
2,511
Archived Theses
14
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Nazmî Dîvânı (inceleme-metin)
NAZMÎ DÎVÂNI (İNCELEME-METİN) XIX. yüzyıl Osmanlı Devleti için askerî, siyasi, ekonomik, hukuki ve eğitim alanlarında ciddi sıkıntıların yaşandığı uzun ve yorucu bir yüzyıldır. Bu dönemde devleti yönetenler tarafından yenilik ve değişim hareketleri ile bu kötü gidişatı durdurabilmek için çeşitli adımlar atılmıştır. Bu yüzyıl, Osmanlı Devleti için yenileşme ve Batılılaşma devri olmuştur. Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı ve Meşrutiyet'in ilanı ile pek çok alanda yaşanan köklü değişikliklerin neticesinde edebiyat alanında da bir eski-yeni çatışması meydana gelmiştir. Klasik Türk edebiyatı 20. yüzyılın başlarına kadar etkisini devam ettirse de Şeyh Galip'ten sonra artık eski ihtişamlı günlerine geri dönememiş ve yerini yavaş yavaş Fransız edebiyatının etkisiyle şekillenen yeni edebiyat anlayışına bırakmıştır. Gelişmeye başlayan bu yeni edebiyat anlayışının yanısıra bu yüzyılda klasik geleneği sürdüren sanatçılar da yetişmeye devam etmiştir. Bu sanatçılardan biri de Nazmî'dir. Biyografik kaynaklarda Nazmî'nin hayatına dair kesin bilgiler bulunmamaktadır. Nazmî Dîvânı'ndan elde edilen bilgilere göre Nazmî, XIX. yüzyılın ikinci yarısında yaşamış ve eser vermiş bir sanatçıdır. Dîvân'daki şiirlerden hareketle onun klasik edebiyatın gerektirdiği bilgi ve becerilere sahip olduğunu söylemek mümkündür. Nazmî Dîvânı gayrı-mürettep bir divan hüviyetinde tertip edilmiştir. Eserin bilinen tek nüshası İzmir Milli Kütüphanesi Yazmalar Bölümü 1559 numarada kayıtlıdır. Eser 227 sayfadan meydana gelmektedir. Eserde farklı nazım şekilleri ve türlerde toplam 320 manzume yer almaktadır. Bu manzumelerin tamamı Türkçedir. Nazmî, şiirlerinde akıcı, sıcak, samimi, duru ve yalın bir dil kullanmaktadır. Şairin hem dinî hem de lâ-dinî şiirlerinde göze çarpan ortak özellik onun canlı, samimi, yalın ve akıcı üslubudur. Şiirlerinde hem aruz hem de hece ölçülerini kullanmıştır. Ayrıca kafiye ve redif gibi ahengi sağlayan unsurlara da özen göstermiştir. Anahtar Kelimeler: XIX. yüzyıl Türk Şiiri, Nazmî, Divan.
Karaçay Malkar Türkçesinde kelime grupları
Kuzey-Batı (Kıpçak) grubu Türk lehçelerinden biri olan Karaçay-Malkar Türkçesi ile ilgili Türkiye'de yapılan çalışmalar incelendiğinde söz dizimi alanında kapsamlı bir çalışma olmadığı görülmüştür. Bu sebeple çalışmada, söz diziminin çalışma sahasına giren kelime gruplarıyla alakalı bir monografi ortaya koymak ve literatüre katkı sağlamak hedeflenmiştir. Karaçay-Malkar Türkçesindeki kelime gruplarının kullanımı, yapısı ve dizimsel özellikleri hakkında bilgi verilerek yeni bir tasnif denemesi yapılmış ve Karaçay-Malkar Türkçesindeki kelime grupları ile Türkiye Türkçesindeki kelime grupları arasındaki farklılıklar ve benzerlikler tespit edilmiştir. Karaçay-Malkar Türkçesinde söz dizimi (sentaks) ile ilgili çalışmalara dil bilgisinin diğer alanlarına kıyasla (fonetik, morfoloji vb.) daha geç bir tarihte başlanmıştır. Karaçay-Malkar Türkçesinde kelime grupları, Sovyet ekolü çerçevesinde şekillenmiş bir yöntem ile incelenmiştir. Kelime gruplarıyla ilgili çalışmalardaki inceleme yöntemleri arasında da bir paralellik bulunmaktadır. Türkiye'de ise kelime grupları ile ilgili çalışma yapan araştırmacılar, birçok konuda fikir birliği sağlayamamıştır. Temel olarak terim, tanım, isimlendirme, tasnif, oluşturulan tasniflerde işlevsel özelliklerin esas alınmaması gibi sorunlar bulunmaktadır. Bu çalışmada kelime grupları, Sovyet ekolü çerçevesinde şekillenmiş yapısal-gramatik (birleşen ögelerin sayısı, temel ögenin sözcük türü, ögeler arası bağlantı yöntemi, söz dizimlik bağlantı tipi) ve işlevsel-semantik plana (söz dizimsel işleve) göre incelenmiştir.
Süheyl ü Nevbahâr'da söz yapımı: Birleştirme
Tezin giriş bölümünde (1. bölüm) çalışmanın konusu, amacı, yöntemi, kapsam ve sınırlılıkları belirlenmiş; çalışmanın asıl malzemesini oluşturan Eski Anadolu Türkçesi (13-15. yy.) metinlerinden Süheyl ü Nevbahâr ve dili hakkında bilgi verilmiştir. Giriş bölümü konunun temel kavramlarından olan söz yapımı ve söz yapımı türleri hakkında genel bilgiler ile konuya ilişkin literatür ile sınırlandırılmıştır. İkinci bölümde çalışmanın teorik kısmına ayrılan söz yapımı türlerinden olan birleştirme yöntemi ayrıntılı olarak ele alınmış; bu konudaki görüşler analitik olarak irdelenmiştir. Son olarak bu bölümde değerlendirilen bilgilerin ışığında asıl bölüm için geliştirilen tasnif ortaya konmuştur. Tezin asıl ve üçüncü bölümünü oluşturan "Süheyl ü Nevbahâr'da Söz Yapımı: Birleştirme" başlığı altında eserdeki tüm beyitler tetkik edilmiş; söz varlığı üyesi olarak birleştirme yöntemiyle türemiş sözcükler belirlenen tasnif doğrultusunda tasvir edilmiş ve örneklendirilmiştir. Ayrıca listelenen birleşik sözcükler eski-yeni Türk dil ve lehçelerindeki benzer örneklerle de karşılaştırılmıştır. Son olarak çalışma esnasında yararlandığımız kaynaklar ve eserin kullanılmasında kolaylık sağlamak amacıyla hazırladığımız dizin ile çalışma sona ermiştir. Dizin özellikle çalışmada işlenen söz varlığı üyelerini toplu olarak görmek açısından da faydalı olmuştur. Bu çalışmada genel olarak Türkçede en işlek türetim aracı olan ekleme dışında birleştirme adı verilen türetim aracının da işlek olarak kullanıldığını göstermek amaçlanmış ve bunun için belirlenen tasnif Süheyl ü Nevbahâr üzerinde uygulanmıştır. Buna göre eserde bu yolla türemiş 1649 söz varlığı üyesi tespit edilmiştir ki bu rakam belirlenen amacın gerçekleştiği anlamına gelmektedir.
Necati Mert'in denemeciliği ve biyografik eserleri üzerine bir inceleme
Bu çalışmanın amacı Necati Mert'in denemelerini ve biyografik eserlerini incelemek, türe ve yazara dair çıkarımlarda bulunmaktır. Necati Mert'in öyküleri üzerine kapsamlı çalışmalar varken, denemeleri ve diğer yazıları hakkında araştırmaların olmadığı görülmektedir. Buradan hareketle Necati Mert'in denemeleri üzerine araştırmanın yapılması hedeflenmektedir. Çalışmanın kapsam ve sınırlılığını yazarın denemeleri, biyografileri ve anıları oluşturmaktadır. Necati Mert'in denemeleri tematik olarak ele alınırken şehir üzerinden kendi hayatını ele aldığı anıları dışarıda bırakılmayarak çalışmaya dahil edilmiştir. Hikâyem Adapazarı ve Memleket Kitabevi yazarın anılarını oluşturur. Nitekim çalışmada Necati Mert'in biyografisi bu anılardan yola çıkılarak oluşturulmuştur. Taşra-merkez çatışması, dil meselesi yazarın üzerinde durduğu temel konulardandır. Dil meselesini Kelepir Sepet ve İki Dil İki Hayat adlı denemelerinde ele almıştır. Yazar için şehir ve yazı aynı şeyi ifade etmektedir. Taşrayı yazmaktan hiçbir zaman vazgeçmeyen Necati Mert, öykü üzerine yazdığı çalışmasıyla Türk edebiyatında önemli yere sahiptir. Türk edebiyatında öykü üzerine kuramsal çalışma çok azdır. Necati Mert'in Öykü Yazmak adlı eseri bu bağlamda kıymetlidir. Öykünün tarihsel gelişimine, öykünün tekniğine, usta öykücülere, genç öykücülere tavsiyelere kadar birçok meseleyi derinlemesine incelemiştir. Necati Mert denemelerinde taşra-merkez karşıtlığını işlemiş, merkezin taşraya bakışını değerlendirmiştir. Merkez taşrayı tahakkümü altına almayı hedeflerken Necati Mert bu noktada eleştirisini yöneltmiştir. Sanatını taşradan merkeze bakarak sürdüren yazar, merkezin tahakkümünde olmayı reddetmiştir. Adapazarı'na Sakarya denilmesini de buna bağlamaktadır. Denemelerini oluştururken mitolojiden, efsanelerden, Çorumlu dedesinden, Adapazarı'nın sokaklarından, caddelerinden ilham almıştır. Necati Mert, Adapazarı özelinde Türkiye değişimini güçlü gözlemciliğiyle ele almış, kurduğu kitabeviyle ülkenin panoramasını çizmiştir. Değişimin ölçülü olmasını önceleyen Mert, toplumda nelerin kaybedildiğine dikkat çekmiştir. Modernizmi eleştirmiştir. Geçmişten ve yerellikten uzak olma, kentleşme, yalnızlık, yok olan değerler, gelenekler, bozulan insan ilişkileri, yozlaşma, modernleşen yaşamda insanın trajedisini taşra bağlamında değerlendirmiştir.
Mecmū'a-i Eş'ār (Milli Kütüphane 06 mil yz a 715) inceleme-metin
MECMÛ'A-İ EŞ'ÂR (MİLLİ KÜTÜPHANE 06 MİL YZ A 715) İNCELEME-METİN Çalışmamıza konu olan eser, Milli Kütüphane'de Yazma Eserler Koleksiyonu'nda kayıtlı olan 06 Mil Yz A 715 numaralı şiir mecmû'asıdır. Çalışma çeşitli şairlerin şiirlerine yer verilerek bir araya getirilmiştir. Milli Kütüphane katolog bilgilerine göre mecmû'a suyolu filigranlı, sırtı kahverengi meşin 198 mm boy ve 130 mm eninde 143 varaktan oluşmaktadır. Mecmû'anın müstensihi hakkında her hangi bir bilgi mevcut değildir. Milli Kütüphane Katalog bilgisinde 1962 yılında Ali Kocak Esen'den satın alındığı kaydı vardır. Çalışmamızda, mecmû'a hakkında genel tanıtım yapıldıktan sonra mecmû'anın transkripsiyonlu metni verilmiştir. Mecmû'a'nın mürettibi belli değildir ve mecmû'ada tertip tarihine dair herhangi bir kayıt yer almamaktadır. Mecmû'a'da XV.-XVI. ve XVII. yüzyıllara ait şairlerin şiirlerinin yer alması mecmû'a'nın tertip tarihinin XVIII. yüzyıldan sonra olduğunu göstermektedir. Ayrıca mecmû'ada şiiri bulunan 17. yüzyıl şairi Fethî'nin ölüm tarihinin 1694-96 yılları arasında olması ve mecmû'ada Mecdî mahlaslı şairin şiirinin 16. yüzyıl şairi Edirneli Mecdî divanında yer almaması bu şiirin 17. yüzyıl Mecdî mahlaslı şaire ait olabileceğini göstermektedir. 17. yüzyıl şairi Mecdî'nin 1716 yılında vefat etmesi mecmû'a'nın tertip tarihinin XVIII. yüzyıldan sonra olduğunu kanıtlamaktadır. Ayrıca çeşitli nazım şekillerinde şiirlerin bulunduğu 143 varaklık mecmû'ada toplamda 810 şiir bulunmaktadır. Ayrıca mecmû'ada neşredilmiş divanı olan 57 şair dîvânı olmayan 103 şair mevcuttur. Mecmû'adaki şiirler şairlerin yayımlanmış divanlarıyla mukayese edilerek okunmuş ve farklılıklar dipnotta gösterilmiştir. Mecmû'ada en fazla şiir Necātì'ye aittir. Şiirler harici tarihi metin ve latife yer almaktadır.
Almanya'ya Göçün Almanya'daki Türk yazarların hikâyelerine yansıması (1961-2001)
Bu çalışmada değişik nedenlerle Almanya'ya göç eden Türk yazarların hikâyelerinde Almanya'ya göçün yansımaları incelenmiştir. 1961 ile 2001 yıllarını kapsayan bu çalışmanın amacı toplumsal bir olgu olan ve edebiyata kaynaklık eden göçün ve onunla ilişkili konuların Almanya'daki Türk yazarların hikâyelerinde bir tema olarak nasıl ele alındığını tespit etmek, bu konuda yapılacak olan çalışmalara katkı sunmaktır. Edebiyat biliminin yöntemleriyle hikâyelere yansıyan göç olgusunu incelerken sosyoloji biliminden de faydalandık. Bu çalışmada göç eden yazarların göç deneyiminin eserlere yansımasını esas alan niteliksel yönteme dayalı muhteva çalışması yapılacaktır. Çalışmada; göçün teorik çerçevesi, Türkiye'den Almanya'ya göçün tarihi, Göçmen Edebiyatı ve Almanya'daki Türk Göçmen Edebiyatı konularında bilgi verilmiştir. Hikâyelerde; göçün nedenleri, Almanya'ya yolculuk, göçün sonuçlarının nasıl ele alındığı incelenmiş, Türklerin ve Almanların birbirileri ile olan ilişkileri, ekonomik nedenlerle Almanya'ya giden Türk işçiler ve göçmenlerle ilgili konular, göç ile ilgili toplumsal temalar hakkında tahlillerde bulunulmuştur. Hikâyeleri incelenen, Almanya'ya göç etmiş Türk yazarların biyografileri verilmiştir.
Masalların dönüşümü: Toplumcu gerçekçi masallar üzerine bir inceleme
Geleneksel halk anlatıları arasında zengkn bkr kültürel mkraslardan bkrk kabul edklen masallar, toplumsal, ahlakk ve kdeolojkk pek çok kşlevk yerkne getkrkrler. Son yıllarda Türkkye'de halk edebiyatı alanında masal türüne olan ilgi belirgin biçimde artmıştır. Ancak bu çalışmaların çoğu, masalları sözlü kültür geleneği bağlamında incelemektedir. Buna karşın yazılı kültür içinde teşekkül eden ve yaygınlaşan edebî masalları knceleyen ve özellikleri hakkında bilgi veren bilimsel çalışmaların yapıldığını söylemek güçtür. Hâlbuki masalların sözlü kültür ve yazılı kültür etkileşimiyle meydana gelen değişim ve dönüşüm süreci, edebî masalların yaratım ve aktarımı bağlamında okunabilir. Yazılı veya edebi masal olarak tanımlanan masalların muhteva, yapı ve işlev bakımından incelenmesi, masal türünün yazılı kültürdeki yerinin belirlenmesi açısından son derece önem arz eder. Bu çalışma, Türk edebiyatında masal türünü ideolojik işlevi bağlamında incelemekte ve özellikle toplumcu gerçekçi edebiyat anlayışının masal formunu nasıl dönüştürdüğünü ortaya koymayı amaçlamaktadır. Elde edilen bulgular, masalın yalnızca geleneksel ve çocuklara yönelik bir anlatı türü olmadığını, aynı zamanda güçlü bir politik araç olarak da kullanıldığını ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, sınıf mücadelesi, emek-sermaye çelişkisi, devlet aygıtları, halkın adalet arayışı ve bilkiçlenmesi gibi temel toplumcu gerçekçi meselelerin, masalın alegorik yapısı içinde nasıl temsil edildiği incelenmiştir. Çalışmada, nitel çözümleme yöntemiyle, seçili toplumcu gerçekçi yazarların (Sabahattin Ali, Aziz Nesin, Yaşar Kemal, vb.) masal kitapları analiz edilmkştir. Metinlerde kullanılan metaforlar, karakter tipolojileri, çatışma biçimlerki ve türün ideolojik dönüşümü değerlendirklmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, geleneksel masal kalıplarının, modern ve politik içeriklerle nasıl yeniden kurgulandığını göstermeyi hedeflemektedir.
Metinlerarasılık kuramı bağlamında Enver Behnan Şapolyo'nun dede korkut anlatıları
Folklor ve edebiyat ilişkisinin tezahürlerinden biri de geleneksel halk anlatılarının yeniden yazımlarıdır. Kültürel hafıza mekânı olarak milletlerin kimlik değerlerini bünyesinde barındıran bu tür anlatılar, modern dönemde de muhtelif işlevler üstlenmişlerdir. Özellikle modern insanın kimliğinin ve düşünce dünyasının şekillenmesinde geleneksel anlatıların değerler dünyası temel alınmıştır. Modern edebiyatın muhtelif form ve kalıplarıyla yeniden üretilen geleneksel anlatıları güncelleyen yazarlardan biri de Enver Behnan Şapolyo'dur. Türk tarihi ve kültürüne ilişkin birçok eser kaleme alan Şapolyo'nun daha çok popüler edebiyat niteliğinde değerlendirilen edebî verimleri de bulunmaktadır. Cumhuriyet döneminde yetişen dikkate değer popüler tarihî romancılar arasında sayılan Şapolyo'nun edebî kaynakları arasında Türk halk anlatıları da yer alır. Oğuz Kağan, Ergenekon, Bozkurt, Dede Korkut gibi geleneksel anlatıları pek çok kez yeniden yazım işlemine tabi tutan yazar, böylelikle folklor ve kurmacanın iç içe geçtiği metinler üretmiştir. Bu çalışmada, Enver Behnan Şapolyo'nun kaleme aldığı Dede Korkut anlatıları incelenmektedir. Şapolyo, muhtelif tarihlerde Dede Korkut anlatılarını genellikle kısa hikâye formunda yeniden yazmıştır. Bu anlatılar, yazarın edebî ve ideolojik görüşlerinin esasında biçimlenmiş, kendi tercih ve müdahaleleriyle hem içerik hem de biçim bakımından yeni metinlere dönüşmüştür. Yazarın yeniden yazdığı metinlerde geleneksel anlatıların kurgusal değişikliklerinden başka anlam ve değerler dünyası açısından da dönüşümler meydana gelmiştir. Bu bağlamda Dede Korkut anlatıları ile yazarın kurmaca anlatıları arasındaki dönüşümünün tespit edilmesi, çalışmanın temel amaçları arasındadır. Şapolyo tarafından kaleme alınan Dede Korkut anlatılarının tahlilinde, metinlerarasılık kuramı doğrultusunda bir yöntem benimsenmiştir.
Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli adlı eserindeki cümlelerin yapı bakımından incelenmesi
Dil, insanlar arasında iletişim ve bildirişimi sağlamak üzere kullanılan en temel araçtır. İnsanın yaratılışından bu zamana kadar varlığını sürdüren dil, kavramları karşılayan ve iletişim kurmayı sağlayan en mühim iletişim aracıdır. Daima gelişim ve devinim hâlinde olan, kendine has birtakım kaideler doğrultusunda ilerleyen dil, insana evreni kavrama ve kavradıklarını aktarma olanağı sağlar. Toplumların geçmişten günümüze ulaşan değerlerini ve tecrübelerini içeren söz varlıkları ise dilin ana unsurlarındandır. Zira dil, duygu ve düşüncenin adeta kabıdır. Bir milletin duyuşu, düşünüşü, hissiyâtı, sahip olduğu manevî hazinesi; dil kabına veya kalıbına dökülür ve bu kalıp ile nesilden nesle aktarılır. Dil kültürün muhafazası ve nesiller arasında aktarımını sağlayan en temel araç olmanın yanında, kültür unsurlarının oluşmasını sağlayan en temel araçtır. Toplumların kimliğini teşkil eden sözlü kültür unsurları, dil sayesinde inşa edilir. Milletlerin, toplumların hayatında bu denli büyük bir öneme sahip olan dilin muhafaza edilmesini ve gelecek nesillere sağlıklı bir biçimde aktarılmasını sağlayan iki temel araçtan biri sözlükler, diğeri ise dil bilgisi çalışmalarıdır. Dilin doğru ve etkili bir biçimde, işlevine uygun olarak kullanılması ve bu şekilde gelecek nesillere aktarılması, dil üzerine ve dil ile oluşturulan yazılı kaynaklar üzerine yapılan detaylı incelemeler ile mümkün olur. Dil bilgisi çalışmalarında ve dil öğretiminde önemli bir yere sahip olan söz dizimi, sağlıklı sentaktik yapıların kurulmasında önemli bir rol oynar. Bu nedenle bu çalışma, Cumhuriyet Dönemi'nde kaleme alınmış bir edebî eserin cümle yapıları bakımından incelenmesine tahsis olunmuştur. Bu çalışmanın amacı; Yusuf Atılgan'ın ikinci romanı olan ve ilk baskısı 1973 yılında yapılan Anayurt Oteli adlı eserdeki cümlelerin yapı bakımından incelenmesidir. Romanlarında iç gözlem tekniğini kullanarak bireyin ruh halini son derece başarılı bir şekilde okuyucusuna ulaştıran Yusuf Atılgan, eserlerindeki içerik bakımından olduğu gibi orijinal üslubuyla da edebîyatımızda müstesna bir yere sahiptir. Bu çalışma kapsamında Yusuf Atılgan'ın Anayurt Oteli romanında yer alan bütün cümlelerin ögeleri tespit edilecek, bağımlılık-bağımsızlık ilişkisi dikkate alınarak cümleler yapıları bakımından sınıflandırılacak ve cümlelerin kullanılış biçimleri incelenecek, elde edilen veriler istatistiksel olarak ele alınacak ve bu yöntemle yazarın üslubu ve dil kullanımı hakkında değerlendirmeler ortaya koyulacaktır. Yapılan literatür taraması sonucunda, adı geçen eser üzerine daha önce söz dizimsel bir inceleme yapılmadığı tespit edilmiştir. Bundan dolayı, bu eserin söz dizimsel açıdan analiz edilmesi, genel anlamda dil bilimi alanında yapılan çalışmalara ve özelde sentaks kapsamında yapılan çalışmalara katkı sağlayacaktır.
Muhammed b. Hüseyin'in Nefehâtü'l-Üns min Hadarâti'l-Kuds tercümesi (İnceleme-metin)
İran'da yetişmiş büyük sûfî ve şair Molla Abdurrahman Câmî (öl. 898/1492), tasavvufî derinliği ve zarif üslubuyla Türk edebiyatını da etkilemiştir. Câmî, şiirin hemen her türünde kaleme aldığı eserlerinin yanı sıra mensur yazılarıyla da hem İran hem Osmanlı entelektüel çevrelerinde derin izler bırakmıştır. Câmî'nin eserleri arasında yer alan Nefehâtü'l-Üns min Hadarâti'l-Kuds adlı sûfî tabakât kitabı ise İslam dünyasında büyük yankı uyandırmış ve önemli bir değer kazanmıştır. Bu çalışma, Molla Abdurrahman Câmî'nin Nefehâtü'l-Üns min Hadarâti'l-Kuds adlı Farsça olarak yazılmış olan tasavvuf tabakât eserinin XVII. yüzyıl Osmanlı sahasında Muhammed b. Hüseyin tarafından yapılan tercümesini konu almaktadır. Bu tercüme Anadolu sahasında Lâmiî Çelebi (öl. 938/1532)'nin tercümesinden sonra kaleme alınan ikinci Türkçe tercümedir. Söz konusu tercüme, klasik tercüme anlayışı çerçevesinde hazırlanmış olup mütercimi tarafından ayrıca bir isimlendirmeye tabi tutulmamış ve doğrudan Terceme-i Nefehâtü'l-Üns min Hadarâti'l-Kuds olarak anılmıştır. Çalışma; giriş, üç ana bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Girişte, Molla Câmî'nin Nefehâtü'l-Üns adlı kaynak eseri, eserin telif süreci, menşei, üzerine yazılan haşiyeler, farklı dillere yapılan tercümeleri ve özellikle Türkçe çevirileri üzerine yapılan çalışmalar ele alınmıştır. Birinci bölümde, mütercim Muhammed b. Hüseyin'in hayatı, bilinen eserleri ve Nefehâtü'l-Üns Tercümesi'ni yazma amacıyla ilgili bilgilere yer verilmiştir. İkinci bölüm ise Nefehâtü'l-Üns Tercümesi'nin incelenmesine ayrılmıştır. Bu bölümde tercüme eser, öncelikle içerik yönünden değerlendirilmiş ardından eserin diğer tercümelerle mukayesesi yapılmıştır. Ayrıca eser, üslup, söz varlığı, secili anlatım ve manzum parçalar gibi çeşitli yönlerden ayrıntılı olarak incelenmiştir. Üçüncü bölüm tercüme eserin çeviri yazılı metnine ayrılmış olup öncesinde bu metnin hazırlanmasında izlenen yöntem açıklanmış ve metinden notlar ilave edilmiştir. Bunun yanı sıra metne yardımcı olması amacıyla tercüme metinde geçen, seçme kelimelerden oluşan bir sözlük bölümü eklenmiştir. Çalışmanın sonuç kısmında ise elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve Muhammed b. Hüseyin'in tercüme eserinin Türk edebiyatı ve tercüme geleneği içerisindeki yeri ortaya koyulmaya çalışılmıştır.ulacaktır
Türkiye Türkçesindeki fiillerin özne sınırlılıkları
Bu çalışma esas olarak Türkiye Türkçesindeki basit fiillerin özne sınırlılıkları ile ilgili ayrıntılı çalışma sunmaktadır. Söz konusu basit fiillerin özne sınırlılıkları belirlenerek elde edilen veriler derlem aracılığıyla test edilmiştir. Bu bağlamda çalışma iki bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Birinci bölümde alanyazında özne tanımları ve tasnifleri, fiil tanımları ve tasnifleri (özellikle kılınış temelli yaklaşımlar) olmak üzere sınırlar belirlenmiştir. Bu aşamada fiillerin kılınış özellikleri (eylemin gerçekleşme biçimi ve süreciyle ilgili, fiilin anlamsal yapısına bağlı sözdizimsel-anlamsal yapılar) ayrıntılı biçimde ele alınmıştır. Böylelikle alanyazın temelinde fiillerin özne sınırlılıklarına ilişkin kuramsal bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde TDK Güncel Türkçe Sözlük taranarak basit fiiller tespit edilmiştir, bu fiillerden çatı (edilgen, ettirgen, işteş ve dönüşlü) biçimbirimli olanlar ayrıştırılmıştır ve fiillerin tanımlarından hareketle özne sınırlılıkları belirlenmiştir. Bu işlemi yaparken teorik bölümde oluşturulan özne sınırlılıkları şablonundan yararlanılmıştır. İncelenen fiilleri seçmek üzere Türkçenin Kelime Sıklığı Sözlük'üne başvurulmuştur. Sözlükte ilk üç binde yer alan fiillerin örnek cümleleri ise test edilmek üzere Türkçe Ulusal Derlem (TUD)'den alınmıştır. İncelenen fiillerin öncelikle TDK Güncel Türkçe Sözlük'teki anlamına yer verilmiştir. Daha sonra derlem üzerinde sorgulanan örnek cümleler, özne kategorilerine göre ayrıştırılmıştır. İlgili fiilin tahlil bölümünde ele alınan örnek cümleler, sözlükteki anlamlarına ilişkin özne kategorilerine göre fişlenmiş olup tablo üzerinde oranlarına yer verilmiştir.
Hoca-zâde Muhammed Râsim Hikmet'in Hâb-nâme'si (1b-168a) inceleme-metin-dizin
Çalışmamızın konusu; on dokuzuncu yüzyılda yaşamış, döneminde kadılık ve hakimlik yapmış; şâir, müellif ve müstensih kimliğiyle ön plana çıkmış Hoca-zâde Muhammed Râsim Hikmet'in "Hâb-nâme" adlı eseridir. Hâb-nâmelerin klasik edebiyat içerisindeki varlığı, Türk kültür ve edebiyatının zengin birikimini ortaya koyması bakımından önemli bir yere sahip olduğunu gösterir. Türk edebiyatında rüyayı işleyen eserlerin ortak adı olarak kullanılanılan "Hâb-nâme"lerin divan şiirinde hem manzum hem de mensur örnekleri mevcuttur. Bu çalışmanın "Giriş" bölümünde Hâb-nâme'nin tanımı, tarihsel süreçteki yeri ve Divan edebiyatında yazılmış Hâb-nâme örnekleri üzerinde durulmuştur. Birinci bölümde müellifin hayatı ve edebî şahsiyeti incelenmiş; akabinde eser, üslup, muhteva ve şekil bakımından tetkik edilmiştir. Eserin sebeb-i telifi, nüsha ve fiziksel özellikleri, dil hususiyetleri, muhteva tahlili, müellifin eseri telif ederken yararlandığı ve atıf yaptığı kaynaklar, eserde kullanılan diğer ilimler bu bölümün konularını oluşturmuştur. İkinci bölümde metnin transkripsiyon alfabesinden yararlanarak latinize çevirisi yapılmıştır. "Metnin Traskripsiyonu Gerçekleştirilirken Takip Edilen Esaslar" başığı altında izlediğimiz yöntem ve açıklamalar bu bölümde belirtilmiştir. Metnin latinize edilmesi sonrası "Sonuç", "Kaynakça" ve "Dizin"e yer verilmiştir.
Edebi hatıraları çerçevesinde M. Ertuğrul Düzdağ'ın hayatı-sanatı-eserleri
Bu çalışmada M. Ertuğrul Düzdağ'ın hayatı, sanatı ve eserleri ortaya konulmuştur. Çalışmamızın amacı M. Ertuğrul Düzdağ'ın hayatından, hatıracı kimliğinden ve eserlerinden hareketle sanat anlayışını ve sanatçı kimliğini belirtmektir. Çalışma, üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde M. Ertuğrul Düzdağ'ın hayatına yer verilmiştir. İkinci bölümde sanat anlayışına dair tespitlere ve üçüncü bölümde ise eserlerinin üzerine geniş biçimde yapılan değerlendirmelere yer verilmiştir. Sonuç kısmında da bölümlerin genel değerlendirilmesi yapılmıştır. Çalışmanın sonunda ise M. Ertuğrul Düzdağ'ın "İstiklal Marşı ve Çanakkale Şehitleri" şiirleri üzerine yaptığı şiir açıklamasına ve "Hicretnâme" adlı manzum esere yaptığı açıklamaya yer verilmiştir.
Kadızâde Mehmed Efendi Mebhas-ı İmân (Dil incelemesi-tenkitli metin-dizin)
Bu çalışma, XVII. yüzyılda yazılmış olan, Kadızâde Mehmed Efendi'ye ait Mebhas-ı Îmân adlı eser üzerinedir. Eser; giriş, Kadızâde Mehmed Efendi'nin hayatı ve eserleri, dil incelemesi, tenkitli metin ve gramatikal dizin bölümlerinden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Kadızâdeliler Hareketi hakkında kısa bilgiler verilmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde Kadızâde Mehmed Efendi'nin hayatı, eserleri; Mebhas-ı Îmân'ın muhtevası, nüshaları, yazılış tarihi ve dili hakkında bilgiler yer alır. İkinci bölüm dil incelemesi bölümüdür. Dil incelemesi; imlâ, ses ve şekil bilgisi olmak üzere üç başlık altında yapılmıştır. Bu bölümlerde, eserin imlâ, ses ve şekil bilgisi özellikleri Eski Türkçe, Eski Anadolu Türkçesi ve Türkiye Türkçesi dönemi özellikleriyle kıyaslanarak verilmiştir. Üçüncü bölüm olan tenkitli metin bölümünde, Mebhas-ı Îmân'ın müellif nüshasına ulaşılamamasından dolayı, tespit edilen nüshalar içinde yazarın yaşadığı döneme en yakın tarihli olan, Hicri 1064 tarihinde istinsah edildiği kayda geçen ve Ankara Milli Kütüphane'de 06 Mil Yz A 2217 arşiv numarasıyla kayıt altına alınan nüsha, A nüshası olarak isimlendirilmiş ve çalışmanın dil incelemesi ile dizin bölümleri bu nüsha dikkate alınarak hazırlanmıştır. Bu nüshanın yanında yine Ankara Milli Kütüphane'de 06 Mil Yz A 2222 arşiv numaralı nüsha B nüshası ve 06 Mil Yz A 1586 arşiv numaralı nüsha ise C nüshası olarak isimlendirilerek tenkitli metne eklenmiştir. Çalışmanın son bölümü olan dizin bölümünde, eserde geçen bütün sözcükler madde başı olarak köken ve anlamlarıyla beraber verilmiştir. Bu bölümde madde başı olarak verilen sözcüklerin anlamları, sözlüklerdeki ilk anlamları şeklinde değil, metindeki bağlamları dikkate alınarak verilmiştir.
Türkçe organ adlarının yönelim metaforları açısından incelenmesi
Metaforlar, zihin ve dil bağlamında düşüncenin dile yansımış doğal şekilleridir. Bilişsel süreçlerin doğal bir oluşumu olarak ortaya çıkan metaforlar ister bilinçli ister farkında olmadan kullanımıyla dilsel ifadelerde çoğu zaman merkezi konumdadır. Klasik/geleneksel teorinin benimsediği şekliyle metaforlar, ifadede estetik ve retorik terennümlerle bilinçli ve istekli bir kullanımdır. Modern teori ise metaforu, bilişsel süreçlerle kavramlaştırılan hayat ve içindeki durumların dilsel ifadelerdeki tezahürü olarak görmektedir. Klasik teorinin beyanı, düşüncelerin meteforlar olmadan da tam olarak ifade edilebileceği yönündeyken, modern teori metaforlar olmadan düşünce ve tecrübe boyutlarının dilde tam olarak yerini bulamayacağını yönündedir. Bu açıdan metaforlar dilsel bir gerekliliktir. Modern teori bu gerekliliği, dilin göstergelerden meydana gelen yapısıyla beraber metaforların da geniş ölçüde bu yapının içinde yer alması şeklinde açıklamaktadır. Eldeki çalışmayla modern verilerle yeniden yorumlanan metaforun dil ve biliş ekseni, geleneksel anlayışla beraber gösterilecek Türkçeye yansımalarının nasıl olduğu yine aynı bağlamdan irdelenecektir. Modern teoriler çerçevesinde Türkçedeki organ adları yeni bir bakış açısıyla işlenecek, yönelim metaforlarıyla olan bağı ortaya konulmaya çalışılacaktır. Genel anlamda metaforik anlamların sistematiği üzerinde durulup ve bunun dile yansımaları örneklendirilecektir. Metaforiksel kategoriler hakkında bilgi verilip yönelim metaforları ile bedensel tecrübe boyutunun Türkçe ve diğer dillerde ortaya çıkan organ adlarıyla olan bağı ortaya konulmaya çalışılacaktır. Çalışmamızın iskeletinde bilişsel dilbilimin görüşlerinden faydalanılacak ve bu görüşlerin dile yansımaları irdelenecek. Metinlerden tanıklayacağımız örnekleri vermek suretiyle Türkçedeki organ adları diyakronik-semantik incelemeyle sunulup böylece dilsel işletim sistemi ve farklı semantik oluşumlar ortaya konulacaktır. Anahtar Sözcükler: Metafor, Bilişsel Dilbilim, Türkçe Organ Adları, Yönelim Metaforları
Süleymaniye Kütüphanesinde bir İlâhîler Mecmûası (İnceleme-metin)
Bu çalışma, Süleymaniye Yazma Eser Kütüphanesi Nuri Arlasez Kataloğuna kayıtlı 2395/00018 numaralı ilâhîler mecmûasının incelemesi ve transkripsiyonundan oluşmaktadır. Bu çalışma, şiirleri yer alan şairlerin dîvânlarına ve mecmûada geçen Kur'an ayetlerine müracaat edilerek hazırlanmıştır. Çalışmanın amacı, el yazması olan İlâhîler Mecmûası metnini transkribe ve incelemesi yapılarak ilim dünyasına kazandırmaktır. Söz konusu mecmûanın önce şekil bakımından kısa bir tanıtımı yapılmış, daha sonra nüshada yer alan şiirler transkribe edilmiştir. Mahlas beyti bulunan şiirlerin kime ait olduğu tespit edilmiş, nüshada yer alan şiirlerde kullanılan ölçü hakkında bilgi verilmiştir. Bu çalışma giriş bölümü dışında iki bölüm ile sonuç, kaynakça ve tıpkıbasımdan oluşmaktadır. Giriş bölümünde, mecmûalar hakkında kapsamlı bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde, üzerinde çalışma yapılan mecmûanın müellifi, muhtevası, şekilsel özellikleri, dil-üslup, imlâ bakımından incelemesi ve mecmûada yer alan şairler başlıklarına yer verilmiştir. İkinci bölümde, metnin kurulmasında göz önünde bulundurulan hususlara, transkripsiyon alfabesine ve metne yer verilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda elde edilen bulgular sonuç bölümüne yazılmıştır. Çalışmanın son kısmında ise tez hazırlanırken yararlanılan kaynakların künyelerine ve metnin tıpkıbasıma yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Mecmûa, ilâhîler mecmûası, transkripsiyon, ölçü, şiir
Hoca-Zâde Muhammed Râsim Şerh-i Müntehabât-ı Mesnevî (İnceleme-metin-dizin)
Bu çalışmada, Hoca-zâde Muhammed Râsim Hikmet tarafından Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'ye ait Mesnevî'den seçilmiş beyitlere yapılmış şerh çalışması olan Şerh-i Müntehabât-ı Mesnevî adlı eser incelenmiştir. Çalışmanın amacı, Dînî-Tasavvufî Türk Edebiyatı alanında yapılan çalışmalara kaynaklık edecek bir metin ortaya koymak ve eseri bilim dünyasının istifâdesine sunmaktır. Mesnevî üzerine yapılmış olan diğer şerhler, tasavvuf ile ilgili temel kaynaklar ve son dönemde alan ile ilgili yapılan akademik çalışmalardan hareketle Şerh-i Müntehabât-ı Mesnevî üzerine yapılan bu çalışmada; ilk olarak şârih Hoca-zâde Muhammed Râsim Hikmet'in hayatı ve eserleri hakkında bilgi verilmiştir. Ardından şerh metni üzerinde çalışılmış ve metnin kaynakları, şerh metodu ve şârih ile ilgili çıkarımlarda bulunulmuştur. Takip eden bölümde şerh metni çeviri yazıya aktarılmıştır. Sonuç bölümünde ise Şerh-i Müntehabât-ı Mesnevî'nin diğer şerhler içindeki yeri, onlarla etkileşimi ve alana katkısı tartışılmıştır. Son olarak bu çalışma esnasında yararlanılan kaynaklara ve dizine yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: Şerh, Hoca-zâde Muhammed Râsim Hikmet, Şerh-i Müntehabât-ı Mesnevî, Tasavvuf
Yusuf Atılgan'ın Aylak Adam ile Canistan adlı romanlarının söz varlığı karşılaştırması
Çalışmada Yusuf Atılgan'ın ilk ve son romanının söz varlığı incelenip iki roman arasında karşılaştırma yapabilmek, güncel söz varlığı teknikleri kullanılarak Yusuf Atılgan'ın akademik hayatı ve romancı kişiliği dikkate alınarak Yusuf Atılgan'ın yazı dilinde ne gibi değişiklikler olduğu tespit edilmek hedeflenmiştir. Giriş kısmında yazarın hayatı ve eserleri ile ilgili kısa bir bilgi verilmiş, ana konu olan söz varlığının tanımından bahsedilmiştir. Tezin ikinci kısmında, eserlerin söz varlığını oluşturan yabancı sözcükler, deyimler, atasözleri, kalıp sözler, ikilemeler, fiiller ve isimler hakkında bilgiler verilmiştir. Son kısımda ise, belirtilen söz varlığı unsurları çerçevesinde yazarın ilk ve son romanı incelenerek iki eser arasındaki söz varlığı karşılaştırılması yapılmıştır. Çalışmada tespit edilen söz varlığı ögeleri grafiklerle desteklenmiş ve somutlaştırılmıştır. Canistan'ın, Yusuf Atılgan'ın son ve "sonu getirilememiş bir romanı" olması, konusunun belli bir geleneksel kültür çevresinde geçmiş olmasından dolayı, kalıp sözler bakımından Aylak Adam romanından daha zengin olduğu görülmüştür. Çünkü Aylak Adam, yayımlandığı yıllarda bu romanın konusunun işlenmemiş olmasından, anlatımının özgünlüğünden ve aynı zamanda Atılgan'ın romanın baş karakteri C.'nin iç dünyasına eğilişinin izine rastlanılamayacak kadar iyi olmasından dolayı konusu bakımından olduğu kadar söz varlığı bakımından da Canistan'dan daha baskın olacağı kanaati hasıl olmuştur. Fakat sonuçta Aylak Adam romanından hacim olarak da oldukça kısa olmasına rağmen Canistan'ın bazı yönleriyle Aylak Adam'dan daha zengin söz varlığı birikimine sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Kâmuran Şipal'in romanlarında ve hikâyelerinde tradisyonalist yapılanma
Bu çalışmada Kâmuran Şipal'in romanlarında ve hikâyelerinde tespit edilen geleneksel unsurların Tradisyonal Yapılanma çatısı altında incelenmesi gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda gelenekselciliğin normları ve temaları çeşitli başlıklar halinde kategorize edilip bu normların ve temaların tanımlanması ve bilgilendirilmesi yapılmıştır. Modernist anlatı geleneğine sahip bir sanatçı olan Kâmuran Şipal'in eserlerinde geleneksele ait unsurların varlığı irdelenmiştir. Kendi gelenek, görenek ve kültürel değerlerinden kopmuş bir sanatçı olamayacağı düşüncesinden hareketle gelenek-modernizm ilişkisi ele alınmıştır.
Muallim Nâcî'nin "Esâmî" adlı eserinde Türk asıllı ve Türkçe eser veren şahsiyetler (Metin-inceleme-sözlük dizini)
Muallim Nâcî, edebiyat sahasında geniş bir yelpâzede eserler veren gerek edebî çalışmaları gerek yüksek perdede gerçekleşen edebî münâkaşaları ile devrinde güçlü bir figür olarak dikkatleri üzerine çekmeyi başarmış bir şahsiyettir. Çalışmamıza esâs olan Esâmî, Muallim Nâcî'nin 1308/1891 yıllarında kaleme aldığı biyografik eseridir. Eserde İslâm coğrafyasında bir şekilde ün kazanmış erkek ve kadınların hayatlarına alfabetik olarak yer verilmiştir. ''İsimler'' anlamına gelen Esâmî'de, İslâm coğrafyasında yaşamış ve kendi dönemlerinde ün kazanmış âlim, şair, devlet adamı vb. 850 şahsiyetin hayatına, edebî kişiliğine ve eserlerine kısaca yer verilmiştir. Çalışmamızın ana kaynağını oluşturan Esâmî üzerinde yaptığımız literatür taramasında eserle ilgili daha önce kapsamlı bir çalışmanın yapılmadığı, eserin Latin harflerine dahi aktarılmadığını gördük ve bu metin üzerinde çalışmaya karar verdik. Ancak metin oldukça hacimli olduğundan tez çalışmamıza bir sınırlama getirdik. Muallim Nâcî, kendi döneminde İslâm dünyası tarafından bilinen ve tanınan, eski yeni pek çok kişiye bu eserinde yer vermeye çalışmıştır. Biz, eserde yer alan Türk asıllı şahsiyetler ve aslen Türk olmadığı halde Türkçe yazmış kişileri seçerek bu şekilde yeni bir metin oluşturduk. Yine yaptığımız literatür çalışmalarında 2018 yılında İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi öğrencisi Hayrunnisa Aslan tarafından ''Muallim Nâcî ve Esâmî' isimli kısmi bir lisans bitirme tez çalışması yapıldığını gördük. Bu çalışmada sadece Esâmî'de yer alan kadın şahsiyetler üzerinde durulmuştur. Biz de bundan hareketle dil ve edebiyat alanına uygun olacağı düşüncesiyle yukarıda da belirtildiği gibi Türk asıllı şahsiyetler ve aslen Türk olmadığı halde Türkçe yazmış kişileri seçip üzerinde çalıştık. Tez metni, TDK'nın güncel Yazım Kılavuzu ile Beykent Üniversitesi 2021 Lisansüstü Tez ve Proje Yazım Kılavuzu esâslarına göre hazırlandı. Tezin kaynakça kısmı ve kısaltmalar dizini de bu çerçevede oluşturuldu. Çalışma; müellifin hayatı ve eserleri, inceleme, transkripsiyonlu (çeviri yazı) metin ve sözlük dizini olmak üzere dört konudan oluşmaktadır. Tezin ekler kısmında, eserin üzerinde çalıştığımız bölümlerinin tıpkıbasımı yer almaktadır.
Hikmet Şevki'nin Pembe Yuva romanının incelenmesi
Hikmet Şevki'nin Pembe Yuva romanı, Resimli Gazete'de 7 Nisan-10 Teşrinisani (Kasım) 1928 tarihleri arasında otuz iki tefrika halinde yayımlanmıştır. Pembe Yuva romanı kitap halinde ilk kez 2022 yılında Koç Üniversitesi Yayınları tarafından yayımlanır. Pembe Yuva'nın tespit edilmesinde temel kaynak TÜBİTAK tarafından desteklenen "Türk Edebiyatında Tefrika Roman Tarihi" projesidir. Bu çalışmada Pembe Yuva romanı tematik bakımdan incelenmiştir. Çalışmanın amacı, daha önce üzerine çalışılmamış olan Pembe Yuva romanının Türk roman tarihindeki yerini tespit etmek ve Cumhuriyet döneminin fazla bilinmeyen edebi şahsiyetini Türk edebiyatına kazandırmaktır. Roman türü, roman unsurları ile ilgili kuramsal bilgiler ve 1928 yılına kadar Türk roman tarihi ile ilgili bilgiler bu çalışmanın kaynakları arasındadır. Çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Hikmet Şevki'nin hayatı ve edebi faaliyetleri yer almaktadır. İkinci bölümde Pembe Yuva romanı aile, aşk, yalnızlık ve sır temaları esas alınarak tahlil edilmiştir. Bu tezin Hikmet Şevki hakkında yapılacak yeni çalışmalara kaynak olması hedeflenmiştir.
Trabzon masallarında mitolojik unsurlar
Türk halk anlatıları içerisinde yer alan masallar, barındırdıkları mitolojik unsurlarla kültürel bir aktarım aracıdır. "Trabzon Masallarında Mitolojik Unsurlar" başlıklı tez çalışması, Trabzon ilinde derlenmiş ve basılı hale getirilmiş masalların Türk mitolojisi bağlamında incelenmesi amacıyla hazırlanmıştır. Masal ve mitolojinin birbirini besleyen bağı düşünülerek bölgede anlatılan masalların mitolojik unsurları tespit edilmiştir. Çalışmanın başlangıcında Trabzon bölgesinin kısa tarihi ve bölgede yaygın olan edebî türler verilmiş ardından masal türü hakkında bilgi verilerek masal ve mitoloji ilişkisi aktarılmıştır. Çalışmanın en önemli bölümü olan Trabzon masalları, içinde mitolojik unsurlar barındıran masallar olacak şekilde elenmiş ve toplamda yirmi sekiz masal tez çalışmasına alınmıştır. Tez çalışmasına konu olan masallar mitolojik bağlamda ele alınırken "Devler, Don değiştirme, Elma, Mağara, Sayılar, Renkler, Ağaç, Yer-Su kültü, Eşyalar, Hayvanlar" ana başlıkları ile açıklanarak yorumlanmıştır. Araştırmaya konu olan masallar motif bağlamında ele alınırken Türkiye'de farklı şehirlerde anlatılan masalları konu alan tez çalışmaları incelenmiş ve birçok masalın benzerlik gösterdiği tespit edilmiştir. Literatür tarama, arşiv inceleme, bilimsel veri toplama, analiz ve yorumlama yöntemleri kullanılarak hazırlanan tez çalışmasında kitap, makale, dergi, yayımlanmış tez çalışmaları ve internet gibi kaynaklar vasıtasıyla elde edilen bilgiler bir araya getirilmiştir. Araştırmanın sonucunda Trabzon masallarının, Türk mitolojisi açısından zengin unsurlar barındırdığı ortaya konmuştur.
Kutadgu Bilig'de zaman
Kutadgu Bilig, Yusuf Has Hacib tarafından Karahanlı Dönemi'nde yazılmış ve toplam 6645 beyitten oluşan bir eserdir. Türk kültür tarihinin ilk siyasetnamesi ve ilk mesnevisi olan Kutadgu Bilig, Türk düşünce sistemini aktarması açısından Türk kültür tarihinin en önemli mirasları arasındadır. Eserde; hukuk, adalet, devlet yönetimi ile ilgili kıymetli bilgiler yer almaktadır. Kutadgu Bilig ile ilgili günümüze değin birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmanın amacı, Kutadgu Bilig'deki zaman kavramlarını tespit etmek, bunları köken, biçim ve anlamlarına göre günümüz Türkiye Türkçesi ile karşılaştırmalı olarak incelemektir. Eldeki çalışmada tespit edilen zaman kavramları, beyitlerde tek başına kullanım şekillerine; ikilemeler, tamlamalar, deyimler ve atasözlerindeki kullanımlarına göre sınıflandırılmıştır. Zaman kavramları köken, yapı ve anlam bakımından incelenmesinin yanında, gerektiği yerlerde metafor ve metonimi gibi kelime türetme yöntemleriyle semantik konulara girilerek çok anlamlılık bakımından da ele alınmıştır. Dört bölümden oluşan çalışmanın sonunda, zaman kavramları alfabetik sıraya göre sıralanmış, Türkiye Türkçesindeki anlamları ve eserde yer aldığı sayfa numaraları verilerek bir dizin hazırlanmıştır.
Altay-Tıva masallarının kültler açısından incelenmesi
Tabiatüstü varlıklarla uyum içinde olmak, onların iyiliklerine ve lütuflarından istifade edebilmek, mevcut olumsuz durumu olumlu hâle getirebilmek için bütün olağanüstülüklere atfedilen kelime "kült" tür. Kült, olağanüstü bir hayat görüşüdür. Türk halk kültüründe geçmişten günümüze kadar gelmiş birçok kült bulunmaktadır. Bunlardan öne çıkan kültler: ağaç, yer, su, ateş, gök, dağ, mağara, ölü ve atalar kültüdür. Altay halklarının inanç sistemi olan Şamanizm, Altay mitolojisi ile Altay masallarına yansımıştır. Bu çalışmada, Altay masalları üzerine yapılan çalışmalar esas alınarak Altay-Tıva masallarında yer alan kültler tespit edilmiştir. Bu çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın Altay-Tıva Türkleri ve Altay Şamanizmi isimli ilk bölümünde Altay-Tıva sahası ve Altay Şamanizm'i ele alınmıştır. İkinci bölüm olan Altay-Tıva Masalları ise masal hakkında bilgi verilerek masalın genel özellikleri ve tasnifi, Altay masalları/Altay masal anlatma geleneği, Altay masalları ve tasnifi hakkında bilgiler verilerek masalların kaynağı inanç sistemi ile ilişkilendirilecektir. Altay-Tıva Masallarında Kültler adlı üçüncü bölümde; masallarda yer alan kültler; tabiat kültleri(orman, ağaç, su, dağ, taş), ölü kültü, şeytanî(olumsuz) kültler, halk hekimliği kültü başlıkları altında değerlendirilmiştir. Hazırladığımız tezin birbirini tamamlayan üç bölümünde, masallarda tespit edilen kültler örnekleriyle birlikte ele alınmıştır. Dolayısıyla inanç unsuru etrafında oluşan ve gelişen kültlerin Altay-Tıva masallarına hangi ölçüde yansıdığını tespit etmek amaçlanmıştır.
Necip Fazıl Kısakürek'in "Hikâyelerim" adlı eserinin kelime grupları
Dilin en üst perdesi olarak kabul edilen edebî eserlerin daha iyi anlaşılması ve değerlendirilmesi, onlar üzerinde yapılan bilimsel çalışmalara bağlıdır. Bir edebî eser pek çok açıdan değerlendirilebilir. Türk edebiyatında "Kaldırımlar" şairi olarak ünlenen Necip Fazıl Kısakürek'in mensur eserleri de vardır. Şiirleri üzerine oldukça fazla çalışma yapılmıştır; ancak mensur eserleri üzerinde bilhassa yazarın dili üzerinde ayrıntılı çalışmalar yapılmamıştır. Biz bu çalışmada, Necip Fazıl Kısakürek'in "Hikâyelerim" isimli eserinin kelime gruplarını inceledik. Bunun temel nedeni, bütün söz varlığını incelemenin yüksek lisans seviyesinin üstünde bir çalışma gerektirmesidir. Bu yüzden çalışmamızda bu şekilde bir kısıt belirledik. Çalışmamızın temel hedefi Necip Fazıl'ın mensur eserlerinin ve yaşadığı dönemin söz varlığı hakkında bilgiler elde etmektir. Çalışmamızın birinci bölümünde, Necip Fazıl Kısakürek'in hayatı, edebî kişiliği ve eserlerine değinilmiş, Necip Fazıl Kısakürek'in "Hikâyelerim" adlı eseri hakkında bilgi verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde, ele alınacak olan kelime grupları incelenmiş, dilbilim araştırmacılarının kelime gruplarıyla ilgili yapmış oldukları tanımlara ve görüşlere yer verilmiş ve söz konusu olan eser baştan sona analiz edilerek kullanılan kelime grupları tespit edilmiştir. Çalışmaya esas olan kelime grupları tablolar hâlinde gösterilmiştir. Tezin üçüncü bölümünde eserde geçen batı kökenli kelimeler tespit edilmiş, anlamlarıyla birlikte yazılmıştır. "Hikâyelerim" adlı eserde beklediğimizden daha fazla batı kökenli kelime ile karşılaştığımız söylenebilir. Bu kelimeler içerisinde en fazla Fransızca asıllı kelimeler yer almaktadır. "Hikâyelerim" isimli eserin, kelime grupları açısından incelenmesi, Türkçenin kullanımını ve var olan zenginliğini göstermek adına önem teşkil etmektedir. Necip Fazıl'ın eserlerinde zengin bir biçimde kullanılan kelime grupları, onun dili kullanmadaki başarısını ve anlatım tekniklerini birleştirerek okurlarıyla buluşturmaktadır.
Eski Uygurca Maitrisimit'te iyiliği ve kötülüğü temsil eden kavramlar
Maitrisimit, Budizm inancı açısından önemli olan Maitreya Buda'nın efsanevi hayatını anlatan tercüme bir eserdir. Eski Uygur Türkçesi döneminde önce Sanskritçeden Toharcaya sonra da Toharcadan Türkçeye tercüme edilmiştir. Eser hem Budizm inancına ait kavramları içermesi, bu inanç hakkında ayrıntılı bilgiler vermesi açısından hem de Eski Uygur Edebiyatı eserleri içinde körünç "tiyatro, sergilenecek şey" olarak nitelendirilen bir eser olması açısından büyük önem arz etmektedir. Bu sebeple bugüne kadar hakkında birçok çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmalarda genellikle araştırmacılar, eserde geçen sözcükleri türlerine, aldıkları eklere ya da tematik özelliklerine göre sınıflandırmışlar ve bu çalışmalarının sonuna tespit ettikleri sözcükleri listeleyip bir dizin eklemişlerdir. Çalışmanın amacı, Eski Uygur Türkçesi Dönemi'nin önemli eserlerinden biri olan Maitrisimit'teki Budizm inancı çevresindeki kavramları tespit etmek ve bunları yine Budizm inancında karşıladıkları anlamlar bakımından "iyilik" ve "kötülük" çerçevesinde kategorize etmektir. Bu bağlamda, çalışmamızda tespit edilen kavramlar Türkçe kökenli veya yabancı kökenli olmaları bakımından sınıflandırılmış, Budizm inancı açısından yorumlanmaya çalışılmıştır. Çalışmanın sonunda tespit edilen kavramlarla ilgili bir dizin oluşturulmuştur.
Ali Zeki Bey'in Alev ve Duman romanları üzerine bir inceleme
daha sonra doldurulacaktır.Ali Zeki Bey; şiir, roman, hikâye ve tiyatro türünde eserler vermiş bir yazardır. Bu çalışmada hayatı ve eserleri hakkında henüz bir tez yazılmamış olan Ali Zeki Bey, Alev ve Duman romanları üzerinden incelenmiştir. Demet dergisinde yayımlanan şiirlerinden sonra Tanin gazetesinde Rum mezalimine dair makaleler yazar. Matbuat hayatından bir hastalık nedeniyle ayrılan Ali Zeki Bey, 1921 yılında Alev romanını yayımlar. Aynı yıl, İleri gazetesinde Duman romanı tefrika edilir. Alev ve Duman romanları, Çanakkale Savaşı döneminde yaşanan aşk hikâyesini konu alır. Roman ve şiirleri dışında Tanin gazetesinde yayımlanan bir hikâyesi ve tiyatro eseri de bulunan Ali Zeki Bey, matbuat hayatından nedeni bilinmeyen bir küslükle ayrılmıştır. Bu çalışmanın amacı Ali Zeki Bey'in Alev ve Duman romanlarını incelemektir. Romanların temel yapısı; olay örgüsü, anlatıcı, bakış açısı, şahıs kadrosu, zaman, mekân ve anlatım teknikleri başlıkları altında tahlil edilmiştir.
Zâtî'nin Şehr-Engîzi'nin söz varlığı
Dünyanın en eski ve köklü dillerinden biri kabul edilen Türkçe, yazıya geçirildiği ilk metinlerden itibaren her dönem binlerce eserin üretildiği bir bilim ve sanat dili olagelmiştir. Başlangıçta daha ziyade dinî öğretileri yaymak üzere ortaya çıkan eserler, daha sonra konu ve içerik bakımından oldukça geniş alanlara yayılmış, neticede birbirinden değerli dil yadigârları ortaya çıkmıştır. Bir dilin tarihini, söz varlığını tespit etmenin en önemli yolu, bu dil yadigârları üzerine yapılan çalışmalardır. Bir eser; dil, üslup, edebî değer, kültür gibi açılardan ele alınıp çalışılmaktadır. Böylece dilin tüm özellikleri, değişim ve gelişimi bilimsel veriler ışığında gün yüzüne çıkarılmaktadır. Bu dil yadigarlarından biri olan Şehr-engîz-i Edirne; şehrin güzellerini, onların güzellikleri ve mesleklerini anlatması bakımından dil, üslup, edebî değer, kültür gibi açılardan ele alınabilecek bir edebî tür olarak 16. yüzyılda ortaya çıkmıştır. İçerik bakımından incelendiğinde dönemin sosyo-ekonomik, sosyo-kültürel gibi yapıları hakkında bilgi veren eserlerdir. Şehr-engîz-i Edirne, ilk yazılan şehr-engizlerden biri olmasıyla Zâtî'nin Dîvânı'nın derkenarına yazılmış bir eser olması ve muhteva bakımından pek çok alanla ilgili çalışmaya olanak sunmasıyla önem arz eden eserlerden biridir. Çalışmanın amacı, Zâtî'nin Dîvân'ının derkenarına yazılmış olan şehr-engîzi dil bilgisel açıdan inceleyerek eserin dil serüvenini aydınlatmak, söz varlığı ve ögelerinin ele alınıp sıklık değerleriyle birlikte kelimelerin kategorize edilmesidir.
Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye (İnceleme-metin-sözlük)
Bu çalışmanın amacı Ahmet Rasim'in eseri olan Osmanlı Türkçesiyle yazılmış Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye metnini günümüz Türkçesine çevirip okuyucuya daha anlaşılır bir şekilde sunmaktır. Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye'de şair Şinasi'nin döneminden eserin yazıldığı döneme kadar olan şairlerin şiirlerinden alıntı yapılarak oluşturulmuş bir eserdir. Bu da eserin 6. sayfasında ''Şu kitâbcıkda muharrer olan cümel hemân Şinâsi merhumun devrinden i'tibaren yetişen üdebâmızın kelâmlarından 'ibâretdir.'' cümlesiyle ifade edilmiştir. Eserde, nasihat amacı taşıyan doğruluğu, dürüstlüğü, adaleti savunan ahlaki ve eğitici birçok şiir ve beyit bulunmaktadır. Her yaprağın sayfa numaraları verilerek günümüz Türkçesine çevrilmiştir. Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye eserini yazan Ahmet Rasim hakkında bilgi verilmiştir. Alıntı yapılan her şiirin altında şairin ismi bulunmaktadır. İsmi geçen şairler tespit edilmiş hakkında kısa bilgi verilmiş biyografisi oluşturulmuştur. Buna ek olarak şairlerden alınan şiirlerin sayısı tabloyla gösterilmiş ve şiirlerin konu temaları belirlenmiş hangi konu hangi şairlerin şiirlerinden aldığı tespit edilmiştir. Daha anlaşılır olması açısından Cümel-i Hikemiyye-i Osmaniye'de geçen kelimelerin sözlüğü oluşturularak alfabetik sıraya göre sıralanmıştır.
Mehmet Vecihî'nin hikâyelerinin tematikaçıdan incelenmesi
Bu tez çalışmasında, Mehmet Vecihî'ye ait dokuz hikâye tematik açıdan incelenmiştir. Yazarın hikâyeleri tematik yönleriyle ilk kez bu çalışmada analiz edilmiştir. Tez iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Mehmet Vecihî'nin Hayatı ve Eserleri ele alınmıştır. İkinci bölümde Hakîkât, Teessür, Heyhât, Tekâbül, Pervîz, Hasbihâl, Vuslat, Sâkıb, Netice Yâhut Bir Yetimin Sergüzeşti adlı hikâyeler temaları esas alınarak tahlil edilmiştir. Araştırmada, hikâyelerin Osmanlı Türkçesi ilk baskılarına Millî Kütüphane, İBB Atatürk Kitaplığı ve The Online Books Page veritabanı üzerinden ulaşılmış; alıntılar, eserlerin orijinal imlâ ve noktalama özellikleri korunarak yapılmıştır.
Macar masallarında mitolojik unsurlar
Macar Masalları, Orta Asya'dan Batı Avrupa'ya uzanan Hint-Avrupa ve Türk-Moğol kültürlerinden etkilenmiş, farklı milletlerle olan kültürel etkileşimin izlerini taşıyan zengin bir kültür belleğine sahiptir. Ele alınan çalışmada Macar masallarındaki mitolojik unsurlar değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, Macar halkının tarihî ve kültürel yapısı özetlenmiş, masal türünün temel özellikleri ve mitoloji ile ilişkisi vurgulanmıştır. Masallarda sıkça rastlanan ağaç, sihirli nesne, hayvan, cadı, peri gibi unsurlar sınıflandırılarak işlevleri incelenmiştir. Tezin amacı, mitolojik unsurlarla şekillenen kültürel mirasın toplumsal bellek ve kültür aktarımındaki rolünü ortaya koymak ve bu ögelerin nasıl işlevsel biçimde kullanıldığını göstermektir. İnceleme kapsamında Éva Csáki tarafından derlenen Macar Masalları ele alınmış; literatür taraması, metin analizi ve karşılaştırma yöntemleri kullanılarak mitolojik unsurlar sistemli biçimde incelenmiştir. Sonuç olarak Macar masallarının yalnızca bir halk anlatısı değil; mitolojik unsurlar aracılığıyla toplumun kültürel kimliğini yansıtan ve sürdüren metinler olduğu sonucuna varılmıştır.
Türk romanında savaş (1839-1923)
Savaş, toplumların tarih boyunca oluşturdukları değer ve hedefleri elde etmek veya korumak için verdikleri eylemsel mücadelenin adıdır. Bu çaba, insanlığın gelişimine bağlı olarak farklı şekiller ve tanımlar kazanarak evrilir. Kolektif eylemler ile üzerinde yaşanılan coğrafyada belli bir milletin, kültürel ve toplumsal yapısıyla beraber kendi kaderini çizmesi savaş nedeni ya da savaşın sonucudur. Savaş'ı içinde bulunulan meseleri halletmede kullanan otoriteler; ardından bıraktığı yıkımı, trajediyi ise görmezler veya görmezden gelirler. Bu kısmen zorunlu seçim ile yıkılarak var edilen bütün oluşumlar ise otoritenin gücünden bağımsız şekilde edebiyat vasıtasıyla aktarılır. Türk milletinin tarihi yolculuğunda var olma çabaları belirleyici rol oynadığından yaşanan gerçeklikler, Türk edebiyatında farklı türlerde yansımalarını bulur. 1839-1923 tarihleri arasında Türk milletinin girmiş olduğu dokuz savaşın ardından ortaya çıkan trajik çöküş ve bireyden hareketle toplumun geçirdiği politik-psikolojik aşamalardan sonra meydan gelen "incinme, sarsıntı, korku, kaygı, aidiyet ihtiyacı, kültürel yozlaşma, soykırım, asimilasyon" kavramları seçilen 21 romanda incelendi. Cephede bulunma, savaşın ilk etkilenenlerini kurgusunda merkeze almasıyla belirlenen savaş konulu romanlar; edebî eserin oluşmasında rol üstlenen kültürel, sosyolojik, ekonomik, politik bağlamlar arasındaki ilişkiler üstüne fikir beyan etmek, eserlerin alt metinlerini ortaya çıkarmaya dayanan "Tematik İnceleme" metoduyla psikolojik görüngüler başlığı altında ele alındı. Roman biçimini, yazarın bakış açısından alarak toplumdaki var olan düzenin yazınsal şekle aktarılması halinde inceleyen yöntem için başat konu, roman formu ile bu formun geliştiği toplumsal ortamın yapısı arasındaki bağıntının ortaya konmasıdır ki, bu çalışmanın genel çerçevesini de bu yaklaşım belirlemektedir. Belirlenen yaklaşım bağlamında edebiyat sosyolojisinin ve politik psikolojinin kaynakları kullanılarak savaşların yarattığı bireyden topluma uzanan travmalar, kayıplar, yıkımlar, trajediler gerçek olanın kurmaca ile kesiştiği savaşı merkeze alan Türk romanlarında tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Savaş, Roman, Türk Edebiyatı, Tematik İnceleme, Psikolojik Görüngü/ler
Sâmiha Ayverdi'nin Ateş Ağacı adlı romanında bağdaşıklık
Metin, birbiri ile bağlantılı cümle dizilerinin belli bir bağlamda bir araya getirilmesi; metin dil bilimi, metinlerin metinselliklerini araştıran dil bilimi alanıdır. Metinsellik, genel kabul görmüş yedi ölçüt ile araştırılır ve bütünsellik arz eden bir yapının metin olabilmesi için gerekli yedi ölçütten biri bağdaşıklıktır. Bağdaşıklık, metne yönelik bir ölçüt olup metindeki dilbilgisel ve sözcüksel bağlantıları ifade eder. Metinlerde takip edilebilen ve metnin betimlenmesine hizmet eden bağdaşıklık bağlantılarının tespiti bu çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Giriş, iki ana bölüm, sonuç, kaynakça ve eklerden oluşan Sâmiha Ayverdi'nin Ateş Ağacı Adlı Romanında Bağdaşıklık isimli bu çalışmada 1905-1993 yılları arasında yaşamış Sâmiha Ayverdi'nin Ateş Ağacı adlı üçüncü romanının bağdaşıklık açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Birinci bölümde çalışmanın temelini oluşturan metin, bağlam, metinsellik ölçütleri ve bağdaşıklık kavramları hakkında bilgi verilmiş, bağdaşıklık unsurları örneklerle açıklanmıştır. İkinci bölümde Sâmiha Ayverdi'nin hayatına, intisap ettiği Rifâîlik tarikatına değinilmiş, Ateş Ağacı romanı özetlenmiştir. İkinci bölümün son başlığı olarak Ateş Ağacı metni gönderim, eksilti, değiştirim, bağlaçlar ve sözcüksel bağdaşıklık başlıklarında incelenmiş, bağdaşıklık unsurları metinden örneklerle gösterilmiştir. Bağdaşıklık unsurlarının tespitinde kullanılan tasnif, Halliday ve Hasan (1976), Subaşı Uzun (1995) ve Uzun (2016)'un tasnifinden hareketle oluşturulmuştur. Sonuç bölümünde elde edilen veriler ışığında Ateş Ağacı'nın metnin temel ölçütlerinden olan dilbilgisel ve sözcüksel bağıntıları taşıyan yapısı ortaya konmuş ve yazarın bir konu etrafında bir araya getirdiği sözcük kadrosuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Metin, Bağdaşıklık, Sâmiha Ayverdi, Ateş Ağacı
Millet Kütüphanesi Ali Emirî manzum 577 numarada kayıtlı şiir mecmuası: Çeviri yazılı metin-inceleme ve MESTAP'a göre tasnifi
Şiir mecmuaları, farklı özelliklere sahip olan metinlerin derleyicisi tarafından seçilerek bir arada toplanmasıyla oluşan eserlerdir. Bu eserlerin içinde bilinmeyen şairler, şiirler ve Eski Türk Edebiyatına kaynak olabilecek değerli bilgiler bulunmaktadır. Tezin konusu olan Millet Kütüphanesi Ali Emirî Manzum 577 numarada bulunan mecmua, bir şiir mecmuasıdır. 72 varaktan oluşan mecmuada toplam 209 şiir vardır. Ayrıca ana metne dâhil edilmeyen ilk dört varakta 8 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin 39'unda mahlas yoktur. Geriye kalan şiirlerde toplam 77 farklı mahlas geçmektedir. Mecmuada yer alan şairlerin çoğu 15. ve 16. yüzyıl şairleridir. Bursalı Rahmî 21 şiirle mecmuada adı en çok geçen şairdir. Mecmuada en fazla kullanılan nazım şekli gazeldir. Gazel dışında murabba, muhammes, müseddes, müsebba, müsemmen, muaşşer, terkîb-i bend, 14'lü musammat, kıt'a, müfred ve bir türkü bulunmaktadır. İçerik yönünden ise münacat, duâ ve dinî temalı şiirlerin ağırlıkta olduğu bir mecmuadır. Mecmuadaki şiirlerin transkripsiyon harfleriyle çevirisi yapılarak şiirler farklı yönlerden incelenmiş ve MESTAP'a göre içerik tablosu oluşturulmuştur. Bu çalışmayla amaçlanan hem şiir mecmuasının tanıtımını yapmak hem de mecmuanın incelenmesiyle ortaya çıkan yeni bilgilerle Eski Türk Edebiyatına katkı sağlamaktır.
Irak- Kerkük ili Altunköprü ilçesi halk bilimi monografisi
Altunköprü ilçesi, Kerkük'ün 44 km kuzey batısında, Kerkük- Erbil karayolu ve demir yolu üzerinde önemli bir Türkmen bucağıdır. Çok kapsamlı bir yapıya ve tarihe sahip olan bu köprü Kerkük Türklerinin önemli yerlerinden biri sayılmaktadır. Bu nedenle ilçe halk bilimi açısından çok zengin bir yapıya sahiptir. Kültür bakımından incelenen "Kerkük İli Altunköprü İlçesi Halk Bilimi Monografisi" adlı çalışma üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, Irak'ta Türkmenlerin varlığı, Türkmen aşiretlerinin adları, Irak Türkmenlerinin soysal yapısı, etnik ve nüfus dağılımı, dini yapısı, Türk yerleşim yerleri, Kerkük İlinin tarihi, Irak Türkmenlerine ait siyasal dernek ve cemiyetler. Kerkük iline bağlı Altunköprü ilçesinin tarihi- coğrafi, sosyal yapısı, ekonomisi, nüfus hareketi, beşeri durumu ve en sonunda da Irak'ta bulunan Türkmen Türkçesi, konuşma dili ve yazı dili. İkinci bölümde, ilçenin sözlü kültür ürünleri incelenmiştir. Bu ürünler dualar beddualar, atasözü, deyimler, tekerleme, ninni, mani, türkü, okşama ve destan olmak üzere ayrı başlıklar altında toplanmıştır. Her sözlü ürünler derlenip ve incelendikten sonra Kerkük ağız özelliğine göre yazıya aktarılmıştır. Üçüncü bölümüde, ilçenin gündelik hayatı ve halk bilgisi başlığı altında toplanmıştır. Bu bölümde hayatın geçiş dönemlerine ait törenler, Kerkük'te bulunan mezarlıkm ve mezar taşı geleneği ve inançlar ele alınmıştır. Diğer başlıklar altında toplanan halk bilgisi çalışması, oyun ve eğlenceler, halk inançları, halk takvimi, halk hekimliği, geleneksel beslenme ve yemek kültürü, giyim kuşam, bayram törenleri, mevlüt törenleri, ilçenin geleneksel mimarisi ve el sanatları olarak ilçenin kültürel ve maddi değerleri olarak ortaya konulmuştur. Ayrıca incelenmiş olan bilgiler Türk kültürü alanları ile karşılaştırılmıştır. Sonuç kısmında ilçe üzerine yapılan araştırmanın önerileri yer almaktadır.
Afganistan'ın Kunduz ili Türk boylarının halkbilimi monografisi
Kunduz'un günümüze kadar devam eden paralel bir tarihi vardır. Kunduz şehri tarih boyunca çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Kunduz'un geçmişten günümüze çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapması ve farklı etniklerin bulunması yöre kültürünü çeşitlendirmiş ve yörenin halkbilim çalışmaları açısından eşsiz zenginlikler kazanmasını sağlamıştır. Yaptığımız bu çalışmada Afganistan'ın kuzey bölgesi yani "Güney Türkistan'ın" bir parçası olan Kunduz Türk boyları özellikle Özbek ve Türkmen Türklerinin maddi ve manevi kültüründen bahsedilmektedir. Bu çalışmada Kunduz ilinin kültürel varlıkları doğal ortamı içerisinde tespit edilip kayıt altına alınmış ve tespit edilen Kunduz ili halk kültürü ve etnografyası Türk boyları kültürünün tarihsel sürekliliği içerisindeki yeri ve önemi ortaya koyulmuş ve teknolojinin de gelişmesiyle yok olmaya yüz tutan maddi ve manevi varlıklar tespit edilerek yazıya geçirilmiştir. Bu araştırma coğrafi sınırlılık olarak Kunduz il merkezi, ilçe, köy ve kasabalarını kapsamaktadır. Bu araştırma sürecinde elde edilen veriler bir buçuk sene süre içerisinde toplanmıştır. Kunduz ili, ilçeleri ve köylerinde yapılan alan araştırmaları sonucunda elde edilen veriler Türk kültür tarihiyle olan ilişkisi açısından incelenmiştir. Çalışma sürecinde verilere literatür taraması, alan araştırması ve elektronik ortam araştırmalarıyla ulaşılmıştır. Gerçekleştirilen alan araştırmalarında "katılımlı gözlem" ve "derinlemesine mülakat" gibi iki temel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Kunduz il merkezi, ilçe ve köyleri ile birlikte Kunduz'un en yoğun nüfusunu Türk boyları teşkil etmektedir. Başta gelen en yoğun nüfus ise Özbek Türkü'dür. Burada yaşayan Özbek ve Türkmenler, tarım, hayvancılık, ticaret ve dokumacılık gibi iş sahalarında çalışmakta ve geçimlerini bu şekilde sağlamaktadırlar. Kunduz halkbilimi monografisiyle ilgili olarak yaptığımız bu çalışma sonucunda, Özbek ve Türkmen Türklerinin yüzlerce yıllık asimilasyon ve ayrı kalmalarına rağmen kendi kültürlerini koruduklarını gözlemledik. Halkın yaşam tarzı, günlük hayatla ilgili uygulama ve inanışları diğer komşu Türk boylarıyla oldukça benzerdir. Bu uygulama ve inanışlar özellikle Türkmenistan ve Özbekistan'da yaşayan Türk boylarınkine çok daha yakındır. Bilhassa doğum, evlenme ve ölüm gibi geçiş merasimleri Türkistan kadar Anadolu kültürüyle de benzerlik arz etmektedir. Çünkü Kunduz folkloru da Türk dünyasının müşterek kültürünün bir parçasını oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Afganistan, Güney Türkistan, Monografi, Kunduz, Sözlü Kültür.
17. yüzyıl (M. 1628-1630) Trabzon Şeriye Sicilleri üzerine ad bilimsel bir inceleme
Bir milletin tarih, kültür, din, dil gibi değerlerini topyekûn bünyesinde barındıran adlar; söz konusu milletin düşünce dünyasını, yaşayış tarzını, söz dağarcığını yansıtan birer ayna hüviyetindedir. Nitekim Türk milletinin de köklü bir ad verme geleneğine sahip olduğu görülmektedir. Bu geleneğin ortaya koyulması ve korunması noktasında yola çıkan ad bilimi özel adları köken, anlam, yapı ve veriliş sebepleri gibi açılardan incelemektedir. Bu çalışmanın amacı, 17. yüzyıl Trabzon'unda kaydedilmiş şerʿî mahkeme belgelerindeki özel adları tespit etmek, türlerine göre ayırmak ve köken, yapı ve anlam sözlüğü oluşturmaktır. Tüm bu sürecin, 17. Yüzyıl Trabzon'undaki özel adların durumuna bir ışık tutması ve Trabzon'da ad verme süreci ve geleneğini takip etme imkânı sunması beklenmektedir. Bu çalışmanın konusu, en genel ifadeyle 17. yüzyıl Trabzon'unda kaleme alınmış şeriye sicillerinin özel adlar bakımından incelenmesidir. Özel adlar, dil biliminin dallarından biri olan ad biliminin araştırma sahasına girmektedir. Ad bilimi ile ilgili yapılan tezlerin sınırlı sayıda olması, dil araştırmaları için bilimsel manada bir eksikliğe işarettir. Türklerin zengin ad verme geleneği göz önüne alındığında, bu inceleme alanıyla ilgili çalışmalara daha yoğun bir şekilde eğilmek gerektiği aşikârdır. Dolayısıyla tarih, hukuk gibi alanlardaki araştırmalara konu olan, genellikle Latin alfabesine aktarılan ve ilgili alanların bakış açısına göre incelenen şeriye sicillerinin 'dil' açısından ele alınması Türk dili alanına önemli katkılar yapacaktır. Bu çalışma kapsamında 17. yüzyılın iki yılını (1628-1630) içine alan 464 sicil metni incelenmiştir. Çalışmanın zaman sınırı gözetilerek yüzyılın ortalarından bir kesitin ele alınmasının yerinde olacağı düşünülmüştür. Üç bölümden oluşan çalışmanın birinci bölümünde Osmanlı'da hukuk sistemi ve bu sistem içerisinde şeriye sicillerinin öneminden bahsedilmiştir. İkinci bölümde adın tanımı yapılarak varlıklara verilişine göre sınıflandırılmıştır. Adın önemi ve bundan hareketle ad verme geleneği üzerinde durulmuştur. Daha sonra dil bilimi ve çalışmanın esasını oluşturan ad bilimi dalına, terimlerine, alt alanlarına ve tarihî seyrine yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümü inceleme kısmı olup tablolar hâlinde sunulmuştur. Birinci tablo metinlerden tespit edilen özel adların türlerine göre sınıflandırılmasını içerirken ikinci tablo bu adların alfabetik sıralamasını, kullanılma sıklığını, geçtiği yerin bilgisini, kökenini, yapısını ve anlamını ihtiva etmektedir.
Zeytinoğlu İlçe Halk Kütüphanesinde kayıtlı bulunan 43 ZE 648 numaralı şiir mecmuasının: Çeviri yazılı metin-inceleme ve MESTAP'a göre tasnifi
Divân şiirinin ana kaynaklarından biri de şiir mecmualarıdır. Şiir mecmuaları, yazan kişinin şiir estetiği ve anlayışına bağlı olarak oluşturduğu çoğunlukla müstensihinin ve yazıldığı zamanın belli olmadığı eserlerdir. Bu tezin konusu olan Zeytinoğlu İlçe Halk Kütüphanesinde bulunan 43 ZE 648 numaralı Mecmû'a-i Eşâr adlı eser bir şiir mecmuasıdır. 51 varaktan oluşan mecmuada toplam 77 şiir bulunmaktadır. Bu şiirlerin 73'ü gazel, 4'ü ise murabba tarzında yazılmıştır. Mecmuada yer alan şairlerden en fazla şiiri tespit edilen eser sahibi 24 şiiriyle Yûnus Emre'dir. 5 şiirin ise mahlası yoktur. Mecmuada adı geçen şairlerin yaşadığı yüzyıllar çoğunlukla 14.yy ve 16. yy olup bu dönemler arasında yaşayan tanınmış mutasavvıf şairlerdir. Şiirler içinde işlenen ana temalar; Allah aşkı, peygamber sevgisi, dervişlik, tarikat kuralları, şeyhe bağlılık gibi tasavvufi konulardır. Şiirler transkripsiyon alfabesiyle yazı harflerine aktarılmış, MESTAP'a göre şiirlerin tabloları oluşturulmuş, daha önce çalışması yapılmış Divânlardaki şiirlerle karşılaştırılmış, şiirlerde tespit edilen eksiklikler, yanlışlıklar, farklılıklar dipnotlarda gösterilmiştir. Bu çalışmada amaçlanan ve tezin konusu olan Zeytinoğlu İlçe Halk Kütüphanesinde kayıtlı bulunan 43 ZE 648 numaralı eseri tanıtmak ve bu eser içindeki tespit edilen şiirlerle Klasik Türk Edebiyatı'na katkı sağlamaktır.
Zâtî'nin Letâyif'inin mizah kuramları bağlamında tahlili
Mizah, kelime anlamı ve kullanımı itibariyle içinde bulunulan durumu gülünç, komik ve eğlenceli hâle getirme sanatıdır. Mizah hayatın her alanında olduğu gibi Klasik Türk edebiyatında da yer almakta ve letâyif, hezel, hiciv gibi türünde eserler aracılığıyla varlığını sürdürmektedir. Çalışmada Zâtî'nin Letâyif'i adlı eserin, mizah kuramları ve mizah yapma araçları açısından incelenmesi ve eserden hareketle mizahî bir tür olan latifelerin kurgu ve içeriğini oluşturan unsurların saptanması amaçlanmaktadır. Böylece bir mizah ürünü olan letâyiflerin yapısının ve özelliklerinin ortaya koyularak genel çerçevesi çizilmiş; hezel, hiciv gibi diğer türler arasındaki yeri belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda eser, mizah kuramları ve mizah yapma araçları ele alınarak iki ana başlıkta tahlil edilmiştir. Zâtî'nin Letâyif'i, mizah kuramları ve mizah yapma araçları üzerinden beş bölümde incelenmektedir. İlk bölümde, bir edebi tür olan letâyifnâme ve bu türde yazılmış Zâtî'nin Letâyif'i adlı eserin tanımı yapılmaktadır. İkinci bölümde, mizahın genel tanımına ve Klasik Türk şiirinde mizahın nasıl şekillendiğine yer verilmektedir. Üçüncü bölümde, mizah kuramlarıyla Zâtî'nin Letâyif'inden örnekler incelenmektedir. Dördüncü bölümde eserin küfür, argo ve edebi sanatlar gibi mizah yapma araçlarıyla ilişkisi ele alınmaktadır. Zâtî'nin Letâyif'i, çalışmada mizah kuramlarına göre incelenmiştir. Bunlardan biri üstünlük kuramıdır. Kişinin makam, sınıf gibi özelliklerle karşısında bulunan kişilerden kendini üstün görmeye dayandığı bu kuram, Zâtî'nin Letâyif'inde eşit şartlara sahip kişilerin işlerindeki başarılar ya da kişisel özelliklerinden hareketle alay edip üstünlük kurmalarına dayanmaktadır. Rahatlama kuramı ise çalışmada; bilinçaltında bastırılan duygulardan ziyade, gündelik yaşamda herkesin rahatça ifade edebildiği, bilinçaltına yönelik duygu ve düşüncelerle ele alınmaktadır. Latife, uyuşmazlık kuramına göre incelendiğinde, gülmenin ortaya çıkması için olayın öncelikle genel bir giriş yapılıp detaylandırılarak geliştirildiği, sonra okuyucu veya dinleyicide ters bir etki yaratma amacıyla en olmadık, şaşırtıcı şekilde sonuçlandırıldığı görülmektedir. Bu bağlamda eserde oluşturulan mizahla hem eğlenme hem de yerme eylemi gerçekleştirilmiştir. Çalışmada mizahın ortaya çıkarılmasında etkili olan küfür, argo, edebi sanatlar ve atışma gibi mizah yapma araçları ele alınmaktadır. Küfür ve argonun eserdeki eleştiri ve komiği ortaya koyarken hayvan, cinsellik, fiziksel unsurlar gibi kavramlarla ilişkileri açıklanmaktadır. Çalışmada edebi sanatlar aracılığıyla mizahın latifedeki ve karşısındaki kişi üzerinde ne denli etki bıraktığı incelenmektedir. Atışma, mizahın ortaya çıkmasındaki temel unsurlardan biridir. Bu bağlamda atışma, kişiler ve konular olmak üzere iki alt başlıkta incelenmekte ve bu başlıklar altında eserden örnek latifelere yer verilmektedir. Çalışma sonucunda Zâtî'nin Letâyif'inin mizah ürünü olarak kendine has özelliklerinin bulunduğu tespit edilmiştir. Latifelerin bir olay örgüsü ve şahıs kadrosuna sahip olduğu görülmektedir. Yazar tarafından olaya kısa bir giriş yapılır, ardından gelişmeler verilir ve çarpıcı bir şekilde sonuçlandırılır. Latifelerin genelinde olmakla birlikte özellikle sonuç bölümünde yazar, mizah yapma araçlarından ustaca faydalanmakta ve böylece mizah sayesinde kısacık metinlerin etkileyici bir hâle getirmektedir. Bununla birlikte eserde latifeler, nesir olarak oluşturulduğu gibi nesir ile başlayıp nazım ile bitirilebilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mizah, Letâyifnâme, Zâtî, Klasik Türk Edebiyatı, Hiciv.
Tezkire-i Şuarâ-yı Cezîre-i Girid'in bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğü
Klasik Türk Edebiyatı'nın temel kaynaklarından olan tezkireler, şairlerin hayatları hakkında önemli bilgiler ihtiva etmekle beraber onların eserlerinden örnekleri de bünyesinde barındırmaktadır. Anadolu sahasında XVI. yüzyılda Sehî Bey'in yazdığı Heşt Behişt ile başlayan tezkire yazma geleneği asırlarca kesintiye uğramadan devam etmiştir. Kaynaklarda hakkında ayrıntılı bilgiler bulunmayan Nûrî Osmân Hanyavî, XVIII. yüzyılda Girit Adası'nda yaşamış bir şairdir. Hanyavî'nin Divân'ı dışında kaleme aldığı beş eseri vardır. Bunlardan birisi de Tezkire-i Şuarâ-yı Cezîre-i Girid'dir. Nûrî Osmân Hanyavî, tezkiresinde geneli kendisi gibi Giritli olan on dokuz şairin biyografisine ve bu isimlerin eserlerinden örneklere yer vermiştir. Eserin, biri Çorum Hasan Paşa İl Halk Kütüphanesi'nde diğeri ise "Düstûr" başlığıyla Almanya Millî Kütüphanesi, Türkçe Yazmalar Ms.or.quart'da bulunan iki nüshası günümüze ulaşmıştır. Bu çalışmada TEBDİZ projesi kapsamında Prof. Dr. Orhan Kurtoğlu tarafından hazırlanan çevriyazı tezkire metninin bağlamlı dizin ve işlevsel sözlüğü hazırlanmıştır. Konunun seçilmesindeki ana neden, Nûrî Osmân Hanyavî'nin tezkiresi üzerine daha önce yapılmış herhangi bir bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük çalışmasının bulunmamasıdır. Bu çalışma metnin neşri dışında eser üzerine yapılan ilk inceleme ve kapsamlı sözlük çalışmasıdır. Amaç, eserin tanıtılmasının yanı sıra eserin söz varlığının ve anlam dünyasının ortaya çıkarılması ve eserin incelenmesidir. Eser üzerine yapılan inceleme ile tezkirede geçen şiir ve şair niteleyici terimler, tezkirede bahsi geçen şairlerin asıl meslek ve/veya görevlerine dair verilen bilgiler ve tezkirede geçen dua cümleleri değerlendirilmiştir. Bağlamlı dizin ve işlevsel sözlük, eserden elde edilen kalıp ifadeler, deyimler ve atasözleri sayesinde Türk dilinin tarihsel gelişimine dair yapılacak araştırmalar için XVIII. yüzyıl eserleri arasında bir kaynak olarak katkı sağlayacak, eserin söz varlığı üzerine yapılan inceleme ise özellikle üslûp ve mukâyese çalışmaları için bir zemin teşkil edecektir.
Cem Sultan'ın Türkçe Divan'ında maddî kültür unsurları
Şairler duygu ve düşüncelerini şiirlerine dökerken içinde yaşadığı dönemin ve toplumun çeşitli niteliklerini şiirlerine yansıtırlar. Farklı dönemlerin şairleri incelendiğinde aşk, sevgi, öfke, sitem gibi benzer konuları işledikleri ancak kullandıkları kelimelerin ve maddî kültür unsurlarının değiştiği görülür. O yüzden tarihî bir dönemi tanımak ve anlamak adına tarihî belgelerin yanı sıra şiirler önemli bir işlev görürler. Halktan kopuk, mecazlarla yüklü bir edebiyat olduğu iddia edilen divan edebiyatı da bu işlevi yerine getirmektedir. Divan şiirinin; maddî kültür unsurları bakımından incelendiğinde mimarî yapılar, kıyafetler, yenilen içilen maddeler gibi toplumun yaşamına dair bilgiler barındırdığı görülmektedir. Bu tez çalışmasında 15. yüzyıl divan şairlerinden Cem Sultan'ın Türkçe Divan'ı incelenmiştir. İncelemeye Halil İbrahim Ersoylu'nun "Cem Sultan'ın Türkçe Divan'ı" isimli çalışması esas alınmıştır. Tez; "Eşya", "Mimarî", "Yiyecek-İçecek" ve "Coğrafya" başlıklarını taşıyan dört ana bölümden oluşmaktadır. Maddî kültür unsurları benzerliklerine göre alt başlıklara ayrılmış ve bu alt başlıklar altında divanda adı geçen unsurlar alfabetik olarak sıralanmıştır. Her unsurun açıklaması verilmiş, ardından da unsurun yer aldığı beyitlerden örnek/örnekler verilmiştir. Unsurun divanda kaç kez kullanıldığı, kurduğu tamlamalar belirtilmiş divandaki bağlamı, neyle ilgili olarak kullanıldığı açıklanmıştır. Çalışmanın amacı Cem Sultan'ın Türkçe Divan'ındaki maddî kültür unsurlarını tespit etmektir. Ancak divanın sahibi olan Cem Sultan'ın yaşamının bilinmesinin şiirlerini anlamlandırmada kolaylık sağlayacağı düşünülerek hayatı, edebî kişiliği ve eserleri hakkında giriş bölümünde kısa bir bilgilendirme yapılmıştır. Çalışmada sonuç bölümü, kaynakça ve dizin bölümlerine yer verilmiştir Anahtar Kelimeler: Cem Sultan, divan şiiri, maddî kültür, 15. yüzyıl, sosyal yaşam.
Özcan Ergüder'in öykücülüğü
1950 kuşağı öykücüleri arasında yer alan Özcan Ergüder'in Türk öykücülüğündeki konumu ve yenilikçi tutumu bu tez kapsamında ele alınmıştır. Araştırmayı sağlam bir zemine dayandırmak için modernizm kavramı genel hatlarıyla açıklanmış ve modernist öykünün Türk edebiyatındaki iz düşümü değerlendirilmiştir. Maskeli Balo ve Diğer Öyküler'de yer alan öyküler, anlam dünyası ve anlatım teknikleri başlıklarıyla tartışmaya açılmıştır. Öykülerin içeriği incelendiğinde mutsuzluk, yalnızlık, ölüm, şiddet ve cinsellik temaları ön plana çıkmaktadır. Bununla birlikte Ergüder'in psikanalitik kuramdan da beslenen bir yazar olması sebebiyle öykülerinde üzerine düşündüğü anlaşılan Oedipus kompleksi kavramı; kullandığı fantastik unsurlar ile siyasi ve sosyal meseleleri yansıtan öyküleri de içerik kapsamında tartışılmıştır. İçeriğe uygun bir şekilde kurguladığı mekân ve zaman kavramları da modernizm kavramı etrafında değerlendirilmiştir. Alışılmışın dışında konuları işlemesi veya bilinen konuları farklı şekillerde kaleme almasıyla özgünlüğünü ortaya koymuştur. Modernist öykünün temel yapı taşlarını metinlerine başarılı bir şekilde yerleştiren Ergüder, hem içerik hem de biçimde yaptığı yeniliklerle kendine özgü bir üslûp kurmayı başarmıştır. İlk öykülerinde Sait Faik Abasıyanık'ın etkisi açık bir şekilde görülüyorsa da daha sonra yazdığı öykülerinde, kendi sesini oluşturmayı başarmış ve kullandığı şiirsel dille özgünlüğünü ortaya koymuştur. Bu çalışmayla Özcan Ergüder'in yenilikçi tutumu öne çıkarılarak ele aldığı konuları işleyişiyle kendi tarzını oluşturduğu ortaya konmuştur.
Irak Türkmen Türkçesi Tazehurmatu ağzı (Şekil bilgisi)
Türklerin Anadolu'ya gelmelerinden çok önce Irak'a başlayan göç hareketlerini farklı boyların farklı tarihlerde gerçekleştirmesi neticesinde, Irak Türkmen Türkçesi ağızları özellikle fonetik ve morfolojik açıdan çeşitlilik arz eder hale gelmiştir. Irak Türkmen Türkçesinin en dikkat çekici özelliği "ng" sesinin "v" ve "y" olarak değişmesi neticesinde, ağızlarının v ve y ağızlarına ayrılmasıdır. Bu çalışmanın amacı "y" grubuna dâhil olan ve daha önce üzerinde herhangi bir çalışma bulunmayan Tazehurmatu ağzının şekil bilgisini ortaya koymaktır. Çalışma giriş, dört bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş bölümü, tezin konusu, amacı, önemi ve yöntemini kapsamaktadır. Birinci bölüm, Irak Türklerinin tarihi ve Tazehurmatu hakkında bilgiler içermektedir. İkinci bölüm, Tazehurmatu ağzının şekil bilgisine dairdir. Üçüncü bölümde yöreden derlenen metinler, transkribe edilmiştir. Dördüncü bölümde derlenen metinlerden bir sözlükçe oluşturulmuştur. Sonuç bölümünde de Tazehurmatu ağzının morfolojik özelliklerine dair çeşitli tespitlere yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Tazehurmatu Ağzı, Irak Türkmen Türkçesi, Şekil Bilgisi
Syek Hacı Mahmud Efendi Bölümü 06242-002 numarada kayıtlı Ahmed el-Bûnî Tâbir-i Rüya tercümesi [(1b-38a) transkripsiyon-inceleme-diliçi çeviri]
İnsanlık tarihiyle aynı tarihe sahip olan rüya olgusu en eski dönemlerden başlayarak günümüzde de önemini korumaktadır. En kadim medeniyetlerde de merak konusu olan rüyalar günümüze kadar birçok farklı disiplin tarafından incelenmiş, rüya ve tabiri konusunda pek çok eser kaleme alınmıştır. Hazırlanan çalışmada, söz konusu eserlerden biri ele alınmıştır. SYEK Hacı Mahmud Efendi Bölümü 06242-002 Numarada Kayıtlı Ahmed el-Bûnî Tâbir-i Rüya Tercümesi [ (1B-38A) Transkripsiyon-inceleme-diliçi çeviri] başlıklı bu tezde; müellifin rüya hakkındaki görüşleri, eserin ihtiva ettiği konular, eserin kaynakları, tabirine yer verilen nesneler ve tabir usulleri gibi durumlar tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın giriş kısmında rüya ve tabir hakkında bilgiler verilmiş, daha sonra Ahmed el-Bûnî'nin rüya, tabir ve muabbir hakkındaki görüşlerine değinilmiştir. İçeriğe kolay ulaşılabilmesi adına yapılan tabirler, eserde geçen ayet, hadis ve kişiler tablolar halinde gösterilmiştir. Çalışmada ele alınan metin, yazıldığı dönemin dil ve kültürel özelliklerini aktarması, bir tabirin farklı türevlerine yer vererek içeriği zengin örnekler barındırması konunun anlaşılırlığını zenginleştirmesi bakımından önemlidir. Ayrıca ayet, hadis, kelam-ı kibar, deyimler ve tarihi kişilerden yapılan alıntılar konuyu daha da anlaşılır kılmıştır.
Giresun efsaneleri
Bu çalışmanın konusu Giresun'da anlatılan efsânelerdir. Buna göre çalışmamız iki ana bölümden oluşur: 1.Efsâneler hakkında teorik bilgilerin, 2.Efsâne metinleri, Şu ana kadar birçok ilimizde anlatılan efsâneler derlenerek yazıya geçirilmiş ve üzerinde çeşitli çalışmalar yapılmıştır. Giresun ve çevresinde oldukça fazla efsâne anlatılmasına rağmen bugüne kadar, bitirme tezlerindekiler hariç, her hangi bir çalışma yapılmamıştır. Bitirme tezlerindeki efsânelerin çoğu da yazılı kaynaklardan alınmışlardır. Giresun da anlatılan efsâneleri çalışarak, bunları yazıya geçirmeyi ve ilim aleminin hizmetine sunmayı amaç edindik. Zira gelişen teknoloji karşısında bu ürünler her gün biraz daha yok olmaktadır. Tezimiz genel olarak efsâne metinlerinden oluştuğu için çalışmamızın çoğunu sahada yaptık. Çalışmamızda yer alan ve sözlü kaynaklardan alınmış efsânelerin genelini kaynak kişilerle sohbet havası içerisinde not alarak yaptık. Bu çalışma yapılırken memleketimizde daha önce yapılmış efsânelerle ilgili birçok çalışma gözden geçirilmiştir. Bu çalışma, iki ana bölüm, sonuç ve bibliyografyadan oluşmaktadır. Giriş kısmında efsânelerin derlenmesiyle ilgili bilgiler, birinci bölümde efsânenin tanımı, özellikleri, diğer türlerle ilişkisi, efsâne üzerine yapılan çalışmalar ve efsânenin toplumdaki yeri vs. konularda bilgi verilmektedir. îkinci bölümde Giresun ve çevresinden derlediğimiz 170 efsâne metni ve bunların epizotları bulunmaktadır. Efsânelerin 51 'i yazılı kaynaklardan alınırken diğerlerinin hepsi sözlü kaynaklardan derlenmiştir. Efsâne metinlerinden sonra "Sonuçve Öneriler", "Kaynak Kişiler. Listesi" ve "Bibliyografya" bulunmaktadır. XIII
Agah Divanı: Edisyon - kritikli metin
Agâh XVIII. yüzyılın meşhur şâirleri derecesinde olmasa bile yine de başaralı bir şâir olarak gösterilebilir. Dîvân Edebiyatı kültürünün vücûda getirilmesinde katkısı bulunan Agâh'ın şiirlerinin günümüz yazısına aktarılmamış olduğunu tespit ederek tezimizin konusunu Agâh Dîvâm'mn edisyon-kritiği olarak belirledik. Dîvânın tespiti, karşılaştırmalı metnin oluşturulması sırasında çeşitli kütüphanelerde el yazması nüshaları bulunan Agâh Dîvâm'mn Süleymaniye Kütüphanesi'nde ve İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi'nde bulunan 4 nüshadan istifâde ettik. Karşılaştırmayı yaparken. Nüshalardan herhangi birini esâs almadık. Nüshalarda görülen farklar seçtiğimiz 4 nüsha karşılaştırılarak ortaya konulmağa çalışıldı. 4 nüshadaki farklar gösterilirken hem vezin hem de anlam bakımından hatalı olduğu açıkça belli olan farkları belirtmedik. Agâh Dîvânı'ndaki şiirlerin sıralanışında hiçbir nüsha esas alınmamış, nazım şekillerini göz önünde bulunduran bir sıralama yapılmıştır. Metnin tertibinde 4 nüshadaki bütün şiirler hazırlanan dîvâna dâhil edilmiştir. İÜ2 nüshasındaki gazeller edisyon-kritiğe tâbi tutulmamıştır. Şâirin Farsça şiirlerinin olduğu da kaynaklarda belirtilmektedir. Şâirin Farsça şiirleri bu çalışmaya dâhil edilmemiştir. Ayrıca bu çalışmada şâirin hayâtı ve kısmen de sanatı hakkında bilgi verilmiştir. Dîvân şiiri sahasında çalışanların takdîr edeceği üzere, Dîvân'm nüshalarına ve şâir hakkındaki malûmatları bildiren kaynaklara ulaşabilmenin müşkilâtmı taşrada olmamız hasebiyle biz de yaşadık. Çalışmamızda doğruya en yalan bir metin vücûda getirmek için dikkat ve titizlik gösterdik. Buna rağmen hata ve eksiklerimizin bulunacağı ihtimalinin de mevcut olduğunun bilincindeyiz. Bunların düzeltilmesi ilerideki çalışmalarımıza ışık tutacaktır.
İrtika gazetesi (İlk üç cilt) inceleme, tahlili fihrist, seçilmiş metinler
02. ÖZET İrtikâ gazetesi, 1899-1904 yıları arasında yayınlanmış bir gazetedir. II. Abdülhamid dönemi basın yayın hayatının genel özelliklerini taşıyan bu gazete, eski edebiyat yanlısı olmakla birlikte, Servet-i Fünûn edebiyatı sanatçılarının da yazılarına yer vermiştir. İrtikâ'da sadece edebî yazılara değil; ticarî, ahlâkî, ziraî, fennî... vb. gibi yazılara da yer verilmiştir. Bu çalışmada İrtikâ gazetesinin, II. Abdülhamid dönemi basın yayın hayatındaki yerinin tespiti, gazetede yer alan edebî şahsiyetlerin ve edebî türlerinin belirlenmesi, dönemin düşünce dünyasının kavranılması amaçlanmıştır. Çalışmanın giriş bölümünde Türkiye'deki basın faaliyetleri ve II. Abdülhamid dönemi Türk basını kısaca tanıtılmıştır. Gazetenin tanıtıldığı bölümde; yayınlamşı, yayın politikası belirlenmiş, yayın hayatı boyunca sergilediği teknik hususiyetler ve yayın periyodu anlatılmıştır. Gazetenin yazar kadrosu belirlendikten sonra gazetede yer alan ve ağırlık kazanan muhtevalar hakkında bilgi verilmiştir. Gazetenin II. Abdülhamid döneminin basın hayatındaki yeri belirlendikten sonra gazetede yer alan şiir ve hikâyeler üzerinde bir inceleme denemesi yapılmıştır. Tahlilî fihrist bölümünde, gazetede yer alan metinler, konu ayrımı yapılmaksızın tanıtılmıştır. Bu bölüm araştırmacılara kolaylık oluşturması açısından yazarlara göre tasnif edilmiş, daha sonra resimler sayılardaki sırasına göre yazılmış, ardından makaleler, şiirler, hikayeler hem yazar, hem de metin adına göre sıralanmıştır. Metinler bölümünde gazeteden alınmış şiirler ve edebî makalelerden seçme metinler yer almıştır. Ekler bölümüne gazeteden alınmış ve yapısının anlaşılmasına yardımcı olacak sayfalar konulmuştur. İrtikâ gazetesi, ismine uygun olarak, toplumun çeşitli alanlarda bilinçlenmesine yardımcı olacak konulan ele almış; 251 sayılık yayın hayatı boyunca bu özelliğini sürdürmüştür. Fakat, ortaya konulan düşüncelerin sıradan olması, büyük bir değişiklik içermemesi, İrtikâ' nın diğer yayın organları arasında kaybolup gitmesine neden olmuştur. VII
Mütalaa mecmuası: Tahlili fihrist, inceleme, metinler
Mütâlâa, H Abdülhamid döneminde Selanik şehrinde yayın hayatına başlayan, edebiyatta yenilikçi ve Osmanlıcılık görüşünü benimseyen haftalık bir fen ve edebiyat mecmuasıdır. Bu çalışmada; E. Abdülhamid dönemi içerisinde yayın hayatına başlayan ve yine bu dönem içerisinde yayın hayatını noktalayan Mütâlâa mecmuasının, dönemi içindeki yerinin tespit edilmesi, mecmua etrafînda toplanan isimlerin belirlenmesi ve derginin günümüz harflerine kazandırılması amaçlanmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde n. Abdülhamid dönemi basın yayın hayatının genel bir panoraması çizilmekle beraber Mütâlâada ismi anılan ve Mütâlâanın yayın tarihi ile çakışan belli başlı gazete ve mecmualar tanıtılmaktadır. Mütâlâa mecmuasının tanıtıldığı ikinci bölümde; mecmuamn yayın süresi, dönemi ve gayesi belirtilmekle beraber haftalık 92 nüsha boyunca sergilediği dış yapı ve biçim özellikleri tarif edilmektedir. Ayrıca mecmuamn yazar kadrosu, -hayat hikâyelerine ulaşabildiğimiz kadarıyla- tanıtılmakta, hakkında bilgi bulamadığımız isimler mecmuadaki takdimleri ile sunulmakta ve Mütâlâa mecmuasında yer alan edebi türler ve ağırlık kazanan muhtevalar hakkında bilgiler verilmektedir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde Mütâlâa mecmuasının Tahlilî Fihristi çıkarılarak mecmuada yer alan tüm metinler hakkında açıklayıcı bilgiler ortaya konulmaktadır. Dördüncü bölümdeyse Mütâlaa'nın Fen ve Mütenevvia bölümü, zaman zaman edebî bölümlere karıştırılan fennî metinler ve mecmuamn Hanımlara Mahsûs Kısmı'nda tefrika edilmekte olan Emine Semiye Hanım'ın "Sefalet" adlı romam -yayınlanmış olması nedeniyle- hariç tutularak, mecmuamn edebî değer taşıyan metinleri günümüz harflerine çevrilmektedir. Dönemin birtakım meşhur mecmua ve gazetelerinden zaman zaman yapılan bir kısım alıntılar ise çeviri çalışmamızın kapsamı dışında bırakılmıştır.Mütâlâa mecmuası, Yeni edebiyatın öncüsü ve temeli olan Servet-i Fünûn mecmuasına yakın muhtevasıyla siyasetten ve güncel hayattan bilinçli olarak uzak durarak, bu yönüyle dönemin diğer mecmualanyla aynı karakter özelliklerini göstermektedir. Sansürün en yoğun yaşandığı günlerde hükümetle barışık olarak yaşayan Mütâlâa, Selanik'te yayımlanmasının getirdiği avantajla n. Abdülhamid sansüründen uzak kalmış; dönemin birçok mecmuası gibi sansür kararıyla değil, mecmuamn imtiyaz sahibi ve müdürü Osman Tevfik Bey' in 1898 yılında İstanbul'da Matbuat Umum Müdürlüğü 'ne atanması nedeniyle yayın hayatım noktalamıştır.
Afak, Güneş, Haver mecmuaları inceleme, tahlili fihrist, seçilmiş metinler
Âfâk, Hâver, Güneş mecmuaları, Il.Abdülhamid döneminin yoğun sansür baskıları altında yayın hayatına başlamış, ancak yazı faaliyetlerini uzun süre devam ettirememiş mecmualardır. Âfâk, 20 Zilhicce 1299 - 25 Cemâziyelevvel 1300 (1882 - 1883) tarihleri arasında 7; Hâver, 15 Cemâziyelahir 1301 - 1 Şâbân 1301 (1885) tarihleri arasında 4; Güneş, 1301 (1886) - ? tarihleri arasında 12 sayı çıkabilmiş mecmualardır. Il.Abdülhamid döneminin basm-yayın hayatına ışık tutmak ve edebiyat tarihi yazıcılarına yardımcı olmak maksadıyle mecmua tedkîkine dayalı bir çalışma yapmağa karar verdiğimiz zaman, gördük ki, adı geçen mecmualardan hiç biri tek başına akademik bir çalışma için yeterli değildir. Bu takdirde, yayın tarihleri birbirine yakın, yazı kadroları hemen hemen aynı kalemlerden oluşan birkaç dergi üzerinde çalışmak, bize faydalı olacak gibi göründü. Esasen, Hâver ve Güneş arasında birbirlerinin devamı olmak gibi organik bir bağın mevcudiyeti de ayrıca bu mecmuaları birlikte ele almayı gerektiriyordu. Çalışmamızın esasını, Afâk, Hâver ve Güneş mecmualarının tanıtılması; muhtevalarının, yayın sürelerinin, dönemlerinin ve gayelerinin belirtilmesi, söz konusu mecmualarda yazı yazanların belirlenip tanıtılması. Âfâk mecmuasındaki fennî yazılardan bir kısmı, Âfâk, Hâver ve Güneş mecmûalarındaki edebî yazıların ise tamamı yeni yazıya çevrilerek Osmanlıcayı bilmeyenlerin de istifade edebilecekleri bir duruma getirilmesi. Adı geçen mecmuaların kronolojik ve yazar adına göre tahlîlî fihristlerinin yapılması gibi konular oluşturmaktadır. VII
Edebiyat-ı Umumiye mecmuası (İnceleme, tahlili fihrist ve seçilmiş metin)
Edebiyat-ı Umûmiye Mecmuası I. Dünya Savaşı'nın sıcak günlerinin yaşandığı yıllarda, 1916-1919 yayın hayatına başlayan İstanbul'un, Anadolu'nun, savaşın nabzını tutmaya çalışan bir dergidir. Başyazar olan ve çekirdek kadroyu oluşturan Celâl Nuri'nin önderliğinde çıkan dergi pek çok ayrı fikir akımının mevcut olduğu ve çarpıştığı dönemde yaşanan hayatı edebî kimliğinin yanında kültür, ekonomi, siyâset başlıklarını da soyutlamadan yansıtmayı amaç edinmiştir. Çalışmanın giriş kısmında I. Dünya Savaşı yılları İstanbul ve Anadolu'daki basm hayatı, siyâsî ve sosyal gelişmeler hakkında genel bilgiler verilmektedir. Dönemin yayınlan kaynaklardan ulaşıldığı oranda tanıtılmaktadır. Mecmuanın tanıtıldığı kısımda ise yayın süresi, dönem, gaye belirtilmekte 110 sayı boyunca sergilediği dış yapı, biçim özellikleri tarif edilmektedir. Ayrıca mecmuanın yazar kadrosunda hayat hikâyelerine ulaşabildiklerimiz tanıtılmakta, baklanda bilgi bulamadığımız isimler mecmuadaki takdimleriyle sunulmaktadır. Diğer bir bölümde ise Edebiyat-ı Umûmiye Mecmuası'nda yer alan tüm türler ve ağırlık kazanan muhtevalar hakkında bilgi verilmektedir. Edebiyat-ı Umûmiye Mecmuası'nda makale, şiir, tiyatro, hikâye, güzel sözler, savaş haberleri vb. pek çok türde yazılar yer almaktadır. Yazıların tümü Tahlili Fihrist bölümünde bunlara ait detaylı bilgilerle tanıtılmaktadır. Mecmuamız hem içerdiği türler, hem yazar kadrosu açısından yayınlandığı yıllardaki sosyal ve kültürel hayatı, savaşı, dünya devletlerini ve izledikleri politikaları gerek edebî içerikli yazılarında gerek diğer tüm türlerde yansıtmaktadır. Dördüncü ve son bölümde mecmuadan seçilen metinler günümüzde kullandığımız Lâtin kökenli Türk alfabesine çevrilmiş şekilleriyle yer almaktadır. Seçilmiş metinler Latin karakterlerle yeniden yazılırken orijinal imla ve fonetik kurallara sıkı sıkıya uyulmuştur.Bilinmeyen isimler orijinal halleri ile yazılmıştır. VI