Avrupa

110 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakarlığının batı algısı

Bu tezin amacı, Türkiye'de popülaritesi yüksek olan, milliyetçilik, İslamcılık ideolojileriyle de yakın ilişkisi nedeniyle karmaşık bir düşünce olan Türk muhafazakârlığının, Soğuk Savaş Dönemi'ndeki Batı algısını incelemektir. Bunun için ilk bölümde, Batı muhafazakârlığının doğuşu, gelişimi ve özellikleriyle birlikte incelenmiştir. İkinci bölümde, Türk muhafazakârlığının özellikleri ve Osmanlı Devleti'nden erken Cumhuriyet Dönemi'ne kadar ki gelişimine bakılmıştır. Üçüncü bölümde, Soğuk Savaş Dönemi'nde Türk muhafazakâr düşün adamlarının (Peyami Safa, Cemil Meriç, Necip Fazıl, Nurettin Topçu) Batı algısı incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise, bu dönemde siyasette aktif olarak yer alan, muhafazakâr Türk siyaset adamlarının (Adnan Menderes, Süleyman Demirel, Necmettin Erbakan, Alparslan Türkeş) görüşlerine başvurulmuştur. Batı'nın tekniğine karşı olumlu tavır alan Türk muhafazakârları, Batı'nın kültürüne karşı çıkmışlar; teknik alanda Batı'dan yararlanılmasını savunurlarken; kültür alanında Batı değerlerine karşı çıkmışlardır. Bununla birlikte Soğuk Savaş Dönemi'nde komünizm ve SSCB tehdidinin etkisiyle Batı ile siyasal ve askeri ittifaklara da genelde sıcak bakmışlardır.

AvrupaAvrupa kültürüBatı+3
Esra Yener
Hatay Mustafa Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Turan gazetesi örneğinde I. Dünya Savaşı'nda Avrupa cepheleri (1914-1915)

Bu çalışmada, Turan gazetesinin "Avrupa Harbi", "Almanların Vaziyeti", "Vaziyet-i Harbiye" ve "Vaziyet-i Umumiye" başlıkları altında yer alan Avrupa cephelerine ait haberler transkribe edilerek araştırmacıların dikkatine sunulmıştur. Avrupa muharebelerine dair detaylı bilgiler içeren bu haberler, Müttefiklerin cephedeki gelişmeleri kendi çıkarlarına uygun olarak kamuoyuna yansıtmaya çalıştıklarına dair önemli ipuçları içermektedir.

AvrupaBatı CephesiDünya Savaşı I+5
Ömer Alp Gözüm
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Proficiency in ArtOpen AccessTR

Avrupa'da modern seramik sanatı

Sanayi Devrimi'ne kadar olan süreçte Dünya'da değişik kültürlerin etkileriyle gelişme göstermiş olan seramik sanatı, farklı alan ve amaçlar doğrultusunda üretilerek fonksiyonellik ile özdeşleştirilmiş bir disiplin olarak görülmüştür. Avrupa'da temellenen Sanayi Devrimi'nin oluşturduğu koşulların toplumu ve sanatı yenilikçi bakış açısı içinde etkilemesi, seramik sanatını da kalıplarının dışına çıkararak modern bir sanat alanı olarak kabul göreceği gelişim süreci içerisine sokmuştur. Sanayi Devrimi'nin etkisi ile tetiklenen bu gelişim süreci ile birlikte oluşan ekoller ve sanatsal hareketler, günümüz seramik sanatına da yansıyarak, modernist yaklaşımların ve sınıflandırmaların oluşmasına neden olmuş, böylelikle Modern Seramik Sanatına geçişe ilk adım Avrupa'da atılmıştır. Avrupa'da modern seramik sanatının gelişimi ile günümüzde seramik sanatının yeri, durumu ve kapsamı hakkında genel hatlarıyla yapılan araştırma kapsamında, modernleşmeyi hazırlayan etkenler ve süreç kronolojik bir düzen içerisinde verilmiş, seramik sanatının gelişim serüveninde rol oynayan başlıca ülkelere değinilerek gelişimine yön veren Avrupa kökenli sanatçılar hakkında bilgi ve örnekler sunulmuştur.

AvrupaEndüstri DevrimiModern sanat+3
Nizam Orçun Önal
Anadolu University · Institute of Fine Arts
2015
00
DoctorateOpen AccessTR

Finansal krizler kapsamında Avrupa borsaları ile Borsa İstanbul arasındaki oynaklık ilişkisinin dinamik koşullu korelasyon modelleri ile analizi

Çalışmanın temel amacı; 2008 Küresel Krizi, Yunanistan Borç Krizi ve Avrupa Borç Krizi'nin, Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkilerini değiştirip değiştirmediğinin belirlenmesi, oynaklık ilişkilerinde asimetri etkisinin varlığının test edilmesi ve oynaklık ilişkilerinde değişime neden olan spesifik olayların tespit edilmesidir. Bu amaç doğrultusunda Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkileri, krizler baz alınarak belirlenen dönemler itibariyle dinamik koşullu korelasyon modelleri ile analiz edilmiştir. Yapılan analizlerle oynaklık ilişkilerinde asimetri etkisi bulunmadığı belirlenmiştir. Bununla birlikte belirtilen krizlerin Borsa İstanbul ile Avrupa borsaları arasındaki oynaklık ilişkilerini değiştirdiği tespit edilmiştir. Krizlerin ardından koşullu korelasyonların genel olarak kısa süreyle arttığı ve değişken bir yapı gösterdiği saptanmıştır. Ayrıca 2008 Küresel Krizi ve Yunanistan Borç Krizi'nin genel olarak borsalar arasındaki oynaklık ilişkilerinde şokların kısa ve uzun dönem kalıcılığını değiştirdiği belirlenmiştir. Belirlenen dönemlerde ülkeye özgü spesifik olayların yanında uluslararası gelişmelerin de koşullu korelasyonlarda değişime neden olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda analizlerden elde edilen bilgilere bağlı olarak benzer krizlerin yaşanması durumunda yatırımcılara uluslararası portföy çeşitlendirmesinde kullanabilecekleri bilgiler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Finansal krizler, Borsa İstanbul, Avrupa borsaları, oynaklık ilişkisi,dinamik koşullu korelasyon modelleri.

AvrupaBorsaBorsa İstanbul+7
Serap Kamışlı
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaçağ Avrupasındaki karanlık feodalizmin iktisatla aydınlanışı

Bu çalışmada Avrupa sosyal tarihinin en önemli siyasi kavramı olan feodalizmin; Ortaçağ döneminde oluşum nedenleri, dönemin konjonktürel yapısı içerisindeki rolü incelenmektedir. Bu konjonktür içerisinde, toplum belirli sınıflara ayrılmıştır. Toplumun üst katmanını oluşturan asiller ticaret gibi faaliyetlerle uğraşmış, toprak kazanılmasını sağlayan savaşçılar toplumda önemli mevkilere sahip olmuştur. Korunmasız olarak yaşayan halk, çevresi kalelerle çevrili kale-kentlere yerleşerek korunmacı bir sosyal hayata geçiş yapmıştır. Toplumun hizmetkarı olan köleler sefalete ve işkencelere maruz kalmış, toplumun dua edenleri olan ruhban sınıfı ise Kilise faktörü ile ekonomik ve sosyal hayatı yönlendiren unsur haline gelmiştir. Kilise, sorgulanamayan dogmatik inançlar ile toplumu belirli sınırların içine almıştır. Ekonomi artan oranlı bir eğilim ile üretim aşamasına geçmiştir. Üretilen mallar pazarlanmaya başlanarak panayırların ve han kültürlerinin ilk tohumları atılmıştır. Bu araştırmada, tarihçiler ve iktisatçılar tarafından karanlık olarak adledilen çağın iktisadi yöntemler ile aydınlanışı ve bir devrin kapanışı analiz edilmeye çalışılmıştır.

AvrupaEkonomiEkonomi tarihi+4
Gizem Yılmaz
Anadolu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Batı Avrupa'daki ve Türkiye'deki 1968 Hareketlerinin karşılaştırılması

1968 Hareketi, modern dünyada gerçekleşen sosyal ve siyasal bir patlamadır. Bu patlama aynı yoğunlukta yaşanmasa da birçok ülkede görülmüştür. Türkiye de bu patlamanın görüldüğü ülkelerden birisidir. Önce Amerika ve daha sonra da Avrupa, 1968'in beşiği olarak kabul edilmektedir. Batı Avrupa 1968 Hareketi çeşitli ideolojik kaynaklardan etkilenerek oluşmaktadır. Bunlar arasında Vietnam Savaşı, Çin Kültür Devrimi, Latin Amerika Kaynaklı Kır ve Şehir Gerillası, Amerikan Sivil Yurttaşlık İnisiyatifi ve Irkçılık Karşıtı Hareket ve Anti-Otoriter ideolojiler öne çıkmaktadır. Ayrıca Batı Avrupa 1968 Hareketi içinde Fransa'nın yaşadığı 1968'in yeri ayrıdır. Fransa, 1968 Hareketi'nin kalbidir. Türkiye 1968 Hareketi de Batı Avrupa 1968 Hareketi'nin ideolojik kaynaklarından etkilenmekle birlikte ?ülkenin kendine has özellikleri? daha çok ön plandadır. Bu yönüyle Türkiye 1968 Hareketi'nin ideolojik kaynakları içinde, geleneksel solun Türkiye'ye yansıyan fraksiyonları (MDD, TİP), resmi ideolojinin paralelinde yürüyen yayın organları (Yön-Devrim Grubu) ve ?üçüncü dünyacılık? yer almaktadır.

AvrupaBatı AvrupaSiyasi tarih+3
Adem Levent
İnönü University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Hüdavendigâr Eyaleti Kütahya Sancağı etrafşehir nahiyelerinin 1261 (1845) tarih ve 8610,8611,8612,8613,8614,8615 numaralı temettu'ât defterleri transkripsiyon ve değerlendirmesi

Osmanlı Devleti'nde Tanzimatın ilanından sonra maliye alanında bazı yeni düzenlemeler yapılmıştır. Osmanlı sınırları içinde yaşayan halkın gelirlerine göre tek bir vergi alınması için yeni kanunlar düzenlenmiştir. Düzenlenen yeni kanuna Temettuât vergisi adı verilmiştir. Bu herkesin gelirlerine göre vergi alınması usulü Tanzimat Fermânı'ndaki eşitlik ilkesine dayanarak uygulamaya konulmuştur. Yapılan sayımlar sonucu Temettuât Defterleri oluşmuştur. Başbakanlık Osmanlı Arşivinde kayıtlı bulunan Temettuât Defterleri ait oldukları yerleşim birimlerinin hazırlandığı döneme ait sosyal ve ekonomik yapıları hakkında önemli bilgiler sunmaktadır. Toplumun en küçük sosyal birimi olan aile düzeyinde bilgi vermektedir. Aile düzeyindeki bilgilerden hareketle mahalle köy ve tüm yerleşim birimleri hakkında sosyal ve iktisadi bilgilere ulaşmamız mümkündür.Temettüat Defterleri vergi mükellefinin adını, mesleğini, lakabını, görünüşünü, mükellefin vergiye esas olan gelir kaynaklarını, kaynağın yıllık gelirini, gelire göre alınacak vergiyi ayrıca bunlardan fazla olarak varsa ziraat dışı gelir kaynaklarını ve bu kaynaklardan alınacak vergiyi kaydetmektedir. Halkın refah seviyesi, ekilip-biçilen ürün çeşitleri, bölgenin iklimi, hayvancılığı, ticarî durumu, yerleşim şekilleri, dönemin nüfus yapısı ve nüfusun hareketliliği vb. bilgileri bu defterlerde açıkça görebilmemiz mümkündür. Bütün bunlar tek tek yazıldıktan sonra vergi mükellefi olan aile reislerinin de isimlerinin altında yıllık ödeyecekleri temettu` vergisi gösterilmiştir.Yüksek Lisans tez çalışması olan bu Temettu'ât Defterlerinden Kütahya Sancağı'na tabi, Etrafşehir nahiyelerine bağlı aşağıdaki köylerin Temettu'ât Defterlerinin transkripsiyonu ve değerlendirilmesi yapılmıştır:ML. VRD. TMT. d.8610 Kızılcaviran KöyüML. VRD. TMT. d.6811 Çiftlik-i Candıraş KöyüML. VRD. TMT. d.8612 Keriz KöyüML. VRD. TMT. d.8613 Sofu Mâviranhisar KöyüML. VRD. TMT. d.8614 Demircivîran KöyüML. VRD. TMT. d.8615 Zağra KöyüTezimizin ana kaynağı olan köylere ait temettuât defterlerinin değerlendirmesinde bilgiler konularına göre tasnif edilmiş ve tablo ve grafiklerle gösterilerek incelemiş sunulmuştur.

AvrupaKütahya SancağıKütahya-Altıntaş+2
Tuncay Kaçar
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2008
00
Master'sOpen AccessTR

AB entegrasyonu sürecinde Türkiye'de kalkınma ajanslarının kuruluşu ve işlevi

Dünyada yaşanan hızlı küreselleşmenin etkisiyle bölgesel kalkınma politikalarının önemi giderek artmaktadır. Bölgesel kalkınmanın ulusal ekonomide ve kalkınmaya olumlu etkisi bölgelerde yapısal kurumları zorunlu hale getirmiştir. Bu bağlamda kamu, özel ve sivil toplum kuruluşlarını bir araya toplayan kalkınma ajansları ortaya çıkmıştır. Katılımcı, yenilikçi, sürdürülebilir ve rekabetçi bir anlayışa sahip ajansların dünyada birçok başarılı örneği bulunmaktadır.Türkiye'de kalkınma ajansı kurulma çalışmaları Avrupa Birliği'ne üyelik sürecinde başlamıştır. Bölgesel kalkınmada daha katılımcı bir anlayışa sahip olan ajanslar 2006 yılında çıkan kanunla yasalaşmıştır. İlk dönemlerinde yoğun tartışmalara yol açmış ve yaşanan yargı süreciyle beraber uygulama süresi gecikmiştir. Yaşanan bu gecikme yargı sürecinin tamamlanmasına rağmen ajansların kurumsallaşma süreci uzamıştır. İki pilot bölgede uygulamaya başlayan ajansların başarısı bölgesel kalkınmadaki gelecekleri için önemlidir.Bu çalışmada kalkınma ajanslarının dünyada ortaya çıkış sürecini Avrupa'da İngiltere örneğiyle inceleyerek Türkiye'de ajansların kurulmasından önceki süreçte bölgesel kalkınma araçları irdelenmiştir. Kalkınma ajanslarının kurulma sebepleri ve ardından oluşturulan ajansların durumu ortaya konmaya çalışılmıştır.

AvrupaAvrupa BirliğiBölgesel kalkınma+5
Cevat Çelik
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Asya ve Avrupa sermaye piyasaları arasında etkileşim ve belirsizliklerin rolü

Hisse senedi piyasalarının entegrasyonu uluslararası yabancı sermaye yatırımları ve piyasa etkinliği açısından çok önemlidir. Hisse senedi piyasaları arasındaki entegrasyonun piyasalar arası getiri ve oynaklık yayılımları üzerinde önemli etkisi vardır. Bu nedenle hisse senedi piyasaları arasındaki entegrasyon ve uzun dönem ilişkisinin bilinmesi küresel yatırımlar, uluslararası portföy yönetimi ve risk değerlendirmesi için önemlidir. Dolayısıyla hisse senedi piyasaları arasındaki entegrasyon derecesi ve uzun dönem ilişkileri hakkında bilgi sahibi olmak yatırımcılara piyasada oluşacak risklerden korunmada yardımcı olmaktadır. Çalışmada 2006-2021 dönemini kapsayan Borsa İstanbul ile çalışma kapsamında incelenen Asya, Avrupa, iki önemli ABD borsaları, belirsizlik endeksleri ve VİX endeksi arasındaki eşbütünleşme derecesi, getiri ve oynaklık yayılımı incelenmiştir. Borsa İstanbul ile şeçilmiş Asya, Avrupa ve ABD hisse senedi ve belirsizlik endeksleri arasındaki uzun dönem ilişkisi 2006-2021 dönemine ait 192 aylık kapanış verisi kullanılarak ARDL (Gecikmesi Dağıtılmış Otoregresif Model) modeli ile araştırılmıştır. Borsa İstanbul ile gelişmiş ve gelişmekte olan Asya, Avrupa ve ABD borsaları arasındaki getiri ve oynaklık yayılımı ise 2006 - 2021 dönemini kapsayan borsaların günlük logaritmik getiri verisi kullanılarak GARCH modelleri ile araştırılmıştır. Veriler finance.yahoo, investing.com ve policyuncertainty.com veri tabanlarından temin edilmiştir. Çalışmada ARDL sınır testi sonuçlarına göre Borsa İstanbul ile AEX (Hollanda), DAX (Almanya), DJI (ABD), GSPC (ABD), N225 (Japonya), N100 (Euronext Paris), KS11 (Güney Kore), Niffty50 (Hindistan), SZSE (Çin) ve WİG100 (Polonya) hisse senedi piyasalarının uzun dönemde eşbütünleşik olduğu bulunmuştur. GARCH modelleri tahmin sonuçlarına göre ise analiz kapsamında incelenen çoğu hisse senedi piyasasının Borsa İstanbul üzerindeki etkisinin istatiksel olarak anlamlı ve pozitif bulunmuştur. Ayrıca Borsa İstanbul'un oynaklığının asimetrik yapıda olduğu, oynaklık ve oynaklık kalıcılığının yüksek olduğu bulunmuştur. Bunların dışında kötü haber ve negatif şokların Borsa İstanbul'un oynaklığı üzerinde iyi haber ve pozitif şoklardan daha fazla etkili olduğu tespit edilmiştir

AsyaAsya ülkeleriAvrupa+6
İbrahim Halil Uçar
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'da Endülüs Yahudileri ve İslâm biliminin Avrupa'ya aktarılmasına katkıları (XI.-XV. yüzyıllar)

Avrupa'da Endülüs Yahudileri ve İslâm Biliminin Avrupa'ya Aktarılmasına Katkıları (XI.-XV. Yüzyıllar) Yahudi halkı dünyanın en eski topluluklarından birisi iken Yahudilik de günümüzdeki üç semavi dinden en eski olanıdır. Yahudi toplumu geniş bir coğrafyaya yayılarak farklı halklar ve kültürler içerisinde yaşamışlardır ve kendi içerisinde kapalı bir toplum hâlini almışlardır. Bu farklı kültürler, onlarda çeşitli etkiler yapmıştır. Özellikle birbirleri ile iletişimini sağlayan seyahatleri ve göçleri onların bu etkileşiminde önemli diğer bir faktördür. Yahudilerin yaşadıkları coğrafyalardan birisi olan İber Yarımadası'ndaki Endülüs toplumu ve kültürünün Yahudi halkı üzerinde oluşturduğu etki ve XI.-XV. yüzyıllar arasında gerek seyahat gerekse göç yoluyla bu etkinin Yahudiler tarafından Hıristiyan Avrupa'ya taşınması, orada yaşayan Hıristiyanlar ve Yahudi halkı üzerindeki etki, tezimizin konusunu oluşturmaktadır. Endülüs Yahudileri hakkında çeşitli araştırmalar bulunmaktadır. Ülkemizde Endülüs Yahudilerinin Avrupa'daki faaliyetleri ve özellikle de Endülüs medeniyetinin Avrupa'daki Yahudi halkına taşınması konusunda müstakil bir tez çalışmasına rastlanılmamıştır. Bu sebeple araştırmamızın konusu olarak seçilmiştir. Endülüs Yahudileri Endülüs'ten ayrılarak İtalya ve Güney Fransa gibi ülkelere seyahat amacıyla gitmiş veya göç ederek bu ülkelere yerleşmişlerdir. Böylece Endülüs'te edindikleri birikimleri bu topraklarda yaşayan insanlara özellikle de buralardaki Yahudi halka aktarmak için büyük çaba sarf etmişlerdir. Bu çabalar bilhassa tercüme faaliyetleri olarak karımıza çıkmaktadır. Kendi telif kitaplarını da yazan bu tercümanlar, Müslüman ilim insanlarının ve Endülüs'te yetişmiş Yahudi bilginlerinin, fikirlerinin yaşadıkları coğrafyalara ulaştırılmasında önemli rol oynamışlardır. Anahtar Kelimeler: Endülüs, Güney Fransa, İbn Tibbon, Josef Kimhi, İbn Ezra.

AvrupaEndülüsFransa+4
Duygu Kaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
10
DoctorateOpen AccessTR

Avignon Papalığı: 1305-1378

V. Clemens'in bir alternatif olarak küçük Avignon'u seçmesi, XI. Gregorius'a kadar, toplam yedi papanın Roma Kilisesi'ni buradan idare etmesinin yolunu açmıştır. Bu süreçte hüküm süren papalar Roma'ya uğramadan, Roma Kilisesi ve Batı Hıristiyanlık dünyasını Avignon'dan yönetmişlerdir. Hepsi hukuk eğitimi almış olan papalar, Roma Kilisesi'nin politikasını 14. yüzyılın gerçeklerine göre şekillendirmek için uğraş vermişlerdir. Ancak dönem kendi içerisinde pek çok sorunu bünyesinde barındırmaktadır. Bavyeralı Ludwig ile olan mücadeleler, İtalya meseleleri, Yüzyıl Savaşları, veba salgınları, Kilise'nin doktrinel meseleler haricinde ilgilenmek zorunda olduğu ciddi sorunlardan sadece bir kaçıdır. Papalığın İtalyan arenasından uzaklaşması, onun Avignon merkezli yeni dinamikler üzerine Kilise politikası inşa etmesini beraberinde getirmiştir. Birkaç örnek hariç Avignon papaları, Papalığın kalıcı olarak Roma'ya dönmesinin askeri operasyonlar ile mümkün olduğu sonucuna ulaştıklarından bölgeyi şekillendirmede bu politikayı takip etmişlerdir. Diğer Avrupa ulusları ile ilişkiler de birkaç gerilim anı haricinde dostane bir şekilde seyretmiştir. Roma'dan uzakta olmak beraberinde merkezileşme kaygılarını da getirmiştir. Merkezileşme ile özellikle XXII. Ioannes'in titiz gayretleri sonucunda var olan ofislere işlevsellik getirilmiştir. Papalık, Kilise ofisleri ve idari kadronun şekillenmesi adına Avignon papalarına çok şey borçludur. Ancak merkezileşme çabalarının en önemli ayağının etkin vergi ve fon toplama gerçeği olduğu önemli bir husustur. Bu durumda bir kurum olarak Papalık sarayının laiklerin saraylarıyla aynı görünüme kavuşması, halkın Kilise politikalarından soğumasına sebep olmuştur. Anahtar Kelimeler: Papalık, Avignon Papalığı, V. Clemens, Roma, Fransa.

AvrupaDinler tarihiFransa+3
Asiye Abdurrahmanoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa'da 18. ve 19. yüzyılda Türk imgesinin kullanıldığı dört operanın değerlendirilmesi

Birey veya toplumun kendisini nasıl algıladığı sorusunun yanıtlan onun kimliği ya da kimliklerini oluşturur. Başkalarının onun hakkındaki izlenimleri, yargıları imge veya imgeler olarak tanımlanır. Her toplum kendisini dünyanın hatta evrenin merkezine koyar. Bu anlamda imgeler, tarihi köklere dayanmakla birlikte ancak göreceli gerçekleri ifade ederler (Güvenç, 2000). Avrupa operalarında Türkleri konu alan Christoph Willibald Ritter von Gluck'un-Der Betrogene Kadı (Aldatılan Kadı), Wolfgang Amadeus Mozart'ın-Die Entführung Aus Dem Serail (Saraydan Kız Kaçırma), Gioacchino Rossini'nin-Il Turco in Italia (İtalya'da Bir Türk), Giuseppe Verdi' nin-Attila (Attila) adh eserlerinde Türk imgesi 18. yüzyıl ve 19. yüzyıllarda Avrupa'nın Türklere bakış açısı yönünden ele alınmıştır. Türklerle Avrupa'nın askeri ve siyasal açıdan ilk ilişkileri Karadeniz'in kuzeyinden Asya'dan Avrupa'ya ilerleyen Müslüman olmayan Avrupa Hun Türkleriyle başlamıştır. Avrupa-Türk ilişkileri Karadeniz'in güneyinden gelen Büyük Selçuklu, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı İmparatorluğu'nda örgütlenen Müslüman Türkler yoluyla sürmüştür. Avrupalının bakış açısına göre Müslüman Türkler Osmanlı İmparatorluğu'nun 1683 yılındaki II. Viyana kuşatmasına kadar Avrupa devletlerine baskı yapmışlar, sınırlarım Avrupa'nın önemli bir bölümünü içine alarak genişletmiş, Avrupa devletlerinin topraklarının önemli bir kısmını ellerinden almışlardır. Bu nedenle bu dönemde Avrupalının zihninde Türkler hakkındaki düşünceler yağmacılık, kıyıcılık şeklinde ve olumsuzdur. Müslüman Türklerle Avrupa ilişkileri Müslüman-Hıristiyan ilişkisi şeklinde anlaşılmıştır. Bu süreç içinde Araplar ve İranlılar da Türk kabul edilmiştir. II. Viyana kuşatmasından sonra Türklerin yenilebilirliği anlaşılmış ve Türklere duyulan korku azalmıştır. Türk tipinin 15. yüzyıldan itibaren Avrupa sahne sanatlarında yer alması İstanbul'un Osmanlılar tarafından 1453 'de fethinden sonra siyasal ve askeri ilişkilerin yanı sıra kültürel ilişkilerle de bağlantılı olarak 1454'deki Rönesans şenliklerinde başladığı anlaşılmaktadır. Şenliklerde soylular Türk biçiminde, Alla turca giyinmektedirler. Bu bir çeşit çağın modası gibidir. vı16. yüzyılda Batı Turquerie ile Osmanlı'nın dolayısıyla Türklerin kültürel açıdan önemli bir etki alanına girmiştir. Bu yüzyılda şenlikler Türklerle İtalyanlar arasında kara ve deniz savaşları konulu gösteriler haline dönüşmüştür. Bu dramatik gösteriler Türklerin yenik düşmesiyle sonuçlanmaktadır. Türklerin Avrupa içlerine ilerleyişleri nedeniyle Türk karşıtı propaganda 16. yüzyıl boyunca yaygınlaşmıştır. Türklerin opera sahnesinde görülmeleri 17. yüzyılın ilk yarısında başlamıştır (And, 1999). 18. ve 19. yüzyıl Avrupa ile Osmanlıların askeri, siyasal ve kültürel açıdan birbirlerini karşılıklı olarak tanıma çabalarının yoğunlaştığı bir dönemdir. Bu çaba kültür ve sanat alanında karşılıklı etki alanlarının doğmasına neden olmuştur. 18. ve 19. yüzyıl operalarında temsil edilen Türk tipinde ise genellikle Türk soyluların asaletine saygı duyulur ancak Türk kültüründeki kadına bakış açısı, Türklerde ahlaki yargılar, kıyıcılık, kaçırma gibi yerleşik konular alay konusu edilmiştir. Araştırmamızda incelenen ve günümüzde sahneye konarak güncelliğini sürdüren Alman/ Avusturya C. W. R von Gluck ve W. A. Mozart, İtalyan G. Rossini ve G. Verdi operalarında Türklere ilişkin bu genel değerlendirmelerin dışına çıkılmamıştır. Anahtar sözcükler: İmge, Türk imgesi, Rönesans, opera, libretto. VII

18. yüzyıl19. yüzyılAvrupa+6
Elif Sanem Güleç
Yıldız Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm'ın bilimsel ilerleme ile ilişkisi üzerine tartışmalar

İslâm Medeniyeti için her dönemde bilimin yeri oldukça önemlidir. Batı, Ortaçağ boyunca İslâm'ın elinde tuttuğu bilim meşalesini, yaşanılan olaylar neticesinde kendi eline almayı başarmış olsa da İslâm'da bilim çalışmaları devam etmiştir. Tezimizin amacı modern Batı felsefesi ve biliminin Osmanlı'ya girişi sürecinde İslâm'ın bilimin ilerlemesine engelleyici mi yoksa özgürlükçü mü yaklaştığını göstermeye çalışmaktır. Tezimizin ilk bölümünde, çeşitli medeniyetlerden İslâm dünyasına aktarılan bilimsel mirastan başlayıp, Abbasiler'den, Moğol İstilası'ndan ve Moğol İstilası sonrasında Osmanlı Devleti'nin, İslâm biliminin ilerleme sürecine katkısı ele alınacaktır. İkinci bölüm, Avrupa'daki bilimsel süreç ile başlayıp, pozitivizm ve değişen bilim anlayışı ile son bulacaktır. Üçüncü bölümde, Tanzimat'tan Cumhuriyet'e kadar olan zaman diliminde, pozitivizm düşüncesinin Osmanlı'ya girişi ve determinizm-nedensellik izahlarından bahsedilecektir. Renan ile başlayan bilimsel ilerlemeye İslâm'ın karşı olduğuna dair ortaya atılan tartışmalar Osmanlı aydınları tarafından çürütülmeye çalışılacaktır. Sonuç bölümünde; tezimizin amacı doğrultusunda ulaştığımız sonuçlara yer verilecektir.

AvrupaBilimBilimsel ilerleme+2
Büşra İpek Tepebaşı
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

17. yüzyılda Avrupa ve Osmanlı'da felsefe ve bilim açısından insan ve evren tasavvurları

17. yüzyıl Avrupa'sında düşünürler felsefe ve bilim alanında insan temelli bir sisteme yönelip, bu yaklaşımlar doğrultusunda modern felsefe ve bilimin temellerini atmışlardır. Felsefe ve bilimde atılan bu adımlarla evren ve kozmolojideki genel görüşler değişip yerine yeni bir sistem inşa edilmiştir. Osmanlı'da ise 17. yüzyıla kadar olan dönemde felsefe ve bilim alanlarında öncü bir role sahipken, 17. yüzyıla gelindiğinde Osmanlı'nın yaşadığı siyasi ve toplumsal sorunlardan dolayı duraklama dönemine girmiştir. Dönemin durumu göz önüne alındığında felsefe ve bilim alanında çalışmalar bulunsa da geçmiş dönemlere göre azalma söz konusudur. Ayrıca medreselerde din ile felsefe- bilim çatışmasının meydana gelmesi gelişme açısından diğer bir olumsuz koşulu oluşturmaktadır. Tezimizin konusu bu dönemde felsefe ve bilim alanında Batı ve Osmanlı düşünürlerinin insan ve evren konularını düşünce ve eserlerinde nasıl konumlandığının tespitine dair fikir vermektir. Tezimizin ilk bölümünde 17. yüzyıl Batı filozofları ve bilim adamları Francis Bacon, Thomas Hobbes, René Descartes, Gottfriend Leibniz, ve Benedict Spinoza isimlerini insan ve evren tasavvurları başlığı altında incelerken devamında bilim alanını astronomi, matematik, fizik, biyoloji ve tıp başlıkları altında değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise, 17. yüzyıl Osmanlı felsefesinde İbn-i Haldunculuğun konumuna ve medreselerde felsefe ile bilime verilen öneme değinilmiştir. Kınalızâde Ali Efendi, Sadreddinzâde Mehmet Emin Şirvâni, Melayê Cizîrî, Mir Dâmâd ve Molla Sadrâ'nın insan ve evren görüşlerine yer verilmiştir. Bilim kısmında ise, astronomi, matematik, fizik ve tıp alanları insan ve evren tasavvurları bağlamında ele alınarak, Osmanlı ile Batı dünyasını felsefe ve bilim bağlamında bir karşılaştırması sunulmaya çalışılmıştır.

17. yüzyılAvrupaBilim+6
Eda Nur Karademir
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Papa III. Innocentius dönemi Papalık-İngiltere ilişkileri (1198-1216)

Ortaçağ Avrupa tarihinde Din-devlet ilişkileri dikkate değer konulardan biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Roma İmparatorluğu topraklarında ortaya çıktığı dönemde başlangıçta Museviliğin reforme hareketi olarak görülen Hristiyanlık, Roma İmparatorluğu'nun devlet dini ile çelişen görüşleri sebebiyle uzun yıllar baskı ve zulüm politikalarıyla karşı karşıya kalmış olsa da Hz. İsa'nın çarmıha gerilmesinden sonraki dönemde Roma İmparatorluğu topraklarında geniş bir alana yayılmış ve İmparator Büyük Theodosius ile birlikte resmi devlet dini olarak kabul edilmiştir. IV. Yüzyıla kadar İmpatorluk baskısı altındaki bir kurum olan Kilise, Batı Roma İmparatorluğu'nun yıkılışından sonraki dönemde Ortaçağ Avrupasında ortaya çıkan otorite boşluğunu doldurmuş ve siyasi açıdan kurumsallaşmıştır. Katolik inanca göre bizzat Hz. İsa tarafından kurulup, "Tanrı'nın Yeryüzündeki Krallığı" olarak kabul edilen Kilise'nin hiyerarşik yapılanmasının başında ise Papa bulunmaktadır. Siyasi güçlerini ilahi otoriteye dayandıran papaların bu gücü, Kilise'nin toprak sahibi olmasıyla artmış ve imparatorların meşruiyetlerini dine dayandırıp papaların elinden taç giyerek tahta çıkmalarıyla zirveye ulaşmıştır. Kurumsallaşan Papalık kurumunun bundan sonra temel amacı, Hristiyan dinini Barbar kavimler arasında yayarak Avrupa'yı Hristiyanlığın merkezi haline getirmek olmuştur. Papa I. Gregorius ile başlayan bu misyonerlik faaliyetlerinin önemli bir durağı da İngiltere olmuştur. Roma İmparatorluğu'nun uzaktaki bir eyaleti konumunda olan İngiltere'de pagan Kelt toplumu ile sonraki süreçte Anglosaksonlar arasında Hristiyan dininin yayılmasında Papa I. Gregorius (590-604) tarafından gönderilen misyonerlerin etkisi oldukça büyüktür. Bu noktada Aziz Augustine'in misyon faaliyetleri Canterbury Kilise'nin kurulmasıyla sonuçlanmış ve Papalığn etkisi altındaki Kilise, İngiltere topraklarında kurumsallaşmaya başlamıştır. Aziz Augustine tarafından Canterbury'de kurulan Kilise, bu dönemde ve ilerleyen süreçte adeta Papalık kurumunun İngiltere'deki bir kolu olarak görev yapmıştır. Tezimizin konusu olan Papa III. Innocentius döneminde ise Roma Kilisesi'nin Canterbury Kilisesi ile olan ilişkileri oldukça canlıdır. Canterbury başpiskoposu Hubert Walter'ın ölümü ile Papalık kurumu ve İngiltere Krallığı arasında başlayan atama tartışmaları Papa III. Innocentius ve Kral John'u karşı karşıya getirmiştir. Bu noktada Papalığın Canterbury Kilisesini özerk bir yapı olarak görmesi ve atama sürecine müdahalede bulunması İngiltere Krallığı'nı önce enterdi sürecine sokmuş ve daha sonraki süreçte Kral John'un aforoz edilmesiyle sonuçlanmıştır. İngiltere ve Papalık arasında yaşanan bu hâkimiyet mücadelesi dönemin siyasi koşullarının etkisiyle İngiltere topraklarını Papalığın fiefi haline getirirken, Avrupa topraklarında hâkimiyet sağlamak için dini otoritesini kullanan Papalık kurumunu ise dönemin siyasi yapısında adeta bir derebeyi haline getirmiştir.

AvrupaHristiyanlıkOrta Çağ+2
Yasemin Güner
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'deki ve bazı Avrupa ülkelerindeki iş sağlığı ve güvenliği kanunlarının iş kazalarına etkilerinin araştırılması

İş sağlığı ve güvenliği, modern çalışma hayatının vazgeçilmez koruyucusudur. Ülkemizde 30.06.2012 tarihinde yürülüğe giren İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, iş kazaları ve iş kazası ölümlerini önlemedeki en büyük görevi üstlenmektedir. Bu çalışmada Türkiye'de İSG Kanununun iş kazalarına etkisi araştırılmış olup, Avrupa ülkeleriyle karşılaştırması yapılmıştır. Türkiye için 2013, Avrupa ülkeleri için 2008 yılları referans alınmış olup, iki döneme ait iş kazaları ve iş kazası ölümleri Çizelge ve grafikler yardımıyla incelenmiş ve yorumlanmıştır. Ayrıca, SPSS paket programıyla mevcut verilerin istatistiksel olarak analizi yapılmıştır. Türkiye'de 1998-2016 yılları arasındaki iş kazaları ve iş kazası sıklıklarının 16 Avrupa ülkesi ortalamasından istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha az; iş kazası ölümleri ve iş kazası ölüm sıklıklarının ise istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde daha fazla olduğu tespit edilmiştir. Avrupa ülkelerinde 2008'den sonraki dönemde iş kazaları ve iş kazası ölümleri ortalamasında istatistiksel anlamlı olarak azalma kaydedilirken aynı dönem için Türkiye'de herhangi bir farklılık gözlenmemiştir. Çalışmanın, ülkemizdeki iş sağlığı ve güvenliğinin daha iyi seviyeye ulaşmasına katkı sunacağı düşünülmektedir.

AvrupaKanunlarKarşılaştırma+6
Ahmet Cem Özkan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Entegrasyon bağlamında kimlik mücadelesi: Avrupa'da Müslüman olmak (Hollanda örneği)

Çalışma, tanınma teorileri kuramsal zemininde, Avrupa'daki Müslüman göçmenlerin dini kimlik talepleri ile entegrasyonu arasındaki ilişkiyi konu edinmektedir. Müslüman göçmenlerin dini kimlik taleplerinin Avrupa toplumsal ve kamusal alanında gördüğü "kabul" ve "itibar" verileri hareket noktası alınarak, Müslüman göçmenlerin dini kimlik taleplerinin toplumsal entegrasyona etkisi çalışmanın odağını oluşturmaktadır. Avrupa toplumsal ve kamusal alanında artan Müslüman dini kimlik nitelikleri, toplumsal ilişkilerde belirleyici faktörler olarak tartışmaların odağını oluşturmaktadır. Bu bağlamda Müslüman göçmenlerin Avrupa toplumsal yaşamında kimliksel varlık "mücadelesi", entegrasyon çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çalışmada nicel araştırma modeli kullanılmış, bunun yanında nitel araştırma tekniklerinden grup görüşmesi ve katılımcı gözlemden de faydalanılmıştır. Hollandalı bireyler ve Müslüman göçmenlere olmak üzere iki ayrı anket uygulanmış, derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bulgulardan Hollanda toplumunda Müslüman dini kimlik taleplerinin entegrasyon bağlamında "sayılmadığı" ve "itibar" görmediği sonucuna varılmıştır. Diğer taraftan Müslüman göçmenlerin dini kimlik aidiyetlerinin yüksek olmasına karşın entegrasyon tutamlarının da yüksek olduğu görülmüştür. Tutumlar arası bu anlamlı ilişki, Müslüman göçmenlerin Avrupa toplumunda dini kimlikleri ile var olma istekleri olarak değerlendirilmiştir. Tanınma teorileri kavramsal çerçevesinde "kabul görmeyen", "sayılmayan" talepler, kimlik "mücadele"si olarak kendini göstermektedir. Müslüman göçmen grupların Avrupa toplumsal yapısına dini kimlik taleplerinden vazgeçmeden uyum sağlamak istedikleri sonucuna varılmıştır.

AvrupaAvrupa ülkeleriBütünleşme+6
Hasan Gökmen
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

1884-1885 Berlin Konferansı ve Afrika'nın Avrupalı devletler tarafından paylaşımı

XIX. yüzyılın ikinci yarısına gelindiğinde, sömürgeci devletlerin hedefinde artık Afrika vardı. Özellikle Belçika Kralı II. Leopold'un sömürge elde edebilmek için şahsi girişimlerde bulunup, Afrika'da keşifler yaptırmasıyla beraber, Afrika bu dönemde daha da önem kazanmıştı. Afrika'yı özellikle Kongo'yu paylaşamayan sömürgeci güçler ile dönemin önde gelen devletleri bu anlaşmazlığa bir son vermek amacıyla konferans toplamaya karar verdiler. 15 Kasım 1884'ten 26 Şubat 1885'e kadar süren Berlin Konferansı (ya da diğer isimleriyle Kongo Konferansı, Batı Afrika Konferansı), bu kararın bir neticesiydi. Alman Şansölyesi Otto von Bismarck'ın başkanlığını yaptığı konferansa, dönemin Afrika kıtasında toprağı veya kıtanın paylaşılmasında siyasi ve ekonomik çıkarları olan 14 ülke katıldı. Katılımcı ülkeler; İngiltere, Fransa, Almanya, İtalya, Belçika, Portekiz, İspanya, Amerika, Danimarka, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, İsveç ve Norveç, Hollanda, Rusya ve Osmanlı İmparatorluğu'ndan oluşmaktaydı. Konferansta özelde Kongo Havzası'ndaki ticaretin belirlenmesi, genelde Afrika'nın paylaşım esasları görüşülmüştür. Ayrıca yeni sömürgeciliğin yasal başlangıcı olarak kabul edilen Berlin Konferansı, yeni emperyalizmin temel prensiplerinin de belirlendiği ilk konferans olması sebebiyle dünya tarihinde önemli bir yere sahiptir. Bu çalışmada, konferansın toplanmasından önce Avrupalı sömürgeci güçlerin Afrika'ya yönelik politikaları, genel durumları ve Afrika'yı paylaşma girişimleri ele alınmıştır. Ayrıca, Kuzey ve Doğu Afrika'da toprağı olan ve buradaki Müslümanlarla ilişkileri bulunan Osmanlı İmparatorluğu'nun konferansa bakış açısını sunulmuş ve değerlendirilmiştir. Son olarak, konferansta görüşülen konular, bunların önemi ve sonuçları, özellikle Kongo'nun durumuna yer verilmiştir.

19. yüzyılAfrika ülkeleriAvrupa+5
Gürkan Kocamaz
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Yahudi lobileri örneğinde lobilerin siyaset ve ticaretteki yeri

Lobiler, ülkelerin yasama ve yürütme gibi siyasî karar alma mekanizmalarını etkileyen önemli aktörlerdendir. Yahudi lobiciliği yapmakta olan lobiler bazı ülkelerin iç ve dış siyasî ve ticarî politikalarını çeşitli şekillerde etkilemektedir. Yahudi lobilerinin hangileri olduğu, nasıl çalıştıkları, ekonomik ve siyasî politikaları nasıl etkilediklerinin ele alınarak önemlerinin kavranması ve konunun analizi, siyaset ve ekonomi mekanizmaları işleyişini anlama ve kavramada oldukça önemlidir. Yahudi lobileri bulundukları ülkelerin içinde etkin faaliyetlerde bulunarak siyasî karar alıcıları ve organlarını doğrudan/yahut dolaylı şekillerde etkilemektedir. Siyasî ve ekonomik etki için çalışan insanların oluşturduğu faaliyetlere lobicilik denmektedir. Lobiler, başta Amerika Birleşik Devletleri olmak üzere, Avrupa ülkeleri gibi birçok demokratik ve dahi anti demokratik sistemlerde faaliyetlerde bulunmaktadır. Bu çalışma, Yahudi lobilerinin Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Türkiye gibi birçok ülke ve bölgedeki karar alma sürecinde etkin olan lobicilik ile ilgili faaliyetlerinin daha iyi anlaşılmasına katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Bu hedefin ortaya konulabilmesi için Türkiye'nin de içinde yer aldığı bölgelerdeki siyaset ve ticarette lobiciliğin temel unsurları, ülkelerin özellikle yasama ve yürütme gibi karar mekanizmalarının lobicilik doğrultusunda etkilenme süreçleri ele alınacaktır.

Amerika Birleşik DevletleriAvrupaLobicilik+5
Hatice Duva
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ortaçağ Avrupa'sında Yahudi göçleri ve Yahudi kültürü

Müntesibi günümüze kadar gelen en eski din olan Musevi inanca sahip Yahudi ırkının varlığına M.Ö. 2000'in ilk yarısında Kenan topraklarında rastlanılmıştır. Bu bölgedeki dini inançlardan son derece farklılık gösteren Yahudi inancı, Hıristiyanlığın Doğu Roma İmparatorluğu'nun resmi dini haline gelmesinden sonra baskı ve sürgünlerle karşı karşıya kalmıştır. Roma İmparatorluğu tarafından II. Mabed'in (70) yıkılması Yahudi tarihinde bir dönüm noktası olmuş ve Yahudiler dünyanın çeşitli yerlerine dağılmışlardır. Avrupa'da Yahudilerin varlığının M.Ö. 900'e kadar götürülebileceği ileri sürülse de ilk kesin ve elle tutulur bilgi 3. yüzyıla ait mezar taşlarında görülmektedir. Hıristiyanlığın Ortaçağ Avrupa'sındaki devletlerde resmi din haline gelmesi ile Yahudilerin sosyo-ekonomik yapılarında çeşitli değişimler olmuştur. Ticaret alanında etkin olan Yahudi toplumu hem Doğu-Batı arasındaki etkileşimi sağlamış hem de ödedikleri vergilerle Ortaçağ Avrupa devletlerinin gelirlerine önemli katkılarda bulunmuştur. Ayrıca Ortaçağ Avrupası'nda tercüme faaliyetlerinin artmasıyla birçok Yahudi de devlet yönetiminde önemli mevkilere gelmiştir. Bu durum, Hıristiyan toplumun Yahudilere karşı nefretini arttırmıştır. Hıristiyan toplum Yahudi azınlığın sosyal statüsünün kendilerinden üstün olmasını hiçbir zaman hazmedememiştir. Birçok meslekten men edilip, yüksek vergiler ödetilen Yahudiler ekonomik çöküntü yaşayınca hiçbir devletin Yahudilere ihtiyacı kalmamıştır. Bu durum sürgünleri de beraberinde getirecektir. Aslında bu sonucun ortaya çıkmasında Kilise'nin etkisi oldukça önemlidir. Zamanla ekonomik açıdan güçlenen Kilise, Yahudileri bu konuda kendisine adeta bir rakip olarak görmüş ve bunu engellemek istemiştir. Bunun için Kilise, krallar üzerindeki meşruiyet yetkisini kullanarak onları Yahudileri sürgüne zorlamaya teşvik etmiş ve sürgünlerin temel nedeni din olarak gösterilmiştir. Gerçekte ise bu sürgünlerin temel neden din değil ekonomidir. Yaşadıkları baskı ve sürgünlere karşı ayakta kalıp varlığını günümüze kadar devam ettiren Yahudi ırkının, bugünlere gelmesinin temel nedeni ise sahip oldukları millet olma bilinci ve gösterdikleri toplumsal dayanışma ile kültürel yapılarını korumalarıdır. Yasemin Güner

AvrupaKültürOrta Çağ+1
Yasemin Güner
Manisa Celal Bayar University
2007
10
Master'sOpen AccessEN

The rise of nationalism and immigration influx in europe

This study weighed renaissance in European nationalism and the challenges of influx in Europe- France. It attempted to find out the attitude of French towards immigrants and the reason why immigrants face intolerance and discrimination from the French. The French government on the other hand engage in political rhetoric to induce nationalism in France. immigration to Europe in general and to France in particular is on the rise and it has been a discursive phenomenon in world politics but France is a different case, owing to the fact that North Africans and French colonized Africans in West Africa especially always resort to France as heaven of opportunities. This happen though both legal and illegal channels, a process that pushed France into taking stringent policies against immigration over time. This research adopted the theories of nationalism as rhetorical pedestal to study nationalism and immigration influx in France, also those policies did not integrate the immigrants nor stabilized the situation in France. The policies failed to that even through it was capable of doing it and also the study also confirmed that France is turning into one of the toughest countries in western Europe concerning its immigration laws and measures. Furthermost, there no change in welfare system to facilitate the organization of immigrants the way that is beneficial to the economy of France., The study conclude that there is paradigm shift in understanding of immigration as a concept, throughout the 20th century it was considered to be a positive factor that proves France's attractiveness, with that changed the perception of nation and citizenship. France should lessen its policies, laws measures on immigration, the influx , of course must be controlled yet it should be put to better economic use as not all immigrants are liabilities - Mamoudou Gassama ,an illegal immigrant who recently saved a four year old is a case in point.

EuropeanFranceEmigrants+5
Othman Abdullahı Lıman
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Afrika'nın sömürgeleştirilmesinde Avrupa güç dengesinin etkisi

Dünya ve insanlık tarihinde çok önemli bir yerde olan Afrika kıtası, sahip olduğu insan ve doğal kaynakları itibarıyla emsalsiz bir konumda bulunmaktadır. Bununla birlikte bu kadar zenginliği bünyesinde barındıran Afrika, yüzyıllardır istikrarsızlıklar içinde kalmıştır. Kıta erken dönem sömürgecilik hareketleriyle birlikte insan kaynağı açısından önemli kayıplar vermiştir. Uzun yıllar boyunca Avrupalı güçler tarafından sömürüye maruz kalan Afrika kıtasının kaderi 1884'te yapılan Berlin Konferansı ile birlikte olumsuz anlamda değişmiştir. Sanayi Devrimi ile birlikte Avrupa kıtasındaki ekonomik ve politik büyüme, dünya merkezini Avrupa'ya taşımıştır. Avrupa'daki bu ekonomik büyüme, devletleri hammadde arayışına sokmuştur. Britanya ve Fransa'nın Afrika'da kurduğu sömürge düzeni, Almanya'nın 1881'de milli birliğini sağlayarak birleşmesi ile birlikte farklı düzeye taşınmıştır. Bu bağlamda Şansölye Otto Von Bismarck, Almanya'yı denge politikası ekseninde yönetmiştir. Bu dönemde Avrupalı devletlerce desteklenen kaşifler de Afrika'nın içerlerine ilerlemişlerdir. Bu ilerleyişi yakından takip eden devlet adamlarından olan Belçika Kralı II. Leopold, ülkesinin çıkarı adına Kongo Nehri havzasında güç elde etmeye çalışmıştır. Büyüyen ve hammadde ihtiyacı olan Almanya da çıkarları çerçevesinde Afrika'da yeni bir düzen talep etmiştir. 19. yüz yılda Avrupa merkezli devam eden çıkar çatışmaları neticesinde, Afrika'nın bölüşümü adına 1884 yılında Berlin Konferansı yapılmıştır. Konferans sürecinde gerek daha önce kıtada olan gerekse de daha sonra kıtaya gelen güçler arasındaki mücadelede güç dengesinin gözetilmesi dikkat çekici görülmüştür. Afrika'da sadece belli bir dönemi değil, kıtanın geleceğini de etkilediği düşünülen Berlin Konferansı sürecinde devletlerin hareket tarzlarının anlaşılması ve kıtada halihazırda da devam eden güç mücadelesini açıklayabilmek adına Kenneth Waltz'ın öncülüğünü yaptığı Yapısal Realizmden faydalanılmıştır. Bu kapsamda güvenlik ve güç ikileminde savunmacı Yapısal Realizm ekseninde Afrika'da Berlin Konferansı süreci analiz edilmiştir.

AfrikaAvrupaBerlin Konferansı+3
Semih Satıroğlu
Ankara Social Science University · Bölge Çalışmaları Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kültürel görecelilik bağlamında Avrupa'da ve Amerika'da insan haklarının mukayesesi

İnsan hakları literatüründe en yoğun tartışma, insan haklarının evrensel olduğu iddiasıyla ilgilidir. Evrensellik-kültürel görecelilik tartışması genellikle Batı ile diğer toplumların kültür ve değerlerinin mukayesesi bağlamında yürütülmektedir. İnsan haklarının evrenselliğinin test edilmesi için Batı ile diğer toplumların kıyasına geçmeden önce Batı (Avrupa) ile Batı (Amerika) mukayesesinin yapılması ve evrenselliğin ilk olarak bu aşamada test edilmesi kültürel görecelilik tartışmalarına özgün bir katkı sunacak niteliktedir. Bunu sağlamak adına tezde hem tarihi gelişim süreçleri hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Amerika Birleşik Devletleri Yüksek Mahkemesi kararları açısından iki insan hakları sistemi mukayese edilmiş ve sistemler arasında önemli farklılıklar tespit edilmiştir. Söz konusu farklılıklar Batılı insan hakları düşüncesinin evrenselliği iddiasının sorgulanması açısından önem arz etmektedir. Zira Batı uygarlığının farklı kesitlerinde bile insan hakları farklı algılanmakta, farklı şekillerde kurumsallaştırılıp uygulanmaktadır. Kendi içerisinde dahi ahenkten yoksun olan Batılı insan hakları anlayışının diğer kültür ve medeniyetleri kapsayan bir evrenselliğe ulaştığının savunulması oldukça zordur.

Amerika Birleşik DevletleriAvrupaAvrupa İnsan Hakları Mahkemesi
Furkan Aydın
Ankara Social Science University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göç hareketlerinin analizi

En basit haliyle "insanların bir coğrafya üzerinde yer değiştirmesi" olarak ifade edilen göç; insanlığın en yaygın eylemlerinden birisi olagelmiştir. Tarih boyunca insanlar yaşamlarını sürdürebilmek için topraklarını; savaş, kıtlık, doğal afet ya da siyasal nedenlerle, kendi rızaları veya başkalarının baskı ve tehditleri sonucu, geçici veya sürekli olarak terk etmek zorunda kalmışlardır. Göç olgusu; II. Dünya Savaşı sonrası, küreselleşmenin ve teknolojinin ulus devlet sınırlarını daha esnek bir hale getirmesi akabinde göçün uluslararası boyuta taşınması ile tek bir toplumun değil aynı zamanda uluslararası toplumun sorunu haline gelmiştir. Soğuk savaş sonrası yaşanan siyasi ve ekonomik olaylar ise göç kavramının yeni bir dönüşüm yaşamasına ve düzensiz göç hareketlerinin hızlı bir şekilde artmasına sebep olmuş; Avrupa'ya yoğun bir oranda düzensiz göçmen ve mülteci akışı yaşanmıştır. Bugün Avrupa'ya yönelik düzensiz göçlerde Kuzey Afrika en önemli bölgelerin başında gelmektedir. Esasen 1990'lardan itibaren Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göçlerde sürekli bir artış yaşandığı görülmektedir. Fakat 2011'de Kuzey Afrika'da başlayan Arap Baharı bölgenin siyasi ve ekonomik konjonktürünün yeniden şekillenmesine ortam hazırlamıştır. 2015'te Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göçlerde zirve yaşanması Avrupa ülkelerinin ilgisinin Kuzey Afrika'ya çevrilmesine neden olmuştur. Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göçler incelenirken görülmektedir ki Kuzey Afrika hem kaynak hem de transit göç bölgesi olarak Avrupa'ya yönelik düzensiz göçün artışında en önemli güzergâhları oluşturmaktadır. Çünkü hem kendi kıtasından gelen düzensiz göçmenler için transit bölge oluştururken hem de Güney Asya'dan ve Ortadoğu'dan aldığı göçlerle bir geçiş bölgesi haline gelmiştir. Afrika'da yaşanan ve yaşanmakta olan yoksulluk, sömürge geçmişi ve kolonyalist güçlerin varlığı, iç savaşlar, Arap Baharı, terörizm, zayıf ekonomi, başarısız devletlerin varlığı, sosyal ve çevresel faktörler Kuzey Afrika'dan Avrupa'ya yönelik düzensiz göç dalgasına neden olan en önemli unsurlar olarak ifade edilmektedir.

AfrikaAvrupaDüzensiz göç+4
Dilek Özmen
Ankara Hacı Bayram Veli University · Institute of Graduate Studies
2022
00

Related subjects