
214
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Metropolde yaşamak: farklı yaşam eşı̇klerı̇ne bağlı olarak dönüşebı̇len esnek konut ı̇ç mekanları
Dünya genelinde metropollerde yaşayan nüfusun artmasıyla beraber metropolde yaşam farklılaşmakta, kalabalıklaşan kent mekanlarında yaşam zorlaşmakta, konutlarda farklı ve çeşitli kullanıcı tipleri için farklı ihtiyaçlar ortaya çıkmaktadır. Bununla birlikte bireyler, yaşam döngülerindeki eşiklere bağlı olarak yaşam mekanlarına farklı zamanlarda farklı adaptasyon süreçleri yaşamaktadırlar. Tez çalışmasının amacı, konut mekanlarının metropol yaşamı ve yaşam döngüsündeki eşiklere bağlı olarak oluşan farklı durumlara adapte olabileceği esnek mekan tasarımları üzerine fikirler üretmektir. Bu bağlamda amaç; metropolde farklı yaşam biçimleri için kolektif, paylaşım ve dayanışma odaklı, ekonomik, esnek ve sürdürülebilir konut iç mekan tasarımlarını araştırmak ve geliştirmektir. Çalışma kapsamında öncelikle metropolde dönüşen yaşam biçimleri, İstanbul'da metropol yaşamı, konut iç mekanlarında esneklik ile ilgili literatür araştırması yapılmıştır. Sonraki aşamada, İstanbul metropolünde seçilen bir alanda alan araştırması yapılmış; ve alan araştırması sonucunda bu alan için farklı ölçeklerde kent ile ilişkili olarak esnek bir iç mekan ve yaşam sistemi tasarlanmıştır. Alan araştırması üç aşamadan oluşmaktadır; öncelikle, alan çalışması yapmak üzere seçilen Maslak Sanayi Bölgesi analiz edilmiş, mevcutta ve gelecekteki durumu ile ilgili bilgiler toplanmıştır. İkinci aşamada alan çalışması yapmak üzere seçilen Maslak Sanayi Bölgesinde mevcut kullanıcı grupları ile ilgili araştırmalar yapılmıştır. Bu bağlamda mevcut durumu anlamak için röportaj, anket ve gözlemler yapılmıştır. Üçüncü aşamada, İstanbul metropolünde yaşamakta olan potansiyel kullanıcı tiplerini, ihtiyaçlarını ve yaşam biçimlerini anlamaya yönelik araştırmalar yapılmıştır. Bu bağlamda ortak ihtiyaç ve farklılaşan ihtiyaçların belirlenmesi için röportaj, anket ve gözlemler yapılmıştır. Tezin sonucunda alan araştırması sonucu elde edilen bilgi ve veriler doğrultusunda esnek bir iç mekan ve yaşam sistemi önerisi getirilmiştir. Önerilen malzemeler, üretim şekilleri, sosyal alanların ve atölyelerin çalışma prensipleri, yaşam biçimleri, vb. farklı boyutlarıyla projenin bütüncül bir sistemi tanımlaması amaçlanmıştır. İstanbul metropolünde alternatif bir yaşam önerisi olan bu proje çalışması ile, temelde her bireyin hakkı olan fakat günümüzde bunu elde etmenin bir lüks olarak sayıldığı her yaşta konforlu yaşam hakkına nasıl ulaşabileceği araştırılmaktadır.
Wellbeing and its spatial experience: development of SPA design and contemporary spa spaces
Wellbeing as a notion gains importance day by day hand in hand with the status of healthiness. World Health Organization (WHO) defines health as "state of complete physical, mental and social well-being and not merely the absence of disease or infirmity" on the one hand; on the other hand, Global Wellness Institution (GWI, 2017) stresses wellness as intellectual, religious and medical movements and modern concept with ancient roots beginning with the Ayurveda treatments followed by Traditional Chinese Medicine, Ancient Greek doctrines, Roman Medicine and movements in United States and Europe in 19th century. Today, wellbeing and being healthy are the ultimate goals that are difficult to endure due to increasing stress level in modern world, working environment with high-intensity and expectations from civilized human. As a result of these, people need to have treatments and experiences to relax and stay strong. In this content, spa spaces compel attention. As the word spa literally refers to the abbreviation of sanus (salus/ sanitas) per aquam that means health coming from water in Latin. The relation between human beings and water starts in the mother womb and continues in many forms. People are always attracted to water and this interest originates from different aspects like need for bathing, religious and spiritual rituals and the belief to curative powers of water. Bathing can take place where water exist as bathtub, shower or even river, sea, ocean, lake. While human baths throughout the history, the forms of bathing shaped according to different reigns, beliefs and politics. Thus, personal and public bathing spaces emerged in relation to these routines and rethorics . In this thesis study, well-being and its spatial experience and spa design development and contemporary spa spaces, further to that, the emerging role of Turkish Hamam spatiality and its atmospherical penetration in contemporary spa design is also examined and discussed. Thesis consist of five main chapters: In first chapter; the purpose of thesis, literature review and hypothesis are stressed. To comprehend the definition of spa, the construction of spa spaces and the history behind these spaces and experiences literature study is done. In addition to that, a future projection is stressed throughout the evolution of spa in the context of hypothesis. In second chapter; the roots of bathing need, spa culture and their spatial typologies and the emergence of them are examined. In order to fully understand, spa rituals throughout the history beginning with Indus Valley, following to that Ancient Greek, Romans, Asia and Ottoman Empire Eras are discussed; further to that, the essential thresholds are examined in a timeline. In third chapter; planning a spa is analyzed deeply. In this content; spa types, determination of spa concept, spa design principals and obligations, spa components and spatial requirements, layout needs and user flows are revealed. In fourth chapter; under the indications and inputs of previous chapters, the spatial aspects and criteria that affect spa experience are specified. In this content, since in modern world, the boundaries between spa types are getting ambigous and the spas are evolved into "days spas" where users can reach any time they want and "destination spas" where users need to plan a journey to use in practical use; one destination spa in Turkey (Canyon Ranch Kaplankaya) and one resort hotel spa outside of Turkey (Joali Maldives), one city hotel spa outside of Turkey (Villa Magna Madrid) and one city hotel in Turkey (Fairmont Quasar Istanbul) are dismantled in relation to defined criteria set. In considerations of these evaluations, the increasing demand to Turkish Hamam is observed and stressed. In fifth chapter, concluding remarks and future projections are discussed. In this part; in addition to the evaluations and sectional results, it is stressed that the significance of Turkish hamam is getting more and more important gradually with its flexible and corvertible spatial aspects and utilization of spatial characteristics of Turkish Hamam emerges as an increasing demand in the design of contemporary spa ambient, while this find out is stressed and the reasons are briefly discussed on the final chapter.
Biogenic building material formation by the treatment of natural stone waste with microbial induced calcite precipitation
Revitilization of certain wastes of the natural stone industry through biological processes to obtain a sustainable building material and the necessary material oriented analyses.
Mekan algısı ve psiko-sosyal kalitenin ölçülebilirliği üzerine bir araştırma: Armada Hayat Sokağı örneği
İnsan ve mekan ilişkisi nasıl şekillenir? Bu etkileşim sürecine algısal ve davranışsal durumların etkisi nelerdir? Mekanda insanların görsel olarak dikkatini çeken ögeler nelerdir ve bu ögeler neye göre belirlenir? İnsan ve mekan etkileşimi hem geleneksel hem de güncel teknikler kullanılarak nasıl analiz edilebilir? Tez çalışmasında bu sorulara cevap olabilecek; mekanın kullanıcısı tarafından nasıl algılandığı ve hangi mekansal ögelerle iletişim kurulduğu ve neden bu noktaların dikkati çekmiş olabileceği fiziksel, algısal ve psiko-sosyal boyutta irdelenmekte ve tartışılmaktadır. Öte yandan mekansal ihtiyaçların ne ölçüde karşılandığının, mekansal memnuniyet düzeylerinin, algısal ve davranışsal durumların analiz edilmesi çalışma kapsamını oluşturan diğer konulardandır. Bu çerçevede; çalışma alanı olarak, Ankara'da bulunan 'Armada Hayat Sokağı' seçilmiştir. İki AVM yapısı ve iş kulesi arasında kalan, kentli kullanımına ve erişimine açık, tüketim dayatmasından bağımsız olarak vakit geçirilebilen bu alanda Armada Hayat Sokağı adında bir sokak oluşturulmuştur. Bu yönüyle bilindik içe dönük AVM tipolojilerinin aksine, insanların bir araya gelmesine ve sosyal, kültürel aktivitelerin üretilmesine olanak tanınmıştır. Armada Hayat Sokağı aynı zamanda; kentteki diğer akslarla birleşerek uzayabilecek bir yaya yolunun parçası olması bakımından da önemli bir lokasyon olarak kabul edilmektedir. İnsan ve mekan arasındaki çift yönlü etkileşimin algısal ve davranışsal analizlerinin Armada Hayat Sokağı özelinde yapılması, alan çalışmasının kapsamını oluşturmaktadır. Bu doğrultuda tez çalışmasında; değişen koşul, durum ve mekansal ihtiyaçlar ekseninde, çalışma alanının kullanıcılar tarafından nasıl algılandığı, mekansal memnuniyet ve mekansal tatminlerinin ne düzeyde olduğu ve buna paralel olarak kullanıcı davranışlarının nasıl şekillendiği irdelenmiştir. Bununla birlikte kullanıcıların hangi mekansal ögeler ile görsel iletişim kurduğunun, hangi ögelerin görsel dikkati çektiğinin ve hangi sebeple bu noktalara odaklanılmış olabileceğinin analiz edilmesi çalışmanın amacını oluşturmaktadır.
İstanbul metropolünde değişen yaşam dönüşen konut algısı: Varyap Meridian örneği
Küreselleşmeyle, teknolojide ve bilişim sistemlerinde yaşanan hızlı gelişmeler, yaşam koşullarının değişmesine yol açmaktadır. Kısıtlı ve homojen bir kitle barındırmakta olan kentler, endüstrileşmeyle birbirine eklemlenerek büyümekte ve metropol kentleri meydana getirmektedir. Metropol kentler, ekonomik anlamda büyük kitlelere istihdam sağlama potansiyeline sahip ve bireylere daha iyi şartlarda yaşama imkanı sağlayabilecek cazip merkezler olarak görülmektedir. Merkezin güçlü çekimi; kırsaldan kente göçü hızlandırmaktadır. Artan göç, çok kültürlülüğe, hızla değişen değerlere, yaşam tarzında ve toplumsal yapıda değişimlere sebep olmakla birlikte yapısal çevrenin dönüşümünü de beraberinde getirmektedir. Metropolleşmeyle değişen yaşam koşulları, insan gereksinimlerinin farklılaşmasına sebep olmakla birlikte, insanın yaşama alanı olan konut algısını da dönüştürmektedir. Farklılaşan gereksinimler, beklentiler, arzular ve istekler kullanıcıların konuta bakışını ve algısını da etkilemektedir. Konut algısındaki değişim, kaçınılmaz olarak konutta da değişimine yol açmakta ve bu iki süreç birbirini etkilemektedir. İnsan ve mekan (çevre) arasında kurulan iletişim ne kadar güçlü ve uyumlu ise, bireyin yaşamsal kalitesi ve kullanıcı olarak konut memnuniyeti de o kadar yüksek olmaktadır. Kullanıcıların ihtiyaçlarına göre tasarlanmayan ve günümüzde tüketim nesnesi olarak inşa edilen ve pazarlanan konut projeleri kullanıcısına, kentlileşen toplumun tüketim kültürünün şekillendirdiği bir kimlik, bir yaşam biçimi dayatmaktadır. Özellikle metropol kentlerde yaşayan orta-üst ve üst sosyo-ekonomik gelir grubuna mensup olanların lükse yönelik ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik olarak tasarlanmakta olan "lüks karma yaşam projeleri"; her geçen gün daha da kalabalık ve kaotik bir hal alan kentten uzaklaşmak ve güvende hissetmek isteyenler için "ötekiler"den arındırılmış, benzer sosyo-kültürel grubu barındıran bir yaşam alanı sunmaktadır. Ayrıca; kullanıcılarına ayrıcalıklı, prestijli, konforlu ve lüks bir yaşam vadetmektedir. Gelişmişliğin ve modernitenin göstergesi olarak görülen, yeni nesil kapalı ve güvenlikli karma yaşam projeleri, barındırdıkları sosyal imkanlar, donatılar, teknolojik fonksiyonlar ve en ince detayına kadar kurgulanmış iç mekan tasarımlarıyla birlikte kendi kendine yeten kentsel ölçekte küçük yerleşimler olarak karşımıza çıkarken; onlara sahip olamayan düşük gelirli kesim için de bir ütopyayı tariflemektedir. Bu kapsamda tezin amacı; İstanbul metropolünde değişen yaşam koşullarının, konut ve konut çevresi memnuniyeti kapsamında, hangi yaşamsal beklentilerin ve önceliklerin kullanıcı açısından önemini arttırdığını ve hangilerinin azaldığını saptamak ve konut algısının nasıl değiştiğini ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda tez çalışmasında; küreselleşme, kent, metropol, insan ve davranışı, konut, konut algısı ve konutta kullanıcı memnuniyeti üzerinde durulmaktadır. Tez çalışmasının birinci ve giriş bölümünde; tezin amacı, kapsamı ve yöntemi üzerinde durulmaktadır. İkinci bölümde; kent kavramının günümüz metropol kentinin doğuşuna dek olan serüveni, küreselleşme ve metropolleşme kavramlarına değinilerek irdelenmektedir. Üçüncü bölümde; "metropolleşme ile değişen yaşam" konu başlığı altında, insanın temel iletişim süreci, insan davranışı ve gereksinimleri irdelenmektedir. Ayrıca; toplumsal yaşamdaki değişimler ile birlikte toplumun, kültürün ve ailenin değişen yaşamsal koşullarından bahsedilerek, bu koşulların ne tür değişim ve dönüşümlere maruz kaldığı üzerinde durulmaktadır. Bunun yanı sıra, metropolleşme ile farklılaşan yaşamsal beklentiler ve öncelikler örneklerle açıklanmaktadır. Dördüncü bölümde; metropolleşme ile dönüşen konut kavramı irdelenmektedir. İnsanın çevre ile girdiği ilişki biçimleri üzerinde durularak, mekan kavramı tanımlanmakta ve konut ve konutta kullanıcı memnuniyeti irdelenmektedir. Böylece; metropolleşme ile dönüşen konut algısı irdelenmektedir. Beşinci bölümde; tez çalışmasının alan çalışması kapsamında; "Varyap Meridian" örneği ele alınmakta ve örnek çalışma, İstanbul'u dünya finans merkezleri arasında önemli bir yere taşıyacağı öngörülen "İstanbul Uluslararası Finans Merkezi" ve benzer karma projelerle birlikte değerlendirilerek, "Varyap Meridian" projesinin alan çalışması kapsamında pilot çalışma olarak seçilme sebepleri üzerinde durulmaktadır. Altıncı bölümde bulgular yer almaktadır. Bu bölümde; değişen konut algısı; "lüks bir karma yaşam projesi" olan Varyap Meridian örneği üzerinden irdelenmekte ve gerçekleştirilen anket çalışmasından elde edile bulgular, "Konut İhtiyaçları Hiyerarşisi" (Israel, 2003) ve "Kullanım Sonrası Değerlendirme" (Francescato, 1989) kapsamında, "Eminönü ve Çevresindeki Toplu Konutlar" da (Kellekci, Berköz, 2006) ve "Mashattan Konutları"nda yapılan çalışmalar (Durmuş, 2010) ile karşılaştırmalı olarak irdelenmektedir. Tez çalışmasının yedinci ve sonuç bölümünde ise; tüm dünyayı saran küreselleşmenin ve metropolleşmenin etkisiyle, İstanbul'da değişen yaşam koşullarının konut algısını kültürel, ekonomik, toplumsal, sosyal ve psikolojik anlamda nasıl dönüştürmekte olduğu üzerinde durulmaktadır.
Gün ışığı almayan kapalı mekanlarda gün ışığı etkisi yaratan uygulamaların kullanıcı algısına etkisi üzerine bir çalışma
Gün ışığı almayan mekanlardaki artış ile gün içinde zamanlarının bir kısmını bu alanlarda geçiren veya bu mekanlarda yaşayan insanlar üzerinde gün ışığından uzak kalmanın fizyolojik ve psikolojik olumsuz etkileri gözlemlenmektedir. Bu tez, gün ışığı almayan mekanlarda yaşayan insanlar üzerinde oluşan olumsuz etkilere engel olmak amacıyla önerilebilecek aydınlatma sistemleri için araştırma yapmak amacını taşımaktadır. Tezin birinci bölümünde; tezin konusu, amacı, kapsamı ve yöntemi ele alınarak, diğer bölümlere genel bir çerçeve çizilmiştir. Geçmişten günümüze insanların ihtiyaçlarındaki değişiklik sebebiyle değişen mekan yapısı ve algısı, mekanın sadece duyularla algılanan somut bir kavram olmadığını göstermektedir, mekan aynı zamanda duyusal girdinin yorumlanarak ortaya çıkan algısal imaj ile algılanan bir kavramdır. Bu algısal imaj oluşumunda, hem duyusal girdiler hem de kişisel ve toplumsal bilgi ve deneyimler etkilidir. Tezin ikinci bölümünde; mekansal algı ve mekanı oluşturan öğelerin algısal boyutta ışık ile ilişkisi değerlendirilmiştir. Mekan algısında, görsel algı ön planda yer alır ve mekanın görsel değerlerini mekanın nicel özellikleri oluşturur. Yani mekanı oluşturan 'biçim, malzeme ve renk' öğelerini mekanın nicel özelliklerinin oluşturduğu söylenebilir. Mekanı oluşturan bu öğelerin ışık ile etkileşimi, bu öğelerin algısal olarak değer bulmasına, kimi zaman da algısal olarak değişimine sebep olabilir. Bu algısal değişimleri sağlamak için görsel algı yöntemlerinden algı sabitlikleri ve algı yanılsamaları kullanılır. Bu iki görsel algı yöntemine bağlı olarak, ışığın mekan içinde yarattığı algısal değişimler, ışığın mekanın nicel değerleri ile ilişkisi bağlamında ele alınmıştır. Ayrıca ışığın mekan ile ilişkisi kullanıcı bağlamında ele alındığında, görsel konfor kavramı ve bileşenleri incelenerek görsel algı üzerindeki etkileri değerlendirilmiştir. Işık, mekanın oluşumunda önemli bir rol üstlenmektedir. Bu bağlamda üçüncü bölümde yapay ışık ve doğal ışık kavramları ele alınarak, doğal ışığın görsel algı ve insan sağlığı üzerindeki psikolojik ve fizyolojik etkileri ortaya konmuştur. Gün ışığının en temel özelliği mevsimden mevsime, günden güne hatta gün içinde sürekli değişiklik gösteren bir yapıda olmasıdır. Bu sebeple mekan içinde gözlemlenen görsel etkisi de sürekli değişiklik gösterir ve görsel konforda olumsuzluk oluşturabilir. Bu noktada görsel konforun sağlanması için gün ışığının mekan içine kontrollü alınması gerekmektedir. Bunun yanısıra doğal ışığın mekan içinde anlamlandırma gücü çok yüksektir ve mekana farklı anlam yüklemek için simgesel öğe olarak kullanılabilir. Doğal ışığın varlığı, insanların sirkadyan ritmindeki döngüyü sağlayarak uyku, açlık, vücut sıcaklığı ve hormon üretimi gibi fizyolojik değişiklikleri düzenler. Aynı zamanda gün ışığın azlığına veya yokluğuna bağlı olarak gözlenen psikolojik rahatsızlıkların depresyona sebep olduğu görülmüştür. Bunun yanısıra, güneşin D vitamini eksikliğinin sebep olduğu zayıf kemik gelişimi ve yaşlılardaki kemik kırılganlığı risklerini azalttığı bilinmektedir bu sebeple herkese güneş ışığının kansere sebep olan tehlikeli ışınlarından korunarak gün ışığı ile temas halinde olmaları önerilir. Gün ışığının mekan içinde yarattığı etkiler ve mekan içine nasıl alındığı bilinmeden, gün ışığı etkisi yaratan sistemlerin etkileri hakkında bir değerlendirme yapılabilmesi mümkün olmadığı için doğal ışığın yatay ve düşey açıklıklardan mekana taşınma yöntemleri üçüncü bölümde ele alınmıştır. Dördüncü bölümde ise doğal ışığın mekana taşınma yöntemlerinin uygulandığı örnek projeler, mimari detaylar mekansal algı bağlamında incelenmiş ve yapay ışık ile mekana gün ışığı alınıyormuş etkisi oluşturulan mimari proje ve ürün tasarımı örnekleri incelenerek mekansal algı üzerindeki etkileri ortaya konmuştur. Tezin beşinci bölümünde, gün ışığı almayan kapalı mekanlarda kullanıcı algısının belirlenmesi amacıyla anket yöntemi kullanılarak deneysel bir çalışma düzenlemiştir. Birinde gün ışığı etkisi yaratan bir sistemin, diğerinde tavana gömme aydınlatma aygıtlarının olduğu iki farklı odadaki aydınlatma düzeni görsel konfor açısından ve katılımcılar üzerindeki algısal etkileri açısından karşılaştırılmış ve yapılan analizlere istinaden değerlendirilmiştir. Son bölümde ise yapılan anket çalışmasının sonuçları ele alınarak değerlendirme yapılmış ve bu tez çalışmasının daha sonra yapılacak çalışmalara hangi noktalarda ışık tutabileceği üzerinde durulmuştur.
The human centric lighting concept: A proposal for an office interior
As people spend more time indoors, their contact with daylight decreases, and do not benefit sufficiently from daylight. Therefore, physical and psychological disorders occur in the human body. The international lighting standards consider only the visual effects of light; there is also non-visual effects of light which have been not enough placed in them. Considering this in lighting designs, a new lighting concept has been developed: Human Centric Lighting. In this study, the HCL concept has been explained, and how significant in people's lives. With the requirements of this concept, an office interior lighting design was implemented.
Highly-skilled migrants' adaptation process through participatory urban interior design
In this thesis the migration process of highly-skilled migrants is examined from a psychological viewpoint, especially with regards to factors supporting or hindering the adaptation process. The terms migrant and urban interior are linked to each other as a notion, by their temporality and mobility. A participatory urban interior design project is proposed as a measure to ease the adaptation process of highly-skilled migrants. With creating a participatory urban interior design platform, it is argued that becoming citizen is a condition that appears through spatial and expressive negotiations between the local society and the mobile people.
İç mimaride aydınlatmanın tanımı ve ofis mekanlarında aydınlatma kriterlerinin incelenmesi
Günümüzde kişiye özgü hizmetler sunan, müşteriye özel imkânlar sunan, yaratıcı ve lüks ofis tasarımları yapılmaktadır. Bu çalışmada ki amaç ve hedef, ofislerde aydınlatma tasarımlarının gün ışığından etkin şekilde faydalanıp, yapay enerjiyi iç mekânda günışığının etkisi azaldığında, doğru aydınlatma sistemleriyle kullanımının hareket edilmesidir. Ofislerin tasarımları ve kullanılan yöntemlerin ışığın nasıl daha verimli kullanılacağını ve ofis tasarımları yapılırken nelere dikkat edilmesi gerektiği anlatılmıştır. Birinci bölümde; aydınlatmanın tarihçesi ve tanımı, aydınlatmanın çeşitleri, amaçları bakımından aydınlatma çeşitleri ve ışığın yönlendirilmesine göre aydınlatma çeşitleri anlatılmıştır. İkinci bölümde; ışık nedir? Işığın algılanması, ışık kaynakları ve ışık psikolojisi ele alınmıştır. Çalışma ortamlarımızda ışığın önemi insan üzerinden ki psikolojik yanlarına yer verilmiştir. Üçüncü bölümde; ofisin tanımı ve ofis binalarının sınıflandırılması anlatılmıştır. Bir ofis tasarlanırken ele alınması gereken unsurlar ve yerleşim planının aslında çalışanlar için ne kadar önemli olduğu anlatılmıştır. Dördüncü bölümde; ofis mekân algısında ışığın rolü anlatılmıştır. Günümüz ofislerde ışığın insanlar üzerinde ki etkileri ve ışığın günümüzde ki rolü anlatılmıştır. Beşinci bölüm ise sonuç bölümüdür. Bu tez çalışması ile elde edilen sonuçlar belirtilmiştir. Burada ışık ve aydınlatmanın ofis için önemi, gelişmiş aydınlatma sistemlerinin ofis mekânlarına katkıları, teknolojinin gelişmesiyle günışığından yararlanmanın önemi vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Ofis, Ofis aydınlatması, ışık, ofis tasarımları, aydınlatma tasarım.
Topkapı Sarayı incelemesi ve harem dairesi iç mekan organizasyonu
Türkiye'de, tarihin bıraktığı değerli yapılar bulunmaktadır. Bugün, çoğu müze olarak değerlendirilen bu yapılar, geçmişi bize aktaran önemli kaynaklardır. Örneğin; eski dönemlerde yaşamış olan insanların kimlikleri, yaşam biçimleri, alışkanlıkları ve kullandıkları teknoloji bu kaynaklardan yararlanılarak ortaya çıkarılabilmektedir. Tarihte İstanbul'un fethi; Osmanlı Devleti'nin imparatorluk olma özelliğine kavuşması, ticaret yollarının birer birer Türklerin eline geçmesi, Orta çağın bitip Yeniçağın başlaması gibi önemli sonuçlar doğurmuştur. Dünyanın en büyük imparatorluklarından olan Doğu Roma İmparatorluğu'nun tamamen yok olması sonrası Osmanlı İmparatorluğunun yükselme dönemine geçişini sağlayan bu önemli dönüm noktası, Karadeniz ile Egeyi birbirine bağlayan deniz yolu üzerinde kurulu olan İstanbul'a yerleşimi başlatmıştır. Bugün tarihi yarımada üzerinde ayakta olan Topkapı Sarayı, bir yönetim merkezi olarak Osmanlının yükseliş döneminin, Eski Saray'dan sonra inşa edilen ilk yapısıdır. Bu anlamda günümüze taşınmış en önemli birincil kaynaklardan biridir. Topkapı Sarayı mekânları; padişahın, valide sultanın, padişahla ilişkili olan diğer kadınların, şehzade ve sultanların, ayrıca tüm bu kimselerin hizmetinde olan insanların, bağlı olduğu ve içinde yaşadığı bir kurumdur. Bu özelliği sebebiyle saray mekânları, saraylarda yaşayışları bakımından her zaman merak konusu olan padişah ve ailesinin kendi yaşam alanlarını barındırması açısından inceleme konusu olarak tercih edilmiştir. Bu çalışma, Osmanlının yükseliş dönemine rastlayan Topkapı Sarayı'nın, karma bir üslupta şekillenen mekânlarının, nasıl giydirildiği ve iç mimarlık açısından ortaya çıkan sonuçlar hakkında fikir verecektir. Anahtar Kelimeler: Topkapı Sarayı, Tarihi Mekân, Harem, Harem İç Mekanları
Safranbolu Evleri'ne iç mimari yaklaşım
''Safranbolu Evlerine İç Mimari Yaklaşım'' konulu tez; Türkiye'de geleneksel konut mimarisinin tarihsel gelişim sürecini, plan tipleri ve iç mekân kurgusunu, geleneksel konut mimarisinin en iyi korunduğu yer olan Safranbolu Evleri'ni ele almaktır. Geleneksel Türk Evi planlama ve yapısal kurgu açısından ele alınarak, plan tipleri, cephe özellikleri, kullanılan malzeme ve uygulanan teknikler açısından araştırılmakta ve tarihsel gelişim sürecine göre plan tipleri anlatılmaktadır. İç mekân kurgusu açısından temel öğe olan oda ve oda içindeki donatılar işlevselliklerine ve yöresel özelliklerine göre irdelenmektedir. Sonuç olarak; 19.yy açısından değerlendirilen Geleneksel Türk Evi ve Safranbolu Evleri iç mekân açısından irdelenerek; Geleneksel Türk Evi'nin yapısal ve kurgusal özelliklerinin, Safranbolu Evlerindeki yansımaları anlatılmaktadır.
Konutlarda seramik malzeme kullanımının iç mekan tasarım ilkeleri bağlamında incelenmesi
Günümüzde konut iç mekânlarında seramik malzeme sıklıkla kullanılmaktadır. Bu malzemenin doğru ya da yanlış kullanımları mekânın anlatımını değiştirmektedir. Seramik, renk, doku, ebat, yüzey olarak mekâna bir kimlik kazandırmaktadır. Tasarımcının amacı, seramiği en doğru şekilde kullanarak, mekânın ruhuna ve işlevine uygun bir kompozisyon ortaya koymaktır. Seramiğin kille başlayan serüveni günümüze kadar ulaşmıştır. Kilden yapılan seramik, mermer görünümlü, ahşap görünümlü, taş görünümlü gibi farklı özelliklere sahip olabilir. Ürün çeşitliliği -gelişen teknoloji ile birlikte seramik sektöründe rekabet ortamı yaratmaktadır. Yaptığımız kompozisyonda seramiği en doğru şekilde kullanmalıyız. Farklı ebat ve renk dokularındaki seramiklerin ne gibi etki yaptıkları bu tezde resimlerle incelenmiştir. Yapılan gerçek uygulama resimleriyle de örnekler çoğaltılmıştır. Açık tonda olan seramikler mekânı daha geniş ve ferah göstermektedir. Koyu tondaki seramikler ise, mekânı daraltan ve aydınlık olmayan bir etki oluştururlar. Büyük ebatlı seramikler daha bütünsel ve yekpare olurken, küçük ebatlı seramikler fazla tekrar eden ve göz yorucu bir etki oluştururlar. Parlak seramikler ışığı yansıtıcı bir etki yaparken, mat yüzeyli seramikler daha çok kaydırmazlık özelliğinden dolayı tercih edilmektedirler. Doğal bir malzeme olmayan seramik, yapısındaki maddelerden dolayı daha uzun ömürlü ve sağlam özellikler kazandığı için kimi doğal malzemeye göre tercih sebebi olmuştur. Seramiğin yapılan komposizyonda doğru kullanılması tasarım için bir gerekliliktir. Bu tezde seramik maddesinin doğuşundan başlanılmış, seramiğin tarihteki sürecine değinilmiştir. Temel tasarım ilkeleri dikkate alınarak seramik örnekleri tek tek ele alınmış, yapılan gerçek müşteri örnekleriyle hangi temel tasarım ilkesine göre tasarım yapıldığı irdelenmiş örneklerle de çoğaltılmıştır. Bu tezin amacı, tasarımcılara temel tasarım ilkeleri bağlamında seramiğin nasıl kullanılacağı anlamında katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Seramik kaplama, ıslak mekân tasarımı, iç mekân tasarımı, temel tasarım ilkeleri.
Tasarlanan mekanın retoriği
21. yüzyıl başından itibaren hızla gelişmekte olan nörobilim alanlarında yapılan araştırmalar insanların tüm düşünce, duygu ve davranışlarının beyinlerinde meydana gelen bir dizi elektrokimyasal reaksiyon sonucu oluştuğunu göstermektedir. Kişilerin çevrelerindeki mekândan aldıkları duyusal uyaranlar, vücutlarının içsel durumu hakkında bilgi veren duyguları ve önceki deneyimlerinden arta kalan anılarıyla birlikte, eylemlerini belirlemektedir. Dolayısıyla her mekân, o mekânı deneyimleyen kişiler için o veya bu şekilde davranmalarına neden olacak mesajlar içermektedir. İnsan-mekân etkileşimlerini inceleyen mevcut araştırmalar, konuya daha çok yapılı çevre üzerinden kullanıcı ekseninde yaklaşmakta; tasarımcıların malzeme, strüktür ve organizasyon tercihleriyle mekân kullanıcıları üzerinde ne tür etkiler oluşturabileceklerini inceleyen tasarımcı eksenli araştırmalar bulunmamaktadır. Bu çalışmada algı ve davranış yönetimi konusunda disiplinler arası bir çalışma alanı olan retorik, mekân tasarımı bağlamında ele alınmış; tasarımcıların retorik stratejilerini kullanarak mekân kullanıcılarını belli düşünce, duygu ve davranışlara sevk edebilecekleri öngörülmüştür. Algı ve davranış sistemlerinin nörolojik altyapısı üzerine temellendirilen çalışmanın ana bölümleri Aristoteles'in ikna kategorileri olan Logos, Pathos ve Ethos olarak belirlenmiştir. Logos bölümünde mekânsal söylemi oluşturan ışık, renk, form, ses gibi öğelerin algılanma biçimleri ve kişiler üzerinde oluşturabilecekleri etkiler incelenmiş; retorik figürlerin mekân tasarımında kullanım biçimleri açıklanarak örneklenmiştir. Pathos bölümünde tüm insanlarda ortak olan temel duygu sistemleri ve bunların mekân tasarımıyla ilişkileri irdelenerek mekânı deneyimleyen kişilerde bu temel duyguların nasıl uyandırılabileceği araştırılmıştır. Ethos bölümünde ise farklı mekân tiplerinde mekânsal karakter oluşumları örnekler üzerinde incelenmiştir. Yapılan incelemeler neticesinde retorik stratejilerinin mekân tasarımı dâhil iletişim kaygısı güden her alanda kullanılabileceği düşünülmektedir.
Mikro konutların iç mekân tasarımının incelenmesi
Dünyanın metropol kentlerinin çoğunda nüfus yoğunluğunun hızla artması sebebiyle yükselen arsa ve konut fiyatları insanların yaşam alanlarını daha da daraltarak küçük boyutlardaki mekanlarla sınırlandırmıştır. Kişisel özgürlüklerin alabildiğine desteklendiği çağımızda bireysel yaşam tarzının bir hayli yaygınlaşması neticesinde bir veya iki kişiye yetecek düzeyde olan ve içinde her türlü yaşamsal gereksinimin rahatlıkla karşılanabildiği küçük konutlar gitgide daha çok ön plana çıkmaktadır. Mikro konut kavramı tam da bu noktada günümüz mimarisinin ilgi odağı haline gelmiştir. Küçük alanların doğru iç mekân tasarımı ile geniş ve ferah alanlara dönüştürüldüğü mikro konutlar akıllı tasarımlar sayesinde mekân içerisindeki her türlü ihtiyaca rahatlıkla cevap verebilmektedir. Mikro konutlar daha az yer kapladığı için yapı birim fiyatı açısından daha ekonomik olmakta, akıllı iç tasarımı ve iç mekânda kullanılan işlevsel donatı elemanlarıyla birlikte bizlere yakın gelecekte tasarruflu ve kolay bir yaşam sunmaktadır. Bu çalışmada konut kavramı çerçevesinde konut sorununa sebep olan çeşitli etmenlere değindikten sonra mikro konut kavramı üzerinde durulmuş ve dünyada çeşitli ülkelerdeki mikro konutların özellikleri araştırılmıştır. Ayrıca mekân mobilya ilişkisi kapsamında çeşitli kavramlar gözden geçirilerek mikro konut tasarımında kullanılabilecek modeller incelenmiştir. Son olarak mikro konut iç mekân tasarımına uygun mobilya ve donatı elemanları ve bunların değişik özellikleri etraflıca ele alınmıştır. Bu mobilya ve donatı elemanlarının yerden tasarruf sağlaması, bir üniteden diğerine dönüştürülebilir olması, işlevselliğinin yüksek olması ayrıca alan genişlemeye ve bölümlemeye imkân vermesi gibi özelliklere sahip olması mikro konut iç mekân tasarımında önemli ölçüde fayda sağlamaktadır. Yaptığımız bu inceleme ve araştırmada ülkemizin içinde bulunduğu sosyal, ekonomik ve kültürel şartlar göz önüne alınarak özellikle iş, sağlık ve öğrenim gibi bazı alanlarda mikro konut projelerinin uygulanmasının yararlı olacağı sonucuna varılmıştır.
Alışveriş merkezi iç mekanlarının aydınlatma tasarımı açısından incelenmesi
ALIŞVERİŞ MERKEZİ İÇ MEKÂNLARININ AYDINLATMA TASARIMI AÇISINDAN İNCELENMESİ Teknolojinin hızla ilerlediği ve küreselleşmenin hemen her ülkeye ulaştığı çağımızda, aydınlatma ve aydınlatmanın etkileri üzerine birçok farklı çalışma yapılmaktadır. Aydınlatma, insan fizyonomisi üzerinde ciddi etkilere sahiptir. Gündelik ve çalışma yaşamında insan psikolojisi üzerine ciddi etkileri olduğu bilinen aydınlatma, çalışma yaşamında birçok kurum ve işletme üzerinden satış teknikleri ve pazarlama alanında kullanılmaktadır. Küresel piyasa ekonomisinde aydınlatma üzerine ciddi boyutlarda özel çalışmalar ile yapılmaktadır. Konfor, ışık ve aydınlatma küresel piyasa ekonomisinde, alışveriş merkezlerinde satış ve pazarlama için özel tasarımlarla kullanılmaktadır. Özellikle büyük alışveriş merkezleri aydınlatma için çok özel çalışmalar yapmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, ışık ve aydınlatmanın kavramsal çerçevelerinden hareketle, ışık, gölge ve tasarım ilişkileri analiz edildikten sonra örnek bir alışveriş merkezi üzerinden aydınlatmanın nasıl yapıldığına ve bu konuda nelere dikkat edildiğine ayrıca tasarımının nasıl yapıldığına yer verilmiştir. Anahtar Kelimeler: Işık, Aydınlatma, Gölge, Alışveriş
1920 den bugüne modern mutfağın gelişimi ve teknolojik değişimler ışığında gelecek mutfakları
Bu çalışma mutfak teknolojilerinin dünü, bugünü ve yarını ile ilişkilidir. Çalışma mutfak kavramını ve mutfaklarda kullanılan teknolojileri ilk bölümünde ayrıntılı bir şekilde açıklarken mutfağın tanımını yaparak tarihsel gelişimini ayrıntılı bir şekilde ele almaktadır. Mutfak planlaması ve mutfak tiplerine göre mutfakta kullanılan aksesuarları ve mutfak teknolojilerindeki değişimi ilerde işlenecek olan başlıklarda daha ayrıntılı bir şekilde karşımıza çıkacaktır. Çalışmanın ana amacı mutfakta kullanılan teknolojilerin tanımlanmasıdır. Bu bağlamda 1920 den bu yana mutfakların gelişimindeki teknoloji incelenmiştir. Bu incelenme yapılırken öncelikle mimari gelişim ve değişim süreci ele alınmış, peşi sıra mutfaklarda kullanılan teknolojiler ayrıntılı bir şekilde işlenmiştir. Yine çalışma içerisinde mutfak gelişiminde toplumların kültürel etkileri de göz önünde bulundurularak 100 yıllık bir süreçteki mutfak teknolojilerinin evrim süreci resmedilmeye çalışılmıştır. Son bölüme gelindiğinde ise yüz yıllık bir süreçte gerçekleşen değişim ve gelişimleri göz önüne alınarak gelecek mutfakları ile ilgili bir takım çıkarımlar ve bulgular elde edilmeye çalışılmıştır. Teknolojinin gelişim miktarına bakılarak gelecekte mutfaklardaki olası gelişimler irdelenmiş çalışma finalinde bütün çalışma ile ilgili bulgularla beraber bir takım öneriler yer almıştır.
Tekstil tasarımın iç mekanda kullanımının incelenmesi
VII ÖZET TEKSTİL TASARIMIN İÇ MEKANDA KULLANIMININ İNCELENMESİ Tekstil, insanın dış etkenlerden korunma ve örtünme ihtiyacı sonucunda ortaya çıkmıştır. Tasarım ise günümüzde kullanılan anlamına, Endüstri Devrimi sonrasında yaşanan zanaat ve makine birlikteliği ile ulaşmıştır. Bu bağlamda tekstil tasarım tarihinin, Endüstri Devrimi'nden günümüze kadar olan süreci kapsadığı söylemek mümkündür. Dokuma, örme, baskı ve giyim tasarımı alt başlıklarında ele alınan tekstil tasarım tarihinin zanaattan dijitale kadar değişimi, 20. yüzyıldan günümüze teknolojik ilerlemeler ile sosyo-kültürel yapı ekseninde ele alınmıştır. Amaç, dönemlerin öne çıkan tasarımları üzerinden tekstil tasarım tarihinin değişim sürecinin ana hatlarını çıkarmak ve bundan sonra yapılacak araştırmalara bir basamak oluşturmaktır. Tekstil ürünlerinin kullanım amacı ve üzerine yüklenilen anlamlar zamanla farklılık gösterdiğinden tüm tekstil ürünlerinin günün koşullarına ve toplumların kültürel yapılarına göre şekillendikleri bilinmektedir. Bu yönden tekstil ürünleri materyal, form ve tasarımları açısından toplumların özelliklerini yansıtarak günümüze taşıyan kültürel unsurlar olarak kabul görmektedir. Sanayi Devrimi'nden sonra gelişmiş toplumlarda egemen olan tasarım kültürü ve bağlamı diğer tüm sektörlerde olduğu gibi tekstil sektöründe de üretim tekniklerinin gelişmesine, yeniden yorumlanmasına ve farklı malzeme kullanımı ile tasarım arayışlarına gidilmesine neden olmuştur. Bu araştırmanın amacı tekstil kullanımının iç mekan tasarımına yansımalarını incelemektir.
Alternatif aydınlatma kaynaklarından biyolüminesansın mekanla ilişkisinin örnekler üzerinde incelenmesi
Bu tezde, ''Alternatif Aydınlatma Kaynaklarından Biyolüminesansın Mekanla İlişkisinin Örnekler Üzerinde İncelenmesi'' konusu araştırılmıştır. Birinci bölümde, Teze giriş yapılmış ve içeriği hakkında kısa bilgi verilmiştir. İkinci bölümde, Aydınlatmanın tarihi tanımı ve ışık kaynakları konuları incelenmektedir. Aydınlatma kaynakları konusunda genel bilgiler verilmektedir. Üçüncü bölümde, Aydınlatma kaynaklarından ''Doğal Aydınlatma'' hakkında kısa bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde, '' Canlıların Işık Kaynağı Olan Biyolüminesans '' konusu deney ve görsel örneklerle incelenmektedir. Beşinci bölümde '' Enerji konusunda genel bilgiler verilmektedir. Altıncı bölümde, ''Alternatif Aydınlatma Kaynağı Olan Biyolüminesans'ın Mekanla ''ile ilişkisi konusu resimlerle incelenmektedir. Tezin sonuç bölümünde ile; Dünyada oluşan ciddi enerji sorununun getirdiği alternatif arayışlar ve aydınlatmada önerilen ve henüz yeni keşfedilmeye başlanılan biyolüminesans olayının önemi ortaya çıkarılmaktadır.
Kısıtlı konut iç mekanlarındaki mobilya tasarımları
Tez çalışmasında, değişen kullanıcı ihtiyaçları ve yaşam standartları ile birlikte konut iç mekânlarının küçüldüğü ve ortaya çıkan kısıtlı mekânlarda, mobilya tasarımlarına önerilerde bulunmayı amaçlamaktadır. İkinci bölümde, kısıtlı mekân kavramının ortaya çıkışı, nelerden etkilendiği ve kısıtlı konutlarda mobilya tasarımlarına yer verilmiştir. Mobilyanın özellikleri anlatılarak çözümler irdelenmiştir. Üçüncü bölümde, kısıtlı iç mekân konutlarına farklı ülkelerden örnekler gösterilerek yapılan mobilya tasarımlara ve çözümlerine yer verilmiştir. Mekânlar incelenerek, değerlendirilmiştir. Dördüncü bölüm, yaşamsal bütün faaliyetler için mekânda, mobilya tasarımlarına çözüm önerileri sunulmuştur. Kısıtlı iç mekânlar için mobilya çözüm önerileri anlatılmıştır. Beşinci bölüm, bu kısım sonuç ve değerlendirme bölümü olarak kısıtlı iç mekân konutlarının kullanım şekilleri ve mobilya tasarımlarında öneriler sunulmuştur. Anahtar Sözcükler: Konut, Kısıtlı Mekân, Mobilya
İç mekan tasarımında işitsel peyzajın kullanıcı deneyimi üzerinden incelenmesi
Kentsel alanlardaki bireyler, çevrenin çeşitliliği nedeni ile bilinçli veya bilinçsiz, birçok duyular tarafından algılandığı deneyimler edinmektedir. Bireyler her zaman mekânın algılanmasını görme duyusuyla algılandığını düşünürken, aslında işitme, dokunma ve koklama gibi diğer duyular da mekânı daha derin anlaşılması ve algılanmasını sağlamaktadır. Kent planlamacıları ve mimarlar yıllardır bu alanların kalitesini yalnızca görsel algıya göre sınıflandırıp, değerlendirmektedirler. İster yükseklik kontrolü, ister malzemeler ve isterse renkler olsun çekici bir alan yaratarak, görme duyusuna her zaman bir öncelik verilmiştir. Ancak son yıllarda yapılan farklı çalışmalarda koklama ve işitme duyularına dayanarak görünmez alanlara odaklanılmıştır. Bireyler hoş seslerin ve kokuların bulunduğu alanların kalitesini gözle görünmeyen duyular tarafından algılamaktadırlar. Mekânda tüm duyuların algılanması, çağdaş tasarımcılar tarafından ne yazık ki göz ardı edilen bir konudur. Bir mekânın algılanmasında görme duyusu kadar işitme, dokunma ve koklama duyusu da etkilidir. Beyoğlu pasajları, İstanbul kentsel yapılarında her zaman dinamik ve aktif bir rol oynamış ve kent sakinlerin fonksiyonel ihtiyaçlarına cevap vermiştir. Sosyal faaliyetlerin bireyler için kolektif anılarının oluştuğu bir ortamdır. Bu nitel analizde işitme duyusunu göz önünde bulundurarak pasajların nasıl ağılandığı ve aidiyet duygusunu daha iyi anlamak için farklı çalışmalar yapılmıştır. Bu çalışma doğrultusunda işitsel peyzajın kavramının incelenmesi ve ardından mekâna ait olma duygusu çeşitli uzmanların bakış açılarının incelenmesi hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Algı, Mekân algısı, İşitsel peyzaj, Aidiyet duygusu
Maslak kasırlarının restorasyon öncesi ve sonrası incelemesi: Kasr-ı Hümayun örneği
Ana başlığı ''Maslak Kasırlarının Restorasyon Öncesi ve Sonrası incelemesi: Kasr-ı Hümayun Örneği''olan bu tezin Maslak Kasırlarında bulunan Kasr-ı Hümayun, Limonluk, Mabeyn-i Hümayun, Çadır Köşkü ve Paşalar Dairesi adlı yapıların günümüze kadar yapılan restorasyon çalışmalarının incelenmesini içermektedir. Sultan II.Abdülhamid'in Maslak Kasırlarının her bir yapısında emeği olduğu ve Şehzadelik zamanın neredeyse tamamını bu kasırlarda geçirdiği, tahta daveti de Kasr-ı Hümayun'un üst katındaki salonda gerçekleşmesi yapıya olan merakımı arttırmıştır bundan dolayı bu konuda tez yazmış bulunmaktayım. Maslak Kasırları'nın tarihi ve konumu, tasarım konsepti, plan şeması, malzemeleri, bezemeleri, ve geçirdiği süreçler ile günümüzdeki durumu incelenmiştir. Milli saraylar müdürlüğünden yapılar ile ilgili alınan fotoğraflar ve belgeler incelenmiştir. Maslak Kasırlarına gidilerek fotoğraflama, analiz ve gözlem yapılarak geçirdiği restorasyonlar ve günümüz durumu incelenmiştir. Genellikle yapılan restorasyon çalışmalarında tavan bezemeleri, kapılarda bulunan altın varak işlemeler, binanın cephe kısmındaki ahşapların değiştirilmesi ve boyanması işleri yapılmıştır. Yapıların geçirdiği restorasyon süreçlerinde aslı korunmaya çalışılarak işlem yapılmıştır. Günümüz durumunda restorasyona ihtiyaç duymaktadır.
Sağlık yapılarının ı̇ç tasarımında nanoteknolojı̇nı̇n etkı̇sı̇
İç kaplamalar, sağlık tesislerinin ortamının çok önemli yönlerinden biridir. Zemin ve duvar kaplamaları, hastanelerin iç mekanlarında sağlıklı bir ortamın sağlanmasında kritik bir rol oynayan unsurlardır. Bu nedenle tasarım sürecinde bitirme malzemelerinin seçim kriterlerine öncelik verilmesi gerekmektedir. Kaplama malzemeleri ve özellikleri, hastanelerde iç tasarımı en çok etkileyen faktörlerden biri olarak kabul edilir. Özellikle hastanelerdeki kritik alanlarda cerrahi, yoğun bakım, acil ve yatan hasta üniteleri gibi belirli bitiş özelliklerine ihtiyaç duyulmaktadır. Nem penetrasyonu, su sızması ve hastane kaynaklı enfeksiyonların meydana gelmesinden sorumlu olan birkaç unsur olarak kabul edilen küf ve küf oluşumu gibi sorunları önlemek için sağlık tesislerinin iç mekanları ve kaplama malzemeleri için özel spesifikasyonlara ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışma, sağlık hastalarının ve bina sakinlerinin çalışma ortamlarındaki konforunu ve memnuniyetini artırmayı ve hastanelerde hastalıkların yayılmasını engellemeyi amaçlayarak en iyi bina iç tasarım değerlendirmelerini önermeyi hedeflemektedir. Bu bağlamda çalışma, nano malzemelerin değerlendirilmesini ele almak ve bu amacı araştırmak üzere hazırlanmıştır. Nano malzemeler, iç mekanlarda hijyenik tasarımın önemli bir unsurunu oluşturmaktadır. Bu bağlamda, özellikle hastanelerin kritik alanlarında iç mekan tasarımı için hangi tür nano malzemelerin veya uygulamalarının en uygun seçenek olduğu sorusu önemlidir. Bu çalışmanın amacı, nano malzemelerin kaplama malzemelerinin performansını artırarak ve kullanım ömürleri boyunca meydana gelen hasarları ve sorunları azaltarak sağlık tesislerinin iç tasarımını önemli ölçüde iyileştirip iyileştirmediğini belirlemektir. Bu hedefe ulaşmak için, literatür taraması ve nano şirketlerinin laboratuvarlarından elde edilen test sonuçları kullanılmıştır. İç mekan kaplama malzemelerinde kullanılan nano malzemeler iki gruba ayrılmıştır. İlki, hastanelerde karşılaşılan farklı kaplama malzemesi problemlerinin oluşumunu sınırlayarak ayrıca yüzeydeki bakteri, küf ve mantarların varlığını azaltarak enfeksiyon riskine katkıda bulunan geleneksel malzemelerin sorunlarını çözmek için kullanılır. Diğeri ise temizlik ve dezenfeksiyon süreçlerinde kullanılmak üzere tasarlanmıştır ve insan sağlığını olumsuz etkileyebilecek zararlı gazların yayılma riskini azaltır. Böylece nanoteknolojinin kullanımı, hastanelerde sağlıklı bir ortamın korunmasına yardımcı olur.. Anahtar Kelimeler: Nano Teknoloji, Nano Malzemeler, Sağlık Tesisleri, Kaplamaları, Küf, Bakteri, Covid, Hijyen. .
İç mimarlıkta disiplinlerarası bir yaklaşım: Kullanıcı deneyiminin çoklu mekân tasarımlarıyla ilişkisi
İnsanın mek nla olan iletişimi zihin-beden doğrultusunda evreyi algılama, bu boşluktaki nesnelerle etkileşimi ve eylemlerinin geri d nüşü ile oluşan deneyimlerinin bütünüdür. Alışkanlıkları ve ğrenimsel deneyimleri ile yaşamsal pratiklerin sonucum olarak mek nı şekillendiren insan, siber gelerin iş birliği ile yeni uzuvlar edinerek hibrid bir kullanıcıya d nüşmüştür. Bu d nüşüm sürecinde siber mek nlarla, fiziksel yapıdaki mimari mek nlar i i e ge miştir. Yeni toplumsal düzende teknolojinin getirileri ile sanal ve ger ek arasındaki mesafenin ortadan kalktığı simbiyotik mek nlar oluşmuştur. Doğa-kültür, zihin-beden, kullanıcı-mek n, deneyim-tasarım ilişkileriyle insan bir kullanıcı olarak insan olmayanlarla ortakyaşam habitatı i erisindedir. Aynı zamanda teknolojinin etkisinde doğa-kültür ikiliği oluşturan insanın jeofail konumu da s z konusudur. Bu nedenle bu tez alışmasında insanmerkezci olmayan bir yaklaşımla kullanıcının ortakyaşam mek nlarındaki deneyimlerine odaklanan tasarım ideolojisi vurgulanmaktadır. Ayrıca kullanıcı, mek n ve deneyim ilişkisinde simbiyotik mek nlar i mimarlık bağlamında oklu disipliner bir perspektifte ele alınmaktadır. İdeal tasarıma ulaşma yolunda disiplin karşıtı bir hipotezle kullanıcı deneyimi tasarımı yaklaşımının kümülatif bir yapıda değerlendirilmesi ne sürülmektedir. Sonu olarak bu tez, zellikle i mek n başta olmak üzere sanat, tasarım ve mimaride disiplinlerarası bir yaklaşımda kullanıcı deneyiminin bir tasarım süreci olarak yer edinmesini ama lamaktadır.
Çevre psikolojisine ait kavramların sinematografik mekânlar üzerinden incelenmesi
Mekân yaşanılan her yer olarak tanımlanabilir. İnsan yaşamını mekânlarda geçirir. Mekân yaratma çabası insanın barınma ihtiyacından doğan bir olgudur. Gelişen dünyayla beraber mekân yaratma olgusu sadece barıma ihtiyacı kavramından sıyrılıp yerini mimari tasarımlara bırakmıştır. Mekân tasarımlarında sanat ürünleri ortaya koyan ve ortaya koyduğu sanat ürünlerini bir arada kullanan mimarinin etkileşim içinde olduğu en önemli sanat dallarından biri de sinemadır. Sinema yüzyıllar içinde gelişim göstermesine rağmen temelindeki mimari gereksinimini hiçbir zaman kaybetmemiştir. Sinema ve mimari, mekânı bir sanat eseri gibi oluşturmakta ve bu sanat eserlerini insan algısına sunmaktadır. Sinema tarafından, insan algısına sunulan bu mekânlar, bazen kurgu mekânlar olup izleyicinin farklı bir dünyaya bakmasını sağlayabildiği gibi yaratılan gerçek odaklı mekânlar sayesinde izleyicinin kendini sorgulamasına yol açabilmektedir. Beyaz perdede sergilenen mekânlar çoğu kez izleyicinin dikkat etmediği unsurlar gibi gözükse de bu mekânların izleyici üzerindeki etkisi yadsınamaz. Bir bilim kurgu filminde, yaratılan mekânlar sayesinde izleyiciye, eserin ütopik olmadığı izlenimi verilebilmektedir, izleyici kendini mekân içerisinde görebilmekte ve kendini bu gerçeküstü dünyanın bir parçası olarak hissedebilmektedir. Bu sayede izleyici, filmin temasını ve anlatmak istediği konuyu içselleştirerek mekânlar ve mekân algısı sayesinde filmin anlatmak istediği konuyu daha rahat anlayabilmektedir. İnsanların mekânları algılamalarında etki olan ögeler mekân algısı kavramı altında incelenmektedir. Çevre psikolojisi mekânların insanlar üzerindeki etkisini araştırmaktadır. Mekânlar insan algısının birer parçası olup, mekân insanı, insan mekânı etkiler. İnsan psikolojisinin mekân algısında birçok etkisi vardır. Bu çalışmada çevre psikolojisi; kavramları ve tanımlarına yer verilmiştir. Bu psikolojik etki mimari mekânın yanı sıra sinema mekânlarında da incelenmiştir. Bu etki araştırılırken sinema film türlerinin birkaçı ele alınmıştır. Sinema mekânlarının insan psikolojisinden yararlandığına çevre psikolojisi kavramları ile ulaşılmıştır. İnsanların etkilendiği kadar mekânlarında insan psikolojisinden etkilendikleri görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Mekân, Mekân Algısı, Sinema, Sinema ve Mekân, Çevre Psikolojisi, Film
Müze mekanları tasarımında yerleşik teorik yaklaşımlarla, güncel pratiğin ayrıştığı noktaları 2000'ler sonrası Türkiye'de tasarlanmış müzeler üzerinden incelenmesi
Kültürel anlamda insanlara katkı sağlayan müzelerin tarihi boyunca sergiledikleri gelişim organizasyonu dönemlere göre farklılık göstermektedir. Her anlayış biçiminin veya üslubunun zaman içerisinde değiştiği gerekçesiyle ve bu değişimlerin yapılara yansıması süreciyle birlikte farklı tarzlar kullanılarak ilerleme kaydedilmiştir. Değişim kelimesi bu çalışmada birçok alanı kapsamaktadır. Değişim, Sadece yeniliklerin uygulandığı güncel sistemler olmamakla birlikte taklit etmek, esinlenmek, eski ile yeniyi bir araya getirmek gibi anlamlar taşımaktadır. Müzelerin eski dönemlere oranla; günümüzde daha geniş kapsamlı kullanım pozisyonlarına sahip olduğu görülmektedir. Günümüzde müze mekânlarına farklı aktivite mekânları olarak kabul edilmiş, etkileşimsel ve kültürel alanlarda işlevselliğini artırarak insanların müzeleri ziyaret etme oranlarını artırmıştır. Bu çalışmanın amacı; ülkemizdeki müze mekânlarının geçmiş yıllardaki anlayış ve sergileme biçimleri ile üslup ve tasarım açısından mimari biçimlerinin, son yüz yıl içinde gelişim ve değişim süreçleri ile bunların ayrışma sebeplerinin incelenmesidir.
Teknolojinin mekân kurgusu üzerindeki etkilerinin distopyalar üzerinden incelenmesi: Black mirror örneği
Teknoloji bilim ile birlikte gelişerek büyümektedir. Teknoloji kavramı üzerine düşünüldüğünde bilim ne kadar var olursa teknolojinin de varlığı o kadar süregelecek denilebilir. Hayatlarımızın içine oldukça giren teknoloji, bugün hemen herkesin bireysel olarak da rahatlıkla kullandığı, işlerin, tedavilerin ve daha birçok durumun bu sayede yapıldığı ve hatta özel hayatların dahi içerisinde bulunduğu duruma gelmektedir. Teknolojinin insan hayatlarında olumlu birçok etkisi bulunduğu gibi olumsuz etkileri de bir hayli bulunmaktadır. Sonu olmayan bu hayali evrende hayal etmek bile kimi zaman imkânsız görünebilmektedir. Teknolojinin insanlar üzerinde yarattığı etkiler olduğu gibi mekânlar üzerinde de farklı etkileri bulunmaktadır. İnsanlar için gelecek merakı her zaman var olmuştur. Bu nedenle de gelecek ile ilgili farklı düşünceler oluşmaktadır. Gelecek senaryolarında teknolojinin etkisi ile mekânların nasıl olacağı da ayrı bir merak konusu olarak ele alınmaktadır. Gelecek mimariler, mekânlar ve ürünler ile ilgili en iyi görsel izleti sinema sanatı ile karşımıza çıkabilmektedir. Sinema sanatında kullanılan metotlar ile teknoloji, bilim kurgu filmleri aracılığıyla izleyiciye yansıtılmaktadır. Bilim kurgu filmlerinde de teknolojinin insanlar üzerinde ve mekânlar üzerinde etkileri rahatça fark edilebilmektedir. Bilim kurgu filmlerinde ses getirmiş olanların birçoğu distopya türü filmlerdir. Bunun bir sebebi ise insanların gelecek ile ilgili düşüncelerinde teknolojinin çok kullanılması; tüketim yoğunluğu ve değişen, gelişen, akıllı bir dünyanın kötü bir gelecek senaryosu yaratacağı fikrine inanmaları rol oynamaktadır. Teknolojinin savaşlarda kullanılması, ortaya çıkardığı tüketim yoğunluğu ile yaşanılan mekânların kirliliğine yol açması ve çevrenin daha çok kirlenmesi gibi etkenler bilim kurgu filmlerini distopik bir hale sokmaktadır. Distopya; olumsuz gelecek, kötü bir dünya, karanlık yeni bir evren gibi konuları çağrıştırmaktadır. Bu tezde örnek alınan Black Mirror dizisi, teknodistopyalar üzerinden yeni ve gelişmiş mekanları oldukça fazla işlemiş bir bilim kurgu dizisidir. Çalışmanın amacı, teknolojinin gelişmesi ile değişim sürecine girebilecek mekânlar ve yaşamlar için gelecek senaryolarını, distopya türü olarak işleyen Black Mirror dizisi bölümleri ile incelemek ve aradaki farklılığı ortaya koymaktır.
Mekânsal temsil-deneyim ilişkisinin kentsel mekân üzerinden incelenmesi: Müze Gazhane örneği
Mekânsal deneyim, bir mekânın öncesini, mevcut sürecini ve gelecekte nasıl olması gerektiğini doğru şekilde anlamak, hissetmek, tasarlamak ve bir şekle kavuşturmaktır. Mekânsal temsil ise kavramın içerisinde de yer aldığı gibi bir mekânın bireysel ya da ortak olarak temsil ettiği değerleri ve unsurları ortaya koymaktadır. Bu araştırma, Müze Gazhane'nin, yaşadığı dönüşüm süreci neticesinde ortaya çıkan yeni görünümünün mekânsal deneyim ve mekânsal temsil ilişkisi bağlamında değerlendirmesini içermektedir. Araştırmada, Müze Gazhane'nin, geçmişten bugüne yaşamış olduğu değişim süreci ile birlikte mevcut süreçte sahip olduğu yeni kimliğin görsel olarak mekânsal deneyim ve mekânsal temsil bağlamında ifade ettiği anlamlar araştırılmaktadır. Aynı zamanda, araştırmada, müze gazhanenin tasarımını gerçekleştiren Do[x] Arhitecture firmasının Kurucu Ortakları Mimar Dicle Özdemir ve Mimar Kadir Uyanık ile de bir yazılı mülakat gerçekleştirmek suretiyle mekânsal deneyim ve mekânsal temsil açısından, bizzat tasarımcıların görüşlerine yer verilmiştir. Müze Gazhane'nin değişim ve dönüşüm süreci sonrasındaki görünüm, mekânsal deneyim ve temsil açısından değerlendirildiğinde, olumlu bir tablonun ortaya çıktığı fark edilmektedir. Özellikle, tasarımcıların deneyim ve temsil açısından mekânı ele alışları ile birlikte nihai kullanıcının karşısına çıkan görünümün, ziyaretçiler açısından, deneyim ve kullanım konusunda yararlı bir yol haritası çizdiği anlaşılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dönüşüm, Mekânsal Deneyim, Mekânsal Temsil, Müze Gazhane, Tasarım
Mobilya tasarımında yapay zeka: Tasarım ve ar-ge merkezleri üzerinden bir değerlendirme
Teknolojinin gelişmesi ile yapay zeka kavramı artan bir ilgiye şahit olmuştur. İnsana ait iş yapış biçimlerinin algoritmalara tanımlandığı bu alandaki çalışmalar, son yıllarda hiç olmadığı kadar hızlanmış ve neredeyse tüm endüstrilerde yapay zeka uygulamaları yer bulmuştur. Tasarımda yapay zeka uygulamaları ise, pratikte çokça mobilya tasarımı üzerinden örnekler ile geliştirilse de, literatürde özellikle mobilya tasarımında yapay zeka konusunu işleyen çalışmalar çok az sayıdadır. Mobilya tasarım sürecinde yapay zeka ve üretken tasarım kavramının örnek ve değerlendirmeler ile araştırıldığı bu çalışmanın konusu yapay zeka destekli tasarım araçlarının mobilya tasarım süreçlerine ve tasarımın geleceğine etkisidir. Bu kapsamda mobilya sektöründe faaliyet gösteren Tasarım ve Ar-Ge Merkezi yetkilileri ile görüşülmüş, yapay zeka kavramının avantaj ve dezavantajları tartışılarak, insanın fikri katkısının yapay zeka uygulamalarındaki rolü ile ilgili değerlendirmeleri alınmıştır. Çalışma beş bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, yapay zeka ve üretken tasarım kavramı kapsamlıca incelenmiş, tanım yöntem ve örneklerine yer verilmiştir. Yapay zekanın doğal zeka ile karşılaştırması, geleceği ve üretken sistemlerin tasarım süreçlerine etkisi tüm yönleri ile irdelenmiştir. İkinci ve üçüncü bölümde ise mobilya tasarımı ve yapay zeka konusu örnekler ile araştırılmış, Tasarım ve Ar-Ge Merkezlerinden bahsedilmiştir. Dördüncü bölümde tez kapsamında yapılan alan çalışması, yöntem ve bulgulara yer verilmiştir. Tez çalışmasında elde edilen bulgularla, sonuç bölümünde genel bir değerlendirmeyle yapay zekanın geleceği, tasarım süreçlerine etkisi, potansiyel ve vaadlerinden bahsedilmiştir.
Aktivite temelli ofislerin (ATO) iç mekan tasarım prensiplerinin değerlendirilmesi
Rekabet ortamının teknolojik gelişmeler ışığında küresel ölçekte genişlemesi ve sınır tanımaz boyutlara ulaşması ile günümüz organizasyon yapıları daha karmaşık ve esnekliğe daha çok ihtiyaç duyar hale gelmiştir. Geçmişten günümüze ulaşan mekan kullanım yöntemleri, ihtiyaçlar ve beklentiler karşısında değişime uğramış, geleneksel ofis düzenleri sorgulanır olmuştur. Bu durum, organizasyonların sahip olduğu ofis düzenlerinde yenilikçi yaklaşımları düşünmesi gerçeğini ortaya çıkarmıştır. Çalışma kapsamında bu yenilikçi ofis yaklaşımlarından biri olan ve literatürde; faaliyet tabanlı ofis, aktivite bazlı çalışma, aktivite tabanlı ofis vb. isimlerle yer alan aktivite temelli ofisler (ATO) ele alınmaktadır. İç mekan tasarım prensipleri çerçevesinde incelenen ATO'lar; zamansal ve mekânsal seçim esnekliği tanıyan, farklı iş aktivitelerine ve bireysel tercihlere uygun mekân çeşitliliğinin sağlandığı, güncel bilgi ve bilişim teknolojileri ile donatılmış, hiyerarşik düzenin fiziksel ayrımla tanımlanmadığı, bireylerin ikamet ettiği ofis birimleri yerine tüm ofisin bütün bireylere ortak kullanım hakkı tanıdığı ofisler olarak tanımlanmaktadır. Ofis kullanıcılarına hacimsel ölçek, mobilya ve kullanım şekli, teknolojik ve atmosferik özellikler vb. mekana ve donatılara ait seçenekler sunulmaktadır. Bu kullanım yaklaşımı ile ATO'lar çeşitliliği, esnekliği ve paylaşımı desteklemektedir. Çalışmada nitel araştırma deseni ile mevcut literatür taraması yapılmış, her türlü yazılı kaynak, internet verisi kullanılarak alt başlıklar oluşturulmuştur. Ofis kullanım yöntemlerindeki değişimlerin ve değişime etki eden faktörlerin incelemesi yapılarak bu değişimin bir yansıması olan yenilikçi ofis yaklaşımları araştırılmıştır. Çalışma kapsamında, yenilikçi ofis yaklaşımlarından olan ve tezin ana konusunu oluşturan ATO'ların kavramsal alt yapısına, ofis iç mekan tasarım prensiplerine, ATO ile ilişkilendirilen diğer ofis yaklaşımlarına ve ATO'ların hedeflerine yer verilmiştir. Teorik alt yapıyı desteklemesi amacıyla ATO anlayışı ile tasarlanmış yedi farklı ofis iç mekanı analiz edilerek mekansal boyut özellikleri bazında hazırlanan çizelgeler ile incelemeleri gerçekleştirilmiştir. Günümüz koşulları ve iş kültüründe meydana gelen değişimlerin, organizasyonları yeni ve avantajlı olana uyum sağlamaya zorladığı gerçeği ve tüm bu araştırmaların ışığında; ATO'ların bundan sonraki süreçte çokça tercih edilen bir sistem olarak ofis iç mekan tasarımlarında yerini alacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda çalışmanın, Türkiye'de bulunan kurumsal firmaların ATO sistemine geçiş yapmalarını teşvik ederek işlerini kolaylaştırması ve bu kapsamda tasarımcılara yol gösteren derleyici bir kaynak olması amaçlanmaktadır.
Endüstri 4.0 kavramının etkileşimli mekan tasarımı sürecinde mekan morfolojisi üzerindeki etkileri
İnternet ve bilgisayar teknolojisi gibi bilişim sistemlerinin üretim süreçlerine aktarılması ve bu sayede otomasyon, yapay zeka, siber-fiziksel sistemler, nesnelerin interneti temelli akıllı ürünler ve arttırılmış/sanal gerçeklik gibi teknolojilerin insan hayatına girişi endüstri 4.0 denilen yeni bir endüstriyel devrimin ortaya çıkışını sağlamıştır. Endüstri 4.0 devrimi gündelik hayatta kullanılan ürün, hizmet ve mekanların dijital bilişim teknolojileri yardımıyla işlevlendirilmesini ve böylece kullanıcılarla bu yapıların etkileşiminin arttırılmasını amaçlamaktadır. Bilişim teknolojilerinin yaşam alanlarına uyarlanabilir hale gelmesi, beraberinde gelenekselleşmiş mekan anlayışının da değişimine yol açmakta ve kullanıcıların istek, ihtiyaç ve taleplerine göre mekanik ve dijital altyapılarıyla değişimler gösterebilen etkileşimli mekanların ortaya çıkmasına sebep olmaktadır. Endüstri 4.0 döneminin yenilikçi teknolojileriyle donatılan bu mekanların tasarım süreçleri, iç mimarların mekan tasarım olgusuna yaklaşımlarını da etkilemektedir. Bu çalışmada endüstri 4.0 kavramının ve bu kavramla beraber ortaya çıkan yenilikçi teknolojilerin etkileşimli mekanların biçim dilinde ve kullanım şekillerinde yarattığı değişimler ve gelişmeler, bu mekanların tasarımında önemli rolde bulunan iç mimarlık disiplini perspektifinden incelenmiştir. Çalışmanın amacı, bu alanda yapılacak mekan tasarımı çalışmalarında iç mimarların kullanabileceği tasarım yaklaşımları, metodolojileri ve süreçlerinin belirlenmesi ve bu yolla iç mimarlık disiplininin yakın gelecekte yaşayacağı evrim hakkında yol gösterici çıkarımlarda bulunmaktır. İç mimarların endüstri 4.0 teknolojilerinin olanak ve kısıtları hakkında bilgi ve birikimlerinin artması, bu alanda ortaya konacak etkileşimli mekanların tasarım süreçlerinin değişmesine, bu tasarım alanında uzman konumda bulunan mühendislik, ara yüz tasarımı ve deneyim tasarımı disiplinleriyle ilişkilerinin farklılaşmasına ve bu yolla mekan olgusunun evrimleşmesine yarar sağlayacağından önem arz etmektedir. Nitel araştırma yöntemlerinden gömülü teori metodunun kullanıldığı bu çalışmada, iç mimarların endüstri 4.0 olgusuna yaklaşımlarının anlaşılması ve mekan tasarımı süreçlerine nasıl uyarladıklarının belirlenmesi amacıyla, bu alanda tasarım çalışmalarında bulunan iç mimarlarla yarı yapılandırılmış derinlemesine nitel görüşmeler yapılmış; bu alanda yapılmış olan röportaj, podcast, seminer ve benzeri medya yayınları kodlanarak analiz edilmiş ve ortaya konan endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekan tasarımı örnekleri incelenerek veriler toplanmıştır. Bu verilerin analiz edilmesiyle yapılan çıkarımlar sonucunda iç mimarların endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekan süreçlerinde kullanabilecekleri tasarım metodolojileri belirlenmiş, bu alanda yaşadıkları kısıtlar ve elde ettikleri olanaklar tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, iç mimarlığın yeni endüstriyel devrim döneminde yaşayacağı dönüşüm ortaya konmuştur. Araştırma, 6 bölümden oluşmaktadır. 1. Bölüm olan giriş kısmında konu tanıtılarak araştırma problemi belirlenmiş, araştırmanın amacı ve önemi tanımlanmıştır. Araştırma hipotezi ve araştırma soruları belirlenerek çalışmanın kapsamı, kısıtları, yöntemi ve strüktürü anlatılmıştır. 2. Bölümde endüstri 4.0 kavramı tanımlanarak bu kavramla ilgili genel tanımlarda bulunulmuş, endüstri 4.0 teknolojileri özetlenmiş ve kavramın tasarımla ilişkisi incelenerek kullanıldığı alanlar ve tasarım yöntemleri ve ilkeleri incelenmiştir. 3. Bölümde iç mimarlık perspektifinde akıllı ev ve etkileşimlilik kavramları tanımlanarak etkileşimli mekan tasarımı kavramıyle ilişkileri irdelenmiş ve etkileşimli mekan tasarımlarının olanak ve kısıtlarından bahsedilmiştir. 4. Bölümde endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekan tasarımı olgusunun incelenmesi amacıyla öncelikle mühendislik ve iç mimarlık disiplininin etkileşimli mekanlar ve ara yüz tasarımına yaklaşımları karşılaştırılmıştır. Daha sonrasında etkileşimli mekan tasarımında iç mimarların göz önüne aldığı hususlar ve tasarım prensipleri belirlenmiş ve mekanın biçimini etkileyen kriterler irdelenmiştir. Bu verilerden hareketle etkileşimli mekanlarda kullanılan tasarım metodolojilerinden bahsedilerek iç mimarların endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekan tasarımı süreçlerindeki yaklaşımlar görüşmeler ve medya yayınları yardımıyla analiz edilmiştir. 5. bölümde araştırmada elde edilen verilerin tartışılıp değerlendirilerek endüstri 4.0 temelli mekanların tasarım süreçlerinde kullanılabilecek metotlar, bu teknolojilerin kısıtları ve olanakları, iç mimarlık disiplininde yaratacağı değişimler yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuç bölümünde elde edilen değerlendirmelerden hareketle endüstri 4.0 temelli etkileşimli mekanların tasarım süreçlerinde iç mimarların kullanabileceği tasarım yöntemlerine dair bir model önerisi sunulmuş, bulgulardan bahsedilerek araştırma soruları cevaplanmış ve hipotez doğrulanarak bu alanda ileride yapılacak araştırmalar için öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Endüstri 4.0, Etkileşimli Mekan Tasarımı, Etkileşimlilik, Akıllı Ev, Dijital Etkileşimli Teknolojiler, Mekan Deneyimi.
Afet yönetiminde kullanılabilir acil durum modülü için hızlı-kolay-tekrarlanabilir bir kurulum modeli geliştirilmesi ve hizmet alt yapısının kurgulanması
Afetin meydana geldiği andan itibaren gelişimini takip eden ve afetten hemen sonra başlayan acil yardım aşamasının süresi, afetin büyüklüğüne bağlı olarak birkaç gün ile birkaç hafta arasında değişiklik göstermektedir. Bu aşamadaki eylemlerin temel hedefi, insanların hayatını en hızlı şekilde kurtarmak, yaralıların tedavisini sağlamak, açıkta kalanların su, yiyecek, giyecek, barınak, korunma gibi hayati ihtiyaçlarını, en uygun yöntemlerle mümkün olan en kısa sürede karşılamaktır. Sahra-Acil Durum Hastaneleri, afet durumları ve savaşlarda, hasta ve yaralılara aciliyet alanında, taşınabilir barınak içinde, taşınabilir-hızla kurulup toplanabilir sağlık ekipmanları kullanarak, acil sağlık hizmetlerini verebilen hayat kurtarıcı birimlerdir. Sahra-Acil Durum hastanelerinde taşınabilir barınak olarak; önceden hazırlanmış demonte baraka veya konteyner, kurulmamış çadır paketleri ve prefabrik yapılar yaygın kullanılmakta, muayene ve tedavi amaçlı hasta yatakları ve bu hastanelere özgü, taşınabilir-hızla kurulup toplanabilir sağlık ekipmanları da bu barınaklara yerleştirilmektedir. Mevcut kullanılan barınak tiplerinin kendine özgü avantajları ve dezavantajları söz konusu olup bu barınaklar için hızlı ve kolay kurulum ihtiyacının yanında, tekrar kullanılabilirlik, ihtiyaç dışı zamanlarda fazla yer ihtiyacı olmadan kolay depolanabilirlik, çevre şartlarından olumsuz etkilenmeden, bozulmadan saklanabilirlik, ihtiyaca göre genişletilebilirlik ve uygun maliyet gibi unsurlar da öne çıkmaktadır. Bu çalışma ile; mevcut modellerin her birine özgü tüm avantajları barındırarak dezavantajlarını ortadan kaldıran hızlı, kolay ve tekrarlanabilir kurulum için genişletilebilir modüler birimlerden oluşan bir model tasarımı gerçekleştirilerek bu tasarımın beklentilere uygunluğu değerlendirilmiş ve mevcut modellerle sürdürülebilirlik açısından karşılaştırılması yapılmıştır. 6 Şubat depremi sonrasında ortaya çıkan ihtiyaçlar da gözetilerek; çalışmanın temel amacını oluşturan modelin sağlık hizmetleri için Acil Durum Modülü (ADM) olarak kullanılabilirliği ve esnek modüler yapısıyla sahra hastanesi oluşturmak için uygunluğu yanında afet bölgelerinde ihtiyaç duyulan geçici barınma birimi, seyyar mutfak, banyo-tuvalet vb. farklı kullanımlara uygunluğu da değerlendirilerek mekân kurguları oluşturulmuş ve gerekli teknik donanımın modele entegrasyonu gerçekleştirilmiştir. Konsept tasarıma bağlı kalınmak suretiyle; düşük maliyet, kolay kurulum, taşınabilirlik, Modülarite, sürdürülebilirlik vb kriterler dikkate alınarak, modülün seri üretime uygun olarak üretilebilirliği analiz edilmiş ve endüstriyel üretilebilir model için teknik detaylar tanımlanmıştır. Araştırmada tasarım odaklı inovasyon sürecini temsil eden bir tasarım senaryosu uygulanmıştır. Konsept tasarımın kullanıcı odaklı geliştirilmesinde, hastane modülü olarak kullanıma uygunluk için yönetmeliklerle tanımlanmış temel gereksinimler karşılanmıştır. Sahra hastanelerinin organizasyonel yapılarına uygun fonksiyon şeması modüler tasarıma uygun biçimde planlanmıştır. Sürdürülebilirlik kavramı ile kurgulanmış yapılarda hem geleneksel hem de endüstriyel malzemelerin kullanıldığı dikkate alınarak çalışmanın öncelikli hedefleri kapsamında hafif, esnek ve sürdürülebilir bir model için kolay kurulum, kolay üretim, sürdürülebilir ve hızlı tedarik edilebilir malzeme kullanımı öncelenmiştir. Sürdürülebilirlik açısından diğer barınma birimleri ile karşılaştırma için dikkate alınan 32 kriterin 30'unda "Var/Yüksek" puanı almış, sadece 2 kriterde "Kısmen/Orta" olarak değerlendirilmiş ve diğer kurulum tiplerine göre öne çıkmıştır. Ayrıca geliştirilen modülün afet durumlarında farklı amaçlar için de (hayvan hastanesi, geçici barınma vb.) kullanılabilirliği ortaya konulmuştur. Anahtar Kelimeler: Afet, Afet Yönetimi, Geçici Barınma, Sahra Hastaneleri, Acil Durum Modülü, Sürdürülebilirlik
Yeni nesil ofislerin tasarım kriterleri ve örnekler üzerinden analizi
Değişen çalışma kültürüne ve alışkanlıklarına ofislerin de uyum sağlaması ihtiyaç haline gelmeye başlamıştır. Yeni nesil ofisler, çalışanlara farklı çalışma koşullarına uyum sağlama imkânı sunan esnek alanlara sahiptir. Aynı zamanda, toplantılar, eğitimler veya sosyal etkinlikler gibi farklı amaçlar için kullanılabilen çok amaçlı odalar bulunmaktadır. Ergonomik mobilyalar, aydınlatma ve havalandırma gibi unsurlar, çalışanların sağlığını ve refahını desteklemektedir. Yeni nesil ofisler, iş birliğini artıran ve iletişimi kolaylaştıran modern teknolojilere sahiptir. Açık planlı tasarım ve paylaşılan alanlar, çalışanların etkileşimini teşvik etmekte, ortak çalışma alanları, yaratıcılığı ve iş birliğini artırırken, aynı zamanda ekip ruhunu güçlendirmektedir. Yeni nesil ofislerin tasarımı, çalışma kültürünün ve iş yapış şekillerinin değişmesiyle birlikte önemli bir dönüşüm geçirmiştir. Bu ofisler, çalışanların verimliliğini artırmak, iş birliğini teşvik etmek ve çalışanların refahını desteklemek amacıyla özenle planlanmaktadır. Bu tasarımlarda genellikle açık plan konseptli çözümlerle departmanlar ve çalışanlar arasında iletişim ve etkileşim kolaylaşmaktadır. Bu araştırma, modern dönemden itibaren çalışma mekânlarının tarihsel süreç içinde nasıl şekillendiğini ve "yenilikçi" olarak tanımlanan mekânların nasıl ortaya çıktığını ele almayı hedeflemektedir. Ayrıca yaşam tarzlarının iç mekânlara nasıl yansıdığını incelemeyi amaçlamaktadır. Yeni nesil anlayışına uygun ofis iç mekânların kullanıcılar tarafından nasıl değerlendirildiğini ve bu mekânların mekânsal gereksinimlere ne kadar uyumlu olduğunu belirlemeyi hedeflemektedir. Çalışma mekânlarının evrimini anlamak, çalışanların ihtiyaçlarını karşılamak için nasıl yenilikçi çözümler üretilebileceğini belirlemek ve çalışma alanlarındaki değişen trendleri değerlendirmek bu ortamların daha verimli ve sürdürülebilir hale getirilmesine yardımcı olabilir. Bu çalışmada değişen dünya şartları içerisinde çalışma mekanları ve ofis tasarımında yeni ihtiyaç ve istekleri dikkate alarak detaylandırılması, aynı zamanda genel ofis tasarım sürecinde karşılaşılabilecek sorunları çözerken yardım alınabilecek bir yol haritası oluşturması amaçlanmıştır.
İstanbul metropolünde alternatif yaşam sistemi tasarımı ve iç mek n tasarım model önerisi
Küreselleşme süreci temelde barınma ihtiyacımızı karşılayan konut yapılarına; mekânsal organizasyonların farklılaşması, fonksiyonların dönüşmesi ve "yer" kavramının önemsizleşmesi gibi değişimler getirmiştir. Dünya genelinde hızla değişen demografik yapı ve kentleşme trendleri, yeni yaşam tarzlarının ortaya çıkmasına, bireylerin farklı ihtiyaçlarını karşılayacak alternatif yaşam sistemlerine olan talebin artmasına yol açmaktadır. Bu bağlamda, İstanbul gibi büyük metropollerde, aileye alternatif hanehalkları için geleneksel yaşam modellerinin ötesine geçen; sürdürülebilirlik, toplumsal etkileşim, esneklik ve konfor gibi unsurları bir araya getiren alternatif yaşam sistemleri önem kazanmaktadır. Bu çalışmanın amacı; dönüşen yaşam koşulları, küreselleşen, evrilen dünya (pandemi, iklim krizi, doğal afetler, ekonomik kriz, konut krizi) ve çözülen aile yapısı ile beraber, yaşam alanlarımızda meydana gelen değişimleri analiz etmek ve yeni modeller ortaya koymaktır. Bu amaç doğrultusunda; İstanbul'da alternatif hanehalkı için yeni yaşam sistemlerinin potansiyelini araştırmak ve bu sistemlerin kullanıcı beklentilerini karşılayacak şekilde nasıl tasarlanabileceğini bir model üzerinden incelemektir. Çalışmanın öncelikli hedefi, tez strüktürü bağlamında literatür taramasına ilave olarak, alternatif hanehalkını oluşturan, Y kuşağı olarak adlandırılan ve geleceğin nüfusunu oluşturan genç bireylerin beklentilerini anlamak, bu beklentiler doğrultusunda alternatif hanehalkları için yeni yaşam sistemleri sunmak ve uygun çözümler geliştirmektir. Araştırma süreci, İstanbul metropolünün konut sorununu, konut hakkını, metropoldeki hanehalklarının dönüşümünü, yaşam biçimlerini ve aileye alternatif hanehalklarını incelemektedir. Literatür araştırmasına ilave olarak anket çalışması yapılmış ve uluslararası örnek modeller incelenmiştir Anket çalışması, İstanbul metropolünde yaşayan Y kuşağı alternatif hanehalkı bireylerinin konut ihtiyaçlarına, tercihlerine ilişkin verilerin toplanmasını sağlamıştır. Bu veriler ve örnek modeller, iç mekân tasarım modelinin belirlenmesi aynı zamanda işlevlerin tanımlanmasında temel bir rol oynamıştır. Önerilen iç mekân tasarım modeli, sadece fiziksel konut yapısını değil, aynı zamanda sosyal, ekonomik ve çevresel faktörleri de kapsamaktadır. Bu model, farklı hanehalkları arasında dayanışmayı teşvik eden bir ortam yaratmayı hedeflemektedir. Müşterek mekânlar ve işbirlikçi konut modelleri, sosyal etkileşimi artırmak, kaynakları paylaşmak ve topluluk bağlarını güçlendirmek için önemli bir rol oynamaktadır. Bu tasarım modeli, sürdürülebilirlik, erişilebilirlik, çevresel uyum ve ilkesel eşitlik gibi ilkeleri gözetmektedir. Sonuç olarak, bu tez çalışması, İstanbul metropolünde aileye alternatif hanehalkları için konut sorununa yenilikçi bir yaklaşım sunarak toplumsal dönüşümü aynı zamanda yaşam kalitesini geliştirmeyi hedeflemektedir. Ancak, bu önerilerin pratik uygulanabilirliğini, ekonomik sürdürülebilirliğini ve toplumsal kabulünü değerlendirmek için daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir. Bu çalışma, planlamacılar, tasarımcılar, karar vericiler ve toplumun diğer paydaşları için bir rehber niteliği taşımaktadır, bu soruna yönelik çözümleri tartışma ve geliştirme sürecini teşvik etmektedir. Bu alanda daha fazla çalışma yapılması, sürdürülebilir, kapsayıcı bir konut politikasının geliştirilmesi için önemlidir.
Emergence of nanomaterials in architecture and interior architecture and their use in patient rooms in healthcare domain
By playing a significant role in the field of architecture and interior design, materials not only affect buildings form and functional performance, but also perform immense impacts on environment as well as human's health. Earlier times, materials appear as simple followers of the functional and formal configuration of space, however reciprocally affecting the form language of the design output due to their characteristics. But with the technological advancements and rapid developments in the realm of material sciences, which further paved the way to the emergence of new design practices i.e. from modern architecture to nano-architecture. This shift has also triggered the development of novel synthetic materials, such as composites and nanomaterials, whereas these novel materials has begun to play an active role in both early phases of design process, as well as the thought of architecture and the way how architects think. Materials that are made out of nano-matter, which are the substances that possess extraordinary physical and chemical characteristics in the nano-meter scale, in terms of intrinsic and extrinsic capacities. These differences of characteristics cause the differentiation of the nanomaterials in type. This study, describes and analyzes particularly these different types of nanomaterials, and discusses their impact within the architecture and interior architecture realm first generally, then specifically through the contemporary cases from health-care facilities and limiting its focus on the use of nanomaterials in the patient rooms. Doubtlessly, the manufactured nanomaterials (MNMs) or nano-composites, which are produced by manipulating their physical and chemical properties have been deployed in diverse fields recently. These materials in construction and design industries are mostly utilized as coatings, like insulators and air-purifying surfaces; or in furniture and related products' manufacture, which enhances flexibility, physical durability and strength of the materials; or in the implementations related with the maintenance like energy conservation, self-cleaning and anti-bacterial properties. Therefore, nanomaterials opens up a brand new page in design, both by being a reliable and sustainable alternative for natural materials, as well as for the environmental sustainability in global terms in the presence of counter and indirect relations of consumption and maintenance facilities. Due to this grate amount of interest in nanotechnology and nanomaterials, the objective of this thesis is to focus on the potentials of nanotechnology and nanomaterials in the field of architecture and interior design discipline, by mapping out the contemporary use of nanomaterials in the realized designs, on behalf of outlining the material capacities of the nanomaterials. This study aims to reveal the frequency of the nanomaterial use in interior architecture, particularly in the milieu of healthcare centers, in terms of comparing the design,implementation, maintenance and heat insulation, water and humidity prevention and total energy efficiency through hygiene, heating, indoor air quality, while also trying to shed light up on the transfiguring language of design form. This study deploys case-based research methodology by selecting the contemporary hospital examples from Istanbul, where both nanomaterials and conventional materials are utilized, in order to set the material performance comparisons. In this regard, LİV Hospital-Istanbul, Kolan Hospital-Istanbul and Medicana Hospital-Istanbul have been selected as the case-studies, to dismantle the use of nanomaterials in the patient rooms; the material characteristics, the frequency of the material use, and the financial dimension of the material use, in order to give a perspective to the interior architects that may deploy nanomaterial in their designs as well as following researchers that may use this study as a primary text to start their studies.
T.C. Sağlık Bakanlığı TRSM-Toplum ruh sağlığı merkezlerinin mekânsal açıdan değerlendirilmesi ve TRSM tasarım rehberi önerisi
Dünya Sağlık Örgütü'nün (DSÖ/WHO-World Health Organization) "tam bir fiziksel ve ruhsal iyi hâl durumu" olarak tanımladığı ruh sağlığı; bireyler, toplumlar ve ülkeler için büyük önem taşımaktadır. Bu öneme vurgu yapan, ülkeleri sağlık politikaları ve planlarına ruh sağlığını da dahil etmeleri yönünde teşvik eden DSÖ'nün çabalarına cevap veren Türkiye'de, Türkiye Cumhuriyeti Sağlık Bakanlığı(TCSB) tarafından, 2011 yılında, 2011-2023 yıllarında geçerli olmak üzere "Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı" yayınlanmıştır. Ulusal Ruh Sağlığı Eylem Planı'nda, ağır ruhsal hastalıkların tanı ve tedavisi için hastane temelli hizmet modelinden uzaklaşılıp, toplum temelli hizmet modeline geçiş yapılması gerektiği, ancak kaynak yetersizliği sebebiyle bir ara model olan toplum-hastane denge modeline geçiş yapılacağı belirtilmektedir. Toplum-hastane denge modelinde hastane temelli yaklaşım Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastaneleri (RSHH) tarafından korunurken, Toplum Ruh Sağlığı Merkezleri (TRSM) toplum temelli modele geçişin ilk adımını oluşturmaktadır. 2011 yılında yayınlanan ve 2014 yılında revize edilen "TRSM Yönergesi" ile açılmaya başlanan TRSM'lerin hedef kitlesi ağır ruhsal bozukluğu olan ve hastanede tedavisini tamamlayıp taburcu olmuş hastalar olmakla beraber, TRSM'ler üzerinden bu hastaların kayıt altına alınması, günlük tedavileri ve tedavi takipleri, iş-uğraş terapileri ve mesleki kurslarla topluma kazandırılmaları ile, yakınlarının ihtiyaç duydukları destek ve eğitimin verilmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma, TRSM Yönergesi'nde TRSM'lerin fiziksel özellikleri ve mekânsal ihtiyaçlarının çok yetersiz bir biçimde ifade edildiği, halbuki TRSM tasarım kriterlerinin TRSM kullanıcılarının psikolojileri, verimlilikleri ve sağladıkları fayda açısından çok önemli olduğu tezinden ortaya çıkmıştır. Çalışma kapsamında, TRSM'lerin fiziksel ve mekânsal ihtiyaçlarının belirlenmesi ve bu ihtiyaçlar doğrultusunda, TRSM tasarım kriterleri önerisinin oluşturulması amaçlanmıştır. Araştırma sürecinde niceliksel ve niteliksel yöntemlerin bir arada kullanıldığı karma bir yöntem kullanılmıştır. Öncelikte kapsamlı bir literatür taraması yapılarak ruh sağlığı uygulamaları, tarihi ve örnekleri hakkında bilgi toplanmıştır. Daha sonra İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği (İAKKHB) bünyesindeki Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi (RSHEAH)'ne bağlı iki TRSM seçilerek (Beylerbeyi TRSM ve Sultanbeyli TRSM) saha çalışması yapılmıştır. Seçilen TRSM'ler öncelikle mekânsal koşullar ve kullanıcılar açısından niceliksel olarak incelenmiş; planlar, yapısal durum, kullanıcı istatistikleri gibi sayısal veriler toplanmıştır. Daha sonra niteliksel incelemeye geçilmiş ve TRSM kullanıcıları olan hastalar, hasta yakınları ve sağlık personeliyle yarı-yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelerde kullanıcılara, TRSM'lerdeki deneyimlerinden yola çıkarak konum, mekân örgütlenmesi, iç mekân konfor koşulları ve mekân donatılarıyla ilgili önceden hazırlanmış sorular sorulmuştur. Yapılan görüşmeler deşifre edilerek, deşifre metinleri içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Analiz sonucunda elde edilen veri setine kodlama yapılmış ve kodlar gruplanarak sınıflandırılıp temalar elde edilmiştir. Son olarak temalar değerlendirilerek sonuç bulgularına ulaşılmış ve TRSM'ler için tasarım kriterleri önerilmiştir. Çalışmalar sonucunda ulaşılan bulgular, örnekler üzerinden hâlihazırdaki TRSM'lerin mekânsal ve fiziksel açıdan birçok eksikliğe sahip olduğunu ortaya koymaktadır. Bu eksikliklerin, gerek mevcut yapıların yapısal ve mekânsal imkânsızlıkları, gerekse yönergede yetersiz olarak açıklanan veya hiç bulunmayan ihtiyaç programı sebebiyle oluştuğu gözlenmiştir. Mekân örgütlenmesi, iç mekân konfor koşulları ve mekân donatıları başlıkları altında; TRSM'lerin konumları, ulaşılabilirliği, mekân boyutları, plan kurgusu, mekânsal nitelikleri, mekân organizasyonu, donatı özellikleri, aydınlatma ihtiyaçları, iklimlendirme ihtiyaçları, kullanılan renkler ve malzemeler, yapılan etkinlik ve aktiviteler, güvenlik gibi konulardaki eksiklikler ve gereksinimler; yapılan gözlemler, görüşmeler ve analizler sonucunda ortaya konmuştur. Sonuç olarak bu çalışmada TRSM tasarım kriterlerinin kullanıcıların psikolojileri, verimlilikleri ve sağladıkları fayda açısından çok önemli olduğunu doğrulanmış, mevcut veya gelecekte kurulacak TRSM'ler için rehber oluşturabilecek nitelikte tasarım kriterleri önerilmiştir.
Yaşanan mekan olarak Bayrampaşa Cezaevi'ni okuma
Bireylerin yaşamlarını geçirmek için en temel ihtiyaçları olan barınma ve korunma gereksinimleri sadece fiziksel çevreyi ifade etmemektedir. Fiziksel çevrenin sınırladığı koşullar, anlam kavramı ile birlikte biçim kazanarak o yerin bütünlüğünü oluşturulmakta ve ifade kazanmaktadır. Anlam arayışıyla başlayan ve devamını mekan kavramıyla birleştiren yaşantıların izlerini okumaya çalışmak bu çalışmanın temel hedeflerindendir. Mekanı oluşturan fiziksel yapı elemanlarının sınırladığı çevrede süren yaşantıların izinde, sadece temel gereksinimlerini karşılamaktan öte bazı gizli anlamlar mevcuttur. Tasarımcı için bu çevre koşullarının sınırladığı yaşamın keşfi tasarımın anlamını oluşturmaktadır. Mekanın anlamının arayışıyla başlayan bu çalışma, kendi dinamikleri içerisinde farklılaşarak kendi anlamını bulmaya çalışmıştır. Bu bağlamda anlamın kendisi yönteme dönüşmüştür. Anlamla beraber çevresinde dönüşen dil, diyalog, atmosfer, beden ve bellek ilişkileri irdelenenerek mekanın kendisi bulunmaya çalışılmıştır. Bayrampaşa cezaevi alan çalışması, bu sorgulamaların meslek pratiğinde nasıl bedene dönüşebileceğinin araştırılması ilkesine dayanır. Aşırı mekanlar üzerinden mekanın üretiminin irdelenmesi amacıyla yapılan bu çalışmada, kullanıcı ve mekanın arasında kurulmuş olan deneyimsel ilişki üzerinden okunmak üzere Bayrampaşa Cezaevi (Sağmalcılar Cezaevi) seçilmiştir. Bu "ilişkisellik" bağlamında örnek olarak adlandırmak ya da açıklamaya çalışmak yerine "örneklem" terimini kullanıyor olmak daha belirleyici olacaktır. Bayrampaşa Cezaevi örneklemi gerek dönemsel özellikleri, gerekse zaman içerisinde şehrin çeperlerinde olan bir tutukevinden şehrin gelişmesi ve büyümesiyle birlikte şehrin tüm dinamiklerini içinde barındıran bir yaşam merkezi haline dönüşmüştür. Bu çalışmada araştırılan değişim ve dönüşüm sürecinde bedenin enerjiye dönüştüğü mekanlarda hapsolan bedenlerin ne anlama geldiklerinin sorulması ya da anlamlarını nasıl dönüştürdüklerinin okunmaya çalışılmasıdır. Çalışma, tasarımcı olarak bireylerin mekanları nasıl deneyimlediği ve bunun diğer tarafında da deneyimleyen olarak bireyin mekanı anlamlandırma çabalarını açıklamaya çalışmaktadır. Hem tasarımcının, hem de mekanı deneyimleyen bireyin mekanlarda "varolması" ndan kaynaklanan algının ilişkiler bütününde okunmaya çalışılmasıdır. Ayrıca bu etkileşim sırasında, bireylerin deneyimlediği mekanların kendi aralarındaki ilişkilerinden çıkan potansiyellerin keşfedilmeye çalışılmasıdır. Tasarım süreci, öznenin, çözümlemenin kendisinde varolan başlangıç ve bitiş noktalarını tanımlamaya çalışmasından öte, o arada geçen zaman dilimini izlediği ve yaşadığı sürecin kendi kendine dönüşerek ifade kazanmansı olarak tanımlanabilir. Özneyle mekanın sürekli hareket halinde olmasından kaynaklanan bu dinamizm farklı biçimlerde karşılaşılan durumların tümü haline dönüşür. Bu çalışmalar süresince Finlandiya'lı teorisyen Pallasmaa'nın yönelimi ve kavramları yön belirleyici olmuştur. Pallasmaa (2011) mimarlığı sadece teknik terimler içerisinde çizimler ve inşaat dünyasında ifade etmeyip, mimarlığın felsefe ve sanatla birlikte varolmasını ortaya koymaktadır. Mimarlığın temel görevinin, barındırma ve öznenin mekanla olan bütünleştimesiyle sınırlı kalmayarak bütün duyulara hitap etmesi gerektiğini savunduğu için Pallasmaa' nın yönelimi belirleyici unsur olarak seçilmiştir. Bu çalşmanın giriş bölümünden sonra, ikinci bölümde, ağırlıklı olarak Pallasmaa' nın kavramları okuyucuya sunulmuştur. İkinci bölümde, yazarın orayı gezerken deneyimlediği mekansal karakterler ve mekan algısı üzerinden yapmış olduğu okumalar üzerinden mekan dili (grafitiler), mekan atmosferi, bellek- mekan ve deneyim- beden ilişkileri üzerinden okumalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde, bu kavramlar üzerinden Bayrampaşa Cezaevi okuması yapılmış ve son bölüm olan sonuç bölümünde ise tez çalışmasının bütünü üzerinden bu konularla ilgili sorgulayıcı fikirler tartışmaya açılıp, çalışmanın iç mimarlık alanıyla olan ilişkileri tartışılmıştır. Bu deneyimin ya da tasarım sürecinin kazanımı da ayrıca bu ilişkiler ağında sorgulanan durumdur.
Küresel bir iletişim platformu olarak fuar iç mekânları ve uluslararası fuarlar üzerinden bir irdeleme
Günümüzde fuar iç mekânları, ticari pazarlama aracı mekânlar olmak ile birlikte hızla büyüyen bir küresel iletişim platformu haline gelmiştir. Özellikle uluslararası fuarlar, geniş kitlelere ulaşabilen iletişim mekânlarıdır. Bu araştırmada, küresel anlamda etkili bir iletişim yolu olarak karşımıza çıkan ve tüm dünyayı buluşturan uluslararası etkinliklerin, bu iletişimin aracı olarak da fuar iç mekanlarının araştırılması düşüncesiyle yola çıkılmıştır. Çalışmanın amacı sürekli değişen ve gelişen dünyada küreselleşmenin bir sonucu olarak uluslararası fuarların, sergilenen ürünlerin ve fuar iç mekânlarının genel tasarım prensiplerinin yanı sıra nasıl etkilendiğinin araştırılması ve konuyla ilgili güncel perspektif sunulmasıdır. Bu çalışma kapsamında fuarların küresel bir iletişim platformu olması durumu tartışılmakta ve aynı zamanda küreselleşme, tüketim kültürü ve iç mekân tasarımı ara kesitinde fuar standları ve fuarlar eleştirel yaklaşımla örnekler üzerinden araştırılmaktadır. Yöntem olarak öncelikle uluslararası fuar etkinlikleri, stand tasarımları, küreselleşme, tüketim, iletişim konuları ile ilgili literatür araştırması yapılmıştır. Türkiye ve yurt dışındaki uluslararası fuarlar ile ilgili örnek ve tarihçe araştırması yapılmıştır. İkinci aşama olarak Türkiye'de uluslararası fuarlar için stand tasarımı yapan ve çalışma kapsamında seçilen tasarım firmalarıyla birebir görüşmeler yapılmıştır. Alan çalışması olarak İTÜ Bilimsel Araştırma Projeleri (BAP) biriminin desteğiyle Nisan 2016'da Milano'da yapılmış olan ve günümüzde önemli uluslararası fuarlar arasında yer alan Salone del Mobile'2016 Uluslararası Mobilya Fuarı'nda yerinde gözlem ve firma yetkilileriyle birebir görüşmeler yapılarak detaylı bir örnek analizi gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde, araştırmanın amacı ifade edilmiş; konunun kapsamı ve yöntemler açıklanmıştır. İkinci bölümde, küreselleşme, tüketim ve iletişim kavramları, ve süreçleri ele alınmış, bu kavramlar bağlamında marka, iç mekân ve kurumsal kimlik ilişkisine yer verilmiştir. Küreselleşmenin farklı ölçeklerde mekânsal etkileri araştırılmış, örnekler üzerinden tartışılmıştır. Sergileme ve fuar etkinliklerinin tanımlanması, tarihsel süreçlerinin ve türlerinin incelenmesi üçüncü bölümü oluşturmaktadır. Bu bağlamda Dünya'da ve Türkiye'de yapılan uluslararası fuarlar ve uluslararası fuarlarda stand tasarımın önemi ve tasarım kriterleri araştırılmıştır. Fuarlar ve fuar standları, mekânın hedef alıcılara kurumsal kimlik ve mesajları ileten bir aracı olması durumunu tanımlamış ve mekânsal iletişim araçları olarak değerlendirilmiştir. Bu bağlamda fuar standı tasarımı ve tasarım kriterlerinin neye göre şekillendiği önem kazanmaktadır. Bu tartışmanın yapılabilmesi için çalışma kapsamında Türkiye'de uluslararası fuarlar için stand tasarımı yapan 2 tasarım firmasıyla birebir görüşmeler yapılmıştır. Dördüncü bölümde, küresel etkinlikler olarak uluslararası fuarların incelenmesini amaçlayan alan çalışması yer almaktadır. Alan çalışması kapsamında 2016'da, dünyaca ünlü bir etkinlik haline gelen Milano Uluslararası Mobilya Fuarı 'Salone del Mobile' ziyaret edilmiş, yerinde incelemeler ve gözlemler yapılmıştır. Milano tasarım haftası kapsamında yapılan fuarda, katılımcı firmalar ile bir anket çalışması gerçekleştirilmiştir. Yapılan anket çalışmasına göre, Salone del Mobile fuarına katılım sürekliliğinin değerlendirilmesi Sergi mekânlarının şekillenmesinde etken faktörlerin katılımcı firmalar açısından değerlendirilmesi Küresel ölçekte katılımcı firmaların birbirinden farklılıklarının ve birbirlerine benzerliklerinin sorgulanması Fuarın Milano Tasarım Haftası kapsamında değerlendirilmesi Katılımcı firma deneyimlerinin incelenmesi ile ilgili olarak sorular sorulmuştur. Bununla birlikte çalışma kapsamında ele alınan Salone del Mobile Fuarı'ndaki stand tasarımlarının detaylı analizi yapılmış ve küreselleşme ve iletişim kavramlarıyla ilişkilendirilerek anket çalışmasıyla elde edilen verilerle birlikte değerlendirilmişlerdir. Bu bağlamda hem katılımcı firmalarla hem de tasarım firmalarıyla anket sorularının yöneltildiği röportajlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan röportajlar kapsamında, Katılımcı firmaların uluslarası firmalara katılma nedenleri ve beklentileri araştırılmış, Uluslarası fuarlarda temaların ürüne dolayısıyla stand tasarımına etkisi değerlendirilmiş, Farklı ülkelerde yapılan uluslarası fuarlarda kültürel veya diğer etkenlerin stand tasarımını nasıl etkilediği sorgulanmış, Ülke kimliğinin ve kurumsal kimliğin sergi mekanına nasıl yansıdığı incelenmiş, Stand tasarım firmalarıyla yapılan görüşmelerde, sürekli çalıştıkları firmaların katıldıkları fuarlara göre mekandaki benzerlikler/farklılıklar tartışılmış, Ulusal ve uluslarası fuarlarda stand tasarımına yansıyan benzerlikler/farklılıklar sorgulanarak küresel boyuttaki etkiler araştırılmıştır. Beşinci bölümde ise, örnek analizleri ve alan çalışmalarının sonuçlarını değerlendiren bir tartışma yapılmıştır. Elde edilen tüm veriler ile beraber küreselleşme, tüketim kültürü ve iç mekân tasarımı ara kesitinde fuar standları ve fuarların küresel bir iletişim platformu olması durumu tartışılmıştır. Araştırma ile birlikte küreselleşme ve iletişim bağlamında irdelenen örnek üzerinden konu alanında güncel bir perspektif sunmak hedeflenmektedir. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Tüketim, İletişim, Marka, Kimlik, Fuar, Stand
Geçici konut üretiminde konteyner kullanımına yönelik bir veri tabanı modeli
İnsanlık, evrenin bir makine gibi işlediğini savunan makinist görüşe kadar, doğa ile iç içe var olmuştur. Ancak; sanayileşme, kentleşme ve teknolojik gelişmelerle insanoğlu, doğal kaynakların bilinçsizce tüketilmesi ve bunun getirisi olarak pek çok küresel sorunun temel kaynağı olan, doğayı istediği gibi değiştirebileceği fikrine sahip olmuştur. Doğa ile uyumlu yaşamak yerine doğayı kendisine uydurmaya çalışan tek canlı olan insanoğlunun bu yaklaşımı; doğal kaynaklardaki kirlilik, küresel iklim değişiklikleri, hayvan ve bitki türlerinin nesillerinin tükenmesi gibi pek çok soruna yol açmaktadır. Ekolojiye verilen zararların azımsanmayacak büyüklükte bir dilimi ise inşaat sektörü kaynaklıdır. Ekoloji tahribatı, yeni anlayışların ve akımların doğmasını gerekli hale getirmiş ve doğa ile birlikte yaşama düşüncesiyle sürdürülebilirlik kavramı ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir tasarım olarak geliştirilen bu kavram, günümüzde inşaat sektörünün doğal çevre üzerindeki etkilerini en aza indirmek amacıyla, sürdürülebilir yapı üretimi ve yeşil binalar konusunda hızla gelişmektedir. Tez çalışma alanı olarak, doğaya verdiği zararlar azımsanmayacak boyutlarda olan inşaat sektöründe, kullanım amaçlarına göre tariflenmiş yapı tipleri sınıflandırma sistematiği içerisinde "konutlar" başlığı ele alınmıştır. Bunun sebebi, konutların yapı stoku içindeki oranının diğer yapı türlerine göre çok daha fazla olması ve bunun bir getirisi olarak bu yapı tipi için harcanan enerjinin, toplam enerji sarfiyatına oranının oldukça yüksek olduğunun belirlenmesidir. Tez çalışma kapsamında yapılan literatür ve uygulama kaynakları araştırmasında; sürdürülebilir konut üretimi konusunda yeniden işlevlendirme, iklim ve topografyaya uygun yapı elemanlarının kullanımı, sürdürülebilir malzeme kullanımı, enerji ve su tüketimi yönetimi gibi farklı konut üretim teknikleri ve uygulama yaklaşımlarının olduğu saptanmıştır. Bu yaklaşımların tümünün detaylı bir şekilde ele alınarak değerlendirilmesi ve bilimsel olarak anlamlı sonuçlara ulaşılması, tez çalışmanın belirli bir zaman dilimi içerisinde tamamlanma zorunluluğundan dolayı mümkün değildir. Bu nedenle tez çalışmasının kapsamının tariflenmesi gerekmektedir. Bu bağlamda tez çalışmasının kapsamı, gerekçeleri de detaylı bir şekilde açıklanarak, sürdürülebilir konut üretimi yaklaşımlarından biri olan yeniden işlevlendirme ana başlığı altında, "konteynerlerin sürdürülebilir konut üretiminde kullanımı" olarak belirlenmiştir. Belirlenen bu kapsam doğrultusunda, tez çalışmasının metodolojisi olarak; İlk aşamada sürdürülebilir konut üretiminde konteyner kullanımı konusunda daha önce yapılmış olan tezler ve makaleler ulusal ve uluslararası düzeyde incelenerek elde edilen sonuçlar sistematik bir biçimde değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin sonucunda tez çalışmasında ele alınacak olan problem "konteynerlerin sürdürülebilirlik bağlamında özellikle geçici konut üretiminde kullanımında tasarımcıya yardımcı olacak bir veri tabanı modelinin tariflenmesi" olarak belirlenmiştir. Tanımlanmış olan bu problemin çözümüne yönelik olarak ise ilk aşamada veri tabanı modelinin ana omurgasını oluşturacak olan bir tasarım matrisi ve bu matrise ait kriterler tariflenmiştir. Daha sonra veri tabanı modelinde yer alacak konteyner tipleri belirlenmiştir. Bu yapılırken konteyner özellikleri, ölçüleri, yapısal ve tasarımsal özellikleri göz önünde bulundurulmuştur. Bir sonraki aşamada, konuta ait kullanıcı sayıları ve minimum iç mekan gereksinimleriyle ilgili kriterler belirlenmiştir. Ardından, veri tabanında kullanılacak tasarım matrisinin sınıflandırma sistematiği oluşturulmuştur. Bu sınıflandırma sistematiği içerisinde; hane haklı tiplerini, konteyner tiplerini, konteynerlerin mimari ölçekte birleşim alternatiflerini ve bu alternatiflere uygun iç mekan projesi alternatiflerini temsil eden kodlar bulunmaktadır. Daha sonraki aşamada tüm bu çalışmaların çıktısı olan kavramsal model, Microsoft Access İlişkisel Veritabanı Geliştirme Platformu kullanılarak nesnel boyutta bir ilişkisel veritabanı modeline dönüştürülmüştür. Tez çalışmasının en son aşamasında ise söz konusu bu veri tabanı modelinin işlerliğinin ispatına yönelik örnek bir çalışma yapılmış ve bu çalışma üzerinden veri tabanı modelinin sağlayacağı faydalar tartışılmıştır.
Kaynaştırma meslek lisesi sınıf ve mobilya tasarım gereksinimleri üzerine bir inceleme
Ülkemizde engelli kavramı ile engellilerin yaşam koşulları ve eğitim gereksinimlerine 1990'lardan itibaren ciddi derecede önem gösterilmeye başlanmıştır. Okulların engellilerin ihtiyaçlarına yönelik tasarlanmaması, engellilere eğitim sağlayabilecek gönüllü ve uzman eğitimci sayısının sınırlı olması, inşaat maliyetlerinin yüksekliği, devletin imkanlarının kısıtlı olması ve bu imkanların elverişsiz olması gibi nedenler yüzünden birçok engelli birey eğitim alma hakkından mahrum bırakılmıştır. Ancak her ne olursa olsun engelli çocuklar da engelsiz çocuklar gibi okula gitmesi gereklidir aksi taktirde psiko-sosyal sorunlar ortaya çıkacaktır. Amaç engelli türlerinin en yaygını olan (C.P) Cerebral Palsy (Çoklu Engellilik Durumu) durumundaki bireyleri eğitmeden bir odada tecrit etmek, özel mekânlarda sınırlandırarak toplumdan izole etmek yerine, gerekli eğitimi sağlayıp, onları bağımsız yaşayabilecekleri şekilde topluma geri kazandırmaktır. Daha ötesi melek liselerinde eğitimlerine devam etmeleri ve topluma faydalı birer birey olmaları için, meslek sahibi olmaları arzu edilmektedir. C.P'li çocuklara gerekli eğitim sağlandığı taktirde çok büyük başarılar elde edilebilmektedir. Buna örnek olarak çağımızın en başarılı bilim adamlarından Stephen Hawking ağır bedensel engelli olmasına rağmen tekerlekli iskemle ve bilgisayar yardımı ile ders vermekte ve kitaplar yazmaktadır. Ülkemizdeki engellilerin büyük bir kısmının eğitimlerini normal okullarda sürdürebilmeleri mümkündür. Özel eğitim gerektiren çocuklar için yapılacak birtakım düzenlemeler, özel çalışma mekanlarının yapılması (özellikle fizyo-terapi açısından), araç-gereç geliştirme ve öğretim tekniklerindeki ilerlemeler sayesinde engelli öğrencilerin normal sınıflarda eğitimlerini başarıyla sağlamaktadır ve bu ancak kaynaştırma eğitimi ile gerçekleşebilmektedir. Kaynaştırma eğitimi sayesinde çocuğun ilgi alanları, algı kapasitesi ve mevcut yetenekleri belirlenerek bu doğrultuda her öğrenciye kendisine uygun yöntemlerle mesleki eğitim sağlanabilir. Dünyada ve Türkiye'de engelli bireylere uygun birçok örnek eğitim merkezi olmasına rağmen, çoğu mesleki yönde katkı sağlamamaktadır. Bazıları bakım evi mantığı gibi tüm yaş aralıklarını kapsamakta iken bazıları da hastane gibi sadece tıbbi faaliyet göstermektedirler (Bu yüzden meslek eğitimi sağlayan lise çağında gençlere özel herhangi bir örneğe rastlanmadığı için projemize konu olmuştur). Günümüzde ülkemizde de engelli öğrencilerin topluma kazandırılmasına ve de akranlarıyla beraber okumalarına yönelik kaynaştırma eğitimi sağlayan ilk öğretim kurumları hizmet vermeye başlamıştır. Ancak bu çocukların devam edebileceği lise, yüksek okul veya meslek okulu mevcut olmadığından dolayı bir gelecek vaat edilememiştir. Bu çalışmada "Serçev Engelsiz Meslek Lisesi Projesi"nin sınıf ve mobilya tasarımları ele elınmıştır. "Serçev Engelsiz Meslek Lisesi Projesi", Ankara Çayyolu mevkinde Radyo-TV, Gazetecilik ve Bilişim alanlarında eğitim-öğretim veren kaynaştırma meslek lisesidir. Bu proje Cerebral Palsy'li öğrencilerin sosyal yaşama entegrasyonunu sağlamak amacıyla akranları ile aynı mekânda eğitim-öğretimlerine devam etmesi düşüncesi üzerine geliştirilmiş önemli bir sosyal sorumluluk girişimi olarak oldukça önemlidir (Çoklu engel grubu olarak fiziksel ve zihinsel engelliler tariflenmektedir). Kullanıcı profilini; 14-20 yaş arasındaki engelsiz öğrenciler, engel derecelerine göre hareket kabiliyetleri değişiklik gösteren bedensel engelli (tekerlek sandalye kullanan, yürüteç ile hareket edebilen vb) ve özel eğitime ihtiyaç duyan zihinsel engelli öğrenciler oluşturmaktadır. Çalışmada, Serebral Palsi farklı engellilik türlerini kapsadığı için, Serebral Palsi'li bireylerinin bedensel hareket sınırları ve özellikleri, kullandıkları tüm yardımcı araç gereçler ve cihazlar incelenmiştir. Bu bilgiler onlar için gerekli kullanışlı mekân ve alan büyüklüklerine erişim açısından tespit etmek büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma kapsamında incelemelerin devamında, "Serçev Engelsiz Meslek Lisesi" yapısında gerekli mimarî düzenlemeler yapılıp, derslik iç mekân ve donatıları söz konusu olan C.P'li kullanıcıların erişim kolaylığına cevap verecek şekilde tasarlanıp incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Serebral Palsi, Engelli, Meslek Eğitimi, Kaynaştırma Eğitimi, Eğitim, Okul, Sosyal.
Cami iç mekan tasarımı üzerine bir inceleme: Karacaahmet Şakirin Camisi
Ülkemizde günümüz cami mimarisi ile ilgili özgün bir tipolojinin oluşturulamaması üzerine, cami tasarımı hakkında farklı öznelerin algılama, değerlendirme ve taleplerindeki ayrımları araştırmak için bir vaka çalışması yapılmıştır. Bu çalışmada, tasarımcılar ile kullanıcılar arasındaki yorum farklılıklarının eleştirel bir bakış açısıyla çözümlenmesi ile cami iç mimarisinin niteliğinin arttırılması bağlamında, cami tasarım süreçlerinde yer alacak mimarlar ve iç mimarlara yeni sorgu eksenleri açılması amaçlanmıştır. Şakirin Camisi kullanıcılarına ve tasarımcılara yapılan tasarımcı anketi olmak üzere iki ayrı katılımcı gruba anket çalışması yapılmıştır. Her iki anket çalışması da, cami iç mekânının nitelikleri, renk ve ışık, biçim, doku-malzeme, mimari eleman, ölçek-oran üst başlıkları altında incelenmiştir.
Bilgi teknolojileri bağlamında kütüphane iç mekan analizi: İstanbul Teknik Üniversitesi Mustafa İnan Kütüphanesi
Bilgi ve iletişim teknolojileri gündelik hayatın kaçınılmaz bir parçası olmaya başlarken yaşam alışkanlıklarımız ise sürekli değişmektedir. Bu değişimin toplum üzerindeki etkilerini ilk fark eden kişilerden McLuhan, uygarlık tarihi içerisinde sözlü kültürün yerini yazılı kültüre bırakmasıyla yaşanan toplumsal değişimin, günümüzde elektronik kültürle beraber yaşanmakta olduğunu dile getirirken, bedenin uzantısı olarak ele aldığı bilgi ve iletişim araçlarındaki değişimin bireyin algısını böylece de birey ve toplumun kendisini dönüştürüyor olduğundan söz etmektedir. Bilgi teknolojilerindeki gelişmelere paralel olarak birey ve toplumun davranışları hızla değişirken bu değişim kaçınılmaz olarak yaşanan mekana da yansımaktadır. Bu teknolojiler hayatımızda daha yaygın olmaya devam ettikçe, birçok kurum ve kuruluş da sunduğu hizmetlerin kullanıcıların ihtiyaçlarına uygun kalmasını sağlamak için değişmektedir. Geçmişten günümüze bilginin saklandığı ve sağlandığı kütüphaneler ise bu değişime en çok maruz kalan yapılardır. Günümüzde bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmelerle birlikte bütün bir kütüphane içeriği tek bir yongada depolanabilmekte veya tek bir kütüphane artık tüm kütüphanelerin dijital içeriğine sahip olabilmektedir. Bir diğer taraftan internet, dijital belgeler ve wi-fi'nin varlığı ise kütüphanelerin işlevi, kullanımı ve çalıştırılmasında benzeri görülmemiş değişiklikler meydana getirmektedir. Dijitalleşme, mobilite ve uzaktan erişim olanakları ile birlikte bilgi taşıyıcısı medya araçlarının mekâna bağlılığı sürekli azalırken bilginin saklanması ve sağlanmasına hizmet eden kütüphane mekanlarının ise gelecekte hangi amaçları karşılamak üzere kurulacakları tartışma konusu olmaktadır. Bu sebeple tez çalışması kapsamında özellikle bilgi teknolojileri ile beraber toplum ve bireyi dönüştüren böylesi bir değişimin mekâna yansıma potansiyelleri kütüphaneler üzerinden sorgulanmaktadır. Bu bağlamda tez çalışmasının kapsamı olarak belirlenen bilgi teknolojilerindeki gelişmelerin fiziksel mekanlar üzerindeki etkisi ve özellikle de kütüphane mekanlarına etkileri konusunda daha önce yapılmış olan tezler ulusal ve uluslararası düzeyde incelenerek elde edilen sonuçlar sistematik bir biçimde değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmelerin sonucunda ise tez çalışmasının amacı başka bir ifadeyle ele alınacak olan problem ''bilgi teknolojilerindeki gelişmeler bağlamında kütüphane iç mekanın analizi'' olarak belirlenmiştir. Belirlenen bu kapsam ve amaç doğrultusunda, methodoloji olarak tez çalışmasının 3. Bölüm'ünün ilk aşamasında bilgi teknolojileri ve bilgiye erişim olanakları ile birlikte dijitalleşen yaşam alışkanlıkları ele alınırken, ikinci aşamasında dijitalleşen yaşam alışkanlıkları ile birlikte değişen bilgi kullanma alışkanlıkları tariflenmektedir. Üçüncü aşamasında, dijitalleşme, internet ve web teknolojileri ile birlikte ortaya çıkan gelişmelerin kütüphane servis ve modellerine yansımaları tartışılmakta ve son aşamasında ise bilgi teknolojilerindeki değişmelerle beraber kütüphane mekanına yönelik oluşturulan güncel yaklaşımlar ele alınmaktadır. Tez çalışmasının 4. Bölümü'nde ise vaka çalışması olarak Türkiye'nin önemli üniversite kütüphanelerinden birisi olan İstanbul Teknik Üniversitesi Mustafa İnan Kütüphanesi incelenmekte, mevcut bina içerisinde bulunan alanların kullanıcı gereksinmelerini karşılamaya yönelik başarısı literatür çalışması doğrultusunda hazırlanan bir anket çalışmasıyla ölçülmektedir. Anket çalışmasına ait veriler literatürden elde edilmiş olan bilgiler doğrultusunda sistematik bir biçimde incelenirken, bir üniversite kütüphanesinin tasarlanması sürecinde dikkate alınması gereken temel alanlar ve kavramlar tespit edilmeye çalışılmaktadır. Ayrıca bu bağlamda İstanbul Teknik Üniversitesi Mustafa İnan Kütüphanesi örneği üzerinden mekansal problemler ortaya konulmakta ve sözkonusu bu problemlerin çözümüne yönelik bir dizi öneriler sunulmaktadır. Tezin son bölümünde ise çalışma kapsamında yapılan tüm bu önerilerin günümüzde ve yakın gelecekte kütüphane mekanına yönelik uygulamalara sağlayacağı faydalar tartışılmıştır.
An investigation on life center unit's design criteria in inclusive education environments: A case study on SERÇEV Accessible Vocational High School
In Turkey, disabled people's interaction with their physical environment poses many difficulties for their daily lives. For those with special needs, social integration to society should be encouraged from early ages. Increasing the level of communication and creating an inclusive environment would boost disabled people's self-confidence and help them realize their true potential. In this context, the existence of an accessible environment is highly important for the disabled in terms of increasing their interaction with the society. Accessibility in design is an approach not only embodying spatial and environmental solutions, but also promising a fair society. In this sense, access to educational facilities brings about a problem for children with special educational needs. Disability should be discussed in different context to help promote accessibility in educational environments accommodating broad and distinctive participants. Universal design, which is cultivated by existence of many other terms bringing affluence in literature for both accessibility and usability such as design for all, inclusive design, barrier free design, transgenerational design, stands on a unique position in discussion concerning the design requirements of educational environment to promote equality. In this sense, inclusive education environment should be provided through universal design principles to provide spatial equality for individuals as much as possible. Students with special educational needs can have strong relationship with their environment thanks to the increase in the efficiency and adequacy in their educational environments with a social-rehabilitation purpose. In addition, support spaces have a significant position in inclusive education environment in terms of rehabilitating and teaching fundamental life skills to students with special educational needs. Life center unit is an enterprise in Ankara Gökkuşağı Primary Schools, having a similar purpose. For this reason, some interviews and investigations were made in Ankara Gökkuşağı Primary School, which demonstrated once again the necessity of support spaces in inclusive schools open for all –including students with special educational needs- to teach them fundamental skills. Life center unit is a place where students can gain empathy and social sensibility beyond regular education and socialize. Related to this topic, the idea of accommodating diverse physical abilities in same educational environment leads to raise the accessibility and usability concerns in inclusive education environment. Social integration, one of the purpose of inclusive education environment, is only possible with support spaces to rehabilitate the abilities of students with SEN. This foresees the need of design criteria for life center unit to define spatial requirements comprehensively. According to reviews on universal design and inclusive education, assessments are made to identify life center unit in terms of user type, type of use, period of use and spatial requirements. In this research, universal design is utilized to solve spatial problems in life center units, both technically and theoretically, to put forward a design approach for future. A design guideline is prepared for further implementation of life center unit in addition to the development of a design project for life center unit of SERÇEV Accessible Vocational High School. In this context, this thesis study, which focuses on "life center unit's design criteria in inclusive education environment", is comprised of six chapters: In the first chapter, definition of the problem, scope of the thesis and methodologies used in the thesis are introduced. In the second chapter, the idea of accessibility and usability are examined with references to the literature. Terms related to the idea of accessibility and usability, are introduced in order to provide further knowledge before in depth analysis of what universal design embodies. Following the definition of the terms, universal design is discussed in terms of its conceptual framework. Disability is analyzed in the context of universal design. In the third chapter, inclusive education is introduced within the concept of special educational needs with focus on both its evolution and purposes. Inclusive education environment is also explained in terms of environmental requirements. In the fourth chapter, existing life center unit in Gökkuşağı Primary School is analyzed in terms of accessibility and usability. Further expectations from life center units are introduced with the help of the interviews conducted to identify the design approaches on life center unit. In the fifth chapter, primitive design decisions on life center units are put forward with conceptual understanding of the project of life center unit in SERÇEV Accessible High School. In the sixth chapter, concurrence between universal design and inclusive education will be discussed in order to take design decisions for inclusive education environments. Conclusion and recommendation are given for further implementations of life center units in order to raise awareness on equality and non-discrimination within an inclusive education environment.
Bir yeniden kullanım önerisi olarak Lefkoşa kent müzesi
Günümüzde, simgesel, kültürel, işlevsel, mekansal nitelikleriyle korumaya değer tarihi yapıların yeniden kullanım yoluyla sürdürebilirliğinin sağlanması, sosyo-kültürel, sosyo-ekonomik ve sosyo-politik açıdan önem arz ettiği gibi toplumsal bellek, kentsel, mimari ve kültürel miras açısından da dikkate değerdir. Bu tez çalışmasında inşa edildiği tarihten bu yana geçen süreçte ilk işlevini yitiren, zaman içerisinde müze olarak işlevlendirilen ve dönüştürülerek yeniden kullanılan tarihi yapılar, incelenmiş, müdahale yaklaşımları tanımlanmıştır. Çalışmalar ışığında, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin başkenti Lefkoşa'nın sur içi Arabahmet Mahallesi Şt. Salahi Şevket Sokak üzerinde yer alan ve Kıbrıs'ın ilk müzesi olma özelliğini taşıyan tarihi yapının "Lefkoşa Kent Müzesi" adı altında yeniden kullanım önerisi geliştirilmiştir.
Peter Zumthor'un fenomenolojik yaklaşımına dayalı deneysel ve deneyimsel bir mekan tasarımı
Mekan atmosferi deneyim ekseninde özne-nesne diyaloğu ile açığa çıkan karşılıklı ilişki durumu ile ilgilidir. Mekan atmosferinin yaratımı ve deneyim mekanının inşası, mekan tasarımcısının algı ve anlam dünyasını yansıtır. Kullanıcı ise kendi algı ve anlam dünyası doğrultusunda mekanı deneyimler. Tez kapsamında; deneyim mekanı / mekan atmosferi nasıl tasarlanır sorunsalına ilişkin bir araştırma yapılmış ve mekan kalitesini mekan atmosferi ile değerlendiren, fenomenolojik bakış açısı ile binalar / mekanlar tasarlayan mimar Peter Zumthor'un, mekan atmosferinin inşasına yönelik çalışmaları üzerine bir okuma yapılmıştır. Peter Zumthor'un hem kaleme aldığı eserleri hem de mekan tasarımına yönelik anlatımları üzerine yapılan okumalarda tasarım sürecinin nasıl ilerlediği analiz edilmeye çalışılarak Zumthor'un fenomenolojik yaklaşımı, atmosfer ve deneyim kavramları ile birlikte yan okumalarla desteklenmiştir. Tezin uygulama ayağı ve alan çalışması için, Peter Zumthor'un fenomenolojik yaklaşımı bir lens olarak kullanılarak, İstanbul kentinin önemli kent imgelerinden biri olan Haydarpaşa Tren Garı deneyimlenmiş ve avlusunda geçici bir deneysel / deneyimsel mekan tasarlanmıştır. Bu süreç; deneyim mekanının deneysel tasarım sürecinin aşamaları ve adımlarını, fenomenolojik bir okuma, anlama ve yorumlama yöntemi ile ele alarak ve Zumthor'un belirlediği mekanın atmosferini oluşturan dokuz etken faktöre göre irdelenmiştir.
Kalıcı yaz saati uygulamasının öğrenci uyku kalitesine ve duygudurumuna etkisi
Türkiye'de kalıcı yaz saati uygulamasına geçilmesi, daha fazla gün ışığından faydalanmayı ve elektrik tasarrufu sağlamayı amaçlamaktadır. Ancak, bu uygulama kış aylarında gün doğumunun daha geç gerçekleşmesine yol açarak maruz kalınan gün ışığı miktarının azalmasına neden olabilir. Bunun yanı sıra, doğal ışığın bireyler üzerinde uyku-uyanıklık döngüsü, duygu durumu ve genel sağlık üzerinde etkileri olduğu bilinmektedir. Ancak, ergenler üzerindeki etkisini inceleyen çalışmalar yetersizdir. Bu nedenle, kalıcı yaz saati uygulamasının uyku kalitesi ve duygu durumu üzerindeki etkisini öğrenciler üzerinde araştırmayı amaçlamaktadır. Bu amaçla, Bursa Bahçeşehir Koleji'nde altı farklı şubede öğrenciler üzerinde bir çalışma yürütülmüştür. Araştırma sürecinde, öğrencilerin eğitim aldıkları dersliklerin iç mekan aydınlık seviyeleri dört gün boyunca ölçülmüştür. Ayrıca, öğrencilerin uyku kalitesi, uykululuk, depresyon, anksiyete ve stres seviyelerini belirlemek için çeşitli ölçekler kullanılmıştır. Elde edilen sonuçlara göre, öğrencilerin uyku kalitelerinin düşük olduğu, gün içinde uykululuk yaşadıkları, depresyon, anksiyete ve stres seviyelerine sahip oldukları belirlenmiştir. Kalıcı yaz saati uygulamasının gün ışığı miktarındaki düşüş göz önüne alındığında, öğrencilerde olumsuz bir etkinin olduğu gözlemlendiği söylenebilir. Ancak, öğrencilerin eğitim gördükleri sınıfların iç mekan aydınlık seviyeleri ile uyku kalitesi, uykululuk, depresyon, anksiyete ve stres arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Bu durum, öğrencilerin sınıflarda maruz kaldıkları iç mekan aydınlık seviyelerinin etkisinin yeterli olmadığını göstermektedir. Sonuç olarak, öğrencilerin günlük yaşamlarında maruz kaldıkları doğal ışık seviyelerinin uyku kalitesi, uykululuk, depresyon, anksiyete ve stres üzerinde olumsuz etkileri olduğu görülmüştür. Ancak, sınıflardaki iç mekan aydınlık seviyelerinin bu etkiler üzerinde anlamlı bir etki yaratmadığı belirlenmiştir. Bu bulgular, açık havada yüksek düzeyde doğal ışığa maruz kalmanın uyku kalitesi ve duygu durumu üzerinde önemli bir etkisi olduğunu desteklemektedir.
Koruma ve yenı̇den ı̇şlevlendı̇rme kavramlarının yapı ölçeğı̇nde değerlendı̇rı̇lmesı̇&trı̇lye taş mektep koruma yaklaşım analı̇zı̇
ÖZET Günümüzde özgün işlevlerini kaybeden kültürel miras değerine sahip yapıların korunması amacıyla aynı işleviyle veya çağdaş farklı işlevlerle yeniden kullanılması uygulamaları gerçekleştirilmektedir. Yapılan bu yeniden işlevlendirme uygulamalarında kültürel miras değerine sahip anıtsal bir yapının özgün mekan kurgularına yapılan tasarım müdahalelerinin etkili sonuçları olmaktadır. Koruma amacıyla yapılan yeniden işlevlendirme uygulamalarında gerçekleştirilen tasarım müdahalelerinin yapıların sahip oldukları kültürel miras değerine etkilerinin analiz edileceği çalışma kapsamında "Trilye Taş Mektep" yeniden işlevlendirilen anıtsal yapı örneği olarak seçilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılarak elde edilen veriler; gözlem, görüşme ve doküman analizi ile toplanmış, elde edilen bilgiler ışığında yapıya ait değerlendirmeler yapılmıştır. Bu değerlendirmeler sonucunda kültürel miras değerine sahip anıtsal bir yapı olan "Trilye Taş Mektep"in koruma süreci kapsamında gerçekleştirilen yeniden işlevlendirilme aşamalarında yapılan müdahaleler, özgün dokunun korunması adına belirlenen çeşitli uluslararası koruma ölçütlerinin referans alındığı değerlendirme kriterleri ile analiz edilmiştir. Bu çalışmanın kültürel miras değerine sahip tarihi yapıların korunmasına yönelik tasarım müdahalelerinde bundan sonraki yeniden işlevlendirme çalışmalarında yol gösterici olacağı düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Mimari koruma, kültürel miras, anıtsal yapı, yeniden işlevlendirme.
Kapalı kayak merkezlerı̇nı̇n ı̇ç mekân organı̇zasyonu ı̇çin bı̇r model önerisi
Kapalı kayak merkezleri küresel ısınmanın da neden olduğu kar yetersizliği sorununa çözüm olarak ortaya çıkmıştır. Bu merkezler; herhangi bir hava koşulunda kayak yapabilmeye olanak tanıyan ve yapay kar sayesinde içerisindeki pistleri her zaman karla kaplı olan yapılardır. Çalışmanın amacı, yöntemi doğrultusunda bu merkezleri değerlendirmek ve elde edilen sonuçları kullanarak, kapalı kayak merkezi yapılarının biçimsel, boyutsal ve oransal özelliklerini ortaya çıkarmaktadır. Bu bağlamda Kapalı Kayak Merkezlerinin mekânsal organizasyonu mekân dizimi yöntemi özelinde incelenip, elde edilen sonuçların değerlendirilmesiyle kapalı kayak merkezi tasarımlarına eleştirel bir bakış açısı kazandırılmıştır. Çalışma; Avrupanın en büyük merkezlerinden biri olan Almanya'nın Hamburg kentindeki Alpinecenter, Birleşik Krallık'ın en büyüğü olarak kabul edilen Manchester'daki Chill Factore, Uluslararası Kayak Federasyonunun her yıl yarışlar düzenlediği Litvanya'nın Druskininkai şehrindeki Snow Arena ve Dubaide Birleşik Emirliği'nin yarımadaya kayak yapma deneyimini sattığı dünyanın en büyük 3. kayak merkezi olan Ski Dubai isimli merkezleri incelemektedir. Çalışma süreci ise; kat planı analizleri ve gözlemsel çalışmalar dahil olmak üzere veri toplama stratejilerini kullanan saha çalışmaları, verilerin işlenmesi, analizi ve yorumlanması, kuramsal bakış açıları ile deneysel bulguların sentezlenmesi, sonuçların tartışılması şeklindedir. Araştırma, amacı doğrultusunda literatür taraması yoluyla kapalı kayak merkezi tasarımları için var olan literatür boşlukları, zorluklar ve engeller olarak tanımlanan temalarla sınırlıdır. Çalışma, söz konusu merkezlerde gözlem ve incelemeye dayalı olarak anlamlı ilişkiler kurularak ve tasarımları için kullanılacak veriler kazanılarak ilerlemiştir.
Süreç içerisinde gelişen mobilya kavramının Seksenler dizisi örneği üzerinden analizi ve değerlendirilmesi
Barınma ihtiyacı insanoğlunun yerleşik hayata geçmesiyle başlamaktadır. Mobilya, insan hayatını kolaylaştırmak için tarih öncesi çağlardan itibaren teknolojinin ve ülkelerin gelişmesiyle orantılı bir şekilde fonksiyonel hale gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada mobilya kavramının ilk ortaya çıkış süreci ele alınmış, konutlarda bulunan yaşam alanlarının mobilyaların gelişimiyle daha fonksiyonel hale dönüşmesi incelenmiş, konut iç mekânında mobilya tasarımına etki eden faktörler ve tasarım ilkeleri göz önünde bulundurularak mobilyaya ait işlevsellik, estetik, biçim, malzeme, ekonomiklik, renk, doku, algılanabilirlik gibi çeşitli parametreler üzerinde durulmuştur. Konut iç mekanında mobilya tasarım ilkeleri ve mobilya tasarımına etki eden faktörler başlığı altında konutlardaki yaşam alanlarında bulunan mobilyalar her açıdan incelenmiştir. Seksenler dizisi örneği üzerinden dönem analizi başlığında ise seksenler döneminde bulunan, gelişen mobilyaların günümüze olan etkileri örnekler ile incelenmiş, 1980'ler dönemi mobilya analizi yapılmıştır. Tez kapsamında mobilyanın yaşam alanlarına olan etkisi ve 1980'ler döneminde bulunan mobilyanın günümüze olan etkileri değerlendirilmiştir.
Kamu kurumlarındaki ofis iç mekân tasarımlarının çalışanlar üzerindeki etkilerinin iki farklı örnek üzerinden değerlendirilmesi
Ofisler, çalışma hayatının sürdürüldüğü ve yaşamın önemli bir süresinin geçtiği mekânlardır. Ofislerde çalışan personelin verimliliğinin artması, ofis tasarımı ile doğru orantılıdır. Bu çalışmada, ofis yapılarını kullanan çalışanların fiziksel ve psikolojik ihtiyaçlarının belirlenmesi ve verimi artıracak faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Ofis çalışma mekân kullanıcılarının çalışma vakitlerinin uzunluğu ve çalışma ortamlarının ısı, ışık, gürültü vb. fiziki şartları ve görsel olarak estetik şartlarının çalışanlar üzerindeki etkileri çalışmanın problemini oluşturmaktadır. Bu problem ile birlikte ofislerde çalışanların verimliliğinin artması ve sağlıklarının korunması amacı ile konfor şartlarının sağlanmasına yönelik öneri getirme amaçlanmıştır. Çalışmanın yöntemi kapsamında, yapısal olarak mekânların planlarının elde edilmesi ile konu kapsamında seçilen iki farklı kamu kurumunun ofis mekânları iç mekân tasarımı kavramı altında incelenmiştir. Bu kapsamda, Kayseri de bulunan iki belediyeden izin alınarak biri A Kurumu ve bir diğeri B Kurumu olarak ele alınmıştır. Bu kurumda çalışan personellerin ofis hacimleri incelenmiş ve ofislerin çalışanlar üzerindeki mekânsal etkileri nitel araştırma ile betimsel analiz yöntemi ile anket yapılarak bulgular saptanmıştır. Bu kapsamda yapılan araştırmaya her iki kurumdan toplam 157 kişi katılım sağlamıştır. Çalışma sonucu çıkan bulgularda, her iki kurumdaki personellerin çoğu bölmesiz, çok kişi kullanımlı mekânlarda ve mekân içerisinde pencere yanında oturduğu görülmüştür. Ofis havalandırma sistemini A kurum örneği, orta olarak değerlendirirken B kurum örneği iyi olarak değerlendirmişlerdir. A kurum örneği ışık seviyesini düşük bulurken B kurum örneği iyi olarak değerlendirmiştir. A kurum örneği gürültülü bir ortamda çalıştığını B kurum örneği ise gürültü seviyesinin normal olduğunu belirtmiştir. Her iki kurum da ofislerde kullanılan renk, mobilya ve yerleşimden iyi değerlendirmesi ve sağlık yönünden her iki kurumda da sırt ve boyun ağrısı yaşadıkları sonucu çıkmıştır. Bu bulgulara bakıldığında, ofislerde mahremiyetin sağlanamadığı ve dolayısı ile gürültü seviyesinin yüksek olduğu görülmektedir. Dolayısıyla ofis iç mekânlarının daha az kişiden oluşan mahremiyetin korunduğu ve aidiyet hissinin güçlenmesini destekleyen hacimlere dönüştürülebilme önerisi verilebilir. Böylece ofisler içerisinde gürültüyü engelleyecek ses panelleri koyulabilir. Ofislerde kullanılan mobilyalar antropometriye uygun konfor şartlarını sağlayacak mobilyalar ile değiştirilebilir.
Gar yapılarında iç mekân atmosferi: Haydarpaşa Garı ve Sirkeci Garı örneği
"Gar Yapılarında İç Mekân Atmosferi: Haydarpaşa Garı ve Sirkeci Garı Örneği " adlı bu çalışma, Maltepe Üniversitesi Lisansüstü Eğitim Enstitüsü İç Mimarlık Anabilim Dalı çatısı altında "Yüksek Lisans Tezi" olarak hazırlanmıştır. Araştırma Dünya'da ve Türkiye'de gar yapılarını ele alarak iç mekân atmosferlerine ilişkin bakış açısı oluşturmayı planlamaktadır. Bu kapsamda araştırmanın temel amacı ve önemi; İstanbul'un iki önemli yapısı olan Haydarpaşa ve Sirkeci Garlarının mekân atmosferini inceleyerek, bu iki farklı üslupla tasarlanmış yapı arasındaki benzerlikleri ve farklılıkları ortaya koymak olmuştur. Araştırma, özellikle Haydarpaşa ve Sirkeci Gar Yapılarının işlevsel ve atmosfer etkilerinin yoğun olarak hissedildiği yolcu bekleme salonlarıyla sınırlandırılmıştır. Çalışmanın yöntemi nitel araştırma yöntemlerinden betimsel analiz ile dört aşamalı bir süreci içermekte olup; literatür araştırması, karşılaştırmalı görsel ve doküman analizi, alan araştırması vb. gibi çok yönlü veri toplama yaklaşımı benimsemiştir. Bu kapsamda elde edilen veriler detaylı bir analizden geçirilmiş ve bulgular, çalışmanın konusuyla ilgili sonuçlar ve değerlendirmelerle birleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlar, farklı üsluplar ile yapılan sözü geçen gar yapılarının iç mekân atmosferlerinin benzerlikler taşıdığını göstermektedir.