Foot

139 theses under this subject heading

Master'sOpen AccessTR

Diz ve ayak bölgesindeki aksesuar ve sesamoid kemiklerin radyolojik olarak incelenmesi

Aksesuar ve sesamoid kemikler kırıkları taklit ederlerek yanlış tanılara neden olabilirler, semptomlara yol açarak, altta yatan patolojiye katkıda bulunabilir veya şiddetlendirebilirler. Literatürde diz eklemi çevresindeki ve ayak-ayak bileği çevresindeki aksesuar ve sesamoid oluşumlara yönelik varyasyonların prevalansını bildiren sınırlı sayıda çalışma vardı. Bu nedenle çalışmamızda diz ve ayak-ayak bileği bölgesinde bulunan sesamoid ve aksesuar kemiklerin varlığının; yaş, cinsiyet ve bulundukları anatomik lokalizasyonlara göre görülme sıklığını radyografiler ile retrospektif olarak incelenmesini ve karşılaştırılmasını amaçladık. Çalışmaya bilateral anteroposterior ve lateral diz radyografisi çekilen yaşları 18 yaş ve üzeri olan 1150 kişi (330 erkek ve 820 kadın)'ye ait toplam 2300 diz ile unilateral veya bilateral anteroposterior, lateral ve oblik ayak ve ayak bileği radyografisi çekilen 18 yaş üzeri 339 kişi (176 erkek, 163 kadın)'ye ait 345 ayak grafisi dahil edilmiştir. Radyografiler retrospektif olarak değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler için p<0,05 anlamlı farklılık kabul edilmiştir. Aksesuar ve sesamoid kemiklerin varlığı cinsiyet, yaş ve bulunduğu anatomik lokalizasyona göre karşılaştırılmıştır. Diz bölgesinde fabella ve bipartit patella prevalansı araştırılmıştır. Fabella'nın (tek taraflı veya iki taraflı) genel prevalansı %29,91 idi. Fabella unilateral %6, bilateral %23,91 oranında idi. Yaş grupları arasında cinsiyete göre anlamlılık yoktu. Çalışmamızda Fabella'nın tek taraflı, çift taraflı ve toplam görülme sıklığı kadın ve erkek arasındaki farklılıklar istatistiksel olarak anlamlı değildi. Yaş grupları içinde cinsiyete göre anlamlılık yoktu. Yaş grupları arasında fabella prevalansı benzerdi (istatistiksel olarak anlamlı fark yoktu, p= 0,0704). Bipartit patella prevalansı genel olarak %0,17 idi. Erkeklerde bipartit patella görülme oranı %0,60 idi. Bipartit patella yalnızca 2 erkekte vardı. Kadınlarda bipartit patella'ya rastlanmadı. Cinsiyetler arasında bipartit patella görülme oranında anlamlı bir fark yoktu (2 erkek/0 kadın; p=0,0829). Ayak aksesuar kemik prevalansı %42,9 idi. Aksesuar kemik görülen olgularda aksesuar naviküler kemik %49,13; os trigonum %16,76; os supratalar %8,67; os intermetatarseum %8,09; os calcaneus secundarius %8,09; os supranaviculare %3,47; os subfibulare %2,89; os vesalianum %1,73; os subtibiale %1,16 oranlarında görülmüştür. Ayak grafilerinin %23,47'sinde sadece sesamoid kemik; %19,42 oranında sadece aksesuar kemik vardı. %23,76'sında aksesuar ve sesamoid kemik birlikte görülmekteydi. Os peroneum %25,80; halluks interfalangeal sesamoid %19.42; 2. metatarsofalangeal (MTP)'de sesamoid kemik %3,19; 4. MTP'de sesamoid kemik %1,45 ve 5. MTP'de sesamoid kemik %13,91 oranında görüldü. Aksesuar kemik görülen ayaklardan sadece aksesuar naviküler kemik'de kadın ve erkek arasında anlamlı fark vardı (p=0,0001). Yaş grupları içinde cinsiyete göre aksesuar kemik görülme oranı sadece 26-35 yaş aralığında istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,0001). Os peroneum (p=0,0361) ve halluks interfalangeal (p=0,0420)'de sesamoid kemik prevalansı ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki bulundu. Tüm MTP eklem sesamoidleri, peroneum ve halluks interfalangeal sesamoid kemiklerinin görülme sıklıkları arasındaki ilişkiyi incelediğimizde; os peroneum ile tüm MTP eklemlerindeki sesamoidler arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0001). 1. MTP sesamoid ile halluks interfalangeal sesamoid ve diğer MTP eklem sesamoidleriyle arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı (p=0,0001). Halluks interfalangeal sesamoid ile 2. MTP, 3. MTP ve 4. MTP sesamoid arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0001). 2. MTP ile 3. MTP (p=0,0009) ve 5. MTP (p=0,0001) sesamoid kemik arasında istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. 3. MTP ile 5. MTP sesamoid kemik arasında (p=0,0001) istatistiksel olarak anlamlı fark vardı ve 4. MTP ile 5. MTP sesamoid kemik arasında (p=0,0001) istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. 26-35 yaş aralığında (p=0,0334) ve halluks interfalangeal sesamoid görülen olgularda cinsiyete göre sesamoid görülme sıklığı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. 36-45 yaş aralığında halluks interfalangeal sesamoid (p=0,0070) ve 5. MTP (P=0,0298) görülen olgularda cinsiyete göre sesamoid görülme sıklığı arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlıydı. Diğer yaş gruplarında cinsiyet açısından istatistiksel olarak fark yoktu. Sadece 1. MTP'de sesamoid görülen olgularda cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı (p=0,0463). Birden fazla sesamoid görülen lokalizasyonlarda 1. MTP - halluks interfalangeal olan olgularda (p=0,0466), 1. MTP-Os peroneum olan olgularda (p=0,0246) cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı fark vardı. Çalışmamızda diz bölgesinde fabella ve bipartit patella'ya ait yaygınlık, simetri, yaş ve cinsiyet farklılıklarını ve ayak-ayak bileği bölgesine ait yaygınlık yaş ve cinsiyet farklılıklarını inceledik. Çalışmamız fabella ve bipartit patella açısından mevcut literatürde Türk populasyonu üzerinde geniş bir örnekleme sahiptir. Çalışmamızda diz ve ayak-ayak bileği bölgesinde tespit ettiğimiz aksesuar ve sesamoid kemiklerin prevalansı Türk populasyonunda daha once yapılan çalışmalarla benzerdir. Diz ya da ayak şikayetiyle sağlık kurumlarına başvuran hastalarda aksesuar ve sesamoid kemiklerin var olmasından kaynaklanabilecek yanlış tanıların azaltılması için diz ve ayaktaki aksesuar ve sesamoid kemiklerin bulundukları yer ve klinik önemlerinin iyi bilinmesi klinik açıdan önem taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Aksesuar kemik, sesamoid kemik, radyografi, diz, ayak.

AyakDizKemik deformasyonu+3
Ebru Öner
Tekirdağ Namık Kemal University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Plantar deri rezistansının futbolcularda dayanıklılık üzerine etkisinin araştırılması

Bu çalışma futbolcularda plantar deri rezistansının dayanıklılık üzerine etkisini araştırılması amacı ile planlandı. Çalışmaya 18-30 yaş arasındaki 25 profesyonel futbolcu katıldı. Dominant ve dominant olmayan ayakta plantar deri rezistansı dijital multimetre (Marxlow markasının DT-830D modeli, Üretim Yeri: Çin Halk Cumhuriyeti) cihazı ile kişilerin plantar deri rezistansları ölçüldü. Yo-Yo Testi futbolcuların dayanıklılığını değerlendirmek için kullanıldı. Verilerin istatiksel analizi IBM SPSS Statistics 25 paket programı ile yapıldı. Futbolcuların dominant taraf plantar deri rezistans değeri ile dominant olmayan taraftan anlamlı düzeyde daha düşüktü (p<0,001). Dominant ayak plantar deri rezistans değeri ile futbolcunun yaşı, VKI ve futbol oynama süresi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı (p>0,05). Futbolcularda dominant ve dominant olmayan taraf plantar deri rezistans değerleri ile Yo-Yo dayanıklılık testi sonuçları arasında anlamlı ters yönlü güçlü bir ilişki bulundu(p<0,001) (r -,77, -,82).Sonuç olarak futbolcularda plantar deri rezistansı değerinin düştükçe Yo-Yo testi sonucunun artış gösterdiği söylenilebilir. Sonuç olarak futbolcularda plantar deri rezistansının futbolcunun dayanıklılığı ve performansı üzerinde belirleyici etkisi olan bir değişken olduğu gözlendi. Futbolcularda plantar deri rezistansı yüksekliği dayanıklılığı olumsuz yönde etkilemekteydi. Sonuç olarak deri rezistansı ölçümleri futbolcu değerlendirilmelerinde kullanılan bir yöntem olarak yer almalıdır.

AyakDeriFiziksel dayanıklılık+5
Nur Güler Yiğit
Sanko University · Institute of Graduate Studies
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli bireylerin ayak sağlığı ve öz bakım aktivitelerinin değerlendirilmesi

Diyabetli bireylerin ayak sorunlarının erken tanılanması ve öz bakım aktivitelerine yönelik yeterlilik düzeylerinin belirlenmesi, koruyucu ayak bakım davranışlarının kazandırılması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışmada, tip 2 diyabetli bireylerin ayak sağlığı sorunları ve ayak bakımları ile ilgili öz bakım aktivitelerinin değerlendirilmesi amaçlandı. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel türde planlandı. Araştırmanın evrenini, Ocak 2021-Mayıs 2021 tarihleri arasında SANKO Üniversitesi Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları polikliniğine başvuran araştırma kriterlerine uyan tip 2 diyabetli bireyler oluşturdu. Örneklem hesabı için güç analizi yapıldı. Buna göre; minimum örneklem sayısı 188 olarak belirlendi. Araştırmaya 202 tip 2 diyabetli birey dahil edildi. Araştırma için etik kurul ve hastane izinleri alındı. Veriler, tanıtıcı özellikler, ayak öz bakım aktiviteleri ve ayak muayene formu ile toplandı. Verilerin analizinde ortalama, frekans ve yüzde değerleri ve grup karşılaştırmaları için Ki-Kare ve Kruskal Wallis testi kullanıldı. Araştırmaya katılan diyabetli bireylerin yaş ortalaması 59±13 yıl, diyabet süresi 10±7 yıldır. Araştırmada yer alan diyabetli bireylerin %55,9'u erkek, %44,1'i kadın olduğu belirlendi. Yaş, sistolik kan basıncı, diyabet süresi, eğitim durumu, ekonomik durum, diyabet dışında kronik hastalık varlığı, diyabete bağlı gelişen komplikasyonlar, günlük ayak bakımı yapma, nemlendirici kullanma, ayaklarını ısı ve renk açısından takip etme ve ayakkabı tercihleri ile ayak sorunu yaşama arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0.05). Diyabetli bireylerin ayak sorunları yaşadıkları ve ayak bakımı ile ilgili yanlış uygulamalarını olduğu belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda diyabetli bireylerin yaşadıkları ayak sorunlarına yönelik bakım ve tedavi alması için yönlendirilmesi ve doğru ayak bakım uygulamaları için eğitim verilmesi önerilebilir.

AyakDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+2
Oktay Azak
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Pes planusu olan bireylerde ayak ve ayak bileği stabilizasyon eğitiminin fonksiyonel durum ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkilerinin incelenmesi

Çalışmada pes planusu olan bireylerde ayak ve ayak bileği stabilizasyon eğitiminin fonksiyonel durum ve sağlıkla ilgili yaşam kalitesi üzerine etkileri araştırıldı. Çalışmaya 22 erkek, 28 kadın olmak üzere toplam 50 pes planusu olan birey dahil edildi. Bireylerin yaş ortalaması 31,4±9,59 idi. Ayak pronasyonu '' naviküler yükseklik (NY) '', ''naviküler düşme testi (NDT) '' ve ''ayak postür indeksi (APİ)'' ile değerlendirildi. Egzersiz programından önce ve sonra her iki ayağa yönelik fizyoterapi ölçümleri (manuel kas testi, kısalık testi, eklem hareket açıklığı ölçümü) ve ağrı değerlendirmesi yapıldı. Yürüme hızı ''10 metre yürüme testi (10 MYT)'', enerji tüketimi ''fizyolojik harcama indeksi (FHI) '', ayak ile ilgili yaşam kalitesi ''Nottingham Sağlık Profili (NSP)'' ve ayak fonksiyonu ''Ayak Fonksiyon İndeksi (AFI) '' ile değerlendirildi. Egzersiz programı öncesi bireylere " ayak kısaltma egzersizi (AKE) " öğretildi. Bireyler, AKE' yi 6 hafta boyunca, haftada 5 kez, günde 2 kez, 10 tekrar yaptı. Haftada 1 kez egzersizler fizyoterapist eşliğinde yapıldı. 3. haftadan itibaren, bireyler AKE' yi yürüyüş sırasında da yaptılar. Egzersiz programı sonrası, bireylerin fonksiyonel durumunun iyileştiği, sağlıkla ilgili yaşam kalitesinin ve yürüme hızının arttığı, NDT ve subtalar açı değerleri ile APİ ve FHİ puanlarının azaldığı (p<0,001); tibialis anterior, tibialis posterior, gastroknemius ve soleus kas kuvvetlerinin arttığı görüldü (p<0,05). Çalışmanın sonucunda AKE'nin temel oluşturduğu ayak-ayak bileği stabilizasyon eğitiminin ayak rehabilitasyonunda önemli olduğu ve pes planusu olan bireylere önerilmesinin uygun olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Pes planus, ayak kısaltma egzersizi, ayak stabilizasyon egzersizleri, ayak fonksiyonu, ayak ile ilgili yaşam kalitesi

AyakAyak bileğiDüztabanlık+3
Ayşe Karagözoğlu Dikici
Hacettepe University
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasiteye etkisi

Bu ön test-son test randomize kontrollü araştırmanın amacı romatoid artritli hastalarda el ve ayaklara uygulanan ılık tuzlu su ve ılık su banyosunun ağrı, yorgunluk, uyku kalitesi ve fonksiyonel kapasite üzerine etkisinin belirlenmesidir. Araştırma Ocak 2022-Ekim 2022 tarihleri arasında Ankara Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesinin Romatoloji Polikliniğinde ılık tuzlu su (n=18), ılık su (n=18) ve kontrol grubu(n=18) olacak şekilde 54 hasta ile yürütüldü. Araştırmada randomizasyon yöntemi kullanıldı. Hastalar ağrı skoruna göre (5-7) ve (8-10) olarak tabakalandırıldı. Ilık tuzlu su ve ılık su grubundaki hastalara uygulamanın nasıl yapılacağı video eğitimi ile anlatıldı. Bu gruptaki hastalar verilen eğitim doğrultusunda altı hafta boyunca haftada üç kere 41°C ılık tuzlu ve ılık su banyosunu uyguladı. Kontrol grubundaki hastalara rutin tedavi ve bakım dışında herhangi bir girişimde bulunulmadı. Araştırmada Visual Analog Skala, Bristol Romatoid Artrit Yorgunluğu Çok Boyutlu Anketi, Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi, Sağlık Değerlendirme Anketi kullanılmıştır. Araştırmanın sonucunda ılık tuzlu su, ılık su ve kontrol grupları arasında ön test ve son test ağrı ve yorgunluk düzeyleri bakımından istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunurken (p<0,05) ağrıda ılık tuzlu suyun ılık suya göre; yorgunlukta ılık suyun ılık tuzlu suya göre daha etkili olduğu sonucuna varıldı. Üç grup arasında fonksiyonel kapasite ve uyku kalitesi arasında anlamlı bir fark yokken (p>0,05) ılık tuzlu ve ılık suyun uyku üzerinde aynı etkiye sahip olduğu; fonksiyonel kapasite üzerinde ise yalnızca ılık tuzlu suyun etkisi olduğu belirlendi. Romatoid artritli hastalarda semptom yönetimi için verilecek eğitim ve uygulamalarda ılık tuzlu su banyosu ve ılık su banyosuna da yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, fonksiyonel kapasite, hemşire, ılık su banyosu, ılık tuzlu su banyosu, romatoid artrit, uyku kalitesi, yorgunluk.

Artrit-romatoidAyakAğrı+7
Okşan Aktaş
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Üç boyutlu yazıcıyla yapılan elektroterapi ajanlı ayak bileği ortezinin tasarımı ve geliştirilmesi

Serebral palsi ülkemizde sık görülen rahatsızlıklardan biridir. Fizyoterapi ve rehabilitasyon alanından serebral palsili bireylere kullandığımız tedavi modaliteleri arasında elektroterapi ajanları da bulunmaktadır. Özellikle spastisite inhibisyonu ve cerrahi sonrası kas atrofisini önlemek için elektrik stimulasyonu tedavisini kullanmaktayız. Aynı zamanda serebral palsili bireylerin hayatları boyunca kullandıkları ayak bileği ortezleri bulunmaktadır ve ayak bileği ortezleri ayak deformiteleri için dünyaca kullanılan altın standartlar arasındadır. Bunların üretiminde de yaygın olarak klasik yöntemle üretim gerçekleşmektedir. Teknolojinin hayatın içine daha yakından girmesiyle sağlık alandaki gelişmeler de artmıştır. Hızlı prototiplemeyle birlikte sağlık alanında birçok gelişim yaşanmaktadır. AFO'ların temel özelliği kişinin ayağına ve deformiteye göre özelleşmiş olmasıdır. Klasik yöntemle yapılan cihazlar hem emek hem de zaman açısından büyük bir kayıba sebep olmaktadır. Aynı zamanda bunların uzun soluklu ve düzenli kullanılması hasta için çok önemlidir. Biz de bu çalışmayla, öncelikle hayatları boyunca kullandıkları bu cihazlara ister spastisite için ister kas atrofisi için kullanacakları tedavi seçeneklerini kişeye özel yerleştirip üç boyutlu yazıcı kullanılarak hem hastanın hem klinisyenin etkinliğini ve konforunu artıracak bir ürün tasarladık ve imal ettik. Bu ürün daha önce yapılan ayak bileği ortezlerinden farklı olarak hem hastanın uzvuna göre özel olarak tasarlanıp hem de hastalığına uygun olarak belirlenen elektroterapi ajanını birlikte uygulanabilmesini sağlamasıdır. Bu çalışma, ülkemiz ve dünya literatüründe bilinen üç boyutlu yazıcıyla üretilen ve aynı zamanda elektroterapi ajanları ile birlikte kullanılabilen ilk cihazdır. Anahtar Kelimeler: 3 boyutlu yazıcı, Elektroterapi, Ayak bileği ortezi (AFO)

AyakAyak bileğiAyak bileği eklemi+3
Muhammed Serkan Aytemur
İstanbul Arel University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Uzun süre ayakta çalışan kadınlar ile sedanter kadınların ayak-ayak bileği problemleri ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Sedanter yaşam tarzı; obezite, tansiyon problemleri, kaslarda zayıflık, postüral bozukluklar, kalp hastalıkları gibi birçok sağlık sorununa sebep olmaktadır. Uzun süre aynı postürde çalışmak da statik kas yüklenmesinden kaynaklı kaslarda gücün azalmasına ve yorgunluk gibi bazı problemlere yol açar. Bu çalışmada da uzun süre ayakta çalışan kadınlar ile sedanter yaşayan kadınlar arasındaki ayak-ayak bileği problemleri ile yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ocak 2019- Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülen çalışmaya yaşları 18 ile 45 arasında olan 30 sedanter yaşayan kadın ve 30 uzun süre ayakta çalışan sağlıklı kadın dahil edildi. Katılımcılara bireylerin demografik özelliklerini, ağrı prevelansını ve ağrı bölgesini belirlemek amacıyla Değerlendirme Formu, Ayak Postür İndeksi, Ayak Fonksiyon İndeksi, AOFAS Ayak-Ayak Bileği Araştırması, New York Postür Analiz Yöntemi, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği uygulandı. Grupların demografik ölçümleri karşılaştırıldığında, çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında ağrının varlığı açısından istatisksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmüştür (p<0,05). Çalışan kadınların % 83,3'ü, çalışmayan kadınların ise %56'sının ağrı şikayetlerinin olduğu belirlenmiştir. Çalışan ve çalışmayan kadınlara ait ağrı yeri karşılaştırmaları yapılmıştır. Çalışan kadınlarda en çok ağrıyan kısmın topuk (%9,1), çalışmayan kadınlarda ise en çok ağrıyan kısmın ayak bileği (%9,1) olduğu sonucuna varılmıştır. Çalışan ve çalışmayan kadınlar arasında Yaşam Kalitesi Ölçeği, Postür Değerlendirme, Ayak Fonksiyon İndeksi, Ayak Postür İndeksi ile AOFAS karşılaştırılmasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Anahtar Kelimeler: Kadınlar, Ayak-ayak bileği problemleri, Yaşam kalitesi

AyakAyak bileğiAyak bileği eklemi+4
Gökşin Özcanan
Haliç University · Institute of Health Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Van Erciş ilçesinde ruminantlarda görülen ayak hastalıklarının insidansı

Ayak hastalıkları ve deforme olmuş tırnaklar sığır yetiştiriciliği ve ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Bu çalışma Erciş ilçesi merkez ve bağlı köylerinde sığırlarda gözlenen ayak hastalıklarının insidansını belirlemek amacıyla yapıldı. Çalışmanın materyalini 1560 adet sığır oluşturdu. Bu hayvanlarda tırnak deformasyonu, deformasyonla birlikte ayak hastalığı ve yalnız ayak hastalığı olarak 215 olgu saptandı (%13,78). Bu çalışmada saptanan lezyonların %45.58' i Holştayn, %21,39' u Simental, %16,74' ü Montofon, %6,04' ü yerli, %10,23' ü melez ırklarda gözlendi. En sık gözlenen ayak hastalığı sırasıyla interdigital flegmon (%14,78), interdigital hiperplasi ile rusterholz ülseri (%10,49) en az rastlanan ayak lezyonu ise sırasıyla tırnak çatlağı (%4,76) ve ökçe apsesi (% 3,80) olmuştur. Bu çalışmada 30 (%27,27) sivri tırnak, 39 (%35,45) çift taban tırnak, 16 (%14.54) gaga tırnak ve 25 (%22,72) küt tırnak saptandı. Ayak lezyonlarının %63,81'inin tırnak deformasyonlarıyla birlikte oluştuğu tespit edildi. Sonuç olarak, Erciş ilçesi merkez ve bağlı köylerinde gözlenen sığır ayak hastalıklarının Eylül-Aralık 2020 insidansı %13,78 olarak tespit edilmiştir.

AyakAyak hastalıklarıSığırlar+3
Sevim Arıkan
Van Yüzüncü Yıl Üniversity · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Sporcu ve sedanter bireylerde ayak kütlesi ve kalça ölçülerinin denge performansına etkisi

Bu çalışmanın amacı, sporcu ve sedanter bireylerde ayak kütlesi ve kalça ölçülerinin denge performansına etkisinin incelenmesidir. Araştırmaya 112 erkek sporcu ve 110 sedanter birey katılmıştır. İlk gün sporcuların ölçümü alınmış ikinci gün ise sedanter bireylerin ölçümü alınmıştır. Bireylerden yaş, boy, vücut ağırlığı, statik ve dinamik denge, ayak kütlesi, ayak hacmi ve kalça ölçüleri alınmıştır. Yapılan ölçümler sonucunda sporcu ve sedanter bireylerde kalça ve statik denge arasında (r=.416, p<0.001) pozitif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki, statik denge ve ayak kütlesi arasında (r=.298, p<0.001) pozitif yönlü zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki, dinamik denge ve ayak kütlesi arasında (r==-.174, p<0.01) negatif yönlü çok zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Sonuç olarak, denge tüm spor branşlarının temelini oluşturan önemli bir etkendir. Aynı zamanda sedanter yaşam üzerinde de önemli bir etkiye sahiptir. Kalça ve ayak kütlesindeki artış statik denge performansını olumlu yönde etkilerken dinamik denge üzerinde herhangi bir etki gözlenmemiştir. Anahtar Kelimeler: Ayak kütlesi, Denge, Kalça, Sedanter, Sporcu.

AyakDengeKalça+4
Aşkın Elmas Bağlar
Uşak University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Halluks valgusu olan bireylerde plantar duyu eğitiminin ağrı, ayak postürü, fonksiyonel aktiviteler, yürüme ve denge parametreleri üzerine etkisinin incelenmesi

Çalışmanın amacı, halluks valguslu (HV) hastalarda plantar duyu eğitiminin halluks valgus açısı, ağrı, ayak postürü, fonksiyonel aktiviteler, yürüme ve denge parametreleri üzerine etkisinin incelenmesi olarak belirlendi. Dahil edilme kriterlerini karşılayan toplam 30 hafif ve orta şiddette HV'lu kadın çalışmaya dahil edildi. Katılımcılar, tabakalı randomizasyon kullanılarak çalışma ve kontrol grubu olarak iki gruba ayrıldı. Hastaların demografik bilgileri kaydedildikten sonra halluks valgus açısı, universal gonyometre ile; ağrı şiddeti, Vizüel Analog Skalası (VAS) ile; ayak postürü, ayak postür indeksi ile; ayak fonksiyonu, Amerikan Ortopedik Cerrahları Ayak ve Ayak Bileği Derneği (AOFAS)-ön ayak skalası ve Nil Çok Boyutlu Halluks Valgus Derecelendirme Ölçeği ile; hafif dokunma duyuları, Semmes-Weinstein Monofilament Testi (SWMT) ile; alt ekstremite fonksiyonelliği, alt ekstremite fonksiyonellik skalası ile; yürüyüşün zaman-mesafe karakteristikleri GAITRite® bilgisayarlı yürüme yolu (CIR System INC. Clifton, NJ 07012) ile ve postüral salınım ve stabilite sınırı, Bertec Balance Check Screener (Force plate AM, Bertec, Columbus, OH) ile değerlendirildi. Kontrol grubu standart tedavi programına alınırken çalışma grubuna ek olarak plantar duyu eğitimi uygulandı. Altı haftalık rehabilitasyon programı sonucunda her iki grupta halluks valgus açısı, ağrı şiddeti, ayak postürü, ayak fonksiyonu, alt ekstremite fonksiyonelliğinde iyileşme olduğu görüldü (p<0,05). Çalışma grubunda ek olarak arkaya salınım sınırı, adım uzunluğu ve sallanma fazı yüzdesinin arttığı, duruş fazı yüzdesinin azaldığı, lateral orta ayak ve beşinci parmak duyusunun geliştiği belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak, hafif ve orta şiddette HV'lu hastalarda 6 haftalık konservatif tedavinin semptomları azalttığı, ek olarak uygulanan plantar duyu eğitiminin plantar hafif dokunma duyusunu geliştirdiği görüldü. HV'lu hastaların rehabilitasyon programına plantar duyu eğitiminin eklenmesi önerildi.

AyakAyak deformasyonlarıAyak hastalıkları+7
Elif Kırdı
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Subtalar valguslu bireylerde frontal düzlemde kalkaneus desteğinin dengeye olan etkisinin incelenmesi

Çalışmanın amacı, ayakta pronasyon artışı olanlarda medial topuk kamasının statik denge üzerine anlık etkisini incelemekti. Çalışmaya, ayağı pronasyon postüründe 18-35 yaş aralığında 40 (22 kadın, 18 erkek) kişi katıldı. Ayakta her iki ayağa eşit ağırlık verirken kalkaneus ile distal 1/3 tibia uzun ekseni arasından gonyometre ile subtalar açı ölçümü yapılarak ayağı 5° ve üzeri pronasyonda olan bireyler çalışmaya dahil edildi. Ayak Postür İndeksi ile ayak postürü incelenirken, McGill Ağrı Anketi-Kısa Formu ile ayak ağrısı sorgulandı. Bireylerin topuk altına Etil Vinil Asetat ile yapılmış kama yerleştirildi. Stabilometrik ölçümler, Diasu Yürüme Analiz Cihazı ile Milletrix Yürüme Analiz yazılım programı ile yapıldı. Sağ ve sol ayak yük dağılımı (%), ön-arka ayak yük dağılımı (%), statik denge değerlendirmesi için ise tek ayak üzerinde elips yüzeyi (mm²), salınım uzunluğu (mm), x-y ortalaması (mm), AP indeks ve romberg indeksi kamasız ve kamalı olacak şekilde ölçülerek kaydedildi. Desteksiz ve destekli yapılan ölçümlerde ayakta sağ ve sol yük dağılımında ve sol ön-arka ayak yük dağılımında anlamlı fark gözlenmedi (p>0,05) ancak sağ arka ve ön ayak değişimi anlamlı bulundu (p<0,05). Statik denge için ise sol tarafta elips yüzeyi ve romberg indeksi parametreleri anlamlı bulunurken (p<0,05) kalan değerlerde bir fark bulunmadı (p>0,05). Pronasyon artışı olan genç yetişkinlerde medial topuk kamasının sağ-sol ayak yük dağılımına ve sol ön-arka yük dağılımına etkisi görülmezken sağ tarafta yükü arkadan öne olacak şekilde değiştirdi. Tek ayak üzerinde statik denge, sol tarafta kullanılan destek ile salınımların azalmasıyla daha iyi hale geldi, sağ tarafta ise kamanın dengeye etkisi gözlenmedi. Çalışmamız, pronasyonda ayak postüründeki bireylerde medial topuk desteği ile statik dengenin daha iyi olabileceğini gösterdi. Klinikte, ayak değerlendirmesinde ayaktaki pronasyon açısı da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır ve gerekli görülüyorsa dengeyi daha iyi hale getirmek için medial topuk kaması önerilebilir.

AyakAyak bileğiAyak bileği eklemi+5
İzgi Güven
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ayak biyomekaniği ile kinezyofobi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışma, sağlıklı kadın ve erkek bireylerinin ayak biyomekaniğinin fonksiyonsiyonunda yaşanan değişikliklerinin tespit edilip, belirlenen nedenlerin kinezyofobi düzeyine olan etkisini araştırmak için yapılmıştır. Çalışmaya yaşları 20 ile 45 yıl arasında değişen, sağlıklı 45 kadın ve 55 erkek olmak üzere 100 kişi katılmıştır. Dahil edilme kriterleri belirlenmiş olup, uygun olarak görülen kişilerin katılım için onayları alındıktan sonra, demografik bilgiler kaydedilmiştir. Çalışmada kapsamında incelenen ayak biyomekanik özellikleri (subtalar eklem açısı (STA), naviküler düşme testi (NDT), metatarsal genişlik (MG), Halluks valgus açısı (HVA), Manchester Skalası (MS)) ile birlikte ayak fonksiyonunun değerlendirilerek, kinezyofobinin oluşumunu tespit etmek için (Amerikan Ortopedik Ayak ve Ayak Bileği toplam skor (AOFAS), Tampa Kinezyofobi Ölçeği (TKÖ)) kullanılmıştır. Kadın ve erkek katılımcılara ait ölçüm verileri hem kendi içlerinde hem de ayrı olarak karşılaştırılmıştır. Elde edilen sonuçlarına göre, kadın ve erkek katılımcıların ağırlıklı sağ ve sol ayaklarına ilişkin ayak biyomekaniği parametrelerinden (STA, MG, MS, HVA) arasında anlamlı bir fark tespit edilirken (p<0,05), NDT testinden elde edilen ND miktarlarına ilişkin anlamlı bir farkın oluşmadığı tespit edilmiştir (p>0.05). Katılımcıların ayak biyomekaniği fonksiyonunu ve buna bağlı kinezyofobi düzeylerini tespit etmek değerlendirmek için ile yapılan AOFAS ve TKÖ toplam skorları incelendiğinde ise; MG dışındaki tüm parametreler (STA, ND ve HVA) ile AOFAS toplam skoru ile negatif yönde kuvvetli bir ilişki elde edilirken, MG düzeyleriyle arasında anlamlı bir ilikinin olmadığı saptanmıştır (p>0,05). Benzer şekilde TKÖ kapsamında alınana toplam skor ile ayak biyomekanik özellikleri (STA, ND ve HVA) arasında pozitif yönde kuvvetli bir ilişki olduğu (p<0,05), ancak MG ile araalrında anlamlı bir ilişkinin bulunamadığı (p>0,05) görülmüştür. Sonuç olarak, ayak ve ayak bileğine ait biyomekanik bulguların, ayak ve ayak bileği yaralanma riskine ikarşı yapılan değerlendirmelerde etkin rol aldığı ve burada oluşan değişikliklerin ayağın ağrıyla ilişkili fonksiyonel durumu etkilediği görülmüştür. Aynı zamanda fonksiyonel duruma ilişkin toplam skordaki artış ile kinezyofobi düzeyinin etkilediği ve aralarında negatif yönde ve anlamlı bir korelasyonun bulunduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bu neden ile katılımcılarda henüz yaralanma durumu oluşmadan yapılan biyomekanik değerlendirmelerin, yaralanma riskini ve sıklığını önemli ölçüde azaltılacağı bununla birlikte kişilerin performansını olumlu yönde artıracağı söylenebilir.

AyakBiyomekanikBiyomekanik analiz+3
Salar Rashıd Esmaeılı
İstanbul Gelişim University · Institute of Graduate Studies
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Ayak intrinsik kas kuvvetinin denge ve fonksiyonel performans ile ilişkisinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı ayak intrinsik kas kuvvetinin denge ve fonksiyonel performans ile ilişkisini incelemekti. Çalışmaya 18-36 yaş aralığında, yaş ortalaması 25,99 ± 4,4 yıl olan, 39 Kadın 41 Erkek olmak üzere toplam 80 sağlıklı genç birey alındı. Abduktor hallusis, fleksor hallusis brevis, fleksor digitorum brevis, fleksor digiti minimi kas kuvvetleri dijital hand-held dinamometre ile ölçüldü. Denge değerlendirmeleri Biodex-BioSway™ ile gerçekleştirildi. Bireylere; Postüral Stabilite Testi, Stabilite Limiti Testi ve Modifiye Sensori Organizasyon Testi (MSOT) uygulandı. Fonksiyonel performans değerlendirmeleri dikey sıçrama testi ve tek ayak öne sıçrama testi ile gerçekleştirildi. Elde edilen kas kuvveti verileri ile denge ve fonksiyonel performans verilerinin ilişkisine Pearson korelasyon analizi ile bakıldı. Dominant ayak fleksor hallusis brevis kas kuvveti ve dominant olmayan ayak fleksor digitorum brevis, fleksor digiti minimi kas kuvvetleri ile gözler kapalı-yumuşak zemin MSOT sonuçları arasında anlamlı korelasyon bulundu (sırasıyla, r: 0,240, r: 0,270 r: 0,262; p<0,05). Ancak Abduktor hallusis, fleksor hallusis brevis, fleksor digitorum brevis, fleksor digiti minimi kas kuvvetlerinin dengenin alt parametrelerinden olan gözler açık-sert zemindeki Postüral Stabilite Testi, Stabilite Limiti Testi ve MSOT sonuçları ile anlamlı ilişkisine rastlanmadı. Her iki ayak Abduktor hallusis kas kuvvetinin fonksiyonel performans testleri ile arasında anlamlı ilişki bulunmadı. Fleksor hallusis brevis, fleksor digitorum brevis, fleksor digiti minimi kaslarının kuvvetinin dikey sıçrama testi (sırasıyla, r:0,330, r:0,298, r: 0295; p<0,05) ve tek ayak öne sıçrama testi (sırasıyla, r:0,374, r:0,309, r:306; p<0,05) arasında anlamlı ilişki bulundu. Sonuç olarak; intrinsik kas kuvvetinin önemi sağlıklı genç bireylerde denge şartları zorlaştırıldıkça artmaktadır. Fleksor intrinsik kasların kuvveti, fonksiyonel performans ile ilişkilidir. Fonksiyonel performansın ve dengenin geliştirilmesi gereken durumlarda egzersiz programlarında ayağın intrinsik kaslarını kuvvetlendirmeye yönelik spesifik egzersizlerin de yer alması rehabilitasyon uygulamalarına olumlu katkı sağlayacaktır.

AyakAyak hastalıklarıDenge+4
Fatmagül Varol
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Pes planusu olan adölesanlarda denge ve ayak basınç dağılımının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı adölesanlarda pes planusun denge ve ayak basınç dağılımına etkilerini araştırmaktı. Çalışmaya sağlıklı 60 gönüllü birey dahil edildi. Demografik verileri alındıktan sonra, Rsscan (Rsscan-Footscan) cihazı ile duruş pozisyonundaki ve yürüme sırasındaki pedobarografik analizler yapıldı. Daha sonra Y Denge Testi, Fonksiyonel Uzanma Testi ile dinamik denge; Flamingo Denge Testiyle de statik denge değerlendirildi. Pes planus olup olmadığı veya varsa derecesini görmek için Naviküler Düşme Testi yapıldı. 14 bireyde pes planus olduğu belirlendi. Daha sonra bireyler pes planusu olanlar ve pes planusu olmayanlar olmak üzere iki gruba ayrıldı. Gruplar denge ve yürüyüş bakımından karşılaştırıldıklarında pes planuslu olan bireylerin Y denge testinde üç yönde dengelerinin diğer gruptaki bireylere göre daha az olduğu görüldü (p<0,05). Flamingo denge testi ve fonksiyonel uzanma testi sonuçları bakımından ise benzer oldukları belirlendi (p>0,05). Pedobarografik analizler incelendiğinde; sağ ve sol topuk mediali ile sol 1. metatars başı temas yüzdesi, sol 5. metatars başı maksimum basıncı, sol 1. metatars başı, orta ayak ve topuk mediali maksimum basınç süresi, sağ topuk mediali yüklenme hızı, sol 4. ve 5. metatars başı ve orta ayak temas alanı ile sağ orta ayak temas alanı bakımından gruplar arasında fark olduğu gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak pes planusun adölesan dönemde sık karşılaşılan bir ayak deformitesi olduğu, dinamik dengeyi ve ayak basınç dağılımını etkileyebileceği görülmüştür. Sonuçlarımız ışığında ayak deformitelerinin ileri yaşlarda sebep olacağı problemler düşünüldüğünde adölesan dönemde çocukların ayaklarının değerlendirilmesi gerektiğini düşünmekteyiz. Ayrıca ayak deformiteleri olan bireylerin dengelerinin değerlendirilmesinde dinamik denge testlerinin daha etkin sonuç vereceğini öngörmekteyiz.

AyakAyak deformasyonlarıDenge+4
Ramazan Karabacak
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Metatars kırıklarının fizyoterapisinde proprioseptif egzersiz eğitiminin denge, yürüyüş, ayak fonksiyonları ve yaşam kalitesi üzerine etkileri

Bu çalışma konservatif olarak ortopedik tedavisi tamamlanmış metatars kırığı olan bireylerde klasik fizyoterapi (KF) programı ve bu programa eklenen proprioseptif egzersiz (PE) eğitiminin ağrı, eklem hareket genişliği, denge, yürüyüş, ayak fonksiyonları ve yaşam kalitesi parametreleri üzerine etkilerini araştırmak amacı ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya metatars kırığı geçirmiş yaşları 20-60 yıl arasında toplam 12 birey dahil edilmiştir. Bireyler KF ve PE eğitimi şeklinde 6'şar bireyin yer aldığı iki gruba ayrılmıştır. Bireylere haftada 3 gün olmak üzere, 6 hafta boyunca KF programı (hotpack, ultrason, Transkutanöz Elektriksel Sinir Stimülasyonu, masaj, eklem hareket açıklığı ve kuvvetlendirme egzersizleri, yürüme eğitimi) uygulanmış, PE grubuna ise ilave olarak proprioseptif egzersiz eğitim programı uygulanmıştır. Bireylerin tedavi öncesi ve 18 seanslık tedavi sonrası ağrı şiddetleri (Vizüel Analog Skala), eklem hareket açıklıkları (gonyometre), denge (Bertec) ve yürüme (GaitRite) parametreleri değerlendirilmiştir. Ayrıca bireylerin ayak fonksiyonlarındaki etkilenimi değerlendirmek için 'Ayak Fonksiyon İndeksi' ve yaşam kalitesi düzeyini değerlendirmek için 'Nottingham Sağlık Profili' anketleri kullanılmıştır. Tedavi sonrası her iki grupta yer alan bireylerde yürüyüş parametresi dışında tüm parametrelerde anlamlı gelişmeler elde edilmiştir (p<0,05). Özellikle PE grubunda denge alt parametresinde daha fazla gelişme sağlanmıştır. Tedavi sonrası yapılan karşılaştırmalarda elde edilen gelişmeler açısından KF ve PE grupları arasında anlamlı fark bulunmamıştır (p>0,05). Sonuç olarak metatars kırıkları sonrası uygulanan fizyoterapi programlarının ağrıda azalma, eklem hareket açıklığı, denge, ayak fonksiyonları ve yaşam kalitesinde artışla sonuçlanarak tedavi başarısını artıracağı sonucuna varılmıştır ve bu hastaların tedavisinde fonksiyonel ve bireysel gereksinimlerine özel fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarının yer alması gerektiği düşünülmüştür.

AyakDengeEgzersiz+7
Asude Arık
Hacettepe University · Institute of Health Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlılarda ayak taban duyu eğitiminin sensorimotor organizasyona etkisinin incelenmesi

Bu çalışmada yürüyüşü ve dengeyi etkileyecek ortopedik problemi olmayan 65 yaş üstü bireylerde ayak tabanına uygulanan duyu eğitiminin sensorimotor organizasyona etkisi araştırıldı. Çalışmaya Mini Mental Durum Test Puanı 24 ve üzeri olan 30 birey dahil edildi; bireyler çalışma ve kontrol olmak üzere 2 gruba ayrıldı. İlk değerlendirme sonrasında çalışma grubuna ayak taban duyusunu arttırmaya yönelik egzersizler ev programı olarak verildi. Bireylerden bu programı 2 hafta içerisinde günde 1 kez 10 gün boyunca yapmaları istendi. Kontrol grubuna ise ilk değerlendirme sonrası "Yaşlı Ayak Bakımı" ile ilgili hazırlanan bir broşür verildi. Ayak tabanı hafif dokunma duyusu, vibrasyon duyusu, iki nokta ayrımı ve pasif hareket duyusu değerlendirmesi, kas kuvvet testi, Berg denge testi ve bilgisayarlı dinamik postürografi (BDP) ile Duyu Organizasyon Testi (DOT) 2 hafta arayla her iki gruba da uygulandı. Çalışmamızın sonucunda ayak taban duyu değerlendirmelerinde, pasif hareket duyusu ve Berg Denge Testi sonuçlarında anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma grubunda BDP cihazıyla gözler kapalı, kabin sabit, zemin hareketli iken yapılan ölçümlerde ilk ve son değerlendirme sonuçları karşılaştırıldığında dengede gelişme görüldü (p<0,05). Çalışma grubundaki DOT D5 parametresi (Gözler kapalı, kabin sabit, zemin hareketli iken denge değerlendirmesi) dışında her 2 grupta da uygulamalar öncesine göre fark bulunmadı (p>0,05). Çalışma grubunda 70 yaş altı ve 70 yaş ve üstü bireylerde DOT parametreleri karşılaştırıldığında 70 yaş altındaki bireylerde gözler kapalı, kabin sabit, zemin hareketli iken yapılan değerlendirmede (D5) dengede artış bulundu (p<0,05). Sonuç olarak, ayak taban duyusunu artırmaya yönelik ev egzersiz programının vestibüler sistem üzerine olumlu etkisi olduğu ve koruyucu yaklaşım olarak kullanılabileceği düşünüldü. Anahtar Kelimeler: Vestibüler, duyu değerlendirmesi, ev egzersiz programı, postürografi.

AyakDuruşDuyular+3
Burcu Fırat
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Unilateral alt ekstremite amputasyonu olan bireylerde sağlam ayağın değerlendirilmesi

Bu çalışma, unilateral alt ekstremite amputasyonu olan bireylerde sağlam ayağın değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Çalışmaya yaşları 18 ile 60 yıl arasında değişen 15 unilateral alt ekstremite amputasyonu olan birey ve 15 sağlıklı erişkin birey olmak üzere 30 kişi katıldı. Dahil edilme kriterlerine uygun kişilerin katılım için onayları alınarak demografik bilgileri kaydedildi. Çalışma ve kontrol grubuna boy uzunluğu, vücut ağırlığı ölçümü, Vücut Kütle İndeksi (VKİ), Sağlam Tarafa Ağırlık Aktarma (STAA), Ayak Postür İndeksi (APİ) ve Footprint yöntemini (Clarke İndeksi (Cİ), Chippaux-Smirak İndeksi (CSİ), Staheli'nin Ark İndeksi (SAİ)) içeren ölçümler yapıldı. Çalışma grubunda amputasyon tarihi, amputasyon nedeni, amputasyon seviyesi, ilk protezinden itibaren geçen süre, günlük protez kullanım süresi, protez sayısı kaydedildi. Sağlam alt ekstremite uzunluğu, kalan uzuv yüzdesi, Eklem Hareket Açıklığı (EHA), kas kuvveti, kas kısalığı, ağrı, sağlam ayak ve güdük cildi değerlendirmesi, postür değerlendirmesi, Topuk Yükseltme Testi, Süreli Kalk ve Yürü Testi, Ayakkabı Değerlendirme Ölçeği (ADÖ) ve proteze uyumun değerlendirmesini içeren ölçümler yapıldı. Grupların boy uzunlukları arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05) ve kontrol grubunun daha uzun olduğu tespit edildi. Bunun dışında kalan yaş, vücut ağırlığı ve vücut kütle indeksi değerleri arasında iki grup arasında anlamlı bir fark görülmedi (p>0,05). Çalışma grubuna ait yaş, boy, kilo, VKİ, APİ, Cİ, CSİ, SAİ, STAA, ADÖ, kalan uzuv yüzdesi, günlük protez kullanım süresi, ilk protezden itibaren geçen süre, protez sayısı ve proteze uyumla ilgili verileri kendi içinde Spearman'ın korelasyon analiziyle ilişkisine bakıldı ve yalnızca günlük protez kullanma süresi ile Cİ'nin normal-anormal aralıklı dağılımı arasında orta düzeyde ilişki bulundu (r=0,522). Gruplarda APİ, Cİ, SAİ, CSİ skorları karşılaştırıldığında iki grup arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı (p>0,05). Grupların STAA yüzdelik değerleri arasında anlamlı bir fark bulundu (p<0,05), çalışma grubunun sağlam tarafa ağırlık aktarma değerinin anlamlı olarak daha fazla olduğu tespit edildi. Bu sonuçlara göre unilateral alt ekstremite amputasyonu olan bireylerin sağlam ayak biyomekaniğinin etkilenmediği ve bu sonucun katılımcıların kullandıkları protez ile uyumları ve genç olmaları ile ilişkili olduğu düşünüldü.

Alt ekstremiteAmpütasyonAyak+4
Halil Yüksel
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Aponeurosis plantaris'in anatomisi ve Nervus plantaris lateralis ile topografik ilişkisi

Amaç: Aponeurosis plantaris'in anatomisini daha iyi kavramak adına yaptığımız çalışmada nervus plantaris lateralis ile topografik ilişkisine odaklanarak anatomik, cerrahi ve biyomekanik önemine ışık tutmasını amaçladık. Yöntem: Bu çalışma, patoloji gözlenmeyen 10 adet sağ ve 10 adet sol olmak üzere toplam 20 erişkin erkek kadavra ayağı üzerinde yapıldı. 21 tane parametre belirlendi ve kadavralar ölçümler için hazırlandı. Bu ölçümler; 1. Ayağın uzunluğu ve genişliği, 2. Aponeurosis plantaris'in kalınlığı ve genişliği, 3. Tuber calcanei ile 1, 2 ve 5. caput metatarsale arasındaki uzunluklar, 4. Ayak bileğinin medial ve lateral malleol'leri ile ayak tabanı arasındaki mesafesi, 5. N. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş ve çıkış noktalarının medial ve laterale doğru mesafesi, 6. Tuber calcanei ile n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş ve çıkış noktaları arasındaki mesafe, 7. N. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş noktası ile çıkış noktası arasındaki mesafe, 8. N. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'ten çıkış noktasının tuber calcanei ile 5. caput metatarsale arasındaki mesafe çizgisine (C uzunluğu) yatay olarak mesafesi: Y uzunluğu, 9. Y çizgisinin C uzunluğunun kestiği noktayla tuber calcanei arasındaki mesafe: X uzunluğu ölçümleri yapılmıştır. Ölçümler dijital kumpas, mezura ve gonyometre aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Bulgular: Ayak uzunluğu 25,06 ± 1,05 cm, ayağın en geniş yerinin genişliği 92,48 ± 4,89 mm, medial ve lateral malleolus vertikal aksislerinin horizontal düzlemi kestikleri noktalar arası transvers düzlem üzerinde ayak tabanının transvers genişliği 64,27 ± 3,83 mm, aponeurosis plantaris'in tuber calcanei'ye tutunma yerinin kalınlığı ve genişliği 3,29 ± 0,42 mm ve 13,05 ± 1,69 mm, aponeurosis plantaris'in demetlerinin kökenine yakın maksimum genişliği 34,11 ± 2,72 mm, 1. ile 5. caput metatarsale'ler arasındaki uzaklık 73,00 ± 3,06 mm, tuber calcanei ile 1, 2 ve 5. caput metatarsale'ler arasındaki uzaklıkları sırasıyla 140,03 ± 6,14 mm, 143,95 ± 6,98 mm ve 131,58 ± 5,73 mm, medial ve lateral malleol ile ayak tabanı arasındaki mesafeler 78,40 ± 4,14 mm ve 71,68 ± 5,20 mm olarak hesaplanmıştır. N. plantaris lateralis'e ait ölçümlerde ortalama değerler; n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş noktasının mediale ve laterale doğru mesafeleri 18,39 ± 1,11 mm ve 48,44 ± 1,70 mm, n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'ten çıkış noktasının mediale ve laterale doğru mesafeleri 49,70 ± 1,85 mm ve 35,44 ± 1,44 mm, tuber calcanei ile n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş ve çıkış noktaları arasındaki mesafeler 31,33 ± 1,83 mm ve 70,57 ± 2,44 mm, n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'e giriş noktası ile çıkış noktası arasındaki mesafe 33,52 ± 3,43 mm, n. plantaris lateralis'in aponeurosis plantaris'ten çıkış noktasının C çizgisine (tuber calcanei ile 5. caput metatarsale arasındaki mesafe) yatay mesafesi: Y uzunluğu 18,25 ± 1,79 mm, Y çizgisinin C uzunluğunun kestiği noktayla tuber calcanei arasındaki mesafe: X uzunluğu 87,07 ± 2,15 mm olarak hesaplanmıştır. Sonuç: Aponeurosis plantaris'in morfometrik ölçümlerini ve n. plantaris lateralis ile topografik ilişkisini incelediğimiz çalışmamızda endoskopik plantar fasyatomi ve n. plantaris lateralis serbestleştirilmesi cerrahilerinde riskleri azaltmak amacıyla tehlikeli alanı tanımlayarak literatüre katkı ve klinisyenlere ışık tutacağını düşünüyoruz. Anahtar kelimeler: aponeurosis plantaris; nervus plantaris lateralis; plantar fasya

AnatomiAponeurosis plantarisAyak+2
Özge Topkül
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessTR

El, göz ve ayak dominansı

Nörofizyolojik ve musko-skeletal bir fenomen olan serebral dominans uzun yıllardır araştırmacıların ilgilisini çekmektedir. Serabral dominans beynin bir hemisferinin diğerine göre daha baskın olması olarak tanımlanabilir. Bu baskınlık anatomik veya yapısal bir farklılık olabilir. Sol hemisfer dil, konuşma ve hesaplama konularında lateralize olurken, sağ hemisfer spasyal öğrenme, duygusal iletişim gibi konularda daha çok laterize olmuştur. Lateral dominans ise el, göz, ayak ve kulak gibi çift olarak bulunan organlardan birinin diğerine göre daha gelişmiş veya tercih edilmesi durumunu temsil eder. Bu çalışmanın amacı serebral dominansın en büyük temsilcisi olan el dominansı, göz ve ayak dominansı ile ilişkilendirmektir. Buna ek olarak statik postürografik (Tek Taraflı Duruş-US testi- Unilateral Stance) analiz ile serebral dominansın postür ve denge üzerine etkisi açığa çıkarılması amaçlanmıştır. Bu çalışma ile ilk defa NeuroCom System Balance Master cihazı serebral dominans ile ilişkilendirilmesi planlanmaktadır. Çalışmaya İzmir'de bulunan 18-45 yaş arasında sağlıklı 30 sağ el dominant ve 30 sol dominant gönüllü bireyler dahil edildi. Katılımcıların el dominansları Edinburg El Tercihi Anketi ile El Dominansı Skorları (EDS) hesaplandı ve belirlendi. Buna bağlı olarak Sağlak ve Solak olmak üzere iki kategori oluşturuldu. Bu çalışmaya katılan her adayın göz dominansı, ayak dominansı belirlendi ve statik postürografik test (US test) uygulandı. Çalışma sonucu oluşan verilerin istatiksel analizleri IBM SPSS Statistics 25.0 Programı kullanıldı. Nümerik değişkenlerin Normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk(n<50) testiyle incelendi. Nümerik değişkenler ortalama ve standart sapma veya medyan(min-max) olarak verildi. Kategorik değişkenler sayı ve yüzde olarak verildi. Kategorik değişkenler için Pearson Kikare ve Fisherin Kesin Kikare (Fisher Exact) Testi kullanıldı. Grup karşılaştırması için normal dağılıma uygunluk sağlandığında Independent Samples T test, normal dağılıma uygunluk sağlanmadığında Mann Whitney U testi kullanıldı. Tüm hipotezler için istatiksel anlamlılık düzeyi 0.05 kabul edildi. Her iki grupta kadın katılımcılar % 56.7 (n = 17) ve erkek katılımcılar % 43.3 (n = 13) oluşturmuştur. Katılımcıların yaş ortalaması Solak grubun yaş ortalaması 28.81.4; Sağlak grubun yaş ortalaması 29.30.4'tir. Sırasıyla Solak ve Sağlak gruplardaki bireylerin boy uzunlukları ortalamaları 171.41.8 cm ve 170.71.8 cm'dir. İki grup arasında cinsiyet (p=1.00, p>0.05), yaş (p=0.80, p>0.05) ve boy uzunluğu (p=0.78, p>0.05) anlamlı bir farklılık yoktur. Gruplar arasında göz dominansı (p=0.04, p<0.05), ayak dominansı (p=0.00, p<0.05) arasıdaki uyum istatiksel olarak önemlidir. Ayak ve göz dominansı arasında da benzer ilişki mevcuttur (p=0.03, p<0.05). Son olarak el ve ayak dominansına göre gruplar arasında postürografik istatiksel bulunmamıştır. Sonuç olarak, el dominansına göre seçilen bireylerin postural asimetriye sahip olmadığını, göz ile zayıf ve ayak ile güçlü bir laterizasyon ilişkili olduğunu göstermektedir. Görmenin postür ve denge üzerine etkisinin önemli olduğu tekrar ortaya konmuştur. Çalışmamız statik postürografide göz açık ve göz kapalı kayıtlamalarda saptanan salınım hızları ayak dominansını belirlemede ek katkı sağlamamaktadır. Postüral asimetrinin varlığının bulunup bulunmadığı ve lateral dominans ile ilişkisi açısından ileri çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler; serebral dominans, ayak dominansı, statik postürografi

AyakBaskınlıkDominans-serebral+4
Muhammed Ali Sain
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Vajinal doğum yapmış annelere uygulanan ayak masajının doğum sonu konfor ve ağrı düzeyine etkisi

Doğumdan sonra 6 hafta süren, anne, bebek ve aile açısından uyumun sağlandığı karmaşık ve yeni döneme "doğum sonu dönem" denir. Bu dönemde, her ne kadar şikayetler az olsa da, anne genellikle ağrı hissetmektedir. Farklı nonfarmakolojik teknikler uygulayan ebelerin ağrı kontrolünde ve ağrının hafifletilmesinde önemli rolleri vardır. Bu tekniklerden birisi de ayak masajdır. Bu araştırmada; vajinal doğum yapmış annelere doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının, annenin doğum sonu konforu ve ağrı durumu değerlendirilip buna bağlı olarak analjezik ilaç alma gereksinimi üzerine etkisi değerlendirilmiştir. Veriler 01.07.2017 – 31.08.2017 tarihleri arasında toplanmış ve toplam 66 anne (Çalışma grubu:33 kişi, kontrol grubu:33 kişi) ile araştırma tamamlanmıştır. Gruplar arasındaki birey sayısını dengede tutabilmek için sabit olasılıklı randomizasyon yöntemlerinden "blok randomizasyon" yöntemi kullanılmıştır. Blok randomizasyon yönteminde grupların birbirinden etkilenmemesi için veriler araştırmaya dahil edilme kriterleri dikkate alınarak birer hafta aralıklarla toplanmıştır. Annelerin sosyodemografik ve obstetrik özelliklerine göre dağılımlarında her iki grup arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamış, her iki grubun benzer olduğu saptanmıştır (p>0.05). Doğum Sonu Konfor Ölçeği (DSKÖ) puan ortalamaları incelendiğinde, çalışma grubu annelerinin ilk ayak masajı uygulaması öncesi ölçek puan ortalaması ile son ayak masajı uygulaması sonrası ölçek puan ortalaması arasında anlamlı bir artış olduğu (p< 0.001), kontrol grubu annelerin ilk DSKÖ puan ortalaması ile son DSKÖ puan ortalaması arasında anlamlı bir düşüş olduğu (p = 0.003) saptanmıştır. Ayrıca, çalışma ve kontrol grubu arasında ilk ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmamışken (p=0.490), son ölçek puan ortalamalarında anlamlı fark saptanmıştır (p<0.001). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ilk uygulama öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı uygulaması öncesi (0. dakika), uygulamanın hemen (20. dakika) ve 30 dakika sonrasında (50. dakika) Görsel Analog Ölçeği (GAÖ) puan ortalamalarının anlamlı olarak azaldığı (p < 0.001), kontrol grubunda yer alan annelere ise aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında istatistiksel açıdan anlamlı fark olmadığı görülmüştür (p= 0.606). Çalışma grubunda yer alan annelerin ayak masajı ikinci uygulaması öncesi ve sonrası ağrı şiddeti ile kontrol grubunda yer alan annelerin ağrı şiddeti karşılaştırıldığında, ilk uygulama ile benzer sonuçların olduğu saptanmıştır. Ancak, kontrol grubunda yer alan annelerde aynı sürelerde uygulanan GAÖ puan ortalamaları arasında da istatistiksel açıdan anlamlı fark saptanmıştır (p=0.011). Çalışma grubu ile karşılaştırıldığında farkın yok denecek kadar az olduğu görünmektedir. Çalışma grubunda yer alan annelerin doğumdan sonra taburcu olana kadar aldığı analjezik ilaç sayısı ve kontrol grubunda yer alan annelerin aldığı analjezik ilaç sayısı değerlendirildiğinde, çalışma grubunda yer alan annelerin kontrol grubunda yer alan annelerden daha az sayıda analjezik ilaç aldıkları görünmektedir (p<0.001). Sonuç olarak; annelere uygulanan nonfarmakolojik yöntemlerin etkisinin daha uzun süre devam edebilmesi için devamlılığın sağlanmasının önemli olduğu ve doğum sonu dönemde uygulanan ayak masajının annelerin konfor ve ağrı düzeyleri üzerinde olumlu etkisinin olduğu, böylelikle gereksiz ilaç kullanımının ortadan kalkabileceği düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Ağrı, doğum sonu dönem, ebelik, konfor, masaj

AnnelerAyakAğrı+5
Sibel İçke
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Mekanik ventilasyon desteğinde olan hastalarda ayak masajı uygulamasının dispne, anksiyete ve konfora etkisi

Mekanik Ventilasyon Desteğinde Olan Hastalarda Ayak Masajı Uygulamasının Dispne, Anksiyete Ve Konfora Etkisi Bu çalışma, mekanik ventilasyon desteğinde olan hastalarda ayak masajı uygulamasının dispne, anksiyete ve konfora etkisini incelemek amacıyla yapılmış randomize kontrollü (ön test – son test kontrol gruplu) deneysel bir araştırmadır. Araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Göğüs Hastalıkları Kliniğinin Yoğun Bakım Ünitesinde 20 Kasım 2017 – 27 Nisan 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, araştırmanın örneklem seçim kriterlerine uyan 7'si uygulama ve 4'ü kontrol olmak üzere toplam 11 hastayla oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, Hasta Tanıtım Formu (HTF), Hasta Kayıt Formu (HKF) ve Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ) uygulanarak toplanmıştır. Araştırmaya katılan hastalar üç gün boyunca takip edilmiştir. Kontrol grubundaki hastalara; herhangi bir girişim uygulanmamış, birinci gün randomizasyon sonrası HTF, HKF ve GKÖ, 10 dakika sonra HKF ve GKÖ tekrar uygulanmıştır. Kontrol grubundaki hastalara, ikinci ve üçüncü gün de HTF, HKF ve GKÖ, 10 dakika sonra HKF ve GKÖ tekrar uygulanmıştır. Ayak masajı grubundaki hastalara birinci, ikinci ve üçüncü gün her gün aynı saatte; HTF, HKF ve GKÖ; 10 dakikalık masaj uygulaması sonrası; HKF ve GKÖ uygulanmıştır. Verilerin analizinde; ayak masajı grubundaki hastaların masaj öncesi ve sonrası dispne, anksiyete ve konfor puan ortalamaları ve sistolik kan basıncı, diyastolik kan basıncı, kalp hızı, solunum hızı, oksijen saturasyonu, FiO2, PaO2, PaO2 / FiO2 için puan ortalamaları arasındaki fark Mann Whitney U Testi , grupların günler arasındaki ortalama farklar ise Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi analizleri ile incelenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, ayak masajının hastalarda dispne ve anksiyeteyi azalttığı, konfor düzeyini arttırdığı saptanmış olup, kontrol grubu ile arasındaki farklar istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Çalışma bulguları sonucunda, kolaylıkla öğrenilebilen, uygulanabilen maliyeti olmayan ve girişimsel bir işlem gerektirmeyen ayak masajı uygulamasının dispne ve anksiyeteyi azaltıcı, konforu arttırıcı etkisinden dolayı rutin hemşirelik bakım aktivitelerine dahil edilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Yoğun Bakım, Mekanik Ventilasyon, Ayak Masajı, Dispne, Anksiyete, Konfor, Hemşirelik

AnksiyeteAyakDispnea+7
Mücahide Gökçen Gökalp
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Deneysel diyabet modelinde allicin uygulamasının yara iyileşmesine etkisi

Diyabetik ayak, diyabetes mellitusun en önemli komplikasyonudur ve bireyin yaşam kalitesini, beden imajını, rol performansını, bireyin ailesinin ve toplumun sosyal-ekonomik yapısını ve yaşamı olumsuz etkilemektedir. Diyabetli bireylerde hastaneye yatış nedenleri arasında %20 ile diyabetik ayak önemli bir yere sahiptir. Çünkü diyabetli bireylerin %34'ü hayatlarının bir döneminde ayak problemleri yaşamaktadırlar. Travma dışı nedenlerle gerçekleştirilen alt ekstremite ampütasyonlarının %80'inden fazlası diyabete bağlıdır. Diyabetli bireylerde en çok hastanede kalışa neden olan komplikasyon diyabetik ayaktır. Özetle diyabetik ayak bireylerde iş gücü kaybı, sakatlık ve psikososyal travma nedenidir. Diyabetik ayak bakımında günümüzde birçok farklı bakım ürünü bulunmasına rağmen diyabetik ayak tedavisinde temel hedef olan ampütasyonların %50 oranında azaltılması hedefine ulaşılamamaktadır. Diyabetli bireylerde en sık kullanılan pansuman materyalleri serum fizyolojik ve hidrokolloid örtülerdir; fakat araştırmalar sonucunda bu bakım materyallerinin diyabetik ayak ile baş etmede yetersiz olduğu bildirilmektedir. Bu çalışmada, diyabetik ayak bakımında; maliyet etkinlik sağlayan, yara iyileşmesini hızlandıran, yaraların kapanma süresini kısaltan bir bakım materyali geliştirmek amacı ile allicinin yara iyileşmesi üzerine etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırma; Ege Üniversitesi Laboratuvar Hayvanları Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde 5 Şubat 2018-5 Mart 2018 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, 25 erkek 25 dişi olmak üzere toplamda 50 adet 200-300 gram ağırlığında wistar albino türü sıçan kullanılmıştır. Çalışma sırasında dört sıçan çeşitli nedenlerle kaybedilmiştir. Çalışmada gruplardaki erkek ve dişi sıçan sayıları eşit olacak şekilde sıçanlar beş gruba ayrılmıştır. Çalışma gruplarından üçü diyabetik ikisi non-diyabetik şekilde idi. Diyabetik sıçanlar 50 mg/kg streptozotosin ile indüklenmiştir. İndüklemeden sonra 24., 48. ve 72. saatlerde plazma glukoz düzeyi kontrol edilmiş 300 mg/dL olan sıçanlar diyabetik kabul edilmiştir. Çalışmada, tüm sıçanların sırt bölgesinde araları 15 mm boşluk kalacak şekilde 10 mm çapında üçer adet yara oluşturulmuştur. Diyabetik gruplardan birisine Allicin, birisine serum fizyolojik, diyabetik olmayan gruplardan ise birisine Allicin ile pansuman yapılmıştır. Diyabetik olan ve diyabetik olmayan gruplardan birer gruba herhangi bir girişim uygulanmamıştır. Yara alanı 0., 7., 14. ve 21. günlerde fotoğraflanmış ve ölçülerek kayıt edilmiştir. Ayrıca 0., 7., 14. ve 21. günlerde yara alanından biyopsi alınarak, mikroskobik incelemeye alınmıştır. Yara alanı boyutlarına bakıldığında tüm haftalarda Allicin gruplarında yara alanı ortalamalarının diğer gruplardan daha düşük olduğu gözlemlenmiştir. Allicin grupları ile kontrol grupları arasında istatistiki açıdan anlamlı farklılık saptanmıştır. Diyabetik Allicin grubu ile diyabetik olmayan Allicin grubu arasında istatistiki açıdan anlamlı farklılık bulunmamıştır. Çalışmanın mikroskobik bulgularına göre; Allicin gruplarında nötrofil ve ödem düzeyinin diğer gruplardan daha düşük olduğu saptanmıştır. Allicin gruplarında 7. günde mononükleer hücre yoğunluğunun diğer gruplara göre daha yüksektir. Allicin gruplarında fibroblast proliferasyonu, kollajen düzeyi, anjiyogenezis, epitelizasyon, deri ekleri oluşumu ve yağ dokusu yoğunluğunun diğer gruplardan daha yüksek yoğunlukta olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak; Allicin ile gerçekleştirilen pansuman hem diyabetik hem de diyabetik olmayan yaraların iyileşmesinde etkili bulunmuştur. Ayrıca günümüzde diyabetik yara bakımında kullanılan serum fizyolojik ile yıkamanın etkin olmadığı saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Allicin, Diyabetik Ayak, Yara Bakımı

AllisinAyakDiabetes mellitus+3
İsmail Toyğar
Ege University · Institute of Health Sciences
2018
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyabetik ayaklı olgularda kan hipoksi ile indüklenebilir faktör- 1ALFA, fetuin- A, fibrinojen ve homosistein düzeylerinin ampütasyon seviyesiyle ilişkisi

Diabetes Mellitus' lu hastaların yaşam süresinin artmasına bağlı gelişen kronik komplikasyonların görülme sıklığı artmıştır. Bu önemli komplikasyonlardan birisi olan diyabetik ayak sendromu, çoğunlukla diyabetik nöropati ve vasküler yetersizliğin birlikte olmasının bir sonucu olarak ortaya çıkar ve travmatik olmayan ayak ampütasyonlarının % 60' ını oluşturmaktadır. Ayrıca dünyanın her yerinde hastanede kalış süresi uzunluğu, maliyeti, mortalite ve morbiditenin yüksekliği nedeniyle en önemli halk sağlığı sorunlarından birisidir. Hipoksi ile indüklenebilir faktör- 1alfa (HIF- 1α) hipoksiye adaptasyon cevabının gelişiminde anahtar rol oynar, yaralardaki epitel restorasyonunu ve keratinosit göçünü düzenleyerek iyileşmeyi hızlandırmaktadır. Yapılmış olan çalışmalarda diyabetik bireylerde hiperglisemik çevrede transaktivasyonda bozulma sonucu HIF- 1α disfonksiyonu olduğu gösterilmiştir. Fetuin- A, albumin gibi karaciğerden sentezlenen ve insülin aktivitesi ile vasküler ve ektopik kalsifikasyonları inhibe eden bir taşıyıcı proteindir. Diyabetiklerdeki fetuin- A düşüklüğünün vasküler kalsifikasyona yol açarak periferik arter hastalığı ile, yükselişinin ise ılımlı inflamasyon ve metabolik sendrom gelişimi ile ilişkili olduğu gözlenmiştir. Fibrinojen, karaciğerden sentezlenen; hemostazda, doku onarımı ve yara iyileşmesinde önemli işlevleri olan bir akut faz reaktanıdır. Diyabetik bireylerde kandaki düzeyi artan fibrinojen, hiperkoagülabilite ortamı oluşumunu kolaylaştıran faktörlerden birisidir. Homosistein metiyonin metabolizması esnasında oluşan, aterojenik özelliği olan (endotel disfonksiyonu ve hasar sonrası gelişen trombosit aktivasyonu ve trombüs oluşumu ile ilişkili), ayrıca LDL oksidasyonunu arttırarak vasküler toksisite yaratan bir aminoasittir. Homosisteinin bu toksik etkiler neticesinde endotelyumun normal antikoagülan fenotipini değiştirerek damarsal hastalığa zemin hazırlayabilmektedir. Çalışmamızda; Diabetes Mellitus tanısına sahip ve buna bağlı sık görülen bir komplikasyon olan diyabetik ayak yarası olup Diyabetik Ayak Konseyi kararıyla ampütasyon planlanmış 31 hastada biyokimyasal olarak serum hipoksi ile indüklenebilir faktör- 1alfa (HIF- 1α), fetuin- A, fibrinojen ve homosistein düzeylerini belirleyerek bu kriterlerin ampütasyon seviyesi ile korelasyonunu inceledik. Çalışmamızın sonucunda, fetuin- A düzeyi ile ampütasyon seviyesi arasında istatistiksel olarak anlamlı negatif korelasyon saptandı (p: 0.012, r: -0.450). Ancak HIF- 1α, fibrinojen ve homosistein ile ampütasyon seviyesi arasında anlamlı bir ilişki izlenmedi (p > 0.05). Bu sonuçlarla diyabetik ayak patogenezinde fetuin- A eksikliğinin neden olduğu vasküler kalsifikasyonun önemli role sahip olabileceği, ayrıca fetuin- A düzeyinin ampütasyon seviyesini öngördürecek bir belirteç olabileceği düşünülmüştür. Bu bilgi ışığında patogeneze yönelik hayvan çalışmaları ve fetuin- A cut- off değerini belirleyecek büyük ölçekli insan çalışmaları yapılabilir. Anahtar Kelimeler: Diyabetik ayak, ampütasyon, HIF- 1α, Fetuin- A, Fibrinojen, Homosistein.

AmpütasyonAyakAyak hastalıkları+7
Nur Sinem Şengöz Coşkun
Ege University
2016
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Amerikan futbolu oynayan sporcularda peroneus longus kası üzerine uzun süreli elektrik stimulasyonu uygulamasının statik ve dinamik denge üzerine etkisi

Giriş: Ayak bileği yaralanmaları tüm spor yaralanmaları içinde ilk sırada yer almaktadır. Ancak bu yaralanmaların önlenmesi konusuna gereken önem verilmemektedir. Kuvvet ve denge profili daha iyi olan bireylerde yaralanma olasılığı azalmaktadır. Uzun süreli elektrik stimülasyonu uygulaması ile bireylerde kuvvet ve dengede bazı kazanımlar gözlenebilir. Amaç: Bu çalışmanın temel amacı sağlıklı sporcularda peroneus longus kası üzerine uzun süreli elektrik stimülasyonu uygulamasının denge üzerindeki etkisini incelemektir. Ayrıca uygulama sayesinde kuvvet değerlerinde oluşabilecek farklılıklar da değerlendirilecektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya erkekler üniversite liginde mücadele eden, iyi düzeyde antrene ve sağlıklı 40 Amerikan Futbolu oyuncusu katıldı. Çalışma başında yapılan değerlendirmede çeşitli nedenlerle dört katılımcı çalışma dışı bırakıldı. Otuz altı katılımcıya her iki bacak izometrik kas kuvvetleri, statik ve dinamik dengeyi değerlendirecek şekilde ilk testler yapıldı. Katılıcılar 19 çalışma, 17 kontrol grubu olacak şekilde ikiye ayrıldı. Tüm katılımcılar uygulama süresi boyunca takım antrenmanlarına devam etti. Kısıtlama uygulanmadı. Çalışma grubundaki 19 katılımcıya beş hafta haftada üç gün elektrik stimülasyonu uygulandı. Beş haftalık uygulama süresi boyunca dört katılımcı çeşitli nedenlerle çalışma dışı bırakıldı. On altı çalışma, 16 kontrol grubu olacak şekilde 32 katılımcı ile son testler yapıldı. vi İstatistiksel Analiz: İstatistiksel değerlendirmede SPSS programı kullanıldı. Sayısal veriler için ortalama ve standart sapma hesaplandı. Normallik testi yapıldı. Dağılımı normal olan verilerde parametrik, normal olmayan verilerde non- parametrik testler kullanıldı. P≤0.05 düzeyi anlamlı kabul edildi. Bulgular: Uygulanan elektrik stimülasyonu sonrası çalışma grubu dominant taraf ilk test-son test eversiyon ve dorsal fleksiyon kas kuvvetlerindeki farklılıklar anlamlı bulundu (p=0.041 ve p=0.017). Kontrol grubundaki kuvvet farklılıkları anlamlı değildi (p>0.05). Çalışma grubu ilk test-son test dominant taraf statik front-back salınım, dominant taraf dinamik mediolateral salınım ve çoklu eksen denge verileri arasındaki farklılıklar hipotezi destekler nitelikte anlamlı idi (sırasıyla p=0.05, p=0.027 ve p=0.015). Kontrol grubu statik front-back salınım denge verileri arasındaki farklılık da anlamlı bulundu (p=0.029). Sonuç: Çalışmanın ana hipotezi olan sağlıklı sporcularda uzun süre elektrik stimülasyonu uygulamasının statik ve dinamik dengeye olumlu etki göstereceği savı teyit edildi. Bu çalışma sağlıklı sporcularda beraberinde izometrik kasılmalar olmaksızın yapılan, uzun süreli elektrik stimülasyonu uygulamasının dengeye etkisini inceleyen ilk çalışmadır. Konu ile ilgili daha kapsamlı çalışmaların yapılması gerekebilir.

Amerikan futboluAyakAyak bileği+6
Yavuz Lima
Ege University
2017
00

Related subjects