Bağımsızlık
110 theses under this subject heading
Bağımsızlık sonrası Kazakistan'da göç ve Oralmanlar
Sovyet yönetiminin baskıcı politikaları nedeniyle kendi topraklarından göç eden Kazaklar, 1991 yılında Kazakistan'ın bağımsızlığının ilan etmesinden sonra vatanlarına geri dönmeye başlamıştır. Bu göç bugüne kadar devlet desteğiyle devam etmiştir. Oralmanlara uygulanan devlet destekli göç politikasını ve bu politikaya uygun olarak geliştirilen "Nurlu Göç" (2 Aralık 2008 tarihinde kabul edilen göç programı) programıyla Oralmanların ülkeye olan dönüşlerini inceleyen bu çalışmanın temel hipotezi, Kazakistan'ın göç politikasının temelini oluşturan Nurlu Göç programının birincil amaçlarına uygun yapılmadığını ortaya çıkarmaktır. Çalışmanın hipotezini doğrulamak amacıyla Oralmanların topluma uyumu konusunda devletin ne tür politikalar uyguladığı ve uygulanan politikaların sonuç verip vermediği sorularına cevap aranacaktır. Çalışma dört bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Oralman kimliği ile kimliğe en çok vurgu yapan inşacı uluslararası ilişkiler teorisi arasında pratik bir bağlantı kurulacaktır. İkinci bölümde Oralmanların anavatanına dönme tarihi ve süreçleri Sovyetler Birliği ve Bağımsız Kazakistan Cumhuriyeti dönemleri ele alınarak anlatılacaktır. Çalışmanın üçüncü bölümünde Kazakistan'ın göç politikası ve Nurlu Göç programı detaylıca ele alınacaktır. Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde ise Oralmanların Kazakistan'daki genel durumları, barınma ve istihdam koşulları, nerelerde yaşadıkları, eğitim olanakları ve sosyo-ekonomik durumları detaylıca incelenecektir. Çalışmada ilk elden bilgilerin toplanabilmesi için saha araştırması yapılarak Kazakistan'a gidilmiş ve çeşitli bölgedeki Oralmanlar ile mülakatlar yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kazakistan, Göç Politikası, "Nurlu Göç" Programı, Kimlik, Oralman.
Bağımsızlık kriteri seçiminin transfer fiyatlandırması analizleri için önemi ve etkileri
Günümüzde en çok kullanılan transfer fiyatlandırması yöntemlerinden biri işleme dayalı net kâr marjı yöntemidir. Bu yöntem ile yapılan analizlerde emsal alınacak verilerin ilişkisiz kişiler arasında gerçekleşen işlemlere ait olması için bağımsızlık kriteri belirlenir. Söz konusu kriter belirlenirken veri tabanının oluşturduğu bağımsızlık göstergeleri kullanılır. Ancak bağımsızlık kriteri belirlenirken hangi göstergelerin kullanılacağı konusunda ulusal ya da uluslararası bir yönerge yoktur. Bu nedenle, emsal seçimi sürecinde hangi bağımsızlık göstergelerinin kullanılacağı genellikle subjektif yargılarla belirlenmektedir. Emsallere uygunluk ilkesini en titiz şekilde sağlayacak ideal durum, bağımsızlık kriterinin en muhafazakâr göstergenin kullanılarak belirlenmesidir. Ancak bu ideal durum, araştırma konusu şirketin faaliyet alanına göre genellikle emsal veri yetersizliğine yol açar. Bu sorunu gidermek için alternatif yollara başvurulabilir. Bu çalışmada Amadeus veri tabanı kullanılarak üç ayrı endüstri için emsal veri araştırması yapılmış ve bağımsızlık kriterinin emsal kârlılık sonuçlarına etkisi incelenmiştir. Daha sonra bu sonuçlardan yola çıkarak hangi uygun alternatiflerin uygulanabilir olduğu üzerine değerlendirmelerde bulunulmuştur. Bu amaçla her bir araştırma için, veri tabanı üzerinde kullanılacak araştırma stratejileri belirlenmiş, elde edilen veriler işlenmiş ve istatistiki yöntemler kullanılarak emsal kârlılık aralığı hesaplamaları yapılmıştır. Daha sonra hesaplamalardan elde edilen sonuçlar değerlendirilerek bağımsızlık kriterinin belirlenmesinde kullanılabilecek alternatif stratejiler ve bunların uygunluğu yorumlanmıştır. Bağımsızlık kriterinin genişletilmesi durumunda ortaya çıkan ilk sonuç, emsal olarak kullanılabilecek veri sayısının yaklaşık üç-dört katına çıkmasıdır. Bu sonuç, kıyaslamada istatistiki olarak anlamlı bir aralık belirlemek için bağımsızlık kriterinin genişletilmesinin gerekli olabileceğini ortaya koymaktadır. İkinci olarak ortaya çıkan sonuç, bağımsızlık kriteri genişletildiği zaman kârlılık göstergelerinde genel bir artış eğilimi görülmektedir. Bu eğilim transfer fiyatlandırması analizine vergi idarelerinin bakışını etkileyecektir.
Sahra altı Afrika'da politik ve ekonomik bir güç olarak Güney Afrika Cumhuriyeti
Uluslararası İlişkiler anlamında güç, tanımlaması zor olduğu kadar da önemli bir kavramdır. Gücün tanımı, unsurları ve yöntemi değişkenlik gösterse de küresel olarak güce sahip olmak daima hedef durumunda olmuştur. Zaman içinde ülkelerin güç mücadelesinin şekil değiştirmesiyle birlikte yumuşak güç kavramı ortaya çıkmış ve ülkelerin güç yarışı kültürel, bilimsel, sosyal ve teknolojik alanlara doğru yönelmeye başlamıştır. Ekonomik ve askeri güçleriyle doğrudan bir sert güç uygulaması yerine bu kaynaklarının da desteğini alarak yumuşak güç unsurlarıyla bölgesel ya da küresel güç elde etmeye çalışan ülkelerin sayısı artış göstermektedir. Afrika kıtasında, özellikle Sahra altı Afrika'da kayda değer gelişmeler gösteren Güney Afrika Cumhuriyeti bölgesel güç olma hedefinde ilerlemektedir. Apartheid rejiminden sonra ekonomik, politik ve askeri açılardan gelişim göstermeye başlayan ülke, bölgesel olarak bakıldığında oldukça iyi bir ilerleme sergilemiştir. Ayrıca Güney Afrika Cumhuriyeti'nin bölgesel ve küresel örgütlerde etkin roller üstlenmesi de bölgesel güç olma yolunda ilerleyişinin bir göstergesi olarak nitelendirilebilir. Bu nedenle tezin içeriği, Güney Afrika Cumhuriyeti'nin Sahra altı Afrika'da bölgesel güç olma hedefi özellikle politik, ekonomik ve askeri gücü temel alınarak oluşturulmuştur.
2001 krizi öncesi ve sonrasında Merkez Bankası bağımsızlığının Türkiye'de makroekonomik göstergelere etkisi
Kriz, kavramı beklenmedik ve ani bir biçimde gelişen, mali piyasalarda tahrip gücü yüksek dalgalanmalardır. Kriz kavramı tarihte ekonominin olduğu her alanda vardır. Yıllar boyunca krizle mücadele edebilmek için çeşitli yöntemler uygulanmış fakat kriz yönetimi konusunda yetersiz kalınmıştır. Bir ülke için merkez bankası, bu kriz yönetiminin tam ortasında bulunmaktadır.Merkez bankalarının kuruluşu genelde, ticari bankaların tek başına banknot ihraç imtiyazını elde etmesiyle devlet bankası olma unvanını elde ederek gerçekleşmiştir. Uygulanan her türlü para politikasının kaynağı olan merkez bankaları şu anda dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile farklı statülere sahiptir. Bu gün Avrupa'nın ileri gelen ülkeleri incelendiğinde merkez bankalarının hükümete bağlı hatta hükümet bünyesinde olduklarının görülebilmektedir. Türkiye'de ise Şubat 2001 kriziyle birlikte TCMB yapısal anlamda tam bir değişime gitmiştir. Bu çalışmada 1990-2009 yılları arasındaki parasal ve ekonomik veriler kullanılarak çoklu regresyon analizi tekniğiyle parasal değerlerin makro ekonomik göstergeler üzerindeki etkisi incelenmiştir. Regresyon analizlerinin sonucunda; TCMB'nin yapısında meydana gelen söz konusu değişim makro ekonomik göstergeleri pozitif yönlü etkilediği gözlemlenmiştir. Yani merkez bankasının fiyat istikrarı odaklı ve bağımsız bir yapıya sahip olması makro ekonomik göstergeler açısından pozitif yönlü etkisi bulunmaktadır.Bağımsız ve fiyat istikrarı odaklı yeni dönem (2001 sonrası), TCMB'nin makro ekonomik göstergeler üzerinde meydana getirdiği pozitif etki göz önüne alındığında merkez bankasının tek amacının fiyat istikrarı olması ve bağımsız bir yapıya sahip olması için gerekli düzenlemelerin gerçekleştirilmesi ülke gelişimi açısından çok büyük önem arz etmektedir.Anahtar Kelimeler: TCMB, Kriz, Çoklu Regresyon Analizi, Yapısal Dönüşüm, Fiyat İstikrarı
Türk hukukunda adli yıl açılış konuşmalarının sosyolojik analizi (1943-2001)
Türkiye'de her yıl adli yıl açılış töreni ve Yargıtay Başkanı tarafından yapılan açılış konuşması ile yeni bir adli yıla girilmektedir. 1943 yılında başlayan ve 1956 ilâ 1960 yılları arasında kısa bir süre terk edilen bu uygulama, günümüzde de devam etmektedir. Türkiye'de, yargı erkinin toplumsal olaylara bakış açısı genel itibarıyla, adli yıl açılış konuşmalarında somutlaşmaktadır. Bu konuşmalar bazen yargısal sorunların dile getirildiği, bazen siyasal rejim kaygılarının körüklendiği, bazen de topluma veya hükümete istikamet çizme gayretlerinin somutlaştığı nutuklar olarak ortaya çıkmıştır. Hem Cumhuriyet'in kuruluş dönemlerindeki ulus devlet olma sürecinde hem askeri darbe dönemlerinde, yargı erki yaşanan siyasal ve toplumsal süreçlere kayıtsız kalmamıştır. Dost-düşman ikilemi çerçevesinde ortaya konulan toplumsal tehlike algısına ilişkin de yargı erki tarafından bir çok değerlendirme yapılmıştır. Öte yandan yargı erki yıllar itibarıyla bu konuşmalarda, yasama ve yürütme erkinden karşılanmasını talep ettiği ihtiyaçlarını hem kamuoyuna hem de muhataplarına deklare etmiştir. Bu çalışmada yargı erkinin toplumsal ve siyasal olaylara bakış açısı, yasama ve yürütme erkleriyle olan münasebetleri ve bu bağlamda kendine atfettiği misyon adli yıl açılış konuşmalarından hareketle ortaya konmaya ve hukukun üstünlüğü, bağımsızlık ve tarafsızlık gibi evrensel hukuki prensiplerin yargı erkinde ne derece hâkim olduğu anlaşılmaya çalışılmaktadır.
Bağımsızlık sonrası dönemde Azerbaycan-ABD ilişkileri
Bağımsızlık sonrası Azerbaycan'ın gelişim sürecinde Azerbaycan - ABD ilişkileri incelenmektedir. Analiz, SSCB'nin dağılmasından sonra Kafkasya ve Orta Asya'daki gelişmeleri göz önünde bulundurarak Azerbaycan - ABD ilişkileri üzerine yapılmıştır. Özellikle, Azerbaycan'da bulunan enerji kaynaklarının ve Dağlık Karabağ sorununun ilişkiler üzerine gösterdiği etkiye yer verilerek incelenmiştir. Metot: Öncelikle Soğuk Savaş sonrası döneme ilişkin uluslararası sistemin yapısı ve bağımsızlık sonrası Azerbaycan'ın yeni sisteme uyum sağlama süreci incelenerek, Azerbaycan'ın bu süreç içinde karşılaştığı iç ve dış sorunlar tespit edilmiştir. Uluslararası ve bölgesel güçlerin bölge üzerinde izlediği siyasete değindikten sonra, Azerbaycan - ABD ilişkilerinde tarafların karşılıklı adımlarını göstermek amacıyla detaylı olaylar kronolojisi çıkarılmıştır. Bu çerçevede, Azerbaycan - ABD ilişkilerinin analitik çözümlemesi de yapılmıştır. Sonuçta, Azerbaycan'ın zengin enerji kaynaklarına sahip oluşunun ve önemli jeopolitik yerleşiminin ilişkilerin gelişimi açısından önemi tespit edilmiştir. Azerbaycan'ın da ilişkilerde bu avantajım kullanmasını da göz önünde bulundurarak, ilişkilerin ileride stratejik ortaklığa dönüşmesi ihtimalinin bulunduğunu söyleyebiliriz.
Fransa'nın Afrika'daki varlığı: Fransa ve Gine arasındaki ilişkiler
Afrika kıtası beşeri ve doğal kaynak bağlamında oldukça zengin bir bölgedir. Afrika kıtası beşinci yüzyıldan önce çok az biliniyordu, ancak yedinci yüzyıla gelindiğinde özellikle Avrupalılar tarafından düzenlenen çeşitli seferlerle bu kıta keşfedilmiş ve yıllarca sömürülmüştür. Afrika kıtası kolonyal süreç öncesi birkaç krallık ve imparatorluğa ev sahipliği yapmaktaydı. Avrupalıların Afrika kıtasına keşif amacıyla gelmesiyle imparatorluk ve krallıkların topraklarının yağmalandı ve insanlar sömürüldü. Bununla beraber, kıta muazzam bir misyoner, tüccar ve kaşif akınına tanık oldu. Afrika kıyıları, derin bölgelere ilerlemeye başlamadan önce Avrupalılar tarafından uzun süre ziyaret edilmiştir. Avrupalılar, gözlemler ve keşifler sonucunda bu bölgelerde yerleşkeler kurmuşlardır. Özellikle Batı Afrika'da Songhay, Sosso, Mali ve Gana imparatorlukları ile Bambara, Oyo, Kanem-Bornou, Dahomey, Futa, Masina krallıkları vardı ve bunlar kültür ve inançlarına bağlı siyasi yönetim sistemleri ile yönetiliyordu. Ancak Avrupalıların gelişiyle birlikte var olan kültürden gelen misafirperverlik davranışı tam tersi bir davranış şekline doğru değişmeye başladı. Bunun temel sebebi ise misyonerlerin, tüccarların ve kaşiflerin asıl amacı kaynakları ve insanları sömürmek olmasıdır. Kıtadaki diğer sorun ise, Avrupalı güçler arasındaki rekabetti. "Hangi emperyal güç için hangi sömürü bölgesi?" Sorusuna cevap bulmak gerekiyordu. Bu soruya cevap vermek için 1884-1885 yılları arasında 14 Avrupalı gücün bir araya geldiği Berlin Konferansı gerçekleşti. Bunların arasında İngiltere başta olmak üzere Fransa, Portekiz, İspanya, Belçika, Almanya, Hollanda ve İtalya Afrika'da toprak elde etme arzusu gösteren ülkelerden bazılarıdır. Konferanstan sonra gecikmeden sömürge programlarını uygulamaya başladılar ve bu programın bir sonucu olarak resmi dillerinde kesinlikle farklı olan birkaç Afrika devletinin ortaya çıkmasıyla sonuçlandı. Avrupalı güçlerin Afrika'daki varlığı, kıtanın daha sonra bağımsız devletler haline gelecek birkaç bölgeye bölünmesine neden oldu. Bu bölünme, aralarında var olan kültür, dil, inanç veya akrabalık bağlarını dikkate almamıştır. Bu Avrupalı kâşiflerin çabalarının ve sömürgeci gücün iradesinin sonucudur. Özellikle Fransa, İngiltere ve Portekiz'e ek olarak Afrika'daki en fazla sayıda bölgeyi sömürdü. Fransa böylelikle Afrika'nın tüm bölgelerinde ve özellikle Fransız Batı Afrikası ve Fransız Ekvator Afrikası'nın bulunduğu Batı ve Ekvator Afrika'da uyguladığı sömürge politikasıyla topraklar aldı. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra tetiklenen dekolonizasyon hareketleriyle, kuzey'deki Fransa topraklarında yer alan ülkeler (Fas, Tunus ve Cezayir) bağımsızlık taleplerinde başı çekti. 1958'de, Sahra-altı tarafında Fransız egemenliği bulunan bir bölge, Beşinci Fransa Cumhuriyeti'nin Afrika'da bir Fransız topluluğu öneren referandumunda "Hayır" oyu kullanmıştır. Böylece sömürgeleştirmeden önce "Güney Nehirleri", sömürgeleştirme sırasında "Fransız Ginesi" olarak bilinen bu bölge, bağımsızlığının ilk yıllarında "Gine Halk ve Devrimci Cumhuriyeti" oldu. Bu çalışmada Avrupalı güçlerin Afrika'ya gelişleri üzerinden varlıkları, varlık nedenleri, varlıklarına karşı direniş hareketleri, Berlin konferansı ve sömürgeciliğin başlaması, İkinci Dünya Savaşı sonrası bağımsızlık hareketleri anlatılacaktır. Gine ile onun sömürgeci gücü olan Fransa arasındaki ilişki üzerine özel bir çalışma yapılacaktır.
Bağımsızlık öncesi ve sonrası Balkan ekonomilerinin karşılaştırılması, 1800-1914
Osmanlı Devleti'nin gerileme dönemine girdiği 18. yüzyılın başlarından itibaren en büyük çabası, Avrupa'da etkinliğini sürdürmek amacıyla Balkan topraklarındaki hâkimiyetini yeniden tesis etmek olmuştur. Ancak bu dönemde Rusya'nın sıcak denizlere inme politikası nedeniyle sürekli Osmanlı ile karşı karşıya gelmesinin, hâkimiyetin sağlanmasındaki en büyük engel olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Bu durum özellikle 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması'nın imzalanmasının ardından neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu dönem süresince, Balkan halklarının bir taraftan Avrupa'da hızlı bir şekilde yayılan milliyetçilik akımlarından etkileniyorken, diğer taraftan Rusya'nın desteğiyle isyanlarını hızlandırdığı dikkati çekmektedir. En nihayetinde 19. yüzyıl, Osmanlı için Balkan topraklarındaki halkların kontrolünü sağlamaya yönelik bir takım yenilik hareketlerinin gerçekleştirildiği dönem olarak kabul edilebilir.Bu doğrultuda mevcut çalışmada Osmanlı Devleti'nin 19. yüzyıl boyunca büyük oranda Balkan halkları için gerçekleştirdiği Tanzimat, Islahat ve I. Meşrutiyet gibi yenilik hareketlerinin iktisadi etkileri üzerinde durulmakta ve dönemin siyasi olaylarından uzaklaşarak, bağımsızlıklarının son dönemlerinde Balkan eyaletlerinde yaşanan refah artışlarının dinamikleri ortaya konulmaktadır. Ayrıca 1878 yılında elde edilen bağımsızlık döneminden Birinci Dünya Savaşı'na kadar geçen sürede, bağımsız Balkan ülkelerinin iktisadi performansları karşılaştırmalı olarak ele alınmaktadır. Temel olarak bağımsızlık öncesinde yaşanan refah artışının, bağımsızlık sonrasında Sırbistan ve Bulgaristan için ortadan kalktığı, Romanya için ise görece iktisadi gelişmeyi destekleyen yatırımlar sayesinde devam ettiği görülmektedir.
Merkez Bankası rezerv yönetimi: Türkiye örneği
Ülkeler, ödemeler dengesi açıklarının finansmanı, dış borç ödemeleri, yerel döviz piyasalarına müdahale, ülke prestiji, acil durumlara karşı koruma sağlamak, gelecek kuşaklara güvence sağlayacak "miras fonu" yaratmak gibi çeşitli amaçlarla uluslar arası rezerv talep ederler. Talep edilen bu rezervlerin sağladığı avantajlar kadar sosyal maliyetleri de olduğu için, "optimum rezerv büyüklüğü", rezerv yeterliliği" ve "rezerv yönetimi" kavramları ortaya çıkmıştır. Bu rezervler merkez bankaları tarafından tutulduğu ve yönetildiği için, merkez bankaları "rezerv yönetim stratejileri" geliştirmek durumundadırlar. Çünkü bu rezervlerin yönetimi sırasında merkez bankaları; piyasa riski, kredi riski, operasyonel risk ve likidite riski ile karşı karşıya kalabilirler. Türkiye de, kalkınmakta olan ve kalkınma sırasında, özellikle son yıllarda ödemeler dengesi açıkları veren ve yabancı sermaye akımları alan bir ülke olarak; hem ödemeler dengesi açıklarını finanse etmek, hem dış borç ödemeleri ve hem de yerli parayı savunmak için, yüksek rezerv talep eden ve dolayısı ile rezerv yönetimi stratejileri belirlemek durumunda olan bir ülkedir. Bunun için yıllık "stratejik model portföy" ve "yatırım stratejisi" belirlemektedir. Bu belirlemeler sırasında; dünya ve Türkiye ekonomisi ile ilgili analizler ve bunların yorumlaması önemli olmaktadır. Son yıllarda enflasyon hedeflemesini bir politika önceliği olarak belirleyen Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın, "merkez bankası bağımsızlığı" ile kazandığı politika avantajı da bulunmaktadır. Bu çalışmada; merkez bankalarını rezerv talep etmeye yönlendiren konular ele alındıktan sonra; Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası'nın rezerv kompozisyonu, optimum rezerv yönetimi, rezerv yönetim stratejisi, rezerv yeterliliği, risk yönetimi, rezervlerin sosyal maliyeti ve merkez bankası bağımsızlığının etkileri ele alınarak; sonuçta, genel bir değerlendirme yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Merkez Bankası Rezerv Yönetimi, Merkez Bankası Rezerv Kompozisyon, Yeterli Rezerv Miktarı, Merkez Bankası Bağımsızlığı
Bağımsızlık sonrası Kazakistan'da fundamentalizm tehlikesinin ülke politikalarına yansımaları
1991'den sonra bağımsız devlet anlayışının beraberinde getirmiş olduğu yeni devlet inşası ile Kazakistan, gelişim ve istikrarını koruyan, aynı zamanda uluslararası alanda etkin politikalar sergileyen ülke konumuna gelme gayreti içerisinde olduğu gözlemlenmiştir. Fundamentalizmin, günümüzde yer edindiği otorite derecesinde Kazakistan'ın ülke politikalarına ve temel göstergelerine göreceli etkisinin olduğu tespit edilmiştir. Bu etki; Kazakistan hükümeti, Nursultan Nazarbayev ve Kazakistan halkının tutumları ile değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmeler, çalışmanın giriş bölümünde verilen varsayımların, çalışma kapsamında tanımlanan veri ve analizler sonucunda tespit edilen bulgular ile sonuca ulaşılmıştır. Araştırma bulgularına göre, Kazakistan'da fundamentalizm tehlikesini kontrol altına almak adına gerçekleştirilen politikalar, ülke bütünlüğü ve istikrarının korunması açısından hem ulusal hem de uluslararası alanı etkiler nitelikte olduğu analiz edilmiştir. Devletlerin iç ve dış siyaset hamlelerini etki altına alma olasılığı yüksek olan fundamentalizm, özellikle gelişmekte olan ülkelerde gözlemlenen otoritesi, bu ülkelerin politikalarını yönlendirme ve biçimlendirme gücünü ortaya koymaktadır. Orta Asya'da bulunan Kazakistan Cumhuriyeti, çeşitli din ve etnik yapıya sahip bir ülke olarak fundamentalizm kapsamında göstereceği tepkimeler, bölge ülkelerinin kaderiyle yakından ilintili olduğu görülmüştür. Kazakistan hükümetinin özellikle Afganistan ve Suriye'deki kaos ortamının, ülkede oluşmaması adına gerçekleştirdiği eylemler, Kazakistan'ı bölge ülkelerinden ayıran özelliğini ortaya çıkararak, yönetimsel anlamda bölgedeki farklı konumunun gözlemlenebilir seviyeye ulaştığı tespit edilmiştir.Çalışmanın yönteminde belgesel tarama metodu kullanılmıştır. Çalışmanın temel amacı; Kazakistan'ın temel göstergeleri ile fundamentalizm kavramı arasındaki ilişkiyi çeşitli değişkenler aracılığıyla açıklanmasıdır. Çalışma aynı zamanda bu alanda literatüre mütevazi yeni bir kaynak oluşturup, birçok değerli bilgiyi bir çalışma kapsamında birleştirmeyi hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Bağımsızlık, Fundamentalizm, İslam, Kazakistan Cumhuriyeti, Politika.
Büyükelçiliklerin işlevi ve Ürdün büyükelçilerinin Türkiye'ye ilişkin belli başlı yaklaşımları
Devletler ve diğer aktörler arasındaki etkileşimi ve iş birliğini inceleyen bir disiplin olan uluslararası ilişkiler dünya barışını, istikrarını teşvik etmek ve küresel zorluklara kolektif çözümler bulmak için gerekli olmuştur. Bu ilişkilerde büyükelçiler, devletlerarasındaki iletişimin ve diplomasinin kolaylaştırılmasında, ikili ilişkilerin geliştirilmesine katkıda bulunan yüzlerce anlaşma, protokol, sözleşme ve müzakerenin başlatılmasında oldukça önemli roller üstlenmişlerdir. Haşimi Ürdün Krallığı'nın bağımsızlığını elde ettiği tarih olan 1946'dan itibaren ortaya konulan dostane ilişkiler neticesi, 11 Ocak 1947'de Ankara'da Türkiye Cumhuriyeti ile Haşimi Ürdün Krallığı arasında "Dostluk Antlaşması" imzalanmış, bu antlaşma iki devlet arasında diplomatik ilişkilerin kurulmasına, büyükelçilik nezdinde temsil hakkına temel teşkil etmiş ve bugüne kadar devam eden diplomatik ilişkilerde yakın temas dönemini başlatmıştır. Cereyan eden gelişmeler ve verilen mesajlar her iki ülke ilişkilerinin sıkı bir şekilde birbirine bağlı olup, bu ilişkilerin dinî, kültürel, tarihi ve coğrafî faktörleri de içine aldığı ortaya konulmuştur. Çalışmada, evrenin özellikleri hakkında bilgi toplamak, kişileri, durumları ya da olayları tam ve doğru olarak betimlemek olan araştırma modeli esas alınmıştır. Araştırma, Haşimi Ürdün Krallığı ve Türkiye Cumhuriyeti ilişkilerinde Türkiye-Ürdün Dostluk Antlaşması'nın tarih ve diplomasi alanındaki etkilerini ve Haşimi Ürdün Krallığı'nın Türkiye'de görevlendirdiği büyükelçiler ve bu büyükelçiler temelinde uluslararası sistem içinde Türkiye Cumhuriyeti ile Ürdün arasındaki ilişkileri incelemeyi amaçlamıştır.
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi, devlet oluşturma çabaları: Demokrasi ve bağımsızlık arayışında tarihi olayların ve siyasi partilerin rolü
Irak Kürt Bölgesel Yönetimi içerisinde yaşayan halk bölgede yıllar boyunca bağımsızlık savaşı vermiş ve söz sahibi olmak için çabalamıştır. Tarihsel süreç ve bölgedeki siyasi aktörler, devlet oluşturma çabalarında en önemli faktörler olmuştur. Belirtilen iki faktör kimi zaman bağımsızlık arayışı ve demokratikleşme sürecini olumlu kimi zaman ise olumsuz etkilemiştir. Bu hususta araştırmanın hedefi Irak Kürt Bölgesel Yönetimi örneği üzerinde demokratikleşme sürecinde tarihi olayların ve siyasi partilerin sürece olumlu ve/veya olumsuz katkılarını incelemektir. Araştırma kapsamında sadece özerk devlet olan IKBY incelenmiş, tarihsel olaylar ve bölgedeki siyasi partilerin bölgedeki demokratikleşme sürecine etkisi araştırılmıştır. Tarihi olaylar ve siyasi partiler dışında demokratikleşme sürecine etki edebilecek diğer aktörler çalışmaya dahil edilmemiştir. Araştırma kapsamında William E. Hudson'ın beş maddelik demokrasi göstergeleri kullanılarak nitel veriler oluşturulmuştur. Araştırma, IKBY'nin tarihsel sürecini etkileyen ve kırılma noktası kabul edilen 2003 yılı çerçevesinde gelişmiş, 2003 yılı öncesi ve sonrasında gelişen olaylar olarak birbiriyle bağlantılı iki farklı çalışma sunulmuştur. Bu araştırmanın sonuçları ile "Kuzey Irak'ta bağımsızlık arayışı ve devlet oluşturma sürecinde siyasî partilerin ve tarihsel olayların rolü nedir?" sorusu cevaplanmaya çalışılmıştır. Araştırmanın soru cümlesi temel alınarak, 1) 1991-2015 yılları arasında IKBY'de hangi partilerin yer aldığı ve hangi partinin daha etkili olduğu, 2) Araştırma kapsamında yer alan tarihi olayların neler olduğu, 3) Bu tarihi olayların rolleri, 4) IKBY'de etkin konumdaki partilerin rolleri, 5) Maxqda Nitel Analiz Programı kullanılarak William E. Hudson'ın beş maddelik demokrasi göstergelerinin her birine 2003 yılı öncesi ve 2003 yılı sonrası kaynaklarda ne kadar vurgu yapıldığı gibi alt sorular cevaplanmaya çalışılmıştır. Çalışma her ne kadar nitel veriler barındırsa da Maxqda Nitel Veri Analiz Programı kullanılarak araştırmanın güvenilirliği arttırılmaya çalışılmıştır. Araştırılan konuda az sayıda kaynak bulunmasından dolayı çoğu kaynak orijinal dillerinde incelenmiş veya çevrilmiştir. Bulgu ve sonuçlar, literatür kapsamında yorumlanıp, lisans/lisansüstü öğrencileri, akademisyenler ve siyasi danışmanlara yol gösterici öneriler sunmuştur.
Bağımsızlık sonrası Azerbaycan dış ticaret politikası ve sonuçları
Azerbaycan 70 yıl Sovyet devletler birliği döneminden sonra 1991 yılı 18 Ekim de bağımsızlığını tekrar ilan etmiştir. Bu çalışmada da bağımsızlık sonrası Azerbaycan'ın dış ticaret politikası ve sonuçlarını detaylı olarak incelenmesi amaçlanmıştır. Bu amaca ulaşmak için Azerbaycan ve Türkiye kaynaklarından yayın taraması yapılarak ilgili literatür araştırılmıştır. Çalışma üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde ülke kimliği, coğrafi yapı ve doğal kaynaklar, enerji kaynakları, genel ekonomik durum, Azerbaycan'ın tarihçesi ve dış ticaretin tarihsel gelişimi ve bağımsızlık sonrası Azerbaycan ile ilgili bilgiler yer almaktadır. İkinci bölümde Azerbaycan'ın uluslararası ticaret politikaları ve bağımsızlık sürecinden günümüze makro göstergeleri yer almaktadır. Bu göstergelere devlet bütçesi, enflasyon, istihdam, ekonomik büyüme, sektörel değerlendirme, gümrük tarifeleri ihracat ve ithalat göstergeleri dahildir. Üçüncü bölümde ise Azerbaycan ve Türkiye ilişkilerinin tarihsel boyutu, bağımsızlık sonrası ekonomik ilişkileri, ülke arasında ithalat ve ihracat, Azerbaycan ve Türkiye'nin ortak yatırımları hakkında bilgiler yer almaktadır. Bu bölümde Azerbaycan ve Türkiye İkinci Karabağ savaşı sonrası ile ilgili iki ülke arasındaki bilgiler de yer almaktadır. Azerbaycan'ın dış ticaret ilişkileri her geçen gün genişlemekte, özellikle Azerbaycan'ın bir petrol ve gaz ülkesi olması dış ilişkilerinin genişlemesinde ve ülke olarak kalkınmasında önemli rol oynamaktadır. Sonuç bölümünde Azerbaycan'ın mevcut dış ekonomik ilişkilerine dair sonuçlar ve geleceğe yönelik öneriler yer almaktadır. Anahtar Kelimeler: Dış Ticaret Politikası, Ticari İlişkiler, Gümrük Tarifeler, İhracat, İthalat
Bağımsızlık sonrası Azerbaycan'da doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının gelişimi
Gelişmekte olan ülkelerde yaşanan tasarruf yetersizliği, iktisadi büyümenin önündeki en büyük engellerden biri olarak kabul edilmektedir. Bu yüzden doğrudan yabancı sermaye yatırımları, gelişmekte olan ülkelerde kalkınmanın ve ekonomik büyümenin sağlanmasında önemli bir rol oynamaktadır.1991 yılında Sovyetler Birliği'nin dağılması sonrasında, Azerbaycan bağımsızlığını kazanmış ve merkezi planlamaya dayalı ekonomiyi terk ederek piyasa ekonomisi şartlarına göre belirlenen reformlar yapmıştır. Bu reformlardan en önemlisi yabancı sermayenin ülkeye girişini sağlayan "Asrın Mukavelesi"dir. Ülkenin sahip olduğu petrol ve doğal gaz kaynakları yabancı sermayenin ilgisini çekmiş ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ülke ekonomisine akımını başlatmıştır. Bu çalışmanın amacı, bağımsızlık sonrası Azerbaycan ekonomisinin, piyasa ekonomisine geçiş sürecinde uyguladığı politikaları ve yabancı sermaye yatırımlarının yıllar itibari ile ülke ekonomisinde gelişimini araştırmaktır. Bu tez iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının teorik alt yapısı, sınıflandırılması, çokuluslu şirketler ele alınmıştır. Daha sonra, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının belirleyicileri ve doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının ekonomik etkileri araştırılmıştır. İkinci bölümde, öncelikle doğrudan yabancı yatırımlarının dünyadaki genel görünümü incelenmiştir. Son olarak, Azerbaycan Cumhuriyeti hakkında genel bilgiler verilerek, Azerbaycan'ın piyasa ekonomisine geçiş süreci ve yatırım iklimi ve Azerbaycan ekonomisine yapılan yatırımlar araştırılmıştır. Azerbaycan ekonomisinin bağımsızlık sonrası ekonomik görünümü ve Azerbaycan ekonomisine yönlendirilen yatırımların gelişimi, resmi rakamlardan faydalanılarak tarafımca oluşturulan tablolar ve grafikler ile incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğrudan Yabancı Sermaye Yatırımları, Piyasa Ekonomisine Geçiş Süreci, Bağımsızlık Sonrası Uygulanan Reformlar, Asrın Mukavelesi.
Türk yönetim sistemi içerisinde bağımsız idari otoriteler ve Radyo Televizyon Üst Kurulu örneği
Devletin, ekonomik ve toplumsal yaşamdaki değişen rolünün kamu yönetimine yansıması olarak değerlendirilen ve yaşamın hassas sektörleri olarak kabul edilen rekabet, bankacılık, enerji, iletişim finans gibi sektör ve alanlarda düzenleme ve denetim yetkisine sahip bağımsız idari otoriteler yönetim sistemini geçtikçe daha da etkilemektedir. Siyasetten ve ilgili oldukları sektörlerden gelebilecek etki ve baskılara karşı korunmak amacıyla bağımsızlık ve özerklikle donatılan bu kurumlar sahip oldukları yetkileri, özellikleri, örgütlenmeleri, personel yapıları ve bütçeleri gibi konularda farklılaşmaya giderek bunu başarmayı amaçlamışlardır. Bu tezin amacı Türk yönetim sistemi içerisinde bağımsız idari otoritelerin yeri ve bunlar içerisinde yayıncılık alanının otoritesi olan Radyo ve Televizyon Üst Kurulu?nu, kurum personeline yapılan anket verileri eşliğinde incelemektir. Bu çalışmada öncelikle Türk yönetim sistemi incelenmiş daha sonra bağımsız idari otoritelerin özellikleri, ortaya çıkış nedenleri, Türk yönetim sistemi içerisindeki özellikleri irdelenmiş, ülkemizde bulunan dokuz adet bağımsız idari otoritenin teşkilat sistemi incelenmiş son bölümde de RTÜK? ayrıntılı incelenmiş ve kurumda yapılan anket çalışması verilerine yer verilmiştir. Anahtar Sözcükler: 1- Türk Yönetim Sistemi, 2- Bağımsız İdari Otoriteler, 3- RTÜK, 4- Bağımsızlık, 5- Özerklik.
Merkez Bankası bağımsızlığının anlamı, önemi ve Türkiye ekonomisi için gerekliliği
Çağdaş para politikası tartışmaları kapsamında Merkez Bankalarının temel işlevinin fiyat istikrarını sağlamak olduğu genel kabul edilen bir görüş durumundadır. Tez çalışmamızda bu olgu hem tanımsal bir kapsamda hem de bir politika içeriğine sahip olacak şekilde açıklanmaya çalışılmıştır. Bu amaçla öncelikle Merkez Bankalarının para politikası yapıcısı olarak temel işlevleri ortaya konulmuş, daha sonra Merkez Bankalarının bağımsızlığı tarihsel bir yaklaşımı da dikkate alacak bir şekilde ve fiyat istikrarıyla ilişkilendirilerek incelenmiştir. Bu açıklamaların ışığı altında Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının kurumsal yapısı ve politika işleyiş süreci hakkında bilgi verilerek gelişmiş ve gelişmekte olan ülke ekonomileriyle Türkiye ekonomisi açısından enflasyon hedeflemesi istikrar politikasının fiyat istikrarına olan katkısı iktisat yazınından da faydalanılarak tartışılmıştır. Tezimizde ulaşılan başlıca politika sonucu, Türkiye ekonomisinde enflasyonun nedenleri doğru bir şekilde saptanmadan uygulanacak politikaların yasal bağımsızlığa sahip olan Merkez Bankasının uyguladığı para politikalarının başarısız olmasıyla ve hedeflenenle gerçekleşen enflasyon arasındaki sapmaların artış göstermesiyle sonuçlanacağı şeklinde özetlenebilmektedir.
Turkey-Africa relations during the Cold War
This thesis addressing the Turkey-Africa relations during Cold War Period seeks to offer a historical perspective to the reader in order to comprehend Turkey's foreign policy approach towards the continent in the years between 1945 and 1989 and provide a framework to make better sense of current relations between Turkey and Africa. When Turkey's policies towards Africa are examined, it is seen that there have been ups and downs over time. It can be said that the African continent has attracted little interest in Turkish academic circles during the Cold War years, despite Turkey's close linkages to the Africa continent in terms of historical, cultural, and geographical ties. In this regard, this study analyzed the Turkey-Africa relations during the Cold War in light of archival sources. In this direction, official documents from the Presidential Directorate of State Archive were examined and it was observed that Turkey has signed more than 100 agreements with North African countries and also signed 64 agreements with Sub-Saharan African countries in terms of economic, commercial, medical, and military topics. Within this context, interviews were made with Turkish former ambassador to Abuja (Nigeria) Numan Hazar as well as an academician and Turkish ambassador to Dakar (Senegal) Prof. Dr. Ahmet Kavas who has penned important books and articles about specific topics related to the continent. At the end of our evaluations during the thesis, it was concluded that throughout the Cold War, relations between Turkey and Africa have shown a remarkable advancement. Keywords: Archive, Africa, Independence, Turkey, Foreign Policy, Turkish Foreign Policy
A comparative discourse analysis of international media coverage on Kosovo's path toward independence
The influence of media in today's worldwide agendas is crucial and their role can take place in different forms. The main goal of this thesis is to conduct a comparative discourse analysis of the international media coverage on Kosovo's Path toward Independence. The research is focused on the five international media outlets and their coverage on the five turning points in the period of March 2004 to June 2010. The author tries to conduct a comparative discourse analysis of five international media coverage on Kosovo's Path toward Independence of the selected news, articles, columns, and editorials from BBC, New York Times, DW, Ria Novosti, and Al Jazzera. The discourse used in the news and in all the articles written by the five international media describes the events that took place in Kosovo, which were compared to find the specific position of the respective media towards the path of Kosovo to independence. The interest in analyzing the news covered by the media of these countries relies on the fact that these countries have had a major impact on making Kosovo part of international agendas. Based on the findings gained, Kosovo process toward independence is covered objectively by the majority of media analyzed in this research study and discourse differences are identified between the international media regarding the Kosovo case.
Azerbaycan bağımsızlık mücadelesinin Türk basınına yansımaları (1988-1991)
Bu çalışmada 1988-1991 yıllarında gerçekleşen Azerbaycan bağımsızlık mücadelesinin Türk basını üzerinde bıraktığı etkiler incelenmiştir. Çalışmanın içeriğini adı geçen yıllar arasındaki gazete ve dergiler ana inceleme kaynaklarını oluşturmuş, haber ajanslarının konu ile ilgili değerlendirmeleri de irdelenmiştir. SSCB lideri Mihail Gorbaçov'un başlattığı "glasnost" ve "perestroyka" reformları Azerbaycan'da önemli gelişmelerin yaşanmasını sağlamıştır. Ermenistan'ın Karabağ üzerinde hak iddia etmesi, gerilimin tırmanmasına neden olmuştur. Bu doğrultuda Ebulfez Elçibey'in liderliğinde toplanan Azerbaycan Türkleri önemli mitingler tertip etmiştir. 1991 yılının Ekim ayında SSCB'den ayrılan Azerbaycan, bağımsız bir devlet olduğunu ilan etmiştir. Türkiye; dış pazar, bölge hâkimiyeti, uluslararası dostluk prensipleri ve diğer alanlarda Azerbaycan'a yönelik uygun politikalar geliştirme çabasına girişmiştir. Çalışmada Azerbaycan'daki değişim ve dönüşüm hareketi gerçekleşirken Türk basınının nasıl bir tavır sergilediği incelenmiştir. Bu bağlamda özellikle birbirinden farklı görüşe sahip basın organlarına yer verilmiştir. Böylece Türk basınının bağımsızlık mücadelesine yaklaşımı ele alınmıştır. Basın organları incelenirken Türkiye'deki milliyetçi, İslamcı ve sosyalist kitlelerin Azerbaycan bağımsızlık mücadelesini nasıl yorumladığı değerlendirilmiştir. Türk basını, Azerbaycan bağımsızlık mücadelesine yönelik haberlere oldukça fazla yer vermiştir. Nitekim Azerbaycan haberleri gazetelerin ilk sayfalarında haber olma özelliğine sahip olmuştur. Dergiler ise, Azerbaycan'a özel sayılar çıkarmıştır. Türk muhabirler Azerbaycan'a gitmiş ve bilgi toplamıştır. Basın organlarında farklı alanlarda Azerbaycan konulu yazılara yer verilmiştir. Milliyetçi basın organları Türkiye'nin Azerbaycan'a yönelik politikalarının daha samimi ve milli olması gerektiğine vurgu yapmıştır. Bu bağlamda bölgedeki insanların etnik kimliğinin Türk olduğunun unutulmaması belirtilmiştir. Radikal milliyetçi basın organları da Azerbaycan'ın SSCB'den ayılmasını ve bölgede "Türk birliği" nin oluşturulmasını istemiştir. İslamcı basın-yayın organları ise dünya üzerindeki Hristiyan ülkelerin birlik olarak Azerbaycan'a saldırdığını, Müslüman ülkelerin yardımlaşarak haçlı zihniyetine karşı savaşması gerektiğini belirtmiş, Türkiye'nin "laik ve batıcı" dış politikası ağır biçimde eleştirmiştir. Sol görüşe sahip basın organları, Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki savaşın nedeninin ırkçılık olduğunu ifade etmiştir. Aynı zamanda Stalin döneminden kalan ulusalcılık hareketlerinin devam etmesi halinde anlaşmazlıkların uzayacağını kaydetmiştir. Sol basın, sosyalist sistemin özüne dönülmesi ile sorunun çözüleceği görüşünü savunmuştur. Bu bağlamda Türkiye'nin milliyetçi atılımlardan uzak durması gerektiği belirtilmiş ve komünist parti sisteminden yana bir tavır sergilenmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Azerbaycan, Türk Basını, Karabağ, SSCB, Politika.
İngiliz hakimiyetinden bağımsızlığına kadar "Kuveyt"
Basra Körfezi, uzun çağlar boyunca dikkat çeken bir bölge olmuştur. Tarih öncesi çağlardan, tarihi çağlara değin doğu ve batı medeniyetlerinin önemli bir ticari alanı olmuştur. Birçok hükümdara geçici konaklar sağlamış stratejik bir bölgedir. Basra Körfezi'nin, İslamiyet öncesinde ki ticari canlılığı, İslamiyet'in yayılamaya başladığı dönemlerde de artarak devam etmiştir. Özellikle Portekizli denizcilerin ve kâşiflerin öncülük ettiği Coğrafi Keşifler'le, Ümit Burnu'ndan Umman Denizi'ne ve buradan Hürmüz Boğazı'ndan geçilerek ulaşılan Basra Körfezi, Dicle ve Fırat nehirlerinin birleştiği Şattü'l Arap ile zenginleşmiştir. Basra Körfezi kıyılarında bulunan irili ufaklı Şeyhlikler vardır. Bu Şeyhlikler birbirleriyle ticaret yaptıkları gibi çeşitli mücadelelerde yapmıştır. Basra Körfezi'nde bulunan Kuveyt'te birçok mücadeleye ev sahipliği yaptığı gibi birçok mücadelenin ise sebebi olmuştur. Kuveyt, büyük gemilerin yanaşabileceği en elverişli doğal limana sahip olduğundan Basra Körfezi'nin önemli çatışma sahalarından biri olmuştur. Kuveyt, iklimi açısından Basra Körfezi'nin en kurak bölgelerinden biridir. Su kaynakları açısından yetersizdir. Tarım açısından yetersiz olan Kuveyt için, çeşitli alanlarda yapılan ticaretin büyük önemi vardır. Kuveyt'intarih öncesi dönemlerde de önemli bir yerleşim alanı olduğunu söylemek mümkündür. İrili ufaklı birçok adası bulunan Kuveyt'in tam olarak ne zaman kurulduğu hakkında pek bilgi bulunmamakla birlikte, Dilmun toplumundan, Sümerlere, Akadlar'a ve Büyük İskender'den Partlar'a, Sasanilere kadar birçok hükümdarın ve uygarlığın kontrolüne girmiştir. Günümüzdeki Kuveyt'in temelleri ise 17. yüzyılda Arap Yarımadası'nın iç bölgelerinden Kuveyt'e göç etmiş Beni Halid Kabilesi tarafından atılmıştır. Yaygın olarak kullanılan "Kuveyt" isminin ilk olarak "Qurain" veya "Kut" kelimelerinden geldiği düşünülmektedir. Beni Halid kabilesi sonrasında Utub kabilesinden olan Sabah ailesinin kontrolüne giren Kuveyt, Basra Körfezi'ndeki önemli bir liman olmasından dolayı Hindistan ile Ortadoğu arasındaki önemli bir ticaret merkezi olmuştur. Basra'nın Osmanlı Padişahı I. Süleyman'nın 1534'deki Irakeyn Seferi'nden sonra bölgede Osmanlı hâkimiyeti başlamıştır. Kuveyt ise Mithat Paşa'nın Bağdat Valiliği esnasında Osmanlı'ya resmen bağlanmıştır. Basra Körfezi'nde İngiltere'nin etkin olmaya başlamasıyla, Körfez'in kıyısındaki şeyhliklerle de etkili ticari antlaşmalar yapmaya başlamıştır. İngiltere Hindistan ticareti için, Kuveyt önemli bir konumdadır. Almanya 19. yüzyılın sonlarında Körfez'deki İngiliz gücünü kırmak ve Hindistan ticaretini kontrol edebilmek için, Bağdat-Berlin Demiryolu Projesinin yapımını üstlenmiştir. İngiltere, Almanların bu hamlesine karşılık Körfez'de bulunan Şeyhlikleri üzerinde etkisini arttırmıştır. Basra Körfezi'ndeki Şeyhliklerle çeşitli antlaşmalar imzalayan İngiltere, son olarak Kuveyt Şeyhi Mübarek El-Sabah ile de 23 Ocak 1889'da İngiliz-Kuveyt antlaşmasını imzalanmıştır. İmzalan bu antlaşma önceleri gizli tutulmuşsa da Almanya'nın bölgeye iyice sokulmak istemesiyle gün yüzüne çıkmıştır. Osmanlı Devlet'in tüm karşı koyma girişimlerine rağmen, İngiltere I. Dünya Savaşı başladığında Kuveyt'i, 1914'de İngiliz hâkimiyetine aldığını ilan etmiştir. 1914-1961 yılları arasında değişen dünya dengelerinin en önemli konu başlığı petrol olmuştur. Kuveyt'te il petrol izlerine 1934 yılında rastlanmıştır. Petrol arama çalışmaları 1936 ve 1937'de devam etmiştir. 1938 yılında ise Burgan sahasında petrol için açılan sondaj kuyusundan istenilen düzeyde petrol çıkmasına rağmen II. Dünya Savaşı'nın patlak vermesiyle çalışmalar 1946 yılına kadar durdurulmuştur. 1946 yılında itibaren Kuveyt'in petrol üretimi artmış ve Kuveyt uluslararası petrol şirketlerinin kıyasıya mücadele ettiği bir bölge olmuştur. İngiltere kontrolündeki petrol şirketleri ile Amerikan petrol şirketleri arasındaki mücadele sonucunda İngiliz-Amerikan ortaklığı olan KOC ( Kuwait Oil Company) kurulmuştur. 1950'li yıllarda Ortadoğu'daki siyasi dengelerin değişmesiyle Ortadoğu ülkeleri asında ekonomik bağımsızlık yüksek sesle dile getirilmeye başlanmış ve Kuveyt'te çevresinde olup bitenlere ve yükselen Arap Milliyetçiliği'ne kulaklarını tıkamamıştır. Kuveyt Şeyhi Abdullah El-Salim El-Sabah'ın akıllıca politikaları ve İngiltere üzerinde arttırdığı baskılar sonucunda Kuveyt, 19 Haziran 1961'de Körfez bölgesinde bağımsızlığını kazanan ilk şeyhliklerden biri olmayı başarmıştır.
Sovyet Dönemi ve bağımsızlık sonrası Azerbaycan'daki liselerde dil ve edebiyat öğretimi
Bu araştırmanın amacı, Sovyet Döneminde ve bağımsızlık sonrasında Azerbaycan'daki liselerde Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı öğretiminin nasıl yapıldığının ve öğretimde ne gibi benzerlik ve farkların olduğunun ortaya konulmasıdır.Araştırmanın modelini, Sovyet Dönemi ve bağımsızlık sonrasında Azerbaycan'daki liselerde Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı öğretimi alanında yapılmış çalışmalar ve Türkiye'de bu alanla ilgili araştırmalar oluşturmaktadır.Araştırmanın evrenini, Sovyet Dönemi ve bağımsızlık sonrası Azerbaycan'daki liselerde kullanılan Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı ders programları ve ders kitapları oluşturmaktadır.Araştırmanın örneklemini, Sovyet Dönemi ve bağımsızlık sonrasında Azerbaycan'daki liselerde kullanılan Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı ders kitapları arasından rastlantısal örneklem yoluyla belirlenen Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı lise ders kitapları oluşturmaktadır.Çalışmanın ilk aşamasında veriler Türkiye Türkçesine aktarılmış, daha sonra Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı dersi lise programları ve ders kitapları incelenerek Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı dersinin saatleri, öğretilen metinler, kullanılan yöntemler tespit edilmiştir.Araştırmada SSCB hâkimiyetinden önce, SSCB Döneminde ve bağımsızlık sonrasında Azerbaycan'daki eğitim-öğretime yönelik görüşler hakkında genel bilgi verilmiş, liselerde Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatı öğretiminin gelişim tarihinden, Azerbaycanlı eğitimcilerin eğitim-öğretime yönelik çalışmalarından, Azerbaycan Türkçesinde yazdıkları ders kitaplarından, liselerde Azerbaycan Türkçesi ve Edebiyatının öğretim yöntemlerinden, ders programlarından ve ders kitaplarından bahsedilmiştir.Anahtar Kelimeler: Azerbaycan Türkçesi, edebiyat öğretimi, SSCB Dönemi, ortaöğretim/lise eğitim programı, ders kitabı.
Bağımsız idari otorite olarak Sermaye Piyasası Kurulu
Uzun vadeli fonların karşılaştığı piyasalara sermaye piyasaları adı verilmektedir. Sermaye piyasaları, ekonominin ihtiyaç duyulan kesiminde büyük bir finansman desteği sağlamaktadır. Sermaye piyasasından beklenilen bu fonksiyonun yerine getirilebilmesi için, sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması gerekmektedir. Bu nedenle 2499 sayılı SerPK kabul edilerek, yürürlüğe girmiştir.SerPK'nın getirdiği en önemli yeniliklerden birisi SPK'nın kurulmasıdır. SPK'nın, anayasal temelini 1982 Anayasası'nın 167. maddesi oluşturmaktadır. SPK'nın kuruluş amacını; sermaye piyasasının güven, açıklık ve kararlılık içinde çalışması, menkul kıymetler ve sermaye piyasasıyla ilgili kuruluşlar hakkında kamunun aydınlatılması, tasarruf sahiplerinin hak ve yararlarının korunması oluşturmaktadır. Kurul, yetkilerini kendi sorumluluğu altında bağımsız olarak kullanmaktadır. Kurul, idari ve mali özerkliğe sahiptir. Ancak SerPK'da Kurul'un, bir devlet bakanlığıyla ilişkilendirildiği görülmektedir. Bu ilişkilendirmenin temel sebebini, anayasal sistemimiz açısından tamamen bağımsız bir idari makam oluşturulmasının mümkün olmaması nedeniyle idarenin bütünlüğü ilkesini gerçekleştirme düşüncesi oluşturmaktadır. SPK, yerinden yönetim kuruluşlarının içinde mahalli idareler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları dışında üçüncü bir kategori içerisinde yer almaktadır.SPK, ilgili bakanlıkça önerilecek dört aday arasından iki, Maliye Bakanlığı, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı, BDDK, TOBB ile TSPAKB tarafından önerilecek ikişer aday arasından birer kişi olmak üzere, Bakanlar Kurulu Kararıyla atanacak yedi üyeden oluşmaktadır. Kurul başkan ve üyelerinin görev süresi altı yıldır. Süreleri bitenler yeniden seçilebilir. Başkan dışındaki üyelerin üçte biri iki yılda bir yenilenir. Kurul başkan ve üyelerinin görev süreleri dolmadan görevlerine son verilemez.SPK'nın faaliyet alanında düzenleme yetkisi, denetleme yetkisi ve idari yaptırım uygulama yetkisi bulunmaktadır. Kurul'un sahip olduğu bu yetkilerin, hukuka uygun kullanılmaması sonucunda meydana gelen zararların, SPK'nın sorumluluğu kapsamında tazmini yoluna gidilebilir. Nitekim Kurul, yargı organları tarafından kamu kurumlarından farklı algılanmamaktadır.
Sudan ve uluslararası politikada Darfur krizi
Afrika kıtasının en geniş ülkesi olan Sudan; etnik, dini ve kültürel açıdan dünyanın en heterojen toplumlarından biri olma özelliğiyle dikkat çekmektedir. Etnik, dini ve kültürel farklılıklar, sömürge döneminde yapay sınırlar yaratılırken ortaya çıkartılmış ve birçok Afrika ülkesi gibi Sudan'a da sömürge mirası olarak bırakılmıştır. Sömürge dönemi boyunca farklılıkların vurgulanması suretiyle ülke, kontrol altında tutulmak istenmiştir.Sudan 1 Ocak 1956'da bağımsızlığına kavuşmuş ancak sömürgecilik politikalarının izleri, bağımsızlıktan günümüze gelen birçok sorunla birlikte kendini göstermeye devam etmiştir. Zira Afrika'nın en uzun iç savaşı ile Güney Sudan sorununun devam ettiği bir dönemde patlak veren Darfur krizinin çerçevesini sömürgecilik politikaları ekseninde yaratılan yapı çizmektedir. Ekonomik sorunların yanı sıra bağımsızlığın ardından yaşanan siyasi çekişmeler ve istikrarsız siyasi yapı Sudan'ı bölünmenin eşiğine getirmiştir. Sudan'ın halen başa çıkmaya çalıştığı birçok meselenin temelinde, kuzey ve güney bölgelerini ayrıştıran ve halkı birbirine yabancılaştıran sömürge politikaları yatmaktadır.Jeopolitik öneminin yanı sıra sahip olduğu zengin yer altı kaynakları, Sudan'a olan ilgiyi canlı tutmuş ve ülkenin iç meselelerine dış aktörlerin müdahalelerini kaçınılmaz kılmıştır. İlk olarak Güney Sudan sorunuyla uluslararası arenada yer bulan Sudan, Darfur kriziyle birlikte özellikle 2003 yılından itibaren dünya kamuoyunun en çok ilgilendiği konulardan biri olmuştur. Darfur bölgesinde yaşanan şiddet olayları Beşir yönetimini, Batı dünyasının hedefi haline getirmiştir. Sudan; ABD, Çin ve AB'nin siyasi ve ekonomik çıkarları çerçevesinde şekillenen bir rekabet alanına dönüşmüştür.Anahtar Kelimeler: Sudan, Güney Sudan Sorunu, Darfur Krizi, Sömürgecilik, Ömer el-Beşir.
Irak'ta mahkemelerin bağımsızlığı ve hakimlik teminatı
Ulusal rejim kurulduktan sonra, İngiliz işgali döneminde uygulanan yargısal sistemin aynısı Irak ulusal rejim(Irak Ulusal Hükümet) döneminde uygulanmaya devam etmiştir. Aslında söz konusu sistem veya düzen (yargısal sistem) Osmanlı döneminden uygulana gelen bir sistemdi. Ancak bu sistem 1917 tarihinde mahkemelerin oluşturulması beyannamesi ışığında tekrardan ele alınıp düzenlenmiştir. Hâkimlerin atanma koşulları ile ilgili hükümler, İngiliz işgali boyunca hiç değiştirilmeden aynen uygulanmıştır. Bu hal 1929 tarihine kadar devam etmiştir. Bu tarihte 31 sayılı Hâkimler ve Kadılar Kanunu çıkarılmıştır. Bahsedilen kanun hâkimlerin tayini, terfileri, azledilmeleri ve disiplin soruşturma ve yargılanmaları ile ilgili hükümleri içermektedir. 1925, 1968, 1970 ve 2005 Irak anayasalarında mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlerin garantileri hususundaysa, zikri geçen tüm bu anayasalarda, hâkimlerin bağımsızlığı ve kanun hükmü hariç bunların hiçbir devlet organının kontrolünde olmadıkları hükme bağlanmıştır, bunlar hiçbir vakit yasama ve yürütmenin kontrolüne tabi değiller. 2005 yılına kadar Irak'ta hâkimler adalet bakanlığı tarafından atanırlar. Adalet baklanlığı Hâkimler Enstitüsü mezunlarını hâkim olarak atar. Ancak 2005 anayasasında hâkimlerin atanmasını ve yargı organının yıllık bütçe tasarı önerisini, yüksek Yargı Kurulu'na vermiştir. Yargı organının yasama organının müdahalelerinden korumak yargısal denetim yoluyla sağlanmaktadır. 1925?2004 anayasalarında yargısal denetim sırasıyla şu şekilde sağlanmaktadır: 1925 Irak Esasi Kanunu (krallık dönemi Irak'ın anayasası) döneminde Yüksek Mahkeme, 1968 anayasasında Anayasa Mahkemesi, 2004 Irak Devleti Yönetimi yasasındaysa Yüksek Federal Mahkeme tarafından yerine getirilmektedir. Yargı organının yürütme organının müdahalelerinden korumak hâkimlere teminatlar sağlamak yoluyla yapılmaktadır. Bu teminatlar hâkimlerin yürütmeye karşı kendilerini koruyabilmeleri için yargısal dokunulmazlık bahsetmektedir. Hâkimlerin naklinin ve azil edilmelerinin mümkün olmadığı bu garantilerden biridir. Irak anayasalarına göre, kanun hükmü olmaksızın belirli süre geçmeden önce hâkimlerin nakli, azli veya emekliye ihale edilmeleri mümkün değildir. Hâkimlerin mali durumu çok yüksek olmalıdır, söyle ki hâkimler yaşamlarını sağlamak yüküyle uğraşacak durumda bırakılmamaları ve kendilerine konforlu bir hayat sağlanmalıdır ki davalara, şahsi çıkarlarını göz önünde bulundurmadan ve bunun peşinde olmadan, sırf yargısal vicdanlarına dayanarak bakabilsinler. 2005 tarihli Irak'ın anayasası hâkimlerin şahsi hak ve özgürlüklerini garanti altına almış ve kendilerine görüş belirtme özgürlüğü ve dernek kurma hakkı tanımıştır.Çalışmamız bir yüksek lisans tezi sınırları içerisinde Irak mahkeme bağımsızlığının hukuk temeli, Irak'ta mahkeme bağımsızlığı ve hâkim teminatını, Irak'ın 2005 Anayasası'ndaki mahkeme bağımsızlığını ve hâkim teminatını çalışmıştır.Anahtar kelimeler:1. Anayasa2. Irak3. Mahkeme4. Hakim5. Bağımsızlık