerjisi, inhibitör içeren ortamdaki aktivasyon enerjisinden düşük çıkmıştır. Bu sonuç, inhibitörlü ortamda metalin çözünmesinin zorlaştığını, korozyon reaksiyonunun daha zor gerçekleşeceğini ve sonuç olarak korozyon hızını azaltacağınıgöstermektedir. Sonuç olarak, inhibitörün koruyuculuğu aktivasyon enerjisi ile de desteklenmiştir.Anahtar Kelimeler : ?nhibitör, amino asitler, korozyon, 1050 çeliği

Amino asitlerKorozyonİnhibitör
Efe Erbil Kırkoğlu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Science
2013
00
DoctorateOpen AccessEN

Investigation of some biochemical parameters of citrobacter freundii exposed to HEAVY metal

In this study, Citrobacter freundii (C. freundii) was grown in an LB medium containing various concentrations of cadmium, vitamin C and selenium. The density of the bacteria in the medium, the concentration of total protein and enzyme activities were determined by spectrophotometer and the level of stress biomarkers and amino acids were determined by high performance liquid chromatography (HPLC). The bacteria were grown at 0, 10, 20, 40, 60, 75, 100 and 125 ppm cadmium (Cd). The groups containing 75, 100 and 125 ppm Cd had a statistically significant decrease in bacterial density (p<0.05). Likewise, a significant increase was observed in the concentration of the bacteria after adding vitamin C (25, 50 and 75 ppm) and selenium (1.0 and 3.0 ppm) to the medium containing 75, 100 and 125 ppm Cd (p <0.05). The groups containing 20, 40, 60, 75, 100 and 125 ppm Cd showed a decreased level of fat and water-soluble vitamins. Addition of 25, 50 and 75 ppm vitamin C and 1.0 and 3.0 ppm selenium showed a significant increase in the amount of these vitamins (p<0.05). The groups containing 20, 40, 60, 75, 100 and 125 ppm Cd showed a decrease in the amount of reduced glutathione (GSH), stress biomarkers such as malondialdehyde (MDA), oxidized glutathione (GSSG) and 4-hydroxynonenal (4-HNE). The level of GSH increased with increasing concentrations of vitamin C and selenium, while a decrease was observed in the amount of MDA, GSSG and 4-HNE in the medium containing Cd (p <0.05). The superoxide dismutase (SOD), catalase (CAT), peroxidase (POD), glutathione peroxidase (GSH-Px) and glutathione reductase (GSH-Red) of the groups containing 60, 75 and 100 ppm Cd were seen to significantly increase compared to the controls. A decrease in the activity of these enzymes was observed with the addition of vitamin C (25, 50 and 75 ppm) to the culture medium in a concentration dependent manner (p <0.05). Levels of amino acids in C. freundii were also determined and the amino acid with the highest concentration was glutamic acid (38.70 ± 1.50 mg / g dw), while the amino acid with the lowest concentration was tryptophan (1.50 ± 0.08 mg / g dw). The amount of leucine, asparagine, glycine, histidine, arginine, valine, aspartic acid, proline, tyrosine, alanine, cysteine, threonine, isoleucine, phenylalanine and lysine increased with increasing concentrations of cadmium. A decrease in the amount of these amino acids was observed after addition of varying concentration of vitamin C. Also, the amount of glutamic acid, serine, glutamine, methionine and tryptophan decreased with increasing concentrations of cadmium and the amount of these amino acids increased with increasing concentrations of vitamin C. The results showed that the use of vitamin C and selenium may provide a beneficial effect on reducing or reversing the toxic effect of cadmium.

Amino acidsHeavy metalsBiomarkers+3
Muhammad Salıhu Ibrahım
Fırat University
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Deri içine ilaç gönderimi gerçekleştirecek polimer destekli karbon nanotüp mikro iğne dizisi fabrikasyonu

Hastalık tedavilerinde oral yolla alınan ilaçların mide bağırsak kanalında ve böbreklerde emilimi ve enzimatik çözünümü yetersiz olduğundan deri altı ilaç enjeksiyonu daha çok tercih edilen bir yöntemdir. Fakat hem uygulama aşamasındaki sorunlar hem de kullanılan ilaç dozu ile tesiri kıyaslandığında görülmektedir ki bu yöntemin de yetersiz yanları bulunmaktadır. Bu nedenle geleneksel enjektör-iğne kullanımı ile gerçekleştirilen deri altı ilaç enjeksiyonu yerini yeni ilaç gönderim yöntemlerine bırakmaya hazırlanmaktadır. Yeni yöntemlerin başında mikro iğne (Mİ) enjeksiyonu ile deriyi hedef alan ilaç gönderimi gelmektedir. Deri altı ilaç enjeksiyonundan kaynaklı olumsuzlukların en başında uygulama aşamasında hastaya verdiği acı, uygulanan bölgede meydana gelen kanama ve deformasyon ve bu nedenlerden dolayı hastada oluşan iğne korkusu ve endişe ön plana çıkmaktadır. Diğer taraftan Mİ kullanılarak deriye ilaç gönderiminde, iğnelerin boyutları çok küçük olduğundan bu yöntem hastada acı hissi, kanama ve deformasyon oluşturmamakta ve böylece iğne korkusu ve endişeye yol açmamaktadır. Ayrıca Mİ kullanımı oldukça pratik olduğundan herhangi bir teknik beceri gerektirmeden hastanın kendisi tarafından kolayca uygulanabilir ve böylece geleneksel enjektör-iğne kullanımında meydana gelen kazalardan ve yaralanmalardan da kaçınılmış olur. Mİ enjeksiyonu ile hedef alınan deri, antijen bakımından oldukça zengin hücrelere ev sahipliği yapmaktadır. Derideki epidermis tabakası çok sayıda langerhans hücreleri barındırırken, dermis tabakasında da dendritik hücreler bulunmaktadır. Bu nedenle ilaçların deri altına değil de deriye gönderilmesi ile hem ilacın etkisi arttırılmış hem de kullanılan ilacın dozajını düşürebilme imkanı sağlanmış olur. Büyük bir potansiyele sahip olan Mİ ile ilaç gönderim yönteminin yaygın olarak kullanılması için birçok araştırmacı tarafından farklı malzeme ve fabrikasyon teknikleri kullanılarak farklı işlevselliğe sahip Mİ çeşitleri üretilmektedir. Yöntemin uygulanabilirliği ve başarısı büyük ölçüde Mİ'lerin kolay üretilebilmesi ve işlevselliğine bağlıdır. Bu nedenle fabrikasyon aşamasında üreticiye kolaylık ve yapısal esneklik sağlayabilecek bir malzemenin seçilmesi büyük öneme sahiptir. Mİ'lerin yapısını oluşturan malzemenin silikon veya metaller arasından seçilmesi, fabrikasyondaki işlem basamaklarını büyük ölçüde arttırmakta, üretim süresini uzatmakta ve maliyeti yükseltmektedir. Ayrıca fabrikasyonunun yukarıdan aşağı yerine aşağıdan yukarı yaklaşımla gerçekleştirilmesi Mİ'nin yapısında ölçeklendirmeye ve büyük bir esnekliğe izin vermektedir. Sentezindeki esneklik ve kolaylık göz önüne alındığında karbon nanotüpün (KNT) Mİ yapımında kullanılabilecek ideal bir malzeme olduğu görülmektedir. Tek adımdan ibaret KNT sentezi ile kanal dahil Mİ'yi meydana getiren bütün bileşenlerin oluşturulabilmesi fabrikasyonda önemli ölçüde kolaylık sağlamaktadır. Yapılan literatür araştırmasında silikon, metal, cam ve polimer gibi malzemeler kullanılarak Mİ yapımı birçok grup tarafından rapor edilirken, KNT tabanlı Mİ fabrikasyonunun sadece bir grup tarafından rapor edildiği görülmüştür. Rapor edilen çalışmada üretilen Mİ dizisindeki iğne sayısının sadece 9 olduğu görülmekte ve bu sınırlı sayıdaki kanal aracılığı ile ilaç gönderiminin uzun zaman aldığı düşünülmektedir. Ayıca Mİ'ler ile yapılan ilaç gönderim testlerinde derinin iğne ucuna uyguladığı baskı nedeniyle ilaç gönderim hızının büyük ölçüde düştüğü de rapor edilmiştir. Bu soruna Mİ'nin deriye girdikten sonra bir miktar geri çekilmesi veya Mİ'nin ucunun eğik bir biçimde tasarlanması gibi çözümler önerilmektedir. Fakat Mİ'ler çok kısa olduğundan pratik olarak geri çekilmeleri mümkün olmayabilir. Bu sebeple önerilen projesinin amacı, deriye ilaç gönderimi yapacak, dikey KNT yığınlarından oluşan, polimer ile desteklenmiş, uçları deri baskısını engelleyen orijinal bir başlığa sahip, içi boş kanallı Mİ'ler dizisi fabrikasyonu ve bu Mİ'lerin dayanıklılığının ve ilaç gönderim hızının test edilmesidir. Önerilen projede kimyasal buhar çökeltme (KBÇ) yöntemi kullanılarak dikey olarak büyütülecek olan KNT'ler, Mİ'lerin iskelesini oluşturacaktır. KNT'lerin sentezlenmesine aracılık eden Fe katalizör parçacıklar SiO2 alttaş üzerine optik litografi ve elektron demeti buharlaştırma tekniği kullanılarak içi boş halkalar şeklinde konulacak ve böylece sadece bu bölgelerden KNT büyümesi sağlanacaktır. Sonuç olarak dikey olarak büyüyecek KNT yığınları içi boş, silindirik Mİ'lerin şeklini alacaktır. KNT yığınlarından oluşan bu yapı gözeneklere sahip olduğundan fiziksel baskılara karşı az dayanıklıdır. Bu durumun üstesinden gelmek için gözenekler döndürmeli kaplama cihazı kullanılarak polietilenglikoldiakrilat (PEGDA) polimer ile doldurulacak ve böylece yapı mekanik olarak sağlamlaştırılacaktır. PEGDA ile desteklenen KNT Mİ'ler dış deri tabakasını (stratum corneum) aşarak deriye nüfuz edebilecek dayanıklılığa ulaşacaktır. PEGDA'nın KNT'ler ile kuracağı kimyasal bağlar sayesinde yığındaki her bir KNT kimyasal olarak işlenmiş olacaktır. Böylece işlenmemiş KNT'lerin literatürdeki tartışmalı toksisitesi de biyo uyumlu PEGDA ile kaplanmalarıyla ortadan kaldırılacaktır. Gözeneklerin dolması ile artan polimerin tabana yığılması ile Mİ'leri tabandan destekleyecek ve silikondan ayrılmasını sağlayacak bir polimer tabaka oluşacaktır. Litografi ve sentez parametrelerinin değiştirilmesi ile çeşitli boyutlarda KNT Mİ fabrikasyonu gerçekleştirilebilir. Bu da farklı boy ve çaplarda Mİ üretimine olanak sağlamaktadır. Mİ'lerin ucundaki deri baskısını engelleyeceği düşünülen başlık da bölgesel katalizör desenleme ve litografi sayesinde yine KNT sentezi sırasında oluşacaktır. İlaç gönderim hızını arttırmak amacıyla bir dizide en az 25-100 arası Mİ olması düşünülmektedir. Böylece literatürdeki KNT tabanlı Mİ çalışmasında elde edilen ilaç gönderim süresini 3-10 kat arasında iyileştirmeyi planlanmaktayız. Fabrikasyon ve polimer katkısının ardından Mİ'ler, polidimetilsiloksan (PDMS)'den üretilecek, uygulamayı kolaylaştıracak olan bir düzeneğe monte edilecektir. Bu düzenek sayesinde üretilecek olan KNT Mİ'ler halihazırdaki ince serum hortumlarına veya enjektöre monte edilerek kullanılabilecektir. Mİ'lerin dayanıklılığı ve sıvı gönderim hızı hidrojel ve ölü sıçan derisi üzerinde test edilecektir. KNT Mİ'ler test öncesi ve sonrası SEM ile görüntülenecek ve böylece dayanaklılığı ve yapısında bozulma olup olmadığı kontrol edilecektir. Önerilen projenin başarılı bir şekilde sonuçlanması ile üretimi kolay, ölçeklenebilir ve maliyetli düşük olmasının yanı sıra acı vermeyen, kansız ve yüksek ilaç gönderim hızına sahip bir Mİ geliştirilecektir. Üretimindeki avantajlar göz önüne alındığında, KNT Mİ'lerin uygulamada kendine yer bulma potansiyelinin oldukça yüksek olduğu görülmektedir.

Amino asitlerEnjeksiyonlar-deri içiKarbon nanotüp+3
Nur Ünver
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Related subjects