Ayak
110 theses under this subject heading
Non-Stress Test (NST) sırasında ayak masajının fetal parametreler, anne memnuniyeti ve kaygı düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Non-Stress Test (NST) Sırasında Ayak Masajının Fetal Parametreler, Anne Memnuniyeti ve Kaygı Düzeyine Etkisi: Randomize Kontrollü Çalışma Amaç: Çalışma, non-stress test (NST) sırasında uygulanan ayak masajının kaygı düzeyi, fetal parametreler ve anne memnuniyeti üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metot: Bu randomize kontrollü çalışma, Eylül 2025 ile Nisan 2026 tarihleri arasında Malatya ilindeki Battalgazi Devlet Hastanesi'nin NST ünitesinde yürütülmüştür. Gebelik haftası 32 ile 40 arasında olan toplam 128 gebe, ayak masajı grubuna (n=64) veya kontrol grubuna (n=64) rastgele atandı. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Spielberger Durumluk Kaygı Ölçeği, NST Kayıt Formu ve anne memnuniyetini değerlendirmek için Visual Analog Skala (VAS) kullanılarak toplandı. Ayak masajı grubundaki gebelere NST izlemi sırasında araştırmacı tarafından 15 dakikalık ayak masajı uygulanırken, kontrol grubuna sadece rutin NST izlemi uygulandı. Veriler tanımlayıcı istatistik, bağımsız örneklemler t-testi, eşleştirilmiş örneklemler t-testi, ki-kare testi ve ANCOVA kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Müdahale sonrasında ayak masajı grubunda kaygı puanlarında anlamlı bir düşüş belirlenirken (p<0.001), kontrol grubunda anlamlı bir değişiklik olmadı (p>0.05). ANCOVA analizi, başlangıç kaygı puanları kontrol edildikten sonra, ayak masajı grubunda test sonrası kaygı puanlarının önemli ölçüde daha düşük kaldığını ortaya koydu (p<0.001, kısmi η²=0.729). Kontrol grubuyla karşılaştırıldığında, ayak masajı grubundaki gebelerin NST süresi önemli ölçüde daha kısaydı, fetal hareket sayısı ve akselerasyon sayısı daha yüksekti (p<0.05). Ayak masajı grubundaki ortalama memnuniyet puanı 94.39±8.28 idi. Sonuç: NST sırasında uygulanan ayak masajı, anne kaygısını azaltmada, bazı fetal reaktivite parametrelerini iyileştirmede ve memnuniyeti artırmada etkili olmuştur. Basit, non-invaziv ve destekleyici bir müdahale olarak ayak masajı, gebelerin konforunu artırmak ve fetüsün sağlığını desteklemek amacıyla NST prosedürleri sırasında rutin doğum öncesi bakım uygulamalarına dahil edilebilir. Anahtar Kelimeler: Ayak masajı, fetal parametreler, kaygı, memnuniyet, non-stress test
Diz osteoartiti olan yaşlılarda çörek otu ekstresi yağı ile uygulanan ayak refleksolojisi ve diz masajının ağrı ve yorgunluk semptomlarına etkisi
Bu çalışmada Diz Osteoartriti (OA) olan yaşlı bireylerde çörekotu ekstresi yağı ile uygulanan ayak refleksolojisi ve diz masajının ağrı ve yorgunluk semptomları üzerine etkisini incelemek ve bu iki uygulamanın hangisinin daha etkin olduğunu araştırmak amaçlanmıştır. Randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak planlanan çalışma toplam 150 katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler bir üniversite hastanesinde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Ünitesinde ayaktan tedavi gören, 65 yaş üstü, Mini Mental Test sonrası algılamasında sorunu olmayan katılımcılardan oluşturmaktadır. Randomizasyon sonrası katılımcılar her grupta 30 katılımcı olmak üzere beş gruba ayrıldı. Gruplar; 1) Çörek Otu ile Refleksoloji, 2) Placebo Refleksoloji, 3) Çörekotu ile Diz Masajı, 4) Placebo Diz Masajı ve 5) Kontrol gruplarından oluşmaktaydı. Katılımcılara "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Kellgren ve Lawrence", "Ağrı-Visual Analog Skala (A-VAS)", "Yorgunluk Şiddet Skalası ve Western Ontario and McMaster Universities Osteoarthritis Index "WOMAC" uygulandı. Uygulama gruplarındaki katılımcılara 6 hafta boyunca haftada bir seans 30 dk. süren uygulama yapıldı. Kontrol grubuna ise; bir girişim yapılmayarak rutin tedavi ve bakıma devam etmesi sağlandı. Katılımcılara 1. ve 6. haftalarda soru formları uygulanarak veriler toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde IBM Statistical Package for Social Sciences 22.0 yazılımından yararlanılmıştır. Değişkenler bağımsız iki gruptan oluşuyorsa ve normal dağılıyorsa Parametrik testlerden Independent Sample t testi veya veriler normal dağılmıyorsa Non-parametrik testlerden Mann Whitney U testi kullanılmıştır. Bununla birlikte üç ve daha fazla gruptan oluşuyorsa ise ANOVA veya Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. OA hastalarında çörek otu yağı ile yapılan ayak refleksolojisi ve diz masajının, yağ kullanılmadan yapılan gruba göre ağrı ve yorgunluk şiddetini daha çok azalttığı, tüm gruplarda ise; çörek otu ile yapılan ayak refleksolojisinin ağrı ve yorgunluk şiddetini en etkin azalttığı belirlenmiştir.
Tip II diyabetlilerde sağlık okuryazarlığının diyabet öz yeterlilik ve ayak öz bakımına etkisi
Tip II diyabetlilerde sağlık okuryazarlığının diyabet öz yeterlilik ve ayak öz bakımına etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. 01 Eylül 2021 -31 Ağustos 2022 tarihleri arasında tanımlayıcı ve kesitsel tipteki çalışma 187 kişi ile gerçekleştirildi. Çalışmada "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Türkiye Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği", "Diyabet Öz Yeterlilik Ölçeği" ve "Diyabetik Ayakta Öz Bakım Davranışı Ölçeği" kullanıldı. IBM SPSS 26 programında sıklık, yüzde, ortalama, Kruskal Wallis ve Mann Whitneyy U ve korelasyon analizleri yapıldı. Katılımcıların eğitim seviyesinin düşük ve ileri yaşta olduğu, diyetine uymadığı ve egzersiz yapmadığı, çoğunun ayağının muayene edilmediği ve ayağında yara olmadığı belirlendi. (TSOY-32) Ölçeği ortalama puanı 22.50±10.65, Diyabet Öz Yeterlilik Ölçeği puan ortalaması 72.83±11.84 ve Diyabetik Ayakta Öz Bakım Davranışı Ölçeği' nin puan ortalaması 22.60±5.44 olarak bulundu. Katılımcıların %57.8' inin sağlık okuryazarlık düzeyi yetersiz olarak bulundu. Tip II diyabetlilerin (TSOY-32) Ölçeği ve Diyabet Öz Yeterlilik puanı arasında ilişki olduğu, sağlık okuryazarlığı arttıkça diyabet öz yeterliliğinde arttığı saptandı (p<0.01). (TSOY-32) Ölçeği ile Diyabetik Ayakta Öz Bakım Davranışı Ölçeği puanları arasında anlamlı farklılık bulunmadı. (p>0.05)
İkinci trimesterdeki gebelerde postür egzersizlerinin ayak postürü ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına etkisi
Gebelik döneminde meydana gelen anatomik, fizyolojik ve hormonal değişimler ile birlikte görülen kilo artışı postüral adaptasyonlara ve ağrıya yol açmaktadır. Çalışmamızın amacı ikinci trimester dönemindeki gebelere verilen postür egzersizlerinin ayak postürüne ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarına olan etkisini araştırmak için amaçlanmıştır. Çalışmaya 18-35 yaş arası 50 gebe dahil edildi. Gebeler çalışma grubu ve kontrol grubu olarak 25'şer kişilik iki gruba ayrıldı. Kontrol grubundaki gebelere sadece vücut mekaniklerinin doğru kullanımına ilişkin postür eğitimi verildi. Çalışma grubundaki gebelere ise postür eğitimine ek olarak 6 hafta boyunca haftada iki gün postür egzersizleri verildi. Demografik ve klinik bilgileri araştırmacı tarafından hazırlanan demografik bilgi formu ile sorgulanarak kaydedildi. Gebelerin ayak postür değerlendirilmesi, Harris Tabakası ile yapıldı. Ayak izi ölçümleri ise Harris tabakası kullanılarak ölçüm yöntemlerinden Staheli indeksi ölçüm yöntemi ile yapıldı. Postür analizi New York Postür Değerlendirme Yöntemi (NYPDY) ile kas iskelet sistemi rahatsızlıkları ise Genişletilmiş Nordic Kas İskelet Sistemi Anketi (GNKİSA) ile yapıldı. Çalışmanın veri analizinde İstatistiksel analiz için IBM SPSS Statistics 22 (Statistical Package for the Social Sciences) analiz programı kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edildi. Yapılan ölçümler sonucunda sağ ve sol ayak ölçümlerinin 1. ve 2. ölçüm değerleri arasında anlamlı fark bulundu(p<0,05). Ayak ölçümlerinin karşılaştırıldığında egzersiz ve kontrol grubu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı(p>0.05).Gebelerin vücudu 13 ayrı kısımda incelenerek, NYPDY ile postür değişikliklerinin değerlendirilmesi sonucunda her iki grupta da postür değişimleri görüldü. Egzersiz grubundaki gebelerin NYPDY ile yapılan toplam puan değerleri arası anlamlı fark olduğu görüldü (p<0,05). Kontrol grubundaki gebelerin de NYPDY ile yapılan toplam puan değerleri arası anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (p<0,05). Grupların NYPDY toplam skorları karşılaştırıldığında iki grup arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05).Kas iskelet sistemi ağrı yakınmaları her iki grupta da görüldü. Egzersiz grubunda 22 katılımcıda en fazla yakınma bel ve sırt ağrısı (%72,73) olarak bulundu. Kontrol grubunda ise 22 katılımcıda en fazla yakınma bel ağrısı (%100), sırt ağrısı (%86,36), kalça ağrısı (%59,09) olarak bulundu. Grupların ağrı yakınmaları karşılaştırıldığında sonuçlar klinik olarak anlamlı gözükse de istatistiksel olarak sadece bel bölgesindeki ağrı yakınma sonuçlarında gruplar arası farkın anlamlı olduğu bulundu (p<0,05). Çalışma sonuçlarına göre gebelik döneminde görülen postüral değişimler her iki gruptaki gebelerde çalışma sürecinde devam etmesi ve ağrı yakınmaların oluşması görüldü. Kontrol grubunda egzersiz grubuna göre postürlerindeki değişim ve kas iskelet sistemi rahatsızlıklarında daha yüksek skorlar elde edilmiştir. Sonuç olarak, ikinci trimesterdeki tüm gebelerde ayak postürünün bozulduğunu, postür egzersizi yapmayan katılımcıların bel bölgesinde ağrı yakınmalarının olduğu bulunmuştur.
Tip 2 diabetes mellitus'lu hastalarda ayak taban duyusunun periferik kas kuvveti, denge, fonksiyonel kapasite ve fiziksel aktivite düzeyine etkisi
Çalışmamız, Tip 2 Diabetes Mellitus'lu bireylerde ayak taban duyusunun periferik kas kuvveti, denge, fonksiyonel kapasite ve fiziksel aktivite düzeyine etkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmada Bezmialem Vakıf Üniversitesi Eyüp Ek Hizmet Binası, İç Hastalıkları Polikliniği'nde takip edilen ve dahil edilme kriterlerini karşılayan 42 gönüllü hasta (56,71±7,59 yıl) yer aldı. Bireyler prospektif ve yüzyüze görüşme yöntemi ile değerlendirildi. Hastaların ayak taban duyularını değerlendirebilmek için plantar bölgede belirlenmiş 4 farklı noktadan hafif-dokunma basınç duyusu (Semmes Weinstein Monofilaman) ve iki nokta ayrım duyusu (Baseline Two Point Aesthesiometer) değerlendirildi. Vibrasyon duyusunu değerlendirmek için 2 farklı bölgeden, 128 Hz diapozan kullanılarak ölçüm yapıldı. Hastaların vücut kompozisyonu analizi (Omron Body Composition Monitör), bel-kalça çevresi, alt ve üst ekstremite kas kuvvetleri (Muscle Hand Held dinamometre), kavrama kuvvetleri (Hand Grip), fiziksel aktivite düzeyleri (Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa Form), fonksiyonel kapasiteleri (6 Dakika Yürüme Testi), dengeleri (Biodex Balance System) değerlendirildi. İstatistiksel analizler için IBM SPSS Statistic 20 kullanıldı, p0,05 olan veriler anlamlı olarak kabul edildi. Hafif-dokunma basınç duyusu ile VKİ (r=-0,318; p=0,040), vücut yağ oranı (r=-0,318; p=0,040), iskelet kas kitlesi oranı (r=0,424; p=0,005), istirahat metabolizması (r=0,308; p=0,047), bel çevresi (r=-0,348; p=0,024); bel-kalça oranı (r=0,306; p=0,049), kuadriceps femoris kas kuvveti (r=0,323; p=0,037), biceps brachii kas kuvveti (r=-0,325; p=0,035), kavrama kuvveti (r=0,399; p=0,009), fonksiyonel kapasite (r=0,308; p=0,047) ve denge (r=-0,351; p=0,023) arasında anlamlı yönde ilişki saptadık. Hafif-dokunma basınç duyusu ile fiziksel aktivite düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmadı. Diskriminasyon duyusu ile istirahat metabolizması (r=-0,320; p=0,039), iskelet kas kitlesi oranı (r=-0,326; p=0,035), bel-kalça oranı (r=0,526; p=0,000), biceps brachii (r=-0,435; p=0,004), kavrama kuvveti (r=-0,394; p=0,010), fiziksel aktivite düzeyi (r=0,431; p=0,004), fonksiyonel kapasite (r=-0,348; p= 0,024) ve denge (r=0,363; p=0,018) arasında anlamlı yönde ilişki saptadık. Vibrasyon duyusu ile kuadriceps femoris kas kuvveti (r=0,337; p=0,029), biceps brachii kas kuvveti (r=0,310; p=0,046) ve denge (r=-0,324; p=0,036) anlamlı ilişki saptadık. Vibrasyon duyusu ile vücut kompozisyonu, bel-kalça oranı, kavrama kuvveti, fiziksel aktivite düzeyi ve fonksiyonel kapasite arasında anlamlı bir ilişki saptamadık. Anahtar Kelimeler: Ayak taban duyusu, denge, diyabetik ayak, fiziksel aktivite, fonksiyonel kapasite, periferik kas kuvveti, Tip 2 diabetes mellitus
Assessment of knowledge and practices of diabetic patients to diabetic foot care in Iraq
Diabetic foot is a complication of diabetes and can cause serious foot problems. This study aims to determine the knowledge and practices of diabetic patients regarding diabetic foot care in Iraq. The cross-sectional descriptive study was carried out between April and July 2022. The sample of the study consisted of diabetic patients (n=200). A questionnaire form designed to determine the sociodemographic characteristics of the patients and their knowledge and practices regarding diabetic foot care was used. Data were obtained through face-to-face interviews with patients. SPSS (25) program was used in data entry and analysis. Of the participants (n=200), 79 (39.5%) had a high diabetic foot care knowledge score, and 121 (60.5%) had a low knowledge score. A statistically significant relationship was found between knowledge levels (gender, education level, occupation, income, residence, and whether there is a health center or hospital close to where they live) (p<0.05). In the study, it was determined that 75 (37.5%) of the patients had high application and 125 (62.5%) had low application. A statistically significant relationship was found between the level of practice and the level of education, occupation, and residence (p<0.05). It is recommended to inform diabetic patients about foot problems and their treatments, to print brochures about diabetic foot care practices, to give these brochures to patients when they apply to health institutions, and to inform diabetic patients about this issue.
İnfekte diyabetik ayak yarası olan hastalarda sitokin üretimi, akut dekompanse kalp yetersizliği ile ilişkisi ve prognoza etkisi
Konjestif kalp yetmezliği gelişiminde sitokinlerin önemli rol oynadığı bilinmektedir. Bu çalışmada infekte diyabetik ayak yarası ile beraber gelişen akut dekompanse kalp yetmezliğinde sitokinlerin rolü ve prognoza etkisi araştırıldıÇalışmaya Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine infekte diyabetik ayak yarası ve akut dekompanse kalp yetmezliği ile başvuran 26 hasta (ortalama yaş 61,88±6,8, 17 erkek, 9 kadın) alındı. Çalışmaya alınan hastalara ekokardiyografik ölçümleri (EKO), serum tümör nekroz faktör alfa (TNF-?), interlökin 1ß (IL-1ß), interlökin 2 (IL-2), interlökin 6 (IL-6) ve interlökin 10 (IL-10) ölçümleri yapıldı ve diyabetik ayak yarası medikal ya da cerrahi ile tedavi edilip kalp yetmezliği düzeldikten sonra ölçümler tekrarlandı. Kontrol grubu infekte diyabetik ayak yarası olmayan kontrol altındaki diyabetik hastalardan oluşturuldu.Hastalarda serum TNF-?, IL-1ß, IL-2, IL-6 ve IL-10 değerleri yüksek bulundu. Sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EF) değerleri ile serum TNF-? (p<0,05), IL-1ß (p<0,05) ve IL-6 (p<0,01) düzeyleri arasında anlamlı zıt ilişki saptandı. Yaşayan hastalarda tedavi sonrası sol ventrikül EF değerlerindeki yükselme ve serum IL-6 düzeylerindeki düşüş arasında anlamlı ilişki saptandı (p<0,01). TNF-? ve IL-6 değerleri kaybedilen hastalarda yaşayan hastalara göre daha yüksek bulundu (p<0,05 ve p<0,05).Bu çalışmanın sonucunda kalp yetmezliği dekompansasyonunda TNF-?, IL-1ß ve en önemli olarak IL-6'nın rol oynayabileceği saptandı. TNF-? ve IL-6'nın hem kalp yetmezliği akut dekompansasyon, hem de mortalite göstergeci olabileceği saptandı. Kalp yetmezliği akut dekompansasyonunda IL-6'yı hedef alan tedavi stratejilerinin denenebileceği düşünüldü.Anahtar sözcükler: akut dekompanse kalp yetmezliği, infekte diyabetik ayak yarası, sitokinler
Romatoid artritli hastalarda ayak refleksolojisinin ağrı ve uyku kalitesine etkisi
Romatoid Artrit (RA) hastaları en çok ağrı ve uykusuzluktan yakınmaktadırlar. Tedavide ana amaç; ağrıyı ve enflamasyonu azaltmak, eklem hasarını minimalize etmek, distabiliteyi önlemek, hastanın fonksiyonlarını korumak, iyileştirmek ve yaşam kalitesini arttırmaktır. Bu çalışma, Romatoid Artrit (RA) tanısı alan hastalarda ayak refleksolojisinin ağrı ve uyku kalitesi üzerine etkisini incelemek üzere planlandı. Araştırma için Gaziantep Üniversitesi Etik Kurul onayı ve hasta onayı alındı. Araştırmanın evrenini Ocak-Temmuz 2015 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'ne başvuran, en az altı aydır "RA" tanısı almış hastalar oluşturdu. Örneklemine ise; belirtilen evren içinden 18 yaş ve üzeri, il merkezinde ikamet eden, RA için ilaç tedavisi alan, alt ekstremitelerde damar hastalığı olmayan, ayakta ülseri, enfeksiyonu olmayan, ayağa cerrahi operasyon uygulanmayan, alt ekstremitede kemiklerde kırık, burkulma veya yaralanması olmayan, gebe olmayan, diyabet tanısı olmayan ve çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 60 hasta seçildi. Hastalar ayak refleksolojisi (n=30) ve kontrol (n=30) grubu olmak üzere iki gruba ayrıldı. Her iki gruba da ilk görüşmede yüz yüze sosyo demografik verileri içeren anket formları, Pittsburgh Uyku Kalitesi indeksi (PUKİ) ve Görsel Ağrı Ölçeği (VAS) uygulandı. Ayak refleksolojisi uygulaması konu ile ilgili eğitim almış sertifikalı araştırmacı tarafından yapıldı. Ayak refleksolojisi grubuna toplamda 6 kez (haftada bir uygulama) 30 dk süren ayak refleksolojisi uygulandı. Bu araştırma sonucuna göre, Ayak refleksolojisi uygulanan hastaların ağrı ortalaması ve uyku kalitesinde iyileşme saptandı. Ayrıca uyku kalitesi alt bileşenleri arasında da anlamlı ölçüde pozitif fark saptandı. (p<0.05). Anahtar Kelime: Ağrı, Romatoid Artrit, Ayak Refleksolojisi, Uyku Kalitesi, Hemşirelik
Kısa süreli ortopedik ayak operasyonları için riva'da ek turnike uygulamasının volüm düşürmede etkinliği
Amaç: Alt ekstremitede rejyonal intravenöz anestezi (RİVA), yüksek doz ve volümün oluşturduğu riskler nedeni ile yaygın olarak kullanılamamaktadır. Çalışmamızda daha düşük seviyeden kısa süreli bir ek turnike uygulayarak daha az volüm ile RİVA'nın etkinliğini araştırmayı amaçladık. Yöntem: Çalışma, elektif ortopedik ayak cerrahisi geçirmiş 40 ASA I-II-III erişkin hastanın retrospektif incelenmesini içermektedir. Hastalar iki gruba ayrıldı: Grup 20'de (n = 20) 200 mg lidokain hidroklorür, serum fizyolojik eklenerek 20 ml'ye tamamlanmış ve Grup 30'da (n = 20) 200 mg lidokain hidroklorür serum fizyolojik ile 30 ml'ye tamamlanmıştı. Grupların turnike ağrısı oluşma süreleri, peroperatif takip değerleri karşılaştırıldı. Bulgular: Demografik veriler her iki grupta benzer bulunmuştur. Grup 20'de turnike ağrısı gelişen hasta sayısı ve Grup 30'da turnike ağrısı gelişen hasta sayısı arasında anlamlı istatiksel bir fark saptanmamıştır. İki grup arasında takip bulguları arasında istatiksel anlamlı bir fark saptanmamıştır. Tartışma: Çalışmamızda tüm gruplarda etkin anestezi sağlanmış olup herhangi bir yan etki ile karşılaşılmamıştır. Kısa süreli alt ekstremite ameliyatllarında istenmeyen yan etkileri azaltmak için daha alt seviyeden ek bir turnike ile düşük volümlü RİVA uygulamasının rahatlıkla kullanılabileceği kanaatindeyiz. Anahtar Kelimeler: RİVA, ayak cerrahisi, turnike ağrısı,
Çukurova Üniversitesi'nde çalışan hemşirelerde tinea pedis ve onikomikoz sıklığı üzerine mesleki ve mesleki olmayan risk faktörlerinin etkisi
Amaç: Ayaklarda, yüzeysel mantar enfeksiyonları sık görülmektedir. Çalışmamızda hastanemiz hemşirelerinin ayaklarındaki yüzeysel mantar enfeksiyonlarının sıklığını, bu enfeksiyonların gelişmesinde meslekî ve meslekî olmayan risk faktörlerinin etkisini incelemeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi'nde çalışmakta olan 203 hemşire çalışmaya alındı. Hemşireler standart forma göre sorgulandı ve muayene edildi. Hemşirelerden deri ve/veya tırnak kazıntıları alındı. Kazıntı örnekleri, potasyum hidroksit ile incelendi. Bulgular: Çalışmaya alınan 203 hemşireden 22'sinin (% 10,8) ayaklarında mantar varlığı gösterildi. Bu olguların 5'i subklinik, 17'si klinik düzeyde idi. Klinik düzeydeki mantar enfeksiyonu, hemşirelerin 14'ünde (% 6,9) ayak derisinde ve 7'sinde (% 3,4) ayak tırnaklarında saptandı. Çok değişkenli lojistik regresyon testi uygulandığında, mantar varlığı gösterilmiş 22 hemşirede erkek cinsiyetinin, düzenli spor yapma alışkanlığının ve iş sırasında sentetik çorap giymenin daha sık olması, istatistiksel olarak anlamlıydı. Sonuç: Çalışma sonuçlarımız değerlendirildiğinde kesin olmasa da, hemşirelerin ayaklardaki yüzeysel mantar enfeksiyonları açısından risk altında bir topluluk olabileceği söylenebilir. Bu konuda yeni çalışmalara ihtiyaç vardır. Çalışmamızda, meslekî faktörlerden iş sırasında sentetik çorap giymek, ayaklardaki yüzeysel mantar enfeksiyonları gelişiminde anlamlı bir risk faktörü olarak bulunmuştur. Anahtar sözcükler: Ayakların yüzeysel mantar enfeksiyonları, hemşireler, meslekî, risk faktörleri.
Hava ulaşımında çalışanlarda uzun süre ayakta kalmanın ayak morfolojisine etkisi
Bu çalışmada; ayakta uzun süre çalışanlarda ofis ortamında oturarak çalışanlara göre vücut ağırlığının ayağın kubbemsi yapısı ve şeklini bozacağı hipotezine dayanarak, ayakta uzun süre kalmanın ayak morfolojisine etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda havayollarında çalışan ve çalışma saatlerinin büyük bir bölümünü ayakta geçiren 21-43 yaş arası 42 kişilik (17 erkek, 25 kadın) kabin memuru populasyonunda ve kontrol grubu olarak da 20-55 yaş arası 35 kişilik (17 erkek, 18 kadın) Adana Havalimanı'ndaki ofis çalışanı populasyonunda ayak ölçümleri yapılmıştır. Demografik özellikler ile ilgili bilgi alınıp, ayakta deformasyon olup olmadığına bakılmıştır. Kilo, boy ve alt ekstremite uzunluğu ile ilgili ölçümler yapıldıktan sonra mezura ve antropometrik set kullanılarak ayak ile ilgili ölçümlere geçilmiştir. Bu ölçümler; ayak ve segmentlerinin uzunluk, genişlik, yükseklik ve çevresi ile ilgili ölçümlerdir. İstatistiksel analizler için SPSS 17.0 programı kullanılmıştır. Tüm bireyler birlikte ele alındığında; cinsiyete göre bacak uzunluğu, sağ ayaktaki tüm arkuslar ve Feiss çizgisi-navicula arası mesafe dışında tüm parametrelerde erkekler lehine anlamlı fark bulunmuştur (p<0,001-0,003). Ayakta uzun süre çalışanlarda, ofis çalışanlarına göre navikular yükseklik, tarsal yükseklik, ayak genişliği, ayak bileği çevresi, bimalleoler çevre ve Feiss çizgisi-navicula uzaklığında anlamlı farklılık saptanmıştır (p<0,05). Bu bulgulara dayanarak; ayakta uzun süre çalışmanın ayağın yapısında değişiklik oluşturabileceği ve bunun statik kasılmadan kaynaklandığı söylenebilir. Sonuç olarak, hava ulaşımı çalışanlarında ayağın morfolojik analizi konusunda ilk kez yapılan bu çalışma bulgularının; ayakta uzun süreli durmanın ayak yapısı ve şekline etkilerinin anlaşılmasına ve uzun saatler boyunca ayakta kalan çalışanların ayak ölçülerinin belirlenmesine katkıda bulunulduğu düşünülmektedir.
Lokal kortikosteroid enjeksiyonu ve laser tedavisi uygulanmış plantar fasiit tanılı hastaların değerlendirilmesi
Amaç: Plantar fasiit fonksiyon kaybı ve yetersizlikle giden ve genellikle yaşlılarda görülen topuk ağrısının en sık sebeplerinden biridir. Bu çalışmada, plantar fasiit tanılı hastalarda lokal kortikosteroid enjeksiyonu ve LASER tedavisinin ağrı ve fonksiyonellik üzerine etkisinin değerlendirilmesi amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Bu retrospektif çalışmada toplam 96 hastanın dosyası incelendi ve verileri tam olan 56 hasta çalışmaya dahil edildi. Grup 1'e (n:28) lokal kortikosteoid enjeksiyonu (triamsinolon heksasetonit), grup 2'ye (n:28) 904 nm, 2J/cm2 dozunda 10 seans Galyum Arsenit LASER tedavisi almış hastalar dahil edildi. Vizüel Analog Skala, Ayak Fonksiyon İndeksi ve Topuk Hassasiyet İndeksi skorları, tedavi öncesi, tedavi sonrası ve 2. hafta, 1. ay ve 3. ay hasta kayıtlarından elde edildi. Bulgular: Demografik veriler ile kullanılan diğer indekslerin başlangıç parametreleri açısından gruplar arasında fark yoktu. Vizüel Analog Skala ve Ayak Fonksiyon İndeksi' nin tüm alt gruplarında tedavi boyunca her iki grupta da istatistiksel anlamlı düzelme saptandı (p0,001) ancak grup 2'nin istirahat Vizüel Analog Skala değerlerinde anlamlı değişiklik görülmedi (p=0,159). Aktivite Vizüel Analog Skala ile Ayak Fonksiyon İndeksi'nin tüm alt grup skorları grup 1'de 3. ayda en düşük değerdeyken, Ayak Fonksiyon İndeksi aktivite kısıtlılığı skoru grup 2'de 1. ayda en düşük değerdeydi. Topuk Hassasiyet İndeksi'nde 3. ayda azalma grup 2'de istatistiksel anlamlıyken (p=0,001), grup 1'de sınırda anlamlıydı (p=0,053). 3. ayda Topuk Hassasiyet İndeksi skorlarındaki farklılık dışında (p=0,053), tüm takip dönemlerinde Vizüel Analog Skala, Ayak Fonksiyon İndeksi ve Topuk Hassasiyet İndeksi skorlarında iki grup arasında anlamlı fark gözlenmedi (p0,05). Sonuç: Plantar fasiit yönetiminde LASER tedavisi lokal kortikosteroid enjeksiyonu kadar etkili görünmektedir. Her iki tedavinin etkinliğinin açığa çıkarılması için prospektif randomize kontrollü çalışmalara ihtiyaç vardır.
Onbeş - yirmi yaş arası erkek sporcularda ivmelenme ve ortalama maksimal sürat performansının el ve ayak dominansı ile çıkıştaki ayak pozisyonuna göre analizi
Yetenekli futbolcuların seçiminde ve antrenman programlarının oluşturulmasında el ve ayak tercihleri dikkate alınmaktadır. Bu çalışmada, 15-20 yaş arası adölesan erkek futbolcularda ivmelenme ve ortalama maksimal sürat performansında el, ayak dominansı ile çıkıştaki sağ veya sol ayağın geride olup olmamasına bağlı değişim incelenmektedir. Çalışmanın örneklemini, Adana Amatör Futbol Spor Klüplerinde U-15 ve U-19 yaş kategorisinde olan toplam gönüllü 173 sporcu oluşturmuştur. Ortalama değerler sırasıyla; yaş için 16.09±1.32 yıl, boy uzunluğu için 73.23±7.53 cm ve vücut ağırlığı için 61.98±9.33 kg ve Beden Kütle İndeksinin (BKİ) ortalama değeri 20.56±2.10'dur. Katılımcıların 15 m, 30 m, 45 m ve 60 m süratleri ölçülmüştür. Dinamometre ile sağ ve sol el kavrama kuvvetleri alınmıştır. Veri analizleri Kruskal Wallis, Mann Witney U testi ile Spearman sıralı korelasyon analizleri yapılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, ortalama 30 m, 60 m sürat değerlerinin çift ellilerin lehine, sağlak ve solaklardan daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayak tercihi ile çıkıştaki ayak pozisyonuna göre sürat farklılaşmamaktadır. El tercihleri ve ortalama 15 m, 45 m ortalama maksimum sürat ile farklılık gözlenmezken, 30 m ve 60 m sürat performansı ile 0.05 anlamlılık düzeyinde farklılık gözlenmiştir. El tercihi; sol el kavrama kuvveti, 15 m, 30 m, 45 m ortalama maksimum sürat ve 60 m ile 0.05 düzeyinde ilişkilidir. Ayrıca, sağ ve sol el kavrama kuvveti değişkeni sırasıyla 15 m; 30 m; 60 m ve ortalama 45 m ortalama maksimum sürat ile 0.01 düzeyinde ilişkili bulunmuştur. Sonuç olarak, çift ellilerin sürat koşularındaki üstünlüğü, adölesan sporcularda hem yetenek seçiminde hem de antrenman programlarının değerlendirilmesinde simetrik kuvvet gelişiminin önemli olduğunu düşündürmektedir. Anahtar Kelimeler: El, ayak tercihi, sürat koşusu, elkavrama kuvveti.
Gestasyonel diabeti olan ve olmayan gebelerde ayak taban basınçlarının gebe olmayan diabetli hastalar ve sağlıklı bireylerle karşılaştırmalı olarak değerlendirilmesi
Amaç: Gebelik döneminde meydana gelen ayak biyomekaniğindeki değişimleri pedobarografik olarak değerlendirmeyi, Gestayonel diabetin bu değişimler üzerinde etkisinin olup olmadığını ve bu değişimlerin klinik sonuçlar ile ilişkisini araştırmayı amaçladık Gereç ve yöntem: Çalışmaya 18-40 yaş arası 30 GDM'li gebe, 30 normal gebe, 30 gebe olmayan diabetli kadın ve kontrol grubu olarak 30 hiç gebe kalmamış sağlıklı kadın alındı. Gebelerin hepsi 28. gebelik haftasını tamamlamış olması gerekmekteydi. Bütün katılımcıların yaş, kilo, boy, VKİ bilgileri kaydedildi. Gebe gruplarında gebelik haftası, kaçıncı gebelik olduğu ve gebelik süresince meydana gelen ağırlık artışı bilgileri kaydedildi. Tüm katılımcılarda aktivite ve istirahat sırasındaki ayak ağrısı şiddetleri VAS skorları kullanılarak kaydedildi. Nöropatik ağrı varlığını sorgulamak için DN4 anketi dolduruldu. Duyu kaybı varlığını araştırmak için Semmes-Weinstein monofilaman testi uygulandı. Kişinin ayak ilişkili fonksiyonel durumunu değerlendirmek için Ayak Fonksiyonel İndeksi ölçeği kullanıldı. Statik pedobarografik analizde; ayakta durma esnasında ayaklardaki basıncın sağ ön ayak, sağ arka ayak, sol ön ayak ve sol arka ayak bölgelerine dağılımı incelendi. Dinamik pedobarografik analizde; yürüyüş esnasında ayağın 10 bölgesinde meydana gelen tepe basınçlar ve ayak temas alanları kaydedildi. Bulgular:. Yaş ortalaması GDM grubunda 32.8±5.75, gebe grubunda 29.5±5.78, diyabet grubunda 31.93±6.50, kontrol grubunda 30.23±3.74 olarak hesaplandı. VKİ ortalamaları GDM grubunda 32.98±5.58, gebe grubunda 29.25±5.73, diyabet grubunda 27.84±4.74, kontrol grubunda 20.96±2.06 olarak hesaplandı. Ayak ağrısı VAS skorları üç grupta da konrol grubuna göre yüksek çıkarken, üç grup arasında anlamlı fark izlenmedi. Nöropatik ağrı skorları üç grupta da kontrol grubuna göre yüksek saptanırken, GDM grubunun ortalamaları gebe grubuna göre anlamlı derecede yüksekti. Hiçbir katılımcıda duyu kaybı izlenmedi. Üç grupta da AFİ skorları tüm başlıklarda kontrol grubuna göre yüksekti. En yüksek skorlar GDM grubunda kaydedildi. GDM grubunda ve gebe grubuna göre AFİ ağrı ve yetersizlik skorları anlamlı olarak daha yüksek izlendi. Statik pedobarografik analizde üç grupta da sağ arka ayak basınç dağılımında artış izlendi. Gruplar arasında anlamlı fark izlenmedi. Dinamik pedobarografik analizde çalışma gruplarında Metatarsal bölgelerde ve orta ayak bölgesinde tepe basınçlarda anlamlı artışlar saptandı. GDM grubu ve gebe grubu arasında bu artışlar açısından anlamlı farklar izlenmedi. Dinamik pedobarografik analizde üç grupta da orta ayak temas alanında artış, ön ayak temas alanında azalma izlendi. GDM grubu ve gebe grubu arasında fark izlenmedi. Metatarsal bölgelerdeki orta ayak bölgesindeki basınç artışı ile VKİ değerleri arasında korelasyon saptandı. Temas alanlarının dağılımındaki değişim ile VKİ değerleri arasında korelasyon saptandı. AFİ total skorları ve basınç değişimleri arasında korelasyonlar saptandı. AFİ total skorları ile VKİ değerleri arasında korelasyon izlendi. Sonuç: Gebelik son döneminde ayak taban basınçlarında değişimler gözlemledik ve bu dönemde ayak ağrısı artışı ve ayak ilişkili fonksiyonellikte bozulma izledik. GDM'li gebelerde basınç değişimlerinde bir farklılık gözlemlenmese de; bu grupta daha yüksek nöropatik ağrı skorları ve daha kotü AFİ ağrı ve AFİ yetersizlik skorları saptadık. Tüm bu değişikler üzerinde temel belirleyici fiziksel etkenin yüksek VKİ değerleri olduğunu düşünmekteyiz. Pedobarografik verilerin rehberliğinde yapılacak uygun ayakkabı seçimleri ve ortez kullanımı gebeliğin son dönemindeki ayak ilişkili kötü klinik sonuçlar üzerinde olumlu etkileri olabilir.
18-25 yaş arası sağlıklı bayanlarda postür değerlendirilmesi ve pedobarografik analizi
Amaç: 18-25 yaş arası kadınlarda farklı postür tiplerinin belirlenmesi ve bu postürlerin ayak tabanına etki eden basınç ve kuvvetleri nasıl etkilediğini değerlendirmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 18-25 yaş arasında 44 gönüllü kız öğrenci katıldı. Dahil olma kriterleri; çalışmaya katılmaya gönüllü olmaları, AOFAS skorunun 100 olması, VKİ 17-29,9 kg / m² sınırları içinde olması, daha öncesinde alt ekstremite ile ilgili cerrahi operasyon geçirmemiş ve son 6 ayda alt ektremite ile ilgili ciddi travma, burkulma öyküsünün bulunmaması, bilinen nörolojik, metabolik, endokrin, romatizmal ve görme alanı kaybına neden olan hastalığının olmamasıdır. Postür değerlendirmesi için gönüllülerin 4 yönden çekilen fotoğrafları üzerinde yedi açı ImageJ programında hesaplandı.Bu açılar; baş pozisyonu, koronal omuz açısı, torakal kifoz, lumbal lordoz, Q açısı, kalça açısı ve vücudun vertikal dizilimidir(VVD). Q açısına göre; Q ≥ 20° (n=15) ile Q < 20° (n=29) 2 grup oluştuldu .İki grubun pedobarografik ölçümleri, HR Mat platformu ile yapıldı. Bulgular: pedobarografik verilerin iki grup arasında karşılaştırıldı istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamadı (p>0,05). Ancak her grup için; pelvik inklinasyon, subtalar açı, VVD ve Q açısına göre ölçülen değerler ile pedobarografik verilerin karşılaştırılmasından, her iki grup için farklı maskeleme alanlarında korelasyon olduğu gözlendi. Sonuçlar: Çalışmanın sonucunda postürü etkileyen parametrelerin ayak tabanı basınç verileriyle ilişkili olduğu gösterildi. Postür bozukluğu söz konusu olduğunda ayak taban basınç dağılımını dengeleyecek tabanlık kullanımı, özellikle eşlik eden kronik hastalığı olan bireylerde önemli fayda sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: postür, Q açısı, pedobarografik analiz, fotogrametri
Sağlıklı kadınlarda topuklu ayakkabı kullanım sıklığının, gastrosoleus kas kısalığına, ayak postürüne ve dengeye olan etkisinin araştırılması
Bu çalışmanın amacı, sağlıklı bireylerde topuklu ayakkabı kullanım sıklığının değerlendirilmesi ve topuklu ayakkabı kullanım sıklığının gastrosoleus kas kısalığına, ayak postürüne ve dengeye etkisini ortaya koymaktır. Çalışmaya yaşları 18-50 arasında değişen 110 sağlıklı kadın alındı. Pes planus, pes kavus, halluks valgus, transvers ark düşüklüğü, çekiç parmak, pes ekinovarus gibi ayak deformiteleri için Toplam Ayak Deformite Skorlaması (TADS), gastrosoleus kas kısalığı için kas kısalık testi, dengeyi değerlendirmek için Berg Denge ölçeği kullanıldı. Ölçümler topuklu ayakkabılı ve ayakkabısız tekrarlandı. Ayakkabı giyme sıklıklarına göre haftada 1 ve daha az topuklu ayakkabı kullananlar normal, 2 ve daha fazla kullananlar ise sık giyenler olarak 2 gruba ayrıldı ve sonuçlar karşılaştırıldı. Yapılan ölçümler sonucunda ayakkabı kullanım frekansı ile ayak deformitesi, m. gastrosoleus kısalığı ve denge arasında anlamlı bir ilişkiye rastlanmadı (p>0,05). Gruplar kendi içinde topuklu ayakkabılı ve ayakkabısız denge ölçümlerinde ve yine berg denge ölçeğinin bir parametresi olan öne uzanma testi sonuçlarında anlamlı değişimler gösterdiler (p<0,05). Bu çalışmadan elde edilen sonuçlarda, topuklu ayakkabı kullanım sıklığının ayakta deformite oluşumuna yol açmadığı, m. gastrosoleus kasında kısalığa neden olmadığı, statik ve dinamik dengede bozulmaya sebebiyet vermediği saptanmışdır. Anahtar Kelimeler: Topuklu Ayakkabı, Denge, Ayak postürü, Kas Kısalığı
Romatoid artritli kadın hastalarda ayak ve ayak bileği değerlendirmesi: Morfolojik ve izokinetik çalışma
Çalışmamızın amacı kadınlarda romatoid artrit (RA) hastalığının ayak bileği izokinetik kuvvetine ve ayak morfometrik ölçülerine etkilerini araştırmaktır. Çalışmamızda RA tanılı 60 kadın hasta ile bu hastaların yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (VKI) ve dominant ekstremitesi ile benzer 60 sağlıklı kontrol değerlendirmeye alındı. Çalışmaya katılan tüm bireylere ayak ve ayak bileği morfometrik ölçümleri ve izokinetik kuvvet ölçümü yapıldı. RA grubunda Disease Activity Score in 28 joints (DAS28) ile Foot Function Index (FFI) uygulandı ve hastalık süresi kaydedildi. RA hastalarında sağlıklı kişilere kıyasla ayak uzunluğu, lateral ayak uzunluğu değerleri daha büyük, ayak parmak uzunluk değerleri daha küçük bulundu. RA hastalarındaki caput ossis metatarsi I ve V yükseklikleri sağlıklı kişilere kıyasla daha büyüktü. Bimalleoler çevre ölçümü değeri RA hastalarında daha yüksek bulundu. RA hastalarında ölçülen malleolus medialis ve lateralis yükseklik değerlerin sağlıklı kişilere kıyasla daha küçük tespit edildi. Ayrıca RA hastalarında 1. metatarsophalangeal açı değeri sağlıklı kişilere kıyasla daha büyük bulundu. Ayak bileği izokinetik kuvvet ölçüm değerlerinde RA hastalarının değerleri sağlıklı kişilerden daha düşüktü. RA'lı hastaları remisyon, düşük hastalık aktivitesi, orta hastalık aktivitesi olmak üzere 3 gruba ayrıldı. Bu gruplar arasında hastalık süresi, FFI skorları ve izokinetik ölçüm parametreleri değerleri anlamlı farklılık göstermedi. İzokinetik kuvvet değerleri ile DAS28 skorları ve FFI değerleri arasında negatif anlamlı korelasyonlar saptandı. Çalışmamızın sonucunda elde edilen bulgular, RA hastalığının ayak morfolojisinde değişikliklere sebep olduğunu, ayak bileği kas kuvvetinde anlamlı derecede azalmaya neden olduğunu gösterdi.
Psöriyatik artrit tanılı hastalarda klinik aktivite ve aşil tendon ultrasonografi bulgularının değerlendirilmesi
Amaç: PsA (Psöriyatik artrit) tanılı hastalarda aşil tendon ularasonografi bulgularının hastalık aktivitesi ile karışılaştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Hastanemiz Romatoloji Bilim Dalı Polikliniğinde takibi yapılan PsA tanılı hastaların fizik muayeneleri yapıldı. Hastaların klinik ve labaratuvar bulguları hastalık aktivitesinin değerlendirlmesi amacıyla kullanıldı. Hastaların aşil tendon kalınlıkları ve SWE değerleri ölçüldü. Klinik aktivite, ultrasonografi ve SWE verileri arasındaki ilişki IBM-SPSS 20 programı ile istatistiksel olarak değerlendirildi. İstatistik anlamlılık düzeyi olarak p<0.05 kabul edildi. Bulgular: Hastaların aşil tendon kalınlıkları ve SWE ölçümleri ile cinsiyet arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmştür. Erkek hastaların aşil tendonların daha kalın ve sert olduğu ve hastaların aşil tendon kalınlıkları arttıkça SWE değerlerinin de arttığı saptanmıştır. Ancak hastaların diğer demografik bulguları, labaratuvar değerleri, fizik muayneleri, PsA ya yönelik kullandıkları tedaviler, klinik gidişatları, PASi ile aşil tendon kalınlıkları SWE değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Sonuç: SWE tendon, kas, sinir ve ligamanları içeren hastalıkların ciddiyetini belirlemede ve tedavi takibinde gelecek vaat eden bir görüntüleme yöntemidir. Biz de bu çalışmada PsA hastalarında klinik ve laboratuar verileri ile değerlendirilen hastalık aktivitesinin, aşil tendonun USG ile kalınlık ölçümü ve SWE bulguları ile ilişkisini araştırdık. Anlamlı bir koralesyon saptamadık. Ancak aşil tendon kalınlığı artmış olan hastaların SWE değerlerinin daha yüksek olduğunu saptadık. PsA'lı hastaların aşil tendon tutulumunun diğer aşil tendinopatilerinden ayırımı için SWE değerleri kullanılabilir. Hasta sayısının ve çeşitliliğinin kısıtlılığı nedeniyle bu konuda kesin bilgilere ulaşmak için daha geniş anatomik bölgeleri içeren kontrollü prospektif çalışmalara gereksinim vardır. Anahtar kelimeler: Psöriyatik artrit; ayak; aşil tendonu; entezit; artirit; ultrasonografi; shear-wave
Diyabetik ayak enfeksiyon etkenlerinde güncel durum
Amaç: Diyabetik ayak yarası, diyabetle ilişkili hastanede kalış süresini en çok uzatan ve maliyeti en yüksek olan Diyabetes Mellitus komplikasyonudur. Travmatik olmayan ekstremite amputasyonlarının en sık nedenidir. Bu güncel çalışmada, antibiyotik seçimi, ekstremite kaybı ve maliyeti azaltmak için bir klavuz oluşturmak amacıyla merkezimizdeki diyabetik ayak enfeksiyon etkenlerinin mikrobiyolojik profilini belirlemeyi amaçladık. Gereç ve yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji kliniğinde 2016-2019 yılları arasında diyabetik ayak nedeniyle yatarak takip edilen 216 hastanın arşiv kayıtları incelendi. Hastaların sosyodemografik özellikleri, diyabet tipi, süresi, tedavisi, komplikasyonları, önceki diyabetik ayak yarası ve cerrahi öyküsü, yara özellikleri, Wagner evrelemesi, antibiyotik kullanımı, laboratuar ve radyolojik bulguları, derin doku ve sürüntü kültürleri, antibiyogramlar retrospektif olarak değerlendirildi. Bulgular: Çalışmada yer alan % 69,4'ü erkek, % 97,2'si Tip 2 diyabet olan 216 hastanın yaş ortalaması 62,06±11,09 yıl, ortalama diyabet süresi 16,9±8,41 yıl olarak bulundu. 173 adet derin doku kültüründe en sık Pseudomonas aeruginosa (% 16,5), Gram-pozitiflerden en sık Staphylococcus aureus (% 7,5) üredi. 172 adet sürüntü kültüründe en sık Enterococcus spp. (% 14,5), Gram-negatiflerden en sık Pseudomonas aeruginosa (% 10,4) üredi. Sürüntü kültürünün derin doku kültürüne göre uyumluluk oranı % 48,8 bulundu. Gram-negatiflere karşı en etkili antibiyotikler, karbapenemler, kolistin ve amikasin iken Gram-pozitiflere karşı en etkili antibiyotikler vankomisin, linezolid ve daptomisindi. Sonuç: Morbidite ve mortalitesi yüksek olan diyabetik ayak yarasının erken tanı ve takibi önemlidir. Her merkezin kendi mikroorganizma sürveyansını ve antibiyotik duyarlılık profillerini belirlemesi, multidisipliner yaklaşımla vaka takibi yapması ekstremite kaybını ve maliyeti düşürmede etkili olacaktır. Ampirik yaklaşımda, özellikle Pseudomonas'ı içine alan Gram-negatif bakterileri ve Gram-pozitif kokları hedef alan antibiyotik seçimi önemli gözükmektedir. Anahtar sözcükler: Antibiyogram, Amputasyon, Derin doku kültürü, Diyabetik ayak enfeksiyonu, Sürüntü kültürü.
Benzin istasyonu çalışanlarında antistatik bot kullanımının ayak sağlığı ve denge üzerine etkisi
Antistatik bot, benzin istasyonlarında çalışan işçilerin vücutlarında oluşabilecek statik elektriği önlemek ve olası iş kazalarının önüne geçmek için kullanılması zorunlu iş yeri ekipmanlarındandır. Antistatik botların ayak sağlığı ve denge üzerine etkisini araştırmak için yaş aralığı 18-55 olan benzin istasyonlarında çalışan ve antistatik bot kullanan 303 kişi bu çalışmaya dâhil edildi (yaş ortalaması 35,58±11,28 yıl). Araştırma için Gaziantep ve Kilis illerinde çalışmaya izin veren tüm benzin istasyonlarına ulaşıldı. Katılımcılara, Ayak Fonksiyon İndeksi ve Manchester-Oxford Ayak Anketleri uygulandı. Denge testlerine bakmak için 2. taramada katılımcılar arasından basit randomizasyon yöntemi ile 36 kişi seçildi. Seçilen 36 kişi üzerinde ise ek olarak Yıldız Denge Testi ve Gözler açık kapalı tek ayak üzerinde denge testlerine bakıldı. Ayrıca bütün katılımcıların ağrı değerleri Vizüel Analog Skala kullanılarak değerlendirildi. Tüm değerlendirmeler; bot, günlük ayakkabı ve çıplak ayak ile 3 (üç) farklı şekilde yapıldı. Sonuç olarak: Yıldız Denge Test sonuçlarına göre tüm yönlerde; günlük ayakkabı ile uzanma mesafesinin, antistatik bot ve çıplak ayak ile uzanma mesafesinden daha iyi olduğu kaydedildi. Yine tüm yönlerde antistatik bot ile uzanma mesafesinin; çıplak ayak ve günlük ayakkabı ile uzanma mesafesinden daha kısa olduğu kaydedildi. Çıplak ayak ve bot ile uzanılan mesafe istatiksel olarak benzerlik gösterdi. Tek ayak üzerinde, gözler açık denge süreleri en uzun süre ayakta kalma süresi günlük ayakkabı ile ölçüldü. En kısa süre ayakta kalma süresi ise çıplak ayak ile elde edildi. Gözler kapalı denge sürelerinde ise en uzun süre ayakta kalma süresi bot ile kaydedildi. En kısa süre ayakta kalma süresi ise günlük ayakkabı ile ölçüldü. Çalışmamız sonuçları: İş sağlığı ve güvenliği alanında antistatik bot kullanan bireylerin dahil edildiği çalışmalar açısından literatüre katkı sağlayacak ve bu alanda çalışan Fizyoterapistelere yol gösterecektir.
Şanlıurfa ilindeki serebral palsili çocukların ailelerinin ayak-ayak bileği ortezi kullanım beklentilerinin incelenmesi
Bu çalışma Şanlıurfa ilinde yaşayan ayak-ayak bileği ortezi (AFO) kullanan, Serebral Palsi (SP)'Ii çocukların ailelerinin beklentilerini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışmaya, Şanlıurfa ilinde yaşayan, farklı özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde tedavi gören, yaşları 3-18 yıl arasında değişen, AFO kullanan 120 SP'li çocukların ebeveynleri ve fizyoterapistleri dahil edildi. Çalışmamızda, fizyoterapistler için "Fizyoterapist Sorgulama Formu", ebeveynler için ise "Ebeveyn Sorgulama Formu" kullanıldı. Fizyoterapistlere uygulanan sorgulama formunda, hastanın tedavisi, ortez ve ortez kullanımına yönelik sorular yer alırken, ebeveyn sorgulama formunda ebeveynlerin sosyoekonomik durumları, ortez ve rehabilitasyona yönelik bilgi seviyeleri, ortezden beklentileri, ortez kullanma alışkanlıkları ve ailenin ortezden memnuniyeti gibi sorular yer aldı. Ebeveynlerin sosyo-demografik özellikleri sorgulandığında, en çok ilkokul mezunu oldukları, aylık kazançlarının 5000 Tl altında olduğu, daha çok şehirde ikamet ettikleri ve %55 oranında sosyal güvenceye sahip oldukları belirlendi. SP'li çocukların en fazla yürüme ortezi kullandıkları, bunu gece ortezinin takip ettiği saptandı. Gece AFO'su kullanım süresinin daha fazla olduğu bulundu. Çocukların gece ve yürüyüş AFO'ları kullanım süreleri aralarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edildi (p<0,05), düzenli kullanıp kullanmama durumu açısından gece ve yürüyüş AFO'sunun benzer olduğu görüldü (p>0,05). Çalışmanın sonucunda; ebeveynlerin SP hastalığı, tedavi ve rehabilitasyon süreci ve ortez kullanımına yönelik bilgilerinin artırılmasında fizyoterapistlere büyük görevler düştüğü görüşüne varıldı. Çocukların ortezlerini kullanırken yaşadıkları problemlerin en aza indirilmesi için aile ve rehabilitasyon merkezleri uyum içinde olmalıdırlar.
Hemiplejik hastalarda unilateral ve bilateral ayak-ayak bileği ortezinin denge, yürüyüş, performans ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkilerinin araştırılması
Çalışmamızın amacı, hemiplejik hastalarda unilateral ve bilateral ayak-ayak Bileği ortezi (AFO)'nin denge, yürüyüş, performans ve günlük yaşam aktiviteleri üzerine etkilerinin araştırılmasıdır. Çalışmaya yaş ortalaması 59,16±12,99 yıl olan, Brunnstrom evrelemesinde alt ekstremite evre 3 ve üstü olan, koopere 38 birey dahil edildi. Bireyler bilateral ve unilateral AFO'lu olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Gruplar, tedavi öncesi AFO'lu ve 6 hafta sonra tedavi sonrası AFO'lu olarak değerlendirildi. Tüm hastalarda 6 haftalık süre boyunca AFO kullanımıyla birlikte aldıkları konvansiyonel tedaviye devam edildi. Bireylerde; statik dengeyi ölçmek için Tek Ayak Üzerinde Durma Testi, dinamik dengeyi değerlendirmek için Berg Denge Ölçeği (BDS) ve Zamanlı Kalk Yürü Testi (ZKYT), yürüme hızını ölçmek için 10 Metre Yürüme Testi (10MYT), yürüme mesafesini değerlendirmek için 1 Dakika Yürüme Testi (1DYT) ve günlük yaşam aktivitelerindeki bağımsızlığı ölçmek için Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği (FBÖ) kullanıldı. Elde edilen veriler sonucunda, grupların kendi içindeki tedavi öncesi ve tedavi sonrası değerlendirmelerine bakıldığında, statik ve dinamik dengede, yürüyüş hızı ve yürüme mesafesinde ve fonksiyonel bağımsızlıkta tedavi sonrası lehine iyileşmeler gözlendi (p<0,001). Bu parametreler açısından unilateral ve bilateral AFO'lu olarak gruplar karşılaştırıldığında ise, grupların benzer olduğu görüldü (p>0,05). Sonuç olarak, hemiplejik hastalarda denge, yürüyüş, performans ve günlük yaşam aktiviteleri açısından unilateral AFO ile bilateral AFO kullanımının aynı etkilere sahip olduğu belirlendi. Statik AFO kullanılarak yürüyüş simetrisi açısından değerlendirilmelerin yapıldığı ileri çalışmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemipleji, Ortez, Ayak-Ayak Bileği Ortezi, Bilateral, AFO.
Ankilozan spondilitli hastalarda plantar basınç değerleri ve bunun klinik ve radyolojik parametrelerle ilişkisi
Amaç: Bu çalışmada, ankilozan spondilitli (AS) hastaların plantar basınç değerlerini tespit edip bu değerlerin hastalık takibinde yeri olan klinik ve radyolojik parametrelerle ilişkisini tespit etmeyi amaçladık.Gereç ve Yöntem: Modifiye New York kriterlerine göre AS tanısı almış 75 hasta polikliniğe başvuruş sırasıyla çalışmaya dahil edildi. Dışlama kriterleri, kognitif fonksiyon bozukluğu, pedobarografi platformunda bağımsız yürümesini etkileyebilecek belirgin görsel, işitsel ve vestibüler problemlerin olması, alt ekstremitede geçirilmiş cerrahi öyküsü bulunması, alt ekstremitesinde nörolojik defisit olmasıydı. Hastaların yaş, cinsiyet, hastalık süresi gibi demografik verileri kaydedildi. Klinik değerlendirmede yaşam kalitesi ASQoL, metrolojik değerlendirme BASMI, fonksiyonel değerlendirme BASFI ve hastalık aktivitesi BASDAI kullanılarak değerlendirildi. Ayrıca hastaların entezit muayeneleri MASES ve MEI'ye göre skorlandı, torakal kifoz açısı ise bubble inklinometre cihazı ile ölçüldü. Hastarın radyolojik olarak değerlendirilmesi ile sağ ve sol aks açıları ve mSASSS skorları belirlendi. Hastaların pedobarografik incelemelerinde statik ve dinamik plantar basınçları kaydedildi. Veriler SPSS 15.0 paket programı ile değerlendirildi. Bütün sonuçlar için p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi.Bulgular: Çalışmaya 13 (%17,3) kadın 62 (%82,7) erkek hasta alındı. Hastaların ortalama yaşları 37,98±9,96 yıl idi. Ortalama hastalık süresi 115,13±85,61 aydı. Çalışmaya katılan hastaların % 42.7 (n=32)'sinde son bir hafta içinde ayak ağrısı öyküsü mevcuttu. Ayak ağrısı olan hastalarla olmayan hastalar arasında klinik ve radyolojik değerlendirmeler kıyaslandığında BASDAI (p<0,001), BASFI (p=0,002), ASQoL (p<0,001), VASi (p<0,001), VASa (p<0,001), yorgunluk (p<0,001), zorluk (p<0,001), MASES (p<0,001), MEİ (p<0,001), ve sağ aks (p=0,047) skorlarında istatistiksel olarak anlamlı farklılık vardı. Sağ aks açısı hariç bütün değerler ayak ağrısı olanlarda daha yüksekti. Dinamik plantar basınç kıyaslamalarında hastalık aktivitesi yüksek olan grupta (BASDAİ>4,1) pik sağ orta ayak basıncı ve pik sol ön ayak ortası basıncı hastalık aktivitesi düşük olan gruptan daha düşük bulundu (sırasıyla p=0,037 ve p=0,022). Hastalık aktivitesi düşük olan grupta ise sağ ayak temas alanı hastalık aktivitesi yüksek olan gruptan daha fazla bulundu (p=0,029). Torakal kifoz açısı artışı azalmış sağ ve sol statik maksimum ön ayak medial basınçları (sırasıyla p=0,05 ve p=0,02), azalmış sağ ve sol ayakta toplam yükün ön ayağa düşen yüzdeleri (sırasıyla p<0,001 vep=0,019), artmış sağ ayakta toplam yükün arka ayağa düşen yüzdesi (p<0,001) ve artmış sağ maksimum topuk basıncı (p=0,041) ile ilişkiliydi.Sonuç: AS'li hastalarda plantar basınç ölçümlerinin klinik ve radolojik parametrelerle ilişkili olduğunu saptadık. Özellikle torasik kifoz açısı arttıkça ön ve orta ayak basınçlarının bir kısmının azaldığını arka ayak basınçlarının bazılarının ise arttığını saptadık. Ek olarak artmış BASDAI, BASMI ve BASFI skorları da azalmış ön ayak basınç değerleri ve artmış arka ayağa düşen yük miktarı ile ilişkiliydi. Bu bulgular bize hastalık progresyonu ile arka ayağa düşen yükün arttığını düşündürmektedir. Dolayısıyla pedobarografi AS'li hastalarda hastalığın ayak üzerine etkisinin ve klinik gidişini değerlendirilmesinde uygun bir araç olarak görünmektedir.
İdiyopatik skolyoz olgularında eğriliğin yönü ve cobb açısı değerleri ile ayak tabanı basınç dağılımı ve salınım analizi arasındaki ilişkinin pedobarografi cihazı ile değerlendirilmesi
Amaç: Skolyozda, statik ve dinamik denge parametrelerinin, eğriliğin yönü, derecesi ve tipi ile ilişkisi yönünden, pedobarografik yöntemle incelenmesi. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya 23 bayan gönüllü katıldı. Gönüllülerin AP radyografileri üzerinde Cobb açısı ölçümleri yapıldı, eğrilik tip ve yönü belirlendi. Eğrilik tipine göre tek eğrilik gösterenler "C tipi" (n=14), iki eğrilik gösterenler ise "S tipi" (n=9) olarak ayrıldı. Gönüllülere pedobarografi cihazı ile gözü açık olarak statik denge ölçümü yapıldı. Mid-gait protokolü ile pedobarografik verileri alındı ve 7 bölgeli maskeleme yapıldı. Veriler sağ ve sol ayak yönünden, eğrilik tipine, yönüne ve eğrilik açısı ile ilişkisine göre değerlendirildi. Bulgular: Statik denge parametreleri eğrilik tipine göre karşılaştırıldığında; C tipi eğriliği olanlar ile S tipi eğriliği olanlar arasında Dist parametresinde fark saptandı. Dinamik denge parametreleri eğrilik yönü bakımından farklılık göstermezken, C tipi eğriliği olanlarda iki ayak arasında sadece TopukCA'da; S tipi eğriliği olanlarda topuk bölgesinde PF ve PCP değerleri sol tarafta, 3-5. metatarsal maskeleme bölgeleri arasında PF ve PCP sol tarafta, başparmak CA parametresi sağ tarafta yüksek bulundu. S tipi eğrilikte Cobb açısı ile korelasyon saptanmadı. C tipi eğrilikte sağ ayağın total ve mediyal maskeleme alanlarında (FrstMTT, Basprmk) PF ve PCP parametreleri anlamlı korelasyon gösterdi; sol ayağın topuk bölgesinde Force, CP, PF ve PCP parametreleri ile lateral maskeleme alanlarında (ScndMTT, DigerMTT) PF ve PCP parametreleri anlamlı korelasyon gösterdi. Sonuç: Skolyoz olgularında statik dengenin eğrilik tipine göre farklılık göstermediği; C tipi eğrilikte dinamik verilerde basınç değerlerinin sağ ayak tabanında daha çok medialde, sol ayak tabanında ise lateralde yüksek olduğu ve sağ-sol farklılığı gösterdiği gözlendi. Anahtar Kelimeler: Statik denge; dinamik denge; pedobarografi; scoliosis