Narratives
65 theses under this subject heading
Klasik tefsirlerde Hz. Süleyman'ın hayvanlarla muhaveresi
Tefsir literatürünün önemli bir kısmını oluşturan peygamber kıssalarından bir tanesi de Hz. Süleyman kıssasıdır. Bu tezde, klasik tefsirler bağlamında Neml sûresinde geçen Hz. Süleyman kıssasının hayvanlarla muhavere kısmı ele alınmaktadır. Öncelikle tezin birinci bölümünde Hz. Süleyman kıssasının Kur'an'da nasıl ele alındığı ve hangi bağlamlarda aktarıldığı incelenmekte ve farklı sûrelerde yer alan Hz. Süleyman kıssasının ihtiva ettiği tüm konular klasik tefsirler nazarından ayrıntıya çok girilmeden aktarılmaktadır. Tezin ana kısmını oluşturan ikinci bölümde ise Hz. Süleyman'ın hayvanlarla muhaveresinin nasıl yorumlandığına dair ilk tefsir olarak nitelenen Mukâtil b. Süleyman'ın (ö. 150/767) Tefsîr-i Kebîr isimli tefsirinden İsmâil Hakkı Bursevî'nin (ö. 1137/1725) Rûhu'l-Beyân adlı tefsirine kadar belirlenen yaklaşık otuz klasik tefsir tarihsel sırayla birbirleriyle mukayeseli olarak incelenmektedir. Söz konusu hayvanlarla muhavere üzerinden klasik tefsirlerde tarihi süreç içerisinde rivayet malzemesi, yorum ve görüş bakımından oluşan paralellikler ve farklılıklar ve tefsir metodundaki kırılmalar ortaya çıkarılmaktadır.
Yusuf Peygamber kıssası temsillerinde kutsallık, edebilik, kurmaca:Kenan Çobanları ve Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün örnekleri
II. Meşrutiyet döneminin önde gelen kalemlerinden biri olan Halide Edib Adıvar hem edebiyat tarihi açısından hem de kendisinden sonra gelen yazarlar ve münevverler için önemli bir isimdir. Nazan Bekiroğlu ise hem akademisyen kimliği ile ön plana çıkan hem de bilhassa 2000'li yıllardan sonra modern Türk Edebiyatının ve yayımcılığının en bilinen yazarlarından biridir. Bu tezde Yusuf Peygamber kıssasını işleyen Kenan Çobanları operası ile aynı anlatıyı roman türünde tahkiye eden Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün eserleri mukayeseli bir şekilde ele alınmıştır. İlk olarak Halide Edib Adıvar'ın Kenan Çobanları operasının yüzyıl itibariyle klasik edebiyat dönemine daha yakın bir yerde durduğu, "mutlak metin" geleneğinin gölgesinde olmasına rağmen bütünüyle Kitab-ı Mukaddes'ten beslendiği ve Türk Edebiyatında o döneme değin örneğine rastlanılmamış bir yaklaşımla yazıldığı görülür. Nazan Bekiroğlu'nun Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün romanının ise klasik edebiyat geleneğinden bir asır sonra modernist edebiyat döneminde üretilmiş olmasına rağmen gelenekten ilham alan bir yapıda üretildiği tespit edilmiştir. Nihayetinde ise bu çalışmada Halide Edib Adıvar'ın 1900'lerin başında kaleme almış olduğu Kenan Çobanları isimli operası ile Nazan Bekiroğlu'nun 2000'lerin başında yayımlanan Yusuf ile Züleyha Kalbin Üzerinde Titreyen Hüzün romanı üzerine mukayeseli bir inceleme yapılmıştır.
Taberî'nı̇n tarı̇hı̇nde Kur'ân'ın bı̇lgı̇ kaynağı oluşunun tefsı̇rı̇yle mukayeselı̇ bı̇r ı̇ncelemesı̇: Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman kıssaları örneğı̇
Tefsir ve Tarih alanında yazmış olduğu iki önemli eserle adından söz ettiren Muhammed b. Cerîr et-Taberî, Târîhü'l-ümem ve'l-mülûk adlı dünya tarihi eserinde mahlukatın yaratılışından başlayarak kendi zamanına kadar gerçekleşen hadiseleri belli bir kronoloji çerçevesinde ele almıştır. Gerek aktarmış olduğu rivayetlerin içerisinde mündemiç olan ayetler gerekse de aktardığı hadiselerin ardından bu hadiselere kaynaklık etmesi açısından kullanmış olduğu Kur'ân ayetleri dikkate alındığında Taberî'nin bu eserinde Kur'ân'ın ne derecede kaynak olarak kullanıldığı meselesini gündeme getirmiştir. Bu tezde Hz. Dâvûd ile Hz. Süleyman kıssası özelinde Taberî Târîh'inde Kur'ân ayetlerinin kaynak olarak kullanılışı Tefsîr eseri ile mukâyeseli bir şekilde ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tarih, Taberî, Hz. Dâvûd, Hz. Süleyman
İbn Sînâ'da nefsin yetkinliği meselesinin Salaman ve Absal kıssası üzerinden incelenmesi
Bu çalışma, İbn Sînâ'nın nefs teorisi bağlamında yetkinleşmenin nasıl meydana geldiğini "Salaman ve Absal" kıssasını merkeze alarak incelemektedir. İbn Sînâ, "Salaman ve Absal" kıssasına el-İşârât ve't-Tenbîhât eserinin "Makâmâtü'l-Arifîn" bölümünün girişinde işaret etmektedir. Söz konusu işaretten anlaşılan kıssanın, ariflerin yetkinleşmesinin sembolik dildeki anlatımı olduğudur. nefsin yetkinliği konusunu "Salaman ve Absal" kıssası bağlamında ele alan bu çalışmada öncelikle, kıssanın İbn Sînâ felsefesindeki yeri ve İbn Sînâ'nın kıssayı oluştururken dikkate aldığı hususlar değerlendirilmektedir. Bu değerlendirmeler, "Salaman ve Absal" kıssası günümüze ulaşmadığı için kıssanın mahiyetini belirginleştirmek adına önem taşımaktadır. İkinci olarak "Salaman ve Absal" kıssası İbn Sînâ'nın nefs teorisi ve el-İşârât kitabının "Sevinç ve Mutluluk", "Makamâtü'l-Arifîn" ve "Olağanüstü Hadislerin Sırları" bölümleri bağlamında tahlil edilmektedir. Böylece hem kıssanın sembolik dilinin kapsamının ortaya çıkması hem de nefsin yetkinleşmesi konusunun ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesi amaçlanmaktadır.
Bilinemezin ifade aracı olarak kıssa
Bilinebilirlik Immanuel Kant'ta görüde inşa edilebilir olmakla ve Gottlob Frege – Georg Cantor çizgisinde ise biçimsel dizgede ve küme kuramsal modelde inşa edilebilirlikle belirlenmiş ve bu usule konu edilemeyenler sınırın ötesinde bırakılarak varlığın alanının bu yöntem çerçevesinde net bir şekilde belirlendiği düşünülmüştür. Felsefe faaliyeti de sınırlarının mutlak bir şekilde belirlendiği düşünülen bu alanda icra edilmiştir. Bu arka planda bilimin kesinliğine öykünen bir felsefe yaklaşımı savunulmaya başlamış ve felsefenin alanını da bilimde kabul gören sınırlarla belirleme eğilimine gidilmiştir. Ancak biçimsellik, ispat edilebilirlik ve mekanik nedenselliği kuşatacak biçimde farklı veçheleriyle karşımıza çıkan vakalar felsefeye ve varlık alanına çizilen bu sınırın belirleyici olmadığının farkına varılmasına ve ilginin ister istemez sınırın ötesindeki bilinemediği ve ifade edilemediği söylenene kaymasına sebep olmuştur. Tezin amacı var olduğu bilinen ancak mevcut usullerin, biçimselliğin ya da ispat yöntemlerinin aracılığıyla hakkında konuşulamayan ara bir varlık alanının olduğunu göstermek ve sonraki aşamada bu usullerin belirleyici olmadığının farkındalığını sağlayarak mevzubahis alan hakkında hâkim felsefi fikriyatın kabul ettiği yöntemlerin dışında başka bir ifade imkânının olup olmadığını sorgulamaya açmaktır. Bu noktada tezin iddiası bilinemezin ifade aracının kıssa olduğu ve kıssanın sahip olduğu dilsel üslup ve özellikleri bakımından kavramsal dilin ve bilimsel modellerin sınırlılıklarını aşan sofistike bir model teşkil ettiğidir. Model olarak kıssa var olan ancak bilgiye konu edilemeyen nesneler hakkında bilişsel değeri olan bir ifade imkânı sağlamaktadır. Kıssanın model işlevi vesilesiyle bilinebilir olanla ifade edilebilir olan arasındaki boşluk kapatılabilecek ve bilimsel yöntem içerisinde üzerine konuşulması imkânsız görülen alanın dahil edilmesiyle felsefenin çerçevesi genişletilmiş olacaktır.
Paris Bibliotheque Nationale Supp. Turc. 344'te kayıtlı bir Kahramân-nâme örneği: Kıssa-i Kahramân-ı Kâtil (inceleme-metin)
Edebiyatımızda eğitici ve öğretici yönü ağır basan, işlediği konular ve taşıdığı özellikler ile zengin edebi hazineler barındıran ve bu hazinelerin günümüze kadar gelmesini sağlayan çeşitli mensûr hikâyeler kaleme alınmıştır. Bu mensûr hikâyeler zengin edebi kaynaklar olmanın yanı sıra tarihî, felsefî, kültürel, dini ve sosyal birikimleriyle de dikkat çekmiştir. Bu çalışmada da çok kültürlü niteliği ile edebiyatımızda önemli bir yer tutan Paris Bibliotheque Nationale Supp. Turc 344 numarada kayıtlı olan Kahramân-nâme / Kıssa-i Kahramân-ı Kâtil adlı mensûr hikâye incelendi. Mensûr hikâyenin ne olduğu, tasnifi ve edebiyat tarihindeki önemine değinildi. Çalışmamıza konu olan Kahramân-nâme hikâyesi, tanıtıldıktan sonra hikâyede varlığını devam ettirmek için birtakım çetin mücadelelere girişen Kahramân'ın başından geçen olaylar, karşılaştığı şahıslar ve uğradığı gizemli mekânlar; hikâyenin daha iyi anlaşılabilmesi ve geçmiş ile gelecek arasında bir bağ kurulabilmesi maksadıyla modern hikâye teknikleri açısından incelenip genel bir değerlendirmesi yapılmış ve hikâyenin transkripsiyonlu metni verilmiştir
Kur'ân'a göre tebliğ sürecinde ülü'l-'azm peygamberlerin hayatındaki kadınların rolü
Kur'ân kıssaları insana dersler, ibretler veren, yol gösteren, problemlerden kurtuluş çareleri sunan yaşanmış vakıalardır. Kur'ân, meseleleri daha müşahhas hale getirmek için birtakım kıssalara başvurmaktadır. Kur'ân'da nübüvvet temsilcileri olan peygamberler anlatılırken hayatlarındaki insanlara da değinilmektedir. Dini tebliğ ederken peygamberlerin yanında olan kadınların rolünün azımsanamayacak derecede olduğu müşâhede edilmektedir. Bu çalışmada ülü'l-'azm peygamber olarak bilinen Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. 'Îsâ ve Hz. Muhammed'in hayatlarının merkezinde yer alan bazı kadınların dini irşad etme sürecinde onlara yardım etmekte oldukları ileri sürülmektedir. Kur'ân, Hz. Nûh'un eşi olduğu halde bunun bilincinde olmayan ve davasına hıyanet ettiğinden dolayı âhiret saadetini kaybeden Firavun gibi zalim bir kişiye hanım olmasına rağmen hak din üzerine kalarak cennete kendisine köşk yaptırmayı Yüce Allah'tan talep eden iki kadının davranışını karşıt örnek olarak sunmaktadır. Kur'ân'a göre tebliğ sürecinde ülü'l-'azm peygamberlerin hayatındaki kadınların rolünün izini süren bu tezimiz bir giriş, iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın konusu, problemi, amacı, önemi, plan ve metodu incelenmektedir. Birinci bölümde, ülü'l-'azm peygamberlerin kimler olduğu, üstün yönlerinin neler olduğu tespit edilmeye çalışılmaktadır. İkinci bölümde ise Hz. Nûh, Hz. İbrâhim, Hz. Mûsâ, Hz. 'Îsâ ve Hz. Muhammed'in hayat hikâyelerinde kadınların konumu ve onların tebliğ sürecindeki rolleri irdelenmektedir. Tebliğ sürecinde yer alan söz konusu peygamber hanımlarının ve kızlarının modern dönem insanına vermek istediği mesajlar tespit edilmeye çalışılmaktadır.
Kur'ân kıssalarının tefsirinde Arâisü'l-Kur'ân örneği
Vânî Mehmed Efendi 17. Yüzyılda yaşamış Osmanlı ulemasının önemli şahsiyetlerindendir. Tam künyesi Şeyh es-Seyyid Muhammed b. Bistam b. Halil el-Hüseynî'dir. Vanlı olmasına nispetle el-Vânî, doğduğu kasabaya nispetle de el-Hûşâbî olarak anılagelmiştir. Hangi tarihte dünyaya geldiği bilinmese de Van'ın Hoşab köyünde dünyaya geldiğini ve seyyid olduğunu eserlerinde zikretmiştir. Henüz çok küçük yaşlarda iken yetim ve öksüz kalmıştır. Rüştüne erinceye dek ninesinin gözetiminde kalmış, onun yönlendirmesi ile Van'da bir medreseye yazılmıştır. Medrese eğitimini görmekte iken müşfika ninesini de kaybetmiş, artık Van'da durmayıp ilim yolculuğuna niyet ederek Tebriz, Karabağ ve Gence'ye gitmiştir. Vânî Efendi Karabağ'da on yıl kadar kalmış, Karabâğî Nurettin Efendi'den dersler almıştır. Tefsir ve fıkıh başta olmak üzere muhtelif ilimlerde önemli eserler kaleme almış çok yönlü bir Osmanlı alimidir. Karabağ'da eğitimini tamamladıktan sonra Erzurum'a gelmiş burada ilmi şahsiyeti ve kişiliğiyle Sadrazam Fâzıl Ahmed Paşa'yı kendine hayran bırakmış böylece aralarında güzel bir dostluk ilişkisi kurulmuştur. Sadrazam Fâzıl Ahmed Paşa ile tanışmasından sonra sade ve sakin geçen hayatı değişmiş, saraya kadar uzanan şöhreti ile adından söz ettiren hayat yolculuğu başlamıştır. Bu şöhret yıllarını yaptırdığı eserlerle süslemiş, vaaz ve nasihatleriyle hem devlet erkanını hem de halkı irşat ederek bir ömür geçirmiştir. Her ne kadar bu şöhreti, kendisinin tanınmasına ve hizmetlerine çok fayda sağlamış olsa da yaşadığı dönemin problemlerinin ve çekişmelerinin göbeğinde bulunmasını da kaçınılmaz kılmıştır. II. Viyana seferine padişahı ikna etmede rol aldığı için Kestel'e sürgün edilmiş burada vefat etmiştir. Ardından birçok kıymetli eser ve hayrat bırakan Vânî Efendi, Bursa Kestel'de kendi yaptırdığı caminin haziresine defnedilmiştir. İşte biz de bu çalışmamızla Vânî Efendi'nin hayatını anlatacak, yaşadığı dönemi ana hatları ile ele alacağız. Ardından yaşadığı dönemin olaylarının, fikir ve düşünce hayatına etkilerini anlamaya çalışacağız. "Kur'ân Kıssalarının Tefsirinde Arâisü'l-Kur'ân Örneği" isimli bu çalışmamızla Vânî Efendi'nin Kur'ân kıssalarının tefsiri olarak kaleme aldığı Arâisü'l-Kur'ân ve Nefâisü'l-Furkan ve Ferâdîsü'l-Cinân adlı, alanında yeni bir yöntem ortaya koyan eserini her yönüyle tanıtmak araştırmanın ana gayesidir. Kur'ân kıssalarına dair ayetlerin kronolojik bir esasla derlenip tefsir edildiği ve bu anlamda alanında çok önemli bir başvuru kitabı olabilecek bu eser, onlarca yazma eser nüshaları ile kütüphane raflarında beklemektedir. Bu çalışmamız, Vânî Efendi'nin hayatına, ilmi şahsiyetine, eserlerine özellikle de Arâisü'l-Kur'ân'a dair okuyucuya doyurucu bilgiler sunmaktadır. Çalışmamızın, Vânî Efendi'nin her yönüyle incelenmeyi hak eden hayatını ve eserlerini anlatmaya katkı sunacağını düşünüyoruz. Anahtar Kelimeler: Vânî Mehmed Efendi, Osmanlı, Van, Arâisü'l-Kur'ân, Tefsir
Türk İslâm edebiyatında Hızırnâmeler ve Hızırla Kırk Saat
Kültürümüzün gizemli karakteri Hızır ve onunla irtibatlı kavramlar kaynaklarda geniĢ bir yer tutar. Hızır; halk hikâyeleri, masal, efsane, menkıbe ve Ģiirlerin vazgeçilmez bir unsurudur. Dinî tasavvufî edebiyatımızda telmih, istiare ve tevriyelere sıkça konu edinilen, bahis açılan bir mazmundur. Bundan baĢka Hz. Mûsâ ve Hızır kıssasını merkeze alan Hızırnâme türünde eserler telif edilmiĢtir. Son dönem Türk Ģiirinin en önemli Ģairlerinden biri olan Sezai Karakoç, klasik edebî ve tasavvufî kaynaklarda sıklıkla tekrar edilen Hızır karakterini tekrar Ģiirin gündemine taĢımıĢ ve edebiyatın konusu haline getirmiĢtir. ÇalıĢmamızda ilk olarak Ġslam kültüründe Hızır mefhumunun yeri ve ihtiva ettiği anlam, ikinci olarak Hızırnâme türünün özellikleri ve Türk edebiyatında Hızrnâmeler hakkında bilgi verilecektir. Son olarak da Sezai Karakoç`un Hızırla Kırk Saat adlı eseri ele alınacak, klasik edebiyatımızla olan irtibatı tespit edilmeye çalıĢılacak, edebiyatımızın temel tartıĢmalarından biri olan gelenek ve gelecek arasındaki münasebet hususunda mülahazalar yapılacaktır. Anahtar kelimeler: Hızırla Kırk Saat, Sezai Karakoç, Hızır, Hızırnâme, Gelenek, DiriliĢ.
Bir Yûsuf ve Züleyhâ metni: Metin / indeks
Bu tez, Kur'an-ı Kerim'de Ahsenü'l-Kasas adıyla geçen, İslami edebiyatlarda birçok ikili aşk hikâyesine konu olmuş Yûsuf u Züleyhâ Kısassı'nın, kimin tarafından yazıldığı bilinmeyen mensur olarak H.994 yılında kaleme alınmış olan metninin 51a-99b arası varaklarının Latin harflerine transkripsiyonlu olarak aktarılıp, incelemesinden ve indeksinin hazırlanmasından oluşmaktadır. İnceleme bölümünde Yûsuf u Züleyhâ Kısassı'nın kutsal kitaplarda nasıl yer aldığı belirtildikten sonra kutsal kitaplarda yer alan bu hikâyelerin karşılaştırması yapılarak divan şiiri kapsamında yazılmış Yûsuf u Züleyhâ metinleri ve yazarları ile birlikte bu metinler üzerine yapılan çalışmalar tespit edilmiştir. Çalışmaya konu olan metinde yer alan ayetler ve bu ayetlerin tercümeleri de çalışmaya eklenerek metinden hareketle nasirin edebi kişiliği ve üslubu hakkında bilgiler verildikten sonra ikinci bölümde metnin transkripsiyonlu harflerle Latin harflerine aktarılması yapılmıştır. Üçüncü ve son bölümde ise metnin indeksi oluşturulmuştur. Anahtar Kelimeler: Divan edebiyatı, nesir, Yûsuf u Züleyhâ, kutsal kitaplar, eski Anadolu Türkçesi.
Tarihselci metodoloji ekseninde nübüvvetin delillendirilmesinin imkânı
Kelam ilmi, İslam akaidini temellendirmek için ortaya çıkmış bir ilimdir. Bunu yaparken kendi sistematiği dâhilinde deliller kullanır. Bu delilleri de aklî ve naklî diye iki ana kategoride yapmaktadır. Bu delillerden naklî olanları tartışmalıdır. Mantık ilmi içerisinde naklin içeriği olan haberin doğrudan burhânî delil olmaması sebebiyle itikadın haber üzerinden delillendirilmesi problemli hale gelmektedir. Aynı problem nübüvvet meselesini delillendirirken de ortaya çıkmaktadır. Bu problem modern dönem âlimlerinin de dikkatini çekmiş olduğundan farklı delillendirme yollarına başvuranlar olmuştur. Bunlar arasında Avrupa'da ortaya çıkan tarihselcilik fikrini benimseyenler de olmuştur. Tezin birinci bölümünde istidlal meselesi, klasik kelam literatüründeki delillendirme türleri, modern dönem anlayışları ve bu anlayışlardan olan tarihselcilik düşüncesi ele alınmıştır. Tarihselciliğin yönleri tez kapsamını aşmayacak kadarıyla incelenmiştir. Kelam ulemâsı nübüvveti delillendirirken naklî delilleri çok sık kullanmışlardır. Bu sebeple tezin ikinci bölümü naklî delilleri incelemeye ayrılmıştır. Bu delilleri tehaddî, Kur'ân kıssaları, mucizeler ve hatm-i nübüvvet başlıkları içerisinde ele almak mümkündür. Bu başlıkların içeriği nübüvvet için ne derece delil olabileceği tezimizin ikinci bölümünü oluşturmaktadır. Bu konuyu incelerken önce mütekaddimûn kelamcıların saydığımız başlıklar içerisinde nübüvveti delillendirmeleri incelenmiştir. Daha sonra bu başlıkların her biri tarihselci metodoloji içerisinde yeniden ele alınmıştır. Bu sayede naklî delil olarak zikredilen bu başlıkların nübüvvet için delil değeri farklı bir metodoloji nazarında göstermeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise kelamcıların kullandığı naklî delilin modern dünya nazarında değerinin olup olmadığını ifade edilip yeni metodolojiler karşısında klasik literatürün konumuna değinilmiştir. Anahtar Kavramlar: Nübüvvet, tarihselcilik, tehaddî, mucize, hatm-i nübüvvet.
Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir'in günümüz tefsir problemlerine yaklaşımları
Günümüz tefsir problemleri müfessirlerin Kur'an ayetlerini farklı yorumlamalarından dolayı ortak bir yorumda birleşememelerinden kaynaklanmaktadır. Bu yorum farklılıkları, başka konular olmakla birlikte genelde bilimsel tefsir, fıkhi konular, din devlet ilişkileri ve kıssalarla ilgili olmaktadır. Kur'an Yolu Türkçe Meal ve Tefsir adlı eser Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından 2005 yılında basımı yapılmış güncel bir tefsir olmasından dolayı bu çalışmada bu tefsirin bahsedilen konulara yaklaşımları tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışma sırasında oluşturulan bölümlerin tarihi süreci özet olarak her bölümün girişinde ele alınmış, bölümlerin belirlenen konuları ile ilgili eser içerisindeki açıklamalara ulaşılmış, ulaşılan bu açıklamalar konu başlıklarına göre incelenmiş, konulara uygun yorumlar özetlenerek değerlendirilmiş ve bazı konular başka kaynaklarla da karşılaştırılarak o konuda sonuca ulaşılmıştır. Kur'an Yolu tefsiri bazı ayetlerin tefsirlerinde bilimsel tefsirden yararlanmış, ahkamın değişmesini kısmen kabul etmiş, çok eşlilik konusunda İslam'ın çok eşliliği getirmediğini, var olan bu uygulamayı düzene koyduğunu ifade etmiştir. İki kadının şahitliğinin birisi hatırlatıcı olmasından dolayı şahitlerin iki değil de bir tane olduğuna işaret etmiş, erkeklerin kadınlardan üstün değil, yaratılıştan farklı olduklarını belirtmiş, kadının mirastaki payını gelenekten uzaklaşmamıştır. Evlilerin zina cezasının bekarlarınki ile aynı olduğunu belirtmiş, recm cezasını tazir türünden bir ceza olarak görmüştür. Faizi fazlalık olarak açıklayıp yasaklığını ifade etmiş, kısasın gerekliliğini kabul etmiş, el kesme cezasının değişebilirliğini belirtmiştir. Kur'an Yolu tefsiri müslüman kadınların yabancılara karşı baş ve boyunlarının örtmelerini İslam'ın emri olarak görmüş, dış giysinin geçici bir tedbir olduğunu belirtmiş, yaşlı kadınlarda örtünün hafifletilmesini baş ve boyun olarak açıklamış, içki ve kumarın haram olduğunu belirtmiştir. Kur'an Yolu tefsirinin din devlet ilişkileri konusunda net bir açıklaması olmamış, bazı ayet yorumlarındaki çıkarımlardan eser içerisinde İslami bir devlet yapısının varlığına ulaşılmıştır. Kıssaların tarihte gerçekleştiğine uygun açıklamalar yapmış, kıssaların gayelerinin ders çıkarıp benzer yanlışlara düşmemek olduğunu ifade etmiş, kıssaların bazı yerlerinde Kitab-ı Mukaddes'ten alıntılar yapmıştır. Bu çalışmadaki varılan sonuçlarda Kur'an Yolu tefsirinin bahsedilen konularda zaman zaman gelenekten koparak kısmen modern yorumların etkisinde kaldığı görülmüştür.
Kazak destanlarından Cemşid Kıssası üzerine metin ve motif incelemesi
Destanlar bir toplumun yaşayışı, değer yargıları ve kültürel birikimleri hakkında çeşitli bilgiler verir. Bu yüzden destanlar sayesinde o toplumun birçok kültürel alanında araştırma yapılabilir. Türk destan çalışmalarının merkezinde Oğuz Kağan, Dede Korkut ve Köroğlu gibi kahramanlar vardır. Türkiye'deki destan çalışmaları ve destanların aktarımı 2000'li yıllarda başlamış ve son yıllarda da artmıştır. Bu çalışmada ise Türk dünyası destan geleneği içinde yer alan Kazak Türklerine ait Cemşid Kıssası yapı, muhteva, motif ve metnin Türkiye Türkçesine aktarımı şeklinde incelenmiştir. Kazak Türkçesinde hikâyelik destan türü bağlamında ele alınan bu metinlere kıssa adı verilse de şekil ve içerik açısından bu metinler destan ürünleridir. Çalışma dört bölümden oluşmuş, birinci bölümünde destan terimi, destan anlatıcıları, destancılık geleneği üzerinde durulmuştur. İkinci bölüm şekil ve muhteva incelemesinin yapıldığı kısımdır. Üçüncü bölümde destanın motifleri bulunup incelenmiş, epizot incelemesi ve epizot özeti verilmiştir. Dördüncü bölümde ise Cemşid Kıssası hakkında Babalar Sözü adlı kitaptan bilgiler verilmiş ve toplamda 5126 dizeden oluşan destan metni Kiril alfabesinden Latin alfabesine aktarılmış, Latin alfabesinden de Türkiye Türkçesine aktarılmıştır. Anahtar Kelimeler: Cemşid Kıssası, Destan, Hikâyelik Destan, Kazak Destanları
Letâifu'l-İşârât'taki Kur'ân kıssalarının tasavvufi açıdan değerlendirmesi
Tezde; Abdulkerim Kuşeyri'nin mutasavvıf ve müfessir kimliklerini meczederek oluşturduğu, tasavvuf ilmine dair tanımlamaları, sufi hayatına yönelik açıklamaları bünyesinde bulunduran bir tefsir olan Letâifu'l-İşârât eserindeki Kur'ân kıssalarının tasavvufi açıdan değerlendirmeleri yapılmıştır. Kuşeyri'nin, kıssalar üzerinden tasavvufi ıstılahları açıkladığı ve kıssanın empati yaptırma kabiliyeti ile sufilere telkinlerde bulunduğu görülmüştür. Diğer taraftan Kuşeyri'nin, kıssaları yalnızca zahiri yönü ile tefsir etmediği gerekli gördüğü yerlerde batıni açıklamalarda bulunduğu anlaşılmıştır. Böylelikle, İslam'ın ana kaynağından bizzat beslenerek, tasavvufi açıklama, değerlendirme ve yönlendirmeler yapıldığı; Kur'ân'ın büyük bir kısmını oluşturan kıssaları, muhatabı için her yönüyle anlaşılabilir bir formda sunduğu tespitine ulaşılmıştır. Çalışma sürecinde, diğer işari tefsirler ve tasavvuf ıstılahlarına dair eserlere erişilmiş, farklı veya benzer yaklaşımlar belirlenmiş, yapılan derleme ve değerlendirmeler sonunda tez, mevcut halini almıştır. Tezin ilk bölümünde; Kuşeyri'nin hayatı, tahsili, tasavvufla ilişkisi ve eserlerine dair genel bilgiler verilmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde ise Letâif'te, Kur'ân kıssalarını açıklamak için kullanılan tasavvufi terimlerin her biri ayrı ayrı ele alınarak manaları açıklanmış; kıssalarda geçtiği yerler, ayet ve müellifin yorumu esas alınarak sıralanmış ve kıssanın yorumlanma biçimi diğer işari tefsirler ile karşılaştırılıp değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Tasavvufi terimler; tarikat, bilgi yolları, tasavvufi terbiye metotları, haller, makamlar ve diğer kavramlar şeklinde üst başlıklar altında gruplandırılarak ele alınmıştır. Böylece tezin nihai amacı olan kıssaların tasavvufi açıdan değerlendirmesine ulaşmanın kolaylaşması ve kavram önceliğinin sağlanmasına çalışılmıştır.
Din eğitiminde Kur'ân kıssalarının kişiler arası çatışma çözme süreçleri kapsamında incelenmesi
Bu araştırmanın amacı din eğitimi öğretim metotlarından olan Kur'ân kıssalarının, sosyal psikolojinin araştırma konularından olan kişiler arası çatışma çözme süreçleri kapsamında incelenmesidir. Çalışmamız kapsamında Hâbil ile Kâbil, Hz. Nûh, Hz. Hûd, Hz. Sâlih, Hz. İbrâhim, Hz. Yûsf, Hz. Mûsâ, Hz. Dâvûd ve Hz. Süleyman aleyhimüsselamın hayatlarından kesitlerin sunulduğu kıssalara yer verilmiştir. İlgili kıssalar, kişiler arası çatışma çözme süreçlerinden olan çatışma türleri, nedenleri, verilen tepkiler, çatışma çözme yöntemleri, çatışma çözme modelleri ve çatışma çözme becerilerinden oluşan 6 tema kapsamında incelenmiştir. Nitel araştırmanın durum çalışması / örnek olay deseniyle hazırlanan çalışma verileri, dokümanların taranması ile toplanmış olup içerik analizi ile incelenmiştir. Analiz sürecinde de nitel veriler için hazırlanmış olan MAXQDA 2021 programı kullanılmış; Kod İstatistiği, Kod Matrisi, Tek-Vaka Modeli (Kod Hiyerarşisi) ve Benzerlik Matrisi uygulamalarından yararlanılmıştır. Araştırmanın sonucunda, kıssalar içerisinde en çok şirk temelli farklı değerlerin sebebiyet verdiği düşünsel çatışmaların yer aldığı tespit edilmiştir. Kıssalarda hakkı, doğruyu savunan taraflar ilkeli veya yumuşak tepkiler sergilerken, inkârcı kavimlerin sert tepkilere başvurdukları anlaşılmıştır. En çok müzakere yöntemi tercih edildiği, zaman zaman peygamberlere arabuluculuk için başvurulduğu, hakem kararında ise sonuçta Allah'ın hükmünün ön planda tutulduğu anlaşılmıştır. Çatışmaların çözümünde en çok yapıcı çözümlerden işbirliğine başvurulmuş olup yıkıcı çözümlerden de güç kullanma modeli tercih edilmiştir. Bazı modellerde bireyin Allah ile ilişkisinin ortaya çıktığı ve davranışlarını bu yönde düzenlediği tespit edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular çerçevesinde, peygamberlerin sahip oldukları çatışma çözme becerileri hakkında da birtakım bilgilere erişilmiştir. Anahtar Kelimeler: Din Eğitimi, Kur'ân Kıssaları, Sosyal Psikoloji, Kişiler Arası İlişkileri, Çatışma Çözme.
ادب الخطاب في القرآن الكريم "قصة موسى عليه السلام مع فرعون انموذجا
This study dealt with the literature of discourse in the Holy Quran, by studying the story of Moses, peace be upon him, and his dialogue with the Pharaoh of Egypt, who claimed divinity, so God destroyed him and his soldiers drowned in the river. The importance of this study comes from the importance of discourse literature and its types in general, and the Quranic discourse and its characteristics in particular, and from Centrality of the story of Moses and Pharaoh in the Holy Quran. The study followed the analytical descriptive approach in describing the events of the story, purely from the impurities of the Israeli stories. Then analyzing the texts of the dialogue between Moses, peace be upon him, and Pharaoh in the Qur'an, And the Quranic discours Discourse: Strengths and Shortcomings. The most important findings of this study can be mentioned as follows: The story of Moses and Pharaoh, being a common story between the monotheistic religions, is full of false stories and so-called "Israeliyat". And that one of the etiquette of the speech that appeared in the hadith of the
دراسة السَّردية القَصصيَّة في القرآن الكريم دراســة دلالــيَّة [سورة يوسف أنموذجاً]
This thesis aimed to study the story of Joseph PBUH, as narrated by the Holy Qur'an as a narrative text consisting of a group of connected events that represent a raw material for the story, and the narrative structure of the story which based on events, characters and elements such as time and place. The story of Joseph differs from the artistic story in that it is a story that derives its material from reality and historical facts - as all stories of the Qur'an - and that it is a story in a complete surah in the Holy Qur'an, which indicates its importance. The study followed the descriptive analytical approach when analyzing the story into a set of events and elements, which constitute the narrative structure, and indicating how these elements mix in a creative way to influence the hearts of the listeners. The study concluded that this story was based on a main character, the character of the Prophet Joseph whose physical dimension (his physical beauty) played a driving role for the events of the story towards crisis. As for the social and psychological dimension, it appeared in Joseph's relationship with his father, whom he loved very much, and with his jealous and envious brothers, which diverted the course of the story into a great ordeal that the hero of the story experienced. And that the story relied on an exciting dramatic beginning that introduced the recipient to the developments of its events directly. The events began with Joseph's dream, then his brothers ordeal, then an ordeal with the minister's wife who sought to seduce him, then prison ordeal, then innocence and the great kingdom, and ended with the interpretation of his dream, and all this in an intense, accurate narration, an enjoyable theatrical dialogue, and a smooth transition between scenes so that cause and effect are interconnected. The function of events, time and place are integrated until the story is completed, and the study concluded that the divine narration is not surmounted by any narration, but rather that the miracle of the Qur'an includes its narrative miracle.
آيات المقارنة في القرآن الكريمنمادج تطبيقية
This study deals with the verses of comparison in the Holy Qur'an in collection، analysis and study. It is a method: "Things are known by their opposites" through the vivid images presented by the Qur'an of the relationship between two contradictory models، or between two opposing positions، one of which stands in the face of the other. The purpose of the Qur'an in this method is to show through it the authenticity of the positive in exchange for the falsity of the negative، to adhere to the first and leave the second، and the comparison falls within the context of comparative research by presenting a positive human model alongside another negative one، so that the mental comparison takes place to diagnose the value. This study addresses the lack of contemporary studies on this type of classification in the Qur'an، and aims to fill this gap in the Islamic Qur'anic library. The researcher relied on the comparative، analytical inductive approach، which is based on collecting scientific material and extrapolating comparison verses in the Holy Qur'an and studying and analyzing what is related to them in the books of interpretations، the sciences of the Qur'an، linguistic books and other relevant sources، and deducing the benefits and foundations of making these comparisons. the most important findings of this study were as follows: The method of comparison in the Qur'an is primarily educational and can be used in the field of guidance، rehabilitation، personality building، and consideration of ideal life models. Also، the comparisons in the Qur'an came for several purposes، including: clarifying the virtues and disadvantages of actions in the field of education and morals، as well as showing the principle of differentiation between the messengers and the prophets. With wisdom and good advice، and making these stories a means of influence، guidance and education for generations; Because of its lessons and implications. Also، these stories are not works of art in their subject matter and the way they are presented، as is the case with ordinary stories، but rather a Quranic means that guarantees human happiness in both worlds. It also benefits from the necessity for the reader to learn the gradual use of arguments and proofs in confronting the opponent in order to defeat him، verbal improvements، such as inlaying، and moral improvements، such as counterpoint، also appeared in the method of Quranic comparisons which served the rhetorical miracle in these verses. Keywords: Comparative Interpretation، Comparison، Equilibrium، Homophone، Opposites.
دور المرأة في قصة موسى في القران الكريم
It is one of the works that every Muslim should know, see and follow, describing the lives of believing women during the Prophet's revelations, their lifestyles, attitudes and their distinguished roles in this regard. From the birth of Musa (A. S) to the success of his preaching to Islam, women indisputably played a major role in the spread of Islam among the Israelites. For this reason, in this study, the information about women and their influence discussed the effects and roles of Musa (A. S ) in his call to Allah. Some of them, like Asiye bint-i Muzâhim, stood in front of unbelief, oppression and tyranny, and some of them, like the mother and sister of Musa (A. S ), they were tested and suffered many troubles, and some, like the two daughters of Midian who took on jobs that men could not do. All of them relied on perseverance and patience at Allah's command and His victory for a common purpose. The study examines the exemplary personalities of women . It was aimed to greet Musa (A.S ) with peace and to present their support, influence and role in the invitation to Islam. Historical, descriptive and inductive methods were followed in the study. Keywords ; (The Holy Quran, Women's Role, Musa (A. S), Prophet Musa Story).
Kitâb-ı Dâstân-ı İbrâhîm (Metin-inceleme-sözlük)
Anadolu'daki ilk örneklerine XIV. asırdan itibaren rastlanan peygamber kıssaları ve evliya menkıbeleri, ahlâkî kavramların ve İslâmî fikirlerin halk arasında caziplik kazanması için tedvin edilmeye başlanmıştır. Kaynağını Kur'ân-ı Kerîm ile hadîslerden alan peygamber kıssaları başta olmak üzere İslâm dünyasında Bâyezîd-i Bestâmî ve Fudayl b. Iyad gibi birçok evliyanın şahs-ı manevîsi ile içtimaî hayatlarının birer örnek teşkil etmesi nedeniyle haklarında sözlü ve yazılı eserler ortaya konulmuştur. Bu çalışmada, Millî Kütüphane'de 06 Mil Yz A 1981 koduyla yer alan ve yazarı belli olmayan el yazması nüsha temin edilerek, nüsha içerisinde yer alan bir metnin transkripsiyon harflerine aktarımı gerçekleştirilmiş ve dönemin dil özellikleri gözetilerek çevrisi tamamlanmıştır. Öncelikle Hz. Muhammed ile oğlu İbrahim'in hayatı inceleme konusu edilirken İbrahim Kitabı Destanı başlığı altında tespit edilmiş olan diğer tüm kişiler, dinî ve tasavvufî öğeler, ulvî varlıklar ve mekân isimleri de irdelenerek açığa kavuşması sağlanmıştır. Mevzu bahis olan eser, Hz. Peygamber'in oğlu İbrahim'in vefatı hakkında olup özellikle Eski Anadolu Türkçesi ile yazılmıştır ve bu dilin özelliklerini yansıtması açısından önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Hz. İbrahim b. Muhammed, Hz. Muhammed, Eski Anadolu Türkçesi, dinî ve tasavvufî sözcükler, kelime bilgisi, şekil yapısı.
Kur'ân'da geçmiş milletlerin yaşadıkları ibretlik olaylar (Nûh, Âd, Semûd ve Lût kavimleri)
"Kur'ân'da Geçmiş Milletlerin Yaşadıkları İbretlik Olaylar (Nûh, Âd, Semûd ve Lût Kavimleri)" başlığı ile ele aldığımız bu çalışmamızın amacı; Kur'ân'da birçok surede anlatılan Nûh, Âd, Semûd ve Lût kavimlerinin kıssalarından bahseden bu ayetleri tekrar okumak, olaylar üzerinde tefekkür etmek ve bu tarihi olaylardan günümüze dersler çıkarmak ve ibret almaktır. Bu bağlamda giriş, iki ana bölüm ve sonuçtan oluşan çalışmamızın; Birinci bölümünde; Kıssa ve ibret kavramı ele alınarak lügat ve ıstılah manaları detaylı olarak incelenecek ve ibret kelimesinin geçtiği ayetler meşhur tefsirlerden alıntı yapılarak anlatılacaktır. Ayrıca geçmiş kavimlerin helak sebeplerinde bahsedilecektir. İkinci bölümde; Kur'ân'da anlatılan, kendilerine resul veya nebî gönderilen ama onları yalanlayanlayarak inkâr eden kavimlerin başlarına gelen ibretlik olaylar ayet ve hadislerin ışığı altında incelenerek konu hakkında detaylı bilgiler verilecektir. Sonuç bölümünde ise; birinci ve ikinci bölümde detaylı bir şekilde anlatılan konular ışığında geçmiş kavimlerin başına gelen olaylardan çıkarmamız gereken dersler genel bir değerlendirmeyle özetlenecektir.
Tefsîru'l-Menâr örneğinde Kur'ân kıssalarına yeni yaklaşımlar
Bu çalışmada tefsir literatüründe Tefsîru'l-Menâr olarak bilinen Tefsîru'l-Kur'âni'l-Hakîm adlı eserden hareketle Muhammed Abduh (1849-1905) ile Muhammed Reşîd Rızâ'nın (1865-1935) kıssalar hakkında yaptıkları yorumlar incelenerek, bunların yeni ve özgün sayılabilecek olanlarının ortaya konması amaçlanmıştır. Dört bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde müelliflerin hayatları ile eserleri ve Tefsîru'l-Menâr'ın genel özellikleri hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde kıssa ve kıssalara dair konu ve kavramlar ile çağdaş dönemde İslâm dünyasında Kur'ân kıssalarına yönelik yaklaşımlara değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Muhammed Abduh ve M. Reşîd Rızâ'nın Kur'ân'da sözü edilen kıssaları nasıl anlayıp yorumladıkları konusu ele alınmıştır. Bu bölümde müelliflerin bazı kıssalarla ilgili ayetleri tefsir ederlerken ayetleri sembolik, metaforik ve rasyonel bir biçimde ele aldıkları görülmüş, bu yaklaşımlarıyla da klasik İslâm modernizmine özgü apolojik (savunmacı) bir dil ve üslup kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Sözcükler: Tefsîru'l-Menâr, kıssa, çağdaş dönem, Muhammed Abduh, M. Reşîd Rızâ
Âsâr-ı Kemâl'deki Şerh-i Esmâ'-i Evliyâ'nın kıssası (İnceleme - transkripsiyonlu metin)
Bu çalışmada, XIX. yüzyılda yaşamış İsmâil Sâdık Kemâl bin Muhammed Vecîhî Paşa'nın Âsâr-ı Kemâl adlı eserinin üçüncü ve son bölümü olan Şerh-i Esmâ'-i Evliyâ'nın Kıssası incelenmiştir. Eserde; ashâb, evliyâ ve ulemâ hakkında yazılmış manzum menkabeler, na't-ı şerîfler, kasîdeler, kıt'alar ve Arapça yazılmış tahmîs bulunmaktadır. Giriş bölümünde; çalışmamızın konusu, kapsamı, amacı ve yöntemi açıklanmıştır. Birinci bölümde, İsmâil Sâdık Kemâl'in hayatı, eserleri ve edebî kişiliği hakkında bilgi verilmiş; ikinci bölümde, eserin yazım özellikleri, dil ve anlatım özellikleri, nazım şekilleri ve türleri ile birlikte muhtevası incelenmiş, eserde yer alan kerâmet motifleri listelenmiştir. Üçüncü bölümde, çalışmamızın esasını teşkil eden Şerh-i Esmâ'-i Evliyâ'nın Kıssası, transkripsiyonlu metne çevrilmiştir. Sonuç bölümünde ise eser, eserin yazarı, dili ve içeriğine dair genel bilgiler değerlendirilmiştir. Anahtar kelimeler: İsmâil Sâdık Kemâl, Âsâr-ı Kemâl, Şerh-i Esmâ'-i Evliyâ'nın Kıssası, evliyâ kıssaları, menâkıb.
Yemen bölgesiyle ilişkili Kur'ân kıssalarının tarihsel ve kültürel açıdan tahlili
Bu araştırma Yemen bölgesiyle ilgili Kur'ân kıssalarının tarihî ve kültürel tahlilini içermektedir. Araştırmanın amacı, söz konusu Kur'ân kıssalarının tarihî ve kültürel gerçekliğini ortaya koymaktır. Hedefi ise ilgili kıssalardaki müphemlikleri vuzuha kavuşturmaktır. İlgili kıssalar tarih-vâkıa uyumu yöntemiyle değerlendirilmiştir. Araştırma üç bölümden oluşmaktadır. Girişte araştırmanın konusu, kapsamı, amacı, önemi, metodu ve kaynakları hakkında bilgiler sunulmuştur. Araştırmaya dair literatür değerlendirmesine de yer verilmiştir. Birinci bölümde Kur'ân'da kıssa kavramı ve Kur'ân kıssalarına dair tartışmalı meseleler ele alınmıştır. İkinci bölümde İslâm öncesi dönemde Yemen tanıtılmış, Yemen kökenli Âd kavmi, Sebe' Melikesi ve Sebe' halkı kıssaları incelenmiştir. Üçüncü bölümde Yemen'le irtibatlı Lokman, Semûd kavmi, Medyen/Eyke halkı, Ashâbü'l-Uhdûd ve Ashâbü'l-Fil kıssası ele alınmıştır. Araştırmamız neticesinde oryantalistlerin Kur'ân kıssalarının kaynağı meselesine ilmî değil ideolojik yaklaştıkları tespit edilmiştir. Nüzûl dönemi Araplarının araştırmamıza konu olan kıssaları sözlü kültür, ticaret ve göçler vesilesiyle bildikleri sonucuna ulaşılmıştır. Tarihte ikinci bir Âd kavmi olmadığı kanaati hasıl olmuştur. Sebe' Melikesi'nin varlığına dair deliller ağır basmaktadır. Ancak kimliği tespit edilememiştir. Lokman'ın Yemenli Lokman b. Âd olduğu kanaatine varılmıştır. Medyenlilerin ve Eykelilerin aynı kavim oldukları sonucuna ulaşılmıştır. Ashâbü'l-Uhdûd, kâfirlerdir. Söz konusu çukurlar Zûnüvâs ve maiyetindekiler tarafından Necran'da kazdırılmıştır. Ashâbü'l-Uhdûd ve Ashâbü'l-Fil kıssasının teşekkülünde politik ve ekonomik kaygıların ön planda olduğu görülmüştür. Sonuç olarak, araştırmamıza konu olan kıssaların tarihî ve kültürel gerçekliğe sahip olduğu tespit edilmiştir.