Birleşmiş Milletler

110 theses under this subject heading

DoctorateOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler sürdürülebilir kalkınma amaçlarının belediyelere yansıması: Türkiye, Almanya ve İngiltere uygulamaları

Kalkınmanın dünya çapında gerçekleşmesini öngören, 17 amaçtan ve bunlarla bağlantılı 169 hedeften oluşan sürdürülebilir kalkınma amaçları (SKA), Birleşmiş Milletlere üye olan 193 ülke tarafından 2015 yılında kabul edilmiştir. Toplumsal, çevresel ve ekonomik sorunların çözümüne yoğunlaşan sürdürülebilir kalkınma amaçlarına 2030 yılına kadar ulaşılması beklenmektedir. Belirli mali kaynaklara, yetkilere ve görev alanlarına sahip belediyelerin sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılması bakımından dikkat çekici konumu bulunmaktadır. Bu çalışmada, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının ve bu amaçlara ait hedeflerin tüm detaylarıyla ele alınarak kavranması, bu konuda belediyelerin rollerinin vurgulanması ve belediyelerin önemine dikkat çekilmesi, Türkiye, Almanya ve İngiltere'deki belediye uygulamaları incelenerek bu alandaki tecrübelerin anlaşılması ve karşılıklı politika transferlerine temel oluşturulması amaçlanmıştır. Ayrıca sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılması için belediye yönetimlerinin karar alma süreçlerinde aktif rol oynamalarının teşvik edilmesi, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının gerçekleştirilmesine katkı sağlayacak politikaları destekleyici ve güçlendirici önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Üç bölümden oluşan bu çalışmada, konuyla ilgili teorik altyapı oluşturulmuş, 17 sürdürülebilir kalkınma amacı ve bunlarla bağlantılı 169 hedef detaylıca incelenmiş, sürdürülebilir kalkınma amaçlarının belediyelerle olan ilişkisi ortaya konmuştur. Sürdürülebilir kalkınma amaçlarının belediyelere olan yansıması Türkiye, Almanya ve İngiltere'deki uygulama örnekleri kapsamında ele alınmıştır. Çalışmanın tamamlanmasıyla, Türkiye, Almanya ve İngiltere'nin sürdürülebilir kalkınma amaçlarına tam anlamıyla ulaşamadıkları belirlenmiştir. Belediyelerin uyguladığı projelerin bazılarının sürdürülebilir kalkınma amaçlarına ulaşılması yönünde katkı sağladığı ancak yetersiz kaldığı sonucuna varılmıştır.

BelediyelerBirleşmiş MilletlerKalkınma+2
Eren Tozak
Muğla Sıtkı Kocman University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sürdürülebilir barış çerçevesinde BM barış koruma güçlerinin yapısal ve fonksiyonel dönüşümü

Uluslararası İlişkiler disiplini, 20. Yüzyılın başlarında temel olarak savaş ve barış kavramları üzerine kurulmuş bir disiplin olarak ortaya çıkmıştır. Başlangıç yıllarında disiplinin temel amacı, Birinci Dünya Savaşı'na neden olan devletlerarası uyuşmazlıkların ve sorunların barış çerçevesinde çözüme kavuşturulması için yol haritasının belirlenmesi olmuştur. Ancak ortaya konulan çabalar İkinci Dünya Savaşı'na engel olamamıştır. İkinci Dünya Savaşı sonrası dönemde ise uluslararası barış ve güvenliğin temini için Birleşmiş Milletler hayata geçirilmiştir. BM, kuruluşundan itibaren uluslararası düzeni oluşturan birey, toplum, grup ve devletler arasında ortaya çıkan uluslararası barış ve güvenliği tehdit eden uyuşmazlıkların tarafı olmaktadır. BM taraf olduğu uyuşmazlıkların çözümü için BM Antlaşması'nda yer alan barışçıl ve müdahaleci yöntemleri kullanmaktadır. Müdahaleci yöntemlerden en çok başvurduğu yöntem ise doğrudan BM Antlaşmasında lafzı geçmeyen barış koruma operasyonlarıdır. 1948 yılından günümüze kadar uluslararası barış ve güvenliği yeniden tesis etmek için pek çok barış koruma operasyonu icra edilmiştir. İcra edilen barış koruma operasyonları farklı unsur ve görevlerle icra edilmektedir. Barış koruma operasyonlarının farklı unsur ve görevlerle icra edilmesinin birden çok nedeni olmasına rağmen bu nedenlerin başında BM gündemine sürdürülebilir barış kavramının alınması yer almaktadır. Sürdürülebilir barış kavramı devam eden barış operasyonlarını ve yeni başlatılacak barış operasyonlarının fonksiyonel ve yapısal dönüşümüne neden olmuştur. Bu bağlamda bu çalışmanın konusu ve temel amacı sürdürülebilir barış çerçevesinde barış operasyonlarının fonksiyonel ve yapısal dönüşümünün ortaya konulmasıdır. Çalışma üç bölümden oluşacak şekilde planlanmıştır. İlk bölümde barış kavramının kavramsal ve kuramsal altyapısı irdelenerek sürdürebilir barış kavramının tanımı ortaya konulmaktadır. Müteakiben BM barış koruma operasyonlarının oluşturulma süreci, yetkileri, görevleri ve yapısı ele alınarak barış koruma operasyonları çok yönlü irdelenmektedir. Üçüncü bölümde ise BM'nin barış koruma operasyonu icra ettiği Kıbrıs, Haiti ve Mali uyuşmazlıkları üzerinden BM barış koruma güçlerinin sürdürülebilir barış çerçevesinde fonksiyonel ve yapısal dönüşümü incelenmektedir. Üçüncü bölümde irdelenen barış operasyonlarında askeri unsurların yanında polis ve sivil unsurların da görevlendirildiği, asker sayılarının azaldığı, barış koruma güçlerine sosyo-ekonomik düzenin tesis edilmesi, demokrasinin yayılması, gençlere yönelik faaliyetlerin yapılması gibi görevlerin verildiği tespit edilmiştir. Yine barış operasyonlarında geleneksel barış anlayışından farklı olarak sadece silahlı çatışma boyutu için adımların atılmadığı, sürdürülebilir barış anlayışının tesis edilmesi maksadıyla çatışmaya neden olan kültürel, yapısal, ekonomik ve sosyal nedenlerin çözümü için de görevler yüklenmiştir. Bu tespitler doğrultusunda çalışmada barış operasyonlarının sürdürülebilir barış çerçevesinde fonksiyonel ve yapısal olarak dönüşüm geçirdiği sonucuna ulaşılmıştır.

BarışBarış gücüBirleşmiş Milletler+2
Uğur Gürsoy
Hitit University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Barışı Koruma Harekatları ve Birleşmiş Milletler Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP)

Uluslararası barış ve güvenliğin sağlanması ve ortaya çıkan uyuşmazlıkların çözüme kavuşturulması Birleşmiş Milletler'in (BM) en temel görevidir. Bu çalışmamızda, BM'nin uluslararası uyuşmazlıkların çözümüne katkı sağlamak için geliştirdiği Barışı Koruma Harekâtları çerçevesinde günümüzde devam eden BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü (UNFICYP) uygulaması incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde, BM Barışı Koruma Harekâtları kavramı ile ortaya çıkış süreci etraflıca incelenmiş, günümüze kadar olan süreçte edinilen tecrübelere değinilmiştir. Harekâtların uluslararası hukuktaki yeri ile temel ilkelerinden ayrıca bahsedilmiştir. İkinci bölümde ise, yüzyıllardır var olan Kıbrıs sorununun soykırım ve katliama dönüşerek zirveye ulaştığı 1963 yılında, Kıbrıs Adası'nda barış ve güvenliğin tehlikeye düşmesini engellemek adına kurulan BM Kıbrıs Barış Koruma Gücü'nün (UNFICYP) varlığı incelenmiştir. Sonuç'ta ise, Kıbrıs Sorunu'na çözüm arayışları içinde UNFICYP'nin geleceği hakkında değerlendirmeler yapılmıştır.

BarışBarış gücüBarışı sağlama+5
Erkan Çakmakcı
Kütahya Dumlupınar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İnsan ticaretiyle uluslararası mücadelede Türkiye'nin rolü

İnsan ticareti, köleliğin modernize edilmiş bir biçimidir. Küreselleşmenin de etkisiyle 20. yüzyılın sonlarında uluslararası ilişkiler sisteminde ulusal ve uluslararası güvenliği tehdit eden birçok faktör devreye girmiştir. Bu tehdit faktörlerinden biri de insan ticaretidir. İnsan ticareti uluslararası toplum tarafından uluslararası nitelikte bir suç olarak kabul edilmektedir. Bu suça karşı uluslararası işbirliği başlatılmış olup henüz yeterli ve etkili bir noktaya ulaşmamıştır. Devletler, insan ticaretiyle mücadeleyi amaçlayan ulusal alanda da çeşitli düzenlemeler ve kurumlar oluşturmaya çalışmaktadır. Özellikle transit ülke konumunda olan Türkiye'nin de insan ticaretiyle mücadele amacıyla iç mevzuatında düzenlemeler yaptığı, uluslararası alanda kabul edilen insan ticaretine dair sözleşmelere taraf olduğu, ulusal bazda çeşitli kurumlar geliştirdiği ve uluslararası kuruluşlarla da ortaklıklar oluşturduğu görülmektedir. Bu çalışmada, insan ticaretine karşı mücadelede Türkiye'nin ulusal alanda attığı adımların yanı sıra uluslararası toplumla işbirliği çabaları incelenmekte ve özellikle insan ticaretinin Türkiye'nin ulusal ve bölgesel güvenliğine verdiği ve vermeye devam edeceği iddia edilen zarar analiz edilmektedir.

Birleşmiş MilletlerGüvenlikGüvenlik önlemleri+5
Iryna Redzko
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler barış misyonlarının uluslararası çatışmaların çözümündeki rolü: UNFICYP, UNIIMOG ve UNSMISörnekleri

BM örgütünün en temel görevi; uluslararası barış ve güvenliği sağlamak ve korumaktır. Bu görevi doğrultusunda, uluslararası güvenliği tehdit eden durumlarda çeşitli yöntemlerle soruna müdahale etmektedir. BM barış gücü misyonları, BM'nin çatışma çözümü yöntemleri arasında önemli bir yere sahiptir. BM Güvenlik Konseyi'nce görevlendirilen barış gücü misyonları, çatışan taraflar arasında konuşlandırılan çok taraflı güçlerdir. Fakat her çatışma alanında faaliyetleri ve sorunun çözümüne etkileri aynı olmamaktadır. Bu çalışmanın amacı; BM barış gücü misyonlarının uluslararası çatışmaların çözümündeki rolünü araştırmaktır. Çalışmada, BM barış güçlerinin uluslararası çatışmaların çözümündeki rolü, üç örnek olay çerçevesinde incelenmiştir. UNFICYP, UNIIMOG ve UNSMIS örneklerinin karşılaştırılarak BM barış gücü misyonlarının hangi durumlarda daha etkin olduğu açıklanmıştır. Çalışmada varılan sonuç ise bir barış gücü misyonunun başarısını etkileyen en önemli unsurların, uluslararası toplumun ve çatışan tarafların desteğine sahip olmasıdır. Nitekim UNIIMOG, uluslararası toplumun ve çatışan tarafların ortak barış isteği ile oluşturulmuş, bahsi geçen diğer örneklere kıyasla daha başarılı olmuştur.

BarışBarış gücüBarışçı çözüm+5
Simge Kıvıl
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessEN

Examining the legitimacy of the sanctions imposed on Zimbabwe regarding international law

The use of sanctions is not a new phenomenon in the discipline of International relations. However, with the disappearance of the Cold War, Western countries increasingly started to adopt sanctions as the means to attain their foreign policy interests. The main objective of this research is to examine the sanctions imposed on Zimbabwe by the European Union (EU) and the United States of America (USA) in the context of international law. The USA crafted its first batch of sanctions on Zimbabwe in 2001 through the Zimbabwe Democracy and Economic Recovery Act (ZIDERA) and the Presidential Executive Order, which derives its legal basis from the USA statutory instrument (International Economic Emergency Powers Act (IEEPA) in 2003. On the other hand, the EU introduced sanctions on Zimbabwe utilising the Cotonou Agreement as its legal basis. In addition, the EU used the Treaty of European Union, which advocates for the Common Foreign and Security Policy (CFSP). Therefore, the focus of this research lies on highlighting the legitimacy of such sanctions on Zimbabwe, which is a member of the United Nations (UN), and yet the UN did not take any sanction measures to address such grievances as laid down by the EU and the USA. The thesis argued that unilateral sanctions imposed on Zimbabwe are illegitimate based on the principle of non-interference in the internal affairs of another state, equality of sovereign states and the International Law Commission on the Responsibility of States for Internationally Wrongful Act. The sanctions are negatively affecting Zimbabwe to carry out its duties and obligations as a sovereign state. On the same note, International Law Commission drafts are regarded as non-binding in international law.

United States of AmericaEuropean UnionUnited Nations+5
Matora Hupıle
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun rolü

Uluslararası Uyuşmazlıkların Çözümünde Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun Rolü başlıklı tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın birinci bölümünde, teze yönelik destek nitelikte teorik alt yapı oluşturulmuş ve Birleşmiş Milletler'in yetkileri, görevleri ve kurumsal yapısı ele alınmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nun kurumsal yapısı özet nitelikte incelenmiş ve Genel Kurul'un uluslararası uyuşmazlıkların çözümüne yönelik etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bölümde ayrıca BM Genel Kurulu'nun yetkileri ve görevleri tez konusuyla ilişkilendirilerek aktarılmıştır. Çalışmanın üçüncü ve son bölümünde ise ilk iki bölümdeki açıklamalar, bilgiler ve değerlendirmeler doğrultusunda özellikle uluslararası uyuşmazlıkların çözüm yolları sunulmuş ve Genel Kurul'un uluslararası uyuşmazlıkların çözümünde üstlendiği rol örnek nitelikteki uyuşmazlıklarla açıklanmaya çalışılmıştır.

Birleşmiş MilletlerGenel kurulUluslararası Hukuk+2
Hilal Önal
Bursa Uludağ Üni̇versi̇ty · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Cyber war and cyber attack legal analysis United Nations-Turkey

The fact that access and broadcasting is almost entirely technological nowadays, almost everyone should ignore the fact that in some way attack the act of cyber attack. If we have not directly dealt with an act of cyberattack, either you have seen it, but it is not owned, or it is your previous segment that did not. As a priority against cyber attack penalties on the basis of individuals and institutions; It will be beneficial to pay attention to the formation of situational wings against cyber attack groups, strong defense against attacks, and to do what is safe in the high position where digital operations will be carried out. With the inventions of technology, cyber defense commands were added to the land, naval and air forces commands, and armies began to produce scenarios on concepts such as cyber attack and cyber warfare. Within the scope of conceptual differences, we now know that wars are not only fought by known war methods between countries. The United Nations (UN) is at the forefront of the important global intergovernmental organizations where national and international cyber security discussions are carried out. Conceptually, changes, new features, and non-clear, UN and employment-enforced legal provisions. In the field of cyber attack and cyber warfare, the international legal characteristics remain at a sufficient level, and problems arise in the extension of the sanctions. Again, when exposed to a cyber attack, the problem of not being imputed to the attack also poses a problem. The main issue that needs to be done is to determine the legal international norms and to ensure that these norms are maintained independently. In particular, panoramic evaluations will review this evaluation with the increase in the importance of cyberspace with each passing day, the developments in the phenomenon of war and the emergence of the cyber attack crime.

United NationsLawCyber attack+6
Rıza Keskin
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Kyoto döneminde BM'nin rolü: Karbon ticaretinin çevresel etkilerinin iktisadi analizi

Bu çalışmada, ilk olarak Türkiye'nin iklim değişikliğine karşı tutumu ve yeni bir piyasa olan karbon ticaretine yaklaşımını inceleyebilmek için, röportaj yöntemi kullanılarak betimsel analiz yapılmıştır. Sonrasında ise Kyoto Protokolü'nü imzalayan ülkeler için 1984-2004 ve 2005-2011 tarihleri arasında kişi başına CO2 emisyonları ve reel kişi başına GSYİH arasındaki ilişki panel DOLS yöntemiyle analiz edilmiştir. Betimsel analiz sonucunda, iklim değişikliğinin kişilerin, ülkelerin tüketim alışkanlıkları ve hayata bakış açıları ile alâkalı olduğu anlaşılmıştır. İnsanlar somut olarak iklim değişikliğinin etkileriyle karşılaştıkça farkındalık sağlanacak ve iklim değişikliğini önlemek için ulusal ve uluslararası çabalar artacaktır. Ekonometrik uygulamaların sonucunda, CO2 ve gelir arasında eşbütünleşme ilişkisi ve bağımsız değişken lnG'nin, bağımlı değişken lnC üzerinde pozitif etkilediği sonucuna ulaşılmıştır.

Birleşmiş MilletlerEkonomik analizKarbon+5
Yağmur Uzoğlu
Çankırı Karatekin Üniversitesi · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin daimi üyelik, temsiliyet ve veto hakkı tartışmaları çerçevesinde reform ihtiyacı

Devletler arasındaki işbirliği gereksiniminin kaçınılmaz hale gelmeye başlamasından bu yana, uluslararası örgütler uluslararası ilişkilerin en önemli aktörlerinden biridir. Her ne kadar devletlerin çıkarları uluslararası ilişkilerde belirleyici konumda olmaya devam etse de, ister bu çıkarlar için bir mekanizma görevi üstlensin isterse doğrudan bu çıkarları etkileyen bir faktör olsun, uluslararası örgütler sistemin vazgeçilmez parçalarıdır. En kapsamlı uluslararası örgüt olan Birleşmiş Milletler, iki savaş arası dönemde Milletler Cemiyetinin başarısız olması sonucu çok daha etkili bir örgütün kurulması fikri ile ortaya çıkmıştır. Birleşmiş Milletler de, Milletler Cemiyet gibi savaşı kazanan devletler tarafından oluşturulan bir örgüt olma özelliğine sahiptir. Bundan dolayıdır ki, hakim devletler Birleşmiş Milletler bünyesinde önemli konumlar elde etmişlerdir. Özellikle Güvenlik Konseyi'nde daimi üyelik ve veto hakkı gibi ayrıcalıklar, örgüte egemen olma noktasında hakim devletlere büyük bir avantaj sağlamaktadır. Tartışma konusu oluşturan bu unsurlar, dönemin şartları göz önünde bulundurulduğunda anlaşılabilirdir. Fakat aradan geçen 70 yılın ardından dünya düzeni değiştiği gibi Birleşmiş Milletlerin yapısı da değişim göstermektedir.Bu bağlamda tez çalışması; Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nin reform gereksiniminden hareketle, reforma yönelik talep ve önerileri, reforma yönelik olumlu ve olumsuz tepkilerle ilişkilendirmek ve ortaya bir sonuç koymak amacıyla gerçekleştirilmiştir.

Birleşmiş MilletlerBirleşmiş Milletler Güvenlik KonseyiGüvenlik Konseyi+6
Ömer Çolak
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin Türkiye çocuk koruma sistemi üzerindeki etkilerinin Aanalizi

Çocuk alanında uluslararası taahhüt, sözleşme ve yaptırım mekanizmalarının ortaya koyduğu kurallar ve uygulamalar, nihayetinde evrensel bir nitelik taşıyan Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin ortaya çıkmasına ön ayak olmuştur. Bu Sözleşmeye taraf olan devletlerin kendi iç hukuklarına ve uygulamalarına ilgili hükümleri yansıtmaları önem arz etmektedir. Bu araştırma, Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin Türkiye çocuk koruma sistemi üzerindeki etkilerini analiz etmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda Sözleşme'nin Türk mevzuatına yansımaları ve uygulayıcı aktörler tarafından bilinme derecesi ve farkındalığı belirlenmiştir. Hukuki metinlerin karşılaştırmalı olarak çözümlendiği araştırmada uygulayıcı aktörlerin cinsiyet, deneyim ve meslek uzmanlıkları bakımından konuya yaklaşımları anket tekniği ile ölçülmüştür. Çalışmamız uluslararası alanda çocuk politikalarına olan uyum hususunda Türk mevzuatının Türkiye'deki çocuk koruma sistemi pratiklerinden daha ileride olduğunu ileri sürmektedir. Hem mevzuat hem de uygulayıcı aktörler açısından önemli eksiklerin bulunduğuna dair önemli göstergeler de söz konusudur. Araştırma sonucunda Türkiye'nin çocuk koruma sistemi içerisinde uyguladığı kamu politikalarının daha işlevsel ve verimli hale gelebilmesinin imkânlarına yönelik görüş ve öneriler geliştirilmiştir.

Birleşmiş MilletlerKamu HukukuTürk Hukuku+4
Zeynep Seda Gündoğdular
Manisa Celal Bayar University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Filistinli sivil toplumun ve uluslararası toplumun gözünden UNRWA

Bu çalışmanın dört temel amacı vardır. 1- Filistinlilerin nasıl çevre ülkelerde ve kendi topraklarında mülteci durumuna düştüğünü anlatmak; 2- Filistinli mültecilere yardımda bulunmak için kurulan UNRWA'in kuruluşu, hedefleri ve faaliyetlerini anlatmak; 3- Filistinli sivil toplum kuruluşlarının (STK) UNRWA'e ve faaliyetlerine bakışını incelemek; 4- Filistin konusunda en faal olan devletlerin UNRWA konusunda bakış açılarını analiz etmektir. Araştırma nitel yöntem aracılığıyla yazılmıştır. Filistinli STK'lar ile ilgili bölümde STK temsilcileri ile yapılan mülakatlar, devletlerin UNRWA ile ilgi görüşlerinin anlatıldığı bölümde ise daha çok web kaynakları ve ikincil eserler kullanılmıştır. Sonuç olarak tez şu önemli bulguya ulaşmıştır: Her ne kadar UNRWA Filistinlilere hizmet hususunda faydalı olmuşsa da, Filistinlilerin kendi topraklarında da mülteci konuma düşmelerinin tüm dünyada kabul görmesine yol açmış ve Filistinlilerin Filistin'deki statülerini ciddi anlamda tartışılır hale getirmiştir. Bu ise İsrail'in politikaları ile uyum içindedir. Bu tezde incelenen devletler ise UNRWA'in varlığının devam ettirilmesi hususunda farklı fikirlere sahiptir. Anahtar kelimeler: Filistin, Birleşmiş Milletler, Türkiye, UNRWA, İsrail

Birleşmiş MilletlerFilistinFilistin mültecileri+7
Sait Ali Arslan
Hasan Kalyoncu University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kore Savaşı ve Gaziantep Kore gazileri

Jeopolitik ve jeostratejik açıdan önemli olan Kore Yarımadası tarih boyunca saldırılara, savaşlara ve işgallere hedef olmuştur. İkinci Dünya Savaşı öncesinde ve sırasında Japon işgalinde olan yarımada, savaş sonunda Japon askerlerinin teslim alınması bahanesiyle ABD ve SSCB tarafından işgal edilmiştir. İkinci Dünya Savaşı sonrasında uluslararası değişen dengeler sonucunda dünya siyasetinde iki hakim güç olarak ortaya çıkan ABD ve SSCB, Kore'de güç mücadelesine girmişlerdir. Kore yarımadası ABD etkisindeki bölge Güney Kore, SSCB kontrolündeki bölge Kuzey Kore olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Kuzey Kore'nin Güney Kore'ye saldırması ile 25 Haziran 1950'de başlayan savaşta, bölgede barışı sağlayabilmek için Birleşmiş Milletler aktif rol üstlenmiştir. Birleşmiş Milletler üyesi olan Türkiye bu savaşa bir tugay asker vererek katılmıştır. İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra SSCB'nin tehditlerine maruz kalan Türkiye'nin Kore'ye asker gönderme kararının ülke içinde ve dışında çeşitli yankıları olmuştur. Bir taraftan dünya barışına katkıda bulunmaya çalışırken bir taraftan da ülke güvenliği için NATO'ya girmeye çalışan Türkiye, Kore Savaşı'nda gösterdiği kahramanlıklarla tarihe kazılmış olan ününe ün katmıştır.Anahtar Kelimeler: Kore Savaşı, Türkiye'nin Kore Savaşı'na Katılması, Kore Gazileri, Gaziantep Kore Gazileri.

Birleşmiş MilletlerGaziantepGaziler+4
Nevin Evrim Küçük
Gaziantep University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessEN

The role of international organizations on disarmament of the Korean Peninsula: The cases of un and Asean

The aim of this thesis is to analyze the role of international organizations on the disarmament of the Korean Peninsula. Since they are closely related to security of the Korean Peninsula, the UN and the ASEAN are taken as cases and their roles are examined using a comparative method. Initially, the concept of disarmament was separated from the concepts of arms control and non-proliferation, and conceptual confusion was tried to be eliminated. In addition, the boundaries of the disarmament concept mentioned in the study were specified. General and complete disarmament, which means the complete elimination of WMDs and a significant reduction in conventional weapons, was chosen to prevent the problem in the peninsula from being reduced to nuclear weapons of North Korea, alone. In order to provide a theoretical framework for the role of UN and ASEAN, the approaches of international relations theories towards disarmament have been tried to be detailed. Then, historically, international disarmament attempts are explained, and the active role of the UN has been paid attention. Here again, arms control and non- proliferation initiatives, which are often confused with disarmament attempts, are tried to keep out. After the theoretical framework was formed, the historical armament process of North Korea and South Korea was explained. The main purpose here is to understand what kind of developments have prompted the two Koreas to focus on defense. For this reason, cultural, historical, and strategic perspectives on the perception of threat in the Korean Peninsula are also mentioned. It was concluded that, in addition to the nuclear weapons of North Korea, the conventional armament of South Korea and the military existence of the US constitute an obstacle to peace in the peninsula. Finally, the relations of ASEAN and UN with the two Koreas and their involvement in the security of the Korean Peninsula are examined. The initiatives of the UN in the disarmament of the region are generally shaped within the framework of international cooperation. It has become clear that the role of the UN is parallel to the liberal perspective on ensuring disarmament. ASEAN, relying on the power of discourse and norms, has made efforts in line with the position of the constructivist theory on disarmament. However, it has been revealed that the efforts of these two international organizations are mainly concentrated on North Korea's nuclear program. Keywords: Korean Peninsula, disarmament, ASEAN, UN.

Association of Southeast Asian NationsUnited NationsSouth Korea+3
Sıla Selin Türkel
Ankara Social Science University
2021
00
Master'sOpen AccessEN

A cognitive approach to foreign policy analysis: Indonesia's role as a non-permanent member of the United Nation Security Council in 2019-2020

Elected as a non-permanent member of the United Nations Security Council (UNSC) for the fourth time, Indonesia as a middle power presented a national role as a "True Partner for World Peace" in 2019-2020. Indonesian decision-makers cognitively perceived this role as important to achieve Indonesia's core national interests. By using a cognitive Foreign Policy Analysis (FPA) approach called Breuning's national role conception, Indonesia's role is influenced by the intertwined ideational and material factors. On the one hand; Indonesia's identities as a developing country, the largest Moslem population, and the third largest democracy; independent and active principles that have been preserved as the culture of foreign policy practice; as well as domestic awareness and support; perceived as part of the ideational factors emanating from the domestic sphere. On the other hand; multilateral power or Indonesia's diplomatic participation and position in various multilateral forums, as well as opportunities to engage internationally for the intermediate powers; perceived as the material factors originating in the international system. This thesis also finds that in the role perception and implementation, Indonesian decision-makers remained cognitively consistent and pragmatic, meaning that Indonesia's role in the Council for the 2019-2020 period was satisficing in accordance with Indonesia's core national interests in pursuing global peace and was based on Indonesia's position as a non-permanent member. Keywords: Indonesia, United Nations Security Council, 2019-2020, national role conception, cognitive Foreign Policy Analysis

United NationsUnited Nations Security CouncilIndonesia+2
Saif Robbanı
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

A study of the United Nations' peace initiatives on the Palestinian- Israeli issues

Considering the historical background and purpose of the United Nations, it is a historical duty for the United Nations to take steps to resolve the Palestinian-Israeli conflict. Indeed, although the United Nations has made a breakthrough with many resolutions and diplomatic efforts in this direction, the United Nations has focused on how to ensure security in the region for Israel. Therefore, the United Nations seems to have turned a blind eye to the Palestinian-Israeli conflicts. On the other hand, Israel has known to turn the privileged structure bestowed on itself in favour and expand the occupation areas in the Palestinian region. The complicated layout in Palestine became more complex, and most of Palestine began to fall under the hegemony of Israel. Subsequently, an ineffective United Nations has emerged in Palestine and remained behind Israel's dominant position. At the same time, this situation caused the United Nations to be passive toward Israel in Palestine territory. Thus, Israel has led the way in the peace process to be long-lasting peace process by not complying with the many initiatives like resolutions and diplomatic efforts made by the United Nations for the peace process. Indeed, Israel had done its best to ensure these initiatives were unsuccessful. Of course, this was not the only reason, but Israel was one of the main reasons blocking the peace process for solving Palestinian-Israeli issues. At this point, the thesis will investigate the main structure of the United Nations in the shadow of the Palestinian Israeli issues. In this context, special resolutions, which are 194(II), 242, 338, and 478, and diplomatic efforts for peace will be examined, and the background behind their failure will be revealed.

PeacePeacebuildingUnited Nations+5
Esra Kalkan Özhelvacı
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Evaluation of the UN peacekeeping operations in the context of gender approaches

This study evaluates the integration of female soldiers into the Peacekeeping Operations carried out under the umbrella of the United Nations, within the framework of feminist international relations theory. The resolution 1325 on Women, Peace and Security adopted by the United Nations Security Council in 2000, was a development of great importance for women who would take part in Peacekeeping Operations. In the process leading up to the resolution, besides the pressure from the feminist theory and the women's movement, the sexual violence cases seen in the Peacekeeping Operations, which came to the light during that time and created a profoundly bad image for the UN, had a great impact. Because the UN assumed that with the increase in the number of female soldiers, cases of sexual violence would decrease and women would make the missions more peaceful. For this reason, in this study, firstly, the hypothetical relationship established between women and peace was examined within the framework of feminist international relations theory. This study aimed to identify the societal roots of the problems that arise in the inclusion of female soldiers in Peacekeeping Operations. Afterwards, where the United Nations stood among IR theories was identified and the place of the United Nations' women's policies within feminist international relations and the parallels it creates were revealed. As a result of the theoretical examination, the main parallelism was established with liberal international relations theory and liberal feminist international relations theory. However, when it comes to the Peacekeeping Operations, which form the basis of this research, and the reasons behind the inclusion of female soldiers in the operations, it has been detected that the feminist theoretical stance the United Nations is based on is cultural feminism It has been observed that the UNSC Resolution 1325 and the policies carried out within the operations by the organization, establish a direct relationship between women and peace. As a result of these, a categorical placement of Peacekeeping Operations within feminist international relations theory has been aimed to be made, based on the intellectual basis of the deployment of female soldiers. Keywords: United Nations, Peacekeeping Operations, Feminist International Relations, Liberal Feminism, Cultural Feminism

Military operationsSoldiersPeace force+6
Sahra Işıkdemir
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

The status of Bayt al-Maqdis in international law: A studyof the selected UN resolutions

This study has dealt with a distinguished territory, Bayt al-Maqdis, a place at the heart of the world, with the intersection of Africa, Asia, and Europe. It is a prophetic geography for Muslims, Christians, and Jews. Given the importance of the geo-strategic position of Bayt al-Maqdis, where it is at the centre of world power politics, there is no doubt that it would hold the key to war and peace today, tomorrow, and always. After 400 hundred years of relatively steady position during the Ottoman era, the Palestinians' tragedy commenced at the hands of colonial powers at the turn of the 20th Century. They had been 'out of place' in their land. The British pledge to turn Palestine into the homeland of the Jews created great tension in the region. Since the British handed over the question of Palestine to the United Nations in 1946, the issue of the status of Bayt al-Maqdis has been a matter of great controversy. From the very beginning, the United Nations General Assembly and Security Council have adopted numerous resolutions to establish the peace and security in the region. In this study, it has been examined the most significant resolutions and documents in a comprehensive way as part of a more legally informed approach in line with historical methodology.

IslamicjerusalemUnited NationsPalestine+6
İlayda Helvacı
Ankara Social Science University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Küresel gıda krizi nedenleri etkileri ve uygulanan politikaların etkinliği

2006 yılından itibaren hızla artmaya başlayan gıda fiyatları 2008 yılının haziran ayında son 30 yılın en yüksek seviyesine ulaşmıştır. Bu durum özellikle yoksul ülkeleri olumsuz olarak etkilemiş ve gıda güvenliği olarak adlandırılan tehlikeye atmıştır. 1,5 yıl içerisinde 100 milyondan fazla insan açlıkla karşı karşıya kalmıştır. Bu durum pek çok insanı etkilediği için gıda krizi veya gıda fiyat krizi olarak adlandırılmıştır.Gıda krizinin pek çok sebebi vardır. Artan dünya nüfusu, yüksek petrol fiyatları, değişen tüketim kalıpları, tarım sektöründeki altyapı sorunları, spekülatif yatırımlar bu sebeplerin bazılarıdır. Sebeplerin etkileri üzerinde bilim adamları arasında tam bir uzlaşma sağlanamamış olsa da, dünyada özellikle yoksul ülkeleri etkileyen bir gıda krizinin olduğunu herkes kabul etmektedir. Bu sebeplerin dışında gıda krizinin en büyük sebebi satın alım gücünün olmaması başka bir ifade ile yoksulluktur.Gıda krizi özellikle gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeleri etkilemiştir. Özellikle bu ülkelerde yaşayan yoksul insanlar daha fazla desteğe ve yardıma ihtiyaç duymuşlardır. Gıda krizi sebebiyle artan kamu harcamaları bütçe açıklarına sebep olmuş ve bu ülkeler de bütçe açıklarından kurtulabilmek için uluslararası desteğe ihtiyaç duyar hale gelmişlerdir.Birleşmiş Milletler, Dünya Bankası, Uluslararası Para Fonu, FAO yoksul ülkelere yardım eden başlıca uluslararası kuruluşlardandır. Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu gıda krizinin etkilerini azaltmak için milyarlarca dolarlık fon yaratmış olmalarına rağmen politika ve önlemlerinin gıda krizine yol açtığı yönündeki eleştirilerle de karşı karşıya kalmışlardır.Bir ülke Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu'nun yardımına ihtiyaç duyarsa onların kurallarına göre uymak zorundadır. Bu kurallara göre devletin ekonomideki payı azaltılmalı, özelleştirme özendirilmeli, gıda yardımları ve tarım teşvikleri azaltılmalı, ithalatın önündeki engeller kaldırılmalıdır. Bu gibi koruyucu tedbirlerin kaldırılması, ülkedeki işsizliği ve yoksulluğu ciddi şekilde arttırmıştır. Üretilen tarım ürünleri miktarı ve gıda alımını sağlayan gelir düzeyinde önemli azalmalar meydana getirmiş ve gıda krizi özellikle yoksul ülkelerde yıkıcı etkiler yaratmıştır.Anahtar Sözcükler1.Gıda Krizi2.Gıda Güvenliği3.Açlık4.Uluslararası Para Fonu5.Dünya Bankası

Birleşmiş MilletlerDünya BankasıEkonomi+5
Ahmet Ümit Sucu
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Küreselleşme sürecinde uluslararası kuruluşlar ve devlet egemenliği

Egemenlik kavramı uluslararası ilişkiler, kamu hukuku ve siyaset biliminin üzerinde en çok durulan ve tartışmalara sıklıkla konu olan konularının başında gelmektedir. Egemenlikle ilgili genel kabul görmüş bir tanım elde etmenin zorluğunun yanında, kavram tarihsel süreç içerisinde tanımsal farklılıkları bünyesinde barındırmıştır. Bugünün dünyasındaki egemenlik anlayışı, genel olarak, bir devletin ülke toprakları üzerinde yönetme yetkisini kullanma hakkını işaret etmektedir. Bu kavramın hukuksal bir anlamı olduğu kadar siyasi bir anlamı da mevcuttur ve bu iki anlam iç içe geçmiş durumdadır. Egemenlik devletin gücünü nitelemektedir ki, devletler arasında işbirliği sahaları artıkça egemenliğin görünümü ve kapsamı yeniden gündeme gelmektedir.Devletlerarasında işbirliği mekanizmalarının eriştiği derinlik, geleneksel egemenlik algılarını dönüştürmekte ve egemenliğe dair temel verilerin sorgulanması bir zorunluluk haline gelmektedir. Ülkeler arasındaki ekonomik, sosyal ve siyasal ilişkilerin gelişmesi, farklı toplum ve kültürlerin inanç ve beklentilerinin daha iyi tanınması, uluslar arası ilişkilerin yoğunlaşması gibi birbirleriyle bağlantılı konuları içeren küreselleşme süreci, ulus devlet yapısı içindeki siyasi iktidarın etkinliğini azaltmaktadır. Hükümetler; ekonomik nesnelerin, teknolojik yeniliklerin, bilgi ve fikirlerin akışını kontrolde tekel noktasından uzaklaşmakta ve devletlerin müstakil olarak bir hukuk sistemini inşa etme erki zayıflamaktadır.Küreselleşme olgusu, devletlerin uluslararası ve ulus-üstü düzeyde ortak çıkarlarını gözeten ve koruyan örgütlenmelere katılımlarını ön plâna çıkarmaktadır.Gelinen nokta itibariyle dünyada devlet egemenliğinin kurulu modelleri ve uygulamalarına meydan okuyan pek çok aktör bulunmaktadır. Bu paralelde önce evrensel uluslararası örgütlenmeler ardında da Avrupa Birliği örneğinde olduğu gibi uluslarüstü yapılanmalar egemenliğin dönüşümünde rol oynamaktadır. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği örgütlenmeleri, gerek hedefleri gerekse bu hedeflere ulaşma doğrultusunda oluşturulan teşkilâtlanma yapısıyla diğer uluslar arası örgütlenmelerde kaydedilmeyen sui generis uluslararası yapılanmalardır.Özellikle İkinci Dünya Savaşının ardından güvenliğe dayalı işbirliği mekanizmalarına yönelen ilgiyle birlikte, devlet egemenliği sorgulanmaya başlanmış; ortaya çıkan yoğun çatışma sürecinin işaret ettiği şekilde mutlak bir egemenlik anlayışının kişi hak ve özgürlüklerinin ihlaline sebep olabileceği fikri ön plana çıkmıştır. Bu noktada mutlak egemenlik anlayışı uluslararası kuruluşların etki sahası ve temel insan hakları paydaları nispetinde sınırlanmakta ve bir dönüşüm sürecine şahitlik etmektedir.

Avrupa BirliğiBirleşmiş MilletlerBirleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi+7
Levent Ersin Orallı
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
Master'sOpen AccessTR

Halkların kendi kaderini tayin hakkı açısından Kırım sorunu

Halkların kendi kaderini tayin hakkı Birleşmiş Milletler Dönemi'nden önce uluslararası hukukun pozitif bir normu değildi. Birleşmiş Milletler Şartı'nda halkların kendi kaderini tayin ilkesinden bahsedilmesiyle birlikte kavram, uluslararası hukukun pozitif bir normu olmuştur. İlke Birleşmiş Milletler Şartı'nda yer almasına rağmen içeriği hakkında belirsizlikler varlığını korumuştur. İlkenin anlam kazanması daha sonraki süreçte uluslararası örf ve âdet kuralları çerçevesinde Birleşmiş Milletler Genel Kurul kararları ışığında gerçekleşmiştir. Bu süreçte halkların kendi kaderini tayin hakkı sömürgelerin bağımsızlıklarını kazanmasında önemli bir rol oynamıştır. Halkların kendi kaderini tayin hakkının bağımsızlık kavramını içermesi nedeniyle devletler genelde halkların kendi kaderini tayin hakkına mesafeli yaklaşmışlardır. Egemen ve bağımsız bir devlet içerisinde yaşayan etnik ve ayrılıkçı grupların ayrılma haklarını kendi kaderini tayin hakkı çerçevesinde öne sürebilmeleri ihtimali devletleri endişelendirmiştir. Bu nedenle kendi kaderini tayin hakkının geçtiği tüm uluslararası metinlerde mutlaka ülkesel bütünlük ilkesine atıf yapılmıştır. Devletler kendi kaderini tayin hakkına mesafeli yaklaşmışlar ancak kendi siyasi menfaatleri söz konusu olduğunda kendi kaderini tayin hakkını diğer devletlere karşı öne sürmekten de geri kalmamışlardır. Bu durum hakkın gelişim serüvenini bazen aksatmış bazen de bu serüvene zarar vermiştir. Yukarıda verdiğimiz özet bilgiler ışığında Ukrayna'ya bağlı Kırım Özer Cumhuriyeti'nin, Ukrayna'dan ayrılıp Rusya'ya katılmasının halkların kendi kaderini tayin hakkı açısından değerlendirilebilip değerlendirilemeyeceği tartışılacaktır.

BağımsızlıkBirleşmiş MilletlerEtnik unsurlar+5
Furkan Ünlü
Karadeniz Technical University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Mültecilerin hukuki durumuna ilişkin sözleşme ve Türkiye

İnsanların yaşadıkları yerleri baskı ve zulüm korkusu nedeniyle terk etmesi ve yeni yaşam alanları bulmaya çalışması insanlık tarihi kadar eski bir sorundur. Bu sorun için hiçbir zaman kalıcı ve tatmin edici bir çözüm bulunamamıştır. En temel insan hakkı olan yaşam hakkının korunması evrensel hukukun temel ilkelerindendir. Ancak devletler iç ve dış politik kaygıları nedeniyle yeterli hassasiyeti gösteremeyebilmektedirler. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinin 14. maddesinde düzenlenen sığınma hakkı da yaşam hakkıyla sıkı sıkıya bağlıdır. Bu bağlamda sığınma hakkı, yaşam hakkının korunması için kullanılan bir hak olagelmiştir. Biz de çalışmamızda başta yaşam hakkı olmak üzere tüm haklarını korumaya çalışan mülteciler üzerinde duracağız.Çalışmamızın birinci bölümünde öncelikle mülteciliğin tarihçesinden kısaca bahsedilecektir. Daha sonra Türk tarihindeki mülteci hareketleri, Milletler Cemiyeti dönemi, Birleşmiş Milletler dönemi, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği hakkında kısa bilgiler verilecek ve asıl inceleme konumuz olan 1951 Tarihli Mültecilerin Hukuki Durumuna İlişkin Cenevre Sözleşmesi ve 1967 Tarihli Mültecilerin Hukuki Statüsü ile İlgili Protokol bu bölümde özet olarak anlatılmaya çalışılacaktır. Ayrıca yine çalışmamızın birinci bölümünde bölgesel sözleşmeler ile konu ile ilgili Türk Mevzuatında yer alan düzenlemelere ve Türk Yargı Kararlarına yer verilecektir.Çalışmamızın ikinci bölümünde ise 1951 Sözleşmesi ayrıntılı olarak incelenecektir. Bu bölümde mülteci olma şartları, mülteci statüsünü engelleyen sebepler, mülteci statüsünün sona ermesi konuları irdelenecektir.Son bölümde ise, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından belirlenen mülteci statüsünün belirlenmesinde uygulanacak usuller üzerinde durulacaktır.Sonuç kısmında ise olması gereken hukuk açısından dünyada ve ülkemizde mültecilerin yaşadıkları sorunların çözülmesi ve tarihteki acı olayların bir daha yaşanmaması için öneriler ile bize düşen görevler üzerinde durulacaktır.Anahtar Kelimeler:1- Mülteciler,2- Sığınmacılar,3- Zorunlu Göç,4- Geri Göndermeme,5- Sığınma Hakkı

Birleşmiş MilletlerBirleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek KomiserliğiHukuki denetim+6
Volkan Keskinkaya
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
Master'sOpen AccessTR

Birleşmiş Milletler ve Türkiye ekseninde deniz haydutluğu

Bu çalışmada deniz haydutluğu olaylarının arkasında yatan nedenleri ortaya koymak, uluslararası mücadele kapsamında başta ABD olmak üzere, diğer devletlerin ve Türkiye'nin soruna bakış açılarını incelemek, mücadeledeki boşlukları tespit ederek askeri tedbirlerin tek başına yeterli olup olmadığını analiz etmek ve mücadelede etkinliğin artırılması için öneriler getirmek amaçlanmıştır.Bu çalışma kapsamında, deniz haydutluğu kavramsal olarak tanımlanmış, söz konusu suçun nedenleri, yoğun olarak yaşandığı bölgeler ve etki alanları incelenmiş, deniz haydutluğuna karşı verilen mücadele uluslararası hukuk çerçevesinde analiz edilmiş, uluslararası ölçekte alınan güvenlik ve emniyet tedbirleri ortaya konularak mücadeledeki boşluklar saptanmış ve mücadelede Türkiye'nin rolü tartışılmıştır.Bu çalışmada kullanılan yöntem kitap, makale, rapor, haber, dergi ve elektronik kaynak incelemesidir.Çalışma neticesinde, deniz haydutluğu ile mücadelede yabancı devletlerin kendi menfaatleri doğrultusunda deniz alanlarında askeri unsurları ile varlık göstermesinin tek başına yeterli olmadığı, etkin mücadele için deniz haydutluğunun yoğun olarak yaşandığı ülkelerde siyasi istikrar ve ekonomik kalkınmanın sağlanmasının yanı sıra hukuki alt yapı eksikliklerinin de tamamlanması gerektiği sonucuna ulaşılmıştır.

Birleşmiş MilletlerDeniz güvenliğiDeniz ticareti+7
Berrin Koşaner
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye Cumhuriyeti tarihinde Kore Savaşı, önemi, öncesi ve sonrası ile ilgili değerlendirme

II. Dünya Savaşı sonrası Avrupa'da ve dünyada büyük değişiklikler oldu. İki kutuplu yeni bir dünya düzeni ortaya çıktı. II. Dünya Savaşından galip çıkan ve yayılmacı emellerinden vazgeçmeyen Sovyetler birliği,savaş esnasında meydana gelen değişikliklere ve günün şartlarına uymadığını ileri sürerek, 17 Aralık 1925 tarihli Türk-Sovyet Dostluk ve Saldırmazlık Antlaşması'nı, 19 Mart 1945 tarihinde artık uzatmayacağını bildirdi. Bu durumun ortaya çıkardığı gerginlik sürerken S.S.C.B. bu kez 7 Haziran 1945 günü bir nota ile doğu sınırımızda kendi yararına bazı düzenlemeler yapılmasını,Boğazlarda kendisine üs verilmesini ve buranın iki devletçe ortaklaşa savunulmasını Montreux Sözleşmesi'nin yeniden düzenlenmesini istedi.Türkiye, bu önerileri geri çevirdi,ancak S.S.C.B. 8 Ağustos 1946 ve 25 Eylül 1946 tarihlerinde iki nota daha vererek bu isteklerini yeniledi.Stalin önderliğindeki Sovyetler Birliğinin Türkiye'den toprak talebinde bulunması ve Boğazları kontrol etmek istemesi, Türkiye'yi Sovyet emperyalizmine karşı güvenliğini sağlama endişesi de yaratmıştı. Bölgedeki gelişmeleri gören ABD, kendi milli menfaatleri gereği de İngiltere'nin bölgede bıraktığı boşluğu doldurmaya karar verdi.3 Mart 1947 tarihinde Truman Doktrini açıklandı ve doktrin kapsamına Türkiye'nin de girdiği belirtildi. Amerikan Hükümeti, 4 Temmuz 1948 tarihinde, Ankara da bir yardım antlaşması imzalayarak ekonomik yardıma başladı. Bu antlaşmanın imzalanmasından sonra ekonomik işbirliği idaresi, Marshall planı çerçevesinde 1949 -1951 yılları arasında Türkiye'ye yardım yaptı.25 Haziran 1950 sabahı Kuzey Kore'nin, Güney Kore askerlerinin 38 nci paralel boyundaki sınırı geçtiklerini ileri sürerek, baskın tarzında bir taarruzla bütün cephede taarruza geçmeleriyle sıcak savaşa dönüştü.Birleşmiş Milletlerin çağrısı üzerine Türkiye'nin de aralarında bulunduğu on altı devlet tarafından BM kuvvetleri teşkil edildi.Yurdun çeşitli bölgelerinde bulunan birliklerden oluşturulan Türk Tugayının komutanlığına Tuğg. Tahsin Yazıcı, 241nci P.A. Komutanlığına Albay Celal Dora atandı.Türk Tugayı 1950'de başlayan 1953 yılı Temmuz ayında biten ve yaklaşık üç sene süren Kore Savaşında girdiği bütün muharebelerde gösterdiği cesaret ve kahramanlık, bilhassa Kunuri oyalama, Kumyangjangni taarruz, Wegas ileri karakol muharebelerinde Güney Kore'nin egemenliğine kavuşturulmasında çok önemli rol oynamış ve Birleşmiş Milletler Ordusunun moralini yükselterek savaşma azim ve iradesini artırmıştır.Bu bağlamda Türk Ordusu Birleşmiş Milletlerin çağrısına uyarak katıldığı Kore Savaşında, 20. Yüzyılın ikinci yarısında, yalnız Türk Tarihinde değil aynı zamanda dünya tarihinde de özel bir yer edinmiştir.Kore harbi Türkiye'nin demokrasi, hürriyet ve insan haklarına ne kadar önem verdiğinin bir ispatı olmuş ve gösterilen bu başarının bir neticesi olarak Türkiye'nin NATO'ya giriş süreci de başlamıştır.Şüphesiz Türkiye'nin NATO'ya alınmasında en büyük etken, Sovyet yapılanmasına karşı Avrupa'nın güney kanadında modern harp silah ve araçlarıyla donatılmış güçlü bir orduya ihtiyaç duyulması olmuştur. İşte böyle bir ordu, Kore Savaşındaki mücadele azmi ve savaş kabiliyetini ile Türk Ordusu olmuştur.Anahtar Sözcükler1.Marshall Planı2.Birleşmiş Milletler3.Tahsin Yazıcı4.Türk Tugayı5.Kore Savaşı

Birleşmiş MilletlerKore SavaşıMarshall Planı+1
Mehmet Sedat Erkan
Gazi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2009
00

Related subjects