
6,053
Archived Theses
1
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Fenantren ve dihidrofenantren türevi doğal bileşiklerin metatesis yöntemi ile oluşumlarının incelenmesi
Fenantren ve dihidrofenantren türevi bileşikler, çeşitli bitkilerde ve Red algae gibi deniz bitkilerinde oldukça nadir görülen aromatik bir metabolit sınıfıdır. Bitkisel kaynaklardan, farklı sübstitüe edilmiş çok sayıda fenantren elde edilmiştir. Ayrıca gösterdikleri biyolojik aktivitelerinden dolayı, ilaç kimyası başta olmak üzere kimyanın birçok alanında büyük ilgi görmektedirler. Fenantren ve dihidrofenantren türevi bileşiklerin sentezi ve sentez basamaklarındaki problemler, organik kimyacıları bu konuda yeni sentez yöntemleri geliştirmeye teşvik etmektedir. Genellikle, bu sentez yöntemleri, küçük moleküllerin halkalaşması ve kenetlenmesi üzerine çoklu reaksiyon basamaklarını içermektedir. Bu çalışmanın amacı çeşitli fenantren ve dihidrofenantren türevi doğal bileşiklerin sentezinde metatesis yönteminin kullanılabilirliğinin incelenmesi ve çoklu reaksiyon basamaklarında bulunan problemlerin giderilmesine katkı sağlayacak yöntemlerin incelenmesi ve yöntem basamaklarının önerilmesi olacaktır.
Dimerik (gemini) yüzey aktif maddelerin fizikokimyasal özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada dört farklı katyonik gemini yüzey aktif madde sentezlenmiş ve öncelikle sentezlenen yüzey aktif maddelerin (YAM) krafft sıcaklığı (TK) ve kritik misel konsantrasyon (KMK) değerleri konduktometrik yöntem ile belirlenmiştir. Misellerin birada toplanması olarak tanımlanan agregasyon sayısı (Nagg) floremetrik yöntem ile, yüzey gerilimi ise tensiyometrik yöntem ile tayin edilmiştir. Sentezlenen gemini yüzey aktif madde çözeltilerinin köpük kapasitesi (FC) ve köpük stabiliteleri (FS) köpük hacimleri ölçülerek incelenmiştir. Ayrıca bu maddelerin boya çözündürme kabiliyeti, suda çözünmeyen Sudan Red B boyası ile test edilmiştir. 12-3-12, 12-3(OH)-12 ve 12-2-0-2-12 olarak adlandırılan yüzey aktif maddelerinin 1 M HCl'de karbon çeliği için korozyon etkileri kütle kaybı metodu, elektrokimyasal empedans spektrometresi (EIS), tafel polarizayonu (TP) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM) yöntemleri kullanılarak araştırılmıştır.
Katyonik gemini yüzey aktif madde miselizasyon davranışı üzerine organik çözücülerin etkisi
Yüzey aktif maddeler (YAM) molekül yapıları gereğince oldukça geniş kullanım alanına sahiptir. Çünkü bu maddeler aynı molekül hem hidrofilik baş grup hem de hidrofobik zincir olmak üzere iki zıt grubu birlikte bulundurmaktadırlar. Gemini yüzey aktif madde molekülleri ise iki hidrofilik baş grup ve iki hidrofobik zincir grubun ara zincirle bağlanarak aynı molekülde bulunduğu maddelerdir. Bu çalışmada katyonik gemini yüzey aktif madde N,N'-(oksibis(etan-2,1-diil))bis(N,N-dimetildodekan-1-amonyum) bromür (12-2-O-2-12)'ün 25, 30, 35 ve 40 °C sıcaklıklarda saf suda kritik misel konsantrasyonları (KMK) ve iyonlaşma dereceleri (α) bulundu. Bu değerler için yüzey aktif maddenin farklı konsantrasyonları için elde edilen spesifik iletkenlik değerlerinin değişim grafikleri kullanıldı. Aynı ölçüm ve grafikler katyonik gemini yüzey aktif madde ve çözücü karışımları için de yapılarak yüzey aktif madde-çözücü karışımları için KMK ve α değerleri elde edildi. Çözücü olarak hacimce %10 ve %20 (v/v) oranlarında metanol, etanol, izopropanol, dimetilformamid ve dimetil süfoksit kullanıldı. Saf su ve su-çözücü karışımları için elde edilen KMK ve α değerleri kullanılarak yüzey aktif maddenin miselizasyonu için standart gibbs serbest enerji (∆Gom), transfer standart gibbs enerji (∆Gom,trans), entalpi (∆Hom) ve entropi (∆Som) değerleri olmak üzere karışımlardaki termodinamik özellikleri incelendi. Çözücü varlığında ve çözücü hacim yüzdesinin artışıyla kritik misel konsantrasyon ve iyonlaşma derecesi değerlerinin arttığı gözlendi. Ayrıca çözücü ilavesiyle miselizasyonun gibbs serbest enerji değerleri azalmış ve negatif entalpi değerleri ise sürecin ekzotermik olduğunu göstermiştir.
Burun tıkanıklığını gidermede kullanılan yardımcı ilaçların yerine, sabit ve uçucu yağlar kullanılarak doğal bileşenli ürün prototipinin geliştirilmesi ve ürün içeriğinin kromatografik yöntemler ile incelenmesi
Esansiyel yağların aromaterapide geleneksel kullanımı sağlık açısından çok sayıda fayda sağlamaktadır. Organik kimyasal bileşiklerin uçucu karışımları olan esansiyel yağlar, kozmetik gibi çeşitli ürünlerde kullanımlarının yanı sıra aromaterapide de kullanımlarına olan önem gün geçtikçe artmaktadır. Bu çalışmada, burun tıkanıklığını gidermede kullanılan esansiyel yağlar (EY) kullanılarak doğal bileşenli ürün geliştirilmiştir. Formülasyonda jojoba yağı, hindistan cevizi yağı, nane yağı, okaliptüs yağı, çay ağacı yağı ve selvi yağı kullanılmıştır. Tekli ve kombinasyonlu uçucu yağlar, gaz kromatografisi-kütle spektrometresi (GC-MS) ile belirlendi. Formülasyonlarda çeşitli bileşenlerin bulunduğu GC-MS analizleri ile tayin edildi. Esansiyel yağların kombinasyonunu kullanarak burun tıkanıklığı gidermede aromaterapi olarak değerlendirildi. Ayrıca, çalışmamızda numune olarak kullanılan bazı esansiyel yağların stabilite ve antifungal, antimikrobiyal, antienflamatuvar etkileri de çalışılmıştır.
2,2':5',2''-tertiyofen'in echinops cinsi bitkilerden izolasyonu ve türevlendirilerek biyoaktif özelliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada Echinops microcephalus Sm. bitkisine ait kök kısmının ve Echinops ritro L. bitkisine ait kök ve toprak üstü kısımlarının etanolik ekstrelerinde gerçekleştirilen izolasyon çalışmalarında toplam dokuz bileşik elde edildi. E. microcephalus kök kısmından 2,2':5',2''-tertiyofen'in yanı sıra dimer yapısına sahip bir tiyofen bileşiği olan kardopatin izole edilirken E. ritro kök kısmından bis(2-etilhekzil) tereftalat, bis(2-etilhekzil) ftalat, 4-kinolon ve ekinopsin izole edildi. E. ritro toprak üstü kısmının etanolik ekstresinden ise β-sitosterol, skopolin ve 3,5-di-O-kafeoilkuinik asit elde edildi. İzole edilen 2,2':5',2''-tertiyofen'den Vilsmeier Haack reaksiyonu kullanılarak mono ve dialdehit türevleri sentezlendi. Mono aldehit türevinin aromatik aminler ile reaksiyonu sonucunda dokuz yeni imin bileşiği elde edildi. İzole edilen ve sentezlenen bileşiklerin yapıları FTIR, 1D, 2D NMR teknikleri ve LC-Q-TOF/MS kullanılarak aydınlatıldı. Biyoaktivite çalışmalarında A549 hücre hattına karşı antiproliferatif aktivite ve MRC-5 sağlıklı hücre hattına karşı sitotoksik etkinlik, hem izole edilen hem de sentezlenen bileşikler için MTT yöntemi kullanılarak test edildi. Ayrıca sentezlenen bileşiklerin Ellman yöntemiyle asetilkolinesteraz inhibisyon aktiviteleri belirlendi.
Modifiye edilmiş aktif karbon ile sulu çözeltiden boyar maddelerin adsorpsiyon metoduyla giderimi
Bu yüksek lisans tez çalışmasında; Aromatik yağı ticari olarak piyasada değeri olan lavandula angustifolia cinsi olan lavanta çiçeklerinin yağı alındıktan sonra geriye kalan posalarının, ZnCl2 kimyasalı ile kimyasal aktivasyona uğratılarak aktif karbon elde edildi. Elde edilen aktif karbon, tekstil de sürekli kullanım alanına sahip olan reaktif red 198 anyonik boyar madesinin tekstil atık sularında oluşturduğu kirliliği, atık sulardan uzaklaştırmak için bir takım deneysel çalışmalar yapıldı. Aktif karbonun karakterizasyonunu öğrenebilmek için, TGA-DTA, SEM-EDX görüntüsü, BET yüzey alanları, degaz işlemi olan N2 adsorpsiyon-desorpsiyon işlemi ile por hacmi ve çapı, FT-IR kullanılarak aktif karbonun yüzeyinde bulunan karakteristik özellikleri tespit edildi. 5/12,5 g (lavanta/ZnCl2) oranlı karışım reflax işlemi ve ardından 700 0C kül fırını sonucunda en yüksek yüzey alanı olan 481,77 m2/g değeri elde edildi. Adsorpsiyon işlemlerinin ana karakterleri olan; pH, konsantrasyon, sıcaklık parametreleri seçilmiş olan en yüksek yüzey alanına sahip aktif karbon için incelendi. Yapılan incelemelerin neticesinde ortaya çıkan sonuçlar değerlendirilerek, adsorpsiyon izotermleri; Langmiur, Freundlich, Temkin izotermleri ile. Adsorpsiyonun kinetiği ise yalancı birinici ve yalancı ikinci derece kinetik modeller ile açıklandı.
Triptamin ve türevlerini içeren yeni Sschiff bazı ligandlarının ve metal komplekslerinin sentezi ve karakterizasyonu
Koordinasyon kimyasında, Schiff bazları metal iyonlarıyla oldukça kararlı kompleksler oluşturabildikleri için oldukça dikkat çekmektedir. Schiff bazları, primer aminler ile aldehitler veya ketonların kondenzasyonuyla sentezlenirler. Schiff bazlarının kararlı metal komplekslerini oluşturmak için uygun metal tuzlarıyla doğrudan reaksiyona girmesi sağlanabilir ya da metal iyonunun yönlendirme etkisinden faydalanılarak Schiff baz reaksiyonu başlangıcında uygun metal iyon tuzu ilave edilerek sentezlenirler. Yıllar boyunca, Schiff Bazları ve metal iyon kompleksleri antimikrobiyal, anti-inflamatuar, antitümör, antikanser ve antimalaryal gibi biyolojik özellikleriyle bilinmektedir. Ayrıca, değişen ligand tipleri, koordinasyon küreleri, oksidasyon durumları ve redoks potansiyelleri, biyolojik aktiviteler katalizörü, kemosensör ve korozyon inhibitörü ile ilgili komplekslerin kinetik ve termodinamik özelliklerini etkiler. Birçok doğal ve sentetik bileşikte bir indol halkasının bulunması, bu farmakoforun farklı moleküler reseptörlerle etkileşime girmesi nedeniyle belirgin biyolojik aktiviteleri için son derece önemlidir. Güçlü farmasötik geçmişi nedeniyle, indol bazı, ilaç üretimi için ara ürünler ve başlangıç bileşikleri olarak hizmet edebilecek çok sayıda türevin tasarımına ve sentezine ilham kaynağı olmuştur. Yapısında indol halkası taşıyan doğal bileşikler arasında, birçok bitki, mantar ve hayvanda bulunan bir biyojenik amin ve alkaloit örneği olarak triptamine (3-(2 aminoetil)indol) özel bir ilgi gösterilmiştir. İndol iskeletinin yanı sıra, triptaminin yapısı ayrıca indol yan zincirinde konumlanmış bir amino grubunu da kapsar. Triptamin moleküler iskeletinde bir indol halkasının varlığı, yapıda imino farmakofor taşıyan türevlerinin - Schiff bazlarının - tasarlanmasını ve sentezinin de gerçekleştirilmesine olanak sağlamaktadır. Schiff bazları, antifungal, antibakteriyel, sıtma önleyici, antiproliferatif, antiinflamatuar ve antipiretik gibi biyolojik aktivite yelpazesinde yansıyan büyük farmakolojik potansiyele sahip moleküller olarak bilindiğinden triptamin araştırıcıların ilgi odağı olmaya devam etmektedir. Bu tez kapsamında, amin bileşiği olarak indol türevi triptaminin çeşitli aldehitlerle oluşturduğu yeni Schiff Baz bileşiklerinin doğrudan ve/veya metal yönlendirmeli olarak sentezleri gerçekleştirilmiştir. Elde edilen ligantların ve bazı geçiş metal iyon komplekslerinin yapıları UV, IR, 1H NMR, 13C NMR kütle spektrumları yardımıyla aydınlatılmıştır.
Kuaterner amonyum tipi gemini sürfaktanlar kullanılarak 2-feniletanol'ün faz transfer katalizli o-allilasyonu ile allil (2-fenil)etil eter sentezi
Organik sentezlerde sıklıkla kullanılan faz transfer katalizörleri kuaterner amonyum tuzlarıdır ki bunlar içerisinde en çok tetrabütilamonyum bromür (TBAB) tercih edilir. TBAB monomerik bir kuaterner amonyum bileşiğidir. Son yıllarda dimerik kuaterner amonyum bileşikleri (gemini sürfaktanlar)'nin, monomerik olanlara göre üstün yüzey aktif özelliklere sahip olduğu belirlenmiş ve bu bileşikler araştırmacıların dikkatini çekmiştir. Bu bileşiklerle ilgili köpük oluşturma, çözünürleştirme, miselleşme gibi onların yüzey aktif özelliklerini inceleyen çok sayıda çalışma yapılmıştır. Gemini sürfaktanlar organik sentezlerde faz transfer katalizörü olarak da kullanılabilirler. Yapılan çalışmalar içinde gemini sürfaktanların faz transfer katalizörü olarak kullanımıyla ilgili çalışma sayısı sınırlıdır. Faz transfer katalizörleri aynı fazda çözünmeyip, farklı fazlarda çözünebilen reaktiflerin etkileşmesini sağlayan kimyasal ajanlardır. Kimyasal reaksiyonları yüksek verimlerle gerçekleştirerek daha saf ürünler oluşmasını sağlarlar. Böylece saflaştırma aşamasını da kolaylaştırıp çözücü kullanımını azaltırlar. İlave olarak reaksiyon sürelerinin de kısalmasını sağlarlar. Bu özellikleriyle faz transfer katalizörleri her geçen gün dikkat çekmekte ve yeni faz transfer katalizörleri geliştirilmeye çalışılmaktadır. Giderek artan çevre sorunları sebebiyle, bilim adamları çevreye ve insan sağlığına daha zararsız kimyasallar ve yöntemlerin geliştirilmesi yönünde araştırmalar yapmaktadır. Bu araştırmalar atıkların ve çözücü tüketiminin azaltılmasını, zararlı yöntem ve kimyasalların terkedilmesini, çevreye dost yeni yöntemler geliştirilmesini, enerji sarfiyatının en aza indirilerek enerjinin etkin şekilde kullanılmasını ve doğal hammaddeler kullanan prosedürlerin yaygınlaştırılmasını amaçlamakta ve bu çalışmaların tümü "Yeşil Kimya" olarak adlandırılmaktadır. Faz transfer katalizli sentezlerde yeşil kimyanın çalışma alanına girmekte, bu yöntemle daha az ve daha zararsız çözücülerde, daha yüksek verimli, daha seçici ve daha saf ürünler veren, çözücünün geri kazanımına olanak veren organik sentezler planlanmaktadır. Bu tez çalışmasında dimerik kuaterner amonyum bileşikleri sentezlenerek, bu bileşiklerin 2-Feniletanol'ün O-allilasyonunda faz transfer katalizörü davranışları araştırılacaktır. Bu bileşiklerin varlığında gerçekleştirilen O-allilleme reaksiyonlarında elde edilen verimler TBAB katalizörlüğündeki reaksiyonlardan elde edilen verimlerle karşılaştırılacak ve dimerik kuaterner amonyum bileşiklerinin katalitik özellikleri belirlenecektir.
Fenilasetonitril ve türevlerinin dimerik kuaterner amonyum bileşikleri ile faz transfer katalizli alkilasyonu
Yeşil kimyanın en önemli uygulama alanlarından biri de faz transfer katalizidir. Faz transfer katalizli organik sentezlerde sıklıkla kullanılan faz transfer katalizörleri tetrabütilamonyum bromür gibi monomerik kuaterner amonyum tuzlarıdır. Son yıllarda dimerik kuaterner amonyum bileşiklerinin monomerik olanlara göre üstün yüzey aktif özelliklere sahip olduğu dikkat çekmektedir. Bu sebeple dimerik kuaterner amonyum bileşiklerinin faz transfer katalizli organik sentezlerde monomerik olanlara göre daha iyi sonuçlar vereceği düşünülebilir. Kardiyak aritmi ve hipertansiyon tedavisinde kullanılan Verapamil, antiobezite ve antidepresan ilaç Sibutramine, menopoz sonrası ileri meme kanserlerinin tedavisinde etkili bir ilaç olan Anastrozole gibi ilaçların sentezlerinde fenilasetonitrillerin faz transfer katalizli alkillenmesi önemli bir ara basamaktır. Bu çalışmada fenilasetonitril ve türevlerinin dimerik kuaterner amonyum tuzları (gemini sürfaktanlar) katalizörlüğünde faz transfer katalizli alkillenmesi araştırılmıştır. Bu amaçla öncelikle farklı uzunlukta ara zincir (n= 2, 6, 10) ve farklı uzunlukta hidrofobik alkil zincirlerine (R= 10, 12, 16) sahip kuaterner amonyum tipi gemini sürfaktanlar sentezlenmiş, sonrasında ise fenilasetonitril ve türevleri olan 3,4-dimetoksifenilasetonitril ve 4(triflorometil)fenilasetonitril'in alkillendirilmesinde sentezlenen gemini sürfaktanlar faz transfer katalizörü olarak kullanılmıştır. Geminilerin oluşturdukları verimler klasik faz transfer katalizörü tetrabütilamonyum bromür (TBAB)' ün oluşturduğu verim ile kıyaslanmıştır. Geminiler varlığında fenilasetonitril ve türevlerinin primer alkil halojenürlerle yapılan faz transfer katalizli C-alkilasyonunda oldukça kompleks ürün karışımları oluşmuş, buradan verimli bir sonuç alınamamıştır. Ancak alkil halojenür olarak 1,5-dibromopentan kullanıldığında altı üyeli halka oluşumu gözlenmiş, bu nedenle çalışma sikloalkilasyona evrilmiştir. Fenilasetonitril, 3,4-dimetoksifenilasetonitril ve 4(triflorometil)fenilasetonitril'in gemini sürfaktanlar varlığında gerçekleştirilen sikloalkilasyon çalışmalarında TBAB' ye yakın ve bazı geminilerle ondan daha iyi verimler elde edilmiştir. Sentezlenen bileşiklerin yapısı FTIR, 1H NMR, 13C NMR, ve kütle spektrumlarıyla açıklanmıştır. Bu sonuçlar göstermiştir ki gemini sürfaktanlar fenilasetonitril ve türevlerinin sikloalkilasyonunda faz transfer katalizörü olarak kullanılabilir ve bu tür dönüşümlerde geleneksel kuaterner amonyum tuzlarına umut verici bir alternatif oluşturabilirler.
Biyosensör çalışmalarında kullanılmak üzere üç boyutlu yazıcı ile karbon pasta çalışma elektrodu üretimi
Bu çalışmada biyosensör tasarımlarında kullanılmak üzere düşük maliyetli, tek kullanımlık yeni karbon pasta elektrotları üretilmesi ve biyosensör olarak kullanılabilirliğinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Literatürde pek çok bileşiğin kantitatif analizi için biyosensör sistemleri geliştirildiği ve bu amaçla çalışma elektrodu olarak katı elektrotlar, karbon pasta elektrotlar, yüzey baskılı elektrotlar, indiyum kalay oksit elektrotlar ve benzeri elektrot türlerinin elektrokimyasal ölçümlerde kullanıldığı belirtilmektedir. Bu elektrotların her birinin kendi içlerinde önemli kullanım handikapları vardır. Özellikle çeşitli enzim ve dokularının biyobileşen olarak kullanıldığı sensörlerde karbon pasta elektrot kullanımı yaygındır. Karbon pasta elektrotların oyuk kısmının her çalışma sonrasında temizlenmesi gerekir, bu temizleme işlemi sonrasında sıklıkla safsızlıklar oyuk içerisinde kalır ve bir sonraki ölçümlere etki eder. Bu çalışma ile yeni tek kullanımlık ve düşük maliyetli karbon pasta çalışma elektrotları üretilerek bu soruna çözüm bulunması amaçlanmıştır. Bu amaçla, tek kullanımlık karbon pasta elektrotlar SolidWorks yazılımı yardımı ile tasarlandı. Aralarından en iyi tasarım seçilerek, üretimi Formlabs 3+ Üç Boyutlu Yazıcı ile yapıldı. Basılan elektrotların potansiyostat bağlantısı için bakır, altın, kalay kaplı bakır ve platin iletken teller kullanıldı ve her birinin elektrokimyasal davranışları impedans spektroskopisi ile incelendi. Üretilen bu elektrotlar, kateşol tayini için tasarlanan lakkaz tabanlı amperometrik bir biyosensörün tasarımında kullanıldı. Geliştirilen 4 farklı biyosensörün tekrar üretilebilirlikleri ve tekrarlanabilirlik özellikleri incelendi. Tüm ölçümler, tampon varlığında bir çalışma hücresi içerisinde platin karşıt elektrot, Ag/AgCl referans elektrot ve çalışma elektrodundan oluşan üçlü elektrot sistemini içeren bir potansiyostat/galvanostat ile gerçekleştirildi. Sonuç olarak bu çalışmada; farklı iletken teller kullanılarak kullanım kolaylığı olan, hızlı ölçüm yapılabilen, duyarlı, tekrarlanabilirliği ve tekrar üretilebilirliği oldukça iyi olan, ucuz ve tek kullanımlık karbon pasta çalışma elektrotları üretildi.
Yenilebilir yağ numunelerinde bazı anyonların ekstraksiyonu için emülsiyon kırma yönteminin geliştirilmesi ve iyon kromatografisi ile tayini
Bu çalışmada yenilebilir bitkisel yağlarda inorganik anyonların tayinin amacı ile emülsiyon kırınımı ile ekstraksiyona (EIEB) dayanan bir metot geliştirmesi yapılmıştır. Geliştirilen ekstraksiyon metodu bitkisel yağ örneklerine uygulanmış ve iyon kromatografi ile F-, Cl-, NO2-, Br-, NO3-, PO43- ve SO42- analizleri yapılmıştır. Metot geliştirme sürecinde; asit ve yüzey aktif madde türü ile derişimi, emülsiyon kırılma süresi ve sıcaklığı, örnek miktarı gibi temel parametreler optimize edilmiştir. Validasyon çalışmaları ise tohum yağı, uçucu yağ, meyve yağı ve yüksek viskoziteli/katı yağlardan oluşan temsilî matrikslerde gerçekleştirilmiştir. EIEB prosedürü, 2 g örnek, 2 mL %0,1 (h/h) formik asit ve %4 (a/h) Triton X-100 içeren sulu faz ile emülsiyon oluşturulması ve 85ºC'de faz kırılması aşamalarını içermekte olup %RSD değerleri, hindistancevizi yağında %0,937-6,382, nane yağında %0,184-6,849, ayçiçeği yağında %0,84-3,571 ve zeytinyağında %0,992-5,629 arasında bulunmaktadır. LOD değerleri ise F-, Cl-, NO2-, Br-, NO3-, PO43-, SO42- için sırası ile en düşük 4,7 µgkg- (hindistancevizi yağı), 42,2 µgkg- (ayçiçeği yağı), 2,3 µgkg- (nane yağı), 10,1 µgkg- (ayçiçeği yağı), 29,3 µgkg- (ayçiçeği yağı), 24,9 µgkg- (hindistancevizi yağı) ve 44,4 µgkg- (hindistancevizi yağı) olarak belirlenmiştir.
Rezene (Foeniculum vulgare) bitkisinin bazı metabolik enzimler üzerine inhibisyon etkisinin araştırılması
Rezene (Foeniculum vulgare) Maydanozgillere ait keskin kokulu aromatik bir bitkidir. Ülkemizde özellikle Ege Bölgesi'nde arapsaçı (yabani rezene) olarak bilinir ve mevsiminde Ege mutfağında sıkça tüketilir. Sunulan tez çalışmasında vücutta bulunan enzimlerden üçü model olarak seçilerek, rezene yapraklarının bu enzimler üzerindeki olası inhibitör etkisinin in vitro araştırılması amaçlanmıştır. Rezene yaprakları %80'lik etanol ile çalkalayıcılı su banyosunda altı saat boyunca ekstrakte edildi. Elde edilen ham ekstraktın karbonhidrat metabolizmasında görev alan α-amilaz, lipid metabolizmasında etkili lipaz ve melanin biyosentezinde görevli tirozinaz enzimlerinin katalitik aktivitesi üzerine etkisi araştırıldı. Ekstraktın toplam fenolik madde miktarı Folin-Ciocalteu yöntemi ile ve serbest radikal giderme aktivitesi DPPH metodu ile belirlendi. Rezene yapraklarından Clevenger aparatı kullanılarak hidrodestilasyonla uçucu yağ elde edildi ve yağın uçucu bileşenleri GC-MS yöntemiyle ile analiz edildi. Ayrıca ekstraktın ve uçucu yağın fenolik bileşen içerikleri LC-MS/MS ile belirlendi. Çalışma sonucunda rezene ham ekstraktının yüksek konsantrasyonlarında α-amilaz ve lipaz enzimlerini inhibe ettiği, ancak tirozinaz enzimini önemli derecede inhibe etmediği gözlendi. Toplam fenolik madde miktarı 52,79±0,84 µg GAE/g, DPPH radikali giderme gücü için EC50=500 µg/mL olarak belirlendi. LC-MS/MS ile yapılan fenolik bileşen analizinde bitki ekstraktında analizlenen bileşiklerden onaltı adedi tanımlanmış olup, en yüksek oranda absisik asit, indol-3 asetik asit, trans-ferulik asit, rutin, protokateşik asit, p-kumarik asit ve jasmonik asit bulunurken, uçucu yağında en fazla rosmarinik asit olmak üzere on adet bileşik tanımlandı. GC-MS ile yapılan uçucu bileşen analizinde trans-anetol baskın olmakla birlikte timol, DL-fenkon ve alfa-felandren bileşikleri tayin edildi. Rezene bitkisi diğer bitkisel kaynaklar gibi fonksiyonel ikincil metabolitlerce zengindir. Bitkinin ham ekstraktının gösterdiği anti-amilaz etkinliği nedeniyle gelecekteki antidiyabetik aktivite çalışmaları için potansiyeli olduğu söylenebilir.
Edirne'de yetiştirilen karnabahar bitkisine topraktan bazı eser elementlerin transferinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Edirne (Türkiye) karnabaharına topraktan bazı eser element transferinin değerlendirilmesi ve buna bağlı insanların tahmini günlük element alımının belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Edirne iline bağlı Karaağaç, Yolüstü Köyü ve Abalar Köyü olmak üzere üç bölgeden, toplamda 20 farklı karnabahar tarlasından örnek alınmıştır. Bu çalışmada Edirne'ye özgü karnabahar sebze örneklerine, esansiyel (Mn, Fe, Cu ve Zn) ve esansiyel olmayan/toksik eser elementlerin (Cr, Cd, Pb ve Ni) analizi için yaş yakma ile çözündürme prosedürü gerçekleştirilmiş ve ICP-OES cihazı kullanılarak element analizleri yapılmıştır. Numune konsantrasyonları, transfer faktörü, günlük metal alımı (DIM), tahmini günlük metal maruziyeti (EDEM) ve Sağlık Risk Endeksi (HRI) hesaplarına dayanarak, standart referans değerleri ile karşılaştırılmıştır. Yapılan analiz sonucuna göre çıkan değerler sınır aralıkları ile karşılaştırılarak, tahmini olarak esansiyel ve esansiyel olmayan metallerin günlük alım miktarı durumları değerlendirilmiştir. Sonuç olarak yapılan analizde, Edirne bölgesindeki toprak numunelerinde Cd metali bulunmamıştır. Aynı zamanda taç kısımda Cd, Cr ve Ni elementlerine rastlanmamıştır. HRI endeksine göre Cu, Fe, Mn, Pb ve Zn metalleri açısından sağlık riski oluşturmayacak düzeyde olduğu kanısına varılmıştır. Böylece bu çalışmayla, karnabahar yetiştirilen toprakların araştırılması, yapısında bulundurduğu elementlerin incelenmesi, insan sağlığına faydaları ve zararları konusunda bilgi sunulması yanında bu çalışmanın bundan sonra yapılacak çalışmalar için de yol göstereceği düşünülmektedir.
Yakutboleti (Hortiboletus rubellus) mantarı özütlerinin fenolik bileşik, vitamin ve mineral içeriklerinin in vitro koşullarda antioksidan etkilerinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, Yaz aylarında kayın ve meşe ormanlarında nadir rastlanan Yakutboleti mantarının (Hortiboletus rubellus) fenolik bileşik, vitamin ve mineral içeriklerinin yanı sıra in vitro koşullardaki antioksidan etkilerinin araştırılmasıdır. Bu türe ilişkin literatürde sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Ağustos 2022'de Istıranca Ormanları'ndan (Kırklareli) toplanan ve -80 °C'de saklanan mantar örnekleri, dondurularak kurutma (liyofilizasyon) işlemine tabi tutuldu. Etanol, metanol, dimetilsülfoksit (DMSO), fosfat tamponu ve etil asetat çözücüleri kullanılarak ekstraksiyon yapıldı. Ekstraksiyon süreci homojenizasyon (45 dakika), çalkalama (125 rpm, 24 saat) ve santrifüjleme (10.000 rpm, 20 dakika, 10 °C) adımlarını içerdi. Toplam fenolik madde (Folin-Ciocalteu, gallik asit eşdeğeri - GAE), toplam flavonoid madde (Al³⁺ kompleksleşme, kuersetin eşdeğeri - QE) ve serbest radikal giderme aktivitesi (DPPH radikal süpürme, BHA/BHT standart) spektrofotometrik olarak analiz edildi. Fenolik profil ve vitamin içeriği LC-MS ile, element profili ICP-MS ile, biyoaktif metabolitler QTOF-MS ile karakterize edildi. Lakkaz aktivitesi kinetik ölçümlerle değerlendirildi. Çalışmada toplam fenolik madde tayini için Folin-Ciocalteu reaksiyonu esas alınmıştır. En yüksek toplam fenolik madde (11.57 mg GAE/g) ekstraktında belirlendi. Toplam flavonoid madde miktarı, flavonoidlerin alüminyum iyonu (Al³⁺) ile kompleks oluşturması prensibine dayanan spektrofotometrik yöntemle analiz edilmiş ve sonuçlar v kuersetin eşdeğeri (QE) cinsinden raporlanmıştır. En yüksek flavonoid içeriği 1.45 mg QE/g değeri ile metanol ekstraktında saptanmıştır. Serbest radikal giderme aktivitesinin belirlenmesinde, Blois tarafından geliştirilen ve DPPH radikali süpürme esasına dayanan yöntem kullanılmıştır. Standart çözelti olarak BHA (bütillenmiş hidroksianizol) ve BHT (bütillenmiş hidroksitoluen) tercih edilmiştir. Metanol ekstraktı (%39,64 inhibisyon, 1000 µg/mL) en yüksek serbest radikal süpürme aktivitesini gösterdi. LC-MS ile yapılan Fenolik madde profili belirleme analizinde, liyofilize Yakutboleti mantarı ekstraktlarında dikkat çekici fenolik profil tespit edilmiştir. Hidrolize edilmemiş ekstrakta ait kısımda İndol-3-Asetik Asit bileşiği 9489,16 μg/g ile yüksek konsantrasyonda saptanmıştır. Hidroliz sonrasında ise Protokateşik Asit konsantrasyonu 907,92 μg/g değerine ulaşarak 16 kat artış göstermiştir. Ayrıca hidroliz işlemi sonucunda Jaseosidin (67,95 μg/g) ve İzorhamnetin (61,51 μg/g) gibi yeni biyoaktif bileşiklerin açığa çıktığı belirlenmiştir. QTOF-MS analizi ile, Yakutboleti mantarının farmakolojik potansiyel taşıyan kritik metabolitlerini ortaya çıkarıldı. Pozitif iyon modunda, antikanser aktivite gösteren Brefeldin A ve nöroprotektif antioksidan ergotionin saptanmıştır. Aynı zamanda, süt ve süt ürünlerinde de bulunan ve trans bir bir yağ asidi olan vaksenik asit tespit edilmiştir. Negatif iyon modunda ise metal şelasyonu ile nörodejenaratif etki gösteren kinolin-8-ol bileşiği belirlenmiştir. Bu bulgular, mantarın terapötik uygulamalara kaynak oluşturabilecek biyoaktif çeşitliliğini kanıtlamaktadır. Yakutboleti mantarının yağda çözünen vitamin içeriği, LC-MS ile analiz edilmiştir. Çalışmada, Vitamin D₃ bileşiği 512,68 µg/kg (ppb) konsantrasyonda tespit edilmiştir. B vitamini profili, LC-MS ile analiz edilmiştir. En yüksek konsantrasyon 2326,08 µg/kg (ppb) ile nikotinik asitte (B3) belirlenmiştir. Yakutboleti mantarının element profili, ICP-MS (İndüktif Eşleşmiş Plazma Kütle Spektrometresi) ile analiz edilmiştir. En yüksek konsantrasyonlar sırasıyla fosfor (775.921,41 µg/kg) ve potasyum (1.005.692,17 µg/kg) olarak belirlenmiştir. Dikkat çekici seviyede arsenik (601,34 µg/kg) tespit edilirken; demir (12.046,98 µg/kg) ve çinko (52.630,00 µg/kg) vi gibi esansiyel minerallerin birikimi öne çıkmıştır. Toksik metal kadmiyumun düşük kalması (14,09 µg/kg) olumlu bulgu olarak kaydedilmiştir. Ekstraktlarının lakkaz aktivitesi, kinetik ölçümlerle değerlendirilmiştir. En yüksek enzim aktivitesi 0,22 U/L ile etanol ekstraktında tespit edilmiş olup, bu değer metanol (0,12 U/L) ve DMSO (0,11 U/L) ekstraktlarından anlamlı derecede yüksektir. Fosfat tamponu ve etil asetat ekstraktlarında ise ölçülebilir lakkaz aktivitesi saptanmamıştır. Bu kapsamlı analizler, Yakutboleti mantarının çeşitli biyoaktif fenolik bileşikler (İndol-3-Asetik Asit, Protokateşik Asit, Jaseosidin, İzorhamnetin), farmakolojik potansiyel taşıyan metabolitler (Brefeldin A, ergotionin, kinolin-8-ol) tespit edilmesi dikkat çekmektedir, özellikle metanol ekstraktının belirgin antioksidan kapasitesi ve etanol ekstraktının lakkaz aktivitesi, bu nadir mantar türünün fonksiyonel gıda ve biyoteknolojik uygulamalar için potansiyelini işaret etmektedir.
Kardiyovasküler hastalıklarla ilişkilendirilen bazı inflamasyon biyobelirteçlerinin tespiti için elektrokimyasal esaslı biyosensör geliştirilmesi
Kardiyovasküler hastalıklar (KVH'lar) dünya çapında mortalite ve morbiditenin başlıca nedenidir. Bu nedenle erken teşhisi hayati önem taşımaktadır ve erken tespit edildiğinde büyük oranda iyileşme sağlanabilmektedir. Artan bulgular inflamasyonun aterosklerotik kalp yetmezliği, miyokard infarktüsü, perikardiyal hastalıklar gibi birçok KVH'ın gelişiminde önemli bir rol oynadığını ortaya koymaktadır. KVH'larda inflamasyonun tespitinde en yaygın kabul gören strateji, dolaşımdaki inflamasyon biyobelirteçlerinin ölçülmesini içermektedir. Büyüme Farklılaşma Faktörü-15 (GDF-15) ve Galektin-3 (Gal-3), KVH'ların erken tanı ve takibinde klinik değeri giderek artan, inflamasyonla ilişkili yeni biyobelirteçlerindendir. Bu tez çalışmasında GDF-15 ve Gal-3 tespiti için iki adet elektrokimyasal esaslı immünobiyosensör geliştirildi. Çalışma elektrodu olarak GDF-15 biysensörü için katı altın elektrot (KAE), Gal-3 biyosensörü için ise tek kullanımlık indiyum-kalay oksit kaplı polietilen teraftalat (ITO/PET) tabakalar kullanıldı. Biyosensörlerin tasarımında benzer ve az adımlı bir modifikasyon stratejisi izlendi. Bu amaçla her iki biyosensörde çalışma elektrotlarının yüzeyleri farklı yöntemlerle hidroksillendi; KAE yüzeyinde 6-merkaptohekzanol molekülleri ile kendiliğinden oluşan tek tabakalar (self assembled monolayers, SAM'ler), ITO/PET elektrotların yüzeyinde ise kimyasal hidroksilleme ile aktif hidroksil grupları oluşturuldu. Hidroksillenen elektrot yüzeyleri üzerinde aynı silanlama ajanı ile, trimetoksi[2-(7-okzabisiklo[4.1.0]hept-3-il)etil]silan (TMOHES), fakat farklı sıcaklıklarda epoksi silan SAMs oluşumu sağlandı. Ardından GDF-15 ve Gal-3 biyobelirteçlerine özgü antikorları sırasıyla modifiye edilmiş KAE ve ITO/PET elektrot yüzeylerine kovalent immobilizasyon ile bağlanarak analize hazır hale getirildi. Geliştirilen biyosensörlerin analitik performansının değerlendirilmesinde, tasarım, optimizasyon ve karakterizasyon çalışmalarının takibinde elektrokimyasal impedans spektroskopisi, döngüsel voltametri teknikleri kullanıldı. Yüzey karakterizasyon çalşmaları taramalı elektron mikroskopu (SEM), Enerji dağılımlı X ışını spekstroskopisi (EDX) ve Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR) analizleri ile desteklenerek yüzey modifikasyon başarıları doğrulandı. Optimizasyon çalışmaları sonucunda belirlenen ideal koşullarda, GDF-15 biyosensörünün 125 pg/mL-1500 pg/mL tayin aralığında R2=0.998, LOD=83.8 pg/mL ve LOQ= 254.2 pg/mL değerleri ile; Gal-3 biyosensörünün ise 2.5 ng/mL-40 ng/mL tayin aralığında R2=0.996, LOD=0.73 ng/mLve LOQ=2.43 ng/mL değerleri ile yüksek doğrusallık ve düşük tespit limiti gösterdiği belirlendi. Her iki sensörün de tekrarlanabilirlik (n=10) ve tekrar üretilebilirlik çalışmaları yapıldı ve farklı proteinlerin girişim etkileri belirlendi. Ticari insan serumunda GDF-15 ve Gal-3 analizleri yapılarak matris bileşenlerinin etkisi ve klinikte gerçek serum örneklerine uygulanma potansiyeli değerlendirildi. Gal-3 biyosensörü için, rejenerasyon, analit tayininin farklı bir araştırmacı tarafından gerçekleştirilmesi, depolama süresi tespiti çalışmaları gerçekleştirildi GDF-15 biyosensörünün sabit frekansta impedans (SFI) ölçümü yapıldı ve döngüsel voltametriden yararlanılarak yüzey alanı hesaplandı. Elde edilen bulgular basit ancak etkili bir yüzey modifikasyon stratejisiyle geliştirilen bu iki etiketsiz impidimetrik immünosensörün düşük örnek hacminde, yüksek tekrarlanabilirlik, tekrar üretilebilirlik, duyarlılık ve seçicilik avantajlarıyla, GDF-15 ve Gal-3'ün hassas ve hızlı tespiti için uygun olduğunu ortaya koymaktadır. Özellikle Gal-3 biyosensörü, maliyet açısından etkin tek kullanımlık ve rejenerasyon yeteneğiyle tekrar kullanıma uygun olarak öne çıkmaktadır. Sonuç olarak, geliştirilen biyosensörler, KVH araştırmalarında ve klinik uygulamalarda, inflamasyon odaklı biyobelirteç değerlendirmesi ile hastalık risk sınıflandırması ve yönetimine katkı sunabilir.
Yeni N-heterosiklik bileşik türevi Schiff bazları ile Ag(I) komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve akciğer hücreleri üzerindeki aktiviteleri
Doğadaki birçok biyoaktif bileşiklerin yapılarında azot içeren heterosiklik halkaların yaygın olarak bulunması, bu konuda çalışan araştırmacıların ilgisini çekerek, bu bileşik gruplarına yoğunlaşmalarını sağlamıştır. Literatür incelemesinde, çok sayıdaki çalışmada azot içeren heterosiklik bileşiklerin biyolojik özelliklerinin farmakolojik olarak uygulanabilir olduğu görülmekte ve biyolojik etkilerinin araştırılması için çeşitli sentez tasarımlarının geliştirilmesinin önemi vurgulanmaktadır. Yapılarında azot içeren heterosiklik halkalara örnek olarak verilebilen ve doğal birçok yapı içerisinde de bulunan piridin, pirazin, kinolin, kinoksalin, indol ve piperazin türevi bileşiklerin biyolojik olarak yüksek aktivitelere sahip oldukları saptanmıştır. Dolayısıyla yeni ilaç tasarımları için hedef moleküller arasında bu birimleri içeren türevler sıklıkla tercih edilmektedir. Çok fazla kullanım alanlarına sahip Schiff bazları ve bunların metal iyon komplekslerinin, koordinasyon ve supramoleküler kimyada oldukça önemli yerleri bulunmaktadır. Bu bileşik türleri sahip oldukları benzersiz yapısal özellikleri sayesinde tıp, çevre kimyası ve boya sanayinde büyük önem taşımaktadır. Özellikle sahip oldukları çeşitli ve etkili biyolojik aktivite özellikleri ile ilaç kimyasında potansiyel biyoaktif ajanlar arasında değerlendirilmektedir. 1,2,3-triazol halkasının oluştuğu click reaksiyonları, düşük toksisiteye sahip uygun kimyasal ve biyolojik modifikasyonların tasarımlarında oldukça önemli farmakofor yapıların oluşumunu sağlamaktadır. Bu tez çalışması kapsamında, tercih edilen bileşik grupları ve kullanılan sentez yöntemleri ile yapıya kazandırılan birimler doğrultusunda olası biyoaktif yeni tip N-heterosiklik bileşiklerin sentezlenmesi ve A549 (akciğer kanseri) ve MRC-5 (sağlıklı akciğer) hücrelerine karşı sitotoksik aktivitelerinin araştırılması hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda çeşitli reaksiyon yöntemleri kullanılarak piridin, pirazin, kinolin ve kinoksalin birimlerini içeren bileşikler (3, 6, 9, 11 ve 14) ve ardından 'click' reaksiyonları ile N-heterosiklik aldehit türevleri (A1-A4) sentezlendi. Daha sonra elde edilen bu bileşiklerin (A1-A4) sırasıyla, amin bileşikleri olarak indol türevi triptamin ve piperazin türevi 1-(2-aminoetil)piperazin reaktifleri ile Schiff baz kondenzasyon reaksiyonlarından yeni imin ligandları (L1-L8) elde edildi. Reaksiyonlar sonucu oluşan ara basamak bileşiklerin (3, 6, 9, 11 ve 14) ve yeni tip N-heterosiklik bileşiklerinin (A1-A4, L1-L8) yapıları kütle, FT-IR, 1H ve 13C NMR spektrumları ve tek kristali elde edilenler için (A1-A4) X-ışını kırınım yöntemlerinden elde edilen veriler ile aydınlatıldı. Aynı zamanda elde edilen yeni tip N-heterosiklik bileşiklerinin (A1-A4, L1-L8) Ag(I) metal iyonu ile oluşturacağı koordinasyon bileşiklerini incelemek amacıyla kompleksleşme reaksiyonları gerçekleştirilerek yapıları kütle, FT-IR, 1H NMR, EDX, XRD ve UV-Visible spektrumları ile karakterize edildi ve termal kararlılıkları incelendi. Sentezlenen ve yapıları çeşitli spektroskopi yöntemleri ile aydınlatılan tüm yeni N-heterosiklik bileşikleri ve Ag(I) koordinasyon bileşiklerinin sitotoksik aktiviteleri A549 (akciğer kanseri) ve MRC-5 (sağlıklı akciğer) hücrelerine karşı SRB (Sülforodamin B) yöntemiyle araştırılarak IC50 değerleri belirlendi.
Edirne bölgesinde tarım alanlarındaki glifosat kirliliği düzeyinin belirlenmesi
Pestisitler modern tarım uygulamalarında, endüstriyel üretimde ve evsel alanlarda, istenmeyen organizmaların kontrolü için yaygın olarak kullanılan kimyasal ajanlardır. Glifosat (N-(fosfonometil)glisin) aktif bileşenini içeren GlyBH'lar (Glifosat bazlı herbisitler) dünya genelinde yaygın olarak kullanılan ticari pestisit formülasyonlarından biridir. Son yıllarda GMO'lara (Genetik modifiye organizmalar) GlyBH etkilerini tolere edebilecek özellikler kazandırılmasıyla bu bitkilerden soya, mısır, pamuk ve buğday yetiştirilme sürecinde tarım alanlarına GlyBH uygulanmaktadır. Bileşiğin kendisi ile ilgili, Avrupa Birliği ülkeleri ve dünyadaki diğer ülkelerdeki resmi çevre ve sağlık denetimi kurumlarında, insan sağlığı üzerinde gösterebileceği potansiyel zararlı etkileri ile ciddi tartışmalar yürütülmektedir. Ülkemizde tarım uygulama alanlarında GlyBH temelli pestisit kullanımıyla ilgili bir sınırlama bulunmamaktadır. Glifosat bileşiğinin çevre örneklerindeki varlığına ilişkin ülkemizde yapılan çalışmalar oldukça sınırlıdır. Tez kapsamında Edirne İli sınırlarında yer alan tarım alanlarındaki toprak ve yüzey suları örneklerinde Glifosat varlığının ve miktarlarının belirlenmesine yönelik çalışma gerçekleştirilmiştir. Çalışma için planlanan kuramsal yaklaşım toprak ve su numunelerinin mevsimsel dağılımı ortaya koyacak şekilde toplanması, numunelerin katı faz ekstraksiyonu ile saflaştırılması, analitin uygun bir forma türevlendirilmesi ve LC-MS (sıvı kromatografi – kütle spektrometri ) tekniği ile analiz edilmesine dayanmaktadır. Mayıs 2022 - Mart 2023 tarihleri arasında alınan numunelerde gerçekleştirilen analizlerin sonuçlarına göre, analit su numunelerinde 0,30 ± 0,06 ng/mL ile 5,66 ± 2,44 ng/mL aralığında ölçülmüştür. En yüksek konsantrasyon değerleri çeltik ekim alanlarındaki yüzey sularındadır. Toprak numuneleri analizlerinde analit konsantarsyonları 0,18 ± 0,04 μg/kg ile 3,61 ± 0,61 μg/kg aralığında ölçülmüştür. Her iki numune türü için en yüksek konsantrasyon değerleri Mayıs-Ağustos 2022 numuneleri için ölçülmüştür. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde toprak ve sulardaki glifosat derişiminin tarım alanlarında ekimi yapılan bitki türüne, uygulanma zamanı ve mevsime bağlı olduğu görülmüştür.
VA grubu halojenürlerin (MX3; M: Sb Ve Bi, X: Cl, Br Ve I) 2-imidazolidintiyon ile oluşturduğu bileşiklerin sentezi ve kimyasal yapılarının aydınlatılması
Metal içeren ilaçlar birkaç yüzyıldan bu yana kanser, diyabet ve romatizma gibi çeşitli hastalıkların tedavisinde yer almaktadır. VA grubunda bulunan elementlere ait inorganik ve metallorganik bileşikler, fiziksel özellikleri ve medikal işlevleri nedeniyle uzun zamandır tıp alanında kullanılmaktadır. Özellikle antimon ve bizmut bileşikleri uzun yıllardan bu yana çeşitli hastalıkların tedavisinde oldukça önemli bir yere sahiptir. Gerçekleştirilen bu tez çalışmasında kullanılan 2-imidazolidintiyonun da yer aldığı tiyoamid türevi ligandlar, koordinasyon kimyasında oldukça geniş bir kullanım alanına sahiptir. Ayrıca günümüzde tiyoamid türevi ligandların birçok ilacın etken maddesini oluşturduğu da bilinmektedir. Bu tez çalışması kapsamında 2-imidazolidintiyonun antimon (III) ve bizmut (III) halojenürler (SbX3, BiX3; X: Cl, Br ve I) ile oluşturduğu 6 adet yeni koordinasyon bileşiği sentezlenmiştir. Sentezlenen bu yeni bileşiklerin kimyasal yapıları erime noktası, elementel analiz, molar iletkenlik, FT-IR spektroskopisi, FT-Raman spektroskopisi, termogravimetrik analiz, 1H ve 13C-NMR spektroskopisi yöntemleri ile aydınlatılmıştır. 2-imidazolidintiyonun antimon (III) klorür, antimon (III) bromür, bizmut (III) klorür ve bizmut (III) bromür ile oluşturduğu reaksiyonlar 2:1 stokiyometrik oranlarda, antimon (III) iyodür ve bizmut (III) iyodür ile oluşturduğu reaksiyonlar ise 1:1 stokiyometrik oranlarda gerçekleştirilmiştir. [SbCl3(IMT)2], [SbBr3(IMT)2], [BiCl3(IMT)2] ve [BiBr3(IMT)2] bileşiklerinin kimyasal yapılarının kare piramit (SP) geometriye, [SbI3(IMT)] ve [BiI3(IMT)] bileşiğin kimyasal yapısının ise psödo trigonal bipiramit geometriye sahip olduğu belirlenmiştir. Tüm monomerik yapıların antimon-halojenür ({[SbCl2(µ2-Cl)(IMT)2]2}, {[SbBr2(µ2-Br)(IMT)2]2} ve {[SbI2(µ2-I)(IMT)2]n}) ve bizmut-halojenür ({[BiCl2(µ2-Cl)(IMT)2]2, ({[BiBr2(µ2-Br)(IMT)2]2 ve ({[BiI2(µ2-I)(IMT)2]n) köprüleri sayesinde birbirine bağlanarak dimerik veya polimerik yapıları oluşturduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: anorganik kimya, koordinasyon kimyası, VA grubu halojenürler, 2-imidazolidintiyon
Bazı kardiyovasküler hastalıkların biyosensör sistemleri ile belirlenmesi ve gerçek örneklerde kullanım potansiyellerinin araştırılması
Kardiyovasküler hastalıklar tüm dünyada en önde gelen ölüm nedenlerinden birisidir. Birçok farklı etkene bağlı olarak ortaya çıkabilen ve zamanın son derece önem arz ettiği bu hastalık türlerinde erken teşhise yönelik geliştirilen sistemler kritik bir rol oynamaktadır. Bu doktora tez çalışmasında, kardiyovasküler hastalıkların erken teşhisine yönelik 3 önemli biyobelirteç olan CK, ST2 ve TnT' nin tayini için kullan-at elektrotlarla ve çeşitli elektrokimyasal tekniklerle biyosensör sistemleri geliştirilmiştir. Biyosensörler tasarlanırken gerçekleştirilen immobilizasyon, optimizasyon ve karakterizasyon çalışmaları sırasında, elektrokimyasal impedans spektroskopisi, döngüsel voltametri, kare dalga voltametrisi ve sabit frekansta impedans tekniklerinden yararlanılmıştır. İmmobilizasyon sonrası yüzey morfolojisinde meydana gelen değişiklikleri inceleyebilmek için taramalı elektron mikroskobu kullanılarak değerlendirmeler yapılmıştır. Standart ekleme yöntemiyle gerçek serum örneklerinde analiz yapılarak tasarlanan biyosensörlerin klinikteki potansiyeli araştırılmıştır. Kardiyovasküler hastalıkların tayinine yönelik geliştirilen biyosensör sistemlerinin, çok yüksek hassasiyete, mükemmel tekrar üretilebilirlik ve tekrar kullanılabilirlik kapasitesine, uzun raf ömrüne ve serum örneklerinde analitin tayinini yüksek duyarlıkla yapabilecek hassasiyete sahip olduğu gözlemlenmiştir.
Çocukluk çağı obezitesinin erken dönemde belirlenebilmesi için tek kullanımlık biyosensör sistemlerinin geliştirilmesi
Vücutta artmış yağ miktarı olarak tanımlanan obezitenin görülme sıklığı cinsiyet, yaş ve ırka göre farklılık gösterir. Çocukluk çağı obezitesi son yıllarda dünya çapında artış göstermektedir. Obezite, tip 2 diabetes mellitus, non alkolik hepatosteatoz, hipertansiyon, hiperlipidemi ve kardiyovasküler hastalıklar gibi ciddi komplikasyonlara neden olmaktadır. Bu sebeple bu hastalığın erken teşhisi son derece önem teşkil etmektedir. Bu doktora çalışmasında çocukluk çağı obezitesinin erken teşhisi için potansiyel olabilecek leptin, adiponektin ve nöropeptit Y biyobelirteçleri için kullan-at biyosensörler geliştirilmiştir. Biyosensörlerin tüm immobilizasyon adımları, optimizasyon çalışmaları ve analitik karakterizasyonu elektrokimyasal impedans spektroskopisi, döngüsel voltametri ve kare dalga voltametrisi tekniklerinden yararlanılarak takip edilmiş ve değerlendirilmiştir. Biyosensörlerin immobilizasyon adımlarına ait yüzey morfolojisinin görüntülenmesi için taramalı elektron mikroskopu (SEM) cihazı kullanılmıştır. Tasarlanan biyosensörlerin klinik alanda kullanımının incelenmesi için gerçek serum örneklerine uygulanabilirliği test edilmiştir. Biyosensörlerin gerçek serum örneklerinde analit (leptin, adiponektin, nöropeptit Y) tayinine yüksek hassasiyette olanak sağladığı gözlemlenmiştir. Aynı zamanda geliştirilen biyosensör sistemlerinin uzun süre raf ömrü, femtogram ve pikogram düzeyinde analit konsantrasyonlarını tayin edebilme potansiyeli, tekrar üretilebilirlik, yüksek hassasiyet gibi avantajlara da sahip olduğu tespit edilmiştir.
Tükürükteki belirli biyomarkerların tek kullanımlık biyosensör sistemleri ile tayini ve kanser erken teşhisinde kullanımlarının araştırılması
Kanser çağın hastalığı olarak bilinir ve insan sağlığını önemli ölçüde tehdit eder. Biyomarkerların tanımlanması ve tayin edilmesi kanserin erken evresinde önemli bir role sahiptir. Biyomarkerler tükrük, serum, plazma ve dokuda bulunurlar. Bu nedenle, kanser biyomarkerlarının biyolojik sıvılarda ölçülerek kanserin erken saptanması mümkündür. Biyomarker ölçümü genellikle serum örneklerinde yapılır. Bununla birlikte, son araştırmalar, tükürükte kandaki çeşitli protein bileşenlerinin de bulunduğunu göstermiştir. Tükürük, kolay erişilebilir biyolojik sıvı olması nedeniyle dikkat çekmiştir. Tükürük örneklerinin toplanması, depolanması ve transferi kolaydır. Tükürük analizi, farklı kanser türlerinin teşhisi için istenen ve umut verici bir platform sağlar. Sonuç olarak, kanser biyobelirteçlerinin doğru ve hassas tespiti, kanserin tedavisini kolaylaştırır. Bu tez çalışmasında kanser biyomarkerlarının vücut sıvılarında tespitini sağlamak amacıyla 6 farklı biyosensör üretilmiştir. Her bir biyosensörde farklı elektrot dizaynları kullanılmıştır. İnterleukin 1α, interleukin 1β ve interleukin 8 analizlenmesi hedeflenen kanser biyomarkerlarıdır. 6-fosfonohegzanoik asit (PHA), 3-fosfonopropiyonik asit (PHP), 3-(trietoksisilil)propil isosiyanat) (IPTES), lineer polimer poly(glisilmetakrilat), Super P- poly(glisilmetakrilat) polimer kompozit ara yüzey materyalleri olarak kullanılmıştır. Anti-interleukin 1α, anti-interleukin 1β ve anti-interleukin 8 biyotanıma elementi olarak kullanılmıştır. Elektrot yüzeyinde yapılan modifikasyonlar elektrokimyasal teknikler (elektrokimyasal impedans spektroskopi, dönüşümlü voltammetri) ve morfolojik teknikler (taramalı elektron mikroskobu, atomik kuvvet mikroskobu) ile karakterize edilmiştir. Ayrıca antikorlar ile antijenler arasındaki etkileşimi izlemek için sabit frekans impedans ölçümleri de yapılmıştır. Biyosensörlerin tekrarlanabilirliği, tekrar üretilebilirliği, raf ömrü, tekrar kullanılabilme yeteneği de izlenmiştir. Ek olarak, biyosensörlerin klinik başarısını izlemek için serum ve tükürük örneklerinde biyomarker tayini gerçekleştirilmiştir. Gerek ELISA testi gerekse standart katma metodu biyosensörün başarısını kanıtlamaktadır.
Trakya bölgesinde yetişen Cirsium creticum (Lam.) d'Urv. subsp. creticum (Asteraceae) bitkisinin fitokimyasal incelenmesi ve antioksidan aktivitesinin tayini
Bu çalışmanın amacı, daha önce kimyasal içeriği ve biyolojik aktivitesi araştırılmamış olan, Trakya bölgesinde yetişen, Cirsium creticum (Lam.) d'Urv. subsp. creticum (Asteraceae) bitkisinin fitokimyasal bakımdan incelenmesi yapılarak özellikle yeni fenolik/flavonoid bileşiklerinin izolasyonu ve bu bileşiklerin kimyasal yapılarının tayinidir. Bu amaçla bitkide metanol, dietil eter, n-hekzan, etilasetat çözücüleri ile ekstraksiyonlar yapılmış ve elde edilen ham ekstrelerde toplam fenolik/flavonoid madde miktarı ile DPPH radikali giderim aktivitesi, ABTS•+ katyon radikali giderim aktivitesi, FRAP, β-karoten renk giderim aktivitesi, KUPRAK aktivitesi, süperoksit anyon radikali giderim aktivitesi yöntemleri kullanılarak antioksidan aktiviteleri belirlenmiştir. Araştırma sonuçlarına göre; ham ekstrelerde en yüksek fenolik ve flavonoid madde miktarının MeOH ekstresinde olduğu belirlenmiştir. Antioksidan aktivite testlerine göre de metanol ekstresinin süperoksit anyon giderme kapasitesi ve KUPRAK aktivitesi dışında en yüksek aktiviteye sahip olduğu bulunmuştur. Bu nedenle izolasyon çalışması için MeOH ekstresi seçilerek, maddeler birbirinden kromatografik yöntemlerle ayrılmış ve kimyasal yapıları 1D, 2D NMR ve MS teknikleriyle tayin edilmiştir. Çalışmanın sonucunda, C. creticum bitkisinden 5 alkil fenol (alkil kateşol), 1 ftalik ester ve 1 fenolik asit türevi olan 7 bileşik izole edilmiştir. İzole edilen 7 bileşik de C. creticum bitkisinden ilk defa izole edilmiştir. İzole edilen, miktarı fazla olan 2,3 ve 4 numaralı alkil fenol türevlerine üç yöntemle antioksidan aktivite testi uygulanmıştır. 2 numaralı bileşiğin ABTS•+ radikali giderme kapasitesi, KUPRAK ve FRAP aktivitesi bakımından diğer iki bileşikten daha yüksek aktiviteye sahip olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Cirsium creticum, Asteraceae, alkil fenoller, antioksidan aktivite, toplam fenolik madde miktarı, fenolik asit, alkil kateşol
Trakya bölgesinde yetişen Cirsium italicum (Savi) DC. (Asteraceae) bitkisinin fitokimyasal incelenmesi, antibakteriyel ve antifungal aktivitesinin tayini
Bu çalışmada, Trakya bölgesinde yetişen Cirsium italicum (Savi) DC. (Asteraceae) bitkisinin ham ekstrelerinde antibakteriyel ve antifungal aktivite tayini ile fitokimyasal incelenmesi, sekonder metabolitlerinin izolasyonu ve izole edilen moleküllerin yapı tayini amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında çalışılan C. italicum bitkisi Temmuz 2017 tarihinde Trakya bölgesinden toplanmıştır. C. italicum bitkisi kurutulduktan sonra metanol ile maserasyon yöntemiyle ekstraksiyon yapılmış, metanol buharlaştırıldıktan sonra ham ekstre elde edimiştir. Daha sonra, ham ekstre polarite sırasına göre n-hekzan, diklorometan, etilasetat ve n-bütanol ile geri ekstraksiyon yapılmıştır. Elde edilen dört ekstre için antibakteriyel ve antifungal aktivite araştırılmıştır. Ham ekstrelerde yapılan antibakteriyel ve antifungal aktivite sonuçlarına göre en yüksek aktivite gösteren ekstrenin, etilasetat ekstresi olduğu belirlenmiş ve izolasyon çalışması için etilasetat ekstresi seçilmiştir. Etilasetat ekstresinin yanı sıra maserasyon işlemi sırsında kullanılan metanol uçurulurken oluşan kristallerde, toplanmış ve bu kristallerede izolasyon çalışması uygulanmıştır. İzolasyon çalışmasında bitki ekstreleri, silika jel içeren kolonlarda ilk ayırma işlemine tabi tutulmuştur. Buradan elde edilen fraksiyonların ince tabaka kromatografisiyle (TLC) kontrolü yapılarak, benzer fraksiyonlar birleştirilmiştir. Elde edilen alt fraksiyonlar; kolon kromatografisi (CC), TLC ve ters faz kolonlu preparatif HPLC'de saflaştırılmıştır. İzole edilen saf maddelerin kimyasal yapıları, 1D ve 2D NMR (APT, 1H-1H COSY, HMBC, HSQC) ve kütle spektroskopisi (MS) yöntemleri kullanılarak tayin edilmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, C. italicum bitkisinden 2 fenolik asit türevi, 2 izoflavonoid, 2 biflavonoid ve 1 flavonoid olmak üzere 7 bileşik izole edilmiştir. İzole edilen bileşikler C. italicum bitkisinden ilk defa izole edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cirsium italicum, flavonoid, antibakteriyel aktivite, antifungal aktivite, izoflavonoid, biflavonoid.
Karbon bazlı Rutenyum (IV) oksit nanokompozit sentezleri, karakterizasyonları ve süperkapasitör uygulamaları
Karbon bazlı (indirgenmiş grafen oksit, çok duvarlı karbon nanotüp, fulleren) Rutenyum (IV) oksit (RuO2) ile iletken polimerlerden (polianilin, poli9-vinilkarbazol) kullanılarak elde edilen nanokompozitler (rGO / RuO2, rGO / RuO2 / PANİ, MWCNT / RuO2, Fulleren / RuO2 ve rGO / RuO2 / PVK) sentezlenmiştir. Sentezlenen bu nanokompozitler karakterizasyonları (SEM-EDAX, FTIR-ATR, BET, CV, GCD, EES) gibi yöntemlerle incelenmiştir. Her bir elektroaktif nanokompozitin iki elektrotlu süperkapasitör cihazları yapılarak 1 M H2SO4 iyonel çözeltisinde elektrokimyasal ölçümleri CV, GCD ve EES ile spesifik kapasitans (Csp), enerji (E) ve güç (P) yoğunlukları ve stabilite sonuçları alınmıştır. En uygun olan elektrokimyasal devrelerle örneğin, (LRQ(CR), LR(QR)(CR), LR(QR(CR)) ve LR(QR)(QR) deneysel ile teorik veriler simüle edilerek aralarında karşılaştırmalar yapılmıştır. Enerji depolamanın son derece önemli olduğu günümüzde karbon bazlı yüksek spesifik kapasitans değerleri veren RuO2 gibi bir metal oksit ile maliyeti azaltmak, yeşil doğayı korumak için kullanılan iletken polimer (polianilin, poli9-vinil karbazol) ile özellikli bir elektroaktif nanokompozit geliştirip süperkapasitör cihaz uygulamaları gerçekleştirilmiştir.
Aripiprazolün elektrokimyasal özellikleri ve anodik adsorptif sıyırma voltametri yöntemi ile farmasötik ve biyolojik sıvılarda tayini
Bu çalışmada Aripiprazol (ARP) etken maddesinin elektrokimyasal davranışı, aluminyum oksit nanopartiküllü karbon pasta elektrot (Al2O3 NP-KPE) yüzeyinde, Britton-Robinson (BR) tamponunda dönüşümlü voltametri (DV) ve kare dalga voltametrisi (KDV) yöntemleri ile incelenerek, ARP'nin adsorpsiyon özellikleri belirlendi. Ayrıca ARP'nin tablet ve serum örneklerinde tayini için kare dalga anodik adsorptif sıyırma voltametri (KDAAdSV) yöntemi geliştirildi. Belirlenen optimum parametreleri 0,00 V ve 150 s değerleri kullanılarak KDAAdSV yöntemi ile elde edilen pik akımı-derişim grafiklerinden 3,0×10-8mol L-1 - 8,0×10-6 mol L-1 arasında iki farklı doğrusal çalışma aralığı belirlendi. Yapılan kalibrasyon çalışmalarının analitik parametreleri en küçük kareler yöntemi ile değerlendirildi. Gözlenebilme sınırı ve alt tayin sınırı değerleri birinci ve ikinci derişim aralığı için sırasıyla 5,70×10-9mol L-1, 1,90 ×10-8mol L-1 ve 2,82×10-7mol L-1, 9,41 ×10-7mol L-1 olarak belirlendi. Geliştirilen yöntemin validasyonu yapıldı. Bu yöntem tablet ve serum ortamında bulunan ARP tayini için kullanıldığında; güvenilir, tekrarlanabilir, yüksek doğruluk ve kesinliğe sahip sonuçlar elde edildi. Geliştirilen yöntemin uygulama sonuçları ve validasyon parametreleri söz konusu ilaç etken maddesi için gerçek derişim değerleri ile istatistiksel olarak karşılaştırıldığında sonuçlar arasında %95 güven seviyesinde anlamlı bir fark olmadığı görüldü.
ZnO modifiye karbon pasta elektrot ile montelukast sodyumun voltametrik tayini
Bu çalışmada, astım inhibitörü özelliğe sahip bir aktif madde olan Montelukast sodyu-mun elektrokimyasal davranışları; metanol - Britton-Robinson ortamında pH 2,3 de, çinko oksit nanopartiküllü modifiye karbon pasta elektrot kullanılarak, dönüşümlü voltametri (CV), kare dalga voltametri (SWV) ve kare dalga katodik adsorptif sıyırma voltametri teknikleri kullanıla-rak incelendi. Montelukast sodyumun çinko oksit nanopartiküllü modifiye karbon pasta elektrot yüzeyinde adsorpsiyon özellikleri incelenerek indirgenme reaksiyonunda aktarılan elektron sayı-sı difüzyon katsayısı gibi bazı elektrokimyasal parametreleri hesaplandı. Montelukast sodyumu-nun farmasötik örnekler ve serumda tayini için kare dalga katodik adsorptif sıyırma voltametri (KDKAdSV) yöntemi geliştirildi. Bu yöntem ile elde edilen pik akımı-derişim grafiklerinden doğrusal çalışma aralığı ve alt tayin sınırı sırasıyla 1,0 10-8 ‒ 1,28 10-6 mol L-1 ve 7,7 × 10-9 mol L-1 olarak belirlendi. Uygulanan voltametrik yöntemin doğruluk ve kesinliğini kontrol et-mek amacı ile tablet ve insan serumu örneklerine eklenen Montelukast sodyumun geri kazanım çalışmaları yapıldı. Bu yöntem farmasötik örnekler ile serum ortamında bulunan montelukast sodyumun tayini için kullanıldığında; güvenilir, tekrarlanabilir, yüksek doğruluk ve kesinliğe sahip sonuçlar elde edildi. Geliştirilen yöntemlerin uygulama sonuçları ve validasyon parametre-leri söz konusu ilaç etken maddesi için literatürde önerilen standart yöntemlerin sonuçları ile istatistiksel olarak karşılaştırıldığında sonuçlar arasında % 95 güven seviyesinde anlamlı bir fark olmadığı görüldü.
Cirsium creticum (Lam.) d'Urv. (asteraceae) bitkisindeki uçucu bileşiklerin tayini ve bitkinin antifungal/antimikrobiyal aktivitesinin araştırılması
Bu çalışmada, Trakya bölgesinde yetişen Cirsium creticum (Lam.) d'Urv. (Asteraceae) bitkisinden elde edilen n-hekzan ekstresindeki uçucu bileşiklerin Gaz Kromatografisi Kütle Spektrofotometri cihazıyla tayin edilmesi ve bitkiden elde edilen ekstrelerde (n-hekzan, eter, etilasetat ve metanol) antifungal ve antimikrobiyal aktivitesinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında çalışılan C. creticum bitkisi Temmuz 2017 tarihinde Trakya bölgesinden toplanmıştır. C. creticum bitkisi kurutulduktan sonra metanol ile maserasyon yöntemiyle ekstraksiyon yapılmış, metanol buharlaştırıldıktan sonra ham ekstre elde edilmiştir. Daha sonra, ham ekstreye polarite sırasına göre n-hekzan, diklorometan, etilasetat ve n-bütanol ile geri ekstraksiyon yapılmıştır. Elde edilen n-hekzan ekstresinin kimyasal içeriği, GC-MS cihazıyla tayin edilmiştir. C.creticum'un GC-MS analiz sonucu C.creticum da en bol bulunan uçucu bileşikler, terpenoidler (% 33.26) ve hidrokarbonlar (% 41.11) olmuştur. C.creticum n-hekzan ekstresinin GC-MS analizi, ekstredeki farklı kimyasal yapıya sahip çeşitli farmasötik olarak önemli kimyasal bileşiklerin varlığını göstermiştir. Bununla birlikta, elde edilen dört ekstre için antimikrobiyal ve antifungal aktivite araştırılmıştır. Aktivite sonuçlarına genel olarak bakıldığında, C.creticum'un metanol ekstresinin, diğer ekstrelere göre, antifungal ve antimikrobiyal aktivitesi daha yüksek bulunmuştur. Bu tez çalışmasıyla, C.creticum n-hekzan ekstresindeki uçucu bileşiklerin tayini ve bitkinin antifungal ve antibakteriyal aktivitesi ilk kez literatüre sunulmuş bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Cirsium creticum, uçucu bileşik, antimikrobiyal aktivite, antifungal aktivite. 2019, 57 Sayfa
Tekirdağ kıyı bölgesinden toplanan balıklarda kalıcı organik kirleticilerin tayini
Bu tezin amacı, Tekirdağ kıyı bölgesinden toplanan balıklarda, kalıcı organik kirletici (KOK) olan organoklorlu pestisit (OCP) ve polisiklik aromatik hidrokarbonların (PAH) kalıntılarını tayin etmektir. Tekirdağ'ın 2001 yılı tarımsal gayri safi üretimi içerisinde su ürünlerinin payı %1 civarındadır. 2001 yılında deniz balıkçılığı Tekirdağ ekonomisine 2.8 trilyon TL katkı yapmıştır. Çevre ve insan sağlığı açısından balık tüketiminin artmakta olduğu bu dönemlerde bilinçsiz ve denetimsiz pestisit kullanımının önüne geçebilmek büyük önem arz etmektedir. Son yıllarda artarak gündemimizde bulunan gıda güvenliği, FAO (Food and Agriculture Organization), WHO (World Health Organization), EPA (Enviromental Protection Agency) ve AB ülkelerinin yoğun denetimiyle kontrol altına alınmaktadır. Yapılan literatür araştırması sonucunda Tekirdağ bölgesinde balıklarda OCP ve PAH kalıntıları tayiniyle ilgili bir çalışmaya rastlanmamıştır. Bu bağlamda, bu tez çalışması ilk defa literatüre sunulan, özgün bir çalışmadır. Tekirdağ kıyı şeridinde belirlenen 4 farklı istasyondan 2018 yılı bahar mevsiminde 4 farklı tür dip balığı; dil balığı, mezgit balığı, tekir balığı, fener balığı örnekleri toplanmıştır. Toplanan her bir balık numunesi, Hekzan: Aseton (1:1) çözeltisiyle, Soxhlet ekstrasksiyonuna tabi tutulmuş ve ardından organik faz kromatografik yöntemle saflaştırılmıştır. Saflaştırılan numunelerde, OCP ve PAH kalıntı analizleri, GC-EDC ve GC-MS cihazları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre, 4 farklı balık türünde tespit edilen OCP ve PAH kalıntı miktarları, FAO / WHO ve Türk Gıda Kodeksi (TGK), Maksimum Kalıntı Limit (MRL) değerleriyle karşılaştırılmış ve bulunan değerleri MRL değerlerinin altında çıktığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Balık, Pestisit, Polisiklik Aromatik Hidrokarbon, Organoklorlu Pestisit, Tekirdağ 2018, 60 Sayfa
Graviola (Annona muricata L.) bitkisinin uçucu bileşiklerinin kompozisyonu ve antioksidan aktivitesinin tayini
Bu çalışmada tropik egzotik meyvelerden biri olan Graviola ( Annona muricata L.) meyvesinin pulp, kabuk ve çekirdekleri ile yapraklarında uçucu bileşik kompozisyonu, toplam fenolik, flavonoid içeriği ile antioksidan aktivite çalışması yapılmıştır. Bu amaçla n-hekzan, etil asetat, metanol ve diklormetan çözücüleri ile elde edilen ekstrelerde DPPH• ve ABTS•+ serbest radikali giderme aktivitesi, FRAP ve CUPRAC kapasitesi ile β-karoten ağarma yöntemleri ile antioksidan aktivite belirlenmiştir. Elde edilen n-hekzan ekstrelerinde, GC-MS yöntemini kullanarak uçucu bileşiklerin kompozisyonu belirlenmiştir. En yüksek ekstraksiyon verimi (% 64.14) meyvenin pulpundan ve metanol çözücüsüyle elde edilmiştir. En yüksek TFM ve TF içeriği yaprak-MeOH ektresinde (244.61 µg CAT mg ekstrakt-1; 81.32 µg CAT mg ekstrakt-1) bulunmuştur. n-hekzan ekstrelerindeki GC-MS sonuçlarına göre, yapraklarda temel bileşen olarak terpenoidler (% 53.52), esterler (% 12.01), steroidler (% 9.85); kabuklarda temel bileşen olarak esterler (% 52.2), alifatik hidrokarbonlar (% 17.84), fenolik bileşikler (% 12.90); meyvenin pulpunda temel bileşen olarak esterler (% 47.32), hidrokarbonlar (% 19.84) ve fenolik bileşikler (% 15.46) gözlenirken, çekirdek ekstresindeki temel bileşenler, yağ asitleri (% 67.22) ve terpenoidler (% 9.92) olarak tespit edilmiştir. Antioksidan aktivite sonuçlarına göre, DPPH, FRAP ve CUPRAC aktivitesi açısından da en yüksek aktivite meyvenin çekirdeklerinde bulunurken, ABTS•+ radikal giderim aktivitesinde çekirdekler ve yapraklar açısından istatistiksel olarak bir fark belirlenememiştir. β-karoten renk ağartma aktivitesi en yüksek kabukta ve sonra yapraklarda bulunmuştur. Pulp en düşük aktiviteye sahiptir. Tüm antioksidan karakterler açısından istatistiksel değerlendirme yapılmış, farklılıklar ve ilişkiler önemli bulunmustur (P<0.05). Meyvenin toplam fenolik madde içeriği ile toplam flavonoid madde içeriği arasında r=0.761** düzeyinde önemli bir ilişki bulunmaktadır. Toplam flavonoid madde içeriği ile antioksidan aktivite karakterleri arasındaki en yüksek korelasyon, FRAP aktivitesi ile bulunmuştur (r=0.900**). Graviola ekstrelerinin GC-MS analizi, ekstredeki farklı kimyasal yapıya sahip çeşitli farmasötik olarak önemli kimyasal bileşiklerin varlığını gösteriken, toplam fenolik ve flavonoid madde ve antioksidan aktivite analizlerinde, özellikle çekirdek ve yapraklarda yüksek aktivite dikkat çekmektedir. Anahtar Kelimeler: Graviola (Annona Muricata L.), uçucu bileşikler, GC-MS, toplam flavonoid, FRAP, CUPRAC 2018, 107 Sayfa
Marmara denizi Tekirdağ kıyı bölgesi balık ve sediment örneklerinde esansiyel ve toksik metallerin birikimi ve dağılımı
Bu tezin amacı, Marmara Denizi'nde en uzun kıyıya sahip Tekirdağ ilinin, deniz kıyısında belirlenen dört istasyonda endokrin sistemi bozan bazı esansiyel element ve toksik metallerin (Fe, Cu, Zn, Cr, Mn, Cd, As, Pb, Hg ve Ni) sediment ve balık kas dokusundaki birikimini ve dağılımını tayin etmektir. Marmara Denizi etrafındaki hızlı nüfus artışı sonucu evsel ve sanayi atıklarının arıtma sistemlerinden geçirilmeden nehirlere ve buradan Marmara Denizi'ne ulaşması, ağır metal içeren ve bilinçsiz, düzensiz ve kontrolsüz kullanılan tarım ilaçlarının rüzgar yardımıyla dolaylı olarak Marmara Denizi'ne taşınıp birikmesi nedeniyle Marmara Denizi'nin su kalitesi bozulmaktadır. Marmara Denizi 1975 yılında ticari öneme sahip 127 balık türü bulundururken, günümüzde bu sayının 4-5'e düşmesi denizel kirliliğinin boyutunu ortaya koymaktadır. Belirlenen dört istasyondan avlanan balık örnekleri buz kapları içinde laboratuvara getirilmiştir. Örnekler saf suyla yıkandıktan sonra boyları ve ağırlıkları ölçülmüş ve sediment örnekleriyle birlikte analiz zamanına kadar -30°C'de saklanmıştır. Analiz öncesi örnekler oda sıcaklığında çözündürülmüş, kas kısmı (yenilebilir kısım) plastik bıçak yardımıyla ayrılarak etüvde kurutulduktan sonra blenderda homojenize edilmiştir. Homojenat ve sediment örnekleri etüvde kurutulup mikrodalga fırında yakıldıktan sonra, ICP-OES cihazıyla esansiyel ve toksik metallerin konsantrasyonları tespit edilmiştir. Cu dışında, balıklarda Fe, Zn, Cr, Mn, Cd, As ve Ni konsantrasyonları FAO, DSÖ ve TGK (Türk Gıda Kodeksi)'nın belirlemiş olduğu sınırların üzerinde tespit edilmiştir. Pb ve Hg ölçüm sınırlarının altında olduğundan tespit edilememiştir. Sediment örnekleri analiz edilen elementler bakımından her bölgede farklılık göstermiştir. Şöyle ki, ortalama konsantrasyonlar göz önünde tutulduğunda, EPA sediment kalite kriterlerine göre Şarköy sedimenti demirle orta derece kirli, Şarköy ve Marmara Ereğlisi sedimenti manganla kısmen kirli, Merkez sedimenti kromla kısmen kirli, Şarköy ve Merkez sedimenti nikelle orta derece kirli ve Şarköy sedimenti arsenik ve kadmiyumla aşırı kirli sınıfındadır. Hg hiçbir sediment örneğinde tespit edilememiştir. Dört istasyonun da sediment örnekleri kurşun, bakır ve çinkoyla kirlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Sediment, Balık, Esansiyel Element, Toksik metaller, ICP-OES 2019, 64 sayfa
CuO Sentezi, rGO/CuO ve rGO/CuO/PEDOT nanokompozitlerinin süperkapasitör ve eşdeğer devre model uygulamaları
rGO, CuO, PEDOT ve rGO/CuO nanokompozitinin [rGO]o/[CuO]o= 1:1; 1:1.5; 1:2 ve rGO/CuO/PEDOT nanokompozitinin [rGO]o/[CuO]o/[EDOT]o= 1:1:1; 1:1:3; ve 1:1:5 oranlarında GO'nun kimyasal indirgenmesi ve in-situ polimerizasyon işlemi ile araştırılmıştır. Nanokompozit sentezleri Taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve enerji dağılımlı X-ışınları analizi (EDX), yüksek çözünürlüklü geçirgenlik elektron mikroskobu (HR-TEM), Brunauer-Emmett-Teller (BET) yüzey alan analizi gibi yöntemlerle karakterize edilmiştir. Nanokompozit malzemeler spektroskopik ve termo-gravimetrik analizlerde (FTIR-ATR, Raman ve TGA-DTA) incelenmiştir. Elektrokimyasal performansları galvanostatik yükleme / boşalma (GCD), döngülü voltametri (DV) ve elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EES) ile ölçülmüştür. En yüksek spesifik kapasitans rGO/CuO/PEDOT nanokompozitinin [rGO]o/[CuO]o/[EDOT]o =1:1:5 oranlarında 2 mV/s tarama hızında Csp= 156.7 F/g olarak elde edilmiştir. rGO/CuO/PEDOT nanokompoziti için [rGO]o/[CuO]o/[EDOT]o=1:1:5 oranında 2 elektrotlu süperkapasitör cihazın maksimum, spesifik enerji (E= 14.15 Wh/kg, 20 mA) ve speifik güç (P= 24730 W/kg, 50 mA), elektrik seri direnci (ESR= 13.33 Ω) ile 3000 döngüde kapasitif kayıp fazla olmadan elde edilmiştir. LR1(CR2)(QR3) eşdeğer devre modeli EES verilerle incelenmiştir. rGO/CuO/PEDOT nanokompozit elektrodunun süperkapasitör performansı hibrid süperkapasitör olarak sinerjik etki oluşturur. Anahtar kelimeler : Süperkapasitörler, indirgenmiş grafen oksit, iletken polimerler, Bakır oksit, poli(3,4-etilendioksitiyofen)
Oksimlerden nitrillere etkili bir sentez yöntemi
Nitriller organik sentezlerde önemli rol oynayan yapı taşlarıdır. Nitrillerden yola çıkılarak bir çok bileşik sınıfına varılabilir. İlaç, boya, tekstil ve kauçuk sanayi nitrillerin uygulama alanlarındandır. Nitrillerin geleneksel sentez yöntemleri, anorganik siyanürlerle aril halojenürlerin nükleofilik yer değiştirme reaksiyonları, diazonyum tuzlarının siyanürlerle reaksiyonları, aminlerin oksidasyonu, aldoksim ve amidlerin dehidrasyonudur. Bu çalışmada aldoksimlerden yola çıkılarak oda sıcaklığında iyi verimlerde kısa reaksiyon sürelerinde aromatik, heteroaromatik ve alifatik nitriller sentezlenmiştir.
Akciğer hastalıklarında kullanılan ilaç etken maddelerinin bozunma reaksiyonlarının hesapsal incelenmesi
Akciğer hastalıkları, tüm dünyadaki ölümlerin altıda birinin nedeni olarak, dünyanın en ciddi sağlık sorunlarından bir tanesidir. Avrupa Birliği' nde her yıl tüm ölümlerin sekizde biri, solunum hastalıklarına bağlıdır ve bu hastalıklar en az 6 milyon hastane yatışına neden olmaktadır. Bu tez çalışmasında, dünyada en sık görülen ölüm nedenleri arasında 3.sırada yer alan KOAH (kronik obstrüktif akciğer hastalığı) olmak üzere, astım, pulmoner emboli, ipf (idiopatik pulmoner fibrozis) gibi farklı akciğer hastalıklarında kullanılan ilaç etken maddeleri araştırılmıştır. Moleküllerin bozunma reaksiyonları moleküler modelleme yöntemleriyle incelenmiş, reaksiyon yolları için teorik yaklaşımlar öne sürülmüştür. Bu amaçla olası reaksiyonlar, Gaussian09 paket programı kullanılarak, hesapsal olarak belirlenmiştir. Teorik çalışmada DFT yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada, ilaç etken maddeleri ile OH radikali arasındaki reaksiyonda olası reaksiyon yolları belirlendi. Parçalanma reaksiyonu enerjiye gereksinim duymaktadır. İlaç etken maddelerini degrade etmek için OH radikalleri kullanılmaktadır. En düşük enerjili molekül en kararlı yapıya sahiptir. Buna göre ilaç etken maddelerini en kararlıdan en kararsıza sıraladığımızda vilanterol , afatinib, tiotropium, nintedanib, dabigatran, oledaterol, formoterol, salmaterol, pirfenidon şeklindedir. Bu sonuçlar deneysel çalışanlara yol gösterecek olup parçalanma mekanizmasını belirlemektedir.
KS/MnO2/PPy VE rGO/MnO2/PTTh nanokompozitlerinin sentezi, karakterizasyonu ve süperkapasitör uygulamaları
Dünyadaki enerji sorunlarına çözüm üretebilmek için geliştirilen malzemelere katkı sağlamak ve yeni bir bakış açısı kazandırmak amacıyla nanokompozitler (KS, KS/MnO2, MnO2/PPy, KS/PPy, KS/MnO2/PPy, rGO/MnO2, MnO2/PTTh, rGO/PTTh, rGO/MnO2/PTTh) başarılı bir şekilde sentezlendi ve bu sentezlenen nanokompozitler BET yüzey analizi, SEM-EDX, Raman, TEM, XRD, FTIR, TGA-DTA ve UV-Vis gibi çeşitli karakterizasyon yöntemleri kullanılarak karakterize edildi. Nanokompozitler, elektrokimyasal performansları (enerji yoğunluğu, spesifik kapasitans değeri, güç yoğunluğu ve % döngü kararlılığı) hakkında bilgi edinilmesi amacıyla DV, Döngü kararlılığı, EİS ve GCD testlerine tabii tutuldu. Elektrokimyasal performans testleri 1 M H2SO4 elektrolit çözeltisi kullanılarak gerçekleştirildi. Elde edilen EİS verileri ve ZSimpWin simülasyon devre programı kullanılarak nanokompozitler için en uygun devreler belirlendi. KS/MnO2/PPy nanokompozitleri için R(CR) devre modeli belirlenirken, rGO/MnO2/PTTh nanokompozitleri için LR(QR) devre modeli en uygun devre modeli olarak belirlendi. Böylece üretimi kolay ve ucuz olan karbon siyahı ve yüksek çevresel stabiliteye sahip politertiyofen malzemeleri kullanılarak hem ucuz hemde kararlı süperkapasitör cihazlarının geliştirilmesi sağlanmıştır. Anahtar kelimeler: Karbon siyahı, MnO2, indirgenmiş grafen oksit, politertiyofen, polipirol
eEF-2K enzimini inhibe etme potansiyeline sahip yeni protein kinaz inhibitörlerinin sentezi
Diğer hastalıklara göre daha fazla ölüme neden olan kanser; geçmişten günümüze kadar gelen en önemli sağlık sorunlarındandır ve vakalarında her geçen yıl artış görülmektedir. Meme, akciğer, pankreas ve mide gibi farklı kanser türleri arasında en çok meme ve akciğer kanserleri görülmektedir. En ölümcül çeşitlerinden olan ve her yıl yaklaşık 1,2 milyona yakın kadına teşhisi konulan meme kanseri 400 bine yakın kadının yaşamını yitirme sebebidir. Bir diğer ölümcül kanser türü olan pankreas kanserinde ise; spesifik belirtilerin olmaması ve erken tanı konulamaması tedaviyi zorlaştıran nedenlerdendir. Proteinlere fosfat bağlayan enzim yapıları olan protein kinazlar; sinyal iletiminde önemli rol oynarlar. Hücreler arası ve hücre içindeki sinyal iletimi hücrenin gelişme, çoğalma, farklılaşma ve yaşamını sürdürebilmesi için oldukça önemlidir. Sinyal iletim yolaklarında yaşanan problemler başta kanser olmak üzere birçok hastalığa neden olmaktadır. eEF-2K enzimi bir protein kinaz enzimidir ve polipeptit zincirinin uzamasının düzenlenmesinde görev alır. Bu enziminin düzensiz aktivitesi meme ve pankreas kanserine sebep olmaktadır. Bu tez kapsamında eEF-2K enzimini inhibe edebilecek, yeni heterohalkalı bileşiklerin sentezlenmesi amaçlanmıştır. Sentezlenen bu maddeler; akrilamit, izoindolin, pirimidin karboksilat ve benzamit sınıfı bileşik türevlerini iҫerir. Daha önce sentezi yapılmamış bu bileşiklerin yapıları; infrared spektroskopisi, 1H-NMR ve 13C-NMR spektroskopileri, HRMS spektrometresi ve erime noktası teknikleri kullanılarak aydınlatıldı.
H2O2 tayini için nanopartiküllere dayanan amperometrik sensör ve biyosensör geliştirilmesi
Bu tez çalışması kapsamında hidrojen peroksit (H2O2) tayini için çok duvarlı karbon nanotüp (MWCNT), çinko oksit nanopartikül (ZnONP) ve Prusya mavisi (PB) veya horseradish peroksidaz (HRP) enzimi ile modifiye edilmiş camsı karbon elektrotlara (GCE) dayanan enzimli ve enzimsiz sensörler hazırlandı. Çalışmada, kullanılan modifikasyon malzemelerinin optimum miktarları belirlenerek elektrot yüzey bileşiminin optimizasyonu gerçekleştirildi. Hazırlanan elektrotların elektrokimyasal davranışları dönüşümlü voltametri (CV) yöntemi kullanılarak incelendi, optimizasyon çalışmaları ve performans faktörlerinin belirlenmesinde ise kronoamperometri (CA) yönteminden yararlanıldı. Modifiye elektrotların optimum çalışma şartları ve performans parametreleri belirlendi. Elektrotların gerçek numunelerde H2O2 tayininde kullanılabilirliği de araştırıldı. Ayrıca hazırlanan enzimli ve enzimsiz elektrotların bileşimine iyonik sıvı (IL) olarak 1-bütil-3-metilimidazoltetrafloroborat katılarak bu maddenin elektrot performansı üzerine etkileri çalışıldı. Çalışmada IL'nin hem enzimli hem de enzimsiz elektrotların analitik performansını önemli ölçüde arttırdığı sonucuna ulaşıldı. Çalışma kapsamında hazırlanan elektrotlardan H2O2 tayini için en iyi performansı gösteren IL/HRP-MWCNT-ZnONP/GCE için doğrusal çalışma aralığı 9,99×10-8‒7,55×10-4 M ve duyarlılık 17,53 μA/Mm olarak belirlendi.
Bazı aromatik aminlerin toksikolojik ve ekotoksikolojik özelliklerinin QSAR yöntemi ile incelenmesi
Bu tez çalışmasında Aromatik aminlerin insan sağlığı ve çevreye olan etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda, tekstil boyalarında yaygın olarak kullanılan hammaddeler 2,6-dikloro-4-nitroanilin, 2.6-dibromo -4-nitro anilin, N-Siyanoethylaasetoksietillanilin, 6-Metoksibenzotiazol-2-ylamin, 2-bromo-4,6-dinitroanilin, 4'-Aminoasetanilid, p-Asetanisidide, 3'-amino-, 3-Piridinkarbonitrile,1,2-dihidro-6-hidroksi-1,4-dimetil-2-okso, 2-siyano-4-nitroanilin, N,N-Dihidroksietil-3-amino-4-anisidin, N-Benzil,N-Metilanilin, N-Siyano Etil N-Benzil Aniline, 1,3,3-Trimetil-2-Metileneindolin ve bu hammaddelerden üretilen boyarmaddelerin (Disperse Brown 27-1, Disperse Brown 19, Disperse Orange 30, Red BS P/C, Dispers Blue 291, Dispers Yellow 27, Disperse Blue 823, Disperse Yellow 241, Disperse Blue 79, Basic Red 46, Orange 73-1, Basic Yellow 28) toksikolojik ve ekotoksikolojik özellikleri QSAR yöntemi kullanılarak incelenmiştir. Çalışmalar sonucunda, hammaddelerin ve ürünlerin genellikle orta tahriş edici oldukları bulunmuştur. İlgili hammaddeler genellikle göz tahriş edici özelliği gösterirken, ürünlerin tahriş edici özellik göstermediği görülmüştür. 25 aromatik aminin cilt hassaslaştırıcı özelliğinin var olduğu söylenebilir. 2,6-dibromo-4-nitro anilin, 6-metoksibenzotiazol-2-ylamin, 2-bromo-4,6-dinotroanilin hammaddeleri ve Dispers Brown 27-1, Dispers Brown 19 ve Dispers Blue 291 azo boyalarının mutajen etki gösterdiği görülmüştür. Bu tez çalışmasında aromatik aminlerin ekotoksikolojik özelliklerinin incelenmesi adına, hammadde olarak ele alınan 13 aromatik aminden 2-bromo-4,6-dinitroanilin aromatik amininin Daphnia'da en toksik olduğu görülmüştür. Dispers Blue 291 boyasının 0,0675 mg/L LC50 değeriyle, tüm yapılar aromatik aminler arasında balıklarda en yüksek toksisiteyi gösterdiği bulunmuştur. Biyolojik parçalanma açısından aromatik aminler incelendiğinde doğada parçalanma özelliği göstermediği bulunmuştur. Azo boyaların biyolojik parçalanma özelliği görülmemişken biyobirikimlerinin var olduğu görülmüştür.
Simetrik süperkapasitör cihaz performansları ve analizleri
Sentezlenen rGO/RuO2/PVK, rGO/MnO2/PTTh ve rGO/TiO2/PEDOT nanokompozit malzemelerin DV, GCD, EES gibi çeşitli yöntemlerde çalışmalar yapılarak elde edilen nanokompozit malzemelerin spesifik güçleri ve enerji yoğunlukları, ve stabiliteleri hakkında bilgiler edinildi. Elektrokimyasal performans ölçümleri sırasında 1 M H2SO4 elektrolit çözeltisi kullanıldı. Bu çeşitli yöntemler sonucunda EES değerlerine ulaşıldı bu değerlerden yola çıkılarak ZSimpWin simülasyon devre programı kullanıldı. Bu programdaki verilerden yararlanılarak nanokompozitlerde uygulanabilecek gerçek devreler kuruldu. Tezde, ileride ticari süperkapasitörler de de uygulanabilecek devre modelleri hakkında bilgiler verilmektedir. rGO / RuO2 / PVK nanokompozit için LR1Q(CR2), LR1(QR2(CdlR3)), LR(QR), LRQ(CR), R(CR) ve LR(CR)(QR) gerçek devre modelleri ile uygulandı. rGO/MnO2/PTTh nanokompozit için ise; R(QR), R(CR), RQ, LR(QR) devre modelleriyle uyumlu olduğu tespit edildi. Son olarak rGO/TiO2/PEDOT nanokompozitler için; R(CR), R(QR), LR1(C1(R2(C2R3))), LR1Q(CR2), LR1(QR2), LR(Q(R(CR))) devre modeli ile uyumlu olduğu sonucuna varıldı . Anahtar kelimeler: Süperkapasitör, Nanokompozit, Gerçek devre, ZSimpWin devre programı 2020, 140 sayfa
Yerüstü sularında bulunan öncelikli endokrin bozucu moleküllerin bozunma reaksiyonlarının hesapsal incelenmesi
Bu çalışmada öncelikli endokrin bozucu moleküllerden Aklonifen, Terbutrin, Kinoksifen, Heptaklorepoksit, Klorfenvinfos, Klorprifos, Trifluralin, Bifenoks, Di (2-etilhekzil) fitalat, Perflorooktansülfonik asitmoleküllerinin OH radikali arasındaki meydana getireceği olası reaksiyon yolları belirlenmiştir. Optimize geometrileri Gauss View 5 ile çizilmiştir. Daha sonra, Gaussian 09 programı ile geometrik optimizasyon yapılarak en düşük enerjili halleri bulunmuştur. Geometrik yapı analizi yapılmış ve bağ uzunlukları ile bağ açıları hesaplanmıştır. Bu çalışmadaki amaç, gaz fazı ve sulu ortam içinde öncelikli endokrin bozucu moleküllerden Aklonifen, Terbutrin, Kinoksifen, Heptaklorepoksit, Klorfenvinfos, Klorprifos, Trifluralin, Bifenoks, Di (2-etilhekzil) fitalat, Perflorooktansülfonik asitve OH radikali etkileşiminin en muhtemel reaksiyon yolu belirlemektir. Çözücü suyun etkisi, çözme modeli olarak COSMO kullanılmış ve reaksiyonlarda enerjiyi azaltıp stabilize edici bir etkiye sahiptir. En düşük enerjili molekül en kararlı yapıya sahiptir. Buna göre endokrin bozucu moleküllerini en kararlıdan en kararsıza sıraladığımızda; Heptaklorepoksit, Klorprifos, Perflurooktansülfonikasit, Klorfenvinfos, Bifenoks, Kinoksifen, Trifluralin, Di (2-etilhekzil) fitalat, Aklonifen, Terbutrin şeklinde sıralanmaktadır. Bu sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecek olup parçalanma mekanizmasını belirlemektedir.
Trakya bölgesinde yetişen Allium rumelicum, Jurinea kilaea, Peucedanum obtusifolium bitkilerinin toplam fenolik, flavonoid madde, antioksidan ve antimikrobiyal özelliklerinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında, Trakya bölgesinde yetişen Allium rumelicum, Jurinea kilaea, Peucedanum obtusifolium bitkilerinin toplam antioksidan aktivite ve kapasitelerinin, CUPRAC, ABTS/Persülfat ve DPPH yöntemleri ile analizlerinin yapılması planlanmaktadır. Ayrıca Allium rumelicum, Jurinea kilaea, Peucedanum obtusifolium bitkilerinin toplam fenolik ve flavonoid madde içeriklerinin ise Folin-Ciocalteu ve AlCl3/KAc yöntemleri kullanılarak belirlenmesi hedeflenmektedir. Bitkilerin antimikrobiyal özelliklerinin disk difüzyon yöntemi ile analizi sağlanacaktır. Bu çalışma sonucunda, CUPRAC ve ABTS/Persülfat yöntemleri ile analizlenen en yüksek toplam antioksidan kapasite/aktivite değerleri Jurinea kilaea bitkisinde gözlenmiştir. Aynı bitkinin DPPH yöntemiyle analiz edilen % inhibisyon değerinin en düşük olduğu tespit edilmiştir. Toplam fenolik madde içeriği tayininde ise Folin-Ciocalteu yöntemi kullanılmış ve burada da en yüksek gallik asit içeriğine sahip olan bitkinin Jurinea kilaea olduğu görülmüştür. AlCl3/KAc yöntemiyle toplam flavonoid içerik tayininde Peucedanum obtusifolium bitkisi en düşük kuarsetin içeriğine sahip iken, en yüksek kuarsetin içeriği Allium rumelicum bitkisinde saptanmıştır. Disk difüzyon yöntemi ile elde edilen antimikrobiyal aktivite analizi sonuçlarına göre; Peucedanum obtusifolium bitkisinin; üzerinde çalışılan 5 mikroorganizmadan 3'üne etkisinin olduğu belirlenmiştir. Jurinea kilaea bitkisi; üzerinde çalışılan mikroorganizmalardan sadece Salmonella enteritidis ATCC13076 üzerinde etkili olurken, Allium rumelicum bitkisinin ise üzerinde çalışılan mikroorganizmalardan sadece Staphylococcus aureus ATCC6538 üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Anahtar kelimeler: Allium rumelicum, Jurinea kilaea, Peucedanum obtusifolium
Grafen oksit/polipirol/polivinil alkol nanokompozit ve türevlerinin nanofiber süperkapasitör cihaz uygulamaları
Bu çalışmada süperkapasitörler için elektrot malzemesi olarak geniş yüzey alanlarına ve yüksek spesifik kapasitans değerlerine ulaşılmak amacıyla nanolif yapıların kullanılması tercih edilmiştir. Elektrot materyali olarak kullanılacak olan bu kompozit nanolifleri üretmek için en etkin yöntem olan elektrospin yöntemi tercih edilmiştir. Bu yöntemde, hazırlanan polimer kompozit şırınganın içine yerleştirilir ve şırınga ucuna 25 kV'a kadar gerilim uygulanır. Besleyici ünitedeki şırınganın ucunda duran polimer damlası kritik bir voltaj değerine kadar küresel bir biçimde bulunur. Uygulanan potansiyel fark bir eşik değerine ulaştığı anda ise polimer damlası koni biçimini alır ve voltajdaki çok küçük bir artışla birlikte koni ucundan bir jet fışkırır. Bu jette besleme ünitesine belli bir mesafe uzağına yerleştirilen toplayıcı levhaya doğru farklı yollar izleyerek ilerler ve nanofiber yapıları oluşturulmuştur. Bu yöntemde kullanılan GO, rGO, PPy, GO/PPy/KS, rGO/PPy/KS, GO/PPy/PVA, rGO/PPy/PVA, GO/PPy/PVA/KS, rGO/PPy/PVA/KS malzemelerin sentezleri başarıyla gerçekleştirilmiş ve termogravimetrik analiz (TGA-DTA), BET yüzey analizi, taramalı elektron mikroskobu-enerji dağılımlı X ışınları analizi (SEM-EDX), Raman spektroskopi, Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FTIR-ATR), X ışınları kırınımı (XRD), atomik kuvvet mikroskobu (AFM), katı iletkenlik gibi yöntemlerle karakterize edilmiştir. Ayrıca, devre modeli analizi ile devre parametreleri incelenmiştir. Sentezlenen malzemeler iki elektrot sistemli 1 M H2SO4 çözeltisi ile süperkapasitör cihaz oluşturulmuştur. Cihaz performans testleri 3 farklı methodla döngüsel voltametri (CV), galvanostatik şarj/deşarj (GCD), elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) ile test edilmiştir. Ayrıca, spesifik kapasitans (Csp), enerji ve güç yoğunlukları, süperkapasitör cihazın stabilite testlerinden sonra kapasitans koruma değerleri bu tezde raporlandı. Anahtar Kelimeler: Nanolif, Süperkapasitör, Elektrospin, İletken polimer, Grafen.
İndol temelli oksadiaol bileşiklerinin sentezi ve karakterizasyonu
Benzen ve pirol halkalarının kaynaşması sonucu oluşan indoller; doğada bulunan, sentetik türevleri çok çeşitli biyolojik aktivite gösteren ve modifiye edilebilen bileşiklerdir. İndollerin biyoizosteri olan 7-azaindoller pirol ve piridin halkalarının kaynaşması sonucu oluşmuştur ve sentetik turevleri degisik biyolojik aktiviteler gosterir. Elekrofilik aromatik sübstitüsyon tepkimelerine karşı çok aktiftirler. Patentlerde ve literatürde sıklıkla karşımıza çıkan beş halkalı bir furan türevi olan oksadiazoller sentez, ilaç, ve malzeme kimyası alanlarının vazgeçilmez bir ürünü olmaya devam etmektedirler. Metabolik profil yapıları ve hidrojen bağına olan eğilimlerinden dolayı sentetik organik kimyacıların da ilgi alanları arasında olan moleküllerdir. Oksadiazoller çok çeşitli yöntemlerle sentezlenebilmekte olup, schiff bazı tepkimesi sonucu oluşan imino asetil hidrazinlerin oksidasyonu çok kullanılan yöntemlerden biri olarak öne ҫıkmaktadır. Bu tez kapsamında; C4 ve C6 pozisyonlarinda metoksi grubu iceren modifiye edilmis 2,3-difenil ve 3-fenil indollerin sentezini takiben formülasyonları ve sonrasında 2,3-difenil ve 3-fenil indol temelli oksadiazollerin eldesi ile 7-azaindolün formulasyonunu takiben 7-azaindol temelli oksadiazollerin sentezleri hedeflenmistir. Daha önce sentezi yapılmamış tez kapsamındaki bileşiklerin yapıları; erime noktası, infrared spektroskopisi, 1H-NMR ve 13C-NMR spektroskopileri, ve HRMS spektrometre teknikleri kullanılarak aydınlatılmıştır.
Sulu TiO2 süspansiyonları varlığında ileri oksidasyon teknikleri ile organofosforlu ve karbamatlı pestisitlerin teorik ve deneysel fotodegredasyonu
Organofosforlu (OP) ve Karbamatlı (CB) pestisitlerin OH radikali ile yaptıkları reaksiyonların kinetiğini incelemek ve mekanizmayı belirlemek amacıyla, organofosforlu pestisitler olarak Fosmet, Azametifos, Kumafos ve Temefos ve karbamatlı pestisitler olarak Metiokarb, Karbofuran ve Pirimikarb bileşikleri ile çalışılmıştır. Araştırmada teorik olarak öncelikle bileşiklerin başlangıç geometrileri tespit edilmiştir. Olası tüm reaksiyon yollarını saptayabilmek için, reaktanların geometrik optimizasyonları, kuantum mekaniksel Yoğunluk Fonksiyonel Teorisi (DFT) nin DFT/B3LYP/6-31G(d) temel setinde yapılmıştır. Pestisitlerin OH radikali ile reaksiyonları hem su temizlenmesi hem de atmosfer kimyası açısından önemli olduğundan, hesaplamalar hem gaz fazında hem de çözücü etkisi modellenerek su fazında gerçekleştirilmiştir. Her bir molekül için, hesaplanan enerji değerlerinden yararlanılarak parçalanma reaksiyonları tahmin edilmiştir. Deneysel aşamada sulu TiO2 suspansiyonlarında, kirletici olarak seçilen pestisitlerin ışık etkisi ile degradasyon reaksiyonları incelenmiştir. Optimum fotokatalizör miktarı çalışılan pestisitler için belirlenmiş ve tüm deneylerde TiO2 konsantrasyonu miktarı saptanmıştır. Degradasyon hızları belirlendikten sonra başlangıç konsantrasyonunun etkisi incelenmiştir. Pestisitlerin OH radikali ile yapmış olduğu reaksiyonlar atmosferdeki yok olma reaksiyonları arasında en baskın olanıdır. Reaksiyonlarda meydana gelen radikal ara ürünlerin belirlenememesi eksikliği nedeniyle sonuca, teorik ve deneysel sonuçlar karşılaştırılarak varılmıştır. Araştırma sonunda bileşiklerin OH radikali ile atmosferde ve sularda yaptıkları reaksiyonların mekanizması aydınlatılmış, reaksiyon ürünleri de belirtilmiştir.
Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesini besleyen yerüstü sularında bulunan pestisitlerin mevsimsel değişimlerinin ve bozunma reaksiyonlarının hesapsal incelenmesi
Bu çalışmada, yüzeysel sularda kontrol edilmesi gereken pestisitlerden olan 2,3,4,5,6 pentaklorotoluen, Benzilbenzoat, Demeton, Dioktilftalat, İzopropilbenzen, İsodrin, o-Ksilen, N,N,N,N tetrametilbenzen ve Permetrin moleküllerinin OH radikali arasında meydana getireceği olası reaksiyon yolları belirlenmiştir. Optimize geometrileri Gauss View 5 ile çizilmiş, sonrasında Gaussian 09 programı ile geometrik optimizasyon yapılarak en düşük enerjili halleri bulunmuştur. Geometrik yapı analizi yapılmış ve bağ uzunlukları ile bağ açıları hesaplanmıştır. Bu çalışmadaki amaç, gaz fazı ve sulu ortamda yüzeysel sularda kontrol edilmesi gereken pestisitlerden olan 2,3,4,5,6 pentaklorotoluen, Benzilbenzoat, Demeton, Dioktilftalat, İzopropilbenzen, İsodrin, o-Ksilen, N,N,N,N tetrametilbenzen ve Permetrin'in OH radikali ile etkileşiminin en muhtemel reaksiyon yollarınını belirlemektir. En düşük enerjili molekül, en kararlı yapıya sahiptir. Bu çalışmalar haricinde Tekirdağ İli Süleymanpaşa İlçesini merkez mahalleleri besleyen Naip Barajından 4 farklı mevsimde alınan su numunelerinde bahsi geçen 9 pestisitin mevsimsel değişimleri incelenmiştir. Sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecek olup parçalanma mekanizmasını belirlemektedir.
Yeni bir reaktif olan metoksimetil bromit kullanılarak aldoksimlerden nitril sentezi
Nitriller organik sentezlerde önemli rol oynayan yapı taşlarıdır. Nitril siyano bileşiği grubu olarak da bilinir. Molekül yapılarında bir karbon atomuna bağlı bir siyano grubu ( ) bulunan organik bileşiklerin genel adıdır. Nitriller karboksilli asitlerdeki oksijen atomlarının azotla yer değiştirmesi sonucunda türetilen yüksüz (nötr) maddelerdir. Bu çalışma, THF'de metoksimetil bromür (MOM-Br) ile aldoksimlerden çeşitli nitrillere erişmek için etkili, yüksek verimli ve hızlı bir yöntemi özetlemektedir. Nitrilleri sentezlemek için bir deoksimasyon reaktifi olarak MOM-Br'nin ilk uygulamasını temsil eder. Oksimlerde -OH grupları zor ayrılan bir gruptur bunun nedeni kuvvetli bir baz olmasıdır ve kolay ayrılmaz metoksi metil bromürle biz bu yöntemi gerçekleştirdik. Reaksiyon, nitrillerin 20-45 dakika içinde mükemmel verimini (% 79-96) sağlamak için geri akışta gerçekleştirildi. Ayrıca, bu yöntem aromatik, heteroaromatik, siklik ve asiklik alifatiğin sentez öncüsünün sentezine başarıyla uygulanmıştır. Anahtar kelimeler: Nitriller, aldoksim, metoksimetil bromür, aromatik, heteroaromatik, alifatik sentezi 2021, 93 Pages
Covid-19'un etken maddelerinin moleküler modelleme yöntemiyle parçalanma reaksiyonları
Koronavirüs (Covid), soğuk algınlığından akut solunum yolu enfeksiyonuna kadar çeşitli hastalıklara neden olduğu bilinen geniş bir virüs ailesidir. Enfeksiyonun ciddiyeti zatürre, akut solunum sendromu ve hatta ölüm olarak görülebilir. Bu virüs grubu, SARS salgınına kadar büyük ölçüde göz ardı edildi. Bununla birlikte, SARS ve MERS salgınlarından bu yana, bu virüsler, aşı araştırmalarını ilerletmek için daha ayrıntılı olarak incelenmiştir. 31 Aralık 2019'da, Çin'in Hubei Eyaletindeki Wuhan şehrinde gizemli zatürre vakaları tespit edildi. 7 Ocak 2020'de, neden olan yeni bir koronavirüs (2019-nCovid) olarak tanımlandı ve hastalık daha sonra DSÖ tarafından Covid-19 olarak adlandırıldı. Bu çalışmada, Afzelin, Delta Viniferin ve Hesperidin moleküllerinin OH radikali arasındaki meydana getireceği olası reaksiyon yolları belirlenmiştir. Optimize geometrileri Gauss View 5 ile çizilmiştir. Daha sonra, Gaussian 09 programı ile geometrik optimizasyon yapılarak en düşük enerjili halleri bulunmuştur. Bu sonuçlar deneysel çalışmalara yol gösterecek olup parçalanma mekanizmasını belirlemektedir.
Bazı bitki özütlerinin antibakteriyel etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada lavanta (Lavandula officinalis), hatmi (Althaea officinalis), sarı kantaron (Hypericum perforatum), defne (Laurus nobilis), yeşil çay (Camellia sinensis), böğürtlen (Rubus fruticosus), zeytin yaprağı (Olea europaea) ve maydanoz (Petroselinum crispum) bitkilerinden farklı çözücülerde elde edilen özütlerin Escherichia coli, Pseudomonas aeruginosa, Staphylococcus aureus, Enterococcus faecalis bakterileri üzerindeki antibakteriyel etkileri ölçüldü. Bu bitkilerin doğal olarak kurutulmuş halleri aktardan temin edilerek soxhlet ekstraksiyonu ile ve etanol, saf su, hekzan çözücüleri kullanılarak ekstrakte edildi. Agar kuyu difüzyon yöntemi ile 3 tekrarlı olacak şekilde antibiyogram tekniği uygulandı. Referans antibiyotikle karşılaştırıldığında yeşil çay, sarı kantaron, defne yaprağı, zeytin yaprağı, hatmi özütlerinin bakteriler üzerinde inhibisyon etkisi olduğu tespit edildi. Yeşil çay için en etkili çözünün saf su, diğer bitkiler için ise etanol olduğu, hekzanın bu bitkiler için Soxhlet ekstraksiyonunda uygun bir çözücü olmadığı görüldü.
Propolis ürünlerindeki makro ve mikro element içeriklerinin ICP-OES ile tayini
Propolis bal arılarının farklı bitki organlarından topladıkları reçinelerden ürettikleri ve bal mumu ile karıştırdıkları bitki kaynaklı bir doğal arı ürünüdür. Propolisin biyolojik etkileri sayesinde M.Ö. 300'lü yıllardan itibaren çeşitli amaçlarla kullanıldığı bilinmektedir. Eski çağlardan beri propolisin biyolojik özellikleri bilinmekte ve insanlar tarafından çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılmaktadır. Propolisin; in vitro koşullarda kanserli hücrelerin çoğalmasını durdurabilen bileşikleri içerdiği bildirilmektedir. Propolis ile ilgili yapılan farklı kimyasal analizler sonucunda günümüze kadar propolisin içeriğinde birçok kimyasal bileşen tanımlanmıştır. Bu tez kapsamında, ticari propolis damla ürünlerinde bulunan sodyum (Na), magnezyum (Mg), potasyum (K), kalsiyum (Ca), fosfor (P), demir (Fe), bakır (Cu), bor (B), mangan (Mn), çinko (Zn), alüminyum (Al) element içerikleri nicel olarak İndüktif Olarak Eşleşmiş Plazma Optik Emisyon Spektrometresi (ICP-OES) ile belirlenmiştir. Propolis örneklerinden 1'er mL alınarak, 9 mL derişik HNO3 (nitrik asit) karışımı ile mikrodalga çözünürleştirme sistemi ile çözünürleştirme işlemleri gerçekleştirilmiştir. ICP-OES ile metal analizlerinde validasyon parametreleri; doğruluk, % geri kazanım, kesinlik (%RSD), korelasyon katsayısı, LOD (Gözlenebilme Sınırı) ve LOQ (Tayin Sınırı) olarak belirlenmiştir.
Amfoterik yüzey aktif maddelerin şampuan üzerinde etkinliği
Gerçekleştirilen bu çalışmada amfoterik yüzey aktif maddelerin şampuan üzerindeki viskozite ve köpürme etkinliği incelenmiştir. Çalışmada en sık kullanılan üç farklı amfoterik yüzey aktif madde seçilmiştir. Bunlar; Kokamidopropil Betain (Dehyton KE), Disodyum Koko Amfo Diasetat (Dehyton DC) ve Kapril/Kapri amidopropil Betain (Lirobet 810) şeklindedir. Hazırlanan şampuan bazı üzerine farklı oranlarda ilave edilen amfoterik yüzey aktif maddeler ve NaCl ile viskozite ölçümleri yapılmıştır. Bu değerler kendi aralarında ve kendi içlerinde karşılaştırılmıştır. Bu karşılaştırma sonucunda Kokamidopropil Betain amfoterik yüzey aktif maddesinin diğer çalışılan iki amfoterik yüzey aktif maddeye göre daha az oranda NaCl kullanılarak kıvam aldığı gözlemlenmiştir. Kendi içindeki en iyi değer ise şampuan bazı üzerine %7 (w/v) oranda Kokamidopropil Betain amfoterik yüzey aktif madde eklenen halidir. Çalışılan şampuan bazı üzerine eklenen farklı oranlardaki amfoterik yüzey aktif maddelerin köpük seviyeleri incelenmiştir. En iyi köpürme özelliği gösteren amfoterik yüzey aktif maddenin Kokamidopropil Betain 'in olduğu tespit edilmiştir. Kendi içindeki en iyi değer ise şampuan bazı üzerine eklenen Kokamidopropil Betain amfoterik yüzey aktif maddesinin %10 (w/v) oranda kullanılan halidir. Yapılan çalışmalar sonucunda hem az miktarda NaCl ilavesi ile kıvam alan hem de en iyi köpüren Kokamidopropil Betain amfoterik yüzey aktif maddesinin olduğu belirlenmiştir.
Anyonik yüzey aktif maddelerin şampuan üzerindeki etkinliği
Bu çalışmada anyonik yüzey aktif maddelerin şampuan üzerindeki viskozite ve köpürme etkinliği araştırılmıştır. Literatürde yer alan şampuan formülasyonlarının incelenmesi sonucunda en sık kullanılan 3 farklı anyonik yüzey aktif madde seçilmiştir. Seçilen anyonik yüzey aktif maddeler Sodyum Lauril Sülfat, Sodyum Lauret Sülfat ve Sodyum C14-16 Olefin Sülfonattır. Bu anyonik yüzey aktif maddeler hazırlanan şampuan bazına belirli oranlarda ilave edilmiştir. Anyonik yüzey aktif madde eklenmiş olan şampuanların üzerine %0,5-2 NaCl eklenerek viskozite değerleri ölçülmüştür. En az anyonik yüzey aktif madde ve en az miktar NaCl eklenerek en ideal viskozite değerine sahip anyonik yüzey aktif madde belirlenmiştir. Bu anyonik yüzey aktif madde şampuan bazına %5 Sodyum Lauril Sülfat ile %1 NaCl eklenmiş halidir. Hazırlanmış olan şampuan bazının üzerine farklı oranlarda anyonik yüzey aktif madde eklendikten sonra köpük testleri yapılmıştır. Köpük testi sonucuna göre Sodyum Lauril Sülfat eklenmiş olan şampuan numunesi en iyi köpürme özelliği göstermiştir. Sodyum Lauril Sülfat miktarı arttıkça köpürme miktarı artmaktadır.